Cold war

Bu konu başlığı altında 98 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soğuk Savaş Dönemi'nde Türk muhafazakarlığının batı algısı

Bu tezin amacı, Türkiye'de popülaritesi yüksek olan, milliyetçilik, İslamcılık ideolojileriyle de yakın ilişkisi nedeniyle karmaşık bir düşünce olan Türk muhafazakârlığının, Soğuk Savaş Dönemi'ndeki Batı algısını incelemektir. Bunun için ilk bölümde, Batı muhafazakârlığının doğuşu, gelişimi ve özellikleriyle birlikte incelenmiştir. İkinci bölümde, Türk muhafazakârlığının özellikleri ve Osmanlı Devleti'nden erken Cumhuriyet Dönemi'ne kadar ki gelişimine bakılmıştır. Üçüncü bölümde, Soğuk Savaş Dönemi'nde Türk muhafazakâr düşün adamlarının (Peyami Safa, Cemil Meriç, Necip Fazıl, Nurettin Topçu) Batı algısı incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise, bu dönemde siyasette aktif olarak yer alan, muhafazakâr Türk siyaset adamlarının (Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş) görüşlerine başvurulmuştur. Batı'nın tekniğine karşı olumlu tavır alan Türk muhafazakârları, Batı'nın kültürüne karşı çıkmışlar; teknik alanda Batı'dan yararlanılmasını savunurlarken; kültür alanında Batı değerlerine karşı çıkmışlardır. Bununla birlikte Soğuk Savaş Dönemi'nde komünizm ve SSCB tehdidinin etkisiyle Batı ile siyasal ve askeri ittifaklara da genelde sıcak bakmışlardır.

AvrupaAvrupa kültürüBatı+3
Esra Yener
Hatay Mustafa Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soğuk Savaş dönemi sonrası Amerika Birleşik Devletleri Cumhuriyetçi başkanlarının dış politika perspektiflerinin realizm kuramı çerçevesinde değerlendirilmesi

Soğuk Savaş, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği arasındaki iki kutuplu dünya düzeninin hâkim olduğu dönemi kapsar. Soğuk Savaş döneminin 1990'lı yılların başlangıcında bitmesiyle beraber ABD'nin küresel bir hegemonya gücünü üstlendiği, tek kutuplu dünya düzenine geçiş yaşandı. Bunun en temel nedenleri; SSCB'nin dağılması ve siyasal egemenliğinin sona ermesi, yeni devletlerin kurulmasıyla beraber politik istikrarın korunması yönündeki girişimlerin artması, ABD'nin gelişmiş ülkelerle rekabet edebilecek konuma erişmesi, demokrasi geleneğini sürdürmesi ve küresel piyasa ekonomisinde rol oynamasıdır. Bu çalışma ABD'nin iki ana partisi olan Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi Parti arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları ele almaktadır. Çalışmanın asıl amacı ise ABD'nin özellikle Soğuk Savaş sonrası uluslararası arenada benimsediği realist perspektifin Cumhuriyetçi başkanlar döneminde dış politikadaki yansımalarını açıklamaktır. Bu bağlamda, Cumhuriyetçi Parti'ye mensup başkanlardan Ronald Reagan, George H. W. Bush, George W. Bush ve Donald Trump'ın dış politika kararları incelenecektir. Çalışmada Cumhuriyetçi başkanların seçilmesinin temel sebepleri realist kurama dayandırılarak açıklanmaktadır. Tarihsel örnekler özellikle dış politikada Cumhuriyetçi başkanların Demokrat başkanlara kıyasla dış politikada daha aktif rol üstlendikleri ve daha radikal kararlar almaya meyilli olduklarını göstermiştir. Dolayısıyla çalışma ABD'nin dış politikada Cumhuriyetçi başkanlar döneminde Demokrat başkanlara kıyasla daha etkin olduğuna odaklanmaktadır. Anahtar Kelimeler: ABD, Başkanlık, Cumhuriyetçi Parti, Realizm, Soğuk Savaş.

Amerika Birleşik DevletleriBaşkanlık sistemiCumhuriyetçi Parti+6
Sadettin Alp Özata
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Değişen paradigmalar doğrultusunda siber tehditlerin savunma planlamalarındaki dönüşüme etkilerinin incelenmesi

Günümüzün güvenlik ortamı, özellikle küresel boyutta bir dönüm noktası olarak kabul edilen Soğuk Savaş dönemi ile birlikte geleneksel tanımlamalarının ve çerçevesinin oldukça dışına çıkmış, farklı nitelikler kazanmıştır. Değişikliğe neden olan tehdit olguları da tamamen boyut değiştirmiş; amaçları, izlenen stratejisi, re,aksiyonları, planlama usulleri, uygulama yöntemleri, aktörleri, teknolojinin kullanımı ve coğrafi çerçevesi gibi geçmiştekilerden çok daha farklı şekillerde karşılaşılır olmuş, simetrik düzlemden çıkarak asimetrik boyutlara ulaşmıştır. Bu bağlamda; günümüzün ve geleceğe yönelik yapılacak savunma planlamalarının temelinde "belirsizlik" kavramından bahsetmek mümkündür. Uluslararası düzende yaşanan bu hızlı değişim ve dönüşüm süreci; sahip olunması gereken imkan ve kabiliyetleri başta olmak üzere barıştan itibaren sürecin tamamını etkilemeye başlamıştır. Farklı ve süratli düşünmeyi, ani ve beklenmedik durumlara, yeni tehdit türlerine süratle uyumlu olabilecek yetenekler geliştirmeyi gerektiren alışılagelenin dışındaki savunma anlayışlarıyla birlikte, paradigma değişimlerinin kaçınılmaz olmuştur. Teknolojinin ve bilişim dünyasının süratli akışı içerisinde yaşanan değişim ve gelişmeler, paradigma değişimlerine esas teşkil eden asimetrik tehdit türlerine yeni bir boyut daha eklemiştir: Siber Tehditler. Siber uzaya olan bağımlılık gün geçtikçe artmaktadır, bu yüzden siber tehditlerin çok geniş bir alanda faaliyet göstermesi ve klasik saldırılarda ne daha yıkıcı etkilere ulaşabilmesi nedeniyle, savunma planlamalarında öncelik verilmesi gerekmektedir. Belirtilen hususlar dahilinde çalışmanın amacı; savunma planlamalarındaki tarihsel süreç içerisinde meydana gelen paradigma değişimine sebep olan dönüm noktalarını ele almak suretiyle söz konusu değişikliklerin temelinde yatan ihtiyaçları açıklamak ve değişimlere ihtiyaç teşkil eden asimetrik tehdit türlerinden siber tehditleri, örnekleri ve etkileri üzerinden ele alarak, savunma planlamalarındaki yerlerini ortaya koyabilmektir. Ayrıca gerek Türkiye'nin gerekse ulaşılabilen veriler doğrultusunda örneklem olarak ele alınan diğer ülkelerin siber tehditlere yönelik; stratejilerini, planlamaya yönelik görev ve sorumluluklarını, teşkilatlanmaları çerçevesinde siber tehditlerin savunma planlama anlayışlarındaki dönüşüme etkilerine yönelik durum tespiti yapılmaya çalışılmıştır.

