Koklea

Bu konu başlığı altında 62 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erken koklear implantasyon yaşının konuşma sesi bozukluğu şiddetine ve konuşma anlaşılırlığı düzeyine olan etkisinin incelenmesi

Konuşma seslerinin algılanması ve üretilmesi işitme sistemine bağlı olduğundan işitme kaybı olan bireylerde artikülasyon ve fonolojik becerilerin yetersiz kaldığı bilinmektedir. Buna bağlı olarak konuşma anlaşılırlığı da bozulmaktadır. Artikülasyon ve fonolojik bozukluğun özellikleri; işitme kaybı başlangıç yaşı, işitsel bozukluk türü ve derecesinden etkilenmektedir. İleri ve çok ileri derecede işitme kaybı olan çocuklar, koklear implant gibi modern işitme teknolojisinden maksimum işitsel yarar sağlamaktadırlar. Bu araştırmada, prelingual işitme kayıplı çocuklarda koklear implantasyon zamanının konuşma sesi bozukluğu şiddetine ve konuşma anlaşılabilirliğine etkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. İkincil olarak, normal işitme becerilerine sahip akranları ile koklear implantlı çocukların artikülasyon, fonolojik ve anlaşılabilirlik becerileri açısından karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Çalışmaya koklear implantasyon yaşı 12-18 ay, 18-24 ay ve 24-30 ay aralığında bulunan 5-7 yaş arasında toplam 45 çocuk (32 E, 13 K) ve normal işitme becerilerine sahip 5-7 yaş arasında toplam 15 çocuk (7 E, 8 K) dahil edilmiştir. Konuşma sesi becerileri değerlendirilmesi "Türkçe Sesletim ve Sesbilgisi Testi (SST)" nin üç alt testi kullanılarak konuşma anlaşılabilirliği değerlendirilmesi ise "Bağlamiçi Anlaşılabilirlik Ölçeği" kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda, erken koklear implantasyon yaşına sahip çocukların artikülasyon-fonolojik becerileri ve konuşma anlaşılırlığı daha geç yaşta koklear implantasyon yapılan çocuklardan anlamlı derecede daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca en erken dönemde koklear implantasyon olan çocukların bile normal işitme becerilerine sahip akranları ile karşılaştırıldığında konuşma sesi becerilerinde ve konuşma anlaşılabilirliğinde anlamlı derecede düşük performans gösterdiği bulunmuştur..

ArtikülasyonHastalık şiddeti indeksiKoklea+7
Beyza Pehlivan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Koklear implant kullanıcısı işlem öncesi dönem çocuklarında öğrenme stilleri ve dil gelişimi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada koklear implant kullanan işlem öncesi dönem çocuklarında dil gelişimini değerlendirmek ve öğrenmede hangi stili kullandığını belirlemek ve aralarındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Çalışmamızda 5 yaş ve 6 yaş 11 ay arasında olan, koklear implant kullanan, ek engeli bulunmayan 32 çocuk katılımcı (16 erkek, 16 kız) yer almıştır. Katılımcılara "Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL)" ve "Çocuklar İçin Öğrenme Stilleri İndeksi (ÇİÖSİ)" uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen normatif verilere göre çalışma sonucunda koklear implantlı çocuklar dil gelişimlerinde akranlarına kıyasla daha düşük performans sergilemişlerdir. Normatif verilerde görsel ve aktif öğrenme stili tercih edilirken çalışmamızda koklear implantlı çocuklarda işitsel ve aktif öğrenme stili en çok tercih edilen öğrenme stili olarak belirlenmiştir. Öğrenme stillerinin bazı alt alanlarında TODİL ile anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Koklear implant kullanmaya başlama yaşı ve rehabilitasyona başlama yaşları ile dil gelişimi arasında ilişki gözlemlenmiştir. Sonuçlar bize koklear implantlı çocuklarda öğrenme stilini belirlemenin daha etkili bir rehabilitasyon süreci ve dil gelişimi açısından olumlu etkiler alınabileceğini göstermektedir.

Dil gelişimiKokleaKoklea hastalıkları+4
Merve Yılmaz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Normal işiten bireylerde sentetik olarak bozulmuş konuşma uyaranının dinleme çabası üzerine etkisi

Dinleme çabası, dinleme görevi sırasında, dinleme performansı gerektiren durumlarda işitsel uyarana özel olarak kullanılması gereken mental kaynakların paylaşılması olarak ifade edilebilir. Gelen sesin kalitesinin azalması konuşmayı anlamak için gereken dinleme çabasını artırabileceği düşünülür. Koklear implant aracılığıyla gelen konuşma sinyali, normal işitme ile karşılaştırıldığında hem spektral hem de zamansal boyutlarda akustik-fonetik ayrıntılarının daha az olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı koklear implant simülasyonunda işitsel spektral çözünürlüğün dinleme çabasına etkisini değerlendirmektir. Çalışmaya 24-25 yaş aralığında normal işitmeye sahip 21 yetişkin birey dahil edilmiştir. Çalışmada birincil görev işitsel sunulan uyaranların tekrarlanması ve ikincil görev görsel sunulan tek heceleri kelimeler arasında uyak bulma testi olan çift görev paradigması kullanılmıştır. Dinleme çabası normal konuşma (NK), koklear implant uyaranına benzer 12, 8, 6 ve 4 kanallı spektral olarak bozulmuş toplamda beş farklı durumda, cevap süresi ve pupil boyutları ölçülerek değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda cevap süresi ölçümlerinde NK-6 kanal, NK-4 kanal, 12-6 kanal, 12-4 kanal, 8-6 kanal, 8-4 kanal ve 6-4 kanallar arasında, pupil boyutları ölçümlerinde ise NK-12 kanal, NK-8 kanal, NK-6 kanal, NK-4 kanal, 12-4 kanal, 8-4 kanal ve 6-4 kanal durumları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Kanal sayısı azaldıkça cevap süresinde ve pupil boyutlarında artış gözlenmiştir. Sonuç olarak kanal sayısı azaldıkça cevap süresinin ve pupil boyutunun artması spektral çözünürlüğün dinleme çabasına etkisi olarak yorumlanmıştır.

DinlemeKokleaKoklear implantlar+3
Fahrettin Deniz Şenli
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Unilateral koklear implant kullanıcısı çocukların video head impulse test (VHIT) ile değerlendirilmesi

İç kulakta meydana gelen değişiklikler hem koklea hem de vestibülü etkilemektedir. Bu etkilerin koklear implant cerrahisi sonrasında da görüldüğü literatürde yer almaktadır. Bu doğrultuda çalışmamızın amacı, unilateral koklear implant kullanımının 7-18 yaş aralığındaki çocuklarda vestibülo-oküler refleks (VOR) üzerine etkisini değerlendirmektir. VOR'u değerlendirmek için VHIT kullanılmış ve tek taraflı koklear implant kullanıcıların sonuçları, aynı yaş grubundaki kontrol grubu bireylerle karşılaştırılmıştır. Çalışmaya en az bir senedir tek taraflı koklear implant kullanan 7-18 yaş arası 29 birey çalışma grubu olarak, işitme kaybı şikayeti olmayan aynı yaş aralığında 32 birey kontrol grubu olarak dahil edilmiştir. Çalışma grubuna koklear implant ses işlemcisi açık (Kİ-A), koklear implant ses işlemcisi kapalı (Kİ-K) olarak iki ayrı durumda değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan değerlendirmelerde elde edilen veriler çalışma grubunda koklear implantlı kulak ile koklear implantsız kulak arasında Kİ-A ile Kİ-K durumları arasında ve çalışma grubu ile kullanmayan kontrol grubu arasında karşılaştırılmıştır. Çalışma grubunu kendi içerisinde Kİ-A ve Kİ-K durumları karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık elde edilmemiştir (p> 0.05). Benzer olarak implantlı kulak ile implantsız kulak arasında da anlamlı farklılık elde edilmemiştir (p> 0.05) Ayrıca çalışma grubu ve kontrol grubu arasında yapılan karşılaştırmalarda anlamlı farklılık bulunmamıştır (p> 0.05). Çalışmamızdan elde edilen veriler 7-18 yaş arasındaki bireylerde koklear implant kullanımının VHIT sonuçları üzerinde anlamlı bir farklılığa yol açmadığı gösterilmiştir.

