
2,673
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
"Geleneksel konut yapılarının" korunmasının ekolojik dengeye sağladığı katkılar üzerine bir inceleme
Küresel ölçekli çevre ve enerji sorunlarının ulaştığı tehlikeli nokta bu sorunların çözülebilmesi için, ekolojik sistem dengelerini korumaya yönelik sürdürülebilir bakış açıları geliştirilmesini gerekli kılmıştır. İnsana ve çevreye saygılı, doğal kaynaklara zarar vermeyen, iklimle uyumlu, konfor koşullarının oluşturulmasında yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak daha az enerji harcayan, geri dönüşümlü malzeme kullanımına öncelik tanıyan, yapısal ve evsel atık oranı azaltılmış ekolojik binaların tasarımı ve inşası önem kazanmıştır.Bu çalışmada; kültür mirasımızın en önemli ürünlerinden olan geleneksel konutlar ve oluşturdukları doku ?çevreye duyarlı tasarım? bağlamında incelenerek, kültür mirası olarak taşıdıkları nitelikler yanında dünyanın doğal kaynaklarının sürdürülebilirliğine sağladıkları katkılar açısından da incelenmiştir.Geleneksel yapım teknikleri ve geleneksel malzeme ile üretilen konutlar sürdürülebilirlik ölçütleri ile incelenerek, toksik gaz ve sera gazı salınımı araştırılması ve karşılaştırılması, geleneksel yapı tasarımlarındaki doluluk boşluk oranları, yaşam geleneği, buna uygun yaşam alanı büyüklükleri, hayat standartları gibi veriler deneysel araştırmalarla desteklenerek, geleneksel yapım sistemi ve malzeme kullanımı ile inşa edilen konut yapılarının korunmasının ekolojik dengeye katkılarının incelenmesi amaçlanmıştır.
Enformasyon akışıyla mekana taşınan potansiyeller ve enformasyon kentleri üzerine bir okuma: İstanbul'un değerlendirilmesi
Kentler ve mekanlar, tarih boyunca yaşanan toplumsal dönüşümlerin hem sonucu, hem de bu dönüşümlerin belirleyici dinamiklerinden olmuştur. Günümüzde yaşanan dönüşümü, dünya üzerinde, kentler ve mekanlar arasındaki enformasyon akışının doğurduğu hareketlilikle açıklamak mümkündür. Öyle ki, günümüzde enformasyon akışı, toplumu, toplumun dünyayı algılama biçimini, mekanı ve kenti organize etmekte ve dönüştürmektedir. Sürekli enformasyon akışının sebep olduğu dönüşüm, kentin ve mekanın içine yeni kavramlar ve potansiyeller katmaktadır.Bu noktada, tarih boyunca her dönemde, kentlerin enformasyonun aktığı, kullanıldığı, üretildiği ve dağıtıldığı merkezler olarak çalıştığı ve mekanın potansiyellerle dolu olduğu söylenebilir. Ancak, bugün, -1980 sonrası analog iletişimden dijital iletişime geçişle yaşanan değişimlerin etkisiyle,- kentlerin enformasyon akışıyla gelen her şeye ?eskisinden daha da- açık hale geldiği ve mekanın farklı potansiyellerle dolduğu belirtilmelidir ki, bu çalışma, tam da bu potansiyeller etrafında gelişir. Enformasyon akışlarıyla mekana taşınan bu potansiyeller, çalışma içerisinde `çeşitlilik', `çok anlamlılık', `dönüşüm' ve `doluluk' olarak belirlenmiştir. Bu potansiyellerle yüklenen mekanlar, `enformasyon kenti' olarak tanımlanan `günümüz kentini' doğurmuştur. Bu kent, farklı insanların, paraların, malların, teknolojilerin, politik düşüncelerin ve imajların, kısacası farklı enformasyonların karşılaşma yeridir. Günümüzde yeni bir kentin varolduğu, fakat bu kente dair kavramlar kümesinin henüz gömülü olduğu varsayımı üzerine gelişen bu çalışmanın başlıca amacı, enformasyon akışıyla mekana taşınan potansiyellerin içinde gelişen enformasyon kentine ait kavramlar kümesinin ortaya konması ve bu kentin bu potansiyelleri nasıl kullandığının tartışılmasıdır. Böylesi bir amacın ardında, enformasyon akışlarının içinde yer alan bir kent olan İstanbul'un, bu süreçten nasıl etkilendiğinin, bu potansiyelleri nasıl kullandığının ve İstanbul'un bir enformasyon kenti gibi biriktirdiğini açığa çıkarabilen bir kent olup olmadığının değerlendirilmesi yatmaktadır.Bu noktada, çalışmanın, kendi karakteri tarafından belirlenen özgün bir araştırma yöntemiyle değerlendirildiği belirtilmelidir. Bu yöntem/bakış açısı, `olumlayıcı bakış' olarak isimlendirilmiştir. `Olumlayıcı bakış', konuyu `olumlu' ya da `pozitif' bir perspektiften bakarak değil, tüm `olumlu' ve `olumsuz' sonuçlarıyla yüzleşerek değerlendirmektedir. Bu noktada, tezin amacının başka kentlerle karşılaştırma yapmak olmadığı, ancak ortaya atılan potansiyeller aracılığıyla enformasyon kenti üzerine bir sözlük ortaya koyan bir okuma biçimi önerildiği belirtilmelidir.İstanbul'un mekanlarında bu potansiyellerin izi, kentin mekansal süreçlerinin içinde yer alan dört araç üzerinden sürülmüştür: İstanbul'da `mekan üretiminin çeşitlilik potansiyeli', kenti oluşturan mimarlık `pratikler'i üzerinden, `mekanın çok anlamlılık potansiyeli', kentsel süreçlerin içinde yer alan `aktörler' üzerinden, `mekanın dönüşüm potansiyeli', kentin ?seçilmiş- `mekanlar'ı üzerinden ve `mekanın doluluk potansiyeli', kente giren `vektörler' üzerinden tartışılmaktadır. Bu araçlar aracılığıyla İstanbul'un mekansal süreçlerine dair gerçekleşen bu okuma, sonuçlar bağlamında, İstanbul adına bir `kavramsal potansiyeller haritası' ortaya koymaktadır. Bu haritanın, başka kentler adına yapılacak benzer okumalar için de uygulanabilir bir zemin oluşturacağı varsayılmaktadır.Çalışmanın sonuçları arasında, İstanbul'un farklı enformasyonların karşılaştığı bir yer olduğu; ancak, akışla gelen enformasyonu kullanabilen ve potansiyelleri kentte olumlu sonuçlar yaratacak şekilde aktüalize edebilen bir enformasyon kenti olmadığı yer almaktadır. Kentte, bu potansiyellerin açığa çıkarılması konusunda, gerilimler, çatışmalar ve tıkanmalar yaşanmaktadır.Enformasyon akışlarının ve bu akışların taşıdığı potansiyellerin `zaman'la doğrudan ilişkili olduğu düşünülerek gerçekleştirilen bu çalışmanın, İstanbul adına, bir zaman diliminde yapılan bir değerlendirme olduğu belirtilmelidir. Bugünün ara kesitinden bakılarak yapılan bu değerlendirmenin sonrasında, şüphesiz ki, gelişme devam edecektir. Ancak, gelişmelerin, ortaya atılan `kavramsal potansiyeller haritası' ile tanımlanan çerçeveye eklenmesi ve okumanın tekrarlanması ile ?yeniden- anlamlı sonuçların doğacağı ön görülmektedir.
Proje üretim süreçlerinin geliştirilmesi ve denetimi
Uluslararası çok disiplinli mühendislik tasarım projelerinde proje aktivitelerinin ve proje teslimatlarının her teknik disiplin için insan-saatleri hesaplanıp, toplam proje süresi bulunarak, gerekli kaynaklar belirlenmesiyle, proje öncesi süreçte ilerideki proje üretim sürecinin geliştirilmesi ve denetimi planlanabilmektedir. Projelerin ön evrelerinde yapılan bu hesaplar, sonraki proje üretim sürecinin de izlenmesini, denetimini ve ölçülmesini, kazanılmış değer yöntemi kullanarak, önceden belirlenen proje süresinin farklı yüzdelere bölünmüş hedeflenen proje kilometre-taşı eşiklerinde başarıyla sağladığı için, projelerin zamanında ve bütçesinde tamamlanmasının en önemli araçları olmaktadır. Böylelikle projelerin değişiklikleri anında hesaplanmakta, kaynaklar başarıyla yönetilip gerekli kaynak düzenlemeleri zamanında yapılabilmektedir. Diğer taraftan bina projeleri gibi mimari tasarım ağırlıklı projelerde ölçülebilir araçların fazla sayıda ve detayda olmamasından ve proje üretim sürecinde kilometre-taşı eşikleri gibi ölçülebilir araçlar bulunmamasından dolayı, tasarım süreçlerindeki teslimat ile aktivitelerin sayıları ve süreleri tam olarak belirlenememekte ve bu durumda da projelerdeki değişikliklerin kaydedilmesi güçleşmekte, projelerin izlenmesi ve denetimi zorlaşmakta, proje ilerlemesi ve verimliliği hesaplanamamakta ve proje programı uygulanamamaktadır. Bu anlatılanlar, ilgili yapım projesinin gecikmesine neden olmakta ayrıca toplam projenin bütçe ve takvimlerinin aşılması problemi de dahil olmak üzere taraflar arasında ihtilaflar, anlaşmazlıklar, durdurma ve hatta projenin iptaline dek varabilen sonuçlar doğurmaktadır. Bu doktora tezi bu açıklananlar doğrultusunda mimari tasarımın başat olduğu projelerinin tasarım süreçlerinin izlenmesi, denetimi ve ilerlemesinin ölçümü üzerine bir model önermektedir. Neredeyse tüm mimari projeler, tasarım sürecindeki proje denetiminin eksikliğinden dolayı genellikle planlandıkları sürelerden uzun zamanda ve fazla maliyette tamamlanma problemiyle karşılaşmaktadır. Böyle bir modelle proje yönetiminin üçlü kısıtı doğrultusunda ölçülebilir araçlar oluşturularak, insan-saatlerle aktivite ve teslimatlar hesaplanıp mimari tasarım sürecinde de farklı proje yüzdelerine karşılık gelen kilometre-taşı eşiklerinde ilerlemeler ve proje verimliliği kazanılmış değer yöntemi ile ölçülebilecektir. Bu model, proje ölçülebilir araçlarını, mimari tasarım projeleri ve sektörünün gerekleri doğrultusunda yeniden tanımlayıp belirleyerek, projelerin ilerleme ve verimlilik ölçümleri için, mimari tasarımların farkları doğrultusunda, yaratıcı tasarım sürecini özel olarak ele alarak, proje üretim süreçlerinin geliştirilmesi denetimini sağlayacaktır. Çalışma bunu yaparken, mühendislik başat tasarım projelerinin kullandığı CTR modelini inceleyip, mimari tasarım başat projelerin geliştirilme ve denetimi uygulaması ile karşılaştıracak ve elde edilen sonuçları bir matriste toplayacaktır. Böylelikle mimari tasarım projelerinin ortak sorunu ve işveren şirket ile projeyi üreten tasarım ofisi arasındaki ana ihtilafların da sebebi olan proje takviminin gecikmesi ve bütçe aşımları ile mimari çizimlerin kapsam yetersizliği yani eksik, hatalı ve spesifikasyonlarla iletişim kurmayarak üretilmesi problemi, bu modelde kazanılmış değer uygulaması ile ölçülerek mimari tasarım projeleri sürekli denetlenebilir ve tashih edilir bir duruma getirilmiş olacak ve mimari projelerdeki değişikler anında kaydedilerek projede ihtilaflara sebep verebilecek konular başlangıcında belirlenebilecektir. Bu çalışma, mühendislik tasarım projelerinin CTR modeli doğrultusunda, mimari tasarım projelerinin tüm geliştirilme ve denetim süreçlerini, mimari tasarımların yaratıcılık da dahil olmak üzere kendine özgü özelliklerini içererek, tüm tasarım paketinin açıklıkla belirlenebildiği bir model oluşturup, toplam proje sürecini ölçülebilir ve denetlenebilir duruma getirmektedir. Bunu sağlarken tez, özgün olarak literatürde ilk kez mimari tasarım projeleri için tam detaylı teslimat ve aktiviteler tanımlamakta, zorluk faktörü kriterlerini belirlemekte, çeşitli teslimatlar için üretim insan-saatleri atamakta, bu insan-saatlerin kaynaklara oranını hesaplamakta ve farklı tasarım evreleri için ayrı olacak şekilde tashih ve denetim kilometre-taşları belirlemektedir.
Üç boyutlu sanal gerçeklik ortamında mimari mekan temsilinin geliştirilmesi: Temel anlam ve yan anlam yaratma
Bilgisayar teknolojilerinin gelişmesi, mimari mekan temsil biçimlerini hem zenginleştirmekte hem dönüşüme uğratmaktadır. Üç boyutlu sanal gerçeklik ortamları da, bilgisayar destekli temsil biçimleri arasında en yenilerinden biridir. Temsiliyet evrenine yeni katılması nedeniyle, üç boyutlu sanal gerçeklik ortamları, geleneksel temsil biçimleri kadar etkili biçimde kullanılamamaktadır. Bu sorunun temelinde, bu ortamların, bir temsiliyet biçimi olmasından çok bir mekan algısı yarattığı yanılgısı yatmaktadır. Temsiliyetin tanımında yer alan, bir şeyi belirgin özellikleriyle yansıtma özelliği, tasarlanan sanal gerçeklik ortamlarında göz ardı edilmektedir. Oysa, kendisinden daha eski ve geleneğe sahip olan temsil biçimlerinde, mekanın temsili, yani mekanın aktarılması istenen özelliklerinin anlatımı başarıyla yapılabilmektedir.Bu çalışmada, bir görsel temsil biçimi olarak üç boyutlu sanal gerçeklik ortamlarının mekansal temsiliyet biçimi olarak geliştirilmesi için bir yöntem önerilmektedir. Öncelikle mekan algısına yönelik olarak bilişsel harita kavramı incelenmiştir. Geleneksel temsiliyet biçimlerinin bu bilişsel haritayı ve dolayısıyla mekan algısını yönlendirerek, mekansal anlatıya nasıl ulaştığı ortaya konulmuştur.Üç boyutlu sanal gerçekliğin bir görsel temsil biçimi olduğu göz önünde bulundurularak, kendisinden önce gelen ve mekanın temsiliyetine süreç kavramını da dahil eden sinemanın göstergebilimi incelenmiştir. Sinema ve fotoğrafın, temel anlam ve yan anlam oluşturma süreçleri ortaya konulmuştur. Bu süreçlerin, sanal gerçeklik ortamının özgün olanakları ile birlikte nasıl kullanılabileceği tartışılmıştır.Yöntem olarak, sinemanın göstergebilimi açısından önemli bir yere sahip ışıklandırma tekniği seçilmiştir. Işıklandırma tekniği, sanal gerçeklik ortamını diğer temsiliyet biçimlerinden ayıran etkileşim öğesi ile birlikte kullanılmış ve dinamik ışıklandırma yardımı ile bir mekan temsili oluşturulmuştur. Üç boyutlu sanal gerçeklik ortamında oluşturulan bu temsil, mimarlık fakültesi öğrencilerine deneyimletilmiş, yapılan gözlemlerin ve bilişsel ölçümlerin sonuçları tartışılmıştır.Sonuçta, mekansal algıyı yönlendirme amacı taşıyan dinamik ışıklandırma gibi anlatım tekniklerinin üç boyutlu sanal gerçeklik ortamlarının özgün dilini oluşturabilecek potansiyeli taşıdığı görülmüştür. Dinamik ışıklandırma yardımı ile oluşturulan yan anlam, kullanıcıların bilişsel haritalarını dönüştürmekte ve aktarılmak istenen mekansal anlatıya ulaşılabilmektedir. Üç boyutlu sanal gerçeklik ortamlarının mekansal temsiliyet olarak geliştirilmesinin ve kendi göstergebilimine sahip olabilmesinin bu teknikler üzerinde yapılacak çalışmalarla mümkün olacağı ortaya konulmuştur.