Asimetrik tehditlerSavunmaSavunma politikası+4
Görkem Kılınççeker
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarihin sonu ve medeniyetler çatışması tezlerinin karşılaştırmalı analizi

1989'lu yıllarda gündemde yer edinmiş olan Tarihin Sonu ve Son İnsan çalışması, bir sonraki dönemlerde Medeniyetler Çatışması teziyle sorularına cevap almıştı. Fukuyama bu çalışmasında, özellikle Sovyetler Birliği'nin dağılmasından da etkilenerek, Komünizm anlayışının yenildiğini, nihai anlamda Liberal Demokrasi'nin galip geldiğini, bundan sonrasında da artık bu anlayışın dünyaya hakim olacağını dile getirmiştir. Ancak onun bu fikri Tarihin Sonu deyiminden de etkilenilerek, Sıcak Savaş olayının bir daha kesinlikle yaşanmayacağı şeklinde yorumlanmış, Fukuyama'yı ütopist düşünür olarak görenler olmuştur. Halbuki burada, Tarihin Sonu deyiminden, Sıcak Savaş olaylarının artık sonlanacağı anlaşılmamalıdır çünkü bunun haricinde bahsedilen bir olgu daha vardır ki bu olgu Liberal Demokrasidir. Bu kavram hakikaten de Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla ABD'nin Tek Hegemon Güç şeklinde tarih sahnesinde kalmasıyla zaten vücut bulmuştur. Fukuyama'nın bu çalışmasını ele alan, Huntington'ın Medeniyetler Çatışması tezinde ise; geçmişten günümüze savaş durumunun insanlık tarihinde etkin olduğu, bu düzenin bu şekilde hasıl olduğu ve böyle de devam edeceği dile getirilmiştir. Huntington burada tıpkı Edward Said gibi Müslüman toplumları hakkında geçen kötü sıfatlardan da bahseder. Bu toplumun uyuşuk, hazıra konan, çalışmak konusunda tıpkı asalak misali davrandıklarını çeşitli şekillerde anlatmışlardır. Sonuç olarak her iki düşünür de tarih boyunca yaşanılmış olayları farkı perspektiflerle analiz ederek bilim adına katkıda bulunmuş popüler isimlerden olmuştur. Anahtar Kelimeler: Liberal Demokrasi, Medeniyetler Çatışması, Tarihin Sonu, Soğuk Savaş, Komünizm, Tek Hegemon Güç.

HegemonyaKomünizmLiberal demokrasi+2
Gül Çiğdem
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Türkiye'nin Kıbrıs özelinde Doğu Akdeniz bölgesine yönelik politikaları

1571'de Türklerin egemenliğine giren Kıbrıs Adası, 1878 Berlin Anlaşması ile Osmanlı egemenliğinden çıkmıştır. Osmanlı egemenliğinde 300 yılı aşan barış ve huzur dönemi de bu tarihlerden itibaren kademeli bir şekilde sona ermiştir. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında Yunanistan ve Rumların Megola İdea ve ENOSİS doğrultusunda hareket etmesi adada barışın tamamen ortadan kalkmasına yol açmış, Türklerin adadaki varlığının tehlikeye girmesi üzerine Türkiye ilki 1964 ikincisi 1974'te olmak üzere iki kere askeri müdahalede bulunmak zorunda kalmıştır. Türkiye'nin müdahaleleri sonrasında adadaki Türklerin varlığı güvenceye alınmış ve ardından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur. Uzun yıllar Rumların uluslararası çevrelerden aldıkları destekle olumsuz bir tutum takınması nedeniyle çözülemeyen Kıbrıs Sorunu konusunda 2004'te yapılan Annan Planı referandumu önemli bir fırsat olmuş ancak o tarihlerde AB üyeliği elde etmiş olan Rumların reddetmesi ile bu çözüm fırsatı da kaçırılmıştır. Annan Planının başarısızlığa uğramasından sonraki yıllarda tüm dünyayı etkisi altına alan küresel ekonomik krizin etkisi ile AB, Rumlara eskisi kadar destek veremez duruma gelmiştir. Bunun yanında Doğu Akdeniz'de yeni enerji sahalarının tespit edilmesi ve bu kaynakların Avrupa için önemi gibi konular Türklerin elini güçlendiren hususlar olmuştur. Öte yandan Arap Baharı dolayısıyla Mısır'da yönetimin değişmesi, Suriye'de iç savaşın çıkması ve Rusya ile ABD arasındaki vekalet savaşlarının Suriye'de yoğunlaşması gibi faktörler Doğu Akdeniz'deki konjonktürü önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu yeni konjonktürde Türkiye'nin elini güçlendiren faktörlerin yanında etkinliğini olumsuz etkileyen faktörlerin de olduğu görülmektedir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde öncelikle Akdeniz Bölgesi ve bu bağlamda Doğu Akdeniz bölgesi ele alınmıştır. Bölgede aktör olan ülkelerin özelliklerine, konumlarına ve birbirleriyle olan ilişkilerine değinilmiştir. İkinci bölümde, Kıbrıs Adası'nın tarihsel ve siyasi olarak yüzyıllar içerisindeki değişimi ve Türklerin elinden adanın çıkması ve Rumlar ile Türklerin adada birlikte yaşamaları adına Annan Planı çerçevesinde yapılan çalışmalara değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise Doğu Akdeniz'de bulunan enerji kaynaklarının bölge içi ve dışı aktörlerin politikalarına etkisi çerçevesinde değerlendirilerek Türkiye'nin Orta Doğu temelinde ve Kıbrıs özelinde Doğu Akdeniz politikalarına, deniz yetki alanlarının paylaşımında ülkelerin yetkilerine, bu bölge dışında kalan ülkelerin etkilerine ve bu bölgeden beklentileri doğrultusunda hukuki dayanaklarına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs Sorunu, Doğu Akdeniz, Enerji Güvenliği, Doğu Akdeniz Enerji Kaynakları

Doğu Akdeniz bölgesiKuzey Kıbrıs Türk CumhuriyetiKıbrıs+5
Barış Kaygısız
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kimlik dış politika ilişkisi bağlamında Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye-İsrail ilişkileri

Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle uluslararası ilişkilerin uğradığı değişim, kimlik ve kültür gibi sosyal kavramların uluslararası ilişkiler analizlerinde yer edinmesi sonucunu beraberinde getirmiştir. Kimliklerin uluslararası ilişkiler disiplinine dahil oluşunda önemli katkıları bulunan Alexander Wendt, kimliklerin çıkarları belirlediğini öne sürmektedir. Çıkarların da dış politika üzerinde etkileri olduğu düşünüldüğünde kimlikler dış politik analizlerde göz ardı edilmemesi gereken bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye-İsrail ilişkileri de Filistin'de yaşananlardan ötürü kimliklerden etkilenmektedir. İsrail devletinin kuruluşuna giden süreçten günümüze kadar Müslüman ve Yahudi kimlik karşı karşıya gelmiştir. Bu süreç zarfında Filistinli Müslümanların yaşadıkları sıkıntılar, dünyanın pek çok noktasında bulunan Müslüman kimliği taşıyan bireyler açısından Filistin sorununu hassas bir konu haline getirmiştir. Nitekim İsrail devletinin kuruluşunun akabinde de İsrail'e karşı bir ön yargı oluşmasına sebep olmuştur. Halkın aidiyet duygusu hissettiği kimlik kaynaklı bir ön yargıya sahip olması, karar alıcılara baskı yapmalarını beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla ulusal menfaatler ve kimlikler arasında sıkışıp kalan Türkiye-İsrail ilişkileri zaman zaman normalleşme dönemlerine girerken zaman zaman da gerileme eğiliminde olmaktadır. İlişkilerin normalleşme dönemine girmesinde, iki ülkenin menfaatlerinin ortak olması ve bu ortak menfaatler durumunun karşılıklı bağımlığı artırması gerçeği etkilidir. Ancak ortak menfaatlerin ortadan kalkması veyahut da alternatif müttefiklerin ortaya çıkması kimliksel sorunları gün yüzüne çıkarmaktadır. Bundan ötürü Türkiye-İsrail ilişkileri, İsrail'in kuruluşuna giden süreçten günümüze değin kriz, yumuşama ve normalleşme olarak adlandırılabilecek bir döngü içerisindedir.

