Artroplasti

82 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total diz artroplastisi sonrası postoperatif analjezi için intravenöz düşük doz ketamin infüzyonunun kullanımı: Morfin tüketimini azaltan en uygun doz hangisi?

Amaç: Bu çalışmada TDA planlanan hastalara postoperatif analjezi amacı ile iki gün farklı dozlarda sürekli i.v. ketamin infüzyonu yapılması sonucu morfin tüketimini azaltan optimal dozun bulunması ve bununla beraber yan etkiler, taburculuk süresi, hasta memnuniyeti ve derlenmenin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra, TDA planlanan ASA I-III, 18 yaş üzeri 75 kadın çalışmaya alındı. Çalışma prospektif, randomize, çift kör yürütüldü. Spinal anestezi sonra Grup I, Grup II ve Grup III'teki 25'er hastaya sırasıyla 2 μg, 4 μg, 6 μ/kg/dk i.v. başlanan ketaminin cerrahi bitiminde yarıya düşürülerek postoperatif 48. saate kadar uygulandı. Postoperatif analjezi HKA morfinle sağlandı. Uygulama boyunca vitaller, komplikasyonlar, morfin tüketimi, VAS, taburculuk süresi, aktif diz fleksiyonunun 90° olduğu günle hasta memnuniyeti kaydedildi. Bulgular: Demografik ve hemodinamik veriler bakımından gruplar arasında fark yoktu. Bu çalışmada Grup III (38,96 ± 6,08 mg), Grup II (45,52 ± 8,23mg) ve Grup I'in (53,92 ± 5,49 mg) 48 saatlik kümülatif morfin tüketimleri arasındaki farklılık anlamlıydı (p=0,001). Grup III; Grup II ve Grup I'e kıyasla %27; Grup II, Grup I'e göre %15 daha az morfin kullandı. Postoperatif takip süreçlerinde grupların hareketsiz VAS<40mm. Hareketli VAS 12. saatteki ve taburculuk süresi Grup II'de Grup I'e göre daha etkili ve anlamlı bulunurken, postoperatif 6, 12, 24, 48. sa. ve 6.haftada hareketsiz VAS, 6 ve 12. saatte hareketli VAS, taburculuk süresi ve aktif diz fleksiyonu sadece Grup III dozunda Grup I'e göre daha etkindi (p≤0,05). Sonuç: Bu çalışmada TDA'nın postoperatif yönetiminde yan etki görülmeden optimal analjezi ve rehabilitasyon sağlayacak morfin tüketimini azaltan optimal ketamin dozunun Grup III olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Total diz artroplastisi, ketamin, morfin, postoperatif analjezi

AnaljeziArtroplastiDiz+4
Sibel Tuğçe Polat
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal anestezi altında total diz artroplastisi yapılan hastalara USG eşliğinde yapılan adduktor kanal bloğu, IPACK blok ve geniküler sinir bloğunun postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılması

Amaç: Total diz artroplastisi (TDA) sonrası hastalarda şiddetli postoperatif ağrı olmaktadır. Bu durum hasta memnuniyetini azaltmakta, mobiliteyi geciktirmekte ve hastanede kalış süresini uzatmaktadır. Günümüzde postoperatif ağrı yönetiminde multimodal analjezinin bir parçası olan periferik sinir blokları yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada adduktor kanal bloğu (AKB), popliteal arter ve diz kapsülü arası infiltrasyon bloğu (IPACK) ve geniküler sinir bloğunun (GSB); postoperatif VAS skoru, opioid tüketimi ve mobilite üzerine etkileri araştırıldı. Gereç ve yöntem: Bu çalışma prospektif, randomize, çift kör olarak planlandı. Spinal anestezi altında primer TDA planan 90 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar üç gruba (n=30) ayrıldı. Hastalara AKB (grup A), IPACK blok (grup I) ve GSB (grup G) uygulandı. Periferik sinir blokları 15 mL %0,375 bupivakain ile spinal anestezi uygulamasından önce gerçekleştirildi. Hastaların postoperatif dönemde VAS skoru, opioid tüketim miktarı ve mobilizasyon testleri karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar ASA skorları ve demografik özellikler açısından benzerdi. VAS skorları 4., 6. ve 12. saatte grup G'de diğer iki gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düşüktü (sırasıyla; P=0,006, P=0,040, P=0,041). Postoperatif ilk 12 saatte VAS skorları grup G'de grup A ve grup I'ya göre daha düşük bulundu. Ameliyat sonrası ilk 24 saatte tüketilen toplam opioid miktarı grup G'de diğer iki gruba göre istatiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha düşüktü (P=0,014). Hastaların üç metre yürüme testini tamamlama süresi GSB uygulanan grupta AKB ve IPACK blok uygulanan gruplara göre daha kısaydı ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sonuçlar: Geniküler sinir bloğu TDA'da postoperatif VAS skorlarında belirgin düşme sağladığı ve opiod tüketimini azalttığı için postoperatif analjezide AKB ve IPACK blok yerine tercih edilebilir. Anahtar Kelimeler: Total diz artroplastisi, adduktor kanal bloğu, IPACK blok, geniküler sinir bloğu

AnaljeziklerAnesteziAnestezi-spinal+5
Gökçe Çiçek Dal
Hitit University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fasya iliaka kompartman bloğu için en uygun lokal anestezik volümü: Üç farklı volümün karşılaştırılması

AMAÇ: Fasya iliaka kompartman bloğu (FİKB) alt ekstremite cerrahilerinde postoperetif ağrıyı azaltmak için son dönemde sıkça tercih edilen bir analjezi yöntemidir. Çalışmamız da total kalça artroplastisi planlanan hastalarda postoperatif analjezi amacıyla uygulanan FİKB' de volümün etkisini araştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya etik kurulu onayı alındıktan sonra, total kalça artroplastisi planlanan ASA I-II-III 18-85 yaş arası 45 hasta dahil edildi. Bütün hastalara genel anestezi uygulandı ve inhalasyon anestezisi ile idame sağlandı. Hastalar kapalı zarf çekme yöntemi ile üç gruba ayrıldı. Grup 1' e 30 ml, grup 2' ye 40 ml ve grup 3' e 50 ml volüm içinde LA solusyonu hazırlandı. Operasyon bitiminde supin pozisyonda USG eşliğinde suprainguinal yaklaşımla FİKB uygulandı. Derlenme odasında hastalara tramadollü iv-HKA cihazı bağlandı. Derlenme odasında VAS≤5 oluncaya kadar hastalar takip edildi gereken hastalara ek analjezik yapıldı. Hastaların derlenme odası giriş, 1., 6., 12., 18., 24. saat VAS, tramadol tüketimi ve memnuniyet anket değerleri kayıt altına alındı. BULGULAR: Çalışmamız yaşları 18 ile 85 arasında değişen, 10' u (%22,2) erkek ve 35' i (%77,8) kadın olmak üzere toplam 45 olgu üzerinde yapılmıştır. Olguların yaş ortalaması 60.7±11.30 yıldır. Olgular 15'er kişilik üç grup altında incelenmiştir. Gruplara göre olguların yaş, kilo, boy, VKİ ve cinsiyet dağılımları ile anestezi süresi ve cerrahi süre ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Grup 2 deki olguların 1. saat, 6. Saat, 12. saat, 18. saat ve 24. saatlerdeki VAS değerleri, total tramadol tüketim miktarları, verilen bolus sayıları, istedikleri bolus sayıları grup 3' den istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Her üç grupta da komplikasyona rastlanmamıştır. SONUÇ: FİKB total kalça artroplastisisinde postoperatif analjezi sağlayan etkin bir kompartman bloğudur. Bu çalışmada en düşük ağrı skorları ve analjezik gereksinimi 2mg/kg bupivakain içeren 40 ml LA kullanılan grupta elde edilmiştir.

Alt ekstremiteAnestetikler-lokalAnestezi+6
Hazan Dağlı Aslan
Bezmialem Vakıf University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Femur boyun kırığı olan yaşlı hastaların tedavisinde uygulanan çimentolu ve çimentosuz hemiartroplasti sonuçlarının karşılaştırılması

Giriş ve amaç: Yaşlanan nüfusun ve ortalama yaşam süresinin artmasıyla birlikte, osteoporoz nedeniyle 55 yaş üstü hastalarda kalça kırıklarına sıklıkla rastlanmaktadır.[1] 2050 yılında dünya genelinde 6.3 milyon femur boyun kırığı olgusunun görüleceği tahmin edilmektedir. [2] Hemiartroplasti, yaşlı hastalarda femur boyun kırıklarının tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır .[3] Ancak bu işlem sırasında femoral stem fiksasyonunda kemik çimentosu kullanımı konusunda net bir fikir birliği yoktur. Çalışmamızın amacı ileri yaş femur boyun kırığı nedeniyle çimentolu ve çimentosuz parsiyel protez tedavisi uygulanan hastaların sonuçlarını geriye dönük ( retrospektif ) olarak karşılaştırmaktır. Yöntemler: Bu retrospektif çalışmada, femur boyun kırığı nedeniyle çimentolu ve ya çimentosuz bipolar hemiartroplasti tedavisi uygulanan 529 hastanın verilerini karşılaştırtık.En az 1 yıllık takibi olan 60 yaş üstü hastalar çalışmaya dahil edildi.529 hastadan 353 hastaya çimentolu, 176 hastaya çimentosuz bipolar hemiartroplasti tedavisi uygulanmıştır. Hastaların yaş, cinsiyet, ASA skoru gibi demografik bilgileri , Spotorno indeksi, ameliyat süresi, anestezi yöntemleri not edildi.Proteze bağlı ve proteze bağlı olmayan komplikasyonlar,bir yıllık mortalite oranı , revizyon yapılan operasyonlar kaydedildi.Çalışmamızda postoperatif dönem sonrası en az 1 yıllık takip süresi olan (115 hasta) hastaların fonksiyonel skorları (Harris, Womac, Oxford kalça skorları ) değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda hemiartroplasti ile tedavi edilen 529 hasta incelendi. Bu hastalardan 353'ü (%66,7) çimentolu grubta , 176'sı (%33,3) çimentosuz grupta idi. Toplam 529 hastanın 187 'si (%35,3) erkek, 342 si (%64,7) kadındı. Çimentolu gruptakı bayan hastaların sayısı daha fazlaydı.İstatiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0,009). 529 hastadan 206 hasta (%38,9) 1 yılı tamamlamadan vefat etmişler. Bu hastalardan 146'sı ( %41,4 ) çimentolu grubunda, 60 'ı (%34,1) ise çimentosuz grubundakı hastalardı .Çimentolu grubun mortalite oranı %41,4 ,çimentosuz grubun mortalite oranı %34,1 idi. Vefat eden 206 hastanın %70,9'u çimentolu, %29,1'i çimentosuz grupda idi.Bir yıllık mortalite açısından gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0.64). Periprostetik kırık, periprostetik enfeksiyon, dislokasyon ,tekrari operasyon gibi proteze bağlı komplikasyonlarda istatiksel olarak anlamlı fark görülmedi.Derin ven trombozu, miyokard enfarktüsü, pulmoner emboli gibi komplikasyonlarda da istatiksel anlamlı farklılık görülmedi.Postoperatif transfüzyon gereksinimleri çimentolu ve çimentosuz hemiartroplasti ile tedavi edilen hastalar arasında önemli ölçüde farklılık gösterdi.529 hastamızdan 221(%41,8) hastamıza kan transfüzyonu yapılmıştır. Bunlardan 158 (%44,8) hasta çimentolu , 63 (%35,8 ) hasta çimentosuz grupta idi. Gruplar arasında istatiksel olarak fark vardı (p=0,03). Çimentolu hemiartroplasti yapılan hastaların diğer grupla kıyasla daha fazla kan transfüzyonu ihtiyacı olmuştur. Kalça Harris skoru, kalça Womac skoru, kalça Oxford skoru sonuçlarında gruplar arasında istatistik anlamlı farklılık görülmedi (p=0,514). Sonuçlar: Çalışmamızda ,çimentolu grupta daha fazla kan transfüzyonu ihtiyacı olduğunu gördük. 1 yıllık mortalite oranı açısından gruplar arasında fark yoktu.Periprostetik kırık, periprostetik enfeksiyon ,dislokasyon , revizyon cerrahisi gibi protezle ilgili komplikasyonlarda anlamlı fark görülmedi. En az 1 yıllık takip süresi olan hastaların fonksiyonel skorları karşılaştırıldığında gruplar arasında fark yoktu.Miyokard enfarktüsü, pulmoner emboli, derin ven trombozu hastalıkları karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark olmadığı görüldü.Bu çalışmada , çimentolu ve çimentosuz hemiartroplasti implantları arasındaki sonuçların çoğunlukla eşdeğer olduğunu gösterdik.Femur boyun kırıklarında tedavi yönteminin karar verilmesinde hastanın yaşı, kırığın şekli, kemiğin kalitesi, hastada mevcut diğer ek patolojilerin varlığı gibi birçok faktör rol oynamaktadır.

