Press
419 theses under this subject heading
II. Abdülhamid Döneminde basın hürriyeti
Hukuk tarihi ve genel kamu hukuku ilkeleri nazara alınarak hazırlanan bu çalışmada II. Abdülhamid döneminde basın hürriyeti incelenmiştir. Çalışmada, dönemin gazete, dergi ve kitaplarından ve o devirde yapılan mevzuat düzenlenmelerinden yararlanılmıştır. Ayrıca literatür taraması yapılmıştır. Kendi döneminin özellikleri göz önünde tutularak ve yer yer anakronizme düşmeden günümüz ile karşılaştırmalar yapılarak ortaya konan çalışma, konuyu hukukî bir bakış açısıyla ele almak suretiyle farklılık arz etmektedir. Gerek Avrupa'da gerek Amerika'da matbaanın ülkeye girişi ile devletlerin basına ve basın hürriyetine ilişkin müdahaleleri olmuş ve devlet aleyhine yayın yapanlara yönelik idama varan cezalar öngörülmüştür. Tanzimat sonrası, Osmanlı Hukuku açısından yerli ve iktibas edilen kanunların bir arada bulunduğu ve bu nedenle mevzuat karmaşasının yaşandığı bir dönem olmuştur. Osmanlı Devleti'nin ise basın ve basın hürriyetine yönelik oluşturduğu gelenek, izin sistemi üzerinden kurulmuştur. Basın faaliyetleri için ön görülen izin şartı, II. Abdülhamid döneminden önce süregelen ve bu dönemde de devam eden bir içtihat haline gelmiştir. II. Abdülhamid döneminde basın organlarının kurulması ve geliştirilmesi desteklenmiş, yayın faaliyetlerinin yapılmasına müsaade edilmiştir. Nitekim bu dönemde yayıncılık faaliyetlerinin artması ve çeşitlenmesi, basın hürriyeti açısından olumlu gelişmelerdir. Ancak çeşitli nedenlerden dolayı uygulamada basın hürriyetine sınırlamalar getirilmiş ve gazete, dergi, kitap gibi yayınların kontrolünü ve denetimini yapan memurların düzensiz, keyfi ve maksadı aşan tutumları basın hürriyetini olumsuz etkilemiştir.
Demokrat Parti Döneminde Malatya'da muhalif basın: Malatya Postası ve Yeni Malatya Postası örnekleri
Malatya, tarihi dönemlerden günümüze kadar Doğu Anadolu'nun önemli bir merkezi olma özelliğini sürekli muhafaza etmiştir. Bu durum Osmanlı'dan Cumhuriyete böyle devam edegelmiştir. Bu çalışmada Malatya'nın 1952-1960 arası dönemi incelenmiştir. Bu araştırmanın temel amacı, cumhuriyet tarihinde ve çok partili hayata geçişte büyük önemi haiz Demokrat Parti'nin Malatya basınına yansımalarıdır. 1950-1960 arasında gerçekleştirilen üç seçimin sonucuna göre, iktidar partisi Demokrat Parti Malatya'da başarılı olamamıştır, hatta milletvekili dahi çıkaramamıştır. Bu durum Malatya ilindeki muhalefeti anlamlandırmak adına muhalif gazetelerin incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Çalışmaya konu olan yerel gazeteler Malatya Postası ve Yeni Malatya Postası isimli iki yerel gazetedir. Birinci bölümde çalışmanın kuramsal altyapısı oluşturulmak suretiyle basının modern demokrasilerde dördüncü güç olması gerçeği üzerinde durulmaktadır. İkinci ve üçüncü bölümlerde Cumhuriyet Halk Partisi içerisindeki muhalif bir hareket olarak ortaya çıkan Demokrat Parti'nin kurulması, seçim zaferleri ve on yıllık genel panoramasının yanında DP-basın ilişkilerine değinilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise Demokrat Parti dönemi; yerel gazete haberleri, yorumlar, köşe yazıları, demeçler üzerinden değerlendirilmiştir. Gazetelerin sert bir muhalefet yapmasına rağmen ulusal meselelerde milli bir duruşla yayın yaptığı, basım, dizgi ve teknik düzen gibi yönlerden amatör bir düzeyde oldukları ve gazete sahip ve yazarlarının genellikle partili olmaları nedeniyle politik bir duruş sergiledikleri sonuçlarına ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Malatya, Demokrat Parti, Yerel Basın, Malatya Postası, Yeni Malatya Postası
II. Dünya Savaşı Dönemi'nde Türkiye'nin uyguladığı iktisadî politikanın ulusal basındaki yankıları (Uygulamalar-tartışmalar)
Türkiye Cumhuriyeti, uzun ve yorucu bir mücadelenin ardından 29 Ekim 1923'de kurulduktan sonra, genel politikalarından birinin "barış" olduğu görülmektedir. İkinci Dünya Savaşı başladıktan sonra Türkiye'nin aldığı pozisyon "savaş dışı kalmak" olmuş, ancak bu politika gerçekleştirilirken birçok problemle mücadele edilmek zorunda kalınmıştır. Atatürk'ün "yurtta sulh cihanda sulh" düsturuyla hareket eden CHP hükümeti, savaş dışı kalmak yolunda mücadele ederken aynı zamanda ülke içindeki iktisadi sorunlarla da meşgul olmuştur. İhracat-ithalat dengesinin bozulması; birçok ürün ve maddenin az bulunuyor olmasına, enflasyonun yükselmesine, karaborsacılık, ihtikâr, stokçuluk gibi faaliyetlere sebep olmuştur.1939-1945 yılları arasında bu problemleri çözebilmek adına Mili Korunma Kanunu, Varlık Vergisi Kanunu, Toprak Mahsulleri Vergisi Kanunu gibi politikalar güdülmüş; aynı zamanda toprak üzerinde de reform denemeleri gerçekleşmiştir. Bu çalışmada bu dönemin iktisadi yapısı ve ekonomik politikaları çeşitli akademik literatürlerden desteklenerek incelenmiş ve dönemin ulusal basınına nasıl yansıdığı ele alınmıştır. Bu süreçteki ekonomik politikaların gazeteler açısından değerlendiriliş biçimi irdelenmiş, kimi basın- yayın organlarının hükümetin yanında yer almasına karşın bir kısmının ise eleştirel bir tutum takındığı gözlemlenmiştir.
