Yakınsaklık
Bu konu başlığı altında 70 tez
Asimetrik iki oyunculu tahmin oyunu
In this thesis, we theoretically and experimentally investigate the asymmetric players case in the two-person guessing game. We multiply one of the players' chosen number by a positive parameter k > 1. Here, the target number is some proportion (p) of the \weighted" average of the two numbers. The theoretical solution of the model depends on the value of p and k. In the experimental sessions, we have one symmetric and two asymmetric cases in which the theoretical equilibrium is (0,0). We nd that the chosen numbers in the asymmetric cases do not di er from those in the symmetric case. However, the speed of convergence toward equilibrium is slower in the asymmetric cases than that in the symmetric one. Keywords: Guessing Game, Asymmetry, Convergence
Impacts of eu pre-accession funds on regional growth in Turkiye: A spatial analysis
This thesis aims to investigate the influence of Instrument for pre-Accession Assistance (IPA) funds, which is a part of its candidacy process for joining the European Union (EU), on the regional growth in Türkiye. Our study focuses on analyzing the economic growth impacts of these funds and their spatial dimension, considering their implementation through the decentralized implementation system (DIS) method. As there is currently a dearth of empirical data on this subject, the aim of this study is two-fold. Firstly, our aim is to establish a comprehensive data set on EU pre-accession funds at regional level. Secondly, in order to close this gap, this thesis examines the effects of EU pre-accession, particularly IPA, funds on Türkiye's regional growth by using the established comprehensive data set. To our knowledge, it will be the first study to analyze the impacts of EU pre-accession funds on regional growth of Türkiye by using spatial econometrics techniques. After conducting the required statistical selection processes, we apply spatiotemporal fixed-effect Spatial Durbin Model with log-transformed spatially-lagged variables to estimate the model. As far as our main explanatory variable, IPA funds is concerned, our estimation results point out that there is no statistically significant impact of IPA funds on the growth of the local economy. Our estimation results also address the other important determinants of regional growth in Türkiye. Our results show that there is a pattern of conditional regional convergence, where regions having lower initial GDP points tend to experience more rapid economic growth, gradually catching up to regions with higher initial GDP levels. The coefficients of the employment rate as well as innovation variables are significantly positive in the model's main estimation part, which shows the positive influence of an increase in employment and innovation on regional economic growth. Our findings also reveal that spatial interactions between provinces play a crucial part in economic growth and highlight the importance of spatial analysis.
Yeni medya ve gazetecilik kimliğindeki dönüşüm
Dünya artık küreselleşmenin giderek daha fazla hissedildiği bir yer halini almış durumdadır. Küreselleşmenin yansımalarını ilk başta ekonomik olarak görülmeye başlansa da, tüketim kültürü olgusuyla son yirmi yılda toplum üzerinde görmekteyiz. İnternetin ortaya çıkması, yeni iletişim teknolojilerinin yayılmasıyla yeni bir çağa adım atılmıştır. İnternetin bilgiyi hızla yayması önemli bir etkiyi beraberinde getirirken asıl dönüşüm web 2.0 teknolojilerinin gelişmesi ile olmuştur. Yeni medya teknolojileri toplumu etkilediği kadar medya ve gazetecilik kimliğini de etkisi altına almıştır. Yeni iletişim teknolojisinin yarattığı karşılıklı etkileşim, sosyal medyaya olan ilgiyi arttırmış ve yayılmasını sağlamıştır. İnsanlar hızlı ve kolay bilgi edinmeyi tercih etmeye başlamasıyla geleneksel medyaya olan ilgiler azalmıştır. Bu durum özellikle gazete tirajlarını düşürmüştür. Yaşanan bu gelişmelerin geleneksel medyanın sonunu getireceği tahmin edilirken, sosyal medyanın ve internetin anında bilgi ve içerik vermesi çoğu zaman yanlış ve yalan enformasyon ortamı yaratmıştır. Artık bireylerin kendi haberlerini kendi yapmaları ve sosyal medya veya web ortamında paylaşması yurttaş gazeteciliğini ortaya çıkarmıştır. Ancak mesleği gazetecilik olmayan bu bireylerin haberleri editöryal süzgeçten geçirmemesi birçok yanlış bilgi ve toplumu kışkırtma ortamı yaratabiliyor. Yurttaş gazeteciliğin en önemli özelliği azınlık grupların sesi olması ve ana akım medyanın görmediği haberleri ortaya çıkarmasıdır. Yurttaş haberciliğine örnek olarak Özgecan Aslan ve gezi olayları verilmiştir. Sosyal medya aracılığıyla toplumsal olaylar ön plana çıkmıştır. Böyle bir bilgi yığınında profesyonel gazeteciliğe güven artmıştır. Yeni medya çağında, medya ve gazeteciler yaşayacakları dönüşümle kendilerini bu ortama entegre etmek durumundadır.
