Karbon dioksit

Bu konu başlığı altında 71 tez

Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tiroidektomi olan hastalarda farklı intraoperatif end-tidal karbondioksit değerlerinin postoperatif bulantı ve kusmaya etkileri

Bu çalışmanın amacı, tiroidektomi operasyonu geçiren hastalarda intraoperatif end- tidal karbondioksit (ETCO2) düzeylerinin postoperatif bulantı ve kusma (POBK) gelişimi üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Prospektif gözlemsel çalışmaya 99 hasta dâhil edildi. ETCO2'si 26–30 mmHg arasında tutulanlar Hipokapni, 31–35 mmHg arasında tutulanlar Normokapni grubunu oluşturdu. Demografik veriler, ASA ve Apfel skorları, cerrahi-anestezi süreleri, intraoperatif opioid kullanımı, hemodinamik parametreler ve postoperatif analjezi kaydedildi. POBK insidansı 0–2, 2–6 ve 6–24 saatlik aralıklarda değerlendirildi. POBK toplam insidansı Hipokapni grubunda %60,4, Normokapni grubunda %37,2 idi (p = 0,035). Erken dönemde (0–2 saat) bulantı (%52,1 vs %29,4; p = 0,022) ve kusma (%47,9 vs %27,5; p = 0,035) Hipokapni grubunda anlamlı yüksek bulundu. Hipokapni grubunda kadın oranı, Apfel skoru ve sigara içmeme sıklığı daha fazlaydı; cerrahi süresi de daha uzundu (p = 0,022). Yaş, vücut ağırlığı, intraoperatif opioid dozu ve hemodinamik parametreler POBK üzerindeki farkı açıklamadı. Postoperatif tramadol kullanan hastalarda erken bulantı oranı daha yüksekti (p = 0,044). İntraoperatif hipokapni, özellikle postoperatif ilk iki saatte POBK insidansını artıran modifiye edilebilir bir risk faktörüdür. Ventilasyon stratejilerinin Apfel skoruna dayalı farmakolojik profilaksi yaklaşımlarını tamamlayacak şekilde göz önünde bulundurulması, tiroidektomi hastalarında POBK'nin azaltılmasına katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Bulantı kusma, ETCO2, POBK, Tiroidektomi

Karbon dioksitKusmaMide bulantısı+3
Ural Baıysh Uulu
Trakya University
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alternatif bir ısı pompası sisteminin incelenmesi

Dünyada, özellikle Avrupa ülkelerinde, fosil yakıtların tükenmesi, ısınma problemi ortaya çıkarmıştır ve zamanla, eş çözümler arayışına girilmiştir. Isı pompaları da eş zamanlı çözümler arasında önemli bir yer almıştır. Bu sistemlerde yaygın olarak, CFC ve HCFC soğutucu akışkanları kullanılmaktadır. Bu gazlar, sera etkileri nedeniyle küresel ısınma probleminin artmasına neden olmaktadır. Bu problemin, gün geçtikçe, artmasından dolayı alternatif akışkan arayışları artmıştır. Bu arayışlar sonucunda R744 uygulamaları yaygınlaşmaya başlamıştır. Gaz fazındaki R744'in çevreye ısı transferi esnasında, yoğuşma gerçekleşmeden ısı atımı gerçekleştiren transkritik çevrimler de günümüzde önemli çalışma konularındandır. Bu çalışmada, R744 soğutkan kullanan transkritik bir ısı pompası sisteminin, Elektronik Genleşme Vanası (EGV) ve gaz soğutucu akışkan debi değişimlerinin, ısı pompası performans katsayısına (COPIP) etkisi, deneysel olarak incelenmiştir. Sistem, havadan suya ısı pompası olarak tasarlanmış ve kurulmuş olup, deneyler esnasında ısı pompasını terk eden suyun sıcaklıkları değerlendirilmiştir. Sistem parametreleri değiştirilerek, belirli periyotlarda deneysel ölçümler yapılmıştır. Elektronik genleşme vanası açıklık yüzdesi ve su debisi değerleri değiştirilerek, toplam ısı transfer miktarı ile harcanan güç değerleri kaydedilmiştir. Alınan bu değerler, Excel ortamına aktarılmış ve analizler yapılarak, 7 farklı deneyin COP sonuçları karşılaştırılmıştır.

Isı değiştiricilerIsı pompasıKarbon dioksit+2
Murat Oğuz
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Süperkritik CO2 ile trüf mantarı (tuber aestivum) ekstraksiyonunun optimizasyonu ve mikroenkapsülasyonu

Yapılan bu çalışma sürecinde trüf mantarı (Tuber aestivum) aromasının mikroenkapsülasyonu planlanmıştır. Bu amaçla, trüf mantarından süperkritik CO2 ekstraksiyon cihazı kullanılarak aroma elde edilmiştir. Elde edilen bu aromanın, püskürtmeli kurutma ile liyofilizasyon tekniğinden yararlanılarak mikroenkapsülasyon yapılmıştır. Enkapsülasyon işleminin duvar malzemesi olarak maltodekstrin ve gam arabik kullanılmıştır. Enkapsülasyon işlemi öncesi ve sonrasında trüf mantarı aromasının fizikokimyasal analizleri yapılmıştır. Ek olarak, trüf mantarı aromasına Design expert programı ile model istatistiği ve bu modellere ait model katsayıları ve ANOVA çıktıları elde edilmiştir. Aynı zamanda aroma ve aroma enkapsüllerinin; su aktivitesi, toplam verim, kitle ve sıkıştırılmış kitle yoğunluğu, Carr indeks, Hausner oranı, ıslanabilirlik, toplam antioksidan, fenolik, flavanoid, antosiyanin, kondanse tanen ve brix gibi kimyasal özellikleri incelenmiştir. Trüf mantarı aromasında en yüksek antioksidan aktivite 200 bar basınç ve 60 ºC sıcaklıkta %27.13 olarak belirlenmiştir. En yüksek toplam fenolik madde miktarı ise 200 bar basınç ve 60 ºC sıcaklıkta 11,06 mg GAE/kg olarak tespit edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda; toplam antosiyanin, toplam flavanoid ve kondanse tanen miktarlarının trüf mantarı aromasında bulunmadığı görülmüştür. Trüf mantarı aromasının Design expert sonucunda; verim ve fenolik madde miktarı değerinde 2FI modeli önerilmiştir. DPPH 75 mg/100 ml ve DPPH trolox 75 mg/100 ml değerlerinde kübik, DPPH IC50 değerinde ise kuadratik model önerilmiştir. Önerilen bu model türleri için p<0.05 olması modellerin anlamlı olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda, sıcaklık parametresinin antioksidan aktivite sonuçlarında p<0.05 ile önemli bulunurken, fenolik madde miktarı sonuçlarında ise p>0.05 ile önemli bulunmadığı tespit edilmiştir. Püskürtmeli ve dondurarak kurutma yöntemi sonucu elde edilen trüf mantarı ekstre ve aroma enkapsüllerinin yüksek miktarda antioksidan aktivite gösterdiği tespit edilmiştir. Mantar enkapsüllerinde TFMM değerleri 53.05 mg GAE/kg püskürtmeli kurutma yöntemiyle elde edilen mantar tozlarında ve 43.75 mg GAE/kg dondurarak kurutma yöntemiyle elde edilen mantar tozlarında belirlenmiştir. Kapsülasyon teknikleri karşılaştırıldığında; spray dryer ile gerçekleştirilen enkapsülasyon işleminin lyofilizasyon ile yapılan kurutma işleminden daha fazla toplam fenolik madde miktarı bulundurduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca dondurarak kurutma (liyofilizasyon) ile elde edilen enkapsüllerin daha iyi su aktivitesi (0.060) ve enkapsülasyon verimine sahip olduğu saptanmıştır. Fakat püskürtmeli kurutma (spray dryer) metoduyla elde edilen tozlarda ise Carr indeks, Hausner oranı, ıslanabilirlik gibi özelliklerin daha kabul edilebilir seviyede olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmalar sonucunda; Püskürtmeli kurutma (spray dryer) ile elde edilen mantar tozlarının daha kabul edilebilir özellikte olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak Trüf mantarı enkapsülasyonu ile kullanıma hazır yeni bir ürün elde edilmiştir.

