
31
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
A parametric investigation on gate braced frames
This study reported the results of a parametric investigation on the nonlinear behavior of multi-storey reinforced concrete buildings before and after upgraded with gate bracing systems having different eccentricity parameters and configurations. Gate bracing system contains of six members that are symmetrical, and in each side, three members connected to the certain point in the frame bay were employed. Two of them were non-straight diagonal elements while the third one was stretched on one side and connected to the edge of the frame. The case study structures with 2, 4, 6, and 8 storey had the same floor plan (3x3 bays) having the same bay length 5.5 m and storey height 3.3 m for all cases. In the current study, four different eccentricity parameters ranged from 0.2 to 0.8 and eight different configurations of gate bracing over the frame height were introduced. Each bracing part was chosen as circular hollow section with the fixed diameter and wall thickness. A total of 132 frame models (covering 4 without bracing and 128 with gate bracing) were subjected to the nonlinear static pushover analysis. The comparative analysis showed that the lateral load carry capacity of the structure was very close to existing building in 2 storey building in configurations that had no brace in ground floor, but in other cases we noted that decreasing the eccentricity from 0.8 to 0.2 dramatically increased the seismic capacity of all case studied structures.
Comparisons of cement-based grout with geopolymerized (cold-bonded) stabilizer included metakaolin and slag
The objective of this research was to investigate the rheological parameters, hardened properties, setting times of cement based grouts containing geopolymerized stabilizer (metakaolin (MK), slag(SL)) produced from geopolymerization process (cold bonded) and compare it with cement based grout containing (MK, SL). All mixes were made with water-to-binder ratio (W/B) of 1. The replacement of cement by different stabilizer was varied from 0% to 100% (by mass), and dosages of most stabilizers were varied according to rheological performances. The properties investigated in this study were: rheological properties (apparent viscosity, yield stress and plastic viscosity), fresh states (mini-slump, marsh funnel, bleed capacity and final setting time) and mechanical properties (compressive strength, Ultrasonic Pulse Velocity). The results showed that rheological behaviors were affected obviously by surface area, particle size distribution and hydration proses of stabilizers. While strength characteristic affected by dosage rate of MK and hydration process. All stabilizers suspensions behaved as the Bingham fluids and were stable for W/C = 1.0. Results indicate that the use of MK increased yield stress, plastic viscosity and flow time, reduced mini-slump, bleeding ratio and setting times due to the higher surface area associated with an increase in the water demand. MK improved compressive strength at 10% and by mixing with geopolymerized slag stabilizer (GSL). While geopolymerized metakaolin stabilizer (GMK) effect is less than MK and more sufficient fluidity. Whereas the SL and GSL has insignificant change on rheological properties but improved the mechanical properties at 10%, 30% for SL and GSL respectively. Key Words: Grout, rheological, geopolymer, geopolymerized stabilizer, metakaolin, slag
Concrete filled steel tube beams with square sections: Effects of notches on the flexural performance
Bending tests of the Concrete-Filled Steel Tube (CFST) beams with artificial notches has been conducted in this thesis in order to study the effects of the material imperfections which is direct reduce the performances of steel tubes on beam. This thesis presents the results of an experimental study of bending behaviors of CFST beams with notches. The square shape of steel tube with two different thickness has been studied the design limitation; Thicknesses (2mm, 5mm) a total of 26-specimens which is consist of 24-with include notch CFST beams, whilst two tube control without notch. The flexural performance of Self-Compacting Concrete (SCC) filled steel tube beams are examined, the CFST with notches from the top to bottom and sidewall with two different thicknesses and two different lengths of the notch (long and short). The moment carrying capacities, ductility, failure modes, moment - mid-span deflection relations and bending moment capacities. Eventually, the results were illustrated that the notched CFST specimens had lower mechanical performances than the CFST beam specimens without notch. Furthermore, the investigating The performance of the beams decreases as the length of the notch increases for both the thicknesses (2mm,5mm). Keywords: Self-compacted concrete (SCC), Concrete Filled Steel Tube (CFST) beams, notches, flexural strength, ductility.
Termik santral uçucu külünün tuğla dayanımına etkisi
Çeşitli yapı malzemeleri arasında çok eski zamanlardan beri kullanılan tuğla günümüzde de önemini kaybetmemiştir. Tuğla suya dona ve ateşe karşı oldukça dayanıklı olduğundan yapı malzemesi olarak kullanılan temel bir malzemedir. Uçucu kül kömürle çalışan termik santrallerde bacadan uzaklaşan, yanma nedeniyle baca tarafından çekilen gazlarla birlikte yukarıya sürüklenen (uçan) çok ince kül parçacıklarıdır.Bu çalışmada; Turgutlu (Manisa) yöresinde tuğla ve kiremit yapımında kullanılan bir killi zemin ile Soma Termik Santralinden alınan uçucu külün belirli oranlarda karıştırılmasıylaimal edilen tuğlaların çeşitli özellikleri incelenmiştir. Katkısız killi zeminden oluşturulan tuğlaların pişme sıcaklığına bağlı olarak dayanımlarının 0.73 kPa dan 5.24 kPadeğerine kadar arttığı görülmüştür. Kil-uçucu kül karışımlı malzemeden oluşturulan tuğlalarda ise %30 uçucu kül karışımına kadar katkısız zemin ile oluşturulan tuğlalara benzer davranış görülürken, uçucu kül miktarının artmasıyla pişme sıcaklığına bağlı tuğlalardaki dayanım da azalmaktadır.
