Weight gain
68 theses under this subject heading
Kilo fazlalığı ve obesitesi olan ergenlerde tıkınırcasına yemenin metabolik profile etkisi
Tıkınırcasına yemenin, kısa sürede basit şeker ve yağdan zengin yüksek kalorili gıdaların alımına yol açarak erişkinlerde inflamatuvar ve metabolik profili olumsuz yönde etkilediği düşünülmektedir. Ergenlerdeki veriler ise kısıtlı ve çelişkilidir. Bu amaçla, bu çalışmada tıkınırcasına yemesi (TY) ya da tıkınırcasına yeme bozukluğu (TYB) olan ve olmayan ergenlerin metabolik ve inflamatuvar parametrelerinin karşılaştırılması ile TYB ve metabolik sendrom arasındaki ilişkinin araştırılması planlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Ergen Sağlığı Bilim Dalına, Nisan 2022 ve Eylül 2023 arasında başvuran, 12-18 yaş arasında fazla kilolu veya obesitesi olan 82 ergen çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların bel çevresi, VKİ z-skoru, sistolik ve diyastolik kan basıncı ölçümleri değerlendirilmiştir. Açlık ve tokluk glukoz, açlık ve tokluk insülin, hemoglobin-A1C, trigliserit, HDL, LDL, total kolesterol, tam kan sayımı, ALT, AST, TSH, serbest tiroksin, ESR, CRP değerleri ölçülmüştür. TYB ve TY ataklarını değerlendirmek üzere Münih Yeme ve Beslenme Bozuklukları anketi kullanılmıştır. Çalışmamızda kadınlarda TY ataklarının daha fazla olduğu bulunmuştur. TY olan ergenlerde sistolik veya diyastolik kan basıncı yükseklikleri daha fazladır. Dört veya daha fazla metabolik sendrom kriterini karşılayan hastaların hepsi TY grubundadır. Metabolik ve inflamatuvar parametreler gruplar arasında benzerken, metabolik sendrom varlığı ile TYB arasında da bir ilişki saptanmamıştır. Çalışmamızın sonuçları erişkinlere ait verilerle birlikte değerlendirildiğinde, TY'nin ergenlik döneminde metabolik ve inflamatuvar parametreler üzerinde, kan basıncı yüksekliği dışında henüz belirgin bir bozulmaya yol açmadığı; ancak zamanla metabolik sendrom riskini artıracağı düşünülmüştür. Kan basıncı yüksekliği TY ilişkili metabolik bozulmanın erken bir belirteci olabileceğinden, kan basıncı yüksekliği saptanan ve kilo fazlalığı ya da obesitesi olan ergenlerin, TY atakları açısından da öncelikli olarak sorgulanması önemlidir. Ergenlik döneminde TYB'nin erken tanı ve tedavisi ileri dönem metabolik komplikasyonların önlenmesinde yararlı olabilir.
Bariatrik cerrahi sonrası kilo geri alımının, gece yeme, duygusal yeme, yeme endişesi, depresyon ve demografik özellikler tarafından yordanması
Bu çalışmanın amacı, bariatrik cerrahi sonrasında geri kilo alımının, depresyon, gece yeme, duygusal yeme, yeme endişesi ve çeşitli demografik özelliklerle ilişkisini değerlendirmektir. Araştırmanın çalışma grubunu çeşitli illerde ikamet eden ve yaşları 21 ile 56 arasında (x ̅=36.99, Ss=7.85) değişen, 117 bariatrik cerrahi geçirmiş birey oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak çalışma grubuna "Gece Yeme Anketi", "Hollanda Yeme Anketi'nin Duygusal Yeme Alt Boyutu", "Yeme Bozuklukları Ölçeği'nin Yeme Endişesi Alt Boyutu", "Beck Depresyon Ölçeği" ve araştırmacı tarafından hazırlanmış "sosyo-demografik bilgi formu" uygulanmıştır. Verilerin analiz edilmesinde, Mann Whitney U Testi, Pearson Korelasyon Analizi ve Çoklu Hiyerarşik Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; katılımcıların % 13.7'sinde kilo geri alımı gerçekleştiği; depresyon (𝑋̅=22.88, p<.01), gece yeme (𝑋̅=1.81, p<.01), duygusal yeme (𝑋̅=2.89, p<.01) ve yeme endişesi (𝑋̅=3.83, p<.01) puanlarının kilo geri alımı olanlarda kilo geri alımı olmayanlara göre daha yüksek olduğu; evli olmanın kilo geri alımını arttırdığı, ihtiyacı olan günlük besin miktarını bilmenin ise kilo geri alımını düşürdüğü, ayrıca ameliyattan sonra geçen sürenin ve duygusal yemenin kilo geri alımını arttırdığı saptanmıştır (F=5.92, p<.01). Araştırmada elde edilen bulgular alanyazında yer alan diğer çalışmalarla karşılaştırılarak tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.
Fazla kilolu ve obez yetişkin bireylerde yeme davranışlarının öfke ve ilişki bağımlılığı ile olan ilişkisi
Özet Amaç: Bu araştırmada fazla kilolu ve obez bireylerin, yeme davranışları, öfke, ilişki bağımlılığı ve sosyodemografik değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma 01.11.2017 ve 01.02.2018 tarihleri arasında Slimcity Sağlıklı Beslenme Danışmanlığı Merkezine kilo verme amaçlı başvuran, 213 fazla kilolu ve obez birey ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aşamasında örneklem grubuna, Bilgilendirme ve Onam formu, Sosyo-demografik Bilgi Formu, Hollanda Yeme Davranışı Anketi, Spann-Fischer İlişki Bağımlılığı Ölçeği, Çok Boyutlu Öfke Ölçeği verilmiştir. Bulgular: Elde edilen bulgulara göre, ilişki bağımlılığı ile dışsal ve duygusal yeme arasında ilişki bulunmuştur. İlişki bağımlılığı ve öfke ile ilgili düşünceler ölçeğinin bütün alt ölçekleri ile, öfke ile ilgili davranışlar ölçeğinin saldırgan ve kaygılı davranışlar alt ölçekleri ile ve kişiler arası öfke tepkileri ölçeğinin intikama yönelik, pasif agresif ve içe dönük tepkiler alt ölçekleri ile ilişki bulunmuştur. Yeme davranışları ve öfke alt ölçekleri arasında çok sayıda ilişkiye rastlanmıştır. Yeme davranışlarından oluşan dışsal ve duygusal yeme davranışı ve öfke davranışlarından oluşan saldırgan ve sakin davranışlar ile cinsiyet arasında farklılıklar olduğu bulunmuştur. Fakat ilişki bağımlılığı ile cinsiyet arasında bir fark bulunamamıştır. BMI ve dışsal ve duygusal yeme davranışı arasında ilişki bulunmuştur. Ayrıca kendine yönelik öfkeli düşünceler ve sakin davranışların duygusal yeme davranışını anlamlı olarak yordadığı bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmada, kilo problemi yaşayan bireyleri sadece fizyolojik açıdan ele alıp kalori kısıtlaması ile zayıflatmak yerine fizyolojik, psikolojik ve çevresiyle olan ilişkileri ile bir bütün olarak değerlendirmenin önemi vurgulanmıştır. Elde edilen bulguların, bu alanda çalışan kişiler açısından faydalı olabileceği ve literatüre katkı sağlayabileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: fazla kilo, obezite, yeme davranışları, öfke, ilişki bağımlılığı
