In vitro

275 theses under this subject heading

Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı dual cure bulk-fı̇ll kompozı̇t rezı̇n materyallerı̇n renk stabı̇lı̇tesı̇ ve yüzey pürüzlülüğünün in vı̇tro olarak değerlendı̇rı̇lmesı̇

Amaç: Çalışmamızda çocuk diş hekimliğinde kullanılan 3 farklı dual cure bulk-fill kompozit rezin materyalin (Fill-up, HyperFIL, Cention-N) ve ışıkla polimerize 1 adet bulk-fill kompozit rezin materyalin (Reveal HD) yüzey pürüzlülüğü ve renk stabilitesi özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Üretici firmanın önerileri dikkate alınarak her materyal 5 mm kalınlıkta, 6 mm çapında polietilen kalıplar içerisine yerleştirilerek örnekler hazırlanmıştır. Deney grubunda dual cure bulk-fill kompozitler, kontrol grubunda ise ışıkla polimerize olan bulk-fill kompozit kullanılmıştır. Deney grubunda kullanılan örneklerin yarısı self polimerizasyona bırakılmış, diğer yarısı ise üretici firma talimatları doğrultusunda ışıkla polimerize edilmiştir.(n=10) Kontrol grubundaki örnekler ise ışıkla polimerize edilmiştir.(n=10) Deney grubunda bulunan 3 adet dual cure bulk-fill kompozitten ve 1 adet ışıkla polimerize kompozitten toplam 70 adet örnek elde edilmiştir. Hazırlanan her örneğin 24 saat etüvde 37°C'de distile suda bekletilmesi sonrasında yüzey pürüzlülüğü ölçülmüştür. Örneklerin yüzey pürüzlülük testi Mustafa Kemal Üniversitesi Teknoloji ve Ar-Ge Uygulama ve Araştırma Merkezinde bulunan Hysitron TI 950 TriboIndenter cihazı ile yapılmıştır. Ardından örneklerin yüzey analizi için Mustafa Kemal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Araştırma Laboratuvarında bulunan SEM (JEOL 5500/OXFORD Inca-X Taramalı Elektron Mikroskobu) kullanılmıştır. Renk stabilitesini belirlemek için deney grubunda kullanılan örneklerin yarısı self polimerizasyona bırakılmış, diğer yarısı ise ışıkla polimerize edilmiştir. Kontrol grubundaki örnekler ise ışıkla polimerize edilmiştir. Deney grubunda bulunan 3 adet dual cure bulk-fill kompozitten ve 1 adet ışıkla polimerize kompozitten toplam 105 adet örnek elde edilmiştir. Hazırlanan her örneğin 24 saat etüvde 37°C derecede distile suda bekletilmesi sonrasında başlangıç renk ölçümleri bir spektrofotometre [VITA Easyshade® Advance 4.0 (VITA Zahnfabrik, Bad Sackingen, Germany)] cihazı ile yapılmıştır. Daha sonra örnekler distile suda, vişne suyunda ve soğuk çayda 1 hafta bekletilmek üzere rastgele 3 ayrı gruba ayrılmıştır.(n=5) 1 hafta sonunda örneklerin spektrofotometre ile renk ölçümleri yapılmıştır. Örneklerin renk değişimleri CIEDE 2000 sistemine göre kaydedilmiştir. Bulgular: Kompozit grupları içerisinde en az yüzey pürüzlülüğü deney grubunda bulunan ışıkla polimerize Cention-N kompozit örneklerde görülmüştür. Kompozit grupları içerisinde en fazla yüzey pürüzlülüğü deney grubunda bulunan self polimerizasyona bırakılan Fill-up kompozit örneklerde görülmüştür. Deney grubunda yer alan Fill-up ve Cention-N kompozit gruplarında, self polimerizasyona bırakılan örneklerin ve ışıkla polimerize edilen örneklerin yüzey pürüzlülüğü, istatistiksel açıdan anlamlı derecede farklılık göstermektedir(p<0,05). Self polimerizasyona bırakılan kompozit gruplarının yüzey pürüzlülüğü kendi aralarında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir(p>0,05). Işıkla polimerize edilen kompozit gruplarının yüzey pürüzlülüğü kendi aralarında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir(p>0,05). Kompozit grupları içerisinde en fazla renklenme miktarı, deney grubunda bulunan self polimerizasyona bırakılan ve vişne suyunda bekletilen Fill-up kompozit örneklerde görülmüştür. Kompozit grupları içerisinde en az renklenme, deney grubunda bulunan ışıkla polimerize edilen ve distile suda bekletilen Cention-N kompozit örneklerde görülmüştür. Sonuç: Bu bilgiler ışığında dual cure bulk-fill kompozitlerin self polimerizasyona ilaveten ışıkla polimerize edilmesi sonucu yüzey pürüzlülüğünde azalma ve renk stabilitesinde artış beklenebilir.

