19. century
764 theses under this subject heading
Ahmet Hamdi Tanpınar ve edebiyat tarihi
Edebiyat tarihçiliği, daha ziyade edebî eserleriyle tanınan bir sanatkâr olan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın farklı bir yönünü ortaya koymaktadır. Tanpınar'ın XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, yayınlandığı 1949 yılından bu yana devamlı ilgi gören ve otuzuncu baskısı yapılmaya hazırlanılan bir eserdir. Mütefekkir bir sanatkârın kaleminden çıktığı hemen hissedilen bu eser zengin içeriği ve devamlılığı esas alan bakış açısı ile dikkatleri üzerine çekmektedir. Edebiyat tarihçiliği alanında önemi ve özgünlüğü hakkında hemen her çevrenin hemfikir olduğu bu eser, henüz tez seviyesinde müstakil bir çalışmaya konu edilmemiştir. Bazı bilimsel makalelerde farklı yönleriyle ele alınmış olan Tanpınar'ın edebiyat tarihi, ilk kez tez seviyesinde ve bir bütün olarak incelenecektir. Bu çalışma ile Tanpınar'ın edebiyat tarihçiliği topluca ele alınarak, ilgili eserin ön plana çıkan yanları ve özellikle de metodik tutumu değerlendirilmeye çalışılacaktır.
19. yüzyılda Cisr-i Ergene kazasında nüfus ve sosyal yapı
GGünümüzde neredeyse tüm devletler nüfus ile ilgili çeşitli çalışmalar yapıp bunların istatistiki bilgilerini muhafaza etmektedir. Nüfus verileri çok çeşitli bilgiler içerdiği için devleti oluşturan toplumun potansiyelini de gözler önüne serer ve gelecek planlamalarına dayanak oluşturur. Bu sebeple dünyada modern anlamda ilk nüfus sayımları 18. yüzyılda yapılmaya başlanmıştır. Osmanlı Devleti de 19. Yüzyılın ilk yarısında modern anlamda ilk nüfus sayımını gerçekleştirmiştir. Sadece erkeklerin sayıldığı bu sayımda amaç devletin asker ve vergi ihtiyacını karşılamak olarak belirlenmiş ve 1831 yılında II. Mahmud döneminde başlamış ve bitirilmiştir. Anadolu ve Rumeli topraklarında yapılan bu sayım bize Devletin nüfusu hakkında birtakım istatistiki bilgiler sunmaktadır. Günümüzde nüfus defterlerine dayanılarak yapılmış tez çalışmaları az sayıdadır. Bu nedenle bu sayım defterlerine dayanarak "19. Yüzyılda Cisr-i Ergene Kazasında Nüfus ve Sosyal Yapı" başlıklı bir tez çalışması yapmayı planladık. Bu çalışmada, Cisr-i Ergene'nin ilk nüfus sayımındaki toplam nüfusunu, nüfusun değişimi, nüfusun yaşa göre dağılımı, nüfusun dinamizmi, kullanılan adların analizi, ödenen vergiye göre nüfusun dağılımı gibi belli başlı konuları analiz ettik. Analizlerin sonucunda da o dönemde devletin yapmış olduğu savaşların, çıkarmış olduğu kanunların ve bölgede yaşanan kıtlıkların veya salgın hastalıkların nüfusun yapısını ve sosyal dokusunu hangi yönde ve nasıl etkilediğini ortaya koymaya çalıştık. Bu çalışma ile günümüzde devletler tarafından uygulanması muhtemel nüfus ile ilgili politikaların, toplumların geleceğini hangi yönde ve nasıl etkileyeceği hakkında fikir sahibi olmayı hedefledik.
2786 numaralı Kars vilayeti Zaruşad (Arpaçay) sancağı nüfus defterinin transkripsiyon ve değerlendirilmesi
XIX. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu için hemen hemen her alanda yeniliklerin yapıldığı bir yüzyıl olmuştur. Vergi sisteminin yeniden düzene konulması ve devletin gelir kaynaklarının tespit edilebilmesi için II. Mahmud döneminde bir takım ıslahat çalışmaları yapılmıştır. Bu doğrultuda 1826 yılında II. Mahmud tarafından Yeniçeri Ocağı kaldırılmış, yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye kurulmuştur. Yeni kurulan bu ordunun hem askerî hem de ekonomik ihtiyaçlarının giderilmesi için 1831 yılında ülke genelinde nüfus sayımı yapılmıştır. Osmanlıda erkek nüfusuna yönelik olarak yapılan bu sayım, modern anlamda ilk nüfus sayımı olma özelliği taşımaktadır. Bu çalışmamızda, Başbakanlık Osmanlı Arşivi Nüfus Defterleri Fonu'nda bulunan Kars Vilayeti'ne bağlı Zaruşad Sancağı'na ait 2786 numaralı defterin nüfus yapısı incelenmiştir. Tez çalışmamızda, Nüfus Defteri'nden elde ettiğimiz bilgilerden hareketle karyelerin (köylerin) sayısı, her köyün nüfusu ve bu köylerde yaşayan ailelerin isimleri, kullandıkları unvanlar belirlenmiştir. Ayrıca defter sayesinde bölgeye yönelik yaşanan göç ve nakiller hakkında da bilgi sahibi olmaktayız. Ayrıca, 2786 Numaralı Nüfus Defteri, söz konusu bölgedeki mahalli idareciler yani görevde bulunan muhtarlar, imamlar, askerler hakkında, özür durumu olup vergiden muaf tutulan insanlar, halkın kullandığı yerel isimler, lakaplar ve insanların fiziksel, kişisel özellikleri gibi önemli ayrıntılara ulaşmamıza imkân sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Nüfus, II. Mahmud, Kars Vilayeti, Zaruşad, Arpaçay.