Probiyotik kullanımı ve fiziksel aktivitenin fazla kilolu ve obez kadınlarda vücut kompozisyonu, beslenme, gastrointestinal semptomlar ve depresyon üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı, fazla kilolu ve obez kadınlarda fiziksel aktivite programı ve probiyotik kullanımının vücut kompozisyonu, beslenme, gastrointestinal semptomlar ve depresyon üzerine etkisinin ve müdahale sonrası izleme dönemindeki değişimlerin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya, 19-65 yaş aralığında fiziksel aktivite düzeyi düşük olan fazla kilolu ve obez 39 kadın katılmıştır. Katılımcılar, rastgele yöntemle Probiyotik, Fiziksel aktivite ve Kontrol gruplarından birine atanmışlardır. Probiyotik ve fiziksel aktivite gruplarında 4 hafta müdahale, sonraki 2 hafta ise takip dönemi olarak gerçekleştirilmiştir. Dört haftalık müdahale döneminde Probiyotik grubu, günde 1 kez, 1 flakon 4x〖10〗^9 cfu Bacillus clausii (5 ml'lik 1 flakon içinde) kullanırken, Fiziksel aktivite grubu haftada en az 3 gün olmak üzere toplam 150 dakika orta şiddetli yürüyüş yapmışlardır. Kontrol grubu olağan beslenme ve fiziksel aktivite düzeylerini korumuştur. Müdahaleden önce, ikinci haftasında, müdahalenin tamamlanmasından hemen sonra ve iki hafta sonra olmak üzere toplam 4 kez katılımcıların vücut kompozisyonları, besin alım düzeyleri, gastrointestinal semptomları, yeme davranışı ve depresyon düzeyleri değerlendirilmiştir. Vücut kompozisyonu biyoelektrik impedans aracılığıyla, diğer değişkenler uygun form ve ölçekler kullanılarak belirlenmiştir. Verilerin analizinde Tekrarlayan Ölçümlerde Çift Yönlü Varyans Analizi ve Friedman Varyans Analizi kullanılmıştır. Probiyotik ve fiziksel aktivite müdahaleleri, müdahale boyunca kalça çevresini benzer ölçüde azaltmıştır (p<0,05). Depresyon puanları her iki grupta da başlangıca göre 4. ve 6. haftalarda benzer düzeyde azalmıştır (p<0,05). Fiziksel aktivite ve probiyotik müdahaleleri, toplam enerji alımında, karbonhidrat (g), protein (g) ve yağ (g) tüketimlerinde anlamlı bir değişikliğe yol açmamıştır (p>0,05). Probiyotik ve fiziksel aktivite gruplarında toplam enerji alımına karbonhidratların katkı oranı (%), başlangıç düzeyine göre müdahalenin 2. haftasında artmış, 4. haftasında ise 2. haftaya göre azalmıştır (p<0,05). Toplam enerji alımına proteinlerin (%) ve yağların (%) katkı oranlarında gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak, 4 haftalık orta şiddetli fiziksel aktiviteye katılım ve probiyotik kullanımı kalça çevresini ve depresyon puanlarını benzer düzeyde azaltmış, vücut kompozisyonu, yeme davranışı, besin alımı ve gastrointestinal semptomlarda anlamlı değişikliğe yol açmamıştır.
Adrese teslim diyet yemek hizmetinin ağırlık kaybı ve metabolik parametreler üzerine etkisi
Adrese teslim diyet yemek hizmeti, ağırlık yönetiminde diyet-bazlı yeni konseptlere duyulan ihtiyacın bir sonucu olarak zayıflama diyetlerinde kullanılmaktadır. Bu araştırma, zayıflama programlarına katılarak adrese teslim diyet yemek hizmeti (vaka=30) alan ve almayan (kontrol=30) hafif şişman ve şişman kadınlarda bazı biyokimyasal parametreler, antropometrik ölçümler ve beslenme durumunun değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. Araştırma; Kayseride Sağlıklı Beslenme Hizmeti veren özel kuruluşa başvuran ve zayıflama tedavisi planlanan, Beden Kütle İndeksi (BKI) 25-35 kg/m2 olan, 25-45 yaş aralığındaki 60 gönüllü hafif şişman ve şişman kadın üzerinde yapılmıştır. Vaka ve kontrol grubu 8 hafta takip edilmiştir. Katılımcıların genel bilgileri, besin tüketim kayıtları, fiziksel aktivite durumu, antropometrik ölçümleri, biyoelektrik impedans analizleri (BİA), ergospirometre (FİTMATE) ile dinlenme metabolizma hızı ve Üç Faktörlü Yeme Ölçeği ile yeme davranışı değerlendirilmiştir. Tüm bireylerin bazı biyokimyasal parametreleri (açlık kan şekeri (AKŞ), HOMA-IR, lipit profili vb.) kaydedilmiştir. Bireylerin tümüne genel beslenme alışkanlıkları ve sağlık durumu göz önüne alınarak yeterli ve dengeli beslenme planı (%55-60 karbonhidrat, %15-20 protein, %25-30 yağ) hazırlanmıştır. Araştırmanın başında (1. hafta) ve sonunda (8. hafta) incelenen bazı parametreler; vücut ağırlığı (p>0,05), beden kütle indeksi (BKİ) (p>0,05), bel çevresi (p<0,01), kalça çevresi (p<0,05), vücut yağ yüzdesi (p>0,05), dinlenme metabolizma hızı (p<0,05) değerleri farkı adrese teslim diyet yemek alan bireylerde kontrol grubundan daha yüksek saptanmıştır. Araştırma sürecinde vaka ve kontrol grubunda diyetle protein (sırasıyla p<0,001ve p<0,001) ve yağ (sırasıyla p<0,001ve p<0,001) alımında artma, karbonhidrat (sırasıyla p<0,001ve p<0,001) alımında ise azalma belirlenmiştir. Çalışma süresince posa alımı vaka grubunda azalırken (p<0,001), kontrol grubunda ise artmıştır (p<0,001). Grupxzaman açısından değerlendirildiğinde aralarındaki farklılık istatistiksel açıdan önemlidir (p<0,001). Adrese teslim diyet yemek hizmeti alan bireylerde kontrolsüz yeme ve duygusal yeme puanları daha düşük iken, bilinçli kısıtlama puanı daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Vaka grubunda araştırmanın başında (1. hafta) ve sonundaki (8. hafta) vücut ağırlığı kaybı farkı ile bel çevresi (p<0,001), kalça çevresi (p<0,05), serum açlık kan şekeri (AKŞ) (p<0,05), serum insülin (p<0,001), HOMA-IR (p<0,01) arasında pozitif, HDL kolesterol (p<0,05) arasında negatif yönde korelasyon saptanmıştır. Kontrol grubunda ise vücut ağırlığı kaybı farkı ile bel çevresi (p<0,001), kalça çevresi (p<0,001),boyun çevresi (p<0,001), AKŞ (p<0,001), insülin (p<0,001), HOMA-IR (p<0,05) arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon saptanmıştır. Bu çalışma sonucunda grupxzaman etkisi değerlendirildiğinde ağırlık kaybı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Diğer sağlık belirteçleriyle (glisemik kontrol, lipit profili, kan basıncı vb) birlikte değerlendirildiğinde, sağlıklı yemek hazırlayamayan ve porsiyon kontrolü yapamadığı için diyete uyum sağlayamayan şişman bireylerde adrese teslim yemek hizmetinin iyi bir alternatif olabileceği düşünülmektedir.
