Van Yüzüncü Yıl Üniversity
Discipline

Chemical Engineering

Van Yüzüncü Yıl Üniversity

1,224

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Malahit yeşili'nin seçici tayini için yüzeyde zenginleştirilmiş raman spektroskopisi temelli manyetik nanoplatformların hazırlanması

ÖZET MALAHİT YEŞİLİ'NİN SEÇİCİ TAYİNİ İÇİN YÜZEYDE ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ RAMAN SPEKTROSKOPİSİ TEMELLİ MANYETİK NANOPLATFORMLARIN HAZIRLANMASI EKMEN, Elvan Yüksek Lisans Tezi, Kimya Mühendisliği Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Doç. Dr. Adem ZENGİN Mayıs 2019, 63 sayfa Bu çalışmada, boyarmadde olarak kullanılan malahit yeşilinin tayininde kullanılmak üzere moleküler baskılanmış manyetik nanopartiküller hazırlanmıştır. İlk olarak solvotermal yöntemle manyetik nanopartiküller sentezlenmiş, partikül yüzeyi ilk olarak iyodsilan (IPTS) ile modifiye edilmiş, ardından nanopartiküller metakrilik asit (MAA, Monomer), etilen glikol dimetakrilat (EGDMA, çapraz bağlayıcı), azobis isobütironitril (AIBN, başlatıcı), malahit yeşili (MY, kalıp molekül), N-iyodosüksinamid (NIS, katalizör) içerisinde dispers edilmiş ve yüzeyde moleküler baskılama yöntemi ile baskılanmış polimerler tersinir zincir transfer katalizlenmiş polimerleşme (RCTP) ile hazırlanmıştır. Ardından gümüş dendrimer kaplı silisyum yüzeyler ile çeşme suyu içerisinde MY molekül tayini gerçekleştirilmiştir. Baskılanmış nanopartikül yüzeylerde malahit yeşili için maksimum adsorpsiyon kapasitesi ve süresi sırasıyla 34.6 mg/g, 60 dak. olarak belirlenmiş ve partikül yüzeyinde MY'ne karşı baskılama faktörü 3.69 olarak hesaplanmıştır. MY molekülüne yapıca benzer (kristal mavisi ve rosolik asit) ile seçicilik çalışması yapılmış ve nanopartiküllerin MY'ne karşı oldukça seçici olduğu görülmüştür. Çoklu adsorpsiyon-desorpsiyon çevriminden sonra baskılanmış nanopartiküllerin kullanılabilirliğinin ve seçiciliğinin değişmediği görülmüştür. SERS aktif dendrimer yüzeyler ile MY molekülü çeşme suyunda tayin edilebilme alt sınırı (LOD) değeri 0,06 pM olarak belirlenmiştir. Ayrıca SERS aktif yüzeylerde bulunan malahit yeşili UV/O3 kullanılarak 60dak. sonunda tamamen yüzeyden uzaklaştırılarak rejenere edilmiştir. Yüzeylerin UV/O3'ekarşı dayanıklı ve en az 10 defa rejenere edilebilme özelliğinin bulunduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Malahit yeşili, Nanopartikül, RCTP, SERS

Elvan Ekmen
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dinamik benzetimi yapılan bir reaktif distilasyon kolonunun cevap yüzey yöntemi ile optimum işletme koşullarının belirlenmesi

Bu tez kapsamında, dinamik benzetimi yapılan bir reaktif distilasyon (RD) kolonunda işletme koşullarının optimizasyonu yapıldı. Tasarımı yapılan raflı RD kolonunda işletim parametrelerinin etanol ile asetik asit arasındaki reaksiyonu sonucu etil asetat üretim hızına etkileri değerlendirildi. RD kolonunun optimum işletme koşullarının belirlenmesi için cevap yüzey yöntemi (CYY) uygulandı. CYY'de kullanılan deney tasarımı Design Expert 7.0.0 programının deneme versiyonu ile oluşturuldu. Placket-Burman (PB) tasarım yöntemi kullanılarak RD kolonunu etkileyen en önemli parametreler asetik asit besleme hızı (kmol/h), etanol besleme hızı (kmol/h), geri döngü ve sıcaklık olarak belirlendi. Daha sonra RD kolonunun optimum işletme koşullarının belirlenmesi için Merkezi Kompozit Tasarımı (MKT) uygulandı. Cevap ve bağımsız değişkenler arasındaki etkileşimi ve elde edilen verileri incelemek üzere ANOVA analizi kullanıldı. Etil asetat üretim hızının bağımsız değişkenlere göre ikinci dereceden regresyon modeli, Design Expert 7.0.0 programı kullanılarak geliştirildi. MKT'de oluşturulan üç boyutlu (3D) grafikler yorumlandı. En yüksek etil asetat üretim hızı elde etmek için optimum RD işletme koşulları sırasıyla asetik asit besleme hızı 149.86 kmol/h, etanol besleme hızı 99.99 kmol/h, geri döngü oranı 2.50 ve besleme sıcaklığı 70°C optimum değerler olarak belirlendi. Bu çalışma, CYY' nin RD kolonundaki işletim parametrelerinin optimizasyonu için uygun bir yöntem olabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: ANOVA, Cevap yüzey yöntemi, Dinamik benzetim, Optimizasyon, Reaktif distilasyon

Dilan Ersingün
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Van bölgesi için yenilikçi güneş destekli toprak kaynaklı ısı pompası modellenmesi ve simülasyonu

"Toprak Kaynaklı Isı Pompası" (TKIP)'ın toprakta depolanan ısı enerjisini kullanarak binaların, çeşitli mühendislik yapıların ısıtılması ve soğutulmasında, ayrıca sıcak su üretiminde kullanılan bir sistemdir. Bu çalışmada soğuk iklim koşullarına sahip bölgelerde TKIP ve BTES sistemlerinin birlikte uygulanması modellenmesi ve MATLAB programı kullanılarak hesaplamaları yapılmıştır. Modellenen sistemde farklı yüzeylerde sıcaklık dağılımları elde edilmiştir. Ayrıca sistemin ısı kayıpları, verimi ve ısı çekim değerleri de hesaplanmıştır. Sistemden en çok ısı çekiminin Ocak ve Aralık aylarında olduğu, aynı zamanda en fazla ısı kaybının da bu aylarda olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar değerlendirildiğinde çekilen ısının belirlenen konutun ısıtılması için yüzde yüz aktartılabilmesi durumunda yeterli olacağı görülmüştür. Fakat dünyada ki hiçbir ısı transfer sistemi yüzde yüz verime sahip değildir. Bu yüzden konutun için ısıtılması için gerekli çekilen ısının yetersizliği söz konusudur. Bu durumun sebebinin ise depolanan ısı miktarının çekilmek istenilen ısı miktarına nazaran yetersiz kalmasıdır ve bu durum büyük oranda belirlenen ısı depolama hacminin artırılması ile aşılabilir. Sistem için gerekli iyileştirmeler yapılması durumunda özellikle güneş potansiyeli veya jeotermal kaynakları fazla olan soğuk iklim bölgelerindeki ısıtma için TKIP ve BTES sistemlerinin rahatlıkla kullanılabileceği gözlemlenmiştir

Güneş enerjisiIsı depolamaToprak kaynaklı ısı pompası
Hazel Sağlam
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yarı pamuk yarı poli etilen yeni nesil kompozit kumaşların balistik özelliklerinin iyileştirilmesi ve geliştirilmesi

Bu tez çalışmasında, Balistik zırh üretimi için Yüksek yoğunluklu polietilen ipliklerle hasır örgü seklinde dokunan kumaşlar ve doğal seramiklerle oluşturulan kompozit malzemelerin balistik başarım üzerine etkileri araştırılmış ve üretilen prototiplerin balistik test sonrası karakteristik incelenmesi yapılmıştır. Bu çalışmada üretilen kompozit zırhların hali hazırda kullanılan zırh malzemelerine göre ağırlık, ergonomik tasarım ve balistik başarımları incelenmiş ve zırhlar üzerinde farklı silah ve kurşunlarla yapılan testlerde balistik başarım elde edildiği görülmüştür.

Uğur Yavuzdoğan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Determination of pid control parameters by response surface methodology

Proportional – integral-derivative (PID) controllers are the most used systems in the industrial field and find the most research and application area in control engineering. The control output is generated by the addition of three terms called proportional, integral and derivative. Some experimental methods have been developed to tuning the PID control parameters. These methods are applied to the open-line systems without control, but the parameters determined by these methods may not be effective in nonlinear, variable parameter and unstable systems. In this case, it is necessary to determine the optimal PID control parameters. In the scope of this thesis, liquid level control system which operated in Van Yüzüncü Yıl University, Department of Chemical Engineering was used. Dynamic data for control variable was obtained with step change applied to manipulated variable. The dead time, time constant and gain values were determined with the process reaction curve was prepared using step change effect. The optimum values of the PID control parameters are determined by Response Surface Method (RSM). Kp, τI, τD as independent parameters and ISE and IAE values are chosen as dependent variables (responses). Numerical values of the responses for the runs in the design matrices determined using closed-loop PID controller with liquid level system block diagram which designed in MATLAB/Simulink. Simulations in the proposed list by the trial version of Design Expert 7.0 program were performed in order and the IAE and ISE values calculated after the simulations were processed by processing the results. The models were developed through RSM in terms of related independent variables to describe the ISE and IAE as the two responses. Keywords: PID control, IAE, ISE, liquid level, response surface methodology.

Mohammed Sadralddın Anwer
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Modifiye edilmiş yüzey baskılı elektrotlar ile gıda katkı maddelerinin elektrokimyasal davranışlarının incelenmesi

Bu tez çalışmasında gıdalardaki benzoik asit, asetik asit, sitrik asit ve potasyum sorbat tayini için Pd tabanlı bir sensör geliştirilmiştir. Kimyasal indirgeme metodu ile karbon nano tüp (KNT) destekli PdRuCr nanoyapıları sentezlenmiştir. Bu yeni PdRuCr/KNT elektrokatalizörünün karakterizasyonu, X ışını kırınımı (XRD) ve Taramalı elektron mikroskobu Enerji yayılımlı X-Işını Analizi (SEM-EDX) ile yapılmıştır. Elektrokatalizörlerin aktiviteleri döngüsel voltametri (CV) ve diferansiyel puls (DPV) yöntemleri kullanılarak belirlenmiştir. Geliştirilen sensörün her bir koruyucu madde için çalışma şartları optimize edilerek gerçek numunelerde tanınması amacı ile ölçümler alınmış ve başarı ile uygulanmıştır.

Müge Yayla
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksek aktiviteye sahip cnt destekli pd-zn katalizörünün formik asit elektrooksitlenme aktivitesinin incelenmesi

Yakıt pilleri kesintisiz çalışabilmesi, zararlı atık oluşturmaması, kaynağını doğadan alması ve yüksek enerji verimi gibi avantajlarından dolayı araştırmacılar için popüler bir alandır. Yakıt pilleri için anot hücrelerinde kullanılan katalizörlerin yüksek güç ve düşük maliyetli olması istenilen ve üzerinde çalışılan konudur. Bu tez çalışmasında karbon nanotüp destekli Pd/CNT ve PdZn/CNT katalizörleri NaBH4 indirgeme yöntemi yardımıyla sentezlenip formik asit elektrooksidasyonu için optimum operasyon koşulları ve performansları araştırılmıştır. Hazırlanan katalizörlerin performansını incelemek için döngülü voltametre (CV), kronoampermetri (CA) ve elektrokimyasal empedans spektroskopisi (EIS) tekniği kullanılmıştır. Sentezlenen katalizörler geçirimli elektron mikroskobu (TEM), X-ışını kırınım yöntemi (XRD), X-ray Fotoelektron Spektroskopisi (XPS) ve Endüktif olarak eşleşmiş plazma-kütle spektrometresi (ICP‐MS) ile karakterize edilmiştir. CA ölçüm ile çalışma elektrodu kullanılarak kare dalga etki oluşturulmuş elde edilen akım yoğunluğunda meydana gelen değişimler yardımıyla elektrokimyasal ölçüm sisteminin dinamik modellenmesi oluşturulmuştur. Bunun için MATLAB programındaki Sistem Tanımlama araç kutusuna işlenip auto regressive moving average exogenous (ARMAX), auto regressive exogenous (ARX), Box-Jenkins (BJ) ve output error (OE) model katsayıları bulunmuştur.

Yonca Yılmaz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Karbon türevleri ile modifiye edilmiş yüzey baskılı elektrotların rasemik ilaç ayırımında kullanılması

Bu tez çalışmasında, multidisipliner bilimde önemli bir yer teşkil eden kiral bileşiklerin enantiyomerlerini ayırt etmek için karbon tabanlı elektrotlar ile elektrokimyasal sensör çalışmaları gerçekleştirildi. Bu amaç doğrultusunda son yıllarda üstün özelliklerinden dolayı elektrokimyasal sensör uygulamalarında büyük bir ilgi uyandıran karbon materyalinin, kimyasal indirgeme metodu ile grafen oksit / β-siklodekstrin (GO/β-CD) ve karbon nanotüp / β-siklodekstrin (CNT/β-CD) gibi türevleri sentezlendi. Karbon tabanlı elektrokatalizörünün karakterizasyonları X-ışını kırınımı (XRD) ile elektrot yüzeyleri taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile karakterize edildi. Elde edilen karbon tabanlı materyaller, yüzey baskılı karbon elektrotların (SPCE) yüzeyine modifiye edilerek grafen oksit/yüzey baskılı karbon elektrot (GO/SPCE), karbon nanotüp / yüzey baskılı karbon elektrot (CNT/SPCE) , grafen oksit / β-siklodekstrin (GO/ β -CD/SPCE) ve yüzey baskılı karbon elektrot / β-siklodekstrin (CNT/ β -CD/SPCE) üretildi. Elektrokatalizörlerin etkinlikleri dönüşümlü voltametri (CV) teknikleri ile karakterize edildi. Elektrokimyasal çalışmalarda enantiyoseçici kiral sensör olarak kullanılan elektrotların kiral bileşiklere karşı enantiyoseçici kiral ayırt etme çalışmaları gerçekleştirildi ve sırasıyla rasemik halde bulunan antidepresan ilaç etken maddelerinden Fluosektinve ağrı kesici ateş düşürücü ilaç etken maddelerinden Ketoprofen, enantiyomerlerinin elektrokimyasal olarak birbirinden ayırt edilmesi sağlandı.

Arzu Yıldırım
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Çok duvarlı karbon nanotüp destekli metal katalizörler ile L-sistein sensörü geliştirilmesi

Bu çalışmada L-sistein amino asidinin elektrokimyasal yöntemler ile tampon çözeltisi (PBS, pH 7.2) ortamındaki belirlenme aktivitesi incelenmiştir. Yapılan elektrokimyasal araştırmalarda camsı karbon elektrot (GCE) metal içerikli katalizörler ile modifiye edilmiştir ve L-sistein için elektrokimyasal bir sensör geliştirilmiştir. Araştırmanın tüm safhasında Ru, Pd, Mo, Ga, Co ve Pt içeren tuz çözeltileri ile karbon nanotüp (CNT) yüzeyleri etkileştirilerek kimyasal indirgeme neticesinde monometalik nanokatalizör sistemleri olan; Ru/MWCNT, Pd/MWCNT, Pt/MWCNT, Mo/MWCNT, Ga/MWCNT ve Co/MWCNT'ler sentezlenmiştir. Sentezlenen bu katalizörler X-ray kırınım spektroskopisi (XRD), X-ray enerji dağıtıcı spektroskopisi (EDX), Taramalı elektron mikroskopu (SEM), Geçirimli elektron mikroskopu (TEM) İndüklenmiş plazma-kütle spektroskopisi (ICP-MS), Breaneur-Emmet-Teller (BET) spektroskopisi ve Ultraviyole görünür bölge spektroskopisi (UV-Vis) gibi çeşitli karakterizasyonlara tabi tutulmuştur. GCE'ler, katalizör sistemleri ile modifiye edilerek L-sistein elektrooksidasyonu için elektrokimyasal aktiviteleri incelenmiştir. Modifiye edilen bu elektrotlar ile PBS ortamında yer alan L-sistein'in elektrooksidasyon-redüksiyon davranışları incelenmiştir. Elektrokimyasal sensör niceliklerini belirlemek adına hassasiyet, seçicilik, algılama türü ve girişim etkisi çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Döngülü voltametri (CV), diferansiyel puls voltametri (DPV) ve elektrokimyasal impedans (EIS) ile ileri elektroanalitik yöntemler kullanılmıştır. Bu doğrultuda Ru/MWCNT, Ga/MWCNT, Mo/MWCNT ve Co/MWCNT ile modifiye edilen GCE'lerin hassasiyetleri sırasıyla 4307.05, 114, 200, 65 µA/mMcm2 olarak tespit edilmiştir. İlgili elektrotların LOD/LOQ değerleri ise sırasıyla 0.353/1.060, 0.05/0.15, 0.25/0.75, 0.02/0.06 µM olarak belirlenmiştir. Bu kaalizörlerin analitik aralıkları ise 0-200, 0-200, 0–150, 10-500 μM olarak rapor edilmiştir. Yapılan bu elektroanalitik çalışmalar neticesinde Co/MWCNT katalizör sisteminin L-sistein'in hassas tespiti için diğer katalizörlere nazaran daha iyi performans verdiği tespit edilmiştir. Yapılan çalışmalar neticesinde tüm katalizör sistemlerinin L-sistein'i hassas olarak algılayabilme yeteneğinin bulunduğu tespit edilip, en iyi elektrokimyasal sensör yanıtlarının Co/MWCNT ile modifiye edilmiş GCE'den alındığı belirlenmiştir.