Dental materyallerDiş renk değişikliğiKompozit reçineler+4
Zehra Şivgan
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İn vitro lipopolisakkarit uyarımlı karaciğer yangı modelinde alfa-terpineol'ün etkinliğinin araştırılması

In Vitro Lipopolisakkarit Uyarımlı Karaciğer Yangı Modelinde Alfa-terpineol'ün Etkinliğinin Araştırılması Terpinollerin birçok çalışmada antioksidan özelliklerinden dolayı antikanser, antikonvülsant ve antiülser gibi biyolojik etkileri ortaya konulmuştur. Araştırmanın amacını Ecoli'den izole edilen LPS (lipopolisakkarit)'in karaciğer hücrelerine etkin konsantrasyonda uygulanarak oluşturulan yangı modelinde α-terpineol'ün anti-inflamatuar ve anti-apoptotik gibi biyofonksiyonları araştırılması oluşturdu. Bu amaçla deneme materyali olarak sürekli hücre hatlarından insan orijinli HepG2 hücreleri materyal olarak seçildi. Etken madde olarak seçilen LPS ve α-terpineol, ticari olarak temin edildi ve hücrelere farklı konsantrasyonlarda 24 saat uygulandı. Her iki etken maddenin etkin konsantrasyonları, hücre canlılık testleriyle gerçekleştirildi. Süre sonunda alınan mRNA örneklerinden ise, TNF-α, IL-1β ve IL-10, Kaspaz 3, Bax ve Bcl-2 gen ekspresyon düzeyleri gerçek zamanlı kuantatif polimeraz zincir reaksiyonuyla (qRT-PCR) araştırıldı. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre LPS'in farklı konsantrasyonları hücrelere uygulanarak kontrol grubuna göre %11.5 oranında hücre kayıplarına neden olan 50 ng/ml konsantrasyonu modelleme için seçildi. Ancak α-terpineolün LPS ile birlikte kullanıldığında 10 μM konsantrasyonunda hücre kayıplarını % 2.12 oranında önlediği bulundu. Çalışmada gen analizleri değerlendirildiğinde LPS'in TNF-α ve IL-1β gen ekspresyonlarını arttırdığı, α-terpineol uygulamasının ise bu durumu tersine çevirdiği tespit edildi. Yine IL-10 gen ekspresyonu LPS tarafından baskılanırken, α-terpineol tarafından anlamlı düzeyde uyarıldığı da ortaya konuldu. Bununla birlikte çalışmada LPS'in kaspaz 3 ve Bax gen ekspresyonlarını arttırdığı, ancak α-terpineol'ün bu stimülasyonu baskıladığı tespit edildi. Ayrıca buna ilaveten anti-apoptotik Bcl-2 gen ekspresyonları LPS tarafından baskılanırken, α-terpineol tarafından uyarıldığı bulundu. Araştırmadan elde edilen verilerle, monoterpen α-terpineol'ün kısa süreli ve düşük olan proliferatif konsantrasyonunun özellikle patojen kaynaklı karaciğer rahatsızlıklarında alternatif bir tedavi ajanı olabileceği görüldü. Bununla birlikte konunun tam aydınlatıabilmesi için in vivo ve daha ileri düzey araştırmalara ihtiyaç duyulduğu kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: Lipopolisakkarit, inflamasyon, α-terpineol, apoptoz.

Alfa terpineolKaraciğerKaraciğer hastalıkları+3
Ayşe Pınar Tunçer
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Health Sciences
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dual cure bulk-fıll kompozit rezinlerin farklı zaman aralıklarında nanosertlik değerlerinin in vitro olarak incelenmesi

