Elektrofizyoloji

Bu konu başlığı altında 82 tez

DoktoraAçık ErişimTR

Müzikli etkinliklerle desteklenmiş bireyselleştirilmiş eğitim programının hesaplama güçlüğü yaşayan ilkokul öğrencilerinin başarılarına etkisinin elektrofizyolojik olarak değerlendirilmesi

Bu araştırmada müzikli etkinliklerle desteklenmiş bireyselleştirilmiş eğitim programının hesaplama güçlüğü yaşayan ilkokul öğrencilerinin başarılarına etkisini elektrofizyolojik olarak değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmada araştırma modeli olarak karma desen araştırması seçilerek nitel ve nicel olan araştırma yöntemleri bir arada kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Kütahya ilinin merkezinde, ilkokul 3. ve 4. sınıfa devam eden öğrenciler arasından hafif düzey özel öğrenme güçlüğü tanısı alan ve matematik dersinde öğrenme güçlüğü yaşayan dört öğrenci oluşturmaktadır. İlkokul 1-4 sınıflar matematik dersi öğretim programı incelenerek 3. sınıf zihinden işlem kazanımlarından toplama ve çıkarma işlemine yönelik 12 adet zihinden işlem kazanımı belirlenmiştir Bu kazanımlara uygun olacak şekilde değerlendirme formu, eğitim modülü ve matematik şarkıları hazırlanmıştır. Eğitim modülünün ve matematik şarkılarının öğrencilerin başarılarına olan etkisini belirlemek amacıyla katılımcılara ön test ve son test olarak değerlendirme formu uygulanmıştır. Ayrıca on iki hafta boyunca uygulanan eğitim modülü ve matematik şarkılarının öncesi ve sonrasında katılımcılara EEG çekimi gerçekleştirilmiştir. EEG çekimleri sırasında katılımcılara zihinden işlemler yapmalarını sağlayacak şekilde 10 adet zihinden işlem sorusu yöneltilmiştir. Elde edilen EEG verilerine ait güç yoğunlukları Matlab programında Welch metodu kullanılarak hesaplanmıştır. Araştırmanın nitel verilerinin analizi için betimsel analiz tekniklerinden faydalanılmıştır. Araştırma sonucunda özel öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencilerin zihinden işlem becerilerinin değerlendirme formu sonuçlarına bakıldığında, eğitim modülü ve matematik şarkılarının öğrencilerin zihinden işlem becerilerini olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Ayrıca zihinden işlem kazanımlarına yönelik hazırlanan eğitim modülü ve matematik şarkılarının ilkokul öğrencilerinin başarılarını arttırdığı elektrofizyolojik değerlendirmeler ile desteklenerek gösterilmiştir.

ElektroensefalografiElektrofizyolojiEğitim etkinliği+7
Nurdan Korkmaz
Kütahya Dumlupınar University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ventral kohlear çekirdek nöronlarının serotonerjik modülasyonu

Dorsal rafeden kaynaklanan serotonerjik nöronların kohlear çekirdeğe yaygın projeksiyonlar gönderdiği bilinmektedir. Anteroventral kohlear çekirdek (AVKÇ) nöronlarında (yıldız ve çalı) bazı serotonerjik reseptör alt tiplerinin (5-HT1A, 5-HT2A ve 5-HT2C) ifade edildiği gösterilmiştir. Bu çalışmada AVKÇ nöronlarının uyarılabilirlikleri üzerine serotoninin etkisi ve bu etkiden sorumlu reseptörler ile iyon kanallarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla yukarıda belirtilen reseptör tiplerinin AVKÇ nöronlarında eksprese edilip edilmediğini test etmek için immünohistokimyasal çalışmalar yapıldı. Ayrıca serotoninle nöronların modülasyonu ve söz konusu modülasyonun iyonik temeli elektrofizyolojik yama kenetleme tekniği ile incelendi. İmmünohistokimyasal çalışmalar için 30-35 günlük, elektrofizyolojik çalışmalar için 14-17 günlük yaştaki BALB/c fareler kullanıldı. İmmünohistokimyasal çalışmalarda 5-HT1A ve 5-HT2A reseptörleri, 5-HT2C reseptörlerine göre daha yoğun olarak etiketlenmiştir. Elektrofizyolojik çalışmalarda serotonin yıldız ve çalı tipi hücrelerini sırasıyla 4.93 mV ve 5.78 mV depolarize etmiştir. Serotonin yıldız tipi hücrelerde aksiyon potansiyeli sayısını istatistiksel anlamlı düzeyde arttırdı (n=11, p<0.005). Serotonin reseptörlerinin (5-HT1A, 5-HT2A ve 5-HT2C) antagonistleri sırasıyla WAY 100635 (10 µM), 4F 4PP oksalat (1 µM ) ve SB 242084 (10 µM) her iki hücre tipinde de serotoninin sebep olduğu depolarizasyonu değişik derecelerde azalttı. Serotoninin depolarize edici etkisinin HCN kanalları aracılığıyla olduğu belirlenmiştir. Serotonin uygulaması sonucu yarı aktivasyon voltaj değerini yıldız ve çalı tipi nöronlarda sırasıyla 2.4 mV ve 3.1 mV pozitif yönde (sağa) kaydırdığı belirlenmiştir. Elektrofizyolojik olarak serotoninin Ih akımının kararlı-durum aktivasyon eğrisini depolarizasyon yönünde kaydırarak bu nöronların pasif ve aktif zar özelliklerinin modülasyonuna neden olduğunu göstermektedir.

ElektrofizyolojiFarelerHayvan deneyleri+5
Beytullah Özkaya
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Fasial sinir hasarına konsantre büyüme faktörü uygulamasının elektrofizyolojik ve histopatolojik olarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı sıçanlarda fasial sinir ezilme yaralanması modelinde konsantre büyüme faktörünün(CGF) sinir rejenerasyonu üzerindeki etkisini elektrofizyolojik ve histopatolojik olarak incelemektir. Aynı zamanda CGF'nin etkisini trombositten zengin plazma(PRP) ve deksametazon tedavisi ile karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 12 haftalık, ortalama 300-350 gr, 48 adet wistar albino cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar 5 gruba ayrıldı; sham grubu (n=8), kontrol grubu (n=8), deksametazon grubu (n=8), PRP grubu (n=8), CGF grubu (n=8). Toplam 8 adet sıçan PRP ve CGF elde etmek için kullanıldı. Sham grubu dışındaki tüm gruplarda fasiyal sinirin bukkal dalı 1 dakika boyunca mosquito klemp ile travmatize edildi. Fasial sinir uyarı eşikleri travma öncesi, travma sonrası ve dördüncü haftanın sonunda ölçüldü. Dördüncü haftanın sonunda eksize edilen hasarlı bölge, elektron mikroskobu altında incelendi. Akson çapı, miyelin kılıf kalınlığı ölçüldü ve g-oranı hesaplandı. Bulgular: Tüm gruplar arasında tedavi sonrası uyarı eşikleri karşılaştırıldığında sadece CGF grubunda uyarı eşiği diğer gruplardan anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0.001). CGF grubunda akson çapı kontrol, deksametazon ve PRP grubuna göre anlamlı olarak daha kalın bulunmuştur (p<0.0001). Kontrol, deksametazon ve PRP grupları arasında akson çapları açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. Tüm gruplar arasında miyelin kılıf kalınlığı açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. CGF grubunda g-oranı kontrol (p=0.0047), deksametazon (p=0.0011) ve PRP (p=0.0024) grubuna göre anlamlı olarak daha büyük bulunmuştur. Kontrol, deksametazon ve PRP grupları arasında g-oranı açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmamız, CGF'in fasial sinir üzerindeki rejenerasyon etkisini histopatolojik ve elektrofizyolojik olarak inceleyen ilk çalışmadır. Çalışmamızda CGF'in sinir rejenerasyonu üzerinde istatistiksel olarak anlamlı şekilde iyileşmeye etkisi olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: konsantre büyüme faktörü, trombositten zengin plazma, fasial sinir, deksametazon, sinir iyileşmesi