Medya yakınsaması ve mobil gazetecilik
Geçtiğimiz 20 yıl içerisinde gelişen teknolojik ilerlemeler baskı ve yayın ortamlarını birbiri içerisinde yakınsaması sonucu bütünleşmiştir. Yakınsamanın pek çok çeşidi vardır, ancak ele alınan çalışmada, medya yakınsaması bağlamında farklı medya çeşitlerinin mobil platform üzerinde birleştirilmesi sonucu ortaya çıkan yeni habercilik organizasyonları konusuyla sınırlandırılmıştır. Mobil platformlar, çoklu ortamların bir sentezini oluşturan ve medyalar arası iş yeteneğini yeniden biçimlendiren bir yapıya sahiptir. Birleşmelerin sentezi sonucunda medyalar arası sınırlar belirsizleşirken bu mecraların özellikle mobil platformlarda bütünleşmesi çapraz ve çoklu ortamlar olarak gerçekleşmiştir. Mobil ortamlar, sesli, görüntülü, video anlatım biçimleri üretebilen ve taşınabilir aygıtlar olarak, haberlerin organize edilmesi ve çalışma yapısını kolayca şekillendirebilecek potansiyele sahip araçlardır. Mobil araçlar ayrıca haber tüketiminin en yoğun olduğu mecralardır. Bunun sonucu olarak da mobil medya ortamlarına, gittikçe entegre olan çeşitli medya habercilik biçimleri, mobil platformlarda habercilik yapmaya başlanmış, bu durum yeni habercilik organizasyonlarını, haber içeriğini ve çalışma yapısını tümden değişime uğratmıştır. Bu çalışmanın konusu medya yakınsaması bağlamında baskı, yayıncılık ve internet haberciliğinin gittikçe mobil alanlarda kendi göstermesiyle oluşan mobil gazetecilik ortamı habercilik organizasyonları ve çalışma yapısı hakkında bir incelemeyi içermektedir. Çalışmanın odağında Türkiye'deki mobil gazeteciliğin organizasyon yapısının yapılandırılması yer almaktadır. Çalışmamın metodolojisi birbirine benzer mobil haber sitelerinin gazetecileriyle yapılan derinlemesine görüşmeyle haber organizasyonlarının bir yorumlamasını içermektedir. Bu çalışmanın sonucu, Türkiye'de mobil gazetecilik ortamı organizasyon ve çalışma yapısının yeni medya ortamına bir bakış getirdiğini göstermeyi amaçlar.
Yakınsama sıcaklığı ve güç üretim potansiyelinin tespiti için ORÇ tasarımı ve çok amaçlı optimizasyonu
Dünyada her geçen gün artan enerji talebi alternatif enerji kaynaklarına, yenilenebilir enerji kaynaklarına ve enerji geri kazanım yöntemlerine olan ihtiyacı artırmaktadır. Dünyadaki arz-talep dengesini korumak için üretilen enerjinin büyük bir bölümü sanayi sektöründe tüketilmektedir. Sanayi tesisleri arasında en fazla enerji tüketim payına sahip sektörlerin başında demir ve çelik üretim sektörü gelmektedir. Bu çalışmada, bir demir-çelik fabrikası tav fırınından atılan egzoz gazının sıcaklık ve debi değerleri analiz edilmiş ve bir yıl boyunca kaydedilmiştir. Bu veriler dikkate alınarak yıllık ortalama egzoz gazı sıcaklığı ve debisi baz alınıp bir organik Rankine çevrimi sistemi tasarlanmıştır. Çalışma kapsamında iki farklı ıslak tip akışkan (etanol, metanol), iki farklı izantropik akışkan (aseton, büten) ve iki farklı kuru tip akışkan (siklohekzan, benzen) olmak üzere toplam altı farklı akışkan seçilmiştir. Birinci aşamada, tav fırınından elde edilen veriler doğrultusunda akışkanların optimum yakınsama noktası sıcaklık farkları tespit edilmiş, ikinci aşamada ise bu yakınsama noktası sıcaklık farklarının sistem performansına etkileri incelenmiştir. Son olarak bu akışkanların çevre ve ekonomik analizleri yapılmıştır. Tez kapsamında yapılan bu çalışma sonucunda en yüksek termal verim %17,05 ile benzen akışkanında elde edilirken en yüksek ekserji verimi %58,76 ile metanolde elde edilmiştir. Ayrıca seçilen akışkanlar arasında en yüksek CO2 emisyon azaltım miktarı 1935,9 ton/yıl ile Benzen akışkanında elde edilmiştir. Buna ek olarak Benzen ve Metanol en yüksek ilk yatırım maliyetine sahip akışkanlar olmasına rağmen sırasıyla (3,6 yıl ve 3,7 yıl) geri ödeme süreleri ile en yüksek karlılığa sahip akışkanlar oldukları görülmüştür.
An analysis of conditional income convergence in selected OECD countries
The concept of convergence is fundamentally the similarity in economies of a bunch of countries towards same steady state or growth level. The focal point of this thesis is finding the evidence of Beta and Sigma convergence in order to verify whether there is conditional income convergence among OECD countries over the period of 2000 to 2017 or not? The concept of Beta convergence is divided between Absolut and conditional convergence. β-convergence occurs If poor economies tend to grow faster than rich ones; however, if the dispersion of real GDP per capita levels of economies tend to decrease gradually over time period then it displays presence of σ-convergence. This study applies Beta and sigma convergence econometric methodology to specify conditional convergence existence among 33 OECD member economies. According to this method cross-section dataset is required to estimate parameters of Beta and sigma to confirm conditional real income convergence among selected economies. Parameters of beta convergence is estimated by Least Square method (OLS). The trade openness is taken into account as control variable adding it to Beta convergence regression equation. The empirical results of employed models are attested before interpretation through statistical significance measurement of the econometric models such as F-test for the whole model and t-test for testing robustness of individual parameters of the model. The findings appear to indicate strong positive absolute or unconditional and conditional convergence among 33 OECD member economies for the period of 2000 to 2017. The models robustness is tested by econometric verification technics where they all emphasize on absence of Autocorrelation or serial correlation. The model is homoscedastic and residuals are normally distributed as well. Additionally, the result of Sigma convergence stipulates that GDP per capita dispersion has declined over the selected time period among OECD economies.
