Weight gain
59 theses under this subject heading
Aile hekimliği polikliniğine başvuran 18-65 yaş arası bireylerin metabolik sendrom ile ilgili bilgi ve bilinç düzeylerinin değerlendirilmesi
Metabolik Sendrom bir halk sağlığı sorunu haline dönüşmüş olan bozulmuş açlık glisemisi, yüksek kan basıncı, dislipidemi ve abdominal obezite ile karakterize bir sendromdur. Neden olabileceği hastalıklar açısından değerlendirme yapmak,danışmanlık hizmeti sunmak,ilgili branşa hastayı yönlendirmek bu hastalıkları yönetmede önemlidir. Aile Hekimliği polikliniğine başvuran 18-65 yaş arası bireylerin Metabolik Sendrom ile ilgili bilgi ve bilinç düzeylerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız 384 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri ve metabolik sendrom ile ilgili bilgi ve bilinç düzeylerinin değerlendirmeye yönelik literatür eşliğinde hazırladığımız anket yüz yüze görüşme metodu ile uygulanmış ve yanıtlardan elde edilen veriler kaydedilmiştir. Verilerin analizi ve değerlendirilmesinde IBM SPSS v20 programı kullanılmıştır. Analiz sonucu P<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Katılımcıların %49,5'i 18-35 yaş aralığındaydı, %94,5'i üniversite mezunuydu, %6'sı beslenme konusunda yeterli bilgiye sahipti. Bilgi Düzeyi sorularından alınan puanlar 16,0-36,0 arasındaydı, ortalaması 29,9±6,0'ydı ve 51 yaş ve üzerindekilerin, diğer meslek grubundakilerin, üniversite mezunu olmayanların, gelir düzeyi 4501-9000 arasında olanların bilgi düzeyi puanı daha düşük,sigara içmeyenlerin, sağlıklı beslenme-yaşam konusunda yeterli bilgisi olanların ve bu bilgiyi televizyondan elde etmeyenlerin,haftada en az birkaç gün spor yapanların bilgi düzeyi puanları daha yüksekti. Çalışmamızda katılımcıların Metabolik Sendrom, risk faktörleri ve sağlıklı beslenme-yaşam konusunda bilgi düzeylerinin yetersiz olduğu saptanmıştır. Farkındalığın artırılabilmesi için Metabolik Sendrom ve risk faktörlerinde erken tanının mortalite ve morbiditeyi azalttığı anlatılmalı, tedaviye uyumun gerekliliği vurgulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimliği, metabolik sendrom, bilgi düzeyi, bilinç
Lise düzeyindeki kız öğrencilerin fiziksel uygunluk düzeylerinin ve obezite eğilimlerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Erzurum ilinde öğrenim gören lise seviyesindeki kız öğrencilerin fiziksel uygunluk düzeylerinin belirlenmesi ve obezite eğilimlerinin incelenmesidir. Çalışmaya Erzurum İli Yakutiye ilçesi Nenehatun Kız Anadolu Lisesi, Rabia Hatun Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi, Hamidiye Mesleki ve Teknik Kız Anadolu Lisesi öğrencilerinden gönüllü olan 1069 öğrenci katılmıştır. Teste katılan 18 yaşından küçük öğrencilerin velilerinden bilgilendirilmiş veli-vasi olur formunu, 18 yaşındaki öğrencilerin kendilerinden ise bilgilendirilmiş gönüllü olur formlarını imzalamaları istenmiştir. Katılımcılara antropometrik testler, disklere dokunma, 10×5 m mekik koşusu, durarak uzun atlama, barfikste asılma, mekik, esneklik, pençe kuvveti, flamingo denge testi ve 20 m mekik koşusu testleri uygulanmıştır. Testler Nenehatun Kız Anadolu Lisesi spor salonunda yapılmıştır. Elde edilen bulguların istatistiksel analizi için SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Verilere ilişkin tanımlayıcı istatistikler ortalama ve standart sapma şeklinde verilmiştir. Normallik varsayımı, değişim katsayısı kullanılarak test edilmiştir. Normal dağılım gösteren verilerde, çoklu gruplar arasındaki farkların incelenmesi için tek yönlü ANOVA ve post hoc test olarak da Tukey HSD testi kullanılmıştır. Normal dağılıma uygun olmayan verilerde, ikili grup karşılaştırmalarında Mann-Whitney U testi testi, ikiden fazla frupların karşılaştırılmasında ise Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson ve Spearman Korelasyon testi kullanılarak incelenmiştir. Fiziksel uygunluk performansları ve antropometrik veriler ile BKİ değerleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi için regresyon analizi kullanılmıştır. Yapılan çalışmada performans ölçümlerinden elde edilen bulgulara göre katılımcıların fiziksel uygunluk düzeylerinin düşük, beden kütle indeksi değerlerinin normal olduğu ve obezite eğilimlerinin düşük olduğu saptanmıştır. Bireylerin ağırlığı ile fiziksel uygunluk performansları arasında ilişki olduğu ve BKİ düzeyindeki artışın sürat, kuvvet, kas dayanıklılığı, denge, aerobik uygunluk düzeylerini olumsuz etkilediği sonucuna varılmıştır.
Keçiboynuzu (Ceratonia siliqua L.) meyve ve tohumunun kilo kontrolünde öğün yerine geçen gıda olarak kullanımı ve fonksiyonel etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada antioksidan, antidiyare, antihiperlipidemi ve antidiyabetik aktiviteleri yönünden zengin değerlere sahip meyvelerden biri olan Ceratonia siliqua L. bitkisinin yaprak, meyve ve çekirdek kısımları değerlendirildi. Çalışma kapsamında elde edilen verilerle Ceratonia siliqua L. bitkisinin tıbbi özelliğinin aydınlatılmasına katkı sağlanması amaçlandı. Ceratonia siliqua L. total fenolik madde miktarının belirlenmesinde Folin-Ciocalteu metodu kullanıldı. Ceratonia siliqua L. kuru meyvesinin içerdiği fenolik madde miktarı % 1,21 ile % 23,40 arasında, kuru yaprağında % 47,48 belirlendi. Total flavonoit miktarının belirlenmesinde ise alüminyum klorür kolorimetrik yöntemi tercih edildi. Ceratonia siliqua L. kuru meyvesinin % 0,01 ile % 4,96 arasında, kuru yaprağında % 3,79 flavonoit içerdiği tespit edildi. Tanen miktarı belirlemek için Avrupa Farmakopesi metodu kullanıldı. Çekirdeklerde % 0,73; tüm meyvede % 0,44 oranında tanen tespit edildi. Ceratonia siliqua L. meyve, çekirdeksiz meyve ve çekirdeklerinin farklı çözücülerde tespit edilen fenolik ve saponin miktarı bitkinin çekirdeklerinin çekirdeksiz meyveye kıyasla yaklaşık 10-20 kat arasında değişen sonuçlar elde edilmiştir. Bitkinin besin değerleri analizi sonucunda çekirdeğin çekirdeksiz meyve oranla daha yüksek besin değerine sahip olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda Türkiye'de özellikle Akdeniz ve Ege Bölgesi'nde yabani olarak yetişen, son yıllarda beslenmedeki önemi artan Ceratonia siliqua L. bitkisinin, çekirdeğindeğinin değerlendirilmesi ve piyasadaki ürün çeşitliliğinin arttırılması yönünde tavsiyeler verildi.
The role of ghrelin in overweight and obesity
In the current study, the main goal was to search in the change of the metabolic functions in overweight and obese people by taking ghrelin, glucose, triglycerides, cholesterol, HDL, LDL, and VLDL with the activities of ALT, AST, and ALP as parameters in the study. Forty people were inserted to each of the three groups of the study (control, overweight, and obese) with matched age and different body mass index according to their category. The obtained results showed a significant reduction of ghrelin in obese and overweight compared to control. Moreover, the ghrelin level was significantly lower in obese compared to overweight. Glucose level was increased in obese compared to control and overweight. The levels of triglycerides and VLDL were increased significantly in obese and overweight compared to control. Moreover, the levels of the last two parameters were significantly higher in obese compared to overweight. The cholesterol and LDL levels were significantly higher in obese and overweight compared to control. Nevertheless, HDL level was decreased in obese and overweight compared to control. The activities of ALT, AST, and ALP were increased significantly in obese compared to control and overweight. Clearly, obesity induce significant change on the metabolic functions in people.