ArtroplastiFemoral kırıklarFemur boynu kırıkları+4
Aghamazahır Aghazada
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Başarısız kalça çivilemesi sonrası yapılan kalça artroplastilerinde uzun femoral protez seçimi gerekli midir? Biyomekanik çalışma

Amaç: İnstabil intertrokanterik kırık (İTK) tedavisinde kullanılan proksimal kalça çivisinin (PKÇ) başarısız olması sonucunda artroplastiye dönüşüm gerekebilmektedir. Çalışmamızın amacı PKÇ sonrası artroplastiye dönüşümde distal kilitleme vida deliği defektini iki korteks uzunluğunda geçen çimentolu ve çimentosuz femoral stemler ile defektin proksimalinde sonlanan çimentosuz femoral stemlerin periprostetik kırık riski açısından biyomekanik olarak karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: AO A2.1 instabil İTK kırık modeli oluşturulmuş 15 adet osteoporotik sentetik femur modeli 3 eşit gruba (Grup I: Çimentolu, vida deliğini geçen stem; grup II: çimentosuz, standart stem ve grup III: çimentosuz, uzun stem) ayrıldı. Modellerin tümüne standart PKÇ uygulandıktan sonra implantların tamamı çıkarıldı ve femoral stemler uygulandı. Tüm modellere, aksiyel (15 N - 350 N; 10000 siklus) ve rotasyonel (0,5 Nm - 10 Nm; 10000 siklus) yükler uygulandıktan sonra aksiyel yetersizlik yüklenmesi (15 mm/dk) uygulandı. Aksiyel ve rotasyonel düzeneklerde, modellerin siklik yüklenme öncesi ve sonrası dayanıklılıkları (stiffness) ve modellerde yetersizlik oluşturan kuvvetler (failure load) hesaplanarak gruplar arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Modellerin siklik rotasyon ile başlangıçta (ilk 1000 siklus) gösterdikleri sertlik (stiffness) medyanları (Q1-Q3), grup I'de 3903 (3430–4247) Nmm/°, grup II'de 3392 (2487–3586) Nmm/°, grup III'te 3512 (3295–3884) Nmm/° olarak bulundu. Gruplar arasında ilk 1000 siklus başlangıç sertlikleri arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p= 0,208). Son sertlik (10.000 siklus) medyanları (Q1-Q3), grup I'de 3817 (3699–4459) Nmm/°, grup II'de 3408 (2963–3546) Nmm/°, grup III'te 3476 (3246-3806) Nmm/° olarak bulundu. Grup I grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,09). Grup I ile grup III arasında (p=0,104) ve grup II ile grup III arasında (p=0,322) anlamlı bir fark bulunamamıştır. Modellerin siklik aksiyel yüklenme ile başlangıçta (ilk 1000 siklus) gösterdikleri sertlik (stiffness) medyanları (Q1-Q3), grup I'de 930 (864–1034) N/mm, grup II'de 739 (682–807) N/mm, grup III'te 930 (902–1033) N/mm olarak bulundu. Grup I ile grup II arasında, grup I grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,011). Grup II ile grup III arasında, grup III, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,006). Grup I ile grup III arasında ise istatistiksel açıdan anlamlı bir sonuca ulaşılamadı (p=0,832). Son sertlik (10.000 siklus sonrası) medyanları (Q1-Q3), grup I'de 956 (927–1074) N/mm, grup II'de 775 (701–830) N/mm, grup III'te 919 (910–1050) N/mm olarak bulundu. Grup I ile II arasında, grup I, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,011). Grup II ile grup III arasında, grup III, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,006). Grup I ile grup III arasında ise istatistiksel açıdan anlamlı bir sonuca ulaşılamadı (p=0,832). Modellerin aksiyel yüklenme sonrası ortalama aksiyel yetersizlik yüklenmesi (failure load) medyanları (Q1-Q3) grup I'de 5537 (5229 – 5857) N, grup II'de 4101 (3938 – 4195) N, grup III'te 4851 (4432 – 5752) N olarak bulundu. Grup I ile II arasında grup I, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,002). Grup II ile III arasında grup III, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,024). Grup I ile grup III arasında ise istatistiksel açıdan anlamlı bir sonuca ulaşılamadı (p=0,437). Sonuç: Osteoporotik, instabil intertrokanterik kırıklar için yapılan proksimal kalça çivisi sonrası kalça artroplastisine dönmek gerektiğinde, çimentolu veya çimentosuz tespit yapmanın, rekonstrüksiyonun dayanıklılığını anlamlı derecede değiştirmediği ancak femoral stemin uzunluğunun, çıkartılan çivinin distal kilitleme vidasını iki korteks kadar uzunlukta geçecek şekilde belirlenmesinin periprostetik kırık riskini azaltacağını göstermektedir.

ArtroplastiBiyomekanikKalça eklemi+3
Okan Tezgel
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz eklemi protezinin tasarımı için gerekli antropometrik ölçümler

Amaç:Bu çalışmanın amacı, diz eklemine yönelik ideal protez tasarımı için kuru kemik ve canlıda antropometrik ölçümleri elde etmektir.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı laboratuvarlarında bulunan 109 adet femur ve 119 adet tibia'da antropometrik ölçümler yapıldı. Ayrıca 55-65 yaş arası 58 gönüllü kişide antropometrik ölçümler gerçekleştirildi. Kuru kemik ölçümlerinde dijital kaliper ve plastik gonyometre kullanıldı. Canlıdaki ölçümlerde antropometrik set, gonyometre, dijital kaliper, mezura ve boy ölçerli mekanik tartı kullanıldı. İstatistiksel analizler SPSS 17 programı kullanılarak yapıldı.Bulgular: Femur'a ait ölçümlerde; medio-lateral genişlik doğu toplumundakilere benzer, batı toplumundakilere kıyasla küçük; antero-posterior uzunluk doğu ve batı toplumundakilerden küçük, sulkus interkondilaris genişlikleri doğu toplumundakilere benzer, batı toplumundakilerden büyük bulundu. Sağ ve sol taraf kıyaslandığında sadece kollodiafizer açıda anlamlı fark görüldü. İnterkondiler fossa genişliği hariç diğer ölçümler arasında kuvvetli ilişki saptandı (p<0.001). Tibia'ya ait ölçümlerde; antero-posterior uzunluk ve medio-lateral genişlik batı toplumuna göre küçük, doğu toplumuna yakın bulundu. Sağ ve sol taraf kıyaslandığında; sağ taraftaki ölçümler daha büyüktü. Canlıda yapılan ölçümlerde kadınların sağ ve sol Q açısı erkeklerden daha dar bulundu. Boy ile diz ROM'u arasında pozitif korelasyon (p<0.001), kilo ve vücut kitle indeksi ile diz ROM'u arasında negatif korelasyon (p<0.001), boy ile Q açısı arasında zayıf korelasyon bulundu (p<0.001). Kadınlarda erkeklere göre; biiliak çap, uyluk ve bacak çevresi daha büyük, ROM ve Q açısı daha dar, tibia ise daha kısa idi.Sonuç: Total diz artroplastisinin başarısı, operasyon sırasında ölçüm ve kesilerin hatasız yapılması ve uygun ebatta komponent seçimine bağlıdır. Rezeke kemik yüzeyi ile protez arasındaki uyumsuzluğu en az seviyeye indirebilmek için; diz eklemini oluşturan kemiklerde ve osteoartrit prevelansının yüksek olduğu 55-65 yaş arası bireylerde ırk, yaş ve cinse özgü anatomik ve morfolojik farklılıkları dikkate alarak yapılan bu antropometrik ölçümlerin hem ortopedik cerrahlar hem de diz protezi tasarımını yapanlar için yol gösterici olacağı düşünülmektedir.Anahtar Sözcükler: antropometrik ölçümler, diz morfometrisi, femoral komponent tasarımı, tibial komponent tasarımı

ArtroplastiDizDiz eklemi+2
Aşse İmge Uslu
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Arka çapraz bağın korunarak uygulandığı ve kesilerek uygulandığı diz protezlerinde klinik ve radyolojik sonuçların karşılaştırmalı değerlendirilmesi