Gelişmekte olan ülkelerde enflasyon yakınsaması: Yakınsama kulüpleri analizi
Enflasyon, yaşam maliyetinin ölçütü olmasının yanı sıra finansal piyasaları ve ekonominin tüm alanlarını etkileyen önemli bir makroekonomik değişkendir. Enflasyonun etkileri finansal piyasalar, küreselleşme ve dış ticaret kanallarıyla diğer ülkelere de yayılır. Covid-19 sonrası, arz şokları ve tedarik zinciri bozulmaları fiyatlama davranışını etkileyerek, başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere tüm dünyada enflasyonist bir ortam yaratmıştır. Bu çalışma, 2008 küresel finans krizi sonrası dönemde gelişmekte olan ülkelerde enflasyon yakınsamasını Phillips-Sul Kulüp Yakınsama yaklaşımı ile incelemektedir. Enflasyon değişkeni olarak, aylık tüketici fiyat endeksinin 12 aylık değişimi hesaplanarak oluşturulan yıllık enflasyon dikkate alınmıştır. Analiz sonucunda bulgular, panelin tamamı için bir yakınsamanın olmadığını ve ülkelerin kendi aralarında kulüpler oluşturduğunu göstermektedir. İki alt kulüp ve bir yakınsamayan ülke grubu elde edilmiştir. Bulgular ayrıca çalışmada incelenen 53 gelişmekte olan ülkeden 37'sinde yakınsamanın varlığını ortaya koymaktadır. Enflasyon yakınsamasının belirleyicileri ile ilgili tahminlerde, temel belirleyicinin ülkelerin uyguladıkları döviz kuru rejimi olduğu anlaşılmaktadır. Özetle, çalışmada incelenen birçok ülkede yakınsamanın var olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Enflasyon, Gelişmekte Olan Ülkeler, Kulüp Yakınsaması, Phillips Sul Yakınsama Testi
Geliştirilmiş yapay sinir ağı algoritmaları ve uygulamaları
Bu tez çalışmasında, ilk önce deterministik kuadratik performans fonksiyonu durumunda momentumlu gradyan düşümü algoritmasının kararlılığı ve yakınsama hızı incelenmiştir. Teorik incelemeler sonucunda, hızlı yakınsamayı sağlayan etkin öğrenme oranı ve momentum faktörü formülleri, Hessian'ın en büyük ve en küçük özdeğerlerini kullanarak belirlenmiştir. Bu yaklaşım rassal olarak oluşturulan kuadratik test problemleri üzerinde denenmiş ve etkin öğrenme parametreleriyle çalışan algoritmanın diğer geleneksel momentumlu gradyan düşümü algoritmalarından daha üstün performans gösterdiği gözlenmiştir. Kuadratik performans fonksiyonu için elde edilen etkin öğrenme parametreleri, hatanın, ağ ağırlıklarının herhangi bir doğrusal olmayan fonksiyonu olduğu genel duruma uyarlanmıştır. Genel durumda etkin parametrelerle çalışacak momentumlu gradyan düşümü algoritmasının dört farklı versiyonu önerilmiştir. Geliştirilen algoritmalar gerçek veri kümesine sahip güncel test problemleri üzerinde diğer geleneksel gradyan düşümü algoritmaları ile karşılaştırılmıştır. Etkin öğrenme parametreli algoritmaların, diğer geleneksel gradyan düşümü algoritmalara göre genelde daha iyi yakınsama performansı gösterdiği gözlenmiştir.
Yeni iletişim teknolojileri bağlamında yeni gazeteci kimliği
Bu araştırmanın konusu; yeni iletişim teknolojilerinin günümüz gazeteciliğinin haber üretme pratiğini ve meslek kültürünü nasıl etkilediğidir. Dolayısıyla günümüz gazetecilerinin mesleki pratiklerinde değişim ve dönüşüm farklı konumlarda çalışan habercilerin doğrudan deneyimleri ve meslektaşlarının iş görme pratiklerindeki gözlemlerinden hareketle irdelenmektedir. Araştırmada çoklu araştırma yöntemi kullanılmıştır: Bir taraftan yaygın medyada istihdam edilen gazetecilerin yeni iletişim teknolojilerine yönelik tutum ve düşünceleri ile bu teknolojileri kullanım alışkanlıkları anket yöntemi kullanılarak ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Diğer yandan ise yeni iletişim teknolojilerinin geleneksel gazeteciliğe etkileri derinlemesine görüş alma tekniği ile derlenen veriler aracılığıyla tartışılmaktadır. Bu kapsamda, yeni iletişim teknolojilerinin (yeni medya ortamının) geleneksel gazetecilik pratiklerine etkileri; gazetecilerin yeni iletişim teknolojilerine yönelik tutumları, iletişim teknolojilerini kullanımları, sosyal medyayı kullanım amaçları, izlerkitle ile etkileşimleri ve profesyonel gazeteci kimliğine yönelik görüşlerinden hareketle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma sonucunda, gazetecilerin çoğunlukla yeni iletişim teknolojilerine yönelik tutumlarının olumlu olduğu görülmüştür. Bu doğrultuda, sosyal medyayı özellikle bilgi ve haber araştırma, gündemi takip etme ve kendi kişisel düşüncelerini açıklama platformu olarak benimsedikleri tespit edilmiştir. Yeni medyanın alternatif/yeni gazetecilik olanakları yarattığı, ancak habercilik açısından geleneksel medya ve mevcut haber üretim kod ve normlarının hala güçlü bir konumda olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yeni medya, yöndeşme, geleneksel gazetecilik kültürü, sosyal medya, yurttaş gazetecilik.