Yapı üretim sürecinde leed yeşil bina sertifika sisteminin değerlendirilmesi, Türkiye'den örnekler
Birleşmiş Milletler iklim konferansı iklim değişikliği konusundaki dördüncü değerlendirme raporununda dünya ısısının 2100 yılına dek 1,8 ile 4 derece arasında yükseleceğini kaydetmiştir. Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın başkanı Achim Steiner'in, uzun zamandır beklenen raporunda, küresel ısınmanın, yüzde doksandan da yüksek bir olasılıkla, insan faaliyetleri yüzünden meydana geldiği açıklamıştır (1).Küresel ısınma bugün dünyanın karşı karşıya kaldığı önemli bir sorun ve insanlık için çok büyük bir tehdit unsurudur. Küresel ısınmanın en büyük sebebinin insan davranışları ve üretimleri olduğu artık kabul görmektedir. Bu davranış ve üretimlerin en kapsamlı ve etkili olduğu alanlar ise insanoğlunun kurduğu kentlerdir. İnsanlığın ilerlemesi uğruna başlayan gelişimin uzantısı olan Kentleşme, birbirini tetikleyen nüfus artışı, istihdam gereksinimi, bir merkezde toplanma, ulaşım kolaylığı barınma ve yer ihtiyacı gibi birçok faktörle birlikte Endüstri Devrimi'nden bu yana günümüzde tarih boyunca görülmemiş bir hıza ulaşmıştır.Hızlı kentleşme ile yaşanılan sosyo-ekonomik süreçlerin sonrasında bugün dünyanın oluşan tüketim yükünü kaldıramayacak bir sınıra geldiği ve oluşan çevresel sorunlara da yoğun yapılaşmanın neden olduğu artık tüm çevreler tarafından kabul gören bir gerçektir. Yapılar, yapı malzemesinin hammaddesinin kaynaktan elde edilişinden başlayıp yapı ömrünün sona ermesine kadar geçen tüm süre boyunca, çevresel sorunların oluşumuna katkıda bulunmaktadırlar. Bunun başlıca nedeni de bütün bu süreç boyunca doğal kaynak ve enerjinin kullanılması sonucu, zararlı emisyonların ve diğer atıkların üretilmesi ve çevreye bırakılmasıdır.Dünyada çeşitli farklı disiplinlerde son otuz yıldır küresel ısınmanın işaret ettiği tehlikelere yönelik olarak maruz kalınan zararların irdelenmesi ile çözüm arayışlarının kaçınılmaz olduğu gözlemlenmiştir. Bu durum sonucunda yeni bir çevreci yaklaşım dünya genelinde yaygınlaşmıştır. Bu çevreci yaklaşım ile yapılan araştırmalar, atılan adımlar ve gerçekleştirilen çeşitli girişimler çerçevesinde ?Sürdürülebilirlik? diye ifade edilen yeni bir kavram literatüre eklenmiştir. Özellikle 1990'lı yıllardan itibaren inşaat sektörü, çevrenin gördüğü zararlar açısından bu bağlamda mercek altına alınmaya başlanmıştır. Son yirmi yılda, gerek neden olduğu küresel ısınma, gerekse oluşturduğu atıklar ile yarattığı çevre kirliliği ve tüketmekte olduğu doğal kaynaklar açısından, yaşanan sorunların en baş sorumlularından biri olması inşaat sektörünü çözüm arayışlarına itmiştir. Neden olduğu sorunlara karşı oluşan çevreci yaklaşımlar çerçevesinde bu sektör çevreye duyarlı, sorumlu ve insan sağlığına faydalı olan bir yapı üretimi için yöntemler geliştirme çabası içine girmiştir. Bu çözüm arayışları çerçevesinde de ?Sürdürülebilirlik? kavramı yapı üretim sürecine eklemlenmiştir.Zaman içerisinde yapı üretimi sürecinde, farklı yöntemlerle tariflenen ?Sürdürülebilir bina? uygulamaları pazarda belli bir reklam değeri kazanırken bu binaların neyle ölçülebildiği belirsizlik arz etmiştir. Küresel etkilere karşı yapı üretiminde temel ölçütlerin ve standart bir ?Sürdürülebilir Bina? tanımının olmayışı üretilen sürdürülebilir binaların hangi ölçütlere göre değerlendirmeye alınabileceğini belirsiz kılmıştır.Kıyaslamaların oluşturulamaması ve dolayısı ile bir değerlendirme yapılamaması yapılan uygulamalarda kontrolsüz tüketimlerin azaltılması ve çevreye geriye dönüşü olmayan zararların engellenmesi yönündeki temel hedeflerden uzak kalınmasına neden olmuştur.İnşaat sektörünün neden olduğu zararların azaltılmasına yönelik olarak gerçek sürdürülebilir bina üretimi için belli ölçme ve değerlendirme ölçütlerinin oluşturulması gerekmiştir. Bu durum sektörün kendi içinde yeni bir değerlendirme yöntemi geliştirmesine neden olmuştur. Gelişmiş ülkelerde sürdürülebilir bir binayı ömrü boyunca değerlendirmeye alacak, yapı üretimi sürecine dahil olan binaların sürdürülebilir ölçütlerini bir bütünlük içerisinde değerlendirebilecek ve binalar arası kıyasları oluşturabilecek ?Yeşil Bina Sertifika? programları geliştirilmiştir.Bu programların, inşaat sektöründeki sürdürülebilir unsurlar açısından yetersiz kalan standartlara yönelik olarak geliştirdikleri yöntem değerlendirmesi ile bir takım temel ölçütleri, belli uluslararası standartlarla ilişkilendirerek bir değerlendirme şablonu oluşturmaya çalıştıkları gözlemlenmektedir. Yeşil Sertifika Programlarının sürdürülebilir yöntem yaklaşımı, enerji tüketimi için yenilenebilir bir enerji kaynağı kullanımını teşvik ettiği gibi her türlü tüketim malzemesinin dönüştürülebilir olması gibi çok çeşitli unsurları belli standartlar çerçevesinde değerlendirmektedir. Geliştirilen sertifika programları temel aldıkları standartlar çerçevesinde sürdürülebilir bir binayı tanımlayabilecek kriterleri bir bütün halinde değerlendirerek, uygulanan binanın tüm ömrü boyunca daha ekolojik ve daha ekonomik olmasını hedeflemektedir.Bugün halen geliştirilmekte olan bu sertifika programları tüm dünyadaki yapı üretimi uygulamalarında yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Bu programlar tasarım, inşaat ve proje yönetimi konusunda çeşitli ülkelerde nerdeyse mevzuatda dönüşümlere neden olmaktadırlar. Yeşil Bina Sertifika programlarının dünya çapında, inşaat sektörünün küresel etkilerinin azaltılmasına yönelik dönüşümünde önemli bir rol üstlendikleri gözlemlenmektedir.Bu sertifika sistemleri 2009 yılı itibari ile Türkiye'de de uygulanmaya başlanmıştır.Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de toplam enerjinin çok önemli bir oranı binalarda kullanıcı konforunu sağlamak üzere ısıtma, klima, havalandırma ve aydınlatma amaçlı kullanılmaktadır. Türkiye'de tüketilen toplam enerjinin yaklaşık % 70'i ithal edilmekte ve bu oran gittikçe artmaktadır. Türkiye'nin enerji ithalatının 2010'da % 73'e, 2020'de ise % 78'e yükselmesi beklenmektedir. Dışa bağımlı olarak tüketilen enerji harcamasının Türkiye içinde sektörlere göre dağılımı yaklaşık olarak Şekil 1'de gösterilmiştir (2).Enerjinin verimli kullanılması yönünde geliştirilecek yöntemler Türkiye gibi enerji harcamalarında dış kaynaklara bağımlı olan ülkeler açısından çok daha da büyük bir önem arz etmektedir.Yeşil Sertifika Programları Sürdürülebilir binalar için geliştirdikleri değerlendirme yöntemi içerisinde enerji verimliliğini artırmak üzere binanın enerji harcamalarının otomatik olarak binanın kendisiyle ve ek sistemlerle kontrol edebildiği sistemlere yönelik ölçütleri de barındırmaktadırlar. Hedeflenen ise kullanıcı konforundan ödün vermeden binanın enerji harcamalarının en az düzeyde olmasını sağlamak olmaktadır. Dolayısı ile sertifika sistemlerinin ekonomik anlamda da katkı sağlayabilmeleri amaçlanmıştır.Bu programların gerek küresel olumsuz etkilerin azaltılması gerekse enerji verimliliğinin arttırılarak ekonomik kalkınmaya zemin sunulması açısından Türkiye gibi dış kaynak tüketimi yüksek olan ülkeler açısından değerlendirilmesi daha da büyük bir önem arz etmektedir.İnşaat sektörü Türkiye için çok büyük bir istihdam gücü barındırmakta ve ülkede önemli bir ekonomik pazar arz etmektedir. Gerek istihdam gerekse pazar etkileri açısından ülke kalkınmasına yarattığı olumlu etki kaçınılmazdır. Ancak küresel ısınmada yarattığı olumsuz etkiler yönünden ileriye yönelik önemli tehdit unsurları barındırmaktadır. Bu olumsuz durum Türkiye gibi enerjide dış kaynaklara bağımlı yaşayan ülkeler açısından ekonominin uzun vadeli değerlendirilmesinde ayrıca bir tehdit unsuru arz etmektedir.Dolayısı ile Türkiye'deki yapı üretimi sürecinin sürdürülebilir bir dönüşüme geçebilmesi önemlidir. Bu bağlamda da bu sertifika sistemlerinin bir anahtar görevi görebileceği düşünülebilir. Henüz ilk uygulama sürecinde olmaları dolayısı ile doğru yapılacak bir sonuç değerlendirme ile ilerleyen yıllarda yapı üretiminde uygulanacak sürdürülebilir yöntemler açısından yol gösterici olabileceklerdir.Bu düşünce bağlamında yürütülen bu çalışmanın amacı halen dünya çapında gelişme aşamasında olan bu sertifika programlarının Türkiye'deki yapı üretimi sürecine nasıl dâhil olduklarını değerlendirmek ve yeşil sertifikaların henüz gelişmekte oldukları bu dönemde, yapı üretiminde oluşan beklentileri ve üretim sürecinde karşılaşılan sorunları belirleyerek yeşil sertifikaların Türkiye'deki yol haritasını ortaya koyabilmektir.
Tek tabakalı uzay kafes sistemlerin tasarımı
Tek tabakalı uzay kafes sistemlerin ilk formları insanların barınma ihtiyacına yönelik 2000 yıl önce ortaya çıkmasına karşılık, asıl gelişimi 19.yy'ın ikinci yarısından sonra demirden çeliğe geçilerek ekonomik üretim koşullarının sağlanması ve masif ahşap yerine tutkallı tabakalı ahşabın ortaya çıkması ile olmuştur. Günümüzde, geliştirilmiş birleşim ve formları ile özellikle spor tesisi, konferans salonu, kültür merkezi gibi geniş açıklıklı alanlarda veya estetik çatı sistemleri olarak düzenlenmektedir. Daha az geniş açıklıklar için ekonomik ve hafif çözüm sunan çift tabakalı uzay kafes sistemler, hesap ve yapım kolaylığı nedeni ile daha sık tercih edilmektedir. Ancak geniş açıklıklarda, ekonomikliğini kaybetmesi ve çok estetik olmayan görünümü nedeniyle tek tabakalı uzay kafes sistemler önemli bir alternatif haline gelmiştir. Çelik, ahşap ve alüminyum malzeme kullanılarak; silindirik kabuk (tonoz), kubbe, hiperbolik paraboloid ve serbest formlu sistemlere uygun yeni birleşim tipleri geliştirilmiştir.Bu çalışmada, tek tabakalı uzay kafes sistemler; tarihçesi, uygulanan formlar, birleşimler ve mesnet detayları ile dünyadan örnekler verilerek incelenmiş; ayrıca bir projenin SAP2000 ile hesabı yapılarak, form ve yükseklik/açıklık açısından kesit tesirleri, yerdeğiştirmeler ve yapı ağırlıkları karşılaştırılmış, üç boyutlu modellemesi yapılmıştır.Çalışmanın Birinci bölümünde; tezin kısa özeti ve amacı verilmiştir.İkinci Bölümde; tek ve çift tabakalı uzay kafes sistemlerin genel, farklı ve ortak özelliklerinden bahsedilmiştir.Üçüncü Bölümde; tek tabakalı uzay kafes sistemlerin tarihsel gelişimi ele alınmış; silindirik kabuk, kubbe ve hiperbolik paraboloid sistemlerin tipleri, özellikleri ve tasarımda dikkat edilecek temel özellikler vurgulanmıştır.Dördüncü Bölümde; demirden çeliğe gelişim, çeliğin tek tabakalı uzay kafes sistemlerde uygulanması tarihsel açıdan incelenmiş, üç boyutlu modelleme ile günümüzün çelik birleşim sistemleri ve mesnet çözümleri ile seçilen iki birleşim sistemi üzerindeki araştırmaların sonuçları aktarılmıştır. Tonoz ve kubbe tipi yapıların form ve stabilite özellikleri de bu bölümde incelenmiştir. Ayrıca seçilen iki ayrı form ve yükseklik/açıklık oranı için proje üretilmiş, SAP2000 programı ile; kesit tesirleri, yerdeğiştirmeler ve ağırlıklar hesaplanmış, ayrıca üç boyutlu modellemesi yapılmıştır.Beşinci Bölümde; ahşap malzemenin gelişimi, uygulanan birleşimler ve tek tabakalı uzay kafes sistemlerde kullanımı incelenmiştir. Ayrıca ahşap ile oluşturulmuş en bilinen yapı örnekleri hakkında bilgi verilmiştir.Altıncı Bölümde; alüminyum malzemenin gelişimi, çelik ile karşılaştırması ve tek tabakalı uzay kafes sistemlerde kullanımı; örnekleri ve birleşim detayları ile birlikte aktarılmıştır.Yedinci Bölümde; geniş açıklı sistemlerde kullanılan örtü malzemeleri ve özellikleri detaylı olarak ele alınmıştır.Ekler Bölümünde, çift tabakalı uzay kafes sistemler ve birleşim sistemleri tanımlanmıştır.
Mimarlıkta bütünleştirici esnek yapı modelinin araştırılması
Bütünleştirici esnek yapı modelinin araştırılması amacıyla yapılan tez çalışması, yedi bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde (Giriş) tezin problemi tanımlanarak tezin amacı ve hipotezi ortaya konulmaktadır.İkinci bölümde; değişim kavramı ve değişimin en ön önemli dinamikleri olarak ele alınan teknolojik, çevresel ve toplumsal değişimlerin mimari tasarım ve üretim stratejilerine etkileri araştırılmıştır. Yapılarda esneklik gereksiniminin oluşmasına yol açan, gerek çevresel ve teknolojik gerekse sosyo-kültürel değişimlerin sonucu mekanlarda da ortaya çıkan değişimler ve yapılarda adapte edilebilirliği, dönüştürülebilirliği, hareket edebilirliği, etkileşimliliği sağlayan ve yapıların yaşam ömrünü uzatan esnek yapı modeline geçişi zorunlu kılan esneklik gereksinimi bu bölümde ele alınmaktadır.Üçüncü bölümde, esneklik kavramının bütününe yönelik bir araştırma yapılmıştır. Tasarımda ve mimarlıkta esneklik, esnek yapıların tarihsel süreci içinde ve mimarlıkta yaşam döngülerilerin belirlediği esneklik türleri ile ele alınmaktadır.Dördüncü bölümde, esnek yapı modeli kavramları olarak ele alınan sürdürülebilirlik, bütünleştirilmişlik ve akıllılık kavramları araştırılmıştır. Ekolojik mimarlık, biyolojik mimarlık ve yaşam döngüsü tasarımı olarak sınıflandırılan sürdürülebilir mimarlık ilkeleri, disiplinlerarası çalışmanın özünü oluşturduğu bütünleştirilmiş tasarım ve yapıyı oluşturan sistemlerin entegrasyonunu sağlayan akıllı tasarım yaklaşımları örnekler üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca, yapının sistemler bütünü olduğu, tasarımının da onu oluşturan alt sistemlerin tasarımına dönüşerek disiplinlerarası çalışmanın gerekliliği sonucu beliren mimarın yeni rolü, bu bölümde tanımlanmaktadır.Beşinci bölümde, esnek yapının alt modelleri olarak ele alınan adapte edilebilir, hareket edebilir, etkileşimli ve dönüştürülebilir yapı modelleri, modellerin alt bileşenleri ve hedefleri araştırılmış ve seçilen örneklerle incelenmiştir.Altıncı bölümde, beşinci bölümde incelenmiş olan esnek yapı alt modelleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Değerlendirmelerin sonucuna göre bu alt modellerin birbirlerini tamamladığı görülmüş ve yeni bir bütünleştirici yapı modeli önerisinde bulunulmuştur. Bu modelin yapı sektöründeki kişilerce uygulanabilirliğini sağlamak için değerlendirme kriterleri belirlenmiştir. Geliştirilen modelin uygulamada işlerliğini değerlendirmek amacıyla, incelenen projeler bu değerlendirme kriterlerine göre karşılaştırılmış ve her birinin esneklik düzeyleri belirlenmiştir.Yedinci bölümde (Sonuç), 5. ve 6. bölümlerde yapılan analiz ve irdelemelerin sonuçları göz önünde tutularak, sürdürülebilir gelişme için gerekli olan esnek yapı modelinin tasarım parametreleri için önerilerde bulunulmuştur. Günümüz yapı modellerinin eksik ve yetersiz kalan yönleri açıklanarak, ileriye dönük yapılması gerekenler belirtilmiş, önerilerde bulunulmuştur.Bu çalışmada esnek yapı modeli; alt modelleri, hedefleri ve tasarım stratejileri ile ortaya konulmuş, seçilen örneklerle uygulanabilirliği ölçülmüştür. Amaç; esnek yapı tasarım ve üretim kararlarına yönelik hedef, kriter ve stratejileri önermek; mimarları ve sektörde yer alan diğer kişileri esnek yapı modeline geçişe yönlendirmek amacıyla bilgilendirmektir.Anahtar Kelimeler: esnek yapı tasarımı, sürdürülebilirlik, bütünleştirme, akıllı yapı, dönüştürülebilirlik.
Konaklama yapıları için oluşturulan sürdürülebilir sertifikasyon sistemlerinin mimari açıdan değerlendirilmesi
Bu tez kapsamında üzerinde durulan temel problem; günümüzde çevre kirliliğinin hızlaartması, konaklama yapılarının buna etkisi ve bu yönde oluşturulan sürdürülebilirlik sertifikasyon sistemlerinin mimari açıdan eksikliklerinin olmasıdır.Birinci bölümde ele alınan tez konusunda yapılan diğer çalışmalar ele alınarak literatürtaraması özetlenmeye çalışılmış, tezin amacı ve hipotezi anlatılmaya çalışılmıştır.Tezin ikinci bölümünde, kalite kavramı, kalitenin boyutları, uygulanabilirliği, toplam kalite yönetimi ve turizmde toplam kalite yönetimi ele alınmış, daha sonra mimarikalite ile toplam kalite yönetimi ilişkilendirilmiştir. Bu ilişkiler konaklama yapılarında kalite ve standartlar alt bölümü ile sonuçlandırılmıştır.Üçüncü bölümde Sürdürülebilir Mimarlık ve Turizm başlığı altında, sürdürülebilir mimarlık ilkeleri, sürdürülebilir mimarlığın değerlendirilmesi ve ilgili sertifikasyonyöntemleri ele alınmış, turizm sektöründe yer alan benzeri sistemlerle ilişkilendirilerek değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, bu sistemler mimari ölçütler ile desteklenmiş vekonaklama yapıları için sürdürülebilir bir sistem önerilmiştir.
Aydınlatmanın, tasarım, uygulama ve kullanım evreleri üzerine bir araştırma
.
Mecidiyeköy-Zincirlikuyu aksında turizm, hizmet, ticaret ve konut alanlarının tarihsel gelişim sürecinin irdelenmesi
20. Yüzyılda bilgi iletişim teknolojilerinde yaşanan hızlı ilerlemelerin sonucu sanayi toplumu hızla bilgi toplumuna dönüşmektedir. Bu gelişmeler kentlerin yeniden yapılanması sürecini de beraberinde getirmmektedir. Küreselleşme ve artan rekabet baskısı ile kentlerin, yarının bilgi çağı kentlerine dönüşürken içerdikleri bazıfonksiyonlar ortadan kalkmakta, bazıları değişmektedir. Ayrıca bu baskı bazı yeni fonksiyonlar oluşturarak kentlerin sahip oldukları eski fonksiyonları yeniden tanımlama ihtiyacını doğurmaktadır. Dünyada bazı kentler sağlık, bazı kentler finans, bazı kentler ise turizmde ön plana çıkarken, kentlerin birbirleriyle rekabete sahip oldukları turizm, hizmet, ticaret ve konut altyapısı önemli unsurlarından biri haline gelmektedir.Tüm bu gelişmeler sonucunda kent merkezleri, karışık yapıdaki hizmet sektörünün mekân seçtiği alanlara dönüşmeye başlamıştır. Boğaziçi Köprüsü?nün yapılması ile kent merkezinin sınırları, Beyoğlu ve Nişantaşı`ndan Büyükdere Caddesi boyunca genişlemeye başlamış ve Mecidiyeköy-Zincirlikuyu bölgesine ulaşmıştır. Bölgenin erişebilirliliğinin odak noktası ve teknolojik altyapı imkânlarının yoğun olduğu odaklara dönüşürken, özellikle yüze yüz görüşme ihtiyacı hisseden ve bu yoğun altyapıya gereksinim duyan hizmet sektörünün yer seçimine yol açmıştır. Gayrimenkul sektörünün de ilgisini çeken üretici hizmetler, bölgede özellikle prestijli ve donanımlı Atipi ofis alanlarını tercih etmiştir. Bu durum da yapılacak yeni projelerin bölgeye konumlandırılması gereğini beraberinde getirmiştir. Bu çalışma öncelikle turizm, hizmet, ticaretin ve konutun tanımı ve özelde gelişim sürecini anlamak, ardından bu sektörlerin İstanbul?un Avrupa yakasında yoğunlaştığı xiiialanlardan biri olan Mecidiyeköy-Zincirlikuyu bölgesinde nasıl bir gelişim sürecini izlediğini ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır.Birinci bölümde, turizm, hizmet, ticaret ve konut alanlarına genel bir literatür özeti yapılmış, çalışmanın amacı belirlenmiş, kapsam ve izlenecek olan yöntem ?Hipotez? başlığı altında anlatılmıştır.İkinci bölümde, turizm, hizmet, ticaret ve konutun tanımı yapılmış, sınıflandırılmasına ilişkin farklı görüşlere yer verilmiştir. Turizm, Hizmet, Ticaret ve Konut sektörlerinin tarihsel gelişim süreci; bunlara ilişkin teoriler incelenmiştir.Üçüncü bölümde, 1980 sonrasındaki ekonomik ve politik gelişmelerin turizm, hizmet, ticaret ve konuta yansıması başlığı altında; yasal düzenlemelerin etkisi anlatılmış, bu alanların İstanbul'da gelişimi anlatılmıştır.Dördüncü bölümde çalışma alanının konumu incelenmiş ve bir kimlik paftası hazırlanmıştır. Mecidiyeköy-Zincirlikuyu?nun tarihçesi ve fiziksel özelliği analiz edilmiştir. Alan Analizi? başlığı altında da, binalarının kullanım paftası hazırlanmış, turizm, hizmet, ticaret ve konut binalarından rastgele örnekler seçilerek incelenmiştir. Bu inceleme sonunda bölge mimarisinin son yıllarda yaşadığı gelişim ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.Beşinci bölümde ise tez çalışmasının genel bir değerlendirilmesi yapılarak, çalışma sonunda varılan sonuçlara yer verilmiştir.Anahtar Kelimeler: mimarlık, turizm alanları,hizmet alanları,ticaret alanları,konutalanları, kentsel gelişim, istanbul.
Sürdürülebilir bina değerlendirme yöntemlerinde malzeme kategorisinin irdelenmesi
Çalışmanın amacı, bina ve yapı ürünü değerlendirme yöntemlerinin yapı ürünü konusunu ele alışlarını incelemek ve bu konuda eksik görülen yerleri irdeleyip yeni öneriler sunmaktır.Çalışma sekiz bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde tezin amacı ve literatür özeti verilmiştir. İkinci bölümde çevre kavramı, sürdürülebilirliğin yıllar içindeki gelişimi ve yapı ürünü konuları irdelenerek ardından çevre etiketleri ve çevresel ürün beyan uygulamalarına değinilmiştir.Üçüncü bölümde bina ve yapı ürünü değerlendirme yöntemlerinin ortaya çıkış nedenleri anlatılmıştır. Dünya çapında yaygın olarak kullanılan yöntemlerin sınıflandırılmalarından bahsedilip ardından yöntemlerin geliştirildiği ülkeler ve kuruluşlar hakkında bilgi verilmiştir.Dördüncü ve beşinci bölümlerde ise sırasıyla bina bütünü değerlendirmesi yapan `BREEAM' yöntemi ile yaşam döngüsü değerlendirmesi yapan 'ATHENA?' yönteminin yapı ürünü konusunu ele alışları kapsamlı olarak incelenmiştir.Altıncı bölümde, her iki yöntemin yapı ürününü ele alışlarındaki eksiklikler irdelenmiştir. Bina bütünü değerlendirmesi yapan BREEAM ve yaşam döngüsü değerlendirmesi yapan Athena yönteminin sadece çevresel etkiler üzerinde durduğu görülmüştür. Yöntemlerin insan sağlığı, sosyal yaşam, ekonomi ve kültürel konular üzerindeki eksiklikleri irdelenmiştir. Bu kapsamda mimarların yapı ürünü seçimi yaparken önemsedikleri ölçütleri birbirleri arasında kıyaslamak ve değerlendirmek için yedinci bölümde bir anket çalışması yapılmıştır.Anketin sonuçlarına göre, mimarların yapı ürünü seçimlerinde öncelikle toplumsal, çevresel ve ekonomik konuları birlikte ele alan ölçütleri önemsedikleri görülmüştür. Bununla birlikte, sadece toplumsal ve ekonomik konuları irdeleyen başlıklar, mimarlar tarafından çevresel değerler kadar önemsenmektedir. Çıkan sonuçlar doğrultusunda, mimarların yapı ürünü seçim ölçütlerinin çok farklı açılardan değerlendirilmesi gerektiği görülmektedir. Yapı ürünü seçerken dikkat edilen başlıkların birçoğu dolaylı ya da doğrudan diğer başlıklar ile etkileşim içindedir. Bu yüzden, bir konu üzerinde verilecek karar tek başına düşülmemelidir. `BREEAM' ve `ATHENA?' yöntemlerinin yapı ürünü seçim ölçütleri arasında değerlendirdikleri çevresel başlıkların, hem toplumsal hem de ekonomik etkileri olduğu görülmektedir. Bu yüzden hayatımızın her alanında büyük bir etkisi olan yapı ürünleri ilgili çalışmalarda, bu iki yöntemin yanında, ekonomik ve toplumsal konuları da değerlendiren bir yönteme ihtiyaç vardır.