AntiaromatikKarbon dioksitMikroenkapsülasyon
Akif Çiçek
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı aksiyal ve ekvatoryal grup içeren yeni metal oksim bileşikler ve bunların özelliklerinin araştırılması incelenmesi

Bu çalışmada vic-dioksim ligandlar (A, C) ve bunların metal kompleksleri (A1-5, B1-9 ve C1-9) üç grupta hazırlandı. Birinci grupta yeni vic-dioksim ligandı (A) ve Cu(II), Ni(II), Ti(IV), VO(IV) ve Zn(II) tuzları ile kompleksleri (A1-5) hazırlandı. Vic-dioksim ligandın (A) ve metal komplekslerin (A1-5) yapıları NMR (1H ve 13C), LC-MS/MS spektrometresi, FT-IR spektroskopisi, UV-Vis spektroskopisi, erime noktası,elemental analiz ve manyetik duyarlılık ölçümleri kullanılarak karakterize edildi. Vic-dioksim ligandı (L1H2) (A) ve metal kompleksleri ([Cu(L1H)2] (A1), [Ni(L1H)2] (A2), [Ti(L1H)2]Cl2 (A3), [VO(L1H)2] (A4), ve [Zn(L1H)2] (A5)) sırasıyla, in vitro antibakteriyel ve antioksidan aktiviteleri test edildi. İkinci grupta, yeni nötral kobaloksimler (B1-3) ve bunlara karşılık gelen farklı kobaloksim bazlı (çift ve tek) kompleks tuzlar (B4-9) hazırlanmıştır. Sentezlenen kobaloksim kompleksler (B1-9) 1H ve 13C NMR spektroskopisi, FT-IR spektroskopisi, UV-Vis spektroskopisi, LC-MS/MS spektrometresi, erime noktası ve element analiz teknikleri ile karakterize edildi. Sentezlenen bileşikler ilk kez, uygun koşullarda herhangi bir organik ve inorganik çözücü kullanmadan epoksit ve CO2 kullanarak halkalı karbonatların sentezi için katalizör olarak etkinliği değerlendirildi. Sentezlenen tüm kobaoksim kompleksler (B1-9), epiklorohidrinin karboksilasyonu için yüksek katalitik aktivite (100 °C'de ve 1.6 MPa CO2 basıncında) gösterdi. Üçüncü grupta ise yeni nötral kobaloksimler (C1-3) ve çift kobaloksim tuzları (C4-6) ve bunların basit iyonlu tek tuzları (C7-9) hazırlanmıştır. Sentezlenen hedef kobaloksimlerin yapısı, 1H, 13C ve 11B NMR spektroskopisi, FT-IR spektroskopisi, UV-Vis spektroskopisi, LC-MS/MS spektrometresi, erime noktası ve elemental analiz teknikleri kullanılarak karakterize edildi. Yapısı detaylı açıklanan bu kobaloksimler (C1-9), CO2 ve epoksitlerden beş üyeli organik halkalı karbonatların eldesi reaksiyonlarında verimli ve yeşil katalizör olarak etkinlikleri incelendi. Sentezlenen tüm kobaloksim bileşiklerin (C1-9) yüksek katalitik dönüşüm ve seçiciliği belirlendikten sonra, bu katalizörlerin epoksit, baz, reaksiyon süresi, sıcaklık ve CO2 basıncı gibi parametrelerin katalitik dönüşüm üzerindeki etkisi araştırıldı.

Antibakteriyel özelliklerAntioksidanlarBiyolojik aktivite+4
Anas Alhafez
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kiral gruplar içeren farklı dioksaborinan bileşiklerinin hazırlanması, spektroskopik ve katalitik özelliklerinin araştırılması

Günümüzde farklı dioksaborinan bileşikleri, sentetik kimya, tıp ve endüstriyel uygulama alanlarında etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Farklı kimyasal yapılara sahip olan bu bileşikler, spektroskopik özellikleri ve kimya uygulamalarındaki zengin geçmişleri nedeniyle çok çeşitli endüstriyel işlemlerinde kendilerine yer bulmuştur. Boronik asitlerin, dioksaborinan bileşikleri oluşturmak için diollerle kolayca ve tersine çevrilebilir şekilde reaksiyona girdiği bilinmektedir. Dioksaborinan bileşikleri tersine çevrilebilir olduğundan, makrosikller, dendrimerler, sarmallar, nanotüpler veya gözenekli kovalent organik çerçeveler gibi karmaşık yapılar oluşturmak için de kullanılırlar. Buradaki kararlılığın nedeni, bor atomunun geometrisi trigonal düzlemden tetrahedral geometriye geçtiğinde halka gerilimindeki azalmadır. Bu potansiyel problemlerin üstesinden gelebilmek için dioksaborinan bileşiklerinin uygun koşullar altında Dean-Stark sisteminde sentezlenmesi gerekmektedir. Değerli iyi kimyasallar olarak organik halkalı karbonatların üretimi, yeşil ve sürdürülebilir bir katalizör ve çevre dostu bir CO2 fiksasyonu kullanılarak gerçekleştirildi. Bir dizi yeni bor bileşikleri (B1 ve B2) ve farklı kiral grup içeren dioksaborinan bileşikler (B1a-1d ve B2a-2d) içeren sentezlendi ve uygun koşullar altında CO2'nin çeşitli epoksitlere siklo-katılma yoluyla halkalı organik karbonatların sentezi için metal içermeyen organokatalitler olarak test edildi. Hazırlanan yeni bor bileşikleri (B1 ve B2) ve farklı kiral grup içeren dioksaborinan bileşikler (B1a-1d ve B2a-2d) yapılarını karaterize için NMR (1H, 13C ve 11B) spektroskopisi, FT-IR spektroskopisi, UV-Vis spektroskopisi, LC-MS/MS spektrometresi, elemental analiz ve erime noktası ölçüm teknikleri kullanıldı. Yeni bor bileşikleri (B1 ve B2) ve farklı kiral grup içeren dioksaborinan bileşiklerinin (B1a-1d ve B2a-2d) yapılarını ayrıntılı olarak karakterize edildikten sonra, tüm bor bileşikleri CO2 ve farklı epoksitlerin siklo-katılma reaksiyonlarında baz olarak 4-dimetil aminopiridin (DMAP) varlığında atmosferik ve farklı basınç altında organokatalizör olarak test edildi. Katalik çalışmanın ilk bölümünde bor temelli Lewis asidinin CO2'nin epoksitlere siklo-katılma reaksiyonundaki performansı, substrat olarak stiren oksit (SO) ve heksen oksit (EPH) kullanılarak atmosferik koşullar altında gerçekleştirilmiştir. Atmosfer koşullarında istenilen katalitik dönüşümler sağlanamadığından, katalik çalışmalar farklı koşullar altında sıcaklık ve basınç ayarlı bir reaktörde gerçekleştirilmiştir.

