Democracy
Bu konu başlığı altında 420 tez
Sahraaltı Afrika ülkelerinde kalkınma sürecinin iktisadi ve politik analizi
İktisadi kalkınma, ikinci dünya savaşının bitişinden bu yana iktisat literatüründe tartışılan bir konudur. Bu noktada tartışmalar dünya iktisadi sisteminde azgelişmiş olarak nitelendirilebilecek üç bölge üzerine yoğunlaşmakta olup bu bölgeler Latin Amerika, Güney ve Doğu Asya-Pasifik Ülkeleri ve Sahraaltı Afrika'dır. Bu üç bölgenin iktisadi kalkınma trendi incelendiğinde; Güney ve Doğu Asya, Pasifik Ülkeleri ve Latin Amerika'da iktisadi kalkınmada göreli bir başarı görülmekte iken, aksine Sahraaltı Afrika, iktisadi kalkınma konusunda bu bölgelerden ve dünyanın geri kalanından negatif ayrışmıştır. Bu çalışmanın temel amacı, Sahraaltı Afrika ülkelerinde iktisadi kalkınma konusunda göreli başarısızlığın kökeninde yatan iktisadi ve politik faktörleri araştırmaktır. Veri eksikliğinden dolayı bölge ülkelerinden yalnızca 17 tanesi 1990-2016 dönemi için ampirik analize dahil edilmiştir. Elde edilen ampirik bulgular özetle şöyle sıralanabilir: (a) kalkınma, demokrasi, barış, doğrudan yabancı sermaye yatırımları, toplam dış borç servisi, yatırımlar ve yolsuzluk arasında uzun dönemli bir ilişki mevcuttur. (b) Demokrasi ve barış, iktisadi kalkınmayı pozitif etkilemektedir. Diğer taraftan Sahraaltı Afrika ülkelerinde doğrudan yabancı yatırımlar iktisadi kalkınma üzerinde negatif bir etkiye sahiptir. Son olarak Sahraaltı Afrika ülkelerinde toplam dış borç servisi, yatırımlar ve yolsuzluk tahmin yöntemine göre farklı katsayı işaretlerine sahiptir. Fakat bu katsayılar istatistiksel olarak anlamlı değildir. Bu bulgular ışığında Sahraaltı Afrika ülkelerinde demokratik süreçlerin güçlendirilmesine yönelik olarak alınacak tedbirler, barış ve istikrar ortamının sağlanması bölge ülkelerinin kronik azgelişmişlik probleminin çözümüne katkı yapacağı söylenebilir. Ayrıca bölge ülkelerinin iktisadi gerçekleriyle uyumlu bir doğrudan yabancı yatırım politikası ve iklimi oluşturulması, bölge ülkelerinde doğrudan yabancı yatırımların iktisadi gelişme üzerindeki olumsuz etkisini bertaraf edebilir.
Öğretmen adaylarının demokratik vatandaşlık tutumlarının çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Halkın egemenliğine dayalı yönetim şekli olarak tanımlanan demokrasi, halkın istek ve arzuları doğrultusunda yönetime yön verdiği, çoğunluğun olduğu kadar azınlığın da söz hakkına sahip olduğu, insanların haklarını ve özgürlüklerini kullanmalarına olanak tanıyan bir yönetimi ifade eder. Ancak sadece anayasal olarak güvence altına alınan ve korunan bir hak ve özgürlükler toplamının çok daha ötesinde demokrasi bir felsefe ve yaşam biçimidir. Eğitim programlarının çıkış noktasında yer alan ne tür bir vatandaş sorusu bu çerçevede demokratik yaşam biçimini ve demokratik değerleri benimsemiş bireyler olarak cevaplanmaktadır. Çünkü eğitimin en temel işlevlerinden biri sahip olunan toplumsal mirasın gelecek kuşaklara doğru bir şekilde aktarılmasıdır. Bu aktarım eğitim sistemi içinde öğretmen üzerinden gerçekleşmektedir. Gelecek nesilleri temsil eden öğrenciler için öğretmenlerinin olumlu ve olumsuz davranışları örnek olacaktır. Özellikle sosyal bilgiler dersinin hedef ve amaçları bağlamında diğer öğretmenlik alanlarından ve derslerden daha fazla etkiye sahiptir. Bu nedenle sosyal bilgiler öğretmenlerinin model olma etkisi daha yüksek olacaktır ve aynı oranda öğretmenlerin yetkinlik, sorumluluk ve örnek teşkil edecek tutum ve davranışlara sahip olması gerekmektedir. Bu araştırma, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğrenim gören sosyal bilgiler, temel eğitim ve özel eğitim öğretmen adaylarının demokratik vatandaşlık tutumlarının belirlenmesini amacıyla gerçekleştirilmiştir. Öğretmen adaylarına ilişkin veri toplama aracı olarak Demokratik Vatandaşlık Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Üç farklı alanda eğitim gören toplam 233 öğretmen adayında veri toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS-25 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analizlerde karşılaştırma yapılan grup sayısına bağlı olarak t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Sürekli değişkenlerin analizinde ise korelasyon matrisleri incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre öğretmen adaylarının demokratik vatandaşlık tutumlarında sosyal bilgiler dersi alma durumu ve öğrenim görülen anabilim dalına göre anlamlı bir farklılık olduğu belirlenmiştir. Cinsiyet, anne-baba eğitim ve çalışma durumu ve sınıf düzeyi bağlamında yapılan karşılaştırmalarda anlamlı farklılık bulunmamıştır. Ayrıca öğretmen adaylarının demokratik vatandaşlık tutumları ile okudukları kitap sayısı arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmuştur. ANAHTAR KELİMELER Sosyal Bilgiler Öğretimi, Demokrasi, Demokratik Değerler, Demokrasi Eğitimi, Demokratik Vatandaşlık
Siyasal tutumları oluşturan ve değiştiren faktörler: Muğla örneği