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Siirt sancağının idari ve sosyo-ekonomik durumu
Osmanlı Devleti'nde XIX. yüzyılın ikinci yarısında Tanzimat Fermanı'nın ilanıyla birlikte başlayan yenileşme hareketi taşrada da uygulamaya konulmuştur. Bu dönemde Osmanlı Devleti'nde yeni bir düzen oluşturulmaya çalışılmış ve buna bağlı olarak çeşitli mevzuat çalışmaları yapılarak uygulamaya konulmuştur. Siirt Sancağı da bu gelişmelerden etkilenmiş ve başta sancak merkezi olmak üzere kazalarda çeşitli gelişmeler meydana gelmiştir. Çalışmamızda bahse konu olan dönemde Siirt'te yapılan bürokratik atamalar, şehir hayatı, toplumsal ilişkiler ve kültürel hayat başta arşiv belgeleri olmak üzere devlet ve vilayet salnameleri incelenerek ortaya konulmuş, Siirt'in Osmanlı Devleti'ndeki son yüzyılı Cumhuriyet dönemine kadar aydınlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte Siirt'in adının kaynağı ve anlamı, coğrafyası ile Osmanlı Devleti hâkimiyetine girinceye kadar geçirdiği tarihsel süreç; birinci bölümde Siirt'in idari yapılanması; ikinci bölümde Siirt'in sosyal hayatı; üçüncü bölümde iktisadi hayat ele alınmıştır.
XIX. Yüzyılın ikinci yarısında Diyarbakır'da kadın
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Diyarbakır'da kadınların toplumdaki yeri ve önemini tespit etmek amacıyla bu çalışmaya gerek duyulmuştur. Bu çalışma ile 1850-1900 yılları arasında Diyarbakır'da yaşayan kadınların sosyo-ekonomik yaşantısı, hukuki alandaki etkinliği ile eğitim hayatındaki yeri ve önemini ortaya çıkararak topluma, bilime ve bu konudaki araştırmalara katkı sağlamak hedeflenmiştir. Tarihte kadının konumunun öğrenilmesi bir toplumun tarihinin anlaşılması noktasında önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmayı yapmamızı sağlayan önemli faktör, toplumun tarihinin anlaşılmasına bir nebze de olsa katkıda bulunabilmektir. Çalışma, ikinci el kaynaklar ışığında Diyarbakır'daki kadınlarla ilgili arşiv belgelerinden yararlanılarak tespitler yapılması açısından özgündür. Diyarbakır tarihinin yanı sıra ele alınan dönemde Diyarbakır'da kadının ailede, hukuki alanda, sosyo-ekonomik hayat ve eğitim hayatındaki yeri ve önemi hakkında bilgiler içermesi açısından önemlidir. Neticede, sanılanın aksine özellikle taşrada varlığını sürdüren köylü kadınların gündelik işlerin bir parçası olarak hem ekonominin hem de Osmanlı Devleti içerisindeki kültürel ve sosyal hayatın önemli bir parçası oldukları görülmüştür.
421 numaralı Siirt Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi (H. 1311-1327 / M. 1893-1909)
Bu tezin konusunu oluşturan 421 Numaralı Siirt Şer'iyye Sicil Defteri emsallerinde olduğu gibi, Osmanlı İmparatorluğu tarihinin sosyal, iktisadi, idari, hukuki ve kültürel yönlerini ortaya koyan önemli kaynaklardan birisidir. Defterin muhteviyatı (H.1311-1327/M.1893-1909) 16 yıllık sürede mahkemeye intikal etmiş birçok konuyu kapsamatadır. Enlenme-boşanma bunlara bağlı olarak mehir-talak, hüccet, i'lam, tevkil vekâleti, vakıf mallarının korunması ve merkezden gelen emirnameler gibi zengin bir içeriğe sahiptir. Çalışmamızın değerlendirme kısmı dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, idari durum; defterde geçen mahalleler, köyler, nahiyeler ve vilayetler üzerinde durularak açıklanmıştır. İkinci bölümde, sosyal durum; Siirt'e olan önemli kişiler ve görevleri ile vakıflar üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde, sosyal hayat; aşiretler ve Siirt'in kozmopolit yapısı üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde ise Şer'iyye Sicilimizdeki vekâletler sınıflandırılarak değerlendirilmiştir. Siirt, kozmopolit yapısı ile Osmanlı'nın bir yansıması şeklindedir. Kürt, Türk ve Araplardan oluşan Müslümanlar ile Süryani, Keldani, Ermeni ve Rumlardan oluşan Gayrimüslimlerin farklı dil, din ve ırkların bir arada ve kardeşçe yaşadığı, bu ayrılıklarını kültürel zenginlik olarak kabul ettiği şehirlerden biridir. Şer'iyye Sicillerinin tüm bu zengin içeriğiyle sadece tarih için değil aynı zamanda coğrafya, iktisat, sosyoloji, hukuk ve askeri konuları için de birinci elden kaynaktır.
Çıldır Eyaleti Macahel Sancağı 2769 numaralı Nüfus Defteri'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi
Osmanlı Devleti'nin XIX. Yüzyılına ışık tutan ve şehir tarihi araştırmalarının en önemli kaynaklarından birisi olan Nüfus Defterleri içerisinde barındırdığı bilgiler açısından oldukça önemlidir. Ülke genelindeki erkek nüfusun kaydedildiği bu defterler nüfusun hem askerlik için elverişlilik durumunu hem de vergi verebilme durumunu tespit etme amacıyla tutulmuşlardır. İstanbul ve civarında 1831 yılı itibariyle başlanılan sayım her yerde aynı sürede tamamlanamamıştır. Çalışmaya konu olan Macahel Sancağı'nı da içine alan Çıldır Eyaleti'ndeki sayımlar ancak 1835 yılında tamamlanabilmiştir. Sayımların İstanbul'dan daha geç bir tarihte bitmesinin sebepleri arasında bölgenin merkeze olan uzaklığı, arazinin dağlık ve yerleşimin dağınık olması ve sayımı yapacak olan yetişmiş personel eksikliği gibi etkenler sayılabilir. Devlet Arşivleri Başkanlığına bağlı Osmanlı Arşivleri'nde bulunan 2769 Numaralı Çıldır Eyaleti Macahel Sancağı Nüfus Defteri'ne dayanan bu çalışmada; nüfus defterinden elde edilen bilgilerden hareket ederek karyelerin sayısı, her karyede yaşayan kişilerin isimleri, fiziksel özellikleri, mesleki bilgileri, kullandıkları unvanların değerlendirmeleri yapılmıştır. Giriş, birinci bölüm, ikinci bölüm ve sonuç kısmından oluşan çalışmanın giriş kısmında araştırmanın metodu ve çerçevesi üzerinde durulmuştur. Birinci Bölümde defterdeki nüfus kayıtları ile ilgili çeşitli değerlendirmeler yer almaktadır. İkinci bölümde ise ilgili defterin transkripsiyonu yapılmıştır. Sonuç bölümünde ise defterden elde edilen veriler ışığında genel bir değerlendirmeye gidilmiştir.
