Awareness
703 theses under this subject heading
Diyabetle ilgili bilgilendirme eğitiminin sınıf öğretmenlerinin tip 1 diyabete yönelik bilgi ve farkındalık düzeylerine etkisi
Bu araştırma sınıf öğretmenlerine uygulanan "Öğretmenler İçin Diyabet Eğitimi"nin öğretmenlerin Tip 1 diyabete yönelik bilgi ve farkındalık düzeylerine etkisini belirlemek amacı ile yürütüldü. Müdahale-kontrol gruplarında ön-test ve son-test yarı deneysel tasarımda yürütülen araştırma Eylül-Aralık 2023 tarihleri arasında resmi 6 ilkokulda 87 sınıf öğretmeni (müdahale=42, kontrol=45) ile gerçekleştirildi (n=87). Veriler, "Öğretmen Bilgi Formu" ile bu çalışma kapsamında geliştirilen "Öğretmenler İçin Tip 1 Diyabet Bilgi Testi" ve "Öğretmenler İçin Tip 1 Diyabet Farkındalık Ölçeği" ile toplandı. Uluslararası Diyabet Federasyonu'nun Kids and Diabetes in Schools (KiDS) projesi kapsamında geliştirdiği diyabet eğitim materyalleri bu çalışma kapsamında Türkçe'ye çevrilerek eğitim materyali olarak kullanıldı. Verilerin analizi IBM SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) Statistics Version 25 for Windows ve JASP (Version 0.17.2.1) paket programları kullanılarak tanımlayıcı analizler, Shapiro-Wilk testi, Ki-kare testi, Mann-Whitney U testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar testi, Student t testi, Spearman'ın Sıralama Korelasyon testi ile yapıldı. p<0,05 istatistiksel anlamlılık sınırı olarak kabul edildi. Müdahale grubunda bulunan sınıf öğretmenlerin, "Öğretmenler İçin Tip 1 Diyabet Bilgi Testi" son-test sıra ortalamalarının kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulundu (p<0,001). Müdahale grubunda bulunan öğretmenlerin "Öğretmenler İçin Tip 1 Diyabet Farkındalık Ölçeği" toplam ve tüm alt boyutlarda son-test sıra ortalamalarının kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,001). "Öğretmenler İçin Diyabet Eğitimi"nin sınıf öğretmenlerinin Tip 1 diyabete yönelik bilgi ve farkındalık düzeylerini arttırmada etkili olduğu sonucuna ulaşıldı. Öğretmenler ile yapılacak çalışmalarda; "Öğretmenler İçin Tip 1 Diyabet Bilgi Testi", "Öğretmenler İçin Tip 1 Diyabet Farkındalık Ölçeği" ve Türkçe'ye kazandırılan diyabet eğitim materyallerinin kullanılması önerilmektedir.
Cerrahi hemşirelerinde eğitim öncesi ve sonrası SBAR iletişim modeli farkındalığının değerlendirilmesi
Araştırma Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde çalışan cerrahi hemşirelerinde eğitim öncesi ve sonrası, Durum (Situation), Özgeçmiş (Background), Değerlendirme (Assessment), Öneri (Recommendation)'den oluşan SBAR iletişim modeli farkındalığını değerlendirmek amacıyla gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde çalışan 220 cerrahi hemşiresi, örneklemi ise basit rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen 138 cerrahi hemşiresi oluşturdu. Veriler 1 Mart-30 Nisan 2019 tarihleri arasında literatür doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" ve ''SBAR İletişim Modeli Değerlendirme Formu" aracılığı ile yüz yüze görüşme yöntemi ile elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde nicel verilerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro-Wilk test ve grafiksel incelemeler ile sınandı. Normal dağılım göstermeyen nicel değişkenlerin iki grup arası karşılaştırmalarında Mann- Whitney U test kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen üç ve üzeri grupların karşılaştırmalarında ise Kruskal Wallis test ve ikili karşılaştırmaların değerlendirilmesinde Bonferroni-Dunn test kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Hemşirelerin toplam 18 soru üzerinden hesaplanan SBAR iletişim modeli farkındalık puan ortalamaları, eğitim öncesi 62.76±28.52, eğitimden hemen sonra 95,05±7,56 ve eğitimden 1 ay sonra 90.90±13.89 olarak saptandı. Eğitim öncesine göre; eğitimden hemen sonra ve eğitimden 1 ay sonra görülen puan ortalamalarındaki artış istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Çalışılan birimler değerlendirildiğinde "ameliyathane hemşirelerinin" eğitim öncesi bilgi puan ortalamaları "yoğun bakım ve cerrahi servislerde" çalışan hemşirelere göre daha düşük bulunurken (54.17±36.82), eğitimden hemen sonra "ameliyathane hemşirelerinin" puan ortalamaları "yoğun bakım ve cerrahi servislerde" çalışan hemşirelere göre en yüksek (99.31±2.78), eğitimden 1 ay sonra ise 93.75±6.69 puan ortalaması ile yüksek bulundu. Araştırma bulguları hemşirelerin SBAR farkındalığının eğitim öncesine göre eğitimden hemen sonra ve eğitimden1 ay sonra arttığını gösterdi. Sağlık hizmetlerinde oluşan iletişim kaynaklı hataları önlemede SBAR'ın etkili olduğu, SBAR ile ilgili eğitimlere düzenli ve sürekli olarak hizmet içi eğitimlerde yer verilmesinin önemli olduğu düşünülmekte ve SBAR iletişim modelininin uygulamada kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelime: Hasta Güvenliği, İletişim, SBAR, Hemşirelik
Bilinçli farkındalığın anlamlı işe etkisi sürecinde örgütsel farkındalığın moderatör (Düzenleyici) rolü
Bu çalışmanın amacı, bilinçli farkındalığın anlamlı işe etkisinde örgütsel farkındalığın moderatör rolünün belirlenmesidir. Bu doğrultuda araştırmanın evrenini İstanbul'da faaliyet gösteren büyük ölçekli kurumsal işletmeler oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket yöntemi kullanılmıştır. Kota örneklemeye göre örneklem çerçevesi belirlenmiş ve tabakalı örnekleme yöntemine göre örneklem sayısı hesaplanmıştır. Araştırma kapsamında 738 anket geçerli olarak kabul edilmiş ve değerlendirilmeye alınmıştır. İlgili hipotezlere ilişkin gerekli testler ve analizler, SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programı ve LISREL (Linear Structural Relationships) paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Kapsamlı Anlamlı İş Ölçeği ve Örgütsel Farkındalık Ölçeği kullanılmıştır. Örgütsel Farkındalık Ölçeği Türkçeye uyarlanarak, ölçek ulusal literatüre kazandırılmıştır. Ayrıca ilgili ölçeklerin geçerlilik ve güvenilirlik analizleri yapılmıştır. Çalışanların bilinçli farkındalık, örgütsel farkındalık ve anlamlı işe dair algılarında demografik özelliklere göre farklılık olup olmadığını belirlemek için ikili gruplarda T- Testi, ikiden fazla grup için ise tek yönlü ANOVA kullanılmıştır. Analiz sonucuna göre araştırmacıların bilinçli farkındalık düzeyi, cinsiyete, yöneticilik görevi bulunmasına, bireyin mesleğini kendisinin seçmesine, yaşa, medeni duruma, eğitim ve gelir düzeyine, toplam çalışma süresine ve kıdeme göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir. Diğer yandan, örgütsel farkındalığın ise yöneticilik görevi bulunmasına, bireyin mesleğini kendisinin seçmesine, eğitim ve gelir düzeyine göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Buna ek olarak anlamlı iş düzeyinin, yöneticilik görevi bulunmasına, bireyin mesleğini kendisinin seçmesine, eğitim ve gelir düzeyine göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır. Araştırmada örgütsel farkındalığın moderatör etkisini belirlemeye yönelik yapılan analiz sonucunda, bilinçli farkındalığın anlamlı işe olan etkisinin örgütsel farkındalığın düzenleyici değişken olarak modele dahil edilmesiyle artış gösterdiği; ancak bu etkinin zayıf derecede olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte bilinçli farkındalığın alt boyutu olan özgünlük aramanın, özgünlük üretmenin ve bağlılığın da anlamlı işe olan etkisinin, örgütsel farkındalığın düzenleyici değişken olarak modele dahil edilmesiyle artış gösterdiği tespit edilmiştir. Araştırmada kurum-çalışan bütünlüğünü artıracak çeşitli uygulamaların yapılmasına dair önerilerde bulunulmuştur. Bilinçli farkındalığın anlamlı işe olan etkisinde örgütsel farkındalık prensiplerinin uygulanmasının çalışanlar, örgüt ve topluma olumlu yansımaları olacağı belirtilmiştir.
