Geriatri
Bu konu başlığı altında 276 tez
Yaşlı bireylerin beslenme durumları ve yeme farkındalıklarının saptanması; Muğla örneği
YAŞLI BİREYLERİN BESLENME DURUMLARI VE YEME FARKINDALIKLARININ SAPTANMASI; MUĞLA ÖRNEĞİ Bu araştırma yaşlı bireylerde beslenme durumu ve yeme farkındalığı düzeylerini tanımlamak ve aralarındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı araştırma olarak planlanıp yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini Muğla il merkezi ve ilçelerinde Tazelenme Üniversitesine kayıtlı 60 yaş ve üstü bireyler oluşturmuştur. Bu çalışma toplam 234 (80'i erkek, 154'si kadın) birey üzerinde yürütülmüştür. Çalışma verileri bireylerin sosyo-demografik bilgilerine yönelik sorular ile Mini Nütrisyonel Değerlendirme Testi-Kısa Formu ve Yeme Farkındalığı Ölçeğinin yer aldığı bir form aracılığıyla online olarak elde edilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen veriler Windows ortamında Statistical Package for the Social Sciences 22.0 paket programı ile değerlendirilmiş ve tüm hesaplamalarda p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Çalışma sonucunda erkeklerin %41.3'ü, kadınların %41.6'sı beden kütle indeksi sınıflamasına göre normal aralıkta bulunmuştur. Beden kütle indeksi sınıflamasına göre zayıf bireylerin hepsinin malnütrisyonlu olduğu, normal bireylerin %9.3'ünde ve II. derece obez olanların %27.3'ünde malnütrisyon riski olduğu bulunmuştur. Bireylerin (%97.9) yeme farkındalığının yüksek olduğu saptanmıştır. Yeme farkındalığı ile yaş arasında bir ilişki yokken, yaş ile Mini Nütrisyonel Değerlendirme Testi-Kısa Formu toplam puanı arasında negatif bir ilişki bulunmuştur. Beden kütle indeksi ile Mini Nütrisyonel Değerlendirme Testi-Kısa Formu arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki varken, beden kütle indeksi ile yeme farkındalığı asında negattif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bireylerin Mini Nütrisyonel Değerlendirme Testi-Kısa Formu puanı ile Yeme Farkındalığı Ölçeği puanı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (r=-0.12; p=0.07). Toplumda yaşayan yaşlı bireylerde malnütrisyon ve malnütrisyon riskini önlemek amacıyla belirli aralıklarla beslenme taraması yapılması ve yaşlı bireylerde pek çok faktörden etkilenen beslenme durumuna etki eden faktörü her yönüyle incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca yaşlı bireylerde obezite tedavilerine alternatif olabilecek, yeme farkındalığı eğitimlerinin dâhil edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yaşlı, Beslenme durumu, Yeme farkındalığı
Geriyatrik hastaların intertrokanterik kırıklarında eksternal fiksatör ile tedavi sonuçlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi
2001-2011 yılları arasında, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Turgut Özal Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda; yaşlı, cerrahi ve anestezi açısından yüksek risk taşıyan 49 hastaya unilateral (Orthofix) eksternal fiksatör uygulandı. Uygulamalarımız literatür bilgisi ile değerlendirildi. Altı ay içinde ölen sekiz hastamız ve kaynamama nedeni ile çalışma dışı bıraktığımızbir hastamız hariç, ortalama 15 ay (7-24) takibini yaptığımız 40 hastada; Foster kriterlerine göre anatomik olarak 21 hastada (%52,5) mükemmel, 16 hastada (%40) iyi, 2 hastada (%5) orta ve 1 hastada da (%2,5) kötü sonuç elde edildi.Fonksiyonel olarak da 21 hastada (%52,5) mükemmel, 18 hastada (%45) iyi, 1 hastada da (%2,5) orta sonuç elde edildi. Anatomik olarak 1 hastada kötü sonuç alınmasının nedeni; hastanın mevcut ameliyat riskleri nedeniyle operasyonunçok kısa süre içinde bitirilmeye çalışılması nedeniyle kırık redüksiyonuna çok dikkat edilememesidir.Hastaların mevcut tıbbi sorunları ve bu sorunlar nedeniyle cerrahi ve anestezi açısından yüksek risk taşıyan hastalarda, ameliyat süresinin çok kısa olması, kan kaybının yok denecek kadar az olması, ameliyat kapalı yapıldığı için kırık hematomunun boşaltılmaması nedeni ile biyolojik tespit olması,ameliyat sonrası cerrahi yara ağrısının az olması ve hastanede kalış süresinin kısa olması avantajlarındandır. Ayrıca hastaların erken dönemde hareket kabiliyetini kazanması nedeni ile bası yaraları, pulmoner ve ürinerkomplikasyonlar ve fiksatöre bağlı komplikasyonlar daha az görülmektedir. Bunlara ek olarak kaynama olduktan sonra fiksatörün çıkarılması veya mekanik bir yetmezlik durumunda fiksatörün yeniden düzenlenmesinde anestezi gerekmemesi ve uygulama sırasında lokal anestezi altında uygulanabilmesi deönemli avantajlarındandır. İntertrokanterik femur kırıklarının cerrahi tedavisinde eksternal fiksatör kullanımının seçilmiş olgularda etkili ve başarılı bir tedavialternatifi olabileceği düşünülmektedir.
Kafa travmalı geriatrik hastalarda prognozu etkileyen faktörlerin incelenmesi
Giriş: Kafa travmaları geriatrik hastalarda önemli morbidite,mortalite ve ekonomik kayıp sebebi olan bir sağlık sorunudur.Kafa travması ile acil servise başvuran 65 yaş üstü hastalardan, hayati tehlike ya da ciddi morbidite nedeni olabilecek intrakraniyal patolojileri tespit etmek acil servis hekimlerinin üzerinde dikkatle durması gereken görevleri arasında yer almalıdır. Amaç: Çalışmamızda 65 yaş üstü kafa travması tanısı alan hastalarda bilgisayarlı tomografide patolojik bulgu prevalansını değerlendirmeyi ve geriatrik kafa travmalı hastalarda prognozu etkileyen hematolojik faktörleri değerlendirmeyi amaçladık.Çalışmamızda ayrıca, geriatrik kafa travması konusunda ülkemizin epidemiyolojik verilerine katkıda bulunmak ve bu hastaların hastanede kalış süresini arttıran parametrelerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine kafa travması nedeniyle başvuran ve bilgisayarlı tomografi incelemesi yapılan 65 yaş üstü hastalar geriye dönük olarak incelendi. Çalışmamıza dahil ettiğimiz vakaların,yaş,cinsiyet, travma oluş mekanizması,koagülopati,beyin bilgisayarlı tomografi sonuçları,lökosit sayısı,nötrofil/lenfosit oranı(NLO),trombosit/lenfosit oranı(TLO),taburculuk,yatış,sevk,ex durumları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 320 hastanın 151'i erkek, 169'u kadın idi.Geriatrik popülasyonun kafa travmasıyla sıklıkla karşılaştığı nedenler arasında ise düşmelerin(%37.2) ve trafik kazalarının(%18.8) en sık nedenler olduğu belirlendi(%56).65 yaş üstü kafa travması olan hastalarda anormal Beyin BT bulgusu olan hasta sayısı 34 olup,geriatrik kafa travmalarında anormal Beyin BT prevalansı %10.6 saptandı.Bu oranın erken yaşlılık(65-74 yaş),orta yaşlılık(75-84 yaş),geç yaşlılık(85 yaş ve üstü) gruplarında anlamlı değişimi saptanmadı.Çalışmaya dahil edilen 320 hastanın 7'si ex olup,geriatrik kafa travmalarında mortalite oranı %2.2 olarak saptandı.Lökositoz,nötrofil/lenfosit oranı yüksekliği,koagülopati olması ve 75 yaş üstü geç yaşlılık dönemi morbidite ve mortaliteyi arttıran nedenler olarak tespit edildi. Sonuç:Geriatrik kafa travmalarında,kafa travmasının düşme veya trafik kazası sonrası yaşanması,lökositoz olması,nötrofil/lenfosit oranının yüksek olması,geç yaşlılık evresi hasta olması(75 yaş ve üstü) intrakraniyal patoloji riskini artırmaktadır.Kafa travmalı hastaları acil serviste değerlendirirken yaşını,travma mekanizması ve şiddetini sorgulamayı,kan tahlili alım ve bilgisayarlı tomografi çekim endikasyonlarını geniş tutmayı,acil servis gözlem süresini uzatmayı ve konsültan hekim desteği almayı planlamak akılcı bir yaklaşımdır. Anahtar kelimeler: Geriatrik kafa travması,nötrofil/lenfosit oranı,trombosit/lenfosit oranı,İNR,Bilgisayarlı Tomografi,Mortalite