Büyüme faktörleriDeksametazonElektrofizyoloji+4
İsmail Çelik
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Karpal tünel sendromunda klinik ve elektrofizyolojik bulguların değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Biz bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı polikliniğine el, ön kol ve kolda ağrı, elde uyuşma, zayıflık ve beceriksizlik yakınması ile başvuran ve karpal tünel sendromu (KTS) ön tanısı düşünülen hastalarda etyolojik nedenlerin, demografik ve klinik özelliklerin, elektrofizyolojik olarak elde edilen bulguların tekrar gözden geçirerek değerlendirilmesini ve irdelenmesini amaç edindik. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya hastanın verdiği öyküye dayanarak KTS ön tanısı olan 60 kişi dahil edildi. Hastalar öncelikli olarak demografik ve etyolojik nedenlerin irdelenmesi için yaş, cinsiyet, el dominansı, meslek, yapmış ise doğum sayısı, boy, kilo, vücut kitle indeksi, mevcut yakınma, yakınma süresi, yakınmanın başladığı el, aile öyküsü, özgeçmiş ve kullandığı ilaçları KTS klinik değerlendirme formu ile detaylı olarak sorgulandılar. Yine etyolojide yer alan bazı hastalıklar ise biyokimyasal ve hematolojik testler (hemogram, hemotokrit, açlık kan şekeri, tiroid fonksiyon testleri, hemoglobin A1c gibi.) ile değerlendirildi. KTS klinik değerlendirme formu ile değerlendirilen ve muayenesi tamamlanan hastalarda yüzeyel elektrot ile her iki üst ekstremitenin sinir ileti çalışması yapıldı. Bulgular: KTS ön tanılı 60 hastada yapılan elektrofizyolojik inceleme sonucunda % 66,7 sinde KTS saptanmıştır. KTS saptanan hastalarda bulgular % 42,5 oranında bilateraldir. Kadın cinsiyet, obesite, yüksek vücut kitle indeksi (VKİ), ileri yaş ve tekrarlayıcı el hareketleri KTS saptanan hastalarda risk faktörleridir. Diyabetes mellitus (DM) ve gebelik gibi medikal durumların etyolojide yer aldığı gösterilmiştir. Kesin tanı ENG ile konulur. Subklinik dönemde KTS tanısı koyabilmek için EMG-ENG iki elde de çalışılmalıdır. Sonuç: KTS gelişiminde; kadın cinsiyet, obesite, yüksek vücut kitle indeksi (VKİ), ileri yaş ve tekrarlayıcı el hareketleri önemli risk faktörleridir. Tanı; anamnez, fizik muayene bulguları, labaratuar ve elektrofizyolojik incelemeler sonucu konulur. En sık görülen yakınma uyuşmadır. Ancak provokatif teslerin pozitifliği ve atrofi varlığı tanı koymada önemli bulgulardır. Subklinik dönemdeki KTS tanısı sadece EMG-ENG ile konulduğundan elektrofizyolojik inceleme bilateral olarak yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Atrofi, Elektromyelografi, Median Sinir, Parestezi, Karpal Tünel Sendroumu

AtrofiElektrofizyolojiElektromiyografi+3
Şencan Buturak
Çukurova University
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Fare kohlear çekirdek nöronlarında ERG kanallarının elektrofizyolojik olarak incelenmesi

ERG (Ether a go go ilişkili gen) kanalları (Kv 11); voltaj bağımlı potasyum kanal ailesine ait olan, kendi içerisinde ERG1 (Kv11.1), ERG2 (Kv11.2) ve ERG3 (Kv11.3) olmak üzere üç alt tipi bulunan bir iyon kanal grubudur. ERG kanallarının işitme yolağının ilk çekirdeği olan kohlear çekirdek nöronlarında nasıl bir farmakolojik ve biyofiziksel özelliklere ve fonksiyona sahip olduğu bilinmemektedir. Bu nedenle ventral kohlear çekirdek (VKÇ) nöronlarından yıldız tipi (stellate), ahtapot tipi (octopus) ve çalı tipi (bushy) hücrelerinde ERG kanallarının biyofiziksel ve elektrofizyolojik özellikleri ile fonksiyonel rollerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma için 14-17 gün yaşta toplamda 70 adet fare kullanıldı. Kohlear çekirdekten kesitler alınarak ERG kanallarının elektrofizyolojik karakterizasyonu yama kenetleme (patch clamp) tekniği kullanılarak yapıldı. Akım kenetleme çalışmalarında, ERG kanal blokörleri olan terfenadin (10 µM) ve E-4031 (10 µM) uygulaması her üç hücre grubunda input direncini arttırmıştır (p<0,05). Yıldız tipi nöronlarda spontan aktiviteyi ve kare dalga akımına yanıt olarak oluşan aksiyon potansiyeli (AP) frekansının arttırdığı gözlendi (p<0,05). Her üç hücre grubunda da uyarılabilme eşik değerini düşürdüğü tespit edildi (p<0,05). Voltaj kenetleme çalışmalarında ERG kuyruk akımının kararlı durum aktivasyon eğrisi çizilerek, kanalların yarı aktivasyon voltaj değeri (V0,5) ve eğrinin eğim derecesi (k faktör) bulundu. Bu değerler her üç hücre tipi için ortalama olarak yaklaşık -50 mV ve 7 mV olarak hesaplanmıştır. İnaktivasyon eğrisinden belirlenen V0,5, -70 ila -78 mV arasında ve k faktör ise 7-10 mV arasında bulunmuştur. Sonuç olarak, elde edilen veriler, ERG kanallarının yıldız tipi nöronda AP frekansına, yine her üç hücre tipinde de uyarılabilirlik eşik değerine ve istirahat zar potansiyelinin oluşmasına katkıda bulunduğunu göstermektedir.

ElektrofizyolojiFarelerGenler+4
Caner Yıldırım
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi'nde atriyoventriküler tam blok tanısı konulan hastalarda atriyoventriküler tam blok nedenleri

Amaç: Atriyoventrilüler tam blok sinüs uyarılarının ventriküle iletilememesinden kaynaklanan önemli bir ritm bozukluğudur. Bu çalışmanın amacı; acil serviste atriyoventriküler tam blok tanısı konulan hastalarda demografik verileri araştırmak ve nedenleri belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 1 Şubat 2013-1 Eylül 2015 tarihleri arasında Dr. Ali Boz'un çalıştığı mesai saatlerinde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Servisi'ne başvuran ve atriyoventriküler tam blok tanısı konulan, 18 yaş üstü 30 hasta dahil edildi. Bu hastaların anamnezleri alınıp fizik muayeneleri yapıldı. Rutin biyokimya, hemogram, tiroid fonksiyon testleri bakılarak EKG çekildi. Hastaların 24'üne ekokardiyografik inceleme, 10'una koroner anjiyografi yapıldı. Bulgular: hastaların %60'ı (n=18) erkek olup %40'ı (n=12) kadındır. Yaş ortalaması 65,46±15,98'dir. 11 hastada (%36,7) başvuruda senkop mevcuttur. Etyolojileri incelendiğinde ilk sırada kronik iskemik kalp hastalığı (%33,3; n=10) sonrasında akut iskemik kalp hastalığı (%23,3; n=7) ve ikili-üçlü antiaritmik ilaç kullanımı (%23,3; n=7) gelmektedir. Hiperkalemi %20 (n=6) hastada bulunmuştur. Hastaların %3,3'ünde (n=1) hiperpotasemiye hiponatremi, %3,3'ünde (n=1) aort stenozu, %3,3'ünde (n=1) ikili antiaritmik ilaç kullanımı eşlik etmektedir. Tüm hastaların %6,7'sinde (n=2) akut iskemik kalp hastalığı hiperpotasemiye eşlik etmektedir. Hastaların %6,7'sinde (n=2) ilaç intoksikasyonu, %6,7'sinde (n=2) pacemaker disfonksiyonu, %3,3'ünde (n=1) myokardit saptanmıştır. Sonuç: Atriyoventriküler tam bloklu hastalarda neden araştırılırken sık görülen akut ve kronik iskemik kalp hastalğı yanı sıra diğer nedenleri ortaya çıkarmaya yönelik ayrıntılı anamnez alınıp fizik muayene yapılmalıdır. Geri dönüşümlü nedenler olmaları sebebiyle; ilaç kullanım öyküsü sorgulanmalı ve elektrolit değerlerine dikkat edilmelidir. Etyolojide zehirlenme olabileceğine dikkat edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Acil Tıp, atriyoventriküler tam blok, etyoloji.

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriAritmi-kardiyak+5
Ali Boz
Çukurova University
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kohlear çekirdekte bulunan yıldız ve çalı nöronlarında asite duyarlı iyon kanallarının (ASIC) incelenmesi