Kadir Selçuk
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Green synthesis of silver nanoparticles via using common hazel and their antibacterial and antifungal activities

Synthesis of metal nanoparticles using plant extracts is one of the most simple, convenient, economical, and environmentally friendly methods that mitigate the involvement of toxic chemicals. This study investigated the synthesis of silver nanoparticles (AgNPs) using the aqueous leaf extract of common hazel. Common Hazel leaves stimulate blood circulation and bile secretion and are used in remedies for liver or gall bladder complaints. The bark, leaves, flowers, catkins, and nuts are all considered astringent, wound healing, blood purifying, fever-fighting, and sweat-inducing. AgNPs were characterized by UV-vis spectrophotometer, scanning electron microscope (SEM), Electron Dispersion X-light (EDX), and Fourier transform infrared (FTIR). The antibacterial and antifungal activity of nanomaterial was determined using microdilution methods. The intense reddish-brown coloration was observed higher than 0.002 Mm AgNO3 concentrations. Bioactive compounds were found responsible for the reduction, stabilization, and capping of Ag+ to Ag NPs. The antibacterial activity with the zone of inhibition is as follows: Bacillus cereus> Escherichia coli> Bacillus subtilis> Pseudomna aeruginosa> Staphylococcus aureus> Enterococcus faecalis (25 mm>21 mm>15 mm> 12 mm>11mm). The AgNPs showed antifungal properties against Candida albicans like 19 mm.

Vıda Derıs
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Pankreas kanser antijeni 19.9 belirlenmesi için nanoyapı temelli elektrokimyasal immünosensör geliştirilmesi

Nanoyapı temelli biyosensörler, ucuz üretim teknolojileriyle birleştirildiğinde klinik olarak önemli kanser biyobelirteçlerini tespit etmek için basit ve hassas cihazlar sunabilir. Bu nedenle bu tez kapsamında kanser belirteci karbonhidrat antijeni 19-9'u (CA19-9) hassas bir şekilde saptamak için etiketsiz bir elektrokimyasal immünosensör geliştirilmesi hedeflenmiştir. Bunun için çok duvarlı karbon nanotüp (MWCNT), indirgenmiş grafen oksit (rGO) ve molibden disülfür (MoS2) destekli paladyum, altın ve gümüş nonopartikülleri hazırlanmıştır. Bu nanomalzemeler kimyasal indirgeme ve hidrotermal yöntem kullanılarak hazırlanmıştır. Nanoyapıların yüzey karakterizasyonu taramalı elektron mikroskobu (SEM), enerji dağılımlı x-ışını spektroskopisi (EDX), yüksek çözünürlüklü geçirimli elektron mikroskobu (HRTEM), x-ışını kırınımı (XRD) ve x-ışını fotoelektron spektroskopisi (XPS) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Yüzey baskılı karbon elektrot (SPCE) kullanılarak CA19-9'u tespit etmek için yeni bir platform hazırlanmıştır. SPCE yüzeyi karakterize edilen nanomalzeme tabakası üzerine antikor ve antijen immobilize edilerek modifiye edilmiştir. İmmünosensörün hazırlanma aşamaları elektrokimyasal yöntemlerden döngüsel voltametri (CV) ve kare dalga voltametrisi (SWV) ile karakterize edilerek sensör özellikleri incelenmiştir. SPCE yüzeyinin MoS2 ve AuPd/MoS2-rGo ile modifikasyonu, biyosensörün analitik performansını önemli ölçüde iyileştirerek, yalnızca rGO ile hazırlananlara göre daha üstün sonuçlar gösterdi. Biyosensör geniş çalışma aralığı 0,015-108 U/mL ve 0.0042 U/mL'lik nispeten düşük bir tespit sınırı sergilemiştir. Tekrarlanabilirlik 10 tekrarlı ölçümle, yeniden üretilebilirlik ise farklı zamanlarda hazırlanan 6 ayrı elektrotla başarıyla incelenmiştir. Geliştirilen sensörün, hedeflenen biyobelirtecin uygun maliyetli, hızlı ve etiketsiz tespiti sayesinde hastalık teşhis ve tedavi sürecinin bir parçası olabileceği öngörülmektedir.

Fırat Salman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yara örtüsü uygulamaları için sentezlenen kitosen/jelatin hidrojelin biyouyumluluk ve biyobozunurluk davranışının istatistiksel olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmada, geleneksel yara örtülerine alternatif olabilecek hidrojel hazırlamak için biyouyumlu, biyobozunur ve yeni doku oluşumunu hızlandırma özelliklerinden dolayı kitosan ve jelatin kullanılmıştır. Kitosan, jelatin ve çapraz bağlayıcı miktarının hidrojellerin biyouyumluluğu ve biyobozunurluğu üzerine etkisi istatististiksel olarak değerlendirilmiştir. İstatistiksel çalışma sonucunda belirlenen optimum miktarlara göre hazırlanan hidrojellerde kitosanın molekül ağırlığının biyouyumluluk ve biyobozunurluğa etkisi incelenmiştir. İstatistiksel deneyler Box- Behnken deney tasarım yöntemine göre tasarlanmıştır. Hidrojellerin biyouyumluluğu; şişme oranı, gaz geçirgenliği ve gözeneklilik testleri ile, biyobozunurluğu ise in vitro bozunma ve in vitro enzimatik bozunma analizleri ile izlenmiştir. Analizlerde, insan vücudu kan plazması içeriğine en yakın çözelti olan sentetik vücut sıvısı kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar Design Expert 13 paket programı ile istatistiksel olarak değerlendirilmiş ve her cevap değişkeni için matematiksel model oluşturularak parametrelerin optimum değerleri belirlenmiştir. Bu çalışmada, parametrelerin aynı anda değişmesinin biyomalzemenin özelliklerine olan etkisinin istatistiksel olarak değerlendirilmesi ile çıkan sonuçların biyomedikal uygulamalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

BiyobozunurlukBiyopolimerlerBiyouyumluluk+3
Dilruba Öznur Kazancı Göğüş
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bentonit ve toz aktif karbon kullanılarak tekstil sanayisi atık sularında metilen mavisinin giderilmesi

Tekstil sanayisi atık sularının içermiş olduğu boyar madde kirlilikleri çevreye verdiği zararlar açısından ciddi boyutta tehlike barındırmaktadır. Bu çalışmada tekstil alanında yararlanılan metilen mavisi boyar maddesi kullanılarak ideal adsorpsiyon koşulları altında sulu çözeltiden giderilmesi üzerine denemeler yapılmıştır. pH, sıcaklık, karıştırma hızı, boyar madde konsantrasyonu ve adsorban miktarı parametrelerinin adsorpsiyon prosesi üzerine etkileri incelenmiştir. En yüksek boya giderim verimi bentonit ile %94,32 iken toz aktif karbon ile %99,73 olarak tespit edilmiştir. Farklı sıcaklıklarda izoterm çalışmaları yapılmıştır. Adsorpsiyon davranışı Langmuir, Freundlich ve Temkin izoterm modelleri yardımıyla aydınlatılmış, izoterm sabitleri hesaplanmıştır. Maksimum adsorpsiyon kapasitesine bentonit ile 303,0303 mg/g, toz aktif karbon ile 227,2727 mg/g değerinde ulaşılmıştır. Adsorpsiyon kinetiği yalancı birinci mertebe ve yalancı ikinci mertebe kinetik modeli ile tayin edilmiştir. Gibbs serbest enerjisi, entalpi ve entropi değişim değerleri belirlenmiştir.

AdsorpsiyonBentonitMetilen mavisi
Ceren Cengiz
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Modifiye hidrotalsit/PVC/kitosan kompozit filmlerinin bozunma davranışlarının değerlendirilmesi

Poli(vinil klorür) (PVC), düşük maliyeti, işlenebilirliği ve geniş kullanım alanı nedeniyle polimer endüstrisinde yaygın olarak kullanılan bir termoplastiktir. Ancak, ısıl ve fotokimyasal bozunmaya karşı sınırlı dayanımı, malzemenin uzun süreli kullanımını kısıtlamaktadır. Bu nedenle, PVC'nin dayanımını artırmaya ve plastikleştirici göçünü azaltmaya yönelik katkı sistemlerinin geliştirilmesi önemlidir. Bu doğrultuda, PVC esaslı kompozit filmlerin dayanımını artırmak amacıyla farklı katkı maddeleri kullanılmış ve elde edilen filmlerin bozunma davranışları incelenmiştir. Çalışmada PVC plastisolleri içerisine dioktiltereftalat (DOTP) plastikleştirici, kalsiyum stearat-çinko stearat (CaSt2–ZnSt2) stabilizatörleri, epoksitlenmiş soya yağı (ESBO), hidrotalsit, kitosan ve glutaraldehit ile 1-(3-dimetilaminopropil)-3-etil-karbodimid (EDC) gibi çapraz bağlayıcılar eklenmiştir. Hazırlanan plastisoller cam yüzeye uygulanarak belirli kalınlıkta filmler elde edilmiş ve bu filmler ısıl ve UV yaşlandırmaya tabi tutulmuştur. Filmlerde meydana gelen yapısal değişiklikler Fourier Transform Infrared (FT-IR) spektroskopisi ile belirlenmiş, polien oluşumu UV-Vis spektroskopisi ile takip edilmiş ve aktivasyon enerjileri hesaplanmıştır. Plastikleştirici göçü difüzyon katsayısı üzerinden değerlendirilmiştir. Kütle kayıpları termogravimetrik analiz (TGA) ile, camsı geçiş sıcaklığı (Tg) DSC analizi ile ölçülmüştür. Filmlerin yüzey morfolojisine taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile bakılmıştır. Filmlere biyouyumluluk ve biyobozunurluk testleri uygulanmıştır. Plastisol levhalara çekme testi uygulanarak mekanik özellikleri (elastiklik modülü, tokluk vb.) performansı incelenmiştir. Örneklere ait parçacıkların parçacık boyut dağılımı ve yüzey yükü ve stabilitesizeta potansiyel testi ile incelenmiştir. Bu tez kapsamında kullanılan yöntemler açısından, PVC sistemlerinin dayanımı farklı açılardan kapsamlı biçimde değerlendirilmiştir. Hem yapısal değişimler hem de çevresel koşullar altındaki dayanım çok boyutlu olarak incelenmiştir. Elde edilen bulgular, hidrotalsit ve kitosanın eklenmesi, modifiye edilmesi ve çapraz bağlanmasıyla plastikleştirici göçünün önemli ölçüde azaldığını ve PVC esaslı kompozitlerin ısıl, fotokimyasal ve biyolojik bozunmaya karşı direncinin arttığını göstermektedir. Bu katkı sistemleri ile PVC'nin çevresel koşullara karşı direncini iyileştirmenin yanı sıra, malzemenin kullanım alanını genişleterek özellikle tıbbi cihazlar gibi biyouyumluluk gerektiren uygulamalarda değerlendirilebilmesine katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.

Emine Şanlı
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Bazı ege yöresi linyitleri ve biyokütlelerinin termal bozunma kinetiği ve gediz linyitinin asidik ortamda desülfürizasyonu

Günümüzde enerji kaynaklarının bir çoğu fosil yakıtlardan elde edilmektedir. Ancak fosil yakıtların rezervlerinin giderek azalması ve çevresel zararları önemli bir problem haline gelmeye başlamıştır. Kömürden geleneksel enerji üretimi, asit yağmurları, kükürt ve nitrojen gibi zararlı gazların salınımı gibi çevresel sorunlara neden olmaktadır. Bu durum temiz kömür teknolojileri ve biyokütle gibi sürdürülebilir enerji kaynaklarının bulunması üzerine yönelimi arttırmıştır. Biyokütlelerin kömür gibi termal bozunma süreçlerine maruz bırakılması yakıt olarak kullanılabilirliğini ve piroliz karakteristiklerini belirlemektedir. Bu doktora tezi kapsamında ilk olarak Soma ve Gediz yöresi linyitleri ile ülkemizde yaygın olarak bulunan hurma ve zeytin çekirdeği atıklarının ısıl bozunma davranışları, oksidasyon karakteristikleri ve katı hal reaksiyon kinetiği parametreleri belirlenmiştir. Biyokütle ve kömür bileşenlerinin piroliz sürecine etkileri inert nitrojen gazı varlığında maksimum 1000 oC sıcaklıkta izotermal olmayan termogravimetrik analiz (TGA) ile dört farklı ısıtma hızında (10 oC, 15 oC, 20 oC, 30 oC ) incelenmiştir. Piroliz reaksiyonunda birinci dereceden tepkime varsayımı yaparak kinetik ifadeler türetilmiştir. Reaksiyon sırasında oluşan ve kaybolan uçucular, fonksiyonel gruplar ve minerolojik değişimler FTIR ve XRD analizleri ile karakterize edilmiştir. TGA verilerinden yararlanılarak yapılan kinetik hesaplamalar için Kissinger-Akashiro-Sunose (KAS) ve Ozawa-Flynn-Wall (OFW) modelden bağımsız yaklaşımlar kullanılmıştır. Desülfürizasyon çalışmalarında kullanılacak Gediz yöresi kömürü ısıl değeri oldukça yüksek olan kaliteli kömür yataklarına sahip bir linyit türüdür. Fakat içerdiği yüksek kükürt miktarıyla (%7,24) endüstriyel kullanımda kısıtlamaları bulunmaktadır. Bu çalışma kapsamında çevresel endişeler ve bu kısıtlamalar göz önünde bulundurularak Gediz kömürünün safsızlıklarından ve kükürtten arındırılarak temiz kömür eldesi ve kömürün kullanılabilirliğinin artırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda kömür yapısından kükürdü uzaklaştırmak için H2O2/H2SO4 çözeltisi ile liç yöntemi uygulanmıştır. Belirlenen reaksiyon parametreleriyle kükürt giderim verimleri hesaplandıktan sonra Taguchi ve Yanıt Yüzey Yöntemi ile deneysel tasarım yapılarak optimum çalışma koşulları belirlenmiştir. Deneysel çalışmalar, optimizasyon ile belirlenen kombinasyonlara göre tekrarlanmıştır. Deneylerin sonucunda istatistiksel varyans analizi yapılarak kükürt giderimi için en iyi çalışma koşulları belirlenmiş ve sonuçlar ANOVA ile test edilmiştir.

Dilan Köksal Öztürk
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kömürden metanol üretilecek bir pilot tesisin tasarım süreçleri ile uyumlanmış bir teknik risk yönetim yöntemi

Bu çalışmada, kömürden gazlaştırma yöntemiyle üretilen sentez gazından metanol üretmeyi hedefleyen bir pilot tesis projesinin tasarım süreçlerinde kullanılabilecek bir teknik risk yönetim yöntemi geliştirilmiştir. Kimyasal tesislerin tasarım süreçleri endüstriyel uygulamalarda genellikle kapı-geçiş yaklaşımıyla bölünmüş birden fazla proje aşamasını içerir. Su akışı şeklinde ilerleyen ve her biri önceki aşamadaki tasarımı olgunlaştırma hedefi taşıyan bu tasarım aşamaları literatürde genel olarak dörde ayrılır; ÖTG-1, ÖTG-2, ÖTG-3 ve detay tasarım aşamaları olarak sınıflandırılabilecek bu aşamaların herbirinde farklı amaçlar doğrultusunda risk yönetim aktiviteleri yürütülür. Bu durum, her bir aşamada önem kazanan risk faktörlerini, bu risk faktörlerini yönetmek için kullanılacak yöntemleri, zamanlamasını ve uygulamanın detay düzeyini büyük ölçüde değiştirir. Ayrıca, herbir projenin kendine has karakteristikleri, kapsamı ve değişen tasarım aktiviteleri de risk yönetim aktivitelerinin proje yaşam çevrimine uyumlanmasını gerektirir. Kimyasal tesis tasarım süreçlerinde bu uyumlama çalışmaları genellikle endüstriyel tecrübeler ile yürütülür ve tanımlı bir yöntemi esas almaz. Risk yönetim aktivitelerini proje yaşam çevrimi ile uyumlaştırmak için bu çalışmada PMI (Project Management Institute) risk yönetim felsefesini temel alarak geliştirilen bir planlama yöntemi sunulmuştur. Bir projeyi ve ilgili tasarım süreçlerini karakterize etmek için gerekli olan adımlar tanımlandıktan sonra, risk kategorileri ve ilgili riskler proje aşamaları ile ilişkilendirilmiştir. Çalışma kapsamında, teknolojik hazıroluşluk, kendiliğinden güvenlik, inşaedilebilirlik, proses güvenliği ve diğer çeşitli proje teknik risk kategorilerini de kapsayacak şekilde bütüncül bir risk yönetim stratejisi benimsenmiştir. Geliştirilen yöntem, TUBİTAK tarafından tasarlanan bir metanol üretim pilot tesis projesinde örneklenmiştir. Bu amaçla, proje süreçleri karakterize edilmiş ve risk yönetim aktiviteleri ilgili tasarım aşamalarına adreslendikten sonra örnek risk değerlendirme çalışmaları yürütülmüştür. Önemli görülen riskler bir risk yazmacı ile sunulmuştur. İlerleyen süreçlerde bu çalışma ile belirlenen risklerin, methanol üretim teknololojileri için yürütülecek benzer projelere dair planlama çalışmalarında ve ticarileşme süreçlerine dair tartışmalarda yol gösterici olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca, geliştirilen yöntemin TUBİTAK tarafından ileride, pilot tesis projelerinin teknik risk yönetim aktivitelerinde kılavuz olarak kullanılması da hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Metanol, Pilot tesis, Teknik risk yönetimi, PMI, Ön tasarım geliştirme

MetanolRisk yönetimiTesisler+1
Ekin Kaya
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Eti Maden Müdürlüğü Kırka Bor İşletmeleri atıksularında bulunan lityumun elde edilmesi için Li-Mn-O yapılı adsorbentin sentezi ve kullanımının araştırılması