Birey kavramı açılımları ve siyasi önemi açısından; günlük dilde oldukça geniş bir anlam ifade etmesine rağmen genellikle ihmal edilmekte ve tek bir insan olarak algılanmaktadır. Ancak kavram tek bir insandan fazlasını içermektedir. Bireyler yaşadığı çevresindeki varlığını ve etkinliğini kanıtlama ihtiyacı duydukları için doğdukları andan itibaren başta aileleriyle başladıkları daha sonra ise genişleyen çevreleri doğrultusunda tutumlarını belirlemektedir. Bireylerin zaman içerisinde değişen ve değişmeyen tutumları oluşabilmektedir. Siyaset alanında bireyin rolü büyüktür. Birey varsa siyaset vardır. Bu anlamda siyasetin psikolojisini ele almak büyük önem taşımaktadır. Çünkü bireyin psikolojisi siyasi davranışlarını, tutumlarını ve katılımlarını etkilemektedir. Siyasi katılımdaki tutumları değiştiren farklı nedenler vardır. Bireyin karakteristik özellikleri doğrultusunda belirlediği tutumlar dışında cinsiyetinin, yaşının, eğitiminin, mesleğinin, medya ve kitle iletişim araçlarının yani çevresinin etkisiyle belirlediği ve değiştirdiği tutumları da bulunmaktadır. Geniş bir alanı kapsayan siyaset alanında siyasal tutumları inceleyebilmek adına öncelikle siyasal katılım kavramı incelenmelidir. Çalışmada da buna önem verilmiş, siyasal katılım sonrasında siyasal tutumlar incelenmiştir. Çalışmayı desteklemek amacı ile de Muğla ili ölçeğinde anket yapılmıştır. 2019 Yerel Seçimleri örnek alınarak siyasal tutumların oluşumu ve değişiminde etkili olan faktörlerin neler olduğuna dair bir çalışma yapılmıştır. Çalışmada karşılaştırmalı bir yöntem benimsenmiştir. Hedef kitlenin belirlenmesinde rassal yöntem ve teknikler kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Siyasal Tutum, Siyasal Katılım, Birey, Demokrasi, Muğla
Demokrasi tartışmaları ve İsviçre'de 2011 – 2018 yılları arasında gerçekleştirilen referandumlar bağlamında modern demokrasinin doğrudan katılım aygıtları
Bu araştırma, bir siyasal katılım biçimi olarak modern demokrasinin doğrudan katılım formlarının modern İsviçre'de 2011-2018 yılları arasında gerçekleştirilen halkoylamaları bağlamında incelenmesini hedeflemektedir. Öncelikle bir demokrasi tanımı yapmak amacıyla demokrasinin geldiği anlamlar araştırılmış, ardından demokrasinin ilk hali olan Antik Yunan Dünyası'ndaki katılım mekanizmaları ve liberalizmle beraber demokrasinin hiç olmadığı kadar evrensel bir hale gelişini mümkün kılan koşullar Ellen Wood, T.H. Marshall ve Joseph Schumpeter gibi düşünürlerin çalışmaları ışığında incelenmiştir. Demokrasi tartışmaları, demokrasinin kapitalizmle ilişkisi, liberal hak kümeleri, kimlik hakları ve bir prosedür olarak demokrasi olmak üzere 4 farklı başlıkta incelenmiştir. Doğrudan ve temsilî demokrasi tartışmaları ve modern dünyada Atina tipi bir doğrudan demokrasinin uygulanabilirliğiyle ilgili yapılan tartışmadan sonra araştırmanın vaka çalışmasına geçilmiştir. İsviçre'de 2011-2018 yılları arasında gerçekleştirilen halkoylamaları bağlamında modern doğrudan siyasal katılım mekanizmalarının işlerliği tartışılmış, "halk girişimi" (initiative populaire) başta olmak üzere benimsenen en gelişmiş formların beraberinde getirdiği çelişkiler ve İsviçre'deki siyasal katılımın doğrudanlığı tartışılmıştır. 2011 yılından 2018 yılına kadar İsviçre'de gerçekleştirilen halkoylamaları konuları, politika alanları, sonuçları ve katılım oranları baz alınarak tablolaştırılmıştır. İsviçre demokrasisinin her ne kadar halk girişimi gibi vatandaşın anayasa değişikliği önermek suretiyle politikaya doğrudan katılımını mümkün kılan mekanizmaları olsa bile temsili hükümetin her zaman daha baskın olduğu düşünülmektedir.
Demokrasi yolunda bir adım olarak radikal demokrasi kuramları
Son zamanlarda giderek yoğunlaşan bir şekilde liberal demokrasilerin içine düştüğü krizden söz edilmektedir. Söz konusu kriz dolayısıyla liberal demokrasiler artık ihtiyaçlara tam manasıyla cevap verememektedir. Bu tezin amacı, öncelikle sorunun tespitini ve sorunun çözümlemesini yaparak buna yönelik çözüm arayışlarından radikal demokrasinin "müzakereci" ve "çekişmeci" versiyonunu incelemektir. Liberal demokrasinin temsil, katılım ve meşruiyet olmak üzere başlıca üç boyutta yaşadığı kriz analiz edilmiştir. Her iki kuram da katılımcı yaklaşımlar olmakla beraber, bu krizi aşmaya yönelmiş Jürgen Habermas'ın müzakereci demokrasisi kamusal alanda etkin bir iletişim yoluyla bireylerin siyasete aktif katılımını vurgular. Öncülüğünü Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe'un yaptığı çekişmeci demokrasi ise farklılıkların ve kimliklerin korunarak sisteme dahil olmalarını hedefler. Çekişmeci demokrasi, toplumsal hayatta ve siyasette çatışmanın, antagonizmanın sürekliliğine ve var olması gerekliliğine vurgu yapar. Radikal demokrasi kuramları başlığıyla incelenen müzakereci demokrasi ve çekişmeci demokrasi kuramları liberal demokrasiye tamamen yüz çevirmemiş, onun temel değerlerini kendi kuramlarıyla yoğurmuşlardır. Demokrasinin geliştirilmesinde ve derinleştirilmesinde (demokratikleştirilmesinde), aynı zamanda liberal demokrasinin de değerlerinden yararlanmayı hedefleyen radikal demokrasi kuramlarının temel savları incelenmiştir. Temsil ve katılım krizinin yanı sıra çoğulculuk ve kimlik kavramları da günümüzde önemli bir yer tutmaktadır. Çalışmada bir taraftan temsil sisteminin olanakları ve sınırlılıkları ortaya konularak katılımı artıracak mekanizmalar, diğer taraftan çoğulculuk, fark ve kimlik kavramlarının demokratikleşmedeki önemi değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: liberal demokrasi, meşruiyet krizi, radikal demokrasi
Ağ toplumunda arzu demokrasisi ve demokratik deneyim
Demokrasi kavramının otorier rejimlerin meşruiyetlerinin ya da uluslararası askeri operasyonların gerekçelerine girdiği bir dönemde kavramın şu an burada yaşayan bizler için ne anlam ifade ettiği ve kavram üzerine inşa edilen, demokratik sıfatıyla taçlandırılmış rejimlerin ne ölçüde demokratik olduğu sorunları artık siyasetin tam merkezindedir. Bu sorunlar, bizi rejimlerin ne ölçüde demokratik olduğu problemini de aşan bir biçimde demokrasinin zamanımızda ne anlama geldiği problemiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Karşı karşıya kalınan bu problemler, demokratik olduğu iddia edilen bir rejim altında yaşamakla demokrasiyi tecrübe etmek arasında ciddi farklar olduğunu ve iktidarın tam da bu farklılığın maskelenmesi üzerinden kurularak demokrasi kavramının yaşayanların özgürlüğüne değil yaşamın iktidar tarafından kontrolüne özgülenmiş bir makine olarak kullandığını göstermektedir. Bu bağlamda içinde bulunduğumuz zamanda demokratik bir yaşam demokrasilerin tahakkümü altındadır. Demokrasi kavramı ve bu kavramın üzerine inşa edildiği toplumsal düzenin yaşamı iktidar üreten bir makineye dönüştürdüğü bu yapı, demokrasinin yaşamın içinde tecrübe edilmesinin karşısındaki en büyük engel olduğu için; demokrasiyi tecrübe etmek tam da bu yapıya karşı mücadele etmeye tekabül etmektedir. Demokrasiyle mücadele arasındaki bu ilişki ise demokrasiyi tecrübe etmenin, yaşamı iktidarı üreten bir makineye dönüştüren bu yapıya karşı verilen mücadelenin içinde somutlaştığı hatta mücadelenin ta kendisinin tecrübesi olduğu bir duruma işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: Hakikat Rejimi, Üretimsellik, İktidar, Demokrasi, Demokrasi Mücadelesi
