
184
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Alevlenme dönemi kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan bireylerde sanal gerçeklik uygulaması: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışmanın amacı, alevlenme dönemi kronik obstrüktif akciğer hastalığında (KOAH) sanal gerçeklik uygulamasının semptomlar, günlük yaşam aktivitesi, fonksiyonel kapasite, anksiyete ve depresyon düzeyleri üzerine etkilerini incelemekti. Çalışmaya KOAH alevlenme nedeniyle hastaneye yatışı yapılan 50 hasta dahil edildi. Hastalar Randomize olarak iki gruba ayrıldı. Çalışma grubuna (ÇG) (n=25) pulmoner rehabilitasyona (PR) ek olarak yatak başı bisiklet ergometresinde pedal çevirme egzersizi sanal gerçeklik simülasyonu ile yapıldı. Kontrol grubuna (KG) (n=25) ise aynı tedavi programı sanal gerçeklik olmadan uygulandı. Tedaviler hastalar taburcu olana kadar uygulandı. Tüm hastalar tedavi öncesi ve tedavi sonrasında 1 dk Otur-Kalk testi, modifiye Medical Research Council (mMRC) ölçeği, CAT ölçeği, Hastane anksiyete ve depresyon skalası (HADS) ve London Chest Günlük Yaşam Aktiviteleri ölçeği (LCADL) ile değerlendirildi. Pedal çevirme egzersiz süreleri ve seans sayıları kaydedildi. Bir dk Otur-Kalk testi sonuçları iki grupta da tedavi sonrasında artarken ÇG' deki artış anlamlı derecede daha fazlaydı (p=0,037). mMRC dispne skoru, CAT skoru tedavi sonrasında iki grupta da azalırken ÇG' deki azalma daha fazlaydı (p=0,062, p=0,003; sırasıyla). Hastane anksiyete ve depresyon skalasının iki alt parametresi ve total skoru tedavi öncesi döneme göre iki grupta da azaldı, anksiyetedeki azalma gruplar arasında benzerken (p=0,117), depresyon ve total skorda ÇG' deki azalma daha fazlaydı (p<0,05). London Chest Günlük Yaşam Aktivitelerinin ev işleri haricindeki alt parametreleri ve total skoru tedavi sonrasında iki grupta da azaldı (p<0,05), Boş vakit alt parametresi iki grup arasında tedavi sonrası dönemde benzerdi (p>0,05), diğer alt parametreler ve total skordaki iyileşme ÇG' de daha fazlaydı (p<0,05). İki grubun tedavi seans sayıları arasında anlamlı bir fark yoktu (p=0,526). Pedal çevirme sürelerin de ise ÇG' nin süresi daha fazlaydı (p=0,007). Çalışmamızın sonuçları KOAH alevlenme döneminde PR uygulamaları sırasında sanal gerçekliğin, fonksiyonel kapasiteyi artırdığını, anksiyete, depresyon, dispne ve diğer semptomları azalttığını, günlük yaşam aktivitelerinde daha fazla iyileşmeye katkıda bulunduğunu gösterirken, sanal gerçekliğin güvenle kullanılabileceğini desteklemiştir.
Online emzirme eğitiminin emzirme motivasyonuna etkisi
Bu araştırmanın amacı online emzirme eğitiminin emzirme motivasyonuna etkisini incelemektir. Araştırma ön test-son kontrol gruplu, tek körlü, prospektif, randomize kontrollü deneysel tiptedir. Veriler, sosyal medya aracılığıyla online ortamda, Pamukkale Üniversitesi Hastanesi gebe polikliniğinde, kadın hastalıkları ve doğum servisinde ve sosyal medya aracılığıyla online ortamda Şubat 2022-Kasım 2022 tarihlerinde arasında toplanmıştır. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu" ve "Primipar Emzirme Motivasyon Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma 25 deney, 25 kontrol olmak üzere toplam 50 kadın ile tamamlanmıştır. Grupların oluşturulmasında basit randomizasyon yöntemi kullanılmıştır. Veriler SPSS 24 paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde Wilcoxon işaretli sıralar testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Deney grubuna uygulanan eğitim sonrasında içsel motivasyon ve özdeşleşmiş düzenleme ile dışsal düzenleme-ek yararlar alt boyutuna ilişkin toplam puan ortalaması anlamlı düzeyde artmıştır (Z= -2.185, p<.05). Deney ve kontrol gruplarının son test toplam puan ortalamaları karşılaştırılmış ve istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark bulunmuştur (p<.05). Deney grubunun eğitim sonrasında kontrol grubuna göre bütünlemiş motivasyonunun (U=284, p=.041), içsel motivasyon ve özdeşlemiş düzenleme alt boyutlarından (U=196, p=.023) aldığı toplam puan ortalamasının anlamlı düzeyde arttığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, postpartum dönemde uygulanan online emzirme eğitiminin bütünleşmiş motivasyonu ile içsel motivasyon ve özdeşleşmiş düzenlemeyi arttırmaktadır.
