Electrophysiology

96 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Sjögren sendromu ve sistemik skleroz hastalarında yutma işlevinin elektrofizyolojik olarak değerlendirilmesi

Amaç: Sjögren sendromu, tükürük ve göz yaşı bezlerinde lenfositik infiltrasyon sonucu oluşan göz ve ağız kuruluğu ile karakterize otoimmun bir hastalıktır. Hastaların yaklaşık yarısında nörolojik komplikasyonlar gelişmektedir. Disfaji ise Sjögren sendromlu hastaların dörtte üçünde görülmektedir. Bu komplikasyon, tükürük salgısının azalmasına ve özefajiyal dismotiliteye bağlanmaktadır. Sistemik skleroz cilttte ve bağ dokusunda kalınlaşma ve sertleşme ile karakterize otoimmun bir hastalıktır. Bazı hastalarda sadece cilt tutulumu gelişirken bazı hastalarda kan damarları, iç organ, sindirim sistemi tutulumu da gözlenmektir. Özefagus hipomotilitesi sklerodermada gelişen önemli ve tanı koydurucu klinik bulgulardan biridir. Özefageal disfaji etyolojisini ortaya koymada manometri çalışmaları ve orofaringeal disfajiyi değerlendirilmek amacıyla kullanılan videofluoroskopi incelemeleri yöntemler arasında olup, invaziv, pahalı ve riskli bir yöntem olup yeterli değildir subjektif sonuç vermektedir. Bu incelemelerin yerine yan etkisi olmayan, objektif sonuç veren elektrofizyolojik yöntemlerle subklinik orofaringeal disfajinin saptanması alınacak sağaltım önlemleri açısından faydalı olabilir. Sjögren sendromunda ve Sistemik sklerozda ise orofaringeal yutmayı elektrofizyolojik olarak değerlendiren çalışma sayısı kısıtlı ve farklı teknikler ile incelenmiştir. Çalışma planı: Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Romatoloji Bilim Dalı'nda takipli Sjögren sendromu olan 16 hasta ile sistemik skleroz tanısı olan ola 21 hasta alındı. Hastaların yaş, cinsiyet, hastalık süresi, eşlik eden hastalıklar değerlendirildi. Normal kontrol grubu 20 hasta ile dışlama kriteleri dikkate alınarak belirlendi. Disfaji klinik bakısı tüm hastalar için yapıldı Disfaji derecelendirmesinde (DD) Ertekin ve ark. nın skalası kullanıldı. Elektrofizyolojik olarak hasta ve sağlıklı tüm gönüllüler yutmaya yönelik elektrofizyolojik (EF) değerlendirmeye tabi tutuldu. Bu değerlendirmede 3 ayrı çalışma uygulandı: 1. Tek Yutma Analizi, 2. Disfaji Limiti, 3. Bardaktan Su İçme Testi Bulgular: Disfaji limiti normal kontrol grubunun tamamında >20 ml iken skleroderma tanılı 21 hastanın 13 ünde (%61,9) disfaji limiti 20 ml den düşük saptandı, Sjögren tanılı hastalarda disfaji limiti 16 hastanın 13 ünde (%81,3) kontrol değerden düşük bulundu. 100 ml bardaktan su içme testi ile ardışık yutma değerlendirildi, yutma sayısı skleroderma tanılı 8 hastada (%50) ve sjögren tanılı 9 (%42,9) hastada kontrol gruba göre artmış bulundu. Sonuç: Çalışmamızda orofaringeyal disfajiyi değerlendridiğimiz hastaların elektrofizyolojik yöntemler ile disfaji değerlendrimesi yapılmıştır. Ardışık su yutma testi ve disfaji limiti testinde her iki hasta grubunda yüksek oranda patolojiler saptanmış olup disfaji tanı ve izleminde bu testlerin kullanımının yararlı olabileceği gözlendi.

ElektrofizyolojiSjögren sendromuSkleroderma-sistemik+2
İrem Baş
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Multipl sklerozun progresif sürecinin dişi wistar sıçanlarda deneysel otoimmün ensefalomiyelit modeli ile incelenmesi ve pentoksifilinin etkileri

Multipl skleroz (MS), santral sinir sisteminin primer demiyelinizan kronik bir hastalığı olup nörodejeneratif, inflamatuar ve otoimmün bileşenler barındırmaktadır. Deneysel otoimmün ensefalomiyelit (DOE) ise yaygın olarak kullanılan bir MS hayvan modelidir. MS'in progresif süreci, kortikal demiyelinizasyon ve nöropsikiyatrik semptomlar (NPS) ile ilişkilidir. Lipopolisakkarit (LPS), Toll-benzeri reseptör 4 (TLR4) agonisti olup kan beyin bariyeri (KBB) geçirgenliğini artırabilen bakteriyel bir endotoksindir. Pentoksifilin ise özgül olmayan fosfodiesteraz inhibisyon aktivitesi yanısıra TLR4 antagonizması yapabilmektedir. Bu çalışmada, Wistar albino dişi sıçanlarda miyelin oligodendrosit glikoprotein (MOG) ile immünizasyon sonrası LPS enjeksiyonu ile KBB geçirgenliğinin artırılıp, kortikal demiyelinizasyon ve NPS'ler ile karakterize kronik progresif MS modeli oluşturulması ve pentoksifilinin tedavideki yerinin ortaya konması amaçlandı. Sıçanların immünizasyonu, 100 µL hacimde 20 µg MOG antijeni ve eşit hacimli CFA (Freund'un tam adjuvanı) ile oluşturulan emülsiyonun kuyruk köküne subkütan enjeksiyonuyla yapıldı. KBB geçirgenliği evans mavisi protokolü ile, NPS'ler davranış testleri ile, demiyelinizasyon ve mikroglial aktivasyon immünohistokimyasal incelemeler ile, periferik sinir tutulumu in vivo elektrofizyolojide bileşik aksiyon potansiyeli (CAP) kayıtları ile değerlendirildi. 4 mg/kg LPS'nin KBB geçirgenliğini artırdığı gösterildi. MOG ile immünize sıçanlara üçüncü haftada LPS enjeksiyonu yapılmasıyla 70. güne kadar devam eden kronik progresif MS modeli elde edildi. Oluşturulan modelde depresyon-benzeri ve anksiyete-benzeri duygudurum, kognitif disfonksiyon, motor disfonksiyon ve mekanik allodini saptandı. Subpial korteks ve hipokampüste şiddetli olmak üzere yaygın gri cevher demiyelinizasyonu ve eşlik eden mikroglial aktivasyon belirlendi. Serum TNF-α seviyesinin yükseldiği ve periferik sinir elektrofizyolojisinde kronik süreçte refrakter periyodun uzadığı bulundu. Pentoksifilinin 2 haftalık 100 mg/kg günlük intraperitoneal dozunun allodini, depresyon-benzeri ve anksiyete-benzeri duygudurum tedavilerinde etkin olduğu belirlendi. Bu tez çalışması, bilinen DOE modeline üçüncü haftada LPS enjeksiyonunun eklenmesi sonucunda kortikal demiyelinizasyon ve NPS'ler ile seyreden kronik progresif MS modeli oluşturulabildiğini ve pentoksifilinin modelin NPS'lerinden özellikle depresyon, anksiyete ve ağrı üzerine tedavi edici etkisi olduğunu göstermiştir.

ElektrofizyolojiMultipl skleroz
Barışcan Çimen
Hacettepe University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağ ve sol atriyal taşikardi nedeniyle kateter ablasyon tedavisi uygulanan hastaların klinik ve elektrofizyolojik özelliklerine göre uzun dönem takipte sonlanım noktalarının değerlendirilmesi

