Van Yüzüncü Yıl Üniversity
Discipline

Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı

Van Yüzüncü Yıl Üniversity

93

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Süt ineklerinin beslenmesinde yaş şeker pancarı posası, lenox ve ryegrass silajlarının, mısır silajı ile karşılaştırmalı olarak kalitelerinin belirlenmesi

Bu çalışma, süt ineklerinin beslenmesinde kullanılan yaş şeker pancarı posası, lenox ve ryegrass silajlarının, mısır silajı ile karşılaştırmalı olarak, kalitelerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Mısır hasılı hamur olum döneminde, lenox çiçeklenmenin tamamlandığı dönemde, ryegrass ise, başaklanma başlangıcında hasat edilmiştir. Mısır silajına hiçbir katkı maddesi ilave edilmemiş; kolay parçalanabilir şeker düzeyi düşük olan yaş şeker pancarı posası, ryegrass ve lenox silajlarına ise %5 düzeyinde melas katımıştır. Şeker pancarı posası silajına ayrıca, kuru madde düzeyini %20'ye çıkaracak olacak şekilde %5 oranında korunga kuru otu da ilave edilmiştir. Bütün silajlar, 150 L hacmindeki varillere sıkıştırılarak hazırlanmıştır. Çalışmada kullanılan bütün silajlar Flieg puanlama sistemine göre "pekiyi" silaj sınıfında yer almıştır. Yedirme denemesinde ortalama 3 yaşlı, laktasyonun 3. ayında ve süt verimi birbirine yakın 4 adet Holştayn ırkı süt ineği kullanılmıştır. Çalışmada 4x4 latin kare deneme düzeni uygulanmış ve denemenin her dönemi 14 günlük alıştırma ve 7 günlük örnek toplama dönemi olmak üzere 21 günden oluşturulmuştur. Hayvanların dönemlere göre tüketecekleri yem miktarı, verim düzeylerine göre NRC'nin standartları esas alınarak hesaplanmıştır. Denemede, süt verimi, silaj gruplarında benzer bulunurken, süt yağı düzeyi mısır silajı tüketen grupta, diğer gruplardan yüksek bulunmuştur. Hayvanların rumen sıvısı ve kan serumu değerleri, referans değerler aralığında yer almıştır. Sindirim denemesinde, 4 baş erkek Norduz toklu kullanılmıştır. Deneme 4x4 latin kare deneme düzenine göre yürütülmüştür. Denemenin her dönemi 14 günlük alıştırma ve 7 günlük örnek toplama dönemi olmak üzere toplam 21 günden oluşmuştur. Hayvanların tüketeceği yem miktarı, hayvanların canlı ağırlığının %2'si kadar KM içerecek şekilde belirlenmiştir. Ham besin maddelerinin sindirilme derecesi ryegrass silajında, diğer silajlardan düşük bulunmuş ve bu etki silajın NEL düzeyine de yansımıştır. Sonuç olarak, bu çalışmada yaş şeker pancarı posası, lenox ve ryegrass silajlarına %5 melas katmak şartıyla, bu silajların süt ineklerinin beslenmesinde mısır silajı ile yarışabilir özelliklere sahip oldukları, ancak ryegrass silajının sindirilebilirlik ve enerji içeriğinin diğer silajlardan daha düşük olduğu belirlenmiştir.

Hayvan beslemeMısırSilaj+5
Fatma Özkan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı düzeylerde kekik yaprağı ilavesinin yonca kuru otunun in vitro sindirim parametrelerine etkisi

Bu projede, farklı düzeylerde kekik yaprağı ilave edilen yonca kuru otunun in vitro KM, OM sindirilebilirliği, ME düzeyleri ile rumen parametrelerine etkisinin belirlenmesi öngörülmüştür. Bu amaçla yonca kuru otuna sırası ile %2, 4 ve 6 düzeyinde kekik yaprağı ilave edilerek daisy inkübatörde 48 saat inkübasyona bırakılacaktır. İnkübasyonun başında ve sonunda rumen parametrelerinin belirlenmesi amacı ile rumen sıvı örnekleri alınacaktır. Bu örnekleme periyodunda da in vitro sindirim parametreleri belirlenecektir. Dünya'da ve ülkemizde giderek etkilerini artırmakta olan sera gazı salınımının iştirakçısı olan çiftlik hayvanlarının tüketmiş oldukları besin maddelerinin rumende fermantasyonu sonucu doğal olarak metan gazı oluşmakta ve böylelikle hem ekolojik riskler hem de önemli oranda enerji kaybı söz konusu olmaktadır. Hayvansal ürünlere olan talebin karşılanması ve artan hayvansal üretim faaliyeti açısından ruminantlarda besin maddelerinin sindirim parametrelerinin, söz konusu hayvan lehine aromatik bitkiler ile değiştirilmesine yönelik araştırma alanı oldukça günceldir. Dolayısıyla bu yüksek lisans tezinden elde edilebilecek sonuçların, hayvan besleme alanına katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Hayvan beslemede büyüme uyarıcıları olarak kullanılan antibiyotiklerin çiftlik hayvanlarında kalıntı bırakması ve dirençli bakterilerin gelişimini artırması nedeniyle alternatif doğal maddelerden yararlanma öncelik kazanmıştır. Bu maddeler içerisinde yer alan kekik yapraklarının bünyesinde bulunan etken maddelerin antimikrobiyal ve antioksidan etkileri sayesinde rumen fermantasyonu ve besin maddelerinin sindiriminde önemli rol oynadığı ileri sürülmektedir. Dolayısıyla yöreye özgü doğal olarak yetişen kekik bitkisinin ruminantlarda sindirim ve rumen parametrelerine etkisinin tespiti de bitkinin bünyesindeki aktif bileşiklerin etkinliğinin bilinmesi bakımından önemlidir.

Hayvan yemleriHayvancılıkKekik+5
Emir Köseoğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Suda çözünebilir karbonhidrat kaynağı olarak elmanın yaş şeker pancarı posası silaj kalitesi üzerine etkisi

Bu çalışmada, buğday kepeği ile kuru madde oranı %25'e çıkarılan yaş şeker pancarı posasına %5 ve %10 oranında elma ilavesi ile hazırlanan yaş şeker pancarı posası silajının kalite parametreleri incelendi. Bu amaçla, yaş şeker pancarı posasının kuru maddesi %25 olacak şekilde buğday kepeği ilavesi yapıldıktan sonra, ağırlık esasına göre, farklı seviyelerde (%5 ve %10) elma (altın çekirdek) ilavesi yapılarak laboratuar siloları hazırlandı. Her gruptan 10 tekerrür hazırlanan cam kavanozlar 60 gün sonra açıldı. Silaj örneklerinde fiziksel ve kimyasal analizler yapıldı. Koku, dış görünüş ve renk bakımından yapılan puanlama sonucunda yaş şeker pancarı posası silajları "Pekiyi" olarak puanlandı. Elma katkısı ile silaj kuru maddesinin (KM) önemli derecede azaldığı (P<0.001) belirlendi. Silajlarda ham protein (HP) ve nötral deterjan lif (NDF) miktarlarının elma katkılı silajlarda kontrol grubuna kıyasla önemli derecede azaldığı (P<0.001); ham kül (HK), organik madde (OM) ve asit deterjan lif (ADF) miktarının ise elma katkısından istatistiksel olarak etkilenmediği belirlendi. Silajlara ait pH değerlerinin 3.89-4.04 aralığında olduğu; elma katkısı ile yaş şeker pancarı posası silajı pH'sının önemli derecede düştüğü belirlenmiştir (P<0.001). Silajlarda laktik asit (LA) miktarının %5 elma ilavesi ile önemli derecede azaldığı, asetik asit (AA) miktarının önemli derecede arttığı ve silajlara ait propiyonik asit (PA) ile bütirik asit (BA) miktarlarının ise oldukça düşük olduğu belirlendi. Elma katkılı silajların toplam azot içerisindeki amonyağa bağlı azot (NH3N-TN) oranlarının kontrol grubu silajlarına kıyasla önemli derecede arttığı (P<0.01), elma katkılı silajlarda ise NH3N-TN oranının istatistiksel olarak değişmediği tespit edilmiştir. Yaş şeker pancarı posasına katılan her iki seviyedeki elmanın yaş şeker pancarı posası silajının kalitesini iyileştirdiği ve elmanın yaş şeker pancarı posasına suda çözünebilir karbonhidrat kaynağı olarak katılabileceği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Şeker Pancarı Posası Silajı, Buğday Kepeği, Elma, Silaj Kalite Parametreleri

Buğday kepeğiElmaHayvan besleme+6
Yunus Bağuç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kedi ve köpeklerde beslenme ile ağız-diş sağlığı ilişkisi ve hayvan sahiplerinin bu ilişki hakkındaki farkındalığı

Bilinçsiz besleme, hayvanlarda birçok sağlık ve refah problemine yol açmaktadır. Bunlardan biri de ağız ve diş sağlığının bozulmasıdır. Bu konudaki bilgi yetersizliği hayvan dostlarımızın ağız ve diş sağlığını kötü yönde etkilemekte, hayvan sağlığı açısından olumsuzluklar oluşturmakta ve özellikle evde bakılan kedi-köpeklerin sosyal çevreleri ile kurdukları ilişkinin sürdürülebilirliği de olumsuz etkilenmektedir. Ülkemizde beslenmenin ağız ve diş sağlığı üzerindeki etkisi ve bunun hayvan sahipleri tarafından farkındalığı sınırlıdır. Mevcut araştırma, kedi ve köpek sahiplerinin hayvanlarının beslenmesi konusunda bilgi birikimlerini ölçmek ve bu bilgi birikimlerinin ağız ve diş sağlığı üzerindeki olası etkilerini belirlemek ve konu ile ilgili tüm paydaşların ortaya çıkacak sonuçlar bağlamında bilgiye ulaşma etkinliğine, veteriner hekim-hayvan sahibi bilgi paylaşımı ile doğru beslenme uygulamaları etkinliğine katkı sunabilme amaçlarını taşımaktadır. Sonuç olarak, beslenme-ağız diş sağlığı arasındaki güçlü ilişkinin hayvan sahiplerinin konu ile ilgili bilgi seviyesi yükseldikçe daha sorunsuz olduğu; hayvanlarının genel sağlık ve ağız-diş sağlığı profilinin daha iyi olduğu belirlenmiştir. Evcil hayvanlarımızın sağlık durumunu iyileştirmek ya da korumak için veteriner hekimlerin hayvan sahiplerine özellikle beslenme ve beslenme hastalıkları konularında daha sık ve etkin bilgi aktarımı yapmaları gerekliği teyit edilmiştir. Mama içerikleri ve tercihleri konusundaki bilgi eksikliğinin giderilmesi, diş plağı oluşumunun önlenmesi ve genel ağız-diş sağlığı açısından hayvan sahiplerinin farkındalığını artırmada önemli bir katkı sağlayacaktır. Veteriner hekim ile evcil hayvan sahibi ilişkisinde bilgi aktarımının detaylandırılması, hayvan sahiplerinin araştırma yapmaya teşvik edilmesi ve bilgi kaynaklarının çeşitlendirilmesi de önemlidir.

Muhammed Savaş Çalışır
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kedi ve köpek mamalarının saklama koşullarına bağlı olarak yağ yapısında meydana gelen oksidasyonun mama içeriği ve yağ kalitesine etkisi

Bu çalışma, 10 farklı kedi ve köpek mamasının ev koşullarında, ambalajları açık olarak 42 gün boyunca saklanması durumunda meydana gelen oksidasyon süreçlerini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, sentetik antioksidan içeren yerli ve yabancı menşeli mamalarda haftalık olarak Peroksit Değeri, Ransimat İndüksiyon Süresi, mama nem oranı, ortam sıcaklığı ve nem değerleri izlenmiş, çalışmanın başında ve sonunda yağ asitleri analizi yapılmış, oksidasyon göstergeleri arasındaki korelasyonlar %95 ve %99 güven aralıklarında değerlendirilmiştir. Mamalarda oksidasyonun henüz mama üretim sürecinde başladığı bilinmekle birlikte, bu araştırmada ev koşullarında ambalajı açık bırakılan mamalarda oksidasyonun nasıl ilerlediği ve bu sürecin bileşenlerle olan ilişkileri ortaya konmuştur. Özellikle yağ asidi kompozisyonunda meydana gelen değişimler ve yağ asidi fraksiyonlarının oksidasyon süreçlerine etkisi değerlendirilmiştir. Orta fiyat segmentindeki ürünlerin tercih edilmesi, sentetik antioksidanların ve farklı yağ kaynaklarının (hayvansal ve bitkisel) oksidatif süreçlere etkisinin gözlemlenmesini mümkün kılmıştır. Analiz sonuçları, kedi mamalarının ortalama Ransimat İndüksiyon Süresi açısından köpek mamalarına kıyasla daha yüksek değerlere sahip olduğunu göstermiştir. Bu durum, çalışmada seçilen kedi mamalarının oksidatif stabilite açısından daha dayanıklı olabileceğini düşündürmektedir. Ortam koşullarının Ransimat İndüksiyon Sürelerini etkilediği, özellikle köpek mamalarında bu etkinin daha belirgin olduğu gözlenmiştir. Peroksit Değeri ile Ransimat İndüksiyon Sürelerinin yağ asit kompozisyonu ile birlikte değerlendirilmesi, oksidasyon süreçlerinin karşılaştırılmasında kapsamlı bir değerlendirme imkanı sağlamıştır. Peroksit Değerinin doymuş yağ asit oranlarıyla ilişkili olduğu görülmüş, ortam neminin bu değişimde istatistiksel açıdan sınırlı da olsa etkili bir rol oynadığı tespit edilmiştir. Çalışmanın temelinde hayvan sahiplerinin gözlenen davranışlarından yola çıkarak mamaların oksidasyon süreçlerinin 42 gün gibi bir sürede etkilendiği ve bunun sonucunda tüketilebilirliğin azalabileceği düşüncesi yer almaktadır. Bu amaçla, mamanın bulunduğu konum, kullanım sıklığı ve ambalajdan çıkarma şekli gibi öznel kullanım kriterleri simüle edilerek çalışma gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, mama formülasyonlarındaki toplam yağ miktarı ile yağ asidi profili arasındaki ilişkilerin oksidatif stabilite açısından belirleyici olduğu görülmüştür. Düşük Peroksit Değerine sahip mamaların daha istekli tüketildiği bilinmekte olup, yağ içeriği ve ortam koşullarının tüketilebilirlik üzerindeki etkisi, mama içerikleri ve yağ kaynakları belirlenirken göz önünde bulundurulması gerektiği vurgulanmıştır. Çalışma sonucunda Ransimat indüksiyon sürelerinin hızlandırılmış stabilite testleri açısından evcil hayvan mamaları için tercih edilebilir bir değerlendirme yöntemi olduğu düşünülmüştür. Mama etiketlerinde kullanılan antioksidanların belirtilmesi, üreticilerin yağ kaynaklarını oksidatif stabiliteyi göz önünde bulundurarak seçmesi ve ambalajlarda uygun saklama koşullarına dair bilgilere yer verilmesi, hem ürün kalitesi hem de hayvan sağlığı açısından önemli görülmüştür. Ayrıca üreticilerin mama ambalajlarında ve tanıtım materyallerinde mamaların ideal koşullarda saklanması ve korunması adına ek bilgiler sunmaları, satış noktalarını ve hayvan sahiplerini bilgilendirmeleri gerektiği önerilmektedir.

Hayvanlarda beslenme
Safa Buğra Öklen
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kedi ve köpekler için hazırlanan ticari çiğ mamalar ile ödül mamalarının besin maddesi analizleri ve mikrobiyolojik yönden incelenmesi

Son yıllarda yapılan çalışmalarda çiğ mamaların yararlarını kanıtlayacak somut veriler elde edilemezken, çiğ mamaların yaratabileceği riskler hakkında endişeler mevcuttur. Çiğ mamaların neden olabileceği riskler arasında patojen mikroorganizmalar ve besin maddesi dengesizlikleri yer almaktadır. Çalışmamızda 25 kedi ve köpek çiğ mamasının mikrobiyolojik analizleri ile besin maddesi tayinleri yapılmıştır. Ayrıca, ödül maması kullanımlarının hayvan sağlığına olan etkilerini araştırmak amacıyla da 25 adet ödül mamasının şeker ve besin maddesi analizleri yapılmıştır. Çiğ mamaların %28'inde Salmonella spp., %72'sinde E.coli ve %4'ünde Listeria monocytogenes saptanmıştır. Çiğ mamaların besin maddesi analizleri sonucunda ise köpek mamalarının %70'inin AAFCO ve FEDIAF tarafından yavru köpek mamalarında bulunması önerilen fosforu karşılamadığı, kedi mamalarından %80'inin AAFCO,FEDIAF,NRC tarafından yavru kedi mamalarında bulunması önerilen fosforu karşılamadığı görülmüştür. Kalsiyum analizleri sonucunda kedi mamalarının %80'nin, köpek mamalarından %95'inin AAFCO,FEDIAF tarafından yavru ve yetişkin kedi ve köpek mamalarında bulunması önerilen kalsiyumu karşılamadığı bulunmuştur.Çiğ mamalarda yapılan yağ asidi analizleri sonucunda, mamaların %40'ının EPA içermediği saptanırken, mamalardan 1'inde ise linoleik asit saptanamamıştır. Ödül mamalarının protein düzeyleri %6-62 arasında, yağ düzeyleri %0.2-18 arasında, selüloz düzeylerinin ise %0.2-5 arasında olduğu tespit edilmiştir. Kedi ödül mamalarında ortalama %0,352, köpek ödül mamalarında ise %0,225 düzeyinde toplam şeker tespit edilmiştir.Çalışmamızda elde edilen bulgularla çiğ mamaların insan ve hayvan sağlığı için risk yaratabileceği, hem ödül mamaları hem çiğ mamaların etiket beyanlarının doğru olmayabileceği, besin maddesi dengesizlikleri tespit edilen çiğ mamaların kedi ve köpeklerde metabolik ve ortopedik rahatsızlıklara yol açabileceği sonucuna varılmıştır.