Çıldır Eyâleti Mamervan Sancağı 2770 numaralı Nüfus Defteri'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi
Osmanlı dönemi araştırmalarının en önemli kaynakları hiç şüphesiz Devlet Arşivleri Başkanlığına bağlı Osmanlı Arşivleri'nde bulunmaktadır. Arşivde bulunan Nüfus Defterleri başta şehir tarihi olmak üzere birçok araştırma sahası için önemli veriler barındırmaktadır. Yeniçeri Ocağı 1826 yılında kaldırıldı. Daha sonra yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusu kurulmuştur. Kurulan ordunun asker ihtiyacını karşılamak amacıyla ülke genelindeki askerliğe elverişli erkek nüfusun potansiyelini belirlemek için 1831 yılında ülke genelinde nüfus sayımına başlanmıştır. Her ne kadar nüfus sayımına 1831 yılında başlanmışsa da çalışmamıza konu olan Mamervan Sancağı'nın bağlı olduğu Çıldır Eyaleti'nde nüfus sayımı ancak 1835 yılında tamamlanabilmiştir. Bu gecikmenin en büyük sebebi de ulaşım ve sayımı yapacak yetişmiş personel eksikliğidir. 2770 numaralı Çıldır Eyaleti Mamervan Sancağı Nüfus Defteri olan bu çalışmamızda, nüfus defterinden elde ettiğimiz bilgilerden hareket ederek karyelerin sayısı, her karyede yaşayan kişilerin isimleri, fiziksel özellikleri, mesleki bilgileri, kullandıkları ünvanların değerlendirmeleri yapılmıştır. Tez çalışmamız giriş bölümünden başlamış olup birinci bölüm, ikinci bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın metodu ve çerçevesi üzerinde durulmuştur. Bu tezimiz birinci bölümde defterde yer alan nüfus kayıtları birçok yönden değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Bu bölümde Çıldır Eyaletinin Mamervan Sancağı köylerinin nüfus verileri deftere bağlı kalınarak ortaya konulmuştur. İkinci bölümde ise ilgili defterin transkripsiyonu yapılmıştır. Sonuç kısmında ise defterden elde edilen veriler ışığında genel bir değerlendirme yapılmıştır.
2209-2210-2211 No'lu Müslim Nüfus Defterlerine göre Havza'da demografik yapı
Osmanlı'nın uzun ömürlü, büyük bir imparatorluk olmasının en önemli nedeni uyguladığı siyasi, sosyal, ekonomik ve askerî politikalardır. Merkeziyetçi bir devlet olan Osmanlı Devleti, kuruluşundan itibaren vergi yükümlüsü halkı ve hâlihazırda asker sayısını belirlemek için nüfusu "Memleket Tahriri" adıyla kayıt altına alarak timar sistemini uygulamıştır. 17. yüzyıla gelindiğinde iç isyanlar ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle timar sistemi uygulanamamış ve zamanla önemini yitirerek yerini iltizama bırakmıştır. Olağanüstü durumlarda toplanan Avarız vergisi sürekli toplanan vergi haline gelmiş ve avarız vergisi yükümlüsü halk kayıt altına alınarak nüfus sayımı bu şekilde gerçekleştirilmiştir. Bu uygulama 18. yüzyıl boyunca da devam etmiştir. 19. yüzyıla gelindiğinde Yeniçeri Ocağı 1826'da II. Mahmud tarafından kaldırılarak yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediyye adıyla yeni bir ordu kurulmuştur. Yeni kurulan bu orduya asker toplamak için 1828 ile 1829 yılları arasında ilk modern nüfus sayımı başlamış fakat aynı tarihlerde yaşanan Osmanlı-Rusya Savaşı nedeniyle kesintiye uğramıştır. Bu sayım 1830'da yeniden başlamış ve 1831 yılında tamamlanmıştır. Bu sayım, Osmanlı Devleti'nin ilk modern nüfus sayımı kabul edilmiştir. Yapılan nüfus sayımı kayıt altına alınmış ve böylece "Nüfus Defterleri" oluşmuştur. Bu defterler Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyılı için önemli sosyal, ekonomik ve askerî bilgiler sunmaktadır. Nüfus defterlerine kişilerin isimleri, meslekleri, yaşları, askerlik ve fiziki durumları kaydedilmiştir. Ayrıca sayım yapılan bölgenin idari yapısı ve yerleşim yerlerinin isimleri de kaydedilmiştir. Bu kayıtlar, tarih bilimcileri için önemli veriler olarak kabul edilmektedir. Havza Kazası ile ilgili Cumhurbaşkanlığı Osmanlı arşivinde nüfus defterleri kataloğunda 14 defter bulunmaktadır. Tez çalışmamızda 2209 (H.1256/M.1840), 2210 (H.1259/M.1843) ve 2211 (H.1259/M.1843) numaralı nüfus defterlerinin transkripsiyonu yapılmıştır. Ayrıca bilgiler analiz edilerek; yaş, meslek, lakap, fiziki özellik vb. bilgilerle ilgili tablolar oluşturularak değerlendirmeler yapılmıştır. Sivas vilayetine bağlı Amasya sancağı içerisinde yer alan Havza Kazası'nın sosyal ve nüfus yapısı ile ilgili bilgiler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Havza, Müslim, Askerlik, Nüfus Sayımı, Nüfus Defterleri.