Türkiye'de hesaplamalı tasarım kültürü: 1950-1980
Hesaplamalı tasarım, düşünsel kökenleri geriye götürülebilmekle birlikte, 1960?lardan itibaren mimarlık ve bilimsellik ilişkisini kuran söylemlerle görünür olan bir araştırma kültürü içinde beslenerek gelişmiş bir tasarım yaklaşımıdır. Temelinde tasarımın gerekçelendirilmesi olan hesaplamalı tasarım, yakın geçmişinde sayısal teknoloji ile özdeş olarak anlaşılmasından ötürü, devamı olduğu araştırma kültüründen bağımsız olarak tasarım araştırmaları içinde ayrık bir pozisyonda ele alınmıştır. Bazı güncel yaklaşımların desteklediği gibi, bu tez hesaplamalı tasarım kültürünü geçmişiyle birlikte ele alan kuramsal inşaların, konunun tasarım kuramı ile yeniden bütünleşmesinde ve mimarlıkta hesaplamalı bir bakış açısının gelecekteki potansiyellerinin anlaşılmasında kritik olduğunu öne sürmektedir. Bu tez, en genel ifadesiyle, hesaplamalı tasarımın inşa edilmekte olan kuramına Türkiye?deki mimarlık ortamından katkı sağlarken, hem Türkiye?de başını akademik alanın çektiği ilginin açığa çıkartılmasını hem de açığa çıkan bilginin diyalektik bir bakış açısı ile yorumlanmasıyla hesaplamanın anlamının genişletilmesini amaçlamaktadır. Tez kapsamında Türkiye?de hesaplamalı tasarım kültürünü oluşturan birikimde açığa çıkartılan bilgi üç eksen etrafında tartışılmaktadır. Bu eksenlerden ilki, tasarımda hesaplamalı bakış açısının sayısal teknolojiden bağımsız olarak ortaya çıkmış çalışmalarda güncel tartışmalar ile ilişki içinde tartışılmasının hesaplamaya özgü bir kuramın inşasını mümkün kılacağı düşüncesine dayanmaktadır. Bu yaklaşım doğrultusunda, İlhan Koman?ın geliştirilebilir biçim serileri çalışmaları ve Sedad Hakkı Eldem?in Türk Evi Plan tipleri üzerine geliştirdiği matrisi, hesaplamalı bir bakış açısıyla ele alınmış birer tasarım yaklaşımı olarak incelenmiş ve güncel tartışmalarla ilişki içinde yorumlanmıştır. Hesaplamalı tasarım kültürünü oluşturan birikimin temellendiği, mimarlık akademyasında 60?lardan itibaren yer bulmaya başlayan eğilimlerin açığa çıkartıldığı ikinci eksen, Türkiye?deki mimarlık okullarında belirgin olarak iki farklı karakterde akademik ilginin yerleştiğini tespit etmektedir. İlki, ağırlıklı olarak İTÜ Mimarlık Fakültesi?nde tasarım metotlarına ağırlık veren ve Altan Öke ile Fikret Keskinel?in çalışmaları ile yerleşmeye başlayan bir akademik ilgi iken, diğeri 70?lerin ikinci yarısında ODTÜ Mimarlık Fakültesi?nde mimarlığın bilimselleşmesi söylemiyle akademisyenlerin kolektif çalışmaları ile kurumsallaşma yönünde çeşitli ürünler veren bir hareket olarak belirmektedir. Son olarak, tezin ele aldığı üçüncü eksen, özellikle 60?lar ve 70?ler boyunca akademik ortamda üretilen söylemin hesaplama için halen kritik bir eleştiri ekseni olarak devam eden sezgi, bilimsellik ve yaratıcılık anlayışlarının tartışılmasını ve bu düşüncelerin güncel hesaplama kavrayışı ile ilişki içinde yeniden yorumlanmasını içermektedir.
Uluslararası yapım firmalarında rekabete dayalı stratejik performans (RDSP) benchmarking modeli
Globalleşme süreci yapım firmaları için rekabeti ulusal ölçekten uluslararası ölçeğe taşımıştır; bu yeni rekabetçi ortamda var olmak rekabete dayalı stratejik performansta üstün olmayı gerekli kılmaktadır. Stratejik performans, belli kriterlere göre stratejilerin ölçülerek firmanın amaçlarına ne kadar ulaştığının belirlenmesidir. Ancak yapım firmalarının stratejik performanslarına ilişkin temel problem, pratikte rekabete dayalı stratejilerin firma merkezli ve örtük bir biçimde, önceki deneyimlere ve sınırlı verilerin analizine dayalı olarak melez yaklaşımlarla geliştiriliyor olmasıdır. Bu noktada, çalışmanın temel amacı, uluslararası büyük ölçekli yapım firmaları için çok yönlü ve bütünsel bir rekabete dayalı stratejik performans (RDSP) benchmarking modeli geliştirmektir. Sektördeki en iyilerin rekabete dayalı stratejilerinin araştırılarak, en iyi uygulama aralığını tanımlayan bir performans düzeyi belirlemek ve buna bağlı bir benchmarking sisteminin kurulması da tezin kapsamı içindedir. Bu çalışma, uluslararası yapım firmaları için lojistik regresyon denklemlerine dayanan bir stratejik performans modelinin geliştirilmesi sürecidir. Araştırma veri toplama tekniği olarak iki anket çalışmasını içeren, ilişkileri belirlemeye yönelik betimleyici bir karaktere sahiptir. Birinci anket çalışmasının amacı, stratejik performans ölçüm sisteminin anahtar parametrelerinin uzman görüşü doğrultusunda Göreceli Önem Endeksi (Relative İmportance Index_RII) ve temel bileşenler analiziyle belirlenmesidir; ikinci anket çalışması ise birinci alan çalışması sonucunda belirlenen ölçüm sistemine göre uluslararası büyük ölçekli yapım firmalarının kendilerini stratejik performansları bağlamında değerlendirdiği bir araştırmadır ve veriler ikili lojistik regresyon analiziyle analiz edilerek ve RDSP benchmarking modeli kurulmuştur. Çalışmanın temel bulgusu, üç temel rekabet üstünlüğü göstergesi olarak belirlenen karlılık, büyüme ve pazar payı bağımlı değişkenlerine göre rekabete dayalı stratejik performansı ölçmeyi ve kıyaslamayı amaçlayan, bir lojit benchmarking modelidir. Modelin bağımsız değişkenleri ise, üç temel stratejik düzeyde -rekabet stratejileri, işlevsel stratejiler ve operasyonel stratejiler- toplam 21 değişkenden oluşmaktadır. Uzman görüşü doğrultusunda belirlenen RDSP benchmarking modeli, ölçüleri uluslararası yapımda en çok öne çıkan stratejileri kapsamaktadır. Her üç bağımsız değişkene göre modeldeki bağımsız değişkenlerin de farklı hassasiyetleri oluşmuştur. Buna göre, karlılık ve büyüme bağımlı değişkenleri ile kurulan lojit modeller (Karlılık RDSP ve Satışlarda Büyüme RDSP), işlevsel düzeydeki stratejilerdeki güçlülükten; buna karşın pazar payı bağımsız değişkeni ile kurulan model (Pazar payı RDSP), ise rekabet stratejilerindeki başarıdan daha çok etkilenmektedir. Model, her bir firmanın rakiplerine göre konumunun belirlenmesine olanak vermektedir; ayrıca iyileştirme stratejilerinin seçiminde de fayda sağlamaktadır. Çalışma uluslararası yapım firmalarında rekabete dayalı stratejik performansı çok yönlü ve farklı düzeylerde ele almakla birlikte; bütüncül bir yaklaşım getirerek literatürdeki bir boşluğu doldurmaktadır. Buna ek olarak RDSP benchmarking modeli, yapım firmalarındaki strateji formülasyonu ve seçimi aşamalarında yöneticilerin kullanabileceği ve firmanın rakiplerine göre pozisyonunu belirleyebileceği bir araç olarak yapım firmaların yönetsel faaliyetlerine de katkı sağlayacaktır. Geliştirilen model, yalnızca bir benchmarking yaklaşımı olarak değil aynı zamanda firmaların bir öz değerlendirme aracı olarak da düşünülmelidir. Anahtar Kelimeler: Stratejik performans, kıyaslama, yapım firmaları, rekabet üstünlüğü, lojistik regresyon analizi
Geç osmanlı döneminde ölçü ve nizam
Bu çalışma ile öngörülen, ondokuzuncu yüzyıl boyunca toplumsal ve kültürel yapılanmaları keserek yapı pratiklerini çevreleyen tematik değişim vektörleri olarak tanımlanabilecek ölçü ve düzen çizgilerinde irdelemektir. Amacı, Osmanlı?da 16. ile 19. yüzyıllar arasında etkin olan klasik düşünce yapısı ve 19. ve 20. yüzyıllarda oluşum gösteren modern olarak adlandırılan değişimleri Osmanlı?ya özgü toplumsal ve kültürel süreçler bağlamında mimarlık ve kent ile ilişkili inceleyerek tartışmaya açmaktır. Çalışma, tezin konusunu belirleyen problem tanımı ile ilgili literatürü ortaya koyan ve konunun Osmanlı?da modern bağlamlarına yönelik bir tür yüzey araştırması olarak nitelendirilebilecek giriş bölümünün ardından, her biri farklı bir tartışma ekseni kuran iki bölüm ile ortaya çıkarılan sorunsalları yeniden yapılandıran bir sonuç bölümünden oluşacaktır. Birinci Bölüm ile öngörülen, çalışmanın ilişkili olduğu literatürün tanımlandığı ve konusu ile amaç ve kapsamının ortaya konulduğu genel çerçeveyle teze dair bir giriş bölümü ortaya koymaktır. ?Ölçüyü Tutturmak? başlıklı ikinci bölüm, iki ayrı altbaşlıkla ölçü eksenini kurmayı amaçlar. İlk altbaşlıkta amaç, Osmanlı ölçme epistemolojisine dair özet bir çerçeve çizilmesi ve geleneksel ya da modern öncesi ölçme bilgisini çevreleyen zihinsel yapılanmayı işaretlemektir. Bunun için presizyon gerektirmeyen bir ortamda klasik ölçü birimi ve aleti olarak arşının yapı pratiklerindeki geçişken ve değişken karakteri ortaya konmaya çalışılacaktır. İkinci altbaşlıkta onsekizinci yüzyıl sonlarına doğru metrik sistemin icadıyla birlikte Osmanlı?nın metre ile olan ilişkilenme örüntüleri ortaya konulacaktır. 1840 yılında Osmanlı?nın metre ile ilk tanışmasının ardından 1869 yılındaki metrik sistemin kabulünü ilan eden kanunla başlayan ve Cumhuriyet dönemine uzanacak gelgitli dönemin haritası işaretlenecektir. ?Düzeni Tutturmak? başlığı altında üçüncü bölüm ile amaçlanan ondokuzuncu yüzyıl boyunca kenti biçimlendirme doğrultusunda ortaya çıktığı varsayılan modern iradenin çerçevesini kuran düşünce güzergahları kısa aralıklarda çıkarılan nizamnamelere odaklanarak görünür kılınmaya çalışılacaktır. Araştırmanın ortaya koyduğu kurgu itibariyle, her bölüm kendi içinde ortaya konulan durumlar eşliğinde değerlendirilerek ilişkilendirildiğinden bir tekil sonuç çıkarmayı hedeflememektedir. Bu anlamda çalışmanın dördüncü ve son bölümünü oluşturan ?Sonuç? bölümü, tezin bütününde kullandığı tartışma eksenlerinin öne çıkardıklarını bir arada değerlendirecektir.
Yapı üretiminde tasarım odaklı gayrimenkul (taşınmaz) yatırım değerleme model önerisi
İndirgenmiş Nakit Akış (İNA) gibi geleneksel modeller, ticari gayrimenkul yatırım kararlarının temelini oluşturmaktadır. Bu tür modellerde, gayrimenkul yatırım projesi bütünüyle tasarım ve yönetimsel esneklikten yoksun olarak belirli sınırlılıklar içinde deterministik bir model olarak tanımlanmaktadır. İNA gibi geleneksel statik modeller, gayrimenkul yatırım süreci dinamikleri ile uyuşmamaktadır. Sonuç olarak bu modellerin gerçek dünya şartlarına uyarlanması gerçekten sınırlıdır ve bir çok yatırımcı bu tür statik değerleme yöntemlerinden kaynaklı memnuniyetsizliklerini belirtmektedir. Bu tez, gayrimenkul yatırımlarında bulunan belirsizliğin ve esnekliğin değeri üzerine yoğunlaşan tasarım odaklı bir yatırım değerleme modeli önermektedir. Geleneksel modellerin sistematik olarak projelerinin değerlerini düşük göstermesi ve bu modellerin eksikliklerinin araştırılmasından sonra geleneksel modellerin eksikliklerine dikkat çekmek için iki yaklaşım sunulmuştur. Görece dinamik bu modellerin yardımı ile gayrimenkul yatırım kararları, vazgeçme, terk etme, genişleme, fonksiyon değişikliği ve aşamalı yapım kapasitesi gibi projenin tasarımsal kısıtlılıklarını göz önünde tutmalıdır. Bu tez, gelecekteki kararlar için tasarım olanaklarının opsiyon ve esneklik açısından değerlendirilebileceğini, değerlemenin tasarımı nasıl etkilediğini ve projenin tüm yaşam döngüsü içindeki etkisini göstermektedir. Önerilen model, geleneksel modeller ve son yıllarda sıklıkla karşılaşılan reel opsiyonlar, karar ağaçları ve simülasyon (benzetim) modelleri üzerine temellendirilmiştir. Tasarım odaklı değerleme modeli, tasarım süreci içinde en uygun şekilde tüm bu modelleri tasarım sürecine dâhil etmektedir. Bu model, tasarım odaklı düşüncenin esneklik ve belirsizlik açısından yatırımlar üzerindeki etkilerini, gelecekteki olanakların tasarımsal olarak nasıl değiştirildiğini ve tasarım ve yatırım kararlarının ne düzeyde ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu tez, tasarım odaklı düşünce sürecinin yatırım değerlemesi açısından faydalarını Urfa'da gerçek bir otel ve kongre merkezi geliştirme projesi örneğinde kullanmıştır. Bütün değerleme yaklaşımları gayrimenkul yatırım projesi örneğinde uygulanmış ve tasarım odaklı değerleme modeli sadeleştirilip ve var olan değerleme modellerine uyarlanmıştır. Gayrimenkul yatırım karar alma sürecinde, önerilen entegre model ile tasarımın değeri artmaktadır.
Çevresel etmen-kullanıcı gereksinmeleri bağlamında (Kemaliye) Apçağa köyü konutlarının değerlendirilmesi
Anadolu, birbirinden farklılaşan kültürleri, yaşantıları bununla biçimlenen yerleşim birimlerini bünyesinde barındırmaktadır. Bölge coğrafyasının her noktasında kendine özgü topografyası, yerel yapı ürünleri, üretim ilişkileri ve yaşama bağlı konut kültürü biçimlenmeyi oluşturmaktadır. Geleneksel konut mimarisi, anonim tasarım sürecinden geçen halkın kendisi için oluşturduğu yaşam çevresi olarak tanımlanabilmektedir. Bu mimari söz konusu toplumun değer yargılarını, dünya görüşlerini, gelenek, görenek, inanç sistemlerini, aile ve akrabalık bağlarını, komşuluk ilişkilerini, ekonomik yapılarını anlamada ve anlatmada kaynak gösterilebilecek önemli veriler arasında yer almaktadır. Bu bağlamda, çevresel etmenlerin ortaya çıkardığı özgün mimariyi; bütüncül yapıda günümüze kadar büyük ölçüde korumuş örneklerden biri olan Kemaliye ve Apçağa Köyü araştırma konusu olarak ele alınmaktadır. Kemaliye ilçe merkezi ve çevre köyleri; tarıma elverişli alanların yetersizliği ve coğrafi yapısından kaynaklanarak ulaşım yollarının uzağında kalması, Yavuz Sultan Selim döneminde göçü önlemeye yönelik özellikle de Şiiliğin Fırat'ın batısına geçişini önlemek için, bölge insanına geçimlerini sürdürebilmelerine yönelik et kethüdalığı verilmiştir. Sonrasında IV. Murat döneminde odun-kömür kethüdalığı ilave edilmiştir. Ağırlıklı olarak 20. yüzyılın başları ve özellikle 1950 sonrasında, Bağıştaş İstasyonu büyük kentlere göçü hızlandırmıştır. Nüfusun azalmasıyla birlikte; evlerin boş kalması uzun dönem bakımsızlığı da beraberinde getirmiştir. Kemaliye ve çevre köylerinde olduğu gibi Apçağa'lıların köylerine, aidiyet duygusuyla bağlı oldukları kurulan derneklerin sayısıyla da anlaşılmaktadır. Sözlü görüşmeler sırasında büyük kentlerde yaşayanların her yıl özellikle yaz aylarını Kemaliye ve köylerindeki evlerinde geçirmek üzere geldikleri belirtilmektedir. Tez kapsamında alan çalışmaları sırasında da gözlemler ve tarih araştırmaları bu görüşü doğrulamaktadır. Apçağa Köyü'nde bütüncül ölçüde korunan, özgün doku karakterini yansıtan sokak, bahçe duvarı ve çok sayıda konut bulunmaktadır. Korumanın sürdürülebilmesi yanı sıra konutların, günümüz koşullarının çevresel etmen ve kullanıcı gereksinmelerini karşılayabilmesi için yapıldıkları dönemin çevresel etmen ve kullanıcı gereksinmelerinin belirlenmesi gerekmektedir ve bu gereklilik tezin amacını içermektedir. Bu araştırmanın yapılabilmesi için öncelikle, konutların üretildiği dönemde çevresel etmen-kullanıcı gereksinmesinin tasarıma yansıdığı yönler belirlenmelidir. Konutların günümüz koşullarında değişen çevresel etmen-kullanıcı gereksinmesi bir sonraki çalışma adımlarında ele alınabilecektir.
Toplu konutlarda rüzgâr açısından konforlu açık kullanım alanı oluşturulması
Açık alanlardaki insan konforu, rüzgârla birlikte diğer mikroiklim parametrelerine, iklime alışma, yaş, cinsiyet ve etkinlik düzeyi gibi karışık birçok faktöre bağlıdır. Rüzgâr konusunda yetersiz bilgiyle yapılan tasarımlar nedeniyle, rüzgârın özellikle yaya düzeyinde mekanik etkileri oldukça tehlikeli bir hale gelmiştir. Son 30 yılda bu konudaki çalışmalara ağırlık verilmiş, birçok ülkede yapılan deneysel ya da hesaplamalı çalışmalarla, farklı rüzgâr konfor kriterleri ve yönetmelikleri oluşturulmuştur. Oluşturulan rüzgâr konfor kriterleri ülkeden ülkeye, şehirden şehire ve hatta enstitüden enstitüye farklılıklar göstermekte, bu konuda herhangi bir standart bulunmamaktadır. Bu çalışmada T.C. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü arşivlerinden elde edilen iklimsel veriler derlenmiş, farklı sıcaklık ve nem koşullarında, farklı aktivite düzeyleri için rüzgârın ısıl ve mekanik etkileri bir arada ele alınarak, optimum koşulların sağlandığı konfor bölgeleri oluşturulmuştur. Elde edilen rüzgâr konforu eşik değerleri, Türkiye'de yaygın olarak inşa edilen toplu konut senaryolarının, farklı iklim bölgelerine göre rüzgâr konforu etkinliklerinin tespitinde kullanılmıştır. Rüzgâr simülasyonlarında URBAWİND yazılımından yararlanılmıştır. TÜBİTAK 1001 projesi kapsamında yürütülen bu çalışmadan elde edilen sonuçlar, konforlu alanların oluşturulması amacıyla yeni yerleşmelerin tasarımında ön karar üretme aşamasında kullanılabilirler.
