Colitis-ulcerative
58 theses under this subject heading
İnflamatuvar bağırsak hastalığı olan çocukların klinik, laboratuvar bulgularının değerlendirilmesi ve histopatolojik bulgularının incelenmesi
İnflamatuvar bağırsak hastalıkları (İBH), gastrointestinal sistemin multifaktöriyel kronik idiyopatik inflamasyonu ile tanımlanan bir grup hastalıktır. Crohn hastalığı (CH), ülseratif kolit (ÜK) ve sınıflandırılamayan kolit (SK) olarak üçe ayrılmaktadır. Pediatrik İBH tanısı almış hastaların klinik, laboratuvar ve endokolonoskopik verilerini değerlendirmeyi amaçladık. Tanı anındaki histopatolojik örneklerde CD30+ boyanan T yardımcı lenfositlerinin ÜK, CH ve SK ayırımındaki rolünü inceledik. Güçlü inflamasyon gösteren bölgeler CD30 boyaması için seçilmiştir. Ayrıca, 33 İBH hastasının rektum biyopsi örnekleri de CD30 boyaması için değerlendirilmiştir. Çalışma, tanı anında terminal ileum biyopsisi yapılan 110 İBH hastasından 88'ini içermiştir. Bu hastalardan 50'sine (%56,8) ÜK, 30'una (%34,1) CH ve 8'ine (%9,1) SK tanısı konulmuştur. İBH grupları arasında cinsiyet veya büyüme geriliği açısından anlamlı farklar bulunmamıştır. Histopatolojik örneklerde CD30 ile pozitif boyanan lenfositlerin ortalama sayıları mide için 3,9 (0-20), terminal ileum için 4,78 (0-28) ve kolon için 11,43 (0-80) olarak saptanmıştır. CH hastalarının terminal ileumda CD30(+) lenfosit sayıları, ÜK hastalarına kıyasla anlamlı derecede yüksektir (7,53'e karşı 3,14, p=0,007). Elli altı hasta ileal inflamasyona sahipti ve ileiti olan ve olmayan hastalar arasında CD30 sayıları farklılık göstermemiştir. İBH grupları arasında mide ve kolon örneklerinde CD30 sayıları anlamlı farklılık göstermemiştir. Rektumda CD30(+) lenfosit sayıları, CH olan hastalarda, ÜK olanlara kıyasla anlamlı derecede düşüktür (8,1'e karşı 14,4, p=0,047). İleum ve rektumda CD30(+) hücreler, CH ve ÜK arasında ayrım yapmada kullanışlı olabilir. CD30 sayıları, ileal inflamasyon etkilemeyerek, ÜK'yi ileal inflamasyonu olan CH'den ayırmada kullanışlı olabilir. Anahtar Kelimeler: İnflamatuvar bağırsak hastalıkları, Ülseratif kolit, Crohn hastalığı, CD30
2011-2021 arasında ülseratif kolit tanısı konulan hastalarda tanı anındaki tutulum yeri, premalign lezyonlar ve mayo skorunun retrospektif olarak değerlendirilmesi
Ülseratif kolit kolonda kesintisiz mukoza tutulumu yapan, aktivasyon ve remisyonlarla seyreden kronik inflamatuar bir bağırsak hastalığıdır. Hastalarda en sık görülen şikayetler karın ağrısı, ishal ve rektal kanamadır. Gastrointestinal semptomların yanında tüm vücudu tutabilen çeşitli ekstraintestinal bulgular sıklıkla görülebilir. Hastalığın şiddeti ve süresi ile kolorektal kanser insidansında artış görülmektedir. Takip ve tedavide hem medikal hem cerrahinin yeri vardır. Çalışmamızın amacı hastaların epidemiyolojik olarak incelenmesi, premalign lezyonlarının ve kolorektal kanser insidansının tespit edilmesi ve bu veriler arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Ayrıca klinik araştırmalarda kullanılmak üzere, hastanın genel durumu ve prognozunu değerlendirmek için geliştirilen Mayo skorlama sisteminin kullanılarak hastaların Mayo skorunun hesaplanması ve bu ölçeğin diğer veriler ile ilişkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 1 Ocak 2011 ile 31 aralık 2021 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji bölümüne başvuran ve ülseratif kolit tanısı konulan 535 kişinin verileri toplandı. Ancak veri yetersizliği nedeniyle 375 hasta çalışmaya dahil edilemedi. Çalışmanın kriterlerine uyan ve yeterli verisi bulunan 160 hasta cinsiyet, tanı yaşı, ekstraintestinal bulgular, polip ve poliplerin patolojik alt tipleri, kolektomi, mayo skoru ve kolorektal karsinom gelişimi açısından retrospektif olarak incelendi. Çalışmamızda 3 farklı kıtadan yapılan yayınlar ile verilerimizi kıyasladık. Epidemiyolojik olarak erkek hasta oranı daha fazla olmasına rağmen hastaların medyan tanı yaşı avrupa verileri ile korele bulundu. Yaptığımız analizlerde ekstra intestinal bulgu insidansının diğer ülkeler ile benzer olduğunu tespit ettik. Çalışmamızdaki hastaların mayo skoru diğer çalışmalara göre daha yüksek tespit edilirken, kolorektal kanser ve kolektomi oranlarının mayo skorundaki artış ile arasındaki anlamlı ilişki literatür ile uyumlu bulundu.
Ülseratif kolit ve crohn hastalarında strain ekokardiyografi ile sol ventrikül kontraktil fonksiyonlarının değerlendirilmesi ve hastalık aktivasyonuyla ilişkisinin araştırılması
Amaç: İnflamatuar barsak hastalıkları (İBH), remisyon ve relaps dönemleri ile karakterize yaşam boyu süren kronik immün aracılı bir hastalıktır. İBH'nin kardiyak tutulumu nadiren görülebilir. Bu çalışmanın amacı; İBH hastalarında inflamasyonla ilişkili kardiyak risklerin erken dönemde ön görülebilmesini tespit etmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya prospektif olarak Ağustos 2021- Şubat 2022 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji polikliniğine başvuran, endoskopik, klinik ve histopatolojik olarak Ülseratif Kolit ve Crohn Hastalığı tanısı almış, aktif hastalığı bulunan hastalar dahil edildi. Aktif hastalığı bulunan hastalara tedavi öncesi Longitudinal Strain Ekokardiyografi yapıldı. Tedavi sonrası klinik aktivasyon indekslerine göre remisyon sağlanan hastalara kontrol Longitudinal Strain Ekokardiyografi tekrarlanarak her iki ölçümdeki GLSAvg verileri istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Tüm hastaları içeren karşılaştırma grubunda aktif dönem ve remisyon dönemi longitudinal strain ölçümleri arasında anlamlı korelasyon saptanmadı (p=0,196). Ülseratif Kolit grubunda yapılan değerlendirmede aktif dönem ve remisyon dönemi longitudinal strain ölçümleri arasında anlamlı korelasyon bulunmadı (p=0,906). Crohn Hastalığı grubunda yapılan değerlendirmede de ölçümler arasında anlamlı fark oluşmadı (p=0,067). Klinik aktivasyon skorları ve strain ölçümleri arasında yapılan analizde Mayo skoru, CDAI ve Harvey-Bradshaw indekslerine göre anlamlı korelasyon görülmedi. Ayrıca aktif dönem strain ölçümlerinde erkekler ve kadınlar arasında anlamlı fark saptanmazken (p=0,077), kadınlarda remisyon ölçümleri erkeklere göre anlamlı düşük bulunmuştur (P=0,006). Sonuç: İBH hastalarının kardiyak fonksiyonlarında etkilenme olsa bile, hastalık aktivite durumu ile kardiyak kontraktil fonksiyonlar arasında bir ilişki olmadığını düşündürmüştür. Çalışma sonucuna göre kadınlarda remisyonda ölçülen strain değerlerinde erkeklere göre anlamlı düşüş görülmesi, remisyon sağlanan İBH tanılı kadınlarda miyokard doku deformasyonunda düzelme eğilimi olduğunu düşündürmüştür. Elde edilen bulgulara göre sigara kullanan İBH hastalarında kardiyak risklerin arttığı saptanmıştır. Anahtar kelimeler: İnflamatuar Barsak Hastalıkları, Ülseratif kolit, Crohn hastalığı, Strain Ekokardiyografi
Ülseratif kolit hastalarında mesalazin ile tedaviden önce ve sonra inflamasyonla ilişkili mikroRNA düzeylerinin analizi
Ülseratif kolit (ÜK), kolonu rektumdan proksimale doğru sağlam kısım bırakmadan tutan, yüzeyel mukozal tutulum gösteren, remisyon ve alevlenmelerle seyreden, sindirim sistemi dışındaki sistemleri de tutan, etyolojisi tam olarak bilinmeyen kronik inflamatuar bir bağırsak hastalığıdır. MikroRNA (miRNA) molekülleri küçük kodlamayan RNA molekülleri olup; hücrelerin farklılaşması, proliferasyonu, metabolizması ve apoptozis gibi normal biyolojik işlevleri düzenlemektedir. MikroRNA ekspresyon düzeyindeki değişikliklerin kanser, viral hastalıklar, kardiyovasküler hastalıklar ve metabolik inflamasyonla ilişkili birçok hastalığın etyopatogenezinde önemli rol oynadıkları belirlenmiştir. Bu çalışmada, inflamasyonla ilişkili miR-744-3p, miR-320a ve miR-17-5p ekspresyon seviyelerinin ÜK hastalığında potansiyel biyobelirteç olarak kullanılıp kullanılamayacaklarını ve mesalazin tedavisine verilen yanıtla olan ilişkilerini değerlendirmek amaçlandı. Bu amaçla, çalışmaya yeni ÜK hastalığı tanısı almış 20 hasta ve yaş/cinsiyet uyumlu 20 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Hasta grubunda mesalazin ile tedavi öncesi ve tedaviden 3 ay sonra, sağlıklı kontrol grubunda ise başvuru anında periferik kan örnekleri alındı. MikroRNA ekspresyon seviyeleri kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (qRT-PCR) yöntemi ile analiz edildi ve sonuçlar gruplar arasında istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgulara göre, hasta grubunun mesalazin ile tedavi öncesi ve tedavi sonrasındaki miRNA744-3p, miRNA-320a ve miRNA17-5p gen ekspresyon seviyeleri kontrol grubuyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Ayrıca, hasta grubunun tedavi öncesi ile tedavi sonrası miRNA ekspresyon seviyeleri arasında da istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak çalışmamızın bulguları, inflamasyonla ilişkili miRNA744-3p, miRNA-320a ve miRNA17-5p' nın ÜK hastalığı için spesifik biyobelirteçler olmadığını, mesalazin ile tedavi öncesi ve sonrası bu miRNA seviyelerinde farklılık bulunmadığını, dolayısıyla bu miRNA'ların mesalazin tedavi yanıtı ile ilişkili olmadığını göstermektedir. Sonuçlarımızın doğrulanması için daha büyük hasta gruplarında çalışmalara gereksinim bulunmaktadır.
