Turkish foreign policy

419 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin ABD ile ilişkilerin neoklasik realizm perspektifinden analizi (2009-2020)

Bu çalışma Türkiye'nin ABD ile olan ilişkilerini Obama ve Trump dönemlerinde Türkiye'nin perspektifinden ele almayı amaçlamaktadır. Bu amacı gerçekleştirirken ise teorik olarak neoklasik realizm kullanılmıştır. Neoklasik realizmin çalışmanın teorik perspektifi olarak seçilmesindeki temel motivasyon ise devletlerin dış politikalarını incelerken iç unsurları da sürece dahil etmesidir. Ayrıca devletlerin sistemik baskı ve teşviklerin dışında politika üretmesi durumunun da neoklasik realizm tarafından açıklanabiliyor olmasından ötürü bu teorik yaklaşım benimsenmiştir. Bahsi geçen dönemler ele alınırken Türkiye'nin maruz kaldığı bağımsız değişkenler ve sistemik baskılar ele alınacaktır. Ayrıca sistemin fırsat ve imkanları da göz önünde bulundurulacaktır. Bu sistemik şartlar ve ABD tarafından gelen bağımsız değişkenlerin Türkiye'deki karar alıcılar ve onları etkileyen diğer ara değişkenlerin algılarını nasıl şekillendirdiğinin ortaya konulması önemlidir. Çalışma genel hatları itibarıyla Türkiye-ABD ilişkilerinde Obama ve Trump dönemlerinde ortaya çıkmış kırılmaları ele almıştır. Bunu yaparken ise neoklasik realizmin önem verdiği bir husus olan ara değişken olarak karar alıcılar ve karar alıcıları etkileyen diğer ara değişkenlerin algılarını sürece dahil etmiştir. ABD'nin Türkiye'ye yönelik sistemik baskılarını Türkiye'nin ara değişkenler nezdinde nasıl algıladığı ve bu algılar doğrultusunda bağımlı değişkeni nasıl etkilediğini açıklamaya çalışmıştır. Türkiye'nin bölgede ABD ile politik olarak ayrışmasının temel sebebi ise Türkiye'nin güvenlik kaygılarının ABD tarafından görmezden gelinmesi suretiyle ikili ilişkilerde yaşanan krizlerin Türkiye'deki ara değişkenlerin algılarına olumsuz yansıması olarak görülmektedir.

Amerika Birleşik DevletleriDış politikaNeo-klasik realist+6
Mehmet Alperen Önal
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Başkanlık sistemlerinde ve parlamenter sistemlerde dış politika anlayışı ve işleyişi: ABD ve Türkiye(1982 Anayasası) örneği

Türkiye'nin uluslararası konumu, dünyanın en sorunlu bölgeleri olan balkanlar, Orta Asya ve Ortadoğu'nun tam merkezi konumundadır. Diğer tarafta Batı ve İslam ile eski doğu bloğu ve batı bloğunun arasında kritik bir bölgededir. Her medeniyetten harmanlanan bir kültürü içinde barındıran Türkiye'nin bu özelliği hem avantaj hem de dezavantaj yaratmaktadır. Kültürel zenginliğin olması ülkenin dış politikasının kapsamını genişletirken, aynı özellik iç politikada dış etkilere imkân sağlamaktadır. Bu farklı kültür ve değerlerin parlamenter sistemin siyasi mücadelesinde birbirlerinden kopup ayrışmasına sebep olmaktadır. Bu ayrışmalar sistem içinde var olan rekabetten dolayı birbirinin önüne geçmek için karşıt bir politika izleyerek aradaki uçurumu daha da açmaya sebep olmaktadır. İç politika bu hale gelirken dış politika doğal olarak göz ardı edilir ve kritik bir bölgede olan bir ülkenin böyle bir lüksü olmamaktadır. Bu çalışmada Türkiye'nin dünyanın en kritik coğrafyasında bulunmasının getirdiği külfetleri taşımakta zorlandığını ortaya koyulmaktadır. Çoğu hükümet sistemiyle alakalı aynı sorunları yaşamasına rağmen bir türlü çözüm üretilememiştir. Bir asırdır bu kısır döngü durmadan denendi ve başarı sağlanamadığı ortaya koyulmaktadır. Özellikle dış politika üzerinden ABD başkanlık sistemini ve Türkiye parlamenter sisteminin dış politikasını karşılaştırıp hangi sistemde uygulanan dış politika daha etkin? Sorusuna cevap bulmaya çalışılmaktadır. Bununla beraber Türkiye'nin bu sorunlu bölgelere yakın olmasının dış politikasında daha hızlı karar alması gerektiği kanaatine varıldığından, başkanlık sisteminin hızlı karar mekanizmasına sahip olmasından dolayı Türkiye için gerekli olduğu kanaatine varılmaktadır. Anahtar kelimeler: Başkanlık Sistemi, Parlamenter Sistem, Dış Politika, Türkiye, Amerika, Karar Mekanizması

Amerika Birleşik DevletleriAnayasa 1982Anayasa+7
Serdal İlbaş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

I. Körfez Savaşı'nın Türk dış politikasına etkisi

Irak'ın Kuveyt'i 2 Ağustos 1990 tarihinde işgali ile başlayan Körfez Krizi'nin 17 Ocak 1991'de Körfez Savaşı'na dönüşmesiyle birlikte Orta Doğu dengeleri önemli bir kırılma yaşamıştır. Bu savaşla birlikte bölge dengeleri yeniden dizayn edilmiştir. Soğuk Savaş sonrası dönemde ilk ciddi kriz olan I. Körfez Savaşı yalnızca bölge ülkelerini değil başta ABD olmak üzere Batılı birçok devleti ve uluslararası örgütleri de harekete geçirmiştir. Körfez Krizi süresince Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşundan itibaren Orta Doğu bölgesinde dış politikada izlemiş olduğu Araplar arası sorunlara müdahil olmama kısacası bölgede izlenen statüko ve denge politikası terk edilmiş ve Türk dış politikasının bölge içi dinamiklere etkisi giderek artmaya başlamıştır. Böylece Türkiye bölgede aktör olma konumuna evrilmeye başlamıştır. Körfez Savaşı'nın hemen ardından Kuzey Irak'ta Saddam Hüseyin'e karşı Kürt grupların gerçekleştirdiği ayaklanmanın başarısız olması sonucunda mülteci krizi ortaya çıkmış ve bu kriz Türkiye'ye sıçramıştır. Savaş sonunda mülteci krizini yaşayan Türkiye, sorunun çözümü için dış politikada yapmış olduğu manevralarla Kuzey Irak'ta güvenli bölgelerin oluşmasına öncülük etmiştir. Bölgede yer alan Kuzey Iraklı Kürtlerin olası özerk bir Kürt devleti kurmalarına karşı Türk dış politikası yapıcıları önlemler almış ve bu oluşuma izin verilmemiştir. Sonuç olarak Körfez Savaşı'nın ardından Türk dış politikası, Orta Doğu açısından büyük bir değişime uğramış ve dış politikada eksen kayması yaşanmıştır. Bölgede Türkiye'nin de içinde bulunduğu siyasi sorunlarda aktör olarak yer aldığı yıllar başlamıştır. Anahtar Kelimeler: Körfez Savaşı, Türk Dış Politikası, Turgut Özal, Orta Doğu, Kuzey Irak.