Sosyal bilgiler eğitimcilerinin ihtilaflı politik sorunları ele alma yöntemine yaklaşımları
Amaç: İhtilaflı politik konular, bir grup insan arasında önemli anlaşmazlıklara neden olan, kamuoyunun bölünmüş olduğu veya kamusal alanda faaliyet gösteren farklı grupların farklı şekilde yaklaştığı konulardır. Bu çalışmanın amacı sosyal bilgiler eğitimcilerinin ihtilaflı politik konulara yönelik yaklaşımlarının ve sosyal bilgiler öğretiminde ihtilaflı politik konuların kullanılmasına yönelik görüşlerinin belirlenmesidir. Bu doğrultuda sosyal bilgiler eğitimcileri ihtilaflı politik konuların eğitimsel amaçlı kullanımı hakkında neler düşünmekteler ve bu tarz konuları eğitimsel amaçlı kullanma konusunda ne gibi yeterliliklere sahiptirler sorularına cevap aranmıştır. Yöntem: Çalışma temel bir nitel araştırma olarak desenlenmiştir. Çalışmada nitel araştırmalarda sık kullanılan veri toplama araçlarından biri olan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Görüşme formundaki sorular araştırmacı tarafından geliştirilmiş, pilot uygulama sonrası uzman görüşü alınarak hazırlanmıştır. Veriler, sosyal bilgiler öğretmenliğinden mezun 12 erkek 12 kadın toplam 24 sosyal bilgiler eğitimcisinden yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmış, yanıtlar transkripte edilmiştir. Veri analizinde içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Veriler analiz edilirken kod, kategori ve temalar tekrar eden bir süreç içerisinde düzenlenmiş, uzman görüşüne sunularak çalışmanın iç geçerliliğinin sağlanması hedeflenmiş ve güvenilirlik veya tutarlılık artırılmaya çalışılmıştır. Veri kaynağının seçiminde sadece sosyal bilgiler öğretmenliğinden mezun olmuş henüz göreve başlamamış veya kısa süreli öğretmenlik yapmış kişiler seçilmiştir. Bulgular: Çalışmanın bulgularına göre sosyal bilgiler eğitimcileri ihtilaflı politik konuların eğitim sürecinde kullanılmasına yönelik olumlu görüş bildirmişlerdir. İhtilaflı politik konuların eğitim sürecinde kullanılmasının eğitimsel ve toplumsal pek çok yararı olduğunu ifade etmişlerdir. Ancak güncel ihtilaflı politik konuların öğretiminde kendilerini yeterli görmemektedirler. Bu yetersizlik sebeplerini mesleki tecrübelerinin azlığına ve lisans eğitiminin niteliğine bağlamaktadırlar. İhtilaflı politik konular kavramını az sayıda eğitimci duyduğunu ifade etmiş ancak kavramla neyin kastedildiğini anladıklarını beyan etmişlerdir. Başta üst düzey düşünme becerileri olmak üzere ihtilaflı politik sorunların eğitimsel açıdan pek çok faydası olduğunu ifade eden sosyal bilgiler eğitimcileri bu konuların eğitiminde ve öğretiminde öğretmen becerilerinin önemli olduğunu bildirmişlerdir. Araştırmanın bulgularından biri de sosyal medyanın ihtilaflı politik sorunlar üzerindeki etkisidir. Sosyal medyanın ihtilaflı politik konular üzerinde genellikle olumsuz etkisi olduğunu ifade etmişlerdir. Sonuç ve Öneriler: Araştırmanın sonuçlarına göre sosyal bilgiler eğitimcileri ihtilaflı politik konuların sosyal bilgiler eğitiminde kullanılmasına olumlu bakmakta ancak bu konuların öğretiminde kendilerini yeterli görmemektedirler. Sosyal bilgiler eğitimcilerinin yetersizlik sebepleri, lisans eğitiminde alınan mesleki uygulama derslerinin verimsiz olması, gündemi takip edememe ve mesleki anlamda tecrübe eksikliğidir. İhtilaflı politik konuların eğitimsel anlamda pek çok faydası bulunmuştur. Bu faydalar politik konularda bilinçlenme, hakların öğretilmesi, vatandaşlık becerileri, demokratik beceriler ile üst düzey düşünme becerilerinin gelişmesi olarak sıralanmıştır. İhtilaflı politik konular sınıf ortamında bazı problemlere yol açabilmektedir. Kutuplaşmalar, sınıf içi gerginlikler, kavgalar, yanlış anlaşılmalar, sınıf yönetiminde yaşanacak zorluklar bu problemlerden bazılarıdır. Bu problemlerin çözümünde öğretmen yeterliliklerinin önemli olduğu ortaya çıkmıştır. Öğretmenler iyi bir yönetici olmanın yanı sıra yeterli donanıma sahip olmalı, kuralları önceden belirlemeli ve tarafsız bir tutum sergilemelidir. Araştırmanın sonuçlarından biri de sosyal medyanın öğrenciler üzerindeki etkisidir. Sosyal medyadaki çok sayıdaki yanlış ve taraflı içerik öğrencileri ve eğitim sürecini olumsuz etkilemiştir. Anahtar kelimeler: İhtilaflı politik konuları ele alma yöntemi, Vatandaşlık eğitimi, Demokrasi eğitimi, Sosyal bilgiler eğitimi
İlköğretim II. kademe demokrasi eğitimi konuları üzerine Türk ve Alman eğitim sistemlerinde öğretmen görüşlerinin karşılaştırılması: Osnabrück-Muş örneği