Ülseratif kolit hastalarında oksidatif stres ve enflamatuar yanıtın psikiyatrik komorbidite ve bilişsel işlevler ile ilişkisi
Giriş ve Amaç: Ülseratif kolit; kolonu tutan, kronik enflamatuar bir hastalıktır. Araştırmanın amacı; ülseratif kolit hastalarında oksidatif stresi ve enflamatuar yanıtı ölçmek, eşlik edebilecek olan depresyon ile anksiyeteyi ve bilişsel bozulmaları saptamak ve bu hastalıktaki oksidatif stres ve enflamatuar yanıtın, psikiyatrik komorbidite ve bilişsel işlevler üzerindeki olası etkilerini anlamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, ülseratif kolit tanılı; 18-65 yaş aralığında olan toplam 38 hasta dahil edilmiştir. Kontrol grubu ise toplam 38 sağlıklı gönüllü bireyden oluşturulmuştur. Katılımcılara Beck Depresyon Envanteri ve Beck Anksiyete Envanteri ölçekleri ile nöropsikolojik testler uygulanmıştır. Katılımcılardan biyokimya tüplerine kan örnekleri alınarak IL-6, TNF-α, Total Oksidatif Stres (TOS) ve Total Antioksidan Kapasite (TAK) değerleri ölçülmüştür. Bulgular: Wisconsin Kart Eşleştirme Testi skorlarında gruplar arasında anlamlı bir farklılık; IL-6, TNF-α, TAK ve TOS değerleri ile Wisconsin Kart Eşleştirme testi skorları arasında ve Beck Anksiyete Ölçeği skorları ile Wisconsin Kart Eşleştirme Testi skorları arasında anlamlı bir korelasyon saptanmıştır. Sonuç: Araştırmamızın bulguları; ülseratif kolit hastalarında bilişsel işlevlerin sağlıklı popülasyona göre anlamlı olarak bozulmuş olduğunu ve yürütücü işlevlerdeki bu bozulmaların, enflamatuar yanıt ve oksidatif stres düzeyleri ile korelasyon gösterdiğini ortaya koymuştur. Bu bulgular, ileri çalışmalarla tekrarlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Ülseratif kolit, IL-6, TNF-α, TAK, TOS, OSİ, depresyon, anksiyete, bilişsel işlevler.
İnflamatuar barsak hastalığında kemik mineral yoğunluğu
Amaç: İnflamatuar barsak hastalığı (İBH), gastrointestinal kanalın çeşitli bölge ve katmanlarını tutabilen, remisyon ve alevlenmelerle seyreden, kronik bir inflamasyon sonucu gelişen bir GİS hastalığıdır. Ülseratif kolit (ÜK), Crohn hastalığı (CH) ve her ikisinden ayırt edilemeyen indetermine kolit (İK) bu grupta yer alır. İnflamatuar barsak hastalıklarının etiyolojisinden genetik, çevresel koşullar ve konak immün cevabı gibi faktörler sorumludur. İBH klinik, endoskopik ve histolojik özellikleri ile teşhis edilirlerİnflamatuar barsak hastalığı olan hastalarda kemik yoğunluğu prevalansı normal olgularla karşılaştırıldığında daha düşük (% 32-77) bulunmuştur. İBH olan hastalardaki kemik yoğunluğunda saptanan bu azalmanın hastalığın doğal seyrine bağlı olduğu düşünülmekle birlikte, uzun süreli ve yüksek doz KS kullanımının da bu olayda rol oynayabileceği yönünde görüşler vardırGereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi (ÇÜTF) İç Hastalıkları Anabilim Dalı Dahiliye gastroenteroloji bölümünde 2008-2009 tarihleri arasında takip edilen 21 Crohn hastası, 50 Ülseratif kolitli ve 30 sağlıklı kontrol olmak üzere 101 kişi alındı. Hastalara femur ve vertebra DEXA ölçümleri 1 kez yapıldı. Genç erişkine göre; T skor değeri 1 standart sapmaya (SD) kadar olanlar normal (+1 ile -1 arasında), T skor değeri -1 SD den küçük ise osteopeni (-1 ile -2,5 arasında), T skor değeri -2,5 SD den küçük ise osteoporoz göstergesi olarak kabul edildiBulgular: Kontrol grubuyla crohn ve ülseratif kolit arasında cinsiyet, yaş, VKİ yönünden anlamlı farklılık yoktu (p>0,05). Çalışmaya katılan 21 crohn hastasından 4'ünde, 50 ülseratif kolit hastasının 12'sinde aktif hastalık mevcuttu. Hastalık aktivitesi ile KMY düşüklüğü arasında ilişki saptanamadı (p>0,05) Çalışmaya katılan 21 Crohn hastasının KMY 5'inde normal (% 23,8), 10'nunda osteopenik (% 47,6), 6'sında osteoporotik (% 28,6) olup, Crohnlu hastalarda kontrol grubuna göre KMY düşüklüğü anlamlı idi (p=0,002). Çalışmaya katılan 50 ülseratif kolit'li hastanın 23'ü normal (% 46), 20'si osteopenik (% 40), 7'si osteoporotik (% 14) idi. Kontrol grubuna göre KMY düşüklüğü sınırda anlamlı idi (p=0,058). Çalışmaya katılan crohn hastalarının 4 tanesi 5 gr ve üzeri steroid kullanmıştı. Ülseratif kolitlilerin 5 tanesi 5 gr ve üzeri steroid kullanmıştı. 5 gr üzeri steroid kullananlarda KMY düşüklüğü saptandı ama steroid kullanan hasta sayısı az olduğundan istatistiksel anlamlılık derecesine ulaşmadı (p>0,05).Sonuç: İBH'lı hastalarda kontrollere göre anlamlı KMY düşüklüğü saptandı. Bu düşüklük özellikle crohn hastalarında belirgindi. 5 gr ve üzeri steroid kullananlarda KMY değerleri düşük fakat istatiksel olarak anlamlı değildi.Anahtar Sözcükler: Crohn hastalığı, Ülseratif kolit, DEXA, Osteopeni, Osteoporoz
Kronik inflamatuvar barsak hastalıklarında D vitamin (25(OH)d3) düzeyinin serum th1(İnterferon-gamma)/TH2 (IL-4), TREG ( IL-10), TH17 (IL-17), IL-23 sitokinlerine ve hastalık seyrine etkisi
ÖZETGiriş ve Amaç: Kronik inflamatuvar barsak hastalarında 25(OH)D3 vitamindüzeylerinin hastalık seyrinde serum Th1 (Interferon-gamma)/Th2(IL-4), Treg ( IL-10),Th17 (IL-17), IL-23 seviyelerine etkisini klinikte tedavi ve hastalık remisyonunayönelik katkısının araştırılması amaçlandı..Gereç ve yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne başvurankronik inflamatuvar barsak hastalarında (Crohn (CH) N:48, Ülseratif Kolit (ÜK) N:97 )ve sağlıklı bireylerde (N:80) 25-OHD3 bakıldı.80 sağlıklı bireyin 70'inde, 97 ülseratifkolitli hastanın 65'inde ve 48 Crohn'lu hastanın 43'ünde interlökin [Th1 (Interferongamma)/Th2 (IL-4), Treg (IL-10), Th17 (IL-17), IL-23] seviyeleri çalışıldı. Alınanserum örneklerinden 25(OH)D3 vitamini, serum Th1(Interferon-gamma)/Th2 (IL-4),Treg (IL-10), Th17 (IL-17), IL-23 sitokin düzeyleri ELISA ve HPLC yöntemleri ileçalışıldı. D vitamini düzeylerini, ?15 ve ?15 ?g/l olarak kategorize ettiğimizde, ?15?g/l düzeyleri D vitamini eksikliği olarak kabul edildi.Bulgular: Kronik inflamatuvar barsak hastaları (Crohn N:48, Ülseratif KolitN:97) ve sağlıklı bireylerle (N:80) yaptığımız çalışmada kontrol ve toplam hastagruplarında D vitamini (25(OH)D3) düzeylerinin karşılaştırılması sonucu istatistikselolarak anlamlı bir fark saptandı (sırasıyla 15,9±10,1, 19,6±9,8, p=0.001).