Basın çevirilerinde diller ve kültürlerarası farklılıklar
Bu çalışmanın amacı İngilizcedenTürkçeye yapılan basın çevirileri kapsamında dilsel ve kültürel farklılıklarınhangi biçimlerde ortaya çıktığını ve sonuç olarak ürüne ne gibi etkilerde bulunduğunu değerlendirmektir. Bu kapsamda İngilizceden Türkçeye yapılan basın çevirileri değerlendirilmeye alınmış olup elde dilen verilere diller ve kültürlerarası çeviri ve etkileşim açısından bir analiz yapılmıştır. 2016, 2017 ve 2018 yıllarında sunulmuşBBC (20), Euronews (8) ve Sputnik News (4) haber ajanslarından toplamda 32 adet haber metni ve çevirileri ele alınmıştır. Spor, sağlık, kültür ve sanat, bilim ve teknoloji, politik ve yaşam ve seyahat başlıklı alanlarından metinler derlenmiştir. Bu inceleme nesnelerine dilsel ve kültürel farklılıklar özelinde işlevselci bir yaklaşım modeli olan ve göndergesel, anlatımsal, duyumsal ve ilişkisel işlevden oluşan Christiane Nord'un Dört İşlev Modeliuygulanmıştır. Elde edilen bulgular ışığında, ele alınan bütün metin türleri açısından göndergesel ve ilişkisel işlevlerin çoğu zaman çevirmen tarafından uygun stratejiler doğrultusunda yerine getirildiği ancakanlatımsal ve duyumsal işlevin tam manasıyla gerçekleştirilemediği gözlemlenmiştir. İngilizce ve Türkçe arasındaki dilsel farklılıkların, iki ülke arasındaki coğrafi uzaklığın, kültüre özgü dil kullanımlarının ve evrensel dil kullanımlarının dilsel ve kültürel farklılıklar noktasında en önemli faktörler oldukları belirlenmiştir. Bunun yanı sıra, Türkçeye yapılan basın çeviri metinlerinin çeşitli adaptasyonlarla sunulduğu ve birçok noktanın eksik olarak verildiği de belirlenmiştir. Bu adaptasyonlar içerisinde içermeme, ekleme, açımlama ve yeniden düzenleme süreçleri mevcuttur. Yeni bir bilim dalı olan Çeviribilim kapsamında basın çevirilerinin dünya genelinde 2000li yılların başından itibaren ele alındığı dikkate alınarak Türkiye genelinde oldukça az çalışıldığı gözlemlenmiş ve bu doğrultuda daha fazla çalışma yapılması tavsiye edilmektedir.
Afiyet Gazetesi'ne göre sağlık ve beslenme
Bu çalışmada 26 Teşrin-i evvel 1329 (8 Kasım 1913)- 24 Kanun-i Sani 1330 (6 Şubat 1915) tarihleri arasında haftalık olarak yayımlanan Afiyet Gazetesi incelenmiştir. Afiyet Gazetesi Osmanlı basınında yer alan önemli sağlık yayınlarındandır. Döneminin sağlık yayınlarından farklılaşarak resmen aile hekimi rolü üstlenerek okuyucularının her derdine fayda bulmayı amaç edinmiştir. Gazete bilgilendirici olmasının yanı sıra, sayfalarında yer verdiği bilmeceler, fıkralarla da okuyucularını eğlendirmiştir. Geniş bir perspektif sunarak siyaset ve din gibi belirli konuları dışarıda bırakarak neredeyse her alanda içerik sağlamıştır. Gazete genel olarak sağlık ve beslenme konularına odaklanmasına rağmen fıkra, bilmece, ev ekonomisi, ticaret, moda, güzellik, ev işleri, pratik bilgiler, yemek tarifleri, sağlıklı beslenme ve fenni bilgiler gibi çeşitli konuları da içeren geniş bir içerik yelpazesi sunmaktadır. Bu geniş içeriği sayesinde okuyucu kitlesini her zaman aktif tutmayı başarmıştır. Bu çalışmanın amacı, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde yayımlanan Afiyet Gazetesi'nin sağlık odaklı içeriği üzerine odaklanarak, dönemin sağlık gelişmeleri ve önemli bilgileri hakkında kapsamlı içerik sunmaktır. Amacımız, okuyuculara o dönemin güncel sağlık bilgileri ile sağlıklı yaşam konusunda rehberlik etmektir. Araştırmanın kapsamını 1913-1915 yılları arasında yayımlanan Afiyet Gazetesi'nin 62 sayısı oluşturmaktadır. Gazetede yer alan tüm sağlık, bilim, sağlıklı beslenme verileri incelenmiştir. Okuyucuların da kolay anlayabilmeleri açısından transkripsiyonları haricinde günümüz Türkçesine çevrilmiş halleri de verilmiştir. Gazetenin ilk sayısında yer alan ''Sağlam fikir, sağlam vücutta bulunur'' sözünden hareketle çıkarılmış olduğu tüm sayılarının bu cümleyi tamamlayıcı nitelikte olduğu görülmüştür.
Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin kurulmasına dair anlaşmanın imzalanmasından sonra santralin yazılı basında sunumu
Ülkemizin enerji ihtiyacı sürekli artmakta ve nükleer enerji bu ihtiyacın karşılanmasında ve enerji güvenliğinin sağlanması yolunda ciddi bir alternatif olarak görünmektedir. Öte yandan toplumda nükleer enerji konusunda var olan bilgi eksikliği ve bilgi kirliliği, konunun doğru bir şekilde anlaşılmasını ve tartışılmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin sunumu Türk basınına önemli bir sorumluluk yüklemektedir. Bu çalışmada Türkiye'nin ilk nükleer güç santralinin Mersin Akkuyu'da kurulmasına yönelik anlaşmanın Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu Hükümetleri arasında 12 Mayıs 2010 tarihinde imzalanmasından sonraki 1 yıl boyunca, Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin yazılı basındaki sunumu incelenmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda, yazılı basını temsilen seçilen Cumhuriyet, Hürriyet ve Zaman gazetelerinde 12 Mayıs 2010-11 Mayıs 2011 tarihleri arasında yayımlanan Akkuyu Nükleer Güç Santrali konulu haberler içerik analizine tabi tutulmuştur.