Atriyal taşikardiler (AT), çoğunlukla medikal tedavilere dirençli, kompleks supraventriküler taşikardilerdir ve günümüzde kateter ablasyon atriyal taşikardilerin çoğunluğunda tercih edilen tedavi yöntemidir. Çalışmamızda kateter ablasyon tedavisinin akut işlem başarısı, uzun dönemli takipte rekürrens oranlarının belirlenmesi, bu sonlanımlar üzerinde etkili olan klinik ve elektrofizyolojik özelliklerin tanımlanması amaçlandı. Çalışmaya semptomatik AT nedeniyle kateter ablasyon yapılan 666 hasta alındı [344 (%51,7) kadın, ortalama yaş 55±16]. 199 hastanın (%29,9) kateter ve 18 (%2,7) hastanın cerrahi ablasyon öyküsü vardı. Tüm hastalarda taşikardi esnasında aktivasyon haritalaması ve gerekli olduğunda entrainment haritalama yapıldı. Sinüs ritminde işleme alınan hastalarda voltaj ve bazı hastalarda geç potansiyel haritalama yapılarak düşük voltaj alanları ve fragmente sinyal izlenen alanlar belirlendi. Makroreentry, sağ ve sol AT'lerde en sık görülen taşikardi mekanizmasıydı (%70,2 ve %52,8). Sağ AT'lerde kavotriküspid isthmus (CTI) bağımlı tipik atriyal flutter, sol AT'lerde ise perimitral ve roof bağımlı AT'ler en sık taşikardi tipiydi. 780 AT işleminden %1,8 major ve %5,7 minör olmak üzere 59 işlemde (%7,5) işlem sonrası komplikasyon görüldü. Akut işlem başarısı %95,9'du ve ortalama 39±23 aylık takip sürecinde hastaların %72,8'inde izlemde atriyal taşiaritmi nüksü görülmedi. 1. yılda rekürrens izlenmeyen sağkalım %82,3, 2. yılda %75,9 iken çoklu işlemler sonrasında ise 1.yılda %90, 2.yılda %86 olarak saptandı. Çok değişkenli Cox regresyon analizinde, atriyal fibrilasyon (AF) (HR:2,43; %95 GA:1,78-3,30; p<0,001), kardiyak cerrahi öyküsü (HR:1,68; %95 GA:1,22-2,30; p=0,001), orta-ciddi triküspid yetmezliği (HR:1,47; %95 GA:1,08-2,01; p=0,014) tüm hastalarda rekürrens için bağımsız risk faktörü olarak saptandı. Çalışma sonuçları özellikle yüksek çözünürlüklü haritalama sistemlerinin de kullanımı ile AT kateter ablasyonunun, semptomatik hastalarda erken ve uzun dönemli takipte yüksek başarı oranına sahip olduğunu göstermektedir.

AblasyonAritmi-kardiyakElektrofizyoloji+3
Gül Sinem Kılıç
Hacettepe University
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Cloning putative voltage-gated calcium channel gene in Astacus Leptodactylus and determination of structural and functional properties of related protein

Voltage-gated calcium channels are essential elements in development of many cellular processes like electrical signaling, contraction secretion and gene expression. There has been a fair amount of information about the functional and structural properties of the calcium channels in mammalian species. Crayfish serves as a model animal for many types of experiments. However, there has been no information related to the molecular and genetic properties of the calcium channels in the crayfish. Conventional cloning methods, three-dimensional structural calculations, docking experiments have been conducted. An mRNA 7791 bp in size has been cloned. The coding region has been translated into an alpha peptide with 1942 residues. The cloned protein sequence has similarity to other L-type voltage-gated calcium channel sequences from the neighboring species. Three-dimensional structure, in reference to human L-type voltage-gated calcium channel, has been calculated. Known calcium channel blockers; nifedipine, verapamil and diltiazem have been successfully docked on the calculated three-dimensional model. Considering the similarity assay in the NCBI platform, the three-dimensional structural calculations and the docking experiments it was concluded that the cloned mRNA codes an alpha peptide for a putative voltage-gated calcium channel protein in the crayfish. In the present work by using the conventional molecular biology methods complete mRNA coding a putative calcium channel was de novo cloned. Three-dimensional structure of the related protein was calculated and several pharmacological agents blocking the channel were docked to the identified receptor sites.

Astacus leptodactylusBioinformaticsDocking+5
Berk Sağlam
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Myozin hafif zincir kinaz inhibitörü (ML7) yüklü polimerik nanofiber formülasyonların miyometriyum kasılmasına etkisi

Bu tez çalışmasında amaç erken doğumun önlenmesinde etkili olabilecek nano tabanlı kontrol edilebilir bir ilaç taşıma ve salım sisteminin tasarımı, formülasyonu ve in-vitro etkinliğinin araştırılmasıdır. Bu amaçla termde sezaryen ile doğum yapan gebe kadınlardan (n=10) alınan uterus dokusu kullanarak kalsiyum kanal blokörü (nifedipin) ve myozin hafif zincir kinaz inhibitörü (ML7) yüklü nanofiberlerin spontan ve uyarılmış miyometriyum kasılmaları üzerindeki etkisine bakıldı. PLGA polimeri ile elektroeğirme yöntemi kullanılarak nifedipin ve ML7 yüklü anofiberler hazırlandı; Grup I kontrol; Grup II ilaçsız nanofiber; Grup III Nifedipin (10-5M); Grup IV ML7 (3x10-5M); Grup V ML7 (3x10-5M) ve Nifedipin (10-5M); Grup VI ML7 (3x10-5M) ve Nifedipin (3x10-5M); Grup VII ML7 (3x10-5M) ve Nifedipin (10-4 M). Termde uterus örneklerinden hazırlanan miyometriyum şeritlerine (3x10 mm) anofiberler uygulandı ve in-vitro organ banyosuna yerleştirildi. Şeritlerin spontan, KCl (120 mM) ve kümülatif oksitosin (10-11-10-5 M) ile uyarılmış kasılmaları kaydedildi. Kasılma genlikleri şerit ağırlığı ve KCl ile uyarılmış kasılma ile normalize edildi, kasılma sıklığı ve eğri altında kalan alan ölçüldü. Veriler SPSS istatistik programı ile değerlendirildi. İlaç yüklü polimerlerin uygulanması, tüm gruplarda spontan ve uyarılmış kasılmaların sıklığında ve şiddetinde önemli bir azalmaya neden oldu (p<0,01). Kontrol grubu ile ilaç yükleme yapılmamış nanofiber gruplarında benzer sonuçlar elde edildi (p=0,704). Kasılmaların genliği ve sıklığı açısından, oksitosin doz-kasılma yanıtındaki en belirgin etki grup VII'de görüldü (p<0,05). Grup VI'da da kontrol ve ilaç yüklemesi yapılmamış nanofiber gruplarına göre kasılma şiddeti ve sıklığı anlamlı derecede azalmıştı (p<0,05). Bu farklar özellikle yüksek dozlarda anlamlı bulundu. Sadece Nifedipin veya ML7 yüklü nanofiberlerin kullanımı da kasılmanın genliği ve sıklığında azalmaya neden oldu, ancak bu azalma kontrol ve boş polimer gruplarıyla karşılaştırıldığında anlamlı değildi. Maksimum kasılma yanıtı da benzer şekilde ilaç uygulanan şeritlerde anlamlı derecede azalmışken, en önemli fark Grup VI ve VII'de gözlendi (p<0.01). Bu çalışmanın sonuçları insan uterus doku şeritlerinde Nifedipin ve ML7 yüklü nanofiberlerin kasılmaları baskılayabildiğini göstermektedir. İleri çalışmalarda bu formülasyonların in vivo etkinliğinin gösterilebilmesi lokal etkili, sistemik yan etkileri azalmış ve güvenli kontrol edilebilir ilaç salım sistemlerinin potansiyel tedavi seçeneği olarak önerilebilmesini sağlayacaktır.

Doğum-prematürElektrofizyolojiMiyometrium+6
Yetkin Karasu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kritik hastalık miyopatisi elektrofizyolojik tanısında stimulus - birleşik kas aksiyon potansiyeli genlik / alan / süre yanıt eğrisi çalışması