Giriş ve Amaç: Bu çalışmada dual cure bulk-fill kompozit rezinlerin farklı zaman aralıklarında nanosertlik değerlerinin in vitro olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada deney grubunda Fill-Up, HyperFIL, Cention N dual cure bulk fill kompozit rezinler ve kontrol grubunda ışıkla sertleşen bir bulk-fill kompozit rezin olan Reveal HD'nin nanosertlik değerleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada deney grubunda Fill-Up, HyperFIL, Cention N dual cure bulk fill kompozit rezinler ve kontrol grubunda ışıkla sertleşen bir bulk-fill kompozit rezin olan Reveal HD'nin nanosertlik değerleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Fill-Up, Cention N ve HyperFIL kompozit rezinlerin universal rengi Reveal HD nin ise A2 rengi kullanılmıştır. Deney grubunda kullanılacak olan dual cure bulk-fill kompozitler 2 alt gruba ayrılmıştır. 1. grup LED ışık kaynağı ile polimerize edilmiş, 2. grubun ise üretici firmaların talimatları doğrultusunda kimyasal olarak polimerizasyonları sağlanmıştır. Deney grubundaki kompozit rezinler 5 ve 10 mm olmak üzere iki farklı derinlikte silindirik pleksiglas kalıplara yerleştirilmiştir. Kontrol grubunda ise 5 mm derinliğinde kalıplar kullanılmıştır ve polimerizasyonları LED ışık kaynağıyla sağlanmıştır. Örneklerin alt ve üst yüzeylerinin nanosertlik değerleri polimerizasyonlarından 24 saat ve 7 gün sonra Mustafa Kemal Üniversitesi Teknoloji ve Ar-Ge Uygulama ve Araştırma Merkezinde bulunan Hysitron TI 950 TriboIndenter cihazı kullanılarak ölçülmüştür. Her bir örneğin alt yüzey sertlik değeri üst yüzey sertlik değerine bölünerek polimerizasyon dereceleri hesaplanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda veriler %95 güvenle SPSS 21 programı kullanılarak analiz edilmiştir. İstatistiksel değerlendirmeler sonucunda sertlik ölçümü ve polimerizasyon derecesi bulgularına göre dual cure bulk-fill kompozit rezinlerin ışıkla veya kimyasal olarak polimerizasyonlarından 24 saat sonra ve 7. günde ölçülen nanosertlik değerleri ve polimerizasyon dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmemiştir. HyperFIL ve Fill-Up dual cure bulk-fill kompozit rezinlerin ışıkla polimerizasyonlarının nanosertlik ve polimerizasyon derecesi değerlerine bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Cention N dual cure bulk-fill kompozit rezin ise bir ışık kaynağı ile polimerize edildiğinde daha yüksek nanosertlik ve polimerizasyon derecesi değerleri elde edilmiştir. Gruplar markalara göre kıyaslandığında her iki polimerizasyon şeklinde de en yüksek nanosertlik ve elastik modül değerlerinin Cention N'e ait olduğu görülmüştür. Işıkla polimerize edilen grupta en yüksek polimerizasyon derecesi değerlerini Cention N gösterirken, kimyasal olarak polimerize edilen grupta ise en yüksek polimerizasyon derecesi değerleri HyperFIL'e aittir. Sonuç: Sonuç olarak test edilen dual cure bulk-fill kompozit rezinlerin 24 saat sonra nihai sertliklerine ve polimerizasyon derecelerine ulaştıkları tespit edilmiştir. Cention N en yüksek sertlik ve polimerizasyon derecesi değerlerini göstermiştir.

Dental materyallerDiş hekimliğiKompozit reçineler+3
Eda Özdemir
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karbapeneme dirençli pseudomonas aeruginosa suşlarında seftazidim avibaktam'a karşı in vitro duyarlılık yöntemlerinin karşılaştırılması ve bazı karbapenemaz genlerinin araştırılması