Bor bileşikleriKarbon dioksitSentez+1
Fatma Aslanlı
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste end tidal karbondioksit değerlerinin kardiyopulmoner resüsitasyonu sonlandırma kararında kullanılabilirliği

Kudu E, Acil Serviste End Tidal Karbondioksit Değerlerinin Kardiyopulmoner Resüsitasyonu Sonlandırma Kararında Kullanılabilirliği, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Acil Tıp Uzmanlık Tezi. Ankara, 2020. Hastane dışı kardiyak arrest vakalarında resüsitasyonun sonlandırılması için Amerikan Kalp Derneği ve Avrupa Resüsitasyon Konseyi'nin kardiyo pulmoner resüsitasyon (KPR) sonlandırma kriterleri mevcuttur. Çalışmamızda end tidal karbondioksit basıncı (EtCO2) değerleri ile diğer parametreler birleştirilerek resüsitasyonun sonlandırılmasında kullanılabilirliliğini geliştirmek amaçlandı. Böylece kötü sonlanımı olacak hastalar için gereksiz vakit, iş gücü ve maliyet harcanması önlemek hedeflendi. Prospektif ve gözlemsel olarak planlanan çalışmaya Ağustos 2018 ile Temmuz 2019 arasında Hacettepe Üniversitesi Acil Servis'e başvuran travmatik olmayan, erişkin kardiyak arrest hastalar çalışmaya alındı. Kardiyak arrestte Utstein stili raporlama parametreleriyle birlikte, başlangıç, beşinci, onuncu, yirminci, otuzuncu, kırkıncı ve KPR sonu EtCO2 değerleri ve birinci ay nörolojik sağ kalım analiz edildi. Çalışmaya 86 hasta dahil edildi. KPR'nin kötü sonuçlarını öngörmek adına üç adet KPR sonlandırma modeli oluşturuldu. EtCO2'nin tek başına spontan dolaşımın geri dönüşünü (SDGD) öngörmede yol gösterici olmasına rağmen yeterli olmadığı görüldü. Oluşturulan modellerden tanıksız kardiyak arrest, şahit tarafından KPR yapılmamış olması, sahada tam ileri kardiyak yaşam desteğine rağmen spontan dolaşımın sağlanmamış olması, otomatik eksternal defibrilatör şoku uygulanmamış olması ve yirminci dakika EtCO2'nin 20,5 mmHg'nın altında olan hastalarda KPR'nin sonlandırılmasını öneren model en duyarlı çıktı. SDGD sağlanamamasını öngörmedeki spesifitesi %100 ve pozitif prediktif değeri %100 olduğu görüldü. Ayrıca EtCO2'nin KPR süresince seyir paternini incelemenin SDGD öngörmek adına yüksek spesifite (%87,5) ve pozitif prediktif (%95) değere sahip olduğu görüldü. EtCO2'nin ve paterninin kardiyak arrestte diğer parametrelere beraber kullanılması hekimin SDGD'yi öngörmesindeki yetkinliğini arttıracaktır.

Acil servis-hastaneAcil tıpKapnografi+2
Emre Kudu
Hacettepe University
2020
00
DoktoraAçık ErişimEN

Post combustion carbon dioxide capture with membrane-solvent hybrid systems

The main objective of this research is to investigate carbon dioxide (CO2) absorption performance of aqueous methyldiethanolamine (MDEA) and activated methyldiethanolamine (aMDEA) solvents in a module containing microporous polypropylene cross-flow hollow fiber membrane coated with fluorosiloxane on the outer surface of fibers; such a module was used for both absorption and stripping. To investigate CO2 absorption rate, removal rate and recovery rate, a number of lab-scale CO2 absorption-stripping experiments were conducted using these absorbents for different operating conditions, such as gas flow rate, liquid flow rate, concentration of the absorbent, type of stripping mode. The experimental results reveal that overall mass transfer coefficient through the membrane increases as aMDEA concentration increases from 80 vol % to 100 %. Due to an increase in absorbent concentration, high amount of reactive amine molecules diffuses to the gas/liquid contacting interface resulting in an increase in the chemical activity between CO2 and amines. Moreover, overall mass transfer coefficient increases with increasing gas velocity and concentration of amine, but it shows a decreasing trend with increasing the liquid flow rate because of the residence time of absorption solution in membrane contactor. The maximum 98.4 % of absorbed CO2 was recovered in case of absorbent concentration of 90 % and in minimum gas, liquid and sweep gas flow rate conditions. To obtain better results, lower sweep gas flow rate and humidified feed gas flow rate should be suggested to provide better regeneration of the solvent and higher recovery of the absorbed CO2 for future works.

Carbon dioxideMembrane reactorHollow fiber+1
Aytaç Perihan Akan
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Jinekolojik laparoskopik operasyonlarda intraabdominal karbondioksit insüflasyonuna bağlı end-tidal karbondioksit değişiklikleri serebral oksijenizasyonu etkiliyor mu?

Laparoskopik cerrahi son yıllarda; daha noninvaziv olduğu, daha iyi kozmetik sonuçlar doğurduğu, hastanede kalım süresini kısalttığı ve dolayısıyla medikal harcamaları düşürdüğü, daha az postoperatif komplikasyona ve postoperatif ağrıya neden olduğu için oldukça popüler bir cerrahi teknik haline gelmiştir. Günümüzde pek çok jinekolojik hastalığın tanı ve tedavisi için de laparoskopik teknik cerrahi uygulamalar ilk tercih olarak kullanılmaktadır. Laparoskopik teknikte cerrahi alanda yeterli görüntünün sağlanması ve trokarların yerleştirilmesi için pnömoperitoneum oluşturulması gerekmektedir. Pnömoperitoneum oluşumunda ise distansiyon sıklıkla karbondioksit (CO2) gazı ile sağlanmaktadır. Ancak CO2 peritondan hızla emilerek hiperkarbi ve asidoza neden olmaktadır. Yapılan çalışmalarda; karbondioksit insüflasyonunun hastalarda kardiyovasküler, solunumsal ve asit-baz dengesinde değişikliklere neden olabileceği ve bunların sonucunda serebral perfüzyon ve oksijenizasyon üzerine çeşitli değişiklikler görülebileceği saptanmıştır. Jinekolojik endikasyonlarla laparoskopik operasyona alınan toplam 43 hasta bu çalışmaya alındı. Operasyon süresince izlenen monitördeki end-tidal parsiyel karbondioksit (EtCO2) değerlerine göre hastalar 2 gruba ayrıldı. Grup 1 ılımlı hipokarbik, Grup 2 ise ılımlı hiperkarbik seyreden hasta grupları olarak kabul edildi. Bütün hastaların anestezi öncesi (T1), anestezi sonrası (T2), insüflasyonda (T3), sonrasında 20.dk (T4), 50.dk (T5), 80. Dk (T6), desüflasyondan sonra (T7), ekstübasyon sonrası (T8) hemodinamik verileri ve Near İnfra Red Spektroskopisi (NIRS) değerleri kaydedildi. Bütün hastalara ayrıca preoperatif 1 saat önce ve postoperatif 1. saatte standardize mini mental test (SMMT) uygulandı. Hastaların tamamında operasyon süresi ile birlikte EtCO2, parsiyel karbondioksit basıncı (PaCO2) ve NIRS değerlerinde artış saptanırken gruplar arasında anlamlı fark gözlenmedi. Bununla birlikte çalışmaya katılan sadece 1 hastada ekstübasyon sonrası bronkospazma bağlı olarak serebral desatürasyon saptandı. Sonuç olarak, intraoperatif EtCO2 değerlerinden bağımsız olarak hastalarda; laparoskopik cerrahinin getirdiği CO2 insüflasyonuna bağlı, zamanla ilişkili olarak NIRS değerlerinde artış gözlendi. Ayrıca hastaların postoperatif SMMT puanları preoperatif değerlerine göre yüksekti. Bu sonucun, CO2 gazının serebral damarlar üzerine yaptığı vazodilatasyonla ilişkili olduğunu düşünmekteyiz. Ancak bu sonuç klinik olarak önemli bir fark yaratmamıştır. Anahtar sözcükler: Near-Infrared Spektroskopi; Laparoskopi; Serebral perfüzyon; Jinekolojik anestezi; Mini mental durum testi

AnesteziInsuflasyonJinekoloji+6
Semra Cevher
Ege University
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Binalara entegre edilebilen panel tip fotobiyoreaktör tasarımı ve bu fotobiyoreaktörün bina ile etkileşiminin laboratuvar ölçekte incelenmesi