İkilikarşılaştırmalarda kontrol grubu ile ÜK ve kontrol grubu ile CH arasında anlamlı farksaptanırken, ÜK ile CH arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0,439). D vitaminieksikliğinin ÜK ve CH hastalığı şiddetinde ve IL-17 düzeylerinde artışa neden olduğutespit edildi. D vitamini eksikliğinde ÜK'li hastalardaki IL-17 değişimi istatistikselolarak anlamlıdır (p:<0,05). D vitamini eksikliği ÜK ve CH hastalığı şiddetinin ve IL-23 düzeylerinin artışına neden olduğu görülmektedir. D vitamini eksikliğinde ÜK'ligrupta anlamlı değilken,CH'lı hasta grubunda değişim istatistiksel olarak anlamlıdır(p:<0,05). CH aktif grupta INF Gamma ile D vitamini düzeyleri arasında istatistikselolarak anlamlı bir ilişki olmamasına rağmen zayıf negatif korelasyona rastlandı (r:-0,15,p:0,57). 25(OH)D3 eksikliği ÜK ve CH hastalığı şiddetinin ve IL-4 düzeylerinin artışınaneden olduğu görülmektedir. D vitamini ?15 ve >15 ?g/l şeklinde kategoriyeayrıldığında gruplar arasında IL-10 düzeylerinin karşılaştırılması sonucu istatistikselolarak anlamlı bir fark saptanmamıştır.Sonuç: İnlamatuvar barsak hastalarında D vitamini düşüklüğü anlamlıdır. Busonuçlar İBH'de D vitaminin, Th1/Th2/Th17/Treg ve IL-23 immün yanıtta önemli birmodülatör rolü olabileceğini ortaya koyabilir. Bununla birlikte, bu konuyla ilgiliyapılacak olan başka çalışmalarla D vitamini ve İBH ilişkisi daha iyi anlaşılacaktır.Anahtar Kelimeler: Ülseratif Kolit, Crohn Hastalığı, D Vitamini ve Sitokinler.
Deneysel hayvan modelinde incir (ficus carica) çekirdeği yağının TNBS ile indüklenen kolit üzerine olası etkilerinin araştırılması
Zengin biyoaktif içeriği ile Ficus carica meyvesi geleneksel olarak uzun süredir tıbbi ve beslenme yararlarına sahip olduğu için kullanılmaktadır ve incir çekirdek yağı yüksek antioksidan ve tokoferol kaynağıdır. Çalışmanın amacı, kuru incir çekirdeklerinden soğuk presleme ile elde edilen incir çekirdeği yağının, TNBS ile indüklenen deneysel kolit modeli üzerine olası koruyucu ve terapötik etkilerini araştırmaktır. Bu amaçla altmış Wistar Albino sıçan altı gruba ayrılmıştır (n = 10) (Sham, TNBS, LFC3, LFC6, SFC3, SFC6). Kolit, % 37 etanol ile çözülen TNBS kullanılarak oluşturulmuştur. İncir çekirdeği yağı tedavisi, uzun süre için toplam 15 gün, kısa süreli tedavi grupları için ise 3 gün uygulandı. İncir (Ficus carica) çekirdeği yağı, yüksek doz için 6 ml/kg ve düşük doz tedavi grupları için 3 ml/kg olarak oral gavaj yoluyla intragastrik olarak uygulandı. Mikroskobik hasar skorlarına göre, tedavi uygulanmamış kolitli sıçanlar ve incir çekirdeği yağı ile tedavi edilen gruplar arasında önemli farklar saptanmıştır. Tedavi gruplarının TNBS grubuna göre anlamlı derecede iyileştiği gösterildi. Uzun dönem tedavi gruplarının histopatolojik skorları kısa dönem gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde iyileşme gösterdi. Biyokimyasal sonuçlar açısından (Myeloperoksidaz, Malondialdehit, İnterlökin 1, Tümör Nekroz Faktörü alfa, Süperoksit Dismutaz, Katalaz ve Glutatyon Peroksidaz), tedavi grubundaki sıçanlarda TNBS grubu sıçanlara göre istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler gözlendi. Biyokimyasal sonuçlarımız histolojik bulgularla uyum göstermektedir. Sonuç olarak; İncir çekirdeği yağı, inflamatuvar bağırsak hastalığı tedavi süreci üzerinde olumlu etkilere sahip olması nedeni ile kolitte ek bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceğini ve incir çekirdeği yağının bu etkilerinin de antiinflamatuvar ve antioksidan mekanizmalar sonucunda oluştuğunu söyleyebiliriz.
Asetik asitle oluşturulmuş deneysel ülseratif kolit modelinde curcumin ve vitamin D'nin ayrı ayrı bağırsak geçirgenliğinde olası koruyucu ve tedavi edici etkilerinin araştırılması
Amaç: Bu çalışma, Asetik Asitle oluşturulmuş deneysel Ülseratif Kolit modelinde Zonulin ve Tight Junction proteinlerinden Occludin seviyelerine bakılarak, Curcumin ve D vitaminin, Ülseratif Kolit hastalığında bağırsak geçirgenliğine etkisini ve bu etken maddelerin inflamatuvar ve oksidan süreçteki rolünü araştırmak amacı ile planlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız; ağırlıkları 250-300 gram olan, 12 haftalık, 48 adet Wistar albino dişi sıçanlardan oluşturulan Kontrol Grubu, Kolit Grubu, 200 mg/kg Curcumin+Kolit (Koruyucu tedavi grubu), 0,4 µg/kg (16 IU/kg) D vitamini+Kolit (Koruyucu tedavi grubu), Kolit+200 mg/kg Curcumin (Post tedavi grubu), Kolit+0,4 µg/kg (16 IU/kg) D vitamini (Post tedavi grubu) olmak üzere 8'er rat içeren 6 grup ile gerçekleştirildi. Değerlerin yorumlanması ve grup değerlerinin çoklu karşılaştırılması, Biyokimyada Dunnett's multiple comparisons testiyle; Histolojide ise Dunn's multiple comparisons testi ile gerçekleştirildi. Bulgular: Kontrol grubunda, kolonik TNF-α, IL-1β, IL-6, INF-γ ve MPO seviyeleri kolit grubuna göre anlamlı şekilde düşük olarak tespit edilirken; kolonik Occludin seviyeleri kolit grubuna göre anlamlı şekilde yüksek olarak saptandı. Kolit grubuyla kolonik veriler post ve pre tedavi grupları karşılaştırıldığında ise, Kolit+Dvit TNF-α ve INF-γ'nın azaldığı; Kolit+Dvit OCC'in yükseldiği; Kolit+Cur ve Cur+Kolit IL-1β, IL-6 ve INF-γ'nın azaldığı; tüm tedavi gruplarında MPO'nun azaldığı analizler sonucunda görüldü (p<0,05). Histopatolojik skorlamada Kolit grubuna kıyasla, incelenen parametrelerdeki en anlamlı iyileşmelerin (Mukozal hasar/nekroz hariç) grup Kolit+Dvit'de gerçekleştiği saptandı (p<0,05). Sonuç: Çalışmamız sonuçları, Curcuminin antiinflamatuvar ve antioksidan mekanizma yoluyla terapötik ve proflaktik etkinliğini kanıtlar niteliktedir. Ancak Curcuminin bağırsak geçirgenliğine etkisine dair anlamlı bir sonuç elde edilemedi, fakat terapötik D vitamini kullanımının antiinflamatuvar etkinlik ve oksidan seviyeyi düşürme yoluyla kolitle artan bağırsak geçirgenliğini tedavi etmede önemli rolü olduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Bağırsak Geçirgenliği, Curcumin, D vitamini, Ülseratif Kolit
Ülseratif kolit ve otoimmünite ile ilişkili uzun kodlamayan RNA (LNCRNA) polimorfizmleri