Jinekolojik kanser hastalarında NANDA hemşirelik tanılarının makine öğrenmesi ve veri madenciliği yöntemi ile geliştirilmesi
Bu çalışmada, hemşireler için en önemli yol gösterici olan NANDA bakım planları içerisinde yer alan Jinekolojik hastalarda konulan hemşirelik tanılarının makine öğrenmesi ve veri madenciliği yöntemiyle geliştirilmesi amaçlanmıştır. Pamukkale Üniversitesi Hastanesinde 2015-2021 yılları arasında jinekonkolojik tanı alıp ameliyat olmuş veya olacak olan 304 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların kalış tarihleri preoperatif ve postoperatif dönemlere ayrılmıştır. Bu süreçte hastaya uygulanan kan testleri, hastanın hastaneye geliş şikayetleri, patoloji raporları, jinekonkolojik tanıları, kronik hastalıkları, yapılan ameliyat bilgileri veri otomasyon sisteminden alınmıştır. Verilerde hemşirelik tanılarını etkileyebilecek faktörler, ilgili literatüre dayalı olarak araştırılmıştır. Bu araştırmanın ardından girdi değişkenleri olarak entegre edilmek üzere hasta dosyalarından birincil ayırt edici faktörler seçilmiştir. Uygun yapay zeka programının seçilmesinin ardından verilere temizleme ve dönüştürme işlemleri yapılmıştır. En uygun algoritmanın belirlenmesi için denemeler yapılmış ve Multilayer Perceptron ve J48 yza veri tabanları seçilmiştir. Çalışmanın sonucunda 17 hemşirelik tanısı belirlenmiştir. Hemşirelik tanılarını etkileyen ilişkili veriler bulunmuştur. Bu tanıların doğruluk oranları ortalaması %98'dır. Eğitim verilmiş hemşirelerden verilerin toplanması gelecekte yapılacak çalışmalarda, makine öğrenimi ve veri madenciliği yöntemi için daha sağlıklı hemşirelik tanılarının ortaya çıkmasına neden olacaktır. Ayrıca bu yöntemle yapılan çalışmaların artması sonucu sağlık profesyonelleri sadece analiz edilen verilerle hastalarının tanı, tedavi ve bakımında aktif rol alabileceklerdir. Sağlık profesyonelleri teknolojik gelişimlerle ilgili yeni yöntemleri kullanmaları için teşvik edilmelidir. Anahtar Kelimeler: NANDA hemşirelik tanısı, makine öğrenme, yapay zeka, veri madenciliği
Adjuvan hormon tedavi gören meme kanserli kadınlarda, ilaç hatırlatma mobil uygulamasının tedaviye uyum üzerine etkisi
Bu araştırma, adjuvan hormon tedavisi almakta olan meme kanseri kadınlarda, hemşire öncülüğünde hazırlanmış ilaç hatırlatma mobil uygulamasının tedaviye uyum üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla ön test-son test kontrol gruplu, prospektif, basit randomizasyon yöntemi kullanılan, yarı deneysel bir çalışma olarak planlanmıştır. Bu çalışma, 26 deney ve 26 kontrol grubu olmak üzere toplam 52 adjuvan hormon tedavisi gören meme kanserli kadın ile yürütülmüştür. Araştırmacılar tarafından geliştirilen ilaç alarmı mobil uygulaması deney grubuna tedaviye uyum üzerine etkisini belirlemek amacıyla uygulanmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu ve İlaç Tedavisine Bağlılık/Uyum Öz-Etkililik Ölçeği (MASES) kullanılmıştır. Deney ve kontrol grubunun ilk verilerinin toplanmasının ardından deney grubu 8 hafta süre ile "İlaç Alarmı" mobil uygulamasını kullanmıştır. 8 haftalık sürecin sonunda her iki gruba tekrar MASES uygulanmıştır. Deney grubundakilerin ön test – son test MASES toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Deney grubunun son test MASES toplam puanları ön teste göre anlamlı derede daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Gruplar arasında ise son test MASES toplam puanları açısından deney grubunun son test toplam puanları istatistiksel olarak anlamlı derece yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Bu sonuçlar, adjuvan hormon tedavisi alan meme kanserli hastalarda "İlaç Alarmı" mobil uygulamasının tedaviye uyumu arttırma konusunda etkili bir araç olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Adjuvan Hormon Tedavisi, İlaç Uyumu, Meme Kanseri, Mobil Uygulama
Prematür overyan yetmezliği olan kadınların yaşadıkları sorunlar ve baş etme deneyimleri