Hematopoetik kök hücre nakli farkındalığının üniversite öğrencilerinde gönüllü verici olma durumuna etkisi
Bu çalışma, hematopoetik kök hücre nakli farkındalığının üniversite öğrencilerinde gönüllü verici olma durumuna etkisini belirlemek amacı ile, tek gruplu ön test-son test tasarımlı yarı deneysel olarak planlandı. Araştırma, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi'nde 2018-2019 eğitim-öğretim döneminde kampüs sınırları içerisinde ulaşılabilen ve kurum izni alınan fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokullarına devam eden öğrenciler ile yapıldı. Yaşları 18-25 arasında olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 1216 öğrenci araştırmanın örneklemini oluşturdu. Araştırmanın verileri; araştırmacılar tarafından hazırlanan anket ile toplandı. Anket üç bölümden ve toplam 46 sorudan oluşmaktadır. Demografik özellikler, hematopoetik kök hücre nakli hakkında bilgi soruları ve katılımcıların tutumlarını ölçen sorular ile bağış motivasyonunu etkileyen çoklu seçenekli sorulardan oluşmaktadır. Anket formunun uygulanmasının ardından katılımcılara verilen eğitim sonrası bilgi ve tutum sorularından oluşan form tekrar uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde, ortalama, standart sapma, medyan, frekans, minimum, maksimum, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis, Pearson ki-kare, Spearman's korelasyon testleri kullanıldı. Sonuçlar %95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Araştırma kapsamındaki katılımcıların yaş ortalaması 20,34±1,62, %67,8'i kadın ve %82,5'i lisans eğitimi almaktadır. Öğrencilerin hematopoetik kök hücre nakli ile ilgili bilgi puan ortalaması eğitim öncesinde 28,72±22,01 iken; eğitim sonrasında 81,41±15,90 olarak hesaplanmıştır. Öğrencilerin eğitim öncesine göre eğitim sonrası hematopoetik kök hücre nakli bilgi puanındaki ortalama 52,68±24,35 birimlik artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,01). Türkiye'deki hematopoetik kök hücre bağışçı ihtiyacının farkındalığı eğitim öncesinde %51,9 iken eğitim sonrasında %92,1'e yükselmiştir. Eğitim öncesi öğrencilerin %25,5'i hematopoetik kök hücre bağışı yapmayı kesinlikle istediğini belirtirken, eğitim sonrası bu oran %45,9'a çıkmıştır. Öğrencilerin cinsiyetlerine ve okuduğu bölümlerine göre hematopoetik kök hücre bağışı yapmayı istemeleri arasında eğitim öncesi ve sonrasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0,01). Araştırmada öğrencilerin hematopoetik kök hücre nakli konusunda bilgi düzeylerinin yetersiz olduğu, verilen eğitimin hematopoetik kök hücre bağışına ilişkin bilgi ve tutumlarına olumlu etkisi olduğu sonucuna varıldı.
Sağlık çalışanlarında insan papilloma virüsü farkındalık düzeyi
Serviks kanseri Türkiye'de ve tüm dünyada kadınları tehdit eden bir sorundur. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yaklaşık her yıl 600000 yeni vaka bildirilmekte olup, 15 yaş üzeri kadınlarda en mortal 3. kanser olarak görülmektedir. Hastalığın patogenezine bakıldığında yaklaşık %95 oranında İnsan Papilloma virüsünün olduğu görülmüştür. İnsan Papilloma virüsü aynı zamanda her iki cinste de orofaringeal ve anogenital bölgenin kanserlerinden büyük oranda sorumlu tutulmaktadır. Virüsün en sık cinsel yolla temas ile bulaştırıldığı gösterilmiştir. Bu bağlamda cinsel olarak aktif kadın ve erkekler, %80 gibi yüksek bir oranda hayatlarının bir döneminde HPV ile enfekte olmaktadır. Virüs konaktan kaçış mekanizmaları ve vireminin az olması gibi nedenlerle immün sistem tarafından geç tanınır. Bu nedenle konak cevabı geç gelişir, immünite geç oluşur. Bu durum uzun süre immüniteden kaçan virüsün yıllar sonra klinik bulgu vermesine neden olarak gösterilebilir. HPV aşıları konak sisteminin gecikmiş cevabını önlemek için virüsü konağın immün sistemine tanıtmayı amaçlamaktadır. Virüsün kapsid proteinini taklit eden aşı belirli HPV tiplerini konağa tanıtmaktadır. Bu amaçla üç adet HPV aşısı piyasaya tanıtılmıştır. Aşılar içerdikleri HPV alt tiplerine göre bivalan, kuadrivalan ve nonvalan olmak üzere üç çeşit olarak piyasada mevcut olarak bulunabilir. Aşılar hem erkek hem kız cinsiyette önerilmektedir. Aşılar 9-14 yaş aralığında 2 doz olarak (iki doz arasında en az 6 ay olmalı), 15 yaş ve üzerinde 3 doz olarak uygulanır. Dozlar arası 12-15 aydan uzun tutulmamalıdır. Çalışmamızda sağlık çalışanlarında, her iki cinsiyette de büyük öneme sahip olan ancak ulusal aşı programımızda olmayan aşının, bilgi düzeyini ve bu konudaki tutum ve davranışlarını görmeyi amaçladık. Çalışmamız Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde görev alan 18 – 65 yaş aralığında olan %24,5'i (n=62) erkek, %75,5'i (n=191) kadın olmak üzere toplam 253 katılımcı ile yapılmıştır. Çalışmaya katılmayı onaylayan herkese internet üzerinden anket yapılmıştır. Çalışmaya 18 yaşından küçük ve 65 yaşından büyük olanlar, sağlık sektörü dışında çalışanlar ve gönüllü olmayanlar dahil edilmemiştir. Çalışmamıza katılan kişilerin demografik verileri, HPV virüsü ve serviks kanseri hakkındaki bilgileri ve HPV aşısı hakkındaki bilgi ve tutumlarına yönelik sorular soruldu. Çalışmadan elde edilen sonuçlar incelendiğinde demografik verilerin HPV aşısı yaptırma durumuna göre anlamlı fark göstermediği, sağlık kontrollerine düzenli giden katılımcıların aşılanma oranının düzenli kontrollere gitmeyen gruba oranla daha fazla olduğu, HPV aşısı yaptırmış katılımcıların enfeksiyon hakkındaki bilgi düzeyi, aşılanmamış katılımcılardan daha yüksek olarak görülmüştür. Bu nedenle HPV aşısı bilgi tutum ve davranışları geliştirmek aşının kabul edilebilirliğini ve uygulamasını arttıracaktır.