Obezite ve hafif şişmanlığın değerlendirilmesinde vücut cüssesinin önemi
İnsan sağlığını bozacak miktarda dokularda yağ birikmesi olarak tanımlanan obezite, çağımızın en önemli sağlık problemleri arasında yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı obezite ve hafif şişmanlık göstergeleri değerlendirilirken,yaygın olarak kullanılan beden kütle indeksinin vücut yağ miktarı ve dağılımı hakkında bilgi vermediği için, tek başına kullanımının yetersiz olduğunu ve beden kütle indeksi gibi vücut cüssesinin de obezite ve hafif şişmanlığın değerlendirilmesinde önemli olduğunu ve beden kütle indeksine göre aynı grupta yer alan bireyler arasında vücut cüssesi ince olan bireylerin yağ yüzdesinin daha yüksek oluğunu, vücut cüssesi iri olan bireylerin yağ yüzdesinin daha düşük olduğunu göstermektir. Çalışmaya Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalışan yaşları 20-50 yaş arasında değişen 64 erkek,165 kadın katılmıştır. Katılımcıların genel özellikleri yüz yüze uygulanan anket soruları ile alınmıştır.Bireylerin fiziksel aktivite kaydı Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi kısa formunun (International Physical Activity Questionnaire - IPAQ) Türkçe'ye çevrilmiş versiyonu kullanılarak alınmıştır. Bireyler arasında düzenli spor yapan birey olmadığı için fiziksel aktivite kaydı sonuçları herhangi bir istatiksel veri için kullanılmamıştır.Bireylerin antropometrik ölçümleri olarak ağırlık, boy, el- bilek çevresi, dirsek genişliği, bel çevresi,kalça çevresi ve boyun çevresi alınmıştır. Beden kütle indeksi ağırlık/boy uzunluğunun karesi olarak hesaplanmıştır. Bireylerin ortalama BKİ'si 26,25 ±4,45 bulunmuştur. BKİ sınıflanmasına göre bireyler normal, hafif şişman ve obez olarak sınıflandırılmıştır. Bel /kalça oranı ve bel/boy oranı hesaplanmıştır. Vücut cüssesi boy uzunluğunun bilek çevresine oranı ve boya göre dirsek genişliği ile hesaplanmıştır. Vücut cüssesine göre bireyler ince, orta ve iri olarak sınıflandırılmıştır. Çalışmaya katılan 38 birey ince vücut cüsseli,59 birey orta vücut cüsseli ve 132 birey ir/kalın vücut cüsselidir. Bireylerin yağ yüzdeleri ölçümleri Tanita MC 780 ile yapılmıştır. Çalışmada yağ yüzdesi sınıfları ile vücut cüssesi sınıfları arasında her iki cinsiyette de istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Erkeklerden yağ yüzdesi yüksek olan bireylerin % 46,6 'sı iri vücut cüssesine sahiptir. Kadınların yağ yüzdesi yüksek bireylerin % 65,5'i iri vücut cüssesine sahiptir. BKİ sınıflandırması yapılarak incelendiğinde ise erkek bireylerde normal,hafif şişman ve obez grubunda vücut cüssesi ile yağ yüzdesi arasında ilişki tespit edilememiştr (χ2 3,360: p=0,186).Kadın bireylerde ise hafif şişman ve obez gruplarında vücut cüssesi ile yağ yüzdesi arasında anlamlı bir ilişki tespit edilemezken, normal gruba giren kadın bireylerde yağ yüzdesi sınıfları ile vücut cüssesi sınıfları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (χ2=6,909; p=0,032). Normal grubu giren kadın bireylerin % 46,7'sinin yağ yüzdesi yüksek iken % 53,3'ünün yağ yüzdesi normal çıkmıştır. Obezite ve hafif şişmanlık göstergeleri değerlendirilirken vücut cüssesinin önemini göstermek için için daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.
Fazla kilolu ve obez bireylerde direnç egzersizi ve diyetin vücut kompozisyonu ile sağlığa etkisi
Bu araştırmanın amacı, fazla kilolu ve obez bireylerde diyet ve diyete ek olarak direnç egzersizi programlarının vücut kompozisyonu ve kan parametreleri üzerine etkilerinin retrospektif olarak karşılaştırmaktır. Özel bir spor stüdyosuna devam eden 18-65 yaş arası toplam 260 kadın ve erkeğin dosyası araştırmaya dahil edilme kriterleri çerçevesinde taranmıştır. Çalışmaya, 12 hafta boyunca sadece diyet programı (n=47; 22 kadın, 25 erkek) ve diyet programına ek olarak haftada 2 veya 3 gün orta şiddette direnç egzersizi programına katılan (n=55; 28 kadın, 27 erkek), beden kütle indeksi ≥25 kg/m2 olan, sağlık problemi olmayan, fazla kilolu ve obez bireylerin verileri dahil edilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi, grup içi karşılaştırmalarda Wilcoxon testi kullanılmıştır. Her iki cinsiyette de 3 aylık diyet ve diyet+egzersiz uygulamaları yağsız vücut ağırlığı dahil tüm vücut kompozisyonu değişkenlerinde, glikoz metabolizması göstergelerinde, HDL dışındaki tüm lipit profili göstergelerinde ve karaciğer enzimlerinde anlamlı azalmaya yol açmıştır (p<0,05). Diyet+egzersiz uygulayan kadınlarda, vücut ağırlığı, beden kütle indeksi ve yağsız vücut kütlesi, sadece diyet uygulayan kadınlara göre daha fazla azalmıştır (p<0,05). Erkeklerde diyet ve diyet+egzersiz uygulamalarının vücut kompozisyonuna etkileri benzerdir (p>0,05). Diyet ve diyet+egzersiz uygulamalarının her ikisi de kadın ve erkeklerde, açlık kan şekeri, HbA1c ve HOMA-IR değerlerini azaltmış (p<0,05), ancak iki uygulamanın etkileri benzer bulunmuştur (p>0,05). Her iki program da total kolesterol, trigliserit ve LDL düzeylerini kadın ve erkeklerde azaltmış (p<0,05), ancak etki düzeyleri benzer bulunmuş (p>0,05). Bu bulgu, direnç egzersizinin TG, LDL ve total kolesterol düzeylerindeki düşüşe ek bir katkısı olmadığını göstermiştir. HDL kolesterol düzeyleri; diyet+egzersiz grubunda artarken (p<0,00), sadece diyet yapan katılımcılarda düşme eğilimi göstermiştir (kadınlarda p<0,05, erkeklerde p>0,05). Üç aylık diyet ve diyet+egzersiz uygulamalarının her ikisi de karaciğer fonksiyon testi göstergelerinin tamamında azalmaya yol açmıştır (p<0,05). Diyete ek olarak uygulanan egzersizin AST, ALT ve GGT üzerinde herhangi bir ekstra değişikliğe yol açmadığı saptanmıştır (p>0,05). Bu çalışmanın bulguları; fazla kilolu ve obez bireylerde diyetin vücut kompozisyonu ve genel sağlık üzerinde pozitif etkisi olduğunu, diyete ek olarak uygulanan orta şiddette direnç egzersizinin ise ilave bir etkisinin olmadığını göstermiştir.