XIX. yüzyıl Türk romanında mimari kültür
Bu çalışmada 1851-1900 tarihleri arasında yayımlanmış ve basılmış Osmanlı-Türk telif romanlarında mimari kültür incelenmiştir. Bu bağlamda XIX. yüzyılda Akabi Hikâyesi'nden başlayıp Aşk-ı Memnu'ya kadar yazılmış esrler değerlendirilmiş, tercüme ve tefrika romanlar ise çalışmanın dışında tutulmuş fakat ilk başta tefrika edilen daha sonra tamamı basılan romanlar çalışma kapsamına alınmıştır. Bu doğrultuda Ahmet Mithat Efendi, Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Fatma Aliye Hanım, Emine Semiyye Hanım, Abdullah Zühtü, Ahmet Rasim, Mehmet Celal, Mustafa Reşit, Vecihî, Nabizade Nazım, Samipaşazade Sezai, Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın eserleri başta olmak üzere yüz on üç roman incelenmiştir. Çalışmaya bir zemin oluşturmak amacıyla girişte genel mimari tanımları, edebiyat-mimari ilişkisi ve geçmişten günümüze Osmanlı mimarisinin tipolojisine değinilmiştir. Tezde, mimari kültür beş ana bölüm çerçevesinde değerlendirilmiştir. Birinci bölümde konut mimarisi ele alınmış, bu bağlamda üzerinde durulan mimari türler: konak, kasır/köşk, yalı, hane/ev, apartman ve kulübe olmuştur. Çalışmanın en geniş bölümünü meydana getiren bu birinci kısımda özellikle konak, bir yapı türü olarak eserlerde yoğun bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümü kamu binalarının incelenmesiyle oluşturulmuştur. Bu çerçevede başta eğitim yapıları, devlet daireleri, ibadet yerleri, matbaalar gibi yapı türleri ele alınıp, bölüm on alt başlıkla irdelenmiştir. Bu bölümde konut mimarisinden farklı bir tablo olarak genel itibariyle kamu binalarının iç ve dış mimari özelliklerine çok fazla değinilmeyip ismen ya da fonksiyonel olarak eserlerde yer aldığı görülmüştür. Üçüncü bölümde kamusal alanlarda mimari görünüm üzerinde durulmuştur. Bu kısım mahalle, meydan, mesire yerleri gibi altı alt başlıkla incelenmiştir. Özellikle on dokuzuncu yüzyılda popüler olan bahçeler ve mesire yerleri eserlerde mimari özelliklerinden ziyade kadın ve erkeğin görüşüp tanışmasına imkân veren mekânlar olarak fonksiyonel yönleriyle ele alınmıştır. Dördüncü bölümde mimari değişimler değerlendirilmiştir. Bu bölüm iki alt bölüme ayrılmıştır: Osmanlı mimarisinde kentleşme ile yangınlar, depremler gibi afetlerle oluşan kentsel yıkımlar bu aşamada ele alınmıştır. Özellikle mahalleleri yok eden büyük yangınlar neticesinde alınan önlemler ve gidilen mimari değişiklikler kentsel görünümün değişip dönüşmesinde çok etkili olmuştur. Çalışmamızın son bölümünde başka kentlerin mimari algılanışı üzerinde durulmuştur. Bu ana bölüm İstanbul dışındaki Osmanlı kentleri, Avrupa kentleri ve Arap kentleri olarak üç alt bölümde değerlendirilmiştir. Özellikle Avrupa kentleri Ahmet Mithat Efendi gibi yazarların eserlerinde detaylı bir şekilde anlatılmış ve oralara gidip görme şansı olmayan okurlara, o şehirler hakkında bilgi vermek amaçlanmıştır.
XIX. Yüzyıl Osmanlı iktisadi düşüncesinde dönüşüm: Bir Tanzimat projesi olarak Çukurova
Osmanlı İmparatorluğu'nun varlığını sona erdiren Birinci Dünya Savaşı arifesinde İmparatorluğun tarımsal üretiminin en önemli bölgelerinden birisi konumunda bulunan Çukurova bölgesi, yalnızca yarım yüzyıl önce bataklıklarla kaplı, göçebelerin hakimiyetinde bulunan ve tarımsal üretimin oldukça kısıtlı bir alanda neredeyse geçimlik bir seviyede yapıldığı bir bölge konumundaydı. Yarım yüzyılda kaydedilen bu gelişme kuşkusuz Tanzimat döneminin en önemli başarılarından bir tanesidir. Bu başarıda dünya ekonomisinin, yani Amerikan İç Savaşı'yla birlikte ortaya çıkan pamuk kıtlığı ve artan pamuk talebinin payı olmakla birlikte, en önemli rollerden birisini Çukurova'yı tarımsal üretime açacak ve ovada kolonizasyonu başlatacak Tanzimat bürokrasisi üstlenmiştir. Tanzimat bürokrasisini bölgeyi yeniden tanzime iten iktisadi zihniyet ise Tanzimat dönemi iktisadi zihniyetinden ayrı düşünülemez. Bir başka deyişle Çukurova'nın göçebe unsurlardan tasfiyesi ve bölgenin ticari tarıma açılması Tanzimat dönemi iktisadi zihniyetinin bir ürünü ve en önemli iktisadi projelerinden bir tanesidir. Bu nedenle 1865 yılında Fırka-ı Islahiye'nin göçebelere karşı gerçekleştirmiş olduğu harekât "Tanzimat'ın Çukurova Projesi" olarak adlandırılabilir. Ancak harekâta 1865 yılında başlanmış olmakla birlikte, bölgeye yönelik ilgi Tanzimat'ın ilk yıllarıyla birlikte gelişmeye başlamıştır. Babıali'yi, bu projeyi önce kurgulayıp ardından da gerçekleştirmeye iten motivasyon, iktisadi zihniyetin yanı sıra, Tanzimat sonrası merkezi idareye hâkim olan devlet ve medeniyet zihniyetinin de bir ürünüdür. Dolayısıyla iktisadi, idari ve medeniyet zihniyetlerinin geldiği noktanın göçebeler açısından da sonuçları olacaktır.