Muhafazakar basında Hegemonya uğrakları: 12 eylül 2010 referandumu ve yeni anayasa tartışmaları
Muhafazakârlık üzerine tartışmalar Cumhuriyetin kuruluşundan beri yapılmaktadır. Kendini muhafazakâr demokrat bir parti olarak tanımlayan AKP'nin 2002 yılında iktidara gelmesiyle beraber sosyal bilimlere ait disiplinlerde bir araştırma nesnesi olarak muhafazakârlığa olan ilgi artmıştır. Bu çalışma muhafazakâr söylemin muhafazakâr gazetelerin köşe yazarlarınca nasıl kurulduğuna odaklanmıştır. Bunu yaparken Laclau ve Mouffe'un Gramsci'nin hegemonya kavramını radikalleştirerek kullandıkları ve ucu açık bir süreç olarak ele aldıkları şekliyle hegemonya kavramını kullanmıştır. Muhafazakâr hegemonya bir oluş ve eklemlenme ilişkileri pratiği içinde ele alınıştır. Çalışma bu yönüyle muhafazakâr hegemonyaya alternatif bir bakış açısı geliştirmeye çalışmıştır. Çalışma iki temel uğrak üzerinden yapılandırılmıştır. İlkin, muhafazakâr hegemonyanın bütünüyle tesis edildiği bir tarihsel moment olan 12 Eylül 2010 Referandumu incelenmiştir. 1 Eylül ve 20 Eylül 2010 tarihleri arasında Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinin köşe yazarları incelenmiştir. İkinci bir tarihsel uğrak olarak da muhafazakâr hegemonyanın bir dizi tarihsel olayla kırılganlaştığı bir dönem olarak yeni anayasa yapım çalışmaları ele alınmıştır. Yeni anayasa yapım çalışmalarının sürdürüldüğü 20 Ekim 2011 ile 26 Aralık 2013 tarihleri Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinde çıkan köşe yazıları Laclau ve Mouffe'un söylem kuramlarından yararlanarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda özellikle 12 Eylül Referandumu sırasında biri sivil İslam geleneğinden gelen Zaman gazetesi, diğeri siyasal İslam geleneğinden gelen Yeni Şafak gazetesi köşe yazarlarının yazıları arasında tam bir koşutluk ve fikir birliği olduğu görülmüştür. İki yıl süren yeni anayasa çalışmaları sırasında ise bu fikir birliğinin özellikle başkanlık sistemi teması çerçevesinde ayrışmaya başladığı gözlenmiştir. Bu durum da muhafazakâr hegemonyanın ucu açık bir süreç olarak farklı eklemlenme ilişkilerine olanak sağlayacak bir biçimde işlediğini kapalı ve sonsuz bir sistem olmadığını göstermektedir.
Suriye haberlerinin Türkiye basınında çerçevelenişi
Haber çerçeveleri, bireysel çerçeveleri etkileyen oluşturan ilk basamak olarak görülmektedir. Yapılan araştırmalarda savaşın, çatışmaların ve toplumsal olayların basına yansıdığı dönemlerde, haber çerçevelerinin daha belirgin hale gelebildiği görülmüştür. Haberlerde kullanılan gizli yaftalar, saklı göndermeler, neden sonuç muhakemesi sağlayıcıları gibi unsurlar, bireysel çerçeveleri aynı yönde etkileyebilmektedir. Yakın tarihin en büyük toplumsal olaylarından biri olan Suriye İç Savaşı, Türkiye gündemini yoğun şekilde belirlemiş, aynı paralelde tartışmalar yaratmıştır. Bu dönemde Türkiye basınındaki haber çerçevelerini ve gazetelerin genel yayın politikalarına göre belirlediği çizgiyi araştırmak, okuyucu çerçevelerine etkinin öngörülebilmesi açısından önemlidir. Bu çalışma, Suriye haberlerinin belirlenen tarih dönemlerinde Türkiye basınında nasıl çerçevelendiğini incelemeye yöneliktir. Bu kapsamda Türkiye'de yayımlanan Hürriyet, Sözcü ve Zaman gazeteleri içerik ve çerçeveleme analizi ile değerlendirilmiştir.
İnsan hakları kavramının tarihsel gelişimi ve bu kavrama Türk basınının bakış açısı:Cumhuriyet ve Yenişafak gazetesi örnekleri
Bu çalışma 1 Aralık 2014- 31 Aralık 2014 tarihleri arasında insan hakları ile ilgili yapılan haberlerin niceliği ve diğer haberlere oranı ile ilgilidir. Bu bağlamda sağ ve sol basın karşılaştırılmış, sağ kesimi temsilen Yeni Şafak, sol kesimi temsilen Cumhuriyet gazeteleri seçilmiştir. Bu araştırma kapsamında, insan hakları kavramının tarihi ve toplumsal alt yapısı ve medeniyetler üzerindeki etkileri araştırılmış ayrıca Osmanlı İmparatorluğundan, Türkiye Cumhuriyetine insan hakları ve demokratikleşme sürecinin geçtiği yollar analiz edilmiştir. Bu bağlamda, insan hak ve özgürlüklerine ait kavramlar içerik analizi yöntemiyle incelenmiş, kişisel, kolektif ve toplumsal haklarla ilgili yapılan haberlerin yayın sıklıklarına bakılarak sonuçlar çıkarılmıştır.
İktidar muhalefet haberlerini merkez-çevre çatışması bağlamında okumak
Bu çalışmanın amacı, iktidar muhalefet haberlerini merkez-çevre çatışması bağlamında okumaktır. Bu bağlamda, CHP ile AKP arasındaki polemikler merkez-çevre çatışması bağlamında incelenmiştir. Cumhuriyet, Hürriyet, Vatan, Star, Yenişafak ve Zaman gazeteleri çalışma kapsamında incelenmiştir. Bahsi geçen gazeteler, eleştirel söylem çözümlemesi yöntemine göre incelenmiştir. Çalışma, birinci bölümde Türkiye siyasetinde belirleyici olan merkez-çevre çatışmasına odaklanmıştır. Bu bağlamda, modernleşme ve batılılaşma olguları incelenmiştir. Çalışmada, Osmanlı-Türkiye modernleşmesinde basının rolüne de değinilmiştir. Bu bağlamda, modernleşme sürecinde basının önemi öne çıkarılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, Türkiye basınından seçilen gazeteler eleştirel söylem çözümlemesi yöntemine göre incelenmiştir. Elde edilen bulgular, çalışmanın birinci bölümünde yer alan kuramsal kısım bağlamında değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, gazetelerde yer alan iktidar muhalefet polemiklerinin nasıl bir söylemle haberleştirildiği incelenmiştir. Farklı ideolojik referanslı 6 gazetede yer alan polemik haberlerinde, CHP ile AKP arasında merkez-çevre çatışması okumasına olanak veren polemiklerin yaşandığı görülmüştür. Cumhuriyet gazetesi iktidara muhalif bir haber söylemi kurmuştur. Hürriyet ve Vatan gazeteleri her iki tarafın söylemlerini yeniden üretmiştir. Star, Yenişafak ve Zaman gazeteleri ise iktidarın söylemlerini destekler bir eğilim göstermiştir. Sonuç olarak, güncel siyasetten hareketle CHP-AKP arasındaki polemik konularının merkez-çevre çatışması okumasına olanak verdiğini ve incelenen gazetelerdeki söylemlerden hareketle merkez-çevre çatışmasının devam ettiğini söylemek mümkündür. Anahtar kelimeler: İktidar, muhalefet, merkez, çevre, modernleşme, batılılaşma, basın.