İnfertil kadınlara değişim aşamaları modeli ile yapılan bireysel danışmanlık girişiminin kilo yönetimine etkisi
Amaç: İnfertil kadınlarda Değişim Aşaması Modeli ile yapılan bireysel danışmanlık girişiminin kilo yönetimine etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Danışmanlık ve İzlem Aşaması olmak üzere iki aşamadan oluşan çalışmanın evreni, 01.01.2018-01.01.2019 tarihleri arasında İzmir Tepecik Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Merkezi'ne tedavi amacıyla başvuran 600 kadın oluşturmuştur. Kliniğe 04.01.2019-22.03.2019 tarihleri arasında başvuran 146 infertil kadın belirlenmiştir. Çalışma girişim grubu 51, kontrol grubu 53 olmak üzere araştırma dahil edilme kriterlerine uygun ve çalışmaya katılmaya gönüllü 104 infertil kadın tamamlanmıştır. Girişim grubuna değişim modeli aşamaları modeline dayalı bireysel danışmanlık program uygulanmış, kontrol grubuna rutin izlem yapılmıştır. Araştırma verilerinin analizi SPSS 22.0 paket programında değerlendirilmiştir. Bulgular: Girişim grubu infertil kadınların ön izleme göre son izlem antropometrik değerlerinde azalma göstermiş, istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.000). Çalışmada girişim grubu infertil kadınların ön izleme kıyasla son izlemde günlük süt grubu, sebze ve meyve grubu tüketiminde artış olmuş, et grubu, şeker grubu, yağ grubu, tahıl grubu ve ekmek grubu tüketiminde ve günlük kalori azalma olmuş, istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.000). Çalışmadaki girişim grubundaki infertil kadınların ön izlem yürüme fiziksel aktivite puanı, orta şiddetli fiziksel aktivite puanı ve toplam fiziksel aktivite puanı son izlemde belirgin düzeyde artış göstermiş, ön izlem oturma süresi ise son izlemde anlamlı olarak azalmıştır (p=0.000). Girişim ve kontrol grubu infertil kadınların fiziksel aktivite ve beslenme davranışları ön izlem değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamışken (p>0.05), ara izlem ve son izlemde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0.000). Sonuç: Kilo yönetimine ilişkin Değişim Aşamaları Modeline dayalı verilen bireysel danışmanlık girişimi infertil kadınlarda fiziksel aktivite ve beslenme alışkanlıklarında sağlıklı davranış değişimine sebep olmuş; antropometrik ölçümlerin olumlu değişimleri, düzenli fiziksel aktivite alışkanlığı, sağlıklı ve yeterli beslenme davranışları kazandırmıştır.
COVID-19 sürecinde bireylere yönelik depresyon, anksiyete ve stres durumlarının beslenme davranışına etkisi
SARS-CoV-2, Aralık 2019'da Wuhan'da ortaya çıkmış ve kısa sürede tüm dünyaya yayılmıştır. Hükümetler karantina, sosyal izolasyon ve maske takma gibi önleyici tedbirler almıştır. Bu önlemler özgürlüğü kısıtlamıştır ve depresyon, kaygı, stres gibi psikolojik rahatsızlıklara neden olmuştur. İnsanlar bu durumla başa çıkmak için aşırı yemek yemeye başvurmuşlar veya iştahlarını kaybetmişlerdir. Bu çalışma bireylerde önceden var olup etkisi artmış veya pandeminin sonucunda gelişen depresyon, anksiyete, stres gibi psikolojik problemlerin beslenme davranışlarına etkisini gözlemlemek amacı ile yapılmıştır. Çalışmada depresyon, kaygı ve stres düzeyleri DAS-21 ile ölçülmektedir. Pandemiye göre artan besin tüketimini belirlemek için besin tüketim anketi kullanılmıştır. Çalışmamıza 169 erkek, 291 kadın olmak üzere 460 kişi katılmıştır. Sonuç olarak depresyon, anksiyete ve stres seviyesi normal olan gruplarda değişmeyen vücut ağırlığı anlamlı bulunmuştur. (p<0.01) Aynı zamanda, kilo aldığını belirten bireylerde depresyon ve stres skor ortalaması, kilo verdiğini belirten bireylerde ise aksiyete skor ortalaması anlamlı yüksek bulunmuştur. (p<0.01) Kaygı arttığında BKİ'nin azaldığı görülmüştür. Ayrıca normal depresyon ve stres şiddetindeki tatlı, alkollü içecek, şekerli ve gazlı içecek, simit, poğaça, kurabiye ve kek tüketimi değişmeyen birey sayısı ve oran değeri diğer şiddet gruplarına göre anlamlı derecede yüksek çıkmıştır. Normal anksiyete şiddetindeki hazır yemek ve şekerli ve gazlı içecek tüketimi değişmeyen birey sayısı ve oran değeri diğer şiddet gruplarına göre anlamlı derecede yüksek çıkmıştır. (p<0.05).