Bu araştırmamızın amacı, Almanya'daki ve Türkiye'deki demokrasi eğitimi ile ilgili dersleri veren ortaokul öğretmenlerinin İlköğretim II. Kademe demokrasi eğitimi konuları üzerine görüşlerini karşılaştırmaktır. Bu nedenle Survey (Tarama) Modeli, Nitel Görüşme Tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma evrenini, Almanya'nın Osnabrück kentindeki 11 ortaokul öğretmeni ile Türkiye'nin Muş kentinde bulunan 11 ortaokul öğretmeni oluşturmaktadır. Veri toplamak amacıyla nitel görüşme (mülakat) gerçekleştirilmiştir. Görüşmede toplam 6 soru her iki ülkedeki öğretmenlere aynı şekilde sorulmuştur. Görüşmede kayıt cihazı kullanılmış, kayıtlar daha sonra metin haline dönüştürülmüştür. Elde edilen verilerin analizi için betimsel analiz tekniğinden yararlanılmıştır. Alman öğretmenlerin cevapları, A1-A11, Türk öğretmenlerin cevapları, T1 - T11 gibi kodlarla belirlenmiştir.Çalışmamızın sonunda, öğretmenlerin demokrasi algılarında ve demokrasi eğitimi ile ilgili uygulamalarında farklılıklar olduğu gözlenmiştir. Almanya'da demokrasi eğitimi ile ilgili uygulamaların daha fazla olduğu ve öğrencilerin okul ve ders ile ilgili işlere katılımının sağlanmaya çalışıldığı belirlenmiştir. Alman öğretmenler, sınıf meclisleri uygulamasını gerçekleştirmekte ve Öğretim materyali seçimini düzenlemektedirler. Almanya'daki okullarda, demokrasi eğitimi için yeterli alan sağlanmaktadır. Buna karşın, Türkiye'de, demokrasi eğitimi için, okullarda yeterli alan olmadığı belirtilmiştir. Türkiye'deki öğrencilerin katılım bilincinin yeterli derecede kazandırılmadığı, demokrasi eğitimi verilirken yeterli derecede uygulamaların yapılmadığı derslerin genellikle teorik olarak işlendiği ortaya çıkmıştır.Anahtar Kelimeler: Demokrasi, eğitim, demokrasi eğitimi
Avusturya ve Türkiye'deki ortaokullarda demokrasi eğitimi içeriğine ilişkin öğretmen görüşlerinin karşılaştırılması (Viyana-Diyarbakır örneği)
Bu çalışmanın amacı, Avusturya ve hızla demokratikleşen Türkiye?deki ortaokullarda demokrasi eğitimi içeriğinin yeterliliğini öğretmen görüşleriyle belirleyip, karşılaştırabilmektir.Çalışma nitel araştırma desenlerinden durum çalışması temelli yapılmıştır. Bu araştırmanın çalışma grubunu, 2012-2013 öğretim yılında Diyarbakır il merkezinde yer alan ortaokullarda görev yapan sosyal bilgiler öğretmenleri ile Viyana şehir merkezinde yer alan ortaokullarda görev yapan, toplam 100 tarih ve sosyal bilgiler dersi öğretmenleri oluşturmaktadır. Araştırmada, çalışma grubunun seçilmesinde amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme kullanılmıştır. Çalışma grubunu oluşturan Türkiye ve Avusturya?daki tarih ve sosyal bilgiler öğretmenlerinin demokrasi eğitimine ilişkin, görüşlerini belirlemek amacıyla on bir açık uçlu sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır.Araştırma bulgularına göre ulaşılan bazı sonuçlar özetle aşağıda verilmiştir:Türkiye ve Avusturya?daki öğretmenlerinin demokrasi kavramına ilişkin algıları birbirinden farklı olsa da genelindeki algılarının ?ifade özgürlüğü? ekseninde birleştikleri saptanmıştır. Türkiye?de ortaokullarda yer alan öğretim programlarında demokrasi eğitimini temele alan kazanımların öğretmenler tarafından yetersiz bulunduğu, Avusturya?da ortaokullarda hazırlanıp uygulanan öğretim programlarında demokrasi eğitimini temele alan kazanımların öğretmenler tarafından yeterli bulunduğu belirlenmiştir. Avusturya?da ortaokullarda demokrasi eğitimine yönelik kazanımların, değerlerin daha çok sosyal öğrenme kuramına dayalı olarak öğrenciye aktarılmaktadır. Türkiye?de demokrasi eğitimine yönelik olarak öğrenciye aktarılması gereken nitelikleri aktarmada öğretmenlerin yeterlilik olarak eksiklikleri olmasına rağmen Avusturya?da böyle bir durumun çok fazla olmadığı saptanmıştır. Türkiye?de demokrasi eğitimine yönelik olarak hazırlanan programlarda içeriğin yeterli olmadığı, Avusturya?da ise içeriğin yeterli olduğu görülmüştür. Türkiye?de demokrasi eğitiminin daha çok değerlere, Avusturya?da ise bilgiye yönelik olduğu belirlenmiştir. Avusturya?da demokrasi eğitimi ile ortaokullarda daha çok bireysel farklılıklara saygı, Türkiye?de ise düşünce farklılıklarına saygı değerlerinin öğrenciye kazandırılmaya çalışılmaktadır. Demokrasi eğitimine yönelik olarak hazırlanan içerik soyut olduğundan somutlaştırılarak aktarıldığında öğrenci başarısının, anlamlı ve kalıcı öğrenmesini hem Türkiye?de hem de Avusturya?da arttıracağına yönelik sonuçlara ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Demokrasi, Demokrasi Eğitimi, Eğitim, Sosyal Bilgiler
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin Türk demokratikleşme sürecine etkisi
1923 yılında Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Cumhurbaşkanlığı makamı Türk siyasi hayatında önemli bir yer tutmuştur. Asıl olarak Türk devlet geleneğinde de devlet başkanlığına verilen önemin yeri ayrıdır. 1921 Anayasası ile kısa bir süre uygulanan Meclis Hükümeti Sistemi ve 1924 Anayasası ile kabul edilen güçler birliği ilkesi istisna tutulursa Türkiye tam anlamıyla Parlamenter Hükümet Sistemini 1961 Anayasası'nda kabul etmiş ve o dönemden bu yana Parlamenter Hükümet Sistemi ile yönetilen bir ülke olmuştur. Cumhurbaşkanı genel olarak parlamenter sistemlerde uygulanan yöntemle, parlamento tarafından seçilmekteydi. Ancak 2007 yılında 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in görev süresinin dolması ile birlikte 11. Cumhurbaşkanı seçiminde yaşanan kriz Türkiye için yeni bir süreci başlatmıştır. 11. Cumhurbaşkanı seçiminde yaşanan Cumhurbaşkanı seçim krizi anayasal değişikliği beraberinde getirmiştir. Cumhurbaşkanı seçimi birinci turunda toplantı yeter sayısı olarak 367 oy sağlanamayınca erken seçim kararı alınmış ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı'nı halkın seçmesi yönünde anayasa değişikliğine gidilmiştir. 21 Ekim Referandumu ile de Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesine ilişkin anayasa değişiklik paketi kabul edilmiştir. Yaşanan bu süreçle birlikte Türkiye'de yürütme erkinin başı olan Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesi ilkesi ilk kez kabul edilmiştir. Bu tezde, yapılan bu anayasal değişikliğin ülkemiz açısından getireceği sonuçlar değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme yapılırken iki farklı açıdan durum ele alınmıştır. Bunlardan biri Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesinin demokrasi üzerinde yapacağı etki diğeri ise hükümet sistemi açısından yapacağı etkidir.