Gülşah Emre Mantar
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kekik yağının kuzuların performansı üzerindeki etkilerinin ölçülmesi

Dünya genelinde ve ülkemizde hayvancılık faaliyetlerinin üzerinde durduğu en önemli konulardan biri hayvanların kesim ağırlığına gelme sürelerini kısaltmak ve süreci en ekonomik hale getirmektir. Devlet kurumları ve şirketler bu konuda yoğun çalışma gerçekleştirmektedir. Bununla birlikte küçükbaş yetiştiriciliğinde önemli kayıplara sebep olan yavru ölümlerinin engellenmesi ve damızlıklarda süt verimi ile döl verimini artırmayı hedefleyen çalışmalar da yapılmaktadır. Ancak kullanılan her bir ilacın yan etkisinin bulunması sebebiyle, hayvan sağlığı ve verim parametreleri dikkate alınarak doğada bulunan bitkilerin, esansiyel yağlarının sürece doğal bir çözüm üretmesi gündeme gelmiştir. Bu çalışmada, karvakrol oranı %81.715 olan kekik yağının kuzu performansı üzerindeki etkilerini incelenmek amaçlanmıştır. Çalışmada deneysel yöntem kullanılarak; Balıkesir'de bulunan özel bir koyunculuk işletmesinde yakın yaş ve canlı ağırlığa sahip anaç koyunlardan doğan ve rastgele seçilen 30 adet kuzu ile kontrol grubu ve deneme grubu oluşturulmuştur. 15 adetlik deneme grubuna bakım rutinlerine ek olarak 0,1 ml/10 kg canlı ağırlık kekik yağı oral yolla verilmiştir. Kontrol ve deneme grubunda yem ve su ad libitum uygulanmıştır. Araştırma boyunca kuzuların canlı ağırlıkları 0, 49, 70 ve 90. günlerde tartım yapılarak belirlenmiştir. Kesim sonrası karkas ağırlığını belirlemek amacıyla tartımları yapılmıştır. 0.gün yapılan tartımlarda kontrol grubundaki kuzuların ağırlık ortalaması 3460 g, deneme grubunun ağırlık ortalaması ise 3486,7 g'dır. 49. günde yapılan tartımda ağırlık ortalamaları kontrol grubunda 26334,7 g iken deneme grubunda ise 28265 g olarak tespit edilmiştir. Ancak 70. günde kontrol grubu 39042,7 g ve deneme grubu 38571 g olarak tartılmış ve kontrol grubu kuzuları biraz daha ağır olduğu belirlenmiştir. Kuzuların canlı ağırlıkları deneme süresi içerisinde kontrol ve kekik yağının verildiği çalışma gruplarının karkas ağırlıkları istatistiki olarak önemli farklılık göstermiştir (p=0,01). Karkas randımanına bakıldığında gruplar arasında istatistiki açıdan önemli fark bulunamamıştır (p=0,07). Gruplar arası canlı ağırlıklarda farkın az olması saha şartları için önemsiz görünmekte ancak bu yönde çalışmaların devamı noktasında önem arz etmektedir.

Tuğmaç Altınöz
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Koyun süt yemlerine organik ve inorganik mineral madde katılmasının kolostrum kalitesi ve kuzu bağışıklık sistemi üzerine etkisi

Bu çalışma, gebe koyun rasyonlarına organik ve inorganik formda katılan mangan, demir, bakır, çinko ve selenyum içeren mineral katkılarının kolostrum kalitesi ile kuzularda bağışıklık üzerine etkilerini tespit etmek üzere yapılmıştır. Araştırmanın hayvan materyalini Kıvırcık X Karacabey Merinosu F1 melezi toplam 36 baş gebe koyun ve bu koyunlardan doğan kuzular oluşturmuştur. Koyunlar deneme başında ultrason muayenesiyle gebeliği kontrol edilmiş, tartılıp kanları alındıktan sonra her birinde 12 baş koyun olan biri kontrol ikisi deneme olmak üzere 3 gruba rastgele ayrılıp, bireysel besleme padoklarına yerleştirilmiştir. Denemenin yem materyalini ise buğday samanı ile pelet formda %19 ham protein içeren koyun süt yemi oluşturmuştur. Deneme gruplarını ise koyun süt yemine hiçbir katkı yapılmayan grup kontrol, kontrol grubu rasyonuna inorganik formda Mangan, Demir, Bakır, Çinko ve Selenyum içeren premiksten 5 g/gün/baş katılan grup Grup I; yine kontrol grubu rasyonuna organik formda aynı mineralleri içeren premiksten 5g/gün/baş katılan grup Grup II'yi oluşturmuştur. Araştırmadaki koyunların deneme başı canlı ağırlık ortalamaları Kontrol, Grup I ve Grup II'de sırasıyla 49.73, 49.28 ve 49.58 kg, doğumdan hemen sonra ise aynı sıraya göre 46.12, 46.66 ve 44.77 kg olarak tespit edilmiştir (p>0.05). Deneme gruplarında kuzuların doğum ağırlık aynı sıraya göre ortalama 4440.38, 4566.15 ve 4000.3 g olarak belirlenmiş; Grup II'de kuzularının diğer gruplara göre daha düşük canlı ağırlık değerine sahip olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Denemenin 28. gününde kuzuların canlı ağırlık ortalamaları ise aynı sıraya göre 10087.69, 10866.92 ve 10763.46 g olarak tespit edilmiştir (p>0.05). Araştırmada kolostrum IgG değerleri aynı sırayla 75.84, 84.03 ve 84.93 mg/mL olarak saptanmıştır (p>0.05). Deneme gruplarında kuzuların 2. gün kan serum IgG ortalamaları sırasıyla 38.38, 37.89 ve 37.47 mg/mL; 28. gün ortalamaları ise 28.88, 27.86 ve 29.53 mg/mL olarak bulunmuş ve gruplar arası farklılıklar önemsiz olmuştur (p>0.05). Deneme başında koyunların kan serum mineral düzeyleri bakımından farklılık bulunmazken doğumdan hemen sonra alınan kan serum örneklerinde Se ortalaması aynı sırayla 165.2, 257.8 ve 182.5 ppb olarak tespit edilmiş; Kontrol grubunun Se düzeyi diğer iki gruptan daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Kuzulardan doğum sonrası alınan kan serum örneklerinde Grup I ve Grup II'nin Zn ve Se düzeyleri Kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak; gebe koyun rasyonlarına organik ve inorganik formda katılan iz minerallerin kuzuların doğum ağırlığı ile 28. gün canlı ağırlıkları üzerine belirgin etkisi olmamıştır. Bağışıklığın belirlenmesinde değerlendirilen IgG değerleri benzer bulunurken, yeni doğan kuzuların kan serum örneklerinde Zn ve Se düzeyleri Kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05).

Ömer Kaan Tekin
Balıkesir University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Etlik piliç karma yemlerinde kullanılan ham gliserinin performans, incebağırsak histopatolojisi ve ayak taban lezyonları üzerine etkileri

Bu çalışmanın amacı etlik piliç karmayemlerinde mısırın miktarını düşürerek alternatif enerji kaynağı olarak ham gliserini kullanmaktır. Bu çalışmayla farklı yaş dönemlerinde, farklı oranlardaki ham gliserin (HG)'in etlik piliçlerin farklı parametrelerindeki etkilerini incelemek, literatüre katkı sağlayarak gelecekte yapılacak çalışmalara katkıda bulunmak amaçlanmaktadır. Birinci gün canlı ağırlığı ortalama 43 gram, Cobb 500 ırkı 350 etlik civcivle çalışma gerçekleştirilmiştir. İlk 4 gün civcivler beraber bakılmış, beşinci gün her birinde 10 civcivin olduğu 5 tekerrürden oluşan 7 deneme grubuna rastgele dağıtılmıştır. Grup I (Kontrol, 1-42. gün %0 HG), Grup II (5-21.gün %5 HG+22-42.gün %0 HG), Grup III (5-21.gün %0 HG+22-42.gün %5 HG), Grup IV (5-42.gün %5 HG), Grup V (5-21.gün %10 HG+22-42.gün %0 HG), Grup VI (5-21.gün %0 HG+22-42.gün %10 HG) ve Grup VII (5-42.gün %10 HG) şeklindedir. Yemler izonitrojenik ve izokaloriktir. Ham gliserinin AMEn değeri 3595 kcal/kg, içeriği %87.48 gliserol, %6.8 nem, %4 kül, %1.7 gliserol olmayan organik maddedir. Çalışmada canlı ağırlık, yem tüketimi, canlı ağırlık artışı, yemden yararlanma oranı, dışkı nemi, kan parametreleri, ayak taban dermatitisi, iç organların ağırlıkları, göğüs-baget renk ve pH'sı ile kimyasal özellikleri, tibia külü, diskondroplazisi, bağırsaktaki Enterobakteri, Coliform bakteri, toplam aerobik bakteri sayıları, ileumun villus, kript, epitel hücre kalınlığı ölçümleri, çalışmanın ekonomik analizi yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre 11, 22. günlerde %5, %10 oranına ham gliserin tüketimi, kontrol grubuna göre canlı ağırlığı arttırmaktadır. Yem tüketimi 11-21, 5-21. günlerde %10 tüketenlerde artmaktadır (P<0.05). Tüm dönemlerde %5 HG tüketimi, %0 HG tüketenlere göre daha yüksek canlı ağırlık artışıyla (P<0.05) sonuçlanmıştır. Yemden yararlanma oranı 5-10, 5-21. günlerde %5, %10 HG tüketenlerde daha iyidir (P<0.05). %10 HG tüketmek dışkı nemini arttırmakta, %5 HG tüketmek kontrol grubuna göre az sulu dışkıya (P<0.05) neden olmaktadır. Tüketim arttıkça serum trigliseridi düşmüş, ayak taban dermatitisi derecesi-skoru-insidensi, kalp-karaciğer-pankreas-bağırsak ağırlığı, göğüs-baget kaslarında HP, HY oranı artmış, baget pH'ı azalmıştır (P<0.05). %10 HG tüketmek baget pH'sını azaltmaktadır (P<0.05). Bagetin kırmızılığı tüketimin artmasıyla azalmaktadır (P<0.05). Tüketimdeki artışla toplam Coliform yükünde artış (P<0.05) olmaktadır. Tüketimin artmasıyla villus yüksekliği, kript genişliği artmış, villus genişliği, kript derinliği azalmış, villus yüzey alanı, villus yüksekliği/kript derinliği oranı tüketimdeki artışla artmıştır (P<0.05). Tüketimdeki artış tüm çalışma dönemlerinde günlük yem maliyetini arttırmaktadır. Ancak, 5-10. günde %5 HG tüketen grubun 1 kg canlı ağırlık artışı için yem maliyeti en azdır (P<0.05). Bu sonuçlar, karmayem dengeli şekilde hazırlanırsa ham gliserinin etlik piliç karmayeminde %10 düzeyine kadar hem performans hem de sağlığı bozmadan alternatif enerji kaynağı olarak kullanılabileceğini göstermektedir.

Yahya Işık
Balıkesir University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sodyum benzoatın listeria monocytogenes ile kontamine edilen mısır silajı kalitesine etkileri

Bu çalışma Listeria monocytogenes ile kontamine edilen mısır bitki materyaline ilave edilen sodyum benzoatın Listeria monocytogenes ve silaj kalitesi üzerine etkisinin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Silaj materyalini oluşturan mısır bitkisi süt olum döneminde hasat edilerek 1,5-2,0 cm uzunluğunda kesildikten sonra 1,5 litrelik plastik bidonlara el ile sıkıştırıldıktan sonra oda sıcaklığında 60 gün süre ile bekletilmiştir. Çalışma kontrol (A grubu), L. monocytogenes pozitif grup (B grubu), L. monocytogenes+sodyum benzoat grubu (C grubu) ve sodyum benzoat grubu (D grubu) olmak üzere 4 gruptan oluşmuştur. L. monocytogenes B ve C gruplarına 105 kob/g düzeyinde, sodyum benzoat ise C ve D gruplarına % 0,1 oranında uygulanmıştır. Kontrol grubundaki silajlara L. monocytogenes ve sodyum benzoat uygulanmamıştır. Silolamanın 60. gününde açılarak alınan silaj örneklerinde kimyasal ve mikrobiyolojik analizler gerçekleştirilmiştir. Ayrıca; silajlar açıldıktan sonra 5 gün süreyle aerobik stabilite testine tabi tutulmuştur. Sodyum benzoatın L. monocytogenes ile kontamine silajlarda katkı maddesi olarak kullanımı sonucu (C grubu), silajların ham kül ve ham yağ oranları artarken, organik madde oranı ise azalmıştır. Sodyum benzoat, silajların suda çözünebilir karbonhidrat içeriğini arttırırken, bütirik asit, etanol ve amonyak azotu konsantrasyonunu azaltmıştır (p<0,001). Aerobik stabilite testi sonrası silajlardan elde edilen bulgularda kontrol grubuna kıyasla D grubunda pH ve CO2 düzeyi ile maya ve küf sayısı önemli şekilde düşük bulunmuştur. Yapılan mikrobiyolojik analizlerde silajlarda L. monocytogenes koloni gelişimi gözlenmemiştir. Sonuç olarak; sodyum benzoatın L. monocytogenes gelişimini inhibe ettiği ve silajların kalitesini olumlu yönde etkileyebileceği gözlenmiştir.

Erdem Tüzel
Balıkesir University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Sığırlarda metilentetrahidrofolat redüktaz geni polimorfizmi ve geçiş dönemi kolin ve metiyonin ilavesinin bazı metabolik parametreler ile süt verim özellikleri üzerine etkisi

Bu çalışma, Türkiye'de yetiştirilen Holştayn ırkı sığırlarda metilentetrahidrofolat redüktaz geni rs110692574 polimorfizmi ile geçiş döneminde farklı oranlarda kolin ve metiyonin ilavesinin biyokimyasal parametreler, süt ve döl verim özellikleri ile bazı sağlık problemleri üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın hayvan materyalini, Balıkesir ilinde özel işletmelerde yetiştirilen Holştayn ırkı inekler oluşturmuştur. Bu çalışmanın ilk aşamasında, hayvanların metilentetrahidrofolat redüktaz geni rs110692574 polimorfizmi açısından genotipleri belirlenmiştir. Genotipleme işlemi, Tetra-primer ARMS-PCR yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Daha düşük frekansa sahip T allelini taşıyan (CT genotipli) bireyler öncelikli olarak seçilerek toplam 80 baştan oluşan bir araştırma grubu oluşturulmuştur. Araştırma grubundaki hayvanlar, genotip (CC ve CT) ve yem katkı maddesi uygulamalarına (CH: kolin ve CH+MET: kolin + metiyonin) göre sınıflandırılarak dört gruba ayrılmıştır. Çalışmada, hayvanlardan buzağılamadan önceki 21. gün, buzağılama günü ve buzağılamadan sonraki 21. günde alınan kan örneklerinde homosistein, folik asit, vitamin B₁₂ ve NEFA düzeyleri analiz edilmiştir. Buzağılama sonrası BHBA düzeyleri ile doğum, laktasyon, süt verimi ve sağlık kayıtları dijital sürü yönetim sisteminden elde edilmiştir. Genotip ve yem katkı maddesi gruplarının biyokimyasal parametreler üzerindeki zamana bağlı etkileri tekrarlı ölçümler varyans analizi, farklı zaman noktalarındaki etkileri ise genel lineer model kullanılarak analiz edilmiştir. Analizler sonucunda, Türkiye'deki Holştayn sığır popülasyonunda T alleli taşıyan hayvanların frekansı %12.64 olarak belirlenmiştir. Zaman × genotip etkileşiminin, geçiş döneminin farklı evrelerinde folik asit ve vitamin B₁₂ düzeylerindeki değişimler üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu saptanmıştır (p<0.05). CC ve CT genotip grupları arasında, buzağılama öncesi dönemde (-21. gün) folik asit ve B₁₂; buzağılama sonrası 7. günde ise BHBA düzeyleri açısından anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Benzer şekilde, CH ve CH+MET grupları arasında buzağılama günü (0. gün) ve buzağılama sonrası 21. günde folik asit düzeyleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklar gözlenmiştir. Ayrıca, yem katkısının 100, 200 ve 305 günlük süt verimi üzerinde anlamlı etkileri olduğu; rs110692574 polimorfizminin ise verim kaybına yol açabilecek bazı sağlık problemleriyle ilişkili olduğu ortaya konmuştur. Bu bulgular, geçiş döneminde metabolik dengenin korunması ve verim özelliklerinin artırılması amacıyla, genotipe dayalı bireysel beslenme stratejilerinin geliştirilmesinin önemini ortaya koymaktadır.

Nazlıcan Dere
Balıkesir University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Nar kabuğu ekstraktının yeni doğan buzağılarda performans, antioksidan kapasite ve bazı kan parametreleri üzerine etkileri

Bu çalışmada; meyve suyu sanayi yan ürünü olan nar kabuğu ekstraktı (NKE)'nin yeni doğan buzağılarda performans, antioksidan kapasite ve bazı kan parametreleri üzerine etkileri araştırıldı. Bu amaçla araştırmada 28 adet 3-7 günlük yaşta sağlıklı buzağılar 4 gruba ayrıldı. (Dişi erkek sayıları ana gruplarda eşit oldu). Kontrol grubu yalnızca ticari buzağı maması + konsantre yemle beslendi. Deneme grupları ise sırasıyla; Birinci Deneme Grubu: (Ticari buzağı maması + ilk 15 gün süreyle 4 ml/gün düzeyinde NKE) + (Konsantre yem), İkinci Deneme Grubu: (Ticari buzağı maması) + (Konsantre yem + %0,4 düzeyinde NKE), Üçüncü Deneme Grubu: (Ticari buzağı maması + ilk 15 gün süreyle 4 ml/gün düzeyinde NKE) + (Konsantre yem + %0,4 düzeyinde NKE) şeklinde beslendi. Deneme 60 gün sürdürüldü. Hayvanlar denemenin başında ve 15, 30 ve 60. günlerinde bireysel olarak tartıldı. Kuyruk sokumu yüksekliği, cidago yüksekliği ve göğüs çevresi ölçüldü. Hayvanların kuru madde tüketimi araştırmanın 15, 30 ve 60. günlerinde belirlendi. Dışkılar her gün izlenerek skorlandı. Deneme başlangıcında, 15 ve 60. günlerinde beslemeyi takiben 3. saatte her deneme grubundaki toplam 25 buzağıdan vena jugularisten kan alınarak; total protein, BUN, BHBA, Glikoz, İmmunglobulin G düzeyleri ve MDA belirlendi. Bu çalışmada, NKE ile takviye edilmiş rasyonlarla beslenen buzağıların ortalama günlük CAA ve yemden yararlanma oranı dahil olmak üzere performans indekslerinin kontrol grubu rasyonuyla beslenen buzağılarınkiyle karşılaştırılabilir olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, nar kabuğu ekstraktının rasyona takviyesi ile kuru madde alımında sınırlı bir düşüş olmuştur. Nar kabuğu ekstraktı takviyesinin kan biyokimyası, özellikle de vücudun antioksidan durumu üzerindeki etkisi bu çalışmada beklendiği kadar belirgin olmamıştır. Bununla birlikte, ishal insidansında gözlenen azalma, nar kabuğu ekstraktı takviyesinin buzağı sağlığı üzerinde potansiyel bir olumlu etkisi olduğunu göstermektedir. Nar kabuğu ekstraktının buzağılarda besin alımı ve sindirilebilirlik üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için kullanılan kapsülleme tekniklerinin taşıdığı potansiyeli ortaya çıkarmak üzere daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.