Sıcak iklimlerde geleneksel mimari çözüm; bina içi iklimlendirme elemanı - rüzgâr bacaları
Sürdürülebilir yaşamı sağlamak amacıyla, bir bina tasarım aşamasındayken bulunduğu bölgenin iklim koşullarına göre değerlendirilip doğru çözümler ile tasarlanmalıdır. Önerilen çözümler, bölgenin fiziki yapısı, malzemesi ve sosyal kültürüne yabancı olmamalıdır. Doğru tasarım, bölgenin var olan şartlarının değerlendirmeleri sonucunda ortaya çıkmaktadır. Örneğin sıcak-kuru bölgelerde en büyük sorun iç mekanın iklimlendirmesini sağlamaktır. Binanın işlevselliği ve estetiği planlanırken bu amaç için uygulanacak sistemler bölgenin şartlarına uygun olarak seçilmelidir. Sıcak bölgelerdeki geleneksel binalarda doğal enerji kaynaklarıyla iklimlendirme amaçlı çalışan ve temelde mimari çözüme dayalı bir sistem olan rüzgâr bacaları, bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Özellikle Ortadoğu'da Yezd gibi, yerleşimi birkaç bin yıl öncesine dayanan kentlerdeki konut ve su deposu gibi binalarda bulunan rüzgâr bacalarının kullanımı günümüzde de sürdürülmektedir. Bu çalışma beş bölümden oluşup, birinci bölümde sıcak-kuru bölgeleri tanımak, dünyada nerelerde olduğunu ve iklimsel şartlarının mimari tasarımı nasıl etkilediğini, tasarım parametreleri ve stratejilerden bahsedilerek Türkiye'den örneklerle desteklenmektedir. Daha sonra dünyadaki örneklere geçiş yapılarak, İran'ın iç kısımlarında yeralan Yezd kentinin hem kent ölçeğinde, hem de bina ölçeğindeki çözümleri incelenmektedir. Üçüncü bölümde sıfır enerji iklimlendirme sistemi olan geleneksel rüzgâr bacalarının tarihi, çalışma ilkeleri, işlevsel ve estetik açıdan tasarımı ve dünyada nerelerde kullanıldığı incelenmekte, ortadoğu ülkelerinden örneklere yer verilmektedir. Bölümün sonunda geleneksel rüzgar bacalarının bölgelerine göre bir karşılaştırma tablosu sunulmaktadır. Dördüncü bölümde ise; rüzgâr bacalarının günümüzde kullanımı araştırılmış, geleneksel sistemin modern sistemlerle entegrasyonu ve üzerinde yapılan geliştirme çalışmalarına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: : Rüzgâr Bacaları, Geleneksel Mimari, Doğal Havalandırma, Pasif İklimlendirme
"Yer" ve "Yersizlik" kavramları üzerine bir irdeleme
"Yer" kavramı çalışmanın temel konusunu ve çıkış noktasını oluşturmaktadır. Kavram, modern mimarlık ürünü "mekân"a getirilen eleştiriler sonucunda ortaya çıkmış, üzerine geliştirilen düşünceler ve yer ile kurulan ilişki, günümüze kadar sürekli değişim içinde olmuştur. Bu ilişki ağının irdelenmesi ve yer üzerine bir bakış açısı geliştirilmesi çalışma açısından önem teşkil etmektedir. Bununla birlikte, çalışmanın diğer önemli noktası olan "yersizlik", teori ile pratiğin gerilimli ilişkisinden kaynaklandığı düşünülerek, sorun olarak görülmektedir. Yersizliğe dair somut örnekler üzerinden irdeleme yaparak, oluşumun kaynağını araştırmak çalışma için amaç niteliğindedir. Sorunu kuramsal açıdan ve pratiğe yönelik olarak iki ana parça halinde ele alan bu çalışma, bir yandan da mimarlık-yer ilişkisini ortaya koymayı hedeflemektedir. Yerin kuramsal olarak incelenerek; yer savunuları ve eleştirel görüşlerin derlendiği bölüm çalışmanın omurgasını oluşturmaktadır. Elde edilen veriler doğrultusunda, yersiz olarak nitelendirilen örnekler üzerinden okumanın yapıldığı bölüm ise diğer önemli parçadır. Birinci bölümde; yer kavramının ortaya çıkışı ve yer savunuları incelenmiş, ardından yaklaşıma dair yorumlamalar ve eleştirel görüşler üzerinde durulmuştur. Yer, genel olarak; aidiyet ve kimlik kavramlarıyla ilişkili, yerel özellikler ve bağlama uyumlu bir yaklaşımı ifade etmektedir. Yer üzerine geliştirilen eleştirel düşünceler ise, genel çerçevede durağan bir yere ait olmayı reddetmektedir. Bu açıdan, her mimari ürünün kendi bağlamsallığını yaratması gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Ardından ikinci bölümde, sorun teşkil ettiği düşünülen yersizleşme örnekleri üzerinden, pratiğe yönelik deneysel bir okuma yapılmıştır. Yer ve / veya zamanın kendi anlamı dışında yeniden şekillendirildiği, bağlamından kopuk, kurgusal bir bağlam üzerine oluşturulmuş, tarihe öykünen ya da her yerde aynı şekilde oluşturulabilen mimari ürünler bu çalışma kapsamında yersiz olarak nitelendirilmiştir. Yersizleşme yolları üzerinden "Yerlerin Aynılaşması", "Tarihin Metalaşması" ve "Yapay Yerler Oluşması" şeklinde üç başlık altında ele alınan okumada ilk bölümde aktarılan kuramsal bilgilerin yorumlaması da yapılmıştır. Çalışmanın sonucu olarak, irdelenen yer kuramları üzerinden, yer-mimarlık ilişkisine dair çıkarımlar yapılmıştır. Mimarlık pratiğine yönelik olarak ise, yapılan örnek okumalarının edinimleri aktarılmıştır.
Geleneksel Türk evinin doğal aydınlatma açısından incelenmesi; Kemaliye, Birgi ve Safranbolu evleri
Tarihi yapılar içinde bulundukları yerleşimlerin sembolleri olup, bunların mimari biçimlenmesinde konumlandıkları bölgenin coğrafi, sosyal, kültürel vb. özellikleri etkili olmuştur. Günümüzde, tarihi yapılar restore edilmekte ve genellikle restorasyon sırasında işlev değişikliği yapılarak yapılar özgün işlevlerinden farklı bir işlevle yenilenmektedir. Tarihi bir yapının restorasyonunun temel hedefi, orijinal mimari biçim ve yapısal özelliklerinin korunmasıdır. Bu durum yeniden işlevlendirilen tarihi yapılar için de geçerlidir. Ancak, işlev değişikliği söz konusu olan tarihi yapılarda, yeni işlev için gerekli olan ısı, ses ve özellikle doğal ışık gibi fizik ortam öğelerine yönelik koşulların sağlanıp sağlanmadığı da denetlenmelidir. Denetlemeler sonucunda fizik ortam koşulları bakımından olumlu olmayan durumlar için, yapının tarihi mimari orijinalliğini bozmayacak önlemler alınmalı ve yeni düzenlemeler yapılmalıdır. Örneğin, aydınlatma açısından gerekli koşulların doğal aydınlatma ile sağlanmadığı durumlar belirlenmeli ve yeniden işlevlendirilen yapının özelliklerine uygun yapay aydınlatma düzenleri oluşturulmalıdır. Çalışmanın amacı; Türkiye'nin farklı iklim bölgelerinde yer alan şehirlerde bulunan ve yeniden işlevlendirilen tarihi evlerin doğal aydınlatma özelliklerinin belirlenmesi; hacim içi doğal aydınlık düzeylerinin, yapıların eski ve yeni işlevleri açısından değerlendirilmesi ve bu bağlamda, söz konusu yerleşimlerdeki benzer durumlar için yeniden işlevlendirme seçimlerinde yol gösterici, yararlanılabilecek verilerin sunulmasıdır. Çalışma kapsamında, Türkiye' nin farklı iklim bölgelerinde yer alan Erzincan şehrinin Kemaliye, İzmir şehrinin Birgi, Karabük şehrinin Safranbolu ilçeleri seçilmiştir. Erzincan (Kemaliye) soğuk iklim, İzmir (Birgi) sıcak iklim, Karabük (Safranbolu) ılıman ve nemli iklim bölgesinde bulunmaktadır. Her yerleşim için üç adet yeniden işlevlendirilmiş tarihi ev belirlenmiştir. Tez çalışması altı bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, çalışmanın amacı ve yöntemi belirtilmiştir. İkinci bölümde geleneksel Türk evinin özellikleri ve geleneksel Türk evinde aydınlatma düzeni açıklanmıştır. Üçüncü bölümde Kemaliye Evleri başlığı altında Kemaliye evleri hakkında bilgi verilmiş, incelenen Kemaliye evlerinin mimari özellikleri, günışığı ölçme ve hesaplama sonuçları çizelgelerle ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Dördüncü bölümde Birgi Evleri başlığı altında Birgi evleri hakkında bilgi verilmiş, incelenen Birgi evlerinin mimari özellikleri, günışığı ölçme ve hesaplama sonuçları çizelgelerle ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Beşinci bölümde Safranbolu Evleri başlığı altında Safranbolu evleri hakkında bilgi verilmiş, incelenen Safranbolu evlerinin mimari özellikleri, günışığı ölçme ve hesaplama sonuçları çizelgelerle ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Altıncı bölümde üç farklı iklim bölgesinde, dokuz adet geleneksel Türk evindeki kimi hacimlerin doğal aydınlatma düzenlerine ilişkin olarak 3, 4 ve 5. bölümlerden elde edilen bulgular, mekanların eski ve yeni işlevleri bakımından günışığı aydınlık düzeylerinin uygunluğu açısından değerlendirilmiştir. Yedinci bölümde elde edilen bulguların eski ve yeni işlevler açısından uygunluğu sınanmıştır.
Sürdürülebilir bina sertifika sistemlerinin ölçütlerinin belirlenmesinde sürdürülebilirliğin sosyal boyutunun etkisi: Türkiye için öneriler
İnsanoğlunun, kendisine daha iyi yaşam koşulları sağlamak amacıyla çevresinde yarattığı değişikliklerin getirdiği olumsuzluklar, özellikle endüstri devrimiyle birlikte, doğal dengelerin bozulması, doğal kaynakların hızlı ve bilinçsiz tüketilmesi sonucu azalması, çevre kirliliğinin artması ve bunun sonucu olarak gelişen sağlık sorunları gibi çevresel sorunların tehlikeli boyutlara ulaşmasına yol açmıştır. Günümüzde ise, teknolojinin getirdiği yenilik ve olanaklar, bir yandan hayatımızı kolaylaştırırken bir yandan da toplumların yaşam biçimlerinde köklü değişikliklere neden olmuş, ekonomik ve sosyo-kültürel kaynaklı toplumsal sorunları açığa çıkarmıştır. Çevresel sorunlara karşı önlem olarak ortaya çıkan sürdürülebilir gelişme, zamanla gelişen toplumsal sorunları da içerecek şekilde kapsamını genişletmiş, çevresel, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirlik, sürdürülebilir gelişmenin üç ana boyutu olarak belirlenmiştir. Sosyal sürdürülebilirlik boyutu, içerdiği konuların tanımlanma ve ölçme zorluklarının da etkisiyle, son yıllara dek çevresel konular kadar önemsenmemiş ve üzerinde göreceli olarak daha az çalışma yapılmıştır. Bu durum, sertifika sistemlerine de yansımış, değerlendirmeler yapıların çevresel etkileriyle sınırlı kalmıştır. Ancak tam anlamıyla sürdürülebilir gelişme, her alanda olduğu gibi mimarlık ve kent planlaması disiplinlerinde de, gelişmenin çevresel boyutu kadar ekonomik ve sosyo-kültürel boyutlarını da dikkate alan uygulamalarla gerçekleşebilecektir. Türkiye'de oluşturulacak sertifika sisteminde, sosyal sürdürülebilirliğin, baştan itibaren gerektiği şekilde yer alması, ülkemizde sürdürülebilir gelişmenin başarılması için büyük önem taşımaktadır. Bu düşünceye temellenen çalışmada, öncelikle sürdürülebilirlik ve sosyal sürdürülebilirlik kavramlarının ne anlama geldiği, kapsadıkları konular ve tarihsel süreçleri incelenmektedir. Ardından mevcut sertifika sistemlerinde sosyal sürdürülebilirlik etkisi ve ölçütleri analiz edilmektedir. Türkiye için oluşturulacak sertifika sistemi için, belli başlı sosyal sürdürülebilirlik değerlendirme kategori ve ölçütlerinin genel bir taslak üzerinden önerilmesiyle çalışma tamamlanmaktadır.
Deprem dayanımı için sismik izolasyon sistemleri kullanımı ve Türkiye'deki uygulamalarının analizi
Dünyada ve ülkemizde deprem en çok can ve mal kaybına neden olan doğal afettir. Depremlerde çok sayıda yapı ciddi hasarlar görmekte hatta yıkılmaktadır. Yapıların deprem güvenliği ise tüm dünyada çok sayıda araştırmacı tarafından çalışılmaktadır. Yapıların güvenlik hedefi olarak eskiden yapının deprem sonrasında ayakta kalması hedeflenirken artık günümüzde deprem sonrasında yapının kısa sürede fonksiyonlarını yerine getirmesi hedeflenmektedir. Bu hedefe ulaşmak için yeni teknolojilere ve sistemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kapsamda en yaygın sistem olan sismik izolasyon sistemleri ile yapılan yapıların sayısı dünyada ve ülkemizde büyük bir hızla artmaktadır. Bu çalışmada amaç özellikle mimari tasarım açısından sismik izolasyon sistemlerinin tasarım ve uygulamasının diğer tasarımlarla ilişkilerinin incelenmesidir. Tez çalışmasında depremlerle ilgili genel bilgiler verildikten sonra, izolasyon sistemleri tanıtılmış ve Dünya'da bu sistemin uygulamasında öncü olan ülkelerde kullanılan yönetmelikler ve bazı uygulamaları tanıtılmıştır. Çalışmanın sonraki bölümlerinde Türkiye'de 11 adet sismik izolasyon uygulanmış yapılar incelenmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda mimari tasarım açısı da dikkate alınarak izolatörden beklenen performans hedefleri belirlenmiş, izolatörlü yapıların maliyet, süre ve tasarım analizleri yapılmıştır. Sismik yalıtımlı binaların tasarımında yapının merdiven, asansör, cephe tasarımı, yapının çevresi ve tesisat bağlantıları üzerinde durularak konu mimari açıdan irdelenmiştir.
The creation of a common cultural heritage through the Euopean Union: Disengagements and re-integrations
European Union is one of the significant super-powers of our age. The definition of the united Europe has been produced since the Middle Ages while the definition of "Europe" has been produced since the Antique period regarding the economic, sogiological, cultural and politic conditions. Although the idea of united Europe had existed since the Middle Ages, the ideal construction of Europe could not be subjected in economic and sociological senses and in the built environment, as well. Within the developments in natural and social sciences, the ideal construction of Europe had been produced in the mid-19th century After the two world wars and civil wars Europe faced in 20th century, the institutional construction of Europe have been produced within the establishment of European Coal and Steel Community and the consecutive instiutional stuctures and the operation eventuated in the creation of European Union. The idea of united Europe is a federalist project in the political sense that requires a peaceful composition of nation-sates representing an entity while sustaining independent roles among the Union under the power of a supreme-constitutional system. Furthermore, EU, which has started to be used interchangeable for Europe, is still a growing project that has been undergoing the inclusive enlargements notably since the 1990's. As a result of this type of an operation, the EU has come face to face with the problematic of legitimacy ever before. In the scope of the study, the legitimacy problem is considered as the problem of representation of Europe through the urban and architectural approaches to get visibility and acceptability among the European citizens. The primary aim of the study is to investigate the effects of the crisis of representation of Europe on the capital cities of Europe and the transformation of the idea of representation by the needs of a capital city and Europe itself in the framework of city of Brussels as the capital of Europe. For this reason, the study examines the three capital cities of Europe which are in need of the creation of a common vision regarding the idea of representation. Strasbourg, the Parliamentary capital of Europe, Luxembourg, the Judical capital of Europe and Brussels, Executive capital of Europe are discussed briefly. In addition to this, early examples of European presence were examined regarding the physical and conceptual relations with the cities. The main argument was constructed on Brussels considering the special qualifications and advantages for the future of the study. Brussels had been following the dream of becoming one of the metropolises of Europe for centuries so that various conceptualizations and normative projects had been developed in Brussels within the cooperation of multi-disciplinary working groups and the executive structures. Since the late 1990's, the changing concept of representation of Europe through the urban and architecture has become the main problem of the city. In this study, the visionary changes on the urban and architectural future of the city were detailed under the three main approaches; Reports and Plans, Competitions, Exhibitions and Publications. As a result of this evolution, the study aims to create a discourse regarding rethinking the representation of Europe in the dimensions of Europe-EU-Brussels.
Partner selection model for international construction joint ventures due to host country related risk factors
Due to globalization internationalization has been on the agenda of the construction firms for the last few decades and has become one of the most important research topics of the literature. International construction involves uncertainties common to domestic construction projects as well as risks specific to the host country. Construction firms mostly evolve collaborative relations with local construction firms as a strategic way of reducing the country risk and gaining competitive advantage. Construction firms also evolve collaborative partnerships with foreign partners in lieu of local partners due to complementary resources of the partners. Since, joint ventures (JVs) allow achieving a temporary partnership between participating firms; JVs have also been emerged as a popular strategy in international construction market. Construction firms have participated in international joint ventures (ICJVs) in order to enter new markets around the world as well as share the risks related to the host country and most of the time imply to the host government policies. The performance of ICJVs mostly depends on the selection of the appropriate partner and the success in the management process of ventures. Selection of the appropriate partner becomes vital for the success in management process of ventures and the performance of the project. International contractors share host country related risks, improve quality and also create value through successful joint ventures. Therefore, it becomes necessary for international contractors to concern the risks that are related to the host country as well as their potential gains while selecting a partner in order to establish an IJV. Political, economic, and socio-cultural environment of the host country are the main determinants of country risk. These risk criteria and their sub-criteria are including tangible and intangible variables. Consequently, Analytical Network Process (ANP) is selected as the most appropriate tool for this study, since it also allows interdependencies between the determined tangible and intangible variables. The main aim of this study is to develop a partner selection model for ICJVs due to host country related risk factors. Host country related risk factors including; economic, political and socio-cultural risks, industry related risk factors and projects related risk factors are the determinants of the developed model. Keywords: Partnerships, international construction joint ventures, international construction, partner selection, analytical network process.