KokleaKoklea hastalıklarıKoklear implantlar+4
Ahmet Abdurrahman Aygün
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Koklear implantlı okul öncesi çocuklarda erken okur yazarlık becerilerinin araştırılması

Amaç:Okuma ve yazma becerisi okul yaşamı ve sosyal hayat için gerekli olan temel beceriler arasında yer almaktadır. Erken okur-yazarlık çocukların doğdukları andan, okula başlama sürecine kadar olan zamanda edinilmesi beklenen okuma yazmaya ilişkin ön koşul beceriler olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada, anasınıfına ve/veya özel eğitim merkezine devam eden koklear implantlı (Kİ) çocukların erken okur-yazarlık becerileri ile normal gelişim(NG) gösteren çocukların erken okur-yazarlık becerilerinin karşılaştırılması amaçlandı. Yöntem:Çalışmaya, Ege Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'na başvuran, anasınıfına ve/veya özel eğitime devam eden 5-6 yaş (60-72 ay) toplam 40 çocuk dâhil edildi. Deney grubu (20 çocuk) Ege Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Odyoloji Kliniği'nde koklear implant ameliyatı sonrası takipli çocuk hastalardan, kontrol grubu (20 çocuk) ise koklear implantlı çocuklarla yaş ve cinsiyete göre eşleştirilmiş kliniğe işitme testi için gelen test sonucunda işitmesi normal olan çocuklardan oluştu. Deney ve Kontrol grubunun erken okur-yazarlık becerilerini değerlendirmek için Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışması Kargın, Ergül ve Güldenoğlu tarafından 2015 yılında yapılan EROT(Test of Early Literacy, TEL) testi kullanıldı. EROT testi, alıcı- ifade edici dil, genel isimlendirme, işlev bilgisi, harf bilgisi, sesbilgisel farkındalık ve dinlediğini anlama alanlarından oluşmaktadır. Bulgular:Çalışmamıza 20 kız, 20 erkek, toplamda 40 çocuk dâhil edildi. Koklear implantlı grubun yaş ortalaması 66.70±5.31 ve normal gelişim gösteren çocukların yaş ortalamaları 65.45±4.24aydı. Gruplar arası EROT testi sonuçları karşılaştırıldığında: sözcük bilgisi, harf bilgisi, dinlediğini anlama alt testlerinde ve EROT genel toplam puanlarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık bulundu. Ayrıca tek taraflı ve çift taraflı koklear implant kullanımının EROT alt testlerindeki anlamlı farklılık yaratıp yaratmadığı incelendiğinde, sadece dinlediğini anlama alt testinde anlamlı farklılık saptandı. Ayrıca Kİ ameliyatı olma yaşı ile EROT alt testleri arasındaki anlamlı bir fark bulunmadı. Cinsiyet, anne eğitimdüzeyi, Kİ kullanım süresi ve işitme kaybı tanı yaşı ile EROT alt testleri arasındaki ilişki incelendiğinde: Cinsiyetin, her iki grup için EROT alt testleri ile anlamlı bir ilişki göstermediği, anne eğitim düzeyi ile Kİ'lı grubun EROT alt testlerinden sözcük bilgisi ve dinlediğini anlama becerilerinde istatistiksel olarak ilişkili olduğu bulundu. NG'li grupta ise, anne eğitim düzeyi ile sözcük bilgisi arasında anlamlı ilişki saptandı. Kİ kullanım süreleri ile harf bilgisi ve dinlediğini anlama alt testleri arasında anlamlı ilişki olduğu görülürken işitme kaybı tanı yaşı ile EROT alt testleri arasında ilişkisinin anlamlı olmadığı sonucuna ulaşıldı. Sonuç: Bu çalışmada, araştırmaya dâhil edilen Kİ'lı çocukların %75'inin erken okur-yazarlık becerilerinde desteğe ihtiyacı olduğu sonucuna ulaşıldı. Ancak, ses bilgisel farkındalık alt becerilerinde (uyak farkındalığı, sözcüğün ilk sesini eşleme, sözcüğün son sesini eşleme, cümleyi sözcüklerine ayırma ve sözcüklerin son sesini atma) Kİ'lı grup ile normal işiten yaşıtları arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Sözcüğü hecelerine ayırma, heceleri birleştirme ve sözcüğün ilk sesini atma, harf bilgisi, dinlediğini anlama becerilerinde ise işitmesi normal çocukların Kİ'lı gruba göre daha başarılı olduğu görüldü. Ayrıca çift taraflı Kİ kullanan çocukların dinlediğini anlama becerisinde daha başarılı olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler:Erken okur-yazarlık, erken tanı, erken dönem koklear implant, bilateral implant, EROT.

Erken okuryazarlık becerileriErken teşhisKoklea+5
Destina Sezgin
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ventral kohlear çekirdek nöronlarının serotonerjik modülasyonu

Dorsal rafeden kaynaklanan serotonerjik nöronların kohlear çekirdeğe yaygın projeksiyonlar gönderdiği bilinmektedir. Anteroventral kohlear çekirdek (AVKÇ) nöronlarında (yıldız ve çalı) bazı serotonerjik reseptör alt tiplerinin (5-HT1A, 5-HT2A ve 5-HT2C) ifade edildiği gösterilmiştir. Bu çalışmada AVKÇ nöronlarının uyarılabilirlikleri üzerine serotoninin etkisi ve bu etkiden sorumlu reseptörler ile iyon kanallarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla yukarıda belirtilen reseptör tiplerinin AVKÇ nöronlarında eksprese edilip edilmediğini test etmek için immünohistokimyasal çalışmalar yapıldı. Ayrıca serotoninle nöronların modülasyonu ve söz konusu modülasyonun iyonik temeli elektrofizyolojik yama kenetleme tekniği ile incelendi. İmmünohistokimyasal çalışmalar için 30-35 günlük, elektrofizyolojik çalışmalar için 14-17 günlük yaştaki BALB/c fareler kullanıldı. İmmünohistokimyasal çalışmalarda 5-HT1A ve 5-HT2A reseptörleri, 5-HT2C reseptörlerine göre daha yoğun olarak etiketlenmiştir. Elektrofizyolojik çalışmalarda serotonin yıldız ve çalı tipi hücrelerini sırasıyla 4.93 mV ve 5.78 mV depolarize etmiştir. Serotonin yıldız tipi hücrelerde aksiyon potansiyeli sayısını istatistiksel anlamlı düzeyde arttırdı (n=11, p<0.005). Serotonin reseptörlerinin (5-HT1A, 5-HT2A ve 5-HT2C) antagonistleri sırasıyla WAY 100635 (10 µM), 4F 4PP oksalat (1 µM ) ve SB 242084 (10 µM) her iki hücre tipinde de serotoninin sebep olduğu depolarizasyonu değişik derecelerde azalttı. Serotoninin depolarize edici etkisinin HCN kanalları aracılığıyla olduğu belirlenmiştir. Serotonin uygulaması sonucu yarı aktivasyon voltaj değerini yıldız ve çalı tipi nöronlarda sırasıyla 2.4 mV ve 3.1 mV pozitif yönde (sağa) kaydırdığı belirlenmiştir. Elektrofizyolojik olarak serotoninin Ih akımının kararlı-durum aktivasyon eğrisini depolarizasyon yönünde kaydırarak bu nöronların pasif ve aktif zar özelliklerinin modülasyonuna neden olduğunu göstermektedir.

ElektrofizyolojiFarelerHayvan deneyleri+5
Beytullah Özkaya
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Koklear implant uygulanan pediatrik hastalarda yaşam kalitesi

ÖZET Koklear İmplant Uygulanan Pediatrik Hastalarda Yaşam Kalitesi Amaç: Bu çalışmada ?ailesel bakış perspektifi? anketi uygulanarak koklear implantlı hastalaların ailelerinin memnuniyetleri ve bu memnuniyeti etkileyen değişkenlerin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Mart 2002 ile Kasım 2012 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı?nda koklear implant operasyonu uygulanan bilateral prelingual total sensorinöral işitme kayıplı 161 hasta dahil edildi. Hastaların ailelerine 58 sorudan oluşan ailesel bakış perspektifi anketi uygulandı. Anket 11 ayrı alt ölçeğe ayrıldı. Her ölçekte ailelerin memnuniyetleri araştırıldı. Ayrıca hastaların devam ettiği okul, yaş ve implantasyon kullanım süresi değişkenlerinin bu alt ölçeklerle ilişkisi değerlendirildi. Bulgular: Koklear implant uygulanan çocukların yaş grupları açısından 62 çocuk 2-5 yaş arasında (%38.5), 99 u (%61.5) ise 6-11 yaş ve üstü idi. İmplantasyon süreleri olarak 127?si (% 78.89) 18 aydan uzun süredir implantlı, 34?ü (%21.11) daha kısa süredir implantlı idi.Çocukların 70 i okula gitmiyor (%43.5), 13 ü anaokuluna (%8.1), 63?ü ilkokula (%39.1), 15?i de liseye (%9.3) devam ediyordu.. Ailelerin 144?ünün (%89.5) implantasyondan memnun oldukları görüldü. Değişken parametrelere bağlı alt ölçek araştırmasında okula gidenlerin okula gitmeyenlere oranla kendilerine daha fazla güvendikleri, 18 aydan uzun süredir implantlılarda kendine güven, kendini iyi hissetme, sosyal ilişki konularında 18 aydan kısa süredir implantlılara göre daha iyi oldukları, 6-11 yaş grubunun 2-5 yaş grubuna oranla kendilerine daha çok güvendikleri ve sosyal ilişkilerde daha iyi oldukları görüldü. Sonuç: Koklear implantasyonun yaşam kalitesi üzerine pozitif etkisi olmakla beraber hastaların ailelerinde operasyon öncesinde ve sonrasında da endişeler bulunmaktadır. Hasta ve hasta yakınlarının endişelerinin azaltılması için bu konu ile ilgili olarak daha ayrıntılı bilgilendirilmesi gerekebilir. Hastaların implant kullanım süreleri ve yaşları arttıkça memnuniyetlerinin arttığı görülmüştür. Anahtar kelimeler: Koklear implantasyon, bilateral sensorinöral işitme kaybı,yaşam kalitesi, yaşam kalitesi ölçeği