Balıkesir il merkezinde 6-10 yaş arası çocuklarda obezite sıklığı ve etkileyen faktörler
Amaç: Obezite, mortalitesi yüksek olan pek çok komplikasyonları olan kronik bir hastalıktır. Hem yetişkinde hem de çocuklarda sıklığı gün geçtikçe artmaktadır. Çocukluk çağında başlayan obezitenin erişkin çağında düzeltilmesi daha zor olmakta, komplikasyonlarla daha erken yaşta karşılaşılmaktadır. Bu nedenle obezitenin erken tespiti ve önlenmesi toplumun genelinde obezitenin sıklığının ve bağlı komplikasyonların azalmasını sağlayacaktır. Biz de bu çalışmamızda Balıkesir il merkezinde yaşayan 6-10 yaş aralığındaki çocuklarda obezite sıklığını ve etkileyen faktörleri belirleyerek, obezitenin önlenmesine dair alınabilecek önlemlere ve literatüre katkıda bulunmayı hedefledik. Materyal ve Metot: Araştırma kesitsel tanımlayıcı araştırma olarak planlandı. Balıkesir il merkezinde 2021-2022 öğrenim döneminde ilk öğretimlerden rastgele altı okul seçildi. Öğrencilere anketler dağıtıldı. Anketi doldurup gönderen ve çalışmaya katılmayı kabul eden öğrenciler çalışmaya alındı. Okullara gidilerek çalışmayı kabul eden öğrencilerin boy ve kiloları ölçüldü. BKİ, CDC eğrileri baz alınarak hesaplandı. Çocuklar zayıf (<5p), Normal kilolu (5-85p), fazla kilolu (85-95 p), obez (95 p ve üzeri) olarak sınıflandırıldı. Demografik veri anketi, literatür taranarak 18 sorudan oluşturuldu. ABFA skorlaması çocukların beslenme ve aktivite düzeylerini ölçmek için kullanıldı. Sonuçlar SPPSs25 ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya anketleri tam dolduran ve boyu, kilosu ölçülen 392 çocuk dahil edildi. Katılımcıların %53'ü kız, %47'si erkekti. Obezite sıklığı %15,1; fazla kilolu sıklığı %16 olarak belirlendi. Erkeklerde obezite sıklığı (%16,8) kızlardan (%13,4) fazlaydı ancak istatiksel olarak anlamlı değildi. Anne BKİ ile obezite doğru orantılı olarak artmaktaydı. ABFA skoru anne BKİ ve çocuk BKİ arasında negatif bir ilişki saptandı. ABFA skoru arttıkça BKİ düşmekteydi. Sonuç: Balıkesir il merkezinde çocuklarda obezite sıklığı literatür ile benzer düzeylerde saptanmıştır. 6-10 yaş grubu ergenlik öncesi dönemi temsil etmektedir. Ergenliğe obez olarak giren bireylerin ilerde kilo vermesi güçleşmekte ve yetişkinliklerinde de obez bireyler olarak hayatlarına devam etmekte pek çok komplikasyona açık hale gelmektedirler. Obezitenin toplumda önlenmesi açısından bu yaş grubu önem arz etmektedir. Biz de bu çalışmamızda bu yaş grubu obezitenin özellikle anne kilosuyla yani anne beslenmesiyle yakından ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Yine ABFA skoru gibi skorlamalar kullanılarak obezite riski belirlenerek buna yönelik kişisel önlemler alınabilir. Ailelere bu yönde eğitim verilmesi planlanabilir.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu eş tanısının bariatrik cerrahi sonrası hastalarda kilo üzerinde etkisi
Amaç: Obezitesi olan bireyler arasında DEHB prevalansının yüksek olduğu bilinmektedir. Bariatrik cerrahi uygulanan olguların sağlıklı yeme davranışlarını ve düzenli takiplerini sürdürmesi gerekmektedir. DEHB eş tanısı sağlıklı yeme davranışı ve takiplere düzenli devam etmeyi etkileyebilmektedir. Bu çalışmada bariatrik cerrahi ameliyatı olmuş olgularda DEHB belirtileri ile ameliyat sonrası başarısız kilo kaybı ve kilo geri alımı arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın bir diğer amacı ise bu olgularda DEHB belirtileri ile alkol kullanımı arasında ilişkiyi araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya bariatrik cerrahi ameliyatı olmuş ve ameliyat sonrasında 6-60 ay arası süre geçmiş, 134 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılara Yetişkinlerde DEHB İçin Tanısal Görüşme, Wender-Reimherr Yetişkin DEHB Öz Bildirim Ölçeği (SR-WRAADDS), Ruhsal Belirti Tarama Listesi (SCL90), Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği (YBDÖ), Alkol Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi (AKBTT) uygulanmıştır. Bulgular: DEHB sıklığı %14.9 bulunmuştur. DEHB belirtileri olan olguların olmayanlara göre cerrahi tedavi sonrası kontrollere daha az geldiği bulunmuştur. AKBTT puanları anlamlı olmasa da DEHB olası ve dikkat eksikliği baskın alt tipi gruplarında daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: DEHB belirtileri olan olguların cerrahi tedavi sonrası takiplere uyum sağlamada zorlandığı görülmüş, ancak belirtilerin kilo kaybı başarısı ve kilo geri alımı üzerine anlamlı etkisi bulunmamıştır. DEHB belirtilerinin alkol kullanım riski üzerinde anlamlı etkisi görülmemiştir. Anahtar Sözcükler: dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, bariatrik cerrahi, obezite cerrahisi, ameliyat sonrası sonuç, kilo geri alımı.
Aile hekimliği polikliniğine başvuran 18-65 yaş arası bireylerin metabolik sendrom ile ilgili bilgi ve bilinç düzeylerinin değerlendirilmesi
Metabolik Sendrom bir halk sağlığı sorunu haline dönüşmüş olan bozulmuş açlık glisemisi, yüksek kan basıncı, dislipidemi ve abdominal obezite ile karakterize bir sendromdur. Neden olabileceği hastalıklar açısından değerlendirme yapmak,danışmanlık hizmeti sunmak,ilgili branşa hastayı yönlendirmek bu hastalıkları yönetmede önemlidir. Aile Hekimliği polikliniğine başvuran 18-65 yaş arası bireylerin Metabolik Sendrom ile ilgili bilgi ve bilinç düzeylerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız 384 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri ve metabolik sendrom ile ilgili bilgi ve bilinç düzeylerinin değerlendirmeye yönelik literatür eşliğinde hazırladığımız anket yüz yüze görüşme metodu ile uygulanmış ve yanıtlardan elde edilen veriler kaydedilmiştir. Verilerin analizi ve değerlendirilmesinde IBM SPSS v20 programı kullanılmıştır. Analiz sonucu P<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Katılımcıların %49,5'i 18-35 yaş aralığındaydı, %94,5'i üniversite mezunuydu, %6'sı beslenme konusunda yeterli bilgiye sahipti. Bilgi Düzeyi sorularından alınan puanlar 16,0-36,0 arasındaydı, ortalaması 29,9±6,0'ydı ve 51 yaş ve üzerindekilerin, diğer meslek grubundakilerin, üniversite mezunu olmayanların, gelir düzeyi 4501-9000 arasında olanların bilgi düzeyi puanı daha düşük,sigara içmeyenlerin, sağlıklı beslenme-yaşam konusunda yeterli bilgisi olanların ve bu bilgiyi televizyondan elde etmeyenlerin,haftada en az birkaç gün spor yapanların bilgi düzeyi puanları daha yüksekti. Çalışmamızda katılımcıların Metabolik Sendrom, risk faktörleri ve sağlıklı beslenme-yaşam konusunda bilgi düzeylerinin yetersiz olduğu saptanmıştır. Farkındalığın artırılabilmesi için Metabolik Sendrom ve risk faktörlerinde erken tanının mortalite ve morbiditeyi azalttığı anlatılmalı, tedaviye uyumun gerekliliği vurgulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimliği, metabolik sendrom, bilgi düzeyi, bilinç
Lise düzeyindeki kız öğrencilerin fiziksel uygunluk düzeylerinin ve obezite eğilimlerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Erzurum ilinde öğrenim gören lise seviyesindeki kız öğrencilerin fiziksel uygunluk düzeylerinin belirlenmesi ve obezite eğilimlerinin incelenmesidir. Çalışmaya Erzurum İli Yakutiye ilçesi Nenehatun Kız Anadolu Lisesi, Rabia Hatun Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi, Hamidiye Mesleki ve Teknik Kız Anadolu Lisesi öğrencilerinden gönüllü olan 1069 öğrenci katılmıştır. Teste katılan 18 yaşından küçük öğrencilerin velilerinden bilgilendirilmiş veli-vasi olur formunu, 18 yaşındaki öğrencilerin kendilerinden ise bilgilendirilmiş gönüllü olur formlarını imzalamaları istenmiştir. Katılımcılara antropometrik testler, disklere dokunma, 10×5 m mekik koşusu, durarak uzun atlama, barfikste asılma, mekik, esneklik, pençe kuvveti, flamingo denge testi ve 20 m mekik koşusu testleri uygulanmıştır. Testler Nenehatun Kız Anadolu Lisesi spor salonunda yapılmıştır. Elde edilen bulguların istatistiksel analizi için SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Verilere ilişkin tanımlayıcı istatistikler ortalama ve standart sapma şeklinde verilmiştir. Normallik varsayımı, değişim katsayısı kullanılarak test edilmiştir. Normal dağılım gösteren verilerde, çoklu gruplar arasındaki farkların incelenmesi için tek yönlü ANOVA ve post hoc test olarak da Tukey HSD testi kullanılmıştır. Normal dağılıma uygun olmayan verilerde, ikili grup karşılaştırmalarında Mann-Whitney U testi testi, ikiden fazla frupların karşılaştırılmasında ise Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson ve Spearman Korelasyon testi kullanılarak incelenmiştir. Fiziksel uygunluk performansları ve antropometrik veriler ile BKİ değerleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi için regresyon analizi kullanılmıştır. Yapılan çalışmada performans ölçümlerinden elde edilen bulgulara göre katılımcıların fiziksel uygunluk düzeylerinin düşük, beden kütle indeksi değerlerinin normal olduğu ve obezite eğilimlerinin düşük olduğu saptanmıştır. Bireylerin ağırlığı ile fiziksel uygunluk performansları arasında ilişki olduğu ve BKİ düzeyindeki artışın sürat, kuvvet, kas dayanıklılığı, denge, aerobik uygunluk düzeylerini olumsuz etkilediği sonucuna varılmıştır.