KuveytKörfez SavaşıKörfez politikası+7
Anıl Acar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Dış politika krizlerinin Türk-Rus ilişkilerine etkileri: Uçak krizi örneği

Suriye İç Savaşı kapsamında Türkiye ile Rusya'yı karşı karşıya getiren en önemli olay 24 Kasım 2015 tarihinde meydana gelen uçak düşürme vakasıdır. Hatay Yayladağı mevkiinde bir Rus bombardıman uçağının Türk hava sahasını ihlal etmesi ve defalarca uyarılmasına rağmen uyarıları dikkate almayarak ihlale devam etmesinin sonucunda Türk Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesi neticesinde Türkiye ile Rusya arasında bir dış politika krizi başlamıştır. 1950'li yıllardan beri ilk defa NATO üyesi bir ülkenin Rus uçağını düşürmesi sebebiyle bu hadise Türk ve dünya basınında geniş yer bulmuş ve tedirginlik yaratmıştır. Kriz, Türk-Rus ilişkilerini derinden etkilemiştir. Krizin tamamen çözülmesi yaklaşık 8 ay sürmüştür. Krizi en az hasarla atlatabilmek için taraflar kendi pozisyonlarına göre farklı kriz yönetim tekniklerini benimsemişlerdir. Çalışmada, tarafların krizi yönetirken kullandığı teknikler incelenmiş ve krizin ikili ilişkiler üzerinde yarattığı etkiler değerlendirilmiştir. Çalışma, krizin patlak vermesine sebebiyet veren olayların ele alınması ve Uçak Krizi'nin kriz yönetimi açısından değerlendirilmesi noktasında önemli olacaktır.

KrizKriz yönetimiRusya+6
Vesile Merve Bali
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Türkiye'nin Kıbrıs özelinde Doğu Akdeniz bölgesine yönelik politikaları

1571'de Türklerin egemenliğine giren Kıbrıs Adası, 1878 Berlin Anlaşması ile Osmanlı egemenliğinden çıkmıştır. Osmanlı egemenliğinde 300 yılı aşan barış ve huzur dönemi de bu tarihlerden itibaren kademeli bir şekilde sona ermiştir. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında Yunanistan ve Rumların Megola İdea ve ENOSİS doğrultusunda hareket etmesi adada barışın tamamen ortadan kalkmasına yol açmış, Türklerin adadaki varlığının tehlikeye girmesi üzerine Türkiye ilki 1964 ikincisi 1974'te olmak üzere iki kere askeri müdahalede bulunmak zorunda kalmıştır. Türkiye'nin müdahaleleri sonrasında adadaki Türklerin varlığı güvenceye alınmış ve ardından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur. Uzun yıllar Rumların uluslararası çevrelerden aldıkları destekle olumsuz bir tutum takınması nedeniyle çözülemeyen Kıbrıs Sorunu konusunda 2004'te yapılan Annan Planı referandumu önemli bir fırsat olmuş ancak o tarihlerde AB üyeliği elde etmiş olan Rumların reddetmesi ile bu çözüm fırsatı da kaçırılmıştır. Annan Planının başarısızlığa uğramasından sonraki yıllarda tüm dünyayı etkisi altına alan küresel ekonomik krizin etkisi ile AB, Rumlara eskisi kadar destek veremez duruma gelmiştir. Bunun yanında Doğu Akdeniz'de yeni enerji sahalarının tespit edilmesi ve bu kaynakların Avrupa için önemi gibi konular Türklerin elini güçlendiren hususlar olmuştur. Öte yandan Arap Baharı dolayısıyla Mısır'da yönetimin değişmesi, Suriye'de iç savaşın çıkması ve Rusya ile ABD arasındaki vekalet savaşlarının Suriye'de yoğunlaşması gibi faktörler Doğu Akdeniz'deki konjonktürü önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu yeni konjonktürde Türkiye'nin elini güçlendiren faktörlerin yanında etkinliğini olumsuz etkileyen faktörlerin de olduğu görülmektedir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde öncelikle Akdeniz Bölgesi ve bu bağlamda Doğu Akdeniz bölgesi ele alınmıştır. Bölgede aktör olan ülkelerin özelliklerine, konumlarına ve birbirleriyle olan ilişkilerine değinilmiştir. İkinci bölümde, Kıbrıs Adası'nın tarihsel ve siyasi olarak yüzyıllar içerisindeki değişimi ve Türklerin elinden adanın çıkması ve Rumlar ile Türklerin adada birlikte yaşamaları adına Annan Planı çerçevesinde yapılan çalışmalara değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise Doğu Akdeniz'de bulunan enerji kaynaklarının bölge içi ve dışı aktörlerin politikalarına etkisi çerçevesinde değerlendirilerek Türkiye'nin Orta Doğu temelinde ve Kıbrıs özelinde Doğu Akdeniz politikalarına, deniz yetki alanlarının paylaşımında ülkelerin yetkilerine, bu bölge dışında kalan ülkelerin etkilerine ve bu bölgeden beklentileri doğrultusunda hukuki dayanaklarına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs Sorunu, Doğu Akdeniz, Enerji Güvenliği, Doğu Akdeniz Enerji Kaynakları

Doğu Akdeniz bölgesiKuzey Kıbrıs Türk CumhuriyetiKıbrıs+5
Barış Kaygısız
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Menderes Dönemi Türkiye'nin Arap Ortadoğu politikası

Bu çalışmamda Menderes'in iktidara gelmesinden sonra Türkiye'nin Arap Ortadoğusuyla olan ilişkilerini incelemeye çalıştım. Menderes Hükümeti, Türkiye'nin kuruluşunun ilk yıllarından beri uzak kaldığı Ortadoğu bölgesine 1950'lerin başından itibaren aktif bir politika izlemeye çalışmıştır. Türkiye NATO'ya girmesinden sonra bölgede İngiltere ve ABD ile aynı çizgide siyaset izlemiştir. Menderes'in amacı bölgede Sovyetler Birliğine ve Komünizme karşı güvenlik elde etmek amacıyla ABD'nin askeri, siyasi ve ekonomik desteğini garanti altına alabilmekti. Bu amaçları taşıyan Menderes Hükümeti önce İngiltere'nin dış politika ürünü olan Ortadoğu Kalkınma Projesine hizmet etmeye çalışmıştır. ODK projesinde aktif bir rol üstlense de Arap devletleri tarafından desteklenmemiştir. Daha sonra İngiltere bu projede isim değişikliğine giderek Ortadoğu Savunma Organizasyonunu kurmuş ancak bu projede Türkiye'nin desteklemesine rağmen Arap Ortadoğusunda ilgi görmemiştir. İngiltere'nin hazırladığı projeler başarısızlıkla sonuçlanınca Türkiye Ortadoğu'da ABD'nin ürettiği stratejilere yönelmeye başladı. ABD'nin planladığı Bağdat Paktı projesinde etkin bir siyaset izlemesi bunun bir örneğidir. Türkiye bu dönemde bölgede aktif bir politika izlemişse de Arap devletleriyle olan ilişkilerinde bir iyileşme yaşanmamıştır. Bunun birinci sebebi Arapların gözünde emperyalist olan batıyla Türkiye'nin beraber politika izlemeleri ikinci sebep de Türkiye'nin İsrail'i tanımasıdır. Menderes Hükümeti 1956 Süveyş Kanalı krizi, 1957 Suriye Krizi, 1957-58 Lübnan ve Ürdün olayları, 1958 Irak Devrimi gibi tüm krizlerde batı ülkeleriyle birlikte hareket etmiş onların görüşlerini ve operasyonlarını desteklemiştir.Anahtar Kelimeler: Arap Ortadoğusu, Bağdat Paktı, CENTO, Kuzey Kuşağı, Menderes Hükümeti, Ortadoğu Savunması.