Sağlık konulu yayıncılıkta etik ilkeler
Sağlık haberleri hem taşıdıkları kamusal önem hem de okuyucuların özel/mahrem alanlarına yönelik olmaları nedeniyle özel bir konuma sahiptir. Aynı zamanda kaynağını insanın "insan olma değeri"nden alan ve bireyin temel, vazgeçilemez, devredilemez haklarından biri olan sağlık hakkını doğrudan etkilemektedir. Özensiz, eksik veya yanlış yapılan bir sağlık haberi, bireyin yaşamının sonlanmasına veya yaşam kalitesinin düşmesine neden olabilmektedir. Bu bağlamda ayrıcalıklı bir sorumluluk ve özen gerektiren sağlık haberciliği ile ilgili olarak, sosyal sorumluluk kuramı çerçevesinde, Türkiye'de sağlık haberciliği etik ilkelerinin ortaya konulması amaçlandığı çalışmada, verilerin doküman incelemesi ve görüşme yoluyla toplandığı nitel yaklaşım benimsenmiştir. Çalışmada ilk olarak ahlak, etik ve meslek etiği kavramları üzerinde durulmuş, tıp etiği, basın etiği açıklanmış ve sağlık haberciliğinde karşılaşılan etik sorunlar ortaya konulmuştur. İkinci olarak çalışmanın amacı doğrultusunda sağlık haberciliğinin etkin olarak gerçekleştirildiği ülkelerin basın ilkeleri, gazetecilere yönelik olarak hazırlanan medya kılavuzlarının analizi yapılmış ve uzman görüşleri alınarak sağlık habercilik etik ilkeleri belirlenmiştir. Sonuç olarak sağlık habercisinin haber üretiminde profesyonel gazetecilik davranışlarının gereğiyle, kişinin vücut bütünlüğünü bozmamak, yaşam kalitesini olumsuz etkilememek, eşit ve kaliteli sağlık hizmetine ulaşma hakkını engellememek adına, kişilik haklarını da gözeterek, sorumlu davranmasının gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede gazetecinin sağlık haberi üretim sürecinde göz önünde bulundurması gereken Sağlık Haberciliği Etik İlkeleri ise şunlardır: Zarar vermeme ilkesi, doğruluk ve objektiflik ilkesi, mahremiyet ve özel hayat ilkesi, hakkaniyet ilkesi. Anahtar Sözcükler: Sağlık haberciliği, Meslek Etiği, Etik ilke, Sağlık haberciliği etiği
Türkiye'de modernleşme süreci'nde basın: Ulus Gazetesi'nin modernleşme söylemi
Bu çalışmada, ilk olarak 14 Eylül 1919 yılında İrade-i Milliye adıyla, ardından 10 Ocak 1920 yılında Hakimiyet-i Milliye adıyla ve daha sonrasında dil devrimine uygun olarak 28 Kasım 1934 yılında Ulus adıyla yayımlanmaya başlayan gazetede yer alan haberlerin "Türk Modernleşmesi"ne olan etkileri tartışılmıştır. İktidarın görüşlerini topluma aktaran ve yeni demokrasi ilkelerini topluma sunan Ulus Gazetesi'nde, 1935-1938 yılları arasında modernleşme söylemi içeren haberler eleştirel söylem analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde, modernleşme-batılılaşma kavramı üzerine odaklanılmış ve modernleşme olgusunun tarihsel dinamikleri ele alınmıştır. XVI. ve XVII. yüzyılda Rönesans ve Reform, sonrasında Sanayi Devrimi'ne dayanan modernleşme hareketleriyle birlikte Batı'nın ilerleme kaydetmesi, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki gerilemenin ardından başlayan modernleşme denemeleri ve bu denemelerin cumhuriyet dönemine kadar uzanan tarihi söz konusu bölümün temelini oluşturmaktadır. Bu bağlamda, Osmanlı-Türkiye modernleşme süreci söz konusu bölümde incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, genel hatlarıyla Cumhuriyet Dönemi modernleşmesi üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda, Cumhuriyet Dönemi modernleşmesinin siyasal, ekonomik, hukuki, toplumsal ve kültürel gelişmeleri söz konusu bölümde ele alınmıştır. Öte yandan, 1930'lu yılların genel durumu ve yaratılmak istenen ulusal kimlik olgusuna da bu bölümde değinilmiştir. Ayrıca, ikinci bölümde modernleşme sürecinde basının rolüne genel hatlarıyla yer verilmiştir. Çalışmanın çözümleme bölümünde ise, Ulus Gazetesi'nin tarihi, yayın amacı ve yayın politikası dönem koşulları göz önünde bulundurularak irdelenmiştir. Ulus gazetesinde 1935-1938 yılları arasında yayımlanan ve modernleşme söylemi içeren haberler eleştirel söylem analizi yöntemiyle incelenmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular, çalışmanın birinci ve ikinci bölümünde yer alan kuramsal arkaplan bağlamında değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, tek parti hükümetinin resmi yayın organı niteliği taşıyan Ulus gazetesinde yer alan haberlerin ulusal bir bilincin yansıtılmasında, modernleşme bağlamında Türkiye'nin gelişmesi ve kalkınmasında ve yapılan devrimlerin heyecanının yansıtılmasında önemli bir rol oynadığı ortaya konulmuştur. Bununla birlikte, gerçekleştirilen devrimlerde ve modernleşme hareketlerinde Atatürk'ün öneminin vurgulanması, Osmanlı geçmişinin reddedildiği söylemlerin ön plana çıkarılması, Türk modernleşmesinin olumlanması ve iktidar söyleminin yeniden üretilmesi bağlamında Ulus gazetesinde yer alan modernleşme söylemi içeren haberlerin önemli bir ölçüde belirleyici olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Modernleşme, batılılaşma, basın, Kemalizm, Ulus Gazetesi.