Corporate governance models and the possibility of future convergence
This study explains the main corporate governance models used in the United States of America, United Kingdom, Germany and Japan by analyzing their similarities, differences, strengths and weaknesses. In addition, the possibility of future convergence between these models is discussed. Two types of corporate governance models are used in the world: Shareholder model and Stakeholder model. In this study, USA, and UK will be analyzed as an example of the shareholder model, whereas Germany and Japan will be discussed as an example of the stakeholder model. The shareholder model emphasizes the benefits of shareholders and the management dominates the decision-making procedure of the companies. The stakeholder model, on the other hand, puts more emphasis on the interests of stakeholders or capital market players such as the workers, suppliers and the public. This shows the strength of mutual benefit in this model. On the convergence debate, four different arguments are identified: The first and the main one is against convergence seeing it as a distant dream because of the differences between the countries. The second argument supports and expects convergence in the near future. The third argument supports the argument of functional convergence rather than formal convergence. The fourth argument supports the combination of both shareholder and stakeholder models to get effective corporate governance practices. This research supports the first argument which is against convergence, because looking at the differences between the countries in their economic, legal and political frameworks, it is still impossible to suggest convergence. Each country will continue to adopt its style according to its culture and also according to its differing needs.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde gelir eşitsizliğinin panel veri analizi
Gelir dağılımı ve gelir eşitsizliği konusu özellikle son yıllarda üzerinde çok durulan ve tartışılan konulardan biridir. Bu tezde öncelikle gelir dağılımı teorileri üzerinde durulmakta ve bu teoriler iktisadi okullar bağlamında açıklanmaya çalışılmaktadır. Ülkelerin gelir eşitsizliği trendleri incelendiğinde, gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler arasında gelir eşitsizliğinde yakınsama konusu gündeme gelmektedir. Ampirik analizde, gelir eşitsizliğinde yakınsama konusu üzerinde durulmakta ve son ekonometrik yöntemlerle hipotez test edilmektedir. Ekonomik teoriler ışığında yönlenen ampirik analiz kısmı da tezde savunulan hipotezi desteklemektedir. Ulaşılan sonuçlar ile birlikte, gelişmekte olan ekonomiler ve gelişmiş ekonomiler arasında gelir eşitsizliğinde yakınsama doğrulanmaktadır. İncelenen dönem için ampirik sonuçlar eşliğinde ülkelere özgü sonuçlara da yer verilmektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Gelir Dağılımı, Gelir Eşitsizliği, Yakınsama Hipotezi
Türkiye'de bölgeler arası işgücü verimliliğinin yakınsaması: 2005-2011 arası mekânsal panel veri analizi
Bu çalışmanın amacı, 2005-2011 yılları arasını kapsayan yedi yıllık dönem için Türkiye'de 26 Düzey 2 bölgesi arasında işgücü verimliliğinin yakınsamasının sektörel ayırımlar dahilinde araştırılmasıdır. Söz konusu araştırma mekânsal panel veri yardımıyla yapılacaktır. Mekânsal panel veri analizi, panel veri analizi ile mekânsal analizin avantajlarını biraraya getirmektedir. Böylece verilerde daha yüksek serbestlik derecesi ve daha çok değişkenlik sağlanmakta, bunun yanında daha az çoklu doğrusal bağlantı problemi ile karşılaşılarak tahmincilerin etkinliği arttırılmaktadır. Ayrıca mekânsal etkileşim ve komşuluk ilişkileri de modele dahil edilelerek çok daha sağlıklı sonuçlar alınabilmektedir. Buna rağmen Türkiye'de şimdiye kadar yapılan yakınsama analizlerinde mekânsal panel veri ile yapılmış bir yakınsama çalışmasına rastlanmamıştır. Bu durum Türkiye için yapılan çalışmalar açısından önemli bir eksikliktir.Bu çalışma, söz konusu eksikliği doldurması açısından literatüre katkı sağlamaktadır. Yapılan mekânsal panel veri analizi sonuçlarına göre Türkiye'de 26 Düzey 2 bölgesi için tarım, sanayi, hizmetler ve tüm sektörler toplamında hem mutlak, hem de koşullu yakınsama yüksek düzeyde anlamlı sonuçlar vermektedir. Elde edilen bu sonuç çok şaşırtıcı görünmese bile, çalışma kapsamında şimdiye kadar ilgili literatürde hiç rastlanmayan sonuçlara da erişildiği ifade edilebilir. Şimdiye kadar yapılan tüm çalışmalarda yakınsama üzerinde mekânsal etkilerin varlığı anlamlı bulunmuştur. Fakat bu çalışmada Türkiye'de sanayi, hizmetler ve tüm sektörler toplamı için mekânsal etkilerin varlığından bahsedilebilirken, tarım sektöründe mekânsal etkilerin varlığına ilişkin yeterince güçlü kanıtlar elde edilememiştir. Tarım sektörü için elde edilen söz konusu zayıf mekânsal etkilerin Türkiye'de tarım sektörünün yapısal sorunları nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir.
AB ülkeleri ve Türkiye'nin kamu borçlarının Maastrıcht mali disiplin kriterlerine uyumu açısından yakınsama analizi yöntemi ile incelenmesi
