Adults

604 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Deprem sonrası yetişkinlerde sanat etkinliklerinin iyileştirici rolü

Deprem gibi travmatik olaylara yol açabilecek doğal felaketler sonrasında afetzedeler sosyal hayatta karşılaştıkları zorluklarla baş edebilmede birtakım çözümlere gereksinim duyabilmektedirler. Sanat, yaşanılan bu travmatize edici olaylara çözüm araçlarından biri olarak düşünülebilir. Bu bağlamda sanatsal faaliyetler, travmatik olguların dışa vurulmasında etkili ve tıbbi tedavilere ek bir destek olarak görülebilir. Dolayısıyla sanatın travmayla başa çıkmadaki etkisini araştırmak oldukça önem arz etmektedir. Bu çalışmada, deprem sonrasında yetişkinler özelinde sanatsal faaliyetlerin iyileştirici rolünün araştırılması amaçlanmaktadır. Bu çalışmanın çalışma grubunu depremi/artçıları yaşamış 40 yetişkin oluşturmaktadır. Çalışmada, içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Bu analizde katılımcılara yarı yapılandırılmış bireysel sorular sorulmuştur. Araştırma sürecinde katılımcıların verdiği cevapların derlenmesi ve analiz edilmesi sonucu, "Duygusal Deneyim", "Zihinsel Deneyim", "Sosyal Etkiler" olmak üzere 3 ana tema ve "Rahatlama Huzur", "Duygusal Değişim", "Kişisel Tatmin ve Mutluluk", "Kişisel Tatmin ve Gelişim", "Zihinsel Rahatlama ve Odaklanma", "Toplumsal Uyum ve Bağlılık" ve "Sosyal Destek ve İlişkiler" olmak üzere 7 farklı alt tema ortaya çıkmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular, deprem sonrasında sanatsal faaliyetlerle uğraşmanın yetişkinlerde stres seviyelerinin azalmasına, rahatlamalarına, huzur bulmalarına ve sosyal bağlarının güçlenmesine katkı sağladığını göstermektedir. Sonuç olarak, sanatsal faaliyetlerin kaotik ve kriz dönemlerinde yetişkinlerin psiko-sosyal olarak rahatlaması için eğitim programlarına dahil edilmesi gerektiği çıkarımı yapılabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sanat, yetişkin, deprem, travma, iyileşme.

Güzel sanatlarTravmaTravma sonrası büyüme+2
Nazım Kartal
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Examining the attitudes of Turkish adults towards Syrian children from the perspectives of intergroup contact theory and social identity theory

This thesis research aims to examine the attitudes of Turkish adults towards Syrian children and the variables influencing these attitudes within the framework of the Intergroup Contact Theory and Social Identity Theory. Studies have revealed that negative attitudes towards Syrian children are one of negative conditions to which Syrian children are exposed. The research hypotheses were tested with 254 participants (185 Female, 61 Male, Mage =28.04) through an online survey consisting of various scales. Results revealed that when a Turkish child exerts more effort to obtain the reward, Turkish adults tend to and consider it fair to distribute the reward based on the principle of equity. However, when a Syrian child exerts more effort to obtain the reward, they tend to and consider it fair to distribute the reward based on the principle of equality. In addition, social distance (more willingness to engage with Syrians through a variety of means), (positive) emotions toward refugee children, (higher) religiosity and parenthood (having a child) were positively associated; while (more) exposure to Syrian refugees and (higher) income were negatively associated with attitudes toward refugee children. Finally, group attachment was positively correlated with negative attitudes toward Syrian refugee children. Keywords: Syrian Children, Attitudes, In-group Favoritism, Intergroup Contact Theory, Social Identity Theory

Intergroup contactSocial identitySyrians+7
İlke Koçak
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde akne gelişiminin diyet faktörleri ile ilişkisinin belirlenmesi

Bu çalışmada yetişkin bireylerde akne gelişiminin diyet faktörleri ile ilişkisi incelenmiştir. Çalışma örneklemini akne şikayeti olmayan 76 birey ve akne şikayeti ile Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji Polikliniği' ne başvurarak dermatolog tarafından akne tanısı almış 95 hasta oluşturmuştur. Çalışmaya dahil edilen bireylere demografik bilgileri, beslenme durumları, antropometrik ölçümlerini belirlemek amacıyla yüz yüze görüşme yöntemi ile bir anket uygulanmıştır. Ayrıca katılımcıların Besin Tüketim Sıklık Anketi ile beslenme durumları saptanmış ve dermatolog tarafından Global Akne Derecelendirme Ölçeği (GADÖ) kullanılarak hastaların akne şiddeti tespit edilmiştir. Besin Tüketim Sıklık Anketi verilerine göre vaka grubunun az yağlı süt tüketiminin kontrol grubuna kıyasla p<0,05 anlamlılık düzeyinde daha fazla olduğu sonucuna varılmıştır. Beyaz ekmek, kek/börek/pasta, kızarmış patates, şekerli besin ve şekerli içecek tüketiminin akne tanısı alan bireylerde anlamlı derecede daha yüksek bulunmasına karşın, sağlıklı bireylerde tam buğday ekmek, bulgur ve taze sebze tüketiminin daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Omega- 3 kaynağı olan balık tüketiminin sağlıklı kontrol grubu bireylerinde istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Besin Tüketim Sıklık Anketi verilerinden elde edilen tüketimlerin ortalama glisemik yük değerleri hesaplanmış ve vaka grubunun glisemik yük değerinin kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Yapılan çalışma sonucunda Batı tipi beslenme ile özdeşleşen glisemik yükü yüksek besinler, süt/süt ürünlerinin ve şekerli besinlerin fazla miktarda tüketiminin akne gelişimini ve şiddetini arttırabileceği kanısına varılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre diyetisyen tarafından planlanan beslenme programı, aknenin tıbbi tedavisine katkı sağlayacaktır.

Akne vulgarisDiyetGlisemik indeks+3
Nursena Altunsu
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimliği polikliniğine başvuran 50-70 yaş arası hastalardan gaitada gizli kan testi pozitifliği olanlarda malignite saptanma oranları

Giriş ve Amaç: Kolorektal kanser, her iki cinsiyette de tüm kanserler arasında sık görülen ve tarama sayesinde mortalite ve morbiditesinde azalma sağlanan bir kanser türüdür. Çalışmamızda Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran hastalarda periyodik sağlık muayenesi kapsamında gaitada gizli kan testi pozitifliklerinde kolorektal kanser görülme sıklığını ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Üniversitemiz Aile Hekimliği Polikliniği'ne sağlık kontrolü için başvuran 50-70 yaş arasındaki 119 kişi araştırmaya dahil edildi. Katılımcılara sosyodemografik veriler, kolorektal kanser risk faktörleri ve kolorektal kanserde sık görülen semptomların sorgulandığı bir anket uygulandı. Hastaların hemogram, gaitada gizli kan testi, kolonoskopi sonuçlarıyla ve işlem sırasında biyopsi alınan hastaların patoloji sonuçları değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan 119 kişinin 62'si (%52,1) kadın, 57'si (%47,9) erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 61,0 ± 7,6 yaş idi. Tüm katılımcılardan 65 kişinin (%54,6) gaitada gizli kan testi pozitif saptandı. Araştırmaya katılanlardan 5 kişiye (%4,2) kolorektal kanser tanısı konuldu. Kolorektal kanser tanısı konan 5 kişinin (%100) gaitada gizli kan testi pozitif olup, gaitada gizli kan testi pozitif çıkan tüm hastalardaki malignite saptanma oranı, araştırmamızda %7,7 (n=5) olarak bulundu. Sonuç: Araştırmamızda gaitada gizli kan testi pozitifliği ve kolorektal kanser tanısı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Kolay uygulanabilirlik ve maliyet etkinliği avantajları olan gaitada gizli kan testi, 50-70 yaş arasındaki kişilerin kolorektal kanser taramasında yararlıdır.