AraplarDemokrat PartiMenderes, Adnan+4
Kürşat Nusret Erden
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Transatlantik güvenlik mimarisi bağlamında Türkiye'nin karar alma mekanizmalarının analizi; 1 Mart Tezkeresi örneği

İkinci Dünya Savaşı sonrasında iki zıt ideolojiye sahip olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasındaki mücadele sonucu başlayan Soğuk Savaş, iki büyük savunma örgütünün doğuşuna sahne olmuştur. SSCB öncülüğünde 1955 yılında kurulan Varşova Paktı'nın aksine, ABD öncülüğünde 1949 yılında kurulan NATO Soğuk Savaş'tan galip çıkarak, varlığını Soğuk Savaş sonrasında da sürdürmeye devam etmiştir. Birçok Batı Avrupalı devletin ve Türkiye'nin de içinde yer aldığı NATO, Soğuk Savaş sonrası dönemde yeni tehdit algılamaları çerçevesinde yeni roller edinerek, savunma örgütünden güvenlik örgütüne dönüşmüştür.Soğuk Savaş'ın ardından ABD'ye bağımlılığı azalan ve ekonomik gücünü, dış politika ve güvenlik alanıyla bütünleştirip, uluslararası sistemde daha etkin olmayı hedefleyen AB üyeleri, Soğuk Savaş döneminde NATO'nun Avrupa ayağının güçlendirilmesi amacıyla kurulan Batı Avrupa Birliği'ni AGSP'ye dönüştürmüş, böylelikle Avrupa'da ayrı bir güvenlik yapılanmasına gidilmiştir.Bu yapılanma NATO'nun kurucusu ve lideri olan ABD'yi endişeye sevk etmiştir. Özellikle 11 Eylül 2001'de Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon'a yapılan saldırıların ardından ulusal güvenlik stratejisini değiştiren ABD'nin, NATO'yu kendi çıkarları doğrultusunda kullanma girişimi, AB üyesi bazı devletlerin tepkisiyle karşılanmış ve Irak Savaşı'yla NATO içerisindeki çatlak derinleşmeye başlamıştır.Irak Savaş'ında Türkiye, savaşa karşı AB'nin öncü güçleri Fransa ve Almanya yanında yer almıştır. Bu tezde, ABD dış politikasını dönüşüme zorlayan transatlantik çatlağın, 1 Mart Tezkeresi özelinde Türk dış politikası karar alma sürecine etkisi ortaya konulacaktır.Bu tezin yazımında entelektüel birikimiyle yol gösteren değerli danışmanım Doç. Dr. Hüsamettin İnaç'a, tez yazım sürecinde desteğini esirgemeyen arkadaşım Serdar Ülbayi'ye ve yaşamım boyunca, sevgi ve fedakârlıkla birlikte emek veren babam Yusuf Güngör'e ve annem Saniye Güngör'e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.Anahtar Kelimeler: Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikaları, Karar alma, NATO, Soğuk savaş, Tezkere.

1 Mart 2003 TezkeresiAmerika Birleşik DevletleriAvrupa Güvenlik ve Savunma Politikaları+5
Hayriye Güngör
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Mustafa Kemal'in dış politika anlayışı ve 19 Mayıs 1919'dan Lozana gelinen süreçte Türk dış politikası

20. Asır, sanayi inkılâplarını tamamlamış batılı devletler için, 17. yüzyıldan beri süregelen emperyalist hedeflerinin, yeni bir boyut kazandığı bir asır olarak başlamıştır. Bu asrın başında batılı devletler, kendi aralarında, uluslarının refahı adına dünyayı paylaşma yarışına girişmişlerdir. Bu yarış, doğal olarak çıkar çatışmalarına ve sonunda da I. paylaşım savaşının çıkmasına neden olmuştur.Osmanlı İmparatorluğunun hükümran olduğu, merkezi dünya olarak da ifade edilen bölge batılı devletlerin aralarındaki paylaşım savaşının ana hedefi konumunda idi. Osmanlı Devletinin de müdahil olduğu bu savaşın sonucunda, Osmanlı Devleti şartları çok ağır olan bir anlaşmaya taraf olmak zorunda bırakılmıştı.Çalışmamızda, işte bu anlaşma döneminin şartları içerisinde, Anadolu'da Milli Mücadeleyi başlatan ve 1919'dan 1923'e kadar sürecek bu mücadelede ulusal ve uluslar arası durumun oluşturduğu şartları doğru bir şekilde analiz ederek, mücadeleyi Misak-ı Milli çerçevesinde yönlendiren Mustafa Kemal'in gün be gün çalışma arkadaşları ile oluşturdukları stratejiler doğrultusunda bağımsız, egemen bir devlet kurmak için giriştikleri dış politik ilişkiler incelenmiştir.Yüksek lisans tez çalışmamın hazırlanmasında katkı ve desteğini esirgemeyen değerli hocam ve danışmanım Sayın Yrd. Doç. Dr. Necati AKSANYAR'a, bu süre içerisinde ilgi ve yardımlarını esirgemeyen bütün öğretmenlerime teşekkür ederim.Anahtar Kelimeler: Milli Mücadele, Kurtuluş Savaşı, Dış Politika, Uluslararası İlişkiler, Mustafa Kemal.

Atatürk DönemiAtatürk, Mustafa KemalLozan Antlaşması+4
Murat Yılmaz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Türk dış politikası'nın (1945-1964) realizm açısından değerlendirilmesi

Türk Dış Politikası temel olarak statükoculuk ve batıcılık ilkeleri üzerine kurulduğu için dış politika stratejilerinde fazla çeşitlilik sergileyememiştir. Tezimizde II. Dünya Savaşı sonrası SSCB'den gelen ciddi güvenlik endişeleriyle karşı karşıya kalan Türkiye'nin, 1945?1964 arası dönemde realizme uygun stratejiler temelinde dış politika izlediği görüşünden hareket edilmiş ve gerçekleşen olaylar bu açıdan analiz edilmiştir.Realizm'in, II. Dünya Savaşından sonra ve Soğuk Savaş döneminde baskın teori olması elbette önemlidir. Çünkü doğu ve batı arasında köprü olarak görülen Türkiye, ABD'nin Ortadoğu politikalarında ve SSCB'nin çevrelenmesi politikasında önemli bir ülke olarak değerlendirilmiştir. SSCB'nin yayılmacı politikaları sebebiyle güvenlik endişesi yaşayan Türkiye, ulusal çıkarlarını ön planda tutarak ABD yanlısı davranmıştır. Realist bakış açısına uygun olan bu davranış şekli tezimizin genel bir realist yargıyla sonuçlanmasına kaynak teşkil etmiştir.Anahtar Kelimeler: Türk dış politikası, Soğuk Savaş, Güvenlik, Realizm,Uluslararası İlişkiler.