Özellikle lityum iyon pillerinin üretiminde ihtiyaç duyulan lityum bileşiklerinin eldesi ve geri kazanımı ile ilgili çalışmalar son yıllarda oldukça önem kazanmıştır. Atık pillerden, deniz suyundan, jeotermal sulardan ve lityum(I) iyonlarını içeren atıksulardan lityum(I) iyonlarının geri kazanımında son yıllarda şablon mangan oksit yapılı adsorbentlerin sentezi ve kullanımı öne çıkmıştır. Bu tez çalışmasında Kırka Bor İşletmesi atıksuyunda yer alan lityum(I) iyonlarının seçici olarak şablon mangan oksit yapılı adsorbente adsorplanarak desorpsiyonla geri kazanımı hedeflenmiştir. Adsorbent LiOH.H2O ve Mn3O4'ten katı hal reaksiyonu ile sentezlenen redoks tipli spinel LiMn2O4 yapının HCl çözeltisi ile yıkanmasıyla hazırlanmıştır. Adsorbent yapının karakterizasyon çalışmaları yapılan sentezin doğruluğunu göstermiştir. Deneysel çalışmalar sentetik lityum(I) çözeltisi ve Kırka Bor İşletmesi atıksuyu ile gerçekleştirilerek sonuçlar karşılaştırılmıştır. Çalışmaların ilk aşamasında sentetik çözeltiden lityum(I) iyon adsorpsiyonunda başlangıç pH'ının, başlangıç lityum(I) iyon derişiminin ve adsorbent derişiminin adsorpsiyon dengesi üzerine etkileri araştırılmış ve en uygun çalışma koşulları pH 10, adsorbent derişimi 10 g/L ve başlangıç lityum(I) iyon derişimi 200 mg/L olarak belirlenmiştir. Langmuir modelinden adsorbentin en yüksek lityum(I) adsorpsiyon kapasitesi 12,71 mg/g olarak saptanmıştır. Çalışmaların daha sonraki aşamasında ise, Kırka Bor İşletmeleri atıksuyundan lityum(I) iyonlarının adsorpsiyonu/desorpsiyonu atıksuyun içerdiği kalsiyum(II), magnezyum(II), sodyum(I), potasyum(I), ve bor(III) gibi iyonlarla birlikte araştırılarak λ-MnO2 adsorbentin tekrar kullanılabilirliği incelenmiştir. Kırka Bor İşletmeleri atıksuyunun kendi pH değerinin 9,54 olması nedeniyle adsorpsiyon bir ön pH ayarlaması yapılmadan gerçekleştirilmiştir. 165,5 mg/L lityum(I) içeren bu atıksuda adsorbentin lityum(I) adsorpsiyon kapasitesi 8,31 mg/g olarak saptanmıştır. Çalışmaların son aşamasında ise, λ-MnO2 adsorbentin atıksudan adsorpladığı lityum(I) iyonlarının geri kazanımı araştırılmış ve ilk desorpsiyonda %91,5 verim elde edilmiştir. Bu adsorpsiyon/desorpsiyon çalışması 5 kez tekrarlanmış ve sonuçlar λ-MnO2 adsorbentin desorpsiyon veriminin yaklaşık %10 azalarak %91,5'ten %82,5' e düştüğünü göstermiştir.

AdsorpsiyonAtık suBor+3
Zeynep Aktosun
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Granül ve hidrofobik film yapılı piroteknik/termit malzeme sentezi ve karakterizasyonu

Tez kapsamında, film ve granül yapılı piroteknik malzemelerin geliştirilmesi ve karakterizasyon testlerinin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Piroteknik malzemeler, patlayıcı ve yakıt gibi diğer enerjik malzemelere kıyasla daha hızlı tutuşabilen bu nedenle darbe, sürtünme gibi dış etmenlere karşı hassas olan yanıcı ve parlayıcı malzemelerdir. Tez çalışmasında, yakıt olarak adlandırılan Alüminyum metali ve Bor yarı-metali kullanılmış, oksitleyici olarak Bakır (II) Oksit (CuO), Demir (III) Oksit (Fe2O3) ve Molibden Trioksit (MoO3) metal oksitleri seçilmiştir. Film yapılı piroteknik malzemelerin hazırlanmasında, termal ve kimyasal kararlılığı yüksek aynı zamanda reaktif ve hidrofobik özellik gösteren bir bağlayıcı olan Poliviniliden Florür (PVDF) kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara bakıldığında, PVDF bağlayıcısının reaktif özelliği sayesinde, film yapılı piroteknik malzemelerin, granül yapılı piroteknik malzemelere kıyasla 100-250 ºC daha erken tutuştukları görülmüştür. Denklik oranı stokiyometrik orana yaklaştıkça termit reaksiyonların veriminin arttığı ve buna bağlı olarak katı ürün çıktılarının 1.65 ila 4.4 kat arasında arttığı belirlenmiştir. Farklı oksitleyiciler ve yakıtlar, farklı denklik oranları (1.5 ile 12.5 aralığında) ve PVDF bağlayıcısı kullanılarak hazırlanan film ve granül yapılı piroteknik malzemelerin kalorifik değerleri tüm bu parametrelere göre değerlendirilmiştir. Denklik oranının kalorifik değer üzerinde etkili bir parametre olduğu ve elde edilen değerlerin 438-1008 cal/g aralığında ölçüldüğü görülmüştür. Hazırlanan film yapıların ortam nemine karşı dayanıklı olduklarını (hidrofobik) göstermek amacıyla, PVDF için statik temas açısı testi yapılmış ve bu sonuca göre film yapıların da hidrofobik olduğu değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Piroteknik/Termit Malzemeler, Hidrofobik, Film/Granül Yapılar, Kalorifik Değer, PVDF, Denklik Oranı

FilmGranülHidrofobik özellik+1
Hazal Kamal
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Mangan oksit bazlı monodispers-gözenekli mikroküre formunda katalizörlerin sentezi ve su kirleticilerinin gideriminde kullanımı

Bu tez kapsamında, mühendislik çözümleri gerektiren ve önemli bir çevre sorunu olarak kabul edilen sulu ortamlardaki organik kirleticilerin gideriminde kullanılmak üzere Mn5O8 monodispers-gözenekli mikroküreler ve MagSiO2@PDA@MnOx çekirdek/kabuk kompozit manyetik mikroküreler sentezlenmiş ve karakterizasyon çalışmaları yapılmıştır. Mikroküreler, hedef organik kirleticilerin giderimi için ileri oksidasyon proseslerinde oksitleyici ajan olan peroksimonosülfat (PMS) aktivasyonunda, heterojen katalizör olarak kullanılarak aktivite sonuçları incelenmiştir. İlk aşamada, sol-jel kalıplama tekniği ile mangan oksit bazlı monodispers-gözenekli mikroküre formunda katalizörler sentezlenmiş ve kalıp malzemesi olarak kullanılan metakrilat bazlı polimerik mikroküreler, poli (glisidil metakrilat) mikrokürelerinin çok aşamalı mikrosüspansiyon polimerizasyonuyla elde edilmiştir. Birden fazla yükseltgenme basamağına sahip Mn5O8 mikroküreleri, peroksimonosülfat (PMS) aktivasyonu yoluyla model organik kirleticiler olan metilen mavisi (MM) ve tetrasiklinin (TS) bozunması için verimli bir heterojen katalizör olarak kullanılmıştır. Giderim prosesi, kirleticilerin adsorpsiyonu ve kimyasal bozunumu olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. Mn5O8-PMS sistemi kullanılarak, 5 dakikalık bir bozunma süresi içinde MM' nin tamamı, TS' nin ise %70'i giderilmiştir. 58.3 m2/g spesifik yüzey alanına sahip Mn5O8 mikroküreleri, kirleticilerin çok kısa sürede giderimine olanak sağlamıştır. 3.3-9 pH aralığında yapılmış olan bozunma çalışmalarında kayda değer bir değişiklik gözlenmemiştir. MM ve TS' nin birinci mertebeden hız sabitlerinin en yüksek değerleri sırasıyla 0.961 dk-1 ve 0.570 dk-1 olarak hesaplanmıştır. Bu değerlerin, benzer bozunma sistemleriyle karşılaştırıldığında yaklaşık 24 kat daha yüksek olduğu söylenebilir. Mn5O8-PMS sisteminin katalitik bozunma reaksiyonları sırasında oluşan radikal türlerinin doğrulanması için radikal yakalama deneyleri yapılmıştır. Radikal yakalayıcıların varlığında gerçekleştirilen bozunma çalışmaları, singlet oksijen (1O2) ve süperoksit anyon (O2*-) radikallerinin Mn5O8-PMS sisteminde üretildiğini göstermiştir. Art arda gerçekleştirilen beş bozunum çalışmasında, MM' nin ve TS' nin bozunum verimliliği %99.3 ve %89.3 değerlerine düşmüştür. Mn5O8 mikrokürelerinden sızan Mn konsantrasyonunu belirlemek üzere yapılan çalışmalarda; 0.14 ppm'den düşük nihai Mn konsantrasyonları, sulu ortamdaki organik kirleticilerin hızlı bozunması için Mn5O8 mikrokürelerin oldukça kararlı bir oksidasyon katalizörü olduğunu göstermiştir. İkinci formda, MagSiO2@PDA@MnOx çekirdek/kabuk kompozit manyetik mikroküreler sentezlenmiştir. Öncelikle çekirdek kısmı için seçilen silika mikrokürelerin sol-jel kalıplama tekniği ile sentezi gerçekleştirilmiş, PDA' nın –NH2, –OH gibi aktif yüzey gruplarının metal iyonları ile metal-ligand kompleksi oluşturabilmesi özelliği sayesinde kabuk kısmı polidopamin ile kaplanmış ve üzerine MnO2 nanopartiküller çöktürülmüştür. Katalizör, sulu ortamda metil turuncusu (MT), metilen mavisi (MM) ve rodamin B (RB) gideriminde kullanılmıştır. BET modeline göre nitrojen adsorpsiyon yöntemi ile analizi yapılan numunelerin ortalama gözenek boyutu ve gözenek hacmi sırasıyla 6.36 µm ve 0.59 cm3/g olarak belirlenmiştir. MagSiO2@PDA@MnOx kompozit mikrokürelerin katalizör olarak kullanılmasıyla, MM' nin ve RB'nin tamamı, MT' nin ise %90' ının giderimi 60 dakikanın sonunda sağlanmıştır. MagSiO2@PDA@MnOx-PMS sistemi, bozunum reaksiyonunun baskın olarak singlet oksijen (1O2) ve süperoksit anyon (O2*-) radikallerinin üretilmesi yoluyla ilerlediğini göstermiştir. MT ve RB' nin ardışık olarak beş kez tekrar kullanılabilirlik çalışmalarının sonunda, bozunma veriminde yaklaşık %10' luk bir azalma olmasına rağmen MagSiO2@PDA@MnOx-PMS sistemi, organik kirleticilerin gideriminde kararlı ve dayanıklı bir katalizör olarak kullanılmıştır. MagSiO2@PDA@MnOx kompozit mikrokürelerin manyetik özellikte olması, reaksiyon ortamından kolayca izole edilmesine olanak sağlamıştır.

KatalizörlerManganez oksitMikroküreler+3
Sinem Özcan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Polidopamin bazlı teranöstik taşıyıcıların geliştirilmesi

Bu çalışmada değişen boyut aralıklarında polidopamin (PDA) ve PDA-Ce6 nanopartiküllerinin (NP) sentezi yapılmıştır. Sentezi yapılan nanopartiküllerin taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile görüntüleri alınarak karakterizasyonları yapılmıştır. Sentez ortamına 2-propanol (IPA) eklenmesinin reaksiyonu inhibe ederek partikül boyutunu küçülttüğü, dopamin hidroklorür miktarının arttırılmasının ise partikül boyutunu büyüttüğü görülmüştür. 200 nm ve 500 nm boyut dağılımına sahip PDA NP'lerin ve PDA-Ce6 NP'lerin fototermal terapi (FTT) potansiyelleri incelenmiştir. Sonuçlar, 200 nm PDA, 500 nm PDA ve PDA-Ce6 NP'lerin FTT'de kullanılabilir ajanlar olduğunu göstermektedir. PDA-Ce6 NP'lerin fotodinamik terapi (FDT) potansiyeli incelenmiş ve reaktif oksijen radikalleri (ROS) üretiminin FDT'de kullanılabilecek düzeyde olduğu görülmüştür. İn-vitro hücre deneyleri L929 ve T98G hücre hatları ile yapılmıştır. Yapılan sitotoksisite deneylerinde hem 200 nm PDA NP'lerin hem de PDA-Ce6 NP' lerin düşük sitotoksisiteye sahip oldukları görülmüştür. 200 nm PDA NP'lerin FTT deneyleri, PDA-Ce6 NP'lerin ise FTT, FDT ve kombine FTT-FDT deneyleri yapılmıştır. 200 nm PDA NP' lerin FTT uygulaması sonucu 100 μg/ml NP derişiminde ortamdaki hücrelerin %45'ini öldürdüğü görülmüştür. PDA-Ce6 NP' lerin ise 100 μg/ml NP derişiminde ortamdaki hücrelerin FTT uygulamasında %53, FDT uygulamasında %49 ve kombine FTT-FDT uygulamasında %58 öldürdüğü görülmüştür.

Fotodinamik tedaviGlioblastomaKaplama+2
Sena Nur Sezgin
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Duyarsız patlayıcıların detonasyonu için lazer tetikli detonatör düzeneği geliştirilmesi

Modern patlayıcıların detonasyonu geleneksel olarak elektrik iletimi ile yapılmaktadır. Elektriksel detonatörler darbe, ısı, şok, elektrostatik boşalma ve elektromanyetik etkilere karşı ateşlenme hassasiyeti yüksek olan duyarlı birincil patlayıcıların ateşlenmesi prensibine dayandığından güvenli değildir. Elektrik iletimi yerine lazer ışınıyla ısıtma yoluyla detonasyon yapıldığında patlayıcı elektriksel dış etkilerden izole edilerek sistem emniyeti ve performansı üst düzeyde sağlanabilmektedir. Bu sebeple lazer detonatörler güvenli ateşleme sistemleri arasındadır. Tez çalışmasında lazer tetikli bir uçan plaka sistemi geliştirilmiş, bir prototip üretilmiş ve duyarsız patlayıcıların detonasyonu gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda: - Bir lazer ateşleme ünitesi tasarlanmış ve kurulmuştur. Lazer güç ünitesinden elde edilen %100 pik değerinde ışının %25 kayıp ile hedefe ulaşabildiği belirlenmiştir. - Lazer ışınının iletildiği ve enerjik malzeme içeren bir ateşleyici gövdesi tasarlanmış ve üretilmiştir. Uçan plaka sisteminin yerleştirildiği gövde literatürdeki bir tasarım kullanılarak üretilmiştir. - Duyarsız bir patlayıcı olan HMX malzemesi, lazer ışınına uygun hale getirilmiştir. HMX'in optik özelliklerinin geliştirilmesi kapsamında karbon siyahı ile homojen karıştırılması için özel bir numune hazırlama yöntemi geliştirmiştir. - Lazerle ateşleme sistemi, HMX içeren numuneler ile test edilmiştir. - Detonator prototipinin üretimi, uçan plaka gövdesinin lazer tetikli ateşleyici gövdesine entegre edilmesiyle tamamlanmıştır. Bu prototipin tasarımında kopma basıncı PMMA plaka için 420 MPa ve Al plaka için 198 MPa olarak hesaplanmıştır. - Prototip ile 10 cm3 iç hacme sahip kapalı bir bomba düzeneğinde 1,32 g/cm3 değerinde düşük yoğunluklu HMX ve 400 µm kalınlığında plaka kullanılarak performans çalışmaları yapılmıştır: Ateşleme sonrası basınç 48,4±1,6 bar ve plaka hızı 620±58 m/s olarak ölçülmüştür. - Plaka hızını tahmin etmek üzere matematiksel bir model geliştirilmiştir. Plaka hızı, aynı çalışma koşulları için 667,27 m/s olarak hesaplanmıştır ve ölçülen 562-678 m/s hız aralığı ile uyumlu bulunmuştur. 0,2 mm kalınlıkta bir Al plakanın 14 mm uzunluğunda bir ivmelendirme kanalı içeren sistemden çıkış hızının 1,4 km/s gibi çok daha yüksek bir hıza ulaşabileceği hesaplanmıştır. Çalışmada daha güvenli olması sebebi ile lazer ile tetikleme yöntemi tercih edilerek, uçan plaka yöntemi ile detonasyon sağlayan ve duyarsız patlayıcıları doğrudan ateşleyebilen bir sistem yerli olarak geliştirilmiştir. Bu çalışma roket motoru ve harp başlığı ateşleyicileri gibi askeri mühimmatlarda ticari olarak kullanılabilecek lazer detonatörler için temel bir ar-ge çalışması oluşturmuştur. Anahtar Kelimeler: Lazer tetikli uçan plaka, detonatör, duyarsız patlayıcılar, şok kaynaklı detonasyon, matematiksel modelleme, uçan plaka hızı

DetonasyonMatematiksel modellemePatlayıcı maddeler
Gonca Özkasapoğlu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Optimization of flow conditions and investigation of crystallization kinetics from a supersaturated solution in a two-phase microfluidic system

The effects of thermodynamic conditions on the kinetics of nucleation from supersaturated solutions have been of great interest in controlling the synthesis of nano/micro particles with advanced physical, chemical, and optical properties. Microfluidic systems offer a medium, where the nucleation phenomena can be better controlled and examined. This study is aimed at optimization of two-phase flow conditions for producing uniform picoreactors in a microfluidic system and investigation of the thermal conditions for nucleation from a supersaturated solution. The microfluidic system consists of an x-channel for the formation of droplets followed by a serpentine channel integrated with a temperature controlled transparent heater. The solution contains zirconium chloride (ZrCl4) and 1,4-benzenedicarboxylic acid (BDC) dissolved in N,N-dimethylformamide (DMF), i.e. a precursor solution for the synthesis of UiO-66 crystals with a metal organic framework (MOF) structure. The precursor solution, as the dispersed phase, and silicone oil, as the continuous phase, were used to form monodispersed spherical picoliter reactors that travelled with equal interdroplet distances in the microfluidic system. The desired size of the droplets was optimized by varying the ratio of the flow rates of the dispersed and the continuous phases, Qd/Qc. The reduction in Qd/Qc caused droplets to be smaller and more spherical. At the optimized condition, where Qd/Qc was 0.05, the average diameter of the droplets was 105.23±5 µm reducing to 70±3 µm just before they entered the serpentine, losing about 30 % of the size. Shrinkage of the droplets, due to the dissolution of the solvent into the oil causing supersaturation of the precursor solution, continued in the hot region of the device until nucleation started. Crystallization experiments were carried out at 50, 80 and 100 °C to determine the initial point and the rate of nucleation based on temperature and picoreactor (droplet) size. Initial point of nucleation gave the residence time of the droplet in the heated serpentine region until nucleation took place in the droplet. The rate of nucleation was determined by counting the number of droplets with nuclei over time. The size of the droplets affected the nucleation time as smaller droplets had nucleation earlier at the same temperature. For the case of 80 °C, the 70 µm droplets nucleated at 30 ±5 seconds, while the 90 ±5 and 110 ±5 µm droplets nucleated at 109 ±3 and 112 ±5 seconds, respectively. The generation of supersaturation in the droplets due to shrinkage drove the nucleation earlier at higher temperatures resulting with more droplets nucleated. This scenario followed Lamer's model of instantaneous nucleation. Kinetic rate constants for nucleation, k𝑁, were calculated using the classical nucleation theory as 0.0003175 s-1, 0.0156 s-1, and 0.1174 s-1 for 50, 80, and 100 °C respectively. The activation energy for nucleation was found as 119 kJmol-1. XRD analyses of the synthesized particles showed a positive influence of higher temperatures within the range applied confirming the potential of the microfluidic system to carry out crystallization from supersaturated solutions.