Çalışmamızda bağ korunarak ve kesilerek uygulanan total diz protezlerinin retrospektif olarak uzun dönem sonuçlarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Kliniğimizde Haziran 2006-2014 tarihleri arasında arka çapraz bağı koruyarak uyguladığımız 54 total diz protezli hastamızın 59 dizi ve Temmuz 2006-2012 yılları arasında bağ kesen total diz protezi uygulanan bulunan 61 hastanın 80 dizi çalışmamıza dahil edilmiştir. 54 hastamızın 51'i (%94,5) primer osteoartrit nedeniyle opere edilirken, geride kalan 3 hastamızın (%5,5) altta yatan romatoid artrit hastalığı vardı. Yaşları 54 ile 82 arasında değişiyordu, yaş ortalaması ise 67,4'idi. Bağ kesen grubun yaşları 42-85 arasında değişiyordu. (ortalama 65.4) 59 hasta primer osteoartrit nedeniyle opere edilirken, 1 hasta romatoid artrit nedeniyle, 1 hasta diz travması sonucu gelişen sekonder osteoartrit nedeniyle opere edildi. Hastalarımız Amerikan Diz Cemiyeti skorlama sistemine göre ameliyat öncesi ve sonrası değerlendirildiler. Radyolojik değerlendirmesi ise Total Diz Protezi Radyolojik Değerlendirme Kriterlerine göre yapılmıştır. Diz skoru bağ koruyan grupta preoperatif 48,4 (36-72) iken postoperatif 93,3 (76-100) olarak hesaplanmıştır. Bağ kesen protezde ise preoperatif değerlendirilen 61 hastanın 80 dizinde diz skoru ortalama 38-71 arasında olup ortalama 43.7 olarak hesaplanmışken postoperatif dönemde diz skoru 78-100 olarak hesaplanmıştır. Bağ koruyan protez yapılan grupta hastaların fonksiyonel skoru preoperatif 31,2 (15-60) iken ameliyat sonrası 84,8' e (60-100) yükselmiştir. Bağ kesen grupta ise fonksiyon skoru 10-60 ortalama 35.08 postoperatif 60-100 ortalama 82.2 olarak hesaplanmıştır. 1 hastamızda 5 yıl sonra geç protez enfeksiyonu olduğundan revizyon total diz protezi operasyonu yapılmıştır. Bağ kesen grupta ise 1 hastaya GÜS 'den yayılan hematojen enfeksiyon nedeniyle revizyon diz protezi uygulanmıştır. Her iki grupta da iyi sonuçlar bildirilmiştir.. Uygulanan total diz protezleri uygun hasta seçildiğinde, uygun ameliyathane koşulları sağlandığında, tecrübeli cerrahlar tarafından uygulanan, sonuçları yüz güldürücü cerrahi bir girişimdir.

Arka çapraz bağArtroplastiDiz+5
Sezgin Bahadır Tekin
Gaziantep University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Total kalça artroplastisi yapılmış hastaların öz-bakım gücü ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Kezban KIZIL, Total Kalça Artroplastisi Yapılmış Hastaların Öz-Bakım Gücü ve Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi, Gaziantep, 2018. Bu araştırma, total kalça artroplastisi yapılmış hastaların ameliyattan sonra 4. ve 8. haftalar arasındaki öz-bakım gücünü değerlendirerek öz-bakımını etkileyen faktörleri belirlemeye yönelik tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini araştırma sürecinde Kilis Devlet Hastanesinde total kalça artroplastisi yapılmış hastalar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise, araştırmaya dâhil edilme ölçütlerini sağlayan ve araştırmaya kendi rızası ile katılan hastalar oluşturmaktadır. Araştırma 1 Kasım 2017-1 Mayıs 2018 tarihleri arasında Kilis Devlet Hastanesi ortopedi kliniği/polikliniğinde gerçekleştirildi. Veri toplama araçları olarak Hasta Tanımlama Formu ve Öz-Bakım Gücü Ölçeği kullanıldı. Veriler hastalar hastaneye kontrole geldiklerinde yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak 33 hastadan elde edildi. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS for windows 21.0 istatistik paket programı kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, ortalama, yüzde hesaplamaları, standart sapma, minimum ve maksimum değerler kullanıldı. Normal dağılımın incelenmesi için Kolmogorov-Smirnov dağılım testi, parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında ise Kruskal-Wallis Varyans Analizi ve Mann Whitney U testi kullanıldı. İstatistik hesaplamalar ve yorumlamalar p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Hastaların öz-bakım gücü puan ortalaması 90.45±15.22 olarak saptandı. Cinsiyet değişkenine göre erkeklerin öz-bakım gücü kadınlara göre yüksek bulundu. Taburculuk eğitimi alan hastaların öz-bakım gücü puan ortalaması taburculuk eğitimi almayan hastaların öz-bakım gücü puan ortalamasından yüksek saptandı. Hastaların eğitim düzeyi ile öz-bakım gücü arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0.003). Sonuç olarak total kalça artroplastisi hastaların öz-bakımını ve öz-bakım gücünü etkileyen büyük bir ortopedik cerrahi girişimdir. Anahtar Kelimeler: Öz-Bakım, Öz-Bakım Gücü, Hemşirelik, Kalça Eklemi

ArtroplastiHemşirelerKalça+3
Kezban Kızıl
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total diz atroplastisinde operasyon öncesi radyografik ölçümlerle implant boyutu belirlenebilir mi ?

Amaç: Total diz protezi planlanan hastaların operasyon öncesi görüntülemeleri ile kullanılacak implant boyutunun güvenirlirliği, doğruluğunu ve klinik rolünü belirlemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Ortopedi Travmatoloji Polikliniğine diz ağrısı şikayeti ile başvurmuş ve primer osteoartritli tanısı ile Mart 2011 - Mart 2020 tarihleri arasında takip edilen, primer total diz protezi yapılmış olan 499 hasta ve 625 diz retrospektif olarak incelendi. 499 hastadan uygun radyografik görüntülemesi olan, dört farklı implant markasından eşit olacak şekilde 160 hasta çalışmaya dahil edildi. Operasyon öncesi ön-arka ve yan diz grafilerine göre, distal femur ve proksimal tibia ölçümleri ile tahmini implant boyutu şeçildi. Ameliyat sırasında femur ve tibia için kullanılan implant boyutlarıyla operasyon öncesi seçilen tahmini implant boyutları karşılaştırıldı. Seçilen ve önerilen protezler arası uygunluk ve güvenirlilik değerlendirildi. Bulgular: Tüm hastalar için operasyonda kullanılan proteze göre cronbach's alfa katsayısı incelendi ve seçilen protez ile önerilen protez arasında yüksek uyum olduğu saptandı. Ancak önerilen tibia protez tipi ile operasyonda kullanılan arasındaki kappa uyumu 0.54 orta düzey uyum; Femur için 0.70 yüksek uyum olarak bulunmuştur. Markalara göre femurda en yüksek uyumun Stryker (kappa: 0.72) ve Depuy (kappa: 0.71), tibia için en yüksek uyum Depuy (kappa: 0.64) bulunmuştur. Tibia ve femur için kullanılan protezler ile önerilen protezler arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. ( p<0.05) Tüm çalışma grubunda genel femoral komponent uyumu % 76,9 (123) iken, ± 1 boyutuna göre uyum % 96,8 (155) olarak bulunmuştur. Tibial komponent uyumu ise % 64,4 (103) iken, ± 1 boyutuna göre uyum % 92,5 (148) olarak bulunmuştur. Sonuç: Total diz atroplasti ameliyatı öncesi direk radyografik ölçümlerle implant tahmini uygun protez boyutunun belirlenmesinde tatmin edici ve kabul edilebilir sonuçlar bulunmuştur. Uygun implat tahmini cerrahi etkiliği ve verimliliği arttıracaktır. Ortopedik cerrahlara ek görüntüleme yapılmadan operasyon öncesi planlama yaparken kullanılabilecek protez hakkında bilgi sahibi olabileceklerdir.

ArtroplastiDizDiz eklemi+3
İsa Bolat
Çukurova University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Transisyonel bakım modelinin artroplasti hastalarında fonksiyonel durum, öz-etkililik ve sağlık hizmeti kullanımı üzerindeki etkinliğinin değerlendirilmesi

Günümüzde yaşlanan nüfus, artan obezite oranları, kronik hastalıklara bağlı sedanter yaşam tarzı osteoartrit'in önemini artırmaktadır. Özellikle yaşlı ve kırılgan hastaların taburculuk sonrası bakım gereksinimlerinin artması nedeniyle transisyonel bakım modeli sağlık sisteminde hasta bakımının önemli bir yönü haline gelmiştir. Bu çalışma total diz artroplastisi olan hastalarda transisyonel bakım uygulamasının hastaların fonksiyonel durum, öz-etkililik algısı ve sağlık hizmeti kullanımı üzerindeki etkinliğini belirlemek amacıyla, Şubat 2021- Kasım 2021 tarihleri arasında yapılmış, klinik randomize kontrollü bir çalışmadır. Çalışmanın katılımcılarını üçüncü basamak sağlık hizmeti veren bir hastanenin Ortopedi ve Travmatolojı Cerrahisi Kliniği'ne total diz artroplasti ameliyatı olmak için yatan hastalar oluşturmuştur. Örnekleme kabul edilme kriterleri doğrultusunda diz artroplastisi olacak olan hastalar blok randomizasyon yöntemi ile kontrol (n=35) ve deney (n=35) gruplarına atanmıştır. Deney grubu transisyonel bakım alırken kontrol grubu standart bakım almıştır. Hasta çıktılarının zamana bağlı değişimleri (ameliyat öncesi, taburculuktan 2 ve 9 hafta sonra) WOMAC (Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Index) ve AÖÖ (Artritlerde Öz-etkililik Ölçeği) ölçekleri kullanılarak değerlendirilmiş, taburculuk sonrası 2.ci, 6.cı, 9.cu hafta ve 3.cü ayda hastaların hastaneye başvurup başvurmadıkları sorgulanmıştır. Deney grubundaki katılımcılar (WOMAC¬=T2:53.60, T3:31.09; AÖÖ=T2:129.69, T3:161.00), kontrol grubuna kıyasla (WOMAC=T2:67.97, T3:42.97; AÖÖ=T2:110.29, T3:138.51) fonksiyonel durum ve öz-etkililik algısında önemli ölçüde daha fazla iyileşme göstermiştir (p<0.05). Ek olarak deney grubunun hastaneye başvuru oranlarının kontrol grubuna göre daha düşük olduğu izlenmiş, 6.cı haftadaki ölçümde istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmüştür (p<0.05). Transisyonel bakım uygulanan artroplasti hastalarının fonksiyonel durum ve öz-etkililik algılarında önemli bir iyileşme olduğu, aynı şekilde hastaneye başvuru oranlarının da azaldığı belirlenmiştir. Bu sonuç transisyonel bakım modelinin total diz artroplastisi olan hastalarda uygulanmasının teşvik edilmesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Transisyonel Bakım, Transisyonel Hemşirelik, Diz Artroplastisi, Randomize Çalışma

ArtroplastiDiz eklemiFonksiyonel yetkinlik+2
Ayla Güllü
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Femur intertrokanterik kırıklarında proksimal femoral çivi uygulamalarının hemiartroplasti cerrahisi ile karşılaştırılması