KokleaKoklear implantlarKulak+6
Meysem Yorgun
Çukurova University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Konjenital sensörinöral işitme kaybı olan hastalarda preoperatif temporal kemik bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme bulguları

Amaç: Bu çalışmada konjenital sensörinöral işitme kaybı olan hastalarda koklear implantasyon cerrahisi öncesi temporal kemik bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme bulguları ile iç kulak malformasyonlarını saptamak ve sınıflamak ve koklear implant için kontrendikasyonları belirlemek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Ocak 2011 ile Aralık 2013 tarihleri arasında Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalında konjenital sensörinöral işitme kaybı tespit edilen ve koklear implant planlanan 167'si erkek, 133'ü kız toplam 300 hasta dahil edildi. Tüm hastaların 4 dedektörlü bilgisayarlı tomografi ile temporal kemik ve 1,5 tesla manyetik rezonans görüntüleme ile temporal kemik ve serebral görüntüleri alındı. Bulgular: Toplam 600 kulak çalışmaya alındı ve 136'sında (% 20,3) iç kulak malformasyonu tesbit edildi. 2 kulakta (% 1,4) Michel deformitesi, 1 kulakta (% 0,7) ortak kavite deformitesi, 5 kulakta (% 3,6) incomplet partition tip-I, 6 kulakta (% 4,4) incomplet partition tip-II, 2 kulakta (% 1,4) koklear hipoplazi ve 2 kulakta (% 1,4) koklear otoskleroz izlendi. Toplam 21 kulakta (% 15,4) koklear sinir aplazisi/hipoplazisi, 42 kulakta (% 30,9) internal akustik kanal dilatasyonu, 5 kulakta (% 3,6) internal akustik kanal aplazisi ve 1 kulakta (% 0,73), internal akustik kanal hipoplazisi tespit edildi. Lateral semisirküler kanal-vestibül displazisi ile uyumlu bulgular 8 kulakta (% 5,9) izlenirken, 10 kulakta (% 7,3) posterior semisirküler kanal, 10 kulakta (% 7,3) lateral semisirküler kanal ve 8 kulakta (% 5,9) süperior semisirküler kanal aplazik/hipoplazik görünümdeydi. Ayrıca 16 kulakta (% 11,7) geniş vestibüler akuadukt izlendi. 600 kulağın toplam 21'inde (% 3,5) yüksek yerkeşimli juguler bulb varyasyonu izlenmiş olup bu olgular iç kulak anomalisi grubuna dahil edilmemiştir. Sonuç: Çalışmamızın sonucu olarak konjenital sensörinöral işitme kaybı olan ve koklear implantasyon planlanan hastalarda temporal kemik bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme bulguları iç kulak anomalilerinin saptanması ve sınıflandırılmasında, kontrendike durumların belirlenmesinde çok önemli olduğu kadar cerrahi esnasında gelişebilecek bir takım sorunların belirlenmesi ve cerrahın bu konuda operasyon öncesinde uyarılması açısından da son derece önemlidir. Bu nedenle implantasyon planlanan tüm hastaların bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntülerinin bu konuda deneyimli bir radyolog tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.

KokleaKoklea hastalıklarıKoklear implantlar+5
Nermin Dağkıran
Çukurova University
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Fare kohlear çekirdek nöronlarında ERG kanallarının elektrofizyolojik olarak incelenmesi

ERG (Ether a go go ilişkili gen) kanalları (Kv 11); voltaj bağımlı potasyum kanal ailesine ait olan, kendi içerisinde ERG1 (Kv11.1), ERG2 (Kv11.2) ve ERG3 (Kv11.3) olmak üzere üç alt tipi bulunan bir iyon kanal grubudur. ERG kanallarının işitme yolağının ilk çekirdeği olan kohlear çekirdek nöronlarında nasıl bir farmakolojik ve biyofiziksel özelliklere ve fonksiyona sahip olduğu bilinmemektedir. Bu nedenle ventral kohlear çekirdek (VKÇ) nöronlarından yıldız tipi (stellate), ahtapot tipi (octopus) ve çalı tipi (bushy) hücrelerinde ERG kanallarının biyofiziksel ve elektrofizyolojik özellikleri ile fonksiyonel rollerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma için 14-17 gün yaşta toplamda 70 adet fare kullanıldı. Kohlear çekirdekten kesitler alınarak ERG kanallarının elektrofizyolojik karakterizasyonu yama kenetleme (patch clamp) tekniği kullanılarak yapıldı. Akım kenetleme çalışmalarında, ERG kanal blokörleri olan terfenadin (10 µM) ve E-4031 (10 µM) uygulaması her üç hücre grubunda input direncini arttırmıştır (p<0,05). Yıldız tipi nöronlarda spontan aktiviteyi ve kare dalga akımına yanıt olarak oluşan aksiyon potansiyeli (AP) frekansının arttırdığı gözlendi (p<0,05). Her üç hücre grubunda da uyarılabilme eşik değerini düşürdüğü tespit edildi (p<0,05). Voltaj kenetleme çalışmalarında ERG kuyruk akımının kararlı durum aktivasyon eğrisi çizilerek, kanalların yarı aktivasyon voltaj değeri (V0,5) ve eğrinin eğim derecesi (k faktör) bulundu. Bu değerler her üç hücre tipi için ortalama olarak yaklaşık -50 mV ve 7 mV olarak hesaplanmıştır. İnaktivasyon eğrisinden belirlenen V0,5, -70 ila -78 mV arasında ve k faktör ise 7-10 mV arasında bulunmuştur. Sonuç olarak, elde edilen veriler, ERG kanallarının yıldız tipi nöronda AP frekansına, yine her üç hücre tipinde de uyarılabilirlik eşik değerine ve istirahat zar potansiyelinin oluşmasına katkıda bulunduğunu göstermektedir.

ElektrofizyolojiFarelerGenler+4
Caner Yıldırım
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İç kulak anomalisi olan koklear implant kullanıcılarında koklear implant sonuçları