Amaç: Seftazidim avibaktam duyarlılığını güvenilir bir şekilde belirlemek için alternatif yöntemlere ihtiyaç vardır. Bu çalışmada karbapenem dirençli Pseudomonas aeruginosa suşlarında seftazidim avibaktam duyarlılığını değerlendirmek için referans yöntem olan sıvı mikrodilüsyon ile disk difüzyon yöntemlerinin karşılaştırılması ve polimeraz zincir reaksiyonu yöntemiyle sık görülen karbapenemaz genlerinin (KPC, IMP, VIM, NDM, OXA-48, GES) araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Mart 2021-Ocak 2023 tarihleri arasında Hitit Üniversitesi Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarı'na gönderilen klinik örneklerden izole edilen karbapenem dirençli 103 P. aeruginosa izolatı çalışmaya dahil edilmiştir. Seftazidim avibaktam duyarlılığının belirlenmesi için disk difüzyon ve sıvı mikrodilüsyon yöntemi kullanılmıştır. Karbapenemaz üretiminin fenotipik tayini, karbapenem inaktivasyon yöntemiyle yapılmıştır. Genotipik tayin için DNA izolasyonu yapıldıktan sonra polimeraz zincir reaksiyonu yöntemi uygulanmış, çoğaltılan gen bölgeleri agaroz jel elektroforezi sayesinde yürütülmüş ve UV ışık altında görüntülenmiştir. Bulgular: İzolatların %69'u sıvı mikrodilüsyon sonuçlarına göre seftazidim avibaktama duyarlı, %31'i seftazidim avibaktama dirençli bulunmuştur. Disk difüzyon yöntemi uygulanan 98 izolat, sıvı mikrodilüsyon sonuçlarıyla uyumlu sonuç vermiş olup iki izolat teknik belirsizlik alanı içerisinde bulunmuş, üç izolatta uyumsuz sonuç gözlenmiştir. Teknik belirsizlik alanı içinde bulunan izolatlar sıvı mikrodilüsyon ile duyarlı bulunmuştur. İki izolat disk difüzyon ile seftazidim avibaktama dirençli bulunup sıvı mikrodilüsyon ile duyarlı bulunurken, bir izolat disk difüzyon ile seftazidim avibaktama duyarlı bulunup sıvı mikrodilüsyon ile dirençli saptanmıştır. Polimeraz zincir reaksiyonu yöntemi ile 2 NDM, 1 VIM ve 8 GES üreten izolat tespit edilmiştir. NDM ve VIM üreten üç izolatta karbapenem inaktivasyon metodu pozitifliği saptanmış, karbapenem inaktivasyon metodu sonucu pozitif olan iki izolatta ise karbapenemaz geni saptanamamıştır.

AvibaktamGenlerKarbapenemaz+4
İsmail Aytaç Acar
Hitit University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kolistin ve karbapenem dirençli acinetobacter baumannii ve klebsiella pneumoniae suşlarında akım sitometri yöntemi ile kolistin ve meropenem kombinasyonunun in vitro etkinliğinin test edilmesi ve dama tahtası yöntemi ile karşılaştırılması

Günümüzde gram negatif bakterilerde karbapenem direncinin artması ile birlikte tedavilerde kolistin daha sık kullanılmaya başlanmıştır. Bunun bir sonucu olarak kolistine direnç giderek artmaktadır. Çalışmamızda, kolistin ve karbapenem dirençli Acinetobacter baumannii ve Klebsiella pneumoniae suşlarında akım sitometri tabanlı time kill ve dama tahtası sinerji testi yöntemleri ile kolistin ve meropenem kombinasyonunun in vitro etkinliğinin araştırılması amaçlandı. Kolistin ve karbapenem dirençli 10 adet A. baumannii ve 10 adet K. pneumoniae suşunda kolistin direnci broth mikrodilüsyon yöntemi ile doğrulandıktan sonra, kolistin ve meropenem kombinasyonu akım sitometri tabanlı time kill ve dama tahtası yöntemleri ile çalışıldı. Ek olarak suşlar, gradient difüzyon sinerji testi yöntemi ile de çalışıldı. Sonuçlar, dama tahtası ve GDY için fraksiyonel inhibitör konsantrasyonu, time kill için logaritma tabanında artış-azalış ile hesaplanarak değerlendirildi. Klebsiella pneumoniae suşlarında dama tahtası yöntemi ile %40 sinerjik, %50 aditif ve %10 indiferan etkinlik saptandı. A. baumannii suşlarında ise %70 sinerjik, %20 aditif, %10 indiferan etkinlik saptandı. Time kill yönteminde ise tüm suşlarda indiferan etkinlik saptandı. Akım sitometri tabanlı time kill ve dama tahtası yöntemleri arasında %10 uyum saptanırken, time kill ile GDY arasında %55 uyum saptandı. Literatürde akım sitometri tabanlı bir sinerji testi ile hasta izolatları kullanılarak antibiyotik kombinasyonu etkileşiminin incelendiği bir çalışmaya rastlamadık. Geleneksel yöntemi modernize etmesi, hızlı sonuç vermesi gibi yönleriyle çalışmamız dikkat çekicidir. Ancak sinerji testlerinin doğasında bulunan testler arası uyumsuzluk nedeniyle yeni çalışmalar ile testler arasındaki korelasyon iyileştirilmelidir.