Suriyeli çocuk sığınmacıların Türk yazılı basınında temsili
Suriye İç Savaşı ve savaşın sonucunda ortaya çıkan mülteci krizi son birkaç yıldır Türkiye'nin gündeminde önemli bir yer tutmaktadır. Bugün itibariyle Türkiye'deki Suriyeli sığınmacıların sayısı 3 milyona yakındır ve sayının yarısından fazlasını çocuklar oluşturmaktadır. Alan Kurdi örneğinde görülebileceği gibi yaşanan süreçte en büyük zararı çocuklar görmektedir. Bu durum sığınmacı sorununa yaklaşımda ve sığınmacı politikalarının oluşturulmasında çocuk odaklı bir bakışın zorunlu olduğunu göstermektedir. Bu çalışma konunun medya boyutuna odaklanmakta ve Suriyeli çocuk sığınmacıların Türk yazılı basınında nasıl temsil edildikleri sorusuna yanıt aramaktadır. Bu kapsamda 2011 yılından başlanarak 2016 yılının sonuna kadar Hürriyet, Posta, Sabah, Sözcü ve Zaman gazetelerinde Suriyeli çocuk sığınmacılarla ilgili yayınlanan haber ve köşe yazıları içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Çalışma sonucunda ulaşılan bulgular Türk yazılı basınının Suriyeli çocuk sığınmacılara yönelik olumlu bir bakış açısına sahip olduğunu ancak sığınmacı çocuklara dair üretilen temsillerin çeşitli etik sorunlar içerdiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Suriyeli Çocuk Sığınmacılar, Suriyeli Çocuklar, Alan Kurdi,Medyada Temsil, Mülteciler.
Hukuk-i Umûmiye Gazetesi'nin (1908- 1909) meşrutiyet ve monarşi rejimlerine bakışı
Siyasi, toplumsal ve ekonomik açıdan çok önemli yere sahip olan basın-yayın, Osmanlı Devleti'ne 19. yüzyılın başlarında girmiştir. Osmanlı, Avrupa'ya nazaran daha geç basın hayatına başlamasına rağmen hızlı yol kat etmiştir. Yabancılar tarafından Osmanlı'da çıkarılan gazetelerin ardından ilk resmi gazete olan Takvim-i Vekayi, İstanbul'da devlet denetiminde yayın hayatına girmiştir. Daha sonra Ceride-i Havadis, Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkâr gibi gazeteler yayınlanmıştır. Batılılaşma sürecinin kendini hissettirdiği 1866 yılından sonra gazete basımı artmaya başlamış ve yavaş yavaş devlet tekelinden çıkmıştır. Gazetenin artması, bu gazetelerde dile getirilen ilk Tanzimat Bürokrasi'nin yönetimine dair muhalif görüşler, ardından II. Abdülhamit dönemine ilişkin eleştirel düşünceler gibi nedenler yüzünden, sansür uygulaması getirilmiştir. Sansürün en şiddetli hissedilmesi Sultan II. Abdülhamid döneminde gerçekleşmiştir. Eleştirel yazılar yazanlar para cezası, gazetenin kapatılması hatta hapis cezasına kadar varmıştır. 1908'de ilan edilen II. Meşrutiyet dönemi ile gelen özgürlük ortamında, her türlü yayın ve gazete sayısında büyük bir artış yaşanmıştır. Meşrutiyet ile gelen sınırsız özgürlük herkesin fikrini özgürce beyan etmesini sağlamıştır. Meşrutiyet ile gelen sınırsız özgürlük herkesin fikrini özgürce beyan etmesini sağlamıştır. Bu dönemde, II. Abdülhamit'e muhalefet edenler sürgünden dönmüştür. Bu gelişme de gazetelerin artmasında etkilidir. İttihatçı yönetimi, sürgün ve firarilerin eski haklarını geri vermemiştir. İşsiz kalan sürgün ve firariler, seslerini duyurmak için Fedakâran-ı Millet Cemiyeti'ni kurmuştur. Cemiyet üyesi Avnullah Kazimi Bey, cemiyetin kuruluşunun hemen ardından Hukuk-i Umûmiye gazetesini çıkarmıştır. Hukuk-i Umûmiye Gazetesi, toplamda beş mesul müdür değiştirmiş ve toplamda yüz yetmiş üç sayı yayınlamıştır. İlk sayılarda Meşrutiyetin coşkusu, şiddetli şekilde hissedilmiştir. Aynı zamanda sürgün ve firarilerin haklarının verilmemesinden dolayı Kamil Paşa sürekli eleştiriye maruz kalmıştır. Genel itibari ile hürriyet ile birlikte ülkenin çalışarak ihya edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Abdülhamid Dönemi yöneticileri çok şiddetli şekilde eleştirilmiştir. Gazete hakkında sık sık davalar açılmıştır. Açılan davalardan dolayı birkaç defa yayınına ara vermiştir. Dönemin hükümetleri tarafından yapılan baskılara dayanamayan gazete 1909 yılında kapanmak zorunda kalmıştır. Anahtar Sözcükler Meşrutiyet, Monarşi, Hukuk-i Umûmiye Gazetesi, Fedakâran-ı Millet Cemiyeti, Osmanlı Basını.