Sinkrotron merkezi çalışanların radyasyon kaynaklı güvenlik tedbirlerine olan farkındalıklarının değerlendirilmesi
Bu çalışma kapsamında, parçacık hızlandırıcılarına dayalı ışınım kaynakları olan sinkrotron ışınımı (SI) merkezindeki radyasyon işçilerinin farkındalığı değerlendirilmiştir. Serbest elektronlardan elektromagnetik ışıma meydana gelmesi bilinen bir gerçektir. Bu bölümde ışınım yayımlanma mekanizması ve şartlarının anlaşılması ve kavranmasına yönelik bir takım yaklaşımlar ifade edilmiştir. Elektronların bir foton soğurması ya da yayımlaması için gerekli şartlar değerlendirilmiştir. Aynı zamanda sinkrotron kullanım alanları ve iş güvenliği açısından bu merkezlerde meydana gelen problemler üzerinde durulmuştur. Bu etkenler göz önüne alınarak sinkrotron terimi ve merkezleri hakkındaki kapsamlı bir çalışma yapılmıştır. Bu çalışma Türkiye ile birlikte on farklı ülkede bulunan sinkrotron merkezlerinde çalışmakta olan 125 radyasyon işçisinin katılımı ile radyasyon güvenliği farkındalığını ölçmek için anket çalışması yapılmıştır. Çalışma içerisinde sinkrotron ışını hakkında temel bilgiler verilmiştir. Sinkrotronun ışınım özellikleri, sinkrotron tesislerinin genel yapısı ve özelliklerinden bahsedilmiştir. Aynı zamanda, tesis özellikleri kapsamında yükseklik, parlaklık özelliği, ayarlanabilirlik, kutuplanabilirlik, kısa atma sürelerine yer verilmiştir. Sinkrotron kullanım alanları, Dünya'da ve Türkiye'de Sinkrotron merkezleri hakkında genel bilgi verilmiştir. Sinkrotron merkezlerinin iş güvenliği açısından değerlendirilmesinden söz edilmiştir. Sinkrotron merkezlerinin çok fazla kullanım alanı olmasına karşın radyasyona yayma tehlikesi de bulunduğundan dolayı radyasyon terimi açıklanmış ve sinkrotron merkezleri, radyasyon terimi arasındaki bağlantı tez içerisinde ifade edilmiştir. Çalışmamız, sinkrotron merkezlerinden meydana gelen problemleri ele alması ve çözüm odaklı ilerlemesi açısından literatüre ışık tutacaktır.
Karayollarında çalışanların iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları konusunda farkındalık düzeylerinin belirlenmesi: Diyarbakır örneği
Bu çalışma karayollarında çalışanların iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları konusunda farkındalık düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada veri toplama tekniği olarak anket yöntemi kullanılmış olup çalışmanın örneklemi Diyarbakır ilinde Karayolları'nda çalışan 248 kişiden oluşmaktadır. Çalışmada kullanılan anket soruları keşfedici faktör analizi, frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, t-testi, tek yönlü varyans analizi (Anova), korelasyon gibi testler kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma 23 soru, 4 faktörde incelenmiştir. Çalışmada ortaya çıkan faktörler yönetime bağlılık, yazgıcılık, eğitim ve bilgilendirilme, güvenlik ve kendini güvende hissetmedir. Bu faktörler, eğitim durumu, meslekte geçen süre, işten memnuniyet düzeyi gibi çeşitli değişkenler bağlamında analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda yönetime bağlılık faktörü ile yazgıcılık, eğitim ve bilgilendirilme, güvenlik ve kendini güvende hissetme arasında pozitif yönlü korelasyon ilişkisi olduğu ortaya çıkmıştır. Mesleki deneyim ile yazgıcılık arasında negatif yönlü korelasyon ilişkisi olduğu ortaya çıkmıştır. Çalışmış olduğu iş yerinden memnun olanların aynı zamanda yönetime bağlılıkları, eğitim ve bilgilendirilme, güvenlik ve kendini güvende hissetme düzeylerinin de yüksek olduğu bulgusu ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte çalışma hayatında iş kazasına uğrayanlar, eğitim, bilgilendirilme, güvenlik konularında eksiklikten kaynaklandığını belirtmişlerdir.
Muhasebe meslek mensuplarının entegre raporlamaya ilişkin farkındalık düzeylerinin tespiti: Bir alan araştırması
Entegre raporlama küresel piyasalarda varlığını devam ettirilebilmesine,rekabet edebilmesine, potansiyel yatırımcıların işletmeye yatırım yapmasına katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte bazı çıkar gruplarının ihtiyaç duyduğu finansal veya finansal olmayan verileri açık, anlaşılır, karşılaştırılabilir, doğrulanabilir, gerçeğe ve ihtiyaca uygun bir dille sunmayı amaçlamaktadır.Bu amaç doğrultusunda işletmeler finansal veya finansal olmayan raporları düzenleyerek çıkar grupları olarak tanımlanan başta devlet olmak üzere, çalışanlar, ortaklar, potansiyel yatırımcılar, sivil toplum kuruluşları ve kredi kuruluşlarının kullanımına sunmaktadır. Çalışmada Ankara ilinde bağımlı veya bağımsız olarak faaliyet gösteren muhasebe meslek mensubuna entegre raporlama konusunda 23 ifade yöneltilmiştir. Beş farklı boyut altında toplanan bu ifadeler muhasebe meslek mensuplarının entegre raporlamaya ilişkin farkındalık düzeylerini ortaya koymaktadır. Çalışmaya geri dönüş sağlayan 388 muhasebe meslek mensubundan elde edilen veriler ile analiz edilmekte ve bulgular açıklanmaktadır. Çalışmada verilerin normal dağılım göstermesinden dolayı t-testi ve anova testine analizleri uygulanmaktadır. Çalışmada demografik özellikler açısından muhasebe meslek mensuplarının farkındalıklarının olup olmadığı analiz edilmektedir. Çalışma sonucunda eğitim düzeyi, aylık gelir, mesleki deneyim, mesleki unvan ve entegre raporlama bilgisi açısından katılımcı farkındalığının olduğu ortaya konmaktadır.
Öğretmenlerin öğretim programlarına ilişkin farkındalıklarının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, öğretmenlerin öğretim programı farkındalıklarının bilişsel, duyuşsal ve psikomotor alt boyutları bakımından belirlenmesidir. Nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli ile desenlenen bu araştırmanın örneklemi, Siirt ili merkez ve ilçelerinde görev yapmakta olan 417 okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lise öğretmenlerinden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri araştırmacı tarafından bu araştırma kapsamında geliştirilen, geçerlilik ve güvenilir kanıtları ortaya konan Öğretim Programı Farkındalık Ölçeği (ÖPFÖ) ile çevrim içi platformlar aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin analizinde parametrik testlerden bağımsız örneklemler t Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA); nonparametrik testlerden Mann Whitney U Testi ve Kruskal Wallis H Testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda öğretmenlerin öğretim programına ilişkin bilişsel, duyuşsal ve psikomotor farkındalıklarının cinsiyetlerine, branşlarına, eğitim durumlarına, çalıştığı eğitim kademesine ve unvanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılaşma göstermediği saptanmıştır. Buna karşın, öğretmenlerin öğretim programı bilişsel ve duyuşsal farkındalıklarının kıdem sürelerine göre istatistiksel olarak farklılaşma gösterdiği, kıdem süresi arttıkça bilişsel ve duyuşsal farkındalık düzeylerinin de artış gösterdiği bulunmuştur. Ayrıca, öğretmenlerin öğretim programına yönelik bilişsel, duyuşsal ve psikomotor farkındalıkları ile mezun oldukları fakülte türü ve çalıştıkları okul türü arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, eğitim fakültesinden mezun olan öğretmenlerin diğer fakültelerden mezun olanlara kıyasla, özel okullarda çalışan öğretmenlerin ise devlet okullarında çalışan öğretmenlere kıyasla öğretim programına yönelik bilişsel, duyuşsal ve psikomotor farkındalıklarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Araştırmaya katılan öğretmenlerin öğretim programına yönelik farkındalıklarının genel durumuna bakıldığında ise öğretmenlerin hem genel hem de alt boyutlardaki (bilişsel, duyuşsal ve psikomotor) farkındalıklarının yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin kanser risk faktörlerine yönelik farkındalıklarının belirlenmesi