Giriş ve Amaç: lncRNA polimorfizmi ülseratif kolit gelişmesi için bir risk faktörüdür. Çalışmamızda UC hastalarda lncRNA polimorfizminin tanısal ve prognostik marker olarak değerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: 55 UC ve 55 kontrol grubu olmak üzere toplam 110 kişi çalışmaya dahil edildi. Olguların taze periferik kan örnekleri alındı. Olgulardan alınan kan örneklerindeki SNP'ler Fluidigm SNPType metodu ile incelendi. Bulgular: Çalısmamızda ANRIL (rs10757278, rs1333048), IFG-AS1(rs1558744, rs 7134599), LINC01430 (rs6017342), LOC101926945 (rs561722) polimorfizimleri çalısılmıstır. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda ANRIL (rs10757278, rs1333048), IFG-AS1 (rs 7134599), LINC01430 (rs6017342), LOC101926945 (rs561722) polimorfizmlerin ülseratif kolitli hastalarda hastalık tutulum yeri, yaygınlığı, süresi açısından anlamlı bir sonuç saptanmamıştır. IFG-AS1(rs1558744) polimorfizmini kontrol grubuna göre ülseratif kolitli hastalarda anlamlı bir sonuç saptanmıştır. Ancak rs1558744 polimorfizmini ülseratif kolitli hastalarda hastalığın tutulum yeri, yaygınlığı, süresi açısından anlamlı bir sonuç saptanmamıştır. Sonuç: ANRIL (rs10757278, rs1333048), IFG-AS1 (rs 7134599), LINC01430 (rs6017342) ve LOC101926945 (rs561722) polimorfizmlerinin ülseratif kolitin patogenezininde tanısal ve prognostik marker olarak kullanabileceği doğrultusunda anlamlı bir sonuç saptanmamıştır. IFG-AS1 (rs1558744) polimorfizmi ülseratif kolitli hastalarda istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ancak bu konu için daha çok kişi ile daha ileri çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Ülseratif kolit, ANRIL (rs10757278, rs1333048), IFG-AS1(rs1558744, rs 7134599), LINC01430(rs6017342), LOC101926945 (rs561722) polimorfizim, lncRNA
Ülseratif kolit tanılı hastalarda yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Amaç: Ülseratif kolit gibi kronik hastalıklarda yaşam kalitesi önem arz etmektedir. Biz bu çalışmada yaşam kalitesi ve hastalık aktivitesi arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Biz bu çalışmaya Celal Bayar Üniersitesi Gastroenteroloji Polikliniği'ne başvuran ve Ülseratif Kolit tanısı olan hastaları dahil ettik. Her hastada yaş, cinsiyet gibi demografik belirteçler sorgulandı. Hastaları ayrıca sigara ve alkol kullanımı ve ek hastalıklar açısından da sorguladık. Yaşam Kalitesi SF-36 ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Hastalık aktivitesini tanımlamak için MAYO skorunu kullandık. Bulgular: Çalışmamız sonucunda MAYO skoru ve SF-36 parametreleri arasında negatif korelasyon saptanmış olup bulgular istatistiksel açıdan anlamlıdır. Sonuç: Bu bulgulardan yola çıkarak, ülseratif kolit tanılı hastalarda hastalık aktivitesi ile yaşam kalitesinin yakın ilişkili olduğu ve hastalık aktivitesi ne kadar yüksek ise yaşam kalitesinin o ölçüde düştüğü saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ülseratif Kolit, Yaşam Kalitesi, SF-36 ölçeği, MAYO skoru
Ülseratif kolit ve kolorektal kanser hastalarında epigenetik kromatin histon modifikasyon profilinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Ülseratif kolit (ÜK), kolorektal kanser (KRK) gelişmesi için önemli bir risk faktörüdür. Epigenetik histon modifikasyonları KRK karsinogenezinde önemli görevler üstlenmektedir. Çalışmamızda ÜK ve KRK hastalarında epigenetik histon modifikasyonlarının tanısal ve prognostik marker olarak değerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: 20 ÜK' li, 20 KRK' li ve 20 kontrol olgu olmak üzere toplam 60 kişi çalışmaya dahil edildi. KRK, ÜK ve kontrol gruplarının RT-PCR array yöntemi ile histon modifikasyon enzim anahtar gen ekspresyonları değerlendirildi ve karşılaştırıldı. KRK hastalarında prognostik belirteçler olan hastalık evresi, tümör difensiyasyonu, CEA düzeyine göre alt gruplara ayrılarak gen ekspresyon analizi yapıldı. ÜK hastalarında KRK gelişimi için risk faktörü olan hastalık yaygınlığı, süresi ve inflamasyon şiddetine göre alt gruplara ayrılarak gen ekspresyon analizi yapıldı. Bulgular: KRK' de HDAC1, HDAC7, PAK1, NEK6, AURKA ve AURKB' nin kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha fazla overeksprese olduğu saptandı. İleri evre KRK' de HDAC1, HDAC7, PAK1, NEK6, AURKA ve AURKB; kötü diferansiye tümörlerde HDAC1, HDAC7 ve AURKB' nin anlamlı olarak daha fazla overeksprese olduğu saptandı. Serum CEA düzeyi ile herhangi bir gen ekspresyonu arasında ilişki gösterilemedi. ÜK tanılı hastalarda HDAC1, PAK1, NEK6, AURKA' nin kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha fazla overeksprese olduğu ve hastalık süresinin artışı ile HDAC1, PAK1, NEK6, AURKA' nın anlamlı olarak daha fazla overeksprese olduğu saptandı. AURKA ve NEK6 genlerinin kolon tutulumu yaygın olan ÜK hastalarında anlamlı daha fazla overeksprese olduğu, PAK1 ve HDAC1 overekspresyonun ise hastalık tutulum yaygınlığına bağlı değişmediği saptandı. ÜK' te overeksprese olan HDAC1, AURKA, NEK6, PAK1' in hastalık şiddeti ile ilişkisi gösterilemedi. Sonuç: HDAC1, HDAC7, PAK1, NEK6, AURKA ve AURKB KRK karsinogenezinde görev alan önemli tanısal ve prognostik marker'lardır. HDAC1, AURKA, NEK6 ve PAK1'in ÜK hastalarında KRK taramasında marker olarak kullanılabileceğini ve bu konuda daha ileri çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz.
Ülseratif kolitli hastalarda nötrofil/lenfosit ve platelet/lenfosit oranının hastalık seyri ve prognozu ile ilişkisi
Ülseratif Kolit (ÜK) hastalarının rutin takipleri sırasında bakılan eritrosit sedimantasyon hızı (ESR), C-reaktif protein (CRP), hemoglobin (hb), beyaz küre (bk), nötrofil lenfosit oranı (NLO), platelet lenfosit oranı (NLO), düzeyleri hastaneye ilk başvuru ve tedavi sonrası 3.ay olmak üzere retrospektif olarak kaydedildi. Hastaneye başvuru anından sonra tedavi başlanması ile hastalık gidişatını ve bu gidişatın inflamatuvar belirteçler ile ilişkisini gösterebilmek amaçlandı. Hastalar kinik ve endoskopik bulgularına göre remisyondaki hastalar, stabil hastalar ve progresyondaki hastalar olarak 3 gruba ayrıldı. Toplam 199 (85 kadın) hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların aldığı tedaviler 5-ASA, immunmodülatör, anti-tümör nekrozis faktör tedavi (antiTNF), sistemik steroid kullanımı olarak kaydedildi. Cerrahi yapılmış hastalar belirtildi. Kemik dansitometri sonuçları, hastane sisteminde kayıtlı olan hastalar için işlendi. Hastalıkta remisyon izlenen 113 hastanın bulunduğu grupta başvuru değerleri ile tedavinin 3.ayındaki değerler karşılaştırıldı. Nötrofil sayısı, platelet sayısı, NLO ve PLO değerleri prognozla ilişkili bulundu(p<0.001, p=0.001,p<0.001,p<0.027). Benzer şekilde ESH ve CRP değerleri de prognozla ilişkili bulundu(p=0.015, p<0.001).Hastalıkta progresyon izlenen 22 hastanın bulunduğu grupta başvuru değerleri ile tedavinin 3.ayındaki değerler karşılaştırıldı. Nötrofil sayısı ve platelet sayısı, prognozla ilişkili bulundu(p=0.037,p=0.010). Benzer şekilde ESH'de prognozla ilişkili bulundu(p=0.036). Ülseratif kolit hastalarının tanı anı ve hastalığın erken evresindeki inflamatuar belirteçlerin düzeyi hastalığın seyrini öngörmede yardımcıdır. Ancak hasta sayısı yetersiz olması nedeniyle bir eşik değer hesaplanamamıştır, bu konuda daha kapsamlı ve ileriye dönük çalışmalara ihtiyaç vardır.