Yoğun bakım ünitesinde edinilmiş güçsüzlüğün en sık nedenleri olan kritik hastalık miyopatisi (KHM) ve kritik hastalık nöropatisi (KHN) sık görülen, uzamış mekanik ventilasyon ve hospitalizasyon süresi, artmış maliyet, morbidite ve mortalite ile ilişkili olan edinilmiş nöromusküler disfonksiyon tablolarıdır. Daha iyi prognozlu olması, rehabilitasyon ile tam düzelme mümkün olması nedeniyle bazı yoğun bakım popülasyonlarında %100'e varan oranda görülebilen KHM'nin erken dönemde saptanabilmesi önemlidir. Sinir iletim çalışmalarında hem KHM hem de KHN'de birleşik kas aksiyon potansiyeli (BKAP) amplitüdünde (BKAPAmp) düşüklük izlenirken, KHM'de BKAP negatif tepe süresinde (BKAPSüre) hem distal hem de proksimal uyarımda senkron dispersiyon (uzama) gözlenmektedir. Bu çalışmada, KHM elektrofizyolojik tanısında, BKAPSüre uzamasının bazı hastalarda gözlenememesi veya sınırda bulunması nedeniyle, submaksimal uyarım şiddetlerindeki BKAPSüre incelenerek KHM'nin gelişiminin daha erken dönemde tahmini ve daha özgül bir şekilde ortaya konması için yeni parametrelerin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma, EMG sonrası KHM/KHNM tanısı alan 11 hasta ile 12 sağlıklı bireyde, ulnar sinir uyarımı ve ADM kasından kayıtla gerçekleştirilmiştir. İlk BKAP saptanan minimal (UMin) ve maksimal BKAP uyarım şiddeti (UMax), ardından (UMax – UMin) aralığı 4 eşit parçaya bölünerek 4 tane yüzdelik uyarım şiddeti (U%20, U%40, U%60, U%80) daha belirlenmiştir. Her 6 uyarım şiddetinde elde edilen BKAPAmp, BKAPSüre, her bir uyarım şiddetinde elde edilen BKAPSüre'nin maksimum BKAPSüre'ye oranı hesaplanmıştır (MaxOran_Süre_UMin, MaxOran_Süre_U%20, MaxOran_Süre_U%40, MaxOran_Süre_U%60, MaxOran_Süre_U%80). BKAPSüre hasta grubunda tüm uyarım şiddetlerinde kontrol grubuna göre uzun iken en belirgin farklılık UMin ve U%20 şiddetindeydi. Daha önemli olarak, çalışmamızda 2 hastada supramaksimal uyarım şiddetlerinde BKAPSüre uzaması saptanmamasına karşın, bu uyarım şiddetlerinde bu hastalarda da uzama saptanmıştır. BKAPSüre hastalarda UMin şiddetinde maksimum ve uyarım şiddeti arttıkça giderek kısalırken, kontrollerde UMin şiddetinde minimum ve uyarım şiddeti arttıkça giderek uzuyordu. Bununla uyumlu olarak, hastalarda MaxOran_Süre_UMin ve MaxOran_Süre_U%20 oranları kontrollere göre anlamlı derecede büyüktü. KHM için tanısal BKAPSüre uzaması, rutin incelemelerde kullanılan supramaksimal uyarım şiddetine göre, daha düşük uyarım şiddetlerinde (UMin ve U%20) belirgin ve yüksek bir duyarlılıkla saptanmıştır. Literatürde ve çalışmamızda BKAPSüre uzamasının bazı hastalarda supramaksimal uyarım şiddetinde saptanmaması göz önüne alındığında bu bulgumuz özellikle erken dönemde elektrofizyolojik duyarlılığı yükseltmekte olup ek bir teknik donanım ve zaman gerektirmemesi ile de oldukça kullanışlıdır. Bu bulgunun, KHM'de farklı uyarım şiddetlerinde uyarılan farklı kas liflerinin membran uyarılabilirliğinde azalmanın farklı düzeylerde gerçekleşmesinden ve bu liflere ait aksiyon potansiyellerinin neden olduğu elektriksel faz iptalinden kaynaklandığı düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: sinir iletim çalışması, kritik hastalık miyopatisi, BKAP negatif tepe süresi, senkron dispersiyon

DispersiyonElektrofizyolojiKas lifleri+6
Özge Berna Gültekin Zaim
Hacettepe University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Görsel, motor ve somatosensoriyel korteks integrasyonunun non-invazif elektrofizyolojik yöntemlerle değerlendirilmesi

Kortikospinal uyarılabilirlik, fizyolojik koşullar altında çeşitli duyusal girdilerden etkilenebilir. Motor korteks ve bu kortikal duyusal alanlar arasındaki bağlantı ve etkileşim ile ilgili araştırmalar, ilişkilerin nispeten dolaylı olduğunu göstermektedir. Geçmişteki çalışmalar genellikle motor korteksin tek bir duyusal modalite ile etkileşimi üzerine olup; çoklu duyusal etkinin motor kortikal uyarılabilirlik üzerine etkisi bilinmemektedir. Bu çalışmada, çoklu-duyusal etkinin kortikal uyarılabilirlik üzerine etkisinin anlaşılması amacıyla ilk kez somatosensoriyel-elektriksel ve görsel-Goggle_LED uyarımlar ile transkraniyal manyetik stimülasyonun (TMS) multimodal koşullandırılması kullanılarak kortikal uyarılabilirliğinin incelenmesi gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 14 sağlıklı gönüllü katılmıştır. Koşullandırıcı-uyarı olarak Goggle-LED sonrasında 50, 60, 70, 80, 90, 100, 110, 120ms interstimulus aralık (ISI)'larında test-TMS uygulanmıştır. Her ISI'da elde edilen 10 koşullandırılmış-motor uyarılmış potansiyel (MEP) amplitütlerinin ortalaması alınarak ISI-MEPGoggle_koşul_ort parametreleri elde edilmiştir. Sonrasında ikili duyusal modalite değerlendirilmesi amacıyla, 1.koşullandırıcı-uyarı olarak Goggle-LED, sonrasında 2.koşullandırıcı-uyarı olarak 23 ms'de uygulanmış elektriksel ve ardından TMS uygulanmıştır. Sonuç olarak, tek başına Goggle_LED koşullandırıcı-uyarımı sonrası 50 ve 60ms ISI'larda inhibisyon saptanmıştır (p=0,005; p=0,007). 110 ms ISI'da ise istatistiksel-anlamlılığa ulaşmamakla birlikte (p=0,077) tersine fasilitasyon eğilimi izlenmiştir. Goggle_LED ve somatosensoriyel-elektriksel şeklinde ikili koşullandırıcı-uyarım sonrası diğer tüm ISI'larda test-yanıtlarına göre koşullandırılmış-yanıtlarda anlamlı farklılık (inhibisyon) izlenirken 110ms'de anlamlı fark (inhibisyon) gözlenmemiştir (p=0,053). 50 ve 60ms ISI'larda ise istatistiksel-anlamlılığa ulaşmamakla birlikte tek başına elektriksel koşullandırıcı-uyarım göre inhibisyonda artış izlenmiştir (p=0,051; p=0,069).

ElektrofizyolojiGörsel korteksMotor korteks+3
Fatma Gökçem Yıldız Sarıkaya
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Serebral palsi'li çocuklarda NMES'in yutma güçlüğü rehabilitasyonunda etkinliğinin elektrofizyolojik olarak incelenmesi

Bu çalışma disfajik Serebral Palsi'li (SP) çocuklarda NMES'in Yutma Güçlüğü Rehabilitasyonuna etkinliğinin fonksiyonel ve elektrofizyolojik olarak incelenmesini amaçlamaktadır. Çalışmaya yaş ortalaması 7,03±2,40 yıl olan 26 SP'li çocuk dahil edildi. Çocukların tümüne konvansiyonel yutma rehabilitasyonu olarak; oral motor egzersizler, laringeal mobilizasyon, termal taktil stimülasyon ve diş eti masajı uygulandı. Çocuklar konvansiyonel yutma rehabilitasyonuna ek olarak NMES (n=16) ile ShamNMES (n=10) uygulandığı iki tedavi grubuna randomize olarak ayrıldı.Tüm çocuklara Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (KMFSS), Baş Kontrolü Klinik Değerlendirme Ölçeği, Pediatrik Yeme Değerlendirme Skalası (Pedi-EAT 10), Penetrasyon-Aspirasyon değerlendirmesi (PAS), Karaduman Çiğneme Performansı Skalası (KÇPS), Yutma Yeteneği ve Fonksiyonunun Değerlendirilmesi (SAFE), Suprahyoid kasının elektrofizyolojik değerlendirmesi uygulandı. Tüm hastalar klinikte terapist tarafından haftada 3 seans olmak üzere 4 hafta toplam 12 seans yutma bozuklukları rehabilitasyon programına alındı. KMFSS düzeyi arttıkça yutma sorunu artarken, her iki tedaviden de yararlanma düzeyi azaldı. NMES'in yutma becerisi ve yeteneğini tüm evrelerde istatistiksel olarak artırmıştır. Sham-NMES'in ise yalnızca oral faz değerlendirme de anlamlı düzeyde faydalı olduğu bulundu (p<0,05). Her iki tedavinin disfaji limiti, aspirasyon ve penetrasyon riski üzerinde anlamlı derecede iyileştirici etkileri olduğu belirlendi. Fakat her iki uygulamanın; yutmanın fonksiyonelliği üzerinde birbirlerine göre istatistiksel olarak üstünlüklerinin olmadığı saptandı (p>0,05). Gıda yoğunluğu arttıkça suprahyoid kasın kasılma performansı artmıştır. Kasın kasılma performansına olan etkisi açısından ise katı gıdalarda NMES'in lehine anlamlı gelişme bulundu (p<0,05). Her iki tedavi grubunda suprahyoid kasının istirahat potansiyelinin tüm kıvamlarda tedaviden sonra azaldığı dikkat çekmiştir (p>0,05). Tüm hastalarda yutma süresi tüm kıvamlarda azalmıştır. Gruplar arasında; NMES grubunda spontan ve katı yutmada, Sham-NMES grubunda ise sıvı yutmada kasılma süresi anlamlı olarak azalmıştır (p<0,05). Çalışma sonucunda NMES'in yutmanın fonksiyonelliği açısında Sham-NMES'e üstünlüğünün olmadığını ancak spontan ve katı gıdalarda NMES'in tedavide suprahyoid kasının performansı üzerinde üstünlüğünün olduğunu düşünmekteyiz.