Laclau ve Mouffe'un radikal demokrasi teorisinde muhalefet olanakları
Liberalizm'in birey, evrensellik, temsil ve katılım ekseninde; Marksizm'in sınıf siyaset ve pratikler perspektifinde yaşadıkları krizler, toplumların üzerindeki iktidar baskılarının artmasına yol açmıştır. Siyasal alandaki devletin lehine genişleyen boşluğu doldurabilmesi için yeni bir özneye ihtiyaç duyulmaktadır. Aranan yeni özne, çatışmalarına rağmen farklılıkların eklemlenmelerinden ortaya çıkacaktır. Muhalifi inşa etmenin yöntemini bize Laclau ve Mouffe'un Agonistik Radikal Demokrasi Teorisi verir. Bu çalışma I. bölümünde Agonistik Radikal Demokrasi Teorisi'nin, içinden türediği krizleri ortaya koymayı amaçlar. II. bölümde birey, kolektif ve toplumun kimlikleri incelenecektir. Ardından yeni bir özne konumu olarak "Radikal Muhalif"i ortaya çıkaran yöntem ve ortaya çıkış koşulları değerlendirilecektir. Eşdeğerlik Zinciri, bir topluluğun üyelerinin bazı etik- politik ilkeler üzerinde anlaşmalarıyla kurulur. Bu üyelerin özelliği birbirinden oldukça farklı kimliklere de sahip olabilmeleridir. Böylece teorinin inşa ettiği muhalif özne artık tikel ve özcü bir kimlik değildir. Yeni bir hegemonik özne konumunun inşa edildiği bu süreçte zorunluluk kategorilerinin hiçbiri işlemez. Sürece olumsal bir yapılanma hakimdir. Bu yeni örgütlenme sürecinde bütün katılımcıların kimlikleri hegemonik kimliğe uyarlanır. Bu yapılanmada, toplumsal farklılıkların yeni bir biçimde, çatışmalarını sürdürerek bir çatı altında birleşmeleri tasarlanır. Anahtar Kavramlar: Muhalefet, Eşdeğerlik Zinciri, Hegemonik Eklemlenme, Radikal Muhalif
Sivil Toplum Kuruluşları'nın yerel demokrasi sürecine katılımı: Çorum ili örneği
Günümüzde temsili demokrasi yerine artık katılımcı demokrasi, yani halkın da karar süreçlerine katılımı önem kazanmıştır. Bununla birlikte yönetim kavramı yerine, yönetişim kavramı yani yöneten ile yönetilenlerin yönetim sürecini birlikte gerçekleştirmeleri kabul görmektedir. Katılımcı demokrasinin en önemli aktörleri olan STK'lar vatandaş ile devlet arasında bir köprü bir sarkaç görevi görmektedir. Aynı zamanda STK'lar, halkın görüş ve taleplerinin karar vericilere aktarılmasında ve devletin uygulayacağı politikaların halka iletilmesinde aracı olurlar. Halkın temsilcisi ünvanı ile demokrasinin yönetim anlayışına yerleşmesinde, uygulanmasında ve korunmasında önemli bir görev üstlenmektedirler. Bu da demokrasinin var olması için STK'ların varlığına ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır. Yerel yönetimler, demokrasinin vazgeçilmez bir unsuru olmaları ve kamusal hizmetlerin halka götürülmesinde en yakın birimler olması nedeniyle halkın yönetim süreçlerine katılımının ilk basamağını oluşturmaktadır. Bu durum yerel yönetimlerin yerel ihtiyaçların karşılanmasındaki önemini daha da artırmaktadır. Sivil toplum örgütlerinin ve kentin diğer paydaşlarının katılımıyla oluşan Kent konseyleri yerel yönetimlerin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Kent konseyleri, yerel yöneticilerin çalışmalarını izleyerek, raporlar hazırlayarak ve bu raporları kamuoyu ile paylaşarak, kamuoyunun bilgilenmesini ve konunun tartışılmasını sağlayarak sürece katkıda bulunurlar. Bu çalışmada, Çorum'da faaliyet gösteren STK'ların, yerel yönetimlerin karar alma süreçlerinde ne derecede etkin olabildikleri, diğer bir ifadeyle yerel demokrasi sürecine ne ölçüde katılabildikleri ortaya konulmuştur. Bu amaçla yüz yüze anket tekniği uygulanmış, verilen cevaplar analiz edilmiş, elde edilen sonuçlar yorumlanarak durum tespiti yapılmış ve yapılması gerekenler konusunda öneride bulunulmuştur. Bundan sonraki süreçte ise karar alma süreçlerinde etkinliğin artırılabilmesi için STK'ların ve yerel yönetimlerin neler yapması gerektiği üzerinde durulmuştur. Çalışma genel olarak ele alındığında, anket verilerinden elde edilen sonuçlara göre yerel demokrasinin tahsis edilmesi, STK'ların yerel yönetimlerin karar alma süreçlerinde daha aktif görev almaları ile mümkün görülmektedir. Yerel yönetimlerin alacakları her kararda STK'ların görüşlerine önem vermesi, onların önerilerini dikkate alması, STK'ların da insan kaynakları ve maddi açısından güçlü olması yerel demokrasinin gelişmesine büyük ölçüde katkı sağlayabilecektir. Yerel yönetimlerin karar organlarında STK'lara kontenjan ayrılması ve STK'ların üye sayılarını artırması katılımcı demokrasi açısından elzem bir durum olarak görülmektedir. Ayrıca STK'ların siyasal etkilerden ve merkezi yönetimin baskısından uzak kalabildikleri ölçüde verimliliklerinin artacağı görüşü hâkim olmuştur. Çorum Kent Konseyi'nin bilinirliğinin ve faaliyetlerinin artırılması ile STK'ların aktif katılımı sağlanarak, STK'ların karşılaştıkları sorunların çözümünde yerel yöneticilere ulaşmasının daha kolay olacağı anlaşılmıştır. Bu değerlendirmeler ışığında, halk katılımının sağlanması, yerel demokrasinin gelişmesi ve yerel sorunların çözülmesinin, Çorum Kent Konseyi ve STK'ların iş birliği içerisinde faaliyet yürütmeleri neticesinde gerçekleşebileceğini ifade etmek mümkündür.
Muhammed b. Muhtar eş – Şankıti'nin düşüncesinde din toplum ve siyaset
Bu çalışmada Şankıti'nin İslam Medeniyetinde Anayasal Kriz/Büyük Fitneden Arap Baharına isimli eserinden hareketle İslam Medeniyetinin içerisinde bulunduğu Anayasal Krizin ne olduğunu, bu durumun nedenlerini ve sunulan çözüm önerilerini incelemeye çalıştık. Çalışmamız Giriş kısmı hariç üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde konunun günümüzdeki önemine değinerek İslam siyasal değerleri açısından ele alınmasının gereğini vurguladık. İslam siyasal tarihinin ilk dönem olaylarını inceleme altına aldığımız birinci bölümde Hz. Muhammed'in vefatıyla başlayan ve Cemaat Yılı olarak adlandırılan uzlaşmalarla son bulan süreçteki siyasal yaşanmışlıkları, Anayasal Kriz kavramının anlaşılabilmesi için olduğu şekliyle ortaya koymaya çalıştık. Çalışmamızın ikinci bölümünde, hicretin birinci asrında tecrübe edilen siyasi olayların Müslümanların inanç sahasına nasıl taştığını ve siyaset ile itikat arasındaki ilişkiyi gözler önüne sermeyi amaçladık. Çalışmamızın üçüncü bölümünü ise günümüze kadar taşınan siyasi ve itikadi problemlerin küllerinden kurtularak mevcut siyasal krizin çözümü noktasında Şankıti'nin önerilerini incelemeye ayırdık.