İnflamatuar barsak hastalığı olan hastalarda IBD-disk skoru ile yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Giriş: İnflamatuar barsak hastalıkları (İBH), genetik yatkınlığı olan bireylerde çevresel ve immünolojik faktörlerin etkisi ile ortaya çıktığı düşünülen, idiopatik, alevlenme ve iyileşme dönemleriyle karakterize kronik inflamatuar seyirli hastalıktır. Ülseratif kolit (ÜK) ve Crohn hastalığı (CH) inflamatuar barsak hastalıklarının iki yaygın formu olup İBH'nin yaklaşık %5-15'lik bir kısmını da klinik ve patolojik olarak tam ayırt edilemeyen Sınıflandırılamayan İBH vakaları oluşturmaktadır. Avrupa 'da yaklaşık olarak CH için insidans her 100.000 kişide 0,7-9,8, ÜK için insidans her 100.000 kişide 1.5-20.3 arasında değişmektedir. Hem ÜK hem de CH fiziksel, psikolojik, ailevi ve sosyal yaşamda bozulmaya sebep olabilen, hastaların yaşam kalitesini azaltan engelliğe neden olduğundan, hastanın tedavisinin yönetiminde hasta tarafından bildirilen sonuçlar (PRO) önem arz etmektedir. İBH'li hastalarda engelliği ölçmek için kendi kendine uygulanabilen bir görsel araç olan IBD-Disk (Inflammatory Bowel Disease) anketi geliştirilmiştir. Çalışmamızda ÜK ve CH grubunda tedavi öncesinde ve sonrasında IBD-Disk skorları ile tedavi öncesi ve sonrasındaki endoskopik ve patolojik skorları arasındaki korelasyonu değerlendirip, İBH'lerde IBD-Disk skore ile yaşam kalitesini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Temmuz 2021-Temmuz 2022 arasında kliniğimize peşi sıra başvuran, 18-80 yaş arası, İBH tanısı ile takip edilen veya yeni tanı almış hastalar dahil edildi. Aydınlatılmış onam formunu imzalayan hastaların klinik ve demografik özellikleri kaydedildi. Takip altında olanlarda aktivasyon durumunda tedavi değişikliği yapılmadan önce, yeni tanı alanlarda ise tedavi başlangıcı öncesi laboratuvar tetkikleri, endoskopik ve patolojik bulguları kaydedildi. Hastalara tedavi başlangıcı veya tedavi değişikliği öncesi bazal IBD-Disk anketi uygulandı. Ardından tedavinin ilk haftası, ilk ayı ve üçüncü ayında aynı şekilde anket soruları yöneltildi. Anket soruları ile aynı sıklıkta klinik aktivite skorları ve laboratuvar ölçümleri yinelendi. Tedavi başlangıcı veya değişikliği sonrası 3.ayda hastaların endoskopik ve patolojik değerlendirmeleri yapıldı. Elde edilen anket sonuçları birbirleri ile ayrıca hastalığın klinik, endoskopik ve histopatolojik değişiklikleri ile karşılaştırıldı. iii Bulgular: Yaş ve cinsiyet açısından değerlendirildiğinde gruplar homojendir. ÜK grubunda 3.ay hemoglobin değerlerinin anlamlı olarak bazal hemoglobin değerlerinden yüksek olduğu saptanmıştır. ÜK grubunda bazalde ölçülen Nancy Histolojik İndeks (NHI) skoru ve Mayo Endoskopik Skoru (MES) 3.ayda ölçülen skorundan anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır. CH grubunda 3.ay hemoglobin değerlerinin anlamlı olarak bazal hemoglobin değerlerinden yüksek olduğu, 3.ay ölçülen lökosit ve Internationel Normalized Ratio (INR) değerlerinin bazalde ölçülen lökosit değerlerine göre anlamlı düşük olduğu saptanmıştır. CH grubunda bazalde ölçülen Simple Endoscopic Score for Crohn's Disease (SES-CD) skoru, 3.ayda ölçülen SES-CD skorundan anlamlı olarak yüksek saptanmıştır. ÜK grubunda NHI'nın 0 ila 3.ay arasındaki değişimleri ile ÜK-MES skorlarının 0 ila 3.ay arasındaki değişimleri arasında pozitif anlamlı korelasyon saptanmıştır. CH grubunda NHI'nın 0 ila 3.ay arasındaki değişimleri ile SES-CD skorlarının 0 ila 3.aydaki değişimleri arasında pozitif anlamlı korelasyon saptanmıştır. Sonuç: ÜK ve CH grubunda tedavi sonrasında bazal IBD-Disk genel ve tüm alt skorlarının, 3.ay ölçümlerine göre anlamlı derece daha yüksek olduğu saptanmıştır. ÜK ve CH grubunda endoskopik bulgular ile patolojik skorlar arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır ancak IBD-Disk skorları ile endoskopik ve patolojik skorlar arasında anlamlı pozitif korelasyon saptanmamıştır. Çalışmamızın, bu konuda yapılacak çalışmalara ışık tutacağını umuyoruz. Anahtar Kelimeler: Ülseratif kolit, Crohn hastalığı, IBD-Disk, Nancy histolojik indeksi
Ülseratif kolitli hastalarda nükleer faktör eritroid 2 ilişkili faktör 2 (NRF2) ile oksidatif stres düzeylerinin araştırılması
Giriş ve Amaç: Ülseratif Kolit (ÜK) nüks ve remisyonlarla seyreden, kolorektumu tutan, kronik idiyopatik inflamatuvar bir hastalıktır. Etyoloji tam bilinmemekle birlikte genetik, çevresel, enfeksiyöz ve immünolojik faktörler ile oksidatif stresin multifaktöriyel olarak etki ettiği düşünülmektedir. ÜK'li hastalarda oksidatif strese bağlı Nrf2 gen ekspresyonunun artışı, doku düzeyinde yapılan az sayıda immunhistokimyasal çalışmada gösterilmiştir. Bu çalışmada ülseratif kolitli hastalarda serum Nrf2 ve oksidatif stres düzeylerindeki değişiklikleri değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Ağustos 2019-Aralık 2019 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalında takip edilen 60 ÜK hastası ile 20 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Tüm hastaların anamnez bilgileri, yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, sedimentasyon hızı, C reaktif protein, hematokrit, albumin düzeyleri ve Mayo skoru kayıt altına alındı. Serumda Nrf2 düzeyi ELISA yöntemi ile TAS ve TOS düzeyleri ise spektrofotometrik yöntemle hesaplandı. Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde SPSS 22.0 paket programı kullanıldı. Bulgular: Hasta ve kontrol grubu arasında serum Nrf2 düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Hasta grupta ortalama TAS düzeyi, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük izlendi (p=0,019), ancak hasta ve kontrol grubu arasında TOS düzeyi ve OSI indeksi açısından anlamlı fark saptanmadı. Hastalık aktivitesi ile serum Nrf2, TAS ve TOS düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi. Hastalık aktivitesi arttıkça hematokrit ve albümin değerlerinin düştüğü, inflamatuvar belirteçlerden ESH ve CRP'deki artışın istatistiksel olarak anlamlılık gösterdiği bulundu. Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmada serum Nrf2 düzeyi, TOS düzeyi ve OSI hem hasta ve kontrol grubu arasında hem de hastalık aktivitesine göre ayrılan hasta grupları açısından değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamakla birlikte hasta grubunda TAS düzeyleri sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşüktür. Bu veriler ışığında hastalığın klinik aktivitesi ile oksidatif stres arasında net bir ilişki ortaya konamamıştır. Oksidatif stres ve serum Nrf2' nin ÜK etyopatogenez ve aktivasyonundaki rolüne yönelik az sayıda veri olup daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ülseratif kolit, Nrf2, TAS, TOS, Oksidatif Stres
Ülseratif kolitte NADPH oksidaz alt ünitesi P22phox gen ekspresyonu
Ülseratif kolit (ÜK) kolonun kronik inflamatuvar bir hastalığıdır. Kolon mukozasında oksidatif stres lehine ortaya çıkan dengesizlik inflamasyona ve mukoza hasarına neden olmaktadır. NADPH oksidaz sistemi, fagositlerde serbest oksijen radikallerini üretiminden sorumlu yolakların başında gelmektedir. P22phox ise bu sistemin önemli bir alt ünitesi olup, serbest oksijen radikallerinin üretiminden sorumludur. Hipotezimize göre; ÜK' de artmış oksidatif stres ve kronik inflamasyon, p22phox ile ilişkili olup, ekspresyonundaki artış patogenetik bir mekanizma olabilir. Amacımız ÜK hastalarının, kolonoskopide inflamasyonlu kolon mukozasından alınan biyopsilerde p22phox ekspresyonunun kantitatif olarak belirlenmesi ve hastaların normal görünümlü kolon mukozası ile sağlıklı kontrol grubu ile kıyaslanmasıdır.Çalışmaya girmeyi kabul eden 16-65 yaş grubundaki, ÜK tanısıyla takip edilen ve kolonoskopi yapılacak olan hastalar alındı. Kolon biyopsilerinde P22phox gen ekspresyonu, Real Time PCR yöntemiyle çalışıldı.P22phox ekspresyonu; hasta grubunun inflamasyonlu ve normal görünümlü mukozadan alınan biyopsi örneklerinde benzerdi (p>0.05). Hasta grubuyla kontrol grubu kıyaslandığında; ne inflamasyonlu ne de normal görünümlü kolon mukozasından alınan biyopsi örneklerindeki p22phox ekspresyonu istatistiksel olarak farklı değildi. Tedavi alan ve tedavi almayan hastaların p22phox ekspresyonu arasında fark yoktu (p:0.32, p:0.25). Hasta grubunda ÜK şiddeti ile p22phox ekspresyonu arasında ilişki saptanmadı.ÜK hastalarında kronik mukozal inflamasyon ile p22phox ekspresyonu arasında ilişki saptanmamıştır. Oksidatif stresin p22phox ekspresyonu yanında başka mekanizmalarla da ilişkili olduğu veya bu ekspresyonun bilmediğimiz etkenlerce düzenlendiği düşünülmüştür.Anahtar Kelimeler: Ülseratif Kolit, NADPH oksidaz, p22phox ekspresyonu