Aile hekimliğiDışkıKolorektal neoplazmlar+4
Tarık Ahmet Şahin
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde hedonik açlık durumunun sosyal medya bağımlılığı ve obezite ile ilişkisinin araştırılması

Hedonik açlık fizyolojik olarak enerji ihtiyacı olmadan, tüketilen yiyecekten haz almayı amaçlayan iştah ve dürtü olarak tanımlanmaktadır. Hedonik açlık oluşumunda görsel uyaranlar önemli yer tutmaktadır. Görsel uyaranlarla en sık karşılaşılan yerlerden biri sosyal medyadır. Sosyal medyanın kişinin günlük aktivitelerini, aile ve arkadaş ilişkilerini etkileyecek düzeyde kullanımı sosyal medya bağımlılığını oluşturmaktadır. Bu çalışmada yetişkinlerde (n=327) hedonik açlık durumunun sosyal medya bağımlılığı ve obezite ile ilişkisi araştırılmıştır. Katılımcıların hedonik açlık durumları "Besin Gücü Ölçeği", sosyal medya bağımlılıkları "Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-Yetişkin Formu" kullanılarak değerlendirilmiştir. Katılımcıların lezzetli besinlere karşı duyduğu isteği değerlendirmek amacıyla "Görsel Analog Skalası" kullanılmıştır. Katılımcılar BKİ değerlerine göre sınıflandırıldığında %8,6'sının (n=28) düşük kilolu, %62,4'ünün (n=204) normal aralıkta, %19,3'ünün (n=63) aşırı kilolu ve %9,7'sinin (n=32) obez grubunda olduğu belirlenmiştir. Obez bireylerdeki hedonik açlığın normal ve düşük kilolu bireylere göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Besin gücü ve sosyal medya bağımlılığı arasında anlamlı pozitif orta düzeyde bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Besin gücü ile kremalı pasta ve pastane ürünleri arasında anlamlı pozitif orta düzeyde; çikolata ve çikolatalı ürünler, cips, fastfood yiyecekler, patates kızartması, ekmek çeşitleri, makarna ve hamur işleri arasında anlamlı pozitif zayıf düzeyde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hedonik Açlık, Sosyal Medya Bağımlılığı, Obezite, BKİ

AçlıkBağımlılıkHedonizm+5
Aylin Bülbül
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

18-65 yaş arası yetişkin bireylerde ultra işlenmiş gıda tüketiminin astım ile ilişkisinin biyokimyasal parametreler ile araştırılması

NOVA, gıdaları besin maddeleri yerine gıda işlemenin kapsamı ve amacına göre sınıflandıran bir gıda sınıflandırmasıdır. Astım, hırıltılı solunum, nefes darlığı, göğüste sıkışma ve / veya öksürük gibi değişken semptomlar ve değişken ekspiratuar hava akımı sınırlaması ile karakterizedir. NOVA gıda sınıflandırma sistemine göre ultra işlenmiş gıdaların tüketimi astım semptomlarını etkileyecek düzeydedir. Bu çalışmada 18-65 yaş arası yetişkinlerde ultra işlenmiş gıda tüketiminin astım ile ilişkisi biyokimyasal parametreler ile araştırılmıştır. Çalışmaya Ocak 2015 – Eylül 2021 tarihleri arasında astım tanısı almış, buna bağlı ilaç tedavisi gören, kan tahlilleri ve tanı sonrası solunum fonksiyon testleri bulunan 18-65 yaş aralığında 251 (%74,0) kadın ve 88 erkek (%26,0) olmak üzere toplam 339 birey dahil edilmiştir. Katılımcıların demografik bilgileri katılımcı bilgi formu ve ultra işlenmiş gıda tüketimleri besin tüketim sıklık anketi kullanılarak belirlenmiştir. Katılımcıların biyokimyasal parametrelerine ilişkin veriler çalışma yapılan kurumun veri tabanından elde edilmiştir. Çalışma bulgularında CRP, eozinofil ve total IgE değerleri ile ultra işlenmiş gıda tüketimleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). % FEV1 beklenen değeri ve ultra işlenmiş gıda tüketimleri arasında anlamlı bir ilişki olmamasına (p>0,05) rağmen %FVC beklenen ve %FEV1/FVC değerlerinin ultra işlenmiş gıda tüketiminin artmasıyla azaldığı sonucuna ulaşılmıştır (p<0,05). Bu çalışmada ultra işlenmiş gıdaların tüketimi hızla artmakta olup bu gıdaların tüketim sıklıkları astım prognozuna olumsuz yönde etki ettiği sonucuna varılmıştır.

AstımBiyokimyaGıda tüketimi+3
Rümeysa Özçalkap
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koronavirüs pandemisi sürecinde erişkinlerde huzursuz bacak sendromu sıklığı ve koronavirüs anksiyete düzeyinin incelenmesi

Huzursuz Bacak Sendromu toplumda yaygın görülen fakat çoğunlukla tanı koymada geç kalınan, yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir hareket bozukluğudur. Koronavirüs salgınının neden olduğu davranış değişiklikleri, yatkın kişilerde HBS bulgularını kötüleştirebilir veya tetikleyebilir. Bu çalışmada aile hekimliği polikliniğine gelen erişkin hastalarda HBS sıklığını, HBS şikâyetlerinin pandemi ile değişip değişmediğini, koronavirüs anksiyete düzeyinin ve HBS ile koronavirüs anksiyetesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi hedeflendi. Aile Hekimliği Polikliniği'ne herhangi bir sebeple gelen 20-65 yaş grubu 350 kişi araştırmaya alındı. Gönüllülere sosyodemoğrafik özellikler, kronik hastalıkları, kullandıkları tedaviler, HBS tanı ölçütleri, HBS şiddet ölçeği, Covid 19 enfeksiyonu geçirip geçirmediği, Covid 19 aşısı yapılıp yapılmadığı, HBS semptomlarının pandemi ile değişip değişmediği, Koronavirüs Anksiyete Ölçeğinin sorgulandığı anket formu gönüllüler tarafından dolduruldu. 350 gönüllünün 212 tanesi (%60,6) kadın, 138 tanesi (%39,4) erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 34,75 ± 10,32 yaş idi. Katılımcıların 149'una (%42,6) HBS tanısı konuldu, 73 (%20,8) kişide koronavirüs anksiyetesi saptandı. Anket bulgularından elde ettiğimiz veriler ışığında, HBS ve koronavirüs anksiyetesi arasında bilimsel düzeyde anlamlı bir bağ tespit ettik. Anksiyete oranı arttıkça HBS şiddeti de artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Huzursuz Bacak Sendromu, Koronavirüs Anksiyete Ölçeği, Covid-19

AnksiyeteCOVID 19Huzursuz bacak sendromu+7
Meryem Köroğlu
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Migren tanısı almış 18-65 yaş arası yetişkin bireylerde ultra işlenmiş gıda tüketimi ile migren arasındaki ilişkinin araştırılması