FilistinKimlikKimlik politikaları+6
Yunus Emre Akbal
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Savunma harcamaların sosyal refah harcamaları üzerindeki etkisi: Soğuk Savaş sonrası dönemde NATO üyesi devletleriyle karşılaştırmalı Türkiye analizi

Soğuk Savaş dönemi sona ermesine rağmen savunma hizmetleri hala önemini korumakta ve bu alanda yapılan harcamalar sürekli artmaktadır. Bu durum, ülkelerin kısıtlı bütçeleri üzerinde ciddi bir yük oluşturmaktadır. Bu da kıt kaynakların ne kadarının savunmaya tahsis edilmesi gerektiği sorusunu beraberinde getirmektedir. Zira savunma harcamalarının neden olduğu "fırsat maliyeti" karşısında optimal bir savunma harcaması düzeyinin belirlenmesini gerekli kılmaktadır. Diğer bir ifade ile savunma hizmetlerine daha fazla kaynak tahsis etmek ancak sosyal refah hizmetlerinden (eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik) vazgeçmeyi gerektirmektedir. Bu çalışmada, savunma harcamaları ile sosyal refah harcamaları (eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik) arasındaki trade-off ilişkisi ve bu ilişkinin yönünün tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda 2000-2019 dönemi baz alınarak NATO üyesi 27 ülke analize dâhil edilmiştir. Analiz dinamik panel veri modellerinden olan Sistem Genelleştirilmiş Momentler Metodu (Sistem-GMM) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu metot kapsamında ise üç farklı model kurulmuştur. NATO üyesi 27 ülkenin savunma harcamaları ile kamu eğitim harcamaları arasındaki ilişkiyi inceleyen Model-1'de her iki değişken arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Savunma harcamaları ile kamu sağlık harcamaları arasındaki ilişkiyi test eden Model-2'de ise söz konusu değişkenler arasında anlamlı ve pozitif bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. Ancak savunma harcamaları ile toplam sosyal refah harcamaları arasındaki ilişkinin analiz edildiği Model-3'te de her iki değişken arasında anlamlı ve negatif bir ilişki tespit edilmiştir.

Eğitim harcamalarıHarcama sistemiKamu harcamaları+7
Servet Taşdelen
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

I. ve II. Körfez Savaşları dönemi Türkiye- ABD ilişkileri

İngilizler tarafından isimlendirilmiş olan Ortadoğu bölgesi özellikle sanayi devriminin gerçekleşmesiyle ve petrol yatakları bakımından zengin olması aynı zamanda kültürel ve tarihi açıdan manevi anlamda önem taşıması sebebiyle uluslararası alanda ele geçirilmesi veya üzerinde söz sahibi olunması gereken bir bölge olarak günümüze kadar önemini korumuştur.Soğuk Savaş sonrasında yaşanan iki kutuplu dünyadan tek kutuplu dünyaya geçiş ve yumuşama döneminin ardından tek süper güç olarak karşımıza çıkan ABD, Ortadoğu üzerindeki amaçlarını gerçekleştirmek amacıyla bölgede dengeleri kendi lehine çevirecek politikalar izlemeye başlamıştır. Türkiye de yakın coğrafik özellikleri neticesinde olayların dışında kalamamıştır. Ayrıca Türkiye özellikle 1991 yılında yaşanan Körfez Krizi ile o yıllara kadar izlemiş olduğu aktif tarafsızlık politikasını terk ederek ABD yanlısı politika benimseyerek olayların içinde bulunmuştur.1991 yılında ABD müttefiki ülke pozisyonunda yer alan Türkiye, Kuzey Irak ve PKK konusunda politikalarının çatışması sebebiyle politikalarında birtakım değişiklik yapmaya başlamıştır. 2003 yılında ABD'nin Irak'ı işgal etmesinin meşruiyeti oldukça tartışılan bir durum yaratmıştır. Bu anlamda Türkiye, güçlü bir Kürt Devleti'nin kurulma tehdidiyle karşı karşıya bulunduğundan ve işgali meşru olarak nitelendiremediğinden askeri anlamda ABD'nin taleplerini gerçekleştirmemiştir. Ancak, daha sonraki dönemlerde almış olduğu kararlarla kendi güvenliğini ön planda tutarak ABD'nin bazı isteklerinin yerine getirilmesi konusunda kararlar almıştır.Ortadoğu'da yaşanan ve özellikle ABD ve Irak'ın savaşı olarak nitelendirilebilecek olan I. ve II. Körfez Savaşı dönemlerinde ABD ve Türkiye arasında yaşanan gelişmeler ile Türkiye'nin bu iki savaşta izlemiş olduğu politikalar paralel değil de değişken nitelik taşımıştır.Anahtar Kelimeler: Ortadoğu, Amerika Birleşik Devletleri, Irak, I. Körfez Savaşı, II. Körfez Savaşı, Türkiye

Körfez kriziNATOSoğuk savaş+2
Burcu Bastacıoğlu
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Transatlantik güvenlik mimarisi bağlamında Türkiye'nin karar alma mekanizmalarının analizi; 1 Mart Tezkeresi örneği

İkinci Dünya Savaşı sonrasında iki zıt ideolojiye sahip olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasındaki mücadele sonucu başlayan Soğuk Savaş, iki büyük savunma örgütünün doğuşuna sahne olmuştur. SSCB öncülüğünde 1955 yılında kurulan Varşova Paktı'nın aksine, ABD öncülüğünde 1949 yılında kurulan NATO Soğuk Savaş'tan galip çıkarak, varlığını Soğuk Savaş sonrasında da sürdürmeye devam etmiştir. Birçok Batı Avrupalı devletin ve Türkiye'nin de içinde yer aldığı NATO, Soğuk Savaş sonrası dönemde yeni tehdit algılamaları çerçevesinde yeni roller edinerek, savunma örgütünden güvenlik örgütüne dönüşmüştür.Soğuk Savaş'ın ardından ABD'ye bağımlılığı azalan ve ekonomik gücünü, dış politika ve güvenlik alanıyla bütünleştirip, uluslararası sistemde daha etkin olmayı hedefleyen AB üyeleri, Soğuk Savaş döneminde NATO'nun Avrupa ayağının güçlendirilmesi amacıyla kurulan Batı Avrupa Birliği'ni AGSP'ye dönüştürmüş, böylelikle Avrupa'da ayrı bir güvenlik yapılanmasına gidilmiştir.Bu yapılanma NATO'nun kurucusu ve lideri olan ABD'yi endişeye sevk etmiştir. Özellikle 11 Eylül 2001'de Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon'a yapılan saldırıların ardından ulusal güvenlik stratejisini değiştiren ABD'nin, NATO'yu kendi çıkarları doğrultusunda kullanma girişimi, AB üyesi bazı devletlerin tepkisiyle karşılanmış ve Irak Savaşı'yla NATO içerisindeki çatlak derinleşmeye başlamıştır.Irak Savaş'ında Türkiye, savaşa karşı AB'nin öncü güçleri Fransa ve Almanya yanında yer almıştır. Bu tezde, ABD dış politikasını dönüşüme zorlayan transatlantik çatlağın, 1 Mart Tezkeresi özelinde Türk dış politikası karar alma sürecine etkisi ortaya konulacaktır.Bu tezin yazımında entelektüel birikimiyle yol gösteren değerli danışmanım Doç. Dr. Hüsamettin İnaç'a, tez yazım sürecinde desteğini esirgemeyen arkadaşım Serdar Ülbayi'ye ve yaşamım boyunca, sevgi ve fedakârlıkla birlikte emek veren babam Yusuf Güngör'e ve annem Saniye Güngör'e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.Anahtar Kelimeler: Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikaları, Karar alma, NATO, Soğuk savaş, Tezkere.