Önemli bir sağlık ve toplum problemi olan kanser, görülme sıklığı ve ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Bu ölümcül hastalığın kontrol altına alınabilmesi için risk faktörlerinin bilinmesi gereklidir. Bu araştırmanın amacı, sağlıkla ilgili bölümlerde okuyan üniversite öğrencilerinin kanser risk faktörleri hakkındaki bilgi ve farkındalık düzeylerinin belirlenmesidir. Araştırma sağlıkla ilgili bölümleri okuyan öğrencilerle yapılmıştır. Araştırma SANKO Üniversitesinde yürütülmüştür. Sanko Üniversitesinin 2016-2017 eğitim öğretim yılı itibari ile tüm bölümleriyle mevcut öğrenci sayısı 957'dir. Araştırmanın örneklemini 454 öğrenci oluşturmuştur. Bu çalışmada öğrencilere sosyodemografik veriler ve kanser risk faktörlerine ilişkin bilgi ve tutum düzeylerini ölçen formlar verilmiştir. Çalışmaya katılan üniversite öğrencilerinin yaş ortalaması 20,4±2,18 olup yaşları 17-30 arasında değişmektedir. Öğrencilerin % 74,8'i kadın, % 25,8 'i erkektir. Öğrencilerin yaklaşık dörtte birinin (%24,2) ailesinde kanser hikâyesi olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin %15,4'ü sigara %17'si ise alkol kullandıklarını belirtmişlerdir. Öğrenciler egzersiz yapmak, bol meyve sebze tüketmek ve günde 2-3 litre su tüketmeyi anlamlı bir şekilde risk faktörleri arasında görmemektedir. Alkol kullanımını, sigara kullanımını, çevre kirliliği, dengesiz ve sağlıksız beslenme, baz istasyonları, genetik faktörler, kalitesiz ürünler, sanayileşme, hava kirliliği, kozmetikler, gıda katkı maddeleri, tarım ilaçları, madde kullanımı, radyasyon, zor yaşam koşulları ve nargile içmeyi alışkanlık haline getirmek seçeneklerini öğrencilerin %88,1-%96,7'si kanser risk faktörü olarak görmektedir. Çalışmamızda ülkemizde yapılmış çalışmalara göre üniversite öğrencilerinin günlük sigara ve alkol kullanma oranından daha düşük olduğu saptanmıştır. Sağlık bölümü okuyan öğrencilerin üniversiteyi bitirip meslek edindiklerinde sağlığın idamesi ve geliştirilmesinde rehber kişiler olacağı düşünülmektedir, müfredatlarında kanser ve kanser risk faktörleri konusuna yer verilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Kanser, Risk Faktörleri, Farkındalık, Üniversite Öğrencileri
Erişkinlerde vücut farkındalığı ile üst ekstremite becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma erişkinlerde vücut farkındalığı ile üst ekstremite becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Şanlıurfa'nın Birecik ilçesinde yaşayan 100 sağlıklı birey oluşturdu. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik bilgi formundan elde edildi. Vücut farkındalığını değerlendirmek için Vücut Farkındalık Anketi (VFA), üst ekstemite becerisini değerlendirmek için O'Connor Parmak Beceri testi ve Kutu Blok Testi (KBT) kullanıldı. Testler dominant ve dominant olmayan tarafa yapıldı. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro-Wilk Testi ile test edildi. Sayısal değişkenlerin 2 grupta karşılaştırılmasında Student t (normal dağılan değişkenler için) ve Mann Whitney U (normal dağılmayan değişkenler için) testleri kullanıldı. Sayısal değişkenlerin 2 den fazla grupta karşılaştırılmasında Tek yönlü Anova (normal dağılan değişkenler için) ve Kruskal Wallis-Dunn çoklu karşılaştırma normal dağılmayan değişkenler için) testleri kullanıldı. İstatistiksel analizlerde SPSS for windows version 24 programı kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda VFA toplam puanı ile O'Connor parmak beceri testi ve KBT'nin dominant ve dominant olmayan ölçümleri arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05). O'Connor parmak beceri testinin dominant ve dominant olmayan ölçümleri arasında anlamlı bir fark saptandı (p<0,05). KBT'nin dominant ve dominant olmayan ölçümleri arasında anlamlı bir fark saptandı (p<0,05). VFA toplam puanı ile yaş, cinsiyet, VKİ arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05). Sonuç olarak; çalışmamızda vücut farkındalığı ile üst ekstremite becerisi arasında anlamlı bir fark bulunamadı. Bu konunun daha farklı parametrelerle araştırılması gerektiğini düşünmekteyiz.
Serebral palsili çocukların ebeveynlerinin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık durumlarının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Serebral Palsi'li (SP) çocuklara primer bakım veren ebeveynlerin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık durumlarını incelemekti. Çalışmaya 4-18 yaş arası SP'li çocuğu olan 78 ebeveyn dâhil edildi. Farkındalık düzeyinin belirlenmesinde Serebral Palsi Hastalık, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Farkındalık Değerlendirme Formu kullanıldı. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS 24 paket programı kullanıldı. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ki kare testi kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda katılımcıları büyük oranda annelerin oluşturduğu bulundu (%85,9). Anket sonuçlarına göre ebeveynlerin genel farkındalık düzeyleri düşük (%5,17), orta (%56,41) ve yüksek (%38,46) düzeyde bulundu. Ebeveynlerin eğitim düzeyi ve ekonomik durumuna göre katılımcıların farkındalık düzeyleri benzer bulundu (p>0,05). Ayrıca SP'li çocukların cerrahi geçirme durumu, yaş dağılımı ve kaba motor fonksiyon seviyelerine göre de katılımcıların farkındalık düzeyleri arasınds fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak SP'li çocukları olan ebeveynlerin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık düzeylerinin genel olarak orta ve yüksek farkındalık düzeyinde olduğu saptandı.
Samsun ili Atakum ilçesi Ömürevleri ve Cağaloğlu Aile Sağlığı Merkezlerine kayıtlı 18‐36 aylık çocuğu olan ebeveynlerin otizm spektrum bozukluğu hakkındaki bilgi düzeyleri ve farkındalıkları