AntioksidanlarBesi performansıBitki özütü+5
Burak Çemrek
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Broylerlerde yem formunun performans, karkas özellikleri ile sindirim sistemi gelişimi ve bağırsak histomorfolojisi üzerine etkileri

Bu çalışma, ticari olarak üretilmiş olan benzer özelliklere sahip farklı fiziksel formdaki (toz, granül, pelet) yemlerin etlik piliçlerde performans karkas randımanı, karkas parametreleri, organ relatif ağırlıkları, ince bağırsak uzunluk ve ağırlığı ile ince bağırsak histomorfolojik parametreleri üzerine etkilerinin saptanması amacıyla yapılmıştır. Ross 308 ırkı 224 adet bir günlük yaştaki erkek civcivler, 4 deneme grubuna ayrılmıştır. Her bir grup 7'şer adet civcivden oluşan 8 tekrar grubundan oluşmuştur. Gruplar farklı formdaki yemlerle 42 gün süreyle beslenmişlerdir. İlk üç hafta iki grup toz yem formunda, iki grup ise granül formunda yem ile beslenmişlerdir. İkinci üç hafta ise toz yem formundaki gruplardan bir grup toz formunda yemle (TT), diğer grup ise pelet formunda yemle (TP) beslenmişlerdir. Granül form yem tüketen grupların bir grubuna pelet formda yem verilmiş, diğer gruba ise tekrar granül formda yem verilmiştir. Denemenin ilk üç haftasında granül formda yem verilmesi performansı ve jejunum ile ileum histomorfolojisini olumlu yönde etkilemiştir. Altı haftalık deneme süresince toz formunda yem tüketen grupta performans, EPEF, karkas randımanı ve göğüs randımanı olumsuz etkilenmiştir. İlk üç hafta granül formda yem verilmesinden sonra granül veya pelet formda yem verilmesi performans, EPEF, karkas randımanı ve göğüs randımanını olumlu etkilemiştir. İlk üç hafta toz yem tüketen gruba pelet formda yem verilmesi de performans, EPEF, karkas randımanı ve göğüs randımanını artırmıştır. Toz yemle besleme bağırsak histomorfolojisini diğer formlarla beslemeye göre daha fazla iyileşme sağlamıştır. Taşlık relatif ağırlığı, altı haftalık deneme süresince toz formunda yem tüketen grupta diğer gruplara göre daha yüksek bulunmuştur. Toplam ince bağırsak, karaciğer, kalp, dalak ve Bursa fabricius relatif ağırlıkları yem formundan etkilenmemiştir. İnce bağırsak relatif uzunluğu altı haftalık deneme süresince toz formunda yem tüketen grupta daha yüksek bulunmuştur. Altı hafta süreyle granül formda yem kullanılması performansda olumlu etki yaratsa da bağırsak villüslerinde toz yeme göre iyileşme sağlamamıştır. Broyler yetiştiriciliğinde ilk üç hafta toz formunda yem kullanımı performansı olumsuz etkilese de daha sonra pelet formunda yem kullanıldığında performansda iyileşme gözlenmiştir. Sonuç olarak, ilk üç hafta granül formda yem, daha sonra pelet formdaki yemlerin broylerler de performans, karkas randımanı, sindirim sistemi ve bağırsak histomorfolojisi yönünden olumlu yönde etkileyeceği kanısına varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Bağırsak Histomorfolojisi, Broyler Performans, Karkas Özellikleri, Sindirim Sistemi, Yem Formu

BağırsaklarBesi performansıHistomorfolojisi+5
Gürkan İşçi
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Erken sütten kesilen buzağılarda farklı selüloz düzeyi içeren buzağı başlangıç yemi ile beslemenin büyüme performansı, rumen gelişimi ve bazı biyokimyasal kan değerleri üzerine etkisi

Amaç: Bu araştırma başlangıç yeminde bulunan selüloz düzeyinin ve erken sütten kesim yaşının buzağılarda büyüme performansı, rumen ve kan biyokimyasal parametreleri ve rumen mikrobiyomu üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Çalışmada canlı ağırlıkları ve doğum ağırlıkları benzer 24 adet erkek Holştayn buzağının farklı düzeylerde selüloz (%4 ve 8) içeren buzağı başlangıç yemi ile beslenmesinin ve farklı sütten kesim yaşının (44 ve 54 günlük yaş) etkileri incelendi. Deneme 2 x 2 deneme deseninde düzenlendi. Bulgular: Araştırmada sütten kesim sonrası dönemde erken sütten kesmenin canlı ağırlık artışını önemli düzeyde arttırdığı belirlendi (P<0,05). Başlangıç yemi selüloz düzeyi ve sütten kesme zamanının canlı ağırlık ve vücut ölçüleri üzerine etkisi oluşmadı. Buzağıları erken sütten kesmek çalışmanın 6. (548 g ve 1102 g) ve 7. haftalarında (978 ve 1832 g) başlangıç yemi tüketimini arttırdı (P<0,05). Sütten kesim sonrası dönemde buzağıları erken sütten kesmek başlangıç yemi tüketimini önemli düzeyde arttırdı (P<0,05). Biyokimyasal olarak incelenen rumen içeriği parametrelerinden sütten kesim sonrası dönemde asetik asidin erken sütten kesilen düşük selülozlu başlangıç yemi tüketen grupta anlamlı düzeyde arttığı belirlendi (57,35 mol/100 mol; P<0,05). Selüloz düzeyi yüksek başlangıç yemi tüketen grupta rumen isobütirik asit değerinin artış gösterdiği (0,16 ve 0,42 mmol/L; P<0,05) belirlendi. Tüm dönemlerde alınan rumen içeriğinde cins düzeyinde en çok bulunan bakteri Prevotella olarak tespit edilirken, şube düzeyinde Firmicutes olarak tespit edildi. Sütten kesilmeden önceki dönemde en fazla bakteri sayısı erken sütten kesilen düşük selülozlu başlangıç yemi tüketen grupta görülürken en düşük bakteri sayısı erken sütten kesilen yüksek selülozlu başlangıç yemi tüketen grupta görüldü. Sütten kesim öncesi dönemde kan parametrelerinden toplam protein, üre ve BHBA yüksek selülozlu başlangıç yemi tüketen gruplarda anlamlı düzeyde (P<0,05) arttığı tespit edildi Aynı zamanda erken sütten kesilen gruplarda üre, GGT ve GLDH önemli düzeyde (P<0,05) arttığı saptandı. Sonuç: Buzağılara verilen başlangıç yemindeki farklı selüloz düzeyleri ile uygulanan farklı sütten kesim yaşının performans, rumen ve kan parametrelerini olumsuz etkilemediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Buzağı, Erken Sütten Kesme, Performans, Rumen Mikrobiyomu, Selüloz Düzeyi.

BuzağılarBüyüme performansıHayvan yemleri+4
Özge Sayın Özdemir
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Süt emen buzağılara kritik besleme dönemlerinde çörek otu tohumu yağı içirilmesinin performans ve kan parametreleri üzerine etkisi

Amaç: Araştırma süt emen buzağıların beslenmesinde kritik olan ilk 3 hafta ve sütten kesme döneminde çörek otu tohumu yağının verilmesinin performans ve bazı kan parametreleri üzerine etkilerinin incelenmesi amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırmada iki ve üzeri doğumunu yapan siyah-beyaz alaca (Holstein Fresian ırkı) ineklerden rastgele seçilen, kolostrum beslemesi yapılmış 4 günlük yaştaki toplam 64 adet buzağı (32 adet dişi, 32 adet erkek) kullanıldı. Buzağılar araştırma süresince bireysel kulübelerde barındırıldı. Süt emen buzağılar üzerinde iki farklı dönemde (yaşamın ilk 3 haftası ve sütten kesme dönemi) gerçekleştirilen araştırma, bir kontrol (16 erkek + 16 dişi) ve bir deneme (16 erkek + 16 dişi) grubu olmak üzere iki grup olarak yürütüldü. Buzağılara çörek otu tohumu yağı Deneme 1'de (4-21. günler arası) 5 ml/gün, Deneme 2'de (60-70 günler arası) 10 ml/gün miktarda oral yol ile verildi. Çalışmada performans parametreleri ile kanda bazı biyokimyasal ve hematolojik parametreler incelendi. Bulgular: Araştırmada elde edilen performans değerleri incelendiğinde Deneme 1 ve Deneme 2'de gruplar arasında kuru madde tüketimi, canlı ağırlık artışı ve yem etkinliği parametrelerinde farklar önemsiz bulunmuştur. Deneme 1'de kanda incelenen biyokimyasal parametreler değerlendirildiğinde deneme grubunda ALB, TG, HDL, TBIL, ALT, P (P<0.001); GLB, CHOL, LDL, AMY (P<0.01); UA, AST (P<0.05) düzeylerinde istatistik önemlilik belirlenmiş, incelenen diğer parametrelerde (GLU, TP, BUN, GGT, ALP, LPZ) bir farklılık saptanmamıştır. Deneme 2'de kanda incelenen biyokimyasal parametreler (GLU, TCHOL, HDL, LDL, MDA, SOD ve kortizol) açısından ise bir farklılık bulunmamıştır. Deneme 1 ve Deneme 2'de tam hematolojik parametreler incelendiğinde gruplar arasında farklılıklar istatistik açıdan önemsiz olarak belirlenmiştir. Sonuç: Çörek otu tohumu yağının buzağıların kritik besleme dönemlerinde oral yolla içirilmesinin kuru madde tüketimi, canlı ağırlık artışı, yem etkinliği ve hematolojik parametreler üzerine herhangi bir etkisi olmadığı, kanda bazı biyokimyasal parametrelerde değişiklik yarattığı belirlenmiştir.

Besi performansıBitkisel yağlarBuzağılar+4
Emrah Özen
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı yerleşim sıklığında yetiştirilen etlik piliçlerin rasyonlarına klinoptilolit katılmasının, büyüme performansı, et kalitesi ve ayak tabanı yangısı oluşumu üzerine etkileri

Amaç: Farklı yerleşim sıklığında yetiştirilen etlik piliçlerin rasyonlarına klinoptilolit katılmasının performans, et kalitesi ve ayak tabanı yangıları üzerine etkisi araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Toplam 512 adet günlük yaşta Ross 308 erkek etlik civciv 2x2 deneme düzeninde yerleşim sıklığı (12-20 hayvan/m2) ve klinoptilolit (%0 ve 2) etkileri incelenecek şekilde 8 tekrar içeren 4 farklı deneme grubuna dağıtılmıştır. Aviagen (2019) besleme Kataloğu'nda belirtilen enerji ve besin madde gereksinimlerine uygun mısır-soya küspesi temelli rasyonlar hayvanlara ad libitum sunulmuştur. Araştırmada canlı performans verileri çalışmanın 0, 10, 24 ve 42. günlerinde belirlenirken denemenin sonunda kesim işlemi uygulanarak alınan örneklerde et kalitesi, karkas verimi ve bağırsak viskozitesi parametreleri incelenmiştir. Bulgular: Yüksek yerleşim sıklığı 42. gün (2410 ve 2246 g; P=0,001) yapılan tartımlarda CA ve deneme boyunca CAA'nı (2367 ve 2203 g, p=0,001) baskılarken, çalışmanın 0-42. günleri arasında (3736 ve 3518 g; P=0,01) YT'ni azaltmıştır. Buna karşılık hem yerleşim sıklığı hemde klinoptilolitin YYO üzerine önemli bir etkisi olmamıştır. Ayrıca yerleşim sıklığı yüksek olan gruplarda altlık nem ve sıcaklık düzeyi artarken, ayak tabanı yangılarında da artış belirlenmiştir. Klinoptilolit ilavesi etin pişirme kaybını ve su tutma kapasitesini arttırarak et kalitesi üzerine olumlu etki göstermiştir. Sonuç: Rasyona klinoptilolit ilavesinin yüksek yerleşim sıklığında performans, altlık kalitesi, ayak tabanı sağlığı üzerine olumsuz etkilerini gidermede etkisinin yetersiz kaldığı belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Büyüme Performansı, Etlik Piliç, Klinoptilolit, Yerleşim Sıklığı.

Ayak hastalıklarıBesi performansıDoğal zeolit+7
Ercan Karakuzulu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ekstrude kedi diyetlerine sentetik antioksidan ve/veya bitkisel ekstrakt karışımı katılmasının zamana bağlı lipid oksidasyonu ve besin madde bileşimi üzerine etkileri

Amaç: Bu tez çalışmasında, ticari olarak üretilen ekstrude kedi diyetlerine sentetik antioksidan karışımı (BHA, BHT) ve/veya bitkisel ekstrakt karışımı (biberiye, zerdeçal, karanfil) katılmasının lipid oksidasyonu ve besin madde bileşimi üzerine etkilerinin ortaya konması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma, köpek ve kedi ekstrude diyetleri üretimi gerçekleştiren özel bir firmada, deneme gruplarını oluşturacak olan ekstrude kedi diyetleri her bir deneme grubu için birer tonluk üçer parti olacak şekilde, toplam 12 ton yem üretimi 100 C'de ekstrüzyon işlemiyle gerçekleştirildi. Araştırmada antioksidan katkısı yapılmayan grup birinci deneme grubu olarak tanımlandı. Denemede 1000 gramında 200.000 mg BHT, 50.000 mg BHA, koruyucu olarak 80.000 mg sitrik asit, 20.000 mg ortofosforik asit, bağlayıcı ve taşıyıcı olarak 19.000 mg silisik asit ve %42,10 kalsiyum karbonat kapsayan ticari sentetik antioksidan karışımı firmanın önerdiği düzey olarak ton yeme bir kg olarak katıldı (Grup 2). Araştırmanın diğer faktörü olan ticari bitkisel ekstrakt karışımı ise eşit düzeyde biberiye, zerdeçal ve karanfil ekstraktlarını içerdi ve önerilen düzey olarak diyete ton başına 500 g eklendi (Grup 3). Her iki ticari antioksidan ürünün de yukarıda belirtilen düzeylerde birlikte katılmasıyla dördüncü deneme grubu oluşturuldu. Araştırmada üretimi yapılan diyetlerde zamana bağlı (0, 4, 8, 12 ve 16. haftalar) ham besin madde bileşimlerindeki değişimler, serbest yağ asitleri ve peroksit düzeyleri belirlendi. Bulgular: Araştırma sonucunda, gerek sentetik gerekse doğal antioksidan katkısı yapılmasının diyette zamana bağlı oluşan peroksit düzeyi üzerine ise baskılayıcı etki gösterdiği, birlikte kullanıldıklarında önemli düzeyde etki meydana getirdiği ortaya konmuştur. Diyetin besin madde bileşiminde ise oksidasyona ve antioksidan katkısı yapılmasına bağlı olarak bir değişiklik meydana gelmemiştir. Sonuç: Bu çalışmada doğal antioksidan katkısı yapılmasının sentetik antoksidanlara iyi bir alternatif olabileceği, birlikte kullanılmaları durumunda ise meydana getirdikleri istenilen etkilerin daha belirgin olarak ortaya çıktığı sonucuna ulaşıldı. Anahtar kelimeler: Diyet, Doğal antioksidan, Ekstrude, Kedi, Sentetik antioksidan.

Hayvanlarda beslenme
Cansu Çavuşoğlu Akar
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Pazar dışı kalmış karpuzlar ile yer fıstığı meyvesi kabuklarından asitle muamele ile farklı kuru madde düzeyinde haylaj yapılma olanağının araştırılması

Bu çalışmanın amacı pazar dışı kalmış, atık karpuzların kabuk, çekirdek ve eti birlikte kıyılarak elde edilen karpuz püresi HCl katkılı ve katkısız olarak silo içi su emme özelliği olan kuru yer fıstığı kabuğu ile %40 ve %50 kuru madde içeren silaj/haylaj materyali üretme ve silolama olanağını araştırmaktır. Araştırma gruplarına, HCl katılmayan %40 KM içeren gruba 0-40 Grubu HCl katılmayan %50 KM içeren gruba 0-50 Grubu, HCl katılan %40 KM içeren gruba A-40 Grubu, HCl katılan %50 KM içeren gruba A-50 Grubu adı verilmiştir. Her grupta 4 tekerrür yapılmıştır. Yer fıstığı kabuğunun, taze karpuzun, bu çalışmada üretilen silaj/haylaj materyali ve silajlarının aerobik mezofilik bakteri, küf ve maya sayısı ile aflatoksin düzeyi, silaj/haylajların besin madde düzeyleri belirlenmiştir. Silaj/haylajların dansitesi, DLG anahtarına göre DLG-puanları, fleig puanları, pH düzeyleri tespit edilmiştir. Aerob mezofilik bakteri sayısı 6.15 log10cfu/g ile yer fıstığı kabuğunda, atık karpuzdan daha yüksek bulunmuştur. %40 ve %50 KM'li silaj materyalindeki mezofilik aerob bakteri sayısı ise yer fıstığı kabuğu ve atık karpuzdakinden önemli olmayan düzeyde düşük bulunmuştur. Silaj/haylaj materyaline silolama öncesi HCl katıldığında mezofilik aerob bakteri sayısı %40'lık grupta düşmüş %50'lik grupta yükselmiştir. Yer fıstığı kabuğunda 5.57 log10cfu/g maya 5.89 log10cfu/g küf bulunurken, taze karpuz örneklerinde saptanmamıştır. %40 ve %50 KM'li silaj/haylaj materyallerinde maya sayısı taze karpuzdan yüksek ve yer fıstığı kabuğundan biraz düşük çıkmıştır. Küf sayısı ise taze karpuzdan yüksek yer fıstığı kabuğundan düşük bulunmuştur. %50 KM'li silaj/haylaj materyalinde %40 KM'liden daha yüksek küf sayısı saptanmıştır. HCl katkısının maya ve küf sayısı üzerine etkili olmadığı gözlenmiştir. Silaj/haylaj örneklerinde mezofilik aerob bakteri sayısı silaj/haylaj materyallerinden daha düşük bulunmuş, maya ve küf tespit edilmemiştir. Yer fıstığı kabuğunda yapılan aflatoksin analizinde 6.77 ppb total aflatoksin düzeyi tespit edilmiştir. Total aflatoksiniçerisinde en yüksek değer Aflatoksin B1'de tespit edilmiştir. Taze karpuz püresinde ise yok denecek derecede düşük düzeyde aflatoksin B1 tespit edilmiştir. Silaj/haylaj materyallerinin kuru madde düzeylerininaflatoksin düzeyi üzerine net bir etkisi gözlenmemiştir. HCl katılan gruplarda ise daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Tüm gruplarda silaj ve /haylaj örneklerinde aflatoksin düzeylerinin yok denecek düzeye düşükolduğu görülmüştür. Silaj/haylajlarda ham kül ve ham yağ düzeyi %40 KM'li grupta daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Gruplarda HCl katkısı ile de silaj/haylajdaki ham yağ düzeyi yükselmiştir. Ham protein düzeyleri %50KM'li gruplarda, %40KM'li gruplarından daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ham selüloz düzeyi %50KM'li gruplarda %40KM'li gruplara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ham selüloz oranının HCl katılan gruplarda katılmayan gruplara göre daha düşük olduğu saptanmıştır. Azotsuz öz madde düzeyinin de HCl katılmış %50 KM'li grupta katılmayana göre daha yüksek olduğu gözlenmektedir. Araştırma silajlarında %40 KM düzeyindeki silajların enerji düzeyi%50 KM içeren silajlarınkinden daha yüksek olduğu görülmektedir. HCl ile mumamele edilerek üretilmiş olan hem %40 hem de%50 KM içeren silaj/haylajlarda enerji düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. %50 KM'li grupların dansitelerinin%40 KM'li gruplardan daha düşük olduğu tespit edilmiştir. %40 KM'li gruplarında pH değeri %50 KM gruplarından daha düşük bulunmuştur. DLG anahtarındaki kriterlere göre yapılan fiziksel muayene sonucu verilen puanlarda tüm grupların aynı puan aldığı gözlenmiştir. %50 KM'li grupların %40 KM'li gruplardan daha yüksek bir fleig puana sahip olduğu bulunmuştur. Ancak hem DLG anahtarına hem de fleig puanına göre yapılan değerlendirmede tüm araştırma gruplarında kaliteli silaj/haylajların üretildiği saptanmıştır. Sonuç olarak iki bitkisel atıktan besin madde bileşimi, mikrobiyel ve aflatoksin yönünden kaliteli ve güvenli %40 ve %50 KM'li karpuzlu yer fıstığı kabuğu silaj/haylajları üretilebilmiştir.