A. Dvorak'ın 9. senfonisinin form analizi ve orkestra şefliği teknikleri açısından incelenmesi
Bu çalışmada, Antonin Dvorak'ın 9. Senfonisinin detaylı form analizi yapılmış ve eser orkestra şefliği teknikleri açısından incelenmiştir. Çalışmada, doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada; Romantik Dönem ve müziği, Çek müziği, Antonin Dvorak'ın hayatı, müzikal yaşamı ve müzikal dili ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Dvorak'ın Op.95 mi minör 9. Senfonisi çeşitli boyutlarıyla ele alınmıştır. Çalışmada, eserin şefler açısından problem olabileceği düşünülen birçok kısmı için vuruş teknikleri önerilerine yer verilirken; Dvorak'ın yazdığı tempolar dışında eserin karakteristik yapısına dayanan tempo ve tempo değişim önerileri ve stil önerilerine de yer verilmiştir. Dvorak'ın partisyonda yazdığı terim ve tempolarla ilgili farklı anlayışların gelenekselleşmiş olduğu tespit edilmiştir. Dinamik önerileriyle birlikte provalar esnasında detaylı çalışılması gerektiği öngörülen kısımlarla ilgili önerilerde bulunulmuştur. Bu çalışma, ülkemizde Dvorak'ın 9. Senfoni ile ilgili yapılmış en ayrıntılı çalışmadır. Teknik olarak bu araştırma, ulusalcı romantik akımın en gözde senfonilerinden birisi olan 9. Senfoninin daha iyi anlaşılmasını, analiz edilmesini ve böylelikle romantik senfoniye farklı bir bakış açısı getirilmesini sağlayacak bilgiler içermektedir. Bu tezin aydınlattığı hususlar doğrultusunda orkestra şefi ve şef adaylarının, bu eseri çok daha bilinçli ve detaylı yönetecekleri düşünülmektedir.
Yıldız Porselen Fabrikası ressamlarının dönemin sanat ortamındaki yerleri
19. yüzyıl, Osmanlı Devleti için "modernleşme" adımlarının atılmaya başlandığı ve bu doğrultuda birçok yeni kurumun açılmaya başladığı bir yüzyıl olmuştur. Padişah II. Abdülhamid Dönemi ile hız kazanan modernleşme adımları kültür ve sanat alanında da yansımasını bulmuştur. Sanayi-i Nefise Mektebi'nin açıldığı, arkeolojik çalışmaların ve uluslararası sergilere katılımın arttığı bu dönemde, devletin fabrikalaşma faaliyetlerinde de büyük bir artış görülmüştür. Modernleşen sanayi teknolojilerinin uygulanmaya çalışıldığı bu fabrikalardan biri de "Yıldız Porselen Fabrikası/ Çini Fabrika-i Hümayunu" olmuştur. Üretime başladığı yıldan itibaren pek çok sanatçının çalışmalar yaptığı bu atölye, sarayın prestijini yansıtması bakımından önem kazanmıştır. Ancak bu zamana kadar, Yıldız Porselen Fabrikası resim atölyesinde çalışan ressamlar ile dönemin sanat ortamındaki yerleri arasında bir bağlantı kurulmamış, fabrika resimhanesi ve sanatçılar ayrı ayrı değerlendirilmiştir. "Yıldız Porselen Fabrikası Ressamlarının Dönemin Sanat Ortamındaki Yerleri" isimli bu yüksek lisans tezinde ise, resimhanede çalışan ressamlar ile sanat ürettikleri dönem arasındaki bağlantıyı incelemek amaçlanmıştır. Söz konusu incelemede resim atölyesine dair arşiv belgesi kayıtları ile hatıratlar, ressamların dönemlerindeki yerlerine ışık tutmaları bakımından araştırmanın odak noktasına alınmıştır. Bu doğrultuda, ressamların fabrika resim atölyesi görevleri incelenmiş, arşiv belgeleri yardımı ile resimhanenin dönemin sanat ortamını belirleyici bir rol üstlenip üstlenmediğine dair araştırmalar yapılmıştır. Resim atölyesinde çalıştığı tespit edilen ressamların, aynı dönemde sanat çevresindeki konumları tartışılmıştır.
19. yüzyıl Türk romanında gençlik
19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşanan değişimlerin yeniliğe en açık yaş grubu olan gençler üzerinde etkili olduğu bilinmektedir. Belirtilen değişimler, kaleme alınan romanlarda canlı bir şekilde yansıtılmıştır. Türk romanının başlangıç evresinde gençliğe yüklenen ahlaki boyut, Klasik edebiyattaki anlayışla benzerlik gösterse de Tanzimat ile birlikte dönüşüm gösterdiği tespit edilmiştir. Çalışmada gençlik algısında yaşanan bu dönüşüm 19. yüzyılda kaleme alınan Türk romanlarından hareketle ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Devrin romancılarından Ahmet Mithat Efendi, Şemsettin Sami, Namık Kemal, Halit Ziya Uşaklıgil, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Samipaşazade Sezai, Ömer Ali Bey, Ahmet Rasim, Fatma Aliye Hanım, Mizancı Murat, Ahmet İhsan Tokgöz, Mehmet Celal, Mehmet Vecihi, Behice Ziya Kollar, Nabizade Nazım, Fatma Fahrünnisa gibi eserlerinde genç roman kahramanlarına yer veren yazarlardan seçme yapılarak otuz sekiz roman incelenmiştir. Kendinden sonraki dönemler için de temel hazırlayan bu başlangıç evresinde edebi metinler üzerinden gençlik tarihine paralel olarak modern bir gençlik algısının şekillendiği görülmüştür. Toplumun kurtarıcısı olarak gençlere yüklenen işlevler edebi metinler üzerinden belirlenerek geleneksel anlayıştan ayrılan ve dönüşüme uğrayan gençlik algısı ortaya koyulmuştur.