27 Mayıs'tan 15 Temmuz'a, Türkiye'de gazetelerin askerî darbeler karşısındaki tavrı
Bu çalışmanın konusu, Cumhuriyet dönemi Türkiye siyasal hayatında gerçekleşen darbe ve darbe girişimlerinde süreç boyunca gazetelerin aldıkları tutumlardır. Çalışmaya 27 Mayıs 1960 Darbesi, 21-22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963'te Talat Aydemir öncülüğünde gerçekleşen darbe girişimleri, 12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 Darbesi, 28 Şubat 1997 Muhtırası ve 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi dâhil edilmiştir. Çalışmanın teorik arka plan konusuna ayrılan ilk bölümü ile sonuç bölümü haricinde geri kalan her bir bölümü, kronolojik bir sırayla, yukarıda sayılan darbe ve darbe girişimlerine ayrılmıştır. Her bir askerî müdahale, o müdahalenin gerçekleştiği dönemde Türkiye kamuoyunda öne çıkan, tirajı yüksek olanlar arasından seçilmiş en az beş gazete özelinde inceleme konusu edilmiş ve gazetelerin manşet, sürmanşet ve haber içerikleri ile köşe yazılarının açık içerikleri ele alınmıştır. Gazeteler, darbe ve darbe girişimlerinin gerçekleşmesinden bir ay öncesi ile bir ay sonrası arasında kalan iki aylık zaman zarfındaki yayınları üzerinden incelenmişlerdir. Çalışma boyunca öne sürülen temel argümanlar şunlardır: (I) Türkiye'de olağan dönemlerde demokrasinin savunuculuğu rolünü üstlenen gazeteler, darbe dönemlerinde çoğunlukla güç ve iktidar yanlısı bir tavır değişikliğine yönelmekte ve bir askerî müdahale girişiminin başarılı olup olmaması, o girişime karşı gazetelerin göstereceği tavrı da doğrudan etkileyebilmektedir. (II) Gazeteler, darbe dönemlerindeki yayınlarıyla, Türkiye'de darbe geleneğinin yerleşmesi ve bunun geniş kitleler tarafından on yıllar boyunca meşru görülmesinde kayda değer bir pay sahibidir. (III) Bununla birlikte, 1960'tan 2016'ya, gazetelerin darbeler karşısındaki tutumlarında zaman içerisinde belirgin bir dönüşümün yaşandığı ve ordunun siyasete müdahalesi konusunda çok daha duyarlı hâle geldikleri gözlemlenmektedir.
Arap milliyetçiliği, demokrasi ve İslamcılık arasında Ortadoğu
Ortadoğu, etnik, dini, kültürel birçok çeşitliliği ve önemli bir tarihi içeren bir bölgedir. Bölge üzerinde, demokrasi, din ve Arap milliyetçiliği arasında sürekli bir ilişki söz konusudur. Ortadoğu, İslam diniyle şekillenen bir bölgedir. Ortadoğu'da ki İslami ideolojiler, milliyetçilik ve demokrasiye göre daha baskın ve etkilidirler. Bölge, yaşanan olaylarla, gelişmelerle birlikte, bu üç faktör arasında sürekli bir ikilem yaşamaktadır.
Türkiye'de siyasal İslamcılık, kimlik siyaseti ve muhafazakar demokrasinin toplumsal temelleri: AKP Hükümeti ve kimlik politikalarının değerlendirilmesi
Kimlik, yirminci yüzyılın son çeyreğinden beri sıklıkla tartışılan önemli konulardan biridir. Kimliğin diğer alanlardan ziyade siyasal alanda görünürlüğünü arttırması, kimlik siyaseti denilen bir olguyu ortaya çıkarmış. Böylelikle sınıf siyasetine dayanan bir siyasal anlayıştan kimlik siyasetine dayanan bir siyaset anlayışına geçilmiştir. Türkiye'de kimlik siyasetinin ciddi bir sorun olarak algılanması 1980'li yıllara denk gelmiş ve bu olgu, dinsel bağlamda ortaya çıkan "İslamcı kimlik siyaseti" başlığı altında siyasal tartışma alanını kimlikler alanına hapsetmiştir. Kimlik siyasetinde, "farklılık" üzerine yapılan vurgu, kimlik siyaseti olgusunun daha da pekişmesine yol açmıştır. Bunun yanı sıra dini kimliği ön plana çıkaran İslamcı siyaset, toplumsal ve siyasal bütünleşmeyi de zorlamaya başlamıştır.Osmanlı Devleti ile başlayan dinsel kimlik siyaseti, Milli Görüş Hareketi ve sonrasında, her ne kadar 28 Şubat süreciyle (1997) kesintiye uğrasa da, AKP'nin 2002'de elde etmiş olduğu oy oranıyla farklı boyutlara ulaşmıştır. Kendisini "muhafazakar demokrat" olarak ilan eden AKP, dinsel sembolizmi açıktan, kabaca kullanmaktan kaçınmış ve kendisini demokrat sıfatı ile ön plana çıkarmıştır. Bu çalışmada, 1980 sonrası Türkiye'de daha da belirginlik kazanan kimlik siyaseti ve Siyasal İslam meselelerinin toplumsal temellerini tartışmak ve Siyasal İslam'ın git gide azaldığı yönündeki düşüncelere karşı olarak aslında Siyasal İslam'daki artışını ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır. Bunu yaparken de 2002'den bu yana kendisini muhafazakar demokrat olarak tanımlayarak diğer İslamcı partilerden farklılığını öne süren AK Parti'nin siyasal arenada nerede durduğu ve seçmenleri tarafından nasıl algılanıp değerlendirildiği ve ayrıca günümüzde gelinen nokta da ortaya konmaya çalışılacaktır. ANAHTAR KELİMELER: Siyasal İslam, Kimlik siyaseti, Muhafazakar demokrasi, farklılık, AKP.