Migren, bireylerin günlük yaşam kalitesini bozan, genellikle başın tek tarafında başlayan bir ağrı olarak ortaya çıkan ve dünya genelinde pek çok kişiyi etkileyen bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Migreni tetikleyen çevresel etmenlerin başında besinler gelmektedir. Diyetlerde yer alan sağlıksız gıdalar ultra işlenmiş gıda tanımı ile karşımıza çıkmaktadır. Besinleri kategorilere ayırırken kullanılan NOVA sınıflandırma sistemi gıdaları 4 gruba ayırmaktadır. Bu çalışma migren ve ultra işlenmiş gıdalar arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızda 18-65 yaş arası yetişkin bireylerde migren ile ultra işlenmiş gıda tüketimi arasındaki ilişki araştırılmıştır. Çalışma Mayıs 2023'te yürütülmüş olup, çalışmaya 18-65 yaş arası 88 migren tanısı almış katılımcı ile kontrol grubunda yer alan 88 sağlıklı katılımcı olmak üzere toplam 176 kişi dahil edilmiştir. Katılımcılara demografik bilgilerini içeren bilgi formu ile ultra işlenmiş gıda tüketimini içeren besin tüketim sıklık anketi sunulmuştur. Hem migren grubunda hem de kontrol grubundaki katılımcıların ultra işlenmiş gıda tüketim puanları ile BKİ arasındaki ilişki incelendiği zaman her iki grupta da katılımcıların ultra işlenmiş gıdalardan aldığı tüketim puanı ortalamaları arasında anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Çalışma bulgularına göre migren grubundaki katılımcıların ultra işlenmiş gıdalardan aldığı ortalama tüketim puanı 32,977, kontrol grubundaki katılımcıların ultra işlenmiş gıdalardan aldığı ortalama tüketim puanı 37,705 olup bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (p>0,05). Sonuç olarak, bu çalışmanın bulguları hem migren grubunda hem de kontrol grubunda ultra işlenmiş gıda tüketim puanlarının yüksek olduğunu ancak ultra işlenmiş gıda tüketim puanları ile migren arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Migren, NOVA, Ultra İşlenmiş Gıdalar, Baş Ağrısı

AğrıBaş ağrısıBaş ağrısı bozuklukları+4
Merve Karabacakoğullarından
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Erişkinlerde vücut farkındalığı ile üst ekstremite becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma erişkinlerde vücut farkındalığı ile üst ekstremite becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Şanlıurfa'nın Birecik ilçesinde yaşayan 100 sağlıklı birey oluşturdu. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik bilgi formundan elde edildi. Vücut farkındalığını değerlendirmek için Vücut Farkındalık Anketi (VFA), üst ekstemite becerisini değerlendirmek için O'Connor Parmak Beceri testi ve Kutu Blok Testi (KBT) kullanıldı. Testler dominant ve dominant olmayan tarafa yapıldı. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro-Wilk Testi ile test edildi. Sayısal değişkenlerin 2 grupta karşılaştırılmasında Student t (normal dağılan değişkenler için) ve Mann Whitney U (normal dağılmayan değişkenler için) testleri kullanıldı. Sayısal değişkenlerin 2 den fazla grupta karşılaştırılmasında Tek yönlü Anova (normal dağılan değişkenler için) ve Kruskal Wallis-Dunn çoklu karşılaştırma normal dağılmayan değişkenler için) testleri kullanıldı. İstatistiksel analizlerde SPSS for windows version 24 programı kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda VFA toplam puanı ile O'Connor parmak beceri testi ve KBT'nin dominant ve dominant olmayan ölçümleri arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05). O'Connor parmak beceri testinin dominant ve dominant olmayan ölçümleri arasında anlamlı bir fark saptandı (p<0,05). KBT'nin dominant ve dominant olmayan ölçümleri arasında anlamlı bir fark saptandı (p<0,05). VFA toplam puanı ile yaş, cinsiyet, VKİ arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05). Sonuç olarak; çalışmamızda vücut farkındalığı ile üst ekstremite becerisi arasında anlamlı bir fark bulunamadı. Bu konunun daha farklı parametrelerle araştırılması gerektiğini düşünmekteyiz.

BedenBeden algısıEl becerisi+4
Elif Şahin
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Astımlı erişkinlerde üst ekstremite esneklik, endurans ve fonksiyonelliğin değerlendirilmesi

Bu çalışma, astım tanılı erişkin hastaların üst ekstremite esneklik, endurans ve fonksiyonelliklerini değerlendirmek ve sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Araştırmanın evrenini hastanenin Göğüs Hastalıkları Servisine başvurup astım tanısı alan hastalar oluşturdu. Çalışmaya astım tanılı 25 hasta ve 25 sağlıklı birey dahil edildi. Üst ekstremite esneklikleri, mezura ve gonyometre ölçümü ile, enduransları Eurofit Test Bataryası Disklere Dokunma Testi kullanılarak, fonskiyonellikleri ise Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH) ile değerlendirildi. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda astım tanılı hastalar ile kontrol grubunun; demografik özellikleri benzerdi (p>0,05). Ancak astımlı grubunun VKİ değerleri kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,05). Astımlı hastaların %100'ünde ailede astım öyküsü tespit edildi (p<0,05). Astım tanılı hastaların üst esktremite esnekliklerinin kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha düşük olduğu tespit edildi (p<0,05). Üst ekstremite endurans değerlendirmesinde Eurofit Test Bataryası- Disklere Dokunma Testi kullanıldı. Test sonuçlarına göre astımlı grubun enduransının, kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha düşük olduğu bulundu (p<0,05). Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH) 'ne göre astımlı hastaların fonksiyonelliklerinin, kontrol grubundakilere göre anlamlı düzeyde daha zayıf olduğu tespit edildi (p<0,05). Sonuç olarak; astım tanılı hastaların üst ekstremite esneklik, endurans ve fonskiyonelliklerinin olumsuz yönde etkilendiği saptandı. Esneklik, endurans ve fonksiyonelliğin birbirini etkileyebileceği bilinmektedir. Dolayısıyla rehabilitasyon programlarında bu parametrelerin değerlendirilmesi ve programın ona göre düzenlenmesi programın başarısını arttıracaktır.

AstımDayanıklılıkEkstremiteler+4
Seda Duran
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Romantic jealousy among adults: A cross-cultural study

The aim of this study is twofold: Firstly, it aimed to adapt the Multidimensional Jealousy Scale in Kosovar Albanian cultural context. A Confirmatory Factor Analysis (CFA) on data from 308 Kosovar Albanian adults was conducted for measuring the construct validity of the scale. Rosenberg Self-Esteem Scale was used for testing the criterion validity of the scale. Cronbach's alpha (α) and McDonald's omega (ω) were computed for each subscale for measuring the reliability. Secondly, it aimed to compare 309 Kosovar Albanian and 328 Turkish adults' levels and dimensions of romantic jealousy. The Multidimensional Jealousy Scale and Personal Information Form both in Turkish and Albanian were used as data collection instruments. Finally, independent sample t-tests were performed to investigate the differences between two cultures in jealousy subscales' scores based on demographic variables, including gender, age, and residential area. A one-way ANOVA was used when comparing the Turkish participants' scores by age. After all, the Multidimensional Jealousy Scale (MJS) resulted in three dimensions as in the original scale and yielded a satisfactory level of reliability and validity in Kosovar Albanian context. Cross-cultural differences, with Kosovar Albanians scoring higher in each subscale of jealousy, were found. Moreover, Kosovar Albanian females reported higher emotional jealousy compared to males. While younger (18-25) Kosovar Albanians reported lower cognitive jealousy compared to the older ones (26-35), younger (18-25) Turkish participants reported higher behavioral jealousy compared to the older ones (26-35). Discussion, limitations, and recommendations were discussed.