RealizmTürk dış politikasıUluslararası ilişkiler+1
Cemile Oğuz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Ortadoğu'da Türk imajı: Arap basınında Türkiye'nin Ortadoğu'daki yeni rolü (2002-2009)

Türk-Arap ilişkileri Osmanlı Devleti'nin yıkılmasının ardından inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir. Birbirlerini bağlayan din unsuruna rağmen Türkler ve Araplar birbirinden hep uzak durmuşlardır. 1990'lı yıllarda bölgede oluşan politik ve ekonomik değişimler Türkiye- Arap ilişkilerini olumsuz etkilemiştir. Daha sonra Türkiye-Suriye arasındaki kriz, Türk-Arap ilişkilerinin en gergin noktası olmuştur. Türkiye ve Ortadoğu ilişkileri olumsuz havada ilerlerken 2002 yılında Türk-Arap ilişkileri hızla olumlu yönde gelişmiştir. Türkiye, Türk-Arap ilişkilerini geliştirmekle kalmamış aynı zamanda Ortadoğu'daki önemli konularda çözüm yolu bulmak için girişimlerde bulunmuştur. Bu anlamda Türkiye, Ortadoğu'da önemli bir role sahip olmuştur. Türkiye'nin Ortadoğu'daki hızlı yükselişi Araplar tarafından nasıl karşılandığı merak konusu olmuştur. Bu çalışmada Türkiye'de son 18 yıl içinde oluşan dış politikadaki değişimi ele aldık. Bu çerçevede 2002 yılından itibaren bölgede yükselen Türkiye'nin rolünün Arap basınında nasıl yorumlandığını incelemeye çalıştık. Bu yönde Arap dünyasının önemli dört gazetesi göz önünde bulundurarak, gazetelerdeki yazarların köşe yazıları ele alarak Türkiye hakkındaki yorumlarını derledik.Çalışmamız Türkiye'nin Ortadoğu'daki hızlı yükselişi karşısında Arapların düşüncelerini ele almıştır. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde Türkiye'nin doksanlı yıllarda izlediği politikaların neden Türkiye'yi Ortadoğu'dan uzaklaştırdığını, ikinci bölümde ise Türkiye'de yaşanan iktidar değişikliği sonrası Türkiye'nin Ortadoğu ülkeleriyle yakınlaşması ve bunun Arap basınına nasıl yansıdığını incelemeye çalıştık.Anahtar Kelimeler: Arap Basını, Türkiye'nin Yeni Rolü, Dış Politika, Ortadoğu.

Adalet ve Kalkınma PartisiAraplarBasın+7
Merva Doğru
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

İki askeri darbe arası dönemde Türkiye'nin Ortadoğu politikaları (1960-1980)

Bu araştırmada, Türkiye'nin yaşadığı iki askeri darbe ve bir muhtıra döneminde Ortadoğu ülkelerine yönelik dış politikalarının analizi ve bu politikaların siyasi, ekonomik, kültürel sonuçları ele alınmaktadır. Türkiye-Ortadoğu ilişkilerinin tarihi arka planı da göz önünde bulundurularak bütüncül bir çerçeve oluşturmak temel amaçtır. Bu dönemdeki Türkiye'nin Ortadoğu ülkelerine yönelik politikaları iç politika dış politika etkileşimi çerçevesinde ele alınmıştır. Bu dönemde kamuoyunun Türk dış politikası üzerindeki belirleyiciliği göz önünde bulundurulduğunda Türkiye'nin siyasal kültürünün kökleri incelenmeden ve iç politikadaki gelişmeler ele alınmadan bu dönemdeki Türkiye-Ortadoğu ilişkilerini değerlendirmek gerçekçi olmaktan uzak kalacaktır. Atatürk döneminde reform ve inkılaplar yoluyla stratejik bir değişim geçiren Türk dış politikası, daha sonraki dönemlerde ise taktiksel açıdan farklılık göstermiştir. Türkiye, bazen Ortadoğu'dan uzaklaşmakta bazen de Ortadoğu'ya yakınlaşma içine girmektedir. Yani Türkiye'nin Ortadoğu'ya yönelik politikaları tutarsız ve çelişkili bir görüntü içindedir. Bu durum dönemin şartları karşısında uygulanan taktiklerden kaynaklanmaktadır. Bu duruma yol açan etkenlerden biri de iç politikada meydana gelen gelişmelerdir. Ülkelerin iç politikalarında yaşanan olaylar dış politikayı da ister istemez etkilemektedir. Hatta bazen dış politikanın yönü iç politik gelişmeler doğrultusunda değişebilmektedir.Anahtar Kelimeler: Diplomasi, Dış Politika, Kimlik, Ortadoğu, Siyasal Kültür.

12 Eylül müdahalesi27 Mayıs 1960 ihtilaliAskeri müdahale+7
Ahmet Karaca
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

İki dünya savaşı arası dönemde Türkiye'nin Arnavutluk politikası (1919-1939)

Arnavutluk tarihsel geçmişi ve stratejik önemi neticesinde Türkiye'nin politikaları içerisinde önemli bir yere sahip olmuştur. İlişkilerin geliştirilmesi adına Arnavutluk ve Türkiye arasında 1923 yılının kasım ayında Dostluk Antlaşmaları imzalanmış ve sonraki süreçte ise Türkiye Tiran'a elçi tayin etmiştir. Fakat 1 Eylül 1928 tarihinde Ahmet Zogu'nun kral olması Türk-Arnavut ilişkilerinde kırılma noktası olmuş ve bu durum Türkiye'nin politikalarına ters düştüğü için Türkiye'nin Arnavutluk ile olan ilişkileri kesilmiştir. Fakat yaklaşmakta olan Almanya ve İtalya tehlikesi karşısında Türkiye, Balkan Birliği'nin oluşturulması için 1931 yılında Ahmet Zogu'nun krallığını tanımıştır. M. Kemal Atatürk Tiran'a tecrübeli devlet adamlarını elçi olarak atayarak, Arnavutluk ile olan ilişkilerine büyük önem verdiğini göstermek istemiştir. Atatürk'ün özel gayretleri ne yazık ki sonuçsuz kalmış, Ahmet Zogu'nun kız kardeşi Prenses Saniye'nin II. Abdülhamit'in oğlu Abid bey ile evlenmesiyle iki ülke arasındaki ilişkiler yeniden kesilmiştir. Bu gelişmeyle birlikte Türkiye_Arnavutluk ilişkileri atatürk'ün ölümüne kadar istenilen seviyeye ulaşamamıştır.Anahtar Kelimeler: Mustafa Kemal Atatürk, Ahmet Zogu, Balkan Birliği, Arnavutluk, Türkiye