Acinetobacter baumanniiAkım sitometrisiKarbapenemler+6
Özlem Işık
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı kuru madde ve laktik asit bakteri inokulantlarının mısır silajının fermantasyon ve aerobik stabilite özellikleri ile yem değeri üzerine etkisi

Bu çalışma, homofermantatif ve heterofermantatif laktik asit bakteri (LAB) inokulantlarının farklı kuru maddede (KM) hasat edilen mısır (Zea mays L.) silajlarının fermantasyon, aerobik stabilite ve yem değeri üzerine olan etkilerini araştırmak için tasarlanmıştır. Araştırmada kullanılan mısır materyali, süt olum (SO), hamur olum (HO), diş olum (DO) ve fizyolojik olum (FO) dönemi olmak üzere dört farklı olgunlaşma döneminde ve sırasıyla %26,3, 31,4, 37,3 ve 42,7 KM içeriğinde hasat edilmiştir. Homofermantatif LAB olarak Lactobacillus plantarum (LP), heterofermantatif LAB olarak Lactobacillus buchneri (LB) ve bu iki bakterinin (LP+LB) 1:1 kombinasyonunu içeren inokulantlar 1×106 cfu g-1 düzeyinde uygulanmıştır. Deneme grupları, dört olgunlaşma dönemi (SO, HO, DO ve FO) ve dört uygulamadan (kontrol (C), LP, LB ve LP+LB) oluşmuştur. Her deneme materyali dörder tekerrürlü olarak 1,5 L'lik anaerobik kavanozlara silolanmıştır. Silolamanın 60. gününde kavanozlar açılarak silajların kimyasal ve mikrobiyolojik analizleri yapılmıştır. Silolama döneminin sonunda açılan silajlara beş gün süreyle aerobik stabilite testi uygulanmıştır. Silajların yem değeri in vitro gaz üretim tekniği ile belirlenmiştir. Olgunlaşma dönemlerinin tüm parametreler üzerindeki etkileri anlamlı bulunmuştur (P<0,0001 ila P=0,0003). İnokulantların KM, amonyak azotu, asit deterjan lif, hemisellüloz, metabolik enerji, net enerji laktasyon içerikleri ve organik madde sindirilebilirlikleri üzerine etkileri önemsiz bulunurken (P>0,05), diğer parametreler üzerindeki etkileri farklı düzeylerde (P<0,0001 ila P=0,02) önemli bulunmuştur. İnokulantlar pH değerini tüm dönemlerde düşürmüşlerdir. Özellikle LP, pH düşüşü üzerine LB ve LP+LB'den daha etkili olmuştur. İnokulantların tümü kontrole göre laktik asit ve asetik asit üretimini artırmıştır. En yüksek laktik asit üretimi, LP uygulanan silajlarda olmuştur. LB ve LP+LB uygulamaları tüm dönemlerde aerobik stabiliteyi geliştirirken LP uygulaması tüm aşamalarda aerobik stabiliteyi düşürmüştür. Anahtar Kelimeler: Aerobik stabilite, gelişim dönemleri, heterofermantatif, homofermantatif, in vitro sindirilebilirlik, Lactobacillus buchneri, Lactobacillus plantarum, laktik asit bakterileri, mısır, silaj, olgunlaşma, fermantasyon, silaj katkı maddesi, yem değeri, Zea mays

Aerobik stabiliteLactobacillusLactobacillus plantarum+7
Erdinç Altınçekiç
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Entomopatojen nematod Heterorhabditis bacteriophora HBH hibrit ırkının In vivo ve In vitro üretim sonrası toprakta kalıcılık ve depolanma süresi farklılıklarının araştırılması