1 Mart 2003 TezkeresiAmerika Birleşik DevletleriAvrupa Güvenlik ve Savunma Politikaları+5
Hayriye Güngör
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soğuk Savaş Dönemi'nde Türkiye-ABD ilişkileri

İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Sovyetler Birliği'nin toprak ve üs talepleriyle karşı karşıya kalan Türkiye, Batı ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmeye başlamıştır. Savaş sonrası Sovyetler Birliği'ne karşı yeni stratejiler geliştiren ABD, bu stratejileri ve çıkarları gereği Türkiye'ye destek verme kararı almıştır. Bu kararın ilk uygulamaları 1947'de Truman Doktrini ve 1948'de Marshall Planı çerçevesinde olmuştur. Türkiye, 1950'de başlayan Kore Savaşı'nda Batı ülkelerinin yanında yer alarak Kore'ye asker gönderme kararı almış ve 1952'de ABD'nin de desteğiyle NATO'ya resmen üye olmuştur. Bu tarihten sonra NATO, Türkiye-ABD ilişkilerinde çok önemli bir mihenk taşı haline gelmiştir. Türkiye, NATO'ya üye olduktan sonra özellikle güvenlik boyutunda ABD ile daha sıkı ilişkilere girmiştir. İlk dönemde şartların zorlaması ve iki ülkenin ihtiyaçları çerçevesinde pürüzsüz başlayan ikili ilişkilerde, daha sonra ABD'nin Soğuk Savaş politikaları çerçevesinde ciddi sorunlar ortaya çıkmıştır. Soğuk Savaş döneminde iki ülke arasındaki stratejik ittifak dönemi, Kıbrıs sorunu ile sarsılmaya başlamıştır. Kıbrıs Türklerine karşı yapılan saldırılar nedeniyle 1964 yılında Türkiye adaya müdahale etmek istemiş, fakat ABD'nin tepkisiyle karşılaşmıştır. ABD Başkanı Johnson'un 5 Haziran 1964 tarihinde gönderdiği mektup, Türkiye-ABD ilişkilerine ağır bir darbe vurmuştur. Sarsılan ilişkiler, 1969 Savunma ve İşbirliği Anlaşması ile bir düzene oturtulmak istenmişse de 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ve ertesinde Türkiye'ye uygulanan silah ambargosu ilişkileri kopma noktasına getirmiştir. İki ülke arasındaki ilişkilerin tekrar yakınlaşmaya başlaması, 1978'de ambargonun kalkması ve arkasından 1979'da Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması'nın imzalanmasıyla mümkün olmuştur. İmzalanan anlaşmalar ile ABD'nin Türkiye'deki askeri varlığı da yeniden ele alınmıştır. 1980'li yıllarda iki ülke arasında her ne kadar bazı sorunlar yaşansa da ilişkilerde yeniden bir yakınlaşma dönemi başlamıştır. Bu çalışma, Soğuk Savaş döneminde Türkiye-ABD ilişkilerini incelemeyi amaçlarken söz konusu dönemde iki ülke ilişkilerinde ortaya çıkan önemli anlaşmazlıklara da dikkat çekmeyi hedeflemektedir. Ayrıca bu dönemde, Türkiye-ABD ittifakının temel özelliklerini ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu bağlamda Türkiye'nin ne derecede ABD'nin etkisi altında kaldığı da incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Türkiye, ABD, Türkiye-ABD İlişkileri, Soğuk Savaş, Kıbrıs Sorunu, Dış Politika

Amerika Birleşik DevletleriSoğuk savaşTürk dış politikası+3
Bahri Utaş
Bursa Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soğuk savaş sonrası enerji güvenliği bağlamında İran dış politikası

Enerji güvenliği, tüketici ülkelerin, makul fiyatlardan, farklı kaynaklardan ve sürdürülebilir bir şekilde arz güvenliklerinin sağlanması olarak tanımlanmaktadır. Jeopolitik istikrarsızlıklar, doğal afetler, terörizm veya yatırım eksikliği gibi nedenler bir ülkenin enerji güvenliği boyutunda sorun yaşamasına neden olabilmektedir. Bu nedenle, devletler enerji arz güvenliklerini sağlamak için farklı stratejiler geliştirmektedirler. Enerji güvenliği, özellikle hidrokarbon kaynakları bakımından zengin olan Ortadoğu için oldukça önemli bir kavram olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada, Ortadoğu'nun en önemli ülkelerinden biri olan İran'ın Soğuk Savaş sonrası dış politikası enerji güvenliği bağlamında ele alınacaktır. Soğuk Savaş'ın bitmesiyle iki kutuplu sistemin sona ermesi, Humeyni'nin vefatı ve ABD'nin Irak müdahalesi gibi küresel etkileri olan olayların meydana gelmesi, İran dış politikasında önemli değişikliklere neden olmuştur. İran'ın coğrafi konumu ve zengin yeraltı kaynakları, bu olaylardan sonra enerji güvenliğinin dış politikada daha önemli bir faktör olarak yer almasına neden olmuştur. Özellikle İran'ın nükleer enerji çalışmaları, uluslararası gündemi ve İran dış politikasını meşgul eden en önemli konulardan biri olmuştur. Soğuk Savaş sonrası şekillenen yeni uluslararası sistemde enerji güvenliği, İran dış politikası açısından her geçen gün daha fazla önem kazanan bir parametre haline gelmiştir. Enerji güvenliğinin, İran'ın dış politikası açısından stratejik önemini koruyacağı tahmin edilmektedir.

Enerji ekonomisiEnerji güvenliğiEnerji kaynakları+7
Alican Ekren
Bursa Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soğuk Savaş sonrası dönemde çokuluslu şirketlerin uluslararası alanda değişen ekonomi politik rolü: Shell örneği

Günümüz koşullarında ülkeler açısından üstünlüklere giden yol fabrikalardan, üretim tesislerinden ve katma değer yaratan yerli ve yabancı şirketlerden geçmektedir. Gelişmekte olan ülkeler ekonomik kalkınmadaki hızlandırıcı etkisinden dolayı yabancı sermaye yatırımlarını ülkelerine çekmek isterler. Çokuluslu şirketler de kendileri açısından diğer rakiplerine karşı rekabet üstünlüğü yaratacak dış yatırımlara ve yeni pazarlara yönelirler. Hükümetler çokuluslu şirketleri ülkelerine çekmek için çeşitli tavizler vermek durumunda kalabilirler. Çünkü küreselleşmeyle birlikte çokuluslu şirketler de kendileri için en uygun şartları oluşturabilecek ülkeler arasında tercih yapabilme seçeneğine sahip olmuşlardır. Bu tavizler devletler için çeşitli riskleri barındırsa da uzun dönemde kalkınmaya hizmet edebilirler. Burada önemli olan devletlerin dengeyi iyi sağlamasıdır. Neoliberal politikalar çerçevesinde oluşan yeni uluslararası sistemde güçlerinin doruklarına ulaşan çokuluslu şirketler varlıklarını ve gelirlerini garantiye almak üzere hükümetler ve toplumlar üzerinde çeşitli stratejiler uygulamaktadırlar. Bu çalışmada çokuluslu şirketlerin soğuk savaş sonrası dönemde devlet, toplum ve kültür üzerindeki stratejik uygulamaları araştırılmıştır. Çalışmada literatür tarama tekniğinden yararlanılarak, çokuluslu şirketlerin kültürel değişim planları, kurumsal sosyal sorumluluk projeleri, sponsorluk ve lobicilik faaliyetleri çokuluslu bir enerji şirketi olan Shell üzerinden ekonomi politik açıdan değerlendirilmiştir.

Ekonomi politikalarıEnerji şirketleriKüreselleşme+4
Abdullah Yakupoğlu
Düzce University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Turkey-Africa relations during the Cold War

This thesis addressing the Turkey-Africa relations during Cold War Period seeks to offer a historical perspective to the reader in order to comprehend Turkey's foreign policy approach towards the continent in the years between 1945 and 1989 and provide a framework to make better sense of current relations between Turkey and Africa. When Turkey's policies towards Africa are examined, it is seen that there have been ups and downs over time. It can be said that the African continent has attracted little interest in Turkish academic circles during the Cold War years, despite Turkey's close linkages to the Africa continent in terms of historical, cultural, and geographical ties. In this regard, this study analyzed the Turkey-Africa relations during the Cold War in light of archival sources. In this direction, official documents from the Presidential Directorate of State Archive were examined and it was observed that Turkey has signed more than 100 agreements with North African countries and also signed 64 agreements with Sub-Saharan African countries in terms of economic, commercial, medical, and military topics. Within this context, interviews were made with Turkish former ambassador to Abuja (Nigeria) Numan Hazar as well as an academician and Turkish ambassador to Dakar (Senegal) Prof. Dr. Ahmet Kavas who has penned important books and articles about specific topics related to the continent. At the end of our evaluations during the thesis, it was concluded that throughout the Cold War, relations between Turkey and Africa have shown a remarkable advancement. Keywords: Archive, Africa, Independence, Turkey, Foreign Policy, Turkish Foreign Policy