Amaç: Bu çalışma, bilateral total işitme kaybı nedeniyle koklear implantasyon uygulanan iç kulak anomalili hastaların operasyon bulguları, operasyon sonrası takipleri ve işitsel performanslarını analiz etmek amacıyla yapıldı. Gereç ve yöntem: Materyal Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda koklear implantasyon operasyonu uygulanan, konjenital işitme kayıplı, radyolojik olarak görüntüleme yöntemlerinde iç kulak anomalisi saptanan 55 hasta değerlendirildi. Hastaların 2 si ortak kavite, 6'sı inkomplet partisyon tip I, 2'si koklear hipoplazi, 12'si inkomplet partisyon tip II, 26'sı geniş vestibüler akuadukt, 7'si semisirküler kanal aplazisi olan hastalardı. Hastaların intraoperatif bulguları, postoperatif komplikasyonları ve işitsel algı performansları değerlendirildi. Ayrıca bu kriterlere uyan, operasyon sonrası en az 12 ay eğitimine devam eden 30 hastanın işitsel performansları analiz edildi. Bu hastalar koklear anomalisi olan (grup I) ve vestibüler anomalisi olan (grup II) hastalar olarak 2 gruba ayrıldı. Anomalisi olmayan kontrol grubu (grup III) ile kıyaslandı. Performansların değerlendirilmesinde dinlemenin gelişim profili ve anlamlı işitsel deneyim skalası testleri kullanıldı. Bulgular: İç kulak anomalisi olan hastaların işitsel algı testleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, hastaların dinlemenin gelişim profili testinde, grup I hastalarının işitsel performanslarının, grup II ve grup III' e göre ilk ayarlama, 1.ay, 3.ay, 6.aylarda istatistiksel olarak anlamlı olmasa da (p>0.05) daha yavaş seyirli olduğu, 12. ve 18. aylarda istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşük olduğu (p<0.05) ve grup II ve grup III hastalarını 24. Ay içerisinde yakaladığı görüldü. Grup II ve grup III hastaların ise LIP test performanslarında anlamlı bir farklılık olmadığı gözlendi (p>0.05). Hastaların anlamlı işitsel deneyim skalası test performanslarında, her 3 grubun da performans gelişim eğrilerinin sürekli yükselen tipte olduğu görüldü. Grup II ve grup III performansının anlamlı bir farklılık göstermediği görüldü. Grup I de ise, 3.ay, 6.ay, 12.ay, 18.ayda istatistiksel olarak anlamlı olmasa da daha yavaş seyirli olduğu (p>0.05), 24.ay ve 36.ay da ise istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha düşük olduğu görüldü (p <0.05). Çalışmaya dahil edilen hastaların 3'ünde kokleostomi esnasında yüksek basınçlı perilenf sızıntısı (gusher) gözlendi. Bu hastaların hepsi inkomplet partisyon tip I anomalisi olan hastalardı. Inkomplet partisyon tip II anomalisi olan hastaların %50'sinde düşük basınçlı perilenf sızıntısı (oozing) gözlendi. Geniş vestibüler akuaduktu olan hastaların hiçbirinde gusher gözlenmezken, %39'unda oozing gözlendi. 55 hastanın 4' ünde (%7) fasiyal sinir anomalisi gözlendi. Bu hastaların 2'si ortak kavite anomalisi, 2'si IP-I anomalisi olan hastalardı. Çalışmaya dahil edilen 55 hastanın 6'sında (%11) operasyon sonrası menenjit gözlendi (ortak kavite anomalisi olan 1 hasta, inkomplet partisyon tip I anomalisi olan 2 hasta, inkomplet partisyon tip II anomalisi olan 2 hasta, semisirküler kanal aplazisi olan 1 hasta). Hastaların hiçbirinde operasyon öncesi menenjit öyküsü yoktu. Sonuç: İç kulak anomalisi olan hastalarda koklear implantasyonun işitsel sonuçları, iç kulak anomalisi olmayan koklear implantlı hastaları geç de olsa yakalayabilmektedir. Ancak iç kulak anomalisi olmayan koklear implantasyon olgularına göre fasiyal sinir anomalilerinin ve menenjit riskinin daha yüksek olduğu bilinmelidir. Bu konuda hasta yakınları iyi bilgilendirilmeli, preoperatif dönemde görüntüleme yöntemleri detaylı incelenmeli, menenjit gibi postoperatif dönemde hayati bir komplikasyonu engellemek için rinore takibi daha yakından yapılmalıdır.

KokleaKoklea hastalıklarıKoklear implantlar+6
Elvan Onan
Çukurova University
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Koklear implant cerrahisinde reimplantasyon neden ve sonuçlarımız

Amaç: Bu çalışma reimplantasyon cerrahisi yapılan hastaların reimplantasyon yapılma nedenlerini, reimplantasyon cerrahisi sırasındaki cerrahi bulguları ve reimplantasyon cerrahisi sonrası işitsel performansları analiz etmek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda reimplantasyon cerrahisi yapılan 39 hasta çalışmaya .Reimplantasyon cerrahisi nedenlerine göre sınıflandırıldı. Reimplant cerrahisi nedenleri etkileyebilecek durumlar ve ilk koklear implant ve reimplantasyon cerrahisi arasındaki zaman ve reimplantasyon esnasındaki cerrahi bulgular ve reimplantasyon cerrahisi sonrası işitsel performanslar incelendi. Bulgular: İlk koklear implant cerrahisi bizim kliniğimizde yapılan 1051 hastanın 34 'üne (%3,1) reimplantasyon cerrahisi yapıldı. Ek olarak ilk koklear implant cerrahileri başka kliniklerde yapılan 5 hasta da çalışmaya dahil edildi. Reimplant cerrahisi kliniğimizde deneyimli hekimler tarafından yapıldı. Reimplantasyon cerrahisi için gereken ortalama zaman 4,1 (0-13) yıl idi. Kliniğimizde reimplantasyon cerrahisi yapılan 39 hastanın reimplantasyon nedenleri incelendiğinde ; 23 hastaya ''hard failure'' (%58,9), 8 hastaya ''soft failure'' (%20,5), 4 (%10,3) hastaya flep enfeksiyonu, 1 (%2,6) hastaya kolestatoma, 3 (%7,7) hastaya yanlış yerleştirme-yerinden çıkma nedeniyle koklear reimplantasyon yapılmıştır. Reimplantasyon cerrahisi yapılan 39 hastanın 10'unun reimplantasyon cerrahisinde kokleostomi ve elektrot etrafında ossifiye dokular saptanarak 4 hastanın kokleostomi loju genişletilmesine rağmen tüm elektrotlar başarı ile ilerletildi. Hastaların ilk koklear implant sonrası takiplerinde en yüksek açık uçlu iki heceli kelime testi skorlarından; ortalama fonem 37,53 ( 0-50), ortalama kelime ise 6,86 (0-10) olarak bulundu. Bu hastaların ilk koklear implant sonrası takiplerinde en yüksek Cap skorları ortalaması 5,14 (0-7) olarak bulundu. Hastaların reimplantasyon sonrası takiplerinde en yüksek açık uçlu iki heceli kelime testi skorları değerlendirildiğinde; ortalama fonem 43,76 (0-50) ,ortalama kelime 8,24 (0-10) olarak saptandı. Bu hastaların reimplantasyon sonrası takiplerinde en yüksek Cap skorları ortalaması ise 6,3 (1-7) olarak bulundu. Sonuç: Reimplantasyon cerrahisinin en sık nedeni cihaz hatası ilişkili nedenler olup bu durumun özellikle prelingual dönemdeki çocuklarda erken dönemde tespit edilmesi gerekir. Reimplantasyon cerrahisi ilk koklear implantasyon cerrahisine nazaran zorluklar içermesine rağmen deneyimli hekimlerce yapılması gereken güvenli bir cerrahidir. Reimplantasyon cerrahisi sonrası zayıf işitsel performans gösteren hastaların sıklıkla eşlik eden nöropsikiyatrik rahatsızlıkları olup bu rahatsızlıklar reimplantasyon cerrahisi sonrası sonuçları olumsuz etkilemektedir. Reimplantasyon cerrahisi sonrası hastaların işitsel performanslarında azalma gözlenmedi. Anahtar Kellimeler: Reimplantasyon cerrahisi, koklear implant cihaz hataları, işitsel performans

Cerrahi-kulak-burun-boğazKokleaKoklea hastalıkları+5
Poyraz Şahin
Çukurova University
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kohlear çekirdekte bulunan yıldız ve çalı nöronlarında asite duyarlı iyon kanallarının (ASIC) incelenmesi

Asit duyarlı iyon kanalları (ASIC); proton kapılı, voltajdan bağımsız, merkezi sinir sistemi ve periferik sinir sisteminde yaygın olarak bulunan hidrojen iyonuna duyarlı iyon kanallarıdır. Bu tez çalışmasında ASIC'lerin kohlear çekirdek nöronlarının uyarılabilirliğini etkileyerek, işitme sinyallerinin işlenmesinde önemli rol alacağı hipotezinin test edilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada albino BALB/c ırkı fareler kullanılarak, kohlear çekirdek dokusunda Real time-polimeraz zincir reaksiyon tekniğiyle ASIC gen ekspresyonları mRNA düzeyinde ve kohlear çekirdekteki yıldız ve çalı hücrelerinin ASIC akımları yama kenetleme (patch clamp) tekniği ile karakterize edildi. Real-time PZR analizi ile 16 günlük, 75 günlük ve 2 yaşındaki fare kohlear çekirdek dokularında ASIC1, ASIC2 ve ASIC3 genlerinin ifadesi gösterildi. Voltaj kenetleme çalışmalarında kohlear çekirdek nöronlarına, asidik solüsyon uygulanmasıyla içe doğru (inward) akımlar oluştu. Kaydedilen ASIC akımlarının yarı aktivasyon pH değeri (pH50) yıldız hücreleri için 5,84, çalı hücreleri için 5,81 olarak bulundu. ASIC blokeri amilorid bu akımları doza bağımlı olarak inhibe etti. Amiloridin yarı maksimum inhibisyon değeri (IC50) yıldız hücrelerinde 32,5± 0,4 µM (n=30), çalı hücrelerinde ise 32,1 ± 0,2 µM (n=12) olarak bulundu. Sodyum içermeyen solüsyonda düşük pH ile indüklenen ASIC akımı büyük oranda azaldı (%87,5, p<0.05) (n=13), bu da kaydedilen ASIC akımlarının esas olarak Na+ iyonu tarafından taşındığını göstermektedir. Asit uygulamasıyla oluşan ASIC akımının hücre dışı Ca2+ ve Pb2+ (10 µM) tarafından inhibe edilmesi, bu hücrelerde ASIC1a altbiriminin varlığına işaret etmektedir. Zn2+ (300 µM)'nun ekstraselüler olarak uygulanması sonucu ASIC akımları %20 (n=13) oranında artmıştır. Bu da fonksiyonel ASIC2a alt birimini içeren homomerik kanalların varlığına işaret etmektedir. Sodyum salisilat (1 mM) ASIC akımlarını istatistiki olarak anlamlı düzeyde etkilemedi (p>0.05 n= 13). Bu da ASIC3 kanallarının bulunmadığını göstermektedir. Akım kenetleme çalışmalarında ise asidik solüsyon uygulanmasının kohlear çekirdek yıldız ve çalı nöronlarında depolarizasyona neden olduğu belirlendi. Sonuç olarak elde edilen veriler kohlear çekirdek hücrelerindeki ASIC akımının ASIC1a ve ASIC2a kanalları tarafından taşındığını göstermektedir. ASIC kanallarının merkezi işitsel sistemdeki nöronların uyarılabilirliklerini etkilediğini ve dolayısıyla bunların işitsel bilgiyi işlemede rolünün olabileceğini ve /veya patolojik süreçlerde olası rolü bulunacağına işaret etmektedir.