Amaç: İleri yaş kalça kırıklı hastaların tedavisinde kullanılan proksimal femoral çivi (PFN) ile hemiartroplastinin hasta yaşam kalitesi üzerine olan etkisini araştırmayı amaçladık.Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda, ocak 2006 ile mart 2011 tarihleri arasında intertrokanterik femur kırığı nedeniyle proksimal femoral çivileme ve hemiartroplasti uygulanan 113 hasta çalışmaya dahil edildi. PFN uygulanan 43 hasta grup I, hemiartroplasti uygulanan 70 hasta grup II olarak ayrıldı. Ortalama takip süresi 12 aydı. Her iki guruptaki olgular ameliyat süresi, kanama miktarı, erken ve geç dönem komplikasyonları, reoperasyon oranları, hastanede kalış süresi ve Modifiye Harris Kalça Sıkorları açısından karşılaştırıldı.Bulgular: PFN gurubunda ameliyat süresi, kanama miktarı, hastanede kalma süresi, reoperasyon oranı hemiartroplasti gurubuna göre daha düşük çıktı.(p<0.05). PFN grubunda ileri dönem sekonder varus, hemiartroplasti olgularında ise erken ve geç dönem enfeksiyon, geç dönemde osteoliz ve bunun sebep olabileceği aseptik gevşeme ve dislokasyon en önemli komplikasyonlardı.Modifiye Harris Kalça Skoruna göre mükemmel ve iyi sonuçlar özellikle PFN gurubunda daha fazla idi. Kullanılan her iki yöntemin, yaşam kalitesi ve fonksiyonel sonuçlar bakımından birbirlerine üstünlüklerini hastanın yaşı, kırığın tipi ve hastanın genel durumunun belirlediği gözlendi.PFN uygulamalarının 60-80 yaş arası hastalarda, hemiartroplasti uygulamalarının ise 80 yaş üzeri hastalarda daha iyi sonuç verdiği gözlendi.Sonuç: Dengeli intertrokanterik femur kırıklarında anatomik redüksiyon ve rijit fiksasyon sağlanarak uygulanan PFN cerrahisinin postop klinik ve fonksiyonel sonuçlarının hemiartroplastiye göre daha iyi olduğu, revizyon oranının daha düşük olduğu, kanamayı azalttığı, cerrahi uygulama süresinin daha kısa olduğu, postop mobilizasyonun daha erken olduğu, hastanede kalış süresini kısalttığı gözlendi.Anahtar Kelimeler: İntertrokanterik femur kırığı, PFN, hemiartroplasti.

ArtroplastiFemoral kırıklarKalça kırıkları+3
Adnan Gerçekcioğlu
Gaziantep University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total diz artroplastisi (TDA) yapılan hastalarda turnike öncesi ve turnike sonrası tek doz tranekzamik asit uygulanmasının kanama kontrolü üzerine etkisinin karşılaştırılması

Total diz artoplastisi, son evre diz osteoartriti tedavisi için yararlı ve etkili bir tedavi seçeneğidir. Bunun yanında, bu cerrahi ameliyat içi ve ameliyat sonrası önemli miktarda kan kaybı ile sonuçlanmaktadır ve bu kanama sonucunda genellikle hastada kan transfüzyonu ihtiyacı oluşmaktadır. Çalışmamızın amacı tranekzamik asitin turnike öncesi ve turnike sonrası kullanımının karşılaştırılıp, meydana gelen kanama miktarı ve transfüzyon ihtiyacı üzerindeki etkisini araştırmaktır.Çalışmamıza 1 Ocak 2013 ve 1 Ağustos 2013 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim dalı polikliniğine başvuran 60-79 yaş arası, primer osteoartrit tanısı ile total diz artroplastisi yapılan 30 hasta dahil edilmiştir. Hastalar TEA uygulanmayan kontrol grubu, turnike öncesi TEA uygulanan grup ve turnike sonrası TEA uygulanan grup olarak 3'e ayrılmıştır. Hastaların 30. dakikadaki ve 24 saat sonundaki kanama miktarlarına, Hb değerlerindeki değişimlere, transfüzyon ihtiyaçlarına, PT, aPTT ve INR değerlerine bakılmıştır. TEA uygulanan hasta gruplarındaki kanama miktarı, Hb düşüşü,transfüzyon ihtiyacı, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı daha az bulunmuştur. TEA uygulanan hastalar kendi aralarında karşılaştırıldığı zaman; turnike sonrası grupta, turnike öncesi gruba göre daha az kanama miktarı bulunmuştur ancak Hb değişimlerinde anlamlı bir değişiklik görülmemiştir. TEA uygulanan hastaların aPTT, PT ve INR değerlerinde anlamlı bir değişim görülmemiştir.

ArtroplastiDizDiz eklemi+4
Ahmet Volkan Doğan
Gazi University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total diz artroplastisi cerrahisi sonrası patellar klunk sendromu insidansı

Amaç: Patellar klunk sendromu (PKS), total diz artroplasti (TDA) ameliyatları sonrasında oluşan eklem içi ile ilgili mekanik problemlerden biridir. Özellikle arka çapraz bağ kesen implantların kullanımı sonrası görülme sıklığı artan bu patoloji, kuadriseps tendonunun distal kısmının patella üst kutbu birleşim yeri çevresinde oluşan patolojik fibroz doku sebebiyle ortaya çıkan bir klinik tablodur. Fleksiyondaki dizin ekstansiyona getirilmesi esnasında 30° ve 45 ° fleksiyon açıları aralığında oluşan ağrı, sendroma adını veren klunk sesi ile karakterizedir. Semptomlar genel olarak TDA ameliyatları sonrası 3-8. aylarda ortaya çıksa da, tanı için geçen süre 2 yıla kadar uzayabilmektedir. Görülme sıklığı kullanılan implantlara bağlı olarak % 0-7.5 arasında değişen bu sendromun etiyolojisi preoperatif, implant ilişkili, cerrahi yaklaşıma bağlı etmenler olmak üzere 3 ana başlık altında özetlenebilir. Ağır semptom veren hastaların tedavisinde artroskopik veya açık cerrahi yöntem ile fibroz doku rezeke edilerek klinik tabloda dramatik bir iyileşme ortaya çıkar. Total Diz Artroplastisi cerrahisi çok sık uygulanan ve hastaların klinik olarak çok fayda gördüğü bir operasyondur. Görece nadir olan bu sendrom cerrahi sonuçları olumsuz olarak etkileyen bir komplikasyondur. Literatürde az miktarda geniş kapsamlı, tanımlayıcı çalışmalar mevcuttur. Amacımız kliniğimiz vaka serileri içinde PKS klinik tanı, etyoloji, insidans oranlarını tespit ederek tanımlayıcı bir çalışma ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamızda Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda 2016-2018 yılları arasında primer gonartroz tanısıyla total diz artroplastisi uygulanan 330 hasta incelendi. Daha sonrasında revizyon TDA ameliyatı olan, mental durumu sağlıklı olmayan ve TDA ameliyatı sonrası aynı dizden ikinci bir cerrahi geçirmiş olan hastaları çalışmanın dışında tuttuk. Hastaların ameliyat öncesi ve sonrası direkt grafilerindeki dizilim, insall-salvati (IS) oranı, patellar tendon uzunluğu (PTU), patella kalınlığı, tibial slope açısı 2 ayrı ortopedi doktoru tarafından incelendi, ölçümleri yapıldı ve aritmetik ortalaması alınarak kayıt altına alındı. Hastaların demografik özellikleri, ameliyatlarda kullanılan implantların markaları, kesen veya koruyan türde olmaları açısından, ve cerrahi tekniklere göre gruplandırıldı. Postoperatif 2., 4., 6. 8. haftalarda, 3., 4., 5., 6., 9., 12., 18. ve 24. aylardaki poliklinik takiplerinde hastaların diz eklemi hareket açıklıkları, röntgen üzerinden dizilimleri ve ölçümleri, muayene bulguları, Knee Society Score, Knee Society Score Function, Visual Analog Scale (VAS) açısından değerlendirildi. Ekstansiyon esnasında "klunk" hissi veya sesi alınan hastalar kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen tüm hastalara yüzeyel doku ultrasonu yapıldı. Ultrason (USG) görüntülerinde patella üst kutbunda fibröz doku oluşumu olup olmaması değerlendirildi. Patellar klunk tanısı alan ve almayan tüm hastaların verileri incelenerek PKS ile ilişkileri değerlendirildi. İstatistiksel Analiz: Verilerin dağılımı Kolomogorov-Simirnov ve Shapiro-Wilk testleriyle incelenmiş, normal dağılım gösteren değişkenler bakımından grup karşılaştırmalarında Independent samples t test, normal dağılım göstermeyen değişkenler için Mann-Whitney U test kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında beklenen değer kuralına bağlı olarak Pearson chi-square, Fisher's-Exact veya Fisher-Freeman-Halton testleri kullanılmıştır. İstatistiksel analizler SPSS v.22 paket programı ile yapılmış ve anlamlılık düzeyi 0,05 olarak dikkate alınmıştır. Sonuçlar: Çalışmamızda, Düzce Üniversitesi Ortopedi Kliniği'nde 2016-2018 yılları arasında yapılan TDA cerrahisi sonrasında gelişen patellar klunk sendromu insidansı % 7,49'dur. Patellar klunk sendromu tanısı koyulan hastalar arasında implant tipi açısından bağ kesen total diz protezi (n=20), bağ koruyan total diz protezine (n=3) kıyasla anlamlı düzeyde çoğunluktadır (p<0,05). Femoral implant ölçüleri dikkate alındığında, Zimmer Biomet Vanguard® marka implantın 60 ve 62,5 numara boyutlarının (tüm ölçüler:60, 62,5, 65, 67,5, 70), Pasifik PMG Motion® marka implantların 4, 5 ve 6 numara boyutlarının (tüm ölçüler:4, 5, 6, 7, 8, 9, 10), Smith&Nephew Anthem® marka implantın 3 ve 4 numaralı boyutlarının (tüm ölçüler:3, 4, 5, 6, 7, 8), Stryker Energy® marka implantın 4, 5, ve 6 numaralı boyutlarının (tüm ölçüler:4, 5, 6, 7, 8, 9) kullanıldığı, yani küçük femoral implant kullanılan vakalarda PKS daha sık izlenmektedir (p<0,001). Cerrahide kullanılan insert ölçüleri açısından incelendiğinde ise insert kalınlığı >12mm olan hastaların PKS tanısı alanlar arasında yoğunlaştığı izlenmiştir. Patella değişimi yapılan hastalar arasında preoperatif patella kalınlığı ve postoperatif patella kalınlığı açısından incelendiğinde, patella kalınlığının PKS tanısı alan hastalarda daha az değiştiği, PKS olmayanlarda ise patella kalınlık değişiminin daha fazla olduğu izlenmiştir. Bilateral total diz artroplastisi yapılan hastalarda PKS görülme sıklığı (n=7, %30,4), unilateral total diz artroplastisi yapılan hastalardan (n=16, %5,21) anlamlı düzeyde sık izlenmiştir (p<0,001). Post-operatif takiplerde muayenesi sırasında "klunk" sesinin alınması, ultrasonografide de yüksek oranda suprapatellar bölgede fibröz dokunun tespiti ile ilişkilidir, fakat muayenesinde "klunk" olmamasına rağmen patellofemoral ağrı nedeniyle ultrasonografi yapılan hastalarda da nadir de olsa suprapatellar fibröz doku izlenebilmektedir. Hasta popülasyonu açısından incelendiğinde "aktif çalışma hayatı" olan hastalarda PKS (n=2, %8,7), "aktif çalışma hayatı" olmayanlardan (n=2, %0,7) anlamlı düzeyde sık izlenmektedir (p=0,026). Çıkarımlar: Patellar Klunk Sendromu, yaptığımız araştırmaya göre TDA ameliyatı sonrasındaki poliklinik takiplerde 6. ay ile 40. ay aralarında tanı alabilen, çoğu hastanın konservatif tedavi ile takip edilebildiği, artroskopik veya açık cerrehi ile debritman yapıldıktan sonra çok iyi sonuç alınabilinen bir hastalıktır. PKS için risk faktörleri arasında arka çapraz bağı kesen tip implant, eklem çizgisinin yukarı kaymasına sebep olabilecek kalınlıklarda insert, tercih edilen herhangi bir marka femoral implantının küçük boyutlu olanları, patellar rezeksiyon yapılan hastalarda rezeksiyonun yetersiz (<3mm) yapılması, cerrahi yapılan hastanın aktif bir çalışma hayatının olması ve işe dönüş süresinin <6 ay olması yer almaktadır. Hastalar total diz artroplastisi operasyonuna hazırlanırken dikkatli bir şekilde radyografileri üzerinden ölçümleri yapmak, kullanılacak implant seçimine karar vermek, daha sonra karşılaşabilinecek PKS riskinin önceden analizinin yapılmasına olanak tanır. Bunun yanında postoperatif takiplerde "klunk" sesinin veya hissinin olması, ileri tetkik gereksinimini artırır, hatta klinik bulgular ile birlikte ise, gelecek bir cerrahinin habercisi olabilir. Anahtar Kelimeler, Patellar Klunk Sendromu, Total Diz Artroplastisi, Komplikasyon, Ultrason, Suprapatellar Fibröz Doku