Gediz havzası sulamalarında etkinlik analizi
Tarımsal üretimi artırmak için sadece sulanan alanların miktarının arttırılması değil, sulama etkinliğinin arttırılması ve hatta kısıtlı su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımının sağlanması da büyük önem taşımaktadır. Dolayısı ile mevcut sulamalarda sulama etkinliğinin değerlendirilmesi gerekir. Bir karar biriminin göreli etkinliğini belirlemek için bir doğrusal programlama tekniği olan Veri Zarflama Analizi (VZA) kullanımı sayesinde, bir sulama bölgesinde suyun verimli kullanılıp kullanılmadığına karar vermek mümkündür.Bu çalışmada, 110 000 ha sulama alanına sahip Gediz Havzası'nda bulunan Ahmetli, Salihli ve Menemen Sulamalarında etkinlik analizlerinin yapılması amaçlanmıştır. Bu amaçla, Aşağı Gediz Havzasında yer alan bu sulamaları işleten toplam 10 adet sulama birliği değerlendirilmiştir. Tarımsal sulamada kullanılan su miktarı (m3) ile sulanan alanın büyüklüğünü (ha) girdi, yıllık toplam üretim değerini (TL) ise çıktı olarak kabul eden girdi yönlü bir VZA modeli sayesinde değerlendirmeler tamamlanmıştır. Analizlerde, EMS (Efficiency Measurement System) bilgisayar yazılımı kullanılmıştır.Analizler 2009-2011 yıllarını kapsayan 3 yıllık veriler eşliğinde yapılmış, böylelikle etkinlik skorlarının yıllar boyunca değişimi incelenmiştir. Sonuç olarak, 2009-2011 yılları arasında havzada bulunan etkin sulama birliği sayısının 3 den 6 ya yükseldiği, ancak Gediz, Mesir ve Salihli Sağ Sahil Sulama Birliklerinin düşük olan etkinliklerini arttıramadıkları belirlenmiştir. Etkin olarak çalışmadığı tespit edilen sulamalarda, etkinliği azaltıcı muhtemel sebepler incelenmiş, mevcut üretim değerine ulaşabilecekleri sulama suyu ve sulama alan miktarları sayısal değerlerle ortaya konmuştur.
Öngerilmeli kompozit ve kompozit olmayan köprü ve viyadük kirişlrerinin farklı kesitler için analiz ve tasarımı
Bu tezde basit mesnetli kompozit otoyol köprü üst yol kirişlerinin analizinde ve projelendirilmesinde kullanılmak üzere bir bilgisayar programı geliştirilmiştir.Program 4 ana standart otoyol köprü üst yapı kiriş çeşidini ele almakta ve bunlarında alt kesit tiplerine göre çözüm yapmaktadır. Bu 4 tip kesit şunlardır. a)Washington state standart otoyol kirişi kesitleri b)Standart AASHTO-PCII tipi otoyol kesitleri c)T.C. Karayolları otoyol V tipi kesitin d) Standart AASHTO-PCI Kutu otoyol kesitleri Program bu kesit çözümlerini ve projelendirmesini AASHTO ve TÜRK şartnamelerine uygun olarak yapar. Bu çalışmada önce bu alanda yapılmış bilgisayar programlar incelenmiştir. Daha sonra, şartnameler, karayolu köprülerine gelen yükler, dağılımları, kesitlerdeki gerilimlerin bulunması ve boylamasına kirişlerin projelendirilmesi konularında gerekli bilgiler verilmiştir. Bu kesitlerin her biri için ayrı ayrı alt kesit tipleri mevcuttur.AASHTO-PCI I tipi 6 nolu kesitinin el çözümü bölüm 3'de verilmiştir. Bu çözümün bilgisayar uygulaması bölüm 4 de verilmiş aynı zamanda V tipi kesitler için de bilgisayar uygulaması bu bölümde verilmiştir. Anahtar sözcükler : Otoyol köprüleri, Basit mesnetli kompozit otoyol köprü kirişleri, Bilgisayar uygulaması.
Improving some geotechnical properties of organic soil by using waste stone powder
In general, improving the quality of life and the progress of industrial revolution adversely affect the urban environment. Recycled waste materials are now widely utilized in geotechnical usage, particularly in soil improvement fields. In this study, stone powder (SP) was used to investigate its effects on the stabilization of organic soil. The waste powder was blended with organic soil at different percentages of 10%, 20%, 35% and 50% by dry weight of mixture. A series of tests such as fall cone test, modified compaction test, unconfined compressive strength test and consolidation test have been performed on the mixtures. The results showed that the liquid limit, plastic limit and plasticity index decreased with the addition of stone powder. For compaction test, the maximum dry density increased by the addition of 50 % of SP and the optimum moisture content has decreased with adding 50% of SP. In addition, the unconfined compressive strength increased with adding stone powder with comparing to untreated soil and the maximum obtained value of unconfined compressive strength was at using 10% of SP. The compression index (cc), swelling index (cs) and the initial void ratio decreased with increasing SP ratio. The volume compressibility mv decreased with adding more SP. Inversely, the consolidation coefficient (cv) increased with the SP addition.
Mesnetlerinden farklı yer hareketi etkisindeki kablolu köprülerin yapı-zemin etkileşim analizi
Bu tez çalışmasında, kablolu köprü türü uzun açıklıklı köprü sistemlerinin dinamik davranışının, yapı-zemin etkileşimi (YZE) ve yer hareketindeki değişim etkileri açısından karşılaştırmalı olarak incelenmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla yer hareketi değişim bileşenlerinden, korelasyon, dalga yayılma ve zemin etkisi ile bu etkilerin birlikte dikkate alındığı analiz durumları için, farklı yer hareketleri üretilmiş ve bu yer hareketleri etkisindeki üst yapının dinamik davranışı yapı-zemin etkileşimi açısından incelenmiştir. Oluşturulan tüm yer hareketi ivmesi kayıtları, 0.5g PSA'ya göre normalize edilmek suretiyle, Eudrocode 8'e uyumlu olacak şekilde belirlenmiştir. Yapı-zemin etkileşimi, sistemi yapısal sistem ve zemin sistemi olmak üzere iki alt sisteme ayıran alt-sistem yaklaşımı kullanılarak dikkate alınmıştır. Alt sistem yaklaşımında üst yapı ve zemin iki ayrı sistem olarak ele alınmış ve her iki sistem için ayrı ayrı yazılan dinamik denge denklemleri, daha sonra üst yapı-zemin ara kesitindeki geometrik uygunluk ve denge koşulları dikkate alınarak birleştirilmiştir. Uygulama amacıyla Güney Kore'de inşa edilen Jindo Kablolu Köprüsü seçilmiştir. Deprem hareketinin değişimine bağlı olarak tanımlanan analizler için yapı-zemin etkileşiminin dikkate alındığı ve ihmal edildiği iki farklı sonlu eleman modeli oluşturulmuştur. Çalışmadan edilen sonuçlar, hem yapı zemin etkileşiminin hem de yer hareketi değişim bileşenlerinin yapısal köprü tepkilerini önemli ölçüde değiştirebileceğini göstermiştir. Bu bakımdan uzun açıklıklı köprü sistemlerinin dinamik analizi yapılırken, yapı-zemin etkileşiminin ve yer hareketindeki değişim etkilerinin dikkate alınması önem arz etmektedir. Bu amaçlarla hazırlanan tez, aşağıdaki bölümlerden oluşmaktadır.Birinci bölümde genel bilgiler üzerinde durulmakta olup, konunun önemi ile ilgili bilgiler verilmektedir.İkinci bölümde çalışmanın amacı, konu ile ilgili daha önce yapılmış çalışmalar ve çalışmanın kapsamı hakkında bilgiler verilmektedir.Üçüncü bölümde çalışmada kullanılacak yer hareketlerinin elde edilmesi ile ilgili teorik formülasyon üzerinde durulurken, uygulama amacı ile seçilen köprünün analitik modeli de oluşturulmaktadır. Ayrıca, yer hareketindeki değişim ve yapı-zemin etkileşiminin dikkate alınabilmesi için geliştirilen bilgisayar programı ile ilgili açıklamalara da bu bölümde yer verilmektedir.Dördüncü bölümde ise, yer hareketi değişim etkilerinin ve yapı-zemin etkileşiminin dikkate alınan kablolu köprü sistemine etkisi elde edilen yapısal tepkilere bağlı olarak irdelenmektedir. Beşinci bölümde çalışmadan çıkarılabilecek sonuçlar ile öneriler verilirken, bu bölümü kaynaklar izlemektedir.