Chemical engineeringNanocrystalsNanoparticles+1
Tıjanı Ahmed Ahmed
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Polimer esaslı aktif karbonun kimyasal buhar biriktirme ve grafitizasyon yöntemleri ile modifiye edilmesi: Kullanım alanlarının araştırılması

Bu çalışmada süspansiyon polimerizasyonu yöntemiyle yüzey alanları ve gözenek yapıları birbirinden farklı polimer bazlı küresel aktif karbonlar sentezlenmiştir. 1984,0557 m2/g yüzey alanı, 1,7206 cm3/g toplam gözenek hacmi ve 34,688 Å ortalama gözenek çapına sahip polimer bazlı küresel aktif karbondan kimyasal buhar biriktirme yöntemi kullanılarak karbon moleküler elek (CMS) üretimi gerçekleştirilmiştir. CMS üretimini etkileyen faktörler (biriktirme sıcaklığı, metan akış hızı ve biriktirme süresi) ve seviyeleri, N2 izotermlerinden yararlanılarak Yüzey Merkezi Kompozit Tasarımı (Face Centered Composite Design-FCCD) deney tasarım yöntemi ile optimize edilmiştir. Üretilen CMS'lerden CMS1 en yüksek N2 adsorpsiyon kapasitesine sahipken, gözeneklerinde en çok pirolitik karbon biriken CMS8 olmuştur. CMS8'in gerek N2 izotermi gerek SEM görüntüleri incelendiğinde heterojen, yani mikro ve mezo gözeneklere sahip olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın diğer bölümünde, 952,7325 m2/g yüzey alanı, 0,3893 cm3/g toplam gözenek hacmi ve 16,345 Å ortalama gözenek çapına sahip polimer bazlı küresel aktif karbondan grafitizasyon yöntemiyle grafitik karbon (GK) üretimi gerçekleştirilmiştir. Öncelikle grafitizasyona basıncın etkisini belirlemek için atmosferik basınç ve vakum altında çalışmalar yapılmış, elde edilen GK'lerin N2 izotermleri incelendiğinde vakum altında çalışılmaya karar verilmiştir. Sonrasında vakum ortamında ve sabit sıcaklıkta (1750 °C) grafitizasyon süresi 5 saatken, 10 ve 20 saatlik çalışmalar yapılarak grafitizasyona zamanın etkinsin çok az olduğu N2 izotermlerinden tespit edilmiş, bu nedenle üretim maliyetini düşürmek adına grafitizasyon süresi 5 saat seçilmiştir. Son olarak grafitizasyona sıcaklığın etkisini tespit etmek için 1000, 1250, 1500 ve 1750 °C'de GK üretim çalışmaları yapılmıştır. Üretilen GK'lerin BET, SEM ve RAMAN ile yapılan analizleri incelendiğinde 1750 °C'de yapılan grafitizasyonun daha yüksek olduğu görülmüştür. Böylece 1750 °C ve 5 saatlik vakum ortamında elde edilen GK-V-5-1750'nin ve ticari ürün Tenax® ile BTEX'lerin (Benzen, Toluen, Etil benzen, Ksilen) adsorpsiyon ve desorpsiyon çalışmaları TD-GC-MS (Termal Desorpsiyon-Gaz Kromatografisi-Kütle Spektrometresi) ile yapılmış olup, analiz sonuçları incelendiğinde GK-V-5-1750 ürününün ticari malzeme ile benzer özellikler taşıdığı görülmüştür.

Aktif karbonCVDPolimerizasyon+2
Fadime Ateş
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Yüksek performanslı doğrudan metanol yakıt hücreleri için elektrolit-elektrot bileşenlerinin araştırılması

Modern endüstriyel toplumlarda ekonomik kalkınma, sosyal refah ve çevresel sürdürülebilirlik açısından enerji kritik bir öneme sahiptir. Ancak, enerji üretiminin büyük kısmının gelecekte tükenebileceği tartışılan fosil yakıtlara dayalı olması iklim değişikliği, hava kirliliği ve enerji güvenliği gibi ciddi sorunlara yol açmaktadır. Temiz, sınırsız ve çevre dostu enerji sağlamaları nedeniyle güneş, rüzgâr, hidroelektrik ve biyokütle gibi kaynaklar alternatif enerji kaynakları olarak dikkat çekmektedir. Fakat bu sistemler, enerji üretiminin değişken olması, gerçekleşen üretimin talebi karşılayamaması, başlangıç yatırım maliyetlerinin yüksek olması, çevresel etkilerinin bulunması ve belli coğrafi koşullara ihtiyaç duyulması gibi bazı dezavantajlara sahiptir. Temiz enerji üretimi ve fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılması açısından yakıt hücreleri önemli bir potansiyele sahip olup diğer enerji üretim sistemlerinin aksine kimyasal enerjiyi doğrudan elektrik enerjisine dönüştürerek su ve ısı gibi temiz yan ürünler üretmektedirler. Taşınabilir uygulamalarda polimer elektrolit membran yakıt hücresi (PEMYH) ve bu yakıt hücresinin metanol ile işletilen türü olan doğrudan metanol yakıt hücresi (DMYH) öne çıkmaktadır. DMYH bileşenlerini geliştirerek hücre performansının arttırılması güncel ve popüler konular arasında olup DMYH güç çıktısı üzerinde membran elektrot yığını (MEY) bileşenlerinin önemli bir etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle, tez kapsamında anot elektrodu için katalizör sentez çalışmalarının yanı sıra farklı yapılarda membranlar hazırlanmış ve özellikleri incelenmiştir. Tezin ilk kısmını oluşturan membran çalışmalarında polieter eter keton (PEEK) yapısına sülfonik asit gruplarının katılması amacıyla sülfonasyon reaksiyonu gerçekleştirilmiş ve elde edilen sülfone polieter eter ketonun (sPEEK) termoplastik poliüretan (TPU) ve poliviniliden florür (PVDF) ile farklı oranlarda harmanlanması ile sPEEK esaslı harman membranlar elde edilmiştir. Ayrıca, Nafion 117 ve Nafion 212 membranlar tabakalı kaplama (LbL) yöntemi kullanılarak katyonik ve anyonik polielektrolitlerle modifiye edilmiştir. Elde edilen membranların ısıl, yapısal, morfolojik özelliklerinin yanı sıra proton iletkenlik (σ) ve metanol geçirgenlik (PM) değerleri incelenmiştir. Tezde hazırlanan polimer elektrolit membranların (PEM), DMYH uygulamalarında kullanılan metanol ile etkileşimlerinin incelenmesi amacıyla QCM-D analizleri gerçekleştirilmiştir. sPEEK40-TPU60 kodlu ürünün proton iletkenliği (4,7 mS cm-1) ve metanol geçirgenliği (10-11 cm2s-1) değerlendirildiğinde DMYH uygulaması için en uygun membran olarak belirlenmiştir. Tabakalı kaplama yaklaşımı ile hazırlanan N212 esaslı kompozit membranlar ise N117 esaslı analog membranlara göre proton iletkenliklerinin ve metanole karşı bariyer özelliklerinin daha iyi olması nedeniyle önemli bir membran alternatifi olabileceği değerlendirilmiştir. Benzer şekilde DMYH uygulamaları için önemli bir gösterge olan membran seçicilik değerinin sPEEK40-TPU60 harman yapılı membran için 4,7x108 S s cm-3 olduğu ve N212 esaslı kompozit membranlarında oldukça düşük metanol geçirgenliği nedeniyle yüksek seçicilik değerine sahip olduğu belirlenmiştir. Tez çalışmalarının ikinci kısmında ise DMYH anot katalizörü olarak metal oksit-karbon destekli PtRu katalizörleri hazırlanmıştır. Destek malzemesinde kullanılan farklı metal oksit bileşiklerinin metanol oksidasyonu üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla katalizörlere döngüsel voltametri ve kronoamperometri analizleri uygulanarak elektrokimyasal özellikleri karşılaştırılmış ve en iyi katalizörün PtRu/WO3-C olduğu belirlenmiştir. Bu katalizörle gerçekleştirilen döngüsel voltametri analizlerinde akım yoğunluğu değerlerinin kullanılan tarama hızına göre değişmekle birlikte 67,4-112,6 mA cm-2 olduğu ve aynı deneysel koşullarda PtRu/C katalizörüne göre (16-38 mA cm-2) daha iyi sonuçlar gösterdiği saptanmıştır. Ayrıca tez kapsamında yapılan kronoamperometri analizi sonuçlarına göre PtRu/WO3-C katalizörünün metanol oksidasyonu sırasında oluşan türlere karşı toleransının da diğer katalizörlere göre daha üstün olduğu tespit edilmiştir.

Göknur Dönmez
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Nanobiyoteknolojide fosfoester bağları içeren hedeflendirilebilen salım sistemlerinin sentezi ve karakterizasyonu

Bu tez çalışmasının kapsamında, nanobiyoteknolojik uygulamalar için kullanılabilecek yeni akıllı polimerik nanopartiküler sistemlerin geliştirilmesi amacıyla, yapısında fosfoester bağları bulunduran işlevsel polimerlerin sentezi, yapılarının aydınlatılması, nanopartiküler formülasyonlarının hazırlanması ve hücre canlılığı üzerine etkilerinin in vitro sitotoksite testi ile incelenmesi gerçekleştirildi. Bu kapsam dahilinde fosfoester bağı içeren iki grup polimer sentezlendi. İlk grupta ilaç salım sistemleri olarak yaygın ve güvenli olarak kullanılmakta olan Poli(akrilik asit)'in (PAA) modifikasyonuyla kaynaklarda rastlanmayan yeni bir polimer sentezlendi. İkinci polimer grubu olarak ise son yıllarda biyouyumlu ilaç/gen taşıyıcı nanopartiküler sistemler olarak önemli görülen poli(-aminoester) (PBAE), Michael katılma reaksiyonuna göre ilerleyen polikondenzasyon ile sentezlendi. Sentezlenmiş olan her iki polimer, anyonik ve katyonik grupları yapısında birlikte bulunduran poliamfolit yapıdadır. Sentezlenen polimerlerin karakterizasyonu Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FTIR) ve Proton Nükleer Manyetik Rezonans Spektroskopisi (1H NMR) analizleri ile gerçekleştirildi. PAA esaslı ürünlerin nanopartikülleri iyonik jelasyon, PBAE ürününü ise nanoçöktürme metodu ile hazırlandı. Polimerlerin proton tamponlama kapasitesi ve izoelektrik noktaları tayin edildi. Polimerik nanopartiküler sistemlerin optimizasyonu çalışmasında ilaç taşıyıcı olarak kabul edilen nanopartiküler sistemlerin boyut, polidispersite indeksi (PDI) ve zeta potansiyeli özellikleri dikkate alındı. Bu özelliklerin pH'a bağlı değişimleri incelendi ve hazırlanan nanoformülasyonların kolloidal kararlılıkları takip edildi Optimum özellikteki nanopartikül formülasyonlarının hücre canlılığı üzerine etkisi insan embriyonik böbrek (HEK 293) ve/veya primer koyun fibroblast (POF) hücre hatları üzerinde incelendi ve son olarak kanser hücrelerini hedeflendirmek amacıyla her iki grup polimer Folik asit (FA) ile modifiye edilerek ürünlerin FTIR analizi gerçekleştirildi. Sonuç olarak bu tezde hazırlanan modifiye PAA ve PBAE polimerik nanopartiküler sistemlerinin pH'a duyarlı, biyouyumlu ve hedeflendirilebilir ilaç taşıyıcı olarak uygun bir aday olduğu ortaya kondu.

Sema Şentürk
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Nanobiyoteknolojide dendrimer esaslı hedeflendirilebilen salım sistemlerinin sentezi ve karakterizasyonu

Dendrimerler nanoboyutlarda sentezlenebilen moleküler yapıları dolayısıyla fonksiyonelleştirilebilen çok yönlü polimerlerdendir. Moleküler yapıları ve bazı spesifik özellikleri dolayısıyla farmasötik teknolojilerde ve bilhassa nanobiyoteknolojide hedeflendirilebilen ilaç taşıyıcı nanoformülasyonların hazırlanmasında büyük bir öneme sahiptirler. Bu tezle sunulan çalışmada, fonksiyonel özelliklere sahip, hedeflendirilebilen ilaç taşıyıcı sistem olarak kullanılabilen yeni dendrimerlerin sentezi, karakterizasyonu ile nanoformülasyonların hazırlanması, kanser hücreleri üzerindeki in vitro sitotoksisite ve ilaç taşıma özelliklerinin incelenmesi amaçlandı. Bu kapsamda ilk defa çekirdek molekülü etilen diamin (EDA) ve dallanma birimleri bir aminoasit olan L-Arginin (L-Arg) esaslı yeni peptid dendrimerinin 1-4 jenerasyonları (G1-4) sentezlendi. FTIR, 1H NMR, GPC-SEC analizleri ve ninhidrin testi ile molekül yapıları karakterize edilerek doğrulandı ve özellikleri belirlendi. Sentezlenen dendrimerlerin in vitro sitotoksisite özellikleri primer koyun fibroblast (POF) hücre hattı kullanılarak MTT testi ile belirlendi. Dendrimerin G2 ve G3 ürünlerinin ilk defa bir antikanser ajanı olan β-iyonon (BI) ile nanoformülasyonları (nG2:BI ve nG3:BI) hazırlandı. Bunların kanser hücreleri üzerindeki in vitro sitotoksisite özellikleri, insan servikal karsinoma hücre hattı (HeLa) kullanılarak MTT testi ile incelendi. Sonuçlar IC50 değerleri olarak hesaplandı ve kontrol grupları ile karşılaştırmalı olarak değerlendirildi. Bir hedeflendirici kullanıldığında sitotoksik etkinin değişimini incelemek için seçilen G3 dendrimerine bilinen hedeflendirici folik asit (FA) takılarak nanoformülasyon (nFA-G3:BI) hazırlandı ve MTT testi uygulandı. Sonuç olarak, bu tezle sunulan çalışmada sentezlenen çekirdek molekülü EDA ve dallanma birimleri L-arg içeren yeni peptid dendrimerlerinin seçilen G ürünlerinin bilhassa G3 ürününün gerçekleştirilen in vitro çalışma koşullarında kanser hücrelerine ilaç taşımada çok kullanılan hedeflendirici olan FA bileşiğine ihtiyaç olmadan da HeLa hücrelerine hedeflendirilebilen nanotaşıyıcılar olarak kullanılabileceğini açık bir şekilde gösterdi. Tez kapsamında elde edilen yeni nG2:BI ve nG3:BI ile nFA-G3:BI nanoformülasyonların bir antikanser ajanı olan BI'ni taşımadaki başarısı dikkate alındığında sentezlenen dendrimerlerin nanobiyoteknolojide hedeflendirilebilen nanotaşıyıcılar alanında önemli bir yeri olacağı açıktır.