Hayvan beslemeHayvan yemleriHidroklorik asit+7
Alper Özden
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yonca silajına melas ve sumak katkısının besin madde düzeyi, in vitro besin madde sindirimi ve silaj kalitesi üzerine etkileri

Bu proje, yonca silajına melas ve sumak katkısının silaj besin madde düzeyleri, in vitro besin madde sindirimleri ve silaj kalitesi üzerine etkilerini incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırma grupları Yonca grubu (Y, kontrol, katkısız), Yonca+Sumak grubu (YS, %10 sumak katkılı), Yonca+Melas grubu (YM, %5 melas katkılı) ve Yonca+Sumak+Melas (YSM, %10 sumak ve %5 melas katkılı) grubundan oluşturulmuştur. YS, YM ve YSM gruplarının kuru madde içerikleri kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur (P<0.001). Fermantasyonun sadece 21. gününde YS grubunun ham kül içeriği diğer gruplardan önemli derecede yüksek bulunmuştur(P<0.05). Silaj fermantasyonun 45. gününde YM ve YSM gruplarının organik madde düzeyleri Y ve YS gruplarınkinden istatistiki olarak önemli düzeyde düşük bulunmuştur (P<0.001). Tüm gruplarda fermantasyonunun 60. gün ham protein değerlerinde 0. gün değerlerine kıyasla önemli oranda düşüş tespit edilmiştir. Fermantasyonun 0-60. günleri arasında grupların ham yağ değerlerinde önemli bir değişim tespit edilememiştir (P>0.05). YSM grubunun NDF içeriği 0. güne kıyasla 60. günde önemli oranda düşmüştür (P<0.05). Ancak gerek gruplar arasında gerekse grupların kendi içinde ADF ve ADL bakımından farklılık görülmemiştir (P>0.05). YSM grubunun in vitro KM ve OM sindirim değerleri önemli düzeyde artmıştır (P<0.001). Sumak ve melas katkıları ile yonca silajı pH değerlerinde önemli derecede düşüş belirlenmiştir (P<0.001). Kontrol, YS, YM ve YSM gruplarının 60. gün NH3-N değerleri sırasıyla % 9.08, 7.22, 7.00 ve 6.81 olarak belirlenmiştir (P<0.05). Flieg puanına göre yapılan kalite sınıflandırmasında kontrol grubu orta, YS, YM ve YSM gruplarının ise pekiyi-iyi kalite sınıfında olduğu belirlenmiştir. Tüm gruplarının 60. gün SÇK değerleri 0. güne kıyasla önemli düzeyde düşmüştür (P<0.001). Gruplar kendi içinde değerlendirildiğinde 0. ve 60. gün laktik asit değerleri arasında istatistiksel anlamda önemli fark vardır. Kontrol grubunun 60. gün asetik asit miktarı diğer gruplara kıyasla önemli oranda yüksek tespit edilmiştir(P<0.01). Fermantasyonun 0. gününe kıyasla 21, 45 ve 60. günlerinde propiyonik asit düzeyinde önemli oranda azalma olduğu görülmüştür (P<0.001). Fermantasyonun 21, 45 ve 60. günlerinde en yüksek bütirik asit düzeyi Y grubunda belirlenmiştir (P<0.05). Sonuç olarak; sumağın tanen içeriğine bağlı olarak proteolizi önlediği ve organik asit içeriği sayesinde silaj fermantasyonunu olumlu yönde geliştirdiği, melas katkısının ise özellikle SÇK düzeyine bağlı olarak silaj fermantasyonunda etkili olduğu ayrıca sumakla birlikte kullanılması ile silaj fermantasyonunu daha iyi yönde etkilediği belirlenmiştir. Ancak her iki katkının da dozlarının düşüklüğüne bağlı olarak silaj pH'sını uygun değer aralıklarına (3.8-4.2) düşüremediği ve özellikle bütirik asit oluşumunu engelleyemedikleri tespit edilmiştir.

Hayvan yemleriMelasSilaj+5
Esra Nur Yıldırım
Fırat University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Etlik piliç karma yemlerine farklı düzeylerde ilave edilen hünnap(ziziphus jujuba mill.) meyvesinin performans, et kalitesi, antioksidan ve bazı kan parametreleri üzerine etkisinin araştırılması

Bu çalışma, etlik piliçlerde, karma yeme farklı miktarlarda ilave edilen hünnap (Ziziphus jujuba Mill.) meyvesinin performans, karkas özellikleri, et kalitesi, antioksidan ve bazı kan parametreleri üzerine olan etkilerini tespit etmek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada; her grupta 40 adet olmak üzere toplam 160 adet erkek etlik piliç (Ross-308) kullanılmıştır. Grupların her biri 10 adet etlik piliç içeren 4 alt gruba ayrılmıştır. Araştırma grupları; hünnap meyvesi katılmayan grup Kontrol grubunu; % 0.5 hünnap meyvesi katılan grup H-0.5 grubunu; % 1 hünnap meyvesi katılan grup H-1 grubunu ve % 2 hünnap meyvesi katılan grup da H-2 grubunu oluşturmuştur. Deneme sonunda (42. Gün) en iyi canlı ağırlık (P<0.01), günlük canlı ağırlık artışı (P<0.05), günlük yem tüketimi (P<0.01) ve yemden yararlanma oranı (P<0.05) H-1 grubunda tespit edilmiştir. En yüksek but ve kalp ağırlıkları H-1 grubunda saptanmış, en düşük sıcak karkas, göğüs, sırt-boyun ağırlıkları ile karkas randımanı H-2 grubunda belirlenmiştir (P<0.05). En yüksek kan glikoz, trigliserit, toplam kolesterol, VLDL kolesterol, ALT, AST ve ürik asit düzeyleri ile en düşük kreatin düzeyi kontrol grubunda tespit edilmiştir (P<0.05). En düşük MDA düzeyi H-2 grubunda (P<0.001), en yüksek GSH (P<0.01) ve CAT (P<0.05) düzeyleri ise H-1 ve H-2 gruplarında belirlenmiştir. But kası yağ asidi profiline bakıldığında en düşük PUFA, Ω-6 ve Ω-3 düzeyleri ile en yüksek Ω-6/Ω-3 oranı kontrol grubunda tespit edilmiştir (P<0.05). En düşük villus yüksekliği ve kript derinliği değerleri ile en yüksek villus yüksekliği/kript derinliği oranı kontrol grubunda belirlenmiştir (P<0.001). Çalışmada, ölüm oranı tüm gruplarda benzer bulunmuştur (P>0.05). Sonuç olarak; başta antioksidan özelliği ile kullanılan hünnap meyvesinin, performans, kan parametreleri, antioksidan paranmetreler, but kası yağ asidi düzeyi ve bağırsak morfolojisi üzerine olan olumlu etkileri nedeniyle kanatlı karma yemlerinde özellikle % 1 düzeyinde kullanılabileceği kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hünnap meyvesi, etlik piliç, performans, yağ asidi, antioksidan parametreler, kan parametreleri.

Selcen Arslan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Üzüm çekirdeği ekstraktının sıcak stresi altındaki holstein ırkı buzağılarda büyüne performansı ve oksidatif stres üzerine etkisi

Bu araştırmanın amacı, sıcak stresi altındaki Holstein ırkı buzağılarda üzüm çekirdeği ekstraktı (ÜÇE) takviyesinin; büyüme performansı, antioksidan aktivite, inflamasyon, kan metabolitleri, fekal uçucu yağ asitleri (UYA), hematolojik ve fizyolojik parametreler üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Araştırmada 60 adet Holstein dişi buzağı (3 günlük) canlı ağırlık (40,6 ± 2,17 kg) ve kıl örtüsüne göre benzer dört gruba ayrılmıştır. Gruplardaki buzağılara sırasıyla 0 (KON, n=15), 25 (ÜÇE1, n=15), 50 (ÜÇE2, n=15) ve 100 (ÜÇE3, n=15) mg/kg canlı ağırlık dozunda sütle beraber üzüm çekirdeği ekstraktı içirilmiştir. Ağırlık artışlarını belirlemek için buzağılar 15'er gün aralıklarla tartılmıştır. Kan örnekleri 3, 33 ve 63. günlerde alınırken, fekal UYA'yı değerlendirmek için 33 ve 63. günlerde dışkı örnekleri alınmıştır. Rektal sıcaklıklar ve solunum sayıları haftada üç kez ölçülmüştür. Sıcaklık nem indeksi (SNİ) değerleri çalışma boyunca 73,2 ile 87,4 arasında değişmiş ve çalışma 63. günde sonlandırılmıştır. Çalışmanın 3-18 ve 33-48 günleri arasına en yüksek günlük canlı ağırlık artışı (GCAA) ÜÇE2 grubundaki buzağılarda gözlenirken, 18-33 ve 48-63 günler arasında en yüksek GCAA ÜÇE3 grubundaki buzağılarda görülmüştür (P<0,01). Ayrıca, en yüksek yem tüketimi ÜÇE3 grubundaki buzağılarda gözlenmiştir (P<0,01). Plazma malondialdehit (MDA), tümör nekroz faktör alfa (TNF-α) konsantrasyonları ve solunum sayısı ÜÇE takviyesi yapılan tüm gruplarda azalmıştır (P<0,01). KON grubuna kıyasla 33. günde ÜÇE3 grubundaki buzağılarda plazma toplam antioksidan kapasite (TAK) konsantrasyonu artmıştır (P=0,02). Öte yandan KON grubuna kıyasla ÜÇE2 ve ÜÇE3 gruplarında süperoksit dismutaz (SOD) konsantrasyonu artarken, bu gruplarda plazma leptin, insulin ve kortizol konsantrasyonları azalmıştır (P<0,01). ÜÇE takviyesi yapılan tüm gruplarda hematokrit, hemoglobin ve kırmızı kan hücrelerinin (RBC) miktarı artmıştır (P<0,01). Ek olarak ÜÇE3 grubundaki buzağılarda fekal toplam UYA konsantrasyonu artmıştır (P<0,01). Sonuç olarak, günlük 50 mg/kg canlı ağırlık dozunda ÜÇE takviyesinin, sıcak stresi altındaki buzağıların sağlık parametreleri ve performansları üzerinde faydalı etkiler yaratarak sıcak stresi etkilerinin hafifletilebileceği sonucuna varılmıştır.

AntioksidanlarBuzağılarLeptin+5
Emin Ürkmez
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı oranlarda verilen süt miktarının buzağılarda gelişim parametreleri üzerine etkisi

Bu araştırmanın amacı; 0-70. günlük buzağılarda farklı oranlarda verilen süt miktarının buzağılarda gelişim parametreleri üzerine etkisini görmek amacıyla ; yem tüketimi, canlı ağırlık artışı, yemden yararlanma, vücut ölçüleri ve rumen parametreleri üzerine etkilerini araştırmaktır. Bu araştırma Kırşehir İlinde yer alan Tek yön hayvancılık Çiftliği'ne ait buzağı ünitesinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada hayvan materyali olarak dişi (N=43) ve erkek (N=45) toplam 88 adet Holstein ırkı buzağı kullanılmıştır. Buzağılara haftalık yapılan canlı ağırlık tartımları neticesine göre haftalık süt miktarı belirlenmiştir. Çalışma toplamda 4 grupta yürütülmüş olup, 1. Grupta yer alan buzağılara canlı ağırlıklarının %10 miktarında sütü 3 öğünde ( %10-3 öğün) , 2. Grupta yer alan buzağılara canlı ağırlığın %15 miktarında sütü 3 öğünde ( %15-3 öğün), 3. Grupta Canlı Ağırlığın %20 miktarında sütü 3 öğünde ( %20-3 öğün), 4. Grupta yer alan buzağılara canlı ağırlığın % 10 miktarında sütü 2 öğünde ( %10-2 öğün) verilmiştir. Buzağılar doğumdan sonraki ilk 3 gün kolostrum ile beslenmiş, 4. günden itibaren doğum canlı ağırlıklarına göre gruplara dağıtılarak buzağı başlangıç yemi ve suya erişimleri sağlanacak şekilde bireysel kulübelere alınmıştır. Buzağıların canlı ağırlıkları, kaba yem buzağı başlangıç yemi tüketimleri ve yemden yararlanma oranları haftalık hesaplanmıştır. Buzağıların 58. Günlük yaştan itibaren sütten kesme prosedürü uygulanmış ve 70. Günlük yaşta sütten kesim gerçekleşmiştir. Yine buzağılardan doğumdan sonraki 24-36. saatlerde alınan kan numunelerinden Total Protein ve Serum Ig düzeyleri, 70. günde ve 90. günde alınan rumen sıvısında ise pH ölçümü yapılmış, rumen uçucu yağ asidi profili ve rumen NH3-N miktarına bakılmıştır. Buzağılarda 0.günden itibaren; cidago yüksekliği, göğüs çevresi uzunluğu ve boy uzunluğu haftalık ölçülmüştür. Veriler karma doğrusal modelleme ile SAS programında MIXED prosedürü kullanılarak değerlendirilmiştir.Buzağıların katı yem miktarları tüketiminde 2.Grup %15-3 ve 3.Grup %20-3 gruplarında yer alan buzağıların diğer gruplara nazaran daha az miktarda yonca ve konsantre yem tükettikleri tespit edilmiştir (P<0,0001). Günlük kuru madde tüketimlerinde 3.Grup %20-3 grubu diğer gruplara göre anlamlı düzeyde yüksek ( P<0,0001)olmuş; cidago yüksekliğine uygulamanın etkisi anlamlı görülmüş, %20-3 grubu sayısal anlamda diğer gruplara nazaran daha yüksek, %10-2 grubu ise en düşük cidago yükseklik ortalamasına sahip olduğu görülmüştür. Göğüs çevresi uzunluğu ve vücut uzunluğuna uygulamanın etkisine bakıldığında %20-3 grubunda diğer gruplara göre anlamlı düzeyde yüksek olmuş (P<0,0001); zamana bağlı değişim anlamlı gözlenmiştir (P<0,0001). Canlı ağırlık etkisi bakımından %20-3 grubunun %10-2 grubuna göre anlamlı düzeyde düşük olmuş (P=0,01), zamana bağlı değişimi anlamlı gözlenmiştir. Yapılan çalışmada günlük canlı ağırlık artışı %20-3 grubunun diğer gruplara göre anlamlı düzeyde yüksek ( P=0,0033) olmuş, zamana bağlı değişim anlamlı gözlemlenmiştir (P<0,0001). Buzağılardan 70. ve 90. günde alınan rumen örneklerinde gruplar arasında rumen uçucu yağ asitleri, rumen pH'sı, rumen NH3-N bakımından anlamlı bir etkisinin olmadığı görülmektedir. Sonuç olarak günde 3 öğün beslenen ve canlı ağırlığın %20'si kadar süt tüketen buzağılarda daha fazla vücut uzunluğu, göğüs çevresi ve canlı ağırlık artışı olduğu tespit edilmiş ancak buzağılar yaşamlarının 90.gününe geldiklerinde bütün gruplardaki canlı ağırlıklar benzer bulunmuştur. Sütten kesim zamanlarında daha fazla süt içen gruplarda toplam kuru madde tüketiminin azaldığı belirlenmiş olup sütten kesim stratejisinin belirleyici bir faktör olduğu ortaya çıkmaktadır.

BuzağılarDoğum ağırlığıHayvan besleme+3
Recep Tolga Kıvanç
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Süt ineklerinde farklı glikoz prekürsörleri kullanılmasının metabolik hastalıklar ve laktasyon performansı üzerine etkileri

Bu çalışma, geçiş dönemindeki süt sığırlarında karşılaşılan negatif enerji dengesi problemine karşı kullanılan glikoz prekürsörlerinin süt verimi ve bileşimi, metabolik hastalıklar, kan parametreleri, reprodüktif parametreler, vücut kondisyon skoru, dışkı skoru üzerindeki etkilerini karşılaştırmak amacı ile yapılmıştır. Çalışmada hayvan materyali olarak en az bir doğum yapmış, 60 Holstein ırkı süt ineği kullanılmıştır. Hayvanlar 3 gruba ayrılmış ve her grup 20 hayvandan oluşmuştur. Kontrol (K) grubundaki hayvanlara deneme süresince herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Gliserol (G) grubundaki hayvanlara deneme süresince günde 1 öğün, sabah yemlemesinden sonra 450 ml oral olarak G pompayla içirilmiştir. Propilen Glikol (PG) grubuna ise aynı şekilde 300 ml PG içirilmiştir. Hayvanların süt verimleri deneme süresince günlük takip edilmiştir. Laktasyonun 100. gününe kadar her hafta art arda iki gün tüm sığırlardan süt numunesi toplanarak süt analizleri yapılmıştır. Glikoz, beta hidoksi bütirik asit (BHBA) ve esterleşmemiş yağ asitleri (NEFA) gibi metabolik profil testleri için kan örnekleri doğum öncesi sırasıyla -1., 0., 1., 2. ve 3. haftalarda alınmış ve ticari kitlerle analiz edilmiştir. Araştırma boyunca ineklerden her hafta vücut kondisyon skoru, dışkı skoru, ateş, akıntı kontrolü, involüsyon takibi, topallık skorlaması yapılmıştır. İstatistik analizlerde SPSS paket programı kullanılmış ve NEFA, glikoz, BHBA, skorlamalar (vücut kondisyon skoru, dışkı skoru, uterus akıntı skoru, uterus involüsyon skoru), vücut ısısı, tohumlama, süt verimi ve süt kompozisyonu verilerinin karşılaştırmaları ANOVA ile yapılırken post test olarak Tukey HSD seçilmiştir. İneklerden alınan kan numunelerinden BHBA, NEFA ve glikoz seviyelerinde ve dışkı skorları, vücut kondisyon skorları, vajinal akıntı ve uterus akıntıları bakımından gruplar arasında bir farklılık saptanmamıştır. Ancak K (35.06 L/gün) grubu ineklerde süt verimi G (34.18 L/gün) grubuna göre 1 L ve PG (33.46 L/gün) grubuna göre ise 1.5 L daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Öte yandan süt yağı PG grubu ineklerde (%3.67) ise K (%3.44) ve G (%3.46) gruplarına göre daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Fakat K (% 3.32) grubu ineklerin süt proteinleri ise PG (%3.15) grubuna göre daha yüksek tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre hiçbir uygulama yapılmayan K gubunda süt verimi ve süt proteini G ve PG gruplarına göre daha yüksek bulunmuş ve süt yağı bakımından da gruplar arasında farklılıklar saptanmıştır. Bu nedenle G ve PG gibi glikoz prokürsörlerinin özellikle rumen üzerindeki davranışlarının daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır

GlükozLaktasyonMetabolik hastalıklar+3
Ramazan Yıldırım
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessEN

Effect of dietary herbal extract and probiotic supplementation alone or in combination on growth performance, meat quality, and stress indicators of broilers subjected to high stocking density

Objective: Effect of dietary melon-SOD and/or Pediococcus acidilactici on growth performance, meat quality, and stress indicators of broilers subjected to high stocking density (HSD) were investigated in this study. Material and Methods: A total of 504 one-day-old Ross 308 male broiler chicks were randomly distributed to 5 groups, each consisting of 6 replicate pens, each pen measuring 1 m2. Basal diets were formulated. One group was not subjected to HSD, fed diets without supplementation, and served as the control group (12 chicks/m2) whereas the remaining 4 groups were reared at HSD (18 chicks/m2). One of these HSD groups was fed basal diets without any supplementation. Other HSD groups received dietary melon-SOD (12.5 mg/kg), P. acidilactici (100 mg/kg), or a combination of both. Results: Growth performance, meat quality, and H:L ratio were not different among the treatments. Serum SOD activity decreased in HSD group compared to control, melon-SOD, and melon-SOD + P. acidilactici groups (P = 0.046). Birds fed melon-SOD or P. acidilactici alone had lower serum MDA levels than those reared at HSD (P = 0.050). SOD activity in breast meat remained unaffected. However, MDA levels in breast meat were greater in broiler chickens in the HSD group in comparison with other groups (P = 0.009). Conclusion: In this study, melon-SOD and P. acidilactici reduced the HSD-induced oxidative stress in broilers.