Asit duyarlı iyon kanalları (ASIC); proton kapılı, voltajdan bağımsız, merkezi sinir sistemi ve periferik sinir sisteminde yaygın olarak bulunan hidrojen iyonuna duyarlı iyon kanallarıdır. Bu tez çalışmasında ASIC'lerin kohlear çekirdek nöronlarının uyarılabilirliğini etkileyerek, işitme sinyallerinin işlenmesinde önemli rol alacağı hipotezinin test edilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada albino BALB/c ırkı fareler kullanılarak, kohlear çekirdek dokusunda Real time-polimeraz zincir reaksiyon tekniğiyle ASIC gen ekspresyonları mRNA düzeyinde ve kohlear çekirdekteki yıldız ve çalı hücrelerinin ASIC akımları yama kenetleme (patch clamp) tekniği ile karakterize edildi. Real-time PZR analizi ile 16 günlük, 75 günlük ve 2 yaşındaki fare kohlear çekirdek dokularında ASIC1, ASIC2 ve ASIC3 genlerinin ifadesi gösterildi. Voltaj kenetleme çalışmalarında kohlear çekirdek nöronlarına, asidik solüsyon uygulanmasıyla içe doğru (inward) akımlar oluştu. Kaydedilen ASIC akımlarının yarı aktivasyon pH değeri (pH50) yıldız hücreleri için 5,84, çalı hücreleri için 5,81 olarak bulundu. ASIC blokeri amilorid bu akımları doza bağımlı olarak inhibe etti. Amiloridin yarı maksimum inhibisyon değeri (IC50) yıldız hücrelerinde 32,5± 0,4 µM (n=30), çalı hücrelerinde ise 32,1 ± 0,2 µM (n=12) olarak bulundu. Sodyum içermeyen solüsyonda düşük pH ile indüklenen ASIC akımı büyük oranda azaldı (%87,5, p<0.05) (n=13), bu da kaydedilen ASIC akımlarının esas olarak Na+ iyonu tarafından taşındığını göstermektedir. Asit uygulamasıyla oluşan ASIC akımının hücre dışı Ca2+ ve Pb2+ (10 µM) tarafından inhibe edilmesi, bu hücrelerde ASIC1a altbiriminin varlığına işaret etmektedir. Zn2+ (300 µM)'nun ekstraselüler olarak uygulanması sonucu ASIC akımları %20 (n=13) oranında artmıştır. Bu da fonksiyonel ASIC2a alt birimini içeren homomerik kanalların varlığına işaret etmektedir. Sodyum salisilat (1 mM) ASIC akımlarını istatistiki olarak anlamlı düzeyde etkilemedi (p>0.05 n= 13). Bu da ASIC3 kanallarının bulunmadığını göstermektedir. Akım kenetleme çalışmalarında ise asidik solüsyon uygulanmasının kohlear çekirdek yıldız ve çalı nöronlarında depolarizasyona neden olduğu belirlendi. Sonuç olarak elde edilen veriler kohlear çekirdek hücrelerindeki ASIC akımının ASIC1a ve ASIC2a kanalları tarafından taşındığını göstermektedir. ASIC kanallarının merkezi işitsel sistemdeki nöronların uyarılabilirliklerini etkilediğini ve dolayısıyla bunların işitsel bilgiyi işlemede rolünün olabileceğini ve /veya patolojik süreçlerde olası rolü bulunacağına işaret etmektedir.

ElektrofizyolojiKokleaNöronlar+4
Ziya Çakır
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Apelin-13 uygulamasının sıçanlarda kafa travması ve deneysel epilepsi modelinde koruyucu etkisinin asimetrik yaklaşımla değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, deney ortamında mekanik kafa travması ve Pentilentetrazol (PTZ) kullanılarak oluşturulan epilepsi hayvan modeli ile meydana gelen beyin hasarının apelin-13 uygulaması ile engellenip engellenemeyeceği ve bu hasarın iki beyin yarım küresi arasında asimetrik dağılım sebebiyle farklılık gösterip göstermeyeceğini elektrofizyolojik, histokimyasal ve immünohistokimyasal parametrelerle belirlemektir. Çalışmamızda wistar sıçanların, besine uzanma testi uygulanarak pençe tercihleri tespit edilmiştir. Deney hayvanlarına anestezik madde (10mg/kg ksilazin ve 75 mg/kg Ketamin), uygulamasının ardından kafa travması grubunda mekanik travma diğer grupta ise PTZ (70mg/kg) uygulaması ile epilepsi modelleri oluşturulmuştur. Apelin-13 uygulanarak tedavi edici etkileri incelenmiştir. Sağ ve sol hemisferlerden Elektrotrokortikogram kayıtları (ECOG) alınmıştır. Hayvanların sakrifikasyon işleminden sonra beyin dokuları çıkarılarak histolojik değerlendirmeleri yapılmıştır. Ödem, kanama, oksidatif stres, apoptoz ve nörodejeneratif değişiklikleri gösteren boyama işlemleri yapılmıştır. Elde edilen elektrofizyolojik, histokimyasal ve immünohistokimyasal bulgular ile gruplar arasındaki farklılık istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgularda, elektrofizyolojik parametrelerde kafa travması gruplarında hasarın EEG analizlerinde ilk üç günde istatistiksel açıdan anlamlı değişikliklere sebep olduğu saptandı. Lateralizasyon öngörüsü akut dönemde kontrol grubuna kıyasla travmalı gruplarda ortaya çıktı. Apelin 13'ün nöroprotektif etkisi tespit edildi. Kimyasal epilepsi gruplarında Apelin 13 uygulanan grupta nöbete girme oranlarında ve nöbet derecelerinde anlamlı düzeyde düşme tespit edildi ve histokimyasal analizlerin de bu sonuçları desteklediği görüldü. Yapılacak klinik çalışmalarda Apelin 13 ün hasta yaşam kalitesini oldukça bozan travmatik beyin hasarı (TBH) ve Epilepsi için umut veren bir potansiyeli olduğunu düşündürdü. Kullanılan EEG analiz yöntemlerine ek ileri analizlerin yapılması hem TBH hem de Epilepsi modellerinin değerlendirilmesi açısından önemli olduğunu düşünmekteyiz.

ApelinBeyin yaralanmalarıElektroensefalografi+6
Şüheda Alpay
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Karpal tünel sendromu tedavisinde iki farklı kinezyo bantlama yönteminin ağrı, fonksiyon ve elektrofizyolojik bulgular üzerine olan etkinliklerinin karşılaştırılması

Karpal tünel sendromu (KTS), median sinirin el bileğinde fleksör retinakulum düzeyinde basıya uğraması sonucu oluşan tuzak nöropatidir. Kliniği ağrı, beceri ve fonksiyon kaybı, uyuşma gibi şikâyetlerden ve kas atrofisi ve güçsüzlük gibi bulgulardan oluşur. Tanı klinik olarak konulur, elektrofizyolojik çalışmalar destekleyicidir. Orta ve hafif dereceli KTS hastalarında konservatif tedavi yöntemleri ilk seçenektir. Kinezyo bantlama son yıllarda kas iskelet sistemi hastalıklarının tedavisinde oldukça yaygın kullanılan bir yöntemdir. KTS tedavisinde de etkinliğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Ancak literatürdeki çalışmalarda farklı tip kinezyo bantlama yöntemleri kullanılmıştır. Bildiğimiz kadarıyla bu bantlama yöntemlerini birbiri ile kıyaslayan bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada, KTS tanısı alan hastalarda iki farklı kinezyo bantlama yönteminin ağrı, fonksiyon ve elektrofizyolojik bulgular üzerine olan etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada klinik ve elektrofizyolojik olarak hafif veya orta dereceli karpal tünel sendromu tanısı konan 108 hasta(165 el bileği) kapalı zarf yöntemi ile 3 gruba ayrıldı. Kinezyo bantlama haftada 1 olmak üzere 3 seans, egzersiz tüm gruplarda 3 hafta toplamda 21 seans verildi. İlk gruba Button hole tekniği ile kinezyo bantlama ve egzersiz, ikinci gruba I bandı tekniği ile kinezyo bantlama ve egzersiz, üçüncü gruba ise egzersiz tedavisi verildi. Hastaların tedavi öncesi, tedavi bitimi (3. hafta) ve 12.haftada ağrı (VAS), nöropatik ağrı (DN4 anketi), fonksiyonellik ve semptom şiddeti (Boston karpal tünel sendromu anketi) ve kaba kavrama gücü (Jamar dinamometresi) ile değerlendirildi. Ayrıca tedavi öncesi ve 12.haftada hastalar EMG ile değerlendirildi. VAS ile DN4 skorlarında ki azalma, el fonksiyonlarındaki iyileşme ve semptom şiddetinde ki azalma tedavi sonrası(3.hafta) ve 12.haftada yapılan kontrollerde Button hole ve I bandı grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlıyken (p<0,05), Button hole ve I bandı grupları arasında istatistiksel olarak fark bulunmadı (p>0,05). El kavrama güçlerinde ki iyileşme 3.haftada ve 12.haftada I bandı grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlıyken (p<0,05), Button hole ve I bandı grupları arasında istatistiksel olarak fark bulunmadı (p>0,05). Median sinir duyu aksiyon potansiyelleri, birleşik kas aksiyon potansiyeli ve distal duyu latans ölçümlerinde ki iyileşmeler 12.haftada Button hole grubunda I bandı grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Distal motor latans düzeyleri ve motor ileti hızında ki iyileşme 12.haftada Button hole ve I bandı gruplarında kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlıyken (p<0,05), Button hole ve I bandı grupları arasında istatistiksel olarak fark bulunmadı (p>0,05). Duyu ileti hızında ki artış Button hole grubunda diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,05). Sonuç olarak karpal tünel sendromu hastalarında egzersiz tedavisine eklenen kinezyo bantlama tedavisinin her iki yöntem de ağrı, fonksiyonellik, semptom şiddeti, kaba kavrama gücü ve EMG parametreleri üzerine olumlu etkilediği bulunmuştur. Button hole tekniği I bandı tekniğine göre EMG parametreleri açısından daha etkilidir.