Önemli bir sera gazı olan CO2 seviyesinin yükselmesiyle artan küresel ısınmayı azaltmak adına dikkate alınan yaklaşımlardan biri de biyo-façade sistemleri kullanarak çevre dostu sürdürülebilir binalar geliştirmektedir. Mikroalgler atmosfer kalitesini arttırabilecekleri için biyo-façade sistemlerde potansiyel kullanım avantajına sahiptir. Bu çalışmada mikroalg fotobiyoreaktörleri kullanılarak potansiyel bir biyo-façade ünitesinin etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu fotobiyoreaktör entegreli ünitenin potansiyelinin belirlenmesi yanında, mikroalgler tarafından besi ortamının %10, %20, %40 ve %80 oranlarında seyreltilerek kullanımı, mikroalg hücrelerinden ayrılmış besi ortamının tekrarlı kullanımı ve %5, %10 CO2 oranlarının kullanımı çalışılmıştır. Denemeler fotosentetik aktivite ve çeşitli biyokütle analizleriyle değerlendirilmiştir. Üretimlerde düşük ikilenme süresi ve yüksek biyokütle verimliliğine sahip olmasından dolayı model bir mikroalg olarak Chlorella vulgaris seçilmiştir. Sonuçlara göre besi ortamı seyreltmesi %80'e kadar mikroalg üretimini destekleyebilmiştir, ortamın çoklu kullanımı başarıyla sonuçlanmıştır ve %5 CO2 biyokütle verimini arttırmıştır. Denemelerin sonuçları laboratuvar ölçeğinde fotobiyoreaktör entegreli bina ünitesi modelinde yapılan çalışma ile birleştirilmiştir. Sonuçlar mikroalglerin biyolojik bir filtre görevi görme konusunda pozitif etkiler göstermiştir.

Chlorella vulgarisFotobiyoreaktörKarbon dioksit+2
Ayşegül İnam
Ege University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

ETCo2, ETCo2/PaCo2 ve alveolar ölü boşluk alanının pulmoner emboli tanı ve şiddetini değerlendirmedeki rolü

Amaç: Pulmoner tromboemboli (PTE) hafif semptomlardan, hayatı tehdit eden sağ kalp yetmezliği gibi ciddi durumlara kadar değişen klinik sunumlarla karşımıza çıkabilen tromboembolik bozukluktur PTE evrensel bir sorundur ve batı dünyasında kardiyovasküler ölüm sebeplerinin ilk sıralarında yer alır Bu hastalığa özgü klinik bulgu ve semptom olmadığı için tanının atlanması kolay tanı koymak ise zordur. Bu sebeble pulmoner emboli şüphesi olan hastalarda ETCO2, ETCO2/PaCO2(parsiel karbondioksit)'in ve ADSF'nin genel tanısal performansını karakterize etmek ve farklı ETCO2 ADSF ve ETCO2/PaCO2 kesimlerinde; hassasiyet, özgüllük, olabilirlik oranlarını belirlemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntemler : Çalışmamız, maddi finansman ile desteklenmemiş olup 5 Kasım 2021-28 Eylül 2022 tarihleri arasında prospektif olarak yapıldı. Çalışmaya Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Yetişkin Acil Servisi'ne dispne, göğüs ağrısı, hemoptizi, tek taraflı bacak ağrısı gibi değişik şikayetler ile başvuran pulmoner emboliden şüphe edilen ve çalışma hakkındaki bilgilendirme formunu imzalayan 94 hasta dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan hastaların başvurudan herhangi bir tedavi alma anına kadar geçen süre içinde AKG'dan elde edilen PaCO2 değeri, PE'den şüphelenilen hastalardan kan gazı alındığı sırada EMMA marka kapnografi ve EMMA Airway Adaptör kullanılarak ağızdan mainstream (santral akım) yöntemi ile soluması istendi ve 1 dakika içinde 3 nefes ölçümünün ortalaması alınıp kaydedildi. Bu ölçülen ETCO2 ve PaCO2 verilerinden elde edilen ETCo2/PaCo2 ve ADSF verileri kaydedildi. ADSF Kararlı durum sonu-tidal alveolar ölü boşluk fraksiyonu, Bohr denkleminden türetilen formülle hesaplandı; (PaCO2-ETCO2)/PaCO2. Bulgular : Hastaların yaş ortalamasının 66,68 ± 16,67 yıl olduğu %57,4'ünün (n=54) erkek olduğu tespit edildi. Komorbit hastalıklardan en sık saptananlar %28,7 (n=27) ile malignite, %28,7 (n=27) ile hipertansiyon ve %20,2 (n=19) ile obstrüktif akciğer hastalığı olarak belirlendi. Çalışmaya dahil edilen hastaların % 13,8'inin (n=13) yakın zamanda ameliyat olma öyküsü vardı. En sık acil servise başvuru şikâyetleri %54,3 (n=51) ile dispne, %23,4 (n=22) göğüs ve sırt ağrısı, %8,5 (n=8) ile hemoptizi olarak kaydedildi. Sistolik kan basıncı, saturasyon, ETCO2, PaCO2, ETCO2/PaCO2 düzeyleri BT'de pulmoner emboli tespit edilen hastalarda daha düşük, ADSF ve Wells skoru düzeyi daha yüksek tespit edildi (p değerleri sırasıyla; 0,024; 0,002; 0,003; 0,018; 0,031; 0,041,<0,001). Sonuç : Semptom ve şikayetleri ile klinik sunum nedeniyle PE'den şüphe edilen ve wells skoru ve d-dimer yüksekliği ile PE ön tanısı desteklenen hastalarda kapnoğraf ile ölçülen düşük ETCO2 sonucu ve arterial kan gazından ölçülen PaC02 yardımıyla hesaplanan , düşük ETCO2/PaCO2 oranı ve artmış ADSF sonuçları PE' yi öngörücü olarak kullanılabilir. Fakat bu sonuçlar tek başlarına tanı koyma ve dışlama kriteri olarak yetersizdir. Klinik tahmin kuralları ile beraber kullanılması ileri test gerekliliğini azaltabilir.

ETCO2Emboli ve trombozHastalık şiddeti+5
Kamuran Özkaya
Necmettin Erbakan University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye ve sınır komşularında KUZNETS eğrisi

Ekonomi alanında 1971 yılı Uluslararası Nobel Bilim adamı ödülünü almış olan iktisatçı Simon KUZNETS, iktisadi büyümenin toplumun sosyal, siyasi ve kültürel olarak büyümesinin gereği olmasından yola çıkarak iktisadi büyüklük ve gelir eşitsizlikleri alanında istatistik ve ekonomi alanında bilimsel literatüre katkısı olan çalışmalar yapmıştır. Sanayii devrimi ile birlikte devletler daha fazla mal ve hizmet üreterek, yüksek refah düzeyine ulaşmak açısından zenginleşmeyi amaç haline getirmiştir. Sanayi üretimindeki artış ise çevre kirliliği ve doğaya verilen zararı artırmıştır. Simon KUZNETS kişi başına düşen milli gelir düzeyi ile çevre koşullarının bozulması arasındaki ilişkiyi, ekonomik büyüme ile gelir dağılımı arasında grafiksel olarak "ters U" şeklinde Çevresel Kuznets Eğrisi Hipotezi ile açıklamıştır. Hipotez iktisadi büyümenin ilk dönemlerinde gelir eşitsizliğinin artacağını fakat büyümenin devamında bir noktadan sonra gelir eşitsizliğinin azalacağını savunmaktadır. Bu tez çalışmasında, 2000-2022 arası dönem için Türkiye ve komşu ülkeleri için Çevresel Kuznets eğrisinin varlığı Panel Veri Analizi ile araştırılmıştır. Araştırma sonucunda verilere en uygun ülkelerde Çevresel Kuznets Eğrisi Hipotezinin Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye için geçerli olduğu, diğer ülkeler açısından geçersiz olduğu tespit edilmiştir. Analizde, hipotezin geçerli olduğu ülkelerde şehirleşme oranındaki artışın, hava kirliliğini arttırdığı tespit edilmiştir.