II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa'da bir barış ortamı yaratmak için başlatılan ekonomik birleşme çabaları sonucu 1951'de, Paris Antlaşmasıyla Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu oluşturulmuştur. 1957'de Roma Antlaşması ve altı ülkenin katılımıyla (Almanya, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg ve Fransa) Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve yine aynı yıl içerisinde Avrupa Atom Enerji Topluluğu (EURATOM) kurulmuştur.Topluluk önemli ölçüde dinamizm gösterdikçe katılımlar da artmış ve üye ülke sayısı 27'ye yükselmiştir.1963'te Ankara Antlaşması'nı imzalayan Türkiye ise 1987 yılında üyelik başvurusunda bulunmuş, 3 Ekim 2005'te müzakere çerçeve belgesinin kabulü ile resmen müzakere sürecine başlamaya hak kazanmıştır.Ekonomik Parasal Birliğin gerçekleştirilmesi için 1 Kasım 1993 tarihinde yürürlüğe giren, üye ülke ekonomileri arasındaki farklılıkların giderilebilmesini teminen, bazı makro büyüklükler açısından, ?Maastricht Kriterleri? olarak adlandırılan yakınlaşma kriterleri tespit edilmiş ve bunlara uyulmaması durumunda uygulanacak yaptırımlar belirlenmiştir.Maastricht Kriterleri Avrupa Birliğine üye ülkelerin uyması gereken şartları ifade ederken, Kopenhag Ekonomik Kriterleri ise Avrupa Birliğine üye olmak isteyen aday ülkelerden istenen şartları ifade etmektedir.Bu çalışmada Maastricht Mali Disiplin Kriterlerinden Borç Stoku Kriteri açısından Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye'nin durumu incelenmiştir.Birinci bölümde, genel olarak bütçe açığı ve borçlanma kavramlarından bahsedilmiştir. Bunların çeşitleri, nedenleri ve yönetimi incelenmiştir.İkinci bölümde Maastricht Antlaşması ve yakınlaşma kriterleri incelenerek, Avrupa Birliği ülkeleri ile Türkiye'deki durum tablolarla değerlendirilmiştir.Üçüncü ve son bölümde Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye arasında Borç Stoku ve GSYH için yakınsama analizi yapılarak sonuçlar değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Kamu Borçları, Maastricht Kriterleri, Yakınsama
Avrupa Birliği'nde ve Türkiye'de yeni bölgeselcilik anlayışı çerçevesinde bölgeler arası gelişmişlik faklılıkları ve yakınsama
Yerel potansiyeli harekete geçirerek, diğer bölgelerle ve ülkelerle entegre olabilen, rekabetçi ve kendine güvenen bir bölge oluşturabilmek yeni bölgeselcilik anlayışının temel amacıdır. AB'de yeni bölgeselcilik, sosyo-ekonomik karar alma sürecinin yerelleştirilmesi ve ulus-altı kurumsal çerçeve için ortak bir politika uygulamaya konulması yollarıyla en iyi şekilde düzenlenmektedir. Bu anlayışın etkisi ile birlikte AB bölgesel politikaları, ekonomik belirsizlik ve siyasi değişiklik ortamında daha etkili stratejileri araştıran bir dönüm noktasından geçmiştir. Bu süreçte bölgeler arası yakınsama ve bölgesel kalkınma ajansları ön plana çıkmaktadır.AB'de bölgesel kalkınma ajansları, bütün üye ülkelere benimsetilen bir yaklaşım olmaktadır. Amaçları, bölgelerin potansiyellerini, sorunlarını göz önüne alarak geliştirdikleri politikalar ile bölge ekonomisini canlandırmak, bölge halkının gelişmeye katılımını ve gelişmeden yararlanmasını sağlamak olan ajanslar, bölgelerinin ekonomik gelişme açısından gittikçe özerkleşmesini ve bölgelerine dışarıdan yatırımcı çekerek bölgeler arası kalkınma yarışına katılması yönünde gelişime neden olmaktadırlar. Bölgesel eşitsizliğin ortaya konularak yakınsama ya da ıraksama olup olmadığı bu yeni süreçte ve bölgesel kalkınma ajansları bağlamında önemlidir. Çünkü AB, 1990'lar ile birlikte, yakınsama olgusuna önem vermiş, yeni bir bölgeselcilik anlayışına sahip olmuş ve bölgesel kalkınma ajanslarına bölgeler arası gelişmişlik farklılıklarını azaltmak görevini yüklemiştir.Türkiye'de fiziksel, ekonomik, toplumsal koşullara bağlı olarak bölgeler arasında önemli gelişmişlik farklılıkları görülmektedir. 1960'lı yıllardan bu yana, sorunu azaltma amacını güden politikalar uygulanmaktadır. 1999 yılında Helsinki'de toplanan Avrupa Konseyi'nde, Türkiye'nin AB üyeliğine adaylık süreci başlamıştır. 2001 yılından itibaren Türkiye, kurumsal ve yasal bazı düzenlemelerle AB'nin bölgesel politika alanına uyum sağlamaya çalışmaktadır. AB tarafından yapılan değerlendirmede Türkiye, üye ve aday ülkeler arasında en ciddi bölgesel sorunları yaşamakta olan ülke olarak tanımlanmaktadır. Türkiye'de yeni bölgeselcilik anlayışının benimsenmesi ve bölgesel kalkınma ajanslarının, AB ülkelerindeki gibi uygulama alanı bulması gerekmektedir.
Banka kredilerinin ekonomik büyümeye etkisi: İller bazında yakınsama analizi
1900'lerin başından itibaren ekonomik büyüme ilgi konusu olmuştur. Ekonomik büyümenin nasıl sağlanacağına yönelik bilim adamları çeşitli görüşler belirtip, ekonomik büyüme ile ilgili teorilerin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Finansal piyasalar ve ekonomik büyüme ilişkisini açıklamaya yönelik birçok çalışma yapılmıştır. Finansal piyasalarla ekonomik büyüme arasında, kimi çalışmalar tek yönlü kimi çalışmalar ise çift yönlü ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca banka kredileri ve ekonomik büyüme ilişkisi üzerine çalışmalar da mevcuttur.Bu çalışmanın birinci bölümünde; modern büyüme modellerinden olan ve Neo-Klasik büyüme modeliyle özdeşleşen Solow modeli ayrıntılı bir şekilde irdelenmiştir. Solow büyüme modelinin en önemli çıktısı niteliğinde olan yakınsama hipotezi de detaylı olarak anlatılmıştır.