ElektrofizyolojiElektrofizyolojik bilgi toplamaElektromiyografi+6
Neslihan Altuntaş Yılmaz
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessEN

Molecular properties of crayfish potassium channels

Potassium channel family is the largest group in the ion channel superfamily. Family members are reported in all organisms ranging from bacteria to higher mammals. Potassium channels have important roles in cell growth, termination of action potential and determination of cell shape and resting membrane potential. Presence of crayfish potassium channels has been documented in previous functional studies. However, as the genome of the crayfish is not complete yet, there is limited information about the molecular properties of potassium channels. To reveal potassium channel coding genes in the crayfish, conventional cloning methods have been employed. As a result of the present study, gene sequences have been revealed for an Inward Rectifier Potassium Channel (Kir) and a Calcium-activated (KCa) type of Potassium Channel. Gene sequences show strong similarity to known potassium channels from closely related species and they share characteristic features of the potassium channel family. Revealed genes have been cloned to appropriate expression vectors. Crayfish Kir channel has been expressed in Xenopus oocytes and inward currents have been recorded via two electrode voltage clamp. Compiled data indicates that in crayfish genome are present multiple Potassium Channel genes which have been functionally expressed. It was identified that the cloned genes are belonging to two different potassium channels.

AstacoideaElectrophysiologyCrayfish+2
Bora Ergin
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Miyopik olgularda maküla fonksiyonun anatomik ve elektrofizyolojik olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; miyopik olgularda arka segment parametrelerini değerlendirerek makülanın anatomik yapısını spektral domain optik koherens tomografi (SDOKT) ile ve fonksiyonel açıdan pattern elektroretinografi (PERG) ile incelenmek ve aralarındaki korelasyonu saptamaktır. Çalışma grubu 78'i kadın, 40'ı erkek toplam 118 olgudan oluşturuldu. Kırma kusuru derecesine göre olgular 4 gruba ayrıldı. Birinci grup 0.00/-0.75 D arası (kontrol grubu), ikinci grup -1.00/-2.75 D arası, üçüncü grup -3.00/-5.75 D arası, dördüncü grup -6.00 D ve üstü olarak belirlendi. Tüm olgularda peripapiller RSLT kalınlığı, maküla kalınlığı, retina katlarının kalınlığı ve koroid kalınlığı SDOKT kullanılarak ölçüldü ve ardından PERG testi uygulandı. Miyopi derecesi artışı ile T kadran hariç RSLT kalınlığında azalma olduğu gözlendi. Maküler kalınlık ve retina katlarının (dış pleksiform tabaka hariç) kalınlıkları ile miyopi derecesi arasında bir ilişki bulunamadı. Yüksek miyopi grubunda maküler kalınlık ile N95 amplitüdü arasında negatif korelasyon saptandı. Miyopi derecesi ve AU artışı ile subfoveal koroid kalınlığı azalmaktaydı. AU ile subfoveal koroidal kalınlık arasında negatif korelasyon olduğu görüldü. P50 ve N95 dalgalarının amplitüdlerinde yüksek miyopi grubu ile kontrol grubu arasında istatiksel olarak anlamlı fark olduğu bulundu. Miyopi derecesinin artması ile ilişkili olarak P50 ve N95 amplitüdündeki azalma belirginleşiyordu. N95 amplitüdündeki azalma aksiyel uzunluk artışı ile korelasyon göstermekteydi. Maküler retina katlarında anatomik bir değişiklik olmadan ve EİDGK etkilenmemiş iken P50 amplitüdünde azalma olması, fonksiyonel açıdan makülanın yüksek miyop olgularda etkilenebileceğini düşündürmektedir. N95 amplitüdündeki azalmanın ise AU'daki artış ve global peripapiller RSLT kalınlığındaki azalma ile ilişkili olabileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: Spektral Domain Optik Koherens Tomografi, pattern elektrografi, miyopi.

AnatomiElektrofizyolojiElektroretinografi+4
Yağmur Deniz
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ekstansör plantar yanıt (Babinski bulgusu) patofizyolojisinin elektrofizyolojik yöntemlerle incelenmesi

Bu çalışmada ekstansör plantar yanıtın ("Babinski bulgusu") patofizyolojisinin anlaşılmasına yönelik olarak kontrol ve Babinski bulgusu olan hastalarda ekstansör hallusisi (EHL) kasında elektrofizyolojik incelemeler gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla korteksin transkranial manyetik stimulasyon (TMS) ile uyarımı ile kortikal sessiz süre (KoSS), periferik sinirlerin elektriksel uyarım ile de kutanöz sessiz süre (KuSS) çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Hasta grubunda kontrol grubuna göre gözlenebilecek farklılıkların ekstansör plantar yanıt (EPY) patofizyolojisinin anlaşılmasında ve gösterilmesinde yol gösterici olacağı, KuSS ve KoSS paramterelerinde gözlenebilecek farklılıkların ise spinal veya supraspinal düzeyde EPY ile ilgili lokalizasyon sağlayabileceği düşünülmüştür. 13 sağlık kontrol ve spinal ve/veya kranial lezyona bağlı EPY bulgusu olan 9 hastada EHL ve gastrokinemus kaslarından kayıt alınarak sural sinirin elektriksel uyarım ile KuSS, bu kasların kortikal temsil alanlarının TMS ile uyarımı ile de KoSS çalışmaları gerçekleştirilmiştir. KuSS ve KoSS için sessiz süre başlangıcı, sonlanması ve süresi ölçülmüştür. Çalışmanın temel bulgusu EPY gözlenen hastalarda EHL kasında KuSS'nin süresinin kontrollere göre kısalması veya KuSS'nin elde edilememesi olmuştur. Hasta grubunda KuSS'de gözlenen kısalma anlamlı bulunmuştur (hasta grubu. 30,14±6,49 ms, kontrol grubu 45,3±5,43 ms, p0,0001) Hasta grubunda EHL kasında KuSS elde edilen tüm bireylerin tümünde süre kontrol grubunun saptanan alt sınırının altında daha kısa olarak bulunmuştur. Tek taraflı Babinski bulgusu olan dolayısı ile diğer taraftaki EHL kası ile karşılaştırılma yapılabilen olgularda ise sağlam tarafta EHL KuSS normal olarak bulunmuştur. Tüm bu bulgular EPY patofizyolojisi ile ilgili olarak, özellikle spinal lezyona bağlı ortaya çıkması durumunda spinal inhibitör devrelerin etkinliğinde azalmayı (disinhibisyon) düşündürmektedir. Bu değişikliğin gösterilmesinde, non-invazif bir yöntem olan kutanöz sessiz süre çalışması ekstansör plantar yanıtın objektif olarak saptanabilmesi açısından yeni bir olanak sunabilir.

Ekstansör plantar yanıtElektrofizyolojiKaslar+1
Umur Türkyılmaz
Hacettepe University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