ArnavutlukAtatürk DönemiTürk dış politikası+4
Soner Yıldırım
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

İngilizlerin gözüyle İtalya'nın Türkiye'ye yönelik yaklaşım ve faaliyetleri (1923-1945)

ÖZET İNGİLİZLERİN GÖZÜYLE İTALYA'NIN TÜRKİYE'YE YÖNELİK YAKLAŞIM VE FAALİYETLERİ (1923-1945) TELLİ, Ayşe Nur Yüksek Lisans Tezi, Tarih Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Ali SARIKOYUNCU Ağustos, 2014, 118 sayfa 1923-1945 arasındaki dönem Türkiye ve İtalya için çok önemli bir süreçtir. Lozan Antlaşması ile başlayan ve İkinci Dünya Savaşı'nın bitmesi ile sona eren bu dönemde Benito Mussolini yönetimindeki İtalya, güçlü, yayılmacı ve dünya arenasında söz sahibi olmaya çalışan bir ülke olmaya çalışırken; önce Mustafa Kemal Atatürk sonra İsmet İnönü yönetimindeki yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, barış yanlısı, diğer devletlerle iyi geçinmeye çabalayan, İtalya'nın değişken politikaları karşısında tedbirler alan ve dış ilişkilerini buna göre ayarlayan bir ülke olmuştur. Bir yanda bu gelişmeler meydana gelirken, diğer yanda İtalya ile Türkiye'nin dış politikada oluşturdukları gelişmeleri İngiliz diplomatlar İngiliz Gizli Belgelerinde kayıt altına almışlardır. Bunu yaparken kendi fikirlerini de belgelere katmayı ihmal etmemişlerdir. Bu çalışmada, İngiliz Dış Politikası Üzerine Belgeler (Documents On British Foreign Policy) ve İngiliz Devlet Arşivi Gizli Belgeleri (National Archives ) aracılığıyla temin ettiğimiz bu belgelerde, bu devletlerin dış politika unsurlarını anlamak için, İtalya'nın 1923-1945 arası dış politika faaliyetlerini ve bunların Türkiye üzerindeki etkisini inceleyeceğiz. Anahtar Kelimeler: Türkiye, İtalya, İngiliz Belgeleri, Dış Politika, Faşizm.

FaşizmTürk dış politikasıTürk-İtalyan ilişkileri+6
Ayse Nur Telli
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

II. Dünya savaşında Türkiye kamuoyu (1939-1945)

ÖZET 2. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'de idarenin başında bulunan İnönü, koyu bir otoriter yönetim kurmuş böylece iktidar üzerinde mutlak söz sahibi olmuştur. Bu dönemde Türkiye kamuoyunda savaş bir numaralı yeri işgal ederken,,Türk dış politikası, hükümetin aldığı ekonomik önlemler ve fikir tartışmaları diğer konular olmuş, savaşın sonunda ise kurulan yeni partilerle ilgili haberler kamuoyunun gündeminde yer tutmuştur. Türkiye bu dönemde dış politikada ne pahasına olursa olsun savaşın dışında kalma politikası izlemiş; savaş içerisindeki müttefik konferanslarında alman kararlar gereği savaşa katılması yolunda bütün baskılara direnerek bu konuda başarılı olmuştur. Bu dönemde basın talimatlarla, yönlendirmelerle kapatma cezalan ile denetim içinde olmuş serbest bir kamuoyu oluşmamıştır. İktidar istediği gibi bir kamuoyu oluşturma politikası izlemiştir. Dönemin iktidarı, bu dönemde yaşanan fikir tartışmalarında dış konjonktüre göre taraf olmuş özellikle 1944 yılında savaşı kazanan tarafta yer alan Sovyetlere karşı şirin görünmek için Turancılara karşı ağır baskılar uygulamıştır. Savaş sonunda Türkiye müttefikler tarafında yer aldığı için devrin iktidarı ister istemez çok partili hayata geçmiş ve 1950'deki ilk serbest seçimlerde iktidarı Demokrat Parti'ye devretmiştir. Böylece İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'yi yöneten ve tek parti olarak 27 yıla (1923-1950) damgasını vuran CHP devri sona ermiştir.

BasınDünya Savaşı IIGazeteler+7
Murat Biçer
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Kalkınma yardımları kapsamında Türkiye-Afrika ekonomik ilişkileri (2000-2019)

Kalkınma yardımları genellikle azgelişmiş ülkelerin ekonomik ve insani sorunlarının çözülmesine yönelik yapılmaktadır. Dünya çapında geleneksel ve yükselen donör ülkeler başta olmak üzere pek çok ülke kalkınma yardımı faaliyeti yürütmektedir. Ancak günümüzde gerçekleştirilen yardımlara rağmen azgelişmiş ülkelerdeki ekonomik ve insani sorunlar çözülebilmiş değildir. Bu noktada yardımların hangi alanlara yapıldığı ve ne kadar etkili olduğu sorusu ön plana çıkmaktadır. Geleneksel donör olarak kabul edilen batılı ülkeler, yardım yaptıkları ülkelerde genelde proje bazlı yardım faaliyeti yürütmektedir. Türkiye ise yükselen donör ülke konumunda genelde insani yardım odaklı kalkınma yardımı faaliyeti yürütmektedir. Çalışmada, Türkiye'nin dünya çapında yaptığı tüm kalkınma yardımları incelenmiştir. Ardından, Türkiye'nin Afrika kıtasına yaptığı tüm yardımlar incelenmiştir. Sonunda ise Türkiye'nin Afrika kıtasında en çok yardım yaptığı ülkeler olan Somali, Sudan ve Nijer ülkelerine gerçekleştirdiği resmi kalkınma yardımları ve ekonomik ilişkiler incelenmiştir. Çalışmada, 2000-2019 yılları arasında Türkiye'nin Afrika kıtasına yaptığı yardımların arttığı ve Türkiye-Afrika arasındaki dış ticaret hacminin büyüdüğü belirlenmiştir. Türkiye'nin 2000-2019 yılları arasında Somali, Sudan ve Nijer ülkelerine yaptığı yardımların genelde artan seyir izlediği belirlenmiştir. Bu yardımlar genelde insani yardım odaklı yapılmaktadır. Ayrıca kalkınma yardımlarının bu ülkelerin eğitim, sağlık ve sosyal alt yapı alanlarındaki gelişimlerinin desteklenmesine yönelik yapıldığı belirlenmiştir. Türkiye'nin bu ülkeler ile kurduğu kalkınma işbirliği politikaları sonucunda taraflar arasındaki ekonomik ilişkiler gelişmiştir. Dolayısıyla taraflar arasındaki dış ticaret hacmi büyümüştür. Ancak dış ticaret hacimlerinin Türkiye açısından halen çok düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Afrika ülkeleriDış yardımlarEkonomik ilişkiler+7
Ahmet Ulcay
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