Kevser Bal
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Çeşitli bitkisel kaynaklardan temiz etiketli antioksidan eldesi ve üretimi optimizasyonu

Bu çalışmada, Box-Behnken deney tasarım metoduyla farklı parametreler kullanılarak kırmızı pancar, pitahaya, karanfil, çarkıfelek meyvesi, isveç pazısı bitkilerinden ekstrakt elde edilmiştir. Elde edilen ekstraktların sindirim aşamasında toplam antioksidan kapasitesi, toplam fenolik madde miktarı, biyoyararlanım, betalain profili ve karakterizasyon analizleri yapılarak optimum ekstraksiyon ve enkapsülasyon koşulları belirlenmiştir. Kırmızı Pancar ile yapılan çalışmalarda, Box Behnken metoduyla yapılan optimizasyon sonucunda 52,59 C,48,66 dk, 1:5 madde-çözücü oranı ,%2.11 sitrik asit anhidrat oranı en optimum koşullar olarak tespit edilmiştir. Mikrodalga destekli yapılan ekstraksiyonda ise toplam antioksidan kapasitesi ve toplam fenolik madde miktarı daha az bulunduğundan ultrasonik destekli ekstraksiyon ile devam edilmesine karar verilmiştir. Pitahayaha, Karanfil, Çarkıfelek Meyvesi, İsveç Pazısı bitkilerinden de 52,59 oC, 48,66 dk, 1:5 madde-çözücü oranı ,%2.11 sitrik asit anhidrat oranı ile ekstraksiyon çalışmaları yapılmıştır. Kırmızı pancar ekstraktı, bir yüzey yanıt metodu olan Merkezlenmiş Kafes Karışım optimizasyon yöntemi ile maltodekstrin, gam arabik (arap zamkı) ve guargum ile deney modeli tasarlanmıştır. Bu hazırlanan deney modeli sonucunda toplam antioksidan kapasitesi ve toplam fenolik bileşen miktarına göre yanıt optimizasyonu gerçekleştirilmiştir. Maltodekstrin %32, arap zamkı %56, guargum %12 karışım oranları ile kırmızı pancar ve kırmızı pancar, pitahaya, karanfil, çarkıfelek meyvesi, isveç pazısı bitkilerinin ekstraktlarının karşımları ile Liyofilizatör ve sprey kurutucuda enkapsülasyon işlemleri gerçekleştirilmiş. Kırmızı pancar enkapsüle sprey örneği için sindirimsiz aşamada DPPH için 669.45±6.81 mg TE/100 g dw, ABTS için 195.34±6.26 mg TE/100 g dw, toplam fenolik madde miktarı sindirimsiz aşamada: 148.56±2.00 (mg GAE/100g), değeri elde edilmiştir. Kırmızı Pancar Enkapsüle Liyofilizatör örneği için Sindirimsiz aşamada DPPH için 652.38±2.00 mg TE/100 g dw, ABTS için 164.38±2.44 mg TE/100 g dw, toplam fenolik madde miktarı Sindirimsiz aşamada: 140.21±2.00 (mg GAE/100g), değeri elde edilmiştir. Karışık enkapsüle sprey örneği için sindirimsiz aşamada DPPH için: 669.45±4.21 mg TE/100 g dw, Sindirimsiz aşamada ABTS için: 195.95±3.61 mg TE/100 g dw, toplam fenolik madde miktarı sindirimsiz aşamada (mg GAE/100g): 184.03±2.81, bulunmuştur. Karışık enkapsüle Liyofilizatör örneği için sindirimsiz aşamada DPPH için: 672.38±5.92 mg TE/100 g dw, Sindirimsiz aşamada ABTS için: 174.21±3.32 mg TE/100 g dw, toplam fenolik madde miktarı Sindirimsiz aşamada (mg GAE/100g): 182.29±1.33, bulunmuştur. Kırmızı Pancar ekstraktından elde edilen numunedeki toplam fenolik madde miktarı, mide sindirimi aşamasında %72 oranında, bağırsakta %57, sprey kurutucuda elde edilen numunesine mide sindirimi aşamasında %78, bağırsakta %86, liyofilizatörde enkapsüle edilen örneğinde midede %78, bağırsakta %85 oranında toplam fenolik maddenin korunduğu tespit edilmiştir. Ultrason destekli ekstraksiyon metoduyla elde edilen karışık ekstrakt örneğinin midede %62, bağırsakta %54, sprey kurutucuda enkapsüle edilen karışık ekstrakt numunesinde ise mide sindirimi aşamasında %82, bağırsakta ise %85, liyofilizatörde elde edilen karışık ekstrakt numunesi ise mide sindirimi aşamasında %72, bağırsakta ise %76 oranında toplam fenolik maddeyi koruduğu tespit edilmiştir.

AntioksidanlarBitki fenolikleriDondurarak kurutma+2
Elif Güngör Reis
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Koaservasyon yöntemi ile faz değişim maddesi içeren mikrokapsüllerin geliştirilmesi

Enerji tasarrufu için son zamanlarda enerjinin depolanması konusuna yönelim olmuştur. Enerji depolama yöntemleri arasında en ekonomik ve verimli olan yöntem ısıl enerji depolamadır. Isıl enerji depolama yöntemlerinden olan gizli ısı depolama yöntemi, faz değiştiren maddeler (FDM, Phase Changing Materials-PCM) ile gerçekleştirilir. Faz değişim maddeleri belirli sıcaklık aralıklarında bir fazdan başka bir faza geçiş yaparak ısıl enerjiyi gizli ısı şeklinde depolama yeteneğine sahiptirler. Enerji, bir faz değişim maddesinin erimesi veya buharlaşması sırasında depolanır. İhtiyaç duyulduğunda faz değişim maddesinin katılaşması veya yoğuşması ile geri kazanılır. FDM' lerin daha etkili kullanılması için mikrokapsülleme yöntemleri geliştirilmiştir. FDM' nin kapsüllenmesindeki amaç, etken maddenin kapsül içinde hapsedilerek faz değişimini kapsül içerisinde gerçekleştirmesidir. Mikrokapsüller tekstil, inşaat, gıda, medikal, lojistik gibi birçok uygulama alanında kullanılmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında basit koaservasyon ve kompleks koaservasyon yöntemi kullanılarak mikrokapsülleme işlemi gerçekleştirilmiştir. Bu işlemler için duvar malzemesi olarak kitosan ve karboksimetilselüloz, çekirdek malzemesi olarak oleik asit ve palm yağı kullanılmıştır. Morfolojik özelliklerinin belirlenmesinde optik mikroskop analizi gerçekleştirilmiştir. Optik mikroskop görüntüleri incelendiğinde su içinde dağılan yağ fazını oluşturan palm yağı ve oleik asitin küresel damlacıklar oluşturarak dağıldığı, yağ miktarı arttıkça damlacık boyutlarının küçüldüğü belirlenmiştir. Fourier Dönüşüm Kızılötesi Spektroskopisi (FT-IR) ve Termogravimetrik Analiz (TGA) sonuçları literatür ile karşılaştırıldığında hem kompleks hem de basit koaservasyon ile palm yağı ve palm yağı-oleik asit karışımının başarılı bir şekilde kapsüle edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen mikrokapsüllerin Diferansiyel Taramalı Kalorimetre (DSC) analizleri gerçekleştirilerek ısıl özellikleri belirlenmiştir. Hem mikrokapsüle oleik asitin hem de palm yağı-oleik asit mikrokapsüllerinin erime entalpileri kapsülasyon ile birlikte büyük düşüş göstermiştir.

Meryem İlya
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Mukozaya yapışabilen ilaç taşıyıcı sistemlerin tasarımının kalite yaklaşımıyla geliştirilmesi

Parkinson hastalığı, yaygın nörodejeneratif hastalıklardandır ve tedavi yaklaşımları arasında mevcut nöroterapötikler için alternatif uygulama yolları incelenmesi yer almaktadır. İlaçların beyni hedeflemesinde büyük avantajlar sağlayan intranazal uygulamada, mukoadezif nanomateryaller ile mukozada kalış süresinin uzatılması ve penetrasyonun arttırılması hedeflenmektedir. Kitosan nanopartiküller mukoadeziftir, toksik değildir, biyouyumludur, biyobozunurdur; ayrıca yüksek ilaç tutma kapasitesi sağlayabilirler. Yapılan araştırmalarda kitosanın çeşitli türevleri için mukoadezyon özelliklerinde iyileşme olduğu da saptanmıştır. Tasarımla Kalite (QbD) farmasötik geliştirmede kullanılan bütünsel bir metodolojidir; çeşitli aşamalarla spesifik kalite özelliklerini sağlayan proses ve formülasyon parametrelerini belirlemeyi sağlar. Bu çalışmanın amacı, deasetile ve depolimerize kitosana (DDK) bir akrilat monomeri olan dietilenglikol diakrilatın (DEGDA) konjugasyonuyla sentezlenen DDK-DEGDA ürününden, nazal yoldan uygulanabilecek yeni mukoadezif ilaç taşıyıcı nanoformülasyonun QbD bakış açısıyla geliştirilmesidir. Bu amaçla, kitosana (K) deasetilasyon ve depolimerizasyon işlemleri uygulandı ve DDK ürünleri DEGDA ile konjuge edilerek (DDK-DEGDA) karakterizasyonu gerçekleştirildi. DDK-DEGDA'nın nazal mukoza ve musin kullanılarak in vitro incelenen mukoadezyonunda artış görüldü. Farklı deney tasarımları ile boyutları 200 nm ve 100 nm'den küçük, uygun özelliklere sahip DDK-DEGDA nanopartikülleri iyonik jelasyon metoduyla hazırlandı. Boyutu 100 nm altında olanların mukoadezyonun aynı formülasyonda hazırlanan K nanopartiküllere göre iyileştiği saptandı. İlaç yükleme çalışmalarından nanopartiküllere L-DOPA'nın %50 enkapsüle edildiği görüldü. 0,2 mg ve 0,4 mg L-DOPA yüklenen nanopartiküllerin salım profili incelendi. İn vitro sitotosisite çalışmalarında, nanoformülasyonların insan nöroblastoma hücre hattı (SH-SY5Y) üzerinde toksik olmadığı saptandı. Sonuç olarak, K'nın DEGDA ile konjugasyonunun, L-DOPA bileşiğinin intranazal yoldan uygulanmasında kullanılabilecek uygun boyut, dağılım ve zeta potansiyeline sahip yeni mukoadezif nanoformülasyonların geliştirilmesini sağladığı görüldü.

Gizem Yeğen
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Glikozun hidrojenasyon reaksiyonlarının incelenmesi

Sorbitol, ABD Enerji Bakanlığı'nın Biyokütle Programı sınıflandırmasına göre en önemli 12 hedef kimyasaldan biridir. Bu çok yönlü madde, pek çok üretim yöntemi içerisinde öne çıkan ve özellikleri ile avantajları türlerine göre değişen kimyasal katalizörlerin varlığında gerçekleştirilen katalitik hidrojenasyon yöntemiyle elde edilmektedir. Bu çalışmada, glikozdan sorbitol üretim sürecini incelemek amacıyla sol-jel yöntemine göre hazırlanan nikel ve bakır katalizörleri kullanılmıştır. Destekleyici malzemeler olarak ZrO2 ve SiO2 tercih edilmiştir. Özellikle nikel ve bakır oranları gibi katalizör bileşimi, hidrojenasyon reaksiyonlarının sonuçlarını belirlemede kilit bir rol oynamıştır. Çalışma, çeşitli reaksiyon koşullarında (farklı sıcaklık, basınç zaman ve katalizör miktarında) gerçekleştirilmiştir. Sıcaklık değerleri 125 ile 200 oC arasında değişirken, basınç 2,5 ile 4 MPa arasında alınmıştır. Zaman değişkenleri ise yarım saat ile altı saat arasında yapılmıştır. İstenmeyen yan ürünleri azaltmak, sorbitol verimliliğini ve seçiciliğini artırmak için ideal Ni-Cu oranının yanı sıra uygun reaksiyon koşullarını belirlemek amacıyla bir dizi deney gerçekleştirilmiştir. Reaksiyon ürünlerini belirlemek için Yüksek Basınçlı Sıvı Kromotografi cihazı kullanılmıştır. En etkili katalizör olarak belirlenen 15Ni15Cu/SiO2 katalizörünü karakterize etmek amacıyla BET yüzey analizi, X Işını Kırınımı (XRD), X Işını Fotoelektron Spektroskopisi (XPS), Geçirimli Elektron Mikroskobu (TEM) ve Taramalı elektron mikroskobu (SEM) analizleri yapılmıştır. Sorbitol verimliliği %0 ila %100 arasında değişkenlik göstermiştir. 15Ni15Cu/SiO2 katalizörü kullanılarak %100 sorbitol elde edilmiş; bu durumda reaksiyon koşulları; sıcaklık için 175°C, süre için 5 saat, 0,3 g katalizör miktarı ve 3,5MPa H2 basıncı olarak belirlenmiştir. Ayrıca, çalışmamızda ideal katalizörün (15Ni15Cu/SiO2) tekrar kullanılabilirliği için yapılan deneyler de son derece tatmin edici sonuçlar ortaya koymuştur.

D-GlikozHidrojenasyonSorbitol
Munzer Alsayed Ali
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Su geçirmez tekstil kaplaması uygulamaları için üretan akrilat polimerlerin sentezi ve karakterizasyonu

UV ışık ile kürlenebilen üretan akrilat sistemlerde reaktif çözücü olan akrilatların, akrillenmiş oligomerler ile karıştırılması ile elde edilen ve VOC içermeyen kaplama sistemleri üretmek mümkündür. Bu sistemler geleneksel solvent bazlı ya da su bazlı sistemlere göre oldukça olumlu fiziksel ve kimyasal özellikler gösterirken, hızlı ve düşük maliyetli kürlenmeleri ve çevre dostu olmaları ile de avantajlar sağlamaktadırlar. Bu tez çalışmasında, UV ile kürlenebilen üretan akrilat sistemlerin tekstil kaplamalarında uygulamalarının geliştirilmesi için polipropilen glikol (PPG) ve poliester (PES) esaslı poliol, izoforon diizosiyanat (IPDI) ve hidroksietil akrilamid (HEAA) ile oligomerler sentezlenmiştir. Elde edilen oligomerler izobornil akrilat (IBOA) ile seyreltilmiş ve fotobaşlatıcılar ve diğer katkılarla birlikte kumaşa kaplanmak üzere çeşitli formülasyonlar hazırlanmıştır. Bu karışımlardan, filmler elde edilerek %100 poliamid kumaş üzerine kaplama yapılmıştır. Filmlerin mekanik ve fiziksel özellikleri analiz edilmiş, kumaş kaplamasında su geçirmezliği test edilmiştir. Oligomer-akrilat oranı değiştirilerek, filmlerdeki etkisi incelenmiş, kaplanmış kumaştaki su geçirmezlik performansları karşılaştırılmıştır. Çalışmada sentezlenen oligomerlerin performansı ticari bir oligomer olan Ebecryl 8413 ile de karşılaştırılmıştır. Geleneksel kaplama metotlarına benzer performansta kaplanmış kumaşlar elde edilmiş ve ticarileşme imkanı olan kaplama sistemi elde edilmiştir. Üretan akrilatın UV ile polimerizasyonunun, kumaş kaplamasında kullanımı değerlendirilmiştir.

Polimer kaplamaPoliüretan
Feridun Çağlar
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

UV kürlemeli esnek üretan akrilat polimerlerinin sentezi ve karakterizasyonu

UV kürlemeli üretan akrilat sistemler, işlenmeleri sırasında VOC içermeyerek karbon ayak izini azaltmakta faydalı çözüm sunmaktadırlar. Geleneksel kaplama yöntemleri olan solvent bazlı ve su bazlı kaplama tekniklerinden farklı olarak reaktif çözücü olan akrilatlarla seyreltilirler ve seyreltici kürlenme sonunda polimere katılır. Bu metot ile elde edilen polimerlerde yüksek çapraz bağlanma yoğunluğu elde edilebilmekte ve yüksek mekanik özellikler sunması ile çok çeşitli uygulamalarda düşük maliyetli çevre-dostu çözümler sunmaktadırlar. UV kürlemeli üretan akrilatlar çeşitli üretan oligomerleri ve reaktif seyrelticiler ile oluşturulabilir, elastik kaplamalar da elde edilebilmektedir. Bu çalışmada esnek zeminlerle birlikte değerlendirilmek üzere yüksek elastikiyetli üretan akrilat filmler UV kürleme tekniği ile elde edilmiştir. Elde edilen filmlerde kullanılan poliollerin ve monomerlerin etkileri incelenmiş ve film özelliklerine etkileri incelenmiştir. Oligomerlerin sentezinde 1000, 2000, 4000 ve 6000 molekül ağırlığında polipropilen glikol makro moleküller kullanmıştır. Alifatik diizosiyanatlar olan izoforon diizosiyanat, 4,4'-metilen disiklohekzil diizosiyanat, hekzametilen diizosiyanat kullanılmıştır. Akrilleme bileşiği olarak hidroksi etil metakrilat ve hidroksi etil akrilat kullanılarak karşılaştırma yapılmıştır. Sentezlenen oligomer ve hazırlanan UV ile kürlenebilir karışımlarla elastik üretan akrilat filmlerde oligomer yapısında kullanılan poliol ve izosiyanat ve akrilleme ajanı etkileri, viskozite, jel içeriği testi ve gerilim-gerinim testleri ile incelenmiş ve yorumlanarak açıklanmıştır. Tekstil gibi elastik yüzeylerin kaplanmasında kullanılabilecek UV kürlemeli üretan akrilat hazırlanırken, materyal seçimi için yol gösterici bir çalışma sunmak hedeflenmiştir.