İnsan çene kası sinaptik bağlantılarının araştırılması

İnsan Çene Kası Sinaptik Bağlantılarının Araştırılması Elektromiyografi insan sinir sistemi ve bağlantılarının araştırılmasında kullanılan elektrofizyolojik bir ölçüm yöntemidir. Bu araştırmada farklı seviyelerde mekanik ve transkraniyal manyetik uyarılar uygulanması ile masseter kasından elektromiyografi ölçümü yapılarak korteks, masseter kası ve reseptörler arasındaki sinaptik bağlantıların ve farklı kasılma durumlarında bu bağlantılardaki olası değişimlerin ortaya çıkarılması amaçlandı. Araştırmaya herhangi bir dental, nörolojik, psikiyatrik, alerjik ya da kas hastalığı ve gebelik durumu olmayan 22–39 yaşları arasında 20 sağlıklı yetişkin gönüllü katıldı. Mekanik uyarılar mekanik uyarı probu ile ön sağ kesici dişe ve transkraniyal manyetik uyarılar sekiz şeklinde bobin ile korteks çiğneme bölgesine verildi. Kayıtlar sağ masseter kasından, tek kullanımlık Ag-AgCl elektrodlar vasıtasıyla yüzeyel elektromiyografi yöntemiyle alındı. Elde edilen verilerden refleks parametreleri, inhibisyon-eksitasyon seviyeleri ve motor uyartılmış potansiyeller incelendi. Bu araştırma sonucuna göre, çiğneme sırasında oluşan refleks yanıtların çenenin sabit kasılması sırasında oluşan yanıtlardan farklı olduğu ortaya çıkarıldı. Mekanik ve transkraniyal manyetik uyarı sonucunda uyarı şiddeti arttırıldıkça refleks parametrelerinden genlik arttı (p<0,05). Perioral bölgeye lokal anestezi uygulanarak dişe verilen mekanik uyarılar ile periodontal mekanoreseptörler ve kas iğciklerinin çiğneme fonksiyonları sırasındaki refleks bağlantıları gösterildi. Farklı şiddetlerdeki transkraniyal manyetik uyarılar sonucunda korteksin çiğneme sırasında çene kaslarına olan katkısı bulundu. Elde edilen sonuçlar, farklı çiğneme durumlarında farklı seviyelerdeki transkraniyal manyetik ve mekanik uyarıların masseter kası sinirsel bağlantılarını göstermede etkili bir yöntem olduğunu gösterdi. Anahtar Kelimeler: Mekanik uyarı, transkraniyal manyetik uyarı, elektromiyografi, masseter kası, periodontal mekanoreseptörler, kas iğcikleri, motor korteks.

BiyofizikElektrofizyolojiElektromiyografi+6
Elif Sibel Atış Tekeli
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nöroloji yoğun bakım ünitesinde uyanıklık kusuru nedeniyle izlenen hastaların devamlı video-EEG monitorizasyonunda saptanan elektrofizyolojk bulgular ve bu bulgulara eşlik eden klinik, laboratuvar ve görüntüleme özellikleri

Amaç: Çalışmamızda uyanıklık kusuruyla izlenen hastalarda devamlı videoEEG monitorizasyonuyla (dVEM) saptanan elektrografik paternlerin (periyodik deşarj (PD), ritmik diken dalga (RSW), ritmik delta aktivitesi (RDA), nonkonvülzif nöbet ve nonkonvülzif status epileptikus (NKN, NKSE)) sıklığı ve bu paternlere eşlik eden klinik ve laboratuvar bulgularının varlığı araştırılmıştır.Materyal-yöntem: Bu çalışmada Ocak 2009-Aralık 2011 tarihleri arasında, NYBÜ'de uyanıklık kusuru nedeniyle yatırılmış, VEM cihazıyla izlenmiş hastaların klinik, elektrofizyolojik, radyolojik ve laboratuvar bulguları retrospektif değerlendirildi.Bulgular: Ortalama yaşı 68.2, 25'i erkek, 57 hasta çalışmaya alındı. dVEM süresi ortalama 2532,61 dakikaydı. Monitorizasyonda en sık PD (%33), ikinci sıklıkta NKN-NKSE (%26,3) saptandı. NKN-NKSE varlığının PD ile ilişkili olduğu (%57.9, p<0.001) görüldü. PD, NKN-NKSE en sık akut iskemik SVH ve ensefalopatili hastalarda saptandı. Monitorizasyonda herhangi bir elektrografik patern görülmesi kadınlarda daha sıktı (%70.4, p=0.040). PD, NKN-NKSE saptanan grupta monitorizasyon süresi daha uzundu (p=0.004, p=0.014). Monitorizasyon öncesi EEG'de herhangi bir elektrografik patern saptanması monitorizasyonda herhangi bir elektrografik patern varlığıyla ilişkiliydi (%59.3, p<0.0001). Elektrografik patern saptanan hastalarda monitorizasyon sırasında konvülzif veya NKN görülmesi daha sıktı (p<0.0001). NKN-NKSE'nin %66.7'si ilk 12 saat, %26.7'si 12-24 saat içinde izlendi.Sonuç: En sık görülen elektrografik patern PD, ikinci sıklıkta NKN-NKSE'di. Monitorizasyon süresinin uzunluğunun PD, NKN-NKSE saptanması ile korelasyon gösterdiği, monitorizasyon öncesi kısa EEG'de herhangi bir elektrografik patern saptanmasının monitorizasyonda herhangi bir elektrografik patern saptanmasını ön görebileceği, böyle hastaların klinik ve/veya elektrografik nöbet tanısı için en az 24 saat monitorize edilmesinin faydalı olabileceği düşünüldü.

ElektroensefalografiElektrofizyolojiMonitörizasyon-fizyolojik+1
Zeynep Vildan Okudan
Demiroğlu Bilim University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karpal tünel sendromunda enjeksiyon yöntemlerinin ve cerrahi tedavinin karşılaştırılması

Amaç: Karpal tünel sendromu (KTS) en sık görülen periferik nöropatidir. Ellerde uyuşma karıncalanma ve ilerleyen dönemde güç kaybı ile kendini gösterir. Tanısı anamnez, klinik muayene, elektrofizyolojik ve radyolojik değerlendirme ile konulur. Tedavide konservatif ve cerrahi yöntemler kullanılabilir. Bu çalışmanın amacı hafif ve orta düzey KTS'de cerrahi, steroid ve plateletten zengin plazma (PRP) enjeksiyonu tedavisini karşılaştırmak; klinik, elektrofizyolojik ve ultrasonografik olarak birbirlerine olan üstünlüklerinin değerlendirmektir. Gereç ve yöntem: Çalışmaya hafif ve orta düzey KTS olan 68 hasta, 92 el bileği dahil edildi. Hastalar randomize edildikten sonra 1. gruba cerrahi tedavi, 2. gruba ultrasonografi (USG) rehberliğinde steroid enjeksiyonu, 3. gruba ise USG rehberliğinde PRP enjeksiyonu yapıldı. Hastalar tedavi öncesinde ve tedavi sonrası 1., 3. ve 6. aylarda değerlendirildi. Hastaların fizik muayenelerinde phalen ve tinel testlerine bakıldı. Hastaların ağrı ve uyuşukluk şiddeti vizüel analog skala (VAS) ile, fonksiyonel durumları ve semptomların şiddeti Boston karpal tünel anketi ile değerlendirildi. Ayrıca hastalara sinir iletim çalışmaları yapıldı; USG ile median sinirin kesit alanı (MSKA) ve yassılaşma oranı (YO) hesaplandı. Bulgular: Cerrahi tedavide 3. ay kontrolünde tüm hastaların phalen testleri negatifleşti. Her üç grupta da 1. ay kontrolünde VAS ve Boston semptom şiddetindeki azalma anlamlıydı ve cerrahi tedavi tüm kontrollerde diğer tedavi yöntemlerinden üstündü. Boston fonksiyonel durum skorlarında anlamlı iyileşme sadece cerrahi tedavi grubunda ortaya çıktı. Elektrofizyolojik incelemede cerrahi tedavide duyu iletim hızı, distal motor latans ve duyu amplitüdünde, steroid tedavisinde motor distal latans ve duyu amplitüdde, PRP tedavisinde ise duyu iletim hızında anlamlı iyileşme mevcuttu. Duyu iletim hızında 3. ayda cerrahi tedavinin PRP tedavisinden (p=0.049), 6. ayda cerrahi tedavinin steroid (p=0.040) ve PRP tedavisinden (p=0.024), motor distal latans değerlendirilmesinde 6. ayda cerrahi tedavinin PRP tedavisinden (p=0.012) üstün olduğu gösterildi. MSKA ölçümlerinde 1. ay kontrolünde tüm gruplarda anlamlı iyileşme oldu. Sonuç: Her üç tedavi yönteminde erken dönemde hastalarda ağrıda, semptomlarda ve MSKA'da azalma olduğu izlendi. Erken ve geç dönemde ağrı ve semptom şiddetinde azalma bakımından cerrahi tedavinin üstün olduğu görüldü. Fonksiyonel iyileşmedeki anlamlı artma sadece cerrahi tedavide erken dönemde ortaya çıktı. Elektrofizyolojik değerlendirmelerde iyileşme olan parametre sayısı cerrahi tedavide anlamlı olarak fazlaydı. Hafif ve orta dönem KTS olan hastalarda cerrahi tedavi ilk seçenek olarak düşünülebilir. İlerleyen dönemde daha geniş hasta grupları ile daha uzun takip süreli çalışmaların yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

CerrahiCerrahi tedaviElektrofizyoloji+6
Yusuf Kıratlıoğlu
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karpal tünel sendromlu hastalarda splint kullanımı ve splint kullanımı ile birlikte parafin banyosu tedavilerinin etkinliğinin karşılaştırılması