Plant extractMeat qualityBroiler chickens+5
Ifrah Raza
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı sıcaklıklarda yetiştirilen yumurtacı bıldırcınlarda ellagik asidin performans, sindirilebilirlik, sekal bakteriyel flora, antioksidan aktivite ile bazı kan parametreleri üzerine etkisi

Bu çalışmada, ellagik asidin normal şartlarda ve yüksek çevre sıcaklıklarında beslenen bıldırcınlarda performans, yumurta kalitesi, ham besin maddelerinin sindirilme derecesi, sekum toplam koliform ve toplam laktik asit bakteri sayıları, serum MDA düzeyi ve bazı kan parametreleri (glikoz, toplam protein, kolesterol, AST, ALT, kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum) üzerine etkileri araştırılmıştır. Bıldırcınlar (n=240; 5 haftalık yaşta), iki farklı çevre sıcaklığı [Termonötral (TN) ve Sıcaklık Stresi (SS)] ve dört ellagik asit dozu (0, 100, 200 ve 400 mg/kg) olmak üzere 2 x 4 faktöriyel deneme düzenine göre rastgele 8 gruba ayrılmıştır. Deneme 75 gün sürmüştür. TN gruplarında SS gruplarına göre yem tüketimi, yumurta ağırlığı, yumurta verimi değerlerinin daha yüksek (P<0.001) ve yemden yararlanma oranının (YYO) (P<0.01) daha iyi olduğu gözlemlenmiştir. SS grupları ile karşılaştırıldığında, TN gruplarında yumurta ağırlığı (P<0.01) ve kabuk ağırlığı (P<0.001) değerleri daha yüksek tespit edilirken; kabuk kalınlığı, sarı indeksi, ak indeksi ve haugh birimi bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak bir farklılık bulunmamıştır (P>0.05). Yumurta ve kabuk ağırlığı üzerine ellagik asit katkısının etkisi istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (P<0.05). Yüksek çevre sıcaklığı kuru madde (P<0.05), ham yağ (P<0.01) ve ham protein (P<0.01) sindirilme derecesini üzerine etkisi istatistiksel olarak önemli düzeyde düşürürken, rasyona ilave edilen ellagik asidin, kuru madde (P<0.05), ham yağ (P<0.01) ve ham protein (P<0.01) sindirilme derecesini istatistiksel olarak önemli düzeyde yükseltmiştir. Ellagik asit katkısı sekum toplam koliform bakteri sayısını düşürürken (P<0.01), sekum toplam laktik asit bakteri sayısını yükseltmiştir (P<0.001). Serum MDA düzeyi sıcaklık stresinin etkisi ile artarken (P<0.001) ellagik asit ilavesi ile azalmıştır (P<0.001). Çevre sıcaklığının serum glikoz (P<0.001), kolesterol (P<0.05), toplam protein (P<0.05), ALT (P<0.001), sodyum (P<0.05) ve magnezyum (P<0.001) düzeyleri üzerine etkisi istatistiksel olarak önemli bulunurken; serum AST, kalsiyum ve fosfor düzeyi üzerine etkisi önemsiz olmuştur (P>0.05). Sonuç olarak, bu çalışmada sıcaklık stresi altındaki bıldırcınlarda ellagik asit ilavesinin oksidatif stresi azalttığı, yemden yararlanma oranını iyileştirdiği, yumurta kalitesini artırdığı, ham besin maddelerinin sindirilme derecesini yükselttiği, antimikrobiyel etkisi nedeniyle sekum toplam koliform bakteri sayısını düşürürken sekum yararlı bakterilerden olan laktik asit bakterileri üzerine olumlu etki yaptığı, serum kolesterol ve AST-ALT düzeylerini düşürdüğü sonucuna varılmıştır. Ellagik asidin bu olumlu etkileri doza bağlı olarak artarken 400 mg/kg dozunun en etkili doz olduğu gözlemlenmiştir.

BakterilerBıldırcınEllajik asit+6
Seda İflazoğlu Mutlu
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksek yağlı diyet/streptozotosin ile indüklenen diyabetik ratlarda mango ginger ekstraktının gsk-3β/fyn/nrf2 sinyal yolağı üzerine etkisi

Dünya genelinde insidansı hızla artan diyabet ile mücadelede yeni stratejilerin araştırılması için sıklıkla hayvan modelleri kullanılmaktadır. Rodentlerde yüksek yağlı diyet (YYD) ve STZ uygulanması insan tip 2 diyabeti (DM2) için uygun bir modeldir. DM2 ve komplikasyonlarına karşı çeşitli fitokimyasalların koruyucu veya tedavi edici etkileri araştırılmaktadır. Curcuma amada Roxb (Mango Ginger, MG) tıbbi bitkiler alanında antioksidan ve antiinflamatuvar gibi farmakolojik ve biyolojik etkileri ile dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın amacı; yüksek yağlı diyet (YYD) ve streptozotosinle (STZ) indüklenmiş diyabetik sıçanlarda, diyabetin olumsuz etkilerine karşı potansiyel koruyucu etkisi olabilecek MG ekstraktının etkilerinin belirlenmesi ile GSK-3 beta/Fyn/Nrf2 sinyal yolakları üzerine MG ekstraktının nasıl etki edeceğinin ortaya konmasıdır. Çalışmada 28 adet erkek Wistar albino sıçan rastgele dört gruba ayrıldı; i) Kontrol Grubu; standart diyetle beslenen ratlar; ii) MG grubu: standart diyet+ MG (50 mg/kg/gün) uygulanan ratlar; iii) YYD grubu: YYD ile beslenen ve STZ, (40 mg/kg i.p.) uygulanan ratlar; iv) YYD+STZ+MG. Çalışma,12 hafta süreyle devam ettirilmiştir. Diyabetik ratlarda glikoz, insülin ve bazı biyokimyasal değerler artış gösterirken (P<0.01), MG uygulaması bu durumu hafifletmiştir (P<0.001). Diyabetik sıçanlarda, serum ve karaciğer malondialdehit (MDA) artarken (P<0.001), total antioksidan kapasite (TAK) azalmıştır (P<0.001). YYD+STZ grubunda GSK-3β, Fyn ve Keap-1 protein düzeyleri artarken Nrf2 ve HO-1 protein düzeyleri azalmış buna karşın MG uygulaması, diyabetik sıçanlarda tersine bir etki göstermiştir (P<0.05). Diyabetik sıçanlarda MG uygulamasının biyokimyasal parametreleri iyileştirdiği ve GSK-3 beta/Fyn/Nrf2 sinyal yolaklarını regüle ederek antioksidan savunma mekanizmalarını iyileştirdiği ve böylece diyabet tedavisinde destekleyici ve komplikasyonları hafifletici özellik gösterdiği söylenebilir.

Curcuma amadaDiabetes mellitus-deneyselDiabetes mellitus-tip 2+7
Emrah Yazıcı
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksek yağlı diyetle beslenen sıçanlarda magnezyum formlarının renal distal tubül taşıyıcı proteinler üzerine etkisi

Vücudun birçok biyokimyasal fonksiyonunda rol oynayan magnezyum (Mg), hücrede en çok bulunan ikinci katyon olup, yaşamın her evresi için gereklidir. Öte yandan, obezite gibi kronik hastalıklar ve yağlı diyet alımı bir elektrolit bozukluğu olan hipomagnezemiye neden olur. Geniş literatür taramasına rağmen, yüksek yağlı diyetle (YYD) beslenen ratlarda, diyete ilave edilen Mg formlarının [magnezyum oksit (MgO); magnezyum pikolinat (MgPic)], renal Mg taşıyıcıları üzerindeki moleküler etkileri ile ilgili çalışmalara rastlanılmamıştır. Bu çalışmada, yüksek yağlı diyetle beslenen sıçanlarda, bu Mg formlarının renal Mg taşıyıcıları (TRPM6, TRPM7, EGF, claudin-16, claudin-19, NCC) üzerindeki moleküler etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla, 8 haftalık yaşta 42 adet erkek Sprague-Dawley sıçan 6 gruba ayrıldı. 1)Kontrol; 2)MgO 3)MgPic; 4)YYD; 5)YYD+MgO; 6)YYD+MgPic. Mg, kg yemde 500 mg elemental Mg olacak şekilde diyete katıldı. Diyete katılan her iki Mg formunun serum kreatin ve üre üzerine bir etkisi tespit edilmemiştir (P>0. 05). Yüksek yağlı diyetle beslenen ratlarda böbrek Mg düzeyi düşük bulunurken, böbrek MDA düzeyleri ise yüksek bulunmuştur. Ancak, böbrek Mg düzeyi, diyete Mg ilavesi ile artmış, böbrek MDA düzeyi ise Mg ilaveleri ile azalmıştır (P<0. 001). En yüksek artış/düşüş ise MgPic grubunda elde edildi. Ayrıca, TRPM6, TRPM7, NCC, EGF, claudin16 ve claudin19 Mg taşıyıcıları da yüksek yağlı diyetle negatif yönde etkilenmiştir. Ancak, Mg formlarının özellikle de MgPic'ın bu iyon kanallarının düzeylerini iyileştirdiği belirlenmiştir (P<0. 001). Sonuç olarak, yüksek yağlı diyetle beslenen sıçanlarda MgO ve MgPic'ın böbrek oksidatif stresini azaltarak ve böbrek TRPM6, TRPM7, NCC, EGF, claudin16 ve claudin19 gibi Mg taşıyıcılarını aktive ederek, böbrekte yağlı diyete bağlı oluşabilecek olumsuzlukların önlenmesine katkı sağlayacağı kanısına varılmıştır.

ClaudinDiyetDiyet yağları+3
Kübra Yazgan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yaş şeker pancarı posasının iki farklı saklama koşulu ve süresinin besin madde düzeyi ve bazı mikrobiyolojik etkenler üzerine etkisi

Bu araştırma, hayvan yemi olarak tüketilen yaş şeker pancarı posasının besin madde düzeyi,besin maddelerinin in vitro sindirim ve bazı mikrobiyolojik ajanlar yönünden kalitesini belirlemek amacıyla planlanmıştır. Bu amaçla, şeker fabrikasından yaş şeker pancarı posasının ilk üretim örneklerinden (Açık Kontrol; 5 adet) ve paketleme işletmesinin yeni paketlediği çuvallardan (Paket Kontrol; 5 adet) örnekler alınmıştır. Ayrıca, önceden belirlenmiş hayvancılık işletmelerinden birer ay aralıklarla iki kez olmak üzere ; paketlerde muhafaza edilen ( 10 adet pakaetlenmiş ŞPP, 10 farklı işletme ) ve ahır yakınında, dışarıda bir naylon malzeme ile muhafaza edilen ( 10 adet açıkta ŞPP, 10 farklı işletme ) örnekleri alınmıştır. Toplanan örneklerin kuru madde (KM), ham kül (HK), ham yağ (HY), ham protein (HP), ham selüloz (HS) ve nötr deterjanda çözünmeyen lif (NDF) düzeyleri tespit edilmiştir. Açık grup, Paketlenmiş grup ile karşılaştırıldığında KM, HS ve NDF düzeyinde artış, HP düzeyinde ise azalma olduğu belirlenmiştir. Açık grubun KM sindiriminin, birinci (P<0.05) ve ikinci ayda (P<0.01) paketlenmiş gruba oranla istatistiki olarak önemli oranda düşük olduğu tespit edilmiştir. Paketlenmiş grubun in vitro KM sindirimi kontrol gruplarıyla benzer bulunmuştur. Açık grubun organik madde (OM) in vitro sindirimi birinci ayda kontrol ve paketli gruplarla kıyaslandığında istatistiki olarak önemli oranda düştüğü görülmüştür (P<0.01). Bununla birlikte, ikinci ayda açık grubun OM in vitro sindirimi paketlenmiş grupla benzer olduğu bulunurken, kontrol grubununkinden önemli oranda düşük bulunmuştur (P<0.01). Paketlenmiş grubun pH değeri, 1. ve 2. ayların sonunda açık grubununkilerden önemli derecede düşük bulunmuştur (P<0.01). Açık ve paketlenmiş grupların maya-küf sayısı 1. ve 2. ay sonunda sırasıyla, 4.61, 1.60 ve 4.83, 1.26 log10 kob/g olarak tespit edilmiştir (P<0.01). E.coli sadece açık grupta, 1.48 (birinci ayda) ve 1.53 (ikinci ayda) log10 kob/g olarak tespit edildi. Açık grubun pozitif E.coli örneklerinde E.coli O157 identifikasyonu yapıldı, ancak E.coli O157'ye rastlanmamıştır. Ayrıca tüm gruplarda Listeria monocytogenes ve aflatoksine (B1, B2, G1, G2) rastlanmamıştır. Sonuç olarak, ham besin maddelerin düzeyleri, in-vitro sindirimleri ve mikroorganizmalar açısından yaş şeker pancarı posasının paketlenerek kullanımının Açık gruba oranla daha iyi olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yaş Şeker Pancarı Posası, Depolama Koşulları, Ham Besin Maddeleri, Aflatoksin, E.coli, Listeria monocytogenes

AflatoksinlerBesin saklanmasıBesinler+6
Ahmet Ceylaner
Fırat University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda egzersiz sonrası soya proteini ve amilopektin/krom kombinasyonu tüketiminin protein sentezi ve mTOR sinyal yolağı üzerine etkisi

Bu çalışma, egzersiz uygulanan ratlarda soya proteini, amilopektin ve krom (SAK) kombinasyonunun protein sentezi ile bu sentezde (mTOR yolağı, IGF-I ve Akt) ve proteolizde (FOXO1; MURF1, MAFbx) rol oynayan sinyal yolakları üzerindeki etkisini araştırmak üzere yürütülmüştür. Çalışmada, 35 adet Wistar albino ratı rastgele beş gruba ayrılmıştır: (1) Kontrol (K); (2) Egzersiz (E); (3) Egzersiz + Soya Proteini (E + S); (4) Egzersiz + Soya Proteini + Krom (E + S + Cr); (5) Egzersiz + Soya Proteini + Amilopektin + Krom (E + S + A + Cr). Egzersiz sonrası SAK'ın verilmesi, protein sentezinin fraksiyonel oranını (FSR), insülin, glikojen ve amino asit düzeylerini önemli ölçüde arttırmıştır (P<0.05). Ancak, SAK takviyesi laktik asit konsantrasyonunu azaltmıştır (P<0.05). Ayrıca, SAK uygulaması, forkhead box protein O1 (FOXO1) ve forkhead box protein O3 (FOXO3) (ubiquitin proteoliz düzenleyicileri) ve kas atrofisi F-box (MAFbx) düzeylerinde bir azalmaya neden olmuştur (P<0.05). İnsülin benzeri büyüme faktörü 1 (IGF-1) düzeyi ise E + S, E + S + Cr ve E + S + A + Cr gruplarında artmıştır (P<0.05). SAK ilavesinden sonra 4E-BP1, Akt, mTOR ve S6K1 düzeylerinin fosforilasyonu artarken, fosforile kas ring finger 1 (MuRF-1) düzeyleri, E grubuna kıyasla önemli ölçüde daha düşük bulunmuştur (P<0.05). Bu sonuçlar, egzersiz sonrası SAK takviyesinin FSR, insülin ve glikojen seviyelerini iyileştirdiğini göstermektedir. SAK, ubiquitin-proteazom yolağını inhibe ederek ve anabolik metabolizmayı indükleyerek protein sentezini geliştirebilir. Anahtar Kelimeler: Soya proteini, Amilopektin, Krom, Protein sentezi, Ubiquitin-proteazom Yolağı.

AmilopektinEgzersizHayvan deneyleri+7
Veysi Kayri
Fırat University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Egzersiz öncesi ratlara verilen amilopektin krom kombinasyonunun metabolik profil üzerine etkisi

Bu çalışmada, yoğun egzersiz uygulanan ratlarda amilopektin (A) ve krom (Cr) takviyesinin tek başına veya kombine kullanımlarının, enerji deposu, kas yorgunluğu ile alakalı biyokimyasal belirteçler, Peroksizom Proliferatör Aktive Reseptörü-gamma (PPAR-γ) Glikoz Transporter-2 (GLUT-2) ve 4 (GLUT-4) düzeyleri üzerine etkileri araştırıldı. Otuz beş adet albino Wistar rat 5 gruba ayrıldı (n=7): (i) Yoğun egzersiz (E); (ii) E+Amilopektin (A); (iii) E+A+Krom pikolinat (CrPik); (iv) E+A+ Krom histidinat (CrHis); (v): E+A+CrPik+CrHis. Ratlara günlük olarak 0.0316 g amilopektin ve 11.06 g elementel Cr/kg CA CrPik ve CrHis verildi. Gruplar arasında ortalama koşu süresi (55±1.15 vs 76±1.91) farklılık gösterdi (P< 0.05). E grubuyla kıyaslandığında, E+A+CrPik+CrHis grubunda kan glikoz düzeyi önemli düzeyde azaldı (P< 0.05). Kas ve karaciğer glikojen içeriği ile kan insülin konsantrasyonunun artması ve serum laktat konsantrasyonunun azalması bakımından en iyi etki E+A+CrPik+CrHis grubunda tespit edildi (P< 0.05). Ancak, A ve Cr kaynaklarının takviyesi, GLUT-2, GLUT-4 ve PPAR-γ ekspresyonlarında değişikliğe neden olmadı. Sonuç olarak, egzersiz uygulanan ratlarda amilopektinin ile Cr'un kombine kullanımı, enerji veren besin maddelerinin tasarrufunu ve kas yorgunluğunu azaltmıştır. Bu durum yarış atı performansının arttırılmasına ve engellilik problemlerinin önlenmesine de katkı sağlayabilir.