Çoğulcu demokratik hukuk devleti için kuvvetler ayrılığı
Tezimizde çoğulcu demokrasi ilkesi hedef olarak belirlenmiştir. Çoğulcu demokrasi hedefine giden yolda kuvvetler ayrılığı ilkesi işaret fişeği gibi yolumuzu aydınlatırken, hukuk devleti de bize bu hedefin gerçekleşmesinde uygun zemini hazırlamaktadır. Tezimizin ilk bölümünde iktidar, devlet ve hukuk kavramlarının sağlam bir zeminde nasıl hukuk devleti sistemini meydana getireceğini, ikinci bölümde tezimizin hedefi niteliğindeki çoğulcu demokrasinin temellerinin ve gereklerinin neler olduğunu, üçüncü bölümde ise yolumuzu aydınlatan kuvvetler ayrılığı sisteminin nasıl şekillendirilebileceğini ve önemini ortaya koymaya çalıştık. Çalışmamız boyunca iktidar, temel hak ve özgürlüklerin yaşanması ve korunması temelinde iktidarın sınırlandırılması ve meşruiyeti, yargının konumu, hukuk, adalet, ayrımcılık yasağı, eşitlik ve özgürlük ilkeleri öne çıkan unsurlar oldu. Tezimizde üzerinde durduğumuz ve açıklamaya çalıştığımız ilkeler sayesinde toplumu oluşturan her bir bireyin aidiyet duygusunun gerçekleşeceğine inanıyoruz. Bununla birlikte nihai amaç olan, maksimum düzeyde, insanların mutluluğunun gerçekleşmesi ve kamu yararının sağlanması idealinin de tezimizde üzerinde durduğumuz ilkeler sayesinde gerçekleşebileceğini düşünüyoruz.
Yerel demokrasinin gelişimi sürecinde kent konseylerinin rolü ve işlevselliği: Bursa ve Yalova kent konseyi örneği
Dünya, ekonomik, siyasal, yönetsel, teknolojik dönüşüm ve değişim içerisindedir. Ulus devletler güç kaybetmekte, küreselleşme, yerelleşme, demokrasi gibi yaklaşımlar önemli hale gelmektedir. Bu durum, yönetsel anlayışta bir paradigma değişimini beraberinde getirmektedir. Etkinlik, verimlilik gibi ilkelerin yanında şeffaflık, hesap verebilirlik, denetim, yönetişim, katılımcılık gibi ilkeler yeni yönetsel anlayışın temel ilkeleri haline gelmektedir. Yönetimdeki bu dönüşümün yanında toplumsal boyutta da önemli değişimler yaşanmaktadır. Artık 4-5 yılda bir yapılan seçimlere katılan, katılımcı olmayan, sorgulamayan bir toplum yapısından, teknolojik gelişmelerinde etkisiyle daha bilinçli, sorgulayabilen, düşüncesini ortaya koyabilen ve her şeyden anında haberi olabilen bir toplum yapısına doğru gidilmektedir. Burada yönetsel alanda akıllara gelen ilk sorular: Kim Yönetiyor? Nasıl Yönetiyor? sorularıdır. Demokrasi ile yönetmenin önemi sürekli vurgulanmakta, birçok yönetim birimi çalışmalarını meşrulaştırıcı araç olarak demokrasiyi görmektedir. Günümüzde, demokrasinin güç kazanması ise demokrasinin, yerel demokrasiler şeklinde tabandan oluşması ile mümkündür. Bu noktada yerel demokrasinin gelişimi sürecinde, yeni yönetim anlayışının getirdiği ilkeler çerçevesinde "kent konseyi" yapılanması ortaya çıkmıştır. Kent konseyleri, 2005 ve 2006 yılları arasında yasal boyutta desteklenmesi ile birlikte yönetimde halk katılımının benimsenmesi yolunu açmıştır. Öte yandan, yerel demokrasinin gelişim sürecine birçok katkı sağlayabilen veya sağlama kapasitesinde olan kent konseyleri, uygulama noktasında sorunlar yaşamaktadır. Bu minvalde, bu çalışmada; yerel demokrasinin gelişimi sürecinde kent konseylerinin rolü ve işlevselliği, iki uygulama alanı üzerinden incelenecektir. Çalışmanın sonunda ise elde edilen çıktılar neticesinde öneriler geliştirilecektir. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Yerel Demokrasi, Katılım, Kent Konseyi, Bursa, Yalova.
Bir gelecek inşası olarak egemenlik ve küreselleşme
Tezin ilk bölümünde egemenlik kavramının genel çerçevesi ele alınmakta, egemenliğin tanımı, güç-iktidar gibi bazı kavramlarla olan ilişkisi ve sınıflandırılması incelenmektedir. İkinci bölümde egemenliğin doğuşu ve gelişimi çerçevesinde mutlak egemenlikten sınırlı egemenliğe geçiş ve halk-ulus egemenliklerinin tarihsel arka planı incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise küreselleşen dünyada egemenliğin nasıl bir hal aldığı, egemenliğin bölünmezlik ile devredilemezlik ilkelerinin küresel süreçteki aşınmaları incelenmektedir. Tüm bu incelemeler yapılırken çalışmanın ana eksenini; egemenliğin bir hakikat olmadığı, modern devlet anlayışı kapsamında tanrısız bir sistem tanımlayabilmek için zorunlu olarak ihtiyaç duyulan, bir anlamda tanrısız teolojinin tanrısal karşılığını oluşturmak için tasarlanan bir söylem olduğu düşüncesi oluşturmaktadır.
Sahra altı Afrika'da politik ve ekonomik bir güç olarak Güney Afrika Cumhuriyeti
Uluslararası İlişkiler anlamında güç, tanımlaması zor olduğu kadar da önemli bir kavramdır. Gücün tanımı, unsurları ve yöntemi değişkenlik gösterse de küresel olarak güce sahip olmak daima hedef durumunda olmuştur. Zaman içinde ülkelerin güç mücadelesinin şekil değiştirmesiyle birlikte yumuşak güç kavramı ortaya çıkmış ve ülkelerin güç yarışı kültürel, bilimsel, sosyal ve teknolojik alanlara doğru yönelmeye başlamıştır. Ekonomik ve askeri güçleriyle doğrudan bir sert güç uygulaması yerine bu kaynaklarının da desteğini alarak yumuşak güç unsurlarıyla bölgesel ya da küresel güç elde etmeye çalışan ülkelerin sayısı artış göstermektedir. Afrika kıtasında, özellikle Sahra altı Afrika'da kayda değer gelişmeler gösteren Güney Afrika Cumhuriyeti bölgesel güç olma hedefinde ilerlemektedir. Apartheid rejiminden sonra ekonomik, politik ve askeri açılardan gelişim göstermeye başlayan ülke, bölgesel olarak bakıldığında oldukça iyi bir ilerleme sergilemiştir. Ayrıca Güney Afrika Cumhuriyeti'nin bölgesel ve küresel örgütlerde etkin roller üstlenmesi de bölgesel güç olma yolunda ilerleyişinin bir göstergesi olarak nitelendirilebilir. Bu nedenle tezin içeriği, Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Sahra altı Afrika'da bölgesel güç olma hedefi özellikle politik, ekonomik ve askeri gücü temel alınarak oluşturulmuştur.