Acil servise başvuran alzheimer hastalarının başvuru şikayetlerine göre prospektif olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, acil servislere (AS) başvuran Alzheimer hastalarının, başvuru nedenlerinin analizidir. Çalışma, 01.07.2021-01.07.2022 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Bursa Şehir Hastanesi acil servislerine başvuran ve Alzheimer hastalığı (AH) olan hastalar üzerinde prospektif olarak yürütüldü. Araştırma kapsamına 103'ü erkek (%41,5) ve 145'i kadın (%58,5) olmak üzere toplam 248 hasta alındı. Bu hastaların ortalama 4,58±3,68 yıldır AH tanısı olduğu tespit edildi. Başvuru nedenleri incelendiğinde en sık üç şikayetin sırasıyla genel durum bozukluğu (%18,9) dispne (%15,7) ve ateş yüksekliği (%14,1) olduğu görüldü. En az bir konsültasyon istenen hasta sayısı 202 (%81,5) olduğu, en sık konsültasyon istenen üç kliniğin göğüs hastalıkları, dahiliye ve nöroloji olduğu saptandı. Hastaların AS'de aldıkları en sık üç tanının sırasıyla pnömoni (%17,7), iskemik serebrovasküler hastalık (SVH) (%10,3) ve üriner sistem enfeksiyonu (%9,3) olduğu belirlendi. Hastaların 42,7'sinin klinik, %18,1'inin yoğun bakım ünitelerine yatışının yapıldığı belirlendi. En sık yatış yapılan üç bölümün göğüs hastalıkları, dahiliye ve nöroloji olduğu görüldü. Bu süreçte AS'de kalma süreleri ortalama 7,93±5,93 saat olduğu hesaplandı. Sonuç olarak AS'ye başvuran Alzheimer hastalarına en sık konan tanıların sırasıyla pnömoni, iskemik SVH ve üriner sistem enfeksiyonu olduğu; yaş ilerledikçe AS'ye başvurma sıklığının arttığı ve başvuran tüm hastaların yarısından çoğunun yatış endikasyonu olduğu tespit edilmiştir.
Acil servise başvuran yaşlı hastalarda farklı kırılganlık ölçeklerinin kısa dönem mortalite tahmininde değerliliğinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, acil servis (AS)'e başvuran 65 yaş ve üstü hastalarda "Edmonton Kırılganlık Ölçeği (EKÖ)", "Identification of Seniors at Risk (ISAR)" ve "Program of Research to Integrate Services for the Maintenance of Autonomy (PRİSMA) 7" ölçeklerini kullanarak kırılganlığın değerlendirilmesi ve bu ölçeklerin kısa dönem (30 gün) mortalite tahminlerini incelemektir. Metod: Bu prospektif kesitsel çalışma Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi AS'inde 1 Ocak 2022 – 31 Temmuz 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bu tarihlerde AS'e travma dışı nedenlerle başvuran 65 yaş ve üzeri 103 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Olguların AS başvurularında ISAR, PRİSMA-7 ve EKÖ skorları kaydedilmiştir. Bulgular: Olguların yaş ortalaması 73,96±7,19 yıl ve %58,3'ü erkekti. ISAR skoruna göre olguların %94,2'si kırılganlık açısından yüksek riskli iken, PRİSMA-7 skoruna göre olguların %73,8'inin kırılganlık riski artmıştı. EKÖ skoruna göre olguların %30,1'i kırılgan değilken, %20,4'ü ise şiddetli kırılgandı. Olguların %34'ü kliniğe, %10,7'si yoğun bakım ünitesine (YBÜ) yatırıldı. AS'e ilk başvuru sonrasında olguların %1,9'u ilk 24 saat içerisinde, %2,9'u ilk 7 gün içerisinde, %15,5'i ise ilk 30 gün içinde mortalite ile sonlandı. İlk 30 gün içinde sağ kalan olgularla karşılaştırıldığında; malignite varlığı, hastaneye yatırılma oranı, ISAR, PRİSMA 7 ve EKÖ skorları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek saptandı (p<0,05). ISAR skorunun 3< kesim noktasında %75 sensitivite, %70,1 spesifite ile; PRISMA-7 skorunun 4< kesim noktasında %68,8 sensitivite, %70,1 spesifite ile; EKÖ skorunun ise 7< kesim noktasında %100 sensitivite ve %52,9 spesifite ile 30 günlük mortaliteyi öngörebildiği belirlendi. Sonuç: Sağ kalanlarla karşılaştırıldığında, mortalite ile sonlanan olgularda her üç skor da anlamlı düzeyde daha yüksekti ve belirli kesim noktasında 30 günlük mortaliteyi düşük-orta düzeyde öngörebildiği; 30 günlük mortalitenin öngörülmesinde ise, EKÖ skorunun diğer iki skordan daha hassas olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Acil servis, yaşlılık, kırılganlık ölçekleri, mortalite.
Geriatrik yoğun bakım hastalarında deliryumun tanılanması ve deliryum ile ilişkili klinik özellikler
Yaşlı bireylerde deliryum işlevsel gerilemenin ve bağımsızlık kaybının nedeni olabilir. Nihayetinde deliryum ölüme yol açan olaylar zincirini başlatabilir. Birçok yaşlı hastada ve bilişsel bozukluğu olan bireylerde, deliryum yeni bir ciddi hastalığın ilk belirtisi olabilir. Çalışmanın amacı Hemşirelik Deliryum Tarama Ölçeği (H-DTÖ)' nin iç tutarlık güvenirliliğini tekrar test etmek, geriatrik yoğun bakım hastalarında deliryumu tanılamak ve deliryum ile ilişkili klinik özellikleri belirlemektir. Araştırmaya; başka bir yoğun bakım ünitesinden transfer edilmeyen, 65 yaşından büyük, yoğun bakımda en az 48 saattir yatmakta olan ve komada olmayan (GKS:10 ve üzeri olan), deliryum tanılamasında yanıltıcı olabilecek önceden tanı konmuş nörolojik ve psikiyatrik hastalık (demans, psikoz, mental retardasyon, nöromüsküler hastalık; kafa travması, beyin cerrahi ameliyatı, inme) öyküsü olmayan, demansı olmayan (IQCODE puanı <3.4 hastalar) ve ölümcül olmayan (24 saatten fazla yaşaması beklenen) 150 geriatrik yoğun bakım hastası katılmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanmış olan Hasta Tanıtım Formu, Glasgow Koma Skalası (GKS), Standardize Mini Mental Test (SMMT), Hemşirelik Deliryum Tarama Ölçeği Türkçe Formu (H-DTÖ) ve Yoğun Bakım Ünitesi Konfüzyon Değerlendirme Ölçeği (YBÜ-KDÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerle (frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma) beraber İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik Testi kullanıldı. Çalışma sonucunda H-DTÖ'ye göre hastalarımızın gündüz %53.3' ünde (n=80), gece %74.0' ında (n=111) deliryum saptanmıştır. Deliryumla ilişkili klinik özelliklerden olan hipertansiyon, yakın zamanda ameliyat olma ve hastaların kullandığı yardımcı kişisel ekipmanlardan takma diş kullanımı ile deliryum gelişimi arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. H-DTÖ için Cronbach Alpha iç tutarlılık katsayısı 0,868 bulunmuştur. Anahtar sözcükler: Deliryum, geriatri, güvenilirlik, hasta, yoğun bakım.