AmilopektinEgzersizHayvan deneyleri+6
Mehmet Irmak
Fırat University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tahıl anızı ve hayvan gübresinin solucan yemi olarak kullanılmasının solucan ve solucan gübresi üretim performansına etkisi

Bu tez çalışmasında, at gübresi, sığır gübresi ve ineklerin altında kuruluk olarak kullanılan anız saman + sığır gübresi solucan yemi olarak kullanılmıştır. Bu üç solucan yemine de % 10 kanatlı gübresi katılarak, yeni üç farklı solucan yemi hazırlanmıştır. Buna göre de at gübresi grubu, sığır gübresi grubu, saman + sığır gübresi grubu, at gübresi + %10 kanatlı gübresi grubu, sığır gübresi + %10 kanatlı gübresi ve saman + sığır gübresi + %10 kanatlı gübresi grubu adlarında altı araştırma grubu tasarlanmıştır. Bu tezin amacı farklı çiftlik gübresi ve çiftlik gübresi kombinasyonlarının solucan yemi olarak kullanılmasının solucan çoğalması ve solucan gübresi üretim miktarı ve özelliğine etkisinin tespit edilmesidir. Solucan denemesi 60 gün sürmüştür. Deneme sürecinde solucanların çoğalma düzeyi en yüksek değere 2,18 katı ile at gübresi grubunda, bunu 2,11katı ile saman + sığır gübresi grubu izlemiştir. Bunları da at gübresi + %10 kanatlı gübresi ve saman+ sığır gübresi + %10 kanatlı gübresi grupları izlemiştir. En düşük değerler de sığır gübresi + %10 kanatlı gübresi (1,66 katı) ve sığır gübresi (1.55 katı) grubunda saptanmıştır. Üretilen solucan gübresi miktarı ise en yüksek değere at gübresi + %10 kanatlı gübresi grubunda, en düşük değer de saman + sığır gübresi grubunda saptanmıştır. Solucan yemlerine göre solucan gübrelerinde ham kül düzeyi yükselmiş, organik madde, ham selüloz, azot, potasyum ve fosfor düzeyleri düşmüştür. Sonuç olarak, anız samanı + sığır gübresi solucan yemi solucan çoğalma düzeyini arttırmıştır. Bu tezde solucanların çiftlik gübrelerindeki organik ve çözünebilir mineral maddeleri tükettiği çözünmeyen ham külü tüketmediği gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler. Çiftlik gübre, anız, yem, solucan, solucan yemi.

AnızHayvan gübresiSolucan gübresi+3
Murat Kalkan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Muş ilinde mera dönemindeki koyunların serumlarında bazı mineral madde düzeylerinin tespiti

Bu çalışmanın amacı, Muş bölgesinde toprak, mera otu ve koyun serumlarında bazı mineral maddelerin (kalsiyum, magnezyum, bakır, demir ve çinko) düzeylerini belirlemektir. Muş ilinin mera besisinin yapıldığı merkez köyleri başta olmak üzere tüm ilçelerinden alınan toprak, mera otu ve koyun kan serum örneklerinin mineral madde düzeylerinin ölçümü Atomik Absorbsiyon Spektrometresinde yapıldı. Yapılan toprak ve mera otu analizinde Muş merkez ve ilçelerinden alınan örneklerin tamamında analizi yapılan mineral maddeler yönünden literatürlerde bildirilen değerler ile uyumluluk belirlenmiştir. Koyunlardan alınan serum örneklerinde ise çinko ve bakır düzeyleri literatürlerde belirtilen standart değerin altında tespit edilirken diğer mineral maddeler (kalsiyum, magnezyum ve demir) bakımından kriterlere uygunluk söz konusudur. Sonuç olarak Muş bölgesindeki koyunlardan alınan serum örneklerindeki kalsiyum, magnezyum ve demir mineralleri için bu çalışmada elde edilen değerler bildirilen standart değerlerle benzer olduğundan koyunların rasyonlarına bu minerallerin ilavesine gerek olmadığına, ancak serum çinko ve bakır düzeylerinin normal standart değerlerin altında tespit edildiğinden hayvanların rasyonlarına bu minerallerin ilavesinin uygun olacağı kanaatindeyiz.

Kan serumuKoyunculukKoyunlar+4
Yasin Aydın
Fırat University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kurşun toksikasyonu oluşturulan ratlarda beta glukanın etkisi

Araştırmada bireysel olarak barındırılan 28 adet erkek Sprague-Dawley rat kullanıldı ve Kontrol, Beta glukan (BG, 50 mg/kg canlı ağırlık (CA)/gün BG, gavaj), Kurşun (Kurşun; 15 mg/kg CA, ip kurşun asetat), Kurşun + BG grubu (Kurşun + BG; 15 mg/kg CA ip kurşun asetat ve 50 mg/kg CA BG, gavaj) olarak dört gruba ayrıldı. Yem tüketimi Kurşun grubuyla karşılaştırıldığında, Kurşun + BG grubunda önemli oranda arttı (P<0.001). Kurşun toksisitesi, oksidatif stresin göstergesi olan karaciğer malondialdehiti (MDA) önemli oranda artırdı (P<0.001). Beta glukan uygulaması karaciğerde önemli oranda MDA düzeyini azalttı ve GSH-Px aktivitesini artırdı (P<0.001). Kurşun uygulaması proapoptotik protein Bax'ın salınımını artırdı, antiapoptotik protein Bcl-2'nin salınımını azalttı ve Bax/Bcl-2 oranını önemli oranda artırdı (P<0.01). Aynı zamanda spermatogenezisi bozdu. Kurşun kaynaklı toksisite üzerine beta glukan uygulaması ise oksidatif stresi, spermatogenezisi, apoptotik yolakların aktivasyonunu kısmen korudu.

AntioksidanlarCanlı ağırlıkGlukanlar+6
Osman Ersin Kanmaz
Fırat University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Muz bitkisinin besin değeri, In Vitro sindirilebilirlik değerleri silajlanabilme ve alternatif yem maddesi potansiyelinin araştırılması

Bu çalışma, muz bitkisinin besin değeri, in vitro sindirilebilirlik özellikleri, silajlanabilirliği ve alternatif yem maddesi potansiyelini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Muz tarımı sırasında önemli miktarda atık materyal oluşmakta ve bu atıkların hayvancılık sektöründe değerlendirilmesi, sürdürülebilir hayvan besleme açısından büyük bir potansiyel sunmaktadır. Çalışmada, Antalya ili Alanya ilçesinde faaliyet gösteren bir muz işletmesinden temin edilen muz bitkisi atıkları kullanılmıştır. Araştırmada muz yaprağı ve yalancı gövdenin besin madde içerikleri analiz edilmiş, silajlanabilirliği ve in vitro sindirilebilirliği incelenmiştir. Besin madde analizleri sonucunda muz yapraklarının yüksek selüloz ve lignin içeriğine sahip olduğu belirlenmiştir. Kaba yem yetersizliği nedeniyle alternatif yem kaynaklarına duyulan ihtiyacı karşılamak amacıyla muz atıklarının silajlanabilirliği araştırılmış ve farklı oranlarda (%5, %10, %20) arpa ezmesi ilavesinin silaj kalitesine etkisi değerlendirilmiştir. Fiziksel analizler sonucunda, arpa ezmesi ilavesinin silajın renk, koku ve strüktür gibi fiziksel özellikleri üzerinde belirgin bir değişiklik oluşturmadığı, ancak pH ve Flieg puanı açısından anlamlı iyileşmeler sağladığı tespit edilmiştir. Kimyasal analizlerde, arpa ezmesi ilavesinin silajın ADF ve NDF içeriklerini azalttığı, kuru madde ve ham protein içeriğini ise artırdığı belirlenmiştir. İn vitro sindirilebilirlik analizleri, arpa ezmesi ilavesinin muz silajının sindirilebilirlik özelliklerini olumlu yönde etkilediğini göstermiştir. Özellikle %10 ve %20 arpa ezmesi ilavesi, in vitro gerçek sindirilebilirlik (IVGS), in vitro gerçek kuru madde sindirilebilirliği (IVGKMS) ve in vitro gerçek organik madde sindirilebilirliği (IVGOMS) açısından en iyi sonuçları vermiştir. Sonuç olarak, muz bitkisi atıklarının hayvan beslemede alternatif bir yem kaynağı olarak kullanılabileceği, ancak besin değerinin artırılması için uygun katkı maddelerinin eklenmesinin gerekliliği ortaya konmuştur. Arpa ezmesi gibi katkılarla muz silajının kalite ve sindirilebilirlik özellikleri iyileştirilerek, hayvan besleme açısından verimli ve sürdürülebilir bir yem kaynağı oluşturulabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Alternatif yem, Hayvan besleme, Muz bitkisi, Silaj, Sindirilebilirlik

Adem Tocan
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Pazarlanma şansı azalan karpuzlardan hayvan beslemede kullanılabilecek dayanıklı ve katma değerli ürünler üretme olanaklarının araştırılması

Bu projede pazar dışı kalma durumunda olan karpuzların kabuk, çekirdek ve etli kısımlarının tamamından katma değerli ve dayanıklı karpuz ürünlerini üretmek amaçlanmıştır. Projede hasatı üzerinden 15 gün geçmiş üç farklı karpuz çeşidinden karpuz püresi, karpuz suyu ve karpuz posası adlarında üç ürün üretilmiştir. Bu ürünlerin bir grubuna hiçbir muamele yapılmamış, bu gruba taze ürün adı verilmiş, bir gruba buhar basınçlı ısıl işlem uygulanmış buna asitsiz grup adı verilmiş ve bir gruba buhar basınçlı ısıl işlem + sitrik asit ilavesi uygulanmış buna da asitli grup adı verilmiştir. Proje üç çalışma şeklinde dizayn edilmiştir. Çalışma I'de taze örneklerde, konserve işlemlerinden hemen sonra alınan örneklerde, Çalışma II'de depolama sırasında 0., 30., 90. ve 180. günlerde alınan örneklerde, Çalışma III'te ise konserve kavanozları açıldıktan 0., 2. ve 4. günlerde alınan örneklerde fiziksel, kimyasal, mikrobiyolojik ve mikotoksin analizleri yapılmıştır. Çalışma I'in sonuçlarına göre her iki muamelede de mikrobiyolojik açıdan pastörizasyon sağlanmıştır. Isıl işlem karpuz ürünlerinin rengini kısmen açmıştır. Karpuza ait koku yerini haşlanmış meyve kokusuna bırakmıştır. Çalışma II'de ise üretimden sonra depoya alınan karpuz ürünleri depolamanın 0., 30., 90. ve 180. günlerde açılan konserve ürünlerinden alınan örneklerde mikrobiyolojik üreme durumları incelenmiştir. Buna göre asitsiz grupta asitli gruba göre daha yüksek toplam mezofilik aerobik bakteri (p<0.0001) ve toplam Clostridia (p<0.002) üremesi tespit edilmiştir. Depolama sürelerinde ise her iki bakteri sayısı 30. ve 90. günlerde 0. güne göre artmış, 180. günde alınan örneklerde ise düşmüştür. Depolama sırasında asitsiz gruplarda asitli gruplara göre daha fazla kapak şişmesi tespit edilmiştir. Kapak şişmesi de üretimden sonra genellikle ilk hafta içinde gözlenmiş, diğer günlerde görülmemiştir. Renk ve koku değişimi de depolama süresince pek gözlenmemiştir. Ancak, şiş kapaklı konservelerde kötü koku diğerlerinden daha fazla hissedilmektedir. Çalışma III'te kullanım süresine ışık tutmak için konserve kavanozlarının kapağı açıldıktan sonra 0., 2. ve 4. günlerde konserve karpuz ürünlerinden alınan örneklerde asitsizlerde asitlilere göre toplam mezofilik aerobik bakteri sayısı daha yüksek çıkmıştır. Sonuç olarak, projede asit katkısı + ısıl işlem uygulaması öne çıkmıştır. Her karpuz çeşidinden konserve yapılabilir. Kullanım amacına göre karpuz suyu, karpuz püresi ve karpuz posası üretilebileceği ortaya konmuştur.

Hayvan yemleriHayvancılıkHayvancılık işletmeleri+4
Fatma Terlemez
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ticari kedi kuru ve yaş mamalarındaki makro besinlerin, minerallerin ve ağır metallerin konsantrasyonları

Bu çalışmada, Türkiye piyasasında satılan yerli ve ithal yaş ve kuru kedi mamalarının makro besin bileşimi, mineral içerikleri ve ağır metal konsantrasyonlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda 16 adet yerli ve 16 adet ithal olmak üzere toplamda 32 balıklı kedi maması örneği analiz edilmiştir. Mamalarda kuru madde, ham protein, ham yağ, ham selüloz ve ham kül analizleri belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, kuru ithal mamalarda kuru madde ve ham kül düzeyleri daha düşük; ham yağ, ham selüloz, ham protein ve enerji içeriği ise kuru yerli mamalara göre daha yüksek bulunmuştur. Benzer şekilde yaş mamaların karşılaştırılmasında, yerli yaş mamaların ham protein (p=0,04) ve ham selüloz düzeylerinin ithal yaş mamalardan daha düşük olduğu; ham kül (p=0,03) ve ham yağın ise daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Enerji katkısı bakımından, karbonhidratlar, protein ve yağlar kuru yerli mamalarda sırasıyla %38, %31 ve %30; kuru ithal mamalarda ise %33, %32 ve %32 oranında enerji sağlamıştır. Yaş yerli mamalarda yağ, protein ve karbonhidratların enerji katkısı sırasıyla %49, %37 ve %14; ithal yaş mamalarda ise %39, %49 ve %12 seviyelerinde bulunmuştur. Mineral ve ağır metal analizleri sonucunda Ca, Mg, Mn, Cr, Zn, Cd, Ni, Fe ve Cu düzeylerinde yaş ve kuru mamalar arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Yaş mamalarda Na (p=0,025) düzeyinde anlamlı farklılık tespit edilmiş olup yerli yaş mamalarda ithal yaş ürünlere göre daha yüksek bulunmuştur. Kuru mamalarda ise K düzeyinin ithal mamalarda anlamlı biçimde arttığı (p=0,010) belirlenmiştir. Ayrıca kuru mamalarda Pb düzeyinin ithal ürünlerde anlamlı şekilde daha yüksek bulunması (p=0,038), ithal hammaddelerin çevresel kontaminasyona daha fazla maruz kalabileceğini düşündürmüştür. Bununla birlikte As, Cd ve Pb gibi potansiyel olarak toksik elementlerin tüm örneklerde uluslararası düzenleyici kurumlar tarafından belirlenen güvenli sınırlar içinde kaldığı tespit edilmiştir. Bu bulgular, ticari mamaların ağır metal kontaminasyonu açısından genel olarak güvenli olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma ithal kedi mamalarının daha yüksek fiyatlarının makro besin, mineral ve ağır metal bileşimi açısından önemli bir avantaj sağlamadığını göstermektedir. Fiyat farklarının daha çok marka değeri, ithalat maliyetleri ve pazarlama stratejilerinden kaynaklanabileceği söylenebilir.

Erva Çetinkaya
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sıcaklık stresine maruz bırakılan bıldırcınlarda rasyona ilave edilen tarçın yağının performans ve bazı kan parametreleri üzerine etkileri

Bu araştırma, sıcaklık stresine maruz bırakılan bıldırcınların (Coturnix coturnix Japonica) karma yemlerine farklı dozlarda ilave edilen tarçın yağının performans, karkas özellikleri, antioksidan aktivite, serum glikoz, trigliserit, HDL, LDL ve toplam kolesterol düzeyleri üzerine etkilerini belirlemek üzere yürütülmüştür. Bıldırcınlar (n=180; 15 günlük yaş), iki farklı çevre sıcaklığı [termonötral (TN) ve sıcaklık stresi (SS)] ve üç farklı tarçın yağı dozu (0, 250 ve 500 mg/kg) olmak üzere 2x3 faktöriyel deneme düzenine göre rastgele 6 gruba ayrıldı.Canlı ağırlık (P<0.01), canlı ağırlık artışı (P<0.05) ve yem tüketimi (P<0.05) üzerine sıcaklık stresinin etkisi önemli bulunurken, tarçın yağının etkisi önemsiz olarak tespit edilmiştir (P>0.05). Yemden yararlanma oranı üzerine hem sıcaklık stresinin hem de tarçın yağının etkileri önemsiz olarak tespit edilmiştir (P>0.05). Sıcaklık stresinin karaciğer oranı hariç diğer karkas parametreleri [sıcak karkas oranı (P<0.05), soğuk karkas oranı (P<0.05), dalak oranı (P<0.001) ve kalp oranı (P<0.01)] üzerine olan etkisi istatistiksel olarak önemli bulunurken, tarçın yağının bu parametreler üzerine herhangi bir etkisi olmamıştır (P>0.05).Sıcaklık stresinin etkisi ile serum glikoz (P<0.001), trigliserit (P<0.01) ve LDL kolesterol (P<0.001) düzeyleri artarken, sıcaklık stresine maruz bırakılan gruplarda kullanılan tarçın yağının her iki düzeyi de serum glikoz, trigliserit ve LDL kolesterol düzeylerini azaltmıştır (P<0.01). Sıcaklık stresinin etkisi ile toplam kolesterol düzeyi yükselmiş (P<0.01), HDL kolesterol düzeyi ise düşmüştür (P<0.01). Ancak bu iki parametre üzerine tarçın yağının bir etkisi olmamıştır (P>0.05).Serum MDA düzeyi sıcaklık stresinin etkisi ile yükselmiştir (P<0.05). Serum GSH-Px düzeyi sıcaklık stresinin etkisiyle azalırken (P<0.001), kullanılan tarçın yağının konsantrasyonuna bağlı olarak artmıştır (P<0.001). Serum GSH ve SOD düzeyleri sıcaklık stresinin etkisi ile azalırken (P<0.01), her iki parametre TN500 grubunda artmıştır (P<0.01).Sonuç olarak; temel yeme ilave edilen tarçın yağının performans ve karkas özellikleri üzerine olan etkileri önemsiz bulunmuştur. Diğer taraftan kullanılan tarçın yağı serum glikoz, trigliserit ve LDL kolesterol düzeylerini azaltarak, serum GSH-Px, GSH ve SOD düzeylerini arttırmıştır. Bu nedenle temel yeme ilave edilen tarçın yağının, bıldırcınlarda önemli bir stres faktörü olan yüksek çevre sıcaklığının olumsuz etkilerini azaltılabileceği ortaya konmuştur.