AğrıElektrofizyolojiFonksiyonel yetkinlik+3
Muhammed Azad Şahin
Kırşehir Ahi Evran University
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farelerde β-adrenerjik stimülasyon ile oluşturulan miyokardial hasarın elektrokardiyografik ve inflamatuar parametreler ile değerlendirilmesi

Amaç: Çalışma şu sorularla ilgilidir: Bir β-adrenerjik uyaran olan "isoproterenol" fare miyokardında enflamatuar/iskemik histopatolojik değişimler oluştururken elektrokardiyografik değişimler de oluşturacak mıdır? Ayrıca, Isoproterenol ile oluşturulmuş miyokart iskemisi H3 reseptör agonisti "Imetit" ile önlenebilir mi? Gereç ve Yöntem: Balb-c fareleri ile dört grup oluşturulmuştur: Saline (SF), Isoproterenol (ISO), Imetit (IMT) ve IMT+ISO kombinasyonu. Ön-koşullanma 7 gün sürmüştür, IMT ve IMT+ISO gruplarında her gün oral 10 mg/kg Imetit ile ön tedavi uygulanmıştır. İskemi oluşturmak için ISO ve IMT+ISO gruplarında son iki gün deri altına 85 mg/kg ISO enjeksiyonu yapılmıştır. Ön-koşullanma sonunda anestezi altında iki kanallı EKG (DI ve "Z") kaydı yapılmıştır. Histolojik değerlendirme için kalpler çıkarılmıştır: Kesitler Hematoxylen-Eosin (H&E) ile boyanmıştır ve enflamasyon parametreleri IL-1β, TNF-α ve MCP-1 seviyelerini değerlendirmek için ilgili immunohistokimyasal antikorlar kullanılmıştır. Bulgular: Z derivasyonunda, J dalgası alanının ISO ile oluşturulan miyokart iskemisi için yeni bir EKG belirteci olduğunu bulduk. İskemiye bağlı hem QJ intervali hem de QRS süresi arttı. H&E değerlendirmesi EKG bulgularını destekledi, IL-1β ve TNF-α sitokinleri iskemik miyokartta değişmezken, MCP-1 arttı. Bu değişimler, imetit ile ön tedavi uygulanmış hayvanlarda görülmedi, MCP-1 hariç. Imetit tek başına (IMT) hem PQ intervali hem de QRS süresini arttırdı. Sonuçlar: Z derivasyonundaki J-dalgası alanı farelerde ISO ile oluşturulan miyokart iskemisindeki histolojik bulgular ile hassas bir şekilde ilişkili görülmektedir. H3 reseptör agonisti Imetit'in neden olduğu PQ intervali ve QRS süresindeki artışlara dayanarak, H3 reseptörlerinin miyokart hücre membranlarında bulunabileceği düşünülmektedir.

ElektrofizyolojiElektrofizyolojik teknikler-kardiyakElektrokardiyografi+7
Hasan Fehmi Özel
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farelerde kimyasal olarak oluşturulan kalp hipertrofisinin histolojik ve elektrokardiyografik olarak değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmada birincil olarak Farelerde Isoproterenol ile kardiyak hipertrofi modeli oluşturulması amaçlanmıştır. Ve bu modelde '5-HT2B' serotonin reseptör antagonistinin miyokardiyal hipertrofi ve/veya fibrosisten koruyucu etkisi olup olmadığı vektörkardiyografik ve histolojik yöntemler ile değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Balb-C farelerine 15 gün boyunca verilen (SF, sc), isoproterenol (ISO, 30 mg/kg/g, sc), ve 5-HT2B antagonisti (SER, 5 mg/kg/g, ip)' ilaçlarının ikili kombinasyonlarıyla dört grup oluşturuldu: i. SF+SF (kontrol grubu: SFSF), ii. ISO+SF (ISOSF), iii. SER+ISO (SERISO), iv. SER+SF (SERSF). 16. günde Thiopental-Na anestezisi (50 mg/kg, ip) altında DII. DIII derivasyonları sayısal EKG kayıtları yapıldı. Frontal vektörkardiyografi (fVCG) değerlendirildi. Ventriküler depolarizasyonun başlangıç ve son kısmında kalp aksları ölçüldü (Ri ve Rf). 'Kalp ağırlığı/vücut ağırlığı' oranı ile kardiyak hipertrofi ölçüldü ve aşağıdaki histokimyasal boyamalar yapıldı: i. Masson trikrom, ii. HE, ve iii. Anti-ANP Anti-BNP natriüretik peptit reseptör antikorlarıda içeren İmmünohistokimyasal yöntemler. Bulgular: Ri değerinde bir sapma olmazken, ISOSF ve SERISO gruplarında Rf değeri bazı farelerde daha büyük bulunmuştur. EKG interval ölçümlerinde gruplarda herhangi bir farklılık bulunmamıştır. Isoproterenol alan ISOSF ve SERISO gruplarında JT segmentide bazı farelerde yükselmiştir ve 'kalp ağırlığı/vücut ağırlığı' oranıda belirgin bir şekilde artmıştır. ISOSF de yoğun SERISO grubunda ise az yoğun fibrozis görüldü. Buna paralel olarak Anti-ANP ve Anti-BNP immünoreaktiviteleri anlamlı derecede azaldı. Sonuçlar: Isoproterenol alan farelerde JT yükselmesi, histolojik ve immünohistolojik olarak yapılan değerlendirmelerdeki fibrozis ve hipertrofi bulguları ile uyumludur. Serotonin reseptör antagonisti '5-HT2B' nin uygulandığı gruplarda bu etkilerin azalması fibrozisin ve hipertrofinin bloke edilmesini işaret etmektedir. '5-HT2B' etkisi ile ANP ve BNP reseptörlerinin aktiviteleri baskılanmış görünmektedir. Anahtar kelimeler: Fare, Elektrokardiyografi, Vektörkardiyografi, Isoproterenol, 5-HT2B, Kardiyak hipertrofi.

EkokardiyografiElektrofizyolojiElektrofizyolojik teknikler-kardiyak+6
Merve Temel
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Periferik sinir yaralanmasında lokal koenzim Q10, E vitamini kullanımının klinik elektrofizyolojik ve histomorfolojik etkileri: Rat modeli

Periferik Sinir Yaralanmasında Lokal Koenzim Q10, E Vitamini Kullanımının Klinik Elektrofizyolojik ve Histomorfolojik Etkileri: Rat Modeli Amaç: Ratlarda oluşturulan siyatik sinir kesi tamir modelinde lokal Koenzim Q10 ve E vitamini kombinasyon kullanımının etkilerini göstermeyi amaçladık. Gereç-Yöntem: Çalışmamızda 40 adet ratın sağ siyatik sinirleri kesildi ve tamir edildi. Müdahale edilmeyen sol siyatik sinirler sham grubu olarak değerlendirildi. Sağ siyatik siniri opere edilen ratlar kontrol-4, kontrol-8, tedavi-4 ve tedavi-8 grupları şeklinde 4 gruba ayrıldı. Bu gruplar değerlendirme aşamasında histomorfolojik ve klinik ve elektrofizyolojik değerlendirmeler yapılmak üzere 2 gruba ayrıldı. Tedavi gruplarındaki ratlara 4 hafta süreyle, günlük olarak 0,01mg/kg Koenzim Q10 ve E vitamini kombinasyonu lokal olarak uygulandı. Ratlar 4. Ve 8. haftalarda termal plantar testleri yapıldıktan sonra sakrifiye edilerek histomorfolojik ve elektrofizyolojik deneyler yapıldı. Bulgular: Histomorfolojik incelemede özellikle tedavi-8 grubu kontrol grupları ile karşılaştırıldığında miyelinli aksonların sayısı önemli ölçüde artmış ve miyelin yapısı sham grubuna daha yakın olarak bulundu (kontrol-4. p<0,0001, kontrol-8 p<0,01). Elektrofizyolojik incelemelerde de latans süreleri karşılaştırıldığında özellikle tedavi-8 grubunda kontrol-4 grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düşük olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç: Bu kanıtlara dayanarak Koenzim Q10 ve E vitamini kombinasyonunun periferik sinir yaralanmasında lokal olarak kullanımı histomorfolojik ve elektrofizyolojik incelemelerde etkili olduğu bulundu.