Acil cerrahi girişim uygulanan geriatrik hastalarda preoperatif kırılganlık ve malnütrisyonun postoperatif takip, tedavi ve hastane yatış süresine etkisi
Geriatrik hastalar arasındaki fiziksel farklılıklar hastane yatış süreçlerinde de farklılıklara yol açar. Çalışmamızda; 65 yaş ve üzeri, acil cerrahi girişim uygulanan hastalarda, preoperatif kırılganlık ve malnütrisyonun; postoperatif takip, tedavi ve hastane yatış sürecine etkisini saptamayı amaçladık. Çalışma, etik kurul onayı ve hastalardan alınan yazılı onam sonrası acil cerrahi girişim uygulanacak 65 yaş ve üzeri 150 hastada gerçekleştirildi. Hastalara preoperatif dönemde FRAİL Kırılganlık Ölçeği ve Mini Nutrisyonel Değerlendirme Testi- Kısa Formu (MNA-SF) uygulandı. Postoperatif 30 günlük sürede hastane yatış süreçleri incelendi. Bu süreçte hastaların toplam yatış süreleri, tekrar opere edilme sayıları, tekrar hastaneye başvuruları, postoperatif yoğun bakım (YB) takibi gerekliliği, postoperatif komplikasyon gelişimi ve mortaliteleri incelendi. Çalışmamızda kırılganlık ve malnütrisyon düzeyleri artan hastalarda uzamış hastane yatış süresi (p<0,001, p<0,001), postoperatif YB takibi gereksinimi (p<0,001 p=0,001), tekrar opere edilme sıklığı (p=0,001, p=0,003), postoperatif komplikasyonlarda (p<0,001, p<0,001) ve mortalitede artış (p<0,001, p<0,001) istatistiksel olarak anlamlı olarak fazla idi. Yeniden hastane başvuru kırılganlık düzeyiyle anlamlı artış gösterirken (p=0,002), malnütrisyon düzeyi yeniden başvuruyu etkilememişti (p=0,141). Sonuç olarak; preoperatif kırılganlık ve malnütrisyon durumlarının, acil cerrahi girişim uygulanan geriatrik hastaların hastane yatış sürecine olumsuz etkileri olabileceğini saptadık. Preoperatif kırılganlık ve malnütrisyon durumlarının rutin olarak belirlenmesinin opere edilecek geriatrik hastalarda tedavi sürecinde faydalı olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Kırılganlık, malnütrisyon, hastane yatış süreci
Diyabeti olan geriatrik bireylerin fiziksel aktivite düzeyleri
Bu araştırma, diyabet tanısı alan geriatrik bireylerin fiziksel aktivite düzeylerinin belirlenmesi amacıyla 20.09.2020-20.06.2021 tarihleri arasında 105 hasta ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırma öncesi etik kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Araştırmanın evrenini bir Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran geriatrik tüm diyabetik hastalar, örneklemini ise güç analizi doğrultusunda çalışma kriterlerine uygun ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan hastalar oluşturdu. Araştırmanın verileri Soru Formu, Standardize Mini Mental Test ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA) ile toplandı. UFAA'da aktivitelerin değerlendirilmesinde her bir aktivitenin tek seferde en az 10 dakika yapılıyor olması ölçüt alındı ve dakika, gün, MET değeri (istirahatteki oksijen tüketiminin katları) çarpılarak "MET-dakika/hafta" şeklind bir skor elde edildi. Fiziksel aktivite düzeyleri; fiziksel olarak aktif olmayan (<600 MET- dk/hafta), fiziksel aktivite düzeyi düşük olan (600 – 3000 MET-dk/hafta) ve fiziksel aktivite düzeyi yeterli olan (>3000 MET-dk/hafta) şeklinde sınıflandırıldı. Verilerin değerlendirilmesinde Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis, Pearson Ki-kare ve Fischer kesin testi kullanıldı. Hastaların yaş ortalamasının 72±5.6, %38,1'inin 65-69 yaşları arasında, %46,6'sının erkek, %30,4'ünün diyabet tanı süresinin 6-10 yıl arasında ve %70,4'ünün tedavisinin oral antidiyabetik ilaç ve diyetten oluştuğu belirlendi. UFAA puan ortalamasının 473,7±617,8 olduğu ve hastaların %74,2'sinin aktif olmadığı tespit edildi. Geriatrik bireylerden 75 yaş ve üzeri, kadın, bekar, okur-yazar olmayan, tedaviye uymadığı zaman neler olabileceğini bilen, tıbbi beslenme tedavisine uyan, diyabet hemşiresi ile görüşen, düzenli egzersiz yapan, diyabet tedavisinde fiziksel aktivitenin önemini bilen, fiziksel aktiviteyi diyabet tedavisine uygun ve önerildiği şekilde yapanların UFAA ortalamasının daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Bu doğrultuda geriatrik bireylerin fiziksel aktivite düzeylerinin değerlendirilmesi ve bireysel olarak desteklenmeleri önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Diyabet, geriatri, fiziksel aktivite, yaşam kalitesi, hemşirelik
Yaşlılarda günlük yaşam aktiviteleri ile ihmal ve istismar arasındaki ilşki
Araştırma yaşlıların, günlük yaşam aktiviteleri ile ihmal ve istismar arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma Adıyaman İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı 1 ve 14 No'lu Aile sağlığı Merkezleri'ne kayıtlı olan 234 yaşlı ile yapıldı. Verilerin toplanmasında Standardize Mini Mental Test, Kişisel Bilgi Formu, Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi (BGYAİ), Yaşlı İhmal Tanılaması, Hwalek-Sengstock Yaşlı İstismarı Tarama Testi (H-S "YAŞİST") kullanıldı. Çalışmanın analizi IBM SPSS 21 programında sıklık, yüzde, ortalama, Kruskal Wallis, Mann Whitney U ve korelasyon testleriyle yapıldı. Yaşlıların günlük yaşam aktivitelerini yerine getirirken %43.8'inin orta düzeyde bağımlı olduğu, %63.4'ünün bir istismar türüne maruz kaldığı ve %28.9'unda olası ihmal durumu saptandı. Günlük yaşam aktivitelerini yerine getirirken ileri derecede bağımlı olan yaşlıların H-S "YAŞİST" Ölçeği toplam puan ortalaması daha yüksek bulundu (r: 4.52 ± 2.76). Yaşlıların BGYAİ ile H-S "YAŞİST" puan ortalamaları arasındaki ilişki anlamlı olup negatif yöndedir (r= -0.383, p<0.001). Çoklu regresyon analizi sonucu ile yaşlı ihmali ve günlük yaşam aktivitelerinin yaşlı istismarını ciddi düzeyde etkilediği belirlendi. Buna göre yaşlılarda ihmal ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılık arttıkça istismarın da arttığı belirlendi (p=0.000). Bulgulardan yola çıkarak yaşlıların birçoğunun en az bir istismar türüne maruz kaldığı ve maruziyet türü incelendiğinde ise diğer istismar türlerine oranla psikolojik istismar türünün daha fazla olduğu görülebilmektedir. Yaşlıların günlük yaşam aktivitelerindeki bağımlılık düzeyleri arttıkça ihmal ve istismar durumlarına maruz kalma oranında da artış meydana geldiği belirlendi. Anahtar Kelimeler: Yaşlı, Günlük Yaşam Aktiviteleri, İhmal ve İstismar, Halk Sağlığı Hemşireliği.