CultureJealousyAdaptations+1
Lında Agushı
Hacettepe University · Institute of Educational Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Pandemi sürecinde yetişkin bireylerde yaşamda anlamı yordayan değişkenlerin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı COVID-19 pandemisinde 18-65 yaş arası yetişkin bireylerde yaşamda anlamın psikolojik kırılganlık, otantiklik ve algılanan sosyal destek ve COVID-19'un yaşam kalitesine etki düzeyleri ile ilişkisini incelemektir. Araştırmanın diğer bir amacı COVID-19 pandemisinde çeşitli sosyodemografik değişkenlere göre yaşamda anlam düzeylerinde anlamlı bir fark olup olmadığının incelenmesidir. Araştırmanın çalışma grubu uygun örnekleme yöntemiyle ulaşılan 396 yetişkin bireyden (%51 kadın, %47.8 erkek) oluşmaktadır. Veri toplamak için Kişisel Bilgi Formu, Yaşamda Anlam Ölçeği, COVID-19'un Yaşam Kalitesine Etkisi Ölçeği, Otantiklik Ölçeği, Psikolojik Kırılganlık Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılmıştır. Veriler, bağımsız örneklemler için t testi, tek yönlü ANOVA, Tukey testi, Games-Howell testi ve çoklu doğrusal regresyon analizi yöntemleriyle, SPSS 22 kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda yaşamda anlamın alt boyutlarından anlam arayışında cinsiyete göre anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur. Algılanan sosyoekonomik düzeye göre anlam varlığı ve anlam arayışında anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur. Yapılan regresyon analizi sonucunda otantikliğin alt boyutlarından biri olan kendine yabancılaşmanın, psikolojik kırılganlığın ve COVID-19'un yaşam kalitesine etkisinin negatif yönde, otantikliğin alt boyutlarından otantik yaşamın anlamın varlığını pozitif yönde anlamlı bir şekilde yordadığı bulunmuştur. Kendine yabancılaşma, psikolojik kırılganlığın, aileden alınan sosyal desteğin ve COVID-19'un yaşam kalitesine etkisi değişkeninin anlam arayışını anlamlı ve pozitif yönde yordadığı görülmüştür. Elde edilen bulgular ilgili literatüre göre tartışılmıştır.

Algılanan sosyal destekCOVID 19Otantiklik+5
Rukiye Sakmak
Hacettepe University · Institute of Educational Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin immün yetmezlikli bireylerde çalışma durumu ve sağlıkla ilişkili yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Primer immün yetmezlikli bireyler tanı ve tedavi yöntemlerinin gelişmesi sonucunda önemli ölçüde erişkin çağa ulaşmaktadır. Akkiz immün yetmezlikli bireyler ise önemli ölçüde üretken yaş grubunda yer almaktadır. Erişkin immün yetmezlikli bireylerin sağlıkla ilişkili yaşam kaliteleri ve çalışma hayatına katılımlarının olumsuz yönde etkilenebileceği görülmüştür. Bu araştırmada erişkin çağdaki primer ve akkiz immün yetmezlikli bireylerin; çalışma durumunu ve sağlıkla ilişkili yaşam kalitesini belirlemeyi ve arasındaki bağlantıyı araştırmayı amaçladık. Çalışmaya Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri polikliniklerine başvuran 75'i primer, 102'si akkiz immün yetmezlikli, toplam 177 birey dahil edildi. Sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi SF-12v2 formu ile, yürütücü işlevleri İz Sürme Testi ile değerlendirildi. Primer immün yetmezlikli bireylerin akkiz immün yetmezlikli bireylere kıyasla çalışma hayatına daha az katıldığı saptandı (p=0,005). Primer immün yetmezlikli grupta akkiz immün yetmezlikli bireylere kıyasla, sağlıkla ilişkili yaşam kalitesinin fiziksel kompozit skor (p<0,001), fiziksel fonksiyon (p<0,001), fiziksel rol kısıtlılığı (p=0,021), genel sağlık (p<0,001) ve vitalite (p=0,006) alt başlıklarında anlamlı düşüklük saptandı. Yürütücü işlevlerin değerlendirildiği İz Sürme Testi A, B, B-A, A+B sürelerinin tamamının, çalışmayan bireylerde çalışan bireylere kıyasla anlamlı şekilde daha uzun olduğu görüldü (sırasıyla p<0,001, p=0,001, p=0,006, p=0,001). Çalışma hayatına katılımı etki eden faktörler çok değişkenli lojistik regresyon analizi ile incelendi. Primer immün yetmezlik grubu için kadın cinsiyet (OO=0,138, p=0,007, %95 GA: 0,033-0,578), akkiz immün yetmezlikte ise ileri yaş (OO=0,946, p=0,023 %95 GA: 0,902-0,993) çalışma hayatına katılmayı olumsuz etkileyen risk faktörleri olarak saptandı. Sonuç olarak erişkin immün yetmezlikli bireylerin çalışma hayatına katılımları ve sağlıkla ilişkili yaşam kaliteleri düşük saptandı. Çalışma hayatına katılımda risk faktörleri belirlendi. Konu ile ilgili kapsamlı çalışmalar yürütülmesi ve bu çalışmalar ışığında politikalar üretilmesi gereklidir.

Birincil immün yetmezlik hastalıklarıYaşam kalitesiYetişkinler+2
Sarpcan Maden
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin bireylerin ABO kan grubu diyeti ile ilgili görüş, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Beslenme ve diyet kavramları çoğunlukla kilo problemleri için bireylerin gündemine girmekte olsa da sağlık problemleri için de bazı diyet uygulamalarına yönelimler artmaktadır. Farklı diyet tipleri dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok tartışılmakta, farklı görüşler dile getirilmektedir. ABO kan grubu diyeti, kişilerin kan gruplarına göre besinlerin etkisinin farklılıklar gösterdiği ve her kan grubunun kendisine göre faydalı kategorisindeki besinleri daha sıklıkla tercih etmesini, kan grubuna göre önerilmeyen yiyeceklerin ise daha az sıklıkla tüketilmesini öneren diyet tipidir. ABO kan grubu diyeti de toplum tarafından uygulanan, fakat literatürde hakkında yeterli çalışma olmayan popüler diyet tiplerindendir. Bu çalışmayla ABO kan grubu diyeti hakkında fikir sahibi olan erişkin bireylerin bu diyete dair düşünce, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amaçlanmıştır. Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırma Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı'nda 1 Ağustos 2022 – 7 Ocak 2023 tarihleri arasında sosyal medya platformlarında e-anket kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini sosyal medya platformlarında iletilen ankete katılmayı kabul eden, 18 yaş üstü ve ABO kan grubu diyetini duymuş kişiler oluşturmaktadır. Çalışmaya 1155 erişkin birey katıldı. Çalışmaya katılan bireylerin %43,5'i (n=502) ABO kan grubu diyetini uygulamıştır. ABO kan grubu diyetini uygulayan katılımcıların %90,6'sı diyetten memnun olduğunu belirtmiş olup, %94,8'i de bu diyeti yakın çevresine önermekteydi. Diyeti uygulayanların %89,4'ü eskiye göre daha dinç ve sağlıklı hissetmekte olduğunu bildirdi. Diyeti uygulamayan katılımcıların çoğu diyet hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığı için diyeti uygulamamış olduğunu, %73,4'ü ise bu diyeti uygulamayı düşündüğünü bildirdi. Literatürde hakkında yeterli çalışma olmayan popüler diyetler çalışmamız örnekleminde de olduğu gibi her geçen gün toplum tarafından kabul görmekte ve uygulanma sıklığı artmaktadır. Bu diyetler hakkında daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Hem ABO kan grubu diyeti, hem de toplumun ilgi gösterdiği diğer popüler diyetler konusunda hekimlerin ve diyetisyenlerin bilgi sahibi olması, toplumun doğru yönlendirilmesi için büyük önem taşımaktadır. Özellikle hastalarının sağlığına bütüncül olarak yaklaşan aile hekimlerinin eğitim planlamalarında beslenme konularına önem verilmeli ve popüler diyetler de göz önüne alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: ABO kan grubu sistemi, diyet, besin ve beslenme, davranış, tutum