İnflamatuvar bağırsak hastalığı modelinde nanopartiküler sistemlerin in vitro/in vivo değerlendirilmesi
Bu çalışmada, melatonin kullanılarak kolona hedeflendirilmiş, nanopartiküler ilaç taşıyıcı sistemlerin oluşturulması, bunların karakterize edilmesi, hazırlanan formülasyonların in vitro salım çalışmalarının yapılması ve yapay sinir ağı modellemesi sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda uygun olduğuna karar verilen formülasyonun, TNBS ile kolit indüklenmiş sıçanlarda kolit üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Modifiye edilen iyonotopik jelasyon yöntemiyle melatonin yüklü, kalsiyum pektinat nanopartikül formülasyonları hazırlanmıştır. Hazırlanan nanopartikül formülasyonları partikül büyüklüğü, zeta potansiyel, PDI değerleri kullanılarak karakterize edilmiştir, in vitro salım çalışmaları gerçekleştirilmiş ve mukoadezyon özellikleri incelenmiştir.AFM ve TEM teknikleri kullanılarak nanopartiküllerin görüntüsü elde edilmiştir.Yapay sinir ağı modellemesi sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda uygun olduğuna karar verilen formülasyon seçilerek in vivo çalışmalarda kullanılmıştır.İn vivo çalışmalarda Wistar erkek sıçanlar kullanılmıştır. TNBS ile kolit oluşturulan sıçanlara, oral ve intrakolonik yoldan 10 mg/kg dozunda MEL yüklü nanopartikül formülasyonu, dört gün süreyle verilmiş ve elde edilen sonuçlar oral ve intrakolonik yoldan boş nanopartikül formülasyonu verilen sıçanlarınki ile karşılaştırılmıştır.Tedavinin sonunda kolon dokusundaki oksidatif parametreler (NOx, MDA ve GSH) ve sitokin düzeyleri (TNF-?, IL-10 ve IL-17) ölçülmüştür. Oral ve intrakolonik yoldan melatonin tedavisi uygulanan gruplarda kolonik NOx ve MDA düzeyleri boş nanopartikül formülasyonu verilen gruplara kıyasla anlamlı olarak azalmış, GSH düzeyleri ise anlamlı olarak artmıştır. Ayrıca proinflamatuvar TNF-?, IL-17 ve antiinflamatuvar IL-10 sitokin düzeyleri ise anlamlı olarak azalmıştır.Histolojik bulgalara göre, oral ve intrakolonik yoldan melatonin yüklü nanopartikül tedavisi uygulanan gruplarda doku iyileşmesinin boş nanopartikül formülasyonu verilen gruplara kıyasla daha iyi olduğu görülmüştür.Elde edilen sonuçlar, hazırlanan melatonin yüklü nanopartikül formülasyonunun, İBH'da oksidatif strese bağlı olarak gelişen kolonik doku hasarında etkili olabileceğini göstermektedir.
Deneysel ülseratif kolit modelinde, Lycium barbarum'un (goji berry) apoptozis ve otofajideki rolü
Ülseratif kolit dünyada sıklıkla görülen bağırsak hastalıkları içerisinde yer almaktadır. Lycium barbarum (Goji Berry) antioksidan, antimikrobiyal, antiaging, antiinflamatuar etkileri olan, alternatif tıpta sıklıkla kullanılan bir meyve türüdür. Lycium barbarum'un (LB) bağırsak hastalıklarına etkisi kapsamlı olarak araştırılmasına rağmen ülseratif kolit modelinde, apoptozis ve otofajik yolak üzerindeki etki mekanizması henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu çalışmada; ülseratif kolit modeli üzerinde LB'un apoptozis ve otofaji yolağa etkisi araştırılmıştır. Araştırmada Wistar albino cinsi erkek sıçanlar, ülseratif kolit modeli oluşturmak için DSS kimyasalı, kolit oluşumunu engellemek amacıyla LB kullanılmıştır. Çalışmamızda DSS grubuna kıyasla LB+DSS grubunda; p53 ve Beclin 1 protein ekspresyon seviyelerinin arttığı, TIGAR protein ekspresyon seviyesinin azaldığı, MDA düzeyinin azaldığı, GSH düzeyinde ve katalaz aktivitesinde ise artış olduğu, ayrıca histopatolojik sonuçlarda ise LB+DSS grubunda ülseratif kolitin oluşmadığı belirlenmiştir. Genel olarak bulgularımız LB'un ülseratif kolit oluşumunu engellediği, oluşan hasarı azalttığı, savunma ve apoptozis/otofaji mekanizmalarını aktifleştirdiğini göstermektedir. Çalışmada elde ettiğimiz sonuçlar, bir bütün olarak değerlendirildiğinde LB'un ülseratif kolit oluşumunu engelleyen umut verici potansiyele sahip olduğunu söyleyebiliriz.
İrritabl barsak sendromu ve inflamatuvar barsak hastalıklarında serum trimetilamin N-oksit düzeylerinin araştırılması
İrritabl barsak sendromu (İBS) yaşam konforunu ve üretkenliği olumsuz etkileyen, defekasyon ile rahatlayan, kronik karın ağrısı ile karakterize, dünya çapında en yaygın karşılaşılan fonksiyonel gastrointestinal sistem hastalığıdır. Ülseratif Kolit (ÜK) ve Crohn Hastalığı (CH); sebebi kesin olarak bilinmeyen, patogenezinde genetik, çevresel ve intestinal mikrobiyal etkenlerin rol aldığı inflamatuar barsak hastalıklarıdır (İBH). Bu hastalıklar; kronik, ilerleyici ve tekrarlayıcı niteliktedir. Serum trimetilamin n-oksit (TMAO) seviyesi mikrobiyotaya bağlı olarak farklılık göstermektedir. Diyabetes mellitus, obezite, kronik böbrek hastalığı ve metabolik hastalıklarda mikrobiyota ve disbiyozisin yerinin önemli olduğu son yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı, İBS ve İBH'nin tanısını invaziv olmayan bir tetkikle hızlandırmaya katkı sağlamak amacıyla serum TMAO düzeyini saptamaktır. Çalışmaya İBS tanısı olan 50 hasta, ÜK tanısı olan 50 hasta, CH tanısı olan 50 hasta ve 50 sağlıklı kontrol grubu olmak üzere toplam 200 kişi dâhil edilmiştir. Alınan kan numunelerinin serum kısmı ayrılarak serum örneklerinde TMAO düzeyi değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS Statistics Versiyon 22.0 paket programı kullanılmıştır. Tüm analizlerde (p<0,05) sonucu istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. İBS hastaları kontrol grubuyla kıyaslandığında İL-10, TNF-α ve İL-1β düzeyi anlamlı şekilde yüksek tespit edilmiştir (p<0,001). Ancak İL-6 düzeyi kontrol grubuna göre daha düşük bulunmuştur. ÜK hastaları kontrol grubuyla kıyaslandığında İL-10, TNF-α düzeyleri anlamlı şekilde yüksek tespit edilmiştir (p<0,001). Fakat İL-6 düzeyleri kontrol grubuna göre daha düşük tespit edilmiştir. Crohn hastalarında TNF alfa düzeyi yüksek bulunmuştur (p<0,001). Ancak İL-1 beta ve İL-6 düzeyleri bunun aksine kontrol grubu ile karşılaştırıldığında daha düşük düzeyde tespit edilmiştir. İBS hastalarında kontrol grubuyla kıyaslandığında serum TMAO düzeyi anlamlı bir şekilde daha düşük bulunmuştur (p<0,001). Crohn hastalırında diğer üç grup ile kıyaslandığında serum LPS düzeyi anlamlı bir biçimde yüksek tespit edilmiştir (p<0,001). Çalışmamızda ÜK hastalrında TMAO düzeyleri kontrol grubuna kıyasla anlamlı bir şekilde daha düşük tespit edilmiştir (p<0,001). Fakat CH'de bunun aksine serum TMAO düzeyi kontrol grubuna kıyasla anlamlı bir şekilde yüksek tespit edilmiştir (p<0,001). Crohn hastalığında ülseratif kolite kıyasla kolonik tutulumun daha az sıklıkta görülmesi bize bu farklılığın sebebinin kolonik tutulum ile bağlantılı olabileceğini düşündürmekle birlikte; TMAO'nun İBH'de biyobelirteç olarak kullanılabilmesi için daha geniş popülasyona sahip, çok merkezli yeni çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: İrritabl Barsak Sendromu, Ülseratif Kolit, Crohn Hastalığı, TMAO
Ülseratif kolit hayvan modelinde indolamin 2,3-dioksijenaz enzim aktivitesinin incelenmesi
Ülseratif kolit ve Crohn hastalığını kapsayan inflamatuvar bağırsak hastalığı, gastrointestinal sistemin kompleks, kronik, immün aracılı inflamatuvar bozukluğudur. Etiyolojisi tam olarak anlaşılamamakla birlikte çevresel faktörler, genetik yatkınlık ve immünolojik faktörlerin önemli rolü olduğu düşünülmektedir. İndolamin 2,3-dioksijanaz kinürenin yolağının immünoinflamatuvar etkileri olan hız sınırlayıcı enzimidir.Bu çalışmada trinitrobenzen sülfonik asitle indüklenmiş rat kolit modelindeki, TNF-inhibitörü infliximab ve poli(ADP-riboz) polimeraz inhibitörü olan 3-aminobenzamidin IDO enzim aktivitesine ve kolon dokusundaki enzimin protein düzeyine olan etkileri incelendi. Serum IDO aktivitesi olarak değerlendirilen kinürenin/triptofan oranı ve doku IDO protein düzeyleri bakımından tedavi grupları, tedavi uygulanmamış kolit grubu ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi. TNF- düzeyleri, kolit grubunda, 3-aminobenzamid grubunda ve 3-aminobenzamid ile infliximabın birlikte uygulandığı grupta anlamlı derecede yüksek bulundu. Sadece infliximab uygulanan grupta kontrol grubuna kıyasla düşük TNF- düzeyleri gözlendi. Sonuçlar infliximab ve 3-aminobenzamid uygulamasının ratlarda TNBS ile oluşturulan kolit modelinde IDO aktivitesini ve protein düzeyini etkilemediğini göstermiştir.