Effects of online vs. face to face nutrition consultancy on body weight management
Obesity is a global health problem in the world and nutritional therapy is one of the effective treatment method for it. In this study, we aimed to determine if online nutrition consultation can be as effective as traditional face to face consultation. Telenutrition can be defined as, the application of telemedicine principles by dietitians with or without other health and solution professionals. The study was conducted in Pırılla Consultancy Center in Karaman-Turkey and over Internet. Consultation periods were 1,2 and 3 months. Patients in both groups (online and face to face) continued to take consultation as it was determined in their first meetings. Drop out rates were very low for both groups; 2 people out of 88 participants. Weight loss success was determined by dropped BMI and waist circumference values, since these two health criteria (BMI, waist circumference ) was used to determine obesity risk and levels of people. When dropped BMI values were compared for two groups for all periods of counseling periods, it was concluded that there was no significant difference between the dropped values. For 1 and 3 months periods, there was no significant difference between online vs. face to face groups (t:0,760; p:0,521 and t:-0,981; p:0,330; p>0,05 respectively). For 2 months there is slightly greater difference in online group (t:2,242; p:0,029; p<0,05). It is very well known that, traditional face to face consultancy applications can help people for weight management. It is believed that, Telemedicine and Telenutrition approaches will be also developed in future and can be used for its advantages by removing the barriers.
Comparing fat phobia attitudes of faculty of health sciences students in A foundation university
This study was carried out to determine fat phobia scores of Faculty of Health Sciences students in Yeditepe University. For this purpose, 311 students who accepted to participate in the research were given data forms consisting of demographic questions such as age, gender, studying department, height (cm), weight (kg) and 14-item Fat Phobia Scale. Data obtained from data forms was biostatistically analyzed via SPSS Statistics 22 and in a result; fat phobia score of students who are studying Nutrition and Dietetics was determined 3,92, fat phobia score of students studying Physical Therapy and Rehabilitation was 3,54 and fat phobia score of students who are studying Nursing was found 3,82. Fat phobia score of students who are studying Physical Therapy and Rehabilitation was found significantly lower than fat phobia scores of Nutrition and Dietetics and Nursing students. On the other hand, no significant difference was determined between gender and fat phobia score. Students who are in thin BMI range was found to be have significantly higher fat phobia score than students being in healthy BMI range. However, for students that are in other BMI ranges, no significant difference was determined according to their fat phobia score. Consequently, as a future health-care professionals, students who are studying in Health Sciences Faculty were found to have fat phobia that affects individuals' obesity treatment negatively. Thus, for avoiding or decreasing fat phobia, public awareness and new strategies should be developed and broader scientific researches are needed.
Physical activity of young people and their liability to obesity
The aim of this study was to assess the physical activity level of young people and their liability to obesity by means of assessing their BMI, waist and neck circumferences. The participants were (n=194) were aging between the age of 18-25 years; 118 were females (20.61±1.6yrs) and 76 were males (21.56±1.6yrs). Their body mass index (BMI), neck and waist circumferences were measured to assess their obesity status: The International Physical Activity Questionnaire-Long form(IPAQ-Long Form) was used to describe the pattern of their physical activity level. According to their body mass index data, 52.1% (36.8% male; 62% female) were in normal weight, 35.6% were overweight, the 4.6% were obese, 7.7% were underweight; and 52.1% were physically active. The BMI were found higher among female (p=0.01). Their BMI and involving with sports was found negatively related with each other in both gender. Neck circumference was also negatively related with the total physical activity of the participants. The waist and neck circumference were found related with daily total house work (p<0.05). In conclusion, the young individuals were physically active and having low rate of obesity. Waist and neck circumferences are important criteria for both gender. Body mass index may be controlled by both gender not only perfoming daily physical activity but also adapting the behaviours of being active in household activities that this outcome may be searched in relation to cultural and behavioral aspects with multicentered studies.
Comparison of eating attitudes and behaviors between obese and non-obese female individuals applied to A private clinic
The present study was conducted to examine the effect of weight management on eating attitude behaviors among overweight and non-overweight women who applied to a private clinic. The study was carried out with 200 women who were overweight or not overweight between the ages of 19-64 who applied to a private clinic. The socio-demographic characteristics, health status, and nutritional habits of individuals were applied to the participants by face-to-face interview method, and anthropometric measurements were recorded. Nutritional habits of individuals are determined by the questions in our survey. Eating Attitude Test (EAT-26) consisting of 26 questions was used to determine the risk of eating attitude disorder of individuals. The internal consistency of Eating Attitude Test (EAT-26) of the patients participating in the study was found to be α = 0.848. Anormal eating behavior was observed in %31,5 (n=63) of the cases. Further study on this issue and clarifying the effects of eating disorders on obesity will be beneficial in the treatment and prevention of obesity. Key words: Eating Attitude Test, Eating Attitude Disorder, Anthropometric Measurement
Psychological factors predicting weight cycling among Turkish adult women
Today, in the struggle towards obesity, weight cycling is a significant obstacle since most people tend to experience weight regain in the long term even though they accomplish weight loss in a short-term. This thesis has two objectives: the main objective is to investigate the relationship between a group of psychological factors (food-related impulsivity, emotion regulation difficulty, perceived social support, female gender-role stress, and self-worth) and the number of lifetime weight cycles (WC); and the second objective is to investigate the differentiation of psychological factors depending on demographic variables (age, marital status, working status, education level, household income, and body mass index (BMI)). Accordingly, a total of 311 Turkish adult women between the ages of 19 to 63 completed the Power of Food Scale, Difficulties in Emotion Regulation Scale, Multidimensional Scale of Perceived Social Support, Psychological Maltreatment of Women Inventory, and Self-Esteem Rating Scale. After checking for the statistical assumptions, a hierarchical regression analysis, including age and BMI as control variables, was performed. In the analysis, age, BMI, food-related impulsivity, and self-worth significantly predicted the number of lifetime weight cycles, while emotion regulation difficulty, perceived social support, and female gender role stress did not have a significant prediction value. Findings were discussed in light of existing literature with the aim of providing better and more comprehensive building of strategies for coping with the development and maintenance of obesity.