Sonlu şekil değiştirebilen kısıtlı termoelastik cisimlerde dalga yayılması ve kayma bandı oluşumu
Kısıtlı termoelastik ortamda zayıf şok dalgası yayılma hızları ve kayma bandı oluşumu incelenmiştir. Ele alınan ortam bazı deformasyon sınırlamaları bulunan sıkıştırılabilir ortamdır. Bu deformasyon sınırlamaları sıcaklığa bağlı uzama ve saf mekanik uzamazlık kısıtıdır. Zayıf şok dalgalarının hareket denklemi tekillik yüzeyleri teorisi kullanılarak elde edilmiştir. Kısıtlı termoelastik malzemelerin bünye denklemleri, kısıtlı ve kısıtsız kısımların toplamı olarak yazılmıştır. Zayıf şok dalga eşiği üzerindeki bazı değişkenlerin sıçrama ifadeleri, bu değişkenlerin Taylor serisi açılımı kullanılarak yazılmıştır. Termoelastik ortamda zayıf şok dalgası yayılma şartı Duhamel ? Neumann formunda bir şekil değiştirme fonksiyonu kullanılarak elde edilmiştir. Oluşturulan özdeğer probleminin çözümü zayıf şok dalgalarının yayılma hızlarını vermektedir. Zayıf şok dalgası yayılma hızları bazı özel deformasyon durumları için elde edilmiştir. Kayma bandı oluşumu ve kritik uzama oranları tek eksenli, iki eksenli ve üç eksenli çekme durumları için bulunmuştur.
Ahlat ilçesindeki tarihi yapıların yapısal analizi
Tarihi eserler, geçmiş ile geleceği kuvvetle bağlayan paha biçilemez kültür varlıklarımızdır. Aynı zamanda, tarihi yapılar toplumların mühendislik birikimleri, sanat anlayışları ve ekonomik durumlarının da bir göstergesidir. Kültür mirasının korunması ve geleceğe güvenle devredilmesi 21. yüzyılın önemli mühendislik araştırma ve uygulama konularının başında gelmektedir. Birçok medeniyete beşiklik eden Ahlat ilçesinde çeşitli medeniyetlere ait çok sayıda tarihi eser bulunmaktadır. Çalışmada öncellikle bölgenin jeolojisi ve depremselliği hakkında bilgiler verilmiştir. Ahlat'ta bulunan tarihi eserlerde kullanılan Ahlat Taşı'nın genel özellikleri belirtilmiştir. Ahlat ilçesinde yer alan tarihi eserler hakkında bilgiler verilmiştir. Çalışma ile bu yapıların yapım teknolojileri hakkında bilgiler verilmiştir. Çalışmada dikkate alınan tarihi eserler için yerinde ölçümler yapılarak bu eserler için haritalandırma işlemi yapılmıştır. Bu yapılar için oluşturulan gözleme dayalı yapısal analiz formu her bir yapı için ayrı ayrı doldurulmuştur. Yapıların mevcut durumları belirlenerek yapılarda oluşan yapısal hasarlar ve nedenleri ortaya konmuştur. Seçilen farklı türdeki (mezar taşı, kümbet, köprü, minare ve imarethane duvarı) birkaç tarihi eser için sonlu elemanlar yöntemi kullanılarak modellemeler yapılarak bu yapıların deprem analizleri yapılmıştır. Bu yapıların sismik davranışları belirlenerek öneriler yapılmıştır. Oldukça zengin bir tarihi mirasa sahip Ahlat ilçesinde yer alan tarihi eserlerin izlenebilmesi ve değerlendirilebilmesi açısından bu çalışma ayrı bir öneme sahiptir.
Ahlat bölgesi bazaltik traki andezitlerinin esnek kaplama tabakalarında agrega olarak kullanılabilirliğinin araştırılması
Bu tez çalışmasında, Ahlat ilçesi ve çevresindeki bazaltiktrakiandezitlerin esnek kaplama tabakalarında agrega olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Bu sebeple bölgeden alınan bazaltiktrakiandezit örnekleri üzerinde çeşitli kimyasal ve fiziksel deneyler yapılmıştır. Testler, Karayolları Teknik Şartnamesi (KTŞ) ve uluslararası standartlara (TS EN, AASHTO) uygun şekilde yapılmıştır. Kimyasal analizlerde, kayaçların ana oksit bileşimleri (SiO₂, Fe₂O₃, Al₂O₃ vb.) ve bu bileşimlerin taşın özellikleri üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Fiziksel deneylerde ise yoğunluk, su emme oranı, Los Angeles aşınma testi ve donma-çözülme dayanıklılığı gibi değerler incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar, bazaltiktrakiandezitlerin yol üstyapısında kullanılan agregalar için gerekli teknik şartlara büyük ölçüde uyum sağladığını göstermiştir. Bu çalışma, hem yerel kaynakların yol yapımında etkin kullanımını teşvik etmekte hem de Ahlat bölgesinin ekonomik potansiyelini artırmaya yönelik öneriler sunmaktadır.