Karbon dioksitKarbon emisyonuKuznets hipotezi+3
Seyfeddin Sami Güngör
Pamukkale University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

A study on catalytic dimethyl ether production from synthesis gas with CO2

Zararlı maddelerin emisyonlarına karsı artan kaygı geleneksel fosil yakıtlara alternatif temiz yakıt ̈uretimi icin olan ̧calısmaları arttırmaktadır. Bu baglamda, dimetil ether (DME)'in toksik olmaması, yanması sonucu SO2 ve is uretmemesi ve mevcut yakıt dagıtım ve isleme altyapısıyla uyumlu olmasından DME guncel yakıtların yerini almak icin umut vaat etmektedir. DME sentezi sentez gazının (H2+CO+CO2) metanol sentez ve dehidrasyon katalizorleri ̈uzerinde donusumunu icermektedir. Katalizorler aynı reaktorde mevcutsa kullanılan metoda direkt DME sentez metodu denir diger turlu metoda indirekt DME sentez metodu denmektedir. Mevcut calısma sırasıyla metanol sentez ve dehidrasyon katalizorleri olan Cu-ZnO/γ-Al2O3 ve γ-Al2O3'nın fiziksel olarak karıstırıldıgı direkt metodu icermektedir. Sentez gazı CO+H2 ya da CO2+H2 olarak hazırlanmaktadır ve ikinci formulasyon teknik olarak daha zor olmakla beraber daha az ̧calısılmıstır. Katalizor konfigurasyon, GHSV ve basınc testleri sentez gazındaki karbon kaynagı CO iken yapılmıstır. CO'in yerine CO2'in kullanılması daha aktif dehidrasyon katalizoru olan PTA emdirilmis γ-Al2O3'nın kullanılmasını gerektirmistir. Katalizorlerin gorece miktarları, giris molar H2/CO2 oranıyla beraber ek parametreler olarak calısılmıstır. Sorban destekli CO2'tan DME sentezi ayrıca incelenmistir. Katalizorler ve sorbanın (Zeolite 3A) karısık oldugu durum icin 225 0C'de ve 30 bar'da, H2/CO2 = 3, dehidrasyon katalizorune sentez katalizoru oranı = 2, GHSV = ∼ 1750 h-1 iken agırlıkca %30 PTA emdirilmis γ-Al2O3 ve 3 g sorban ilavesi optimum durum olarak tespit edilmistir. Sorban ilavesi cıkıs DME molar akıs miktarından feragat etmeden CO2 donusumunu ve DME verimini dikkate deger miktarda arttırmak icin onemli bulunmustur. Ayrıca, sorbanın yenilemeden sonra kapasitesinin geri donusumu incelenmistir.

AdsorbentsAlternative fuelsGas fuels+7
Necdet Semih Altınsoy
Boğaziçi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Pamuk üretim alanlarında sorun olan domuz pıtrağı (Xanthium strumarium L.)'nın bazı biyolojik özellikleri ve mücadele olanaklarının araştırılması

Bu çalışma pamuk alanlarında sorun olan domuz pıtrağı (Xanthium strumarium L.)'nın bazı biyolojik özellikleri ve mücadele olanaklarının araştırılması amacıyla 2020-2022 yılları arasında yapılmıştır. Çalışma kapsamında Güneydoğu Anadolu Bölgesinde pamuk üretim alanlarında yapılan sürveyler sonucunda domuz pıtrağının rastlanma sıklığı Şanlıurfa'da %84.7, Diyarbakır'da %83.3, Mardin'de %79 ve Batman'da %56 olarak bulunmuştur. Tohumların bazı biyolojik özelliklerinin belirlenmesi çalışmalarında; domuz pıtrağının toprakta optimum çıkış derinliğinin 2-10 cm olduğu ve tohumların çimlenme sıcaklıklarının illere göre değişmekle beraber minimum 5 °C, optimum 15-35 °C ve maksimum 40 °C olduğu belirlenmiştir. Tarla denemelerinde ise, trifloxysulfuron sodium'un farklı dozlarının (1, 1.5 ve 2 g/da) domuz pıtrağının kontrolünde %90'nın üzerinde etkili olduğu, fluometuron'un farklı doz (200, 250 ve 300 ml/da) uygulamaların da ise etkinliğinin düşük olduğu belirlenmiştir. Farklı sıcaklık (26, 29 ve 32 °C) ve CO2 (400, 600, 800 ve 1000 ppm) uygulamalarının domuz pıtrağının gelişimi ve herbisit duyarlılığının belirlenmesi çalışmalarında; yüksek sıcaklık ve CO2 seviyelerinde domuz pıtrağının bitki boyu, yaş ve kuru ağırlık değerlerinde artış olduğu, yüksek CO2 seviyelerinde trifloxysulfuron sodium'un etkisi artarken, fluometuron'un etkinliğinde önemli bir değişikliğin olmadığı saptanmıştır. Domuz pıtrağının teşhis çalışmalarında; morfolojik olarak X. orientale türüne ait bir alt tür, X. strumarium türüne ait iki alt tür tespit edilmiştir. Moleküler çalışmalarda ise ITS4 ve ITS5 primerleri ile Xanthium cinsine ait türlerin ve alt türlerinin ayırt edilemediği belirlenmiş, ayrıca Türkiye'nin 26 ilinden alınan domuz pıtraklarının birbirleriyle olan benzerlik ve farklılıkları filogenetik olarak ortaya konulmuştur.

FilogenetikGüneydoğu Anadolu bölgesiHerbisitler+4
İslam Emrah Süer
Malatya Turgut Özal University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

An in situ and operando FTIR-DRIFTS-MS analysis of low temperature CDRM reaction

Dry reforming of methane is a very advanced process when it comes to efficient utilization of methane as its product stream can be used to produce many useful end-products. Yet, industrial application of CDRM remains very limited. One of the reasons for this underutilization emerges from the energy-intensive nature of CDRM necessitates the use of high temperatures, hence, the design and development of CDRM catalysts that can work at temperatures lower than 500 °C has been an interesting research topic. The aim of this study is to investigate a low temperature CDRM catalyst through in-situ and operando FTIR-DRIFTS-MS experiments in order to elucidate the mechanism of CDRM at low temperatures. In this context, Ru-La/ZrO2 is prepared and characterized via XRF and XRD. Performance tests were conducted in order to ensure catalyst's activity and stability at low temperature CDRM conditions. Results show that Ru-La/ZrO2 catalyst reached conversion values of 8.4% and 13% for CH4 and CO2, respectively, at 450 °C. CO adsorption, CH4 adsorption, CO2 adsorption and reaction experiments were conducted on Ru-La/ZrO2, La/ZrO2 and ZrO2 samples in FTIR-DRIFTS-MS system. CO adsorption experiments revealed possible CO adsorption sites both at the room temperature and at 450 °C. CH4 adsorption experiments made clear how CH4 gets activated on the catalyst surface while CO2 adsorption work declared carbonates as the dominant surface species adsorbed on ZrO2 support. Reaction experiments on Ru-La/ZrO2 in operando condition revealed a relation between linearly bonded Ru-CO peak and simultaneously recorded MS activity readings. In transient kinetic tests, a tangible connection was explored via analyzing 16 spectra that spans the first minute of time on stream, and deconvoluted peaks of linearly bonded Ru-CO species appeared to be closely related to MS activity readings recorded simultaneously.