Preterm yenidoğanlarda anne kokusunun apne gelişimine, fizyolojik parametrelere ve kilo alımına etkisi
Bu araştırma, preterm yenidoğanlarda anne kokusunun apne gelişimine, fizyolojik parametrelere (oksijen saturasyonu, kalp tepe atımı, solunum sayısı ve vücut ısısı) ve kilo alımına etkisinin belirlenmesi amacıyla 01.11.2022–01.06.2023 tarihleri arasında bir hastenenin Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde randomize kontrollü deneysel tasarımda yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 30 deney, 30 kontrol olmak üzere 60 preterm yenidoğan oluşturmuştur. Veriler Yenidoğan Tanıtıcı Bilgi Formu ve Prematüre Gözlem Formu ile elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, ortanca, Wilcoxon, Kruskal-Wallis, Shapiro Wilk, Skewwnes, Kurtosis, Independent Sample-t, PairedSample t, Repeated Measure ANOVA Testi yapılmıştır. Araştırma sonucunda deney grubu ve kontrol grubundaki preterm yenidoğanların sosyodemografik özellikleri değerlendirildiğinde anlamlı bir fark bulunamadığı (p>0.05) grupların benzer olduğu bulundu. Anne kokusu alan preterm yenidoğanların günlük apne sayısının anlamlı bir şekilde azaldığı bulunmuştur (p<0.05). Anne kokusu alan yenidoğanların solunum sayısında azalma görülürken oksijen satürasyonlarında artış görülmüştür. Deney ve kontrol grubu karşılaştırıldığında anne kokusunun kilo alımı ve baş çevresi büyümesinde etkisinin olmadığı saptanmıştır (p<0.05). Tekrarlayan prematüre apnesi tedavisinde anne kokusu etkili olmuştur. Solunumun düzenlenmesi ve oksijen satürasyonunun stabil kalması için anne kokusu kullanımı önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Anne kokusu, apne, fizyolojik parametre, kilo, preterm yenidoğan.
Fazla kilolu veya obez olan astım tanılı hastalarda astım kontrolü ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Giriş: Obezite, hem ülkemizde hem de dünya genelinde prevalansı giderek artan bir hastalıktır. Obezitenin astım hastalığının oluşumunda ve kontrolünde etkisinin olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu çalışmada fazla kilolu veya obez olan astımlı hastalarda astım kontrolü ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Bu çalışma Kasım 2020-Ocak 2021 tarihleri arasında Ankara merkezdeki Yenimahalle Dr. Mehmet Tanju Saka ve Keçiören Şevkat 1 No'lu Aile Sağlığı Merkezleri'ne başvuran daha önceden astım tanısı almış, 18-65 yaş arasında çalışmaya katılmayı kabul eden 100 hasta dahil edildi. Çalışmaya dahil olan bireylerin 50'si normal kiloda olup, 50'si fazla kilolu veya obezdi. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri ve bazı sağlık durumu ile ilişkili özellikleri hazırlanan anket formu aracılığıyla yüz yüze görüşme yöntemiyle elde edildi. Fiziksel aktivite yapma durumu birinci basamakta fiziksel aktivite anketi ile yaşam kaliteleri SF-36 ile, astım kontrol durumu ise Astım Kontrol Testi ile değerlendirildi. İstatistiksel analizde SPSS for Windows 20 kullanıldı. Anlamlılık düzeyi, p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen katılımcıların yaş ortalaması 45,6±12,8 yıl olarak saptandı. Katılımcıların astım kontrol test puan ortalaması 18,8±4,9 olarak saptandı ve astım açısından kötü kontrol olarak nitelendirildi. Fazla kilolu veya obez olan bireylerin diğerlerine göre astım kontrolünün daha kötü olduğu tespit edildi(p=0,045). Normal kilolu grubun yaşam kalitesi ölçeğinde, ağrı(p=0,024), sosyal işlevsellik(p=0,030) ve genel sağlık algısı(p=0,034) alt parametrelerindeki puanları obez/fazla kilolu olan grubun puanlarından anlamlı olarak daha yüksekti. Tartışma ve Sonuç: Bu araştırmada fazla kilolu veya obez olmanın astım hastalığının kontrolünü ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediği saptanmıştır. Astım kontrol testi, birinci basamakta kolaylıkla yapılabilecek bir hastalık kontrol testidir. Kontrol altında olmayan hastalarda bu sorgulamalar yapılmalı ve birinci basamak olarak farmakolojik tedaviye eklenebilecek tedavi eklenip önerilerde bulunulmalıdır. Kontrolü sağlanamayan durumlarda ise ikinci veya üçüncü basamak sağlık kuruluşuna sevki gerçekleştirilmelidir. Anahtar Kelimeler: Astım, Obezite, Fazla Kilolu, Yaşam Kalitesi, Astım Kontrolü, Fiziksel aktivite
Gaziantep ili şehitkamil ve şahinbey ilçeleri halk eğitim merkezleri el beceri bayan kursiyerlerinde kilofobi ve benlik saygısı ilişkisi
Bu çalışmada Gaziantep ilinde kadınların kilofobi ve benlik saygısı düzeylerinin ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya katılan 600 kadına Sosyodemografik özellikler anketi, Coopersmith Benlik Saygısı Ölçeği ve Kilofobi Ölçeği uygulanarak ekim-aralık 2012 arasında gözlem altında yapılmıştır. Veriler NCSS 2007 programı kullanılarak değerlendirmede, ort.,standart sapma, frekans, ve Student's t, One-way ANOVA, Bonferroni Kruskal Wallis, Mann Whitney U., Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Kadınların yaşları, BKİ ölçümleri, evlilik süreleri arttıkça benlik saygısının azaldığı, eğitim düzeyinin yükseldikçe benlik saygısının da arttığı görülmüştür. Evde 2 – 4 kişi yaşayan ve çocuğu olmayan kadınların benlik saygılarının, evde 5 – 8 kişi yaşayan ve 4 ve üzeri çocuk sahibi olan kadınlardan daha yüksek saptanmıştır. Beslenme eğitimi alan, beslenme konularıyla ilgilenen ve ara öğün yemeyen kadınların benlik saygılarının, beslenme eğitimi almayan, beslenme konularıyla ilgilenmeyen ve ara öğün yiyen kadınlara göre daha yüksek saptanmıştır. Kadınların yaşları arttıkça kilofobilerinin arttığı, çekirdek aile yapısına sahip, eğitimi ilkokul ve altı olan, evde yaşayan kişi sayısı 2-4 arasında olan ve ara öğün yiyen kadınların, geniş aile yapısına sahip, eğitimi ortaokul olan, evde yaşayan kişi sayısı 5–8 arası ve ara öğün yemeyen kadınlardan daha fazla kilofobi yaşadıkları görülmüştür. Coopersmith Benlik Saygısı Puanı ile Kilofobi Puanı arasındaki negatif yönlü ilişki istatistiksel olarak anlamlı değildir(p>0,05). Araştırmaya katılanların yaklaşık üçte biri beslenme eğitimi almış ve beslenme konularıyla ilgilenmektedir. Kadınların çoğu evlendikten sonra kilo aldığını, üçte biri kendilerinin biraz kilolu olduğunu belirtmiştir. Fiziksel sağlık ile benlik saygısı arasında ilişki vardır. Benlik saygısını yükseltmek için obeziteden kaçınma, bedenin hoşlanılan yönlerine odaklanma, bireyin kendisini başkaları ile karşılaştırmaktan kaçınması, sağlıklı gıdalar yemesi ve mümkün olduğu kadar günlük hayatta aktif bir yaşam sürmesi önerilerimiz arasındadır. Anahtar Kelimeler: Kilofobi, Benlik Saygısı, Kadın Obezitesi