Sürdürülebilir kentsel dönüşüm kapsamında Üsküdar Meydan örneği
Kentsel dönüşüm yapı stoğunun iyileştirilmesi, kentsel dokunun yaşatılması, sosyo-kültürel açıdan önemi, depreme dayanıklı yapıların yapılması, yaşanabilir bir toplum hedeflemesi bakımından özellikle ülkemiz açısından son derece önemlidir. Kentsel dönüşümün uygulamada yaşanan sorunların çözümü, refah seviyesi yüksek ve yaşanabilir, sürdürülebilir bir kent ölçeğinde olması adına toplumun bütün kesimi sürece dahil olmasıyla mümkündür. Sürdürülebilir kentsel dönüşüm sosyal, çevresel ve ekonomik faktörleri göz önünde bulundurarak sağlanabilir. Ayrıca sürdürülebilir kentsel dönüşüm olması bakımından akademik çalışmalar, sempozyumlar, paneller yapılarak toplum bilinci sağlanmalı ve süreç bu şekilde gündemde tutularak desteklenmelidir. Son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle birlikte yenilenebilir enerji kaynaklarının fizibilitesinin değerlendirilip verimli ve etkin bir şekilde kullanılması kentsel dönüşümün, sürdürülebilirliğin tamamlayıcısı olarak değerlendirilebilir. Bundan dolayı halkın sürekli kullandığı meydan gibi mekanlarda yapılan dönüşümün sürdürülebilir, modern, yenilikçi anlayışlarla ve tarihi değerleri koruyarak olması vazgeçilmezdir. Üsküdar Meydan örneğimizin aydınlatma direklerinde güneş panelleri kullanılarak enerji üretip aydınlatmada kullanılması durumunda; ekonomik kazanç sağlanması, güneşten faydalanarak enerji üretme, ülkemizin sınırlı olan enerji kaynakların israfının önlenmesi, yenilenebilir enerji kaynakları kullanılarak sürdürülebilirlik sağlanmış olacaktır.
Karbon elyaf ile yapısal güçlendirme
Günümüzde yapılar birçok nedenden dolayı hasar görmektedir. Hasar gören yapılar vedüşük standartlara sahip yapıların onarımı ve güçlendirilmesi tüm dünyada hızla gelişmekteolan konulardan biri haline gelmiştir. Yapılarda kullanılabilen güçlendirme tekniklerindenKarbon Fiber metodunun inşaat alanındaki kullanımı hızla artmaktadır.Bu çalışma kapsamında güçlendirme malzemesi olan karbon elyafın beton numunelerve betonarme yapıdan alınan karot numuneler üzerindeki dayanımlılık etkisi laboratuarortamında mukayese edilmiştir. Ayrıca karbon elyaf, epoksi yapıştırıcısı kullanılarak aynı betonstandardına sahip farklı numuneler üzerinde farklı sarım teknikleri uygulanarak deneye tabitutulmuştur. Bu deneyler neticesinde genel olarak karbon elyaf ile sargılanan numunelerdennispi olarak düşük dayanıma sahip özel bir binadan alınan karot numuneleri, hazır betonsantralinden alınan standart silindir numunelere göre daha sünek ve oransal olarak dayanımbakımından daha iyi performans göstermiştir.Birinci bölümde çalışmanın amacı ve kapsamı ayrıntılı şekilde belirtilmiştir.İkinci bölümde bu konuda daha önce yapılan çalışmalara değinilmiştir.Üçüncü bölümde malzeme bilgisi kapsamlı bir şekilde anlatılmıştır ve beton numunelerüzerinde karbon elyafın etkisini inceleme amacıyla yapılan deneysel çalışma bulunmaktadır.Dördüncü Bölümde bu deneysel çalışmanın deney sonuçları verilmiştir.Beşinci Bölümde bu çalışmanın sonuçlarının değerlendirilmesi ve bu konu ile tartışmaverilmiştir.Anahtar Kelimeler: Karbon Elyaf, Beton, Mukavemet, Süneklik, Güçlendirme.
Sulama suyu amaçlı haznelerin en iyi işletme politikalarının doğrusal model ile belirlenmesi
Küçük havzalardaki hidrolojik olayların matematiksel modeli
Yumuşak zeminler üzerindeki yol dolgularında konsolidasyonun hızlandırılması
Ulaşım yapılarının yumuşak zeminler üzerine inşa edilmeleri durumunda taşıma gücü ve oturma problemleriyle sıklıkla karşılaşılabildiği bilinen bir gerçektir. Ulaşım yapılarında inceleme noktalarının aralıklarının bina tipi yapılara göre oldukça fazla olması sondaj ve sondalama sonuçlarına göre tasarım yapıldıktan sonra bazen küçük, bazen de orta ölçekte öngörülemeyen problemleri ortaya çıkarabilmektedir. Ortam çok yumuşak olduğunda ani göçmelerle karşılaşılabilmekte, sıkışabilirliğin fazla olması durumunda ise uzun vadede gerçekleşen oturmaların telafi edilmesine yönelik tekrar tekrar dolgu yapılması ve böylece tamir masraflarının sürekli devam etmesi yanında en azından seyahat sırasında konforun bozulması durumları ortaya çıkabilmektedir. Doğal zemin kesitinde yumuşak zeminlerin kalınlığının az ve yüzeye yakın olma durumlarında çözüm olarak zemin kaliteli dolgu malzemesiyle değiştirilebilirken, yumuşak zeminlerin kalınlığının fazla olması durumunda perdelerle zemini kısıtlama veya drenlerle konsolidasyonu hızlandırma gibi çok farklı seçenekler mümkün olabilmektedir. Bu çalışma kapsamında üst katmanlarında çok yumuşak zeminlerin bulunduğu bir kesitte çok yüksek olmayan bir kalınlıktaki dolgunun sebep olduğu problemler ve çözüm yolları irdelenmektedir. Yaklaşık elli km uzunluğa sahip Adapazarı - Karasu duble yolunun Sinanoğlu bölgesinde yaklaşık iki yüz metre uzunluğunda bir kısımda yapılan iki metrelik dolgu bir metreyi aşan oturmalara ve altında bulunan menfezlerin kırılmasına neden olmuştur. Yol imalatı bittikten sonra yapılan gözlemler yolun uzun seneler boyunca tamirat amacıyla defalarca hizmete kapatıldığını göstermektedir. Bu bildiride, Plaxis iki boyutlu yazılımı kullanılarak benzer bir kesitte öncelikle doğal durumda taşıma gücü aşılması ve oturma problemi ortaya konmakta, sonrasında ise alternatif çözümler sunularak sonuçlar irdelenmektedir. Yapılan analizlerde yumuşak zeminlerde dolgunun yapım hızının önemli olduğu ve hızlı dolgu yapımının göçmelere sebep olduğu gösterilmiştir. Bunun yanında dolgu yapıldıktan sonra oluşan fazla boşluk suyu basınçlarının sönümlenmesi için bekleme süresinin dren kullanımı ile radikal bir biçimde azaltılabildiği, ayrıca dren boylarının da sönümlenme süresini etkilediği ortaya konmuştur.