İkinci bölüm; finansal piyasa türlerini ve finansal kredileri analiz etmektedir. Bu bölümde finansal piyasalar, finansal piyasa türleri, aracılar ve araçlar kısaca anlatılmıştır. Ayrıca finansal piyasalarla reel sektörü arasındaki ilişkiyi sağlayan kredilerin türleri anlatılmıştır. Banka kredileri ile ekonomik büyüme ilişkisi üzerine yapılan çalışmalara yer verilmiştir.Son bölümde ise yakınsama analizi yapılmıştır. Mutlak (ß) beta ve koşullu (ß) beta sınanmıştır. 1993?2001 dönemleri mevcut 76 il için yapılan regresyon analizinde mutlak (ß) beta yakınsamasına ulaşılmıştır. Ancak 76 il için koşullu (ß) Beta yakınsaması, söz konusu değildir. Kamu ve özel sektör banka kredileri için koşullu (ß) beta yakınsamasına etkileri bulunmamaktadır. Bu bölümde 76 il arasında sigma (?) yakınsamasına ulaşılmıştır. Mevcut 76 ilin gelir dağılımı düzelmiştir. Yedi coğrafi bölgeler arasında sigma (?) yakınsaması mevcut değildir. Bu bölgeler arasında ıraksama tespit edilmiştir. Ayrıca bölge içi sigma (?) yakınsaması analizinde sadece Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu illeri arasında yakınsamanın geçekleştiği görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Solow-Swan, Banka Kredileri, Yakınsama
Kamu harcamaları ve sosyo-ekonomik gelişmişlik ilişkisinin mekânsal analizi: Türkiye uygulaması
Sosyo-ekonomik gelişmişlik ülke içerisinde bölgelerarası farklılıklar gösterebilmektedir. Bu farklılıkları gidermek devletin asli görevlerinden birisidir. Bölgelerarası sosyo-ekonomik gelişmişlik farklarını gidermek aynı zamanda toplumsal ihtiyaçları gidermeyle de eş değerdir. Sosyo-ekonomik gelişmişlik demografi, teknoloji, sağlık, eğitim, ekonomik kalkınma, mali kapasite, rekabetçi yapı ve yaşam kalitesi gibi parametreleri içermekte ve bu parametrelere ait veriler ile toplumsal ihtiyaçların neler olduğu ve ne ölçüde giderildiği hakkındaki bilgileri bölge düzeyinde verebilmektedir. Sosyo-ekonomik gelişmişliğin bölgelerarası farklılığının azaltılması, toplumsal ihtiyaçların giderilmesi anlamını taşıdığı için devlet bu gereksinimi giderirken kamu harcamaları aracını kullanabilmektedir. Türkiye?de bölgelerarası sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi farklılıkları daralmakta mıdır? Kamu harcamaları bölgelerarası sosyo-ekonomik gelişmişlik farklılıklarını gidermede nasıl bir etkiye sahiptir? Kamu harcamaları bölgelerarası sosyo-ekonomik gelişmişlik farklılıklarını birbirine yakınlaştırabilmekte midir? Türkiye?de bölgelerarası sosyo-ekonomik gelişmişlik ve kamu harcamalarının mekânsal eşitsizliği ne şekilde gerçekleşmektedir? Sıralanan bu hipotezler çerçevesinde Türkiye?de fonksiyonel sınıflandırmaya ayrılan kamu harcamalarının bölgelerarası sosyo-ekonomik gelişmişlik farkını azaltıp azaltmadığını tespit etmek ve sosyo-ekonomik gelişmişlik ve kamu harcamalarının mekânsal dağılımını analiz etmek çalışmanın amacını oluşturmaktadır.Bu çalışmada yapılan analiz sonuçlarına göre Türkiye?de bölgelerarası sosyo-ekonomik gelişmişlik seviyesi daralmamaktadır. Ayrıca yakınsama analizinde anlamlı çıkan sosyal güvenlik ve sosyal yardım hizmetleri sosyo-ekonomik gelişmişliği artırırken genel kamu hizmetleri ise düşürmektedir. Türkiye?de sosyo-ekonomik gelişmişliğin bölgesel eşitsizliğinin temel nedeni Türkiye?nin Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde yaşanan terör olgusudur. Bu sorunun çözülmesi durumunda bölgelerarası sosyo-ekonomik gelişmişlik farkı azalabilecek böylece ekonomik ve sosyal refah toplumun tüm kesimine ve ülkenin tüm bölgelerine yayılabilecektir. Anahtar Kelimeler: Sosyo-ekonomik gelişmişlik, kamu harcamaları, sosyal refah, ekonomik refah, yakınsama analizi, ESDA, LISA, mekânsal otokorelasyon, mekânsal yayılma, bölgesel eşitsizlik, terör.
Alternatif inovasyon göstergelerinin büyüme üzerinde etkileri: Panel veri analizi
Bu tezin amacı, inovasyonu temsil etmek için literatürde yaygın olarak kullanılan ArGe, patent ve araştırmacı sayısı gibi tek bileşenli değişkenler ile birçok bileşenden oluşan ve inovasyonu daha iyi temsil ettiği düşünülen inovasyon endeksleri ve toplam faktör verimliliği gibi alternatif inovasyon göstergelerinin ekonomik büyüme üzerinde etkilerini karşılaştırmalı olarak panel veri ile analiz etmektir. Çalışmada bağımlı değişken olarak kullanılan ekonomik büyüme, çalışan başına GSYH'daki büyüme oranı ile temsil edilmiştir. İnovasyon göstergeleri olarak toplam patent başvuru sayısı, ArGe harcamalarının gelire oranı, ArGe'de çalışan araştırmacı sayısı, Avrupa inovasyon endeksi, küresel inovasyon endeksi ve toplam faktör verimliliği büyümesi kullanılmıştır. Çalışma 2006-2015 dönemini kapsamaktadır. Elde edilen bulgulara göre, inovasyonun ekonomik büyüme üzerinde oldukça önemli bir etkisi olduğu ve inovasyonu temsil eden en iyi göstergelerin aslında literatürde yaygın olarak kullanılan patent ve ArGe verileri değil, tüm etkileri bir arada barındıran inovasyon endeksleri ve toplam faktör verimliliği olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca modelde test edilen yakınsama hipotezi sonucuna göre, toplam faktör verimliliği hariç, tüm modellerde koşullu yakınsama hipotezinin geçerli olduğu tespit edilmiştir.