Entomopatojen Nematodlar (EPN) biyolojik mücadelede aktif rol oynayan canlılardır. EPN'ler sentetik pestisitlerin uygulama zorluğu ve çevreye karşı ciddi tehdit oluşturması sebebiyle toprak altı zararlılarına karşı en etkili çözüm yollarından biri olarak bilinmektedir. EPN'ler uygulanmadan önce belirli depolama koşullarına göre saklanmaktadır. Uygulandıktan sonra uygulandığı alanda etkinliğini azami bir süre sürdürmesi beklenmektedir. Bu tez çalışması, EPN'lerin belirlenmiş iklim şartları altında uygulandığı toprakta kalıcılığını ve depolama süresini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. In vivo ve in vitro olarak iki farklı metotta Heterorhabditis bacteriophora HBH Hibrit ırkı infektif juveniller (IJ)'lerin üretimi gerçekleştirilmiştir. H. bacteriophora'nın kalıcılığını belirlemek amacıyla in vivo ve in vitro ortamda üretimi gerçekleşmiş IJ'ler, 6 cm'lik petri kapları kullanılarak toprakların içerisine bırakılmış ve toprak içerisine 10'ar gün arayla Galleria mellonella (son dönem) larvası bırakılmıştır. İki gün sonra petri içerisindeki G. mellonella larvası çıkarılıp disekte edilmiştir. G. mellonella içerisinde gelişen IJ birey sayısı açısından in vivo üretim metodunun (77,2 IJ / larva) in vitro üretime göre (22,6 IJ / larva) daha etkili olduğu tespit edilmiştir. In vivo metodu ile elde edilen IJ'ler, G. mellonella larvalarını enfekte edebilme açısından 140 gün boyunca toprak içerisinde etkinliğini sürdürebilmiş ve IJ'lerin enfekte yeteneğinin en yüksek olduğu süre 50. gün olarak tespit edilmiştir. In vitro metodu ile elde edilen IJ'ler ise, G. mellonella larvalarını enfekte edebilme açısından 170 gün boyunca toprak içerisinde etkinliğini sürdürebilmiş ve enfekte yeteneğinin en iyi olduğu süre 40. gün olarak tespit edilmiştir. Bu tez çalışmasında in vivo ve in vitro ortamda üretimi gerçekleştirilen H. bacteriophora HBH Hibrit ırkı IJ'lerin depolama koşulları test edilmiş, inkübatörde 8, 12, 16, 20 ve 24 °C sıcaklıklarda 3, 6, 9 ve 12 gün sırasıyla bekletilmiştir. Çalışma, en düşük ölüm oranı (% 0,0548), in vivo ortamında üretilen ve 8 °C sıcaklıkta inkübatörde 3 gün bekletilen, en yüksek ölüm oranı (% 11,238) ise in vitro üretimle elde edilen ve 24 °C sıcaklıkta inkübatörde 12 gün bekletilen H. bacteriophora HBH Hibrit ırkı IJ'lerde görüldüğünü ortaya çıkarmıştır.

Depolama süresiEntomopatojen nematodHeterorhabditidae+3
Şeyma Hümeyra Çakır
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İki farklı soğutma sisteminin, farklı değişkenler eşliğinde implant frezlerinin kemik dokuda meydana getirdikleri sıcaklık üzerine etkilerinin in-vitro olarak incelenmesi

Günümüzde implant tedavisi, diş kayıplarının çözümü olarak klinik ve literatürde önemli bir yer tutmaktadır. Bu tedavinin zorunlu girişimleri osseointegrasyonu olumsuz etkileyebilmektedir. Termal travmadan kaçınmak için işlem sırasında soğutma yapılması kemik dokuyu koruyucu ve implant başarısını artıran bir unsurdur. Çalışmamızda, iki farklı soğutma sisteminin -aynı firma tarafından üretilmiş implant frezleri ile farklı derinlik ve çaplarda drilleme yapılarak kemikte oluşturdukları sıcaklık değişimleri üzerine- etkilerinin in-vitro olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda taze sığır femur kemiği kullanılmıştır. Bir dakika boyunca frezleme işlemi yapılmıştır. Drilleme sırasında kemikte meydana gelen ısıyı ölçmek için 2 adet "K tipi termokupl ısı sensörü" yerleştirilerek ölçümler yapılmıştır. Kullanılan frez belirlenen derinliğe ulaştığında ölçülen sıcaklık değerleri kaydedilmiştir. Uygulama, 8 grup oluşturularak ve her bir grup için 30'ar kez tekrarlanmış; toplamda 240 işlem gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, istatistiksel analizlerle değerlendirilmiştir. İstatiksel analizler sonucunda, soğutma sistemlerinin çalışmamızda oluşturulan iki farklı uygulaması arasında ve tercih edilen farklı çapta drillerle gerçekleştirilen uygulamaların sonuçları arasında anlamlı fark görülmüştür. En belirgin farklılık ise 14 mm frezleme derinliğinde iki farklı soğutma uygulaması arasında görülmüştür (p=0,001). Sonuç olarak, çalışmamızda elde edilen verilerle drilleme derinliği arttıkça; kombine soğutma sisteminin, yalnızca dış soğutma sistemine göre daha etkin olduğu gözlenmiştir. Bununla birlikte daha kapsamlı çalışmalar yapılmasında yarar olacağı görüşündeyiz.