Giriş ve Amaç: Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) sosyal iletişim ve sosyal etkileşimdeki eksikliklerin yanı sıra kısıtlı, tekrarlayan davranış, ilgi veya etkinlik kalıplarıyla karakterize, yaşam boyu süren bir nörogelişimsel bozukluktur. OSB'nin yaygınlığını saptayabilmek için verilerin doğru raporlanması esastır. Bu nedenle Amerikan Pediatri Akademisi, pediatrik sağlık hizmeti sağlayıcılarının, geçerli ve güvenilir bir tarama aracı kullanarak 18 ve 24 aylık dönemlerde otizm taraması yapılmasını önermektedir. Bu çalışmada 18-36 aylık çocuğu olan ebeveynlerde OSB hakkında bilgi ve farkındalık düzeyinin ve bunların bireysel faktörlerle ilişkisinin incelenmesini amaçladık. Materyal ve Metod: Araştırma Samsun ilinde Ömürevleri ve Cağaloğlu Aile Sağlığı Merkezlerinde 01.08. 2022– 31.01.2023 tarihleri arasında 18-36 aylık çocuk sahibi 354 ebeveyn ile gerçekleştirildi. Anket katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, ebeveynlerin otizm spektrum bozukluğu hakkındaki bilinç düzeyi; çocukta olmasının otizmden şüphelenilmesi ve otizmin nedenleri, tanısı ve tedavisi hakkındaki düşünceler ile ilgili M-CHAT ölçeğinden uyarlanan sorulardan oluşturularak katılımcılara yüzyüze uygulandı. Tüm istatistiksel analizler Statistical Package for Social Sciences versiyon 22.0 yazılımı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğunu değerlendirmek için analitik yöntemler (Kolmogorov-Smirnov / Shapiro-Wilk'un testi) kullanılmıştır. Farklı gruplardaki oranları karşılaştırmak için uygun olan yerlerde Ki-kare testi (Fisher, Contunity ve Pearson) kullanıldı. Bulgular: Örneklemimiz 231 (%65,3)'i kadınlardan; 123 (%34,7)'ü erkeklerden oluşmaktaydı ve yaş ortalaması 34,9±5,66'ydı. Ebeveynlerin tamamına yakının (%99,2) daha önceden otizm diye bir hastalığı duyduğunu, %20,9'unun ise çevresinde otizmli bir birey olduğu belirlendi. Katılımcıların %68,9'unun tanının deneyimli uzman tarafından klinik görüşme ve gözlem ile konulduğunu ve %81,6'sının çocuğun konuşması geciktiğinde hemen doktora başvuracaklarını ifade etmişlerdir. Ayrıca OSB'yi daha önceden duymuş olmasına rağmen en önemli bilgi kaynağının sosyal medya olduğu (%28,5), bilgi kaynağı olarak doktorların sadece %19,2 olduğu belirlenmiştir. Bir çocuğun iki kelimelik cümle kullanma yaşına 2 yaşına geldiğinde şeklinde doğru cevap verenlerde lise ve üniversite mezunu ebeveynlerin oranı artmışken, yanlış cevap verenlerde ilkokul ve ortaokul mezunlarının oranı anlamlı derecede yüksekti (p=0,002).M-CHAT sorularına doğru yanıt verme puanlaması incelendiğinde; ilkokul mezunları ile diğer eğitim düzeyinde olanlar arasındave işçi olanlar ile diğer meslek grupları arasında istatistiksel olarak farklılık olduğu saptandı (sırasıyla; p=0,010; p=0,006). Sonuç: Birinci basamakta erken tanı alma şansı olan çocuklar hızlı bir şekilde deneyimli uzmana yönlendirilerek erken müdahale şansı kazanabilirler. Buradaki başarı hem birinci basamaktaki sağlık çalışanlarının hem de çocukların ebeveynlerinin OSB hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarına ne kadar hâkim olduklarına bağlıdır. Anahtar Kelimeler: Otizm Spektrum Bozukluğu, Otizm, Farkındalık, Aile Sağlığı Merkezi, Aile Hekimi
Tütün ürünü kullanan bireylerin sigara bırakma polikliniğine başvuru durumlarının kardiyovasküler hastalık risk farkındalıkları ile ilişkisi
Günümüzde dünyada 1 milyar kişi tütün ürünü kullanmaktadır ve tüm ölümlerin %12'si tütün kullanımı ile ilişkilendirilmektedir. Dünyada ölümlerin %32'si kardiyovasküler hastalıklar nedeniyledir; kardiyovasküler hastalık kaynaklı ölümlerin ise %30 kadarı sigaradan kaynaklanmaktadır ve aralarında kuvvetli bir doz bağımlı ilişki bulunmaktadır. Sigarayı bırakanların %62,4'ü bir sağlık problemi sebebiyle bıraktığını ifade etmiştir. Sağlığı koruma isteğinin sigara bırakmada en önemli motivasyon kaynağı olduğu anlaşılmaktadır. Tütün ürünü kullanan ve hiç sigara bırakma polikliniği başvurusu olmayan kişiler ile sigara bırakma polikliniğine başvurusu olan kişilerin kardiyovasküler hastalıklar açısından risk farkındalıkları arasında farklılık olup olmadığını ortaya koymak amacıyla planladığımız bu çalışma tanımlayıcı kesitsel tipte olup araştırmaya Hacettepe Üniversitesi Aile hekimliği polikliniklerine ve sigara bırakma polikliniğine 05.04.2023-22.06.2023 tarihleri arasında başvuran 18 yaş ve üstü ve tütün ürünü kullanan 183 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılara kardiyo-vasküler hastalık risk farkındalığı değerlendirme (KHFRD) ölçeği anket formunda uygulanmıştır. Elde edilen veriler çalışma hipotezimizle uyumlu olmuştur. Çalışma grubu olan sigara bırakma polikliniğine başvuran grubun, kontrol grubu olan tütün ürünü kullanan ancak hiç sigara bırakma poliklinik başvurusu olmayan gruba göre anlamlı düzeyde kardiyovasküler hastalık risk farkındalık düzeyinin yüksek olduğu görülmüştür. KHRFD ölçek toplam puanı ortalaması çalışma grubunda 41,57 (±4,46), kontrol grubunda 37,65 (±7,40) idi ve aralarındaki fark anlamlı olarak saptanmıştır. (p<0,001). Bu çalışmadan elde edilen bulgular, bireylerin belirli kişisel KVH risk faktörleri hakkında bilgilendirilmesinin, koruyucu sağlık davranışlarının benimsenmesini kolaylaştırabileceği fikrini desteklemektedir.
Öğretmen adaylarında çokkültürlü ve ayrımcılık karşıtı farkındalığın geliştirilmesi: Bir model önerisi
Bu araştırmanın amacı, öğretmen adaylarına çokkültürlü ve önyargı karşıtı farkındalık kazandırmak için uygulanan bir eğitim modelinin etkililiğini araştırmaktır. Araştırmada ön test-son test-izleme testi tek gruplu karma müdahale deseni kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından çokkültürlü ve ayrımcılık karşıtı eğitimin temel felsefesi dikkate alınarak geliştirilen; film izleme, haber analizi yapma, makale tartışması, çocuk kitaplarını inceleme gibi çeşitli öğretim stratejilerinin kullanıldığı model "müdahale" programı olarak 12 hafta boyunca ikişer saatlik oturumlar halinde uygulanmıştır. Çalışmada seçmeli olarak açılan derse gönüllü olarak katılan 21 okul öncesi öğretmen adayı yer almıştır. Çalışmanın nicel verileri, 21 okul öncesi öğretmen adayına ön test, son test ve izleme testi olarak uygulanan "Öğretmenler İçin Çokkültürlü Tutum Ölçeği", "Çokkültürlü Kişilik Ölçeği-Kısa Formu" ve araştırmacı tarafından Türkçeye uyarlanan " Çokkültürlü Farkındalık, Bilgi ve Beceri Anketi-Öğretmen Formu" ile elde edilmiştir. Uygulanan eğitim modeline ilişkin öğretmen adaylarının görüşlerini belirlemek amacıyla son test uygulamasında, modelle ilgili açık uçlu dört soru sorulmuştur. Açık uçlu sorulardan elde edilen veriler çalışmanın nitel kısmında kullanılmıştır. Araştırmanın nicel kısmında Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanılmış ve etki büyüklüğü hesaplanmıştır. Nitel verilerin analizinde içerik analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda uygulanan eğitim modelinin öğretmen adaylarının çokkültürlü tutumları, çokkültürlü farkındalık, bilgi ve becerileri ile çokkültürlü kişilik özelliklerinden sadece esneklik alt boyutunda anlamlı bir fark yarattığı görülmüştür. Nitel kısmında katılımcıların görüşleri "modelin uygulanması", "modelin katkıları" ve "modelin geliştirilmesi" olmak üzere üç tema altında yer almıştır. Sonuç olarak uygulanan eğitim modelinin öğretmen adaylarının çokkültürlü ve önyargı karşıtı farkındalık kazandırılmasında etkili olduğu ortaya çıkmıştır.