Doğrusal olmayan denklemlerin sayısal çözümü için 4. mertebeden yinelemeli yöntemler ve dinamikleri
Bu çalışmada, $f:\mathbb{R} \longrightarrow \mathbb{R}$ bir $x$ reel değişkeninin fonksiyonu olmak üzere, $f(x) = 0$ şeklindeki doğrusal olmayan denklemlerin sayısal çözümünde kullanılmak üzere bazı yeni yinelemeli yöntemler geliştirilmiştir. Geliştirilen yöntemler 4. mertebeden yakınsak, çok-noktalı, hafızasız yöntemlerdir. Yöntemler $f(x) = 0$ denkleminin bir çözümüne her bir yeni yaklaşımın elde edilmesi için üç yeni fonksiyon değerinin hesaplanması gerektirdiklerinden dolayı aynı zamanda optimal yöntemlerdir. Geliştirilen çok-noktalı yöntemlerin yakınsaklık analizleri gerçekleştirilerek 4. mertebeden yakınsak olduklarını gösteren hata denklemleri elde edilmiştir. Yöntemlerin etkinliklerini göstermek amacıyla ilgili alanda mevcut olan ve yaygın olarak bilinen bazı yöntemlerle karşılaştırmaları bazı test problemleri kullanılarak yapılmıştır. Sayısal sonuçlar üzerinden kıyaslamalar, yeni geliştirilen yöntemlerin mevcut yöntemler kadar etkin olduğunu, bazı test problemlerinde çok daha iyi sonuçlar verdiğini göstermiştir. Literatürde yer alan benzeri yöntemlerde olduğu gibi bu yöntemler de, $f:\mathbb{C} \longrightarrow \mathbb{C}$ bir $z$ kompleks değişkeninin fonksiyonu olmak üzere, $f(z) = 0$ biçimindeki doğrusal olmayan denklemlerin sayısal çözümünde de kullanılabilir olup, bu yönüyle literatürde mevcut yöntemlerle karşılaştırmak amacıyla kompleks düzlemde bazı polinom denklemleri için çekici havzaları kullanılarak yöntemlerin dinamikleri de incelenmiş ve etkinlikleri tartışılmıştır.
Avrupa Birliği ortak tarım politikası ve üye ülkelerin tarım politikalarının yakınsaması: Polonya ülke örneği
Türkiye'nin 1959 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu'na (AET) ortaklık başvurusu ve 1963 yılında imzalanan Ankara Antlaşmasıyla başlayan Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik süreci, 1999 yılında Helsinki'de gerçekleştirilen Avrupa Konseyi Zirve Toplantısında, Türkiye'nin diğer ülkelere uygulananlar ile aynı kriterler temelinde resmi olarak aday ülke olarak kabul edilmesi ve 2005 yılında müzakere sürecinin başlamasıyla, ilişkiler önemli bir noktaya gelmiştir. Müzakereye konu olan AB müktesebatı 35 başlık altında yer almakla birlikte, bu başlıklardan tarım ve kırsal kalkınma, Türk tarımının ekonomik büyüklüğü ve konumu açısından önemli bir yeri bulunmaktadır.Bu çalışmada ilk önce Avrupa Birliği'nin ilk ortak politikası olan Ortak Tarım Politikası (OTP)'nın yapısı, işleyişi ve zaman sürecindeki gelişimi incelenmiştir. OTP, dinamik bir yapıya sahip olup zaman sürecinde değişikliklere uğramıştır. OTP, gerek AB üyesi ülkeler, gerekse adaylık sürecindeki ülkelerin tarım politikaları üzerinde etkisi olmuştur. 25 ülkeyi kapsayan yakınsama analizinde, ülkelerin kişi başı tarımsal gelirlerinde yakınsamanın olduğu sonucu bulunmuştur. Bu yakınsamanın oluşmasında, verimlilik artışının bir etkisi olup olmadığı çalışmanın diğer bir uygulama alanını oluşturmuştur. Analize konu olan ülkeler, eski ve yeni üye ülkeler olarak iki kısma ayrılarak, AB müzakere sürecindeki Türkiye için çıkarsamaların elde edilmesi amaçlanmıştır. Son olarak da, tarım sektörünün büyüklüğü ve yapısal sorunları benzer bir ülke olan Polonya'nın AB sürecindeki tarım sektörü ile ilgili gelişmeleri incelenmiştir. Türk tarımı, gerek büyüklük, gerekse kendine özgü özellikleri ile AB üyesi ülkelerden oldukça farklı bir konumda olabilir, fakat müzakere sürecinde benzer tarımsal yapıya sahip ülke incelemelerinin önemli çıkarsamaları da beraberinde getirmesi beklenebilir. Polonya sahip olduğu tarım sektörünün büyüklüğü, tarım işgücü sayısı , ortalama tarımsal işletmenin AB ortalamasının altında olması, ve bu özellikleri ile müzakere sürecindeki uygulamalarıyla, müzakere sürecindeki Türkiye için önemli çıkarsamalar beklenebilir.
İdeal topolojik uzaylarda süreklilik üzerine bir çalışma
Bu tez çalışmasının ilk bölümünde, topolojik uzaylarda ve ideal topolojik uzaylarda süreklilik kavramları ile ilgili literatür çalışması yapılmıştır. İkinci bölümde, süreklilik kavramıyla ilgili temel tanım ve özellikler verilmiştir. Üçüncü bölümde γ işlemi yardımıyla tanımlanmış olan sürekli fonksiyonların çeşitleri verilmiştir. Tezin dördüncü bölümü özgün olarak hazırlanmıştır. Bu bölümde, daha önceki bölümlerde verilmiş olan süreklilik çeşitleri ideal topolojik uzaylara aktarılmıştır.
Bulanık matrisler ve bulanık Markov zincirleri
Belirsiz bir ortamda sağlıklı kararlar vermede klasik mantık kuralları yetersiz kalmıştır. Bulanık mantık böyle bir durumla karşılaşıldığında daha sağlıklı kararlar verilmesini sağlayan bir sistemdir. Bu çalışmada bulanık küme mantığına dayanan bulanık matrisler ve bulanık Markov zincirleri incelenmiş olup, sonlu ve sonsuz ufka sahip belirsizsizliğin olduğu süreçlerde etkili karar vermede kullanılan yöntemler araştırılmıştır. Bunun yanında bulanık matrislerin ve bulanık Markov matrislerinin cebirsel özellikleri araştırılmıştır. Ayrıca bazı özel koşullar altında bu matrislerin yakınsama durumları incelenmiş ve bu matrisler birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bulanıklık, bulanık matrisler, Markov zincirleri, bulanık Markov zincirleri, yakınsama.