The soft power strategy and instruments in foreign policy of Turkey (2002 – 2017)

One of the most studied subjects of the international relations discipline is the power concept and all aspects of it. Power concept is considered in two basic approaches as hard power and soft power. Public diplomacy, one of the most important aspects of soft power is turning public and intelligentsia of another country to its advantage and trying to impress them through policies of this nation. From this point of view, it can be seen that public diplomacy and soft power complement each other. Soft power concept taking place in Turkish foreign policy, recently, in discourse and practice, is accepted as an important factor for Turkey to implement its long-term plans. Also, public diplomacy methods are applied in these policies. It is intended by this method to improve prestige of our country at international platform. In this study, the public diplomacy instruments of Turkey as the Coordinating Office of Public Diplomacy, the Turkish Radio and Television Corporation, the Directorate General of Press and Information, the Turkish Cooperation and Coordination Agency, the Presidency for Turks Living Abroad and Related Communities, Yunus Emre Institute and other institutions with similar purposes are described. The level of contribution of these institutions on the image of Turkey and how efficiently soft power is used through these institutions of Turkey are mentioned. Key Words: Soft Power, Turkey, Public Diplomacy

DiplomacyTurkish foreign policyInternational relations+2
Yahya Karataş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Akdeniz'de eksen değişiklikleri (Aktörler, sebepler, sonuçlar)

Türk Dış Politikası için Doğu Akdeniz bölgesinin tarih ve coğrafyası stratejik açıdan büyük bir öneme sahiptir. Geçmişten günümüze kadar olan dönemlerde Türkiye'nin Libya'nın iç kesimlerinde yaşayan topluluklar ile sıkı bağları bulunmaktadır. Bu yakın ilişkiler, Türkiye'nin bölgedeki gücünü korumasını sağlamaktadır. Doğal kaynakların keşfedilmesiyle birlikte bölgeye yakın olan topluluklar kendilerine avantaj sağlamaya başlamışlardır. Yaşanan gelişmelerle birlikte Libya'da bölgeye kıyısı olan ülkelerden biridir. Libya'da sorunların yaşanması ve ortaya çıkması sonucunda deniz hukukunda Libya'nın haklarının ihlal edilmesi ve Türkiye'nin gelişmeler sonucunda nasıl bir politika izleyeceği çalışmada başlıca ele alınacak konulardandır. Çalışmada Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Libya'ya karşı izlediği politikalar ele alınacaktır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikalarının belirlenmesi ve Türkiye Dış Politikasının izlenimleri ve yaşanacak eksen değişikliklerinin incelenmesidir. Anahtar Sözcükler: Akdeniz Politikaları, Doğu Akdeniz, Türkiye Dış Politika

Deniz hukukuDoğu AkdenizDoğu Akdeniz bölgesi+5
Yaser Çamurlu
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrat Parti Dönemi Türkiye-İran ilişkileri (1950-1960)

Türkiye ile İran Orta Doğu'nun iki büyük devletlerindendir. Bu iki devlet geçmişten beri süre gelen dostluk ilişkilerine sahiptir. Bu dostluk Atatürk zamanında pekişmiş olsa da zaman zaman ilerlemiş ve gerilemiştir. Geliştiği süre zarfında karşılıklı anlaşmalar ve jestlerin arttığı ilişkiler gerildiği zaman bile tamamıyla kopmamıştır. Zira gerginken bile iki ülke ilişkisi sürmüştür. Belirtilen zaman aralığı olan 1950-1960 dönemi her iki ülke içinde sosyal ve siyasal şekilde değişimlerin yaşandığı bir dönemdir. Zira bahsi geçen zaman Orta Doğu'da yeni bir düzenin oluşturulmaya çalışıldığı bir dönemdi. Karşılıklı ilişki Demokrat Parti döneminde dış politikada benzer amaç ve hedefler belirlendiği zaman artmış ve yakınlaşmıştır. Bu yakınlaşmalardan biri her iki ülke içinde bir zaman Şah döneminde dış politika hedefi olan batılılaşma idi. Bu ortak amaç sayesinde iki ülke çıkarları doğrultusunda hareket etmiş ve ortak paktlar ve anlaşmalarda bir araya gelmiştir. Bunların yanı sıra ülke güvenliği amacıyla ekonomik, kültürel ve siyasal anlaşmalar yapmışlardır. Benzer bir diğer yaklaşım olan milliyetçi politika sayesinde iki ülke birbirleri ile işbirliğine yanaşmış ve yıllardan beri süre gelen bazı anlaşmaları sonuca bağlamıştır. Her ne kadar yabancıların da dâhil olduğu Demokrat Parti'nin iktidarda kaldığı bu on yıllık süreç içerisinde iki devlet ortak paydada ve dostluk ilişkileri yürütme tutumunda bulunup çatışmadan kaçınmışlardır. Ancak buna rağmen Sovyet tehdidi olan komünizm sebebiyle Türkiye, bir müddet İran ile olan ilişkisinde oldukça dikkatli olmuştur. Zira bir süre İran Başbakanlığı yapan Musaddık'ın Sovyet yanlısı olduğunu düşünmekteydi. Bu ve bunun gibi birçok iç ve dış sebepler dolayısıyla iki ülke ilişkilerinde dikkatli olmuş ve ortak çaba göstermişlerdir.

Demokrat PartiOrtadoğuTürk dış politikası+4
Halime Zehra Mangör
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessEN

'A most voluble proponent of anti-western multi-faceted foreign policy'? Ahmet Gündüz Ökçün as Turkey's foreign minister (1978-1979)

This thesis seeks to introduce Ahmet Gündüz Ökçün, Turkey's foreign minister in the 42th government (1978-1979) and discuss his role in Turkey's foreign policy decision making in one of the most tumultuous periods in Turkey's relations with the West. Notwithstanding vast Turkish foreign policy literature, there are yet only few studies on individual actors in foreign policy making in the history of Republican Turkey. Given the historical bureaucratic weight of Turkey's foreign ministry in Turkish foreign policy making during the Cold War period, Ahmed Gündüz Ökçün's non-conventional rise from academia to foreign ministry and his distinct role as foreign minister have remained understudied. This thesis aims to narrow down this gap by studying Ahmet Gündüz Ökçün in a period during the Cold War when Turkey's western foreign policy orientation came under immense strain. While engaging Ökçün's actorness, this thesis seeks to go beyond traditional biographical studies by critically discussing the role of individuals and their beliefs/worldviews on Turkey's foreign policy at a particular time, that is Cold War, when systemic pressures on Turkish foreign policy was arguably the highest. To do so, this thesis examines all of Ökçün's writings before he became foreign minister, considers his speeches/statements during his ministry of foreign affairs, uses interviews conducted with diplomats who worked with him or knew him while he was foreign minister, and finally takes advantage of telegrams used for official communication between US Embassy in Ankara and Washington.