ElektrofizyolojiKokleaNöronlar+4
Ziya Çakır
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Altmış (60) yaş ve üzeri hastalarda koklear implantasyon sonrası işitsel performans analizi ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada, tek taraflı koklear implantasyon uygulanan 60 yaş ve üzeri hastalarda işitesel performansı ve yaşam kalitesini analiz etmek amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmamız retrospektif bir çalışma olup Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda 2002-2020 yılları arasında tek taraflı koklear implant uygulanan 60 yaş ve üzeri toplam 34 hastayı kapsamaktadır. Hastaların demografik özellikleri (yaş, cinsiyet, eğitim durumu, ek hastalık ve eş durumu, işitme kaybı süreleri, işitme kaybı nedenleri) retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların ameliyat öncesi çekilen bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleri, ek hastalıkları ve operasyon esnasında karşılaşılabilecek zorlukları saptamak amacıyla not edildi. Hastalar, ameliyat öncesi işitme kaybı sürelerine göre 1-3 yıl, 4-6 yıl, 7 yıl ve üzeri olmak üzere üç alt gruba, gün içerisinde implant kullanım sürelerine göre 11 saat altı ve üstü olmak üzere iki alt gruba ayrıldı. Ayrıca 60-70 yaş arası ve 70 yaş üzeri olan hastalarda kendi içinde iki gruba ayrıldı. Tüm gruplarda işitsel kazançlar ve yaşam kalitesi değerlendirildi. Koklear implant sonrası işitsel kazancı test etmek için saf ses odyometri testi kullanıldı. Ayrıca koklear implant uygulanan hastalarda memnuniyeti değerlendirmek için "Yaşam Kalite Ölçeği-Kısa Form envanteri" kullanıldı. Bulgular: Bu çalışmaya 60 yaş ve üstü (ortalama 66,06), 21'i (% 61,77) kadın, 15'i (% 38,23) erkek toplamda 34 hasta dahil edildi. Yirmialtı hasta (%76,5) 60-70 yaş arasındayken 8 hasta (%23,5) 70 yaş ve üzerindeydi. Hastaların 6'sı (%17,6) implantını gün içinde 11 saatten az, 28'i ise (%82,4) 11 saatten fazla kullanıyordu. Ameliyat öncesi işitme kaybı süresi, 15 hastada (%44,1) 1-3 yıl iken, 9 hastada (%26,5) 4-6 yıl, 10 hastada (%29,4) 7 yıl ve üzeriydi. Hastaların 19'unda (%55,9) ek hastalık izlenirken, 15'inde (%44,1) ek hastalık mevcut değildi. Hastaların 7'si hiç eğitim almamışken (%20,6), 25'i (%73,5) ilkokul/ortaokul mezunu ve 2'si (%5,9) üniversite mezunuydu. İmplantını gün içerisinde 11 saatten fazla kullanan hastaların skor ortalaması anketin tüm alt ölçeklerinde 11 saatten az kullanan hastalara göre daha yüksekti ve istatistiksel anlamlı farklılık saptandı (p<0,05). İşitme kaybı süresi 1-3 yıl arası olan hastaların işitsel kazanç değeri, işitme kaybı süresi 4-6 yıl ve >7 yıl olanlardan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti (p<0,001). Anketin "genel sağlık durumu" alt ölçeği dışındaki tüm alt ölçeklerinde skor ortalaması, implant öncesi işitme kaybı süresi azaldıkça, ters orantılı olarak arttı. Ayrıca bu alt ölçekler içinden "psikolojik ve sosyal ilişkiler" alt ölçeklerindeki artış istatistiksel olarak da anlamlı saptandı (p=0,042, p=0,035). Kadın hastalarda "çevre" alt ölçeğinde skor ortalaması erkek hastalara göre daha yüksek bulundu ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p=0,041). Eğitim durumuna göre karşılaştırıldığında "psikolojik" alt ölçeğinde eğitim düzeyi arttıkça skor ortalaması arttı ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p=0,027). Yaşa göre karşılaştırıldığında 70 yaş altı ve üstü hasta grupları arasında, "WHOQOL-BREF" anketi alt ölçeklerinin skor ortalamalarında ve işitsel kazançlarda istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızda, postlingual bilateral ileri derece sensörinöral işitme kaybı olan 60 yaş ve üzeri tüm hastalarda, koklear implantasyon sonrası, anlamlı ölçüde işitsel kazanç sağlandığı gösterildi. Hastaların koklear implantasyon öncesi işitme kaybı süresi ile işitme eşiklerindeki kazanç ters orantılıydı. Aynı zamanda Kİ gün içi kullanım süresi arttıkça hastaların yaşam kalitesinde belirgin ölçüde artış izlendi. 70 yaş üstü hastalarda da 70 yaş altı hastalara benzer şekilde işitsel kazanç ve yaşam kalitesi skorları elde edilmiştir. Cerrahi gerektiren majör bir komplikasyon görülmemiştir. Çalışmamız göstermiştir ki Kİ'da iyi ve fonksiyonel sonuçlar için yaş sınırlayıcı bir faktör değildir. Altmış yaş üstü hastalarda da, Kİ düşük komplikasyon oranları ve yüz güldürücü sonuçları ile güvenli bir cerrahidir.

KokleaKoklea hastalıklarıKoklear implantlar+7
Sümbül Bayraktar Güzeldağ
Çukurova University
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vestibüler ve koklear toksisite modelinde carbon monoxide releasingmolecule-3'ün (CORM-3) etkinliğinin değerlendirilmesi

GİRİŞ: Ototoksisite, kalıcı tip işitme kaybına neden olan önemli bir edinsel işitme kaybı sebebidir. OtotOksisite kaynaklı işitme kaybı sıklıkla rastlanan önlenebilir işitme kaybı nedenlerinden biridir. Ototoksisite maruziyetine bağlı işitme kaybının azaltılmasına yönelik farklı ajanlar kullanılmasına rağmen; başarısı kanıtlanmış kabul edilen ortak bir tedavi protokolü henüz tanımlanmamıştır. Bu deneysel çalışmanın amacı, ototoksisite maruziyeti sonrası Carbon Monoxide Releasing Molecule-3 (CORM-3)'ün işitme ve denge sistemine olan etkinliğinin ve iyileştirici etkilerinin elektrofizyolojik ölçümler ve davranışsal yöntemlerle gösterilmesidir. GEREÇ VE YÖNTEM: Yirmi bir adet albino wistar erkek rat eşit şekilde 3 gruba ayrıldı. Gentamisin verilmeyen gruba; 5 gün sürecinde intraperitoneal serum fizyolojik uygulandı. Diğer 2 gruptaki 14 rata, 5 gün boyunca sol kulağa intratimpanik gentamisin uygulaması yapıldı. İlaç uygulamasının ardından gentamisin+corm-3 grubuna 1 saat sonra 10 mg/kg/gün intraperitoneal yol ile CORM-3 uygulandı. Yarılanma ömrü göz önüne alınarak ilaç uygulaması 5. gün sonuna kadar günlük 10 mg/kg intraperitoneal yol ile CORM-3 enjekte edildi. İşitme düzeyleri ve vestivüler fonksiyonları, bazal, 3.gün,5.gün, 7. gün ve 10.günlerde, distorsiyon ürünü otoakustik emisyon, 4, 6 ve 8 kHz'de işitsel uyarılmış beyinsapı potansiyelleri ve vestibüler fonksiyonları davranış testleriyle ölçüldü. BULGULAR: İşitsel uyarılmış beyinsapı potansiyel test sonuçları tüm frekanslarında CORM-3 grubunda gentamisin verilen diğer gruba kıyasla daha iyi işitme eşikleri olduğunu gösterdi. Bu bulgular istatistiksel olarak da anlamlı tespit edildi (p<0,05). Vestibüler fonksiyonlar ise corm-3 grubunda gentamisin verilen diğer gruba kıyasla istatistiksel olarak farklılık görülmemekle beraber vestibüler hasar skorlarında nispeten daha iyi skorlar saptandı. SONUÇ: Elde edilen verilere göre CORM-3, ototoksisiteye bağlı işitme ve denge kaybında koruyucu ve tedavi edici ajan olarak kullanılabilecek faydalı bir molekül olabilir. Ancak bu koruyucu etkinin kanıtlanmasına yönelik ek araştırmalara gereksinim bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ototoksisite, antioksidan, Carbon Monoxide Releasing Molecule-3, ototoksisisteye bağlı işitme kaybı, sensörinöral işitme kaybı