Sarkopenisi olan ve olmayan geriatrik bireylerde fonksiyonel kapasitenin ve geriatrik sendromların varlığının değerlendirilmesi
Giriş ve amaç: Sarkopeni ve diğer geriatrik sendromlar ortak risk faktörlerine sahiptir. Hangi hastada hangi sendromun gelişebileceğini önceden tahmin etmek ve bireye dayalı önleme-tedavi seçenekleri geliştirmek açısından önemlidir. Bu çalışmada sarkopeninin diğer geriatrik sendromlarla ilişkisini incelemeyi amaçladık. Gereç ve yöntem:Bu kesitsel çalışma, 04.08.2022 ile 01.09.2022 tarihleri arasında, Gaziantep Üniversitesi Hastanesi Geriatri Bilim Dalı polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri sarkopenisi olan 79 hasta ve bu hastalarla yaş, cinsiyet ve eğitim açısından eşlenmiş sarkopenisi olmayan 153 hastaolmak üzere toplam 232 hasta üzerinde yapıldı. Sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro Wilk testi ile test edilmiştir. İki bağımlı ölçümün karşılaştırılmasında normal dağılan değişkenlerde Eşleştirilmiş t testi, normal dağılmayan değişkenlerde Wilcoxen testi kullanılmıştır. Analizler SPSS 22.0 windows versiyon paket programı ile yapılmıştır. P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular:Hastaların yaş ortalaması 72 idi, %34.1'inde sarkopeni mevcuttu, kadın-erkek oranı: 1.6 idi. Yaş ortalaması, cinsiyet, sigara kullanımı, alkol kullanımı, yaşadığı ortam, medeni durum ve eğitim seviyeleri açısından gruplar arasında anlamlı farklılık yoktu. Egzersiz oranı sarkopenik grupta daha düşüktü (p=0.016). Sarkopenik grupta üst-orta kol çevresi, yürüme hızı, el kavrama gücü ve SMMİ değerleri sarkopeni olmayan gruba göre anlamlı olarak düşüktü (p<0.05). Sarkopenik grupta GYA, İADL, Tinetti, SMMT ve MNA skorları anlamlı olarak daha düşüktü (p<0.05), TUG skoru anlamlı olarak daha yüksekti (p<0.05), ilaç sayısı ve Yesavage depresyon skorları açısından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Düşme riski açısından her iki grup arasında anlamlı fark vardı (p<0.05). Sonuç:Çalışmamızda egzersizin sarkopeniden koruyucu olabileceği gösterildi. Sarkopenik hastalarda kognitif bozukluk, malnütrisyon, günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılık, denge bozukluğu ve düşme gibi geriatrik sendromlar daha fazlaydı. Sarkopeniyi sadece kas kütlesinde ve kas gücünde azalma olarak değerlendirmemeli, ayrıca fonksiyonel kapasiteyi gösteren diğer geriatrik sendromlar açısından kapsamlı geriatrik değerlendirme yapılmalıdır. Sarkopeniye yol açan faktörlerin kontrol altına alınarak önlenmesi hastaların fonksiyonel kapasitesinin artmasına ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılığın azalmasına yardımcı olacaktır. Bu açıdan, malnütrisyon, demans ve kırılganlık gibi durumların tedavisi sonrası sarkopenide değişimi gösteren çalışmaların yapılması faydalı olacaktır.
Geriatrik ASA III ve üzeri olan femur fraktürlerinde genel ve rejyonel anestezinin postoperatif yoğun bakım ünitesinde kalış süresi, morbidite ve mortalitesinin karşılaştırılması
Geriatrik hastalarda kalça fraktürleriartmaktadır. Hastaların postoperatif yoğun bakım ihtiyacı da artmaktadır. Çalışmamızda anestezi yönteminin kalça fraktürü ameliyatı sonrası yoğun bakımda kaldıkları süre, morbidite, mortaliteye etkisini incelemeyi amaçladık. Kalça kırığı nedeniyle 65 yaş üstü ASA III ve üzeri 198 hasta retrospektif olarak incelendi. Genel ve rejyonel anestezi olarak gruptaki hastaların demografik verileri, ek hastalıkları, bazı biyokimyasal parametreler, transfüzyon miktarları,YBÜ kalma süresi, APACHE skorları, mortalite, morbidite ve komplikasyonlar retrospektif olarak değerlendirildi. Genelile rejyonel anestezi karşılaştırıldığında genel anestezi alan grupta APACHE skorları, intraoperatiftransfüzyon miktarı anlamlıyüksek bulunmuştur. Rejyonel anestezi alan grupta postoperatif mekanik ventilatör süresi, 8-28 günlük mortalite,kardiyovasküler sistem ve enfeksiyon komplikasyonu istatistiksel açıdan anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p<0,05). Geriatrikfemurfraktürlerinde seçilecek anestezi halen tartışılmaktadır.İntraoperatiftransfüzyonlarıazaltması,postop APACHE skorunu düşürmesi,mekanik ventilasyon süresini azaltması, mortaliteyive komplikasyonları azaltması nedeniylerejyonel anestezi avantajlıgörülmektedir. Çalışmamızdarejyonel anestezinin tercih edilmesini belirtmekle beraber hastanın az olması, incelemenin retrospektif olmasımortalite ve diğer sonuçlar üzerinde yorum yapmayıkısıtlayan nedenler olarak sıralanabilir.AnahtarKelimeler: Geriatri, Femur, Rejyonel Anestezi, Genel Anestezi, Mortalite,
Geriatrik hastaların, acil servise tekrarlayan başvurularının reçete edilen potansiyel olarak uygunsuz ilaçlarla ilişkisi
Bu çalışmada; Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na başvuruları sırasında reçete edilen Potansiyel Olarak Uygun Olmayan İlaçların, geriatrik hastalarda artan acil servis başvuruları ile ilişkili olup olmadığını belirlemeyi hedefledik. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na başvuran 65 yaş üstü hastalara düzenlenen reçeteler, geriye dönük arşiv taraması yapılarak incelenmiştir. Potansiyel olarak uygunsuz ilaç alma durumu, yaş grupları, cinsiyet, başvuru şikâyeti, reçetelerdeki ilaç sayısı, taburculuktan sonraki 30 gün içerisinde acil servise tekrarlayan başvurularının olup olmaması, taburculuktan sonraki 30 gün içerisinde hastaneye yatış olup olmaması ve reçetelerin ortalama maliyetleri gibi veriler toplanarak, bu verilerin istatistiksel analizi SPSS 22,0 Windows versiyon paket programı ile yapıldı. Araştırma evreni 1 Eylül 2020 ve 31 Ocak 2021 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Erişkin Acil Servisi'ne başvurmuş 65 yaş ve üstü, reçete ile taburcu edilmiş hastalardan oluşmaktadır. Çalışmamıza %48'i erkek (n=4142), %52'si ise kadın (n=4422) olmak üzere toplam 8564 hasta dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastaların %51'i (n=4341) reçete alırken, %49'u (n=4223) ise reçete almamıştır. Çalışmaya dahil olup reçete alan hastaların %59 gibi yüksek bir oranla 65-74 yaş arası olduğu tespit edilmiştir. Çalışmamıza dahil edilip reçete ile taburcu olan hastaların %50,2'sine (n=2181), herhangi bir ilacın endikasyon dışı veya yan etki açısından yüksek risk alınarak kullanımı olarak tanımlanan 'potansiyel olarak uygunsuz ilaç' reçete edilmiş olup, %49,8'ine (n=2160) potansiyel olarak uygunsuz ilaç reçete edilmemiştir. Potansiyel olarak uygunsuz ilaç reçete edilen hastaların acil servise 30 gün içerisinde mükerrer başvuru oranları ve bu başvurular sırasında hastaneye yatış oranları anlamlı derecede düşük olarak tespit edildi. Acil Tıp kliniğimize, reçete ile taburcu olduktan sonraki 3-30 gün içerisinde tekrardan başvurma sırasında hastaneye yatış durumu, 4 adet ve üzerinde ilaç alan hastalarda anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür. Çalışmaya dahil edilen katılımcılara düzenlenen reçetelerin %48'i 150TL ve üstü, %19'u 100-150TL arası, %21'i 50-100TL arası ve %12'si ise 1-50TL arası ortalama maliyete sahipti. Bu çalışmada, 65 yaş üstü hastaların acil servise tekrarlayan başvurularının ve hastaneye yatış oranlarının, reçete edilen potansiyel olarak uygunsuz ilaçlarla ilişkili olamayabileceği, hastane yatış oranlarının daha çok reçete edilen ilaç sayısı ile ilişkili olabileceği sonucuna varılabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Potansiyel olarak uygunsuz ilaç; Geriatrik hastalar; Beer's kriterleri; Acil servis.