Yapı içi hava kirliliğinin değerlendirilmesine yönelik bir yaklaşım
İnsanlar yaşamlarının büyük çoğunluğunu, asal amacı kullanıcısına sağlıklı bir yaşam sunma olan, yapılarda geçirmektedir. Yapıyla ilişkili, kullanıcısının sağlığını olumsuz etkileyerek, baş ağrısından kansere dek oldukça çeşitli sağlık ve buna bağlı ekonomik sorunların ortaya çıkmasına neden olan özelliklerden birisi, yapı içi hava kirliliğidir. Söz konusu olumsuzluğun en düşük düzeye indirilmesi ya da önlenmesi için öncelikle, var olan yapı içi hava kirliliğinin, kullanıcı sağlığı açısından, doğru kurulmuş bir yapı – insan sağlığı ilişkisi çerçevesinde değerlendirilmesi ve kirlilik nedeniyle yapıda ortaya çıkan olumsuzluk ve risk düzeylerinin belirlendiği kararların üretilmesi gerekmektedir. Bilimsel çalışmalarda, çeşitli araştırmacılar ya da kurumlar tarafından üretilmiş, farklı gelişmişlik düzeylerinde bazı yaklaşım ve yöntemler bulunmasına karşın, belirtilen amaç için kullanılabilecek kapsamlı ve sistemli bir yaklaşımın eksikliği görülmekte, bu eksiklik, konuyla ilgili önemli araştırmacılar tarafından da vurgulanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, kullanıcıların var olan yapılardaki iç hava kirliliğinden olumsuz etkilenebileceği durumlarda, kirliliğin azaltılmasına ya da önlenmesine yönelik çalışmalara veri sağlayacak bir değerlendirme yaklaşımı oluşturmaktır. Konu, insan sağlığı ve sağlıklı iç çevrelerin üretilerek, sağlıklı olma durumlarının sürdürülmesi açısından önemli görülmektedir. Araştırma, konunun, etkilenimi ortaya çıkaran kirletici – ortam – kullanıcı bağlamında ele alınabileceği ve ulaşılmak istenen yaklaşımın oluşturulmasında, var olan bilimsel çalışmalar kapsamında üretilmiş yöntem ve yaklaşımlardan yararlanılabileceği düşüncelerine dayanmaktadır. Bu doğrultuda oluşturulmuş bir yaklaşım aracılığıyla, yapılarda karşılaşılabilecek iç hava kirliliğinin kullanıcı sağlığı açısından olumsuzluk düzeyinin ve risklerin belirlenebileceği ve söz konusu olumsuzluğu ortaya çıkaran sorunların doğru bir şekilde saptanmasına olanak tanınacağı varsayılmıştır. Yapı içi hava kirliliği, yapının dış çevresinden, yapı ürünlerinden ve kullanıcılardan kaynaklanarak, yapının kapalı birimlerinin havasına karışan; farklı fiziksel, kimyasal, biyolojik özellikler taşıyabilen ve insanda, temel olarak, kanser, kanser dışı hastalıklar ve sağlıksız bina sendromu oluşturabilen iç hava kirleticileri nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Kullanıcıların yapı içi hava kirleticilerinden etkilenmesi, iç havada belirli bir süre boyunca ve belirli yoğunluk düzeylerinde var olan kirleticilerin, kullanıcının bedenine ulaşmasıyla başlamaktadır. Etkilenim, çoğunlukla, kirleticilerin solunması, daha düşük oranda, deri ve göz yüzeylerine dokunması yoluyla gerçekleşmektedir. Söz konusu etkilenimin düzeyinde ve sonuçta ortaya çıkabilecek sağlık / konfor sorunlarının niteliğinde ise, bu birliktelik süresinde, insana ulaşan kirleticilerin özelliklerinin yanı sıra, insanın solunum sistemi ve derisiyle ilgili biyolojik özellikleri, sosyolojik yapısıyla ilişkili eylemleri ve genetik, alışkanlıklar, sağlık durumu vb özelliklerle ilişkilendirilen duyarlılığı etkili olmaktadır. Yapının kapalı birimleri, iç hava kirleticileriyle insanı bir araya getirerek, etkilenimin gerçekleştiği ortamları oluşturmakta ve bu birlikteliği çeşitli şekillerde etkilemektedir. Özellikle kirleticilerin ortam havasındaki türleri ve yoğunluk düzeyleri, birimlerin havayla ilişkili özellikleri nedeniyle zaman içinde değişebilmektedir. Birimlerdeki hacim içinde gerçekleşen doğal ya da yapay hava devinimleri, yüzeylerin kirleticilerle etkileşime girmesi ve tüm bu durumları etkileyebilen sıcaklık, nemlilik, ıslaklık gibi özellikler, söz konusu birliktelik açısından önemli görülmektedir. Etkilenimle ilgili güncel ve çağdaş yaklaşımlar, hedeften, başka bir anlatımla, etkilenen insandan başlamakta; öncelikle insana ulaşan ve onu etkileyen durum belirlenmektedir. Bu bağlamda, bilimsel çalışmalarda, yapının kapalı birimlerinde, kullanıcıyla bir araya gelen kirleticilerin nitelik ve nicelik özelliklerinin, kullanıcının etkilenme süresinin, sıklığının ve karşı karşıya olduğu kirleticiler açısından duyarlılık durumunun çeşitli yöntem ve yaklaşımlarla belirlendiği anlaşılmaktadır. Yapının kapalı birimlerininde bulunan • kirleticilerin o türleri, yapıdaki / yapının çevresindeki kirletici kaynakları, etkilenen insanın kirleticilerle ilişkilendirilen sağlık sorunları ve bedenindeki kirletici belirteçleri incelenerek; o yoğunluk düzeyleri, çeşitli ölçüm, hesaplama ve bilgisayar benzetimi yöntemleri kullanılarak, • etkilenim süresi ve sıklığı, kullanıcılarla ilgili konum – zaman – eylem araştırmaları yapılarak saptanmaktadır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesi ise çoğunlukla, kirletici yoğunluklarının belirli nitelikteki sınır değerlerle karşılaştırılması ve bazı durumlarda, söz konusu etkilenim nedeniyle insanda ortaya çıkabilecek kanserlerin ya da kanser dışındaki hastalıkların oluşma risklerinin hesaplanması şekilinde gerçekleştirilmektedir. Yapı içi hava kirliliğinin insan sağlığı açısından değerlendirilmesine yönelik bilimsel çalışmalardaki eksikliğin giderilmesi amacıyla kapsamlı bir değerlendirme yaklaşımı oluşturulmuştur. Disiplinler arası bir çalışma gerektiren bu yaklaşım, yapının tanımlanmasıyla başlamakta, yapıda ve çevresinde kapsamlı bir ön araştırma, ön araştırmada elde edilen verilerin değerlendirilerek, kirleticiler ve etkilenimle ilgili belirleme kararlarının oluşturulduğu ve kararlar doğrultusunda ilgili belirleme eylemlerinin gerçekleştirildiği belirleme ve elde edilen verilerin ortam – kirletici – kullanıcı özellikleri bağlamında değerlendirilerek, yapıda kullanıcıların iç hava kirleticileri nedeniyle karşı karşıya olduğu olumsuzluğun ve risklerin düzeyinin belirlendiği değerlendirme aşamalarını içermektedir. Bu yaklaşımın, konuyu etkilenimi ortaya çıkaran kirletici, ortam ve kullanıcı kapsamında ele alması; ön araştırma aşamasında elde edilen verilerin değerlendirilmesiyle, belirleme eylemlerinin doğru bir şekilde ve uygun koşullarda gerçekleştirilebilmesine olanak tanıması; yönlendirici ve sistemli bir belirleme, değerlendirme ve karar üretme adımları dizisi ortaya koyması; geliştirilmeye açık olması, yapıdaki ortamlarda var olan kirleticilerin kullanıcı sağlığı açısından riskli olma durumunun derecelerinin saptanmasına ve belirlenen sorunların çözümüne yönelik farklı kirletici – ortam – kullanıcı önerilerinin geliştirilmesine olanak sağlaması açısından, var olan diğer çalışmalardan farklı olduğu düşünülmektedir. Belirtilen nitelikte oluşturulmuş yaklaşımın ön araştırma aşaması, İstanbul'da bulunan bir mimarlık ofisinde denenmiş ve ön araştırma sonucunda, ofisteki kirleticilere ve kullanıcılara yönelik saptamalar oluşturulmuştur.
Türkiye'de turizm tesislerinde evrensel tasarım ilkeleri üzerine bilgi geliştirilmesi, İstanbul örneğinde irdeleme
Engelsiz Turizm'in Türkiye'deki algısı sadece engellileri topluma kazandırmak, karşılaştıkları engelleri ortadan kaldırmak odaklı bir hareket olarak gelişmekte ve Evrensel Tasarım felsefesi ile bağdaşmamaktadır. Ülke genelinde erişilebilirlik konusunda ortak dil bulunmamaktadır ve konuya sistematik bakış eksiktir. Tezin temel amacı, engelsiz turizm kapsamında tesislerin sürdürülebilirliği ve turizm kalitesinin arttırılması için herkes için eşitlikçi tasarım ilkelerinin belirlenmesi, üretilmesi ve uygulama konusunda yol gösterici, bütünleşik bir yaklaşımı ortaya koymaktır. Tez kapsamında Evrensel Tasarım alanında ulusal ve uluslararası mevzuat ve yasal prosedürler ve engellilik konusunda Türkiye'de faaliyet gösteren çeşitli sivil toplum kuruluşlarının mevcut kuramsal çalışmaları karşılaştırılmıştır. Turizm tesisleri "iç" ve "dış" mekân olmak üzere bir bütün olarak değerlendirilmektedir. Tezin en kapsamlı bölümünde, Kanada İnsan Hakları Komisyonu'nun 2007 de yayınlamış olduğu Uluslararası Ölçekte Evrensel Tasarım Uygulamaları Raporu'ndan hareketle, Evrensel Tasarım İlkeleri bağlamında engelsiz turizmde tasarım ilkeleri ortaya konularak Türkiye'de mevcut ve yeni yapılacak turizm tesisleri için Ölçütler Dizgesi oluşturulmuştur. Bu ölçütler dizgesi ve yorumu ile Türkiye'deki çalışmalara sistematik ve eleştirel bakış getirilmiş, "iç ve dış" mekânda eşitlikçi optimum tasarım-standart vb. gereklilikler belirlenmiştir. Bu adımların tamamlayıcısı olarak "Turizm Tesislerinde Evrensel Tasarım İlkeleri Üzerine Bilgi Geliştirme" adlı disiplinlerarası bir model üretilmiştir. Model ile güncel engellilik standartları turizm alanında özelleştirilerek yeni bilgiler üretilmektedir. Tez çalışması ile farklı disiplinlerden edinilen bilgiler ışığında Türkiye'deki turizm tesislerinde kalitenin arttırılmasında önemli rolü olan erişilebilirlik standartlarına yönelik ölçütler dizgesi üretilmiş, erişilebilir mekânların klinik benzeri görünmesi gerekmediği, küçük değişimler ile de erişilebilirlik sağlanabileceğini, Mimaride Evrensel Tasarım İlkeleri doğrultusunda tasarlanmış öğeler ile başarıya ulaşılabileceği gösterilmiştir.
Osmanlı imparatorluğu'nda mesleki eğitim veren okullar (19.yy İstanbul örnekleri)
Bu çalışmada Osmanlı İmparatorluğu'nda 19.yy'da başkent İstanbul'da açılmış olan mesleki eğitim veren okullar ve okulların eğitim verdikleri yapılar incelenmiştir. Çalışma altı bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde problemin tanımı verilmiş ve tezin amacı açıklanmıştır. İkinci bölümde Osmanlı İmparatorluğu'nda kuruluşundan itibaren teşkilatlanmış geleneksel eğitim kurumları incelenmiştir. Eğitimin genel yapısı sivil eğitim öğretim kurumları ve imparatorluğa bağlı eğitim öğretim kurumları olmak üzere 2 başlık altında açıklanmıştır. 3. bölümde 18. yy'da eğitimin genel yapısı ve III. Selim dönemiyle birlikte başlayan askeri eğitimdeki yenilikler, yeni kurulan askeri eğitim kurumları üzerinden incelenmiştir. 3. Bölümün ikinci kısmında ise 19.yy'a gelindiğinde imparatorluğun eğitim sisteminde görülen son gelişmeler açıklanmıştır. Sivil eğitimi yayma amaçlı izlenen politikalar, açılan meclisler, hazırlanan nizamnameler incelenmiştir. 4. bölümde Osmanlı İmparatorluğu'nda Mesleki ve Teknik Eğitimin genel yapısı kısaca özetlenmiş ve tezimizin kapsadığı 19. yy'daki bu alanda gözlenen gelişmeler incelenmiştir. 5. bölümde ise 19. yy başından itibaren başkent İstanbul'da açılmaya başlanan mesleki eğitim veren okullar ve okulların eğitim verdiği binalar incelenmiştir. Dönemin şartları xv gözönüne alındığında mesleki okulların çok az bir kısmının mektebe özel inşa edilmiş bir binaya sahip olduğu ifade edilebilir. Birçok mektep mevcut konaklarda ve idari binaların bir kısmında eğitim vermiştir. Bu sebeple sürekli yer değiştiren mekteplerin -eğitim için özelleşmiş olsun veya olmasın- eğitime devam ettiği tüm binalar açıklanmıştır.
Dijital hareketli sunum tekniklerinin mimari animasyonda sunum ve anlatım amaçlı kullanımı: "mimari proje yarışmaları" üzerinden bir alan çalışması
Günümüze kadar mimari tasarımın/bütünün sunum ve anlatımı için birçok araç kullanılmıştır. 1960'lı yıllardan sonra bilgisayar teknolojilerindeki ilerlemeler ile bilgisayar destekli sunum ve anlatım teknikleri ön plana çıkmış ve mimari tasarımın/bütünün temsilinde de önemli gelişmeler olmuştur. Bu tez, mimari temsildeki bu gelişmelere destek olabilmek ve onları bir adım öteye taşıyabilmek için hazırlanmıştır. Tezde özellikle algısal ve kavramsal mekânın sunumunda etkili olduğu düşünülen, mimarın eserini istediği doğrultuda (fiziksel, algısal ve kavramsal) anlatma imkanı bulduğu ve bunun birçok kişi tarafından kolay anlaşılabildiği bir ortam sunan bilgisayar destekli sunum tekniklerinden "mimari animasyon" ele alınmaktadır. Bu çalışmada amaç mimari tasarım fikrinin hedef kitleye en verimli ve etkili şekilde aktarılmasını sağlayacak yöntemler araştırırken fikri aktarmada elzem bir nokta olan animatörler/iletişim tasarımcısı ile mimarlar arasındaki iletişim kopukluğunu en aza indirmenin yollarını incelemektir. Bu incelemeyi yaparken ise pazarlama ya da sanatsal bir eser niteliğinin dışında sadece mimari tasarımın/bütünün sunum anlatımına yönelik hazırlanan mimari proje yarışmalarındaki mimari animasyonlar seçilmiştir. Belirtilen amaçlar doğrultusunda bu çalışma için günümüzde görsel anlatımı güçlendiren etmenlerden dijital hareketli sunum teknikleri ve bu tekniklerin en önemlilerinden biri olan ve mimarinin deneyimlenmesiyle örtüşen "sinematografik ögeler" seçilmiştir. Ayrıca mimari tasarıma yaklaşımının sinematografik ögelerle uyum içinde olduğu düşünülen ve mimari tasarımı parçalara ayırarak analiz imkanı sunan Ching'in yaklaşımı (fiziksel, algısal ve kavramsal mekân) ele alınarak mimari animasyonlarda mimarinin sunum ve anlatımı değerlendirilmiştir. Çalışmanın merkezinde yer alan mimari temsil araçlarından mimari animasyonun yerini, önemini anlayabilmek ve değerlendirebilmek için öncelikle; "mimari tasarım sürecinin" belirgin hatları ortaya konulmakta ve bu doğrultuda mimariyi oluşturan faktörler tanımlanmaya çalışılmakta, bunu yaparken de Ching'in fiziksel, algısal ve kavramsal olarak ayrıştırdığı mimari tasarım yaklaşımı anlatılmaktadır. Mimari ve iletişim ilişkisine etkin sunum teknikleri, algı, görsel algı ve göstergebilim bağlamında bakılmakta ve son olarak da mimari temsil türleri geçmişten günümüze kadar incelenmektedir. Sunum - anlatım amaçlı mimari animasyonlarda sinematografik ögelerin kullanımını inceleyebilmek için öncelikle sinematografiye ve mimarlıkla olan ilişkisine bakılmakta ve bu ilişkinin yoğun olduğu mimari animasyonlar kullanım amaçlarına göre sınıflandırılarak anlatılmaktadır. Sinema ve sinematografi ile ilgili temel birçok kaynaktan elde edilen bilgiler çerçevesinde ve mimari animasyonlarda kullanım yoğunluklarına göre sinematografik ögeler bu çalışmada şu başlıklarda ele alınmakta ve sunum-anlatım amaçlı hazırlanan mimari animasyonlar buna göre incelenmektedir: Senaryo, Tekil Görüntülerde Sinematografik Ögeler, Görüntülerin Ardışık Sıralanışında Sinematografik Ögeler, Montaj, Işık – Aydınlatma, Ses – Müzik. Tezin alan çalışması bölümü ise iki aşamadan oluşmaktadır: Birincisi mimari proje yarışmaları için hazırlanmış olan "seçilmiş üç mimari animasyonda" kullanılan sinematografik tekniklerin analizi ve değerlendirmesi, ikincisi ise bu mimari animasyonların mimarlardan oluşan bir gruba izletilerek anket çalışmasının yapılması ve bunun sonuncunda da birinci aşamadaki analizler ve değerlendirmelerle anket sonuçları karşılaştırılarak sonuç ve önerilerin sunulmasıdır. Araştırmalar doğrultusunda seçilen mimari animasyonlar üzerinden yapılan analiz ve değerlendirmelerle birlikte görsel iletişim tasarımında önemli yere sahip "sinematografik ögelerin" sunum ve anlatım amaçlı mimari animasyonlarda bilinçli ve etkin kullanımının mimari tasarımı oluşturan fiziksel, algısal ve kavramsal özelliklerinin izleyen tarafından kavranmasına destek verdiği görülmüştür. Anket çalışmasından da bu fikri onaylayan sonuçlar ortaya çıkmıştır. Ayrıca animatörler ile mimarlar arasındaki iletişim kopukluğunu en aza indirmek için sinematografik ögeler (senaryo, tekil görüntüler, görüntülerin ardışık sıralanışı, montaj, ışık-aydınlatma, ses-müzik) ve mimari tasarım (fiziksel, algısal ve kavramsal) ayrıştırılarak ortak bir dil oluşturulabileceği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Mimari tasarım/bütün, mimari temsil, iletişim, mimari animasyon, sinematografik ögeler
İstanbul'da camiye dönüştürülmüş Orta Bizans Dönemi kilise onarımlarının 19. yüzyıl keşif defterleri üzerinden incelenmesi
İstanbul'daki Bizans Dönemi yapıları üzerinde Osmanlı Dönemi kullanımları, koruma yaklaşımları ve müdahale biçimlerine ilişkin bir çalışmanın yapılmamış olması, çalışmamızın çıkış noktasını teşkil etmiştir. İstanbul'daki bütün Bizans yapılarını kapsayacak bir çalışmanın sadece bir bölümünü oluşturan araştırmamız, camiye dönüştürülmüş Orta Bizans Dönemi kilise yapılarından Başbakanlık Osmanlı Arşivinde keşif defterlerine ulaşılabilenleri kapsamaktadır. Bu kapsamda örnek alınan yapılarda gerçekleştirilen Osmanlı dönemi onarımlarına ilişkin keşif defterleri incelenmiş, yapılar üzerinde elde edilen verilere ilişkin gözlemsel incelemeler yapılmıştır. Tarihi harita ve çizimlerden de yararlanarak mevcut arşiv belgeleri ışığında söz konusu yapılardaki onarımlara ilişkin teknik bilgi, malzeme bilgisi ve koruma yaklaşımları araştırılmıştır. 19. Yüzyılda Osmanlı imparatorluğunda onarım faaliyetlerinde hangi aletlerin kullanıldığı, hangi meslek alanlarından işçilerin çalıştırıldığı ve hangi müdahale şekillerine başvurulduğu gibi bazı bilgiler tespit edilmiştir. Bu kapsamda onarım detaylarına ilişkin ortaya çıkacak her türlü özgün bilgi, mimari ve restorasyon tarihi açısından şüphesiz ki önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı dönemi onarımları, keşif defterleri, camiye dönüştürülmüş kiliseler, Bizans mimarisi, koruma
İstanbul, küçükçekmece, azadlı baruthanesi tarihsel gelişimi ve Kasr-ı Hümayun yapılarının yeniden değerlendirilmesi
XIV. yüzyıldan itibaren ülkeler arasındaki savaşlarda ateşli silahların kullanılmaya başlanmasıyla birlikte, dünyada barut üretimine dair bir endüstri alanı gelişmiştir. Zamanla bu alanda üretilen barutun kalitesi ülkelerin askeri gücünü etkileyen en önemli faktörlerden biri olmuştur. Osmanlı Devleti gerileme döneminde Avrupa'daki barut üretim teknolojisi gelişim sürecine katılamadığından, baruthaneler ürettikleri barutun miktarı ve kalitesi bakımından yetersiz kalmıştır. Bu nedenle dönemin padişahı III. Selim, modern teknoloji ile çalışacak ve üretim kapasitesi yüksek yeni bir baruthanenin kurulması kararını almıştır. Hidrolik enerji ile çalışacak yeni baruthanenin inşa yeri için İstanbul genelinde bir fizibilite çalışması yapılmıştır. Küçükçekmece'nin Azadlı Köyü'nde değirmenler için uygun debiye sahip bir dere bulunduğu tespit edilmiştir. 1794 yılında bu derenin kıyısında Azadlı Baruthanesi'nin inşaatına başlanmıştır. Aragel Usta'nın mühendisliğinde su gücü ile çalışacak modern çarklar ve tokmaklar ile çarkların üzerine sabit su akışı sağlamak için bir havuz inşa edilmiştir. Padişah ziyarete geldiğinde konaklayacağı bir "Kasr-ı Hümayun"un da bulunduğu tesis, kısa sürede barut üretimine başlamıştır. 1829 tarihinde Azadlı Baruthanesi'nde gerçekleşen büyük kazada, Kasr-ı Hümayun yapıları da dahil olmak üzere neredeyse tüm yapılar yıkılmıştır. Dönemin padişahı II. Mahmut yıkılan yapıları temel duvarları üzerinden yeniden ayağa kaldırmış, baruthaneye yeni binalar da ekleyerek kapasitesini arttırmıştır. Kasr-ı Hümayun yapılarının ise tehlikeden uzak, baruthane sınırları dışında bir yere inşa edilmesi kararı alınmıştır. Baruthanenin yaklaşık 127 metre doğusunda, tüm üretim merkezine görsel olarak hakim olan 25 metre yüksekliğindeki tepelik alan Kasr-ı Hümayun kompleksi için uygun bulunmuştur. Bu alanda Kasr-ı Hümayun, Nazır Dairesi ve Su Deposu yapıları ile bir de Cami inşa edilmiştir. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Rus askerlerinin Küçükçekmece'ye kadar ilerlemesi üzerine Azadlı Baruthanesi faaliyetine son vermiştir. Baruthane'deki yapılar bu tarihten itibaren işlevini yitirmiştir. Tez çalışmasında Azadlı Baruthanesi'nden günümüze ulaşan harabe niteliğindeki kalıntıların belgelenerek, dönemin baruthane mimarisi ile ilgili verilerin saptanması amaçlanmıştır. Bu bağlamda baruthane yapılarının korunması ve yeniden değerlendirilerek sosyal yaşantıya dahil olmalarına yönelik öneriler getirilmiştir. Çalışmada; günümüzde İstanbul İtfaiyesi'ne tahsis edilen arazi içerisinde bulunduğu için, Kasr-ı Hümayun yapılarına İtfaiye Eğitim Merkezi programı verilmiştir. Azadlı Baruthanesi kalıntılarının ise ayağa kaldırılmaları için yeterli bilgi ve belge olmadığından dolayı, harabe estetiğinde sergilenmeleri uygun görülmüştür. Tez kapsamında, Azadlı Baruthanesi'ne ait mevcut durum ve restitüsyon planları ile Kasr-ı Hümayun yapılarına ait restorasyon projesi hazırlanmıştır.