Farkli yapay zeka yöntemleri̇yle günlük akarsu akim değerleri̇ni̇n tahmi̇ni̇-Haldi̇zen Deresi̇ örneği̇
Su kaynaklarının planlanmasında ve su yapılarının yönetiminde ileriye yönelik tahmin yapabilen bir metodun kullanılması büyük bir önem taşımaktadır. Özellikle uzun süreli tahmin yapabilmek, su kaynakları uygulamalarında, çevre korumasında, kuraklık yönetiminde, su kaynaklarının kullanılmasında, sulamanın büyük önem taşıdığı rezervuar yönetimlerinde, hidroelektrik enerji üretiminde ve sürdürülebilir su kaynaklarının geliştirilmesinde üreticiye ve kullanıcıya uygun bir planlama ve yönetim imkanı sağlayabilmektedir. Bu tezde su kaynakları ve su yapıları çalışmalarında en önemli parametre olan akım değerleri, ileriye yönelik akım değerleri tahmininde kullanılmıştır. Genellikle haftalık veya aylık akım verileri ile işlem yapmak bu verilerin varyansları az olduğundan daha yaygın kullanımı olsa da asıl ihtiyaç duyulan daha kısa süreli (günlük veri gibi) verilerin modellenmesidir. Bu amaçla Doğu Karadeniz Havzası'nda yer alan Haldizen Deresi'nin 1998-2009 yılları arasında günlük olarak ölçülmüş olan akım verileri kullanılarak modelleme yapılmış ve günlük verilerle kısa süreli planlamalara ışık tutulmaya çalışılmıştır. Modellemede; İleri Beslemeli Geriye Yaymalı Çok Katmanlı Yapay Sinir Ağları (ÇK-YSA), Temel Bileşenler Analizi Yapay Sinir Ağları (TBA-YSA), Zaman Gecikmeli Öz Yineli Yapay Sinir Ağları (ZGÖ-YSA) metotları kullanılarak ileriye yönelik akım tahminlerinde bulunulmuştur. Bu yöntemler arasında en uygun olanı farklı performans kriterleri ile belirlenmiş, tablolar ve grafikler halinde sunulmuştur. Anahtar Kelimeler :Çok Katmanlı Yapay Sinir Ağları, Günlük Akım Tahmini, Haldizen Deresi, Temel Bileşenler Analizi Yapay Sinir Ağları, Zaman Geciktirmeli Özyineli Yapay Sinir Ağları
Tarihi Meram Köprüsünün sonlu elemanlar yöntemi ile modellenerek dinamik davranışlarının incelenmesi
nsanlık tarihi boyunca ulaşım en önemli faaliyetlerden birisi olmuştur ve olmaya devam edecektir. Canlı ve cansız varlıkların bir yerden başka yere gitmesi ya da aktarılması olarak bilinen ulaşım; karayolu, demiryolu, denizyolu ve havayolu kullanılarak gerçekleştirilebilmektedir. Ulaşımın sağlanmasına yarayan yapılardan biri de köprülerdir. Köprüler aracılıyla akarsu, vadi, karayolu vb. engeller aşılabilmektedir. Deprem, ne zaman meydana geleceği belirlenemeyen ve yer kabuğundaki ani kırılmalar sebebiyle ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar şeklinde yayılmasıyla yeryüzünü sarsması sonucu oluşan doğal bir olgudur. Deprem diğer mühendislik yapılarını etkilediği gibi tarihi köprüleri de etkilenmekte ve zarar verebilmektedir. 6 Şubat Kahramanmaraş Depremlerinde hasar alan tarihi köprüler deprem etkisinin yadsınamaz bir kanıtı niteliğindedir. Köprülerde diğer mühendislik yapıları gibi deprem karşısında durabilitesini korumalıdır. Ancak tarihi köprüler bugünkü betonarme ve çelikten yapılmış veya sismik izolasyonla donatılmış köprüler gibi sismik olaylara dayanacak şekilde inşa edilmemişlerdir. Bundan dolayı meydana gelmiş ve gelecek olan depremlere karşı tarihi yapıların hem yapısal bütünlüğünün korunması hem de yapısal hasarlarının en aza indirilmesi için önlemler alınmalıdır. Tarihi yapıların taşıma kapasitelerinin, hizmet ömürlerinin ve güvenilirliklerinin bilinmesi çok önemlidir. Ancak var olan yapıların yapısal parametrelerinin tam olarak belirlenmesi zordur. Mekanik özellikler elde edildikten sonra köprünün tamamı ya da bir elemanı üzerinde teorik ve deneysel çalışmalar yapılarak tarihi köprünün deprem davranışı karşısında nasıl tepki verdiği hakkında öngörüde bulunulabilir. Yapılan bu tez çalışmasında tarihi Meram Köprüsü sonlu eleman programı olan ABAQUS' de makro modelleme yöntemi kullanılarak modellenerek hem modal analiz ve hem de deprem analizi yapılmıştır. Köprünün deprem etkisi altındaki davranışı test edilmiş ve tarihi köprünün dinamik karakteristikleri olan frekans ve mod şekli belirlenmiştir. Aynı zamanda köprüler hakkında genel bilgiler anlatılmış, yığma köprülerin oluşturan elemanlara, yığma köprülerde kullanılan malzemelere ve yığma köprülerde kullanılan modelleme yöntemlerine değinilmiş, dinamik parametreler ve bu parametrelerin elde edilmesi hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca literatürde yer alan tarihi köprülerin teorik analizleri incelenmiştir. Sonuç olarak maksimum yer değiştirmelerin kemerlerde ve mesnetlerde oluştuğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Abaqus, deprem, dinamik parametre, sonlu eleman, tarihi köprü, teorik analiz.