DiakrilatPoliüretanReaktif polimerler
Zafer İpek
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Metanın kısmi oksidasyonu ve kuru reformlaması için MgAl2O4 destekli katalizörlerin sentezlenmesi

Günümüzde doğal gazın başlıca komponenti olan metanın çoğunluğu evlerde ısınma amaçlı veya endüstride yakıt olarak kullanılmaktadır. Petrol ve kömür yataklarında bulunan doğal gaz ise genellikle yakılarak veya havaya salınarak çevre kirliliğine sebebiyet vermektedir. Halbuki bu doğal kaynaklar israf edilmek yerine yerinde dönüşüm ile daha değerli ürün veya ürünlere dönüştürülebilmektedir. Değerli ürün eldesi için endüstride öncelikle sentez gazı eldesi ardından da ürün sentezi yapılmaktadır. Süreç olarak da en çok metanın su buharı reformlaması tercih edilmektedir. Bu yöntemin dezavantajları ise yüksek enerji gereksinimi ve endotermik olması neticesinde yavaş gerçekleşmesidir. Metanın kısmi oksidasyonu ise kısmen ekzotermik olması ve çok daha hızlı gerçekleşmesi sebebiyle araştırmaların yoğunlaştığı bir yöntemdir. Ayrıca araştırmalar başlıca sera gazı olan CO2'nin değerlendirilmesi için kuru reformlama üzerine de yoğunlaşmıştır. Bahsedilen reaksiyonların en büyük problemlerinden biri kullanılan katalizörlerin sinterleşmesi veya koklaşması sebebiyle hızlıca deaktive olmalarıdır. Bu nedenle süreçlerdeki araştırmalar daha çok uygun katalizör sentezi üzerine yoğunlaşmıştır. İşte bu tez çalışması kapsamında hem metanın kısmi oksidasyonunda hem de kuru reformlamasında kullanılabilecek yüksek aktivite ve seçimlilik gösteren katalizörlerin sentezi ve karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla MgAl2O4 destekli ve ağırlıkça %5, %10 veya %15 CaO, MgO, SrO, CeO2, Sm2O3 veya La2O3 katkılanmış ağırlıkça %5 veya %10 Ni içeren katalizörler elde edilmiştir. Bu katalizörler XRD, TPR, spesifik yüzey alanı ve TPO analizleri kullanılarak karakterize edilmiş ve ardından 500-800°C aralığında metanın kısmi oksidasyonu ve kuru reformlaması için aktivite testlerine tabi tutulmuştur. Yüksek yüzey alanlı MgAl2O4 destek yapısının sentezlenmesi için bir dizi yöntem arasından en uygun yöntem birlikte çöktürme yöntemi olarak bulunmuştur. Bu yöntem ile yüksek kristalinite ve spesifik yüzey alanına sahip (136 m2/g) MgAl2O4 elde edilmiştir. Elde edilen katalizörlerin yüzeyinde kuvvetli etkileşimde bulunan NiO ve NiAl2O4 oluşumundan gelen NiO tespit edilmiştir. Ni miktarındaki artış ile katalizör indirgenebilirliğinin arttığı tespit edilmiştir. Reaksiyon şartlarının CH4/O2/N2:2/1/4, GHSV=78750 L kg-1 sa-1 ve sıcaklığın 800°C olduğu durumda POM için en yüksek metan dönüşümü ve H2 verimi 10Ni/2Mg katalizörü ile elde edilmiştir. CH4/CO2/N2:11/11/3, GHSV=18750 L kg-1 sa-1 ve 800°C'lik reaksiyon şartlarında DMR için en yüksek metan dönüşümü ve H2 verimi 10Ni/2Ce katalizörü ile elde edilmiştir. Bu katalizörler, 50 saat boyunca ve aktivite test şartlarında gerçekleştirilen kararlılık testlerinde herhangi bir deaktivasyon belirtisi göstermemişlerdir. Metal oksit katkısı içermeyen referans katalizöre göre daha az karbonlaşma ve sinterleşme hızı göstermişlerdir. Elde edilen katalizörlerin literatürdeki pek çok katalizörden daha yüksek performans gösterdiği tespit edilmiştir.

Renin Seda Kuğuoğlu Özdemir
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sentez gazından metanol üretimi için bakır esaslı katalizörlerin hazırlanması ve karakterizasyonu

Bu tezde sentez gazından metanol sentez prosesi için Cu/ZnO esaslı katalizörlere destek metalleri katkılama işlemiyle çeşitli katalizörler sentezlenmiş ve karakterize edilmiştir. Birlikte çöktürme yöntemi ile hazırlanan katalizörler Termogravimetrik ve Diferansiyel Termal Analiz (TGA/DTA), X-ışını kırınımı (XRD), Brunauer-Emmett-Teller (BET) yüzey alanı, geçirimli elektron mikrosobu (TEM), sıcaklık programlamalı desorpsiyon ve redüksiyon (CO2-NH3-TPD, TPR), indüktif eşleşmiş plazma-kütle spektroskopisi (ICP-MS) yöntemleri kullanılarak karakterize edilmiştir. Aktivite ve seçimlilik testleri için ise Yüksek Basınç Piston Akışlı Reaktör (PFR)-Gaz Kromatografisi (GC) sistemi ile gerçekleştirilmiştir. Cu/ZnO esaslı yapıya farklı oranlarda olmak üzere Cu/ZnO/MgO (CZM), Cu/ZnO/CaO (CZCa), Cu/ZnO/Al2O3 (CZA), Cu/ZnO/TiO2 (CZT), Cu/ZnO/ZrO2 (CZZ), Cu/ZnO/La2O3 (CZL), Cu/ZnO/Sm2O3 (CZS), Cu/ZnO/CeO2 (CZCe) katalizörleri birlikte çöktürme yöntemi ile hazırlanmış ve karakterize edilmişlerdir. Aktivite ve seçimlilik testlerinde tüm sentez gazı içerik kompozisyonlarında bakır yüzey alanı ve BET yüzey alanının verim için en önemli parametreler olduğu tespit edilmiştir. Yalnızca CO2 içeren sentez gazı reaksiyonunda yüzey alanların yanı sıra orta-kuvvette ve belirli miktarda yüzey bazik sitelerin varlığının verimi artırdığı gözlemlenmiştir. Tüm denemeler için en iyi katkıların düşük oranda (molce %5) Al, Mg ve Zr olduğu belirlenmiştir. Yalnızca CO içerikli sentez gazı reaksiyonunda en yüksek verimi CZM-0,5 (%8) katalizörü verirken, yalnızca CO2 beslemesi durumunda CZZ-0,5 (%7,5) en yüksek verimi göstermiştir. 4 komponentli katalizör denemelerinde ise en yüksek verimi CZAM-0,5-0,5 katalizörü göstermiştir. Farklı sentez gazı kompozisyonları altında yapılan denemeler sonucunda CZM-0,5 katalizörünün endüstriyel olarak halihazırda kullanılan CZA katalizörüne rakip olabilecek bir verim verdiği gözlemlenmiştir.

Denizce Şenses
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Modifiye kitosan esaslı nanojellerin sentezi, karakterizasyonu ve uygulaması

Nanojeller çapraz bağlı polimerden oluşan, hidrofilik nanopartiküllerdir. Nanojeller biyouyumlu olmaları ve kapsülleme kapasitelerinin yüksek olması sebebiyle farklı alanlarda kullanılmaktadırlar. Enkapsülasyon tekniklerinin gün geçtikçe daha da ilerlemesi sebebiyle nanojellerin kullanım alanları hızlı bir şekilde artmıştır. Gıda endüstrisinde kimyasalların korunması, farmakoloji, kozmetik ve kişisel bakım uygulamaları vb. alanlarda enkapsülasyon prosesleri yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu amaçla yapılan çalışmada, farklı oranlarda gallik asitle modifiye edilmiş kitosan nanopartikülleri sentezlenmiştir. Hazırlanan modifiye kitosan kompleksleri, (TPP çapraz bağlayıcısının kullanıldığı) iyonik jelleşme yöntemi kullanılarak nanopartikül haline getirilmiş ve 1:1-1:10 arasında değişen oranlarda deneme yapılarak, optimum değere ulaşan nanopartikül formülasyonlar belirlenmiştir. Belirlenen nanopartiküle yağ yüklemesi yapılarak enkapsülasyon verimi, boyut ve zeta analizi gerçekleştirilmiştir. Son olarak bu ürünlerin antioksidan özelliklerinin ve etkinliğinin hücre hattında denemeleri gerçekleştirilmiştir.

Hayrani Sarp Başak
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı katalizör varlığında ve reaksiyon şartlarında perasetik asit eldesinin incelenmesi

Geleneksel temizlik yöntemlerinin yetersizliği nedeniyle hastane ortamlarında dezenfeksiyon için çeşitli kimyasallar kullanılır. Ancak, bu dezenfektanlar göz, burun ve ağız maruziyeti durumunda zararlı olabilir. Bu nedenle, doğru konsantrasyonlarda ve talimatlar doğrultusunda kimyasalların kullanılması önemlidir. Son teknoloji ürünlerin buharla sterilizasyona uygun olmaması, daha düşük sıcaklıklarda sterilizasyon yöntemlerinin geliştirilmesini teşvik etmiştir. Perasetik asit, çevre dostu, hızlı etkili ve çoğu materyalle uyumlu olduğu için tercih edilen bir dezenfektandır, ancak stabilite ve korozif etki gibi parametrelerin optimize edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, farklı katalizör varlığında ve koşullarda sentezlenen perasetik asit miktar tayinleri titrimetrik yöntem ile yapılmış ve Box-Behnken deneysel tasarım yüzey metodolojisi kullanılarak sonuçlar incelenmiştir. Box-Behnken tasarımı ile optimizasyon gerçekleştirilmiş ve FTIR, GC gibi karakterizasyon metotları kullanılarak perasetik asit özellikleri analiz edilmiştir. Sentezlenen perasetik asit ile daha stabil bir solüsyon hazırlanmış ve aktivite ölçümleri küvet ömrü, kalıntı, korozyon ve materyal uyumluluk analizleri yardımıyla sağlanmıştır. Asetik asit (AA) ve hidrojen peroksitten (HP) perasetik asit (PAA) hazırlanmasına yönelik hazırlanan homojen kinetik modelde asit katalizörü ile sentezler gerçekleştirilmiştir. Farklı katalizörler kullanılması nedeniyle sülfürik asit ve fosforik asit ile Box-Behnken deneysel tasarımı yüzeysel metodolojisinin sunmuş olduğu iki ayrı deneysel kombinasyonların analizleri gerçekleştirilerek, maksimum perasetik asit miktarına ulaşabilmek için deney koşulları belirlenmiştir. Sentezlenen perasetik asit ile daha stabil solüsyon hazırlanarak aktivite ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Sülfürik asit katalizörü ile hazırlanan solüsyonların 14 gün boyunca stabil kaldığı ancak fosforik asit katalizörü ile hazırlanan solüsyonun etkinliğinin daha düşük olduğu gözlemlenmiştir. Materyal uyumluluğunu kontrol etmek amacıyla cam, seramik, paslanmaz çelik ve plastik hammaddeli plakaların 30 gün boyunca solüsyonda bekletilmesi sonucunda herhangi bir deformasyon görülmemiştir. Dezenfeksiyon işlemi sonrasında kalıntı analizlerinde çelik yüzeylerde perasetik asit tespit edilememiş, plastik plaka kullanılan numunede ise çok düşük miktarda perasetik asit tespit edilmiştir. Hazırlanan solüsyonların malzemelere korozif etkisini gözlemlemek amacıyla alüminyum plakalar analiz edildiğinde, plakalarda görsel olarak deformasyon görülmemiş ancak plaka tartımları sonucunda ortalama 0,36 g azalma görülmüştür. Box-Behnken deneysel tasarım programına göre ilk oluşturulan tasarımda 17 farklı deneyden maksimum perasetik asit sentezleyebilmek için deney parametreleri Sülfürik Asit Konsantrasyonu %10,9 Sıcaklık 48,8℃ve Molar Oran 2,01 olarak seçilmesi sonucunda maksimum %8,80 Perasetik asit miktarına ulaşılmıştır. Fosforik asit kullanımı sonucunda sentezlenen perasetik asit miktarı ve Box-Behnken deneysel tasarım sonuçları incelendiğinde sülfürik asit katalizörü ile perasetik asit sentezine göre daha düşük oranlara ulaşıldığı görülmüştür.

Melike Taş
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kimyasal korozyon direncine sahip çok katmanlı filmlerinhazırlanması ve karakterizasyonu

Son yıllarda, yüzeylere işlevsellik kazandırmak amacıyla kontrol edilebilir özelliklere sahip ince filmlerin geliştirilmesi, ayırma prosesleri, biyoteknoloji uygulamaları ve yüzeyleri korozyon gibi çeşitli tehlikelerden korumak için tasarlanan yüzey kaplamalarında tercih edilen yaygın bir strateji olmuştur. Bu kapsamda, ekonomik ve uygulaması oldukça basit olan katmanlı kaplama (Layer-by-Layer, LbL) yöntemi yaygın kullanılan bir ince film oluşturma tekniği olarak dikkat çekmektedir. Günümüzde; petrokimya, deniz, havacılık ve otomotiv endüstrilerinin gelişimiyle birlikte, korozyonun neden olduğu ekonomik kayıplar kritik hale gelmiş ve LbL çok katmanlı filmler korozyon korumasında da ilgi görmüştür. Tez kapsamında, polielektrolit (PE) çözeltileri ve yapılan birçok çalışmada antikorozif özellikleri ele alınan benzotriazol (BTA) ve imidazolyum esaslı iyonik sıvı (IL) varlığında Kuvars Kristal Mikroterazi Disipasyon (QCM-D) yöntemiyle kimyasal korozyona dayanıklı çok katmanlı polimer elektrolit filmler (PEM) iki farklı yaklaşım benimsenerek oluşturulmuştur. İlk yaklaşımda öncelikli olarak PEM yapısının hazırlanmasının ardından antikorozyon ajanların ayrı ayrı söz konusu PEM'ler üzerinden geçirilerek yüzeyde birikmelerinin incelenmesiyle birlikte PEM yapısında meydana gelen ağırlık ve viskoelastik değişimlerin takibi gerçekleştirilmiştir. İkinci yaklaşımda ise kullanılan inhibitör ajanlarının uygun pH'larda pozitif yüklü olması nedeniyle LbL filmlerin hazırlanmasında katyonik PE ile kullanılarak doğrudan LbL film yapısı içerisine ilavesi sağlanmıştır. QCM-D çalışmalarından elde edilen bulgulara göre sensör yüzeyine kütlece en yüksek antikorozyon ajanının adsorpsiyonunun gerçekleştiği (PAH.BTA-PAA)5, (PAH.IL0,8-PAA)5 ve (PAH.IL.BTA-PAA)5 film yapılarında bulunan inhibitör varlığının tespit edilmesi amacıyla Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FTIR) ve UV-VIS Spektroskopisi (UV-VIS) analizleri yapılmıştır. Bununla birlikte, filmlerin yüzey karakterizasyonlarını incelemek amacıyla yüzey temas açısı ölçümleri ve optik mikroskop analizi yapılırken; filmlerin elektrokimyasal özelliklerinin belirlenmesi amacıyla da Açık Devre Potansiyeli (OCP), Tafel, Potansiyondinamik Polarizasyon ve Elektrokimyasal Empedans Spektroskopisi (EIS) ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Tez çalışmasında oluşturulan (PAH.BTA-PAA), (PAH.IL0,8-PAA) ve (PAH.IL.BTA-PAA) PEM yapılarının çalışmada kaplama yüzeyi olarak kullanılan AA2024 alüminyum alaşımı üzerinde etkili bir korozyon koruması sağladığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte, (PAH.IL.BTA-PAA)50'nin AA2024 numunesine göre yaklaşık 10 kat daha düşük korozyon hızına sahip olduğu saptanarak diğer PEM yapılarına göre daha yüksek korozyon koruma performansı sergilediği belirlenmiştir. Sonuç olarak, tez kapsamında kullanılan polielektrolit ve korozyon inhibitörü türüne bağlı olarak farklı bileşimlere sahip çok katmanlı fonksiyonel ince filmler başarıyla hazırlanarak katman gelişimleri QCM-D tekniği ile incelenmiş ve elektrokimyasal analizleri gerçekleştirilen bu filmlerin kimyasal korozyon direncine sahip olduğu gözlenmiştir. Elde edilen sonuçların, özellikle daha önce QCM-D tekniği kullanılarak benzer bir çalışma yapılmamış olması ve IL-BTA karışımının sinerjik etki ile daha üstün korozyon koruma performansı göstermesi nedenleriyle bilimsel literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Aleyna Nur Başey
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Polipropilenin geri dönüşüm sürecindeki işleme koşullarının reolojik ve mekanik özellikler üzerine etkisinin incelenmesi

Bu çalışmada, polipropilen (PP) polimerinin geri dönüştürülmesi sırasında işleme koşullarının, PP'nin reolojik ve mekanik özelliklerine etkileri incelenmiştir. Çalışmada, endüstriyel ölçekte ekstrüzyon ve enjeksiyon ile üretiminde kullanılan iki farklı polipropilen homopolimer türünün tek vidalı ekstrüderde farklı sıcaklıklarda ve üç kez geri dönüşümü sağlanmıştır. Elde edilen ürünler granüle edildikten sonra sıcak preste film levhaları elde edilmiştir. Diferansiyel taramalı kalorimetre (DSC)'de izotermal olmayan şartlarda, hazırlanan granüllerin kristallenme davranışları, analiz edilmiştir. Granül formdaki ürünlerin reolojik analizlerinde frekans tarama testi uygulanarak geri dönüşüm sayısı ve sıcaklık farklılıklarının molekül ağırlığı, viskozite ve eriyik hal viskoelastik özellikler üzerine etkisi incelenmiştir. Ayrıca film halinde üretilen ürünlerin farklı sıcaklıklarda çekme ve sünme analizleri yapılarak malzemelerin uzun süreli kullanım durumundaki deformasyon oranları ile katı hal viskoelastik davranışları üzerine uygulanan geri dönüşüm proses parametrelerinin etkisi değerlendirilmiştir.