ElektrofizyolojiKoenzimlerNöroproteksiyon+5
Hakkı Can Ölke
Çukurova University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Travmatik sinir hasarı tanısı ile elektronöromiyografi yapılan hastalara ait klinik ve elektrofizyolojik bulgular

Akut periferik sinir yaralanmaları, prevalans ve insidansı toplumun gelişmişlik düzeyine göre değişmekle birlikte, halen dünyanın her yerinde sık rastlanılan, önemli bir kısmı kalıcı özürlülük oluşturan ciddi bir sağlık sorunudur. Etyolojik olarak trafik kazası, iş kazası, ev kazası, kesici-delici aletlerle veya ateşli silahlarla yaralanma-darp edilme, tıbbi girişimler sırasında iatrojenik yaralanmalar şeklinde olabilir. Bugün için periferik sinir hasarlanmalarının tanı ve takibinde en iyi ve ilk seçilen tetkik yöntemi ENMG?dir. Bu tez çalışmasında, 2008-2012 yılları arasında, sinir yaralanması ön tanısı ile CBÜTF Nöroloji AD EMG laboratuarına ENMG için gönderilen hastaların raporları ret-rospektif olarak taranarak, bölgemizde periferik sinir yaralanmalarına ait demografik, epidemiyolojik, klinik özellikleri saptamak amaçlanmıştır. Bu retrospektif ENMG laboratuvarı arşiv taramasında periferik sinir yaralanması olan 98 hastanın ENMG raporları değerlendirildi. Hastaların 85? i erkek (% 86.7), 13? ü kadın (%13.3), yaş aralığı 18-71, yaş ortalaması 34.72 ±11.19 bulundu. Hastaların % 43.9?nu işçilerin oluşturduğu saptandı. Yaralanma nedenleri incelendiğinde nedeni bilinenenler arasında en sık % 39,8 ile kesici-delici cisim yaralanmaları yer almaktaydı. Sinir yaralanmalarının % 68.4 oranı ile en sık üst extremitelerde olduğu gözlendi. Ol-guların % 60,2?sinde periferik sinir yaralanması sağ extremitelerdeydi. Tek periferik sinir yaralanması % 80.6, 1 tane brakial pleksus yaralanması da dahil olmak üzere multipl sinir hasarlanması % 19.4 oranında saptandı. Tek sinir yaralanmaları içinde % 19.4 oranı ile fibuler sinir başı çekerken, multipl sinir tutulumları arasında en sık median-ulnar sinir tutulumu gözlendi. Olguların % 20.4?ünde ağır olmak üzere top-lam % 70.4?ünde parsiyel, % 29.6?sında total sinir hasarı mevcuttu. Dolayısı ile tüm sinir yaralanmalarının % 50?si ağır ya da total hasarlanma şeklindeydi. Bu çalışma, bölgemizdeki sinir yaralanmalarınının epidemiyolojisi, kliniği ve kısmen elektrofizyolojisi hakkında veri sağlayan ilk çalışmadır. Bu tip çalışmalar ciddi sağlık sorunu oluşturan ve genç yaşlarda ortaya çıkan sinir yaralanmalarının engel-lenmesi, tedavisi konusunda alınacak tedbirler, yapılacak protokollere rehber olabilir. Ancak bu çalışma göstermiştir ki daha iyi veriler elde etmek için bu konuda prospektif çalışmaların yapılması ve retrospektif araştırmalar için de standart kayıt formları oluş-turularak daha iyi veri toplanması gerekmektedir.

ElektrofizyolojiElektromiyografiPeriferik sinirler+4
Halit Güneş
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Gergin omurilik sendromlu hastalarda preop ve postop motor uyarılmış potansiyel, elektrofizyolojik iletim çalışmaları,nörolojik muayene ve lumbosakral MRG tetkiklerinin karşılaştırılması

Gergin omurilik sendromu (GOS), omurili gin mekanik gerilmesine ba gl olarak alt ekstremitelerde hareket, duyu bozukluklar ve idrar-gayta inkontinans gibi ilerleyici n orolojik belirti ve bulgular ile ortaya c kan; s kl kla kas ve iskelet sistemi sekil bo- zukluklar n n e slik etti gi bir klinik tablodur. [1, 8] Do gumsal veya edinsel nedenlerle geli sebilen bu sendromda, embriyolojik d onemde n orulasyon kusuru sonucu ortaya c kan, miyelomeningosel, lipomiyelomeningosel, dermal sin us traktusu, ayr k omurilik malformasyonu (AOM) ya da kuyruk tomurcu gunun kanalizasyon kusuru sonucu or- taya c kan terminal miyelosistosel ve gergin lum terminale gibi hastal klar do gumsal (primer) GOS nedenlerini olu sturur. Ge cirilmi s miyelomeningosel, spinal t um or gibi ameliyatlar n ard ndan ya da spinal travma sonras olu sabilecek yap s kl klar da edinsel (sekonder) gergin omurilik send- romu nedeni olabilir. GOS tan s klinik olarak konulur.G or unt uleme y ontemleri, so- matosens oryel uyar lm s potansiyeller (SEP) ve urodinami tan ya yard mc y ontem- lerdir.GOS'un belirlenmesinde en onemli radyolojik tan arac lumbosakral manyetik rezonans g or unt ulemedir (MRG). [4, 5, 7, 29, 53, 64] Bu cal smam zda, kesin GOS tan s bulunan, 18 ya s uzeri 20 hastada preop ve post- op klinik, lumbosakral MRG, elektro zyolojik iletim ve motor uyar lm s potansiyel (MUP) sonu clar kar s la st r lm st r. Anahtar Kelimeler: Gergin omurilik sendromu, alt ekstremite elektro zyolojik iletim cal smalar , Motor uyar lm s Potansiyel, Lumbosakral Manyetik rezonans g or unt uleme,n orolojik muayene

BacakElektrofizyolojiManyetik rezonans görüntüleme+3
Ümmü Serpil Sarı
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bozulmuş açlık glukozu ve bozulmuş glukoz toleransı olan olgularda polinöropati varlığının klinik ve elektrofizyolojik çalışmalarla belirlenmesi

Periferik nöropati; periferik motor, duysal, otonom sinirlerin çok çeşitli sebepler ile tek tek ya da bir arada hasarlanması sonucu oluşan ve sık görülen bir nörolojik patolojidir. Bozulmuş açlık glukozu (BAG) ve bozulmuş glukoz toleransı (BGT) olan hastalar `pre-diyabet' olarak tanımlanmaktadır. Son yıllarda pre-diyabette polinöropatinin varlığını araştıran birçok çalışma yapılmakta ve bu olgularda yüksek oranda nöropati saptanmaktadır.Bu çalışmada bozulmuş açlık glukozu ve bozulmuş glukoz toleransı olan olgularda metabolik sendrom varlığı, serum kolesterol, trigliserid, ürik asit düzeyleri, insülin direnci, abdominal obesite varlığı, ve polinöropati varlığını araştırmaya yönelik ayrıntılı nörolojik sorgulama ve muayene, standart sinir iletim çalışmaları yanı sıra erken dönem nöropatiyi daha iyi gösteren dorsal sural sinir, F dalga latansı ve küçük lif tutulumunu daha iyi gösteren kutanöz sessiz period, sempatik deri yanıtları gibi özellikli elektrofizyolojik incelemeler yapılmıştır.Çalışmamızda BAG ve BGT tanılı olgularda yüksek oranda polinöropati varlığını gösterdik. Yaptığımız elektrofizyolojik çalışmalar ile erken dönemde polinöropati varlığını belirlemede özellikle Dorsal Sural Sinir iletim çalışması, DSRAR ve Tibial sinirden ölçülen F dalga latansının etkili olduğunu saptadık. Ayrıntılı hasta sorgulaması, duyu muayenesi ve standart SİÇ yanı sıra dorsal sural sinir, F dalga latansı, DSRAR gibi özellikli elektrofizyolojik ölçümler ile henüz hastaların asemptomatik olduğu erken dönemde polinöropati varlığının ve ağırlıklı lif tipi etkilenmesinin belirlenebileceğini belirledik.

Diabetes mellitusDiabetik nöropatilerElektrofizyoloji+5
Zeynep Elmas
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Multipl sklerozda periferik sinir sistemi tutulumunun araştırılması

Giriş ve Amaç: Klasik olarak multipl sklerozda (MS) santral sinir sistemitutulması ön planda olduğu için perferik sinir iletimi çalışmalarında herhangi biranormallik beklenmez. Ancak literatürde MS'li hastalarda periferik sinir iletimçalışmaları anormallikleri destekleyen çalışmalarda vardır. Bizim bu çalışmadakiamacımız Relapsing-Remitting formdaki MS'li hastalarda periferik sinirtutulumunun olup olmadığını. periferik sinir iletim çalışmaları sayesinde ortayakoymaktır.Gereç ve Yöntem: 2001 yılında revize edilen McDonald's kriterlerine görekesin RRMS tanısı alan 20 kişilik hasta grubu ile 15 kişilik kontrol grubu arasındamedian sinir duysal ve motor dalı, peroneal sinir, tibial sinir ve sural sinirlerdeyapılan EMNG çalışmalarında ileti hızı, DL ve aksiyon potansiyeli amplitütkarşılaştırmaları yapıldı.Bulgular: Hasta ve kontrol grubunda median sinir duysal ve motor dalı,peroneal sinir, tibial sinir ve sural sinirlerde yapılan EMG çalışmalarının ileti hızı,DL, aksiyon potansiyeli karşılaştırmalarında istatiksel olarak anlamlı farkbulunamamıştır.Tartışma: Bizim yaptığımız çalışmada MS'li hastalarla, kontrol gurubuarasında yapılan sural, median, peroneal, tibial sinirlerde iletim hızları, DAP veBKAP amplitütleri, distal latans karşılaştırmalarında istatiksel olarak anlamlı farkbulunmamış olmasına rağmen çeşitli çalışmalarda MS'li hasta alt gruplarındayaklaşık %5-14 periferik sinir tutulumu gözlenmiştir. Bu konuda daha genişörneklem büyüklüğüyle ve daha kapsamlı yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.