AfricaIndependenceCold war+4
Abdüssamet Akan
Ankara Social Science University · Bölge Çalışmaları Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk Amerikan ilişkileri ve Türkiye'de eğitime Amerikan etkisi (1945-1965)

Osmanlı döneminde XIX. yüzyılda ABD ile olan ilişkilerin en önemli başlıklarından birini Osmanlı Devleti sınırları içerisinde faaliyet yürüten misyonerlik teşkilatına bağlı Amerikan eğitim kurumları ve onların yürüttüğü eğitim faaliyetleri oluşturmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulmasından sonra çeşitli sebepler ile İkinci Dünya Savaşının son yıllarına kadar düşük yoğunlukta olan bu alandaki ilişkiler, 1945-1965 yılları arasında çok yönlü ve hızlı bir şekilde gelişmeye başlamıştır. Bu dönemde, Türkiye'de Amerikalı eğitim uzmanları ve akademisyenler vasıtasıyla eğitimin her kademesinde Amerikan etkisini görmek mümkündür. Dünyanın ilk planlı ve sürekli öğrenci değişim programı olarak kabul edilebilecek Fulbright Programı, Amerikan Barış Gönüllüleri Programı, Amerikalı eğitim uzmanları ve Türkiye'de Amerikan tarzı özel statülü üniversitelerin açılması hep bu dönemin içindedir. Bu dönemdeki eğitim ile ilgili tüm başlıkları birlikte ve birbirlerine olan etkileri açısından irdeleyerek değerlendirme amacı bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Türkiye'de 1950'li yıllardan önce yurtdışı eğitim için ağırlıklı olarak Almanya ve Fransa gibi Avrupa ülkelerini tercih edilirken bu dönemden itibaren Türk gençleri için artık öncelikli rota ABD olmuştur. Bu durum, kamu ve özel sektörde çalışma hayatı içinde olup eğitim ve staj için yurt dışına gönderilen kişiler için de geçerlidir. Erken Soğuk Savaş dönemini içine alan bu yıllarda iki ülke arasındaki eğitim ve kültür ilişkileri, ABD'nin dünyanın birçok bölgesinde uyguladığı; amacı ABD hegemonyasını güçlendirmek olan ve içeriğinde Amerikan propagandasını barındıran eğitim ve kültür politikalarına uygun olarak başlayıp gelişmiştir. İki ülke arasındaki eğitim ve kültür alanındaki ilişkinin ABD için önemi, Soğuk Savaş şartlarında antikomünist algı oluşturmanın yanı sıra Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgedeki etkinliğini artırmak için ihtiyaç duyduğu yerel insan kaynağının yetiştirilmesidir. Türkiye ise bu programlara dâhil olarak, bir tarftan ulusal güvenlik ve ekonomik alanlardaki ihtiyaçları için ABD'den destek alırken diğer taraftan da gelişmek ve büyümek için ABD'yi model ülke olarak görmüştür. İki ülke arasındaki eğitim ve kültür alanındaki ilişkiler bu dönemde dış politikanın diğer konularından bağımsız gelişmemiştir. Bu dönemde Türkiye'de, dünyanın birçok bölgesinde olduğu gibi, ABD'nin uygulamaya koyduğu ekonomik ve sosyal programlar neticesinde ekonomik, siyasal, sosyal ve günlük hayatta ciddi bir Amerikan etkisi oluşmaya başlamıştır. Bu etkinin oluşmasında, ABD'nin ekonomik ve askeri yardımlarının yanı sıra o tarihlerde tüm dünyada uygulamaya koyduğu eğitim ve kültür siyaseti belirleyici olmuştur. Bu dönemde, Amerikan değerlerinin Türk halkına benimsetilmesi için günümüzde "Kamu Diplomasisi" kavramı içinde değerlendirilebilecek faaliyetler; Türk-Amerikan Derneği ve Amerikan Barış Gönüllüleri Örgütü gibi teşekkülerin yanı sıra Amerika'nın Sesi gibi birçok yazılı ve görsel yayın kuruluşu üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Metot olarak; çalışmanın bir tarih araştırması olması nedeniyle tarih araştırmalarının klasik yöntemi olan tasnif, tahlil, tenkit, terkip yöntemleri kullanılmış, anlatılan konunun özelliğine göre kronolojik olarak ilerlenmiştir. Asıl amaç, iki ülke eğitim ilişkilerinin Türkiye'ye olan etkisini açıklamak olduğundan dönemin uluslararası ve bölgesel durumu da uluslararası ilişkiler disiplini çerçevesinde ele alınmaya çalışılmıştır.

Amerika Birleşik DevletleriEğitimEğitim politikaları+7
Ömer Ağır
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küba krizi bağlamında Türk dış politikasının seyri

Soğuk Savaş Döneminde iki blok lideri olan ABD ve SSCB'yi ilk kez ciddi manada karşı karşıya getiren Küba Füze Krizi, ABD'nin Türkiye'de yerleştirdiği Jüpiter füzelerinin bir benzerinin SSCB tarafından Küba'ya yerleştirilmesi girişiminin ortaya çıkması ile uluslararası bir bunalım haline dönüştü. Dünyayı nükleer bir savaş tehdidi ile karşı karşıya bırakan bu kriz sırasında ABD ve SSCB tarafından Türkiye'deki Jüpiterler pazarlık konusu yapıldı. Bu kriz ABD'nin Türkiye'deki Jüpiter füzelerini sökmesi, SSCB'nin de Küba'da benzer silahları yerleştirmekten vazgeçmesi üzerine uzlaşılarak sonlandırıldı. Yapılan bu pazarlık 1964 yılında Kıbrıs Bunalımının yaşandığı dönemde ortaya çıktı. Kıbrıs bunalımı sırasında Türkiye'nin milli çıkarlarını yakından ilgilendiren bir davada ABD'nin sergilemiş olduğu tutum Johnson'un mektubu ile ortaya çıktı. Türk dış politikasında Küba Krizi sonucunda Jüpiter füzelerinin kaldırılmasıyla çatırdamaya başlayan Türk-ABD ilişkileri Johnson'un mektubu ile ağır bir darbe aldı. Bu bağlamda İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Batı ekseninde dış politika yürüten Türkiye uluslararası alanda konumunu sorgulamaya başladı. Türk dış politikasının değişmesine sebep olan bu gelişmeler çok yönlülüğe geçişi başlattı.

Cumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihiKriz yönetimi+5
Merve Körpe İşler
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soğuk Savaş dönemi Hollywood sinemasında başkaldırı figürleri

Sinema; ortaya çıktığı günden itibaren fiziki olmayan, yalnızca ideolojik bir algı aracı olarak kullanılmış; ancak fiziki baskılara göre çok daha büyük sonuçlar elde edilmesine olanak sağlamıştır. İki Dünya Savaşı'nda da iktidar sahiplerinin savaş gerekçelerini toplum nezdinde meşrulaştıran önemli bir araç olarak ön plana çıkmıştır. Çalışma kapsamında sinemanın, ideolojiyi yayma ve kitle kontrolü sağlama üzerindeki etkisi; hegemonya ve kültür endüstrisi gibi kavramlar doğrultusunda analiz edilmiş ve bu etkinin dünya sinemasındaki kullanım örnekleri ele alınmıştır. Çalışmayla varılmak istenen nokta ise özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nin, sinemanın bu gücünü Soğuk Savaş döneminde (1947-1957) kullanma yöntemlerinin saptanması ve bu yöntemlere karşı yine Hollywood'da ortaya çıkan başkaldırı temsillerinin sosyal ve siyasal gerekçelerinin belirlenmesidir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda sinemanın, yalnızca egemen güçlerin ideolojik algı yoluyla hegemonya kurmasına hizmet etmediği, aynı zamanda iktidar eleştirisine de imkan veren muhalif bir kitle iletişim aracı olduğu görülmüştür. Çalışmayla; Hollywood'u kendi ideolojisini topluma empoze etmek amacıyla kullanan McCarthy dönemi (1947-1957) faaliyetlerinin, yine Hollywood'un içinden gelen Marlon Brando ve James Dean gibi gençliğin idolleştirdiği başkaldırı figürlerinin ortaya çıkışını engelleyemediği görülmüştür. Bu çerçevede elde edilen çıkarımların, çalışma sonunda örnek olarak seçilen filmlerin sosyolojik ve ideolojik incelemesi neticesinde desteklenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın son bölümünde, bahsi geçen döneme karşı muhalif bir tutum sergilediği düşünülen Laslo Benedek, Elia Kazan ve Nicholas Ray gibi yönetmenlerin Marlon Brando ve James Dean'i döneme karşı birer başkaldırı figürlerine dönüştürdüğü öngörülen ''The Wild One (1953)'', ''On the Waterfront (1954)'' ve ''Rebel Without a Cause (1955)'' filmlerinin sosyolojik ve ideolojik analizlerine yer verilmiştir.