Altmış beş yaş üzeri kalça cerrahisi geçiren hastalarda postoperatif yoğun bakım ihtiyacının öngörülmesinde ASA, SORT ve CACI skorlarının değerlendirilmesi
Bu retrospektif çalışmada; kalça cerrahisi uygulanan hastalarda postoperatif yoğun bakım ihtiyacını öngörmede ASA, CACI ve SORT skorlama sistemlerinin etkinliğini araştırmayı amaçladık. Çalışma Nisan 2016 ile Ağustos 2021 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Uygulama ve Araştırma Hastanesinde ameliyat edilen hastaların hastane kayıtları incelenerek yapıldı. Araştırmaya femur boyun kırığı ve femur intertrokanterik kırık nedeniyle elektif şartlarda ameliyat edilen 65 yaş üzeri 545 hasta dahil edildi. Grup 1: Preoperatif değerlendirmede YBÜ endikasyonu konulan ve ameliyat sonrası YBÜ takibi yapılan hastalar Grup 2: Preoperatif değerlendirmede YBÜ endikasyonu konulan ve ameliyat sonrası YBÜ takibine gerek duyulmadan servise devredilen hastalar Gruplara kabul edilen hastaların yaş, cinsiyet, ASA skoru, sigara kullanımı, cerrahi tipi, uygulanan anestezi tipi, yandaş hastalıkları not edildi. SORT skoru ve CACI indeksi sonuçları, elektronik ortamda hasta verileri girilip hesaplanarak kaydedildi. Preoperatif dönemde YBÜ istemi olan 450 hastanın 190'ı postoperatif dönemde YBÜ'nde takip edilmişti. Cerrahi öncesi bekleme süresi Grup I'de, Grup II 'ye göre yüksek bulunmuştur (p=0,01). Hastaların yaşı (p=0,03) karşılaştırıldığında Grup I hastalarda yüksek bulunmuştur (p<0,05). Grup I hastaların %64,7'sinde HT, % 41,1'inde DM olup Grup II' ye göre yüksek bulunulmuştur (p=0,03). Grup I hastaların %15,3'ünde, Grup II hastaların ise %5'inde hastaneden sonlanımı exitus ile sonuçlanmış olup istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0,01). Grup I hastalarda postoperatif Hgb ve preoperatif albümin değerleri Grup II' ye göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0,01). Grup I hastalarda CACI skoru daha yüksek bulunmuştur (p=0,02). SORT skorlarında iki grup arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). CACI değişkeni için kesim noktası belirlenirken ROC analizinden yararlanılmış ve kesim noktası 6 puan olarak belirlenmiştir (p=0,02). CACI' nin duyarlılığı % 42,1 özgüllüğü %70,8 olarak belirlenmiştir. Çalışmaya dahil ettiğimiz hastaların genelinde ASA skoru yüksekti. Hastaların %85.1 i ASA III risk grubundaydı. Kalça cerrahisi geçiren hastalarda postoperatif yoğun bakım ihtiyacını öngörmede ileri yaşın, DM ve HT varlığının, cerrahi öncesi bekleme süresinin uzun oluşunun, postoperatif hemoglobin ve preoperatif albümin düzeylerinin düşük oluşunun, artmış CACI indeksinin belirleyici risk faktörleri olduğu bulundu.
Geriatrik sendromlara sahip bireylerde ilaç uyumunun değerlendirilmesi
Geriatrik sendromlar 65 yaş üstü hastalarda sık görülen sorunlardır. Bununla birlikte, yaşlı hastalarda çoklu ilaç kullanımına neden olan kronik hastalıklar daha sık görülmektedir. İlaç uyumsuzluğu hastalık kontrolünü güçleştiren birçok kötü sonuca neden olabilirken sağlık sistemine maliyet, hastaneye tekrarlayan yatışlar ve primer hastalığın ilerlemesi gibi ek yükler getirebilir. Bu nedenle yaşlı hastalarda ilaç uyumunun değerlendirilmesi önemlidir. Çalışmamızda, geriatri polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri toplam 200 birey katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 70.62±4.72 ve %60'ı kadındı. Hastaların ortanca ilaç uyum bildirim ölçeği (İUBÖ) skoru 24 olarak bulunmuştur. Hastalar farklı özelliklere göre gruplandığında kadınlarda erkeklere göre ve depresyon tanısı olan hastalarda olmayanlara göre İUBÖ anlamlı olarak daha düşük olarak bulunmuştur (sırasıyla p=0.018 ve p<0.001). Korelasyon analizine göre İUBÖ ile GDS, FRAİL ve inkontinans ölçeği arasında negatif korelasyon saptanırken (sırasıyla r= -0.345, p<0.001; r= -0.141, p=0.024; r= -0.185 p=0.004) EQ-5D indeks skoru ve SMMI (sırasıyla r=0.271 p<0.001; r=0.162, p=0.011) ile pozitif korelasyon saptanmıştır. Yaş, SMMI, hastalık sayısı, ilaç sayısı, MNA, GDS, MMSE toplam skoru, İnkontinans yaşam kalitesi ölçeği, FRAİL skoru, EQ-5D indeks skoru, Tinetti toplam skoru, yürüme hızı, zamanlı kalk yürü test süresi ve el kavrama gücünün dahil edildiği doğrusal regresyon analizinde SMMI, MNA ve GDS değişkenlerinin İUBÖ skoru için bağımsız öngörücüler olarak bulunmuştur (sırasıyla p = 0,042, B: 1,892; p = 0,003, B: 1,14; ve p = 0,001, B: - 0,134). Çalışmamızın sonucunda düşük kas kütlesi, malnütrisyon ve depresyon tanılarının düşük ilaç uyumu için risk faktörleri olduğu sonucuna varılmıştır ve geriatrik sendromlara sahip her yaşlı bireyin ilaç uyumu açısından değerlendirilmesinin önemini vurgulamıştır.