Keçiboynuzu (Ceratonia siliqua L.) meyve ve tohumunun kilo kontrolünde öğün yerine geçen gıda olarak kullanımı ve fonksiyonel etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada antioksidan, antidiyare, antihiperlipidemi ve antidiyabetik aktiviteleri yönünden zengin değerlere sahip meyvelerden biri olan Ceratonia siliqua L. bitkisinin yaprak, meyve ve çekirdek kısımları değerlendirildi. Çalışma kapsamında elde edilen verilerle Ceratonia siliqua L. bitkisinin tıbbi özelliğinin aydınlatılmasına katkı sağlanması amaçlandı. Ceratonia siliqua L. total fenolik madde miktarının belirlenmesinde Folin-Ciocalteu metodu kullanıldı. Ceratonia siliqua L. kuru meyvesinin içerdiği fenolik madde miktarı % 1,21 ile % 23,40 arasında, kuru yaprağında % 47,48 belirlendi. Total flavonoit miktarının belirlenmesinde ise alüminyum klorür kolorimetrik yöntemi tercih edildi. Ceratonia siliqua L. kuru meyvesinin % 0,01 ile % 4,96 arasında, kuru yaprağında % 3,79 flavonoit içerdiği tespit edildi. Tanen miktarı belirlemek için Avrupa Farmakopesi metodu kullanıldı. Çekirdeklerde % 0,73; tüm meyvede % 0,44 oranında tanen tespit edildi. Ceratonia siliqua L. meyve, çekirdeksiz meyve ve çekirdeklerinin farklı çözücülerde tespit edilen fenolik ve saponin miktarı bitkinin çekirdeklerinin çekirdeksiz meyveye kıyasla yaklaşık 10-20 kat arasında değişen sonuçlar elde edilmiştir. Bitkinin besin değerleri analizi sonucunda çekirdeğin çekirdeksiz meyve oranla daha yüksek besin değerine sahip olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda Türkiye'de özellikle Akdeniz ve Ege Bölgesi'nde yabani olarak yetişen, son yıllarda beslenmedeki önemi artan Ceratonia siliqua L. bitkisinin, çekirdeğindeğinin değerlendirilmesi ve piyasadaki ürün çeşitliliğinin arttırılması yönünde tavsiyeler verildi.
The role of ghrelin in overweight and obesity
In the current study, the main goal was to search in the change of the metabolic functions in overweight and obese people by taking ghrelin, glucose, triglycerides, cholesterol, HDL, LDL, and VLDL with the activities of ALT, AST, and ALP as parameters in the study. Forty people were inserted to each of the three groups of the study (control, overweight, and obese) with matched age and different body mass index according to their category. The obtained results showed a significant reduction of ghrelin in obese and overweight compared to control. Moreover, the ghrelin level was significantly lower in obese compared to overweight. Glucose level was increased in obese compared to control and overweight. The levels of triglycerides and VLDL were increased significantly in obese and overweight compared to control. Moreover, the levels of the last two parameters were significantly higher in obese compared to overweight. The cholesterol and LDL levels were significantly higher in obese and overweight compared to control. Nevertheless, HDL level was decreased in obese and overweight compared to control. The activities of ALT, AST, and ALP were increased significantly in obese compared to control and overweight. Clearly, obesity induce significant change on the metabolic functions in people.
Fazla kilolu ve obez bireylerde düzenli egzersizin cilt kan akımı ve kardiyovasküler risk faktörleri üzerine etkisi
Obezite çağımızın önemli sağlık sorunlarından biridir. Kardiyovasküler morbidite ve mortalitenin artışına neden olan bu hastalığın dünyada görülme sıklığı hızlı bir şekilde artmaktadır. Sıklığının artmasının en önemli nedenlerinden biri fiziksel inaktivitedir. Obezite çeşitli mekanizmalarla vasküler endotelde, yapısal ve işlevsel bozukluğa neden olmakta ve ateroskleroz gelişimi ile sonuçlanmaktadır. Obezitenin sebep olduğu hipertansiyon, dislipidemi, hiperglisemi, insülin direnci, kronik inflamasyon gibi patolojiler endotel disfonksiyonu gelişiminde rol oynuyor olabilir. Son dönemde bir çok araştırmacı tarafından kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinde egzersizin önemini gösteren çok sayıda çalışma yapılmıştır. Tüm bu araştırmalar ve bulgular ışığında biz de çalışmamızda kardiyovasküler risk ve mikrodolaşım üzerine etkili olduğu düşünülen Nitrik oksit (NO) ve Omentinin kan değerlerini ve cilt kan akımındaki egzersize bağlı değişimleri incelemeyi amaçladık. Bu çalışmada iki grup kullanılmıştır. Birinci grup (n=25) fazla kilolu ve obez tanısı almış gönüllülerden ikinci grup (n=28 ) sağlıklı kontrollerden oluşmuştur. Gönüllüler 3 ay süre ile haftada 5 gün, günde 60 dakika yürüyüş egzersizi uygulamışlardır. Program öncesinde ve program bitiminde gönüllü deneklerin kanlarında NO ve Omentin seviyelerine bakılmıştır. Ayrıca üst ekstremiteden lazer doppler flowmetry ile kan akımı ölçümü yapılmıştır. Egzersiz programı sonrasında serum omentin ve Nitrik oksit seviyelerinde artış tesbit edildi. Lazer doppler flowometre (LDF) ile değerlendirilen post okluziv reaktif hiperemi ye bağlı vazodilatasyonda egzersize bağlı artış saptandı. Bu çalışma ile egzersizin, obeziteye bağlı endotel disfonksiyonuna faydalı etkileri olabileceği ayrıca LDF ve omentin değerlerinin endotel disfonksiyonunu degerlendirmede yararlı olabileceği düşünülmüştür.