Bulanık sayı dizilerinin istatistiksel σ-yakınsaklığı üzerine
Bu tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm giriş bölümüdür. Bu bölümde, reel sayı dizileri için çalışılan hemen hemen yakınsaklık, σ-yakınsaklık ve istatistiksel σ-yakınsaklık türlerinden bahsedilmiştir. Daha sonra bulanık sayı dizilerinin istatistiksel yakınsaklığı üzerine yapılan çalışmalar özetlenmiştir. İkinci bölümde, çalışmamız için gerekli olan temel tanım ve teoremler verilmiştir. Bulanık sayılar ve bulanık sayı dizileriyle ilgili temel kavramlar sunulmuştur. Bulanık sayı dizileri için tanımlanmış yakınsaklık ve istatistiksel yakınsaklık kavramları verilmiştir. Bulanık sayı değerli fonksiyon dizilerinin istatistiksel yakınsaklık kavramları takdim edilmiştir. Üçüncü bölümde, tezin orijinal sonuçları verilmiştir. Bu bölümde, bulanık sayı değerli fonksiyon dizileri için istatistiksel σ-yakınsaklık tanımlanmış ve bu yakınsaklığın özellikleri incelenmiştir. Bu yakınsaklık kullanılarak bulanık Korovkin tipi yaklaşım teoremleri ispatlanmıştır.
Verimlilik artışının ekonomik büyümeye etkisi
Materyal verimliliği temelinde incelenen yakınsamanın varlığı literatürde yok denecek kadar azdır. Bu çalışma ülkeler arası yakınsamanın olup olmadığını ülkelerin materyal verimlilikleri açısından inceleyerek literatüre katkı yapmaktadır. Yakınsama hipotezi, gelişmiş ekonomiler ile gelişmemiş ekonomiler arasındaki farkın zamanla kapanacağını varsaymaktadır. Az gelişmiş ekonomilerin geri kalmanın avantajından yararlanarak gelişmiş ekonomilere üretimde teknik bilgi ve teknolojiyi artırarak girdi miktarında daha fazla çıktı yaratma becerisini elde edebileceklerdir. Materyal verimliliği, ülkelerin doğadan ve ithalat yoluyla üretim sürecine dahil olan tüm materyallere ilişkin verimliliği incelemektedir. Materyal verimliliği dikkate alınmasının nedeni artan nüfus ve sürdürülebilirlik projeksiyonları ülkelerin materyal verimlilikleri konusunda önemle üzerinde durmaları gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmanın ana amacı materyal verimliliği yakınsamasını analiz etmektir. Analize konu olan 100 ülkenin yakınsayıp yakınsamadığı araştırılmıştır. Bu ülkeler düşük, düşük-orta, yüksek-orta ve yüksek gelir düzeyi olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. Gruplar, her grubun kendi materyal verimliliği ortalamasına yakınsaması ve her grubun yüksek gelirli grubun materyal verimliliği ortalamasına yakınsaması şeklinde iki formda incelenmiştir. Sonuçlara göre düşük-orta gelir grubunda yer alan ülkelerin hem grup içi materyal verimliliği ortalamasına hem de yüksek gelirli ülkelerin materyal verimliliği ortalamasına yakınsadığı gözlemlenmiştir.
BİST metal ana sektöründe kârların yakınsaması üzerine ekonometrik bir uygulama
İşletmeler, insanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere mal ve hizmet üretmek aynı zamanda işletme sahiplerine sürdürülebilir kârlılık ve topluma sosyal fayda sağlamak için kurulmuş ekonomik birimlerdir. İşletmeler uzun dönemde büyüme, kaliteli mallar sunma, toplumsal sorumluluk gibi birçok etkeni göz önünde bulundurmalıdır. İşletmelerin uzun dönemdeki temel amacı faaliyetlerini kârlı bir şekilde devam ettirmek, sürdürülebilir büyümeyi gerçekleştirmek ve bütün bunların sonucunda işletmenin bugünkü cari piyasa değerini artırmaktır. Bu bağlamda işletmelerin faaliyetlerini aksatmadan devam ettirebilmeleri için ve uzun dönemde büyüme hedeflerine ulaşabilmeleri için yeterli seviyede kâr elde etmeleri gerekmektedir. İşletmelerin rekabet üstünlüğü kurabilmesi için pazar payını arttırmak ve kâr payını yükseltmeyi hedeflemesi gerekmektedir. İşletmelerin rekabet üstünlüğü kazanabilmesi için yarar, hedef piyasa ve rekabet gibi belirleyici etkenleri göz önünde tutması gerekmektedir. Çalışmada Borsa İstanbul'da bulunan Ana Metal Sanayi sektöründeki firmaların aktif kârlılıklarının yakınsayıp yakınsamadığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ana metal sanayi firmalarının aktif kârlılıklarının sektör ortalamalarına yakınsamasının sınanmasında stokastik yakınsama yöntemi kullanılmıştır. Serilerin 2000:Q1-2020:Q4 yıllarına ait dönemleri ele alınarak analiz yapılmıştır. Oluşturulan serilerde yakınsamanın sınanmasında birim kök testlerinden faydalanılmıştır. Çalışmada serilerin durağanlık düzeyleri Artırılmış Dickey-Fuller (ADF) birim kök testi, Phillips-Perron (PP) birim kök testi, Zivot ve Andrews birim kök testi ile analiz edilmiştir. Yapılan birim kök analizleri sonucunda firmalara ait ROA serilerinin durağan olduğunu tespit edilmiştir ve elde edilen bu sonuca göre yakınsamanın var olduğunu söylemek mümkündür. Bu bağlamda işletmeler arasında yoğun rekabetin var olduğunu ve işletmelerin rekabet ortamında sürdürülebilir kâr elde edebilmeleri için birçok faktörü dikkate almaları gerekmektedir.