Etkileşimli çocuk yogasının 6 yaş çocuklarının duygu ifadesi ve duygu çeşitliliğine etkisi
Çocuk yogası çalışmalarında duruşların yanında yapılan nefes egzersizleri, meditasyonlar ve duygu paylaşımları ile çocukların öz farkındalıkları artmakta ve bu çalışmalar duygularını fark edip ifade etmelerine imkan sağlamaktadır. Çocukların kendilerini daha iyi ifade etmelerinde ve zamanla duygu ifadelerinin çeşitlilik kazanmasında etkileşimli çocuk yogasının rolü olduğu düşünülmektedir. Buna dayanarak gerçekleştirilen araştırmada, belirli bir süre etkileşimli çocuk yogası eğitimi alan ve almayan 6 yaş grubu çocuklarının duygu farkındalıkları karşılaştırılmış olup çalışma sonunda duygu ifadelerinde ve ifadelerindeki çeşitlilikte farklılık olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın evreni Ankara ilinde öğrenimine devam eden 6 yaş anaokulu öğrencileri olarak belirlenmiştir. Araştırmanın örneklemi ise Ankara ilinde bulunan bir özel okulda öğrenim gören 6 yaş sınıfı öğrencileridir. Yarı deneysel yöntemle katılımcılardan Altı Yaş Çocuklarının Duygusal Becerilerinin Değerlendirilmesi Testi ile Farklı Duygu İfadesi Kullanımı Değerlendirme Formu kullanılarak elde edilen veriler analiz edilmiş olup, grup sayılarının 30'dan az olması sebebiyle normal dağılım göstermediği varsayılarak parametrik olmayan gruplar arasındaki karşılaştırmalar için kullanılan Mann-Whitney U ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre, etkileşimli çocuk yogasının 6 yaş çocuklarının duyguları tanıma, anlama, ifade etme becerisine ve duygu ifadesi çeşitliliğine anlamlı bir etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Çocukların etkileşimli çocuk yogası eğitimi almaya devam ettiği süre boyunca duygu farkındalığının ve ifade becerisinin geliştiği gözlemlenmiştir. Eğitimden bir süre sonra eğitim alan grubun duygu ifade becerisi konusunda avantajını koruduğu görülmüştür, dolayısıyla eğitimin etkisinin kalıcı olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Çocuk yogası, duygu ifadesi, duygu ifadesinin çeşitliliği, duygu farkındalığı
Kronik kas iskelet sistemi ağrısı olan sağlık çalışanlarında ağrı ile başa çıkma stratejileri ile ağrı inançları, kinezyofobi, vücut farkındalığı ve iş tatmininin ilişkisi
Bu çalışmanın amacı, kronik kas iskelet sistemi ağrısı olan sağlık çalışanlarında, ağrı inançları, hareket etme korkusu, iş tatmini ve vücut farkındalığının ağrı ile başa çıkma stratejileri ile olan ilişkisinin incelenmesidir. Çalışmaya, özel bir hastanede çalışan, kronik kas iskelet sistemi ağrısı olan, 30-65 yaşları arasındaki 116 (72 kadın, 44 erkek) gönüllü sağlık çalışanı (doktor, fizyoterapist, diyetisyen, hemşire, sağlık destek personeli) katıldı. Ağrı ile başa çıkma becerisi "Ağrı ile Başa Çıkma Ölçeği" ile, ağrıya dair inançları "Ağrı İnançları Ölçeği" ile, kişilerin iş tatmin seviyesi "İş Tatmini Ölçeği" ile, hareket etme korkusu "Tampa Kinezyofobi Ölçeği" ile ve vücut farkındalığı seviyesi "Vücut Farkındalığı Anketi" ile değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda Ağrı ile Başa Çıkma Ölçeği ile Ağrı İnançları Ölçeği arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki (r=0,185; p<0,05); Ağrı ile Başa Çıkmada çaresizlik hissetme alt boyutu ile Ağrı İnançları Ölçeği arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki (r=0,208; p<0,05); ve Ağrı ile Başa Çıkmada Tıbbi Çare Arama alt boyutu ile Ağrı İnançları Ölçeği arasında pozitif yönde anlamlı ilişki (r=0,200; p<0,05) bulundu. Ağrı ile Başa Çıkma Ölçeği çaresizlik hissetme alt boyutu ile İş Tatmini Ölçeği arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki (r=0,239; p<0,05) bulundu. Ağrı ile Başa Çıkma Ölçeği ile Tampa Kinezyofobi Ölçeği arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki (r=0,199; p<0,05) bulundu. Vücut Farkındalığı Anketi'nin Hastalığı Başlangıcında Tahmin Etme alt boyutu ile Ağrı ile Başa Çıkma Ölçeği arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki (r=-0,237; p<0,05) bulundu. Çoklu doğrusal regresyon analizi, cinsiyet, Vücut Farkındalığı Anketi Hastalığı Başlangıcında Tahmin Etme alt boyutu, Ağrı İnançları Ölçeği Organik İnançlar alt boyutu ve cinsiyet parametrelerinin, kronik kas iskelet sistemi ağrısı olan sağlık çalışanlarında, ağrı ile başa çıkma düzeyini tahmin etmede en güçlü belirteçler olduğunu ortaya koydu (R2 = 0,302; p<0,001). Sonuç olarak; kronik kas iskelet sistemi ağrısına sahip bireylerin ağrı ile başa çıkma stratejilerinin etkilendiği göz önünde bulundurulduğunda, ağrı ile başa çıkma stratejilerini geliştirmek için kişilere tedavi süresince ağrı inançları, kinezyofobi ve vücut farkındalığının geliştirilmesine yönelik uygulamaların kullanılması önerilmektedir.
30-70 yaş arası bireylerin kanser taramalarına yönelik bilgi, farkındalık ve tutumları
Kanser tarama testleri, kanser gibi yıkıcı bir global yükün erken teşhisinde rol alıp, büyük mortalite ve morbiditelerin önlenmesinde en ucuz ve kolay yöntemlerdir. Ulusal kanser tarama programına göre ülkemizde başlıca üç kanser taranmaktadır. Ancak toplumumuzda kanser taramalarına yeterince önem verilmemektedir. Bu çalışmanın amacı, 30-70 yaş arasındaki bireylerin kanser tarama testlerine olan bilgi, tutum ve farkındalıklarının belirlenmesi ve kanser taramaları hakkındaki bilgi düzeyleri ve taramalara karşı olan tutumları ile ilişkili olabilecek faktörlerin incelenmesidir. Çalışma tanımlayıcı tipte bir anket çalışması olarak planlanmıştır. Etik kurul onayı alındıktan sonra 22.04.2022-31.05.2022 tarihleri arasında, sosyal medya üzerinden 30-70 yaş arasındaki erkek ve kadınlara ulaşılıp üç aşamalı anket formu doldurtulmuştur. Google Forms üzerinden hazırlanan çevrimiçi anket, katılımcıların aydınlatılmış onamları anket başlangıcında alındıktan sonra doldurtulmuştur. Literatür taranarak elde edilen, 57 sorudan oluşan anketimizin birinci bölümünde sosyodemografik bilgiler, ikinci bölümünde Kanser Tarama Testlerine Yönelik Bilgi ve Farkındalık Anketi, üçüncü bölümünde ise Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği bulunmaktadır. Kanser Tarama Testlerine Yönelik Tutum Ölçeğini kullanmak için ölçek sahibinden izin alınmıştır. Çalışma için toplamda 544 bireye ulaşılmıştır. 17 birey yaş kriterini sağlamadıkları için örneklemden çıkarılmış ve toplamda 527 katılımcıya anket formu uygulanmıştır. Çalışma sonuçları IBM SPSS Statistics Premium 23 V istatistiksel bilgisayar paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Anlamlılık düzeyi olarak p<0,05 kabul edilmiştir. Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 42,81±9,26 (max:70,0 min:30,0) yıl olarak hesaplandı. Katılımcıların %67,4'ü kadın, %76,1'i evli, %76,3'ü üniversite mezunu ve üstü idi. Katılımcıların %35,3'ünün kronik hastalığı olup, en sık hipertansiyon tanıları olduğu görüldü. Çalışmaya katılanların %3'ünde kanser tanısı olduğu ve kanser tanısı olanların %37,5'inin meme kanseri olduğu görüldü. Ulusal kanser tarama testleri varlığından haberdar olanlar, katılımcıların %73,4'ü iken, tarama grubunda olmasına rağmen en az bir kanser taraması yaptıranlar tüm katılımcıların %27,5'idir. Katılımcıların en sık yaptırdıkları tarama serviks kanseri taraması olup, taramalar hakkında bilgi kaynağı olarak en sık aile hekimini seçmişlerdir. Katılımcıların tarama ölçeğinden aldıkları ortalama puan 92,01±16,23 (min:54, maks:120), bilgi anketinden aldıkları puan ortalaması 2,7 (min:0, maks:6) idi. Yaş, çocuk sayısı, BMI, medeni durum, meslek, eğitim durumu, gelir düzeyi, alkol alışkanlığı, ailede kolon kanseri öyküsü, kanser taraması yapıldığını bilme, tarama testleri hakkında bilgi sahibi olma, bilgi kaynağı olarak branş hekimlerini kullanma, daha önce kanser taraması yaptırma, taramaların nasıl ve kaç yaşından itibaren yapıldığını bilme ile tarama testlerine karşı gösterilen tutum arasında anlamlı fark bulundu. Cinsiyet, yaş, çocuk sayısı, BMI, meslek, eğitim durumu, gelir düzeyi, sigara alışkanlığı, sosyal güvence, ailede kanser tanısı, ailede meme ve kolon kanseri öyküsü, kanser taraması yapıldığını bilme, tarama testlerini hakkında bilgi sahibi olma, daha önce kanser taraması yaptırma, Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) bilgisi, bilgi kaynağı olarak branş hekimlerini tercih etmek ile tarama testleri hakkında bilgi düzeyleri arasında anlamlı fark saptandı. Çalışmada elde edilen veriler ışığında, kanser taramalarının toplum için yeterli düzeylerde olmadığı ve hedeflenen tarama kapsayıcılığından uzak olunduğu görülmüştür. Ayrıca, bireylerin kanser taramalarına olan tutumları olumlu gibi görünse de, taramalar hakkında bilgileri yetersizdir. Bu konuda başta aile hekimleri olmak üzere tüm hekimlere büyük görevler düşmektedir. Anahtar kelimeler: Kanser tarama, birinci basamak, kanserin erken teşhisi