ArtroplastiDizDiz eklemi+5
Yunus Emre Bulum
Düzce University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Artroplastı biyomühendislik malzemelerinde kırılma analizleri ve tasarım geometrilerinde optimizasyon

Diz protezleri, çeşitli sağlık problemleri sebebiyle kıkırdak dokunun zarar görmesi sonucunda insan vücudu ile uyumlu biyo-malzemelerden üretimi yapılmaktadır. Bu protezler; kaval kemiği bağlantı elemanı (Tibial Komponent), uyluk kemiği bağlantı elemanı (Femoral Komponent) ve her iki elemanın arasında yer alan UHMWPE (Ultra Yüksek Moleküler Ağırlıklı Polietilen) meydana gelmektedir. Bu protezlerin kullanım ömrü 15–20 yıldır. Hasta durum vakalarında hasta kilo artışı, metalurijik zayıflık ve tasarım hataları yüzünden çok daha erken sürelerde kırıldığı da rapor edilmiştir. Hasta durum raporları bu tezin temellerini oluşturmuştur. Tez çalışmasında yapılan araştırmalar her bir montaj parçası için ayrı ayrı olmak üzere 3 bölümden oluşmaktadır. Her bir bölümde optimum tasarım parametreleri elde edilmiştir. Bununla birlikte Taguchi Metodu ile optimizasyon ve metalurijik özelliklerin emniyet katsayısına etkileri öncelikli olarak incelenmiştir. Bu çalışmalarda elde edilen olumlu sonuçlar ROSVOS ve DMROVAS olmak üzere iki farklı endüstiriyel tasarım geliştirme yönteminin ortaya çıkmasını sağlamıştır. ROSVOS yöntemiyle literatürde ilk defa; tasarım parametrelerinin mukavemet ve hacim değişimlerine etkilerini inceleyen ve klasik analiz hesaplamalarından farklı olarak gerilme dağılımını inceleyerek tasarımda optimizasyon sağlayan bir proses geliştirilmiştir. Ayrıca yazarlar protezlerde gözlenen problemleri yüksek doğruluk, uygulanabilir ve pratik yöntemle çözmek için parametrik bir tasarım yöntemi önermişlerdir. Tibial bir bileşenin optimum tasarım parametrelerini bulmak için yeni bir evrensel tasarım yöntemi (DMROVAS) geliştirilmiştir. Bu önerilen optimum tasarım geliştirme yöntemi yeni bir metot olup ve birçok biyomekanik ürün ve evrensel endüstriyel tasarım için kullanılabilecek bir yöntemdir. Bu çalışmada önerilen parametrik tasarım modeli, güvenlik katsayısı değerlerini %89,9 ve maksimum gerilme hesaplamalarını %95,6 doğruluk oranıyla hesaplayabilmektedir.

Artroplasti
Burak Öztürk
Düzce University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntertrokanterik femur kırıklarının tedavisinde proksimal femoral çivi-antirotasyon ve çimentolu kalkar destekli bipolar hemiartroplasti uygulamalarımızın karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada, kliniğimizde femur intertrokanterik kırık nedeniyle Proksimal Femoral Çivi-Antirotasyon (PFNA) veya çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulanmış 127 hastanın ölüm oranlarını değerlendirdik. Hasta grubu içerisinde yaşayan, en az 12 aylık takibe ulaşan, ameliyat öncesi dönemde yürüyebilen ve günlük aktivitelerini yerine getirebilen 92 hastanın ameliyat süresi, ameliyat sırasında verilen eritrosit süspansiyonu miktarı, hastanede kalış süresi, fonksiyonel sonuçları, yaşam kalitesi, komplikasyon ve revizyon oranları ile ameliyat maliyeti gibi parametreleri değerlendirerek, elde ettiğimiz kısa dönem sonuçları bu konuyla ilgili yapılmış klasik ve güncel araştırmalarla karşılaştırdık.Gereç ve Yöntem: Gazi Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'na Ocak 2008 ve Aralık 2010 tarihleri arasında intertrokanterik femur kırığı nedeniyle PFNA veya çimentolu kalkar destekli bipolar hemiartroplasti uygulanmış 127 hasta geriye dönük olarak değerlendirildi. Bu hastalar ameliyat sırasında ölüm, toplam ölüm oranları ve ölüm oranlarının aylara göre dağılımı açısından karşılaştırıldı.Yaşayan, en az 12 aylık takibe ulaşan, ameliyat öncesi dönemde yürüyebilen ve günlük aktivitelerini yerine getirebilen 92 hastanın; ASA sınıflamasına göre anestezi riski, anestezi tipi, ameliyat süresi, ameliyat sırasında verilen eritrosit süspansiyonu miktarı, hastanede kalış süresi, komplikasyon oranları, revizyon ihtiyacı ve ameliyat maliyetleri dosyaları geriye dönük olarak değerlendirilerek karşılaştırıldı. Hastaların son kontrollerinde Harris Kalça Skoru'na göre; fonksiyonel sonuçları ve doldurdukları Kısa Form-36 verilerine göre; yaşam kalitesi parametreleri değerlendirilerek, her iki grup arasında istatistiksel fark olup olmadığı araştırıldı.Hastalarda; kırık oluş mekanizması ve kırık tipi dosyaları ve başvuru sırasındaki röntgenogramları değerlendirilerek belirlendi. Kırıkların tiplendirilmesinde OTA sınıflaması kullanıldı.Bulgular: 127 hastanın 45'ine (%35,4) PFNA, 82'sine (%64,6) çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulanmıştır. PFNA uygulanmış 45 hastanın 11'i (%24,4), çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulanmış 82 hastanın 24'ü (%29,3) ölmüştür. Her iki grup arasında; ameliyat sırasında ölüm, toplam ölüm oranları ve ölüm oranlarının aylara göre dağılımı açısından fark saptanmamıştır.Diğer bulguların karşılaştırıldığı yaşayan, en az 12 aylık takibe ulaşan ameliyat öncesi dönemde yürüyebilen ve günlük aktivitelerini yerine getirebilen 92 hastanın 34'üne (%37) PFNA, 58'ine (%63) çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulanmıştır. Olguların 64'ü kadın (%69,6) , 28'i erkektir (%30,4). Yaş ortalaması 80,24'dür (55-94) . Hastaların ortalama takip süresi 27,23 (12-47) aydır. Gruplar arasında yaş ve cinsiyet dağılımı açısından anlamlı fark saptanmamıştır.Kırık nedeni 47 (%51,1) hastada ev içinde düşme (Eİ), 35 (%38) hastada ev dışında düşme (ED), 3 (%3,3) hastada araç dışı trafik kazası (ADTK), 3 (%3,3) hastada araç içi trafik kazası (AİTK), 4 (%4,3) hastada yüksekten düşme idi.Yüksekten düşme ve AİTK, PFNA grubunda daha sık gözlenirken hemiartroplasti grubundaki hastalarda ADTK, ev içi ve dışı düşme sıklığının daha fazla olduğu bulunmuştur.OTA sınıflamasına göre; kırık tipi dağılımı açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır.ASA sınıflamasına göre; anestezi riskinin ve verilen anestezi tipinin gruplar arasında farklılaşmadığı bulunmuştur.PFNA uygulanan hastaların ortalama ameliyat süresi 54,85 (40-110) dakika, çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulanan hastaların ortalama ameliyat süresi 74,66 (55-120) dakika saptanmıştır. PFNA grubundaki hastaların ameliyat süreleri hemiartroplasti grubuna göre daha kısa sürmüştür.PFNA grubundaki hastalara, hemiartroplasti grubundaki hastalara göre ameliyat sırasında daha az sayıda eritrosit süspansiyonu verilmiştir.PFNA uygulanan 34 hastanın ortalama hastanede kalış süresi 5,91 (5-12) gün, çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulanan 58 hastanın ortalama hastanede kalış süresi 9,41 (6-16) gün olarak saptanmıştır. PFNA grubundaki hastaların hastanede kalış sürelerinin hemiartroplasti grubuna göre daha kısa olduğu bulunmuştur.PFNA grubunda Harris Kalça Skoru ortalaması 82,38, hemiartroplasti grubunda 78,34 bulunmuştur. Mükemmel, iyi ve orta fonksiyonel sonuçların toplamının yüzdesi PFNA grubunda %91,18, hemiartroplasti grubunda %81,03 bulunurken, fonksiyonel sonuçlar açısından gruplar arasında istatistiksel anlamda fark bulunmamıştır.Kısa Form-36 verilerine göre; Fiziksel fonksiyon (PF), fiziksel fonksiyonlara bağlı rol kısıtlılığı (RP), ağrı (BP), genel sağlık algısı (GH), sosyal fonksiyon (SF), emosyonel fonksiyonlara bağlı rol kısıtlılığı (RE) ve mental sağlık (MH) parametreleri açısından gruplar arasında fark saptanmazken, vitalite/enerji puanlarının PFNA grubunda daha iyi olduğu bulunmuştur.Gruplar arasında ameliyat sonrası komplikasyon görülme sıklığı ve revizyon ihtiyacı açısından fark saptanmamıştır.Maliyet açısından değerlendirildiğinde; birincil ameliyatın maliyeti hemiartroplasti grubunda daha düşük olarak saptanmış, fakat; hemiartroplasti grubunda revizyon uygulanan dört hastanın ikincil ameliyat maliyeti eklendiği zaman gruplar arasında anlamlı fark olmadığı bulunmuştur.Sonuç: PFNA ve çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulamaları; intertrokanterik femur kırığı tedavisinde uygun yöntemlerdir. Tedavi planı; cerrahın deneyimine ve koşullara bağlı olarak yapılmalıdır.