Kronik inflamatuar barsak hastalarında ASCA, pANCA ile maya veya kandida kolonizasyonunun araştırılması
İnflamatuvar barsak hastalığı (İBH), gastrointestinal sistemin çeşitli yerlerinde tutulum gösteren, inflamasyonla seyreden kronik bir hastalıktır. İnflamasyonun yerine göre en sık görülen türleri, ülseratif kolit (ÜK) ve Crohn hastalığı (CH)'dır. İBH'nın daha az oranda görülen diğer bir türü ise, indetermine kolit (İK)'tir. İBH'nın doğru teşhisi; özellikle CH ve ÜK'in ayrımı, tedavisi ve prognozu açısından oldukça önemlidir. Bu türlerin ayrımında ve İK'in saptanmasında, Anti-Saccharomyces cereviciae antikor (ASCA) ve perinükleer anti-nötrofilik sitoplazmik antikor (pANCA) serolojik değerleri birlikte kullanılmaktadır. Ayrıca, özellikle CH'nın gelişiminde maya veya kandida kolonizasyonu sık görülmektedir. İnsan gastrointestinal sisteminde, en fazla izole edilen tür Candida albicans (C.albicans)'tır. Bunu Candida tropicalis (C.tropicalis) ve Candida glabrata (C.glabrata) izlemektedir. Bu çalışmada, kronik inflamatuar barsak hastalarında serumda ASCA ve pANCA antikorlarının, dışkıda kandida kolonizasyonunun tespit edilerek korelasyonunun incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda, gastroenteroloji kliniğinde ve polikliniğinde İBH tanısı konan 120 hasta ile aynı yaş aralığında olan 30 sağlıklı kontrol grubunun, serumlarından indirect immunofluorescence assay (IIFA) yöntemi ile ASCA ve pANCA antikorları ve dışkı örneklerinden mikolojik tanı yöntemleri ile kandida kolonizasyonunun varlığı tespit edilerek, kandida türleri belirlendi. Çalışmamızda, ÜK hastalarında %51,9 oranında pANCA pozitifliği, CH'da ise %60 oranında ASCA pozitifliği istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). İBH tanısı konan 120 hastadan alınan dışkı örneklerinin 76(%63,3)'sında, 30 kontrol grubundan alınan dışkı örneklerinin ise 16(%53,3)'sında kandida türleri üremiştir. Ancak, 5 ve üzeri koloni sayıları olan 49 İBH ile kontrol grubunun 9'unun kültürü değerlendirilmeye alınarak maya veya kandida türleri tanımlanmıştır. 49 İBH'dan 24(%20,0)'ünde C.albicans, 7(%5,8)'sinde C.glabrata, 4(%3,3)'ünde Saccharomyces cerevisiae (S.cerevisiae), 4(%3,3)'ünde Candida kefyr (C.kefyr), 3(%2,5)'ünde Candida firmetaria (C.firmetaria), 3(%2,5)'ünde Candida krusei (C.krusei), 3(%2,5)'ünde Candida dubliniensis (C.dubliniensis) ve 1(%0,8)'inde Candida melibiosica (C.melibiosica) tanımlanmıştır. 9 sağlıklı bireyin ise 4(%13,3)'ünde C albicans, 2(%6,7)'sinde C.glabrata, 2(%6,7)'sinde C.krusei ve 1(%3,3)'inde C.kefyr tanımlanmıştır. İBH ve kontrol grubunda, maya veya kandida türleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Her iki grubun da dışkı kültüründe; benzer türler üremiş olup, en çok üreyen tür C.albicans olmuştur. ASCA ve pANCA antikorları ile kandida türleri arasında anlamlı bir sonuç bulunamamıştır. Ancak, ASCA ve pANCA pozitifliklerinde, negatifliklerine oranla daha fazla oranda maya veya kandida kolonizasyonu görülmüştür. Ayrıca, İBH'da ASCA ve pANCA floresan şiddeti ile üreyen maya veya kandida türlerinin koloni sayıları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Günümüzde İBH'nda, ÜK ve CH'nın kesin olarak birbirinden ayrımını sağlayacak ve tanı koyduracak test yoktur. Ancak, ASCA ve pANCA serolojik testleri hastalığın ayrımında ve tanısında kullanılabilecek yardımcı testler olabileceği gibi; bu testlerdeki otoantikorlar ile çapraz reaksiyon veren enfeksiyöz ajanların, özellikle de mayaların araştırılması, bu serolojik testlerin özgüllüğünü ve tanıdaki önemini arttırabilir. Anahtar Kelimeler: İBH, Ülseratif Kolit, Crohn, Anti-Saccharomyces cereviciae (ASCA), pANCA, Candida spp.
Deneysel ülseratif kolit modelinde kolona hedeflendirilen linalool ve likopen'in etkinliğinin araştırılması
Bu çalışma, deneysel olarak ülseratif kolit (ÜK) oluşturulan ratlarda linalool ile likopen'in geleneksel ve kolona hedeflendirilerek kullanılmasının muhtemel koruyucu etkilerini karşılaştırmalı olarak araştırmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada her grupta 7 adet olmak üzere toplam 49 adet Wistar Albino rat kullanıldı. Geleneksel ve hedeflendirilmiş linalool (200 mg/kg) ile likopen (10 mg/kg) ratlara 7 gün uygulandıktan sonra intrarektal olarak %4'lük asetik asit kullanılarak ÜK oluşturuldu. Çalışmanın sonunda hayvanlar dekapite edilerek analizler için kolon dokuları alındı. Histopatolojik analizlerde, ülseratif lezyonların derinlik ve genişlikleri açısından skorlar, en yüksek ÜK grubunda bulunurken, hedeflendirilen gruplarda düşük bulundu (P<0.001). ÜK grubunda kolon dokusu malondialdehit (MDA) seviyelerinin yükseldiği (P<0.05), indirgenmiş glutatyon (GSH) düzeyleri ile katalaz (CAT) ve glutatyon peroksidaz (GPx) aktivitelerinin ise azaldığı (P<0.05) tespit edildi. ÜK grubuyla karşılaştırıldığında linalool ve likopen grupları ile hedeflendirilen gruplarda MDA seviyeleri azalırken (P<0.05), GSH düzeyleri ile CAT ve GPx aktivitelerinin arttığı belirlendi. Ayrıca, ÜK grubunda tümör nekroz faktör α (TNF-α), interlöykin 1β (IL-1β) ve interlöykin 6 (IL-6) düzeyleri yüksek bulunurken (P<0.05) hedeflendirilen likopen'in tüm değerleri, linalool'ün ise IL-1β ve IL-6 düzeylerini düşürdüğü (P<0.05) tespit edildi. İlaveten; ÜK grubunda nükleer faktör kappa B (NF-kB) ve siklooksijenaz 2 (COX-2) protein ekspresyon düzeylerinin yüksek, nükleer faktör eritroit 2-ilişkili faktör 2 (Nrf-2) düzeylerinin düşük olduğu (P<0.05), hedeflendirilen gruplarda ise NF-kB ve COX-2 düzeylerinin azaldığı, Nrf-2 düzeylerinin ise arttığı görüldü (P<0.05). Sonuç olarak; deneysel ÜK modelinde kolonda meydana gelen histopatolojik, oksidatif ve yangısal hasarlara karşı etken maddelerin geleneksel yolla kullanımına kıyasla hedeflendirilerek kullanılmasının daha etkili olduğu ortaya konulmuştur. Ayrıca ÜK modelinde hedeflendirilmiş likopen uygulanmasının linalool'den daha başarılı olduğu tespit edilmiştir. Bu bulgular ışığında, yangısal bağırsak hastalıklarının korunmasında kolona hedeflendirilmiş likopen ve linalool'ün etkili kullanım potansiyeline sahip olduğu kanaatine varılmıştır.