Çavuşbaşı granodiyoritinde mekanik yöntemlerin kullanımı ile kaya-zemin ayrımı
ÖZET Anahtar Kelimeler: Ayrışma; Kaya - Zemin ayırımı; Mekanik Özellikler; Boşluk suyu basıncı parametreleri ÇAVUŞBAŞI GRANODİYORİTİNDE MEKANİK YÖNTEMLERİN KULLANIMI İLE KAYA - ZEMİN AYIRIMI Sakarya Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, İnşaat Mühendisliği Anabilim Dalı, Geoteknik programında doktora tezi olarak hazırlanan bu araştırmanın amacı; Çavuşbaşı granodiyoritine uygulanan kaya - zemin ayırımının mekanik ölçümlerle sayısal olarak yapılmasıdır. Bu amaçla konunun kapsamı; çözüm için bulunan çeşitli yöntem ve bağıntıların irdelenmesinden oluşmaktadır. Çalışma konusu olan granodiyorit, fiziksel ve petrografik özellikleri ölçülerek altı farklı ayrışma evresine ayrılmış ve mekanik deneylere tabi tutulmuştur. Her ayrışma sınıfının sınırı, boşluk geometrisi ve boşluk suyu basıncı parametreleri B ve A ile sayısal olarak belirlenmiştir. Bu parametrelerin anlamı; ayrışma indeksleri ve kimyasal indeksler ile kontrol edilmiştir. Ayrıca, fiziksel ve mekanik özellikler elde edilen indeksler ile karşılaştırılarak belirli bir ayrışma evresinden sonra kayadan zemine tüm ayrışma evrelerinin özellikleri sayısal olarak belirlenmiş ve bu özellikler ile boşluk suyu basıncı parametreleri karşılaştırılmıştır. Sonuçta, killeşme göstermeyen granodiyoritte kaya özelliklerinin yitirildiği limit sayısal olarak belirlenmiştir.
İnşaat projelerinin güvence altında ve zamanındaödenmesi için akıllı sözleşme sistemlerinin geliştirilmesi
Delay in progress payment is a widespread problem in the construction industry which adversely affects the entire processes of the projects. Difficulties in the cashflow of the contracts, and consequently the subcontractors are the main consequences of delayed payments. Despite its significance, few research focused on development of methods guaranteeing timely payments of the participants throughout the project. Recent developments in blockchain and smart contract technologies presents a potential for development of a secure platform for the construction projects. Smart contract based payment systems not only provides an opportunity for minimizing the payment problems, but also enables building trust among the project parties for successful completion of construction projects. By taking advantage of the blockchain and smart contract technologies, this thesis aims to design and develop smart contract-based payment systems for guaranteed and timely payment of construction projects. A Smart Contract System for Security of Payment of Construction Contracts (SMTSEC)is presented to ensure security of payment of construction progress payments. , BIM-smart-contract-based progress payment system (BIMSMRTPAY) is developed to expedite the conventional progress payment process and to minimize potential payment disputes. The smart contract based retention payment system (RETPAY) is designed to expedite and automate the retention payments. The contributions and limitations of the SMTSEC, BIMSMRTPAY, and RETPAY are illustrated and discussed through case projects.
Killi zeminlerde kıvam limitlerinin ve kompaksiyon parametrelerinin ısı ile değişimi
ÖZET Y. Lisans Tezi KİLLİ ZEMİNLERDE KIVAM LİMİTLERİ VE KOMPAKSİYON PARAMETRELERİNİN ISI İLE DEĞİŞİMİ Lale YILMAZ Atatürk Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü İnşaat Mühendisliği Anabilim Dalı Danışman : Yrd. Doç. Dr. Özcan TAN Killi zeminler, gerek tane büyüklüğü gerekse mineralojik yapısı ile diğer zemin gruplarına göre oldukça farklı ve değişken özelliklere sahip zeminlerdir. Killi zeminlerin değişik koşullardaki mühendislik özelliklerini araştırmak sürekli ilgi çeken bir konu olmuştur. Killi zeminlerde; su muhtevasının ya da ismin değişimi zeminin bir takım özelliklerinde önemli değişiklikler meydana getirmektedir. Değişik sıcaklıklarda ısıtılması sonucunda mineralojik yapı değişmekte ve buna bağlı olarak geoteknik özelliklerde de farklı davranışlar görülmektedir. Bu çalışmada, Oltu (Erzurum) bölgesinden getirilen iki farklı kilin tane birim hacim ağırlık, likit limit, plastik limit, optimum su muhtevası ve maksimum kuru birim hacim ağırlığın ısı ile değişimi deneysel olarak araştırılmıştır. Deneylerde sıcaklıklar; 100, 200, 250, 300, 400, 500, 600, 700, 800, 1000°C olarak seçilmiş ve standartlara uygun olarak deneyler yapılmıştır. Deneyler sonucunda; incelenen parametrelerin sıcaklıkla değişim grafikleri çizilmiş, iki farklı kil örneklerinin ısı altındaki davranışları incelenmiş ve deney sonuçlan ile ilgili genel bilgiler verilmiştir. Deney sonuçlarından sıcaklık artışı ile likit limit, plastik limit optimum su muhtevası ve tane birim hacim ağırlık azalmıştır. Bununla birlikte maksimum kuru birim hacim ağırlık sıcaklığın artması ile artmıştır. 400°C de plastik limit tamamen yok olmuştur. Killerin 400°C de ısıtılması ile iki zemin için likit limit % 49,9-66,0, optimum su muhtevası %36,1-51,1, ve tane birim hacim ağırlık 600°C de % 10, 1-8,0 oranlarında azalmıştır. Maksimum kuru birim hacim ağırlık ise 400°C de iki zemin için %5,0-41,5 oranlarında artmıştır. 2002, 77 sayfa Anahtar kelimeler: Killi zeminler, Kompaksiyon, Atterberg limitleri, Tane birim hacim ağırlık, Isıl işlem i
Kordon bazlı trafik tıkanıklık fiyatlandırılmasına örnek bir uygulama: Erzurum, Cumhuriyet Caddesi
Dünya'da metropol ve gelişmekte olan kentlerde; trafik yoğunluğu hat safhaya ulaşmış, yerel yönetimler bu soruna karşı çeşitli yöntemler geliştirmişlerdir. Londra, Stockholm ve Milano gibi yerel yönetimler tıkanıklık fiyatlandırması yöntemini başarı ile uygulamışlardır. Bu çalışma, Erzurum kent merkezinde yer alan Cumhuriyet Caddesinde yaşanan trafik tıkanıklığı problemi için daha önceden yapılmamış uygulama olan tıkanıklık fiyatlandırması uygulamasını ele almıştır. Hem oluşturulan modele hem de yapılan ankete göre, Cumhuriyet Caddesi'nde belirlenen kordon güzergâhında teorik tıkanıklık fiyatlandırmasının hesabı yapılmıştır. Matlab 2015a programında oluşturulan modelde otomobil sahipliği, seyahat süresi, yakıt tüketimi ve emisyon maliyetleri kullanılmıştır. Ayrıca yapılan anket çalışması ile elde edilen veriler SPSS Statistics 17.0 paket programı ile veri analizi yapılarak toplum tarafından bu uygulamanın kabul edilebilirliği durumu ve toplumun bu konu hakkındaki düşünceleri öğrenilmeye çalışılmıştır. Çalışma sonucunda; kent merkezindeki trafik yoğunluğunun azalacağı ve özel otomobillerini her koşulda kullanmaya devam eden kullanıcılardan da önemli bir maddi gelir elde edileceği görülmektedir.