ArtroplastiFemoral kırıklarFemur+5
Hakan Dur
Gazi University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total kalça artroplastisinde iki farklı lateral cerrahi yaklaşım sonrası; trendelenburg bulgusu, hasta memnuniyeti ve plantar basınç dağılımının değerlendirilmesi

Giriş: Literatürde; total kalça artroplastisi için kalçaya uygulanan farklı lateral yaklaşımlar sonrasında ortaya çıkabilecek, kalça çevresi abdüktör kas disfonksiyonu ve beraberinde Trendelenburg bulgusu, yürüme analizi değişimleri ve hasta memnuniyetini inceleyen yayınlar mevcuttur.Çalışmamızda; değişik etyolojik nedenlerle kalça ekleminde dejeneratif artrit gelişen ve tek taraflı total kalça artroplastisi uygulanan hastalarda; klasik lateral Hardinge yaklaşımı ve Pai'nin tanımladığı intermuskuler modifiye Hardinge yaklaşımı sonrası dinamik pedobarografi yardımı ile plantar basınç dağılımı, Trendelenburg yürüyüşü ve iki farklı cerrahi yaklaşım sonrası hasta memnuniyetini değerlendirmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Gazi Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde, Eylül 2010 ve Ağustos 2011 tarihleri arasında, değişik etyolojik nedenlerle kalça ekleminde dejeneratif artrit gelişen 28 hasta blok randomizasyon tekniği ile ayrılarak; 13 hastaya klasik lateral Hardinge yaklaşımı ve 15 hastaya da Pai'nin tanımladığı intermuskuler modifiye Hardinge yaklaşımı sonrası tek taraflı çimentosuz, standart off-setli total kalça artroplastisi uygulanmasıyla; hastaların ameliyat öncesi dönemdeki ve ameliyat sonrası 6. ay kontrolündeki sonuçları değerlendirildi.Çalışmada hastalarda cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası; dinamik pedobarografi yardımı ile plantar basınç dağılımı, fizik muayene ile Trendelenburg bulgusu ve iki farklı cerrahi yaklaşım sonrası hasta memnuniyeti değerlendirildi. Pedobarografi; EMED-SF ( Novel H, Münih, Almanya) plantar basınç analiz sistemi kullanılarak yapıldı ve analizleme işlemi için basınç resimlerini otomatik olarak `mask' adı verilen dört parçaya bölen ticari bir yazılımdan yararlanıldı (Automask, Novel-ortho, Almanya). Trendelenburg bulgusu Hardcastle ve Nade'in tanımladığı yöntemle grade 1 ya da 2 olarak sınıflandırıldı. Hasta memnuniyeti, klinik olarak ameliyat öncesi ve son kontrollerdeki Harris Kalça Skorlarına göre değerlendirildi.Sonuçlar SPSS 15.0 programı kullanılarak analiz edildi.Bulgular: 28 hastanın; 21'i (%75) kadın ve 7'si (%25) erkek olmak üzere, çalışmaya alınan hastaların yaş dağılımı en küçük 30; en büyük 77 olmak üzere ortalama 54,78 olarak bulundu. Hastalara ait demografik veriler grupların içerisinde incelendiğinde klasik lateral Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta; katılımcılardan 10'u (%76) kadın ve 3'ü (%24) erkek olmak üzere yaş ortalaması 57,62 olarak bulundu. Modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanan gruptaki katılımcılardan 11'i (%73) kadın ve 4'ü (%27) erkek olmak üzere yaş ortalaması 52,33 olarak bulundu.28 hastanın cerrahi öncesinde her 3 mask içinde temas alanlarının, zirve basınçlarının ve toplam temas sürelerinin kalça osteoartriti olan tarafta daha düşük olduğu görüldü. Yine orta duruş fazını yansıttığı düşünülen 2. maska ait sürelerin de osteoartrit olan tarafta daha düşük olduğu görüldü.Her 2 grupta da artroplasti sonrası değişiklikler incelendiğinde, ameliyat edilen tarafta temas sırasındaki toplam sürenin cerrahi sonrasında ameliyat edilmeyen tarafa göre ve cerrahi öncesinde ölçülen süreye göre artmış olduğu; yine ameliyat edilen tarafta cerrahi öncesine göre stans fazının büyük bir oranını kapsayan 1. ve 2. masktaki alanların artmış olduğu; yine opere olan tarafta cerrahi öncesi 1. ve 2. maskta zirve basınçlarının cerrahi sonrasında arttığı ve opere olmayan tarafa göre daha yüksek olduğu görülmüştür.Hastaların cerrahi öncesi, Hardcastle ve Nade tarafından modifiye edilen Trendelenburg muayenesinde Hardinge yaklaşımı uygulanacak olan grupta 2 hastada; modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanacak grupta ise 3 hastada grade 1 Trendelenburg bulgusu tesbit edildi; gruplar arasında cerrahi öncesinde istatistiki olarak anlamlı fark bulunmadı. Cerrahi sonrasında Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta 2 hastanın Trendelenburg bulgusunun devam ettiği ve 2 hasta da 6. ay kontrolünde grade 1 Trendelenburg bulgusu olduğu görüldü. Modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta cerrahi öncesi Trendelenburg bulgusu pozitif olan hastaların düzeldiği ve bir hastada grade 1 Trendelenburg bulgusu ortaya çıktığı görüldü. Ki-kare testi ile analiz sonrasında her 2 cerrahi yaklaşımın Trendelenburg bulgusu açısından birbirlerine üstünlükleri olmadığı görüldü.Olguların ameliyat öncesi dönemdeki Harris kalça skoru 41,50 (19-61) olarak değerlendirilirken, ameliyat sonrası kontrolde 86,68 (66-100) olarak değerlendirildi. Klasik Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta ameliyat öncesi dönemdeki Harris kalça skoru 39,46 (22-56) olarak değerlendirilirken; modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta ameliyat öncesi skor 43,27 (19-61) olarak bulundu. Ameliyat sonrası dönemde ise gruplara göre Harris kalça skoru incelendiğinde; klasik Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta skor 84,08 (67-100); modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta ise 88,93 (66-100)olarak bulundu.Sonuç: Kalçanın lateral yaklaşımınlarının; superior gluteal sinir korunursa, konjuant tendon onarımı özenli yapılırsa ve rehabilitasyon programı eş düzeyli ve doğru yönetilirse birbirine fonksiyonel ve klinik erken dönem sonuçlar açısından üsütünlüğü yoktur.Pedobarografi kalçadaki osteoartritin kalça çevresi kaslar üzerinde etkisinin yansıtılmasında ve total kalça artroplastisi sonrası fonksiyonel sonuçların kantitatif verilerle değerlendirilmesinde etkin, ucuz ve kolay uygulanabilir bir yöntemdir ancak grade 1 Trendelenburg belirtisi tesbitinde; fizik muayene ile her ne kadar korele olsa da kesin sonuçlar vermek için yeterli değildir.Anahtar Kelimeler: Total kalça artroplastisi, pedobarografi, Trendelenburg bulgusu, kalçaya lateral cerrahi yaklaşımlar, Harris kalça skoru, yürüme analizi

ArtroplastiCerrahiCerrahi tedavi+4
Ahmet Yıldırım
Gazi University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total diz artroplastisi uygulanan hastalarda turnike uygulamasının kuadriseps kas gücüne etkisinin izokinetik kas kuvvet testi ölçümü ile değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda total diz artroplastisi uygulanan hastalarda turnike kullanım süresinin kuadriseps kas gücüne etkisini prospektif olarak izokinetik kas kuvvet testi ölçümü ile değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 1 Nisan 2010 ve 1 Ağustos 2010 tarihleri arasında polikliniğimize başvuran , primer osteoartrit tanısı ile total diz protezi yapılan 25 hasta dahil edildi. Hastaların cinsiyeti, yaşı, vücut ağırlığı, boyu, uygulanacak olan diz protezinin tarafı kaydedildi. Hastalara ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 6. hafta, 12. hafta ve 6. ayda 60°/sn açısal hızda izokinetik kas kuvvet testi uygulandı. Hesaplanan pik tork ortalama değeri kaydedildi.Bulgular: Ameliyat öncesi ölçülen kuadriseps kas gücü ortalaması 75 N/m olarak bulunmuştur. Ameliyattan 6 hafta sonra ölçülen kuadriseps kas gücü ortalaması 29 N/m, ameliyattan kuadriseps 12 hafta sonra 58 N/m ve 6. ay sonra 71 N/m olarak ölçülmüştür. Turnike süresi ile ameliyattan 6 hafta ,12 hafta ve 6 ay sonra ölçülen kas gücü ölçümleri arasında negatif yönlü anlamlılık düzeyinde bir ilişki bulunmuştur.Sonuç: Turnike süresi uzayan hastalarda ameliyat sonrası 6. hafta, 12. hafta ve 6. ayda kas gücü değerlerinde azalma saptanmıştır. Bu sonuçları incelediğimizde turnike süresinin uzamasının kuadriseps kas gücü üzerine olumsuz etkisinin olduğu ve kas gücünü azalttığı düşünülmektedir.