Türkiye'de demokratikleşme ve Turgut Özal Dönemi siyasal liberalizmi
Kökleri Antik Yunan'a dayanan ve tarihin çeşitli dönemlerinde etkili olmuş olan demokrasi, zaman içerisindeki dönemsel koşullar ve farklılaşan toplumsal ihtiyaçlar sonucunda önemli değişimler geçirmiş, böylelikle de birçok düşünürün ve teorisyenin onu yeniden ele almasıyla birlikte farklı siyasal kuramlara/anlayışlara konu olmuştur. Bu çalışmada, Turgut Özal dönemi siyasal liberalizmine kadar Türkiye'de demokrasinin tarihsel süreç içerisinde yaşadığı gelişmeler ve onun döneminde siyasal liberalizm anlayışı çerçevesinde gerçekleştirilen demokratikleşme çabaları üzerinde durulacaktır Özal ve onun partisi olan ANAP'ın yapmış olduğu uygulamalar, Türk siyasal hayatı açısından en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Özal konusu gündeme geldiğinde genellikle ekonomik uygulamalara işaret edilmekteyken, onun siyasal alanda yaptıkları büyük ölçüde göz ardı edilmektedir. Özal, gerek temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi açısından, gerekse Türk hukuk sisteminin Avrupa hukuk sistemine entegrasyonu açısından önemli icraatlara imza atmış bir siyasi liderdir. Onun döneminde yapılan demokratikleşme hamleleri Türkiye'nin daha demokratik bir ülke haline gelmesine önemli katkıda bulunmuştur. Çalışmamızda Özal'ın siyasal liberalizm anlamında yürürlüğe koyduğu uygulamalar ve onun yapmış olduğu konuşmalar esaslı bir şekilde analiz edilecektir.
Siyasetin iki yüzü: Popülizm ve demokrasi dikotomisi
1980‟lerde Avrupa‟da başlayıp, 2000‟li yıllarda yoğun olarak hissedilen popülist siyaset ögeleri, demokrasi kavramının ve ilkelerinin önemini yitirmesine yol açmaktadır. Hükümetler tarafından uygulanan popülist politikalar demokratik olarak algılanabilmekte ve demokrasi kusurlu bir hale gelebilmektedir. Demokrasinin sürekli sekteye uğra(tıl)dığı, henüz sivil toplum alanının oluşamadığı ülkelerde popülist siyaset, demokrasinin gerekliliklerine zarar vermektedir. Antik Dönemden Modern Döneme demokrasi sürekli tartışılmış ve yönetim biçimi olarak daha iyi nasıl olabilir sorusuna cevap aranmıştır. Özellikle 20. yüzyılda farklı birçok demokrasi teorisinin tartışılması demokrasiyi daha tartışmalı bir hale getirmiştir. Demokrasinin bu çeşitliliği olumlu olduğu kadar olumsuz sonuçlara da zemin hazırlamıştır. Öyle ki demokrasinin boşluk ve çatışmalarından yararlanarak tıpkı onun gibi görünen popülizmin ortaya çıkması modern dönemin kaçınılmaz bir sonucu olmuştur. Bu çalışma da demokrasinin bir gereğiymiş gibi ortaya koyulan uygulama veya söylemlerin, aslında popülist siyaset mantığını hakim kıldığı ve demokrasinin yerleşikleşmesini güçleştirip kusurlu hale getirdiği ortaya koyulmaya çalışılmış ve bir karşılaştırma yapılarak çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Popülizm, Demokrasi, Söylem, Popülist Strateji
Otonomist Marksist kuramda öznellik ve iktidar teorisi
Marksist literatürde ayrı bir gelenek olarak ortaya çıkan Otonomist Marksizm, kapitalizmin güncel krizini sermayenin, işçi sınıfının otonom gücüne karşı gösterdiği tepki içinde okumuştur. 1970'lerde emek ve üretim döngüsündeki dönüşümü, Fordizmden post-Fordizme geçiş olarak yorumlayan kuram, öznelliğe dair yeni düşünce ufuklarının, bu dönüşüm süreciyle birlikte oluştuğunu ortaya koymuştur. Hardt ve Negri, bu dönüşüm sürecinin açığa çıkardığı yeni öznelliği çokluk olarak tanımlamıştır. Düşünürlere göre çokluk, kapitalizmin yeni sömürü ve kontrol sisteminin, eş deyişle imparatorluğun, tahakküm mekanizmalarına karşı yeni öznelliğin politika üretme alanıdır. Hardt ve Negri'nin iktidar düşünceleri, Power (potestas, biyo-iktidar) ve power (potentia, biyo-politika) olmak üzere ikili bir ayrıma dayanmaktadır. Biyo-iktidar, basitçe yaşam üzerine sinen bir iktidar tekniğini ifade etmekteyken, biyo-politika kolektif toplumsal öznelliğin direniş süreçlerini ve ortaklık temelinde yükselen, kurucu yeni siyasal yaşamı açıklamaktadır. İktidar olgusunu tanımlama süreci, çokluğun\kalabalıkların siyasal yetkinliklerini kabul etmekle başlamaktadır. Bu çalışmada Hardt ve Negri'nin kuramsal görüşlerinde öznellik ve iktidar kavramları, siyasal ve felsefi bağlamlarında ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Yeni öznellik olarak sunulan çokluğun nasıl bir yapıya sahip olduğu, öznelliği mümkün kılan koşulların hangileri olduğu ve öznelliğe hayat verecek siyasal projenin yol haritasının nasıl belirlendiği ortaya koyulmuştur. Anahtar Sözcükler: Çokluk, Öznellik, Biyo-politika, Kurucu iktidar, Demokrasi.
Belediyelerde kararlara demokratik katılıma bir örnek olarak Ermenek İlçe Belediyesi
Türk yönetim sistemi merkezden yönetim ve yerinden yönetim olarak iki temele ayrılmış ve demokrasinin işleyişi açısından daima birbiriyle etkileşim içerisinde olmuştur. Yerel anlamda demokratik yönetimlerin ve yerel siyasal kültürün oluşması pek çok olgu gibi belli bir tarihsel süreç içerisinde olmuştur. Günümüzde demokrasinin temel kurumları olarak görülen yerel yönetimler, halkın da yönetime katılmasına ve halkın kendi kendilerini yönetmesine yerel anlamda olanak sağlayan demokrasinin yerel anlamda hayata geçirildiği en önemli kuruluşlardır. Yerel yönetimler temsilci ve seçmen arasındaki mesafeyi en aza indirgeyerek gerçek bir seçme, denetleme ve katılım sürecini sağlamaktadır. Karar organlarını doğrudan seçmesi bakımından yerel halk katılım ve denetleme sürecine demokratik açıdan en önemli etkiyi gösterse de karar süreçlerine katılımda diğer faktörlerin de bu sürece göz ardı edilemez önemli etkileri söz konusudur. Bu çalışmada demokrasi, yerel demokrasi ve yerel yönetim birimleri etraflıca irdelenmiş, katılımcı demokrasi konusu işlenmiş, ülkemizde Türk belediyeciliğinde kararlara demokratik katılma konusu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca örnek ilçe olarak Karaman ili Ermenek ilçesi belediye çalışmaları, katılımcı demokrasi açısından incelenmiş ve yapılan anket çalışması ile Karaman ili Ermenek ilçesi sınırları içerisindeki yerel halkın karar süreçlerine katılımı ve bu süreci etkileyebilmelerinin tespit ve analizi gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Katılım, Yerel Yönetim, Yerel Demokrasi