Kronik hastalığı olan bireylerin oruçla ilgili görüş ve deneyimleri: Kalitatif çalışma
Oruç günde 17- 18 saate kadar uzayan açlık durumu olduğu için kronik hastalıkların yönetilmesini ciddi olarak etkileyen bir durumdur ve ülkemizde özellikle Ramazan ayında toplumun büyük kısmı oruç tutmakta olup ek hastalık durumlarına göre oruç öncesinde veya esnasında ilaç ve diyet ayarlaması yapmamaktadır. Oruç tutmayı planlayan diyabetli hastalar Ramazan'dan 4-8 hafta önce durum değerlendirmesi için doktora başvurmalı ve bu hastalara risk değerlendirmesi yapılmalıdır. Ramazan'da, kalori ve sıvı alımı dengesinin sağlanmasının yanı sıra ortaya çıkabilecek olası komplikasyonlar konusunda hasta eğitimine çok önem verilmelidir. Hekimin hastasının mevcut tıbbi koşulları içinde oruç tutmasına yönelik gerekli tıbbi bilgi ve donanıma sahip olması; hastasına tıbbi danışmanlık yapabilmesi ve yeterli aydınlatma görevini yerine getirebilmesi için gereklidir. Bu konuda yapılan çalışmalar genellikle diyabetik hastalar üzerine yoğunlaşmış ve önemi nispetine göre az sayıdadır. Aile hekimliğinin bu hastalıkların takip ve tedavisinde önem bir yeri vardır. Ancak Ramazan orucu tutmak isteyen kronik hastalıklı bireyleri doğru şekilde yönlendirmek ve onların takibini yapmak için yeterli bilimsel veri mevcut değildir. Bu nedenle hastaların taleplerine yeterli cevap verilememekte hatta oruç döneminde hastalıkları progrese olabilmektedir. Bu çalışma ile kronik hastalığı olan bireylerin Ramazan orucu tutma ve hastalıkları konusunda nelerin farkında oldukları ve hekimlerden beklentilerinin neler olduğu incelenerek literatüre katkı sağlanması amaçlandı. Anahtar Kelimeler: oruç, kronik hastalık, aile hekimliği, hasta eğitimi, kalitatif çalışma
Sağlık bilimlerinde araştırma verilerinin yönetimi: Hacettepe Üniversitesi lisansüstü öğrencilerinin farkındalıklarının değerlendirilmesi
Araştırmalarda bütçeden en büyük payı veri toplama çalışmalarının alması nedeniyle fon sağlayan kuruluşların verinin yeniden kullanımı beklentisi artmakla birlikte, araştırma verilerinin yönetimi uygulamaları giderek önem kazanmaktadır. Sağlık araştırmalarında elde edilen verilerin paylaşımı ve yeniden kullanımı uluslararası düzeyde ekonomik ve bilimsel olarak önemli bir güç haline gelmiştir. Ancak özellikle sağlık verilerinin yaşam döngüleri boyunca iyi yönetilmesi, veri kaynaklarının sürdürülebilir olması ve ihlallere karşı koruma sağlanması için başarılı veri yönetim uygulamaları oldukça önemlidir. Bu amaçla araştırma verilerinin yönetimi ve verinin yeniden kullanımı ile ilgili kapsamlı politikalar belirlemek kadar önemli olan bir diğer konu araştırmacılara veri okuryazarlığı becerilerini geliştirebilmeleri için eğitim imkanlarının sunulabilmesidir. Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü'ne kayıtlı öğrencilerin veri yönetim alışkanlıkları, eğitim ihtiyaçları ve veri paylaşımı hakkındaki düşünceleri ile ilgili mevcut durum ortaya koyulmuştur. Ayrıca ders programlarında veri okuryazarlığı becerilerini geliştirebilecek içerikler olup olmadığı incelenmiştir. Paralel karma desende tasarlanan araştırmanın nicel kısmında katılımcılara 31 soruluk bir anket uygulanmıştır. Ankete 140 kişi katılmış olup anketten elde edilen bulgulara göre eğitim ihtiyaçlarının özellikle verinin yeniden kullanımı ve telif hakları ile veriye atıf konularında yüksek olduğunu belirtmişlerdir. Verilerini paylaşma konusunda istekli olmalarının yanı sıra paylaşımın önündeki en büyük engelin etik ihlal olabileceği düşüncesi olduğunu belirtmişlerdir. Araştırmanın nitel kısmında ise enstitüye bağlı programların ders programları incelenerek bilimsel bir araştırmayı planlama, yürütme ve raporlama becerilerini geliştirmeyi hedefleyen derslerin içerikleri tematik analiz yöntemiyle incelenmiştir. İçerikler veri yönetimi uygulamaları bakımından incelendiğinde yeterli olmadığı görülerek eğitim programlarına veri okuryazarlığı içerikleri eklenmesi önerisinde bulunulmuştur.
Süleyman Demirel Üniversitesi Isparta Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu İlk ve Acil Yardım Bölümü öğrencilerinin COVID-19 ile ilgili bilgi, görüş, davranış ve farkındalıklarının değerlendirilmesi
COVID-19, ilk olarak Çin'in Vuhan Eyaleti'nde Aralık ayının sonlarında ateş, öksürük, nefes darlığı belirtileri ile olan bir grup hastada yapılan araştırmalar sonucunda 13 Ocak 2020'de tanımlanan bir virüstür. Dünya Sağlık Örgütü, 11 Mart 2020'de, 114 ülkede vakaları 118,000'i geçen ve 4291 ölüme sebep olan COVID-19'u ''Pandemi'' ilan etmiştir. Bu çalışmada, Süleyman Demirel Üniversitesi Isparta Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Bölümü öğrencilerinin COVID-19 ile İlgili Bilgi, Görüş, Davranış ve Farkındalıklarının belirlenmesi için çevrimiçi veri toplama formu uygulanmıştır. Veri toplama formu 6 bölümden oluşmaktadır. Anketi oluşturan ilk beş bölüm 56 sorudan oluşmaktadır ve anketin sonunda 17 maddelik Koronavirüs (COVID-19) Farkındalık Ölçeği bulunmaktadır. İlk bölümde sosyodemografik ve diğer bazı özelliklerin sorulduğu sorular bulunmaktadır. İkinci bölümde katılımcı ve ailesinin sağlığı ile ilgili sorular yer almaktadır. Üçüncü bölümde afet deneyimi ve eğitimi hakkında sorular; dördüncü bölümde salgın hastalıklar ile ilgili bilgi, görüş ve deneyimleri hakkında sorular, beşinci bölümde ise COVID-19 ile ilgili bilgi, görüş ve davranış soruları, son bölümde ise 17 maddeden oluşan ve öğrencilerin COVID-19 ile ilgili farkındalık düzeylerini belirleyecek olan Koronavirüs (COVID-19) Farkındalık Ölçeği bulunmaktadır. 1 Nisan 2021 - 1 Haziran 2021 tarihleri arasında yapılan bu araştırmaya, araştırmanın evrenini oluşturan 280 öğrenciden 162'si (%57,9) katılmıştır. Öğrencilerin yaşlarının ortalaması ve ortancası 21'dir. Öğrencilerin %67,3'ü (n=108) kadın, %33,3'ü (n=54) erkektir. Öğrencilerin %21,6'sı (n=35) daha önce COVID-19 geçirirken %78,4'ü (n=127) daha önce COVID-19 geçirmemiştir. Öğrencilerin %54,3'u (n=88) COVID-19 ile ilgili kişisel bilgilerini yeterli bulduğunu ifade ederken; %25,3'ü (n=41) yetersiz bulduğunu ve %20,4'ü (n=33) bu konu hakkında fikrinin olmadığını ifade etmiştir. COVID-19'a karşı aldıkları önleyici davranışlara bakıldığında kadın öğrencilerin erkek öğrencilere göre daha az toplu taşıma araçlar ile seyahat ettikleri (X2=6,59, p<0,01), daha fazla bitkisel takviye edici gıdalar tükettikleri tespit edilmiştir. (X2=9,36, p<0,01) Öğrencilerin Koronavirüs (COVID-19) Farkındalık Ölçeğinin Hijyen Tedbiri Farkındalığı alt boyut toplam puanları incelendiğinde normal eğitimde öğrenim gören öğrencilerin puanları, ikinci öğretimde olanlara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksektir. (t=2,21 p<0,05).