Karpal Tünel Sendromu (KTS) median sinirin el bilek seviyesinde karpal tünel içinde sıkışmasıdır. Median sinirin eldeki innervasyon alanında görülen nöropatik ağrı ve parestezi KTS'de gözlenen ana semptomlardır. Bu çalışmanın amacı KTS'li hastalarda parafin banyosu tedavisinin splint kullanımına ek fayda sağlayıp sağlamadığını araştırmaktır. Elektrofizyolojik olarak KTS tanısı alan hafif ve orta dereceli 60 hasta çalışmaya alındı. Hastalar iki gruba randomize edildi. Splint tedavisi iki gruba da 3 ay süre ile geceleri kullanılmak üzere reçete edildi. İkinci gruba splint tedavisine ek olarak parafin banyosu tedavisi üç hafta süre ile verildi. Tedavi öncesi yapılan klinik ve elektrofizyolojik değerlendirmeler 3.hafta ve 3.ayda tekrar edildi. Klinik değerlendirmede Tinel, Phalen testleri, duyu muayenesi, dinanometre ile ölçülen el kavrama kas kuvvetleri, vizüel analog skala (VAS) ve Boston karpal tünel sendromu anketi kullanıldı. Elektrofizyolojik olarak median ve ulnar sinirin duyusal ve motor sinir iletim çalışmaları yapıldı. Çalışmamızın sonucunda her iki grupta da klinik ve elektrofizyolojik olarak iyileşmede istatistiksel olarak anlamlı fark gözlendi. Bununla birlikte parafin banyosu tedavisi uygulanan grupta; VAS, Boston Fonksiyonel Kapasite Skoru (FKS), el kavrama kas gücü, median duyu distal latans ve median duyu hızında gözlenen iyileşme sadece splint tedavisi uygulanan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazlaydı. Sonuç olarak hafif ve orta KTS'li hastalarda el bilek splintine ek olarak parafin banyosu tedavisinin uygulanması elektrofizyolojik ve klinik olarak daha fazla iyileşme sağlamıştır.

AtellerBilekElektrofizyoloji+4
Can Ceylan
Muğla Sıtkı Kocman University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Müzikli etkinliklerle desteklenmiş bireyselleştirilmiş eğitim programının hesaplama güçlüğü yaşayan ilkokul öğrencilerinin başarılarına etkisinin elektrofizyolojik olarak değerlendirilmesi

Bu araştırmada müzikli etkinliklerle desteklenmiş bireyselleştirilmiş eğitim programının hesaplama güçlüğü yaşayan ilkokul öğrencilerinin başarılarına etkisini elektrofizyolojik olarak değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmada araştırma modeli olarak karma desen araştırması seçilerek nitel ve nicel olan araştırma yöntemleri bir arada kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Kütahya ilinin merkezinde, ilkokul 3. ve 4. sınıfa devam eden öğrenciler arasından hafif düzey özel öğrenme güçlüğü tanısı alan ve matematik dersinde öğrenme güçlüğü yaşayan dört öğrenci oluşturmaktadır. İlkokul 1-4 sınıflar matematik dersi öğretim programı incelenerek 3. sınıf zihinden işlem kazanımlarından toplama ve çıkarma işlemine yönelik 12 adet zihinden işlem kazanımı belirlenmiştir Bu kazanımlara uygun olacak şekilde değerlendirme formu, eğitim modülü ve matematik şarkıları hazırlanmıştır. Eğitim modülünün ve matematik şarkılarının öğrencilerin başarılarına olan etkisini belirlemek amacıyla katılımcılara ön test ve son test olarak değerlendirme formu uygulanmıştır. Ayrıca on iki hafta boyunca uygulanan eğitim modülü ve matematik şarkılarının öncesi ve sonrasında katılımcılara EEG çekimi gerçekleştirilmiştir. EEG çekimleri sırasında katılımcılara zihinden işlemler yapmalarını sağlayacak şekilde 10 adet zihinden işlem sorusu yöneltilmiştir. Elde edilen EEG verilerine ait güç yoğunlukları Matlab programında Welch metodu kullanılarak hesaplanmıştır. Araştırmanın nitel verilerinin analizi için betimsel analiz tekniklerinden faydalanılmıştır. Araştırma sonucunda özel öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencilerin zihinden işlem becerilerinin değerlendirme formu sonuçlarına bakıldığında, eğitim modülü ve matematik şarkılarının öğrencilerin zihinden işlem becerilerini olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Ayrıca zihinden işlem kazanımlarına yönelik hazırlanan eğitim modülü ve matematik şarkılarının ilkokul öğrencilerinin başarılarını arttırdığı elektrofizyolojik değerlendirmeler ile desteklenerek gösterilmiştir.

ElektroensefalografiElektrofizyolojiEğitim etkinliği+7
Nurdan Korkmaz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Educational Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Ventral kohlear çekirdek nöronlarının serotonerjik modülasyonu

Dorsal rafeden kaynaklanan serotonerjik nöronların kohlear çekirdeğe yaygın projeksiyonlar gönderdiği bilinmektedir. Anteroventral kohlear çekirdek (AVKÇ) nöronlarında (yıldız ve çalı) bazı serotonerjik reseptör alt tiplerinin (5-HT1A, 5-HT2A ve 5-HT2C) ifade edildiği gösterilmiştir. Bu çalışmada AVKÇ nöronlarının uyarılabilirlikleri üzerine serotoninin etkisi ve bu etkiden sorumlu reseptörler ile iyon kanallarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla yukarıda belirtilen reseptör tiplerinin AVKÇ nöronlarında eksprese edilip edilmediğini test etmek için immünohistokimyasal çalışmalar yapıldı. Ayrıca serotoninle nöronların modülasyonu ve söz konusu modülasyonun iyonik temeli elektrofizyolojik yama kenetleme tekniği ile incelendi. İmmünohistokimyasal çalışmalar için 30-35 günlük, elektrofizyolojik çalışmalar için 14-17 günlük yaştaki BALB/c fareler kullanıldı. İmmünohistokimyasal çalışmalarda 5-HT1A ve 5-HT2A reseptörleri, 5-HT2C reseptörlerine göre daha yoğun olarak etiketlenmiştir. Elektrofizyolojik çalışmalarda serotonin yıldız ve çalı tipi hücrelerini sırasıyla 4.93 mV ve 5.78 mV depolarize etmiştir. Serotonin yıldız tipi hücrelerde aksiyon potansiyeli sayısını istatistiksel anlamlı düzeyde arttırdı (n=11, p<0.005). Serotonin reseptörlerinin (5-HT1A, 5-HT2A ve 5-HT2C) antagonistleri sırasıyla WAY 100635 (10 µM), 4F 4PP oksalat (1 µM ) ve SB 242084 (10 µM) her iki hücre tipinde de serotoninin sebep olduğu depolarizasyonu değişik derecelerde azalttı. Serotoninin depolarize edici etkisinin HCN kanalları aracılığıyla olduğu belirlenmiştir. Serotonin uygulaması sonucu yarı aktivasyon voltaj değerini yıldız ve çalı tipi nöronlarda sırasıyla 2.4 mV ve 3.1 mV pozitif yönde (sağa) kaydırdığı belirlenmiştir. Elektrofizyolojik olarak serotoninin Ih akımının kararlı-durum aktivasyon eğrisini depolarizasyon yönünde kaydırarak bu nöronların pasif ve aktif zar özelliklerinin modülasyonuna neden olduğunu göstermektedir.