ABO kan grup sistemiBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+7
Eribenur Ötegen
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde sürdürülebilir besin seçimi ve Akdeniz diyetine uyumun değerlendirilmesi

Bu çalışma sürdürülebilir besin seçimleri ile Akdeniz diyeti uyumu arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmada kullanılan Sürdürülebilir Besin Seçimi Anketi (Sustainable Food Choice Questionnaire, SUSFCQ)'nin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliği yapılmıştır. Bunun yanında bireylerin besin seçimlerine etki eden faktörler de incelenmiştir. Araştırma Türkiye'de yaşayan, yaş ortalaması 32,16±8,99 yıl olan, okur-yazar bireyler arasında çevrimiçi olarak yürütülmüştür. SUS-FCQ'nun geçerlilik ve güvenilirlik analizlerine bakıldığında 0,961 Cronbach alfa güvenilirlik katsayısı ile çok yüksek düzeyde güvenilir olduğu tespit edilmiş ve yapı geçerliliği sağlanmıştır (RMSEA=0,080; GFI=0,904; AGFI=0,852; CFI=0,972; χ2=285,174). Tüm bu sonuçlara bağlı olarak SUS-FCQ, Türkçe'ye geçerlilik ve güvenirliliği kabul edilebilir ve uygulanabilirdir. Çalışmaya dahil edilen bireylerin besin seçimlerini sırasıyla duyusal çekicilik, doğal içerik ve uygunluk en fazla etkilediği; etik kaygının ise en az etkilediği belirlenmiştir (p<0,05). Bireylerin TFEQ sonuçları incelendiğinde bilinçli kısıtlama alt boyutu en yüksek, duygusal yeme ise en düşük skora sahiptir (p<0,05). Bireylerin SUS-FCQ skoru 89,35±21,8, genel sürdürülebilirlik alt boyutu skoru 74,03±18,82, yerellik ve mevsimsellik alt boyut skoru ise 15,33±4,9 olarak bulunmuştur. BKİ sınıflaması ve cinsiyete göre SUS-FCQ skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark elde edilmiştir (p<0,05). BKİ değerlerinin artmasıyla birlikte SUS-FCQ skorları da artmıştır (p<0,05). Kadınların SUS-FCQ skorları erkeklerin skorlarından yüksek bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin SUS-FCQ ve genel sürdürülebilir alt boyutu skorları ile FCQ sağlık, doğal içerik ve etik kaygı alt boyut skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ilişkiler belirlenmiştir (p<0,05). SUS-FCQ ile MEDAS skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca SUS-FCQ alt boyutlarından genel sürdürülebilirlik ile yerel ve mevsimsellikle MEDAS arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin MEDAS skorları ile süt ve süt ürünleri, meyve, sebze tüketimi arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ilişkiler belirlenirken, yağlı/tatlı yiyecekleri tüketimi arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü ilişkiler belirlenmiştir (p<0,05). Araştırma sonuçlarına göre SUS-FCQ, sürdürülebilir besin seçimlerinin altında yatan faktörlerin daha detaylı araştırılmasında kullanılabilecek bir ankettir. Sürdürülebilir besin seçimlerini bireylerin cinsiyet, BKİ, Akdeniz diyetine uyum, besinlerini seçerken sağlık, etik ve doğal içeriğe önem vermesi gibi faktörler etkiler. Bunun yanında bireylerin beslenme alışkanlıkları sürdürülebilir besin seçimlerinde farklılıklara neden olmaktadır. Sürdürülebilir besin seçimlerine teşvik etmek için Akdeniz diyetinin benimsenmesi yönünde bilimsel çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, besin seçimi, sürdürülebilir besin seçimi, Akdeniz diyeti

Akdeniz diyetiBesin tercihleriBeslenme+3
Buse Nur Özkaya
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin kadınlarda diyet asit yükü ve bitki bazlı diyet indeksi ile duygu durum düzeyi arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışmada bitki bazlı diyet indeksi ve diyet asit yükünün depresyon, anksiyete ve stres ile arasındaki olası ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 19-39 yaş arası 231 sağlıklı kadın dahil edilmiş olup veriler online ve telefonla görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Bireylerin duygu durumu DASS-21 ölçeği (Depresyon-Anksiyete-Stres Ölçeği) kullanılarak ölçülmüş olup 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı ile beslenme durumları, miktarlı besin tüketim sıklığı anketi ile Bitki Bazlı Diyet İndeksi puanları, diyetin potansiyel renal asid yükü (PRAL) ve net endojen asit üretimi (NEAP) hesaplanmıştır. Bireylerin patates cipsi, doğal-hazır meyve suları ve şekerli içecekler tüketiminin DASS-21 toplam puanları ile pozitif, yumurta ve zeytinyağı tüketiminin isenegatif ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Bireylerin diyetle karbonhidrat alımı (g) DASS-21 toplam puanı ile pozitif ilişkili (r=0,13 p=0,04) bulunmuştur. Bireylerin diyetle günlük C vitamini, toplam folik asit, demir alımı DASS-21 toplam puanı ile negatif ilişkili bulunmuştur (sırasıyla; r=-0,18 p=0,04, r=-0,13 p=0,04, r=-0,13 p=0,03). Genel bitki bazlı diyet indeks puanı yüksek olan bireylerin anksiyete puanları ortalaması daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca genel bitki bazlı diyet indeksi ile DASS-21 toplam puanı ve anksiyete puanları arasında pozitif korelasyon belirlenmiştir (p<0,01). Sağlıklı bitki bazlı diyet indeks puanı yüksek bireylerde, DASS-21 ölçeğini oluşturan alt grupların tümünde daha düşük puan ortalaması belirlenmiştir (p>0,05). Sağlıksız bitki bazlı diyet indeks puanı yüksek olan bireylerin, DASS-21 ölçeğinin toplam (p<0,01), depresyon (p<0,01), anksiyete (p<0,05) ve stres (p<0,05) puanları ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca sağlıksız bitki bazlı diyet indeks puanları ile DASS-21 toplam (r=0,19 p=0,003), depresyon (r=0,19 p=0,003), anksiyete (r=0,17 p=0,003) ve stres (r=0,15 p=0,01) puanları arasında pozitif korelasyon belirlenmiştir. Diyet asit yükünün duygu durum ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Potansiyel renal asit yükü (PRAL) ve NEAP değerleri yüksek bireylerin DASS-21 ölçek puanları daha yüksek bulunmuş ancak bu farklılık istatistiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). PRAL değerleri ve stres puanları arasında pozitif korelasyon saptanmış olup (p<0,05) diğer DASS-21 ölçek puanları ile diyet asit yükü değerleri arasında korelasyon saptanmamıştır. Sonuç olarak bitki bazlı diyet indeksi ile duygu durumu arasında potansiyel bir ilişki bulunurken diyet asit yükü ile duygu durumu arasında güçlü bir ilişki bulunamamıştır. Bu konuda daha geniş örneklem büyüklüklerinde klinik ve gözlemsel çalışmalara ihtiyaç vardır.