ArtroplastiDizDiz eklemi+3
Gökay Görmeli
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessEN

Short term outcomes of cementless total hip arthroplasties

Purpose: Aim of this study is to investigate the short term clinical and radiographic outcomes of cementless total hip arthroplasty in different etiological causes.Materials and Methods: The clinical and radiographic outcomes of 92 patients (102 hips) with consecutive cementless total hip arthroplasties were evaluated. The patients admitted to Gazi University Faculty of Medicine, Department of Orthopaedics and Traumatology between November 2003 and December 2010. The study group consisted of hydroxyapatite coated flattened press-fit EPF-PLUS cup and the tapered cementless with a rectangular cross-section and hydroxyapatite coated Zweymuller SL-PLUS stem. Clinical outcome was measured by comparing Harris Hip Scores pre-operatively and at last clinic visit. Radiolucencies and osteolysis with respect to the stem and acetabulum were classified according to the system of Callaghan and Engh on anteroposterior radiographs of the hip and pelvis. Direct lateral approach has been performed to the all patients. Heterotopic ossification (HO) formation was also graded by the criteria indicated in Brooker et al.Results. In total 24 (%26) of the 92 patients were men and 68 (%74) were women. The age ranges of the all patients varied between 22 and 80 years old and the average age for the whole patients was 55,66 years during the time of surgery. The average follow-up time was 34.9 (10-84) months. The average preoperative Harris Hip Score was 45,87 (30-67) points. At the time of the most recent follow-up visit, the average Harris Hip Score was found as 92,49 (68-100) points.According to the criteria of Engh et al., all femoral implants were graded as stable bone-ingrown. Radiolucent lines were mostly observed in Gruen zones 1 and zone 7 of the femur [zone 1 %67.32, zone 7 % 60.18 zone 2 %2.04, zone 3 %1.02, zone 6,2.04]. Radiolucent area occured in 42 (%42,84) cups [zone 2 %34.68, zone 3 (%21.42), zone 1 %18.36]. The inclination angle of the acetabular component was 47,25 (28-70).Postoperative neuropraxy were identified in four (%4.68) cases (siatic neuropraxy of in two cases, both of them recovered, and femoral neuropraxy in two cases, one of them recovered). The prevalence of thigh pain at the time of the latest follow-up was %1.02 (one case). One acetabular component needed revision surgery due to polyethylene insert wear. None of the femoral stems and acetabular components was changed as a result osteolysis. HO was observed in 10 hips (% 10,2). Heterotopic bone was graded as class I in 5 hips, class II in 3 hips, class 2 in 2 hips. Intraoperative femoral fissur was developed in 4 (%4.8) hips. One of the 6 subtrochanteric osteotomies and one of the 12 femoral head autograft were followed by nonunion.Conclusions: The results show that arthroplasty with Zweymuller femoral stem which is combined with a flattened, hydroxyapatite coated press-fit acetabular cup which was inserted without cement. These outcomes were found excellent in short term follow-up resultsKey Words: Zweymuller femoral stem, short term follow-up, uncemented hip arthroplasty.

ArthroplastyFemurHip+2
Baran Sarıkaya
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalça ve diz protezi uygulayacağımız hastalarda nazal staphylococcus aureus taşıyıcılığının cerrahi alan enfeksiyonu ile ilişkisinin araştırılması

Artroplasti dejeneratif artrit gibi bir çok hastalığın neden olduğu ağrı, deformite ve hareket kısıtlılığının giderilmesinde, konservatif tedavi ve diğer cerrahi yöntemlerin yetersiz kaldığı durumlarda uygulanan, hastanın yaşam kalitesini arttıran başarılı bir cerrahi yöntemdir. Artroplastideki başarı bir çok faktöre bağlıdır. Uygun endikasyon, hasta seçimi, yeterli cerrahi teknik, ameliyathane koşulları ve ameliyat sonrası rehabilitasyon başarıda rol oynamaktadır. Artroplasti ameliyatlarında elde edilen sonuçlar çoğunlukla başarılı olmasına rağmen, oluşabilecek komplikasyonlar cerrah ve hasta için üzücü problemlere de neden olabilmektedir. Bu komplikasyonları en aza indirebilmek için ameliyat öncesi iyi bir hazırlık, özenli bir cerrahi uygulama ve dikkatli bir ameliyat sonrası bakım gerekmektedir. Artroplastiden sonra sık görülen ve sonuçları kötü olan bir komplikasyon enfeksiyondur. Bu sebeple ameliyat öncesi enfeksiyon riskini arttıran risk faktörleri iyi araştırılmalı ve en aza indirilmelidir. Enfeksiyon etkenleri arasında ise Staphylococcus aureus ile oluşan cerrahi alan enfeksiyonu önemli yer tutmaktadır. Staphylococcus aureus taşıyıcılığının en fazla olduğu bölgenin burun ön kısmı olduğu bilinmektedir. Bu nedenle artroplasti ameliyatı yapacağımız her hastadan operasyon öncesi nazal staphylococcus aureus taşıyıcılığı açısından nazal sürüntü kültür örnekleri alındı. Kalça ve diz artroplastisi uygulayacağımız hastalarda nazal Staphylococcus aureus taşıyıcılığının cerrahi alan enfeksiyonu ile ilişkisi araştırıldı. Bu çalışmamızda Fırat Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'na 2014-2015 tarihleri arasında başvuran artroplasti ameliyatı planladığımız 65 hasta prospektif olarak değerlendirildi. Dört hasta erken postoperative dönemde öldüğünden dolayı çalışmaya dahil edilemedi. On altı hastaya total kalça protezi (%26.2), 27 hastaya total diz protezi (%44.3), 18 hastaya ise kalça kırığı sonrası parsiyel kalça protezi (%29.5) operasyonu yapıldı. Hastalarımızın 47'si kadın (%77), 14'ü erkek (%23) idi. Takip edilen hastaların ortalama yaşı 68.4 (28-95) yıl idi. Nazal Staphylococcus aureus taşıyıcılığı 8 (%13.1) hastada tespit edildi, 53 (%86.9) hastada taşıyıcılık saptanmadı. Hastalarımızın takiplerinde 9 (%14.8) hastada cerrahi alan enfeksiyonu olduğu görüldü. Elli iki (%85.2) hastada herhangi bir enfeksiyon tespit edilmedi. Enfeksiyon olan 9 hastanın 5'inde yüzeyel cerrahi alan enfeksiyonu 3'ünde derin cerrahi alan enfeksiyonu 1'inde ise postoperative geç protez enfeksiyonu gelişti. Takip edilen ve enfeksiyon gelişen 9 hastanın 5'ine antibiyoterapi, 3'üne debridman ve protez enfeksiyonu gelişen 1 hastaya ise iki aşamalı cerrahi uygulandı. Nazal Staphylococcus aureus taşıyıcılığı olan 8 hastanın 3 'ünde cerrahi alan enfeksiyonu gelişip yara yeri kültüründe taşıyıcılık ile ilişkili üreme tespit edildi, 5 'inde ise taşıyıcılık ile ilişkili üreme saptanmadı. Bu sonuçlar ışığında protez uygulayacağımız hastaların preop, perop ve postop yakın takiplerinin yapılmaları ve nazal taşıyıcılık yönünden değerlendirilmeleri gerekmektedir. Bu hastaların takip ve tedavileri kliniklerce oluşturulacak tanı ve tedavi algoritmalarına göre standardize edilmelidir. Tedavi esnasında enfeksiyon hastalıkları ve mikrobiyoloji klinikleriyle sürekli temas halinde olunarak gerekli yardımlar alınmalıdır. Özellikle son yıllarda ortaya çıkan bazı yeni teknikler sayesinde enfeksiyonların etkenlerinin tam olarak tespit edilerek duyarlı oldukları antibiyotiklerle tedavi edilmesi mümkün olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Cerrahi alan enfeksiyonu, Nazal staphylococcus aureus taşıyıcılığı, Artroplasti

ArtroplastiCerrahi yara enfeksiyonuDiz+4
Halil Saraç
Fırat University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gonartroz olgularında iki taraflı ve tek taraflı total diz artroplastisi karşılaştırmalı sonuçlarımız

Bu çalışmada tek taraflı ve bilateral total diz artroplastisi uyguladığımız hastalar retrospektif olarak incelenerek kısa, orta ve uzun dönem sonuçları ortaya koyulup bu sonuçların mukayese edilmesi amaçlanmıştır. Bilateral olgular tek ekip tarafından eş zamanlı olarak opere edilmiştir. Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesinde, Aralık 1998- Nisan 2016 yılları arasında total diz artroplastisi uygulanan ve yeterli takibi olan 65 hastanın 102 dizi çalışmamıza dahil edilmiştir. Hastaların dosyaları üzerinden retrospektif değerlendirmeler yapıldıktan sonra detaylı sistemik fizik muayene yapıldı. Hastalar Amerikan Diz Cemiyeti Kriterlerine göre değerlendirildi. Hastaların çekilen direk grafileride Total Diz Artroplastisi Radyolojik Değerlendirme kriterlerine göre değerlendirildi. Bilateral olgular tek ekip tarafından eş zamanlı olarak opere edilmiştir. Bilateral ve tek taraflı TDA uygulanan hastalar kısa, orta ve uzun dönem olarak gruplandırılmıştır. 0-12 ay takipli hastalar kısa dönem, 12-60 ay takipli hastalar orta dönem ve 6o ay ve üzeri takipli hastalar uzun dönem olarak tanımlandı. Elde edilen sonuçlar literatür ile mukayese edildi. İstatistiksel değerlendirmede Kolmogorow-Smirnow, Student T testi, Mann Whitney U testleri kullanıldı. Çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlar ışığında diz skorları, diz fonksiyon skorları, eklem hareket açıklığı ve transfüzyon miktarları açısından bilateral ve tek taraflı mukayeselerde anlamlı istatistiksel sonuç elde edilemedi. Sadece bilateral TDA ve tek taraflı TDA kısa dönem grupta eklem hareket açıklığı kıyaslamasında bilateral grupta anlamlı bir fark bulunmuş fakat orta ve uzun dönem mukayesede anlamlı sonuç elde edilememiştir. Sonuçlarımız literatür ile kıyaslandığında başarılı olarak değerlendirilmiştir. Bu bilgiler ve literatür ışığında uygun endikasyonlarda seçilmiş hasta grubunda eş zamanlı bilateral TDA uygulaması başarılı bir tedavi yöntemi olarak tercih edilebilir. Cerrahi deneyim, hastanın medikal durumunun dikkatli değerlendirilmesi ve etkin postoperatif rehabilitasyon da başarılı sonuç için gerekli paydaşlardır. Eş zamanlı bilateral TDA'nın avantajları şunlardır; • Tek yatış ve tek preoperatif hazırlık yapılması • Tek anestezi riski olması • Erken dönemde simetrik diz rehabilitasyonuna imkan tanıması • İyi fonksiyonel sonuç sağlaması • Düşük maliyetli olması • Hasta memnuniyeti Gelişen teknoloji ışığında bilgisayarlı sistemlerin yaygınlaşacağı ve total diz artroplastisi sayılarının her geçen yıl artacağı kanısındayız.