19. yüzyıl Türk şiirinde hayvanlar (1859-1910)
"19. Yüzyıl Türk Şiirinde Hayvanlar (1859-1910)" ismini taşıyan bu tezde yenileşme dönemini kapsayan 1859-1910 yılları arasında yer alan seçilmiş yazarlar ve seçilmiş şiirlerden hareketle dönemden döneme sanatçıdan sanatçıya değişen hayvan imgelemi, yorumu ve kullanımı tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada 19. yüzyıl Türk şiirinde adı geçen hayvanların, hangi nitelikleriyle ele alındıklarını belirlemek amaçlanmıştır. 1859-1910 yılları arasında Tanzimat, Ara Nesil ve Servet-i Fünûn dönemi yazarlarının şiir kitapları incelenmiştir. Çalışmada belirtilen dönem aralığında yer alan seçilmiş sanatçıların şiir kitaplarında geçen hayvanlar olabildiğince tespit edilmiştir. Bu aşamada hayvanların açık isimle geçmesi esas alınmıştır. Tespit edilen hayvan isimleri mitolojik hayvanlar dışarda bırakılarak taksonomi esas alınarak tasnif edilmiştir. Hayvan isimlerinin geçtiği şiirler yakından okuma yöntemiyle ele alınmıştır. Tez giriş ve sonuç bölümleri dışında taksonomiye dayalı olarak dört bölümden oluşmaktadır. Hayvanların fiziksel özellikleri, beslenme ve üreme şekilleri, göç alışkanlıkları, doğal yaşam alanları ve yuva şekilleri, insanlarla olan ilişkilerine dair bilgilere yer verilmiştir. Tezin 1. Bölümünde Kuşlar genel başlığı altında Türk şiirinde geçen kuş türleri ele alınmıştır. 2. Bölümde Memeliler genel başlığı altında tasnif edilmiş, 3. Bölümde Balıklar, Sürüngenler ve Böcekler ele alınmıştır. 4. Bölüm de Mitolojik Hayvanlara ayrılmıştır. Bu genel başlıklar altında hayvanların sosyal kültürel durumlara ilişkin konumları, mitolojiler ve ilahi dinlerdeki yerleri işaret edilmiş, yer yer Halk şiiri ve Divan şiiri geleneğindeki izlerine değinilmiş dolaysıyla bu dönem Türk şiirindeki yansımaları da gösterilmiştir. 19. yüzyıl Türk Hayvanların mecaz, sembolik, alegorik ve romantik tabiat algısına ve gerçek tabiat algısına bağlı olarak hayvanların kullanıldığı görülmüştür. Modern şiirde yaşanan değişimler, çalışmamızın konusu olan şiirlerde kullanılan hayvanlar üzerinden ortaya konmuştur.
Charles Pertusier ve Michel-François Préaulx ortaklığında Atlas: İstanbul Günleri
19. yüzyılda değişen politika ile gezginlerin seyahat veya farklı nedenler ile İstanbul'da bulunması, o dönemdeki Osmanlı Devleti'ne günlüklerinde yer vererek tanık olduğu anları yansıtması, bugünün önemli tarihi belgelerini oluşturmuştur. Ayrı zamanda fotoğrafın icadından önce gravürler, dönemin kentsel ve sosyolojik yapısını incelememize yardımcı olan bir diğer önem arz eden unsurdur. Bir askeri ataşe olarak görev nedeniyle İstanbul'da bulunan Charles Pertusier, seyahatnamesinde II. Mahmud döneminin İstanbul'unu aktararak, bu çalışmanın temel çalışma noktasını oluşturur. Michel François Préaulx ise gravürleriyle kendisine eşlik ederek, bu çalışmanın bir diğer basamağını oluşturmuştur. Çalışmanın amacı, II. Mahmud'un dönemine ışık tutan bir seyahatnameyi akademik bilim dünyasına kazandırmak ve gelecekteki çalışmalar için bir rehber oluşturmaktır. Dönemin önemli noktalarına değinmek amaçlı tarihsel süreçle birlikte önemli bir arka plan oluşturulması hedeflenmiş ve Pertusier – Préaulx'nun anlatımlarıyla bu dönemde şehrin ve yaşam biçiminin değerlendirilmesi yapılmıştır.
Suriye ve Filistin'de Rus mevcudiyeti ve Osmanlı Siyaseti (1847-1914)
Bu tezde I. Dünya Savaşı öncesi Rusya İmparatorluğu'nun Suriye ve Filistin'deki dinî, siyasȋ, toplumsal ve kültürel mevcudiyeti ve faaliyetleri ve bunun karşısında Osmanlı Devleti'nin izlediği siyaset ele alındı. Birinci bölümde Rusların Hristiyanlığı kabulünden sonra Suriye ve Filistin ile ilişkilerinin karakteristiği, 18. yüzyıl Osmanlı-Rus diplomatik metinlerinde Suriye ve Filistin'in yeri, bölgedeki ilk Rus Konsoloslukları ve 1847'de Kudüs Rus Ruhanî Misyonu'nun kurulması meseleleri incelendi. Rus Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan Filistin Komitesi'nin faaliyetleri sonucu Kudüs'te Rus hacılar için arazi satın alınarak kilise ve misafihaneler inşa edilmesi, Kudüs Rus Ruhanî Misyonu idaresinde Filistin genelinde arazi alımları, Rus kurumları arası rekabeti ve Kudüs Patrikliği yönetici Rum ruhbanlarına karşı patriklik cemaati olan Ortodoks Arapların desteklenmesi konuları ise ikinci bölümü oluşturdu. Tezin üçüncü bölümünde Suriye ve Filistin'e yönelik Rus siyasetinin yeniden yapılandırılmasının bir sonucu olarak 1882'de kurulan İmparatorluk Ortodoks Filistin Cemiyeti'nin kuruluş evresi ve idarî yapısı, Suriye ve Filistin'e yönelik Rus Şarkiyatçılığının himâyesi ve Rus hac seyahatlerinin yönetimi, sosyal ve ekonomik yapısı değerlendirildi. Dördüncü bölümde Antakya Patrikliği seçimlerinde Rusya'nın Rum ruhbanlara karşı Ortodoks Arapları desteklemesi neticesinde 1899'da Antakya Patriklik makamıına ilk Arap Patriğin seçilmesi, Suriye ve Filistin'de Rus eğitim faaliyetlerinin başlaması, gelişimi, bu faaliyetlerin ideolojik yapısı incelendi. Buna bağlı olarak, 1895'te Antakya Patriklik okullarının Filistin Cemiyeti'ne devredilmesi, Osmanlı Devleti'nin Rus okullarına karşı tutumu, 1902 ve 1905'te Rus okulları dȃhil bütün Rus mevcudiyeti'nin Osmanlı Devleti tarafından tasdik edilmesi süreci analiz edildi. Rusya açısından hem iç tebaaya yönelik hem de dış siyaset ve ilişkilerinde bir dönüm noktası olarak 1905 sonrası Rus faaliyetlerinin yapısı ve Rusya'nın I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin düşman cephesinde savaşa girişiyle beraber 1914'te Rus mevcudiyeti'nin sona ermesi değerlendirilerek Filistin Cemiyeti'nin okullarından mezunların "Ortodoks Arap Rönesansı"na etkisi üzerinde duruldu.