AntioksidanlarCORM-3Hayvan deneyleri+7
Esra Buğra
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Konuşma akıcılığı sorunu olan bireylerde kontralateral supresyon değerlerini normal bireylerle karşılaştırmak

Kekemelik dünyada yaygın olarak gözüken bir konuşma bozukluğudur. Kekemelik özellikle seslerin veya hecelerin tekrarlanmasını, seslerin uzatılmasını, aralıklı konuşmayı, yarım bırakılmış kelimeleri, seslerin üretilememesini, gereken kelime yerine bir başkasının kullanılmasını olarak tanımlanabilir. Supresyon bir kulağa OAE yapılırken kontralateral kulağın geniş bant gürültü ile uyarılması sonucu OAE amplitüdlerinde azalması olarak tanımlanır. Çalışmamıza herhangi bir sağlık ve işitsel problemi olmayan, yaşları 18-56 arasında 30 akıcı konuşma bozukluğu olan ve 30 normal akıcı konuşmaya sahip birey dahil edilmiştir. Her iki grubun odyogram, TEOAE, DPOAE ve KLS ölçüm değerleri karşılaştırılmıştır.TEOAE testinde sağ kulakta 2000-3000-4000 Hz sinyaldeğerlerinde kontrol grubu çalışma gruba göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). KLS testi sonuçları değerlendirildiğinde; kontrol grubunda sağ kulak sinyal değerlerinin çalışma grubuna göre 2000, 3000, 4000 Hz?de anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Üç ve daha fazla frekanstaki TEOAE supresyon sayıları değerlendirildiğinde sağ kulak sinyal supresyon değerlerinde kontrol grubun çalışma gruba göre anlamlı derece de iyi bulunmuştur. Sonuç olarak; akıcı konuşma bozukluğu olan bireylerde KLS değerlerindeki azalmanın kontrol grubuna göre az olduğu saptanmıştır. Bu durum efferent sistemde meydana gelen patolojik değişiklik olabileceği sonucunu ortaya çıkarmaktadır.Anahtar kelimeler: Kekemelik, medial olivokoklear sistem, kontralateral supresyon, otoakustik emisyon, işitme64

KekemelikKokleaKonuşma+3
Mehmet Uyar
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Postlingual koklear implant hastalarının yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Koklear implant post-lingual işitme kayıplı erişkinlerde ve konjenital işitme kayıplı çocuklarda önemli tedavi seçeneklerinden biridir. Performansı son yıllardaki gelişmelerle birlikte daha da artmıştır. Koklear implantın başarısında odyolojik faktörlerle birlikte psikososyal faktörler de değerlendirilmelidir.Hastanın işitme performansı ile birlikte günlük aktiviteleri, sosyal hayatı ve kendine güveninde oluşan değişiklerde oldukça önemlidir. Hayat kalitesi;kültür ve değer sistemlerine göre bulunduğu pozisyonunu algılama şeklidir. Kişinin amaçları,ilgileri, beklentileri ve standartları bu kavramın içerisindedir.Bireylerin fiziksel durumları,bağımsızlıkları, sosyal ilişkileri ve psikolojik durumları hayat kalitesi anlayışını etkilemektedir1.Bu nedenle çalışmamızda amacımız koklear implantın işitsel katkısı ile beraber cihaz kullanım süresince hastaların öznel fikirlerinden yola çıkarak, hastaların cihazdan memnuniyetlerini, yaşam kalitesini ve psikososyal durumunu araştırmaktır.Kliniğimizde postlingual koklear implant olmuş 30 hastaya,implant kullanmaya başladıktan en az 1 ay sonra,1.ay ila 2.yıl takip süreçlerinde öncelikle demografik bilgilerin oluştuğu bir form doldurularak sonrasında jenerik bir yaşam kalitesi ölçeği olan WOQOLbref yaşam kalitesi kısaltılmış ölçeği,hastaların mevcut anksiyete ve depresyon derecelerini değerlendirmek amacıyla Beck anksiyete ve Beck depresyon ölçekleri,kullanılan koklear implant cihazından algılanan faydayı değerlendirmek için cihaz memnuniyeti envanteri olan IO-IHA uygulanmıştır.Anahtar Kelimeler: Postlingual, Koklear İmplant, Yaşam Kalitesi

KokleaKoklea hastalıklarıKoklear implantlar+3
Başak Beyazıt
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Picibanil'in (OK-432) orta kulak ve koklea üzerine etkisi

İç kulak hastalıklarının intratimpanik tedavisine olan ilgi son yirmi yılda önemli ölçüde artmıştır. İntratimpanik tedaviler ile ilaçların sistemik yan etkilerinden kaçınılmış olunur ancak bu ilaçların lokal uygulanmasıyla da görülebilecek ototoksisiteye karşı dikkatli olunmalıdır. Picibanil (OK-432) klinikte, malign hastalıklarda sistemik veya lokal olarak adjuvan tedavi ajanı olarak kullanılırken sklerozan etkisi nedeniyle de lenfatik malformasyonlarda ve kistik lezyonlarda kullanılmaktadır. OK-432 ile ilgili literatürde çeşitli kullanım yerleriyle ilgili birçok çalışma olmasına rağmen orta kulak ve koklea üzerindeki etkileri hakkında İngilizce literatürde yapılmış bir çalışmaya rastlanılmadı. Bu çalışma ile OK-432'nin kulakta lokal kullanımı ile kulak üzerindeki histopatolojik etkileri ve ototoksisitesi araştırılmıştır. Çalışmaya 40 tane guine pig alınmış ve bunlar rastgele beşerli sekiz gruba ayrılmıştır. Grupların dördü çalışma, dördü kontrol grubudur. Çalışma gruplarında intratimpanik OK-432 (1 KE 0,1 ml) enjeksiyonu, iki gruba bir enjeksiyon diğer iki gruba ise üç enjeksiyon şeklinde yapılmıştır. Bir ve üç kez enjeksiyon yapılan çalışma gruplarından biri bir hafta sonra, diğeri ise bir ay sonra sakrifiye edildi. Kontrol gruplarına da çalışma gruplarıyla aynı miktar, süre ve sıklıkta serum fizyolojik enjeksiyonu yapılmıştır. OK-432'nin etkileri elektrofizyolojik testler ve histopatolojik bulgular ile değerlendirilmiştir. Çalışma grupları, kontrol grupları ve kendi aralarında karşılaştırılmıştır. Çalışmamızda OK-432'nin intratimpanik kullanımı ile kısa dönemde orta kulakta önemli bir değişiklik görülmezken koklea üzerinde mikroskobik düzeyde dejenerasyon saptandı. Elektrofizyolojik testler ile de işitme kaybının erken bulguları görülmüş olup ototoksik etkileri görüldü. Çalışmamız, çeşitli endikasyonlar için lokal olarak kullanımı da mevcut olan OK-432'nin bazı orta kulak ve iç kulak hastalıklarında intratimpanik tedavi ajanı olarak kullanımı ile ilgili çalışmalara öncülük edebilir.