Ülkemizde POY tanısı alan kadınların yaşadıkları sorunlar ve baş etme deneyimlerine yönelik kalitatif bir çalışma bulunmamaktadır. Araştırma, Prematür Overyan Yetmezliği olan kadınların yaşadıkları sorunların ve baş etme deneyimlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Spontan Prematür Overyan Yetmezliği olan, 18- 40 yaş ve arasında olan, herhangi bir psikiyatrik hastalığı olmayan ve araştırmaya katılmak için gönüllü olan 20 kadın alınmıştır. Örnekleme alınan kadınlara sosyal medya platformu olan instagram üzerinden Prematür Overyan Yetmezliği olan kadınların takip ettiği hesaplar kullanılarak ulaşılmıştır. Veriler, derinlemesine görüşme tekniği ile yarı yapılandırılmış form kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analiz edilmesinde içerik analiz yöntemi kullanılmıştır. Veriler 3 tema altında toplanmıştır: Fiziksel ve Psikolojik Sorunlar, Sosyal sorunlar, Baş etmedir. POY tanısı kadınlar için travmatiktir. Kadınların, sosyal yaşamlarını, ikili ilişkilerini ve yaşam kalitelerini olumsuz etkilediği görülmüştür. Yaşam şekillerini değiştirerek, olumlu bakış açısı sağlayarak, yeterli desteğin verilmesiyle yaşam kalitelerinin arttırılması sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Prematür Overyan Yetmezlik, Başetme, Nitel araştırma, Erken Menopoz
Sıçan miyokardit modelinde Ang-(1-7)' nin kardiyoprotektif etkileri
Gençlerde daha sık görülmekle birlikte her yaştan bireyi etkileyebilen miyokarditin klinik bulgularının değişkenlik göstermesi nedeni ile görülme sıklığı %0.12- 12 arasındadır. Etiyolojik faktörler enfeksiyöz ve enfeksiyöz olmayan nedenler olarak ikiye ayrılabilir. Miyokarditin patofizyolojisi çok açık olmamakla birlikte temel olarak yangısal bir hastalıktır. Miyokard kasının tutulumu ile birlikte kardiyomiyositlerin hücre iskeleti proteinlerinin bozulması ve sonuç olarak miyokardiyal hasar ortaya çıkışı söz konusudur. Sitokin aktivasyonu sonrası kardiyak proteinlere karşı ortaya çıkan antikorlar hasarı daha da şiddetlendirebilir. Doksorubisin gibi en yaygın kullanılan antrasiklin grubu antikanser ajanlarının neden olduğu kardiyotoksisite mekanizmaları arasında DNA hasarı, mitokondriyal disfonksiyon, oksidatif stres, otofaji ve metabolik inflamasyon yer alır. Otofaji, besin açlığı, metabolizmadaki değişiklikler, reaktif oksijen türleri (ROS) birikimi, enerji ve oksijen durumları için normal şartların yanında metabolik stres altındaki durumlarda da hücre ve doku homeostazını sağlamayı amaçlayan bir süreçtir. Farklı alt bölümleri içeren otofajide yer alan proteinler ve sitozolik bileşenler bu sürece katkıda bulunur. Renin Anjiyotensin Sistemi (RAS)' nin aktif bir bileşeni olan Anjiyotensin (1-7) [Ang-(1-7)], Anjiyotensin II (Ang II)' den anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE2) tarafından sentezlenir. Hücre membranında yerleşik G protein kenetli reseptörlerden biri olan Mas reseptörü ile etkileşerek etkisini gösterir. Yapılan çalışmalarda Ang-(1-7)' nin vazodilatör, anti-inflamatuar, antifibrotik, natriüretik etkileri gösterilmiştir. Bu çalışmada tek doz Doksorubisin ile oluşturulan sıçan miyokardit modelinde Ang-(1-7)' nin etkileri gerçek zamanlı PCR ve ELİSA analizlerinde elde edilen kalp ve serum örneklerinde araştırılmıştır. Çalışma sonunda Ang-(1-7) seviyelerinin yalnızca Doksorubisin verilen sıçanların kalp dokularında düşük ancak serumda yüksek olduğu, ACE2 seviyelerinin ise yalnızca Doksorubisin alan grupta kalp dokusunda anlamlı olarak azaldığı gösterilmiştir. Otofajik belirteçlerde gruplar arasında fark bulunmazken, Mas reseptör ekspresyonunun miyokardit oluşturulan gruplarda anlamlı olarak arttığı, AT1 reseptör ekspresyonunun ise Ang-(1-7) alan grupta anlamlı olarak azaldığı görülmüştür. Sonuç olarak Ang-(1-7) miyokardit modeli oluşturulan sıçanlarda etkisini otofaji bağımsız mekanizmalar üzerinden göstermektedir.