AnksiyeteBeslenmeBeslenme incelemeleri+7
Kevser Başoğlu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 salgını sırasında Türkiye'de zorunlu karantinaya veya izolasyona alınmış yetişkin bireylerde travma sonrası stres belirtileri, depresif belirtiler ve kaygı belirtileri açısından psiko-sosyal risk faktörleri ve koruyucu faktörlerin düzenleyici rolünün incelenmesi

Mevcut araştırmada temel amaç, bireylerin gösterdikleri travma sonrası stres belirtileri, depresif belirtiler ve kaygı belirtilerinin karantina/izolasyon yaşantısı üzerinden geçen süreçte gösterdiği değişimi gözlemlemek ve bu değişimi etkileyebileceği düşünülen koruyucu faktörleri ve risk faktörlerini incelemektir. Bu doğrultuda, öncelikle 2-Yönlü Sosyal Destek Ölçeği'nin Türkçe Formunun psikometrik özelliklerini incelemek adına 420 katılımcı (%34.3 erkek, %65.5 kadın) ile bir ön çalışma gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler ile gerçekleştirilen açımlayıcı faktör analizi sonucunda ölçeğin Alınan Sosyal Destek ve Verilen Sosyal Destek Ölçeği olmak üzere iki alt boyuttan oluştuğu, Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısının tüm ölçek için 95, Verilen Sosyal Destek Alt Boyutu için .91, Alınan Sosyal Destek Alt Boyutu için .94 olduğu, test-tekrar test güvenirlik katsayısının da .81 (p<.001) olduğu gözlenmiştir. Temel hipotezlerin test edildiği ana çalışma aşamasında 201 katılımcının (%57.7 kadın, %41.3 erkek) verisi analize dahil edilmiştir. Katılımcıların demografik verileri, salgına bağlı değişkenler ve karantina/izolasyon koşulları ile sonuç değişkenleri arasındaki ilişkiler Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı yöntemi ile hesaplanmıştır. Araştırmanın temel hipotezlerini test edebilmek adına Hayes tarafından geliştirilen PROCESS eklentisi ile Düzenleyici Değişken Model 1 kullanılarak analizler gerçekleştirilmiştir. Bu analizlerin sonuçlarına göre, karantina/izolasyon üzerinden geçen süre ile travma sonrası stres belirtileri, kaygı belirtileri ve depresif belirtiler arasında anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. Düzenleyici değişkenlerden ise sadece Belirsizliğe Tahammülsüzlük seviyesi yüksek olan bireylerde karantina/izolasyon üzerinden geçen süre arttıkça travma sonrası stres belirtilerinin anlamlı olarak azaldığı bulunmuştur (β=-.03, t(173) = -2.59, p=.010, [LLCI=-.058, ULCI=-.008]). Son olarak da araştırmanın alan yazına katkısı, klinik doğurguları, sınırlılıkları ile gelecekte düzenlenecek araştırmalar için öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler COVID-19 Salgını, karantina, izolasyon, verilen sosyal destek, risk faktörleri, koruyucu faktörler.

COVID 19Depresif belirtilerKarantina+7
Ayça Kapyapar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde stres düzeyinin hedonik açlık ve duygusal yeme üzerine etkilerinin incelenmesi

Bu çalışma, Türkiye genelinde sosyal medya ve internet üzerinden ulaşılan yetişkin bireylerin stres düzeyini, hedonik açlık durumlarını, duygusal yeme durumlarını karşılaştırmak ve bu faktörler arasındaki ilişkileri değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Covid-19 pandemisi nedeniyle online olarak yürütülen bu çalışmaya toplam 212 katılımcı dahil edilmiştir. Çalışma kesitsel bir çalışma olarak planlanmıştır. Katılımcıların genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, vücut ağırlığı ve boy uzunluğu ölçümleri iletilen online anket linki aracılığıyla, stres düzeyi, Algılanan Stres Düzeyi Ölçeği (ASÖ); hedonik açlık, Besin Gücü Ölçeği (BGÖ); Duygusal yeme, Duygusal Yeme Ölçeği (DYÖ) ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin %13,2'si erkek, %86,8'i kadındır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 25,4±6,16 yıldır (E: 28,3±6,82 yıl, K: 25,0±5,95 yıl). Bireylerin %25,5'inin stresle başa çıkamadığı saptanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %77,4'ünün hedonik açlık düzeyinin yüksek olduğu tespit edilmiştir (E: %50, K: %81,5). Çalışmaya katılan bireylerin DYÖ puanı ortalamaları 12,6±7,31 olarak bulunmuştur. Ayrıca bireylerde BKİ ile BGÖ arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0,001). Bununla birlikte BKİ ile hem ASÖ (p<0,05), hem de DYÖ (p<0,001) arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bireylerin gece uykudan kalkıp bir şeyler yeme durumu açısından BKİ sınıfları arasında fark olduğu saptanmıştır (p<0,05). Benzer şekilde ASÖ (p<0,05), BGÖ (p<0,001) ve DYÖ (p<0,001) puan ortalamaları açısından BKİ sınıflarına göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Obez bireylerde stres (p<0,05), hedonik açlık (p<0,001)ve duygusal yeme (p<0,001)düzeylerinin anlamlı şekilde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ek olarak; ASÖ ve BGÖ arasında da pozitif yönlü anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=0,192, p<0,05). Benzer şekilde bu çalışmada duygusal yeme ile stres düzeyi arasında da anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,001). Son olarak duygusal yeme ile hedonik açlık arasında da pozitif yönlü ve anlamlı ilişki saptanmıştır (r=0,594, p<0,001). Stres, obeziteye neden olabilmektedir. Bu nedenle stres-hedonik açlık ilişkisinin ve stres-duygusal yeme ilişkinin bilinmesinin beslenme uzmanlarına fayda sağlayacağı düşünülmektedir. Bireye özel beslenme programları oluşturulurken bu kavramların beslenme üzerine olan etkileri de göz önünde bulundurularak iyileştirmeler yapılabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Beslenme, hedonik açlık, stres, duygusal beslenme

AçlıkBeslenme bozukluklarıBeslenme ve yeme bozuklukları+4
Bahar Ata Coşkun
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Behçet hastalığı olan yetişkin bireylerde akdeniz diyetine uyumun behçet sendromu aktivite skalası ve yaşam kalitesi ile ilişkisi