Ülseratif kolit ve crohn hastalığı aktivitive indeksi ile anksiyete, depresyon arasındaki ilişki
İnflamatuvar barsak hastalığı; Ülseratif Kolit (ÜK) ve Crohn Hastalığını (CH) içeren idiopatik ve kronik bir barsak enflamasyonu olup, remisyon ve relapslarla seyreder. Yapılan çalışmalarda, hastalığın kronik bir seyir izlemesi, hastalarda hastalığın her an aktive olabileceği endişesinin olması ve ileride cerrahi müdahalelere maruz kalabileceği düşüncesinin olması; yoğun anksiyete duygularının yaşanmasına ve gelecekle ilgili düşüncelerinde karamsar bir tutum sergilemelerine neden olmaktadır. Bu çalışmada İBH'lı hastalarda anksiyete ve depresyon skorlarının değerlendirilmesi, ÜK ve CH arasındaki farkların, depresyon ve anksiyete üzerindeki etkilerinin araştırılarak bilimsel literatüre katkıda bulunması amaçlanmıştır. Çalışmamıza KTÜ Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Gastroenteroloji Bölümü, servis ve polikliğine başvuran İBH tanılı 90 hasta (50 ÜK ve 40 CH) alındı. Tüm hastaların; hastalık süresi, ek hastalıkları, kullandıkları ilaçlar, yaşadıkları yer, doğum tarihi, medeni hali, barsak operasyonu geçirip geçirmediği, aile öyküsü, meslekleri, hastalığın ekstraintestinal tutulumları olup olmadığı sorgulandı. ÜK hastalarının aktivite indeksleri "Truelowe Witts Skalası"na göre, CH hastalarının aktivite indeksi "Crohn Hastalığı Aktivite İndeksi"ne (CHAI) göre hesaplandı. Tüm hastalara "Beck Ansiyete Ölçeği" ve "Beck Depresyon Ölçeği" uygulandı. Araştırmaya katılan hastalarda; ek hastalığı olan İBH olgularında, CH olgularının 45 yaş ve üzeri olanlarında ve infliksimab tedavisi almayan Crohn hastalarında anksiyetede anlamlı yükseklik saptandı. Çalışmaya katılan CH olgularında hastalık aktivitesindeki artış ile depresyon arasındaki ilişki istatistik olarak anlamlı bulundu. Çalışmamızın sonuçlarına göre; hastalığın aktif döneminde hastalarda anksiyete ve depresyon tablosu ortaya çıkabilir. Bu sebeple özellikle İBH polikliniği olan merkezlerde İBH hastalarına, hastalık tanısı konulduktan sonra, anksiyete ve depresyon ölçeklerinin rutin olarak uygulanmasının ve ölçeklerde anksiyete ve depresyon sınır değerlerinin üzerinde puan alan hastaların psikiyatri hekimine yönlendirilmelerinin uygun olacağı düşünülmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda barsak mikrobiatasındaki bozulmanın (disbiozis) İBH hastalarında anksiyete ve depresyona neden olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmada hastalık aktivite indeksi yüksek olan vakalarda daha yüksek oranda anksiyete ve depresyon görülmesinde İBH'a bağlı olarak gelişen disbiozisin de etkisi olabileceği düşünüldü. Çalışmamız az sayıda hastayı içeren, prospektif bir çalışmadır. Güncel klinik uygulamayı etkileyebilecek kesin sonuçların ortaya çıkarılması için daha çok sayıda hasta içeren prospektif çalışmaların yapılması uygundur.
Ülseratif kolit ve crohn hastalığı tanılı hastaların demografik özellikleri ve biyolojik ajan kullanan hastaların dökümü
Amaç: Bu çalışmada, inflamatuar barsak hastalıklarının bölgemizdeki demografik özelliklerinin belirlenmesi ve bu hastalar içinde İnfliksimab ve Adalimumab kullanan hastaların özelliklerinin ve tedaviye alınan cevaplarının irdelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Karadeniz Teknik Üniversitesi Gastroenteroloji Polikliniği'ne başvuran ve/veya Gastroenteroloji servisine yatan 143'ü ÜK ve 71'i CH tanılı toplam 214 hasta dahil edildi.Bu hastaların dosyaları retrospektif olarak taranarak, hastaların demografik özellikleri ve İBH tedavisinde kullanılan anti-TNF ajanlardan İnfliksimab ve Adalimumab kullanan hastaların özellikleri gözden geçirildi. Bulgular:Çalışmamıza 143'ü ÜK ve 71'i CH tanılı toplam 214 hasta dahil edildi.Hastaların %61,2'si erkek, %38,8'i kadındı.Tanı yaşı ortalamasıÜK tanılı hastalarda 42,4±16,6, CH tanılı hastalarda 34,2±14saptandı.ÜK tanılı hastaların %55,2'si kentte, %44,8'i kırsalda, CH tanılı hastaların %62'si kentte, %38'i kırsalda yaşamaktaydı.ÜK'lıhastaların%37,1'ilise mezunu, %22,4'üyüksek öğretim mezunuydu.CH'lı hastaların %40,8'i lise mezunu, %21,1'i yüksek öğretim mezunuydu. Çalışmaya dahil edilen hastaların %8'ine İnfliksimab, %5'ine Adalimumab ilk anti-TNFtedavi olarak başlanmıştı. Anti-TNF tedavi başlama endikasyonlarının; fistül, daha önceki aldığı tedavilere yanıtsızlık, enteropatikartrit/ankilozanspondilit olduğu saptandı.Hastaların %2,3'üne İnfliksimabtedavi değişikliği nedeniyle Adalimumab, %1,8'ine Adalimumab tedavi değişikliği nedeniyle İnfliksimab başlanmıştı.İnfliksimab başlanan hastaların %58,3'üÜK ve %41,7'si CH tanılıydı.İnfliksimab alan hastalarda erkek/kadın oranı 1,4/1'di.İnfliksimab'ın ilk anti-TNF tedavi olarak başlanma endikasyonu %29,2'sinde fistül, %45,8'inde daha önceki aldığı tedavilere yanıtsızlık, %25'inde ankilozan spondilit / enteropatik artritti.İnfliksimab alan hastaların %75'inde klinik olarakremisyon saptandı. Adalimumab başlanan hastaların %40'ı ÜK ve %60'ı CH tanılıydı.Adalimumab alan hastalarda erkek/kadın oranı 1,1/1'di. Adalimumab'ın ilk anti-TNF tedavi olarak başlanma endikasyonu %46,7'sindefistül, %46,7'sinde daha önceki aldığı tedavilere yanıtsızlık, %6,7'sinde ankilozan spondilit/enteropatik artritti.Adalimumab alan hastaların %73,3'ünde klinik olarak remisyon saptandı. Sonuç:Çalışmaya dahil edilen hastaların %66'sı ÜK ve %33'ü CH tanılıydı. Erkek/kadın oranı ÜK için 1,8/1, CH için 1,2/1'di. ÜK'lı hastaların %55,2'si ve CH'lı hastaların %62'si kentte yaşamaktaydı. ÜK'lı hastaların %59,5'i lise ve yüksek öğrenim mezunu, CH'lı hastaların %61,9'u lise ve yükseköğrenim mezunuydu. İBH kentte yaşayanlarda ve sosyoekonomik durumu yüksek olanlarda daha sık görülmektedir. İBH'lı hastalarda en sık anti-TNF tedavi başlanma endikasyonu daha önceki aldığı tedavilere yanıtsızlık olarak saptandı. İnfliksimab alan hastalarda %75 oranında ve Adalimumab alan hastalarda %73,3 oranında klinik olarak remisyon sağlandı. İnfliksimab ve Adalimumab kullanan hastalarda remisyon oranları benzer saptandı.