MinistersMinistry of Foreign AffairsTurkish foreign policy+3
Tahir Kaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye-Bulgaristan ilişkilerinde 1989 krizi: Kriz yönetimi açısından bir inceleme

Bu tez çalışmasında, Türkiye ve Bulgaristan arasında 1984 ve 1989 yılları arasında yaşanan ?göç krizi? incelenecektir. İkili ilişkiler 1984?ün sonlarına kadar iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde yürütülmektedir. Ancak Bulgaristan içindeki Türk azınlığı kendisine tehdit olarak algılamaktadır.1984?ün sonlarında bu tehdit algısına son vermek için de Bulgar yönetimi azınlığın asimilasyonuna yönelik eylemler gerçekleştirmiştir. Türkiye, soydaşları olarak kabul ettiği bu azınlığa karşı Bulgaristan'ın kendi lehine yaratmış olduğu fiili durum ihlaline son vermesini talep etmiştir. Bulgaristan yönetiminin istenen yönde bir tutum değişikliğine gitmemesi karar alıcıların tehdit algısının seviyesini yükselterek bir dış politika krizine yol açmıştır. Bir dış politika krizinde karar alıcılar hedef devletin eylemlerine göre karar almaya zorlanmaktadırlar. Bu kararların alınmasında karar alıcılar birtakım önceliklere sahip olmaktadırlar. Bu öncelikler onların hedef devletin yaratmış olduğu fiili durum ihlalini tehdit olarak algılamasından söz konusu krizin yönetilmesinde tercih edilecek araçların şekline kadar belirleyici olmaktadır. Bu önceliklerin belirlenmesinde karar alıcılar aktif bir rol oynamakla beraber ulusal/uluslararası kamuoyu, üçüncü aktörlerin davranışları, uluslararası sistem de kararların alınmasında karar alıcıları sınırlandıran ya da rahat hareket etme olanağı tanıyan faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır.Bu faktörleri göz önünde bulundurarak yapılacak olan bu çalışmada Bulgaristan ile yaşanan azınlık sorununun nasıl bir krize dönüştüğünü net bir şekilde görmek mümkün olacaktır.Diğer yandan krizler de çatışmalardan farklı ama yine de bir anlaşmazlık durumunu içerdikleri için uluslararası ilişkiler teorilerinin çatışmaya bakış açılarına yer verilecektir. Fakat öncelikle bu çalışma diğer uluslararası ilişkiler teorilerinden farklı olarak karar alıcıların algılamalarına, göreceli güç kavramına, ulusal faktörlere atıfta bulunan Neoklasik Realizm temeli üzerinden kurgulanacaktır. Bu teorinin kullanımı ister istemez bir dış politika analizinin de yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu noktada karar alıcıların eylemlerinin hedef ülke ve üçüncü aktör üzerindeki etki ve tepkileri de bu çalışmada önemli bir yere sahiptir.Krizler bir süreç içerisinde işlemekte olup karşılaşılan olayın niteliğine, tarafına, krizlerin ortaya çıktığı coğrafyaya göre farklı şekillerde ortaya çıkmakta ve farklı sonuçlar doğurmaktadırlar. Bu nedenle de bu çalışmada bir kriz tasnifi yapılması gereksinimi ortaya çıkmıştır.Liderler kriz sürecinde, ulusal çıkarlarını asgari seviyede koruyarak ihtiyaçlarının karşılanmasını içeren kriz yönetiminin zorluklarıyla mücadele etmek durumundadırlar. Bu mücadele sürecinde seçilecek olan strateji kaynakların ne derecede kullanılacağını da belirlemektedirler. Bu nedenle hedefi fiili durum ihlalinden caydıracak stratejinin benimsenmesi önemli olmaktadır. Benimsenen strateji krizleri yönetmede tek başına etkili olmayıp kriz yönetiminin başarısını etkileyen faktörler de bu çalışmada krizin ne kadar etkin bir şekilde yürütüldüğünü anlamak açısından dikkate değer olmaktadır.Bu çalışmada, Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ilişkilerin `kara leke? olarak adlandırıldığı kriz sürecini karar alıcıların uygulamaları dahilinde ele almak neden bir krizin ortaya çıktığını ve binlerce göçmenin mağduriyetine yol açtığını göstermesi açısından önemli olacaktır. Anahtar Kelimeler: Kriz Yönetimi, Dış Politika Krizleri, Uyuşmazlık Çözümü, 1989 Bulgaristan Göçü.

BulgaristanKriz yönetimiTürk dış politikası+4
Zehra Gürsoy
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Güvenlik kültürü ve iç politikaya etkileri bağlamında "Mavi Vatan" kavramı ve Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikası

Türkiye bulunduğu coğrafi ve jeopolitik konum itibariyle küresel ve bölgesel birçok konu ile doğrudan veya dolaylı olarak ilişki içerisindedir. Bu tezin amacı, "Mavi Vatan" kavramı çerçevesinde son dönemde Doğu Akdeniz'de gerçekleşen askeri, ekonomik ve diplomatik gelişmelerin, Türk iç politikasına ne derece etki ettiği sorusuna siyasi aktörler ve düşünce kuruluşları zaviyesinden cevap arayıp literatüre katkı sağlamaktır. 'Politika ile ilgili hiçbir mesele tümüyle dışa ya da içe ait değildir. Bu tespitten hareketle dış politikanın, iç ve dış ilişkilerin ve aktörlerin karmaşık ortamında üretilen/uygulanan bir politika olduğunun altı çizilmelidir. İçte ve dışta farklı aktörlerin ve menfaatlerin bir araya getirilmesi ve bunların somut uygulamalara dönüşmesi zaman içerisinde değişebilen koalisyonlara dayanmaktadır'. 'Dış politika' esasen dışarıya ilişkin gibi görünse de temelde iç siyasi dinamiklerle ilişkili ve karşılıklı etkileşim içerisinde olan bir kavram olma özelliğine sahiptir. İç politikada halk ve ülke içi siyasi aktörlerin hem fikir oluşturma, hem de ortak bir politikayı destekleme düşüncesi, mevcut ülkenin uluslararası camiada daha kararlı ve güçlü adımlar atmasını kolaylaştırır. "Mavi Vatan" ve "Doğu Akdeniz" meselesinde de bu durum aynen geçerli ve izlenmesi gereken yol olarak dikkate değerdir. Sonuç olarak elde edilen bulgular çerçevesinde, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de kendisinin ve KKTC'nin haklarını askeri, hukuki ve bürokratik alanlarda olabildiğince savunduğu ve etkin bir dış politika izlediğini söylemek mümkündür. Belli farklılıklar dışında Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de ki haklılığı gerek İktidar ve muhalefet açısından ve gerekse de belirlenen Düşünce Kuruluşları açısından haklı görülmüştür.