DelmeDental implantasyonDental implantlar+5
Emre Taşdemir
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakeal stenozda D-valin etkisi; invitro ve invivo deneysel çalışma

Amaç: Bu çalışmada hücre kültüründe fibroblastları seçici olarak uzaklaştırmak için kullanılan bir molekül olan D-valinin fibroblastların çoğalmasını inhibe ederek trakeal stenoz tedavisindeki yerini göstermek amaçlandı. Yöntem: İnvitro deneysel çalışma: Çeşitli nedenlerle lobektomi veya pnömonektomi yapılan 10 hastanın ameliyat eksplantlarından, tanı için patoloji tarafından kullanılan materyalden arta kalan doku kullanıldı. Aynı hastadan hem bronş epitel hücre kültürü hem fibroblast kültürü elde edildi. İlk 4 hastanın kültürleri standardizasyon için kullanıldı ve beş D-valin konsantrasyonu (10,12.5,15,17.5,20 mM) belirlendi. Sonraki 6 hastanın örnekleri her birinden bronş epitel ve bağ doku ayrı ayrı ekildi ve beş farklı Dvalin konsantrasyonu ve serum fizyolojik uygulanan altı grup oluşturuldu. Her hastanın epitel ve bağ dokusu kültüre edildi. Ancak teknik sebepler ve dokuların farklı üreme hızları nedeniyle eş zamanlı kültür edilip çalışılamadı. Bu yüzden her doku kültür edildi, ama %70 yayılım gösteren hücreler deneye alındı. Hücre kültürleri 96 kuyucuklu (ml/2000hücre) platelerde %70-80 oranında yüzeyi kaplar hale geldiklerinde, D-valinin farklı konsantrasyonları (10,12.5,15,17.5,20 mM) ile 24 saat süre ile inkübe edildi. Hücrelerin canlılığı MTT (3- [4,5- dimethylthiazol- 2- yl]- 2,5- diphenyltetrazoliumbromide) yöntemi ile değerlendirildi. Kısaca, kültür vasatı 1 mg/ml MTT (Sigma) içeren SF vasatı ile değiştirilerek 37 C de 30 dk süre ile inkübe edildi. Daha sonra MTT solüsyonu dökülüp, hücrelerin üzerine DMSO (Sigma) konuldu. Renkteki değişim kolorometrik bir okuyucu ile (spektrofotometre) 550 nm'de okundu. D-valin in en uygun inhibe edici dozları tespit edildi. İnvivo Deneysel Çalışma: 20 (yirmi) adet yetişkin Yeni Zellanda beyaz tavşanı (2 ila 3,4 kg) randomize 4 gruba ayrıldı. Birinci grup kontrol grubu, ikinci grup serum fizyolojik (SF) uygulanan grup, üçüncü grup lokal steroid (Deksametazon 2 mg) uygulanan grup, dördüncü grup D-Valin uygulanan grup olmak üzere, her grupta 5 tavşan yer aldı. Tüm hayvanlara standart cerrahi prosedür uygulanarak trakeal stenoz indüklendi. 15. günde kontrol grubunda bulunan hayvanlar aşırı doz pentobarbital ile sakrifiye edildi, trakeal stenoz oluştuğu histopatolojik olarak gösterildi. Takip eden günlerde diğer gruplarda da aynı cerrahi yöntem uygulanarak cerrahi sırasında ikinci gruba serum fizyolojik, üçüncü gruba deksametazon(2 mg/0,5 ml), dördüncü gruba Dvalin (20 mM/0,5 ml) tek seferde uygulandı. 15. günün sonunda tüm hayvanlar sakrifiye edilerek trakeaları histopatolojik olarak incelendi. Bulgular: V İnvitro Deneysel Çalışma: Epitel ve bağ doku kültürlerinde SF ve 5 farklı Dvalin konsantrasyonu arasında anlamlı fark bulunmadı. 20 mM konsantrasyonda epitel ve bağ doku kültürleri arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon bulundu. İnvivo Deneysel Çalışma: Kontrol grubu tavşanlarda submukozal kalınlık literatürün aksine diğer gruplardan daha az görüldü ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,004, p=0,006, p=0,022). SF, deksametazon ve D-valin grupları arasında anlamlı fark bulunmadı. Fibrozis oranlarına bakıldığında kontrol grubu ile SF uygulanan grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu; ancak kontrol grubunda fibrozis oranı daha düşüktü (p=0,001). Kontrol grubu ile diğer iki grup arasında ve SF, deksametazon ve D-valin gruplarının kendi aralarında karşılaştırılmasında ise anlamlı bir fark bulunmadı. Sonuçlar: Literatür incelendiğinde trakeal stenozda D-valin etkisi üzerine bir çalışmaya rastlanmadı. Dolayısıyla çalışmamız bu konuda ilk olma özelliği taşımaktadır. Ayrıca trakeal stenoz üzerine hem invitro hem invivo çalışılması nedeniyle de önem arz etmektedir. D-valin in fibrozis üzerine baskılayıcı etkisi bilinmektedir. Ancak invitro koşullarda fibroblastları baskıladığı konsantrasyonlarda epitel dokuyu da etkilediği görüldü. İnvivo koşullarda ise göreceli olarak fibrozisi etkilediği izlendi, ancak istatistiksel olarak anlamlı sonuç elde edilemedi. İnvitro koşullarda daha fazla konsantrasyon denenmesi, invivo koşullarda ise daha fazla hayvan sayısı ve çeşitli hayvanlarla deneyin tekrarlanması yol gösterici olacaktır.