Emine Kaşgöz
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Biyoatıklardan biyoaktif maddelerin mikroenkapsülasyonu ve çeşitli gıdalardaki salım davranışları

Bu tez, biyokütleden yüksek katma değerli maddelerin çevre dostu yöntemlerle geri kazanılmasını amaçlayan bir çalışmadır. Bunun için de seçilmiş olan ham maddeler (zeytin yaprağı, hibiskus, kuşburnu çekirdeği, erik kabuğu ve vişne kabuğu ) öncelikle sulu alkol çözeltisi ile yine ileri bir ekstraksiyon sistemi olan Otomatik Çözücü Ekstraksiyonu (OÇE) sistemiyle ekstrakte edilmiştir. Biyoaktif bileşenlerce zengin ekstraktlara sırasıyla iyonik jelasyon ve püskürtmeli kurutma yöntemleri ile mikroenkapsülasyon işlemi uygulanmıştır. Mikroenkapsülasyon süreçleri için istatistiksel deneysel tasarım yöntemi olan Yanıt Yüzey Metodolojisi (YYM) kullanılmıştır. Bu şekilde optimum koşullar belirlenmiş, sistemler modellenmiş ve her bir parametrenin sistemler üzerindeki etkisi tayin edilmiştir. Optimizasyon yapılırken hedef en yüksek enkapsülasyon etkinliği (EE), en yüksek kurutma verimliliği (KV) ve en yüksek biyoaktif özellik (fenolik bileşenler, antosiyaninler ve antioksidan aktivite gibi) gibi bağımlı değişkenler olmuştur. Bağımsız değişken olarak da kullanılan enkapsülasyon yöntemine bağlı olarak duvar malzemesi oranı, duvar malzemesi konsantrasyonu, süre ve sıcaklık seçilmiştir. Bağımlı ve bağımsız değişken seçimleri ve seviyeleri yapılmış olan çalışmalar ve ön denemeler dikkate alınarak belirlenmiştir. Ayrıca, optimum koşullarda elde edilen mikrokapsül örneklerinin çeşitli morfolojik (partikül boyutu dağılımı ve partikül şekli) ve fizikokimyasal özellikleri (nem içeriği, su aktivitesi, çözünürlük, yığın yoğunluğu, sıkıştırılmış yığın yoğunluk ve Carr indeksi) de belirlenmiştir. Aynı örnekler, ilgili biyoaktiflerin biyoyararlanımını belirlemek amacıyla in vitro salım çalışmasına tabi tutulmuştur. Son olarak, parçacıklar gıdaların fonksiyonel özelliklerini arttırmak amacıyla en çok tüketilen 2 model gıda ürününe (ayçiçek yağı ve mısırözü yağı) gıda katkı maddesi olarak uygulanmıştır. Gıda ürünlerindeki iyileştirmeler oksidasyona karşı direnç, fenolik madde ve antioksidan aktivite açısından değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: Gıda güvenliği, biyorafineri, doğal katkı maddeleri, fonksiyonel gıdalar, çok değişkenli optimizasyon

İrem Toprakçı Yüksel
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Transdermal ilaç salım uygulamaları için basınca duyarlı yapışkan ve elastomerik filmlerin hazırlanması

Bu tez çalışmasında, hem basınca duyarlı yapıştırıcı (PSA) olarak hem de transdermal ilaç taşıyıcı sistemlerde (TİTS) kullanım potansiyeli ve performansı incelenmemiş olan, yeni nesil siklo-olefin kopolimer (COC) elastomerin baz polimer olarak kullanıldığı transdermal ilaç taşıyıcı sistem geliştirilmiştir. Siklo-olefin kopolimer (COC); FDA onaylı, medikal ve gıda kullanımına uygun, biyouyumlu bir termoplastiktir. Tez çalışması, elastomer COC'nin PSA olarak kullanımı için harman yapılı formülasyon ve film geliştirme ve bu filmlerin ilaç salım özelliğinin araştırılması olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Tez çalışmasının ilk basamağında; COC elastomere, farklı tip ve oranlarda yapışkanlaştırıcı ve plastikleştirici ilavesi ile oda koşullarında yapışma özelliğine sahip PSA filmler eriyik harmanlama yöntemiyle hazırlanmıştır. Geliştirilen COC esaslı basınca duyarlı yapışkan filmlerin morfolojik, yapışma, viskoelastik ve ısıl özellikleri bileşime bağlı olarak karakterize edilmiştir. Karakterizasyon çalışmaları sonucunda düşük Tg değerlerine sahip, esnek ve yumuşak COC elastomer esaslı harman yapılı PSA filmler elde edilmiştir. Hazırlanan formülasyonların PSA olarak kullanılabilmesi için en önemli kriter olan, oda sıcaklığındaki elastik modül değerinin Dahlquist kriterini (0,3 MPa) sağladığı dinamik mekanik analiz (DMA) cihazında yapılan testler ile belirlenmiştir. Tez çalışmasının ikinci basamağında; optimize edilen formülasyona, model ilaç olarak lipofilik bir molekül olan ibuprofen, eriyik harmanlama yöntemiyle yüklenmiş ve tek katmanlı transdermal ilaç taşıyıcı sistem (DIA tip transdermal yama) hazırlanmıştır. Hazırlanan COC elastomer esaslı transdermal filmlerin ilaç salım özellikleri Franz difüzyon hücresinde gerçekleştirilmiş ve TİTS'lerin ilaç salım hızı ve etkinliğİ UV spektrofotometre cihazıyla gerçekleştirilen analizler ile kantitatif olarak belirlenmiştir. İlaç salım çalışmalarından elde edilen deneysel verilere, çeşitli kinetik modeller (sıfırıncı derece, birinci derece, Higuchi ve Korsmeyer-Peppas) uygulanarak TİTS'lerin ilaç salım kinetikleri incelenmiştir. Higuchi ve Korsmeyer-Peppas model denklemlerinin korelasyon katsayıları (R2) birbirlerine oldukça yakın ve diğer model denklemlerinden daha yüksek olduğu için ilaç salım verileri için uygun modeller oldukları değerlendirilmiştir. Higuchi ve Korsmeyer-Peppas model denklemlerine göre, farklı oranlarda ibuprofen yüklenen TİTS'lerin, Fickian difüzyon kontrollü salım mekanizmasına uygun salım davranışı gösterdikleri belirlenmiştir. Sonuç olarak; bu tez çalışmasıyla TİTS'lerde basınca duyarlı yapıştırıcı olarak kullanılan polimerlere alternatif olabilecek özgün kimyasal yapı ve fiziksel özelliklere sahip, elastomerik yapıda yeni nesil bir poliolefin kopolimerin kullanımıyla DIA-tip transdermal yamaların formülasyon ve üretim süreç bilgileri geliştirilmiştir.

Nurcan Sivri
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Doğal kaynaklı organik bileşiklerin poliolefinlerde antioksidan katkı olarak kullanım etkinliklerinin incelenmesi

Bu tez çalışması kapsamında, herhangi bir antioksidan katkı içermeyen düşük yoğunluklu polietilen (LDPE) ve doğal kaynaklardan elde edilen çeşitli organik ekstraktlar (devedikeni, kahve, kekik yağı ve resveratrol) kullanılarak eriyikte harmanlama yöntemiyle farklı bileşimlerde kompaundlar hazırlanmıştır. İki farklı sentetik ve ticari polifenol ve fosfit bazlı antioksidan (Irganox®1010 ve Irgafos®168) da karşılaştırma katkısı olarak kullanılmıştır. Çalışmalarda ağırlıklı olarak, yüksek antioksidan aktivite gösteren devedikeni (Silybum Marianum, SM) ekstraktının, doğal kaynaklı ve fenolik yapılı birincil antioksidant olarak formülasyon ve kullanım detayları incelenmiş ve bu katkının miktarı ağ. %0.1-1.0 aralığında değiştirilmiştir. Ayrıca bileşimdeki birincil (primer) ve ikincil (sekonder) antioksidan oranları da değiştirilerek sistematik bir formülasyon çalışması gerçekleştirilmiştir. Hazırlanan kompaundların ısıl-oksidatif bozunmaya karşı dayanımları, diferansiyel taramalı kalorimetre (DSC) cihazında, izotermal ve izotermal olmayan koşullarda gerçekleştirilen oksidasyon indüksiyon testi (OIT) ve oksidasyon başlangıç sıcaklığı testi (OOT) ile analiz edilmiştir. İzotermal oksidasyon indüksiyon testleri 200, 210, 220 ve 230 °C'lerde gerçekleştirilmiş ve devedikeni ekstraktı ile hazırlanan PE kompaunların oksidasyon davranışları bileşime ve sıcaklığa bağlı olarak incelenmiştir. Ayrıca hazırlanan bazı numunelerin yüksek sıcaklıklardaki termo-oksidatif bozunması, termogravimetrik analiz (TGA) cihazında gerçekleştirilen testler ile belirlenmiştir. Numunelerin şeffaflık, renk koordinatları, temas açısı ve kristallenme oranı gibi bazı yapısal ve fiziksel özellikleri de çeşitli analitik yöntemler ile incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre, devedikeni ekstraktı ve resveratrolün düşük kullanım oranlarında (örn. ağ. %0.2) polietilen için yüksek antioksidan etkinlik gösterdiği belirlenmiştir. Artan devedikeni ekstraktı ve Irgafos®168 miktarının, polietilenin izotermal ve izotermal olmayan şartlardaki oksidasyon stabilitesini önemli ölçüde iyileştirdiği belirlenmiştir. Termal analizlerde antioksidan etkinlik gösteren bir diğer antioksidan katkı olan resveratrolün de başarılı sonuçlar verdiği tespit edilmiştir. TGA analizleri, antioksidanların türünün ve miktarının polietilenin çok yüksek sıcaklıklardaki dekompozisyon davranışlarını etkilemediğini göstermiştir. İlaveten, devedikeni ekstraktının ağ. %1.0 oranında kullanımında bile LDPE'nin şeffaflığını ve fiziksel özelliklerini değiştirmediği bulunmuştur. Sonuç olarak, düşük kullanım oranlarında dahi antioksidan aktivite gösteren devedikeni ekstraktının poliolefinlerde doğal antioksidan olarak başarılı bir şekilde kullanılabileceği ve sentetik antioksidanlarla rekabet edebilecek bir potansiyele sahip olduğu görülmüştür.

Özlem Pınar
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Korozyon önleyici boya sistemlerinde farklı MOF tiplerinin performansının incelenmesi

Bu tez çalışmasında, korozyon direncini artırmak için metal organik kafes yapıların (MOF''ar) sentezi ve epoksi reçine esaslı kaplama sistemine katılarak ardından ürünlerin karakterizasyonu ele alınmıştır. Korozyon, metallerde doğal olarak meydana gelen bir süreç olup, sanayi alanında büyük ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Bu nedenle, etkili koruyucu kaplama sistemlerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Çalışmanın birinci aşamasında, çeşitli Zn veya Zr metalleri içeren MOF'lar sentezlenmiş ve bu MOF'ların kimyasal yapıları ve termal kararlılıkları incelenmiştir. İkinci aşamada, sentezlenen MOF'lar epoksi reçine matrisine eklenmiş ve bu kompozit kaplama sistemlerinin, yapışma dayanımı, korozyon direnci ve suya karşı yüzey özellikleri araştırılmıştır. MOF'ların kaplama içindeki dispersiyonu, kaplama filminin yapısal bütünlüğüne ve korozyon direncine etkileri değerlendirilmiştir. Bu çalışma, korozyonu önleyici kaplama sistemlerinin geliştirilmesi için MOF'ların potansiyelini ve epoksi reçine matrisi içindeki uygulama olanaklarını göstermektedir.

Sabri Kağan Sırt
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı kaydırıcı katkılarının şişirme yöntemiyle üretilen polipropilen filmlerin fiziksel özelliklerine etkilerinin incelenmesi

Bu tez çalışmasında farklı kimyasal yapılara sahip yağ asidi amidlerinin kaydırıcı katkı maddesi olarak farklı oranlarda heterofazik polipropilen matrisine ilave edilmesi ile şişirme film yöntemi ile farklı bileşimlerde filmler üretilmiştir. Kullanılan kaydırıcı katkı maddesinin yapısına ve oranına bağlı olarak polimer işleme için önemli bir parametre olan sürtünme katsayısına etkileri ile mekanik ve termal davranışlarına etkileri incelenmiştir. Polimer olarak, son ürün kullanım amacına uygun olacak şekilde heterofazik polipropilen kopolimeri seçilmiş ve eriyik harmanlama yöntemi ile kaydırıcı katkı malzemeleri polimer matrisine ilave edilmiştir. Kaydırıcı katkı maddesi olarak endüstride de en yaygın olarak kullanılan yağ asidi amitlerinden oleamid, erukamid ve steramid tercih edilmiştir. Bu katkılar üretim esnasında polimere ağırlıkça %1, %3 ve %5 oranlarında beslenmiştir. Hazırlanan kompoundlar daha sonra şişirme film yöntemi ile film olarak şekillendirilmiştir. %7 oranında beslenen kaydırıcı katkı malzemesi ile yapılan üretimde katkı malzemesinin yüzeyde birikmesi sonucu üretim başarıyla tamamlanamamış ve bu oran ile denemelere devam edilmemiştir. Kullanılan kaydırıcı katkı maddesinin polipropilen esaslı ambalaj filmlerinin termal ve mekanik özelliklerine etkileri incelenerek kullanın kaydırıcı katkı malzemesinin yapısına ve oranına bağlı olarak sonuçlar karşılaştırılmıştır. Kullanılan kaydırıcı katkı maddelerinin heterofazik polipropilen matrisin termal özelliklerine belirgin bir etkisi gözlenmemiştir. Kaydırıcı katkıların polimer matriste kristal bölgeler ve amorf bölgeler arasında ara yüzeyde kaymaya aracılık ettiği buna bağlı olarak modül değerlerin düştüğü tespit edilmiştir. Ağırlıkça %3 oranında kullanılan kaydırıcı katkı maddesi ilavesi ile polimer işleme için önemli bir parametre olan iç-metal, dış-metal sürtünme katsayısı değerlerinin katkısız polimer filme göre %50'den fazla oranda azaldığı görülmüştür.

Zeynep Topal
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Endüstriyel hortum ürünleri için sürdürülebilir yeşil kauçuk hamur tasarımı

Sürdürülebilirlik, günümüzde yeni kimyasal malzemeler veya ürünler tasarlanırken dikkate alınması gereken en önemli ve vazgeçilmez unsurlardan biri haline gelmiştir. Bu kavram, doğal kaynakların verimli kullanımını ve çevresel etkilerin minimize edilmesini öncelik haline getiren bir yaklaşımı ifade etmektedir. Sürdürülebilir ürünler ise doğal ekosistemlerin dengesini bozmadan, çevreye zarar vermeden üretilebilen, uzun ömürlü ve yeniden kullanılabilir nitelikteki ürünler olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda, karbon ayak izinin azaltılması, karbondioksit emisyonlarının kontrolü ve ürün ömrü sonrasında geri dönüşüm potansiyelinin değerlendirilmesi, sürdürülebilir malzeme geliştirme süreçlerinde ele alınması gereken temel parametreler olarak öne çıkmaktadır. Bu perspektiften bakıldığında, kauçuk endüstrisi de sürdürülebilirlik ilkesine uygun malzemelerin kullanımını artırmaya yönelik önemli adımlar atmaktadır. Doğal kaynakların korunması, endüstriyel süreçlerden kaynaklanan çevre kirliliğinin kontrol altına alınması ve bu sayede ülke ekonomisinin desteklenmesi, kauçuk endüstrilerinin sürdürülebilirlik stratejilerinin odak noktalarını oluşturmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, endüstriyel EPDM hortum üretiminde kullanılan kauçuk bileşiklerinde sürdürülebilirlik odaklı yenilikçi çözümler geliştirmektir. Özellikle geri kazanılmış karbon siyahı, biyobazlı silika ve epokside soya fasulyesi yağı gibi çevre dostu malzemelerin Hortum iç katman ve dış katman kauçuk karışımlarında kullanımıyla karbon ayak izinin azaltıldığı yeni nesil ürünlerin tasarlanması hedeflenmiştir. Bu kapsamda, bu yenilikçi malzemelerin, jenerik EPDM (etilen propilen dien monomer) reçeteleri üzerindeki etkileri incelenmiştir. Yenilikçi hammadde çalışmaları ile elde edilen bilgiler ışığında yeni kauçuk iç katman ve dış katman reçeteleri geliştirilmiştir. Çalışma, sürdürülebilir malzemelerin kauçuk bileşiklerinde mekanik özellikler açısından bazı performans kayıplarına neden olabileceğini göstermesine rağmen, uygun optimizasyon yöntemleriyle bu zorlukların aşılabileceğini vurgulamaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma sürdürülebilirliğin kimyasal malzeme geliştirme süreçlerine entegrasyonunun yalnızca çevresel faydalar sağlamakla kalmayıp, endüstriyel uygulamalarda da rekabetçi avantajlar sunabileceğini ortaya koymaktadır. Kauçuk endüstrisindeki bu tür yenilikçi yaklaşımlar, hem çevreye duyarlı üretim süreçlerini teşvik etmekte hem de uzun vadede daha yeşil bir geleceğin inşasına katkı sağlamaktadır.

Burcu Can Karabulut
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Hızlı yük ileten yenilikçi polimer elektrolit malzemelerin geliştirilmesi ve karakterizasyonu

Giderek artan sanayileşme, teknolojik gelişmeler ve gelişmekte olan ülkelerdeki ekonomik büyüme, enerji ihtiyacını önemli ölçüde arttırmıştır. Bu kapsamda, enerji depolama sistemleri ve enerji üreten sistemler önemli çalışma konuları arasında yer almakta olup bu alanlardan birisi olan Lityum iyon piller için (LIB) yüksek iyon iletimi sağlayan elektrolitlerin geliştirilmesi önem taşımaktadır. Tez kapsamında bu amaca yönelik olarak farklı yaklaşımlarla (i) katı polimer elektrolit (SPE), (ii) jel polimer elektrolit (GPE) ve (iii) kompozit polimer elektrolit (CPE) hazırlanarak karakterizasyonları ve serbest hacim ile iletkenlik arasındaki ilişkinin araştırılmasına çalışılmıştır. Tezde gerçekleştirilen hızlı yük ileten elektrolitlerin tasarımında; birinci yaklaşımda SPE'lerin hazırlanması için PVdF-HFP/PMMA harman yapısına farklı oranlarda LiClO4 katkılanarak hazırlanan filmlerin yapısal, termal, mekanik, morfolojik, iletkenlik ve serbest hacim özelliklerine etkileri incelenmiştir. İkinci yaklaşımda, GPE filmlerin hazırlanması için iki ayrı çalışma metodolojisi benimsenmiştir. Bu metotların ilkinde söz konusu polimer matrise plastifiyan olarak EC ve ticari EC-DMC kullanılarak farklı tuzların (LiPF6, LiTFSI, LiClO4, LiTf, LiBF4) katkılaması yapılmış olup birinci yaklaşımda sunulan özelliklere etkileri incelenmiştir. Bu seri çalışmada ayrıca kullanılan plastifiyanın elektrolit kompozisyonundaki yüzdesi değiştirilerek GPE filmler elde edilmiştir. İkinci yaklaşımın diğer metodunda ise harman yapısına farklı katyon ve anyonlara sahip 4 farklı iyonik sıvı (EMIMTFSI, BMPTFSI, EMIMBr ve EMIMCH3SO3) çeşitli oranlarda katkılanarak lityum tuzu kullanım durumuna göre fizikokimyasal, morfolojik, termal, mekanik, iletkenlik ve serbest hacim özellikleri araştırılmıştır. Üçüncü yaklaşımda ise ilk iki yaklaşımda elde edilen sonuçlara göre model olarak belirlenmiş bir filme TiO2 katkısı yapılarak inorganik dolgu katkılamanın söz konusu özelliklere olan etkileri aydınlatılmaya çalışılmıştır. Tez kapsamında elde edilen karşılaştırmalı sonuçların enerji üreten/depolayan sistemler için son derece önemli olan elektrolitlerin hazırlanma çalışmalarına bilimsel ve endüstriyel uygulama açısından katkı sağlaması beklenmektedir.