Bir vakıf üniversitesi hastanesinde yatan yaşlılara bakım verenlerin bakım yükü ve bakım yükünü etkileyen faktörler
Bu araştırma, bir vakıf üniversitesi hastanesinde yatan yaşlılara bakım verenlerin bakım yükü ve bakım yükünü etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla kesitsel bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma Şubat 2020 – Kasım 2020 tarihleri arasında İstanbul'da Avrupa Yakasında bir Vakıf Üniversitesi Hastanesi Dahiliye, Endokrinoloji, Nefroloji, Gastroenteroloji, Onkoloji, Hematoloji ve Kardiyoloji Servislerinde yapıldı. Araştırmada örneklemin belirlenmesi için evreni bilinmeyen örneklem hesabı formülü kullanılarak yapılan hesaplama sonucunda örneklemin 65 yaş ve üzeri minimum 138 kişi olması gerektiği belirlendi. Bu araştırma 65 yaş ve üzeri 140 kişi ve bakım vericileri ile gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri yaşlı hastalara bakım veren bireylerden ve yaşlı hastalardan yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Bakım vericilerden veri toplarken; Bakım Veren Bilgi Formu, Bakım Verme Yükü (BVY) Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Genel Sağlık Anketi-12 kullanıldı. Hastalardan veri toplanırken; Hasta Bilgi Formu ve KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri (GYA) Ölçeği kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel analizler (ortalama, standart sapma, frekans), Student-t testi, Tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi kullanıldı. Bakım veren bireylerin yaş ortalaması 49,20±10,75 olup, %72,9'u kadın, %30,7'si lise mezunu, %75'i evli, %47,1'inin geliri giderinden az ve %39,3'ü ev hanımıdır. Yaşlı bireylerin yaş ortalaması 73,50±6,47 olup, %68,6'sı kadın, %38,6'sının eğitim durumu okur yazardır. Bakım Verme Yükü Ölçeği puan ortalaması 30,65±9,31, GSA-12 Ölçeği puan ortalaması 4,02 ±2,43, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği toplam puan ortalaması 52,61±14,00 bulundu. Araştırmaya katılan hastaların KATZ GYA Ölçeği puan ortalaması 13,65±3,15 olup, %5,7'sinin günlük yaşam aktivitelerinin bağımsız, %26,4'ünün yarı bağımlı, %67,9'unun bağımlıdır. Kadınların, 29-45 yaş grubunda olanların, ortaokul mezunlarının, çalışmayanların, bakım vermek için işini bırakanların, kendisine ait geliri olmayanların ve geliri giderinden az olanların BVY Ölçeği puan ortalaması yüksek bulundu. Sağlığını kötü değerlendirenlerin, düzenli olarak sağlık kontrolü yaptırmayanların, kendi sağlığıyla ilgilenmeyenlerin, bakım verdiği hastanın kendisine ait odası olmayanların BVY Ölçeği puan ortalaması yüksek bulundu. Kadın hastalara bakım verenlerin, ilkokul ve ortaokul mezunu yaşlı hastalara bakım verenlerin, geliri giderinden az olan yaşlılara bakım verenlerin BVY Ölçeği puan ortalaması diğerlerine göre yüksek bulundu. Kanser hastalarına bakım verenlerin BVY Ölçeği puan ortalaması kalp hastalarına bakım verenlere göre yüksek bulundu. Yarı bağımlı olan yaşlı hastalara bakım verenlerin BVY Ölçeği puan ortalaması, bağımlı hastalara bakım verenlere göre yüksek bulundu. BVY Ölçeği ile hastalık süresi arasında pozitif yönde çok zayıf ilişki bulundu. BVY Ölçeği ile Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği arasında negatif yönde zayıf ilişki, GSA-12 ile pozitif yönde zayıf ilişki, KATZ GYA Ölçeği ile negatif yönde zayıf ilişki bulundu. Bakım verme yükü ile sırasıyla KATZ GYA Ölçeği, hastanın yaşı, bakım verenin cinsiyeti, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, bakım verenin düzenli sağlık kontrolüne gitme durumu ve GSA-12 Ölçeği arasında anlamlı ilişki bulundu. Bu değişkenler Bakım Verme Yükü için toplam varyansın %56,3'ünü açıklamaktadır. Bakım verenin kadın olması, ruh sağlığının kötü olması, bakım yükünü olumsuz olarak etkilemektedir. Bakım verenin düzenli sağlık kontrolüne gitmesi, sosyal desteğinin yüksek olması, bakım verdiği hastanın yaşının ve bağımlılık durumunun artması bakım yükünü azaltmaktadır. Bu doğrultuda bakım veren bireylerin hem kendi sağlığını geliştirmeye yönelik hem de bakım yükünü azaltmak için eğitim programları düzenlenip bilgi eksiklikleri giderilerek bakım yükünün azaltılması sağlanabilir. Bakım veren bireye hissedilen bakım yükünü hafifletmeye yönelik kişisel veya sosyal alan oluşturabilecek kaynaklar edinebilmesi, sosyal destek alabileceği aile, arkadaş ve diğer sosyal destekleri değerlendirerek, kendileri için uygun sosyal destek sağlamaları için desteklenebilir. Ayrıca bakım veren bireylerin ruh sağlığını iyileştirmek için erken tanı çalışmaları yapılarak ruhsal sorunlarının erken dönemde belirlenerek ilgili kuruluşlara sevk edilmesi sağlanabilir. Uzun vadede bakım süreci devam eden yaşlı hastalara için birinci ve ikinci basamak düzeyinde evde bakım hizmetleri arttırılarak, bakım verenlerin desteklenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Bakım Vermek, Bakım Yükü, Bakım Yükünü Etkileyen Faktörler,
Yatarak tedavi bakım alan yaşlılarda basınç yaralanması prevelansı, nedenleri ve ilişkili risk faktörleri
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki bir özel üniversite hastanesinde yatan yaşlı hastalarda basınç yaralanması prevalansı ve risklerini belirlemektir. Yöntemler: Tanımlayıcı, prospektif ve kesitsel bir tasarımdır. Evren bir yıl içinde hastaneye yatan yaşlı hasta sayısına göre G* power analizi ile hesaplandı (N=594). Özel bir üniversite hastanesinde yatan yaşlı 382 hasta çalışmanın örneklemini oluşturdu. Etik kurul izni alındı. Çalışma verileri sosyodemografik ve sağlık tanılama ve deri tanılama formu, Braden Basınç Yaralanması Skalası, The National Pressure Injury Advisory Panel/ Ulusal Basınç Yarası Tavsiye Paneli evreleme sistemi ile değerlendirildi. Risk faktörlerinin analizi SPSS IBM 28.0 ile analiz edildi. Bulgular: Ortalama yaş 76.20±8.36 (basınç yaralanması olan: 79.34±8.38, basınç yaralanması olmayan: 74.81±7.98) idi. Basınç yaralanması olan hastaların Braden skoru 18'in altındaydı. Basınç yaralanması olan hastaların toplam prevalansı %30.6 ve hastanede basınç yaralanması prevalansı %14.1 idi. En sık yerleşim yerleri sakrum / koksis ve torakanter/ iskiyum bölgeleriydi. Evre II (%31.6), III ve IV (%24.7) tanımlanan temel basınç yaralanması aşamalarıydı. İstatistiksel analiz basınç yaralanmasının, uzun süreli hastanede yatış, kronik hastalık nüksü, oral beslenme güçlüğü, invaziv girişim sayısı çokluğu, geçmişte basınç yaralanması öyküsü, mobilizasyonda ve pozisyon değişiminde bağımlılık, inkontinans, 75 ≥ yaş ile önemli ilişki gösterdi (p< 0.05). Bu değişkenler önemli risk faktörleri olarak tanımlandı. Sonuç: Yaşlı hastalar için basınç yaralanması hastanede önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Hastaneye yatan yaşlılarda yaş, hastalık sürecine bağlı hareketsizlik, invaziv girişim sayısı, geçmiş sağlık öyküsü, inkontinans hastaneye yatan yaşlılar için önemli bir basınç yaralanması etkenidir. Yaşlılara özgü riskleri belirlemek bu sorun önlenmesinde önemli bir adım olabilir. Anahtar kelimeler: basınç yaralanması, risk faktörü, prevelans, yaşlı hasta.