Fazla kilolu ve obez bireylerde düzenli egzersizin cilt kan akımı ve kardiyovasküler risk faktörleri üzerine etkisi
Obezite çağımızın önemli sağlık sorunlarından biridir. Kardiyovasküler morbidite ve mortalitenin artışına neden olan bu hastalığın dünyada görülme sıklığı hızlı bir şekilde artmaktadır. Sıklığının artmasının en önemli nedenlerinden biri fiziksel inaktivitedir. Obezite çeşitli mekanizmalarla vasküler endotelde, yapısal ve işlevsel bozukluğa neden olmakta ve ateroskleroz gelişimi ile sonuçlanmaktadır. Obezitenin sebep olduğu hipertansiyon, dislipidemi, hiperglisemi, insülin direnci, kronik inflamasyon gibi patolojiler endotel disfonksiyonu gelişiminde rol oynuyor olabilir. Son dönemde bir çok araştırmacı tarafından kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinde egzersizin önemini gösteren çok sayıda çalışma yapılmıştır. Tüm bu araştırmalar ve bulgular ışığında biz de çalışmamızda kardiyovasküler risk ve mikrodolaşım üzerine etkili olduğu düşünülen Nitrik oksit (NO) ve Omentinin kan değerlerini ve cilt kan akımındaki egzersize bağlı değişimleri incelemeyi amaçladık. Bu çalışmada iki grup kullanılmıştır. Birinci grup (n=25) fazla kilolu ve obez tanısı almış gönüllülerden ikinci grup (n=28 ) sağlıklı kontrollerden oluşmuştur. Gönüllüler 3 ay süre ile haftada 5 gün, günde 60 dakika yürüyüş egzersizi uygulamışlardır. Program öncesinde ve program bitiminde gönüllü deneklerin kanlarında NO ve Omentin seviyelerine bakılmıştır. Ayrıca üst ekstremiteden lazer doppler flowmetry ile kan akımı ölçümü yapılmıştır. Egzersiz programı sonrasında serum omentin ve Nitrik oksit seviyelerinde artış tesbit edildi. Lazer doppler flowometre (LDF) ile değerlendirilen post okluziv reaktif hiperemi ye bağlı vazodilatasyonda egzersize bağlı artış saptandı. Bu çalışma ile egzersizin, obeziteye bağlı endotel disfonksiyonuna faydalı etkileri olabileceği ayrıca LDF ve omentin değerlerinin endotel disfonksiyonunu degerlendirmede yararlı olabileceği düşünülmüştür.
Kilo sorunları için grup görüşmelerine katılan kilolu ve obez kadınların derinlemesine incelenmesi
Amaç: Kilo sorunları için grup görüşmelerine katılan kilolu ve obez kadınlarla yapılacak derinlemesine görüşmelerle obezite, kilo verme çabası ve grup görüşmelerinin niteliksel bir çalışmayla incelenmesi amaçlandı. Yöntem: Sağlıklı yaşam tarzı değişikliği için altı ay boyunca grup görüşmelerinin tümüne katılan kadınlardan amaçlı örneklemle 20'si çalışmaya, alındı. Katılımcılarla, yarı-yapılandırılmış sorular kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapıldı. Görüşmelerin ses kaydı alınarak transkriptleri yazıldı. Transkriptlerin analizinde triangülasyon sağlanarak önce kodlama daha sonrasında da kategorizasyon yapıldı. Bulgular: Çalışmanın bulgularında dört ana temaya ulaşıldı. Ana temalar; "duygu, düşünce ve davranış döngüsünün, obezite ve kilo verme çabasına etkisi", "çevrenin obezite ve kilo verme çabasına etkisi", "grup görüşmeleri ile ilgili deneyimleri", "yaşam dönüm noktaları"dır. Birinci temanın alt temaları; "obezite konusundaki inanışlarının davranışlara etkisi", "internal stigmatizasyon-kısıtlanma", "kabul görme çabası", "kısır döngüye girme"dir. İkinci ana temanın alt temaları; "eksternal stigma", "kilo sorununa yönelik hitap tercihleri", "sağlık çalışanlarının kilo sorununa yönelik hitapları", "toplumsal cinsiyet ayrımcılığı" ve "çevrenin kilo verme çabasına etkisi"dir. Üçüncü temanın alt temanın alt temaları; "olumlu etkiler", "olumsuz etkiler", "sürdürebildikleri sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri", "motivasyonları" ve "önerileri"dir. Dördüncü ana temanın alt teması; "travmatik yaşam olaylarının obezite ve kilo verme çabasına etkileri" olarak bulunmuştur. Sonuç: Obezitenin nedenleri ve kilo verme davranışları birbiriyle ilişkili ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Obeziteyle savaşımda bu karmaşık yapıya cevap verecek yöntemlere gereksinimi vardır. Aile hekimleri kilo sorunu olan bireylere biyopsikososyal-kültürel ve varoluşsal yaklaşımla etkin grup görüşmeleri yaparak yardımcı olabilirler. Anahtar Kelimeler: Obezite, grup görüşmeleri, niteliksel çalışma, derinlemesine görüşme
Gelişim çağındaki taekwondocuların kilo ve boy kategorilerine göre organize edilen yarışmalardaki BMI ve başarı performanslarının karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, 10 farklı sıklette kilo kategorilerine göre dizayn edilen 2019 Dünya Taekwondo Şampiyonası ve 2019 Avrupa Taekwondo Başkanlık Kupası ile 10 farklı sıklette boy kategorilerine göre dizayn edilen 2020 Türkiye Uluslararası Taekwondo Açık Turnuvasındaki kız ve erkek müsabık taekvadocuların BMI ve turnuvalardaki başarılı olma durumlarının karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, kilo kategorilerine göre gerçekleştirilen 2019 Dünya Taekwondo Şampiyonası ve 2019 Avrupa Taekwondo Başkanlık Kupası ile boy kategorilerine göre dizayn edilen 2020 Türkiye Uluslararası Taekwondo Açık Turnuvasında müsabakalara katılan 12-14 yaş aralığındaki kız ve erkek müsabık taekwondoculardan oluşmuştur. Müsabakalardan bir gün önce taekwondocuların boy ve kilo ölçümleri yapılmış ve BMI değerleri hesaplanmıştır. 2019 Dünya Taekwondo Şampiyonası ve 2019 Avrupa Taekwondo Başkanlık Kupasında kızlar; -29, -33, -37, -41, -44, -47, -51, -55, -59 ve +59 kg; erkekler ise -33, -37, -41, -45, -49, -53, -57, -61, -65 ve +65 kg sıkletlerinde müsabakalara katılmışlardır. 2020 Türkiye Uluslararası Taekwondo Açık Turnuvasında ise sıkletler, her bir kilo kategorilerine göre hesaplanan sağlıklı BMI değerlerine denk gelen boy kategori aralıkları gözönüne alınarak oluşturulmuştur. Buna göre kızlar; 144, 148, 152, 156, 160, 164, 168, 172, 176 ve +176 cm sıkletlerinde erkekler ise 148, 152, 156, 160, 164, 168, 172, 176, 180 ve +180 cm sıkletlerinde müsabakalarda yer almışlardır. Bulgular: X nolu kategorideki erkeklerde boy sıkletinin kilo sıkletine göre daha başarılı olduğu saptanmıştır (p<0,05). I, IX ve X nolu kategorideki erkeklerin boy sıkletinde (p<0,05); III, IV, V, VI ve VII nolu kategorilerdeki erkeklerin ise kilo sıkletinde BMI normalliğinin daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Kızlarda ise I, II, III, IX ve X nolu kategorilerde boy sıkletinde (p<0,05); VI ve VII nolu kategorilerde ise kilo sıkletlerinde BMI normalliğinin daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuçlar: Kilo ve boy kategorilerine göre dizayn edilen turnuvalarda taekwondocuların başarılı olma durumları arasında bir fark yokken BMI normalliği açısından ağır ve hafif sıkletlerde boy kategorisinin daha sağlıklı olduğu tespit edilmiştir. Resmi turnuvaların boy kategorilerine göre organize edilebileceği ortaya konmuştur.