ElektrofizyolojiFarelerHayvan deneyleri+5
Beytullah Özkaya
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Koklear implantasyon uygulanan hastalarda intraoperatrif stapes reflkes testi ile postoperatif geç işitsel uyarılmış potansiyellerin karşılaştırılması

Elektrikle uyarmaElektrofizyolojiKoklea+7
Elif Baysal
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

TRPM2 iyon kanallarını kontrol eden miRNA'ların glioblastoma multiforme doku örneklerinde gen ifadesi ve glioblastoma kültür hücrelerinde TRPM2 kanallarının elektrofizyolojik karakterizasyonu

TRPM2 İYON KANALLARINI KONTROL EDEN miRNA'LARIN GLİOBLASTOMA MULTİFORME DOKU ÖRNEKLERİNDE EKSPRESYONU VE GLİOBLASTOMA KÜLTÜR HÜCRELERİNDE TRPM2 KANALLARININ ELEKTROFİZYOLOJİK KARAKTERİZASYONU Nurcan ŞAHİN DEMİR Yüksek Lisans Tezi, Fizyoloji Anabilim Dalı Tez danışmanı: Prof. Dr. Ramazan BAL Haziran 2014, 46 sayfa Dünya sağlık örgütü, Glioblastoma multiformeyi (GBM) şiddetlerine göre 4 evreye ayırmıştır. Bunlar evre I, evre II, evre III ve evre IV tür. Bu sıralamaya göre I. evre tümörler en az şiddetli, IV. evre tümörler ise en agresif tümörler olarak bilinmektedir. TRP iyon kanallarının çok çeşitli doku ve hücre gruplarında iyon dengelenmesi ve farklı uyartılara karşı hassas olabilme gibi çeşitli fizyolojik olaylardan sorumlu olduğu bilinmektedir. TRP iyon kanallarının çoğunluğu seçici olmayan katyon kanallarına sahip iken, bazıları Ca2+ iyonlarını oldukça seçici bazıları da Mg2+ iyonlarına karşı geçirgen özellik taşımaktadır. MikroRNA (miRNA) lar yaklaşık 18-24 nükleotid uzunluğunda küçük RNA molekülleridir. miRNA'lar hücrede proliferasyonu, hücre farklılaşması veya hücre ölümü gibi homeostatik süreçlerde önemli roller oynarlar. Yapılan çalışmalarda miRNAların bazılarının tümör baskılayıcı özelliklerinin yanı sıra bazı miRNA larında onkogenik özelliklerinin olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı, farklı evrelerdeki glioblastoma hastalarından alınan arşiv materyallerinde TRPM2 genini hedefleyen miR-4755-3p ve miR-423-5p nin ifadesi seviyeleri RT-PCR tekniğiyle araştırılmıştır. Glioblastoma hücre hattı olan U87 de TRPM2 iyon kanallarının varlığı, yama-kenetleme (patch-clamp) tekniği ile gösterilmiştir. Normal beyin dokusu olmadığından 4. evredeki hastaların miR-4755-3p ve miR423-5p ifade değerleri 1 olarak kabul edilmiş ve diğer evredeki hastaların miR-4755-3p ve miR423-5p ekspresyon değerleri evre 4 e göre kıyaslanmıştır. miR-4755-3p ve miR-423-5p nin ekspresyonlarının evre 2 de azaldığı gözlenmiştir. Tüm hücre (whole-cell) akımı kısmen N-(p-amylcinnamoyl) anthranilic acid (AAC) (50µM) tarafından inhibe edilmiştir. ACA'ya duyarlı bu akım, TRPM2 akımı olarak tanımlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Glioblastoma, Kanser, miRNA, Patch-Clamp, TRPM2

ElektrofizyolojiGen ifadesiGlioblastoma+3
Nurcan Şahin Demir
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fasial sinir hasarına konsantre büyüme faktörü uygulamasının elektrofizyolojik ve histopatolojik olarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı sıçanlarda fasial sinir ezilme yaralanması modelinde konsantre büyüme faktörünün(CGF) sinir rejenerasyonu üzerindeki etkisini elektrofizyolojik ve histopatolojik olarak incelemektir. Aynı zamanda CGF'nin etkisini trombositten zengin plazma(PRP) ve deksametazon tedavisi ile karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 12 haftalık, ortalama 300-350 gr, 48 adet wistar albino cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar 5 gruba ayrıldı; sham grubu (n=8), kontrol grubu (n=8), deksametazon grubu (n=8), PRP grubu (n=8), CGF grubu (n=8). Toplam 8 adet sıçan PRP ve CGF elde etmek için kullanıldı. Sham grubu dışındaki tüm gruplarda fasiyal sinirin bukkal dalı 1 dakika boyunca mosquito klemp ile travmatize edildi. Fasial sinir uyarı eşikleri travma öncesi, travma sonrası ve dördüncü haftanın sonunda ölçüldü. Dördüncü haftanın sonunda eksize edilen hasarlı bölge, elektron mikroskobu altında incelendi. Akson çapı, miyelin kılıf kalınlığı ölçüldü ve g-oranı hesaplandı. Bulgular: Tüm gruplar arasında tedavi sonrası uyarı eşikleri karşılaştırıldığında sadece CGF grubunda uyarı eşiği diğer gruplardan anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0.001). CGF grubunda akson çapı kontrol, deksametazon ve PRP grubuna göre anlamlı olarak daha kalın bulunmuştur (p<0.0001). Kontrol, deksametazon ve PRP grupları arasında akson çapları açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. Tüm gruplar arasında miyelin kılıf kalınlığı açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. CGF grubunda g-oranı kontrol (p=0.0047), deksametazon (p=0.0011) ve PRP (p=0.0024) grubuna göre anlamlı olarak daha büyük bulunmuştur. Kontrol, deksametazon ve PRP grupları arasında g-oranı açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmamız, CGF'in fasial sinir üzerindeki rejenerasyon etkisini histopatolojik ve elektrofizyolojik olarak inceleyen ilk çalışmadır. Çalışmamızda CGF'in sinir rejenerasyonu üzerinde istatistiksel olarak anlamlı şekilde iyileşmeye etkisi olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: konsantre büyüme faktörü, trombositten zengin plazma, fasial sinir, deksametazon, sinir iyileşmesi

Büyüme faktörleriDeksametazonElektrofizyoloji+4
İsmail Çelik
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karpal tünel sendromunda klinik ve elektrofizyolojik bulguların değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Biz bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı polikliniğine el, ön kol ve kolda ağrı, elde uyuşma, zayıflık ve beceriksizlik yakınması ile başvuran ve karpal tünel sendromu (KTS) ön tanısı düşünülen hastalarda etyolojik nedenlerin, demografik ve klinik özelliklerin, elektrofizyolojik olarak elde edilen bulguların tekrar gözden geçirerek değerlendirilmesini ve irdelenmesini amaç edindik. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya hastanın verdiği öyküye dayanarak KTS ön tanısı olan 60 kişi dahil edildi. Hastalar öncelikli olarak demografik ve etyolojik nedenlerin irdelenmesi için yaş, cinsiyet, el dominansı, meslek, yapmış ise doğum sayısı, boy, kilo, vücut kitle indeksi, mevcut yakınma, yakınma süresi, yakınmanın başladığı el, aile öyküsü, özgeçmiş ve kullandığı ilaçları KTS klinik değerlendirme formu ile detaylı olarak sorgulandılar. Yine etyolojide yer alan bazı hastalıklar ise biyokimyasal ve hematolojik testler (hemogram, hemotokrit, açlık kan şekeri, tiroid fonksiyon testleri, hemoglobin A1c gibi.) ile değerlendirildi. KTS klinik değerlendirme formu ile değerlendirilen ve muayenesi tamamlanan hastalarda yüzeyel elektrot ile her iki üst ekstremitenin sinir ileti çalışması yapıldı. Bulgular: KTS ön tanılı 60 hastada yapılan elektrofizyolojik inceleme sonucunda % 66,7 sinde KTS saptanmıştır. KTS saptanan hastalarda bulgular % 42,5 oranında bilateraldir. Kadın cinsiyet, obesite, yüksek vücut kitle indeksi (VKİ), ileri yaş ve tekrarlayıcı el hareketleri KTS saptanan hastalarda risk faktörleridir. Diyabetes mellitus (DM) ve gebelik gibi medikal durumların etyolojide yer aldığı gösterilmiştir. Kesin tanı ENG ile konulur. Subklinik dönemde KTS tanısı koyabilmek için EMG-ENG iki elde de çalışılmalıdır. Sonuç: KTS gelişiminde; kadın cinsiyet, obesite, yüksek vücut kitle indeksi (VKİ), ileri yaş ve tekrarlayıcı el hareketleri önemli risk faktörleridir. Tanı; anamnez, fizik muayene bulguları, labaratuar ve elektrofizyolojik incelemeler sonucu konulur. En sık görülen yakınma uyuşmadır. Ancak provokatif teslerin pozitifliği ve atrofi varlığı tanı koymada önemli bulgulardır. Subklinik dönemdeki KTS tanısı sadece EMG-ENG ile konulduğundan elektrofizyolojik inceleme bilateral olarak yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Atrofi, Elektromyelografi, Median Sinir, Parestezi, Karpal Tünel Sendroumu

AtrofiElektrofizyolojiElektromiyografi+3
Şencan Buturak
Çukurova University
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Fare kohlear çekirdek nöronlarında ERG kanallarının elektrofizyolojik olarak incelenmesi