ArtroplastiDizDiz eklemi+4
Sercan Karadeniz
Karadeniz Technical University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koksartroz olgularında total kalça artroplastisi uygulama sonuçlarımız

ÖZET Bu çalışmanın amacı koksartroz tanısı nedeni ile total kalça protezi endikasyonu konulan hastalara uygulanan total kalça artroplastisi ameliyatlarının sonuçlarını araştırmaktır. Kliniğimizde Ocak 2006- Aralık 2011 yılları arasında koksartroz tanısı konulan ve çimentosuz total kalça protezi uygulanarak tedavisi yapılan 30 hastanın 38 kalçasına çimentosuz total kalça artroplastisi uygulanmıştır. Hastaların preop ve son kontrol harris kalça değerlendirme skoru ( ağrı, fonksiyon, deformite, hareket aralığı ), postop ve son kontrol grafileri karşılaştırılarak femoral ve asetabuler komponentin stabilitesi değerlendirildi. Hastalarımızın ortalama yaşı 56.48 olup, en genç hasta 21 ve en yaşlı hasta ise 77 yaşındaydı. Ortalama takip süresi 30.5 aydır. Hastalarımızın 22 tanesinde primer koksartroz, 1 tanesinde femur başı avasküler nekrozu, 1 tanesinde ankilozan spondiloartrit ve 6 tanesinde romatoid artrit zemininde gelişmiş olan sekonder koksartroz mevcuttu. Hastalar Harris Kalça Değerlendirme Skoru ile değerlendirilmiştir. Hastaların ameliyat öncesi Harris skoru 32.23 iken, ameliyat sonrasında Harris skoru 89.55 olarak bulunmuştur. Bu sonuçlara göre 16 hastada mükemmel sonuç, 12 hastada iyi sonuç ve 2 hastada orta sonuç elde edilmiştir. Literatür bilgileri ile karşılaştırıldığında uyguladığımız çimentosuz total kalça protezlerinin klinik ve radyolojik sonuçlarının başarılı olduğu bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Total Kalça Artroplastisi, Haris Kalça Değerlendirme Skorlaması, Stabilite

ArtroplastiKalçaKalça protezi+2
Engin Çatal
Fırat University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lumbosakral pleksus bloklarının erken dönem postoperatif kognitif fonksiyonlar üzerine etkisi

Postoperatif kognitif disfonksiyon (POKD) özellikle major cerrahi geçiren yaşlı hastalarda oldukça sık görülen bir durumdur. Gelişimi üzerine anestezi tekniklerinin etkili olup olmadığı konusunda yapılan çalışmalar genel anestezi ve santral bloklar üzerine yoğunlaşmıştır. Periferik sinir ve pleksus blokları ile POKD arasındaki ilişkiyi araştıran bir çalışmaya literatür taramasında raslanmamış olması nedenli planlanan çalışmamızda; diz protezi cerrahisi geçirecek hastalarda genel anestezi, spinal anestezi ile periferik sinir ve pleksus bloğu tekniklerinin erken dönem POKD gelişimi üzerine etkilerini, mini mental durum testi (MMDT) ve beyin hasarının biyokimyasal göstergeleri olan nöron spesifik enolaz (NSE) ve S 100 ß proteinin kan seviyelerinin tespiti ile araştırmayı amaçladık.Araştırma; unilateral total diz artroplastisi uygulanan, 50-85 yaş arası, ASA risk grubu I-III olan ve araştırmada yer almayı kabul eden 62 olgu üzerinde gerçekleştirildi. Olgular uygulanan anestezi tekniğine göre üç gruba ayrıldı, Grup I' e genel anestezi, Grup II' ye spinal anestezi ve Grup III' e lomber pleksus ve siyatik sinir bloğu uygulandı. Olgulara preoperatif dönemde ve postoperatif 24. saatte MMDT uygulandı ve NSE ile S100 ß protein seviyeleri ölçüldü. Operasyon sırasında kalp atım hızı (KAH), ortalama arter basıncı (OAB), SpO2 monitörizasyonu yapıldı.Gruplar arası preoperatif MMDT skorlarında farklılık gözlenmezken, postoperatif MMDT skorları genel anestezi grubunda diğer iki gruba kıyasla belirgin olarak düşük bulundu. Postoperatif MMDT skoru 23 ve altında olan 5 (% 8,1) olgunun tamamının genel anestezi grubunda olduğu gözlendi. Postoperatif MMDT skorlarında azalma olması ve postoperatif MMDT skorlarının 23 ve altında olmasının, genel anestezi altında opere olunması ile pozitif korele olduğu bulundu. Preoperatif ve postoperatif ortalama NSE ve S100 ß protein değerlerinde gruplar arasında fark olmadığı görüldü. Her üç grupta da postoperatif NSE ve S100 ß protein değerlerinin, preoperatif değerlere göre belirgin yüksek olduğu, ancak gruplar arasında anlamlı fark olmadığı görüldü.Çalışmamız sonucunda; seçilen anestezi yönteminin POKD gelişimi üzerine etkisi olduğunu, genel anesteziye göre rejyonal anestezi yöntemlerinin kognitif fonksiyonlar üzerinde daha olumlu postoperatif gelişme sağladığını saptadık. Rejyonel anestezi teknikleri arasında ise; MMDT skorlarının değişimlerini kullanarak değerlendirdiğimiz POKD gelişimi açısından fark olmadığı belirlendi.

ArtroplastiBilişBiliş bozuklukları+7
Gülsi Gülşah Polat
Gazi University
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Total diz artroplastisi sonrası erken dönemde propriyosepsiyonu etkileyen faktörlerin incelenmesi

Bu çalışmada, total diz artroplastisi geçirmiş katılımcılarda cerrahi sonrası 1. ayda diz propriyosepsiyonunu etkileyen faktörlerin incelenmesi amaçlandı. Çalışmaya yaş ortalaması 65,54±6,37 yıl ve postoperatif 1. ayda olan 35 katılımcı çalışma grubuna ve yaş ortalaması 64,63±6,56 yıl ve dizlerinde herhangi bir rahatsızlık olmayan 35 katılımcı kontrol grubuna dahil edildi. Katılımcıların sosyodemografik bilgileri kaydedildi, her iki ekstremiteye ait eklem hareket açıklığı, çevre ölçümü, propriyosepsiyon, denge, yürüme ve kinezyofobi değerlendirmeleri uygulandı. Çalışma grubunda yer alan katılımcıların opere taraflarına ait eklem hareket açıklığı, postoperatif ödem ve propriyosepsiyonun, nonopere taraf ve kontrol grubunun tercih ettikleri taraflarına göre anlamlı fark bulundu (p<0,05). Ayrıca çalışma grubunda yer alan katılımcıların denge ve yürüme parametrelerinde azalmalar tespit edildi (p<0,05). Opere dize ait eklem hareket açıklığı kaybı ile kalça ve ayak bileği eklem hareket açıklığı kayıpları arasında orta düzey korelasyon vardı (p<0,05). Ayrıca, statik ve dinamik denge ve yürüme parametreleri arasında da orta düzey korelasyon mevcuttu (p<0,05). 40˚ diz fleksiyonu propriyosepsiyonunun; beden kitle indeksi, postoperatif ödem ve kinezyofobiden etkilendiği bulundu (p<0,05). Bu çalışmada total diz artoplastisi geçiren hastaların operatif taraflarına ait ekstremitelerinde eklem hareket açıklığı kaybı, postoperatif ödem varlığı, propriyosepsiyon kaybı, denge kaybı, yürüme bozuklukları ve kinezyofobi varlığı görülmektedir. Total diz artroplastisi sonrası 1. ayda propriyosepsiyonu etkileyen nedenler; yüksek beden kitle indeksi, postoperatif ödem ve kinezyofobi varlığıdır. Total diz artroplastisi sonrası 1. ayda devam eden rehabilitasyon programının başarısında, propriyosepsiyon kayıplarını azaltmak için öncelikle beden kitle indeksinin düşürülmesi, postoperatif ödemin azaltılması ve kinezyofobinin önlenmesi gerekmektedir. Anahtar kelimeler: postoperatif ödem, beden kitle indeksi, kinezyofobi, propriyosepsiyon, total diz artroplastisi

ArtroplastiDizDiz eklemi+5
Mahmut Beşli
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Health Sciences
2019
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gelişimsel kalça displazisi zemininde gelişen koksartrozlarda total kalça artroplastisi uygulamalarımızın sonuçları

Çalışmaya dahil edilen 70 hastanın 90 kalçası, klinik ve radyolojik olarak değerlendirildi. Hastaların 10?u erkek, 60?ı kadın ameliyat edildikleri andaki yaş ortalamaları 46.73 (23-74) idi. Onsekizine sağ, 32?sine sol, 20?sine bilateral total kalça artroplastisi uygulandı, ortalama 52.12 ay takip edildi. Radyografik olarak Crowe sınıflamasına göre 90 kalçanın 30?u Tip 1, 9?u Tip 2, 10?u Tip 3 ve 41?i Tip 4 idi. Grafiler Callaghan ?ın radyolojik izleme parametrelerine göre değerlendirildi. Doksan kalçanın 88?i gerçek asetabuluma yerleştirildi, 25?ine subtrokanterik femoral kısaltma osteotomisi yapıldı. Vakalarda ki osteotomi bölgesinin en geç radyolojik kaynama süresi 7 ay olarak tespit edildi. Asetabuler komponentlerin % 30?dan fazlasının desteksiz kaldığı 9 kalçada, femur başından alınan otogreftin asetabulumun süperolateraline yerleştirildiği gözlendi. Daha çok vidalı asetabuler cup, ilk yaptığımız vakalarda ise ekspansion cup?ın asetabuler komponent olarak kullanıldığı görüldü. Tüm protezlerin çimentosuz konulduğu tespit edildi. Hastaların klinik değerlendirmesinde Harris Kalça Değerlendirme Formu, ağrı değerlendirmesinde ise Harris?in ağrı skorlaması ve Visüel Analog Skala(VAS)? sı kullanıldı. Ameliyat öncesi Harris kalça skoru ortalaması 32.5, VAS skoru ortalaması 9.14 iken; ameliyat sonrası bu değerler sırasıyla 86.5 ve 1.42 olarak tespit edildi. Harris kalça skorlama sistemine göre hastaların son kontrollerinde 64?ü mükemmel, 12?si çok iyi, 8?i iyi, 5?i orta, 1?i kötü sonuç olarak değerlendirildi. Komplikasyon olarak; 2 kalçada siyatik,1 kalçada ise geçici femoral sinir paralizisi, 16 kalçada komponent çakılırken femurda fissür veya fraktür, 7 kalçada dislokasyon, 7 kalçada aseptik gevşeme, 1 kalçada enfeksiyon, 1 hastada Derin Ven Trombozu, 1 hastada ise derin ven trombozuna sekonder Akciğer embolisi gelişti. Literatür bilgileri ile karşılaştırıldığında gelişimsel kalça displazisine sekonder gelişmiş kalça osteoartritinde uyguladığımız çimentosuz total kalça artroplastilerinin postoperatif klinik ve radyolojik sonuçlarının başarılı olduğu bulunmuştur.

ArtroplastiKalçaKalça çıkıkları+5
Alper Timurkaynak
Karadeniz Technical University
2013
00

Related subjects