Bu çalışma, Akdeniz diyetine (AD) uyumun ve bağlılığın hem sağlığı koruyucu özelliklerin kalıcılığına yardımcı olması hem de kronik ve inflamatuar seyirli hastalıklar üzerine olan olumlu etkilerini düşünerek, otoinflamatuvar/otoimmün yapıda kronik multisistemik inflamatuar bir hastalık olan Behçet Hastalığına sahip bireylerde Akdeniz diyetine uyumun Behçet Sendromu aktivitesi ve yaşam kalitesi ile ilişkisini araştırmak ve bu konu ile ilgili kısıtlı olan literatüre katkı sağlamak amacı ile yapılmıştır. Çalışma, yaşları 25-50 yıl aralığında olan çalışmaya katılım koşulu sağlayan 34 kadın ve 34 erkek olmak üzere 68 Behçet hastası ile kesitsel bir çalışma olarak yürütülmüştür. Bireylere genel bilgiler, besin tüketim sıklığı, besin tüketim kaydı, Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği, Behçet Sendromu Aktivite Skalası (BSAS) ve Behçet Hastalığı Yaşam Kalitesi Ölçeği'nden (BHYKÖ) oluşan bir anket formu çevrimiçi görüntülü veya sesli görüşme ile uygulanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 37,88±7,20 yıl olarak ve hastalık süresinin ortanca değeri 8,50(12,00) yıl olarak bulunmuştur. Çalışmada AD uyum skoru 10 ve üzeri olan birey saptanmamıştır. Akdeniz diyetine uyum skoru [6-9] puan aralığında olan bireylerin %64,7'si kadın ve %35,3'ü erkek, ≤5 puan olan bireylerin %38,2'si kadın ve %61,8'i erkek bireylerden oluşmaktadır (p=0,028). Erkek ve kadın katılımcıların BSAS skoru ortalaması sırası ile 30,12±16,29 ve 27,12±10,64 puan olarak bulunmuştur (p=0,372). Akdeniz diyeti uyum skoru ≤5 puan olan bireylerin hastalık aktivite skoru ortalaması 37,11±13,54 olarak ve [6-9] puan olan bireylerin ise 20,61±7,36 puan olarak saptanmıştır (p<0,001). Negatif değerlendirmeye sahip olan bir ölçek olan BHYKÖ'nün total puanı, AD uyum skoru arttıkça azaldığı tespit edilmiştir (p=0,001). Serum C-Reaktif Protein (CRP) değerinin Akdeniz diyeti uyum skoru ≤5 puan olan bireyler ile [6-9] puan aralığında olan bireyler arasındaki farkı anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Behçet hastalarının toplam Akdeniz diyeti uyum skoru ile Behçet hastalığı aktivite toplam skorunun ilişkisi negatif yönlü, orta düzeyde ve anlamlı olarak elde edilmiştir (r= -0,577;p<0,001). Katılımcılarda toplam Akdeniz diyeti uyum skoru ile Behçet hastalığı yaşam kalitesi toplam skorunun ilişkisi negatif yönlü, zayıf düzeyde ve anlamlı olarak bulunuştur (r= -0,328; p=0,007). Behçet hastalığı yaşam kalitesi toplam skoru ve Behçet hastalığı aktivite toplam skorunun ilişkisi pozitif yönlü, zayıf düzeyde ve anlamlı olarak tespit edilmiştir (r=0,295 p=0,015). Akdeniz diyeti uyumu total skoru ile serum C-reaktif protein, beden kütle indeksi, bel çevresi ve bel/kalça oranı arasındaki ilişki anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Akdeniz diyetine uyumun, Behçet hastalarında hastalık aktivitesini ve yaşam kalitesini pozitif etkilediği tespit edilmiştir. Akdeniz diyet modelinin içerdiği bir besin grubu veya bir besin öğesi ile hastalık aktivitesi arasında anlamlı bir korelasyon saptanmamıştır. Bu durum bir besin grubu ya da besin öğesine odaklanmak yerine Akdeniz diyet modelinin tamamına odaklanmamız gerektiğini vurgular nitelikte olsa da bu konu ile ilgili ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

Akdeniz diyetiBehçet hastalığıHastalık şiddeti indeksi+3
Rukiye Kıyak
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara ili Etimesgut ilçesinde yer alan aile sağlığı merkezlerinde görev yapan sağlık çalışanlarının aşılama hakkındaki bilgi, görüş ve davranışları

Bu araştırma, birinci basamak sağlık kuruluşlarında görev yapan sağlık çalışanlarının demografik özelliklerini, aşı ve soğuk zincir ile ilgili bilgilerini ve aşılama hakkındaki olumlu görüşlerini, yanılgı ve endişelerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı tipte epidemiyolojik bir araştırmadır. Araştırmaya, Etimesgut ilçesinde yer alan 44 Aile Sağlığı Merkezi'nde (ASM) aktif olarak görev yapan 347 sağlık çalışanı dahil edilmiştir ve 224 kişiye ulaşılmıştır (%64 katılım düzeyi). Katılımcılar, veri toplama formunu internet aracılığıyla doldurmuştur. Çalışmaya katılan sağlık çalışanlarının %83,9'u kadın olup yaş ortalaması 42,3 ve ASM'de çalışılan ortalama süre 7,05 yıldır. Katılımcıların çoğunluğu (%83,5) aşı veya soğuk zincir sorumluluğu olan sağlık çalışanlarıdır. Sağlık çalışanları, aşılar arasında bırakılması gereken süre ve soğuk zincir uygulamaları hakkında yeterli bilgiye sahipken, aşı uygulaması esnasında aspirasyon (%41,1) ve eldiven takmanın (%22,8) gerekmediği bilgisini az bir kısmı bilmektedir. Son beş yılda influenza aşısını düzenli olarak %20,5'i, 2021/2022 sezonunda ise %46,9'u yaptırmıştır. En sık aşı yaptırmama nedeni aşıların gereksiz olduğunu (%59,1) ve etkisiz olduğunu (%19,1) düşünmeleridir. Hastalarına en sık önerdikleri aşılar Td (%95,1), hepatit B (%80,4) ve influenza (%78,1) aşılarıdır. En sık aşıların sorgulandığı hasta grubu gebeler ve risk grubu hastalar iken, en düşük olarak 65 yaş ve üstünün aşı sorgulamaları (%71,0) yapılmıştır. Katılımcıların %29,0'i kızamık aşısının otizmi tetiklediğine katıldığını veya kararsız olduğunu belirtmiştir. Aşılar ile ilgili olumlu önermeler arasında en çok erişkin aşılamanın iyi bir korunma yöntemi olduğu (%97,3) ve aşıların güvenli olduğu (%83,0) yer alırken, aşı üreticisi şirketlere %41,5 düzeyinde güven gözlenmiştir. Aşı uygulamaları hakkında hemşireler daha bilgili iken doktorlar erişkin aşılaması açısından daha olumlu bir düşüncede ve influenza aşılanma davranışları da daha fazla olarak bulunmuştur (p<0,05).

Aile sağlığıAile sağlığı merkeziAnkara-Etimesgut+6
Şahin Can Özaltun
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Genç ve yaşlı yetişkinlerde hedef ve çevresel ipuçları arasındaki ilişkinin ileriye dönük bellek üzerindeki etkisi: Bir göz izleme çalışması

Bu tez çalışmasının amacı, genç ve yaşlı yetişkinlerde hedef ve çevresel ipucu ilişkisinin (çevresel ipucunun hedef ipucu ile ilişkili/ilişkisiz olması) odaksal olmayan iki farklı türde İDB görevindeki (OT-İDB ve ZT-İDB) İDB, stratejik izleme ve ipucu kullanımı üzerindeki etkisini davranışsal ölçümler (İDB görevlerindeki doğru tepki yüzdesi, süregiden görevdeki doğru tepki sayısı) ve göz izleme ölçümleri (İDB hedef alanına toplam odaklanma sayısı ve çevresel ipucundan sonra İDB hedef alanına toplam odaklanma sayısı) yoluyla incelemektir. Tez çalışması birbirini tamamlayıcı nitelikte 3 deneyden meydana gelmektedir. Deney 1'de (Deney 1A ve Deney 1B), 18- 25 yaş arasındaki toplam 57 sağlıklı gönüllü genç katılımcı (48 kadın, 9 erkek); Deney 2'de, OT-İDB görevinde, 18- 25 yaş arasında 24 genç (16 kadın, 8 erkek) ve 65 yaş üzerinde 22 yaşlı (5 kadın, 19 erkek); Deney 3'de, ZT-İDB' de, 18- 25 yaş arasında 22 genç yetişkin (14 kadın, 6 erkek) ve 65 yaş üzerinde 20 yaşlı yetişkin (6 kadın, 14 erkek) yer almıştır. Deney 1'den elde edilen verilerin analizinde bağımsız gruplar t-testi uygulanırken; Deney 2 ve 3'ün analizinde araştırmanın dört bağımlı değişkeni için dört ayrı 2 (Yaş: Genç ve Yaşlı) x 2 (Çevresel İpucunun Hedefle İlişkisi: İlişkili ve İlişkisiz) son faktörde tekrar ölçümlü karma ANOVA uygulanmıştır. Deney 1'in bulgularına göre, bu tez kapsamında tasarlanan odaksal olmayan OT-İDB ve ZT-İDB görevinin hem davranışsal ölçümler hem de göz izleme ölçümleri yoluyla İDB'yi ve stratejik izlemeyi başarıyla ölçtüğü deneysel olarak gösterilmiştir. Deney 2'de, yaşın OT-İDB ve stratejik izleme üzerindeki temel etkisi anlamlı bulunurken, çevresel ipuçlarının kullanımını yansıtan ipucu-güdümlü izleme açısından gençler ve yaşlılar arasında fark bulunmamıştır. Ayrıca İDB hedefi ile ilişkili ipuçlarının varlığının stratejik izlemeyi ve ipucu-güdümlü izleme sayısını arttırdığı görülmüştür. Ancak hedef ilişkili ipucunun varlığı OT-İDB doğru yüzdesi üzerinde beklenen artışa neden olmamıştır. Deney 3'de, Deney 2'de olduğu gibi gençlerin yaşlılardan İDB ve stratejik izleme açısından daha başarılı olduğu görülmüştür. Ayrıca beklenen şekilde İDB hedefi ile ilişkili ipuçlarının İDB hedef alanına toplam odaklanma sayısı ve ipucu-güdümlü izleme sayısı üzerinde etkisi olmadığı görülmüştür.