Spor merkezi mekanlarının aydınlatma ilkeleri açısından incelenmesi
Spor merkezleri kullanıcıların yaşamlarını daha sağlıklı ve keyifli sürdürebilmeleri için, spor, kişisel bakım, eğlence vb. hizmetlerin verilmesini hedefleyen tesislerdir. Bu merkezlerde, spor eylemlerine yönelik salonlar, tenis ve squash kortları, yüzme havuzu, basketbol ve futbol sahaları ile dans, pilates, yoga gibi aktiviteler için stüdyolar, sauna, buhar odaları, kişisel bakım için masaj ve kuaför gibi bölümler yer alır. Önceleri yalnızca lüks olarak görülen ancak günümüzde bir yaşam biçimi olarak benimsenen spor merkezlerine ilgi giderek artmakta ve birçok insan yaşam kalitelerini daha bilinçli bir biçimde yükselmek için spor merkezlerine başvurmaktadır. Sayıları gün geçtikçe artan spor merkezleri genelde üyelik sistemi ile çalışmakta olup kullanıcılar aylık ya da yıllık olarak üye olabilmektedirler. Spor merkezlerinde, yaşa, fiziksel duruma, cinsiyete göre farklılık gösteren çeşitli eylemler için konularında uzman eğitmenlerin yönlendirmelerini ve desteklerini de almak olanaklıdır. Kullanıcılar, kendilerine uygun değişik eylemleri yaparak bedenen ve ruhen rahatlarken, günün stresinden de arınmaktadır. İstanbul'daki Hillside, Mac, Essporto, Coliseum gibi kuruluşlar bu tür merkezlere örnek olarak verilebilir. Spor merkezlerindeki eylemlerin kimileri kapalı kimileri açık mekânlarda gerçekleştirilmektedir. Söz konusu mekânların aydınlatma düzenleri, eylemlerin gereği gibi yapılmasını sağlamalı, iç mimari ve tefriş ile uyumlu olmalı, enerji verimliği ve enerji tasarrufu açısından da uygun özellikler taşımalıdır. Tez çalışması altı bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, çalışmanın amacı ve yöntemi belirtilmiştir. İkinci bölümde çalışma ile ilgili temel kavramlar açıklanmıştır. Üçüncü bölümde spor merkezlerinde yer alan mekânlar ile ilgili bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümde, aydınlatmanın temel parametreleri (aydınlığın niteliği, niceliği, vb) açıklanmış; spor merkezi mekânlarında kullanılabilecek lamba, aygıt özellikleri ile aydınlatma kontrol sistemlerinin genel özellikleri ele alınmıştır. Beşinci bölümde önceki bölümlerde anlatılan bilgiler ışığında, spor merkezi mekânlarındaki aydınlatma düzenlerinin genel ilkelerine yer verilmiştir. Altıncı bölümde bir spor merkezindeki squash kortu ve çok amaçlı salonun mevcut aydınlatma düzeninin incelenmesi, değerlendirilmesi ve söz konusu mekânlar için geliştirilen aydınlatma düzeni önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Spor Merkezi, Yapay Aydınlatma, Squash Kortu Aydınlatması, Çok Amaçlı Stüdyo Aydınlatması
Cezaevi yapılarının mekansal analizi ve bu bağlamda yeniden değerlendirilmesi
İnsanoğlunun var olmasıyla suç kavramı da onunla birlikte var olmuştur. Suç olarak kabul edilen davranışların zamana, yere, kültüre, sosyal ve ekonomik durumlara vb. ölçütlere göre tarih boyunca değişiklik göstermiş olup bununla beraber ceza yöntemleri arayışlarına da girilmiştir. Günümüzde suçlular cezalarını cezaevlerinde hürriyetleri kısıtlanarak ve insan olarak dış dünya ile olan irtibatları büyük ölçüde kesilerek çekmektedir. Cezaevleri temel fonksiyonu kapatmak, dış dünya ile irtibatı kesmek, gözetlemek, sürekli denetim altında tutmak olan bir mekânsal organizasyona sahiptir. Cezaevleri diğer mimari ürünlerden farklı olarak, tasarımında kullanıcı tercihleri devreye girmemektedir. Bu yüzdendir ki mimarın tasarladığı bu mekânda son derece konforlu, lüks olsa bile, kimse yaşamak istemediği görülmüştür. İnsanoğlunun gözetlenmeye, denetlenmeye ve kapatılmaya karşı tepkisi sonucunda tarih boyunca cezaevinden kaçma girişimleri, isyanlar, intiharlar, grup çatışmaları, ölümler vb. olaylar yaşanmıştır. Dolayısıyla yaşamsal açıdan bakıldığında bu mekânda yaşananlar bellekte önemli ve ibret verici izler bırakmıştır ve bırakmaya da devam etmektedir. Günümüzde birçok cezaevi yapısı çeşitli sebeplerle boşaltılmış, taşınmış ya da kapatılmıştır. Fakat bu değişim sadece fizikseldir. Çünkü yıllarca cezaevinde yaşananlar, tanıklık edilen olaylar ve kimseler asla yok olmaz. Cezaevleri içerisinin farklı bir dünya olduğunu dışarıya gösterebilecek birçok iz bırakırlar. Günümüzde bu izleri fonksiyon dönüşümleri ile canlandırıp yaşatan örnek mimari çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmalar genellikle boşaltılan cezaevlerini kültür yapıları olarak kullanma yönündedir. Yurt içinde ve dışında daha çok müze, restoran ve otel yapıları olarak tekrar hayata döndürülen bu yapılar cezaevinin belleğinde tuttuklarını dış dünyaya açmaktadır. Bu çalışmada suç ve ceza kavramından başlayarak cezaevi mekânının özellikleri, kent ve kentli ile içerisinin ilişkisi cezaevi yapılarının kapatmaya, gözetleme ve denetlemeye programlı olan biçimsel ve mekânsal organizasyonları, planlaması ve mimarisi üzerinden irdelenecektir. Daha sonra fonksiyonunu kaybetmiş olan cezaevlerinin kente ve topluma kazandırılması ile ilgili yapılmış olan çalışmalar mekansal olarak tipo-morfolojik analizlerle incelenecektir. Bu çalışmanın daha sonra yapılabilecek benzer dönüşüm çalışmalarına ışık tutması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Cezaevi, hapishane, fonksiyon dönüşümü, kültürel işlevler
Şanlıurfa Harran bölgesindeki kubbeli konutların yapısal özellikleri
Kubbeli konut yapıları yüzyıllardır farklı coğrafyalarda değişik kültürler tarafından birbirinden farklı malzeme ve tekniklerle inşa edildiği anlaşılmaktadır. Bu yapıların tercih edilmesindeki önemli faktörler, çevrede var olan malzeme ile hızlı inşa edilmesi, sürdürülebilir ve ekonomik olmasıdır. Bu yapılar genel itibariyle geçici konut ve barınak ihtiyacını karşılaması için adeta çadır işlevi gören bir yapı kültürü durumundadır. Bu araştırma çerçevesinde farklı bölgelerde, Akdeniz, Ege ve Ortadoğu'daki ülkelerdeki kubbeli konut yapıları üzerine bilimsel çalışmalar olduğu görülmektedir. Fakat günümüze ulaşan ancak kullanılmadıkları için boş ve bakımsız kalan Harran kubbeli konutların, yeterli sayıda bilimsel çalışmaya konu olmadığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Türkiye sınırları içerisinde kubbeli konut yapısı olarak tek mimari örneği temsil eden Şanlıurfa Harran Bölgesi'ndeki evlerin yapısal özellikleri incelenmiş ve yapılarda meydana gelen hasarlar ve bozulmalar tespit edilmiştir. Tezin birinci bölümünde, ilgili konunun literatür özeti, amacı ve hipotez kısımları yer almaktadır. Tezin ikinci bölümünde, Dünya üzerinde var olan kubbeli konutların tarihsel gelişimi ve Farklı bölgelerdeki, özellikle Mezopotamya, İran, Ortadoğu, Akdeniz ve Ege ile Türkiye sınırları içerisinde tek mimari yapı örneği olan Harran'daki kubbeli konutların ortaya çıkmasına neden olan etkenler, iklim, yapı ve yaşam kültürü ile yerel malzeme ve doğal çevre faktörleri incelenmiştir. Tezin üçüncü bölümünde, asıl çalışma konusunu oluşturan Harran Bölgesinin coğrafik konumu ve iklim özellikleri, sosyo-ekonomik ve kültürel yapısı ile tarihi ve mimari özellikleri incelenmiştir. Tezin dördüncü bölümünde, Harran'daki kubbeli yapıların, kentsel ve mimari yapısı, yapı elemanları, malzeme özellikleri ve yapım teknikleri ve bu yapılarda meydana gelen hasar ve bozulmalarım tespiti yapılmıştır. Tezin sonuç kısmında, bölgedeki kubbeli yapıların yapısal özellikleri, hasar ve bozulma tespitleri derlenmiş ve öneriler açıklanmıştır. Böylece bölgede yok edilme tehlikesi ile karşı karşıya kalan, kültürel miras değeri taşıyan Harran kubbeli konutların korunmasına katkıda sağlayarak varlığını devam ettirmesi amaçlanmıştır.
Türkiye demiryolu mirası bağlamında dairesel planlı lokomotif depoları ve koruma olasılıkları
Endüstri Devriminde yaşanan iki gelişme; buharlı makinaların gemilerde ve trenlerde kullanılmaya başlanması, ucuz ve hızlı çelik üretim yönteminin icadı, demiryollarının yaygın olarak kullanılmasını sağlayan adımlardır. Demiryolları yolcu taşımacılığında getirdiği yeniliklerin yanı sıra, ham madde ve sanayi ürünlerinin limanlara taşınmasını hızlandırmıştır. Demiryolları; getirdiği bu avantajların fark edilmesi ile kısa zamanda geniş coğrafyalara yayılmış, dünya tarihini değiştirecek önemli etkiler yaratmışlardır. 19. yüzyıl ortalarında; demiryolu obje ve araçlarını muhafaza etmekle başlayan demiryolu mirası koruma çalışmalarında 1970'li yıllara gelindiğinde demiryolu alanlarında yer alan mimari elemanlar ve çevre ile ilgili değerler ve kaygılar dile getirilmiştir. Günümüzde demiryolları endüstri mirası kapsamında değerlendirilirler, demiryolu mirasının tanımının yapılması, korunması için amaç ve kavramların belirlenmesi için çalışmalar sürdürülmektedir. Demiryolu mirasının kapsamını ve çeşitliliğini anlayabilmek için; istasyon alanlarındaki yolcu tesisleri, yük tesisleri ve işletme tesisleri incelenmiştir. İşletme tesisleri içerisindeki dairesel planlı lokomotif depoları, demiryolu alanlarındaki büyük ve başlıca demiryolu konstrüksiyonlarıdır. Demiryolu komplekslerinin işlevini sürdürmesindeki öneminin yanı sıra etkileyici mimarileri ile de dikkate değer yapılardır. Demiryolu alanlarının kültürel sembollerinden biri olan dairesel planlı lokomotif depolarından günümüzde tamamen yıkılmış, bozulma sürecinde, vandalizme maruz kalmış, kentsel dönüşüme kurban edilmiş olanlar mevcuttur. Bu binaların yeniden kullanım ve rehabilitasyonu için farklı seçenekler vardır. Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu koşullar nedeni ile bu dönemde demiryolları imtiyaz sistemi ile inşa edilmiş, demiryolu İşletmeciliği de imtiyaz sahibi gruplar tarafından yapılmıştır. Bu durum Osmanlı Devleti'nin demiryolları ile ulaşmak istediği askeri ve ekonomik hedeflere ulaşamamasının yanı sıra kurtuluş savaşında ve cumhuriyetin erken yıllarında demiryolu işletmeciliğinde zor zamanlar yaşanmasına neden olmuştur . Bu koşullarda Türkiye demiryolu işletmeciliğinin devam etmesinde önemli bir payı olan dairesel planlı lokomotif depoları tespit edilmiştir. Demiryolu mirasımızın önemli bir parçasını oluşturan dairesel planlı lokomotif depolarının tarihi, teknik ve mimari özellikleri incelenerek, koruma çalışmaları için güçlü ve zayıf yönleri, fırsatlar ve tehditler değerlendirilmiştir. Dairesel planlı lokomotif deposu ve donatılarının korunması ve yeniden kullanımı için oluşturulması gereken sistem tanımlanarak, bu sistem içerisinde yer alacak aktörler, yapılacak işleri ve iş programı tarif edilmiştir.
1980 öncesinde İstanbul'da tarihi sayfiye alanlarında kentsel ve mekânsal değişim süreci
İki kıtanın birbirine bağlandığı özel bir coğrafyada bulunan İstanbul kenti, binlerce yıllık kültür mirasıyla dünyada çok önemli bir konuma sahiptir. İstanbul kenti, yüzyıllardır farklı yaşam alışkanlıklarına ve kültürlere ev sahipliği yapmış, bu kültürlerin ve yaşam alışkanlıklarının şehre bıraktığı yapılar ile Dünya Miras Listesi'ne girmiştir. Yazlık ev ya da şehre yakın kır kesimi anlamlarına gelen "sayfiye", İstanbul'da Bizans Dönemi'nden başlayarak görülen ve 1980'lere kadar varlığını sürdüren bir yaşam geleneğidir. "Sayfiye" geleneği sadece İstanbul'a özgü bir yaşam geleneği olmasa da, yaşandığı kentin coğrafi konumu ve halkının kültürel özellikleri sayfiye geleneğini etkilemiş, "sayfiye" olgusu her kültür tarafından farklı biçimde yorumlanmış, "sayfiye" geleneğinin toplumsal yaşam pratiklerine ve fiziki mekâna yansımasında kentler arasında benzerlikler olmakla birlikte farklılıklar da ortaya çıkmıştır. Bu tez çalışması beş bölümden oluşmaktadır: Tezin giriş bölümünde, tezin amaç ve gerekçesi açıklanmış, kapsamı tanımlanmış, tez yapılırken kullanılan araştırma ve inceleme yöntemleri anlatılmıştır. Ayrıca bu bölümde, tezin bilimsel literatürde sağlayacağı katkı da açıklanmıştır. Tezin ikinci bölümünde, tezin araştırma süreci anlatılmış, araştırma sürecinde ulaşılan belgeler gruplanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen belgeler, yazılı ve görsel belgeler başlığı altında ele alınarak açıklanmış, görsel belgeler başlığı altında İstanbul'un tarihi sayfiye bölgelerine ait haritaların sınıflanması, haritaların özellikleri ve harita okuma yöntemleri ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, sayfiye olgusu ve sayfiye yaşamı anlatılmıştır. Bu bölümde, sayfiye kavramı tanımlanmış ve bu bağlamda turizm-sayfiye ilişkisine değinilmiştir. Turizm olgusuyla ilgili ve İstanbul'daki sayfiye olgusuyla ilgili terminoloji açıklandıktan sonra, sayfiye olgusunun dünyadaki ve İstanbul'daki tarihi gelişim süreci anlatılmıştır. Bu bölümde son olarak da, İstanbul'da 395-1851, 1851-1914 ve 1914-1980 dönemleri için sayfiye yaşamının özellikleri tanımlanmıştır. Dördüncü bölüm İstanbul'daki sayfiye alanlarının gelişim ve değişim süreçleriyle ilgilidir. Bu bölümde öncelikle 395-1851 arasında İstanbul'daki sayfiye alanlarının gelişim süreçleri genel olarak incelenmiş, özellikle Osmanlı Dönemi'nde gelişen sayfiye bölgeleri olan Haliç ve Boğaziçi'nin gelişim süreçleri ayrıntılı olarak anlatılmıştır. İkinci olarak, İstanbul'daki sayfiye bölgelerinin geliştiği en önemli dönem olan 1850-1914 arasında sayfiye alanlarının gelişim süreçleri ve bu süreci etkileyen faktörler açıklanmış, bu dönem içinde sayfiye bölgesi olarak kullanılan Haliç ve Kâğıthane, Boğaziçi, Üsküdar-Çamlıca, Kadıköy-Bostancı ve Adalar bölgeleri ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Sayfiye bölgelerinin İstanbul'daki gelişimini tamamladığı son dönem, 1914-1980 yılları arasında sayfiye alanları ve bu alanların dönüşümü incelenerek, bu dönemin sayfiye alanları olan Boğaziçi, Kadıköy-Tuzla, Bakırköy-Florya ve Adalar bölgeleri anlatılmıştır. Son olarak da, İstanbul'un tarihi sayfiye alanlarındaki işlevlerden, sayfiye olgusu açısından önemli olduğu düşünülen işlevler ele alınmıştır. Tezin sonuç bölümünde ise, tezin bundan önceki dört bölümünde verilen bilgiler için genel bir değerlendirme yapılmış ve ulaşılan sonuçlar açıklanmıştır.
Kamusal bir alan olarak cadde: Bağdat Caddesi örneği
Kent merkezlerindeki yoğun nüfus artışı, teknolojik gelişmeler ve yeni iletişim araçları; mimarlık, kentsel tasarım ve planlama çalışmalarını insan çevre ilişkileri açısından inceleme ve yeni yaklaşımlar üretmeye yönlendirmektedir. Tez kapsamında, sokak ve caddelerin ulaşım kanalları olmalarının yanında kamusal bir alan olarak değişen kent yaşantısındaki rollerinin araştırılması hedeflenmiştir. Bu bağlamda, İstanbul Anadolu Yakası'nda yer alan Bağdat Caddesi kamusal kullanım bağlamında incelenmiştir. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, tezin amacı ve kapsamı anlatılmaktadır. İkinci bölümde, kentsel kamusal alan kavramı ve kentsel mekanın özellikleri incelenmiştir. sokak ve caddelerin tanımı, sınıflandırılması yapılmış ve, caddelerdeki kullanıcı davranışları, hareket ağı ve güvelik bağlamında irdelenmiştir. Üçüncü bölümde inceleme alanı olarak seçilen Bağdat Caddesi'nin tarihi, sosyal yapısı, kullanıcıları, fiziksel özellikleri anlatılmış ve anket çalışmalarına yer verilmiştir. Çalışmanın sonucunda, Bağdat Caddesi kullanıcıları ile yapılan anketlerle, kullanıcı yoğunluğu, kulanım amacı, yürümeyi destekleyen yapısı orta konmuş ve anket sonuçları doğrultusunda kullanıcı gereksinimlerine yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kullanıcı yoğunluğu, kentsel kamusal alanlar, sosyal yapı, sokak ve cadde
Tiyatro salonlarının aydınlatma düzenleri açısından incelenmesi ve değerlendirilmesi
Aydınlatma tasarımının hedefi kullanıcı gereksinimlerine uygun koşulları oluşturmaktır. Bu koşullar her aydınlatma türü için farklı özellikler göstermektedir. Sahne performanslarının gerçekleştirildiği ortamlardan biri olan tiyatrolarda, izleyicilerin gösteriden hoşnut olabilmeleri ve oyuncuların rol aldıkları oyunda iyi bir performans ortaya koyabilmeleri amaçlanır. Bu iki kullanıcı grubundan herhangi biri için yapılmış olan aydınlatma, diğer grup için rahatsızlık oluşturmamalıdır. Yapılan bu çalışmanın amacı, sahne performanslarının gerçekleştirildiği ortamlardan biri olan tiyatroların sahne ve parter aydınlatma düzenlerinin özelliklerinin belirlenmesi, temel ilkelerin verilmesi, bu ilkeler doğrultusunda kullanıcıları olan izleyici ve oyuncular üzerindeki etkilerinin ortaya koyulmasıdır. Bu bağlamda çalışma kapsamında kapalı salonlardaki parter ve sahne aydınlatma düzenleri konusunda genel ilkeler verilmiş, İstanbul'da yer alan beş tiyatro salonunun parter ve sahne bölümlerinin aydınlatma düzenlerine yönelik nesnel ve öznel inceleme sonuçları sunulmuştur. Çalışma altı bölümden oluşmaktadır. Bölüm 1'de konuya giriş yapılarak çalışmanın, literatür özeti, amacı ve hipotezi verilmiştir. Bölüm 2'de tiyatro aydınlatması ve çalışma yöntemi ele alınmıştır. Bölüm 3'te inceleme yapılan tiyatro salonları ve oyunlara ilişkin genel bilgiler verilmiştir. Bölüm 4'te parter aydınlatma ilkeleri, bu ilkeler doğrultusunda yapılan nesnel (ölçme) ve öznel (anket) incelemeler, inceleme sonuçlarının değerlendirilmesi verilmiştir. Bölüm 5'te sahne aydınlatması ilkeleri, bu ilkeler doğrultusunda yapılan nesnel (ölçme) ve öznel (anket) incelemeler, inceleme sonuçlarının değerlendirilmesi verilmiştir. Bölüm 6'da yapılan bu çalışma ile ilgili genel değerlendirme ve sonuçlar verilmiştir.