Strength and permeability of self-compacting concrete incorporating pvc dust
Bu çalışma, farklı yerleşme seviyelerinde PVC tozunun, kendiliğinden yerleşen betonlar üzerinde dayanıklılık etkilerini araştırmak üzere ortaya konulmuş bir çabadır. Büyük ölçekte çimento üretiminin çevresel sorunlara neden olması, araştırmacıları beton yapımında ilave çimento esaslı malzeme kullanmaya zorlamıştır. PVC tozu plastic boru endüstrisinde üretilen atık bir malzemedir ve atık dolgu malzemesi olarak kullanılmaktadır. Kendiliğinden yerleşen beton, kendi ağırlığı altında yumuşaması ve sıkışması nedeniyle iç veya dış basınç gerektirmeyen bir beton türüdür. Bu deneysel çalışmada, bir control olmak üzere altı karışım hazırlanmış ve karışım hesabı Khayat (2000)'e göre tasarlanmıştır. Ağırlıkça çimentonun, 5%, 10%, 15%, 20% ve 25% farklı yerleşme oranlarında PVC tozlarının betonun dayanıklılığı üzerindeki etkileri çalışılmıştır. Kendiliğinden yerleşen betonun dayanıklılık özellikleri şu testler ile hesaplanmıştır: su sorptivitesi, kuru büzülme, sınırlı büzülme, su geçirgenliği ve 56 ile 90 günlük kür altında basınç dayanımları. Deneysel sonuçlar, farklı PVC tozu oranlarının kendiliğinden yerleşen beton özelliklerini önemli ölçüde değiştirdiğini göstermiştir. %25 PVC toz oranı eklenmesi ile uygulanan dayanıklılık testleri en iyi sonuçları vermiştir. Sonuçta, daha az çimento ve daha fazla PVC tozu kullanarak betonun büzülme ve geçirgenlik özelliklerinin iyileştirileceğine dikkat çekilmiştir. Keywords: Geçirgenlik, PVC tozu, kendiliğinden yerleşen beton, büzülme
Earthquake analysis of lead core rubber bearing isolated steel buildings
The safety and damage control are the key parameters in the philosophy of earthquake resistant design. To protect the structures, the utilization of base isolation is one of the economical and practical solutions and it mitigates the seismic load by providing both lateral flexibility and energy dissipation. In this study, the effect of using lead core rubber bearing isolator on the seismic performance of the mid and high rise buildings were investigated. For this, 5, 10, and 15 story steel frame buildings were used as the case study. These buildings had the same plan with 6 bays of 6 m span in x-direction and 3 bays of 6 m, 4 m and 6 m spans in y-direction. These spans of the buildings were selected to indicate the typical residential building spans. Modeling and time history analysis of the base isolated and fixed based cases were performed by means of a finite element program. Three earthquake ground motion records were used in the earthquake analysis. The characteristics in terms of relative displacement, drift ratio and time history variation of some response parameters were studied. From analytical results, it was observed a significant reduction in the seismic response of the isolated buildings as compared to the fixed base cases
Earthquake analysis of lead core rubber bearing isolated steel buildings
The safety and damage control are the key parameters in the philosophy of earthquake resistant design. To protect the structures, the utilization of base isolation is one of the economical and practical solutions and it mitigates the seismic load by providing both lateral flexibility and energy dissipation. In this study, the effect of using lead core rubber bearing isolator on the seismic performance of the mid and high rise buildings were investigated. For this, 5, 10, and 15 story steel frame buildings were used as the case study. These buildings had the same plan with 6 bays of 6 m span in x-direction and 3 bays of 6 m, 4 m and 6 m spans in y-direction. These spans of the buildings were selected to indicate the typical residential building spans. Modeling and time history analysis of the base isolated and fixed based cases were performed by means of a finite element program. Three earthquake ground motion records were used in the earthquake analysis. The characteristics in terms of relative displacement, drift ratio and time history variation of some response parameters were studied. From analytical results, it was observed a significant reduction in the seismic response of the isolated buildings as compared to the fixed base cases
Use of friction pendulum isolator to improve the earthquake response of steel building
Base isolation systems have become a significant element of a structural system to enhance the reliability and safety of the structures during an earthquake. In this thesis, the earthquake behavior of a five story steel building with base isolation was investigated. To this aim, firstly the fixed base case of the structure was analyzed and then compared with the base isolated case. The building under consideration was rectangular in plan, measuring 30 m by 15 m with 5 m bays in both direction. The isolated building was assumed to be supported by friction pendulum system (FPS). The parametric study focused on different friction coefficients of seismic base isolators of FPS and its effect on the response of the structure. The modeling and dynamic analysis were done using finite element program. Three earthquake ground motion records were utilized. The analysis of the results showed a significant improvement in the dynamic response of the model structure after the application of the base isolation.
Use of friction pendulum isolator to improve the earthquake response of steel building
Base isolation systems have become a significant element of a structural system to enhance the reliability and safety of the structures during an earthquake. In this thesis, the earthquake behavior of a five story steel building with base isolation was investigated. To this aim, firstly the fixed base case of the structure was analyzed and then compared with the base isolated case. The building under consideration was rectangular in plan, measuring 30 m by 15 m with 5 m bays in both direction. The isolated building was assumed to be supported by friction pendulum system (FPS). The parametric study focused on different friction coefficients of seismic base isolators of FPS and its effect on the response of the structure. The modeling and dynamic analysis were done using finite element program. Three earthquake ground motion records were utilized. The analysis of the results showed a significant improvement in the dynamic response of the model structure after the application of the base isolation.
Influence of infill wall openings on pushover response of reinforced concrete moment resisting frame structures
In this study, the pushover behavior of reinforced concrete (RC) moment resisting frame structures with masonry infill walls having different opening percentages was investigated. The equivalent diagonal compression strut method was used to model the infill panels. The essential point in this method is the equivalent strut width. Firstly, five different expressions suggested by the researchers exist in the literature and one formulation given in a provision of FEMA 306 for calculating the width of compression diagonal strut were examined by analyzing 2, 4, 6 and 8 storey RC frames as full-infill frames. Then, various opening contents in infill walls have been studied. The openings in the walls were located at the center. The opening was formed at the percentages of 20, 40, 60, 80, and 100. A reduction coefficient proposed in the literature was adopted to find the equivalent width of the diagonal strut for the cases of the infill wall with opening. Thus, a total of 144 different RC frame models were evaluated through nonlinear static (pushover) analysis. The results on the capacity, initial stiffness, strength, and plastic hinge formation at mechanism as well as the energy dissipated by the buildings were discussed comparatively.