Kültürel etkileşimin yeni Dünya'nın keşfiyle Osmanlı saray mutfağı özelinde Anadolu yemek kültürüne etkisi
Kendine özgü bir iletişim modeli olan Yemek Kültürü'nden yola çıkılarak yaşamak için gereksinim duyulan beslenmenin, tarihsel süreçte nasıl bir kültürel öğeye dönüştüğü, damak tadının oluşumu ve insanlık tarihi boyunca etkileşimle çeşitlenen mutfak kültürünün öyküsü anlatılmaktadır. Gün geçtikçe artan küreselleşmenin hızlanmasına Yeni Kıta'nın keşfinin nasıl bir motivasyon kattığı ve dünyanın beslenme kültürüne ne gibi etkilerde bulunduğu irdelenmeye çalışılmaktadır. Küreselleşme her geçen gün zaman ve mekân engelini ortadan kaldırırken bu keşfin nasıl bir hızlandırıcı olduğuna değinilecektir. Çalışmada disiplinler arası bir yaklaşımla Türk toplumunun farklı zamanlardaki yemek kültürü ele alınarak Amerika kıtasının keşfi sonrası Osmanlı saray mutfağı özelinde Türk mutfağının farklılaşma biçimi incelenecektir. Kültürün en başat unsurlarından biri olan yemeğin, tüketim biçimleri, nasıl tüketildiği ve yemek kültüründeki dönüşümün sosyal dönüşümle nasıl birlikte yapılandığı incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Kültürel Etkileşim, Yemek Kültürü, 19. Yüzyıl Türk Mutfağı, Kültürel Çalışmalar
Kadızade Mehmed Tahir Efendi'nin Risale-i Nuriyye adlı eseri (İnceleme-metin)
Klasik Türk Edebiyatı sahası gerek manzum gerekse mensur çok sayıda eseri kapsaması bakımından Türk edebiyatında önemli bir yere sahiptir. Bu edebiyat çerçevesinde yapılan çalışmaların büyük çoğunluğu manzum eserler olmakla birlikte mensur eserler üzerine yapılan çalışmaların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. İslam dininin ilke ve kurallarının toplumun geniş kitlelerine ulaştırılmasında mensur eserler önemli bir işleve sahiptir. Bunun yanında Türk dünyasında tasavvuf anlayışının gelişip yayılmasında mensur tasavvufi eserlerin ayrı bir önemi olmuştur. Mensur tasavvufi eserler, tasavvufun Osmanlı toplumundaki etkisine paralel olarak Klasik Türk Edebiyatında oldukça zengin bir yer teşkil etmiştir. Biz, bu çalışma kapsamında 19. yüzyıl şeyhülislamlarından Kadızade Mehmed Tahir Efendi'nin henüz üzerinde herhangi bir akademik çalışma yapılmayan mensur "Risale-i Nuriyye" adlı tasavvufi bir eserini inceledik. Üç bölüm halinde tasarladığımız çalışmamızın ilk bölümünde; müellif, nüsha ve tür hakkında bilgi ve incelemeler, ikinci bölümünde transkripsiyonlu metin ve son bölümünde ise yapılan çalışmadan elde edilen verilerle oluşturduğumuz sözlük ve sonuç kısmı yer almaktadır. Bu çalışma ile bugüne kadar eseri ve müellifi hakkında kaynaklarda detaylı bilgiye yer verilmeyen Kadızade Mehmed Tahir Efendi'nin "Risale-i Nuriyye" adlı eseri bilimsel bir şekilde bilim dünyasına sunulmuş olmaktadır.
XIX. yüzyıl divan şiirinde hiciv ve sosyal eleştiri
Sanatçının içinde yaşadığı toplumdan bağımsız düşünülmesi mümkün değildir. Toplumun bir ferdi olan sanatçı her ne kadar bireysel konular üzerinde yoğunlaşsa da kendisini sosyal hayattan tamamen soyutlayamaz. Bütün sanat eserleri için geçerli olan bu durum edebî eserler için de geçerlidir. Hep hayal aleminde olmakla itham edilen divan şairi de hayatla bağını koparmamıştır. Bu edebî geleneğin malzemesinin büyük çoğunluğunu içerisinde barındıran divan metinlerinde içtimaî hayata dair çokça unsur vardır. Bu bağlamda şair çevresinde karşılaştığı aksaklıkları dile getirmekten geri kalmamıştır. Şahıs, kurum veya bir topluluğa karşı yazılan şiirleri hiciv kavramı karşılamaktadır. Aksaklıklar hicvedilirken birtakım unsurlardan faydanılmıştır. Bunların başında edebî sanatlar ve mizah gelmektedir. Estetik değere sahip olan hicivlerin yanı sıra hakaret ve sövgüye dayalı hiciv örnekleri de mevcuttur. Bu çalışma ile XIX. yüzyıl divan şiirinin farklı bir cephesinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bu çerçevede XIX. yüzyıl divanları hiciv ve sosyal eleştiri bağlamında taranmıştır. Ortaya çıkan malzeme değerlendirilip sınıflandırılarak son asır klasik Türk şiirinin divanlar özelindeki hiciv ve sosyal eleştiri tarafı ortaya konulmuştur.