Obezite farkındalık eğitiminin beden eğitimi ve spor yüksekokulu öğrencilerinin kilofobi düzeyleri ve kilolu bireylere yönelik tutumları üzerine etkisinin incelenmesi
Bu tez çalışmasının amacı; Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu öğrencilerinin kilofobi düzeylerinin ve kilolu bireylere yönelik tutumlarının belirlenmesi ve verilecek olan 6 haftalık obezitenin nedenleri ve obez bireylerin toplum içerisinde yaşadıkları problemleri kapsayan bir eğitim programının katılımcıların kilofobi düzeyleri ve kilolu bireylere yönelik tutumları üzerinde bir etkisinin olup olmadığının araştırılmasıdır. Çalışmanın örneklemini 2015-2016 Eğitim Öğretim Yılı'nda Çukurova Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu'nun Beden Eğitimi Öğretmenliği ve Antrenörlük Eğitimi bölümlerinde öğrenim gören 1., 2., 3. ve 4. sınıf öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırmaya, Antrenörlük Eğitimi Bölümünden 106 ve Beden Eğitimi Öğretmenliği Bölümünden de 135 üniversite öğrencisi olmak üzere toplam 241 katılımcı katılmıştır. Bu tez çalışmasında `Deneme Modeli` kullanılmıştır. Araştırmada veri toplamak amacı ile "Kilofobi Ölçeği" ve "Obez Bireylere Karşı Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler IBS SPSS 20 istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Katılımcıların demografik bilgilerini sunmak amacı ile frekans, yüzde, standart sapma gibi tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Kontrol ve deney gruplarının ön-test ve son-test sonuçlarının karşılaştırılması amacı ile de t testi, karma ANOVA ve faktöriyel ANOVA testleri kullanılmıştır. Deney ve kontrol gruplarına ait ön test – son test ölçümlerine ait farklarının ortalamalarının karşılaştırılması sonucunda istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılığın olduğu bulunmuştur (t(239):-2,54, p<0,01). Sonuç olarak; verilmiş olan obezite farkındalık eğitiminin Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu öğrencilerinin kilofobi düzeyleri ve obez bireylere karşı tutumları üzerinde etkili olduğu ve kilolu bireylere karşı sergilenen olumsuz ön yargı düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir düşüşe neden olduğu bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Kilofobi, obezite, kilo, obez
Manisa Muradiye merkez mahallelerinde 45-64 yaş fazla kilolu ve obez kadınlarda bir girişim programının etkinliğinin değerlendirilmesi
Manisa Muradiye Merkez Mahallelerinde 45-64 Yaş Fazla Kilolu ve Obez Kadınlarda Bir Girişim Programının Etkinliğinin DeğerlendirilmesiAmaç: Fiziksel aktivite girişim programının beden ağırlığı, beden kütle indeksi (BKİ), bel çevresi (BÇ), kalça çevresi (KÇ), bel kalça oranı (BKO), beden yağ ağırlığı, beden kas ağırlığı ve beden yağ yüzdesi değerlerine etkisi olup olmadığını göstermektir.Gereç ve Yöntem: Araştırma alanda yürütülen kontrollü girişim çalışmasıdır. Fazla kilolu ve obez kadınlar kesitsel bir çalışma ile yapılan randomizasyonla, girişim ve kontrol grubu olarak ikiye ayrılmıştır. Girişim grubuna haftada üç gün beden eğitimi çalıştırıcıları eşliğinde üç ay FA yaptırılmıştır. Her iki gruba sağlığı geliştirme eğitimleri verilmiştir. Altıncı ve 12. haftalarda antropometrik ve BİA ölçümleri tekrarlanmıştır. Araştırmanın başında ve sonunda kadınlara anket uygulanmıştır. Veri analizinde tekrarlayan ölçümlerde varyans analizi, bağımlı gruplarda t testi, ki kare, Fisher'in kesin testi, Student's t testi, Mc Nemar testi, Kruskall Wallis Varyans analizi kullanılmıştır.Bulgular: Altıncı ve 12. hafta ölçümlerinde girişim grubunun bel çevresi ve BKO, kontrol grubuna göre anlamlı olarak azalmıştır. Çalışma sonunda girişim grubunda beden ağırlığı, BKİ, beden yağ yüzdesi, bel, kalça çevresi, BKO, yağ ağırlığı ve bunun kollar, bacaklar ve gövdedeki dağılımı başlangıç ölçümlerine göre anlamlı olarak azalmıştır. Kontrol grubunda beden ağırlığı, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, yağ ağırlığı, kolların ve bacakların yağ ağırlığı anlamlı derecede azalmıştır. Çalışma sonunda oluşan farklar karşılaştırıldığında, girişim grubundaki kadınların kontrol grubuna göre beden ağırlığı, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, BKO, yağ ağırlığı ve bu yağların gövde, kollar ve bacaklardaki ağırlık dağılımının anlamlı olarak azaldığı gösterilmiştir. Tüm bunlara ek olarak girişim grubundaki kadınların yaşam kaliteleri, sağlık ve beden algılarında anlamlı iyileşmeler olurken, kontrol grubunda anlamlı bir değişim olmamıştır. Girişim grubunda ruhsal alan puanları anlamlı olarak artmıştır. Kontrol grubunda çevresel alan puanı anlamlı olarak artarken, bedensel alan puanları anlamlı olarak azalmıştır. Son değerlendirmeye göre girişim grubunun bedensel alan puanları kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Bunun dışında kalan boyutlarda anlamlı bir fark bulunamamıştır.Sonuç: Girişim grubunun beden bileşiminde oluşan bu farklılık çalışma açısından çok değerli bir bulgudur ve FA girişiminin etkilerini net olarak göstermektedir. Bu çalışmanın çok sektörlü sağlığı geliştirme programları için iyi bir yol gösterici ya da model olduğu söylenebilir.
Obez ve aşırı kilolu hastalarda farklı antropometrik ölçümlerin ve kardiyometabolik risk faktörlerinin prediktif değerlerinin karşılaştırması
Obezite ve aşırı kilo, "yağ dokusunun, sağlıkla ilgili olumsuz sonuçlara yol açacak ölçüde artması" olarak tanımlanmaktadır. VKİ; erişkin popülasyon ve bireylerde aşırı kilo ve obezitenin sınıflanmasında yaygın kullanılan basit bir boy-kilo indeksidir. Obezite ve aşırı kilo birçok hastalığa öncülük etmektedir. Obezitenin belirlenmesinde ve sınıflanmasında çeşitli antropometrik ölçümler kullanılmaktadır. Günümüzde en sık kullanılan VKİ ile beraber birçok antropometrik ölçüm geliştirilmiştir. Fakat bu ölçümlerin obeziteye bağlı oluşabilecek kardiyometabolik komplikasyonların prediktif değerlendirmesinde birbirine üstünlüğü konusunda görüş ayrılıkları mevcuttur. Çalışmamıza vücut kitle indeksi 25 ve üzeri olan ve HT haricinde herhangi bir kronik hastalığı olmayan toplam 1924 (K:1564, E:360) olgu alınmıştır. Tüm olgular VKİ'ye göre "pre-obez, obez evre1, evre 2 ve evre 3" şeklinde 4 gruba ayrılmıştır. Tüm olgularda antropometrik ölçümler yapılmış ve kardiyovasküler risk profilleri olarak lipid profilleri (Kolesterol LDL, HDL, trigliserid), insülin direnci (HOMA-IR), ve inflamatuar parametreleri (WBC, CRP-hs ve ürik asit) bakılmıştır. Antropometrik ölçümler; VKİ ile ve kardiyovasküler risk profilleri ile her iki cinsiyette ayrı ayrı karşılaştırılmıştır. Elde ettiğimiz sonuçlarda her iki cinsiyette de obezite derecesindeki artışla kardiyometabolik risk markerlarında pozitif korelasyon izlendi. En yaygın kullanılan ölçüm olan VKİ, metabolik sendrom komponentleri ve biyokimyasal parametreler ile iyi korelasyon gösterdi. Fakat kardiyometabolik riskin prediktif değerlendirilmesinde diğer ölçüm tekniklerine göre üstünlüğü tartışmalıdır. Uluslararası çalışmalarda mevcut konvansiyonel ölçümlerin kardiyometabolik risk değerlendirmesi açısından birbirine üstünlüğü konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Genetik ve çevresel faktörler, diyet ve kişisel alışkanlıklar ve fizik aktivite düzeyleri kişiden kişiye farklılık gösterdiğinden ve obeziteye bağlı gelişen kardiyometabolik komplikasyonların oluşmasında bu saydığımız faktörlerin de etkisi olması ve bu karıştırıcı faktörlerin çalışmalarda bertaraf edilmesinin zorluğu mevcut görüş ayrılıklarının sebebi olabilir. Bu nedenle karıştırıcı risk faktörlerinin mümkün olduğunca en aza indirgendiği prospektif çalışmalara ihtiyaç olduğu görülmektedir.