Amerikan sinemasıHollywoodSinema+2
Utku Koçak
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Soğuk savaş süreci ve Türkiye'ye etkileri (1939-1952)

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, dünyada yeni bir denge oluşmuş, ABD ve SSCB süper güç olarak ortaya çıkmıştı. Dünya bu iki güç etrafında bölünerek, ülkelerin, siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel yapılarını etkileyecek, İki Kutuplu bir sistem oluşmuştur. Sovyet yayılması ve Batılı müttefiklerin buna engel olmaya çalışması çerçevesinde geçen Soğuk Savaş, Türkiye'de İkinci Dünya Savaşı'nın başında başlamıştır. Sovyet istekleri, Türkiye'nin İkinci Dünya Savaşı'nda iç ve dış politikasını etkilemiştir. Dünya genelinde Soğuk Savaş'ın başlamasıyla ideolojik olarak komünizm-kapitalizm mücadelesi, siyasi anlamda Sovyet yayılması ve Batı'nın onu çevreleme mücadelesi başlamıştı. Türkiye bu mücadele ile Sovyet baskı ve istekleri karşısında ABD ile müttefik olmuş, antikomünizm, daha genelde anti-sovyetizm ABD etkisine dönüşmüştür. Türkiye'nin dış politikası ile siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel yapısı bu duruma göre şekillenmiştir.

Dünya Savaşı IISoğuk savaşTürk dış politikası+2
Ahmet Çelik
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soğuk savaş sonrası dönemde küresel güç mücadelelerinde Afrika

Afrika kıtası, Soğuk Savaşın sona ermesiyle dünya siyasetinde önem kazanmaya başlamıştır. Kıtanın sahip olduğu yeraltı kaynakları, enerji ihtiyacı dolayısıyla birçok ülkenin gündeminde ön sıraları işgal etmiştir. Küresel anlamda iddiası olan hemen her devlet, kıtayı doğal zenginlikleri bakımından alternatif olarak değerlendirmektedir.Bu amaçla Amerika Birleşik Devletleri, Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu başta olmak üzere küresel güç mücadelelerinde Afrika'nın potansiyel kaynaklarını kullanma çabasına giren aktörler birbirleriyle Soğuk Savaşta ve günümüze uzanan süreçte sürekli bir rekabet içinde olmuşlardır. Afrika'nın küresel konumu ve arz ettiği önem de bu rekabet temelinde iniş ve çıkış göstermiştir.Günümüzde kıtaya yönelik politikalar söz konusu aktörlerin ihtiyaçları ve dönemsel tercihlerine göre şekillenmektedir. Dolayısıyla yakın gelecekte Ortadoğu ve Avrasya coğrafyası üzerinde yürütülen rekabetin alacağı seyir, adı geçen devletlerin Afrika'yla kurdukları ilişkilerin verimliliği ile paralellik gösterecektir. Afrika, Soğuk Savaştan sonra var olan çok kutuplu dünyada güç ilişkilerinin dengesinin belirlenmesinde başlıca rol üstlenecektir.

AfrikaAmerika Birleşik DevletleriGüç dengesi+7
Ahmet Said Altın
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk – Amerikan ilişkilerinde Kıbrıs meselesi (1945-1980)

İlk başlarda Levant olarak adlandırılan Doğu Akdeniz'de ticari faaliyetler olarak başlayan Türk-Amerikan ilişkileri, sonraki yıllarda özellikle de soğuk savaş döneminde müttefiklik olarak adlandırılabilecek seviyeye gelmiştir. Ancak bu gitgide karmaşık hale gelen ilişki, zaman zaman kopma noktasına gelen sarsıntılar geçirmiştir. Türk – Amerikan İlişkilerinin hayat seyrinde bazı önemli dönüm noktaları ve hayati konular vardır. Doğu Akdeniz'de kapladığı küçük alana rağmen, Kıbrıs'ta yaşanan karmaşık ve uzun anlaşmazlılar, kolay çözülmesi beklenen bir sürecin dışına çıkarak, sarsıntılara sebebiyet veren konulardan birisi haline gelmiştir. Bu anlamda 1945-1980 arasında ikili ilişkiler zaman zaman bölgedeki çıkarlar adına, müttefiklik üzerine kurulurken, zaman zaman da kriz diplomasisine dönüşmüştür. Özellikle Kıbrıs meselesi iki ülkenin ilişkilerini sürekli yeniden değerlendirmesine yol açmakla birlikte ABD'nin genel siyasetinin daha çok NATO ittifakının devamı ve çıkarları etrafında şekillendiği ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Türk – Amerikan İlişkileri, Soğuk Savaş, Kıbrıs, NATO, KKTC

Amerika Birleşik DevletleriKuzey Kıbrıs Türk CumhuriyetiKıbrıs+7
Zülfükar Aytaç Kişman
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soğuk Savaş Döneminin Avrupa'daki terör faaliyetlerine etkisi: Almanya, İtalya, Yunanistan

Terörizmin konusunda uluslararası alanda genel kabul görmüş bir tanımın olmamasının pratikteki anlamı, terörizmin, bir güç mücadelesi olarak kabul edilen uluslararası ilişkilerde, uluslararası alanda kıt olan kaynaklar üzerinde söz sahibi olarak ihtiyaçların karşılanması, rakip olarak görülen aktörlerin siyasi, askeri, toplumsal ve ekonomik güçlerinin zayıflatılarak, uluslararası alanda öne çıkmalarının engellenmesi, oluşacak boşluktan faydalanarak, dış politika hedeflerinin gerçekleşmesinde mesafe almak ve uluslararası toplumda öne çıkmak, statükoyu korumak, terör eylemleri üzerinden silah satarak ekonominin işletilmesini sağlamak, yeni silah ve teknolojilerin denenmesi ve terörle mücadele adına, Afganistan ve Irak gibi, belli bir bölgeye yerleşilmesi gibi amaçlar çerçevesinde bir dış politika aracı olarak kullanıldığına işaret etmektedir.Bu bağlamda iki kutuplu dünya sisteminde ve sonrasında Avrupa uluslararası güvenliği tehdit eden Marksist-Leninist terör örgütlerinin, Doğu bloğunun yanı sıra Batı bloğu tarafından da kullanıldığı yönünde ciddi ihtimaller bulunmaktadır. Soğuk Savaş döneminde ABD ve SSCB, özellikle Avrupa'daki çıkarlarını koruyabilmek, sürdürebilmek ve geliştirebilmek için, bu tarzdaki örgütlerden fayda sağlamaya çalışmışlardır. Böylece Avrupa ülkeleri, günümüze kadar etki eden bir terör macerası içinde olmuştur. Bu durum tabiatiyle Avrupa Birliği'nin terörle mücadele boyutuna da yansımıştır.