FTIRHydrogenCarbon dioxide+7
Onur Ordulu
Boğaziçi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimEN

Türkiye'de elektrik üretimi kaynaklı CO2 emisyonlarının Boğaziçi Üniversitesi enerji modellemesi sistemi (BUEMS) kullanılarak analizi

Due to factors such as industrialization, increase in population and economic growth electricity demand has shown a significant increase at global scale. This increase has put forward discussions concerning electricity supply security, source diversification and clean electricity generation. Fossil based electricity generation featured the transition to clean generation in this sector. Particularly, towards the goal of the Paris Agreement, policy developments have gained momentum to reach carbon neutral electricity sector by 2050. These developments have been closely monitored by Turkey. The purpose of this thesis is to evaluate long-term results of the CO2 emissions resulting from electricity sector in Turkey by using BUEMS model in line with latest available data and updated policy papers. Total electricity installed capacity, generation portfolio and increase in electricity demand were investigated. In the context of the thesis, a Base scenario was established. The response of the electricity sector under carbon tax and emission restrictions and their effect to CO2 emissions were analyzed. The results of the study showed that tax and emission targets played an important role for CO2 emission reduction. In Base Scenario, Total CO2 emissions exceeded 1,000 Million tons and electricity sector's contribution was almost 680 Million tons in the year 2057. Among all scenarios the highest decrease was obtained under Peak Emission Scenario. Total emissions reduced to 705 Million tons and emissions from electricity sector decreased by 61% compared to Base Scenario and fell to 244 Million tons in 2057 by means of renewables and nuclear penetration.

Boğaziçi UniversityElectricity generationEnergy models+1
Emre Kalkan
Boğaziçi University · Çevre Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karbon dioksit emisyonları, sağlık harcamaları, ekonomik büyüme ve yaşam beklentisi ilişkisi: BRICS-T üzerine kanıtlar

Amaç: Çevresel kirlilik son zamanlarda etkisini baskın bir şekilde belli etmesinin ardından dünya çapında ülkelerin hem ekonomik yapılarını etkilemekte hem de insan sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlara neden olmaktadır. Dolayısıyla bu çalışma ile BRICS-T ülkelerinde 2000-2018 dönemi yıllık verilerini kullanarak çevresel kirlilik, reel gayrisafi yurtiçi hasıla, sağlık harcamaları ve doğuşta yaşam beklentisi arasındaki ilişkiyi araştırmak amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada uzun ve kısa dönem tahminleri için Artırılmış Otoregresif Dağıtılmış Gecikme (ARDL) yöntemi Havuzlanmış Ortalama Grup (PMG) tahmincisi seçilmiş ve seriler arasındaki nedensellik ilişkisi için ise Dumitrescu Hurlin panel nedensellik testi kullanılmıştır. Bulgular: . PMG-ARDL test sonuçları, ilk veri setinde uzun dönemde sağlık harcamaları ve kentleşmenin CO2 emisyonları üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olduğunu göstermektedir. Dahası gelir ve yenilenebilir enerji tüketiminin çevresel kirlilik üzerinde %1 anlamlılık düzeyinde negatif bir etkisi tespit edilmiştir. Kısa dönemde ise reel gayrisafi yurtiçi hasıla çevresel kaliteyi olumsuz etkilemektedir. İkinci veri setinde uzun dönemde sağlık harcamaları ve doğuşta yaşam beklentisinin gelir üzerinde %1 anlamlılık düzeyinde pozitif bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Ek olarak yenilenebilir enerji tüketimi ve CO2 emisyonlarının gelir üzerinde negatif ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Bunun aksine kısa dönemde CO2 emisyonları ve yenilenebilir enerji tüketiminin gelir üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisinin olduğu bulunmuştur. Sağlık harcamalarının ise kısa dönemde geliri negatif etkilediği görülmüştür. Üçüncü veri setinde gelir, CO2 emisyonları ve yenilenebilir enerji tüketimi sağlık harcamalarını %1 anlamlılık düzeyinde pozitif olarak etkilediği tespit edilmiştir. Ancak nüfusun sağlık harcamalarını negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğu görülmektedir. Dördüncü veri setinde ise gelir ve sağlık harcamalarının doğuşta yaşam beklentisi üzerinde uzun dönemde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olduğu bulunmuştur. Bunun aksine CO2 emisyonlarının doğuşta yaşam beklentisi üzerinde %5 anlamlılık düzeyinde negatif bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Dumitrescu Hurlin panel nedensellik test sonuçlarına göre ise CO2 emisyonları ve doğuşta yaşam beklentisi, sağlık harcamaları ve nüfus, sağlık harcamaları ve doğuşta yaşam beklentisi arasında çift yönlü bir nedensellik ilişkisinin varlığı doğrulanırken CO2 emisyonlarından gelire ve kentleşmeye; sağlık harcamalarından CO2 emisyonlarına; yenilenebilir enerji tüketiminden gelire, gelirden sağlık harcamaları ve doğuşta yaşam beklentisine doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Sonuç: Bu çalışmada BRICS-T ülkelerinde çevresel kirlilik, gelir, sağlık harcamaları ve doğuşta yaşam beklentisinin birbirini etkilediği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çevresel kirlilik, reel gayrisafi yurtiçi hasıla, sağlık harcamaları, doğuşta yaşam beklentisi, BRICS-T ülkeleri.

BRICS-TEkonomik büyümeGayri safi yurtiçi hasıla+6
Funda Kaya
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İntraoperatif end-tidal karbondioksit değişikliklerinin kan basıncı değişiklikleriyle ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: İntraoperatif end-tidal karbondioksit (EtCO2) monitörizasyonu, genel anestezi altındaki hastalarda solunum sistemi ve metabolizma hakkında bilgi sağlayan non-invazif bir yöntemdir. Bu çalışmada, intraoperatif dönemde EtCO2 düzeyi ile sistolik (SAB), diyastolik (DAB), ortalama (OAB) arteriyel basınç değerleri ve kalp hızı arasındaki ilişki araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 18-55 yaş arasında, genel anestezi altında opere olan 85 hasta dahil edilmiştir. Operasyon boyunca beş dakikalık aralıklarla EtCO2 düzeyleri ile SAB, DAB, OAB, kalp hızı ve oksijen satürasyonu değerleri kaydedilmiştir. Her katılımcı için EtCO2-SAB, EtCO2-DAB, EtCO2-OAB ve EtCO2-kalp hızı arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için korelasyon katsayıları hesaplanmış ve elde edilen korelasyon katsayılarının katılımcılar arasındaki tutarlılığı tek örneklem t-testi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Ortalama korelasyon katsayıları EtCO2-SAB için 0,56±0,37, EtCO2-DAB için 0,47±0,39, EtCO2-OAB için 0,50±0,38 ve EtCO2-kalp hızı için 0,40±0,49 olarak tespit edilmiştir. Korelasyon katsayılarının katılımcılar arasındaki tutarlığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (EtCO2-SAB p<0,00001; EtCO2-DAB p<0,00001, EtCO2-OAB p<0,00001ve EtCO2-kalp hızı p<0,00001). Sonuçlar: Sonuçlarımız EtCO2 düzeyi ile kan basıncı ve kalp hızı değerleri arasında pozitif bir ilişkinin varlığını göstermektedir. Bu ilişki, non-invazif olarak devamlı ölçüme imkan tanıyan EtCO2 monitörizasyonunun, intraoperatif dönemde hastanın arteriyel kan basıncındaki akut değişimlerin hızlı bir şekilde takip edilmesine olanak sağlayabileceğine işaret etmektedir.