Serbesti gazetesi ve Ahrar Fırkası
Toplumda meydana gelen gelişmelere paralel olarak siyaseti etkileyen önemli unsurlar da değişim göstermiştir. Dolayısıyla öncelikle siyasi yönü olmak üzere, sosyal, ekonomik ve hukuki açılardan ele alınabilecek basın faaliyetleri de gelişme göstermiştir. Bu sürecin önemli bir parçası olan Serbesti gazetesi, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin siyasi duruşuna ve uygulamalarına karşı tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu gazetenin yayın hayatına başladığı yıllarda başka bir karşı fırka olan Ahrar Fırkası da kuruluşunu tamamlamış ve siyaset sahnesindeki muhalefet rolünü icra etmeye başlamıştır. Ancak kısa bir süre sonra meydana gelen 31 Mart Vakası hem Serbesti gazetesi hem de Ahrar Fırkası için zor günlerin başlamasına sebep olmuştur. 31 Mart Vakası'ndan sonra Ahrar Fırkası, vakanın tetikleyicileri olarak görülen Volkan Gazetesi ve Serbesti gazetesi bocalama dönemine girmiştir. Özellikle Volkan Gazetesi muharrirleri, Serbesti gazetesi muharrirleri ve ile birlikte Ahrar Fırkası mensupları tutuklanarak çeşitli cezalara çarptırılmışlardır. Çalıştığımız tezde Serbesti gazetesinin ortaya çıktığı süreçten başlamak suretiyle basın alanındaki muhalefeti ve bu gazete ile birlikte muhalif saflarda olan diğer gazeteleri özet halinde ele aldık. Serbesti gazetesini incelerken Hakkı Tarık Us koleksiyonunda ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Atatürk Kitaplığı'nda bulunan Serbesti gazetesinin nüshalarından yararlandık. Bunun yanında muhalefetin en önemli ayağı olan fırka konusunda da muhalefet fikrinin ortaya çıkmasından başlayıp ilk muhalif oluşumlara değindik. Daha sonra muhalif yönü kadar ortaya koymuş olduğu Âdem-i Merkeziyet fikri ile de adından söz ettiren Prens Sabahaddin ve Ahrar Fırkası'nı ele aldık. Yine Ahrar Fırkası'nı değerlendirirken diğer fırkaları da değerlendirme olanağı bulduk. Tezin önemli bir kısmı İttihat ve Terakki'ye muhalif olarak ortaya çıkan ve gerek basın alanında, gerekse siyasi anlamda oluşan muhalefetin incelenmesi şeklinde ortaya konulmuş oldu. Anahtar Kavramlar: Serbesti gazetesi, Ahrar Fırkası, Mevlânzâde Rıfat, Hasan Fehmi, Prens Sabahaddin
II. Dünya Savaşı'nda Almanya'nın Balkan ülkelerini işgalinin Türk basınına yansımaları
Almanya, Nazilerin iktidara gelmesiyle Versailles Anlaşmasının düzeninden kurtulmayı amaçlamıştır. Avrupa'da yeni düzen ve Balkanlarda hâkimiyeti sağlamak için çalışmalarını başlatmıştır. " Hayat Sahası" politikası doğrultusunda ilerleme kararı almıştır. Almanya ve Türkiye bu dönemde ilişkilerini iyi bir şekilde sürdürmektedir. Bu dönemde devletlerarasında ittifaklar ve bloklar kurulmuştur. İyi ilişkilere rağmen Türkiye hiçbir blokta yer almamış ve tarafsız kalmayı seçmiştir. Almanya'nın Polonya'ya saldırması ile İkinci Dünya Savaşı başlamıştır. Türkiye, Almanya'nın Avrupa ve Balkanlara olan tutumundan endişelenmiştir. Etkili bir iletişim yolu olan basın, savaşın ayrıntıları, ilerleyişi ve izlenilen politikalar hakkında bilgi veren en önemli araç olmuştur. Balkanlara ilerleyen Almanya'nın politikaları ve ilerleyişi Türk Basınında sıkça yer almıştır. Türkiye savaşta tarafsız bir tutum izlemeyi amaçlamıştır. Bu tutum basına bazı kısıtlamalar getirmiştir. Gazeteler, hükümetin tarafsızlık politikasına uymak zorunda olsa da Almanya'nın Balkanlara girmesi sert bir şekilde eleştirilmiştir. Bazı karşıtlıklar olmuşsa da gazete yazarları genel olarak ortak bir noktada birleşmişlerdir. Gazete yazarları, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan işgallerini yazılarında ele alırken savaş öncesi ilişkiler, savaş içerisinde gelişen olaylar ve bu devletlerin tutumlarını göz önünde bulundurmuşlardır. Yazılarında da bu konular üzerinden değerlendirmelerini yapmışlardır. Gazete yazarlarının değerlendirmelerini yaparken özellikle işgal edilen devletlerin istiklallerini korumak için ne kadar çaba sarf ettiklerini ön plana koymuşlardır. Almanya – İtalya – Japonya dışındaki devletlerin Mihvere dahil olması Almanya'nın işgal aşamalarından birisi olmuştur. Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya'nın Mihvere dahil olması Alman işgaline uğramalarına engel olamamıştır. Devletlerin hem Mihvere katılması hem de Alman işgaline uğraması Türk Basınında eleştiri ile karşılanmıştır. Kısacası Türk Basını, milli birliği bozan ve istiklalini korumayan devletleri eleştirmiş, istiklali uğruna çaba gösterildiğinde de övgülerle bahsetmiştir.
27 Mayıs'tan 15 Temmuz'a, Türkiye'de gazetelerin askerî darbeler karşısındaki tavrı
Bu çalışmanın konusu, Cumhuriyet dönemi Türkiye siyasal hayatında gerçekleşen darbe ve darbe girişimlerinde süreç boyunca gazetelerin aldıkları tutumlardır. Çalışmaya 27 Mayıs 1960 Darbesi, 21-22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963'te Talat Aydemir öncülüğünde gerçekleşen darbe girişimleri, 12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 Darbesi, 28 Şubat 1997 Muhtırası ve 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi dâhil edilmiştir. Çalışmanın teorik arka plan konusuna ayrılan ilk bölümü ile sonuç bölümü haricinde geri kalan her bir bölümü, kronolojik bir sırayla, yukarıda sayılan darbe ve darbe girişimlerine ayrılmıştır. Her bir askerî müdahale, o müdahalenin gerçekleştiği dönemde Türkiye kamuoyunda öne çıkan, tirajı yüksek olanlar arasından seçilmiş en az beş gazete özelinde inceleme konusu edilmiş ve gazetelerin manşet, sürmanşet ve haber içerikleri ile köşe yazılarının açık içerikleri ele alınmıştır. Gazeteler, darbe ve darbe girişimlerinin gerçekleşmesinden bir ay öncesi ile bir ay sonrası arasında kalan iki aylık zaman zarfındaki yayınları üzerinden incelenmişlerdir. Çalışma boyunca öne sürülen temel argümanlar şunlardır: (I) Türkiye'de olağan dönemlerde demokrasinin savunuculuğu rolünü üstlenen gazeteler, darbe dönemlerinde çoğunlukla güç ve iktidar yanlısı bir tavır değişikliğine yönelmekte ve bir askerî müdahale girişiminin başarılı olup olmaması, o girişime karşı gazetelerin göstereceği tavrı da doğrudan etkileyebilmektedir. (II) Gazeteler, darbe dönemlerindeki yayınlarıyla, Türkiye'de darbe geleneğinin yerleşmesi ve bunun geniş kitleler tarafından on yıllar boyunca meşru görülmesinde kayda değer bir pay sahibidir. (III) Bununla birlikte, 1960'tan 2016'ya, gazetelerin darbeler karşısındaki tutumlarında zaman içerisinde belirgin bir dönüşümün yaşandığı ve ordunun siyasete müdahalesi konusunda çok daha duyarlı hâle geldikleri gözlemlenmektedir.