Geriatrik popülasyonda polifarmasi ile antikolinerjik yükün nütrisyonel parametreler üzerine etkisi
Giriş ve Amaç: İştahsızlık, disfaji ve malnütrisyon yaşlılarda sık görülmektedir ve çok sayıda komplikasyonla ilişkilidir. Antikolinerjik ilaçlar ağız kuruluğu, konstipasyon ve kognitif fonksiyonlarda bozulma gibi yan etkilerle nütrisyonel parametreleri olumsuz etkileyebilir ve bu ilaçlar demans hastalarında daha sık kullanılmaktadır. Bu nedenle, bu çalışmada antikolinerjik ilaç yükünün (AİY) fazla olmasının, demans olan ve olmayan yaşlılarda, disfaji ve nütrisyonel durum üzerine etkisi araştırılmaktadır. Materyal ve Metot: Geriatri kliniğine ayaktan gelen 1165 (%31.6'sı demans) yaşlı hasta çalışmaya dahil edildi. Yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, komorbit hastalıkları, kullandıkları ilaçlar ve ilaçların sayısı; günlük temel ve enstrümental günlük yaşam aktiviteleri (TGYA, EGYA) ve kognitif fonksiyonları değerlendirildi. Antikolinerjik ilaç yükü için antikolinerjik burden scale (ACB) kullanıldı; ACB skoru ≥2 olanlar yüksek AİY olarak kabul edildi. Hasta ve bakım verenleri ile yapılan görüşme ile tüm hastalara nütrisyonel durum için Mini-Nutritional- Assessment (17-23.5/30 ve <17/30, sırasıyla malnütrisyon riski ve malnütrisyon) ve disfaji ise Eating Assessment Tool score-10 skalası uygulanırken (≥3/10, disfaji); Council on Nutrition Appetite Questionnaire yalnızca demans olmayan hastalara uygulanabildi (≤ 28/40, iştahsızlık). Bulgular: Demans hastalarının %44,5'inde yüksek AİY vardı. Demans hastalarında, yüksek AİY olanlarla düşük AİY olanlar karşılaştırıldığında ortaya çıkan değişkenler olan yaş, Parkinson hastalığı (PH), kalp yetmezliği (KY), Barthel TGYA ve Lawton EGYA skorlarının etkisi ortadan kaldırıldıktan sonra; yüksek AİY olanlarda malnütrisyon 5.3 ve malnütrisyon riski 2.9 kat fazlaydi (p<0.05); ancak disfaji, iki grup arasında farksızdı (p>0.05). Demans olmayanlarda ise, yine yüksek AİY olanlarla düşük AİY olanlar karşılaştırıldığında ortaya çıkan farklı değişkenler olan cinsiyet, koroner arter hastalığı, hipertansiyon, KY, PH ve azalmış Barthel TGYA ve Lawton EGYA skorlarının etkisi ortadan kaldırıldıktan sonra malnütrisyon, disfaji ya da iştahsızlık ile ilişki olmadığı bulundu (p>0.05). Sonuç: Yaşlı demans hastalarında antikolinerjik ilaç kullanımı malnütrisyon ve malnütrisyon riskinde artış ile ilişkilidir. Bu nedenle, demans hastasının tedavisi düzenlenirken antikolinerjik etkisi düşük olan ilaçlar tercih edilmeli ve/veya bu ilaçlar kullanılırken nütrisyonel değerlendirme yapılmalıdır. Anahtar Sözcükler: Malnutrisyon, antikolinerjik yük, polifarmasi, demans
Altmış yaş üstü hastalarda kronik hastalıkların malnutrisyona etkisi
Amaç: Kronik hastalığı olan 60 yaş üstü olguların beslenme durumunu değerlendirmeyi, bu olgulardaki malnutrisyon eğilimini saptamayı ve nutrisyonel durumun kronik hastalıklarla olan ilişkisini tespit etmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Nisan 2011-Eylül 2011 tarihleri arasında yatırılarak tedavi edilen 60 yaş üstü 125'i erkek, 187 `si kadın olmak üzere 312 hasta çalışmaya alınarak kesitsel bir çalışma yapıldı. Hastalara MNA-SF testi uygulandı. Albumin, glukoz, total kolesterol, kan üre azotu, kreatinin, TSH, serbest T3, serbest T4, vitamin B12, folat, sodyum, potasyum, kalsiyum, trigliserid tetkikleri değerlendirildi. Hastaların bel çevreleri, kalça çevreleri ölçüldü ve bel çevresinin kalça çevresine oranı değerlendirildi. Boy ve kiloları ölçüldü ve VKİ hesaplandı. Hastaların yaşı, cinsiyeti, medeni hali, yaşam ortamları (aile ile veya yalnız yaşayıp yaşamadıkları) sorgulandı ve kayıt edildi.Bulgular: MNA?10 olan hastaların daha yaşlı olduğu(p<0.001), BÇ/KÇ oranının daha düşük olduğu (p<0.001), BÇ'nin daha düşük olduğu (p<0.001), VKİ'nin daha düşük olduğu (p<0.001),albumin değerlerinin daha düşük olduğu(p<0.001), vitamin B12 değerlerinin daha yüksek olduğu (p<0.001), Na değerlerinin daha düşük olduğu, K değerlerinin daha düşük olduğu, Ca değerlerinin daha düşük olduğu, BUN değerlerinin daha yüksek olduğu (p<0.001), serbest T3 değerlerinin daha düşük olduğu (p<0.001), trigliserid değerlerinin daha düşük olduğu (p=0,032), total kolesterol değerlerinin daha düşük olduğu (p=0.029) tespit edildi.Kronik hastalıklar değerlendirildiğinde ise KBY ve KY hastalarında MNA skorunun daha düşük olduğu tespit edildi. 24 bağımsız değişkenle yapılan logistik regresyon analizi sonucu MNA skoru ile anlamlı ilişkisi olan değişkenler KY, demans,vitamin B12,albumin ve yaş olarak tespit edildi.Sonuç: Çalışmamızda kullandığımız Mini nütrisyonel değerlendirme formunun kısa şekli (MNA-SF) oldukça güvenilir, ucuz ve pratik değerlendirme şeklidir. Özellikle demanslı ve KKY li geriatrik olguların değerlendirilmesinde beslenme ve enerji dengesinin daha sıkı bir şekilde takip edilmesi gerekmektedir.
Irak'ta osteoartritli yaşlı insanların yaşam kalitesi
Bu çalışma Irak'ta osteoartritli yaşlı insanların yaşam kalitesini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı-kesitsel tipteki bu araştırma, 15 Mart 2022-15 Eylül 2022 tarihleri arasında, Irak Al-Hussein Eğitim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji polikliniğine osteoartrit tanısı ile başvuran toplam 150 hasta ile gerçekleştirildi. Veriler, araştırmacılar tarafından hazırlanan soru formu ve osteoartrit yaşam kalitesi ölçeği ile toplandı. Verilerin analizinde karşılaştırmalar için Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testi kullanıldı. Ölçek skorları arasında ilişkiyi incelemek için ise Kendall Tau-b korelasyon analizi kullanıldı. p<0,05 olduğu durum anlamlı kabul edildi. Osteoartrit yaşam kalitesi ölçeğine göre, hastaların yaşam kalitesi skor düzeylerinin 33,2±6,8 olduğu belirlendi. Osteoartrit yaşam kalitesi ölçeği yaş değişkeni ile ilişkilendirildiğinde negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı güçlü ilişki görüldü (r= -0,539; p<0,0001). Osteoartritin demografik özelliklerle (cinsiyet, sigara kullanımı ve gelir durumu) ilişkili parametrelerinin, yaşam kalitesi ölçek skorunu anlamlı düzeyde etkilemediği tespit edildi. Çalışmada, osteoartrit hastalığının yaşam kalitesi üzerinde yaşa bağlı bir etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Osteoartrit yaş artışı ile ilişkili bir hastalıktır. Hastalık sürecinde yaşa bağlı olarak yaşam kalitesi etkilenebilmektedir. Çalışma sonucunda elde ettiğimiz bulgularımızın başka araştırmalarda çok merkezli çalışmalarla desteklenmesi uygun olacaktır.
The effect of osteoporosis knowledge levels and risk factors on osteoporosis disease in the elderly living in iraq
Osteoporosis represents one of the main problems that influence, especially aging people. Therefore, many healthy societies and organizations are striving to find essential solutions to reduce the development of this disease. Restricting risk factors and developing patients' knowledge about this disease is one of the most important objectives to limit its spread and growth. This study was conducted to determine the risk factors for osteoporosis and the effect of osteoporosis knowledge levels on the development of osteoporosis in the elderly population in Iraq. A descriptive cross-sectional survey was conducted on elder admission patients in teaching hospitals in Al-Hilla Center Babylon Governorate in Iraq. The study included 275 elderly adults. Ethical committee approval from the Babylon Health Department in Iraq (28/12/2021-79), institutional permission (12/12/2021-1231), and ethical committee approval from the Çankiri Karatekin University (17.03.2022-25) were obtained before conducting the study. For the data collection, Data Collection Form for Elderly Patients and Osteoporosis Knowledge Tool Assessment (OKAT) were used. The results revealed that the average age of the participants was 70.97. 140 (50.9%) of the participants were women. According to Dual-energy X-ray absorptiometry (DEXA) results, the number of patients with normal bone mineral density (BMD) values were 120 (43.6%). The number of patients with a good income status was 138 (50.2%). Recently, the most common exercise type of patients was walking, with 211 (76.7%) patients, in addition, for women (p=0.011), menopausal age was 56-65 patients (p=0.015), they were cycling and fitness patients (p=0.021), regularly exercising since their youth (p=0.004) and smokers (p=0.011). It was determined that the osteoporosis knowledge level of patients <0.001) and those who consume milk and dairy products every day (p=0.031) were statistically significantly higher. It has been determined that the elderly in Iraq have moderate osteoporosis. In our study, the high prevalence of osteoporosis in Iraqi elderly people was determined by coffee consumption (p<0.001), educational status (p<0.001), chronic disease (p<0.001), walking as an exercise (p=0.016), a height greater than 3 cm compared to youth, shortening (p<0.001), smoking status (p=0.046), consuming milk and dairy products every day (p=0.024), taking cortisone treatment for more than 3 months (p<0.001). Accordingly, it is recommended to identify osteoporosis risk factors, take necessary precautions against those that can be prevented from these risk factors, and provide training on osteoporosis in order to increase the osteoporosis knowledge level of the elderly population.