Düzce'de ilköğretim çağı çocuklarının obezite prevalansının belirlenmesi ve risk faktörlerinin araştırılması
Amaç: Bu araştırmada Düzce İli Merkez ilçesinde çocukluk çağı obezite prevalansını ve obezite gelişiminde rol oynayan risk faktörlerini belirlemek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma nested vaka kontrol tiptedir. Araştırmanın evreni Düzce İli Merkez ilçesindeki 81 ilköğretim okulunun 2. Sınıfında eğitim gören 3131 öğrencidir. Örneklem büyüklüğü 1214 olarak hesaplandı. Örnekleme giren öğrenciler kent ve kırsal olarak tabakalandırıldı. Küme örnekleme yöntemi ile 10 İlköğretim Okulu'ndaki 1245 öğrencide antropometrik ölçümler yapıldı. Yaşa Göre BKİ Z-Skoru (BAZ) +2 ve üzerinde 126 öğrenci (obez) vaka grubu olarak alındı. BAZ -2 ile +2 olan öğrenciler arasından rastgele seçilen aynı sınıftan aynı cinsiyet ve aynı sayıda olmak üzere 126 öğrenci kontrol grubu olarak alındı. Obezite belirlenen öğrenciler ile kontrol grubunun ailelerinden anket formu uygulanarak veri toplandı. Araştırmadaki veriler WHO AntroPlus ve bir istatistik paket program ile değerlendirildi. Yapılan analizlerde p<0.05 anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya katılan 1245 öğrencinin 654 (%52.5)'ü erkek, 591 (%47.5)'si kızdır, 1083 (%87)'ü kentsel, 162 (%13)'si kırsal bölge okullarında eğitim görmektedir. Obez olarak değerlendirilen öğrenci sayısı 126 (%10.1) olarak bulunmuştur. Öğrencilerin 5 (%0.4) 'i çok zayıf, 37 (%3)'si zayıf, 886 (%71.2)'sı normal, 191 (%15.3)'i fazla kiloludur. Cinsiyete ve yerleşim yerine göre çok zayıf, zayıf, normal, fazla kilolu, obez olma durumu istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Boy uzunluğunun değerlendirilmesinde öğrencilerin 4 (%0.3)'ü çok uzun, 56 (%4.5)'sı uzun, 1180 (%94.8)'i normal, 5 (%0.4)'i bodur (kısa boylu) olarak bulundu. Çalışmanın ikinci aşamasına 126 kontrol ve 124 vaka grubundan olmak üzere 250 öğrencinin ailesi katıldı. Kontrol grubunun tamamına vaka grubunun % 98.4'üne ulaşıldı. Lojistik regresyon analizi sonucunda çocuklarda obezite gelişiminde, düzenli kahvaltı yapanlara göre genellikle yapanlarda 3.67 kat (p=0.006), düzenli öğle yemeği yiyenlerde 3.52 kat (p=0.001), hızlı yemek yiyenlerde 2.38 kat (p=0.016) riskli bulunmuştur. Ebeveynin çocuğunun vücut ağırlığından memnun olanlara göre orta memnun olanlarda 24.13 kat (p<0.001), memnun olmayanlarda 47.11 kat (p<0.001), hiç memnun olmayanlarda 39.38 kat (p=0.001) riskli bulunmuştur. Öğrencinin doğum ağırlığı 2500 gr altında olanlara göre 4000 gr üstünde doğanlar 12.02 kat (p=0.002) riskli bulunmuştur. Öğrencinin birinci derece akrabalarında obez kişi sayısı arttıkça obezite riski artmaktadır (OR:1.38, p=0.008) Sonuç ve Öneriler: Araştırmada Düzce'de öğrencilerin obezite prevalansı Türkiye genelinden ve içinde bulunduğu NUTS bölgesinden yüksek bulundu. Çocuğun doğum ağırlığı, akrabalarındaki obez kişi sayısı, beslenme alışkanlıkları, ebeveynin çocuğunun vücut ağırlığından memnun olmaması obezite gelişiminde etkili olmaktadır. Çocuklar ile ailelerine beslenme ve vücut ağırlığının değerlendirilmesi ile ilgili eğitim verilmelidir. Anahtar Kelimeler: Kilo Fazlalığı, Çocukluk Çağı Obezitesi, Risk Faktörleri, Prevalans.
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine 2012-2014 yılları arasında başvuran obez çocukların retrospektif olarak değerlendirilmesi
Davranışsal ve çevresel faktörler son 20 yılda obezitedeki belirgin artıştan esas sorumlu olan faktörlerdir. Vücut kitle indeksi hesaplanması çocuklarda obezite taramasında kullanımı yaygın olarak kabul edilen bir metottur. Çocuklarda anormal vücut kitle indeksi eşik değerleri yaş ve cinsiyete göre spesifik olan persentil eğrilerinden belirlenir. Çocukluk obezitesindeki belirgin artış çocuklarda bozulmuş glikoz toleransı ve Tip 2 Diabetes Mellitus tanısında önemli artışa neden olmuştur. Bütün yaşlarda obezite tedavisi zordur ve obez çocuklar obez erişkinler haline gelmektedir. Tedavinin ana dayanak noktası diyetin düzeltilerek yaşam şeklinin değiştirilmesi ve fiziki aktivitenin artırılmasıdır. İlaç tedavisi ve bariatik cerrahi morbid obez adölesanlarda yaşam şekli değişikliğine bir yardımcı olarak düşünülmelidir. Retrospektif türde olan bu çalışmada 102 obez çocuk ve 58 normal vücut kitle indeksine sahip kontrol ile gerçekleştirildi. Çalışma kapsamında tüm çocuklara tam bir fizik muayene yapıldı. İstatistiksel karşılaştırmalarda kikare testi, T testi ve Mann Whitney U testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık için p<0.05 kabul edildi. Obez çocuklarda diastolik kan basıncı kontrol grubundan daha yüksek bulundu. Diyabet parametreleri (açlık kan şekeri, insülin miktarı ve insülin rezistansı değerleri, HbA1c düzeyi) obez çocuklarda kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu. Kolestrol parametrelerinden trigliserid düzeyleri obez çocuklarda anlamlı düzeyde daha yüksek bulunurken HDL kolestrol düzeyi obez çocuklarda anlamlı düzeyde daha düşük bulundu. Tirod parametrelerinden TSH ve serbest T4 düzeyi obez çocuklarda anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu. Inflamasyona yönelik parametrelerden beyaz küre sayıları ve CRP düzeyleri obez çocuklarda anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu. Diğer parametrelerden ALT ve kortizol düzeyleri obez çocuklarda anlamlı düzeyde daha yüksek bulunurken MCV düzeyi ve TDBK obez çocuklarda anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur. Gerek bizim çalışmamızın, gerek ise literatürdeki diğer çalışmaların sonuçları obezitenin çocukluk çağında dahi sağlığa birçok olumsuz etkisinin bulunduğunu göstermektedir. Obezite ile erken dönemde mücadele çocukların hem çocukluk iii yaşlarında, hem de gelecek hayatlarındaki morbidite ve mortalitelerinin azalmasına yardımcı olacaktır. Anahtar kelimeler: Çocukluk çağı, obezite, aşırı kilolu çocuk, retrospektif
Demir eksikliği anemisinde tedavinin ghrelin ve hepsidin düzeylerine etkisi
Giriş: Anemi dünya çapında bir halk sağlığı sorunudur. En sık görülen anemi nedeni demir eksikliği anemisidir. Demir eksikliği anemisi (DEA) tedavisi basit gibi görünse dahi özellikle oral demir tedavisine uyumda problemlere sık rastlanır. Tedavi sürecinde kilo alımı hastaların ilaçları düzenli kullanmaması ya da bırakmasına neden olan önemli bir sorundur. Ghrelin iştah ve kilo alımı, hepsidin ise demir metabolizması ile ilgili son yıllarda araştırılan parametrelerdir. Ghrelin mide fundusundan salgılanan, açlık hissini uyaran bir hormondur. Merkezi ya da periferal yoldan iştah ve gıda alımını arttırır. Hepsidin, bağırsaktan demir emiliminin bir homeostatik düzenleyicisidir. Çalışmamızda DEA tedavisinde ghrelin ve hepsidin düzeylerindeki değişimleri araştırarak, DEA'de görülen çok sayıda semptomu ve tedavi sırasında yaşanan kilo alımı ilişkili uyum problemlerini açıklamaya katkı sağlayacak bilgiler edinmeyi umuyoruz. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Düzce Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Ekim 2015 - Ekim 2016 tarihleri arasında Dahiliye ya da Hematoloji polikliniğine başvuran, 18 yaş üzeri, WHO veya Türk Hematoloji Derneği kriterlerine göre demir eksikliği anemisi (Hgb değeri kadınlarda <12gr/dl, erkeklerde <13 gr/dl ve Ferritin <15 ng/mL ) tanısı konan 130 hasta dahil edildi. Dışlama kriterlerinden birini taşıyan veya onam vermeyen 43 kişi çalışma dışı bırakıldı. 