KokleaOrta kulakOtotoksisite+2
Hatice Hazan Sönmez
Fırat University
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Meniere sendromlu olgularda elektrokokleografi ve VEMP bulgularının karşılaştırılması

Meniere hastalığı epizodik vertigo, dalgalı sensörial işitme kaybı, tinnitus ile karakterize ve sıklıkla kulakta dolgunluk ya da basınç hissinin eşlik ettiği, iç kulağın idiopatik bir hastalığıdır. Meniere sendromu hastaların yaşam kalitesini ciddi oranda bozmaktadır. Meniere sendromunun tanısı ve tedavisinde büyük gelişmeler olsa da kulak burun boğaz hekimleri için hala çok zor vakalardır.ECochG, Meniere sendromu teşhisinde halen tek objektif metot olarak çoğu merkezde kullanılmaktadır. ECochG'nin değerlendirmesinde en etkili metot olarak SP/AP oranları kabul edilmektedir. VEMP testi ise 1980'lerden sonra kullanıma girmeye başlamış göreceli olarak yeni bir testtir. Temel olarak sakkül ve inferior vestibüler sinir değerlendirilmesinde kullanılmaktadır. Meniere sendromunda ise hastalığın doğası gereği en erken dönemde etkilenen bölgelerden biri olan sakkülün fonksiyonlarını değerlendirmesi açısından Meniere sendromunun tanısında ümit verici bir yöntemdir. Bu çalışmanın amacı bu iki test metodundun karşılaştırılmasıdır.Bu çalışmada gruplar 1995 Amerikan Otolaringoloji ve Baş Boyun Cerrahisi Akademisi İşitme ve Denge Komitesi'nin yayımladığı kriterlere göre etkilendiği düşünülen 37 kulak ve etkilenmediği düşünülen 21 kulaktan oluşmaktadır. Bu çalışma sonucunda ECochG testinin sensivitesinin %72,97 ve VEMP testinin sensivitesinin ise %67,57 olduğu tespit edildi. Bu testlerin beraber kullanımında ise sensivitenin %91,89'e artış gösterdiğini gördük. Her iki testinde hastalığın evresi ve süresi ile ilişkisi olmadığını tespit ettik. Aynı zamanda bu iki teste alınan cevapların da aralarında bir korelasyon olmadığını gördük. Bunun temel nedeninin testlerin ölçüm yaptığı anatomik bölgelerin ve buna bağlı olarak etkilenmenin farklı olmasından kaynaklandığını düşünmekteyiz.

DengeKokleaKoklea hastalıkları+2
Oğuz Yılmaz
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesiyenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde izlenen bebeklerin maruz kaldıkları gürültünün koklear fonksiyonlar üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi (GÜTF) Yenidoğan Yoğun BakımÜnitesinde (YDYBÜ) yatırılan prematüre ve miadında doğmuş bebeklerinyatışları boyunca maruz kaldıkları gürültünün frekans (Hertz) ve şiddetinin(desibel) belirlenmesi ile işitme ve nörolojik gelişimleri üzerine etkisiniaraştırmak amaçlanmıştır. YDYBÜ ?ne yatan 32 yenidoğan bebek ve kontrolamaçlı 25 sağlıklı bebek çalışmaya dahil edilmiştir. YDYBÜ?nde yatan hastalarınmaruz kaldıkları gürültü yattıkları süre boyunca monitörize edilmiş, taburculuköncesinde ve altıncı aylarında işitmelerini değerlendirmek amacıyla DPOAE ileTEOAE testleri yapılmış; nörolojik gelişlerini değerlendirmek amacıyla Bayley IIgelişim testi uygulanmıştır.YDYBÜ?de izlenen hastalarda ortalama 162,2 ± 134,9 saat kayıtyapılmıştır. Hastaların, AAP?nin önerdiği üst sınır olan 45 dB üzerinde gürültüyeyattıkları sürenin ortalama %50,1±13,9?unda maruz kaldığı bulunmuştur.Hastaların hem 45 dB üzeri hem de 65 dB üzeri gürültüye en fazla küvözmotorunun neden olduğu 124 Hz ve altındaki frekanslarda maruz kaldığıbulunmuştur.YDYBÜ?de izlenen bebeklerin taburculuk öncesi ve kontrol grubundakibebeklerin de yenidoğan döneminde yapılan işitme tarama testleri TEOAE veABR?den kalan yoktur. Ayrıca altıncı ayda yapılan işitme değerlendirmesiTEOAE ve DPOAE global değerlendirildiğinde işitme kaybı saptanmamıştır.83DPOAE?da test edilen 6 frekans ayrı ayrı incelendiğinde; hastanede yatanbebeklerin DPOAE SNR amplitüdleri (dB) ortalaması; hem sağ hem de solkulakta 1001, 1501, 3003, 4004 ve 6006 Hz?te kontrol grubuna göre daha düşükbulunmuştur. Ayrıca YDYBÜ?de yatan bebeklerin testte 1001 Hz ve 1501 Hz?dekontrol grubuna göre daha çok kaldığı saptanmıştır. YDYBÜ?de yatan hastalarınarasında testten kalanların 45 dB ve 65 dB üzeri gürültüye daha uzun süre maruzkaldıkları görülmüştür. Bu hastaların YDYBÜ?de yatış süresi ile 45 dB üzerimaruz kalınan süre; 65 dB üzeri maruz kalınan süre; maruz kaldıkları ortalamagürültü arasında; maruz kaldıkları maksimum gürültü arasında aynı yöndekorelasyon saptanmıştır. Bayley II gelişim testi puanları 1001 ve 1501 Hz?tegeçen ve kalan hastalar arasında fark bulunmamıştır.Sonuç olarak; YDYBÜ?de gürültünün önerilenin üzerinde olduğu,gürültünün asıl kaynağının küvöz olduğu, bu hastaların işitme kayıplarıolamamakla birlikte bazı frekanslarda işitme eşiklerinin yükseldiği saptanmıştır.YDYBÜ?de önerilen ses düzeyinin genellikle aşıldığı ve bebeklerin uzun dönemişitmeleri üzerinde gürültünün olumsuz etki yarattığı saptanmıştır. Çalışmamızünitemizin durumu konusunda farkındalığı arttırmış ve sonucunda gürültününazaltılmasına yönelik düzenlemeler planlanmıştır.

Bebek-prematürBebek-yenidoğmuşGazi Üniversitesi Tıp Fakültesi+6
Serdar Beken
Gazi University
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fare kohlear çekirdekteki bazı nöronların elektrofizyolojik özellikleri ve bu nöronlardakiTRPM2 katyon kanalı üzerine çalışma

Kohlear çekirdek nöronları, farklı anatomik ve fiziksel özelliklere sahip nöronları olan, işitsel bilgileri çeşitli yönleriyle ayıklayarak üst merkezlere ileten birimdir. Bu çalışmada 16 günlük Balb C farelerin beyin kesitlerinden ventral kohlear çekirdeğinde bulunan bushy ve stellate nöronlarının aktif ve pasif zar özelliklerini belirlenmesi ve TRPM2 katyon kanalının elektrofizyolojik olarak karakterizasyonu amaçlanmıştır. TRPM2 transient reseptör potansiyel melastatin ailesine ait Ca+2 iyonuna geçirgen bir katyon kanalı olup, oksidatif stres ürünleriyle aktive olurlar.Stellate nöronu sürekli bir ateşleme desenine sahiptir, pasif zar özellikleri sırasıyla; membran potansiyeli -64,5 ± 3,37 mV, input direnci 231 ± 116 M?, zaman sabiti 6,17 ± 4,1 ms ve kapasitans 0,27 ± 0,14 µF/cm2 olarak bulunmuştur.Bushy nöronu tek bir ateşleme desenine sahiptir, pasif zar özellikleri sırasıyla; membran potansiyeli -63,6 ± 5,54 mV, input direnci 308 ± 185 M?, zaman sabiti 4,6 ± 3,3 ms ve kapasitans 0,17 ± 0,05 µF/cm2 olarak bulunmuştur.Stellate ve bushy nöronlarına TRPM2 katyon kanal agonisti olan hidrojen peroksit uygulaması sonrasında, bushy nöronunda 14 ± 2,06 mV hiperpolarize edici bir etki gözlenirken stellate nöronunda 21 ± 6,35 mV'luk hiperpolarize edici bir etki gözlenmiştir.Stellate ve bushy nöronlarına TRPM2 katyon kanal antagonisti olan katalaz uygulaması sonrasında, bushy nöronunda 4 ± 1,14 mV'luk depolarize edici bir etki, stellate nöronunda ise 9 ± 3,4 mV'luk depolarize edici bir etki gözlenmiştir.Sonuç olarak bu çalışmada kohlear çekirdekteki stellate ve bushy nöronlarının pasif ve aktif zar özellikleri belirlendi. Ancak kullanmış olduğumuz agonist ve antagonistler ile TRPM2 katyon kanalı elektrofizyolojik olarak karakterize edilememiştir.