Kronik boyun ağrılı bireylere uzaktan uygulanan spinal stabilizasyon egzersizlerinin fonksiyonel düzey ve kas mimarisi üzerine etkilerinin karşılaştırılması.
Bu çalışma, kronik boyun ağrılı (KBA) bireylere uzaktan ve yüz yüze uygulanan spinal stabilizasyon egzersizlerinin (SSE) fonksiyonel düzey, kas mimarisi, ağrı şiddeti, yeti yitimi, boyun farkındalığı, kinezyofobi, yaşam kalitesi, fonksiyonel aktivite zorluğu, egzersiz memnuniyeti, uyumu ve motivasyonu üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladı. Hastalar telerehabilitasyon grubu (TRG) (n=15) ve yüz yüze egzersiz grubu (YEG) (n=16) olarak randomize edildi. Her iki gruba sekiz hafta, haftada 3 gün, 45 dakika SSE uygulandı. Tedavi sonunda boyun fonksiyonel seviyesi, ağrı şiddeti, yeti yitimi, boyun farkındalığı, yaşam kalitesi, kinezyofobi, fonksiyonel aktivite zorluğu, egzersiz memnuniyeti, uyumu, motivasyonu ve omurga kaslarının mimarisinde her iki grupta iyileşmeler bulundu (p<0,05). TRG'da yaşam kalitesinde duygusal sorunlar, duygusal durum, sosyal fonksiyon; YEG'da fiziksel sağlık, duygusal sorunlar, enerji yorgunluk, sosyal fonksiyonda fark yoktu (p>0,05). TRG ve YEG'de Sağ Sternokleideomastoideus, TRG'de sağ Üst Trapez, Rektus Abdominis, İnternal ve Eksternal Oblik kaslarının kalınlıklarında, YEG'de sol İnternal Oblik ve sağ Eksternal Oblik kas kalınlıklarında fark yoktu (p>0,05). Gruplar arasında tedavi sonunda, bel fonksiyonel seviyesi (p=0,04) ve yaşam kalitesinde fiziksel sağlıkta TRG lehine (p=0,03) farklılık vardı ancak, yaşam kalitesinin fiziksel sağlık dışındaki parametreleri, ağrı şiddeti, yeti yitimi, boyun farkındalığı, kinezyofobi, boyun fonksiyonel seviyesi, fonksiyonel aktivitedeki zorluk ve omurga kas mimarisinde fark yoktu (p>0,05). Egzersiz programına uyum, memnuniyet ve motivasyon yüksekti, gruplar arasında bu parametreler açısından fark yoktu (p>0,05). Telerehabilitasyonun, yüz yüze rehabilitasyonun uygulanamadığı durumlarda KBA'lı hastaların egzersiz tedavisinde kullanılabilecek iyi bir alternatif yöntem olduğu görülmektedir. Anahtar kelimeler: Boyun ağrısı, yeti yitimi, egzersiz, fonksiyonel kapasite seviyesi, kas mimarisi, telerehabilitasyon, egzersiz uyumu, egzersiz memnuniyeti, boyun farkındalığı.
Pelvik organ prolapsusunda vücut imajı ölçeği'nin kültürel adaptasyonu, güvenirlik-geçerliği ve vücut imajının farklı parametrelerle ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Pelvik Organ Prolapsusu (POP)'na özgü vücut imajını sorgulayan ''Pelvik Organ Prolapsusunda Vücut İmajı Ölçeği'' (POPVİÖ)'ni Türk kültürüne adapte etmek, güvenirlik-geçerliğini araştırmak ve POP'a özgü vücut imajı ile fiziksel aktivite düzeyi ve POP'a yönelik bilgi düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışmaya evre 2 ve üzerinde POP'u olan 150 birey dahil edildi. Bireylerin tanımlayıcı özellikleri ve tıbbi özgeçmişleri sorgulandıktan sonra, vücut imajı POPVİÖ ve ''Kadın Genital Organ İmajı Anketi (KGOİA)'' ile değerlendirildi. POP ile ilişkili semptomatik rahatsızlık düzeyi ve semptomların yaşam kalitesine etkisi sırasıyla ''Pelvik Organ Prolaps Distres Envanteri-6 (POPDE-6)'' ve ''Pelvik Organ Prolapsusu Etki Anketi-7 (POPEA-7)'' ile değerlendirildi. Fiziksel aktivite düzeyi ''Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (UFAA-Kısa Form)'' ile ve POP'a yönelik bilgi düzeyi ''Prolaps İnkontinans Bilgi Anketi-POP (PİBA-POP)'' ile değerlendirildi. POPVİÖ'nün güvenirlik ve geçerliği; iç tutarlılık, test-tekrar test, kriter ve yapı geçerliği analizleri ile incelendi. Çalışma sonuçlarına göre POPVİÖ'nün iç tutarlılığının (Cronbach's α=0,918) ve ölçek maddelerinin test- tekrar test güvenirliğinin (0,538˂r˂0,828) yüksek olduğu bulundu. POPVİÖ'nün; KGOİA (r=-0,450; p˂0,05), POPDE-6 (r=0,321; p˂0,05) ve POPEA-7 (r=0,377; p˂0,05) skorları ile ilişkisine dayanarak kriter geçerliği ortaya konuldu ve 2 faktörlü yapı geçerliği doğrulandı. Semptomatik POP'u olan bireyler ile asemptomatik POP'u olan bireylerin POPVİÖ skorlarının farklı olduğu ortaya konuldu (p=0,015). POP'a özgü vücut imajı ile fiziksel aktivite düzeyi ve POP'a yönelik bilgi düzeyi arasında ilişki olmadığı bulundu (p>0,05). Türkçe POPVİÖ, POP'a yönelik vücut imajını değerlendirmede güvenilir ve geçerli bir ölçektir. POPVİÖ'nün konservatif yaklaşımlar başta olmak üzere çeşitli tedavilere duyarlılığını araştıran ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Tıp fakültesi öğrencilerinde bilişüstü farkındalık ve akademik öz yeterlik düzeylerinin akademik başarı ile ilişkisi
Bilişüstü farkındalık ve akademik öz yeterlik, akademik başarıyı etkileyen temel kavramlardandır. Kendi çalışma stratejisini izleyip sonuçlarını değerlendirebilen, yeterli güdülenmeye sahip olup başarabileceğine inanan bireylerin akademik başarıları da yüksek olmaktadır. Bu çalışmada tıp fakültesi öğrencilerinde bilişüstü farkındalık ve akademik öz yeterlik düzeylerinin akademik başarı ile ilişkisi araştırılmıştır. Çalışmaya 396 tıp fakültesi öğrencisi dahil edilmiştir. Çalışmada kişisel bilgi formu, üstbiliş ölçeği, akademik öz yeterlik ölçeği kullanılmıştır. Çalışma sonucunda öğrencilerin üstbiliş ölçeğinden aldıkları puanların yaş ve sınıf düzeyi ile anlamlı olarak farklılaştığı ve daha yüksek olduğu bulunmuştur. Tıp fakültesini isteyerek seçen ve sınıf tekrarı olmayan öğrencilerin üst biliş ölçeği puanlarının yüksek olduğu bulunmuştur. Araştırmamızda yaşı yüksek olanlarda ve anadolu lisesi mezunu olanların akademik öz yeterlik düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bilişüstü farkındalık ve akademik öz yeterlik düzeyi yüksek olanların akademik başarılarının da yüksek olduğu belirlenmiştir.