Nepeta italica Subsp. cadmea ekstraktının dondurulmuş-çözdürülmüş teke spermleri üzerine etkisinin araştırılması
Sperm kriyoprezervasyonu, reaktif oksijen türevlerinin (ROS) aşırı üretimine bağlı olarak sperm kalitesini ve ardından fertilizasyon yeteneğini olumsuz etkiler. Kriyoprotektanların sulandırıcıya eklenmesi, spermi oksidatif stresin (OS) zararlı etkilerinden koruyabilir. Flavonoidler ve fenolik bileşikler açısından zengin bitki ekstraktları gibi doğal kaynaklı antioksidanların, kriyoprotektif ajanlar olarak kullanılmasına yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmada, Ankara teke spermasının, motilite, akrozom membran bütünlüğü ve DNA fragmentasyonu üzerine, antioksidan ve flavonoid içeriği bakımından zengin olan Nepeta italica subsp. cadmea esansiyel yağının üç farklı dozunun (0.75 µl/10 ml, 1.5 µl/10 ml ve 6 µl/10 ml) dondurma-çözdürme sonrası etkileri araştırılmıştır. Bitkiler, çiçeklenme döneminde Honaz dağından (Denizli, Türkiye) toplanmış ve oda sıcaklığında, gölgede kurutulmuştur. Toz haline getirilen bitkinin, esansiyel yağı Clevenger aparatı sistemi kullanılarak hidrodistilasyonla ekstrakte edildikten sonra, amber renkli şişe içinde 4ºC'de saklanmıştır. Tekelerden, üreme sezonunda elektroejakülatör ile alınan ejakülatlar birleştirilmiş, tris ana stok solüsyonu ile bitki yağının üç farklı dozu sulandırıldıktan sonra dondurulmuştur. Çözdürme sonrası motilitede, kontrol grubu ile diğer gruplara göre, yağın 0.75 µl/10 ml'lik dozunun iyileştirme yaptığı belirlenmiştir (p<0.05). Akrozomal membran bütünlüğü ve DNA fragmentasyonu analizlerinden de benzer sonuçlar elde edilmiştir. Dondurma-çözdürme sonu akrozomal membran bütünlüğünde esansiyel yağın 0.75 µl/10 ml dozu, kontrol ve 1.5 µl/10 ml ile 6 µl/10 ml dozlarına göre daha yüksek değerde bulunmuştur (p<0.05). DNA fragmentasyon analizinde ise, esansiyel yağın 0.75 µl/10 ml dozu, kontrol ve 1.5 µl/10 ml ile 6 µl/10 ml dozlarına göre daha düşük değerde bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, esansiyel yağın 0.75 µl/10 ml'lik dozunun, Ankara tekesi spermlerinde dondurma-çözdürme sonrası, motilite, akrozomal membran bütünlüğü ve DNA fragmentasyonu parametreleri üzerinde kriyoprotektif etkisi belirlenmiştir. Sperm kriyoprezervasyonunda, antioksidan etkilere sahip ve flavonoid içeren Nepeta italica subsp. cadmea esansiyel yağının en uygun dozunun kriyoprotektan olarak kullanılabileceği gösterilmiştir. Bununla birlikte, sperm kriyoprezervasyonunda bitki esansiyel yağının belirlenen dozlarının olası kriyoprotektif etkilerini, farklı parametrelerle de çalışarak ortaya çıkarılmasına ihtiyaç vardır.