BellekDavranış öncesi ipucu ve sınama ipucu işlem süreciGençler+5
Aslı Yörük
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerin psikolojik yardım alma tutumlarının incelenmesi: Mardin ili örneği

Bu çalışmanın amacı, Mardin İli Merkez İlçesi'nde yaşayan yetişkinlerin psikolojik yardım almaya yönelik tutumları ile psikolojik yardım alma niyeti, yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi ve tedavi korkusu değişkenleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma örneklemini, Mardin İli' nin Merkez İlçesi'nde ikamet etmekte olan 100 kadın, 105 erkek olmak üzere toplam 205 yetişkin oluşturmaktadır. Bu çalışmada, "Kişisel Bilgi Formu", "Psikolojik Yardım Almaya İlişkin Tutum Ölçeği", "Psikolojik Yardım Almaya İlişkin Niyet Envanteri" ve "Psikoterapi Hakkındaki Düşünceler Ölçeği" olmak üzere toplam dört ölçme aracı kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler, Sosyal Bilimler İstatistik Paket Programı (SPSS) 21.0 ile çözümlenmiştir. Araştırmanın sonucunda; araştırmaya katılanların psikolojik yardım alma niyeti, psikolojik yardım almaya ilişkin tutum ve psikoterapi hakkındaki düşünceleri orta düzeyde olduğu bulunmuştur. Psikolojik yardım alma tutumu ile psikolojik yardım alma niyeti arasında pozitif yönlü bir ilişki vardır. Buna göre; psikolojik yardım alma niyeti arttıkça psikolojik yardım almaya ilişkin tutum da artmaktadır. Tedavi korkusu ile psikolojik yardım alma tutumu arasında ise herhangi bir ilişki bulunmamaktadır. Psikolojik yardım almaya ilişkin tutum, psikolojik yardım alma niyetini pozitif yönde etkilemektedir. Psikolojik yardım alma niyeti ve psikoterapi hakkındaki düşünceler yaşa, cinsiyete ve eğitime göre farklılık göstermemektedir. Psikolojik yardım almaya ilişkin tutum cinsiyete ve eğitime göre farklılık göstermezken yaşa göre farklılık göstermektedir ve yaş arttıkça psikolojik yardım almaya ilişkin tutum artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Psikolojik yardım arama tutumu, psikolojik yardım arama niyeti, yetişkin, cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, tedavi korkusu.

Psikolojik yardımTutumlarYardım arama davranışı+1
Pelin Şimşek
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Çalışan genç yetişkinlerin depresyon düzeyleri ile otomatik düşünceleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma çeşitli sektörlerde çalışan genç yetişkinlerin depresyon düzeyleri ile otomatik düşünceleri arasındaki ilişkinin farklı değişkenlerle incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini 2017 yılında İstanbul ilinde yaşayan çeşitli sektörlerde çalışan genç yetişkin bireyler oluşturmaktadır. Katılımcılar, 75'i (%51,7) kadın, 70'i (%48,3) erkek olmak üzere toplam 145 kişiyi kapsamaktadır. Araştırmada verileri toplamak için "Beck Depresyon Envanteri" ve "Otomatik Düşünceler Ölçeği" kullanılmıştır. Bu araştırma, otomatik düşünceler ile depresyon düzeyi arasındaki ilişkiye bakılacağından korelasyonel desen kullanılarak hazırlanmıştır. Verilerin analizi için öncelikle katılımcıların demografik özelliklerinin betimleyici istatistikleri verilmiştir. Beck Depresyon Envanteri toplam puanları ile bireylerin sosyodemografik özellikleri arasında bağlantısız gruplar t-Tesi ve tek yönlü anova testleri yapılmıştır. Aynı işlem Otomatik Düşünceler Ölçeği toplam puanları ile bağımsız değişkenler arasında da uygulanmıştır. Otomatik Düşünceler Ölçeği alt boyutları ile yapılan analizler Mann Whitney U ve Kruskall Wallis H testleri ile yapılmıştır. Araştırmanın temel amacını oluşturan depresyon ve olumsuz otomatik düşünceler arasında korelasyona bakılmıştır. Yapılan araştırmanın sonucunda elde edilen bulgular, otomatik düşünceler ile depresyonun arasında anlamlı bir ilişki olduğu yönündedir. Bireylerin depresyon düzeyleri ile cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Otomatik düşünce sıklığı düzeyi ile cinsiyet ve medeni durum değişkenleri arasındaki farklılığında anlamlı düzeyde olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Otomatik Düşünceler, Genç Yetişkin

DepresyonOtomatik düşünceYetişkinler+1
Büşra Baki
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik döneminde bağlanma biçimi ve öz anlayış arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Çocukluk çağı travmalarının gelecek yaşamdaki psikolojik sorunlarla ilişkili olduğu yapılan araştırmalarda görülmektedir. Bireylerin çocukluk yıllarında ihmal ve istismar yaşantılarına maruz kalması, güvensiz bağlanma geliştirmelerine neden olarak yetişkin yaşantılarındaki ilişkilerini etkileyebilmektedir. Çocuklukta yaşanan travmaların ve güvensiz bağlanma biçimlerinin sağlıklı süreçlerle ilişkilendirilen öz anlayışı da olumsuz etkilediği düşünülebilir. Bu araştırma, bireylerin çocukluk çağında yaşadıkları travmaları, bağlanma ve öz anlayış arasındaki ilişkileri araştırmayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte çocukluk çağı travmaları, bağlanma ve öz anlayış düzeyinin yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, çalışma durumu, gelir düzeyi ve psikiyatrik tanının olup olmaması gibi değişkenlere bağlı olarak incelenmesi çalışmanın diğer hedefleridir. Anketler online formlar üzerinden uygulandığından, örneklem, yansız olarak ulaşılan ve farklı gruplardan oluşan 18 yaş üzeri kişilerden oluşmaktadır. Araştırmaya 212'si (%70,7) kadın, 88'i (%29,3) erkek olan 300 kişi katılmıştır. Bu çalışmada Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II ve Öz Anlayış Ölçeği kullanılmıştır. Duygusal istismar, cinsel istismar, fiziksel istismar ve fiziksel ihmal alt boyutlarının kaygılı bağlanma, duygusal ihmal alt boyutunun ise kaçınan bağlanma üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu görülmektedir. Duygusal ihmal ve duygusal istismar ve kaygılı bağlanmanın katılımcıların öz anlayış düzeyleri üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu saptanmıştır. Elde edilen bu sonuçlara göre, tedavi sürecinde bireylerin çocukluk çağında yaşadıkları travmaların ve bağlanma biçimlerinin birlikte ele alınması, bunu yaparken öz anlayış düzeyinin artırılmasının iyileşme sürecine katkıda bulunacağı düşünülebilir.

BağlanmaBağlanma stilleriBenlik+6
Esra Peker
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00

Related subjects