Doğu AkdenizGüvenlikGüvenlik kültürü+7
Mert Tüter
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk Savaş Dönemi'nde Türkiye-ABD ilişkileri

İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Sovyetler Birliği'nin toprak ve üs talepleriyle karşı karşıya kalan Türkiye, Batı ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmeye başlamıştır. Savaş sonrası Sovyetler Birliği'ne karşı yeni stratejiler geliştiren ABD, bu stratejileri ve çıkarları gereği Türkiye'ye destek verme kararı almıştır. Bu kararın ilk uygulamaları 1947'de Truman Doktrini ve 1948'de Marshall Planı çerçevesinde olmuştur. Türkiye, 1950'de başlayan Kore Savaşı'nda Batı ülkelerinin yanında yer alarak Kore'ye asker gönderme kararı almış ve 1952'de ABD'nin de desteğiyle NATO'ya resmen üye olmuştur. Bu tarihten sonra NATO, Türkiye-ABD ilişkilerinde çok önemli bir mihenk taşı haline gelmiştir. Türkiye, NATO'ya üye olduktan sonra özellikle güvenlik boyutunda ABD ile daha sıkı ilişkilere girmiştir. İlk dönemde şartların zorlaması ve iki ülkenin ihtiyaçları çerçevesinde pürüzsüz başlayan ikili ilişkilerde, daha sonra ABD'nin Soğuk Savaş politikaları çerçevesinde ciddi sorunlar ortaya çıkmıştır. Soğuk Savaş döneminde iki ülke arasındaki stratejik ittifak dönemi, Kıbrıs sorunu ile sarsılmaya başlamıştır. Kıbrıs Türklerine karşı yapılan saldırılar nedeniyle 1964 yılında Türkiye adaya müdahale etmek istemiş, fakat ABD'nin tepkisiyle karşılaşmıştır. ABD Başkanı Johnson'un 5 Haziran 1964 tarihinde gönderdiği mektup, Türkiye-ABD ilişkilerine ağır bir darbe vurmuştur. Sarsılan ilişkiler, 1969 Savunma ve İşbirliği Anlaşması ile bir düzene oturtulmak istenmişse de 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ve ertesinde Türkiye'ye uygulanan silah ambargosu ilişkileri kopma noktasına getirmiştir. İki ülke arasındaki ilişkilerin tekrar yakınlaşmaya başlaması, 1978'de ambargonun kalkması ve arkasından 1979'da Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması'nın imzalanmasıyla mümkün olmuştur. İmzalanan anlaşmalar ile ABD'nin Türkiye'deki askeri varlığı da yeniden ele alınmıştır. 1980'li yıllarda iki ülke arasında her ne kadar bazı sorunlar yaşansa da ilişkilerde yeniden bir yakınlaşma dönemi başlamıştır. Bu çalışma, Soğuk Savaş döneminde Türkiye-ABD ilişkilerini incelemeyi amaçlarken söz konusu dönemde iki ülke ilişkilerinde ortaya çıkan önemli anlaşmazlıklara da dikkat çekmeyi hedeflemektedir. Ayrıca bu dönemde, Türkiye-ABD ittifakının temel özelliklerini ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu bağlamda Türkiye'nin ne derecede ABD'nin etkisi altında kaldığı da incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Türkiye, ABD, Türkiye-ABD İlişkileri, Soğuk Savaş, Kıbrıs Sorunu, Dış Politika

Amerika Birleşik DevletleriSoğuk savaşTürk dış politikası+3
Bahri Utaş
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Arap Baharı sonrası Ortadoğu'nun uluslararası ilişkileri ve Türk dış politikası

Ortadoğu bölgesi; siyasal, ekonomik ve kültürel yapısı sebebiyle uluslararası ilişkilerde çok önemli bir yere sahiptir. Enerji kaynakları açısından dünyanın en zengin bölgelerinden biridir. Bölge, Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte ciddi bir değişime sahne olmuştur. Soğuk Savaş sonrası Türkiye'nin bölge devletleriyle olan ilişkileri de değişime uğramıştır. 2010 yılı sonlarında Tunus'ta başlayan Arap Baharı, Ortadoğu'da yeni bir değişim dalgası yaratmıştır. Bölgede yaşanan gelişmeler ve akabinde Suriye'de ortaya çıkan iç savaş, Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit eder hale gelmiştir. Ulusal çıkarlarını korumak isteyen Türkiye'nin Ortadoğu politikasına yeni boyutlar eklenmiştir. Bu çalışmada; Arap Baharı sonrası Ortadoğu'da yaşanan uluslararası gelişmeler bağlamında Türkiye'nin izlediği bölgesel politikalar analiz edilmektedir. Ortadoğu coğrafyasında Arap Baharı sürecinden etkilenen devletler incelenmiş, bölgede yaşanan gelişmelerin Türk Dış Politikası'na yansımaları değerlendirilmiştir.

Arap BaharıOrta Doğu politikasıOrta Doğu ülkeleri+4
Kübra Kadem
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin güvenlik politikalarında çok kutuplu dünyaya uyum: Rusya, Çin ve NATO dengesi

Bu çalışmanın konusunu, Türkiye'nin çok kutuplu uluslararası düzende değişen güvenlik dinamiklerine karşı geliştirdiği stratejik yönelimin, NATO, Rusya ve Çin ile kurduğu ilişkiler ekseninde analitik düzeyde incelenmesi oluşturmaktadır. Araştırmanın temel amacı, Türkiye'nin güvenlik politikalarında geleneksel ittifak sisteminden çok yönlü ve esnek stratejilere geçiş sürecini analiz etmek ve bu çerçevede stratejik otonomi arayışının söylem, uygulama ve bölgesel yansımalarını karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Bu çalışma, Türkiye'nin çok kutuplu uluslararası sistemde güvenlik politikalarını nasıl çeşitlendirdiğini ve stratejik otonomi arayışını nasıl yapılandırdığını analiz etmektedir. Türkiye'nin NATO ile geleneksel ittifak ilişkisini sürdürürken, aynı zamanda Rusya ve Çin gibi alternatif küresel aktörlerle geliştirdiği iş birlikleri, bu bağlamda çok katmanlı bir dış politika modelinin göstergesi olarak ele alınmaktadır. Değişen küresel güç dengeleri karşısında Türkiye'nin güvenlik stratejilerinde ortaya çıkan yön değişimleri, klasik müttefiklik yapılarının dönüşümünü ve alternatif aktörlerle kurulan ilişkiler aracılığıyla şekillenen yeni dış politika eğilimlerini anlamaya yönelik bir çerçeve sunmaktadır. Çalışmada, Türkiye'nin güvenlik politikalarının çok kutuplu dünya düzenine uyumu, Rusya, Çin ve NATO dengesi çerçevesinde karşılaştırmalı analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, Türkiye'nin NATO ile olan ilişkilerinde eleştirel bağlılık temelinde ilerlediğini, Rusya ile pragmatik denge politikası izlediğini ve Çin ile ekonomik ortaklık odaklı temkinli bir strateji yürüttüğünü ortaya koymaktadır. Araştırmanın sonucunda, Türkiye'nin güvenlik politikasında giderek artan oranda stratejik otonomi arayışı içinde olduğu, bu nedenle dış politika söyleminde çok kutupluluğa uyumlu esnek ve çok yönlü bir yaklaşım geliştirdiği tespit edilmiştir. Bu durum, klasik müttefiklik yapılarının dönüşümünün yanı sıra Türkiye'nin küresel güç dengeleri içerisindeki konumlanma arayışını anlamak açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir.

Dış politikaMilli güvenlik politikasıTürk dış politikası
Necmeddin Yüşen
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00

Related subjects