DiastolKalp hızıKarbon dioksit+2
Ahmet Emre Azaklı
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

CO2 kürünün çimento hidratasyonuna etkisinin araştırılması

Bu çalışmada farklı su/çimento oranlarında (s/ç) ve kürleme sürelerinde çimento hamurlarına CO2 kürü uygulanmıştır. Kürleme yapılan çimento hamurlarının priz süreleri, 1, 7 ve 28 günlük birim hacim ağırlıkları ve basınç dayanımları belirlenmiştir. Çimento hamurlarını karıştırma esnasında 1, 2, 3 ve 5 dakika karbon kürlemesi yapılmıştır. CO2 kürlemesi sonucu priz başlangıç ve bitiş süreleri tüm s/ç oranları için kısalmıştır. Birim hacim ağırlık (kg/m3) ile basınç dayanımı (Mpa) arasındaki korelasyon değeri %97 olarak belirlenmiştir. Hem basınç dayanımlarında hem de birim hacim ağırlıklarda 1 dakikalık kürlemelerde tüm s/ç oranlarında yaklaşık %8 artış gözlenmiştir. 2 dakikalık kürlemelerde düşük s/ç oranlarında (%23 ve %27) yaklaşık %5 azalma ve %30 s/ç oranında ise %5 artış gözlenmiştir. Kürleme süresi 2 dakikayı aştıktan sonra hem birim hacim ağırlıklarda hem de basınç dayanımlarında düşüş gözlenmiştir. İçyapı analizlerinde basınç dayanımı ve birim hacim ağırlığı yüksek olan numunelerin içyapılarındaki boşlukların karbon kürü ürünleri ile azaldığı görülmüştür. Üretilen numunelerin analiz sonuçlarının birbirini desteklemesi ve literatür araştırmasında karbon kürlemesinin, karışım sırasında verilmesi ile ilgili çalışma olmaması bu çalışmanın önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Hidratasyon, Karbon kürleme, CO2, Basınç dayanımı

Basınç dayanımıHidratasyon ısısıKarbon dioksit
Emir Günaltılı
Kütahya Dumlupınar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pirazol-3,4-dikarboksamit türevlerinin karbonik anhidraz izoenzimleri üzerine etkilerinin ın vitro koşullarda incelenmesi

Karbonik anhidraz (CA) (E.C. 4.2.1.1) aktif bölgesinde Zn2+ bulunduran, karbondioksit ve suyun geri dönüşümlü hidrasyonunu katalizleyen bir metaloenzimdir. CA, sekiz gen ailesi (α, β, γ, δ, ζ, η, θ, ι) tarafından kodlanmaktadır. α-CA, memelilerde bulunan CA ailesi olup, insanlarda 15 izoenzimi, diğer memelilerde ise 16 izoenzimi bulunmaktadır. hCA I ve hCA II izoenzimleri, diğer hCA izoenzimlerine kıyasla daha geniş bir dağılım göstermektedir. CA izoenzimleri çok çeşitli fizyolojik ve patolojik süreçlerde yer aldığı için klinikte diüretik olarak ve glokom, kanser, obezite, nöropatik ağrı, artrit gibi hastalıkların tedavisi için kullanılabileceği öngörülmüştür. Çalışmada insan eritositlerinden afinite kromatografisi kullanılarak hCA I ve hCA II izoenzimleri saflaştırıldı. hCA I izoenzimi %17,23 verimle saflaştırılıp spesifik aktivitesi 1027,06 EU/ mg protein olarak hesaplandı. hCA II izoenzimi ise % 24,71 verimle saflaştırılıp spesifik aktivitesi 1818,97 EU/ mg protein olarak belirlendi. Saflaştırılan enzimlerde kalitatif ve kantitatif protein tayinleri yapılıp SDS-PAGE ile enzim saflığı kontrolü gerçekleştirildi. Çalışma kapsamında 10 adet inhibitör bileşiğin inhibisyon potansiyeli esteraz aktivitesi metoduyla belirlendi. İnhibisyon potansiyeli bulunan bileşiklerin IC50 ve Ki değerleri hesaplandı. hCA I için Ki değerleri 0,024 - 0,496 µM arasında iken, hCA II için Ki değerlerinin 0,006 - 5,441 µM arasında olduğu bulundu. Ayrıca inhibisyon potansiyeli yüksek olan bileşiklerin in silico inhibisyon etkileri de incelendi. Anahtar Kelimeler: IC50 Değerleri, İnhibisyon, Karbonik Anhidraz, Ki Değerleri, Pirazol Karboksamit

Amino asitlerEsterazlarKarbon dioksit+7
Şüheda Özkul
Kütahya Dumlupınar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Glutaraldehit ile modifiye edilmiş bentonit - kitosan kompozitine insan karbonik anhidraz I enziminin immobilizasyonu ve özelliklerinin incelenmesi

Sanayileşme ve insan faaliyetleri sonucunda atmosferde oluşan sera gazı birikimi, iklim değişikliğinin ana nedeni olarak kabul edilmektedir. Sera gazları ile artan sıcaklıklar, mevcut su kaynaklarının azalmasıyla birlikte meteorolojik ve iklimsel olaylar üzerinde ciddi etkilere sahiptir. Karbondioksit (CO2), atmosferdeki en ciddi antropojenik sera gazı olarak bilinir. Son yıllarda substrat olarak CO2 kullanılarak karbonik anhidraz enzimlerinin bazı matrisler üzerinde immobilize edilmesiyle hazırlanan sistemler ağırlıklı olarak tercih edilmektedir. Bu çalışmada bentonit kili H2SO4 ile aktive edildikten sonra kitosan ile karıştırılarak kompozit bir malzeme hazırlandı. İnsan eritrositlerinden saflaştırılan hCA I, glutaraldehit aracılı çapraz bağlama tekniği ile kompozit malzemeye immobilize edildi. Kompozit malzeme FT-IR, XRD, FE-SEM ve EDX teknikleri kullanılarak karakterize edildi. İmmobilizasyon süreci için optimum immobilizasyon koşulları belirlendi. Kinetik sabitler, (Km, Vmax, kcat, kcat/Km), termal kararlılık, depolama kararlılığı ve immobilize hCA I'nin yeniden kullanılabilirliği gibi parametreler belirlendi. İmmobilize hCA I pH 8,0 ve 30 °C'de optimum aktivite göstermiştir. Km değeri immobilize hCA I için 5,11 mM ve serbest hCA I için 1,13 mM dır. 4 °C'de 30 günlük inkübasyondan sonra, immobilize hCA I başlangıçtaki aktivitesinin %87,5' ini korudu. On iki kullanım döngüsünden sonra, immobilize hCA I'nin bağıl aktivitesi %89,1 olarak hesaplandı. Kinetik parametrelere ek olarak, CO2 giderme aktivitesi iki farklı yöntemle ölçüldü. CA hidrataz aktivitesi yöntemine göre, immobilize hCA I'in hidrataz aktivitesi 7,31 WAU/mg hCA I, CaCO3 çökeltme yöntemine göre ise, immobilize hCA I'in CO2 giderme aktivitesi 7,41 mg CaCO3/mg hCA I olarak belirlendi. Anahtar Kelimeler: Bentonit, İmmobilizsyon, Karbonik Anhidraz, Kitosan, Kompozit

BentonitEnzim immobilizasyonuKarbon dioksit+6
Ruşen Parmaksız
Kütahya Dumlupınar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geçiş ekonomilerinde çevre sorunlarına Çevresel Kuznets Eğrisi çerçevesinde yaklaşım: Seçilmiş ülke uygulaması

Çevre sorunları, günümüzde dünyanın en önemli sorunları arasında yer almaktadır. Özellikle, Sanayi Devrimi ile başlayan ve hızla artan çevre sorunları doğanın taşıma kapasitesini aşmaya başlayınca, ulusal ve küresel düzeyde olumsuz sonuçlara sebep olmuştur.Bu çalışmada çevre kavramı, çevre sorunları, çevre sorunlarının sebepleri, türleri ile çevre ve ekonomi arasındaki ilişki araştırılmıştır. Bütün çevre problemlerinin kökeninde yatan özellik, çevre açısından piyasa işlemlerinin başarısız olmasıdır. Bu nedenle çalışmada çevre kirliliğinin neden olduğu dışsallıklar, türleri ve dışsallıkların tazminine yönelik olarak alınacak önlemler ve çözüm önerileri incelenmektedir.Çalışmanın uygulama kısmında seçilmiş geçiş ekonomilerine ilişkin Çevresel Kuznets Eğrisi Yaklaşımının geçerliliği incelenmektedir. Gelir ile çevre kirliliği arasındaki ilişki panel veri tahmin yöntemi kullanılarak incelenmektedir. Panel veri modelinde, 1992- 2007 yılları arasında 15 ülkede yapılmış olan karbondioksit (CO2) ölçümleri kullanılmaktadır. Panel veri modeli tahmin sonucunda karbondioksit emisyonlarının gelir ile ilişkisi olduğu bulunmuştur. Bu çalışmanın temel bulgusu; bu araştırma seçilmiş geçiş ekonomilerinde Çevresel Kuznets Eğrisi hipotezini desteklemektedir.Anahtar Kelimeler: Çevre, Çevre Sorunları, Dışsallık, Geçiş Ekonomileri, Çevresel Kuznets Eğrisi