Kıbrıs Hür Söz Gazetesinde Türk edebiyatı ve edebiyatçıları (1946-1951)
Gazeteler geçmişten günümüze birçok edebî ve sosyolojik eserlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Gerek haber verme amacı olan gerekse edebî eserlerin yayımlanma safhasında öncülük eden gazeteler, edebiyatın ve edebiyatçının gelişimine katkı sağlamıştır. Birçok yazar, fikir yazılarını öncelikle gazetelerde yayımlama fırsatı bulmuştur. Şairler de şiirlerini ilk olarak gazetelerde yayımlamış, böylece kendilerini gerçekleştirme serüveninde gazetelere sığınmışlardır. Roman yazarları için de bu böyledir. Nitekim "tefrika" olarak bilinen romanların bölümleri gazetelerde yayımlanmış ve gazeteler romanların müstakil olarak basılmasına olanak sağlamıştır. Bu bağlamda gazetelerin yalnızca haber verme özelliği değil, aynı zamanda edebiyat zemininin sağlamlaşması hususundaki katkıları da net bir şekilde görülür. Kıbrıs'ta yayımlanan ve yayımlandığı yerin hem sözü hem sesi hem de edebî bir kılavuzu olan Hür Söz gazetesi, süreli yayınların anlam ve öneminin ifadesi bağlamında araştırılmaya değerdir. Hür Söz gazetesi 1946-1958 yılları arasında Kıbrıs'ta M. Fevzi Ali Rıza imtiyaz sahipliğiyle yayımlanmıştır. Günlük olarak çıkarılan 2-4 sayfa aralığında büyük boy şeklinde basılan bu gazete, döneminin sosyal, kültürel, ekonomik yaşamını yansıtmanın yanı sıra edebî türlere de içerisinde yer vermiştir.
Kütahya basınında Türkiye'nin NATO'ya giriş süreci(1948-1952)
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra emperyalist bir politika izleyen komünist Sovyetler Birliği, Türkiye'yi tehdit etmeye başlamıştır. Aynı zamanda Avrupa'yı da tehdit eden bu süper güç karşısında Batılı ülkeler ortak savunma amacıyla ittifak arayışlarına girmiş, ABD'nin de destek ve çabaları sonucu, Kuzey Atlantik Paktı (NATO) oluşturulmuştur. İki kutuplu bir dünyanın oluşmaya başladığı bu dönemde NATO İttifakı, komünist Sovyet yayılmacılığını dengeleyebilecek yegane oluşum olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, iktisadi ve askeri bakımdan zor günler geçirmekte olan Türkiye, NATO ittifakına dahil olmayı en önemli dış politika hedeflerinden biri haline getirmiştir. Nihayet Kore Savaşı ile birlikte Batılı ülkelerin güvenlik çıkarlarının ortaya çıkardığı uluslararası konjonktürde resmen NATO'ya üye olan Türkiye, Sovyet tehdidi karşısında kendini garanti altına almayı başarmıştır. Bu çalışmada; Türkiye'nin NATO'ya giriş süreci Kütahya basını açısından ele alınmıştır. Kütahya basınının bu konuyu nasıl yorumladığı, Kütahya halkının olaylardan nasıl haberdar edildiği, özellikle Kore Savaşı özelinde bu konunun yerel halka nasıl aktarıldığı işlenmiştir. Bu dönemde, Kütahya halkının çoğunluğunun radyo ve yerel gazetelerden başka iletişim imkanının olmadığı düşünüldüğünde, yerel olarak konunun Kütahya basını tarafından halka nasıl sunulduğu önem kazanmaktadır. Yeni bir demokrasi olan Türkiye'nin bu konudaki politikalarının, Kütahya halkı özelinde, Anadolu'daki illerde yerel halka nasıl aktarıldığı ve uluslararası bir konunun yerel basına nasıl intisap ettiği gözler önüne serilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kütahya Basını, Nato, Türkiye, Sovyet Tehdidi, Komünist Yayılmacılık, Kore Savaşı.
Bursa basınında Kıbrıs Barış Harekatı
1974 Kıbrıs Barış Harekatı Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhuriyet Döneminde sınırları dışında gerçekleştirdiği en büyük ve sonuçları bakımından en etkili savaştır. Kıbrıs Adası stratejik önemi dolayısıyla tarih boyunca pek çok devlet tarafından işgal edilmişti. 1571 yılında Ada'nın Osmanlı Devleti tarafından fethi ada halkını ekonomik, kültürel ve dini yönden son derece olumlu etkilemişti. 1878 yılında imzalanan Berlin Antlaşması ile Kıbrıs Adası'nın yönetimi İngiltere'ye bırakılmış. Bu antlaşma Kıbrıs Türkleri için yaşanacak olumsuzlukların adeta bir başlangıç noktası olmuştu. Kıbrıs'ta kendini "Rum" olarak tanımlayan halk İngilizlerden de cesaret alarak Türklere karşı her geçen gün baskılarını arttırmışlardı. Rumların amacı "enosis" yani Kıbrıs'ı Yunanistan'a katmaktı. Rumların amacı önce İngilizleri, ardından da Türkleri adadan kovmaktı. 1960 yılına gelindiğinde Adanın tamamını kapsayan Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Cumhurbaşkanı Makarios yardımcısı ise Dr. Fazıl Küçük'tü. Barış içinde yaşamayı düşünen Türkler hayal kırıklığına uğradılar. Çünkü Makarios "Akritas Planı" ile Türklerin tamamını imha etmek için harekete geçti. Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs'taki Türklere uygulanan şiddet ve baskı eylemlerini sonlandırmak için garantörlük yetkisini kullanarak Birleşmiş Milletler'de sorunu çözmeye çalıştıysa da herhangi bir sonuç alınamadı. Nihayet 15 Temmuz 1974 tarihinde "enosis", gerçekleştirmek için Yunanistan Kıbrıs'ta darbe yaparak Rum lider Makarios'u devirdi. Yerine Nikos Sampson'u getirdi. Türkiye bu oldubittiyi kabul etmedi. 1960 Garanti Antlaşması'ndan doğan haklarını kullanarak 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs Barış Harekatı'nı düzenledi. Böylece hem Kıbrıs'taki Türklerin can ve mal güvenliği sağlanmış oldu, hem de iki toplumlu bir yapı oluşmuş oldu. Anahtar kelimeler: Türkiye, Kıbrıs, Bursa Basını, Kıbrıs Barış Harekatı
Atatürk Dönemi Türk kadınının değerlendirilmesine İngiliz basınından örnekler (1923-1938)
29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle Mustafa Kemal Atatürk'ün "Muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak" olarak tanımladığı Çağdaşlaşma, bir başka deyişle Türk toplumunda zihinsel ve kültürel değişim hedeflenmiş ve uygulamaya konulmuştur. Toplumsal yapılarda meydana gelen değişiklikler, aileyi şekillendiren temel unsur olan Türk kadınının toplum içerisindeki konumunu da etkilemiştir. Çalışmada İngiliz gazetelerinden yararlanmak suretiyle, Türk kadınının modernleşme sürecinde geçirdiği yapı değişikliğinin İngiliz basını tarafından nasıl algılandığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada; nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi kullanılmış ve Cumhuriyet dönemi bazı İngiliz gazeteleri incelenmiştir. Sonuç olarak; İngiliz Basınında Türk Kadınının gelişimi "Batılılaşma" olarak tanımlanırken; İngiliz politikasının, dönemin Türk Kadınını anlama boyutunda etkili olduğu görülmüştür.