87 hasta ve 50 kişilik kontrol grubu ile çalışma tamamlandı. Hasta ve kontrol grubundan yaş, cinsiyet, kilo, boy, bel-kalça çevresi ölçümleri, VKİ bilgileri ve kan örnekleri alındı. Hastaların demir eksikliği tedavisi sorumlu doktorunun önerdiği doz ve yöntemle yapıldı, araştırmacılar tedavi üzerine herhangi bir etkide bulunmadı. Tedavinin 3. ayından önce olmamak kaydıyla, hastanın takip edilmekte olan anemi parametreleri (hemoglobin, ortalama eritrosit hacmi, ferritin) normale döndükten sonra hasta grubunda ölçümler ve kan tetkikleri tekrarlandı. Kontrol grubundan bir kez, hasta grubunda tedavi öncesi ve sonrasında olmak üzere iki kez alınan örneklerde hepsidin ve ghrelin düzeyleri incelendi. Bulgular: Hasta ve kontrol grubu karşılaştırıldığında yaş, cinsiyet, boy, kilo, vücut kitle indeksi (VKİ) , bel ve kalça çevresi açısından anlamlı fark saptanmamıştır. Hasta grubunda tedavi sonrasında kilo, VKİ, bel ve kalça çevresi ölçümlerinde anlamlı artış saptandı (p<0,001). Hastaların tedavi sonrasında ortalama 1,15kg aldığı (p<0.001), VKİ'nin 25.86 kg/m2 den 26.33 kg/m2 ye yükseldiği (p<0.001), bel çevresinin 0,81cm, kalça çevresinin 0.82 cm arttığı (p<0.001) ancak bel /kalça oranının sabit kaldığı saptanmıştır. Hasta grubunun tedavi öncesi plazma hepsidin ve ghrelin seviyesi kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (hepsidin için 80±21 ng/dl vs. 179 ng/dl p<0.001, ghrelin için 152±119 pq/ml vs 213±167 pq/ml, p=0.026). Demir tedavisi sonrası hepsidin seviyelerinin tedavi öncesine göre anlamlı olarak arttığı gözlenmiştir (80±21 ng/dl vs 92±13 ng/dl p<0.001). Tedavi sonrası bakılan plazma ghrelin seviyelerinde de artış trendi olmakla beraber istatistiksel olarak anlamlı saptanmamıştır (152±119 pq/ml karşın164±150 pq/ml, p=0,589). Ghrelindeki kişisel artışların korelasyonları incelendiğinde, ghrelin artışının hem kilo hem de VKİ artışı ile pozitif yönde anlamlı korelasyon gösterdiği saptandı. Sonuç: Demir eksikliği anemisi tanılı hastalarda sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında hem bağırsaktan demir emilimi ile ilişkili etkileri bilinen hepsidin hem de iştah ilişkili temel hormonlardan olan ghrelin seviyesini düşük saptadık. Tedavi sonrası bu belirteçlerin her ikisinde de artış olmakla beraber yalnızca hepsidindeki artış belirgindi fakat kilo alımı ile ilişkili bulunmadı. Ghrelindeki artış muhtemelen kilo alımının ghrelin düzeylerini fizyolojik olarak baskılaması nedeniyle istatistiksel anlamlılığa ulaşmadı. Ancak hasta bazında kilo artışı incelendiğinde düşük düzeyde de olsa ghrelindeki artışla pozitif yönde korelasyon saptandı. Demir eksikliği anemisinin önemli semptomlarından biri olan iştahsızlığın ve tedaviyle ortaya çıkan kilo alımının ghrelin ve hepsidin düzeylerindeki değişimle ilişkili olabileceğini ortaya koyduğumuz çalışmamızın, bu konuda yapılacak daha geniş ve kontrollü çalışmalara ışık tutacağını umuyoruz. Anahtar Kelimeler: Demir eksikliği anemisi, ghrelin, hepsidin, iştah, kilo alımı
Çocukluk yaş grubunda tonsillektomi ameliyatı sonrası hastaların boy-kilo değişimi üzerine tonsillerin kütle ve boyutunun etkisi
Tonsillektomi ameliyatı, kulak burun boğaz kliniklerinde özellikle çocukluk çağında en sık yapılan cerrahilerdendir. Her ne kadar sık yapılan bir cerrahi olsa da cerrahi planlanan çocuklarda ve ailelerde yaygın anksiyeteye yol açmaktadır. Bu sebeple ameliyatın gerekliliği, riskleri, olumlu ve olumsuz yönleri hastaya ve hasta yakınlarına iyi bir şekilde anlatılmalıdır. Ameliyat sonrası beklentilerden biri de çocuğun gelişiminde artış olmasıdır. Literatürde daha önce yapılan birçok çalışmada da bu gelişimi destekleyen sonuçlar yer almaktadır. Bu çalışmada diğer çalışmalardan farklı olarak sadece tonsillektomi yapılmıştır. Ameliyat sonrası beklenen gelişime tonsil büyüklüğü gibi hastaya bağlı diğer değişkenlerin etkisi değerlendirilmiştir. Düzce Tıp Fakültesi Hastanesi, Kulak Burun Boğaz Kliniği'nde Aralık 2015- Haziran 2016 tarihleri arasında tonsiller hipertrofi ve rekürren kronik tonsillit nedeni ile opere edilen toplam 45 hasta çalışmaya alındı. Tüm hastaların anamnez ve bulguları kaydedildikten sonra, ameliyat öncesi boy ve kiloları kaydedildi. Ameliyat sırasında çıkarılan tonsillerin ağırlığı ve hacmi ölçüldü. Postoperatif 6. ayda hastalar kontrole çağrılarak tekrar boy ve kiloları ölçülerek kaydedildi. Hastaların boy ve kilo gelişimleri persentil artışına göre hesaplandı. Hastaya bağlı, yaş, cinsiyet, endikasyon, tonsiller grade, tonsil hacmi, tonsil ağırlığı gibi değişkenler gruplandırılarak boy ve kilo gelişimine etkisi kıyaslandı.
Normal kilolu ve fazla kilolu kadınlarda vücut yağ oranının antropometrik ve metabolik parametrelerle ilişkisi; normal kilolu obezite kavramı
ÖZET Amaç: Obezite, vücutta yağ birikiminin aşırı düzeyde artmasıyla karakterize bir hastalık olarak tanımlanmakta ve pratikte tanısı beden kitle indeksiyle (BKİ) konulmaktadır. BKİ normal olup vücut yağ oranının (VYO) normalin üstünde bulunduğu durum "normal kilolu obezite(NKO)" olarak tanımlanmaktadır ve bu durumun metabolik parametreleri etkilediğine dair çalışmalar mevcuttur. Bu çalışma ile polikliniklerimize başvuran normal kilolu ve fazla kilolu kadınlarda VYO'nun antropometrik ve metabolik parametrelerle ilişkisini saptamaya ve NKO kavramını gündeme getirmeye çalıştık. Ayrıca önemine binaen NKO'lu hastaların atlanmaması, tedavilerinin düzenlenmesi ve geleceğe dair risklerinin hastalara aktarılmasını sağlayarak poliklinik pratiğinin bu konuda değişmesinin gerekliliğini vurgulamayı amaçladık. Yöntem: Çalışmamızda retrospektif olarak Ocak 2018 - Temmuz 2018 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı polikliniklerine başvurmuş hastaların arşiv dosyaları incelenmiş ve dahil edilme kriterlerimize uyan 200 hasta çalışmaya alınmıştır. Hastalar BKİ ve VYO durumuna göre 50'şer kişilik 4 gruba ayrılmıştır: Normal kilolu ve normal VYO'ya (<%30) sahip olanlar (NKN); normal kilolu ve yüksek VYO'ya sahip olanlar; fazla kilolu ve normal VYO'ya sahip olanlar; fazla kilolu ve yüksek VYO'ya sahip olanlar. Çalışmada hastaların biyoelektrik impedans analizleriyle(BİA), antropometrik ve biyokimyasal parametreleri kullanılmıştır. Gruplar arasında bu parametrelerin değişimi ve birbirleri arasındaki korelasyon incelenmiştir. İstatistiksel değerlendirmeler için SPSS paket programı kullanılmıştır ve p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: NKO grubunda NKN grubuna göre açlık kan şekeri, insülin, HOMA-IR, total kolesterol (TK), LDL, trigliserid (TG) ve TSH gibi önemli metabolik parametrelerin düzeyleri daha yüksektir. Ancak muhtemelen hasta sayısındaki azlık nedeniyle istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. NKO grubunda diğer gruplara göre ortalama LDL düzeyi pik yapmış ve istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. VYO; insülin, HOMA-IR, VYD, bel - kalça çevreleri ve bel/boy - kalça/boy oranlarıyla pozitif korelasyon göstermektedir. TK, TG, LDL ve HDL kolesterol seviyeleriyle ise anlamlı bir ilişkisi tespit edilmemiştir. Sonuç: VYO tespitinin obeziteyle mücadelede önemli bir yere sahiptir. Bu konuda pratik bir yöntem olan BİA öne çıkmakta ve önerilmektedir. Çalışmada elde ettiğimiz sonuçlar da göz önünde bulundurularak birinci basamakta, toplum taramalarında ve polikliniklerde hastaların obezite yönünden değerlendirilmesi sadece kilo – boy ölçümü yaparak değil ayrıntılı vücut komposizyonu tespitiyle yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Normal kilolu obezite, vücut yağ oranı, biyoelektrik impedans analizi, insülin direnci, antropometrik ölçümler
Fazla kilolu yetişkinlere transteoretik modele göre verilen eğitimin beden imajı ve egzersiz davranışı üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı fazla kilolu yetişkinlere transteoretik modele göre verilen eğitimin beden imajı ve egzersiz davranışı üzerine etkisini incelemektir. Yöntem: Ön test son test, kontrol gruplu yarı deneysel türde yapılan bu araştırma 4 Haziran- 16 Temmuz 2018 tarihleri arasında Elazığ il merkezide bulunan Rüstempaşa ASM' de yapıldı. Araştırmanın örneklemini evrenden güç analizi ile belirlenen 150 kişi oluşturmuştur. Araştırmada deney grubundaki fazla kilolu yetişkinlere transteoretik modele göre hazırlanmış eğitim verilmiştir. Kontrol grubuna herhangi bir girişimde bulunulmamıştır. Verilerin toplanmasında; Sosyo-Demografik Özellikler Soru Formu, Egzersiz Değişim Aşaması Kısa Soru Formu, Egzersiz Değişim Süreçleri Ölçeği, Egzersiz Öz-Etkililik Ölçeği, Egzersiz Karar Verme Dengesi Ölçeği, Beden İmajı Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeklere ek olarak fiziksel aktivite seviyesini objektif olarak ölçmeyi sağlayan pedometre aracı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ise ki kare testi, yüzdelik, ortalama, eşleştirilmiş t testi ve bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. Bulgular: Egzersiz değişim aşamaları ölçeğinde; deney grubunda ön testte hareket aşamasında olan ve sürdürme aşamasında olan bireylerin oranı; yüzde 5.3 ten yüzde 77.4'e yükselmiştir. Deney ve kontrol grubu arasında; egzersiz değişim aşamalarının ön testlerin ve son testlerin karşılaştırmasında; ön testlerde p>0.05 iken son test karşılaştırmalarında p<0.001 aralarındaki fark anlamlı bulunmuştur. Gruplar arasında TTM ölçeklerinin genel puan ortalamaları arasında anlamlı fark görülmüştür (p<0.001). Bulgulara göre; deney grubunun ortalama adım sayıları son testte, ön teste göre artmıştır, kontrol grubunda ise adım sayılarında anlamlı bir artış olmamıştır. Deney grubundaki bireylerin beden imajı ölçeği puanlarında son testlerde, ön testlere göre artış olmuştur. Sonuç: Fazla kilolu yetişkinlere Transteoretik Model'e göre verilen eğitimin; deney grubunda egzersiz davranışı ve beden imajına olumlu yönde etkili olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Fazla Kilo, Egzersiz Davranışı, Transteoretik Model, Beden İmajı, Hemşire