DışsallıkEkonomiGeçiş ekonomisi+5
Enver Özcan
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Endoskopik retrograd kolanjio pankreatografi (ERKP) uygulanan olguların güvenli sedasyonunda kapnografinin rolü

Çalışmamızda; sedasyon altında yapılan endoskopik retrograd kolanjio pankreatografi (ERKP) olgularında, rutin monitörizasyona ek olarak yapılan kapnografi monitörizasyonunun, oksijen desatürasyonuna, hipoksemiye ve diğer vital parametrelere etkisini araştırmayı hedefledik. Çalışmamıza sedasyon uygulanan, 18 yaş ve üstü 80 ERKP olgusu dahil edildi. Olgular, hasta grubu (rutin monitörizasyon ve kapnografi monitorizasyonu) ile kontrol grubu (yalnız rutin monitörizasyon) şeklinde ikiye ayrıldı. İki gruptaki desatürasyon, hipoksemi, taşikardi, bradikardi gelişimi ve havayolu yönetiminde kullanılan müdahaleler; kalitatif ve kantitatif açıdan kıyaslandı. Hasta grubunda end-tidal karbondioksit (EtCO2) yüksekliği ve düşüklüğünün, desatürasyon ve hipoksemi gelişiminin, dikkat edilmesi gereken integrated pulmonary index (IPI) düzeylerinin (5-7) ve müdahale gerektiren IPI düzeylerinin (1-4) görülme sıklığı; birbirleriyle ve diğer parametrelerle ilişkileri değerlendirildi. Hasta grubunda hiçbir olguda desatürasyon görülmedi. Kontrol grubunda desatürasyon görülme oranı, hasta grubundan anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,05). Hasta grubunda daha yüksek oranda sözel-taktil uyarı (STU) uygulandığı görüldü (p<0,05). İki grup arasında hipoksemi, bradikardi, taşikardi ve yapılan diğer müdahaleler yönünden anlamlı fark görülmedi. Hasta grubundaki olguların %67,5'inde (27/40) düşük EtCO2, %5'inde (2/40) yüksek EtCO2, %27,5'inde (11/40) apne, %37,5'inde (15/40) dikkat edilmesi gereken IPI değeri, %32,5'inde (13/40) müdahale edilmesi gereken IPI değeri görüldü. Dikkat edilmesi gereken IPI değerleri ile STU uygulanması (p<0,05) arasında, müdahale gerektiren durum ile apne ve bradipne gelişimi, STU, jaw-thrust manevrası (JTM), head-tilt manevrası (HTM) uygulanması arasında anlamlı ilişki saptandı. Hipoksemi gelişiminin görüldüğü yalnız bir hastada IPI 1-4 aralığındaydı. Sedatize ERKP olgularında EtCO2, apne ve IPI parametrelerinin anlık takibi ile solunum depresyonu önceden tanınabilir. Rutin monitörizasyona kapnografinin eklenmesi ile sedatize ERKP olgularında oksijen desatürasyonu gelişimi azalabilir. Anahtar kelimeler: Endoskopik retrograd kolanjio pankreatografi, ERKP, sedasyon, kapnografi, end-tidal karbondioksit, EtCO2.

Bilinçli sedasyonKapnografiKarbon dioksit+1
Merve Gökce
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
DoktoraAçık ErişimEN

Agent-based modeling and simulation in hospital energy planning

Healthcare facilities consist of various large buildings that have complex energy systems and high consumption volume of energy, as a result, they emit high carbon emissions. In this direction, the main aim of this thesis is to analyze the energy systems of a hospital in terms of energy converters, energy suppliers, and energy consumption, and consequently, providing flexible solutions that meet energy demands by reducing energy costs and carbon emissions. Initially, to analyze and put forth the pros and cons of the related literature, a systematic literature review was conducted by taking into consideration energy-relevant studies carried out for healthcare facilities. Like our reference hospital, it is difficult that reach short-term consumption data such as hourly load demands due to the absence of energy monitoring systems in particular old buildings. For the purpose of acquiring these short-term datasets, it was developed systematic algorithms that were derived from monthly data with the help of different sources of information, such as the data belong an energy feasibility study conducted in the previous years and various climatic factors. In the third phase, data envelopment analysis-based techniques were applied to measure the energy-based environmental efficiency of the hospital under different input variables on a monthly and yearly basis. In the fourth step, a comprehensive forecasting analysis was carried out with help of different machine learning regression models. In the main phase of the thesis, in the light of the aforementioned analyses, a detailed simulation model of the hospital energy system was improved based on an agent-based modeling approach. The simulation models in which three different scenarios are developed including the current situation are as follows; (1) hospital existing energy infrastructure, (2) adding cogeneration system to the current energy infrastructure, (3) adding cogeneration and photovoltaic systems together to the existing energy infrastructure. Once the running of the simulation models, metaheuristic-based simulation optimization approaches like genetic algorithm was employed to determine optimum cogeneration capacity and optimum number of photovoltaic panels under the aims of minimum system energy cost and carbon emission. Furthermore, a parametric analysis with different test problems was conducted to observe the system reaction to the parameter or condition change. The results indicate that the effective presence of cogeneration and photovoltaic is notable in the decreasing total system cost taking into consideration also lower carbon emissions.

Agent based modelingEnergy planningHospitals+2
Ali Koç
Gaziantep University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ürolojik üreterorenoskopi (URS) vakalarında sedasyon alan hastalarda kapnografinin (capnostream ile) rolü

Çalışmamızda; sedasyon altında yapılan üreterorenoskopi (URS) vakalarında, standart monitörizasyona ek olarak yapılan kapnografi monitörizasyonunun, apne, hipoksemi, desaturasyon ve diğer vital parametrelere etkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmamızda; sedasyon altında elektif olarak URS yapılacak olan, 18-75 yaş arasında 150 hasta dahil edildi. Olgular rastgele 75'er kişilik 2 gruba ayrıldı. Kapnografi monitörizasyonu yapılan olgular "Çalışma Grubu", kapnografi monitörizasyonu yapılmayan olgular "Kontrol Grubu" olarak adlandırıldı. Hastalar rutin olarak monitorize edildi. Çalışma grubundaki vakalarda ek olarak ETCO2 ve integre pulmoner indeks (IPI) non-invaziv şekilde monitorize edildi. Sedasyon süresince iki gruptaki apne, hipoksemi, desaturasyon gelişimi ve havayolu yönetiminde yapılan müdahaleler kaydedildi. Çalışma grubunda en az bir kez hipoksemi gelişen kişi sayısı 3 (%4) iken, kontrol grubunda en az bir kez hipoksemi gelişen kişi sayısı 17 (%22,7) olmuştur (p<0,05). Çalışma grubunda en az bir kez desaturasyon gelişen kişi sayısı 3 (%4) iken, kontrol grubunda en az bir kez desaturasyon gelişen kişi sayısı 24 (%32) olmuştur (p<0,05). Çalışma grubu ve kontrol grubu hastalarında apne gelişimi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Ayrıca gruplar arasında minimum SpO₂ değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. Sonuç olarak çalışmamızda; kapnografi monitorizasyonu ile solunum depresyonu anında saptanıp gerekli müdahale ile apne, hipoksemi ve desatürasyon gelişimi önlenebilmektedir. Anahtar kelimeler: Kapnografi, end-tidal karbondioksit, apne, hipoksemi, desaturasyon.

ApneBilinçli sedasyonHipoksi+4
Mehmet Selim Noyan
Gaziantep University
2022
00

İlgili konular