ElektrofizyolojiMultipl sklerozPeriferik sinir sistemi hastalıkları+1
Tümay Çakır
Düzce University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tip 1 diyabetes mellituslu hastalarda hastalık süresi ile elektrofizyolojik nöropati bulgularının karşılaştırılması

Tip1 Diyabetes Mellituslu Hastalarda Hastalığın Süresi İle Elektrofizyolojik Nöropati Bulgularının KarşılaştırılmasıAmaç: Tip 1 diabetes mellitus (DM) çocukluk yaş grubunda sık görülen T-hücrelerinin aracılık ettiği hiperglisemi ile karakterize kronik metabolik bir hastalıktır. Tip 1 DM de uzun dönemde görülen mikrovasküler komplikasyonları nefropati,retinopati ve nöropati oluşturmaktadır. Prepubertal dönemde geçirilen diyabet süresinin komplikasyon gelişimindeki etkisi literatürde halen tartışma konusudur.Ancak birçok çalışmada prepubertal diyabet süresinin komplikasyon gelişiminde önemli bir basamak rolü oynadığı iddia edilmektedir.Bu çalışmada tanı almış Tip 1 DM li hastalar hastalık süresine göre 0-3, 3-5, 5 yıl üstü olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Diyabetik nöropati varlığı açısından elektrofizyolojik nöropati araştırma yöntemleri ile hastaları birbileri ve kontrol grubuyla karşılaştırdık.Metod: Çalışmaya Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesinde takip edilen 60 Tip 1 DM lu hasta ile 20 sağlıklı çocuğun elektrofizyolojik sonuçları karşılaştırıldı.Bulgular: Yapmış olduğumuz bu çalışmada ilk olarak alt ekstremite duysal siniri olan sural sinir DL ının 3 yıldan sonra kontrol grubuna göre uzadığını gördük. Sural duysal sinir hızı ve amplitüdünde istatiksel olarak anlamlı olmasa da hastalık süresi uzadıkça azalma olduğunu gördük. Tibial ve peroneal DL açısından fark yoktu fakat hastalık süresi uzadıkça bu sinirlere ait DL'ın azaldığını bulduk. Median sinir motor DL ve amplitüdler açısından da fark yoktu. Median sinir motor hızlar ise hastalık süresi uzadıkça azalmaktadır. Median duysal sinir distal latansında bir fark yoktu. Fakat süre uzadıkça amplitüd ve hız azalmaktadır. Bu sonuçlar bize erken dönemiiidiyabetik nöropatinin değerlendirmesinde ve tanısında sural duysal sinir iletiminin önemli rolü olduğunu göstermiştir.Sonuç: Tip 1 DM de uzun dönemde görülen mikrovasküler komplikasyonlardan biride periferik nöropatidir. Prepubertal diyabet süresinin komplikasyon gelişiminde önemli bir basamak rolü oynadığı öne sürülmektedir. Sinir ileti çalışmaları tanı koymada önemlidir. Diyabetik polinöropatide en erken alt ekstremitedeki duyu lifleri etkilenir. Bu nedenle,polinöropati tespiti için en hassas belirleyici parametre alt ekstremite duyusal sinir iletim çalışmalarıdır. Bizim çalışmamızda da ilk önce alt ekstremite de sural duysal sinirin etkilendiğini gördük. Sinir ileti çalışmalarında periferik nöropati bulguları hastalık süresi uzadıkça daha belirginleşmektedir.Anahtar sözcükler: Tip 1 diabetes mellitus, polinöropati, sinir ileti çalışması

Diabetes mellitus-tip 1Diabetik nöropatilerElektrofizyoloji+1
Ahmet Hakan Taşçı
Düzce University
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Öğrencilerin beyin dalgalarının problem çözme sürecinde incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, matematik eğitiminde sinirsel mekanizmaların anlaşılmasına katkı sağlayabilmek için farklı bilişsel stillere sahip öğrencilerin farklı türdeki matematik problemlerini çözme sürecindeki beyin aktivitelerini elektrofizyolojik olarak incelemektir. Bu araştırmada, örneklem tayinine gerek duyulmadan karma yöntem araştırması kullanılmıştır. Karma yöntem araştırması, nicel ve nitel araştırma tekniklerinin birleştirildiği araştırma olarak tanımlanmaktadır. Buna göre, nicel ve nitel veriler ayrı ayrı toplanmış, analiz edilmiş ve elde edilen veriler sonuçta bir araya getirilmiştir. Araştırma bilişsel stili farklı olan öğrencilerin farklı türdeki problemlere ait çözüm sürecinde beyin dalga kayıtlarının alınması ve problem testine ait öğrencilerin görüşlerinin incelenmesi olarak iki basamakta gerçekleştirilmiştir. Araştırma 2012-2013 eğitim öğretim yılı bahar döneminde ilköğretim 1. sınıf öğretmen adayları (N= 20) ile yürütülmüştür. Katılımcıların seçiminde bilişsel stil testi ve el asimetri anketi kullanılmıştır. Beyin dalga kayıtlarının alınması için Emotiv Epoc cihazı ile birlikte TestBench yazılımı kullanılmıştır. Kayıt verilerinin analizinde MATLAB programı aracılığıyla geliştirilen SİMSS arayüz tasarımı kullanılmıştır. Kayıt verileri alınırken katılımcılara sorulan problem testi farklı türden problemleri içermekte ve test-tekrar test uygulaması sonucu güvenirlik katsayısı 0,72 olarak bulunmuştur. Beyin dalga kayıtları alınırken katılımcılara bu test araştırmacı tarafından geliştirilen animasyon yazılımında (adobe flash destekli) sunulmuştur. Ayrıca katılımcıların problem testinde yer alan problemler hakkında görüşlerini almak amacıyla görüşme formu hazırlanarak öğrencilerle yarı yapılandırılmış görüşme yapılmıştır. Bulgular, farklı stildeki öğrencilerin farklı türdeki problemleri çözerken beyin dalgalarına ait asimetri indeks değerlerinin loblara göre analizi yapıldığında iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı farklılıklar belirlenmiştir. Aritmetik, uzamsal, geometri, örüntü ve muhakeme problemlerine ait analiz sonuçları belirlenerek yorumlar yapılmıştır. Bilişsel stilleri farklı öğrencilerin farklı türdeki problemleri çözme sürecinde beyin aktivasyon yapısı farklılık göstermektedir. Aynı zamanda öğrenciler arasındaki farklılık, sorunun yapısına göre de değişmektedir. Ayrıca farklı bilişsel stillere sahip öğrencilerin entropi değerleri incelendiğinde farklılıklar gözlenmiştir. Alan bağımlı öğrencilerin alan bağımsız öğrencilere göre problem çözerken daha fazla zihinsel çaba gösterdiklerinin elektrofizyolojik bir işareti olarak değerlendirilebilir.

Beyin aktivasyon deneyleriBeyin fonksiyonlarıElektrofizyoloji+6
Sefa Dündar
Gazi University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sıçanlarda akut ve kronik uygulanan elajik asidin penisilin ile oluşturulmuş epileptiform aktivite üzerine etkisi

Yeryüzünde epilepsi hastalığı olan yaklaşık 65 milyon insan vardır ve bunların büyük bir kısmı şimdiye dek keşfedilen antiepileptik ilaçlara karşı dirençlidir. Ayrıca bu ilaçların yan etki profili çok geniştir. Elajik asit (EA); nar, kuruyemiş ve elma gibi birçok bitkide bulunan polifenolik bir bileşiktir. Bu çalışmanın amacı, analjezik, antidepresan, antioksidan ve antikanser etkileri olduğu gözlenen elajik asidin akut ve kronik uygulamasının sıçanlarda penisilinle oluşturulan deneysel epilepsi modeli üzerindeki etkisini elektrofizyolojik olarak araştırılmasının yanı sıra oksidatif stres üzerindeki etkilerinin de incelenmesidir. Bu çalışmada 94 yetişkin erkek Wistar sıçan kullanıldı. Sıçanlar akut ve kronik gruplar olmak üzere iki büyük gruba ayrıldıktan sonra her bir grup sham, kontrol (penisilin), sadece elajik asit ve 10, 50 ve 100 mg/kg dozlarda elajik asit grupları olarak farklı alt gruba ayrıldı. Penisilin dışındaki tüm maddeler intraperitoneal olarak uygulandı. Kronik çalışma gruplarına maddeler 21 gün boyunca uygulanırken, akut çalışma grubuna ise sadece epileptiform aktivitesi öncesi uygulandı. Sıçanlar 1.25 g/kg'lık üretan dozunun intraperitoneal uygulanmasıyla anestezi altına alınıp, sol korteks üzerindeki kemik kaldırılmış ve somatomotor alana elektrotlar yerleştirildi. Akut gruplarına beş dakikalık bazal aktivite kaydından sonra elajik asit enjekte edildi. Elajik asit uygulanmasının 30. dakikasında penisilin (500 IU) intrakortikal olarak uygulandı. Penisilin sonrası 120 dakika daha ECoG kaydı alındı. Kronik çalışma gruplarında ise beş dakikalık bazal aktivite kaydından sonra penisilin intrakortikal uygulanarak 120 dakika daha ECoG kaydı alındı. Ayrıca elajik asidin antioksidan mekanizması üzerindeki etkilerini tespit etmek amacıyla süperoksit dismutaz, katalaz ve glutatyon peroksidaz miktarları serumda, ELİSA metodu ile belirlendi. Kayıtlardan elde edilen elektrokortikografik veriler yazılım programı ile analiz edildi. Aynı zamanda ilk epileptiform aktivitenin başlama zamanı, epileptiform aktivitenin diken dalga sıklığı ve diken dalga genliği istatistiksel olarak analiz edildi. Sham ve sadece EA (penisilin uygulanmamış) gruplarında herhangi bir epileptiform aktiviteye rastlanmamıştır. 10 mg/kg, 50 mg/kg ve 100 mg/kg'lık EA dozlarının hem akut hem de kronik grupları kontrol grubu ile kıyaslandığında, ilk epileptiform diken dalga zamanını belirgin bir biçimde arttırmış ve diken dalga sıklığını ve genliğini bazı zaman periyotları hariç azaltmıştır. Kronik EA gruplarında SOD, CAT ve GPx seviyeleri kontrol grubuna göre daha düşük bulunmuştur. Sonuç olarak, yapılan çalışmada elajik asidin penisilinle oluşturulmuş deneysel epilepsi modeli üzerine uygulanmasının antiepileptik etkiye sebep olduğunu ortaya çıkarmış ve bu durum elajik asidin gelecekte potansiyel bir antiepileptik ilaç olabileceğini düşündürmüştür.