AlmanyaAvrupaSoğuk savaş+6
Polat Kızıldağ
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güncel uluslararası politikada Karadeniz'in yeri

Soğuk Savaş süresince iki kutuplu uluslararası sistemin sınır alanlarından birini oluşturan Karadeniz, küresel ve bölgesel aktörlerin politikalarında sahip olduğu jeopolitik ve jeoekonomik potansiyelin çok gerisinde bir öneme sahip olmuştur. Soğuk Savaşın sona ermesi, bölge açısından uluslararası arenada yaklaşık 45 yıl süren göz ardı edilme döneminin sona ermesi ve bölgenin tarihin çeşitli dönemlerinde olduğu gibi yeniden önemli bir kültür ve ticaret merkezi olarak sahneye çıkması açısından dönüm noktası olmuştur.Soğuk Savaşın ardından başlayan yeni dönemde demir perdenin ortadan kalkmasına paralel olarak bölgede kendi çıkarları doğrultusunda politika izleme özgürlüğüne kavuşan birçok bağımsız aktör ortaya çıkmıştır. Yeni dönemde bölge ülkelerinin birbirleri ve uluslararası kurumlarla ekonomik, politik, askeri, kültürel v.b. ilişkilerin yoğunlaştığı gözlenmektedir.Karadeniz yeni dönemde sahip olduğu jeostratejik önem paralelinde uluslararası kamuoyunun önemli gündem maddelerinden biri haline gelirken, küresel ve bölgesel aktörlerin mücadele zemini olmuştur. Önümüzdeki dönemde bölgenin geleceği, kendi doğal dinamiklerinin yanı sıra, bölgesel ve küresel aktörler arasındaki mücadelenin parametrelerine bağlı olarak şekillenecektir. Vurgulanması gereken unsur, Karadeniz'de bir ?güç boşluğu? değil ?güçler dengesi? sisteminin var olduğudur. Karadeniz'deki bölgesel ve bölge dışı güçlerin asırlar boyu süren rekabeti neticesinde ortaya çıkan bu denge, yazılı ifadesini Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile bulmuştur. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türk Boğazları ile Karadeniz'in hukuki statüsünü belirleyen bir uluslararası antlaşma olmanın ötesinde Karadeniz'deki güçler dengesinin sembolüdür.Önümüzdeki dönemde bölgede çıkarları bulunan aktörlerden birinin Karadeniz'deki güçler dengesini kendi lehine değiştirmeye yönelik bir girişimde bulunmasının, güçler dengesi prensibi çerçevesinde hegemonik bir gücün oluşmasını engellemek üzere diğer aktörlerin de devreye girmesine yol açacağı ve bölgede sancılı bir süreç yaşanmasına neden olacağı düşünülmektedir.

Güç dengesiKaradenizSoğuk savaş+2
Burcu Çörten
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
DoktoraAçık ErişimTR

Soğuk Savaş döneminde Türkiye-Sovyetler Birliği ilişkisi (1945-1965) ve Türk dış politikası, cilt 1

Rusya (Sovyetler Birliği), gerek Türkiye gerekse dünya politikası açı sından çok önemli bir konuma sahiptir. Rusya'nın bu konumu, çarlık ve ko münizm dönemlerinde olduğu gibi, günümüzde de devam etmektedir. Sov yetler Birliği, özellikle Soğuk Savaş döneminde, hem dünya politikasının hem de Türk dış politikasının oluşumunda belirleyici bir rol oynamıştır. Soğuk Sa vaş döneminde Türk-Sovyet ilişkilerinin incelenmesi, aynı zamanda bu dö nemde Türk-Amerikan ilişkilerinin, hatta Türkiye'nin genel olarak Batı ile iliş kilerinin de incelenmesi anlamına gelmektedir. 1945-1965 döneminde Türk-Sovyet ilişkileri, gerek Soğuk Savaş dö neminin uluslararası politikası, gerekse Türk ve Sovyet dış politikaları bağla mında derinlemesine incelenerek, Türk ve Sovyet (Rus) zihniyetlerinin bu ülkelerin dış politikalarının oluşumuna etkisi ve dış politikayı ne ölçüde yön lendirdikleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca, iki ülke arasında suni ola rak oluşturulan gerginlik döneminin, Soğuk Savaş döneminden ne kadar et kilendiği ve Soğuk Savaş dönemini ne kadar etkilediği üzerinde de durul muştur. (Post-revizyonist yaklaşım) Soğuk Savaş dönemindeki Türk-Sovyet ilişkileri bilinmeden, Türk dış politikasının en gergin olduğu dönemde, yani Soğuk Savaş döneminde Tür kiye'nin kendi bekasını korumak için geliştirdiği politikaların ve reflekslerin yorumlanması mümkün değildir. Türk dış politikasının genel gidişatının, ulaşmak istediği hedeflerin ve bölgesel güç olabilmesinin ip uçlarına Soğuk Savaş döneminde yoğun olarak rastlanmaktadır. Türkiye bu dönemde, sağ ve sol aydınların haklı olarak eleştirdikleri gibi, Amerika ve NATO'nun fazla etkisi altında kalarak "denge politikasından uzaklaşmış, Amerika'ya tek yanlı tam bağımlı hale gelmiş ve zaman zaman yumuşamaya (detant) bile karşı çıkarak, Soğuk Savaş taraftarı bir dış politika izlemiştir. Ayrıca Soğuk Savaş dönemi, iki süper güç ile aynı anda gizli bir denge politikası izleyen Türkiye'ye, bölgesel güç olmanın dışında izleyeceği politikaların, Türk dış politikasının genel çizgisini bozacağını açıkça göster miştir.530 Cumhuriyet döneminde Türk dış politikasını oluşturanların geliştirdiği önemli bir varsayım da, "Gerginlik dönemlerinde Türkiye'nin öneminin arttığı, yumuşama dönemlerinde ise azaldığı" düşüncesidir. Bu varsayım yanlış ol mamakla birlikte, söz konusu varsayımın ön plana çıkması, Türkiye'yi, ger ginlik dönemlerinin uzun sürmesi için gayret göstermeye, hatta suni gerginlik dönemleri yaratmaya itmiştir. Oysa gerginlik dönemleri, Türkiye'nin özellikle Amerika'ya tek yanlı tam bağımlılığının daha da arttığı ve dış baskı nedeniyle ulusal çıkarlarını zorunlu olarak ikinci plana ittiği dönemler olmuştur. Amerika'nın savunma stratejisindeki değişiklik, 1960'lı yıllarda Türk dış politikasını derinden etkilemiştir. Türk-Amerikan ilişkilerini olumsuz yönde etkileyen, hatta iki ülke arasında Türkiye açısından güven bunalımına yol açan bir çok olayın (Küba krizi ve Kıbrıs sorunu gibi) temelinde bu stratejik değişiklikler vardır. 1954 yılından itibaren, Soğuk Savaş'ın eski hızını kay betmesi üzerine Amerika nezdinde stratejik önemini kaybeden Türkiye, Sov yetler Birliği'nin 1957 Ekiminde Sputnik'i uzaya fırlatması ve kıtalararası ba listik füzeler konusunda ilerleme sağlamasıyla tekrar önem kazanmıştır. An cak, Amerika'nın denizaltılardan atılabilen kıtalararası Polaris füzelerini geliş tirmesi ve Kitlevi Mukabele doktrini (Massive Retaliation) yerine Esnek Mu kabele doktrinini (Flexible Response) kabul etmesiyle, Türkiye'nin Amerika nezdindeki stratejik önemi tekrar azalmıştır. Esnek Mukabele doktrininin uygulanması sonrasında, Türkiye'nin Amerika nezdindeki stratejik öneminin azalması, Küba krizinde yansımasını bulmuş ve Kıbrıs sorunu ile artarak devam etmiştir. Bu durum, Türkiye'yi, Amerika'dan bağımsız politikalar izleyerek, Amerika nezdinde tekrar önem kazanma gayretine sürüklemiştir. Türkiye'nin, Sovyetler Birliği ve Avrupa ile yakınlaşmasını bu çerçevede yorumlamak lazımdır. 1960'iı yılların ortasından itibaren, Türkiye'nin Küba krizi sırasında gı yabında pazarlık konusu yapılması, Johnson mektubu (5 Haziran 1964) ve hemen akabinde Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin'in Sovyetler Birliği'ni ziyareti (30 Ekim-6 Kasım 1964) sonrasında, Türk dış politikası önemli bir değişim sürecine girmiştir. Türk dış politikası, Amerika önderliğindeki Batı ile yakın ilişkiler kuran "tek odaklı bir politika" olmaktan çıkarak, "çok yönlü bir531 politika" olma yoluna girmiştir. Sovyetler Birliği ile ilişkilerin normalleşmesi yönünde atılan adımlar, Balkan ve Orta Doğu ülkeleriyle düzeltilen ve gelişti rilen ilişkiler, Türk dış politikasına çok yönlü bir nitelik kazandırmıştır. Bu dönemde Türkiye'nin, Sovyetler Birliği ile ilişkilerini düzeltmek is temesinin ötesinde bölgesel güç olmanın yollarını aradığı, bunun da, kom şuları ve bölge ülkeleriyle dostane ilişkiler kurmaktan geçtiğinin farkına var dığı anlaşılmaktadır. Türkiye, Soğuk Savaş dönemi gibi tek yanlı tam bağım lılığın en üst seviyede olduğu dönemlerde dahi, tarihi misyonunun da zorla masıyla bölgesel güç olmanın yollarını aramış ve dış politikasını da buna göre düzenlemiştir. Türkiye'nin yükselen ulusal burjuvazisi, kendi ulusal çıkarlarını Ame rika'nın global çıkarlarına tercih ederek, Türk dış politikasının çok yönlülüğe geçişini desteklemiş ve hızlandırmıştır. Bu bağlamda Türkiye, tarihi misyonu ve ulusal çıkarları ile global dünya arasında bir denge kurabilirse, jeopolitik öneminin ötesinde stratejik önemini de sürekli hale getirebilecektir. Böylece, hem bölgesel güç olacak hem de bölgesinde liberal ekonomi ve demokrasi nin örnek ülkesi haline gelerek, konjonktürel değişimlerden asgari düzeyde etkilenecek ve sadece jeopolitik önemini ileri sürerek dış yardım bulma tela şına düşmeyecektir. Türkiye'nin bölgesel güç olma isteğinin ve tarihi geçmişinin bu mis yonu Türkiye'ye bir anlamda zorunluluk olarak yüklemesi, ayrıca varlığını ve bekasını devam ettirebilmesi ve stratejik önemini konjonktürel olmaktan çıka rarak devamlı hale getirebilmesi gibi nedenler, Türkiye'yi çok yönlü dış poli tika izlemeye yöneltmiştir. Gelişen ulusal burjuvazinin Türk dış politikasında değişim talebinin ve Türkiye'nin Amerika'ya tek yanlı tam bağımlılık politika sının, Türkiye'nin dış politika taleplerini karşılayamaz hale gelmelerinin öte sinde, Türkiye'nin tarihi birikimi ve misyonu Türkiye'yi bölgesel güç olmaya zorlamaktadır. Soğuk Savaş döneminde Türk-Sovyet ve Türk-Amerikan iliş kilerinin izlediği seyri de bu durumun en somut göstergesidir.