ERG (Ether a go go ilişkili gen) kanalları (Kv 11); voltaj bağımlı potasyum kanal ailesine ait olan, kendi içerisinde ERG1 (Kv11.1), ERG2 (Kv11.2) ve ERG3 (Kv11.3) olmak üzere üç alt tipi bulunan bir iyon kanal grubudur. ERG kanallarının işitme yolağının ilk çekirdeği olan kohlear çekirdek nöronlarında nasıl bir farmakolojik ve biyofiziksel özelliklere ve fonksiyona sahip olduğu bilinmemektedir. Bu nedenle ventral kohlear çekirdek (VKÇ) nöronlarından yıldız tipi (stellate), ahtapot tipi (octopus) ve çalı tipi (bushy) hücrelerinde ERG kanallarının biyofiziksel ve elektrofizyolojik özellikleri ile fonksiyonel rollerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma için 14-17 gün yaşta toplamda 70 adet fare kullanıldı. Kohlear çekirdekten kesitler alınarak ERG kanallarının elektrofizyolojik karakterizasyonu yama kenetleme (patch clamp) tekniği kullanılarak yapıldı. Akım kenetleme çalışmalarında, ERG kanal blokörleri olan terfenadin (10 µM) ve E-4031 (10 µM) uygulaması her üç hücre grubunda input direncini arttırmıştır (p<0,05). Yıldız tipi nöronlarda spontan aktiviteyi ve kare dalga akımına yanıt olarak oluşan aksiyon potansiyeli (AP) frekansının arttırdığı gözlendi (p<0,05). Her üç hücre grubunda da uyarılabilme eşik değerini düşürdüğü tespit edildi (p<0,05). Voltaj kenetleme çalışmalarında ERG kuyruk akımının kararlı durum aktivasyon eğrisi çizilerek, kanalların yarı aktivasyon voltaj değeri (V0,5) ve eğrinin eğim derecesi (k faktör) bulundu. Bu değerler her üç hücre tipi için ortalama olarak yaklaşık -50 mV ve 7 mV olarak hesaplanmıştır. İnaktivasyon eğrisinden belirlenen V0,5, -70 ila -78 mV arasında ve k faktör ise 7-10 mV arasında bulunmuştur. Sonuç olarak, elde edilen veriler, ERG kanallarının yıldız tipi nöronda AP frekansına, yine her üç hücre tipinde de uyarılabilirlik eşik değerine ve istirahat zar potansiyelinin oluşmasına katkıda bulunduğunu göstermektedir.

ElektrofizyolojiFarelerGenler+4
Caner Yıldırım
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi'nde atriyoventriküler tam blok tanısı konulan hastalarda atriyoventriküler tam blok nedenleri

Amaç: Atriyoventrilüler tam blok sinüs uyarılarının ventriküle iletilememesinden kaynaklanan önemli bir ritm bozukluğudur. Bu çalışmanın amacı; acil serviste atriyoventriküler tam blok tanısı konulan hastalarda demografik verileri araştırmak ve nedenleri belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 1 Şubat 2013-1 Eylül 2015 tarihleri arasında Dr. Ali Boz'un çalıştığı mesai saatlerinde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Servisi'ne başvuran ve atriyoventriküler tam blok tanısı konulan, 18 yaş üstü 30 hasta dahil edildi. Bu hastaların anamnezleri alınıp fizik muayeneleri yapıldı. Rutin biyokimya, hemogram, tiroid fonksiyon testleri bakılarak EKG çekildi. Hastaların 24'üne ekokardiyografik inceleme, 10'una koroner anjiyografi yapıldı. Bulgular: hastaların %60'ı (n=18) erkek olup %40'ı (n=12) kadındır. Yaş ortalaması 65,46±15,98'dir. 11 hastada (%36,7) başvuruda senkop mevcuttur. Etyolojileri incelendiğinde ilk sırada kronik iskemik kalp hastalığı (%33,3; n=10) sonrasında akut iskemik kalp hastalığı (%23,3; n=7) ve ikili-üçlü antiaritmik ilaç kullanımı (%23,3; n=7) gelmektedir. Hiperkalemi %20 (n=6) hastada bulunmuştur. Hastaların %3,3'ünde (n=1) hiperpotasemiye hiponatremi, %3,3'ünde (n=1) aort stenozu, %3,3'ünde (n=1) ikili antiaritmik ilaç kullanımı eşlik etmektedir. Tüm hastaların %6,7'sinde (n=2) akut iskemik kalp hastalığı hiperpotasemiye eşlik etmektedir. Hastaların %6,7'sinde (n=2) ilaç intoksikasyonu, %6,7'sinde (n=2) pacemaker disfonksiyonu, %3,3'ünde (n=1) myokardit saptanmıştır. Sonuç: Atriyoventriküler tam bloklu hastalarda neden araştırılırken sık görülen akut ve kronik iskemik kalp hastalğı yanı sıra diğer nedenleri ortaya çıkarmaya yönelik ayrıntılı anamnez alınıp fizik muayene yapılmalıdır. Geri dönüşümlü nedenler olmaları sebebiyle; ilaç kullanım öyküsü sorgulanmalı ve elektrolit değerlerine dikkat edilmelidir. Etyolojide zehirlenme olabileceğine dikkat edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Acil Tıp, atriyoventriküler tam blok, etyoloji.

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriAritmi-kardiyak+5
Ali Boz
Çukurova University
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Kohlear çekirdekte bulunan yıldız ve çalı nöronlarında asite duyarlı iyon kanallarının (ASIC) incelenmesi

Asit duyarlı iyon kanalları (ASIC); proton kapılı, voltajdan bağımsız, merkezi sinir sistemi ve periferik sinir sisteminde yaygın olarak bulunan hidrojen iyonuna duyarlı iyon kanallarıdır. Bu tez çalışmasında ASIC'lerin kohlear çekirdek nöronlarının uyarılabilirliğini etkileyerek, işitme sinyallerinin işlenmesinde önemli rol alacağı hipotezinin test edilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada albino BALB/c ırkı fareler kullanılarak, kohlear çekirdek dokusunda Real time-polimeraz zincir reaksiyon tekniğiyle ASIC gen ekspresyonları mRNA düzeyinde ve kohlear çekirdekteki yıldız ve çalı hücrelerinin ASIC akımları yama kenetleme (patch clamp) tekniği ile karakterize edildi. Real-time PZR analizi ile 16 günlük, 75 günlük ve 2 yaşındaki fare kohlear çekirdek dokularında ASIC1, ASIC2 ve ASIC3 genlerinin ifadesi gösterildi. Voltaj kenetleme çalışmalarında kohlear çekirdek nöronlarına, asidik solüsyon uygulanmasıyla içe doğru (inward) akımlar oluştu. Kaydedilen ASIC akımlarının yarı aktivasyon pH değeri (pH50) yıldız hücreleri için 5,84, çalı hücreleri için 5,81 olarak bulundu. ASIC blokeri amilorid bu akımları doza bağımlı olarak inhibe etti. Amiloridin yarı maksimum inhibisyon değeri (IC50) yıldız hücrelerinde 32,5± 0,4 µM (n=30), çalı hücrelerinde ise 32,1 ± 0,2 µM (n=12) olarak bulundu. Sodyum içermeyen solüsyonda düşük pH ile indüklenen ASIC akımı büyük oranda azaldı (%87,5, p<0.05) (n=13), bu da kaydedilen ASIC akımlarının esas olarak Na+ iyonu tarafından taşındığını göstermektedir. Asit uygulamasıyla oluşan ASIC akımının hücre dışı Ca2+ ve Pb2+ (10 µM) tarafından inhibe edilmesi, bu hücrelerde ASIC1a altbiriminin varlığına işaret etmektedir. Zn2+ (300 µM)'nun ekstraselüler olarak uygulanması sonucu ASIC akımları %20 (n=13) oranında artmıştır. Bu da fonksiyonel ASIC2a alt birimini içeren homomerik kanalların varlığına işaret etmektedir. Sodyum salisilat (1 mM) ASIC akımlarını istatistiki olarak anlamlı düzeyde etkilemedi (p>0.05 n= 13). Bu da ASIC3 kanallarının bulunmadığını göstermektedir. Akım kenetleme çalışmalarında ise asidik solüsyon uygulanmasının kohlear çekirdek yıldız ve çalı nöronlarında depolarizasyona neden olduğu belirlendi. Sonuç olarak elde edilen veriler kohlear çekirdek hücrelerindeki ASIC akımının ASIC1a ve ASIC2a kanalları tarafından taşındığını göstermektedir. ASIC kanallarının merkezi işitsel sistemdeki nöronların uyarılabilirliklerini etkilediğini ve dolayısıyla bunların işitsel bilgiyi işlemede rolünün olabileceğini ve /veya patolojik süreçlerde olası rolü bulunacağına işaret etmektedir.

ElektrofizyolojiKokleaNöronlar+4
Ziya Çakır
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00

Related subjects