Quality of life in older patients with diabetes type 2 living in Iraq
Aim: The aim of this study is to determine the quality of life of elderly people with type 2 diabetes living in Iraq, in 12 governorates out of a total of 18. Method: The descriptive study consisted of 555 elderly individuals with type 2 diabetes. The study was conducted in 12 provinces of Iraq between July 28 and September 28, 2022. A questionnaire including sociodemographic and lifestyle data and Quality of Life Scale Iraqi Diabetes Mellitus Patients (QOLSID) were used. Results: In this study, it was found that the quality of life (QOL) of elderly people in Iraq with type 2 diabetes is poor. There was high quality of life in participants who were between the ages of 65 and 69, male, married, and employed, who had graduated from high school, had no other chronic diseases, lived with their family, had a good HbA1C level, had been diagnosed at most within 2 years, who went to the doctor once in three months, who were treated only with a diet, who walked regularly and who ate sugary foods once every two days. The highest score for quality of life scale among study participants was 31, the lowest score 6, and the mean score 17.39 ± 4.30. Conclusion: Since the quality of life level of the whole sample was poor, it was concluded that the cut-off value of the quality of life scale should be recalculated with subsequent studies.
KOAH ve/veya astımlı yaşlılarda sosyal desteğin ilaç uyumuna ve öz-etkililiğe etkisi
Çalışmanın amacı KOAH ve/veya Astımlı Yaşlılarda Sosyal Desteğin İlaç Uyumuna ve Öz-etkililiğe Etkisi'ni saptamaktır. Çalışma örneklemi Ordu devlet hastanesine başvuran, çalışma kriterlerini uyan 138 hasta oluşturmuştur. Araştırma 01.05.202201.08.2022 tarihleri arasında 3 aylık süre içerisinde tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında hasta ve ilaç bilgi formu, çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği ve öz-etkililik ölçeği kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS 23 programında analiz edilmiştir. Ölçek verilerinin normal dağılmasından dolayı parametrik testlerden t-Testi ve İkiden fazla grupta Grup Ortalamalarının Karşılaştırılması İçin ANOVA testi kullanılmıştır. Ölçekler arasındaki iki değişken arasındaki ilişkinin gücünün ve birbirleriyle olan ilişkilerinin ölçümü için pearson korelasyon testi uygulanmıştır. Katılımcıların %38,4'ü kadın, %61,6'sı erkek hastalardan oluşmaktadır. Katılımcıların %36,2 KOAH, %28,3'ü astım, %35,5'i KOAH ve astım tanısı alan hastalardan oluşmaktadır. Bireylerin yaş ortalamaları 74,37±7,900, tanı süresi 14,4±14,5, hastanede yatış sayısı 4,01±6,33, günlük ilaç kullanım sayısı 4,49±2,50 idi. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği toplam puanı ortalaması 47,25±17,16, Öz-etkililik Yeterlilik Ölçeği toplam puan ortalaması 71,26±9,11 idi. Yapılan korelasyon analizi sonucuna göre; Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği geneli ile Öz-etkililik Yeterlilik Ölçeği geneli (r: -0,241) arasında negatif yönlü düşük seviyede bir ilişki vardır. Sonuç olarak bireylerin Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği puanı arttıkça Öz-etkililik düzeylerinde azalma görülmektedir. Hastalara ve yakınlarına hastalık, sosyal destek, öz-etkililik ve ilaç uyumu üzerine eğitim verilmesi, eğitimlerin sıklaştırılması ve sağlık politikası haline dönüştürülmesi ve sosyal desteğin bağımlılık yönü araştırılması önerimizdir. Anahtar Kelimeler: KOAH, astım, sosyal destek, öz-etkililik, ilaç uyumu, hemşirelik.
Sosyal hizmet bağlamında sağlık hizmetlerinde geronteknoloji: Fenomenolojik çalışma
Bu araştırmanın amacı, yaşlı bireylerin sağlık hizmetlerinde geronteknoloji kullanımına ilişkin deneyimlerini, karşılaştıkları zorlukları, destek mekanizmalarını ve sosyal hizmet beklentilerini belirlemektir. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desen kullanılarak yürütülmüştür. Çalışma, kentsel bölgede yaşayan ve dijital sağlık hizmetlerine erişimi olan 20 yaşlı birey ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yoluyla belirlenmiştir. Veriler, kişisel bilgi formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla yüz yüze derinlemesine görüşmelerle toplanmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler, Braun ve Clarke (2006) tematik analiz yöntemi ile Nvivo 10 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular, yaşlı bireylerin en çok MHRS ve e-Nabız gibi dijital sağlık platformlarını randevu alma, sağlık bilgilerine erişim ve kronik hastalık takibi amacıyla kullandığını göstermiştir. Teknolojik karmaşıklık, dijital güvenlik kaygıları ve sınırlı kurumsal destek, kullanım sürecindeki başlıca engeller olarak belirlenmiştir. Aile desteği, en yaygın yardım kaynağı olmakla birlikte, destek sunan kişinin iletişim tarzı öğrenme motivasyonunu doğrudan etkilemiştir. Katılımcılar, sadeleştirilmiş içerikler, birebir eğitimler, mahalle temelli destek noktaları ve dijital danışmanlık hizmetlerini talep etmiştir. Sonuç olarak, yaşlı bireylerin dijital teknoloji kullanımını artırmak için gönüllülük esaslı, bireysel hazırbulunuşluğu dikkate alan, uygulamalı ve tekrara dayalı eğitim programlarının planlanması; yaşlı dostu cihaz ve içeriklerin geliştirilmesi; sosyal hizmetlerin dijital danışmanlık ve yerinde destek mekanizmalarını güçlendirmesi önerilmektedir.
Yaşlılarda düşmenin yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, yaşlılarda düşmelerin yaşam kalitesine etkisini belirlemektir.Çalışma tasarımı tanımlayıcı bir kesitseldi. Bu çalışmada amaçlı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışmaya Irak'ın Anbar kentindeki Al-Ramadi Eğitim Hastanesi'nde bir ortopedi, cerrahi ve acil servise, düşen ve tedavi için başvuran 65 yaş ve üzeri toplam 90 yaşlı hasta dahil edildi. Veriler, Ocak 2021 ile Haziran 2021 arasında yüz yüze görüşme yoluyla toplanmıştır. Araştırmada katılımcılara sosyodemografik verilerinin yanı sıra düştükten sonra yaşadıkları tıbbi sürece ilişkin soruları içeren ve yaşam kalitelerini belirleyen anketler uygulanmıştır. Sonuçlar betimsel ve çıkarımsal istatistik yöntemiyle analiz edildi. Araştırmanın sonuçlarına göre; ortalama ve standart sapma (3,17 ± 0,473) ile yaşlı katılımcıların %58,9'u kabul edilebilir bir yaşam kalitesi değerlendirme düzeyine sahipken, yaşlıların %27,8'i iyi düzeydeydi. İleri yaşta olan, düşük eğitim düzeyi ve düşük ekonomik düzeye sahip katılımcılarda düşük yaşam kalitesi puanları belirlendi. Katılımcılar arasında; kırık yaşayanlar, hastanede tedavi görenler ve ameliyat olanlar daha düşük yaşam kalitesi puanlarına sahipti. Katılımcıların hastanede kalış süresi ne kadar uzun olursa yaşam kalitesi puanlarının o kadar düşük olduğu belirlendi. Düşme sonrası kalıcı sakatlık yaşayanlarda yaşam kalitesi düşüktü. Şaşırtıcı bir şekilde, çalışmada; düştükten sonra rehabilitasyon hizmeti alanların yaşam kalitesi almayanlara göre daha düşüktü. Kronik hastalığı olan katılımcıların yaşam kalitelerinin olmayanlara göre daha düşük olduğu, katılımcıların günlük kullandıkları ilaç sayısı arttıkça yaşam kalitesi puanlarının düştüğü belirlendi. Anahtar Kelimeler: Düşme, yaşam kalitesi, yaşlı