ElektrofizyolojiElektrokardiyografiEllajik asit+6
Ersin Beyazçiçek
Düzce University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Karpal tünel sendromunda insülin direnci, serum IGF-1 düzeyi ve bunların periferik elektrofizyolojik bulgular üzerine etkisi

Karpal tünel sendromu (KTS) karpal tünel içerisinde artmış basınç sonucunda median sinir fonksiyonunun kaybı olarak tanımlanır. Ancak patofizyolojisi net olarak açıklanamamıştır. İnsülin direnci (IR) endojen ya da eksojen insüline karşı bozulmuş fizyolojik yanıt olarak tanımlanır. İnsulin direncinin geniş bir klinik prezentasyonu vardır. İnsülin direnci olan hastaların kan glukoz düzeyi normal veya yüksek olabilir, hatta bazı çalışmalarda kan glukoz düzeyinin düşük olabileceği saptanmıştır. 2011 yılında yapılan çalışmada prediabetin ve insülin direncinin karpal tünel sendromu için risk faktörü olduğu sonucuna varılmıştır. İnsülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) genellikle lokal etkiler oluşturan ve belirli hücrelerde büyümeyi uyaran, birincil aminoasid dizilimleri insanda bulunan proinsüline benzeyen küçük bir peptit yapıda endojen moleküldür. Yapılan çalışmalarda iskelet kasında iki hormonun da reseptörlerinin bulunduğunu ve her ikisinin de iskelet kasında protein sentezi ve hücre hipertrofisini stimüle edebildiği ancak IGF-1 in myoblastlar için daha potent bir mitojen olduğu sonucuna varılmıştır. Yapılan çalışmalarda IGF-1 düzeyleri ile body mass indeksi (BMI), vücut ağırlığı, bel çevresi arasında negatif bir ilişki bulunmuştur. Yine insülin seviyesi ve insülin direnci arttıkça IGF-1 düzeyinde düşüş saptanmıştır. Bizim çalışmamız da KTS ile insülin direnci ve IGF-1 düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 20 ila 50 yaşları arasında 50 KTS hastası ve 50 sağlıklı gönüllüden oluşan kontrol grubu alındı. Çalışmanın başında hastaların fizik muayeneleri ve rutin biyokimyasal tetkikleri yapıldı. Rutin poliklinik testleri olan tam kan sayımı, karaciğer fonksiyon testlerinden alanin transaminaz (ALT) ve aspartat transaminaz (AST), üre, kreatinin, B12 vitamini ve tiroid stimulan hormon (TSH) düzeyleri değerlendirildi. Ayrıca insülin direncini belirlemek için 12 saat açlıktan sonra açlık kan glukozu, kan insülini ve serum IGF-1 tetkikleri istendi. Tüm katılımcıların insülin direncini belrilemek için HOMA-IR indeks sonuçları kaydedildi. Tüm katılımcılara tanısal elektornöromyografi (ENMG) yapıldı ve sonuçları kaydedildi. Tüm katılımcılara Boston Semptom Şiddet Skalası (BSŞS), Boston Fonksiyon Şiddet Skalası (BFŞS) anketleri doldurulup el dinamometresi ile kaba sıkma güçleri kaydedildi. ENMG sonucuna göre KTS tanısı alanlar grup 1 KTS saptanmayanlar grup 2 olarak ayrıldı. Çalışmanın sonucunda grup 1 ile grup 2 arasında HOMA-IR sonuçları arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p=0,006). Grup 1 ile grup 2 arasında açlık kan glukozları arasında anlamlı farklılık saptandı (p=0,038). Grup 1 ile grup 2 de bulunan hastalar arasında IGF-1 düzeyleri arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Grup 1' de bulunan hastalar HOMA-IR sonucuna göre ayrıldığında HOMA-IR testi pozitif saptanan hastaların serum IGF-1 düzeyi, HOMA-IR testi negatif olan gruba göre düşük saptandı ve bu farklılık istatiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,013). Grup 1 de bulunan hastalarda IGF-1 düzeyleri ile insülin düzeyi ve HOMA-IR skoru arasında negatif korelasyon saptandı. Grup 1 de bulunan hastalarda HOMA-IR ve serum IGF-1 ile sinir ileti çalışma sonuçları arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Grup 1 de bulunan hastalar insülin direnci varlığına göre ayrıldığında, insülin direnci olan hastaların BSŞS ile BFŞS insülin direnci olmayan gruba göre yüksek saptandı, BŞSS' nın gruplar arası farklılığı istatiksel olarak anlamlı saptandı (p=0,014). Anahtar kelimeler: Karpal tünel sendromu, insülin direnci, İnsülin benzeri büyüme faktörü-1

ElektrofizyolojiKarpal kemiklerKarpal tünel sendromu+2
Mehmet Küçüker
Fırat University
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Frekansa özgü işitsel elektrofizyolojik değerlendirme yöntemlerinden tone burst ABR'nin yetişkinlerde klinik normalizasyonu

İşitme, insanın çevresiyle iletişimini sağlayan en önemli duyu fonksiyonlarındandır. İşitme duyusunun azalması ya da tamamen ortadan kalkması kişinin yaşam kalitesinde ciddi sorunlar ortaya çıkarabilir. Bu durum kişilerde işitme kaybına ilave olarak sosyo-psikolojik problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. İşitmenin değerlendirilmesinde güvenilir davranışsal yanıtlar alınamayan hastalarda, işitmenin tespit edilebilmesi için güvenilir objektif yanıtlara ihtiyaç duyulmaktadır. İşitsel Beyin Sapı Cevapları ?Auditory Brainstem Responce? (ABR) işitmenin objektif değerlendirilmesi için klinik uygulamalarda ve literatürde en çok kullanılan odyolojik test bataryasıdır. Bizim çalışmamızın amacı; işitme kaybının odyolojik tanısı ve işitme kaybının rehabilitasyonuna yönelik belirlenecek amplifikasyon yaklaşımı için, frekansa özgü elektrofizyolojik işitme değerlendirmesine yardımcı olacak şekilde tb-ABR'nin saf ses odyometresinin normal eşikleriyle uyumluluğunu araştırmaktır.Bu çalışmada yetişkin normal işiten 15 kadın, 15 erkek toplam 30 deneğin 60 kulağından 4, 2, 1, 0.5 ve 250 Hz frekanslarında elde edilen saf ses eşikleri ile tone burst uyaran kullanılarak elde edilen İşitsel Beyin Sapı Cevapları (tb-ABR) eşikleri karşılaştırıldı.Çalışmada, 18-55 yaş aralığında seçilen olgular cinsiyetin etkisini araştırmak için, kadın ve erkek denek olarak eşit sayısıda alınmıştır. Kadın ve erkek olgularda istatiksel fark anlamlı bulunmamıştır.Kulaklar arası farklılıkları araştırmak için sağ ve sol kulaklar çalışmaya dahil edilerek kulaklar arası farklılıklar değerlendirilmiştir. İstatiksel olarak farklar anlamlı bulunmamıştır.Bütün deneklerde tb- ABR eşik seviyelerinin SSO eşik seviyelerinden daha yüksek elde edilmiştir. 4, 2, 1, 0.5 kHz ve 250 Hz'de tb-ABR eşiği ile SSO eşikleri arasındaki fark sırasıyla, 6.13, 11.13, 13.97, 14.00 ve 14.67 dB fark saptanmıştır bulundu. tb-ABR eşiklerinin, saf ses odyogram eşiklerini 4, 2, 1 kHz'de istatiksel olarak anlamlı yansıttığı bulunmuştur.Sonuç olarak tb-ABR normal işiten bireylerde 4, 2, 1, eşiklerinin saf ses eşiklerinin tahmininde istatiksel anlamlı sonuç elde edilmiştir. 500 ve 250 Hz tb-ABR eşikleri saf ses eşiklerinin tahmininde istatiksel anlamlı sonuç vermemektedir.