Sosyal ve mekansal ayrışma kapsamında konut-kamusal alan ilişkilerinin Ataköy örneği üzerinden irdelenmesi
Kentler tarih içerisinde olduğu gibi günümüzde de ekonomik, sosyal, toplumsal olayların etkileri ile sürekli değişen dönüşen mekanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Küreselleşme ile artan ulaşım ve iletişim teknolojisinin gelişimi, hızlı nüfus artışının kentteki tehlikeyi ve bu duruma duyulan korkuyu artırması, sosyal ve ekonomik sınıflar arasındaki kutuplaşmanın çoğalması ile birlikte insanlar birbirinden kopuk yaşam biçimlerini benimsemektedir. Kendi iç alanlarına çekilen insanların bu anlayışının yansımaları mekan üzerinde de etkilerini göstermektedir. Farklı gruplara özelleşmiş olarak oluşturulan alanlar hem sosyal olarak hem de fiziksel olarak kenti keskinleşen sınırlarla ayırmakta ve parçalamaktadır. Bu dönüşüm sürecinde üst ve orta-üst sınıflar diğer küresel şehirlerle benzerlikleri olan farklı mekan arayışları içine girdiler. Sınırlandırılmış/Kapalı konut yerleşimleri de bu farklı yaşam arayışı içinde konut piyasasında cevap olarak ortaya çıkmıştır. Kapalı yerleşimler küresel kentlerdeki sosyal, ekonomik çatışmaları; farklı insanlarla yaşama zorunluluğunun yarattığı tedirginliği yansıtmaktadır. Kapalı yerleşimler kentler içinde sınırlar oluşturarak insanlar arasındaki sosyal ve ekonomik ayrışmayı somutlaştırmaktadır. Aynı zamanda bu yerleşimler içinde ayrıcalık olarak sunulan "güvenli", "bakımlı" ve "temiz" açık ortak alanlar, sadece belirli insanların girişi ile sınırlandırılarak, kamusal nitelikli mekanların özelleştirilmesine neden olmaktadır. Bu tür konut yerleşimleri sadece kendi içindeki alanlar da kamusal – özel alan sınırlarını değiştirmekle kalmayıp, aynı zamanda kendi dışında kalan kamusal alanlar üzerinde olumsuz etkiler de yaratmaktadırlar. Bu çalışma kapsamında ilk olarak sınırlandırılmış/kapalı konut yerleşimleri incelenecektir. Daha sonra kamusal alanlar ve sosyal - mekansal ayrışma tanımlanacak, sınırlandırılmış/kapalı konut yerleşimleri ile aralarındaki ilişkiler açıklanacaktır. Son olarak sosyal ilişkileri artırmak için konut alanları ve kamusal alanlar arasındaki ilişkinin nasıl kurgulanması gerektiği sorgulanacaktır. Kamusal mekanların erişilebilir ve farklı grupların kullanılabileceği bir şekilde tasarlanmasının, özel - kamusal arasında derecelendirmeler ile daha işlevsel bir tasarımın ortaya konmasının sosyal ve mekansal ayrışmayı azaltmaya yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Parçalanan kent içerisinde insanları bir arada tutabilecek, karşılaşma mekanları oluşturarak farklı gruplar arasında iletişim sağlayacak mekanlar kamusal mekanlardır. Alan çalışması kısmında İstanbul/ Ataköy'de seçilen, kendi aralarında erişim farklılıkları bulunduran, bölgelerde yapılan analitik analizler, gözlem ve görüşmeler ile konut alanları ve kamusal alanlar arasındaki ilişki incelenecektir. Bölgelerde tespit edilen konut-kamusal alan ilişkisini olumlu ve olumsuz etkileyen özellikler ortaya konacaktır. Anahtar Kelimeler: Sınırlandırılmış Konut Yerleşimleri, Kapalı Siteler, Kamusal Alan, Sosyal Ve Mekansal Ayrışma, Konut
Yüksek yapılarda yapı rüzgar etkileşimi
Yüksek yapı tasarımında, tasarımı etkileyen en önemli faktör rüzgar etkisidir. Oval veya dairesel olmayan özellikle ortogonal yapı formlarında, rüzgarın yapıyı etkileme biçimi farklılaşır. Rüzgarın doğrudan etkidiği yüzeyde yüzeye dik basınç gerilmeleri yanında, arka ve yan yüzeylerde cephe panellerini dışarı doğru iten çekme gerilmeleri oluşur. Söz konusu basınç ve çekme gerilmelerinin büyüklüğü ve değişimi, yüksek yapılarda kaplama tasarımını doğrudan etkiyen en önemli etkenlerdir. Ayrıca farklı yapı formları veya çevre yapılar da dikkate alındığında, yön ve şiddeti değişen rüzgar akımının etkisiyle, ivme değerleri ve tepe yer değiştirmeler artmakta, yapıların yan ve arka yüzeylerinde girdap etkisi oluşabilmektedir, yayalar ve çevre yerleşimler üzerine beklenmedik olumsuz etkileri de söz konusudur. Girdap etkisi ile rüzgara dik doğrultudaki salınım, bazı ekstrem durumlarda yapıda rezonans riski de oluşturabilmektedir. Bu tez kapsamında öncelikle rüzgar-yapı etkileşimi için, bir benzeşim programı (Cradle scStream) kullanılarak çeşitli modellemeler yapılmıştır. Farklı plan ve yükseklikteki yapılar, yapının tek başına olması ve çevre yapı durumları dikkate alınarak, söz konusu program ile incelenecek ve cepheye gelen yüklerin değişimi irdelenecektir. Yapılara etkiyen teorik rüzgar yüklerinin belirlenmesinde ASCE 7-10 esas alınarak; Yönetmeliğe göre hesaplanan teorik yüklerin, benzeşim modelinin sonuçları ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca benzeşim programının sonuçları, literatürdeki bazı rüzgar tüneli sonuçları ile de karşılaştırılacaktır.
Kamu yapılarının yeniden değerlendirilmesinde yarışmaların önemi: Ankara (1923-1938)–Berlin örneği
Yıllar süren savaşların ve kurtuluş mücadelesinin ardından kurulan Genç Cumhuriyet, savaş esnasında yıkılmış, harap olmuş Anadolu şehirlerinde yoğun bir imar hareketi başlatmıştı. Tüm Anadolu şehirleri arasında kuşkusuz Ankara'nın farklı bir önemi vardı. Ankara'nın, bir kasabadan bir başkente dönüşüm çabasından çok daha öte, devrimlerle hedeflenen "Muasır medeniyetler seviyesine ulaşma"nın model kenti inşa edilmesi amaçlanıyordu. Bu açıdan hem fiziki, hem de kültürel bir inşa çabasının amacı Ankara'yı, Anadolu'nun diğer kentleri için örnek teşkil edecek bir kent olarak kurabilmekti. Ankara, tarihi çok eskilere uzanmasına rağmen belki de tarih boyunca ilk defa bir devletin başkenti olma yükünü üstlenmişti. Cumhuriyet'in ilk yıllarında sade bir Anadolu kasabası olan Ankara; Cumhuriyet'le birlikte büyümeye ve modern bir kent olmaya başladı. Cumhuriyet'in ilk yıllarında inşa edilen (Erken Cumhuriyet Dönemi), bir dönemin mimari karakterinin, hissayatının, fikirlerinin izlerini taşıyan yapılar, zamanla Ankara'ya özgü bir mimarlığın parçası olarak akıllarda yer edindiler. Son yıllarda bir devlet politikası olarak yürütülen "kentsel dönüşüm hareketleri" ve kamu binalarının yeniden inşası çalışmaları, bu döneme ait kamu yapılarının "eskidiği" veya "artık ihtiyaca cevap veremediği"… vb. gerekçesiyle yıkılması, yenilenmesi bu dönem yapılarının geleceği konusunda şüpheleri de beraberinde getirmektedir. Bu süreçle birlikte sadece bir dönemin izlerini taşıyan mimari değerler değil, bir dönemin yaşam tarzı, anlayışı, fikirleri de kaybolmaya başlamıştır. Bu çalışmada, Ankara örneği üzerinden, 1923-1938 yılları arası Erken Cumhuriyet Dönemi'ne ait yapıların yarışmalar yoluyla yeni tartışmalar açacağı ele alınmıştır. Ankara'daki dönem yapılarının yarışmalarla ele alınması açısından incelenmesi gereken bir örnek oluşturacağı düşünülerek, Berlin'deki yarışmalar süreci irdelenmiştir. İkinci Dünya Savaşı esnasında büyük yıkıma maruz kalan ve adeta bir harabe şehre dönüşen Berlin de, elde kalan yapıları ve yapı izlerini yarışmalar yoluyla yeniden işlevlendirerek inşa etme yolu seçilmiştir. Berlin, günümüzde anılarını üzerinde taşıyan dev bir açık hava müzesini andırmaktadır. Berlin için yapılan işlevlendirme yarışmalarının, Ankara'daki Erken Cumhuriyet Dönemi yapıları için bir model teşkil edebileceği bu tez çalışmasında ele alınmıştır. Bu kapsamda her iki kentin geçmişi, mimari kültürü analiz edilmiştir. Ülkemizde çok nadir organize edilen bu koruma-yeniden işlevlendirme tipi yarışmaların içerikleri ve ele alınış biçimleri, Almanya'daki türdeşleri ile birlikte ele alınıp değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu tip yarışmaların çoğalmasıyla, ülkemiz mimarlığı adına birçok tartışmanın kapısını aralayacağı düşünülmektedir.
Mevlevihanelerin akustik özelliklerinin değerlendirilmesi: İstanbul mevlevihaneleri
Mimarlık alanında yoğun bir çalışma alanına sahip olan dini yapılar hakkında yapılmış birçok çalışma bulunmaktadır fakat ülkemizdeki bu çalışmaların çoğu camiler üzerine yoğunlaşırken geniş bir coğrafyada kendine yer bulan tekke, zaviye ve külliyeler bu denli bir ilgiyi çekememektedir. Bu durumun nedenlerinden biri hali hazırdaki kullanımlarının yapım amaçları dışında olmasıdır. Yapısal özellikleri ile mimarlık tarihinin konusu olan bu yapılar kullanım amaçlarına bağlı olarak da hacim akustiği sahasının çalışma alanına girmektedir. Mevlevihaneler dışarıda bırakıldığı takdirde hacimsel anlamda çok büyük olmayan bu mekânların akustik sorunları da aynı oranda azdır. Mevlevihaneler ise içinde gerçekleştirilen ritüeller ile kendi içlerinde ayrışmış ve farklı bir konumda yer almıştır. İslam tasavvufunda her tarikatın en önemli ritüeli olan zikr törenleri yıllar içerisinde oluşup, gelişmesi ile belli başlı kuralları olan önemli merasimlerdir. Bu törenlerin mevlevi geleneğindeki karşılığı Mevlevi Ayinleri'dir. Mevlevi Ayinleri'nde müzik ve dans tam anlamıyla iç içe geçmiştir. Görsel ve işitsel bir sunuma sahip bu ayinlerde seslendirilen eser, ''Mevlevi Ayinleri'' ise aynı zamanda Klasik Türk Musikisinin en büyük beste formudur. Mevlevilerin bu uygulamaları doğal olarak içinde bulundukları mekânı yaniMevlevi Ayin'inin icra edildiği semahaneyi akustik açıdan ilgi çekici hale getirmiştir. Bugüne kadar bu alanda YTÜ BAP koordinatörlüğünce desteklenen ve yakın zamanda tamamlanan; ''Hacim Akustiği Parametrelerinin Türk Makam Müziği İcra Edilen Kapalı Mekânlar Açısından İncelenmesi ve Değerlendirilmesi'' projesinde incelenen Galata Mevlevihanesi dışında bir çalışmaya rastlamak ise oldukça zordur. Bu çalışmanın öncüsü ise Gülçin Konuk'un aynı isimli yüksek lisans tez çalışmasıdır ve bu çalışmalar dahilinde Galata Mevlevihanesi incelenmiştir. Alandaki eksikliği de göz önünde bulunduran bu çalışma ile İstanbul Mevlevihanelerinden hali hazırda yapım amacına uygun olarak kullanılan; Galata, Bahariye ve Yenikapı Mevlevihaneleri incelenmiştir. Bu incelemeler ile İstanbul Mevlevihanelerinden hareketle Mevlevihanelerin akustik özellikleri, ölçüm ve modellere dayanarak nesnel parametrelerle ortaya konmuştur. Başta mekânların yansışım süresi olmak üzere erken düşme süresi, netlik ve hacimlilik gibi değerleri belirlenmiştir. Tüm bu değerlendirmeler ve modelleme yardımı ile Mevlevi Ayinleri icrasında optimum yansışım süresi ve gerekli en iyi akustik koşulların sağlanması amacıyla çeşitli öneriler, kültürel mirasın korunmasına katkıda bulunacak sonuçlar sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Akustik, Hacim Akustiği, Mevlevihaneler, Galata, Yenikapı, Bahariye, Türk Müziği
Yerleşimlerde yapı yüzü renk tasarımına yönelik bir yaklaşım
En önemli mimari tasarım kriterlerinden biri olan yapı yüzü renkleri, yapıların diğer mimari özellikleriyle birlikte kentin kimliğinin oluşmasında ağırlıklı olarak rol oynar. Yapı yüzü renklerinin etkili ve anlamlı olabilmesi için genelden özele (kent ölçeğinden tek yapı ölçeğine) doğru ilerleyen bir renksel planlama süreci sonucunda kurgulanmış, her yerleşimin geneli için hazırlanmış "kentsel renk master planlarından" yararlanılması gerekmektedir. Bir yerleşime yönelik Kentsel Renk Master Planlarının hazırlanabilmesi için yerleşimin en büyük ölçeğinden en küçük ölçeğine doğru tüm renk tasarım etkenleri incelenmeli ve değerlendirilmelidir. Özellikle büyük ölçekli yerleşimler söz konusu olduğunda inceleme ve değerlendirmelerin yapı yüzü renk tasarımını gerçekleştirecek tek bir kişi tarafından yapılması uygulamada olanaklı değildir. Bu nedenle yerel yönetimler, renk tasarımcıları, kent plancıları ve mimarlar için rehber niteliği taşıyacak bütüncül ve kapsamlı bir yaklaşıma/yönteme gereksinim olduğu açıktır. Ancak literatürde, kentsel renk planlama aşamalarının tamamını içeren, bu aşamalar arasında ilişki kuran, yapının içinde bulunduğu doğal - yapay çevreye ve renk algılamaya yönelik etkenleri detaylı olarak inceleyen ve değerlendiren, renk tasarım sürecine yardımcı olan ve sürecin genelini kapsayan bir yaklaşım yer almamaktadır. Daha açık bir anlatımla Kentsel Master Renk Planlarının hazırlanmasına katkı sağlayacak bütüncül bir yaklaşım bulunmamaktadır. Bu bağlamda gerçekleştirilen tez çalışması kapsamında, yapı yüzü renk tasarımı sürecinde göz önünde bulundurulması gereken etkenlerin, daha önce yapılan çalışmalar da dikkate alınarak bir arada değerlendirilmesine ve aşamalı olarak kent bölgesi ve yapı ölçeklerindeki Master Renk Planlarının hazırlanabilmesine yönelik bir "Yapı Yüzü Renk Tasarımı Yaklaşımı" geliştirilmiştir. Tez çalışmasının temel amacı "kent bölgesi ve yapı ölçeğindeki Master Renk Planlarının hazırlanabilmesi için gerekli aşamaların oluşturulması ve bu aşamalarda yararlanılabilecek yöntemler geliştirilmesi"dir. Çalışmanın aşamaları, yerleşimin renk tasarımı yapılması öncelikli olan bölge ve yapılarının belirlenmesi, renk tasarımında önceliği olan kentsel bölge ve yapıların çevresel renk analizlerinin yapılması, yapı yüzü renk algısını etkileyen özelliklerin belirlenmesi ve değerlendirilmesi, kentsel bölge ve yapılara yönelik renk önerilerinin yapılması olmak üzere dört temel adımda kurgulanmıştır. Bu doğrultuda tezin ilk bölümünde, konuyla ilgili literatürde yer alan çalışmalara, tez çalışmasının amacına ve çalışmada sınanacak varsayımlara yer verilmiştir. İkinci bölümde ise yapı yüzü renk tasarımının temel öğeleri olan renk ve renk algılama ile yapı yüzü renk tasarımına ilişkin genel bilgilere değinilmiştir. Tez çalışmasının üçüncü bölümünde Yapı Yüzü Renk Tasarımına yönelik olarak geliştirilen/önerilen yaklaşım detaylı olarak anlatılmış, yaklaşımın dört temel adımı ile adımların oluşturulma neden ve amaçları genel olarak ele alınmıştır. Çalışmanın dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci bölümlerinde Yapı Yüzü Renk Tasarımı Yaklaşımının dört temel adımından her biri için oluşturulan ve /ya da literatürde yer alan yöntemler anlatılmış ve yöntemlerin uygulanması için gerçekleştirilen işlemler detaylı olarak anlatılmıştır. Bu bağlamda dördüncü bölümde Yapı Yüzü Renk Tasarımı Yaklaşımının ilk aşaması olan "Yerleşimin Renk Tasarımı Yapılması Öncelikli olan Bölge ve Yapılarının Belirlenmesi" için oluşturulan özgün yöntem anlatılmış ve bu yöntem kapsamında gerçekleştirilen anket çalışması ve sonuçları aktarılmıştır. Beşinci bölümde yaklaşımın ikinci aşaması olan "Renk Tasarımında Önceliği olan Bölge ve Yapıların Çevresel Renk Analizlerinin Yapılması" için, literatürde yer alan iki temel çalışma incelenmiş ve bu çalışmalarda kullanılan yöntemlerden yararlanılarak yapılan doğal çevre renk analizi örneklemesi anlatılmıştır. Tez çalışmasının altıncı bölümünde, yaklaşımın üçüncü aşaması olan "Yapı Yüzü Renk Algısını Etkileyen Özelliklerin Belirlenmesi ve Değerlendirilmesi" için geliştirilen özgün yöntem ele alınmış, bu kapsamda gerçekleştirilen deney ve sonuçları aktarılmıştır. Yedinci bölümde ise yaklaşımın dördüncü aşaması olan "Kentsel Bölge ve Yapılara Yönelik Renk Önerilerinin Yapılması" için göz önünde bulundurulması gereken genel renk tasarımı bilgileri doğrultusunda kurgulanan temel adımlar anlatılmıştır. Tez çalışmasının sekizinci sonuç bölümünde ise geliştirilen Yapı Yüzü Renk Tasarımı Yaklaşımının dört temel aşamasına yönelik yapılan çalışmalardan elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir.