Amerika Birleşik DevletleriKübaKıbrıs sorunu+6
Mehmed Ali Gemuhluoğlu
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2003
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı'nın Soğuk Savaş'ın sona ermesindeki rolü

Bu tez çalışmasında, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı'nın (AGİK) Soğuk Savaş'ın barışçıl bir şekilde sona ermesindeki rolü araştırılmıştır. Çalışma kapsamında yapılan literatür taraması sonucunda, Birinci ve Üçüncü Sepetler bakımından AGİK'in Soğuk Savaş'ın sona ermesinde insan hakları, siyasi ve askeri alanlarda yaptığı etkiler incelenmiştir. Yapılan incelemelerin sonucunda, 1975 Helsinki Nihai Senedi'nin 1989 Doğu Avrupa Devrimlerine yol açan sivil toplum hareketlerine etkileşim kattığı, Güven ve Güvenlik Arttırıcı Tedbirlere (CSBM) dair 1990 Viyana Belgesi'nin askeri şeffaflık sağladığı ve 1990 Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması'nın (AKKA) Avrupa'da silahların kontrolü ve silahsızlanmanın çerçevesini sağladığı tespitlerine varılmıştır.

AGİKHelsinki AnlaşmasıSoğuk Savaş sonrası+3
Onay Özçayan
İstanbul Beykent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Demokrat Parti Dönemi'nde Türkiye'yi ziyaret eden devlet başkanları ve bu ziyaretlerin Türk basınına yansımaları

II. Dünya Savaşı'nda Almanya'ya karşı aynı safta yer alan Amerika ve Rusya, savaştan sonra ideolojik bir çekişmenin başını çekmişler ve Dünya'yı kutuplaşmaya itmişlerdir. Türkiye, "Soğuk Savaş" olarak bilinen süreçte, jeopolitik konumundan ve ekonomik nedenlerden dolayı Batı yanlısı bir diplomasi anlayışı sergilemiştir. Türkiye bu kutuplaşmada, ulusal güvenliği için Batı Bloğu'nu arkasına almayı hedeflemiş ve Sovyet tehlikesine karşı önemli kazanımlar elde etmeye çalışmıştır. Batı yanlısı politika, Demokrat Parti Dönemi'nde de devam etmiştir. 1950-1960 yılları arasında Türkiye'ye, Doğu ülkelerinden gelen devlet başkanları çoğunlukta olmasına rağmen; Türkiye, dış politikada daha çok Batı yanlısı ve özellikle ABD ile ilişkilere ağırlık vermiştir. Bu çalışmada, Demokrat Parti Dönemi'nde Türkiye'yi ziyaret eden yabancı devlet başkanlarının kimler olduğu, devlet başkanları ile hangi siyasi mevzuların görüşüldüğü ve bu ziyaretlerin Türkiye'nin uluslararası alandaki ilişkilerine etkileri araştırılmıştır. Celal Bayar'ın Cumhurbaşkanlığı görevi boyunca Türkiye'ye, 12 farklı ülkeden devlet başkanı düzeyinde toplam 17 ziyaret gerçekleştirilmiştir. Batı ülkelerinden, sırasıyla Yunanistan, Yugoslavya, Almanya ve ABD; Doğu ülkelerinden ise Ürdün, Pakistan, Lübnan, Irak, İran, Libya, Endonezya ve Afganistan devlet başkanları, Türkiye'ye resmi ziyarette bulunmuşlardır. Tez çalışmasında çeşitli kaynaklardan istifade edilmiştir. Çalışmamızın temelini oluşturan Demokrat Parti iktidarında Türkiye'yi ziyaret eden devlet başkanları ile yapılan görüşmeler, ele alınan meseleler ve bunların Türkiye'nin dış politikasına etkisi ile alakalı olarak, söz konusu döneme şahitlik eden ve o dönemin hafızasını günümüze aktaran yazılı basından önemli ölçüde yararlanılmıştır. Demokrat parti Dönemi'nde Türkiye'yi ziyaret eden devlet başkanlarının ziyaretleri öncesinde yapılmış olan hazırlıklar ve devlet başkanlarının yapmış olduğu konuşmalarla ilgili olarak Cumhurbaşkanlığı arşivlerinde yer alan söz konusu döneme ait kayıtlar incelenmiştir. Bunun yanı sıra Başbakanlık Cumhuriyet Arşivleri'nde de araştırma yapılmış ve burada bulunan elçilik yazışmaları ve dış politika makalelerdeki bilgiler ışığında söz konusu dönemin diplomatik ilişkilerine yönelik tahliller yapılmıştır. Anahtar Sözcükler: Celal Bayar, Demokrat Parti, Devlet Başkanları, Soğuk Savaş, Sovyet Tehlikesi, Batı Bloğu, Jeopolitik.

BasınDemokrat PartiDevlet başkanı+6
İsmail Ayhan
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00

İlgili konular