ElektrofizyolojiFrekans analiziOdyoloji+3
Cevdet Ünlü
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köpeklerde fasiyal sinir iletiminin elektrofizyolojik ve klinik olarak incelenmesi

Fasiyal paraliz; fasiyal sinir disfonksiyonu, otitis media-interna, travma, hipotiroidizm, orta/iç kulak neoplazisi veya polinöropatilere bağlı periferik fasiyal sinirin hastalığına bağlı olabilir. Fasiyal sinir üzerine yapılan çalışmalar araştırıldığında veteriner hekimlği alanında yeterli bir çalışma olmadığı yapılan çalışmaların genellikle deney hayvanları ve fasiyal paraliz yaşayan küçük hasta gruplarıyla sınırlı olduğu görülmüştür. Yaptığımız bu tez çalışmasında fasiyal sinir elektromiyelografi verileri cinsiyet, kafa yapısı, yaş ve kotralateral gruplarına ayrılmıştır. Bu gruplar amlitüd, latans ve mesafe açısından karşılaştırılmıştır Çalışmamız neticesinde fasiyal sinire ait amplitüd ve latans verileri elde edilmiştir. Yaptığımız çalışmada yüksek olgu sayısı ile fasiyal sinire ait elektromiyelografik veriler elde edilmiştir. Bu veriler fasiyal pariliz bulunmayan köpeklerden elde edildiği için referans değerler olarak kabul edilebileceği düşünülmektedir. Bu araştırmaya, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi Cerrahi Kliniğine getirilen ve çeşitli endikasyonlarla operasyona alınan, değişik ırk ve yaştaki 36'sı erkek, 14'ü dişi 50 köpek dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen köpeklerde indüksiyon amacıyla 4 mg/kg propofol intravenöz kullanılmıştır. Entübasyonun ardından anesteziye sevofluran ile devam edilmiştir. Otovideoskopik muayeneleri gerçekleştirilerek bulgular not edilmiştir. Yapılan çalışmada cinsiyet, yaş ve kontralateral değerler arasında bir fark olmadığı ancak kafa yapısının mesafe ölçümlerinde fark oluşturduğu görülmüştür. Çalışmamızda kafa yapısı açısından brahisefalik ve mezosefalik ırklar karşılaştırılabildiği için standardize edilmiş daha fazla çalışma yapılması önerilmektedir.

ElektrofizyolojiElektromiyografiFasiyal paralizi+3
Furkan Şavklıyıldız
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Valproik asit, zikonotid ve spinorfinin sıçan dorsal kök gangliyon sinir hücre kültürlerine etkilerinin moleküler ve elktrofizyolojik olarak incelenmesi

Bu çalısmanın amacı sıçan dorsal kök gangliyon (DKG) sinir hücrelerindevalproik asit, zikonotid ve spinorfinin etkilerini flüoresan kalsiyum görüntülemeyöntemleri ile belirlemektir. Valproik asitin etkileri patch kenetleme yöntemi ile deirdelenmistir. Dorsal kök gangliyonları diseke edildi ve enzimatik ve fizikselislemlerle izole tek hücrelere ayrıstırılarak %5 CO2 içeren inkübatörde 37 oC'detutuldu. Tüm hücre diyaliz patch kenetleme tekniginin akım kenetleme formu ile buhücrelerden aksiyon potansiyelleri kaydedildi. Fluoresan kalsiyum görüntülemedeneyleri için, önceden yüzeyi kaplanmıs lamellere ekilen DKG hücreleri kalsiyumaduyarlı boya olan Fura-2 AM (1 ?M) ile yüklendi. Ters mikroskopa (40X, 1,3 NAobjektif) baglantılı CCD kamera ve yazılım programından olusan kalsiyumgörüntüleme sistemi kullanılarak her bir DKG sinir hücresinde hücre içi serbestkalsiyum düzeyi ([Ca2+]i) 340/380 nm oranındaki degisikliklerden yararlanılarakbelirlendi. Veriler eslestirilmemis t testi ile analiz edildi ve P <.05 anlamlı kabuledildi. Patch kenetleme deneyleri sadece valproik asit için yapıldı ve valproik asituygulaması (30 ?M, 100 ?M ve 300 ?M) aksiyon potansiyeli parametreleri üzerineanlamlı bir etki etmedi (n=16). lave olarak valproik asit (100 ?M, n=10; 300?M,n=22 ve 1 mM, n=56) kalsiyum görüntüleme deneylerinde de yüksek K+ (KCl, 30mM) ile indüklenen [Ca2+]i cevaplarında bir degisiklik meydana getirmedi. Kalsiyumgörüntüleme deneylerinde zikonotid (1nM, n=12; 10 nM, n=18 ve 1?M, n=14) KClile olusturulan [Ca2+]i artıslarını doz bagımlı ve güçlü bir sekilde inhibe etti. Yineaynı sekilde spinorfin de doz bagımlı olarak ama daha çok küçük çaplı DKG nöronalt tiplerinde (10?M, n= 22; 100 ?M, n= 25 ve 300 ?M, n=35) yüksek K+ ileindüklenen [Ca2+]i cevaplarını inhibe etti. lave olarak, spinorfin ile ön muameleuygulanması sonrasında küçük çaplı nosiseptif özellikteki DKG hücreleri yüksek K+ile depolarizasyona cevapsızlık ortaya çıkarken, büyük çaplı non-nosiseptifhücrelerde yüksek K+ ile indüklenen yüzde [Ca2+]i cevapları etkilenmedi.Bu çalısmanın bulguları zikonotid ve spinorfinin, hücre zarı uyarılabilirligi venörotransmitter salıverilmesinde anahtar rol oynayan kalsiyum sinyallesmesini vehücre içi serbest kalsiyumdaki degisiklikleri inhibe ettigini ve etkin analjezik olmapotansiyeli arz ettiklerini ama valproik asidin bu baglamda etkisiz oldugunugöstermektedir. Spinorfin ve zikonotidin bu duyusal hücrelerde hücre içi kalsiyumsinyallerine etkileri ilk defa bu tez çalısması ile ortaya konmustur.Anahtar kelimeler: Aksiyon potansiyeli, valproik asit, zikonotid, spinorfin,hücre kültürü, patch kenetleme, iyon kanalları.

AksonlarAnaljeziklerElektrofizyoloji+6
Kemal Tuğrul Kuzgun
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Romatoid artritli hastalarda kardiak tutulumun noninvaziv elektrofizyolojik parametrelerle değerlendirilmesi (24 saatlik holter monitorizasyonu bulguları)

Giriş ve Amaç: Romatoid artrit (RA)'te hem hastalığa ve hem de kullanılan ilaçlara bağlı olarak kalp tutulumu olabilmekte ve çoğunlukla sessiz seyretmektedir. Bu çalışmanın amacı, RA'li hastalarda kalbin elektrofizyolojik parametrelerini 24 saatlik Holter elektrokardiografi izlemiyle değerlendirerek kardiak etkilenimin varlığını araştırmaktı.Materyal ve Metod: Bu çalışma, Dicle Üniversitesi Hastanesinin Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim dalı Romatizmal Hastalıklar polikliniğine başvuran 49 RA'li hasta ve 28 sağlıklı birey üzerinde yürütüldü. Çalışmaya dahil edilen bireyler klinik ve laboratuar parametreleri açısından değerlendirldi ve 24 saatlik Holter elektrokardiografik monitorizasyonları yapıldı.Bulgular: Minimal, maksimal ve ortama kalp hızları RA grubunda anlamlı derecede daha yüksek iken, ortalama RR, maksimum QT intervali, SDNN, SDANN ve HRV indeksi parametreleri ise RA hastalarında kontrol grubuna göre anlamlı düşük saptandı (p<0.05). ESH ile düzeltilmiş QT dispersiyonu arasında anlamlı negatif ilişki (p<0.05). Diğer klinik ve laboratuar parametrelerle QT ve KHD bulguları arasında anlamlı ilişki bulunmadı (p>0.05).Sonuçlar: RA'li hastalarda QT dispersiyonu ve KHD gibi parametrelerin, bu hastalarda geleneksel risk faktörlerine ek olarak kardiyovasküler riskin değerlendirilmesi ve ani kardiyak ölüm riskinin öngörülmesinde ılımlı bir rolü olabileceği söylenebilir.Anahtar kelimeler: Romatoid artrit, Holter elektrokardiografi, QT dispersiyonu, Kalp hızı değişkenliği

ArtritArtrit-romatoidEkokardiyografi+5
Figen Ceylan Çevik
Dicle University
2010
00

İlgili konular