Hidrojen peroksitKatalazKatyonlar+4
Ersen Eraslan
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kulak çınlaması (tinnitus) oluşturulmuş ratların koklear çekirdeklerinde bazı iyon kanalı ekspresyonlarının incelenmesi

Kulak çınlaması, dış kaynaklı sesin yokluğunda hayali ve değişik nitelikteki seslerin işitsel olarak algılanmasıdır. Populasyonun kabaca % 10-15?ini etkiler ve bu oranın yaklaşık %20?si hayat kalitesinin olumsuz etkilenmesinden dolayı tıbbi yardıma ihtiyaç duyar. Ancak bu rahatsızlığın oluşum mekanizması henüz tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışma, sodyum salisilatla ve aşırı gürültü oluşturulan rat kulak çınlaması modelinde bazı (CaV, HCN, NaV, KV, TRPM) iyon kanalı ekspresyonlarının incelenmesi amacıyla yapıldı. Deneyde 48 tane 4 aylık erkek Wistar Albino rat (195-330 gr) kullanıldı. Ratlar floresan immunohistokimya analizi yapılacak olanlar ve Gerçek Zamanlı PZR analizi yapılacak olanlar olmak üzere (n=24) iki gruba ayrıldı. Daha sonra bu iki grup da kendi içinde sodyum salisilatla kulak çınlaması oluşturulacak grup (SAT), aşırı gürültüyle kulak çınlaması oluşturulacak grup (NT) ve kontrol grubu olmak üzere üç alt gruba ayrıldı. Kulak çınlaması oluşturulduktan sonra, koklear çekirdek dokuları toplanarak analizler gerçekleştirildi. Deney grupları kontrol grubu değerleriyle karşılaştırıldığında HCN1, HCN2, HCN4, SCN1A, SCN2A1, SCN3A, TRPM2, TRPM7, KCNH2, KCNH7, CACNA1B mRNA?larının (p<0,05) istatistiksel olarak azaldığı bulundu. Ayrıca HCN1, HCN2, HCN4, Erg1-2-3 ve Erg3 iyon kanalları için yapılan floresan immunohistokimya analizinde deney gruplarından elde edilen düzeltilmiş toplam alan floresan yoğunlukları kontrol grubundan elde edilenlerden daha az ölçüldü. Sonuç olarak, aşırı gürültüyle ve sodyum salisilatla oluşturulan kulak çınlaması oluşturulmuş ratların koklear çekirdek dokusunda bazı iyon kanalı ekspresyonun baskılandığı gözlemlenmiştir. Ancak bu değişimin oluşum mekanizmasındaki yerinin belirlenmesi için işitme yolağındaki tüm iyon kanalı eksperyon değişimlerinin bir bütün olarak incelenmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Gerçek Zamanlı PZR, immunohistokimya, iyon kanalı, kulak çınlaması, sodyum salisilat.

KokleaKoklea hastalıklarıPolimeraz zincirleme reaksiyonu+4
Yasemin Üstündağ
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Genetik sendromik olmayan işitme kayıplarında GJB2 (Connexin 26) gen mutasyonlarının koklear implant performansı üzerine etkileri

Bu çalışma genetik sendromik olmayan işitme kayıplı hastalarda GJB2 (Connexin 26) gen mutasyonlarının koklear implant performansı üzerine etkilerinin saptanması için yapılmıştır.Bu amaçla Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Anabilim Dalı'nda 2006 ? 2008 yılları arasında genetik sendromik olmayan bilateral sensörinöral işitme kaybı nedeniyle koklear implant takılmış 65 çocuk hastada Cx-26 gen mutasyonu taranmıştır. İşitsel performans değerlendirmesi MAIS, MUSS ve LittlEARS test bataryaları ile preoperatif dönemde ve postoperatif 1, 6 ve 12. aylarda yapılmıştır.Altmış beş hastanın 22'sinde Cx-26 mutasyonları saptanmıştır.Tüm hastalar implantasyon sonrası performans değerlendirmelerinde anlamlı bir artış göstermiştir (p<0.01). Bununla birlikte mutasyon olan ve olmayan hastalar koklear implantasyon sonrası işitsel performans açısından kıyaslandığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olmadığı görülmüştür.Çalışmamızda ayrıca hastanın eğitimsel ve gelişimsel performansını etkileyebilecek ek problemların koklear implantasyonun işitsel sonuçlarını olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Preoperatif dönemde en az 3 ay düzenli cihaz kullanan hastaların implantasyon sonrası daha iyi işitsel performans sergiledikleri saptanmıştır. Yine aile ilgisinin yüksek olmasının işitsel performansı olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir.

KokleaKoklear implantlarKoklear implantlar+5
Recep Karamert
Gazi University
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tip II diabetes mellitus hastalarında uyarılmış otoakustik emisyonlar ve kontralateral supresyon testi ile işitme sisteminin değerlendirilmesi

Tip II DM'de olivokoklear eferentlerin fonksiyonları hakkında bilgi olmaması ve literatürde Tip I DM'de MOK fonksiyonlarında azalma bildilmesi üzerine bu çalışma planlanmıştır. Tip II DM tanısı almış, otoskopik muayeneleri normal, odyogramlarında SSO'ları 30 dB'den daha iyi olan 40- 60 yaş arası 50 hasta ile benzer yaş ve cins dağılımına sahip 51 sağlıklı kontrol çalışmaya alındı. Gruplar odyogram, TUOAE, DPOAE ve TUOAE testi ile KLS ölçümü değerleri karşılaştırıldı. OAE test ölçümleri KLS testi yapabilen ILO 292 Versiyon 6 modeli OAE cihazı ile binaural olarak yapılmıştır.Tip II DM hastalarının odyogram eşikleri tüm frekanslarda kontrole göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur(p<0,05). TUOAE testinde 1000 Hz amplitüdleri, DPOAE testinde 1500, 2000, 3000, 4000, 6000 Hz SGO amplitüdleri kontrollere göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur(p<0,05). TUOAE ve DPOAE testleri yaş ve cinsiyetten etkilenmektedir.KLS testinde Tip II DM ile kontrol grubu arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Tip II DM'nin işitme sistemi üzerindeki patolojik etkileri ağırlıklı olarak koklea seviyesinde olup dış tüy hücresi fonksiyonlarını etkilemektedir. Bu durum odyogram eşiklerinde yükselme ve emisyon kaybıyla sonuçlanmaktadır. DPOAE testi koklear hasara TUOAE testinden daha hassas olup Tip II DM'de DPOAE testleri erken dönemde etkilenmektedir. Bu çalışmadaTip II DM'de MOK sistemin etkilendiğine dair veri bulunamamıştır.Anahtar kelimeler: Diabetes mellitus, medial olivokoklear sistem, kontralateral supresyon, otoakustik emisyon, işitme

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Koklea+3
Hayriye Karabulut
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Koklear implant operasyonu uygulanan çocuklarda sosyoekonomik faktörlerin dil gelişimine etkisi

Çalışmada 2013-2018 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda koklear implant ameliyatı olmuş kronolojik yaşları 4;0-7;11 ay arasında değişen koklear implant uygulanmış 43 hasta yer almıştır. Çalışmaya alınan bütün katılımcıların alıcı ve ifade edici dil gelişimleri Türkçe Erken Dil Gelişimi (TEDİL) ile değerlendirilmiştir. Daha sonra çalışmaya alınan hastaların ve ailelerinin sosyoekonomik demografik özellikleri ile hastaların işitme tanısı konulma zamanı, cihazlandırma zamanı, kronolojik yaşı, cerrahi yaşı, koklear implant kullanım süresi, koklear implant ameliyatı öncesi alınan işitme eğitim durumu, implant markası, işitme cihazı kullanma durumu ve kullanma süresi, evde çocukla ikinci bir dil ile konuşulma durumu gibi öykülerini almaya ilişkin sorular içeren Genel bilgi formu doldurulmuştur. Elde edilen veriler t-testleri ve korelasyon kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda koklear implant ameliyatı uygulandığı yaş ile TEDİL alıcı dil standart puanları arasında negatif yönde anlamlı korelasyon izlendi. Anne ve babanın görmüş olduğu eğitim yıl sayısıyla TEDİL alıcı ve ifade edici dil standart puanları arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon izlendi. Aylık geliri yüksek gruptaki hastaların TEDİL alıcı dil ve ifade edici dil standart puanlarının düşük ve orta aylık geliri olan hasta grubuna göre daha yüksek olduğu ve bu farkın anlamlı olarak farklılaştığı izlendi. İşitme tanısı koyulmasıyla cihaz kullanmaya başlama zamanı arasında geçen süre ile TEDİL alıcı dil standart puanları arasında negatif yönde anlamlı korelasyon izlendi. Ameliyat öncesi alınan eğitim süresi ile TEDİL ifade edici dil standart puanları arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon izlendi. Evde çocukla ikinci bir dil ile konuşulma sıklığının TEDİL alıcı ve ifade edici dil standart puanlarına anlamlı bir etkisi olmadığı dolaysıyla resmi dili öğrenme önünde engel olmadığı tespit edilmiştir

Cerrahi-kulak-burun-boğazDil gelişimiKoklea+6
Fahreddin Yıldız
Dicle University
2022
00

İlgili konular