Bebeklerde bez dermatitini önlemede anne sütü uygulaması ve eğitimin etkisi
Araştırma kırsal bölgede yaşayan annelere bez dermatiti bakımı hakkında verilen eğitimin ve anne sütü uygulamasının 6-18 aylık sağlıklı bebeklerde bez dermatitini önlemede etkisini belirlemek amacıyla pre-post test deney kontrol desenli deneysel çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini Karahallı Hacı Rafet Zora İlçe Devlet Hastanesi'ne bağlı Aile Sağlığı Merkezi'nde takip edilen 48 bebek oluşturmuştur. Bebekler iki deney (anne sütü-16 bebek ve eğitim-16 bebek) grubu ve bir kontrol (16 bebek) grubu olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Veriler Şubat 2022-Mayıs 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri toplamada; Sosyodemografik Bilgi Formu, Annelerin Alt Bakım Uygulamalarına Yönelik Tanıtıcı Bilgi Formu, Bebeklerde Komplike Olmayan Bez Dermatiti Şiddet Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS 26 paket programıyla analiz edilmiştir. Deney grubunda yer alan bebeklerden bir gruba anne sütü uygulanmış; diğer gruba pişik bakımı hakkında eğitim verilmiştir. Bulgulara göre, anne sütü grubundaki bebeklerin Bebeklerde Komplike Olmayan Bez Dermatiti Şiddet Değerlendirme Ölçeği 3. ziyaret puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma görülmüştür. Deney ve kontrol gruplarının karşılaştırmasında eğitim grubundaki bebeklerin 3. ziyaretlerinde değerlendirme puanının (0,25±0,68) kontrol grubuna (0,94±0,93) göre anlamlı derecede daha düşük olduğu, anne sütü grubundaki bebeklerin puanlarının da eğitim grubuna göre anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, anne sütü uygulaması ve annelere verilen eğitimin bez dermatitini önlemede etkili olduğu belirlenmiştir. Uzun süreli kullanım açısından bez dermatitini önlemede anne sütünün, verilen eğitime göre daha etkili olduğu, anne sütünün bebeklerde bez dermatitini önlemede etkili ve güvenli bir yöntem olabileceği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: bebek, bez dermatiti, eğitim, anne sütü, hemşire
Kronik boyun ağrılı hastalarda miyofasyal indüksiyon tekniğinin ve eklem mobilizasyon tekniğinin ağrı şiddeti, farkındalık, fonksiyonellik üzerine anlık ve kısa süreli etkilerinin karşılaştırılması
Çalışmamız kronik boyun ağrılı hastalarda miyofasyal indüksiyon tekniği ve eklem mobilizasyon tekniğinin etkilerini karşılaştırmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kronik boyun ağrılı 61 hasta randomize olarak miyofasyal indüksiyon tedavisi (MİT) (ortalama yaş: 45.26 ± 10.46 yıl) ve eklem mobilizasyon tedavisi (MOB) (43.6 ± 10.74 yıl) tedavisi alan grup olarak ikiye ayrılmıştır. İki gruptaki katılımcılar tek seans (ortalama 30 dk) tedavi almıştır. Çalışmamızda sonuç ölçümleri olarak ağrı şiddeti, boyun farkındalığı, özür ve fonksiyonel aktivite düzeyi, eklem hareket açıklığı (EHA), derin boyun fleksör kas enduransı (DFKE) değerlendirmeleri göz önüne alınmıştır. Tedavi öncesi, tedaviden hemen sonra ve tedaviden bir hafta sonra gerçekleştirilen tüm sonuç ölçümleri tedaviyi uygulayan fizyoterapist tarafından gerçekleştirilmiştir. Çalışmamızda uyguladığımız iki tedavi yaklaşımı da (EHA hariç) değerlendirilen diğer tüm parametrelerde anlamlı gelişme sağlamıştır (p<0.05). EHA değerleri ise MİT grubunda sağ lateral fleksiyon değerinde, MOB grubunda ise fleksiyon ve rotasyon (sağ ve sol) değerinde anlamlı gelişme sağlamıştır (p<0.05). İki uygulamanın da kronik boyun ağrılı hastalarda ağrı şiddeti, boyun farkındalığı, özür ve fonksiyonel aktivite düzeyi ve DFKE değerlendirmelerinde birbirlerine üstünlüğünün bulunmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Çalışmadan elde ettiğimiz bulgular MİT ve MOB uygulamalarının boyun ağrılı hastalarda etkin olduğunu göstermiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda iki tedavi şeklinin EHA hariç birbirine üstünlüğü olmadığı görülmüştür. EHA da ise MİT'in sağ lateral fleksiyonu MOB'un ise fleksiyon ve rotasyonu (sağ-sol) artırmada daha etkili olduğu görülmüştür. Çalışmamız, kronik boyun ağrılı hastalara uygulanan tek seans uygulama sonrasında ağrı, farkındalık ve fonksiyonel düzey üzerinde iyileştirici etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Bu etkilerin bir hafta boyunca devam etmesi, manuel terapi uygulamalarının kronik boyun ağrısında etkili bir tedavi yaklaşımı olduğunu düşündürmüştür.
Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği'nin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması
Araştırmada, ruh sağlığı okuryazarlık düzeyini belirlemek amacıyla O'Connor ve arkadaşı tarafından geliştirilen Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği (Mental Health Literacy Scale)'ni Türkçe'ye uyarlamak ve ölçeğin geçerlilik ve güvenirlik analizlerini yapmaktır. Bu araştırma, 05.02.2021- 02.12.2022 tarihleri arasında, çevrimiçi ortamda Google Forms uygulaması aracılığıyla anket linki gönderilerek çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden kişilerle yürütülmüştür. Araştırmaya 342 (%80.7) kadın ve 82 (%19.3) erkek olmak üzere toplamda 424 kişi katılmıştır. Verilerin toplanmasında, "Kişisel Bilgi Formu"ve "Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği (RSOÖ)"kullanılmıştır. İstatistiksel analizlerde; basıklık ve çarpıklık analizi, dil geçerliliği, kapsam geçerliliği, güvenirlik analizleri, tekrar test analizi, madde analizi, doğrulayıcı ve açımlayıcı faktör analizi, yakınsak geçerlilik ve ayrışma geçerliliği ve Hotelling's T2 testleri kullanılmıştır. Madde elemesi analizleriyle 26 maddeye indirilen RSOÖ'nin Kaiser Mayer Olkin değeri 0.869, Bartlett Küresellik Testi değeri p<0.001'dir. Bu değerler faktör analizine alınan değişkenler arasında ilişkinin olduğunu ve örneklem büyüklüğünün faktör analizi için yeterli olduğunu göstermiştir. Faktör analizi sonucunda değişkenler toplam açıklanan varyansı %53.903 olan 4 faktör altında toplanmıştır. DFA sonuçları uyum indeks değerlerinin literatürde önerilen aralıklar içinde olduğunu ortaya koymuştur. Faktör 1 "Ruhsal Hastalıklara ve Uygun Yardım Arayışına Yönelik Tutumlar", Faktör 2 "Ruhsal Hastalığı Olan Bireylere Yönelik Tutum", Faktör 3 "Ruhsal Bozuklukları Tanıma Becerisi", Faktör 4 "Bilgiye Nasıl Ulaşabileceğine Yönelik Bilgi" olarak adlandırılmıştır. Güvenirlik analizleri sonucunda, ölçeğin genel Cronbach Alfa katsayısı 0.851'dir. Bu değerin ölçek alt boyutlarından "Faktör 1" için 0.872, "Faktör 2" için 0.901, "Faktör 3" için 0.815 ve "Faktör 4" için 0.663 olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin faktör yüklerinin 0.5 ve üzeri olduğu saptanmıştır. Ölçeğin yapı güvenilirliği (CR) değerleri Ortalama Açıklanan Varyans (AVE) değerlerinden büyük ve AVE değerlerinin ise 0.5'ten büyük olduğu belirlenmiştir.Test-tekrar test ölçümleri arasındaki uyuma ilişkin Intraclass Correlation Coefficient ve test-tekrar test korelasyon değerlerinin yüksek düzeyde olduğu ve ayrıca test-tekrar test korelasyon değerleri arasında fark olmadığı saptanmıştır (p<0.05). RSOÖ'nin Türkçeye uyarlanması amacıyla yapılan geçerlik ve güvenirlik çalışması sonuçları, bu ölçeğin ruh sağlığı okuryazarlığı (RSO) düzeyini ölçmede kullanılabileceğini göstermiştir. Bu ölçek, RSO düzeyine ilişkin bilgi, inanç ve tutumları belirlemede geçerli ve güvenilir bir araç olarak kullanılabilinir.