Bitkisel yağlarBıldırcınHayvan yemleri+5
Fadime Tonbak
Fırat University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Yonca silajına tuz ve laktik asit bakteri inokulant ilavesinin silaj kalitesi, fermantasyon profili ve mikrobiyel özellikleri üzerine etkileri

Araştırmada yonca bitkisine tuz ve laktik asit bakteri inokulant ilavesinin silaj kalitesi, fermantasyon profili ve mikrobiyel özellikleri üzerine etkileri incelenmiştir. Bu amaçla yonca bitkisine tuz, laktik asit bakterisi ayrı ayrı ve birlikte ilave edilerek yonca silajı hazırlandı. Çalışma; katkı maddesi ilave edilmeyen grup (Kontrol grubu), tuz ilave edilen grup (Tuz grubu), laktik asit bakterisi ilave edilen grup (LAB grubu) ve tuz ile laktik asit bakterisinin beraber ilave edildiği grup (TLAB) olmak üzere toplam 4 gruptan oluşmuştur. Her gruptan 5 tekerrür halinde hazırlanan cam kavanozlar içindeki yonca silajları fermantasyonun 7., 14., 30. ve 60. günlerinde açıldı. Silaj örneklerinde fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik analizler yapıldı. Buna göre laktik asit bakterisi ilave edilen grupta toplam kalite puanının ve Flieg puanının diğer gruplara göre istatistiksel olarak önemli derecede yüksek olduğu belirlendi. Silaja tuz ile laktik asit bakterisinin hem ayrı ayrı hemde birlikte ilavesiyle kuru madde oranının arttığı, ham sülüloz, asit detergan lif ve nötral deterjan lif içerğinin azaldığı tespit edilmiştir. Silajlar yapıldıktan 60 gün sonra silajda pH değerinin ve amonyak azotu içeriğinin en düşük LAB grubunda olduğu belirlendi. Tuz ve laktik asit bakterisinin ilavesiyle asetik asit ve laktik asidin arttığı, propiyonik asit ve bütirik asidin azaldığı tespit edildi. Tüm gruplarda laktik asit bakterilerinin arttığı ve maya-küf sayısının azaldığı belirlendi. Aerobik stabilite bakımından en iyi sonucun laktik asit ilave edilmiş grupta olduğu görüldü. Sonuç olarak tuz ve laktik asit bakterisinin beraber ve ayrı olarak silaja ilavesi sonucu silaj kalitesinin, fermantasyon profilinin ve mikrobiyel özelliklerinin olumlu etkilendiği görülmüştür. Anahtar Kelimler: Fermantasyon özellikleri, laktik asit bakterisi, tuz, yonca silajı

Hayvan beslemeHayvan yemleriHayvancılık işletmeleri+4
Salih Ergin
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Maş fasulyesinin alternatif kaba yem potansiyelinin araştırılması

Araştırmada maş fasulyesi çeşitlerinden Adıyaman ve Karaman'ın çiçeklenme ve bakla bağlama dönemlerinde biçilmesi ile önce kaba yem potansiyeli ve ardından farklı katkı maddeleri ilave edilerek hazırlanan silaj kalitesi ve mikrobiyel özellikleri üzerine etkileri incelenmiştir. Bu amaçla maş fasulyesi silajında arpa ve melas katkı maddeleri ayrı ayrı ve birlikte (arpa+melas) ilave edilerek silaj hazırlanmıştır. Her gruptan 7 tekerrür halinde hazırlanan cam kavanozlar içindeki maş fasulyesi silajlarının örneklerinde fiziksel ve kimyasal ve mikrobiyolojik analizler (tekerrürler birleştirilerek karışımda) yapılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre melas ilave edilen gruplarda DLG puanları artmış ve 'çok iyi'sınıfına katılmıştır. Yine melas uygulaması ile ADF, NDF ve amonyak azotu içeriklerinde azalma, protein oranında artış meydana gelmiştir. Silaja arpa ve melasın hem ayrı ayrı hemde birlikte katılması ile kuru madde oranının arttığı, ADF ve NDF içeriğinin azaldığı tespit edilmiştir. Katkı maddesinin ilavesi ile pH değeri Adıyaman çeşidinin daha fazla, KM oranı ve Flieg puanı Karaman çeşidinde fazla olarak belirlenmiştir. Katkı maddelerinin ilavesi ile uçucu yağ asitlerinin üzerine olumsuz etkileri olmuştur. Ancak laktik asit özelliğinde Karaman çeşidi ve çiçeklenme dönemindeki biçim ön plana çıkmaktadır. Sonuç olarak, maş fasulyesinden başarılı silaj yapabilmek için Karaman çeşidine melas + arpa kırması katkı maddesi kullanılarak silolanması, bakla döneminde biçimin yapılması önerilebilir.

FasulyeHayvan beslemeHayvan yemleri+3
Özkan Sedat Karaman
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Denizli İli Tavas ilçesi hayvancılık işletmelerinde yem koruma ve depolama uygulamalarının tespiti

Bu çalışma, Türkiye'nin Denizli ili, Tavas ilçesi'ndeki hayvancılık işletmelerinin demografik, coğrafi ve sosyoekonomik özelliklerini ve tarım ve hayvancılık faaliyetlerini incelemeyi amaçlamıştır. Yüz yüze görüşme, 16 mahalledeki 939 işletmeyi en iyi temsil edecek şekilde seçilen %25.24'ünde (237 hayvancılık işletmesinde) yapıldı ve 73 sorudan oluşan bir anket kullanarak gerçekleştirmiştir. işletme sahiplerinin %84,81‟inin ilkokul mezunu, %66,25‟nin 40- 59 yaş arasında ve yaş ortalamasının 51,31 olduğu; %61,71‟inin en az bir kooperatif/birlik üyesi olduğu %96,20‟sinin süt sağım makinası kullandığı, %2,95‟inin yemleme römorku (TMR) ile yemleme yaptığı anlaşılmıştır. işletme sahiplerinin %77,21‟inin yıllık gelirinin 20.000 TL‟nin altında olduğu, işletmelerin yarısının yemin %80‟den fazlasının satın aldıkları, yem bitkisi ekilişlerinin ve silaj üretiminin yetersiz olduğu, %99,16‟sının kaba yemin kalitesini görüntüsünden anladığı, konsantre yemin kalitesini ise %78,90‟ının deneyerek anladığı, beğenirse almaya devam ettiği tespit edilmiştir. Kaba yemin %81,02‟sinin, konsantre yemin %87,35‟nin samanlıkta ve ahır içerisinde muhafaza edildiği %89,87‟sinin ambalajlı yem maddelerini istiflerken ambalajlı yem maddeleri ile yer arasına 10-15 cm ve %71,73‟ünün ambalajlı yem maddeleri ile duvar/tavan arasına 15-20 cm mesafe bıraktığı ve %46,83‟ünün üst üste 6-7 çuval, %36,02‟sinin üst üste 4-5 çuval yem koyduğu, %98,73‟ünün yem kaynaklı zehirlenme olayı yaşamadığı, %98,31‟inin fabrika yemini analiz yaptırmadığı görülmüştür. işletme sahiplerinin yem depolarının sıcaklık ve nemini, konsantre yemin, kaba yemin ve silajın nemini ölçmediği, yemlerde ve sütte aflatoksin analizi yaptırmadığı görülmüştür. işletme sahiplerinin yem depolarının bağıl nem ve ideal sıcaklık değerinin, konsantre yemlerinin depolama koşularını, nem miktarının maksimum değerini bilmediği tespit edilmiştir. Yem depoları boşaldığında ve yeni yem depoya istiflenmeden önce, gerekli temizlik ve dezenfeksiyonun yapıldığı ve yem depolarında kuşlara, kemirgenlere ve haşerelere karşı mücadele edildiği görülmüştür. işletme sahiplerinin tamamının tarım ve hayvancılık konusunda yeterli bilgiye sahip olduğunu düşündüğü ancak hayvan besleme, Rasyon hazırlama ve silaj hazırlama konusunda, profesyonel destek almadığı, hayvan besleme ile ilgili düzenlenecek kurs/panel/seminer/eğitim/toplantıya katılmak istediği belirtilmiştir. Denizli Tavas ilçesindeki işletme sahiplerinin, tarım ve hayvancılık konusunda bilgilerinin yetersiz olduğu, tarım ve hayvancılık konusunda danışmanlık hizmeti almadığı, yem maddeleri depolama ve muhafaza konularında gerekli hassasiyet ve önemin gösterilmediği tespit edilmiştir. Sonuç olarak bu konularda yetiştiricilerin eğitilmesi ve daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Denizli ili Tavas ilçesi, Hayvancılık işletmesi, Yem Koruma ve Depolama

Denizli-TavasDepolamaHayvan yemleri+3
Özgür Kurt
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hidroponik sistemlerde üretilen arpa, yulaf, ryegrass ve arpa+yulaf, arpa+ryegrass karışımı yeşil hasıllarının besleme değerlerinin incelenmesi

Bu çalışma arpa, yulaf, arpa+yulaf arpa+ryegrass ve ryegrass tohumlarından elde edilen yeşil hasılların bitki boyu ve besleme değerleri üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma sonucunda kullanılan tohumların 1 kg'ından 3,360 g ile 6,360 g arasında değişen yeşil ot elde edilmiştir. Tohumlara göre en yüksek kuru madde içeriği yulaf hasılı grubundan ve en düşük ryegrass hasıl grubundan elde edilmiştir. Ham kül içeriği, en yüksek arpa+yulaf hasıl grubunda; en düşük ise ryegrass hasıl grubunda olmuştur. Ham protein içeriği en yüksek yulaf hasılı grubunda, en düşük arpa+yulaf hasıl grubunda olmuştur. Hasılların ham yağ içeriği %1,98 ile %5,28 arasında değişiklik göstermiştir. En düşük ham selüloz içeriği arpa hasıl grubundan elde edilirken en yüksek ham selüloz içeriği arpa+ryegrass hasıl grubundan elde edilmiştir. En yüksek ADF içeriği ryegrass hasıl grubunda kaydedilmiş ve bu değeri sırasıyla arpa+yulaf, yulaf, arpa+ryegrass ve arpa hasıl grupları takip etmiştir. Hidroponik sistemde yetiştirilen ryegrass hasıl grubu %36,41 NDF içeriği ile en yüksek değere ulaşmıştır. Sonuçta, hidroponik sistemlerde arpa tohumunun tek olarak ekilebileceğinin yanı sıra yulaf ve ryegrass tohumlarıyla da karıştırılarak ekiminin mümkün olabileceği tespit edilmiştir.

ArpaHayvan beslemeHayvan yemleri+5
Ahmet Muhammet Bayır
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

İçme suyuyla verilen kitosan oligosakkaritin yumurtacı bıldırcınlar üzerindeki etkisi

İçme Suyuyla Verilen Kitosan Oligosakkaritin Yumurtacı Bıldırcınlar Üzerindeki Etkisi Bu araştırmanın amacı kitosan oligosakkaritin japon bıldırcınlarında yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, bazı yumurta kalite parametreleri (yumurta ağırlığı, şekil indeksi, sarı indeksi, albumin indeksi, sarı rengi, Haugh birimi, kabuk kalınlığı, kabuk kül oranı, kabuk Ca, P, Mg düzeyi) ile bazı kan parametreleri (serum albümin, total protein, ALT, AST, trigiliserid, kolesterol, Ca, P, Mg, Cl, Na, K) üzerine olan etkilerini belirlemektir. Kitosan oligosakkaritin bıldırcınlara içme suyu aracılığıyla verilmiştir. Denemede toplam 192 adet 7 haftalık japon bıldırcını (Coturnix coturnix japonica) kullanılmıştır. Her biri 48 bıldırcın kapsayan bir kontrol ve 3 deneme grubu düzenlenmiştir. Her grup 8 bıldırcın içeren 6 alt gruba ayrılmıştır. Kontrol grubu içme suyuna herhangi bir katkı maddesi ilavesi yapılmamıştır. Birinci, ikinci ve üçüncü deneme grubu içme sularına kitosan oligosakkarit sırasıyla 0,015; 0,030 ve 0,045 g/L düzeylerinde ilave edilmiştir. Su ve yem ad libitum verilmiştir. Deneme başı ve sonu canlı ağırlık, yemden yararlanma oranı, yumurta verimi, yumurta ağırlığı, şekil indeksi, sarı indeksi, albumin indeksi, Haugh birimi, sarı rengi, yumurta kabuğu ham külü, kabuk kalınlığı ve bazı kan parametreleri bakımından istatistik fark önemli bulunmamıştır. Kitosan oligosakkariti 0,015 g/L tüketen grupta yem tüketiminin kontrol grubuna göre önemli derecede düştüğü bununla birlikte diğer deneme grupları ile arasındaki farkın önemsiz olduğu görülmüştür. İçme suyuna 0,030 g/L kitosan oligosakkarit ilave edilen ikinci deneme grubunun yumurta kabuk ağırlığı diğer deneme grupları ile benzerken, kontrol grubuna kıyasla önemli derecede yüksek (P <0,05) bulunmuştur. Sonuç olarak içme suyuna kitosan oligosakkarit ilavesinin yumurtacı bıldırcınlarda olumsuz bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Bıldırcın, kitosan oligosakkarit, yemden yararlanma oranı, yumurta kalitesi.

BıldırcınKitosanKümes hayvanları yemleri+5
Cumhur Kiraz
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bıldırcınlarda kurkuminin ovaryum ısı şok proteinleri (Hsp) ve nükleer faktör kappa B (NF-kB) ekspresyonu üzerine etkisi

Kanatlılarda sıcaklık stresi yem yüketimi ve besin madde kullanımını azaltarak büyüme, yumurta verimi, yumurta kalitesi ve ekonomik kayıplara dolayısıyla performansta düşüşlere neden olmaktadır. Aynı zamanda, yüksek çevre sıcaklığı kanatlılarda oksidatif stres ile ilişkili olan oksidatif hasar artışına ve plazma antioksidan düzeylerinde düşüşlere neden olmaktadır. Sıcaklık stresine bağlı olarak görülen bu olumsuz etkileri ortadan kaldırmak için antioksidanlar kanatlı diyetlerine katılmaktadır. Kurkumin, zerdeçal olarak da bilinen Hint safranı baharatında (Curcuma longa) bulunan doğal bir polifenol olup antioksidan ve antiinflamatuar etkilidir. Bu çalışmada, yüksek çevre sıcaklığına maruz kalan bıldırcınlarda kurkuminin ovaryum nükleer faktör kappa B (NF-?B) ve ısı şok proteinleri (Hsp) üzerine etkileri araştırılmıştır. Araştırma, 180 adet Japon bıldırcını (Coturnix coturnix japonica) ile 2 x 3 (sıcaklık, kurkumin dozu) faktöriyel deneme düzeninde yürütülmüştür. Hayvanlar gün boyunca kontrollü bir odada 22 °C (Termonötral, TN grup) ve 34 °C?de günde 8 saat boyunca yüksek ısı koşullarında (09:00-17:00 arası; Stres Grubu, SS) tutulmuştur. Her iki ortamda da hayvanlar bazal diyet ve farklı düzeylerde kurkumin içeren (200, 400 mg/kg yem) diyetlerle beslendiler. Sıcaklık stresine bağlı olarak bıldırcınların ovaryum NF-?B, Hsp60, Hsp70 ve Hsp90 düzeyleri sırasıyla %80.3 61.3, 51.5 ve 55.5 artış göstermiştir. Ancak, diyete kurkumin ilavesi ile TN şartlarda yetiştirilen bıldırcınlara göre SS altında yetiştirilen bıldırcınlarda, ovaryum NF-?B, Hsp60, Hsp70 ve Hsp90 düzeyleri sırasıyla %24.8, 33.2, 18.4 ve 26.5 oranında azalmıştır (P < 0.0001). Kurkumin artışına bağlı olarak NF-?B (%153.1-84.9), Hsp60 (%139.4- 86.4), Hsp70 (%133.8 - 88.3) ve Hsp 90 (%145.6 - 90.2) düzeyleri lineer bir azalma göstermiştir (P<0.0001). Sonuç olarak kurkumin ilavesinin sıcaklık stresi altındaki bıldırcınlarda, ovaryum nükleer transkripsiyon faktörü ve ısı şok protein düzeylerini azaltmıştır.

BıldırcınKurkuminNükleer faktör-kappa B+2
Nalan Durmuş
Fırat University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Sirken (chenopodium album L.) bitkisinin melas ve inokulant ile silolanmasının silaj kalitesi ve besin madde bileşimine etkisinin belirlenmesi

Bu çalışma sirken silajının hayvan beslemedeki yem potansiyelinin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırmada sirken silajının fiziko-kimyasal özellikleri ve in vitro sindirilebilirliği incelenmiştir. Araştırma, melas (%0, 3, 4 ve 5) ve 1011 cfu/g Lactobacillus buchneri (LB - eklenmiş veya eklenmemiş) kullanılarak 4 × 2 faktöriyel deneme deseninde gerçekleştirilmiştir. Toplam 8 deneme grubunun her biri 4 tekrar grubundan doluşturulmuştur. Sirken bitkisi 2023 yılının temmuz ayında Burdur Gölü Havzasından hasat edilmiş ve 24 saat soldurulmuştur. Soldurulmuş bitki 2,5-5 cm parçacık boyutunda kesilmiş ve silaj katkı maddelerinin eklenmesinden sonra plastik torbalara koyularak (200 g/torba) vakum ile paketlenmiştir. Silajın olgunlaşması tamamlandıktan sonra torbalar açılarak kalite parametreleri olarak silajın fiziksel özellikleri, amonyak azotu ve pH değeri, besin madde bileşimi, yem değeri ve in vitro sindirilebilirliği belirlenmiştir. Melas ve Lactobacillus buchneri takviyesi arasındaki farkları değerlendirmek için veriler genel doğrusal model (GLM) prosedürleri uygulanarak analiz edilmiştir. Fiziksel kalite unsurları (koku, renk, doku, DLG puanı) arasında herhangi bir fark oluşmamıştır. Melas kullanımıyla silaj pH değerinin azaldığı amonyak azotunun ise değişmediği görülürken LB'nin hem pH hem de amonyak azotunu arttırıcı etkisinin olduğu belirlenmiştir. Azotsuz öz madde ve yapısal olmayan karbonhidrat düzeyi melas ilavesi ile artarken LB eklenmesi sonucunda azalmıştır. Melas kullanılan gruplarda ham kül, ham protein, ham selüloz, nötr deterjan lif, asit deterjan lif düzeylerinin azaldığı; LB eklenen gruplarda ise ham kül, ham selüloz, nötr deterjan lif ve hemiselüloz miktarının yükseldiği gözlenmiştir. Yem değeri parametrelerinin tamamı (kuru madde tüketimi, sindirilebilir kuru madde, nispi yem değeri, net enerji laktasyon, toplam sindirilebilir besin maddeleri, Flieg puanı) melas katkısı ile yükselirken; kuru madde tüketimi, nispi yem değeri ve Flieg puanının LB katkısından olumsuz etkilendiği belirlenmiştir. Melas katkısının In vitro gerçek organik madde sindirilebilirliği, in vitro gerçek kuru madde sindirilebilirliği ve in vitro gerçek nötr deterjan lif sindirilebilirliğini değiştirmediği LB kullanımıyla in vitro gerçek nötr deterjan lif sindirilebilirliğininin arttığı ancak diğer sindirilebilirlik ölçütlerinin değişmediği görülmüştür. Bu çalışmada kullanılan katkı maddelerinin silajın bazı kalite parametrelerini iyileştirdiği görülmüştür. Sirken bitkisinin ruminant beslemede kullanılabilecek önemli bir alternatif olduğu düşünülmektedir.