Elazığ kent merkezinde erişkin kadınların kilo sorunu ve zayıflama davranışlarının irdelenmesi
Şişmanlık Türkiye'de ve Dünya'da prevalansı giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırma, Elazığ kent merkezinde yaşayan erişkin kadınların kilo sorunu, zayıflama davranışlarının irdelenmesi ve bu davranışları etkileyecek faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu çalışma, araştırma kapsamına alınan erişkin kadınların (322 kişi) 315'ine ulaşılarak yapılmıştır. Kadınlara; sosyo-demografik özellikler, kilo sorunu ve zayıflama davranışını irdelemeye yönelik soruları içeren anket yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Boy ve kilo ölçümleri araştırmacı tarafından yapılmıştır. Veriler istatistik paket programı SPSS 22.0'a kaydedilerek, hata kontrolleri, tablolar ve istatistik analizlerde bu program kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan kadınların yaş ortalaması 41.0±13.8'dir (min:19, max:73 yaş). Kadınların ortalama kiloları 67.33±12.60 kg, boyları 163.57±6.44 cm ve BKİ'leri 26.96±3.74'tür. 45-59 yaş BKİ ortalamasının en yüksek olduğu gruptur. Fazla kilolu ve şişman olanların oranı %54.6'dır. Kadınların %56.8'i hayatının herhangi bir döneminde zayıflama yöntemi kullandığını bildirmiştir. En çok kullanılan yöntemin daha az yeme/kalori hesabı (%46.9) olduğu, %65.4'ünün kullandığı yöntemi bıraktıktan sonra kilo aldığı saptanmıştır. 45-59 yaş grubu kadınlarda, sosyo-ekonomik düzeyini kötü algılayanlarda, düzenli beslenmeyenlerde kilo sorunu yaşama daha fazla görülürken; 30-44 yaş arası kadınlarda, evli olanlarda, çalışanlarda, aylık gelir düzeyi yüksek olanlarda, kilo sorunu yaşayanlarda zayıflama yöntemi kullanma durumu anlamlı olarak daha fazla bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak kadınlarda kilo sorununun varlığı ve kadınların yarıdan fazlasının zayıflama davranışında bulunduğu, ancak profesyonel yardım almak yerine yanlış zayıflama yöntemlerinin denenebildiği görülmüştür. Erişkin kadınlarda kilo sorunun önlenmesi, sağlıklı ve etkin zayıflama davranışlarının geliştirilmesine yönelik düzenlemeler yapılmalıdır. Kilo sorunu ve zayıflama davranışları ile ilişkili risk faktörleri değerlendirilerek koruyucu ve tedavi edici hizmetler uygulanmalıdır.
Farklı beden kitle indekslerine sahip bireylerin içselleştirilmiş kilo önyargısı ile olumsuz beden konuşmaları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın birincil amacı, farklı beden kitle indekslerine sahip bireylerin İçselleştirilmiş Kilo Önyargısı ile Olumsuz Beden Konuşmaları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. İkincil amacı ise, İki Faktörlü İçselleştirilmiş Kilo Önyargısı Ölçeğinin psikometrik özelliklerinin incelenmesi, Türkçe alan yazına kazandırılması, uygulanabilirliğinin sınanması olarak belirlenmiştir. İki Faktörlü İçselleştirilmiş Kilo Önyargısı Ölçeğini Türkçe alan yazınına kazandırmak için geçerlik ve güvenirlik değerlerini belirleyebilmek üzere, açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizlerinin yanı sıra güvenilirlik analizleri kapsamında test tekrar test ve iç tutarlılık analizleri yapılmıştır. Ayrıca İki Faktörlü İçselleştirilmiş Kilo Önyargısı Ölçeğinin (İKÖÖ-2F) ve Olumsuz Beden Konuşmaları Ölçeğinin (OBKÖ) yaş ve beden kitle indeksi değişkenine göre farklılaşmış farklılaşmadığını analiz etmek amacıyla tek yönlü varyans analizi (ANOVA), her iki ölçeğin alt boyutlarının beden kitle indeksi ile ilişkisine bakmak amacıyla korelasyon analizi ve son olarak her iki ölçeğinde yordayıcılarını belirleyebilmek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizleri yapılmıştır. Her analiz detaylı şekilde dört ayrı çalışma şeklinde oluşturulmuştur. İlk çalışmada İçselleştirilmiş Kilo Önyargısı Ölçeğinde yer alan maddelerin faktör örüntülerini belirleyebilmek için yapılan Açımlayıcı Faktör Analizi sonuçlarına göre varyansının %55,19'unu açıklayan iki faktörlü yapı elde edilmiştir. Ölçeğin güvenirliliğini sınamak için yapılan iç tutarlılık katsayısı .80 olarak hesaplanmıştır. İkinci çalışmada ise Doğrulayıcı faktör analizi yapılarak ölçeğin yapı geçerliliği test edilmiştir. İkinci çalışmanın sonucunda doğrulayıcı faktör analizi sonuçları iki faktörlü toplam 13 maddeden oluşan ölçeğin uyum indekslerinin kabul edilebilir düzeyde olduğunu göstermiştir. Üçüncü çalışmada İçselleştirilmiş Kilo Önyargısı Ölçeğinin zamansal olarak değişim gösterip göstermediğini belirlemek için test-tekrar test analizi yapılmış ve ölçek toplam puanın ,929 ile zamansal olarak değişim göstermediği saptanmıştır. Dördüncü son çalışmada ise iki faktörlü içselleştirilmiş kilo önyargısı ölçeğinin ve olumsuz beden konuşmaları ölçeğinin yaş ve beden kitle indeksi değişkenine göre farklılaşmış farklılaşmadığını analiz etmek amacıyla tek yönlü varyans analizi (ANOVA), her iki ölçeğin alt boyutlarının beden kitle indeksi ile ilişkisine bakmak amacıyla korelasyon analizi ve son olarak her iki ölçeğinde yordayıcılarını belirleyebilmek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre yaş değişkeninin her iki ölçeğin alt boyutlarıyla incelendiğinde kiloyla ilişkili stres, kiloyla ilişkili kendilik değeri ve beden kıyaslama alt boyutlarıyla istatistiksel açıdan farklılık olmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak, İki Faktörlü İçselleştirilmiş Kilo Önyargısı Ölçeğinin Türkçe formunun egzersiz veya spor yapan katılımcılar örnekleminde içselleştirilmiş kilo önyargısının belirlenmesi için kullanılabilir bir ölçek olduğu ve beden kitle indeksinin içselleştirilmiş kilo önyargısının ve olumsuz beden konuşmalarının yordayıcısı olduğu söylenebilir.
Şişmanlığı toplumsal bir mesele olarak deneyimlemek üzerine nitel bir araştırma: Genç kadınlar örneği, İstanbul
Aşırı şişmanlık ve obezite, insan sağlığını olumsuz etkilemektedir ve günümüzde tüm dünyada etkisini arttırmaktadır. Diğer yandan da toplumsal yaşamda dışlanmanın ve etiketlenmenin sebebi olmaktadır. Bu tezin konusu, 18-25 yaş aralığındaki genç kadınların şişmanlığı ve obeziteyi anlamlandırma ve tanımlama biçimleri ve kendi şişmanlık deneyimleridir. Nitel yöntemle yapılmış bu çalışma, genç kadınların şişmanlıkla ilişkili beden algılarına ve toplumsal yaşamda yaşadıkları sınırlılıklara odaklanmaktadır. Bu tez çalışması, şişman ve obez genç kadınların duygu dünyalarını, yaşadığı zorlukları ve kısıtlandıkları durumları toplum içerisinde görünür kılmayı ve sosyolojinin yeni gelişen alanı olan beden sosyoloji literatürüne katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında obez veya şişman olan ya da bu deneyimi daha önce yaşamış, 18-25 yaş arasında yirmi kadın ile görüşülmüştür. Feminist metodoloji izlenerek ve derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak yapılan bu görüşmeler tezde üç bölümde tartışılmıştır. Sonuçta, çalışmaya katılmayı kabul eden kadınların kendilerini kalıplaşmış tanımlamalar içerisinde görmek istemedikleri, anneleri ile ilişkilerinde şişmanlığın iki yönlü etkisinin olduğu, partnerlerinin doğrudan etkilerine ve kamusal yaşamda şişmanlığın engellerine dair sonuçlar elde edilmiştir.