Lityum iyon pil
Ayça Müftüler
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde yetiştirilen soğan kabuklarından antioksidan bileşiklerin derin ötektik çözücüler kullanılarak ekstraksiyonu

Tez çalışmasında Türkiye'de yetiştirilen bazı endemik soğan türleri; Erdek mor, Çorum kırmızı, Karacabey kahverengi ve Erdek beyaz soğanlarının kabuklarından, yeşil çözücü kabul edilen derin ötektik çözücüler kullanılarak antioksidan bileşiklerin ekstraksiyonunu gerçekleştirilmiştir. Çalışmada geleneksel organik çözücüler yerine, 21. yüzyılın çevreci yeşil çözücüleri olarak kabul edilen ve ekstraksiyon prensiplerine uygun olan derin ötektik çözücülerin kullanılması tercih edilmiştir. Bu çözücüler sayesinde, hem çevreye daha az zarar veren hem de soğan kabuğu atıklarını daha sürdürülebilir bir şekilde değerlendiren süreçler incelenmiştir. Çalışmada mor, kırmızı, kahverengi ve beyaz soğan kabuklarından antioksidan bileşiklerin ekstraksiyonunda derin ötektik çözücülerin etkinliği araştırılmıştır. Farklı soğan türlerinin kabukları, elde edilen antioksidan içerikleri bakımından karşılaştırılmıştır. İlk olarak, CUPRAC yöntemi ile belirlenen toplam antioksidan kapasite değerlerine göre en etkili derin ötektik çözücüler tespit edilmiştir. Kullanılan tüm derin ötektik çözücüler FTIR spektroskopisi ile karakterize edilmiş; ayrıca viskozite, yoğunluk, pH ve kırılma indisi ölçümleri yapılmıştır. Ekstraksiyon süreçlerinin optimizasyonu için ultrason destekli ekstraksiyon ve mikrodalga destekli ekstraksiyon yöntemlerinden yararlanılmıştır. Her iki yöntemin de temel ortak avantajı, klasik ekstraksiyon yöntemlerine göre daha kısa sürede, daha az çözücü kullanarak ve daha yüksek verimle ekstraksiyon gerçekleştirmeye olanak sağlamasıdır. Ayrıca, yeşil çözücülerle birlikte kullanıldıklarında, çevreye minimum zarar vererek sürdürülebilir ve yenilikçi ekstraksiyon süreçleri sunmaktadırlar. Her iki yöntemde de optimum koşullar için yanıt yüzey metodolojisi uygulanmıştır. Mor soğan kabuğunda derin ötektik çözücüler ile gerçekleştirilen ekstraksiyon sonucunda, en yüksek toplam antioksidan kapasitesi değerine Kolin klorür:1,4-Bütandiol:H2O kombinasyonu ile ulaşılmıştır. Bu değer, %70 etanol ile elde edilenden yaklaşık iki kat daha fazladır. Ayrıca, tüm soğan kabukları üzerinde toplam antioksidan kapasite, toplam fenolik madde içeriği, toplam flavonoid madde içeriği ve radikal süpürme aktiviteleri (DPPH ve ABTS) analizleri yapılmıştır. Sonuçlar, derin ötektik çözücü ile elde edilen ekstraktların, özellikle mor ve kırmızı soğan kabuklarında, etanol ile yapılan ekstraksiyona kıyasla daha yüksek antioksidan, fenolik ve flavonoid içeriğe sahip olduğunu göstermiştir. HPLC ile yapılan analizlerde ise, kuersetin ve mirisetin gibi fenolik ve flavonoid bileşiklerin miktarlarının soğan çeşitleri arasında önemli farklılıklar gösterdiği belirlenmiştir. Özellikle mor ve kırmızı soğan kabuklarının yüksek antioksidan potansiyeli ön plana çıkarken, beyaz soğan kabuklarından elde edilen değerlerin oldukça düşük olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, soğan kabuğundan değerli fenolik ve flavonoid bileşiklerin elde edilmesinde üç faktör kritik rol oynamaktadır; soğanın çeşidi ve rengi, kullanılan ekstraksiyon yöntemi ve tercih edilen çözücüdür. Tüm bu unsurlar birlikte optimize edildiğinde, biyolojik açıdan daha değerli özütlerin elde edilebileceği gösterilmiştir. Ayrıca, bu araştırma ile soğan kabuklarının atık olmaktan çıkarılıp, katma değerli ürünlere dönüştürülmesine ve etkin bir atık yönetimi sağlanmasına katkı sağlanmıştır. Böylece hem doğal ve çevre dostu ekstraksiyon yöntemlerinin uygulanabilirliği gösterilmiş, hem de gıda endüstrisinde önemli bir atık potansiyeline sahip olan soğan kabuklarının daha anlamlı şekilde değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Elde edilen bulgular, renkli soğan kabuklarının doğal ve sürdürülebilir antioksidan kaynakları olarak değerlendirilebileceğini ortaya koymuş; derin ötektik çözücülerin bu amaç için çevre dostu ve etkili çözücüler olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Özge Demir
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bor esaslı katı roket yakıtları için alternatif katalizörlerin geliştirilmesi

Bu tez çalışmasında, bor esaslı kompozit yakıtların performansını artırmayı hedefleyen perovskit yapılı katalizörlerin geliştirilmesi, sentezlenmesi, karakterizasyonu ve test edilmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında, katalizörlerin sentezi için sitrat-nitrat yöntemi tercih edilmiş ve bu yöntemle sentezlenen katalizörlerin yapısal özellikleri ileri karakterizasyon teknikleri kullanılarak incelenmiştir. Katalizörlerin kristal yapısı XRD ile belirlenmiş ve yüzey alanları BET yöntemiyle ölçülmüştür. Tüm katalizörler başarılı bir şekilde perovskit kristal fazını oluşturmuş ve analizler sonucunda gözenekli, süngerimsi bir morfoloji sergiledikleri tespit edilmiştir. Katalizörlerin AP'nin termal bozunma davranışı üzerindeki etkileri TGA ve izokonversiyonel yöntemler kullanılarak değerlendirilmiştir. Yapılan analizler, özellikle La₀,₈Ca₀,₂Fe₀,₅Co₀,₅O₃ katalizörünün AP'nin yüksek sıcaklıkta bozunma sıcaklığını (HDS) %26,3 oranında düşürerek 335,1°C'ye indirdiğini göstermiştir. Ayrıca bu katalizör, AP'nin aktivasyon enerjisini %43,1 oranında azaltarak 144,69 kJ/mol'den 82,35 kJ/mol'e düşürmüştür. Bu sonuçlar, La₀,₈Ca₀,₂Fe₀,₅Co₀,₅O₃ katalizörünün AP'nin termal davranışını iyileştirme potansiyelini açıkça ortaya koymaktadır. Tez çalışmasında ayrıca, sentezlenen katalizörlerin bor esaslı kompozit yakıtların yanma davranışı üzerindeki etkileri yanma testi ile değerlendirilmiştir. Yapılan yanma testleri sonucunda, La₀,₈Ca₀,₂Fe₀,₅Co₀,₅O₃ katalizörünün basınç üsteli (n) değerini katalizör içermeyen bor esaslı yakıta kıyasla önemli ölçüde azaltarak n = 0,4615'ten n = 0,2419'a düşürdüğü ve 20, 40 ve 60 bar için yanma hızlarında en yüksek değerlere ulaşıldığı tespit edilmiştir. 40 bar basınç altında yapılan testlerde, Fe₂O₃ katalizörü saf borun yanma hızını %12,8 oranında artırırken, La₀,₈Ca₀,₂Fe₀,₅Co₀,₅O₃ katalizörü %29,6 oranında en yüksek artışı sağlamıştır. Bu sonuçlar, katalizörün hem yanma hızlarını artırma hem de basınç bağımlılığını azaltma konusundaki üstün performansını açıkça göstermektedir. Son olarak, SEM ve EDX analizleri, bor esaslı kompozit yakıt bileşenlerinin homojen bir şekilde dağıldığını doğrulamıştır. Elde edilen bulgular, özellikle La₀,₈Ca₀,₂Fe₀,₅Co₀,₅O₃ katalizörünün bor esaslı kompozit yakıtların performansını artırmada oldukça etkili bir rol oynadığını göstermiştir. Çalışma, gelecekte bor esaslı yakıtların performansını daha da geliştirebilmek için bor oksit tabakasının giderilmesine yönelik yeni yaklaşımların geliştirilmesini önermektedir

BorKatalizörlerKompozit roket yakıtları+5
Özben Yıldız Akın
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Bakteriyel adezyon önleyici polimer malzemelerin üretimi ve karakterizasyonu

Biyofilmler, mikroorganizmaların canlı veya cansız yüzeylere tutunarak oluşturduğu, protein, polisakkarit ve nükleik asit gibi ekstraselüler makromoleküllerden oluşan üç boyutlu koruyucu matrikslerdir. Böylece, mikroorganizmaların besin ihtiyacını, kimyasal etkenlerden korunmasını ve elverişli mikro‐çevreler geliştirmesini sağlar. Özellikle gıda ve ilaç endüstrileri, tıbbi cihazlar, su sistemleri gibi alanlarda ekipman yüzeylerinde kalıcı hale gelen biyofilmler, ciddi kontaminasyonlara yol açmaktadır. Bu tez çalışmasında, bakteriyel adezyon/biyofilm oluşumunu engelleyici fonksiyonel dolgu ürünlerinin sentezi ve bunların kullanıldığı kompozit malzemelerin geliştirilmesi amaçlandı. Bu kapsamda, farklı modifiye sentetik çift tabakalı hidroksit (LDH) ve organosilikon temelli polihedral oligomerik silseskuioksan (POSS) bileşikleri sentezlendi ve yapısal özellikleri FTIR, XRD, BET, SEM, TGA ve DSC analizleriyle doğrulandı. Antimikrobiyal aktivite testleri sonucunda, Gram (+) ve Gram (-) bakteri suşlarına karşı etkin sentez dolgu ürünlerinin kullanıldığı, doymamış poliester reçine (DPes) ve polipropilen (PP), termoset/termoplastik iki farklı polimer matriks seçilerek kompozit malzemeler hazırlandı. Uygun özellikteki malzemelerin yüzeyindeki biyofilm oluşumu floresans bazlı mikroplaka analizleri ile kantitatif olarak belirlendi. Bu bağlamda seçilen malzemelerin mekanik özellikleri de tekstür analiz ve DMA yöntemleriyle incelendi. İlk defa bu çalışmada sentezlenen ve karakterize edilen bor-fosfor kümelenmeleri yapı geometrisine sahip eksfoliye LDH dolgu ürününün (BA-LDH-PC) en yüksek antibakteriyel aktiviteyi gösterdiği ve bu dolgu ürünü ile %5 ve %7 oranlarında hazırlanan sırasıyla DPes esaslı (M3) ve PP esaslı (P3) malzemelerin yüzeyinde biyofilm oluşumunun en düşük düzeyde olduğu belirlendi. Bu malzemelerin mekanik özellikleri, M3'ün düşük modül ve dayanıma rağmen sünek bir davranış, P3'ün ise yüksek modül ve çekme mukavemeti ile rijit bir yapı davranışı sergilediğini de belirtmektedir. Geliştirilen dolgu ürünlerinin, seçilen farklı polimer esaslı biyofilm önleyici kompozitlerin üretiminde kullanılabileceği ilk defa bu çalışmada ortaya koyuldu. Sonuçlar, geliştirilen bu malzemelerin gıda üretim tesislerindeki ekipmanlar ve gıda ambalaj yüzeyleri ile umumi lavabolar, duş ve tuvalet yüzeyleri vb. hijyen gereksinimi yüksek işletmelerde ve ortak alanlarda yüksek kullanım potansiyelini sunmaktadır.

Sibel Küçükertuğrul Çelik
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Polimer monolit hazırlanması ve karakterizasyonu

Polietilen glikol (PEG) 20000 (PEG20000) monolitleri termal olarak indüklenen faz ayırma yöntemi (TIPS) ile hazırlanmıştır. Toluen, etanol, DMSO çözücüleri ve EtOH:DMSO (1:1), EtOH:hekzan (2:1), EtOH:hekzan (1:1) çözücü karışımları monolitlerin oluşumu için faz ayrımını gerçekleştirmede başarılı olmuştur. Hekzan PEG için M5, M6 ve M7 monolitlerinin hazırlanmasında non-solvent (polimerin çözünmediği çözücü) olarak seçilmiştir. Hazırlanan monolitlerin gözenekliliği gravimetrik yöntemle belirlenmiş ve gözenekliliğin %81%'e kadar ulaştığı bulunmuştur. PEG monolitlerinin morfolojisi taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile incelenmiş ve sürekli gözeneklerin varlığı gözlemlenmiştir. Monolitlerin gözenek ve iskelet boyutları polimer konsantrasyonu ve non-solvent oranına bağlı olarak değişmiştir. Hazırlanan monolitlerin ortalama gözenek alanları 0,59-1,62 µm2, iskelet alanları 0,30-0,97 µm2, ortalama gözenek yarıçapları 1,57-2,29 µm ve ortalama iskelet yarıçapları 1,65-2,50 µm arasındadır. Azot adsorpsiyon-desorpsiyon izotermleri PEG monolitinin (M5) 53 m2'lik geniş bir yüzey alanına sahip olduğunu göstermiştir. Monolitlerin Fourier infrared spektroskopisi (FTIR) spektrumlarında saf PEG20000'e kıyasla piklere ait dalga sayısı ve şiddetlerinde değişim gözlenmiştir. Monolitlerin termal karakterizasyonlarında termal gravimetrik analiz (TGA) ve differansiyel taramalı kalorimetre (DSC) yöntemleri kullanılmıştır. Monolitlerin erime noktası M4 dışında saf PEG malzemesinin erime noktası olan 69 °C'e yakın bulunmuştur. Hazırlanan monolitlerin faz ayrımı sırasında kristalizasyon sürecinden geçişlerini araştırmak amacı ile X-ışını kırınımı (XRD) analizi yapılmıştır. Monolitlerin kristalit boyutları bulunmuştur. Faz ayrımını belirleyen bulutlanma noktaları görsel bulanıklılık yöntemiyle bulunmuştur ve değerler 25-35 °C arasında değişmiştir. Hansen çözünürlük parametleri kullanılarak çözücü ve çözücü karışımlarının polimer için kalitesini belirleyen 'D mesafesi' hesaplanmıştır. Absorbsiyon testleri sonucunda monolitlerin şişme ve tutma oranları bulunmuştur. Monolitler benzin ve ayçiçek yağına karşı iyi absorbsiyon davranışı göstermiştir. Bazı monolitler (M1, M3 ve M5) kendi ağırlıklarının 3-3.5 katı bu organik sıvıları etkili bir şekilde absorbe edebilmiştir.

Fuad Asadzade
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Özel tasarlanmış derin ötektik sıvıların β-karotenin geri kazanımında değerlendirilmesi

İsraf edilen gıda miktarı yıllık 1 milyar tonu aşmıştır. Bu atıklar, biyoaktif bileşiklerin geri kazanımı için önemli bir kaynak olarak kabul edilmektedir. Dünyada antioksidanlara, nutrasötiklere ve doğal renklendiricilere yönelik artan bir talep vardır. β-karoten bu tanıma uyan ve yaygın olarak kullanılan bileşiklerdir. Toplam miktarı yılda 2.5 milyon tonun üzerinde olan bal kabağı (Cucurbita moschata) ve ıspanak (Spinacia oleracea) atıkları, biyoaktif bileşikler bakımından zengindir ve bu bitkilerin atıkları β-karotenin geri kazanımında değerlendirilmek için uygundur. Bu araştırmanın amacı; çevre dostu yöntemleri, 21.yüzyılın çözücü sistemlerinden biri olan derin ötektik sıvılar (DÖS) ile bir araya getirerek, bal kabağı ve ıspanaktan β-karotenin geri kazanımı için etkili süreçler geliştirmektir. Tez çalışması kapsamında; öncelikle L-mentol, bazı karboksilik asitlerle (formik asit, asetik asit, propiyonik asit bütirik asit, (S)-laktik asit ve sitrik asit monohidrat) bir araya getirilerek bir dizi derin ötektik sıvı (DÖS) elde edilmiştir. Bu DÖS'ler kullanılarak ultrasonik destekli ekstraksiyon (UDE), mekanik karıştırma destekli ekstraksiyon (MKDE) ve homojenizasyon destekli ekstraksiyon (HDE) gibi çevre dostu metotlar yoluyla bal kabağı ve ıspanaktan β-karotenin geri kazanımı gerçekleştirilmiştir. Her bir işlemde, uygulanan proses parametrelerinin işlem üzerindeki etkilerinin incelenmesi ve deneysel sonuçlara dayalı olarak prosesin modellenmesi için yanıt yüzeyi metodolojisi (RSM) ve varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Ortaya çıkan matematiksel modellere göre proses optimizasyonu yapılarak en uygun işlem şartları belirlenmiştir.

Koray Tanrıver
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00