Influence of infill wall openings on pushover response of reinforced concrete moment resisting frame structures
In this study, the pushover behavior of reinforced concrete (RC) moment resisting frame structures with masonry infill walls having different opening percentages was investigated. The equivalent diagonal compression strut method was used to model the infill panels. The essential point in this method is the equivalent strut width. Firstly, five different expressions suggested by the researchers exist in the literature and one formulation given in a provision of FEMA 306 for calculating the width of compression diagonal strut were examined by analyzing 2, 4, 6 and 8 storey RC frames as full-infill frames. Then, various opening contents in infill walls have been studied. The openings in the walls were located at the center. The opening was formed at the percentages of 20, 40, 60, 80, and 100. A reduction coefficient proposed in the literature was adopted to find the equivalent width of the diagonal strut for the cases of the infill wall with opening. Thus, a total of 144 different RC frame models were evaluated through nonlinear static (pushover) analysis. The results on the capacity, initial stiffness, strength, and plastic hinge formation at mechanism as well as the energy dissipated by the buildings were discussed comparatively.
Strength and permeability of self-compacting concrete incorporating pvc dust
Bu çalışma, farklı yerleşme seviyelerinde PVC tozunun, kendiliğinden yerleşen betonlar üzerinde dayanıklılık etkilerini araştırmak üzere ortaya konulmuş bir çabadır. Büyük ölçekte çimento üretiminin çevresel sorunlara neden olması, araştırmacıları beton yapımında ilave çimento esaslı malzeme kullanmaya zorlamıştır. PVC tozu plastic boru endüstrisinde üretilen atık bir malzemedir ve atık dolgu malzemesi olarak kullanılmaktadır. Kendiliğinden yerleşen beton, kendi ağırlığı altında yumuşaması ve sıkışması nedeniyle iç veya dış basınç gerektirmeyen bir beton türüdür. Bu deneysel çalışmada, bir control olmak üzere altı karışım hazırlanmış ve karışım hesabı Khayat (2000)'e göre tasarlanmıştır. Ağırlıkça çimentonun, 5%, 10%, 15%, 20% ve 25% farklı yerleşme oranlarında PVC tozlarının betonun dayanıklılığı üzerindeki etkileri çalışılmıştır. Kendiliğinden yerleşen betonun dayanıklılık özellikleri şu testler ile hesaplanmıştır: su sorptivitesi, kuru büzülme, sınırlı büzülme, su geçirgenliği ve 56 ile 90 günlük kür altında basınç dayanımları. Deneysel sonuçlar, farklı PVC tozu oranlarının kendiliğinden yerleşen beton özelliklerini önemli ölçüde değiştirdiğini göstermiştir. %25 PVC toz oranı eklenmesi ile uygulanan dayanıklılık testleri en iyi sonuçları vermiştir. Sonuçta, daha az çimento ve daha fazla PVC tozu kullanarak betonun büzülme ve geçirgenlik özelliklerinin iyileştirileceğine dikkat çekilmiştir. Keywords: Geçirgenlik, PVC tozu, kendiliğinden yerleşen beton, büzülme
Dolgulu duvar blokları imali ve ısı iletim katsayılarının karşılaştırılması
Dünyada enerji kaynakları günden güne azalırken, bir yandan alternatif enerji kaynakları araştırılmakta, bir yandan da mevcut enerji kaynaklarını kullanırken tasarrufa gidilmeye çalışılmaktadır. Gelişmiş ülkelerde yapılarda enerji tasarrufu için yalıtıma büyük önem verilmekte ve yalıtımla ilgili yeni yönetmelik ve standartlar sürekli geliştirilmektedir. Yapılarda yalıtım ve tasarruf için seçilen malzemelerin önemi büyüktür. Yapılarda yaygınlıkla kullanılan bimsbetondan imal edilen duvar bloklarının muhtelif desenlerde boşluklu kısımları bulunmaktadır. Bu çalışmada, TSE belgesine sahip, bimsbetondan mamul duvar bloğu üreten bir firmadan temin edilen, D=100, 150 ve 200 mm kalınlıklarında ve farklı boşluk konfigürasyonlarında bimsbeton duvar blokları kullanılmıştır. İlk aşamada, orijinal haldeki referans numunelerin brüt birim ağırlığı, basınç mukavemeti ve ısı iletkenlik özellikleri ilgili standartlara uygun deneylerle belirlenmiştir. İkinci aşamada, duvar bloklarının boşlukları, alçı ile karılan perlit ve diyatomit harcı ile doldurularak, numunelerin özellikleri belirlenmiştir. Üçüncü aşamada, 20, 30 ve 40 kg/m3 diyatomit dozlu ve 20, 25 ve 30 kg/m3 dozlu perlit katkılı bimsbeton ile üretilen duvar bloklarının aynı özellikleri belirlenmiştir. Böylece, diyatomit ve perliti, boşluklarına doldurarak ve ayrıca üretim harcına bir agrega gibi ilave ederek, bimsbetondan mamul duvar bloklarının ısı iletkenliği daha düşük bir yapı malzemesi haline dönüştürülmesi amaçlanmıştır. Referanslar da dahil olmak üzere üretilen bütün numunelerle 500x500xD mm boyutlarında bloklar örülerek ısı iletim katsayıları, ilgili standartlara uygun bir sıcak plaka düzeneği ile deneysel olarak ölçülmüş ve birbirleri ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca, ANSYS paket programı kullanılarak, duvar blokları sonlu elemanlar metoduyla modellenmiş ve kararlı haldeki ısı geçiş özellikleri incelenmiştir. Sonuç olarak, perlit dolgulu blokların ısı iletkenlik katsayısında, referans bloklarınkine göre yaklaşık %25, diyatomit dolgulu bloklarınkinde ise yaklaşık %20 düşüş (iyileşme) görülmüştür. Katkılı numunelerde ise, basınç dayanımı ve ısı iletkenlik özelliği açısından en iyi sonuçları 25 kg/m3 perlit katkılı numuneler ve bunlara yakın olarak 30 kg/m3 diyatomit katkılı numuneler göstermiştir.