Hamdi Baba Divanında din ve tasavvuf
Muhammet Hami Baba 19.yy da Antep 'te yetişmiş olan Rufai tarikatına bağlı olmakla birlikte Bektaşi erenlerine gönül veren bir tekke şairidir. Hayatı ile ilgili kayda değer bir durum da kendisi Bektaşi geleneğine sahip olmasına rağmen beş kuşaktan kendisine kadar gelen Bostancı cami imamlığını devam ettirmiş olmasıdır. Şiirlerinde Hz Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi önemli yer tutmakla birlikte Bektaşi şairlerin şiirlerinde pek rastlanmayan dört halife övgüsü de söz konusudur. Yine Hamdi Baba'nın ehl-i sünnette olduğunu ve mezhebinin Ebu Hanif olduğunu şiirlerinden anlamak mümkündür. Bu çalışmada Hamdi Baba'nın divanındaki dini tasavvufi kelimelerin ihtiva ettiği anlamı inceledik. Tercih edilen kelime ve kavramlar ile hangi öğretilerin verildiğini anlamaya çalıştık. Kur 'an ayetlerinden hadislere dini şahsiyetlerden dini kavramlara kadar zikredilen kelimelerin ardındaki anlam derinliğini ulaşmaya çalıştık. Yine şairin tasavvuf anlayışına, şiirlerde beyitlerde yer alan tasavvuf kavramlarıyla erişmeye çalıştık. Anahtar kelimeler: Hamdi Baba, Divan, Din, Tasavvuf, Ayet, Hadis
Mollacıkzâde Mehmed Râ'if'in Ziyâ'u'l-Fu'âd fî Şerhi Bânet Su'âd isimli Kasîde-i Bürde şerhi (İnceleme-metin-sözlük-indeks)
Türkçe şerh edebiyatı kapsamında ortaya konan literatür, Anadolu sahasında şekillenen edebî gelenek içerisinde ciddi bir yekun teşkil etmektedir. Bu literatür daha ziyade, Osmanlı Türklerinin beslendiği Arap ve Fars edebî gelenekleri içerisinde ön plana çıkan klasik metinler merkezinde şekillenmiştir. Bu hâliyle klasik Türk edebiyatı içerisinde kendisine hususi bir yer edinen şerh literatürü, İslâm medeniyet tarihi içerisinde ortaya konan edebî muhtevanın, Türk edebî geleneği tarafından tevarüs edilmesi olgusunun somut örneklerini göstererek ilmî ve içtimaî sahalarda olduğu gibi edebî sahada da geleneğin farklı dillerle bir süreklilik oluşturduğu hususuna işaret etmektedir. Ka'b b. Züheyr tarafından Hz. Peygamber'e sunulan ve sonrasında Kasîde-i Bürde ismiyle iştihar eden şiir de bu gelenek içerisinde çokça şerh edilen eserlerden biridir. Bu tez çalışmasında Kasîde-i Bürde'ye XIX. yüzyılda Mollacıkzâde Mehmed Râ'if Efendi tarafından yazılan Ziyâ'u'l-Fu'âd fî Şerhi Bânet Su'âd isimli şerh metni incelenmiş ve eserin tam transkripsiyonlu metin neşri yapılmıştır. Çalışmanın amacı, İslâm tarihinin ilk edebî ürünlerinden biri olan Kasîde-i Bürde üzerine yazılan ve henüz üzerinde durulmamış bir metnin inceleme ve neşrini üstlenerek son yıllarda mahiyet ve gayesine daha ciddi araştırmalarla vurgu yapılan Türk şerh edebiyatı sahasında devam eden çalışmalara katkıda bulunmaktır. Anahtar Sözcükler: Kasîde-i Bürde, Ka'b b. Züheyr, Mollacıkzâde Mehmed Râ'if, Ziyâ'u'l-Fu'âd fî Şerhi Bânet Su'âd, edebî şerh geleneği
Din-bilim ilişkisi bağlamında mûcize (Ferîd Vecdî örneği)
XIX. ve XX. yüzyıllarda batılıların akıl-din arasında çatışma olduğu iddialarına ve İslâm'a yönelik eleştirilerine karşı İslâm âlimlerinin dini yorumlarken aklı önceleyerek batılılara İslâm'ın akılla uyumlu olduğunu ispatlama gayreti içinde olduğu bilinmektedir. Bu amaçla başta Allah inancı olmak üzere nübüvvet ve mûcize meselesi gibi kelâmî konular aklî verilerden yararlanılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Ancak bu dönemde mûcize hakkındaki bazı açıklamalar onun "olağanüstülük" ve "âciz bırakma" özelliklerine gölge düşürmüştür. Bu çalışmada XIX. ve XX. yüzyıldaki mûcize anlayışı, Mısırlı düşünür Ferîd Vecdî merkeze alınarak karşılaştırmalı bir şekilde incelenmiştir. Birinci bölümde dönemin özellikleri ve Ferîd Vecdî'nin hayatı ile yaşadığı dönem ele alınmış, ikinci bölümde klasik dönem mûcize anlayışı incelenmiş, üçüncü bölümde ise bu anlayışın XIX. ve XX. yüzyıllarda nasıl değiştiği Ferîd Vecdî'nin görüşleri üzerinden karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Ferîd Vecdî, mûcize, hârikulâde, nübüvvet, İslâm, bilim, nedensellik.
1853-1856 Kırım Savaşı ve 1876 Bulgar krizi ışığında Şark meselesinin İngiliz kamuoyuna yansıması
Bu tezin ana konusu, İngiliz kamuoyunun Şark Meselesi'nde oynadığı rolün ortaya konmasıdır. Bu doğrultuda 1853-1856 Kırım Savaşı ve 1876 Bulgar Krizi hadiseleri incelemeye tabi tutulmuştur. 19. yüzyılın ilk yarısında sanayileşme ve yoğun şehirleşmeyle ortaya çıkan yeni toplumsal sınıfların siyasi tartışmalarda yer almaya başlaması neticesinde modern kamusal alanın oluşumuyla birlikte kamuoyu müessesesinin siyasette kayıtsız kalınamayan bir güç haline gelmesiyle İngiltere'nin özellikle Şark Meselesi karşısındaki tutumu kamuoyunun görüşlerine göre belirlenmeye başlamıştır. Bu nedenle Şark Meselesi aslında İngiltere'nin bir iç siyaset meselesi haline gelmiştir. Bu yeni süreçte İngiliz siyasetçileri de kamuoyunun yükselişi karşısında kamuoyunu dikkate almak zorunda kalmışlardır. İşbu tezde, Şark Meselesi'nin 1853-1856 Kırım ve 1876 Bulgar krizleri ışığında İngiliz kamuoyunun yapısının ne olduğu, İngiliz kamuoyunda neden 1853'teki Rus, 1876'daki Türk algısının olumsuz olduğu ve her iki hadise sırasında İngiliz hükümetlerinin niçin kamuoyu baskısına boyun eğdikleri sorularının cevapları aranmıştır.