Hafif şişman ve obez kadınlarda farklı öğün sıklığının beslenme durumu üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada 18-45 yaş arası hafif şişman ve obez kadınlarda farklı öğün sıklığının antropometrik ölçümler, vücut kompozisyonu ve uyku kalitesi üzerindeki etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Çalışma Ocak-Mayıs 2020 tarihinde Sivas il merkezinde bulunan özel bir danışmanlık merkezine beslenme ve diyet danışmanlık hizmeti almak amacıyla başvuran yetişkin 50 kadın birey ile yürütülmüştür. Gebe veya emzikli olan, menopoz döneminde olan, metabolizmayı etkileyen ilaçları düzenli olarak kullanan, psikiyatrik bozukluğu ve kronik hastalığı olan kadınlar çalışmaya dahil edilmemiştir. Kadınların gruplara göre dağılımları randomizasyon yöntemi ile belirlenmiştir. Birinci gruba 2 öğün ve ikinci gruba 6 öğün içeren beslenme programı araştırmayı yürütüren diyetisyen tarafından planlanmış ve 4 hafta süre ile uygulanmıştır. Bireylerin sosyo-demografik özellikleri, genel sağlık bilgileri ve beslenme alışkanlıkları anket formu ile sorgulanmıştır. Bireylerden 3 günlük besin tüketim kaydı alınmıştır. Fiziksel aktivite düzeylerini belirleyebilmek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Değerlendirme Anketi Kısa Formu (IPAQ Short Form) uygulanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri (boy uzunluğu, bel çevresi, kalça çevresi, üst orta kol çevresi) alınmış, vücut kompozisyonu analiz edilmiş, uyku kalitesini tanımlamak için "Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği" kullanılmıştır. Harris Benedict formülü ile bazal metabolik hız belirlenmiş ve bireylerin enerji gereksinmesi hesaplanmıştır. Bireylerin 4 hafta sonra antropometrik ölçümleri, vücut kompozisyon analizleri ve uyku kaliteleri tekrar değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 31.3 ± 7.2 yıl olarak belirlenmiştir. Çalışma başlangıcında kadınların vücut ağırlığı ortalama 83.94 ±12.16 kg'dır. Bireylerin BKİ değerleri ortalaması ise 31.88 ± 4.85 kg/m2 olarak saptanmıştır. Kadınların %64'ü düşük ve %36'sı orta derecede fiziksel aktivite düzeyine sahiptir. Kadınların 23'üne (%46.0) 2 öğün ve 27'sine (%54.0) 6 öğün uygulanmıştır. Hem 2 öğün hem 6 öğün tüketen bireylerde başlangıçta ölçülen vücut yağ kütlesi, yağsız kütle ve sıvı miktarı 4 hafta sonrası ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma saptanmıştır. Her iki gruptaki bireylerde üst orta kol çevresi ve bel çevresinde anlamlı bir azalma belirlenmiştir (p<0.05). 2 öğün uygulayan bireylerde çalışma öncesinde sonrasına göre bel/kalça oranında anlamlı bir azalma saptanırken, 6 öğün uygulayan bireylerde anlamlı bir fark belirlenmemiştir. Başlangıçta bireylerin %38.0'i iyi uyku kalitesine ve %62.0'si kötü uyku kalitesine sahipken 4 hafta sonrasında bireylerin %46.0'sının iyi uyku kalitesine sahip olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, ağırlık kaybı amaçlayan diyetler planlanırken yaşam tarzına uygun öğün sıklığının göz önünde bulundurulması obezitenin tıbbi beslenme tedavisine katkı sağlayabilir. Ancak literatürdeki çelişkili bulgular nedeni ile öğün sıklığının beslenme durumu üzerindeki etkisini anlamak için daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Öğün sıklığı, öğün zamanı, aralıklı beslenme, beslenme durumu, uyku kalitesi
Ağırlık Yönetimi Beslenme Bilgisi Ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanması ve hafif şişman/şişman üniversite öğrencilerine verilen ağırlık yönetimi eğitiminin çeşitli parametreler üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırma iki aşamalı olarak planlanmış olup, ilk aşamada Ağırlık Yönetimi Beslenme Bilgisi Ölçeği'nin (AYBBÖ) Türkçe uyarlaması için geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış, ikinci aşamada ise hafif şişman/şişman üniversite öğrencilerine verilen ağırlık yönetimi eğitiminin çeşitli parametreler üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Çalışmanın ilk aşaması yaş ortalaması 20.6±1.50 yıl olan 392 üniversite öğrencisi ile yapılmıştır. Kırk üç maddeden oluşan AYBBÖ'nün, orijinal ölçekte olduğu gibi beş faktör (boyut) altında toplandığı sonucuna varılmıştır. Her boyuttaki maddelerin faktör yükü 0.40'ın üzerinde ve toplam varyans açıklama yüzdesi %47.3 olarak bulunmuştur. AYBBÖ puanı ile alt boyutlarının korelasyonu incelendiğinde, tüm alt boyutların puanları AYBBÖ toplam puanı ile pozitif korelasyonlu olup istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.0001). AYBBÖ'nin güvenirlik (iç tutarlılık) analizinde toplam ölçek maddeleri arasında orta düzeyde güvenilirlik sağlanmıştır (Cronbach's alfa=0.75). Çalışmanın ikinci aşaması ise yaş ortalaması 21.0±1.27 yıl olan 18 kadın ve 7 erkek olmak üzere toplamda 25 üniversite öğrencisi ile yapılmıştır. Araştırma kapsamında çalışmaya katılan üniversite öğrencilerine Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER) 2015 kaynak alınarak hazırlanmış ağırlık yönetimi eğitimi 4 ay boyunca, on beş günde bir kez en az 30 dakikalık olacak şeklinde toplamda 9 kez çevrim içi olarak verilmiştir. Eğitimlerden önce çalışmaya katılan üniversite öğrencilerine çevrim içi yöntemler kullanılarak anket formu, AYBBÖ, Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği (SBİTÖ), besin tüketim sıklık formu ve antropometrik ölçüm formu uygulanmıştır. Eğitimlerin bitişinden 2 hafta sonrasında AYBBÖ, SBİTÖ, besin tüketim sıklık formu ve antropometrik ölçüm formu tekrar uygulanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasına katılan bireylerin eğitim öncesi AYBBÖ puan ortalamaları 23.6±4.95 puan iken, eğitim sonrası 35.6±4.06 puan olarak yükselmiş ve bu değişim anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Eğitim öncesi ve sonrası SBİTÖ gruplarındaki değişim istatistiksel olarak önemli bulunmuş olup, eğitim öncesi orta düzey tutuma sahip olan bireylerin eğitim sonrası yüksek iii ve ideal tutuma sahip oldukları belirlenmiştir (p<0.05). Üniversite öğrencilerinin eğitim öncesi günlük enerji alım ortalamaları 2568.3±692.06 kkal iken, eğitim sonrası 2126.3±530.95 kkal olarak azalmış ve bu değişim istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin günlük enerjilerinin protein ve yağlardan gelen oranı, posa, n-3 yağ asidi, sıvı, A vitamini, B2 vitamini, B6 vitamini, folat, C vitamini, kalsiyum, fosfor, potasyum ve magnezyum alımları anlamlı şekilde yükselmiştir (p<0.05). Bireylerin vücut ağırlığı, BKİ'leri, bel çevreleri ve bel kalça oranları eğitim sonrası anlamlı şekilde azalmıştır (p<0.05). Sonuç olarak verilen ağırlık yönetimi eğitimi üniversite öğrencileri, beslenme bilgi düzeylerini artırmış, besin tüketimlerini ve antropometrik ölçümlerinin olumlu şekilde gelişmesini sağlamıştır.