18 yy tekkeleri ve Şeyhülislam tekkesi
istanbul'un fethiyle birlikte çeşitli bölgelerinde yeni imar faaliyetlerine başlanmıştır. Daha öncebu bölgede yaşayan halk ile fetihle gelenlerin dini inançlarının farklı olması ve farklı fonksiyonşemalarından oluşan yapılara ihtiyaç duymaları sonucunda yeni yapı yapma zorunluluğudoğmuştur.Yeni imar faaliyetleri, bazen yeni camiler ve tekkeler inşa etme, zaman zaman ise var olankiliseleri cami ya da tekkeye dönüştürme şeklinde devam etmiştir. Osmanlı mparatorluğudöneminde, kaldırıldıkları 1925 yılına kadar tekkeler toplumun çeşitli ihtiyaçlarının karşılandığıyapılar olmuştur. Bu nedenle stanbul ve yakın çevresinde beş yüzün üzerinde tekke inşaedilmiştir.Bu tekke yapılarının bir kısmı çeşitli dönemlerde onarım görmüş ya da yıkılarak tekrar tekrarimar edilmiştir. Tüm bu tekke yapıları içerisinde ilk inşa tarihleri 18.yy'a ait olduğu tespitedilebilen tekkeler ile bu tekkeler içerisinde önemli bir yer tutan ? Şeyhülislam Tekkesi?incelenmiştir. nşa tarihleri hakkında bilgi elde edilemeyen yapılardan vakfiye tarihleri 18.yyiçinde olanlar da bu çalışmaya dahil edilmiştir.Şeyhülislam Tekkesi'nin tarihsel süreci araştırılmış, mimari özellikleri incelenmiş, ölçme vebelgeleme yöntemleri kullanılarak mevcut durum analizi yapılmıştır. Yapılan mevcut durumanalizi çalışmaları sırasında elde edilen ip uçları ve bulunan belgeler ışığında restitüsyon projesihazırlanmıştır. Yine bulunan belge ve hazırlanan restitüsyon çalışmaları baz alınarak yapınınkoruma ve restorasyon projesi hazırlanmıştır.Anahtar kelimeler: Şeyhülislam Tekkesi, 18.yy Tekkeleri, Nişanca Mahallesi, ŞeyhülislamMustafa Efendi, medrese planlı tekkeler, dini mimari.x
Boyabatın geleneksel mimarisinde endüstri yapıları: Değirmenler ve Şamlılar çeltik fabrikası
insanl k tarihi boyunca, teknoloji ve sanayinin geli imini yans tan geleneksel üretimyöntemleri ve üretim yap lar , Sanayi Devrimi sonras nda terk edilmi ve giderek yok olmasürecine girmi lerdir. Bu nedenle az say da örnek günümüze ula abilmi ve endüstriarkeolojisinin konusunu olu turmu tur.De irmenler, en eski geleneksel üretim yap lar ndan biridir. Günümüzde kullan lan azsay daki örnekleri mevcut olan de irmenler, güç kaynaklar na göre adland rlar. Elde irmeni, hayvan veya insan gücüyle çal an de irmen, su de irmeni, yel de irmeni vemotor gücüyle çal an de irmenler kullan m ekline göre biçimlenmektedir.Çeltik üretimi ile tan nan Boyabat, su gücünün varl ile sanayisini geli tirmi ve gelenekselüretim mimarisinde bu nitelikli biçimlenme olu mu tur. Boyabat kentinde gelenekselyöntemle üretim yapan ve yak n geçmi e kadar kullan lan de irmenler hakk nda günümüzekadar bir ara rma yap lmad tespit edilmi tir. Bu nedenle, Boyabat ve yak n çevresindekide irmenler ara lm , sistemleri çözümlenmeye çal lm ve tüm verileri ile belgelenerekele al nm lard r. ncelenen su de irmenlerinde yatay veya dü ey su çark ile hareketsa lanmaktad r. Kullan m ekillerine göre; un de irmeni, dink, dibek gibi çe itleri tespitedilmi tir.rsal alandaki terk edilmi de irmenlerin birço u harap durumdad r. Kent içinde ise bu türyap lar yenilenerek çeltik fabrikas veya un fabrikas olarak çal maya devam etmektedir.Ancak, bilinçsizce yap lan yenilemeler bu kültürel miras n yok olmas na neden olmaktad r.Gelecek nesillere aktar labilmesi için özgün kimliklerinin korunarak ya at lmas , halk n vekamu kurum ve kurulu lar n bilinçlendirilmesi gerekmektedir.Koruma amaçl bir yakla mla incelenen de irmenlerin çal ma prensipleri, geçirdikleride imler ve sorunlar , aml lar Çeltik Fabrikas örne i ve Boyabat kenti ile ili kilendirilmi ,korunmalar ve yeniden kullan mlar için öneriler geli tirilmi tir.Anahtar kelimeler: Boyabat, çeltik/pirinç, çeltik fabrikas , un de irmeni, dink, dibek, suçark , geleneksel üretim yap , endüstri arkeolojisi.JÜR :1. Doç. Dr. Nadide SEÇK N (Dan man) Kabul tarihi: 16.02.20062. Y. Doç. Dr. Ö. Faruk TUNCER Sayfa Say : 2453. Y. Doç. Dr. Gülsün TANYEL
Sürdürülebilirlik düşüncesi-mimarlık etkileşimine alternatif bir bakış: "Yer"in çevre bilincine etkisi
SÜRDÜRÜLEB L RL K DÜ ÜNCES -M MARLIK ETK LE M NE ALTERNAT FB R BAKI : ?YER? N ÇEVRE B L NC NE ETK SAy en C RAVO LUMimarlık, Doktora TeziBugün çevre sorunlarına, ana akımın mimarlık mesle ine sundu u öneriler çerçevesindende il, ele tirel de erlendirmeler içeren ve alternatifleri arayan bir gözle bakılmasının gere iöne çıkmaktadır. Bunun nedeni tezin ikinci bölümünde yer alan çevreci kavramların tarihselgeli imi ve dönü ümünden açıkça izlenebilmektedir. Çevre tartı malarının bugün ula tı ıa amada sıklıkla kullanılan terminoloji, kalkınmaya referansla tanımlanan ve konunun sadeceçevresel de il toplumsal ve ekonomik boyutunu da içine alan sürdürülebilirlik kavramıdır.Ancak bu noktada tezin üçüncü bölümünde yer verilen ele tirel de erlendirmeye gereksinimolmaktadır. Buna göre, sürdürülebilirlik kavramının yepyeni bir parametre olarak tüm mevcutuygulamaları alt üst edebilece i yakla ımı dayanaksızdır. Dahası temelde tüketimtoplumlarının ele tirisini ta ıması beklenen kavramın kendisi bugün tüketim nesnesi halinegelmi tir.Bu çerçeveden bakıldı ında sürdürülebilirlik dü üncesinde mimarlı ın yeri üzerine alternatifyakla ımların gere i açıkça göze çarpmaktadır. Çünkü çevre konularında ?gerçek anlamda?bir de i im yapılmak isteniyorsa bu ancak toplumların sürdürülemez tüketim alı kanlıklarınındönü ümüne ba lıdır. Çalı manın dördüncü bölümünde ayrıntılarıyla tartı ılan bu tutumyapıların ve kentlerin kullanıcıları olan insanı da içine alan geni bir perspektifi zorunlukılmaktadır. Bir ba ka deyi le yapıların, kentlerin çevreci nitelikler kazanması önemli ölçüdekullanıcıların bunları benimsemesiyle ilintilidir. Bu kapsamda ?yer?in, yapılı çevreninözelliklerinin kullanıcıların çevre bincine etkisi bugün önemli bir ara tırma alanınıolu turmaktadır.Bu çalı manın öne sürdü ü ana sav, kullanıcıların çevrelerine kar ı duyarlılık göstermesinde,di er etkenlerin yanında mimarlı ın da rolünün oldu u dü üncesidir. Tezin be incibölümünde ayrıntılarının izlenebilece i bu yakla ım, çevre bilinci üzerine kurulan modelinsınanmasıyla sonuçlanmaktadır. Bu kapsamda stanbul Bo aziçi'nde, çevre bilincinin kamuyayansıdı ı düzeyde gözlenebilir oldu u Arnavutköy ve Kuzguncuk örnekleriyle,gözlenemedi i Kandilli yerle mesi üzerinden bu bilincin ?yer?le ili kisi aranmı tır. Mekanıntoplumsal içeri ini ortaya koyan analiz yöntemi, ?Mekan Dizimi? kullanılarak yapılande erlendirmelere göre kent mekanı, toplumsal kimlik kuramları aracılı ıyla oldu u gibiyapıların olu turdu u mekansal örüntüyle de çevre bilincini yaratma potansiyeline sahiptir.Altıncı bölümde alan çalı masının bulgularıyla birlikte tüm sonuçlar özetlenmekte ve ilerideyapılabilecek ara tırmalara yön verilmektedir.Anahtar kelimeler: Sürdürülebilirlik, mimarlık, ele tiri, çevre bilinci, yer, kentsel örüntü,Mekan Dizimi.JÜR :1. Prof. Dr. Harun BATIRBAYG L (Danı man) Kabul Tarihi: 9.2.20062. Prof. Dr. Zekiye ABALI Sayfa Sayısı: 1763. Prof. Dr. Nur ES N4. Doç. Dr. Deniz ER NSEL ÖNDER5. Doç. Dr. Deniz NCEDAYI
Endüstriyel alanların dönüşümü, kentsel mekana etkileri: Beykoz Kundura ve Deri Fabrikası için bir dönüşüm senaryosu
Yirminci yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan küresel kriz ve bunun sonucu değişen dünyadengeleri, ağır sanayinin gelişmiş toplumların coğrafyasından 3. dünya ülkeleri coğrafyalarınakaymasına neden olmuştur. Üretimin kentlerden uzaklaşmasıyla kent içinde kalan endüstriyelalanlar, kentlerin yeniden yapılanma sürecinde yeniden kullanımlarıyla önemli bir rolüstlenmişlerdir. Endüstriyel alanlar, endüstri arkeolojisi disiplininin ortaya çıkmasıyla kültürelmiras olarak kabul edilerek koruma altına alınmış ve bu disiplin çerçevesinde yapılançalışmalarla dönüştürülerek kullanıma sunulmuştur.Dünyadaki endüstriyel alan dönüşüm örneklerinde, dönüşümün temel stratejileri; endüstrininkentte yaptığı tahribatın ortadan kaldırılmasını sağlamak, üretim sürecinde kentten uzak kalanbölgeyi kentle bütünleştirmek, bunları sağlarken de endüstriyel mirasın korunarak geleceknesillere görsel ve deneysel olarak doğru aktarılmasını sağlamaktır. Dönüşüm alanlarınınkentler arası rekabette kentin tanıtımına ve sosyal çevreye katkıda bulunması dahedeflenmektedir. Türkiye'deki dönüşüm örneklerinde yapıyı koruma ve anıtlaştırmaçabalarına rağmen, endüstri arkeolojisi disiplininin yerleşmemiş olmasından dolayı yapılarınteçhizatlarıyla bir bütün halinde korunması olgusu yoktur.Sahip olduğu coğrafi özellikler nedeniyle bir çok eski endüstri tesisinin kurulduğuİstanbul'un Beykoz ilçesi, sahip olduğu bu endüstriyel mirasların tarihi çevresiyledeğerlendirilmesi durumunda bölgenin kente bulunabileceği katkı dolayısıyla önemli birpotansiyele sahip görünmektedir.İşlevi sona eren Beykoz Kundura ve Deri Fabrikası, 200 yıllık geçmişiyle önemli bir endüstriarkeolojisi alanıdır ve kentin suyla buluştuğu önemli bir noktadadır. Fabrika alanının Beykozkıyı şeridiyle, tarihi alanlarla ve diğer eski endüstri alanlarıyla beraber değerlendirilerekkültürel bir dizgiye oturtulmasını öngören dönüşüm senaryosu, bölgeyi kentin önemli odaknoktalarından biri haline getirebilecektir.Anahtar kelimeler: Endüstriyel alanların dönüşümü, endüstri arkeolojisi, Beykoz Kundurave Deri FabrikasıJÜRİ:1. Doç. Dr. Tülin GÖRGÜLÜ (Danışman) Kabul Tarihi: 09.10.20062. Doç. Dr. İclal DİNÇER Sayfa Sayısı: 1693. Doç. Dr. Cengiz CAN
Adana Tepebağ höyüğü ve çevresinin tarihsel süreç içindeki gelişiminin incelenmesi ve bölgenin günümüze yeniden kazandırılması
Tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Adana ili, ilk olarak Tepebağ Höyüğü veçevresinde kurulmuş ve zaman içinde bu bölgede gelişim göstermiştir. Osmanlı İmparatorluğuzamanında, geleneksel mimari adına önemli yapılar inşa edilmiştir.Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte kırsal kesimden kente göçlerin artması bölgedeki değişiminbaşlangıcı olmuştur. Bölgedeki yanlış yapılaşma ardından yerli kullanıcının bölgeyi terketmesi ve gelir düzeyi düşük bir kitlenin taşınması, tarihi binaların eskimesine nedenolmuştur.Tepebağ Höyüğü ve çevresi yaşayabilmek için bir çalışmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu çalışmahem fiziksel çevrenin düzenlenmesi, hem tarihi binaların restore edilip, bu binalara işlevverilerek tarihi dokunun korunması, hem de sosyal yapının geliştirilmesi şeklinde olmalıdır.Çalışmanın birinci bölümünde, çalışmanın amacı ve yöntemi belirtilmiştir.İkinci bölümde Adana ili ve Taşköprü ile ilgili gerekli bilgiler aktarılmıştır.Üçüncü bölümde, Tepebağ Höyüğü ve çevresindeki bölgenin tanıtımı yapılmıştır. ArdındanAdana'nın Tepebağ Höyüğü'ndeki yerleşimi ve gelişimi irdelenmiş, Tepebağ ve çevresindekimahallelerde Osmanlı döneminden kalma geleneksel konut mimarisinin özellikleri örneklerleanlatılmıştır.Dördüncü bölümde, Tepebağ Höyüğü ve çevresinde yapılan anket çalışmalarının sonuçlarıaktarılmıştır. Birinci gurup ankette, daha önceki durumun tespit edilebilmesi için bu bölgedeoturmuş ve ayrılmış kişilerle, ikinci gurup ankette ise, günümüzdeki durumun tespitedilebilmesi için, şu anda bu bölgede oturan kişilerle görüşülmüştür.Beşinci bölümde, kişisel gözlemlere dayanarak bölgenin günümüzdeki fiziksel ve sosyalyapısı aktarılmış, Tepebağ ve çevresinin yeniden canlandırılması için yapılması gerekenlerbelirtilmiştir.Anahtar kelimeler: Adana, Taşköprü, Tepebağ Höyüğü, Fiziksel Yapı, Kentsel Yapı,Mimari Yapı, Sosyal Yapı, Çöküntü, Değişim, Gelişim, Eskime
İstanbul Tarihi Yarımada kentsel mekanlarının gürültü denetimi açısından incelenmesi; değerlendirmeler ve öneriler
Hızlı ve plansız büyüyen günümüz şehirlerinde, gürültü kirliliği yapı içinde ve yapı dışındaetkili olarak çeşitli rahatsızlıklara sebep olmaktadır. Bu olumsuzlukların ortadan kaldırılmasıiçin en etkili yol ise; konunun makro ölçekte değerlendirilmesi ve kentsel mekanlarınözelliklerine göre gürültü denetiminin yapılıp uygun akustik ortamın sağlanmasıdır. İstanbulkenti, 10 milyonu aşan nüfusuyla kentleşme olgusunun getirdiği tüm sorunların yanındagürültü sorununu da etkili bir şekilde yaşamaktadır.İstanbul'un en önemli tarihi, kültürel ve turistik merkezi olmakla birlikte iş merkezlerinin veticaret hayatının da en hareketli mekanlarından olan Tarihi Yarımada ise, bünyesindebarındırdığı değişik fonksiyonlardan dolayı gürültü kirliliği açısından incelenmesi gereken birbölgedir. Bölgede henüz gürültü denetimine yönelik kapsamlı bir çalışma yapılamamıştır.Bu tez çalışması sırasında; öncelikle Tarihi Yarımada kentsel mekanlarının ayrıntılıincelemesi yapılarak çalışma bölgeleri belirlenmiş ve çalışma kapsamında seçilen bölgelerdeçevresel gürültü ortamının belirlenmesi amacıyla gürültü düzeyi ölçümleri yapılmış, farklızaman dilimlerine yönelik gürültü haritaları oluşturulmuş ve sorunlu bölgeler için çözümönerileri getirilmiştir.Anahtar kelimeler: İstanbul, Tarihi Yarımada, gürültü kirliliği, gürültü denetimi, gürültüdüzeyi ölçümü, gürültü haritası
Cumhuriyet Dönemi'nde mimarlık akımları ve Adana'daki yansımaları
Bu çalışmada Cumhuriyet Dönemi Türk mimarlığı ele alınarak, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel ortama bağlı olarak mimarlığın gelişim süreci araştırılmıştır. 19. yüzyıl Osmanlı Dönemi dahil olmak üzere, 1900'lerin başlarında bir arayış içerisine girdiği gözlenen Türk Mimarlığının ilk elli yıllık dönemi ele alınarak, Birinci Ulusal Mimarlık Akımı, Rasyonel-Fonksiyoncu ve Kübist Mimarlık Akımları ile İkinci Ulusal Mimarlık Akımları dönemleri dahilinde incelenmiştir. Cumhuriyet Döneminde, Türkiye'de ortaya çıkan mimari akımların perspektiflerinden bakılarak Adana İlindeki Cumhuriyet Dönemi yapılan incelenmiş bu yapılardaki mimari özelliklerinin yansımaları saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Adana Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı, Türk Mimarlık Akımları
Mimaride iyileştirme ve yeniden düzenleme ilkelerinin tartışılması: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Dardanos yerleşkesi örneği
Her geçen gün gelisen turizm sektöründe doğal, tarihi ve kültürel değerlere sahip kentlerin turizm ve rekreasyon aktivitelerine büyük katkıları olmakla birlikte, bu kentler turizm piyasasında ilk sırada yer almaktadırlar. Çanakkale ili doğal, kültürel ve tarihi değerleri sahip olmasına ve jeopolitik önemine rağmen , bu avantajlarının doğru sekilde kullanılmamasından dolayı turizm ve rekreasyon aktivitelerine kaynak olusturamamakta ve Çanakkale kenti gelisememektedir. Çanakkale, turizm ve rekreasyon potansiyeli açısından çok zengin olmasının yanında bir üniversite kentidir. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi bulunduğu yörenin kaynaklarını dikkate alarak ulusal ve uluslararası alanlarda hizmet veren, Çanakkale'nin dünya çapında tanıtılmasında yardımcı olan bir unsurdur. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi birçok birime sahiptir ve bu birimler Çanakkale'nin çesitli ilçelerine dağılmıslardır. ?Mimaride ?yilestirme Ve Yeniden Düzenleme ?lkelerinin Tartısılması: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Dardanos Yerleskesi Örneği? baslıklı bu çalısmada genel olarak iyilestirme ve yeniden düzenleme kavramları detaylı olarak ele alınmıs; Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Dardanos Yerleskesi ise örnek bir alan çalısması olarak seçilmistir. Bu çalısma amacı doğrultusunda Çanakkale kenti genel olarak tanıtılmıs, Çanakkale'nin doğal, kültürel , tarihi ve yapısal değerleri anlatılmıs, daha sonra ÇOMÜ Dardanos Yerleskesi incelenmis, sorunları saptanmıs, ve bu sorunlara iyilestirme ve yeniden düzenleme ilkeleri doğrultusunda öneri çözümler aranmıstır. Bu bağlamda, dört ana baslık altında çalısma yapılmıstır. Giris bölümünde kent planlama, kent yenileme, iyilestirme ve yeniden düzenleme kavramlarına genel olarak değinilmis; çalısma alanlarının seçilis nedenleri , çalısmanın yapılmasındaki amaç ve yöntemler açıklanmıstır. ?kinci bölümde iyilestirme ve yeniden düzenleme kavramları kentsel tasarım kavramından yola çıkılarak anlatılmıstır. Kentsel tasarım kavramından sonra kent yenileme kavramına , daha sonra sürdürülebilir gelismenin kent yenileme olgusu içindeki yerine, kent yenileme türlerine ve en son olarak iyilestirme ve yeniden düzenleme kavramlarına yer verilmistir. Bu kavramlar detaylı olarak ele alınmıstır. Üçüncü bölümde genelden baslayarak Çanakkale'nin turizm potansiyeli olusturabilecek değerleri; doğal, kültürel, tarihi ve yapısal değerler baslıkları altında toplanarak tanıtılmıstır. Daha sonra Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi hakkında çok genel bilgiler verilmis, en son asıl çalısma alanı olan ÇOMÜ Dardanos Yerleskesi detaylı olarak anlatılmıs(fotoğraf, harita, plan gibi görsel malzemelerle), mevcut durumu saptanmıstır. Sonuç ve öneriler kısmında ise bütün bölümler harmanlanıp, ÇOMÜ Dardanos Tesisi'nin turizm ve rekreasyon açısından mevcut durumu belirtilmis, sorunlar belirlenmis , nerelerin iyilestirmeye, nerelerin yeniden düzenlemeye ihiyacı olduğu belirlenmis; iyilestirme ve yeniden düzenleme ilkeleri ısığında bu sorunlara çözüm önerileri sunulmustur. Anahtar kelimeler: ?yilestirme(Rehabilitasyon), Yeniden Düzenleme(Reorganizasyon), Çanakkale, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Dardanos Yerleskesi. Turizm, Rekreasyon.