Furkan Bedel
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Bıldırcınlarda genistein ve çoklu doymamış yağ asitlerinin (PUFA) performans ve antioksidan düzeyi üzerine etkisi

Bu çalışmada, bıldırcınlarda (Coturnix coturnix japonica), çevre sıcaklığının, rasyonun çoklu doymamış yağ asidi (PUFA) düzeyinin ve genisteinin; performans, serum ve et genistein, lipit peroksidasyon seviyeleri ve antioksidan durum ile et yağ asidi bileşimi üzerine etkileri araştırılmıştır. Bıldırcınlar (n=360; 10 günlük yaş), iki farklı çevre sıcaklığı [Termonötral (TN) ve Sıcaklık Stresi (SS)], iki farklı PUFA içeriği (PUFA % 15 ve 45) ve üç genistein dozu (0, 400 ve 800 mg/kg) olmak üzere 2 x 2 x 3 faktöriyel deneme düzenine göre rastgele 12 gruba ayrıldı.TN gruplarında SS gruplarına göre canlı ağırlık (CA), canlı ağırlık artışı (CAA) ve kümülatif yem tüketimi (YT) değerlerinin daha yüksek ve yemden yararlanma oranının (YYO) daha iyi olduğu tespit edilmiştir (P<0.0001). Rasyonun PUFA düzeyinin artışı ile CA (P<0.0001), CAA (P<0.0001) ve YT (P<0.01) azalırken, YYO (P<0.0001) yükselmiştir. Rasyona genistein ilavesi ile CA ve CAA lineer olarak artmış, YYO iyileşmiştir (P<0.0001). Performans verileri üzerine çevre sıcaklığı ile rasyonun PUFA seviyesi etkileşimlerinin bir etkisi tespit edilmemiştir. Ancak, performans verileri çevre sıcaklığı ile genistein seviyesine bağlı olarak değişmiştir.TN gruplarında SS gruplarına göre PUFA (P<0.0001), MUFA (P<0.0001), toplam ?-6 (P<0.0001) toplam ?-3 miktarları (P<0.0001) ve ?-6:?-3 oranı (P<0.003) daha yüksek, SFA miktarı (P<0.0001) daha düşük bulunmuştur. PUFA 15 gruplarında PUFA 45 gruplarına göre, MUFA, SFA ve ?-6:?-3 oranı daha yüksekken, PUFA, toplam ?-6 ve toplam ?-3 düzeyleri daha düşük bulunmuştur (P<0.0001). Bıldırcınlarda, genistein katkısının ve genistein katkısı ile çevre sıcaklığı arasındaki ilişkinin but eti yağ asidi kompozisyonu üzerine belirgin bir etkisi tespit edilmemiştir. SS gruplarında TN gruplarına göre serum malondialdehit (MDA) konsantrasyonu daha yüksek ve serum genistein, C, E ve A vitaminleri konsantrasyonları daha düşük bulunmuştur (P<0.0001). PUFA 15 gruplarında PUFA 45 gruplarına göre serum MDA konsantrasyonu daha düşük (P<0.0001), serum genistein konsantrasyonu ise daha yüksek bulunmuştur (P<0.04). Genistein ilavesi ile serum MDA düzeyi lineer olarak azalırken, serum genistein düzeyi lineer olarak artmıştır (P<0.0001). SS gruplarında TN gruplarına göre but eti MDA konsantrasyonu daha yüksek ve but eti genistein, E ve A vitaminleri konsantrasyonları daha düşük bulunmuştur (P<0.0001). PUFA 15 gruplarında PUFA 45 gruplarına göre but eti MDA konsantrasyonu daha düşük bulunmuştur (P<0.0001). Genistein katkısı ile but eti MDA düzeyi lineer olarak azalırken, serum genistein düzeyi lineer olarak artmıştır (P<0.0001).Sonuç olarak, PUFA'ca zengin rasyon ile beslenen bıldırcınlarda, etin PUFA içeriği artmıştır. Rasyona genistein ilavesi ile serum ve ette vitamin konsantrasyonları etkilenmezken, genistein konsantrasyonu artmış, böylece lipit peroksidasyona karşı korunma sağlamıştır.

BıldırcınGenisteinHipertermi-yapay+6
Cemal Orhan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Pazar dışı kalan kırık yumurtaların toklu besi rasyonlarına katılma olanağının araştırılması

1. ÖZET Bu çalışmada, pazar dışı kırık yumurtaların toklu rasyonlarına katılabilme olanağı araştırılmıştır. Bu amaçla, çalışmada yaklaşık 30 kg canlı ağırlıkta. 7-8 aylık 21 adet İvesi erkek toklu kullanılmıştır. Araştırma rasyonları izonitrojenik ve izokalorik olarak hazırlanmıştır. Rasyona kırık yumurtanın ilave şekli ise deneme gruplarını oluşturmuştur. Buna göre, rasyona yumurta ilave edilmeyen grup kontrol grubunu (K), rasyon proteininin % 10'u yumurtadan gelecek şekilde işlenmemiş yumurta ilave edilen grup Deneme- 1 (D-l grubu) grubunu, formaldehitle işlenmiş (Ham proteinin % 0.6'sı) kırık yumurta ilave edilen de Deneme-2 (D-2 grubu) grubunu oluşturmuştur. Kuru madde ve ham proteinin rumende yıkımlanma dereceleri K ve D-l gruplarında birbirine yakın bulunurken, D-2 grubunda daha düşük düzeyde kalmıştır (P<0.01). Ruminal pH değerleri bakımından gruplar arasında istatistiki olarak önemli bir fark tespit edilmemiştir. Ruminal amonyak düzeyi yemlemeden sonraki 1. ve 2. saatlerde K ve D-l gruplarında benzer, D-2 grubunda daha düşük bulunmuştur (PO.01 ). Kuru madde, organik madde, ham protein, ham yağ, ham selüloz ve azotsuz öz maddenin sindirilme derecesi bakımından gruplar arasında istatistiki olarak önemli bir fark bulunmamıştır. Kuru madde tüketimi en yüksek değere D-2 grubunda ulaşmıştır (P<0.05). Günlük canlı ağırlık artışı K ve D-l gruplarında birbirine yakın çıkarken, D-2 grubunda yüksek çıkmıştır (PO.05).Yemden yararlanma oranlan da K, D-l ve D-2 gruplarında sırası ile 4.13, 3.94 ve 3.83 olarak belirlenirken (P>0.05), karkas değerleri açısından gruplar arasında istatistiki olarak önemli bir farklılık tespit edilmemiştir. Günlük canlı ağırlık artışı ile ruminal kuru madde yıkımlanabilirliği, ruminal ham protein yıkımlanabilirliği ve ruminal amonyak düzeyi arasında negatif, ruminal amoyak düzeyi ile ruminal kuru madde yıkımlanabilirliği, ruminal ham protein yıkımlanabilirliği arasında ve ruminal kuru madde yıkımlanabilirliği ile ruminal ham protein yıkımlanabilirliği arasında da pozitif ilişkiler saptanmıştır (P< 0.01). Sonuç olarak, bu çalışmada değerlendirilmeyen kırık yumurtaların protein katkısı olarak toklu rasyonlannda kullanılabileceği kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler : Kırık yumurta, formaldehit muamelesi, naylon kese, besi performansı, kuzu.

Mehmet Çiftçi
Fırat University · Institute of Health Sciences
2003
00
DoctorateOpen AccessTR

Karanfil ekstraktının broylerlerde performans, ham besin maddelerinin sindirilme derecesi, sindirim organları ağırlığı ve bağırsaklardaki toplam koliform bakteri sayısı üzerine etkisi

Bu arastırmada, temel rasyona farklı dozlarda ilave edilen karanfil ekstraktının etlik piliçlerin performansını, ham besin maddelerinin sindirilme derecesini, karkas özelliklerini, sindirim sistemi organ ağırlığını ve bağırsaklardaki toplam koliform bakteri sayısını ne ölçüde etkileyeceği ve antibiyotik yem katkılarına alternatif olup olamayacağının tespit edilmesi amaçlanmıstır. Arastırmada, her grupta 60 adet olmak üzere bes grupta toplam 300 adet ticari etlik civciv (Ross?308) kullanılmıstır. Ayrıca grupların her biri 20'ser adet civciv içeren 3'er alt gruba ayrılmıstır. Hayvanlara denemenin 1?21 ve 22?42. günleri arasında izokalorik ve izonitrojenik olarak hazırlanmıs iki farklı etlik civciv yemi verilmistir. Rasyonlara katılan karanfil ekstraktı ve antibiyotik deneme gruplarını olusturmustur. Buna göre, karanfil ekstraktı ve antibiyotik katılmayan grup Kontrol; 100 ppm karanfil ekstraktı katılan grup K?100; 200 ppm karanfil ekstraktı katılan grup K?200; 400 ppm karanfil ekstraktı katılan grup K?400 ve % 0.1 antibiyotik (Avilamisin) katılan grup da Antibiyotik grubunu olusturmustur. Canlı ağırlık (P<0.05) ve günlük canlı ağırlık artısları (P<0.01) bakımından gruplar arasında 7. ve 21. gün tartımlarında istatistiksel olarak bir farklılık tespit edilirken, diğer dönemlerde elde edilen farklılıklar istatistiksel olarak önemli bulunmamıstır (P>0.05). Yem tüketimi bakımından 4. haftada gruplar arasında istatistiksel olarak bir farklılık tespit edilirken (P<0.05), diğer haftalarda istatistiksel olarak bir farklılık gözlenmemistir. En iyi yemden yararlanma oranı K?400 grubunda tespit edilmis olup, 1. (P<0.01), 3. (P<0.05), 4. ve 1-6. (P<0.01) haftalarda gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmustur. Kuru madde, ham protein (P<0.05) ve ham yağ (P<0.01) sindirilebilirliği bakımından gruplar arası farklılık istatistiksel olarak önemli bulunmustur. En iyi sindirilme dereceleri K-400 ve antibiyotik gruplarında tespit edilirken, bunları K-200, K-100 ve kontrol grupları izlemistir. Karkas özellikleri ve sindirim sistemi organ ağırlıkları bakımından, karın yağı oransal değeri (P<0.05) haricinde gruplar arasında istatistiksel olarak farklılık tespit edilmemistir. Rasyona ilave edilen antibiyotik ve 400 ppm düzeyindeki karanfil ekstraktı hem 21 hemde 42. günlerde ince bağırsak toplam koliform mikroorganizma sayısını önemli ölçüde düsürmüstür (P<0.001). Sonuç olarak; karanfil ekstraktının antimikrobiyel özellikleri, performans ve sindirim üzerine olan olumlu etkisi, doğal ve güvenilir olması nedeni ile antibiyotiklere alternatif olarak etlik piliç rasyonlarında 400 ppm dozda kullanılabileceği kanaatine varılmıstır. Anahtar Kelimeler: Karanfil ekstraktı, antibiyotik, performans, sindirilebilirlik, koliform bakteri, etlik piliç.

AntibiyotiklerPerformans
Bestami Dalkılıç
Fırat University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Konsantre karışımında değişik düzeylerde üreli şeker pancarı posası bulunan rasyonların kuzularda besi performansı ve karkas özellikleri ile ham besin maddelerınin sindirilme dereceleri, azot dengesi ve bazı kan metabolitleri üzerine etkileri

Behiç Coşkun
Fırat University · Institute of Health Sciences
1980
00
DoctorateOpen AccessTR

Elazığ yöresinde yaygın olarak kullanılan yemlerin bakteri ve mantar bakımından hijyenik durumu üzerine bir araştırma

?8 5. ÖZET Bu araştırma, Elazığ yöresinde üretim yeri, depo ve yemliklerden alınan 204 adet yem hammaddesi ile 148 adet karma yemin, "üretim-depolama- yedirme" zinciri içerisinde, bakteri ve mantar florasını tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Üretim yeri ve depolardan alman örneklerde ham su düzeyi, ortalama olarak sırasıyla, tahıllarda % 10.26 ve 112.73, küspelerde 19.99 ve 112.25, hayvansal yemlerde %' 9.75 ve 111.92, premikslerde ^8.25 ve 110.92, şeker üretimi yan ürünlerinde de % 54.03 ve % 59.81 oranında tespit edilmiştir. Üretim yeri, depo ve yemliklerden alman karma yem örneklerine ilişkin ham su düzeyleri, ortalama olarak sırasıyla, % 11.77, 13.12 ve 13.73 şeklinde bulunmuştur. Üretim ve depo yerlerinden alman tahıl taneleri, küspeler, hayvansal yemler, şeker üretimi yan ürünleri ve premikslere ilişkin örneklerde bakteri sayılan, sırasıyla, 1023x1 O3 ve 2200x1 03, 8 12x1 03 ve 2 143x1 03, 1020x1 03 ve 2060x1 03, 1560x1 03, ve 3345x1 03, 206xİ03 ve 385x1 03 adet/g, küf sayılan ise, sırasıyla, 10.9x1 03 ve 30.8x1 03, 6.6x1 03 ve 23x1 03, 8.4x1 03 ve 20.5x1 03, 11. 6x1 03 ve 36.5x1 03, 1.7x1 03 ve 5.3x1 03 adet/ g olarak tespit edilmiştir. Üretim yerleri ve depolardan alman örneklerdeki bakteri sayıları arasındaki fark, arpa (p<0.001), buğday, mısır (p<0.05), soya fasulyesi (p<0.001), pamuk tohumu (p<0.05) ve ay çiçeği tohumu (p<0.01) küspeleri, balık unu (p<0.001), et-kemik unu (p<0.001), melas (p<0.001), yaş şeker pancarı posası (p<0.001), mineral premiksleri ve vitamin prerniksleri (p<0.05) için istatistik! olarak önemli bulunmuştur. Vine, üretim yeri ve depolardan alınan örneklerde küf sayıları arasındaki fark da arpa (p<0.001), buğday, mısır (pıO.001), soya fasulyesi, ay çiçeği (p<0.001), pamuk tohumu küspeleri (p<0.05), balık unu (p<0.05), et-kemik unu (p<0.001), melas (p<0.001), yaş şeker pancarı posası (p<0.001), mineral premiksleri(p<0.001) ve vitamin premiksleri (p<0.01) için istatistiki açıdan önemli bulunmuştur. Öte yandan, ham su düzeyi ile bakteri (r=0.90) ve küf sayılan (r= 0.91), depolanma süreleri ile bakteri (r=0.73) ve küf sayıları (r= 0.95) arasında sıkı bağıntılar bulunmuştur. Üretim yeri, depo ve yemliklerden alman ruminant karma yemlerine ilişkin ortalama bakteri sayıları, sırasıyla, 1436x1 03, 4043x1 03 ve 5736k i O3 adet/g, küf sayıları da 12.23x1 03, 36.63x1 03 ve 58.06x1 03 adet/g olarak bulunmuştur ve üretim yeri, depo ve yemliklere ilişkin örneklerde bakteri ve küf sayılan arasında önemli(p<0.001) fark bulunmuştur. Kanatlı yemlerinde ise, bakteri sayıları, sırasıyla, 1396x1 03, 3020x1 03 ve 4053x1 03 adet/g, küf sayıları da 13.5x1 03, 24.lx103 ve 40.8x1 05 adet/g olarak tespit edilmiştir. Örnek alma yeri bakımından civciv yemi, piliç yemi(p<0.001> ve yumurta yemi (p<0.05) örneklerine ilişkin bakteri sayıları arasında önemli farklılıklar tespit edilmiştir. Civciv yemlerine ilişkin küf sayıları arasında önemli bir fark bulunmazken, piliç ve yumurta yemi örneklerine ilişkin küf sayıları arasında önemli farklılıklar (p<0.001) görülmüştür. Karma yemlerde ham su düzeyi ile bakteri (r=0.75) ve küf (r=0.85) sayılan, depolanma süresi ile de bakteri (r=0.92) ve küf (r= 0.96} sayıları arasında sıkı bağıntı bulunmuştur. Yüksek düzeyde mikroorganizma taşıyan yemlerde bile salmonellalara rastlanılmazken, E. coli'ye % 72.72, Aerop sporlular'a 1100, Streptokoklara % 62.5, Mikrokoklara % 59.4, Diplokoklara 1 49.9, Koagulaz Negatif Stafilokoklara % 46.9, Pseudomonaslara % 9.4, Proteuslara 1 28, E. aglomeransa % 31.3 oranlarında rastlanılmıştır. Küflerin identifikasyonunda ise, Aspergilluslara % 65.62, Penicilliumlara % 40.62, Fusariumlara % 56.25 ve Rhizopuslara % 50 oranında rastlanılmıştır.

BakterilerElazığHayvan yemleri+2
Kazım Şahin
Fırat University · Institute of Health Sciences
1994
00
DoctorateOpen AccessTR

Elazığ bölgesi kanatlı yemlerinde bulunan mantar türleri ile bazı mikotoksinlerin düzeyleri üzerine bir araştırma

Bu araştırma, Elazığ bölgesi fabrika ve işletmelerinden alınan kanatlı yem hammaddeleri ve karma yemlerindeki küf mantarı sayılan ile aflatoksin ve Okratoksin A düzeylerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yem hammaddeleri ve karma yemlerin ham su düzeyleri arasında istatistiki olarak önemli bir farklılık bulunmuştur (p<0.05). Alınış yerlerine göre küf mantarı sayılan, yem hammaddelerinden en çok mısırda (2.3x1 O**), fabrika karma yemlerinden de etlik piliç yeminde (9.5x1 04) bulunmuştur. Küf mantarı sayıları ortalama olarak yem hammaddeleri için 1.0x 1 04 adet/g, fabrikadan alman karma yemler için 2.3x1 04 adet/g ve işletmelerden alınan karma yemleri için 5.6x1 04 adet/g olarak tespit edilmiştir. İzole edilen küf mantarları Aspergillus, Penici İH um, Fusarium, Rhizopus ve Mucor türleridir. Vem hammaddelerinden mısırda predominant küf mantan %15 lik oranla Fusarium, arpada $33.33 ile Mucor, buğdayda 133.33 ile Fusarium ve Rhizopus türleri, soya fasulyesi küspesinde $28.57 ile A.fumigatus, Rhizopus ve Mucor, balık ununda 133.33 ile Fusarium, pamuk tohumu küspesinde de 116.66 ile A.glaucus, A.ochraceus, Fusarium, Rhizopus ve Mucor, et-kemik ununda ise 116.66 ile A.flavus, A.paraciticus, A.versi color, Fusarium ve Mucor türleri tespit edilmiştir. Karma yemlerden de ise etlik civciv yeminde en çok &5Ö.0 ile Rhizopus, yumurta civciv yeminde $37.50 lik bir oranla Penicillium ve Mucor, piliç büyütme yeminde %40 lik oranla Rhizopus, piliç geliştirme yeminde 150 ile Penicillium, etlik piliç yeminde &57.14 ile Fusarium, yumurta yemi l.döneminde %66.66 ile A.flavus, ll.dönemde 157.14 lik bir oranla Mucor türlerine rastlanılmıştır.Yem örneklerinde ince tabaka kromatografi yöntemi ile Aflatoksin Bj B2, Gj, 62 ile Okratoksin A analizi yapılmıştır. Aflatoksin B\ 22 yem örneğinde (^ 21.78) ortalama 5.314 ppb düzeyinde, Aflatoksin B2/ 2 örnekte (% 1.98) ve Aflatoksin Gj 1 örnekte {% 0.99) iz düzeyde tespit edilirken, Aflatoksin G2 ye rastlanılmamıştır. Öte yandan, Okratoksin A, 6 yem örneğinde {% 5.94) ortalama 1.9 ppb düzeyinde bulunmuştur. Depolama süresi ile Aflatoksin ve Okratoksin A düzeyleri arasında olduğu gibi ham su düzeyi ile toksin düzeyleri arasında da yakın bir bağıntı tespit edilmiştir.

AflatoksinlerElazığHayvan yemleri+4
Nurhan Şahin Doğukan
Fırat University · Institute of Health Sciences
1994
00