Kadınlarda ağırlık yönetiminin yeme tutum davranışı üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışma hafif şişman ve obez kadınlarda ağırlık yönetiminin bireylerin yeme tutum davranışları üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Diyet Polikliniği'nde Aralık 2013- Şubat 2014 tarihleri arasında 19-64 yaş arasında hafif şişman ya da obez olan 50 kadın bireyle gerçekleşmiştir. Bireylerin ilk görüşmede; demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları sorgulanmış, antropometrik ölçümleri alınmış, fiziksel aktivite düzeyleri belirlenmiş ve yeme tutum davranış testi olarak 3 ayrı yeme tutumunun (kısıtlayıcı yeme, duygusal yeme, dışsal yeme) değerlendirildiği Hollanda yeme davranış testi (DEBQ) uygulanmıştır. İlk görüşme sonrasında bireylere kendilerine özgü zayıflama diyet programı geliştirilmiş ve beslenme eğitimi verilmiştir. 12 hafta sonunda bireylerin vücut ağırlık ve antropometrik ölçüm değişimleri kaydedilmiş ve bireylerin yeme tutum davranışlarında meydana gelebilecek değişikliği belirlemek için Hollanda yeme davranış testi tekrar uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 37.8 ± 11.4 yıl olarak belirlenmiştir. Bireylerin diyet programına başlamadan önce ortalama vücut ağırlığı 92,5±17,55 kg, beden kitle indeksi ise 34.6 ± 5,9 kg/m2'dir. 12 haftalık diyet programı sonunda ortalama vücut ağırlığı 85.3± 16.8 kg'a beden kitle indeksi ortalaması 32 ± 5,82 kg/m2'ye düşmüştür. Antropometrik ölçümlerde meydana gelen bütün değişiklikler istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin %80'i daha önce en az bir kez zayıflama diyeti uygulamıştır. Bireylerin daha önce yapmış oldukları diyet sayısı ile başlangıç duygusal skor ve dışsal skor arasında pozitif ilişkiler saptanmış ve istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Başlangıç kısıtlayıcı skor ve diyet yapma sayısı arasında ise anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Bireylerin geçmiş diyet deneyimleri esnasında ailelerinin destek olup olmaması durumu ile başlangıç DEBQ skorları karşılaştırılmış ve ailesi tarafından diyet esnasında destek görmeyenlerin duygusal yeme skoru ve dışsal yeme skoru destek alanlardan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin enerji ve makrobesin öğesi tüketim miktarlarıyla DEBQ skorları analiz edilmiştir. Bireylerin hem başlangıç hem de 12 hafta süresince uyguladıkları zayıflama programı sonrasında diyetle aldıkları enerji ve makro besin öğeleri ile DEBQ skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulnmamıştır (p>0.05). Bireylere zayıflama diyetine başlamadan önce ve 12 hafta sonunda uygulanan Hollanda yeme davranış testinin başlangıç ve son skor puan farkları ise istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak vücut ağırlık kaybı yeme tutum ve davranışlarında iyileşme sağlamaktadır.
Başkent Üniversitesi İstanbul Hastanesi'nde çalışan 20-64 yaş arası yetişkin bireylerde şekerli ve tatlandırıcılı içecek tüketiminin enerji alımı ve obezite üzerine etkisi
Bu çalışma bireylerin şekerli ve tatlandırıcılı içecek tüketiminin enerji alımı ve obezite üzerini etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Ağustos 2014- Kasım 2014 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi İstanbul Hastanesi'nde doktor, hemşire ve diğer sağlık personeli ile hasta danışmanı olarak çalışan, yaşları 16-48 arasında değişen 100 ( 82 kadın, 18 erkek) sağlıklı birey üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin kişisel bilgileri, genel sağlık durumları, yaşam tarzı alışkanlıkları ve temel beslenme alışkanlıkları anket formu ile sorgulanmıştır. Bireylerin beslenme durumları ve sıvı alımları besin tüketim kaydı formu ve içecek tüketim kaydı formu ile belirlenmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 28.75±6.96 yıl, BKI ortalamaları 22.16±3.53 kg/m2 olarak bulunmuştur. Kadınların zayıf olma sıklıkları, erkeklerden anlamlı şekilde yüksek iken; erkeklerin hafif şişman olma sıklıkları, kadınlardan anlamlı şekilde yüksektir. (p<0.05). Çalışmaya katılan erkeklerin düzenli fiziksel aktivite yapma sıklığı (%61.1), kadınlardan (%26.8) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin günlük diyetle enerji tüketim ortalaması kadınlarda 1722.8±304.47 kkal, erkeklerde 1657.41±208.19 kkal'dir. Enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen yüzdesi sırasıyla kadınlarda ortalama %48.06±4.17, %14.70±1.52 ve %36.37±3.47 erkeklerde ise %47.78±4.29, %15.33±1.33 ve %36.22±2.88'dir. Bireylerin diyetle şekerli ve tatlandırıcılı içeceklerden aldıkları günlük enerjinin ortalaması kadınlarda 250.42±154.21 kkal ve erkeklerde 261.55±199.58 kkal olarak bulunmuştur. Katılımcıların %3'ünün günde 3-5 kez kola, %5'inin günde 3-5 kez limonata, %3'ünün günde 1-2 kez kola dışındaki diğer gazlı içecekler, %6'sının günde 1-2 kez gazsız meyve suları, %9'unun günde 1-2 kez meyveli soda ve %5'inin haftada 1-2 kez enerji içeceği saptanmıştır. Beden kütle indeksine göre katılımcıların içecek tüketimiyle aldıkları enerji miktarlarının ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Şekerli ve tatlandırıcılı içecek tüketimindeki artış son 30 yıldaki artan obezite epidemisi ile paralellik göstermektedir. Bu konuda yapılacak çalışmaların artması şekerli ve tatlandırıcılı içecek tüketimi ile enerji alımı ve obezite arasındaki ilişkiye ışık tutacaktır.
Obez bireylerde vücut ağırlık kontrolünün antropometrik ölçümler ve bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkisi
Çalışma, 01 Aralık 2014-01 Mart 2015 tarihleri arasında İstanbul ili Pendik ilçesinde özel bir hastanenin diyet polikliniğine zayıflama amacıyla 1 ay içerisinde başvuran ve herhangi bir sağlık sorunu olmayan, yaş aralığı 20-45 yıl arası olan, obez 50 gönüllü kadın üzerinde yapılmıştır. Çalışmada bireylere demografik özelliklerini ve beslenme bilgilerini almak için bir defa anket ve üç defa üç günlük besin tüketim kaydı formu uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 33.10±6.86'dır. Çalışmaya 16 (%32) preobez, 34 (%68) obez birey katılmıştır. Çalışmaya dahil olan bireylerin 2 aylık takipte kaybettikleri ağırlık, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, yağ yüzdesi ve yağ ağırlık sırasıyla 5.71±2.19 kg, 2.26±0.88 kg/m2, 5,46±3.01 cm, 4,62±2.37 cm, %1.84±1.18, 3.59±1.66 kg' dır. Araştırmaya katılan bireyler çalışma süresi boyunca en az 4.4 kg, en fazla 6.5 kg ağırlık kaybetmişlerdir. Çalışmaya katılan bireylerin çalışma sonunda uygulanan diyete bağlı olarak kan biyokimyasal parametrelerindeki değişikliklere bakıldığında açlık kan şekerinde ortalama 2.02±7.86mg/dL, hemoglobin değerinde ortalama 0.08±0.56 mg/dL, total kolesterol değerinde ortalama 10.96±16.47 mg/dL, LDL kolesterol değerinde ortalama 7.91±15.46 mg/dL, HDL kolesterol değerinde ortalama 1.86±6.57mg/dL düşüş gözlenmektedir. Bireylerin üç günlük besin tüketim öykülerinden elde edilen enerji, karbonhidrat, protein ve yağ tüketimlerinin birinci, ikinci ve üçüncü tüketim kayıtları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0.05). Vitamin ve mineral tüketimleri incelendiğinde birinci, ikinci ve üçüncü tüketimleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiş fakat DRI değerleri ile karşılaştırıldığında A vitamini, B2 vitamini, B6 vitamini, C vitamini, fosfor ve çinko mineralleri tüketimleri istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek, B1 vitamini, potasyum ve demir mineralleri anlamlı olarak düşük gözlenmiştir (p<0.05). Vücut ağırlık kaybı ile karbonhidrat ilk ve son tüketimleri farkı(r=0,324; p<0,05) arasında pozitif doğrusal ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. Bireylerin posa ilk ve son tüketimi farkı ile HDL kolesterol ilk ve son değeri farkı arasında negatif doğrusal ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır (r=-0,320; p<0,05). Bireylerin diyete uyum durumları ile ilk ve son biyokimyasal parametreleri farkı karşılaştırıldığında total kolesterol farkı ve LDL kolesterol farkı istatistiksel açıdan anlamlı farklılık göstermektedir (p<0,05). Çalışma sonunda preobezlerin %68.8' i vücut ağırlıklarının %5-10' unu, %31.3' ü vücut ağırlıklarının %5' i ve altında, %25.0' ı %10 ve üstünde vücut ağırlığı kaybetmiş; obez bireylerin ise %76.5' i vücut ağırlığının %5-10' u, %23.5' i %5' i ve altında, %29.4' ü %10 ve üstünde vücut ağırlığı kaybetmişlerdir. Bireylerin total kolesterol azalması ortalaması vücut ağırlığının %5-10 kaybeden obezlerde en yüksektir (15.3±16.16 mg/dL), preobezlerde ise %5' i ve altında vücut ağırlığı kaybeden bireylerdedir (12±0.0 mg/dL' dir. Bu sonuçlara göre %5-10 vücut ağırlık kaybının preobez ve obez bireylerde kan lipidlerini azaltabileceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: preobez, obez, vücut ağırlık kaybı, kan biyokimyasal parametreleri