27 Mayıs askeri darbesinin Malatya basınında algılanması
Osmanlı Devleti'nin mirası üzerine kurulan genç, dinamik Türkiye Cumhuriyeti Devletinin inşa ettiği demokrasiye ilk darbe 27 Mayıs 1960 tarihinde askeri cuntanın gerçekleştirdiği darbe ile vurulmuştur. Türk demokrasisine vurulan bu darbe ülkenin bundan sonraki süreçte geçireceği sıkıntılı dönemlerin habercisi olmuştur. Bu çalışmamızda asker tarafından yapılan bu darbenin Malatya'daki etkilerini, halk nezdindeki yansımalarını, darbeden önceki ve sonraki yaşanılan süreci, şehrin yerel basın ve medya unsurlarının yaklaşımını inceleme fırsatını yakaladık. Malatya halkının dönem itibari ile en büyük iletişim ağı olan yerel gazeteler ve basın unsurları bu dönemde şehir ile ilgili olan bütün gelişmeleri istisnasız bir şekilde takip ederek bilgi paylaşımını sağlamıştır. Başlattığımız bu tez çalışmamızda öncelikle Malatya şehrinin tarihsel gelişim sürecini bir bütün olarak kronolojik bir düsturla incelemeye özen gösterdik. Ayrıca çalışmamızın devamında Demokrat Parti iktidarının başladığı 1950'li yıllardan 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesine kadar olan dönemde ve bu dönemin de sonrasında Malatya'da değişen siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel ve toplumsal görünümü gazeteler aracılığı ile değerlendirme imkânı elde ettik. Yerel basının ana mekanizması olan yerel gazeteler farklı bakış açıları, değerlendirmeler ve birbirinden farklı tutumlar sergilemiştir. Malatya'da 1950-1960 dönemi siyasi rekabeti DP-CHP arasında yaşanmıştır. Malatya yerel basınının yaptığı yayınlarda bu iki parti arasındaki siyasi rekabeti görmek mümkündür.
Eskişehir basınında Demokrat Parti iktidarı (1950-1960)
1950-1960 yıllarında Türk siyasi yaşamına damgasını vuran DP iktidarı, genel olarak incelenmiş bir konu olmakla birlikte yerel anlamda sınırlı olarak incelenmiştir. Bu çalışmada Eskişehir yerel basınının yardımıyla DP iktidarının Eskişehir'deki durumu ve algılanması incelenmiştir.Tek parti dönemindeki baskı uygulamalarına karşı DP'nin demokratikleşme vaatleri Eskişehir'de çoğunluğun desteğini sağlamıştı. Bu çoğunluğun içinde Eskişehir basını da yer almaktaydı. 1950 yılında Eskişehir basınında DP'ye karşı bir sempati duyuluyordu. Eskişehir basını tek vücut olarak DP'yi destekliyordu.1950 yılında iktidarı ele geçiren DP bir süre sonra demokratikleşme vaatlerini unutarak antidemokratik bir tutum takınmaya başladı. DP'nin bu tutumu Eskişehir basınını iki gruba ayırdı. Bu gruptan İktidar basını DP'yi desteklemeye devam ederken muhalif basın artık DP'nin karşısındaydı.İlk tartışma Resmi ilanlar meselesiyle başladı. Bunun dışında, İspat hakkının verilmemesi, gazetecilere dava açılması, gazetelere tirajlarının altında kağıt verilmesi ve gazeteciliğin zorlaştırılması gibi kararlar Eskişehir muhalif basınının maruz kaldığı zorluklardı. İktidarı destekleyen basın ise bu zorlukları yaşamıyordu.DP 1957 yılından itibaren güç kaybetmeye başlamıştı. Bu DP'yi daha hırçın yapmıştı. 1960 yılına gelindiğinde Tahkikat Komisyonu kurulmasıyla Eskişehir'de muhalif gazetelerin sansürlenmesi ve kapatılması olağan hale gelmişti.İhtilalden sonra Eskişehir basını yeniden tek vücut olmuş ve DP'ye karşı tutum almışlardı.
Kastamonu basınında Demokrat Parti 1946?1960
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün 10 Kasım 1938'de vefatının ardından hem İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı seçilmesi hem de Cumhuriyet Halk Partisinin başına geçmesiyle ?Milli Şef? dönemi olarak da adlandırılan dönemde C.H.P. yönetimi ülke siyasetine hakim olmuştur. Bununla birlikte İsmet İnönü, parti içinde muhalif hareketin doğmasına engel olmamıştır.Tek parti yönetimi esnasında hem ülkenin iç dinamiklerinden hem II. Dünya Savaşı'nın ülke siyasetine olan etkisinden ve hem de C.H.P.'nin otoriter bir yönetim tarzı benimsemesinin de etkisiyle 1945'de Milli Kalkınma Partisi kurulmuştur. M.K.P.'nin seçimlerde hiçbir varlık gösterememesi ve 1958 yılında da kendini feshetmesi çok partili hayatın devamlılığı açısından olumsuz olsa da 1946 yılında Demokrat Parti'nin kurulmasıyla Türk siyasi hayatı muhalefete kavuşmuştur.Tezimizde Demokrat Parti'nin Türk siyaset sahnesine çıkışı, yaptığı faaliyetler, 1950 seçimlerini kazanması, iktidara geldiğinde yapmış olduğu icraatlar, dış politikadaki faaliyetleri Kastamonu basınının bakış açısıyla incelenmiştir. Ayrıca 1960 Askeri hareketi sonucu iktidarı askeri yönetime devretmek zorunda kalan Demokrat Parti'nin tüm icraatları karşılaştırılarak Türk siyasi hayatındaki etkisini belirtilmiştir.Anahtar Kelimeler: Mustafa Kemal Atatürk, Çok Partili Hayat, Demokrat Parti İktidarı, Kastamonu Basını.