D-valinFibrozTavşanlar+5
Mehmet Akif Ekici
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metformin ve çeşitli antibiyotik kombinasyonlarının pseudomonas aeruginosa izolatlarına karşı etkinliğinin in-vitro olarak araştırılması

Bakteriyel enfeksiyonlar insanlarda ciddi mortalite ve morbiditeye yol açmaktadır. P. aeruginosa kistik fibrozis hastaları, diyabetik hastalar ve yoğun bakımda yatan hastalar gibi özellikli hasta gruplarında sıklıkla enfeksiyon oluşturmaktadırlar. P. aeruginosa enfeksiyonları antibiyotiklere sık direnç geliştirmeleri, biyofilm oluşturmaları gibi özellikleri nedeniyle yeni tedavi alternatiflerinin odağındadırlar. Son dönemlerde antibiyotiklerin, farklı endikasyonlarda kullanılan ilaçlarla kombinasyonları üzerinde durulmaktadır. Bu çalışmada, Diabetes mellitus hastalığının tedavisinde kullanılan antidiyabetik bir ilaç olan metforminin; imipenem, seftazidim, sefepim, siprofloksasin ve levofloksasin ile kombine etkisi araştırılmıştır. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji laboratuarına gelen kistik fibrozisli hastalardan izole edilen 50 adet P. aeruginosa izolatı dahil edilmiştir. İzolatların antibiyotiklere duyarlılıkları sıvı mikrodilüsyon yöntemiyle metforminle antibiyotiklerin kombine etkisi dama tahtası sinerji testiyle araştırılmıştır. Çalışmamızda dama tahatsı sinerji testi sonucunda; seftazidim ile metformin arasında 3 izolatta (%6) sinerjistik, 11 (%22) izolatta parsiyel sinerjistik; sefepim ile metformin arasında hiçbir izolatta sinerjistik etki saptanmazken, 23 izolatta (%46) parsiyel sinerjistik; imipenem ile metformin arasında 2 izolatta (%4) sinerjistik, 5 izolatta (%10) parsiyel sinerjistik; siprofloksasin ile metformin arasında 3 (%6) izolatta sinerjistik, 3 izolatta (%6) parsiyel sinerjistik, 1 izolatta (%2) antagonist etki; levofloksasin ile metformin arasında ise 1 izolatta (%2) sinerjistik, 6 izolatta (%12) ise parsiyel sinerjistik etki saptanmıştır. Çalışmamızda, metforminle antibiyotikler arasında farklı oranlarda sinerji ve parsiyel sinerji saptanmıştır. Metforminin antibiyotiklerin etkisini ne oranda arttıracağı, antimikrobiyal bir molekül olarak kullanılıp kullanılmayacağı ile ilgili yeni in-vitro çalışmalar ve hayvan deneylerinin yapılmasına ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.

AntibiyotiklerAntienfektif ajanlarBakteriyel enfeksiyonlar+4
Kaan Çeylan
Gaziantep University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı indirekt bonding taşıyıcılarının braket transfer doğruluğunun in vitro olarak karşılaştırılması

İn vitro olan bu çalışmada iki farklı materyalden hazırlanan (IBT reçine ve LT Clear reçine) indirekt bonding taşıyıcılarının transfer doğruluğu karşılaştırılmıştır. Çalışmada 16 hastanın çene modeli 3Shape Ortho AnalyzerTM programına aktarıldı. Her modelde bir taraftaki 2.Premolar diş ile karşıt arktaki 2.premolar diş arasındaki dişler (toplamda 10 diş) referans alındı. Çene modellerine braketler bilgisayar programında ideal pozisyonlarında yerleştirildi. İndirekt bondingte kullanılacak olan taşıyıcılar 3D tasarlanıp yazıcıdan üretildi. Taşıyıcılardaki braketlerin aktarılacağı çalışma modelleri de 3D yazıcılardan üretildi. Braketlerin transfer edildiği çalışma modellerinin "Smart Optics Vinyl Open Air" cihazı ile taraması yapıldı. VRMesh programı sayesinde braketli modellerin çakıştırması lineer (bukko-lingual, insizo-gingival, mesio-distal) ve açısal (rotasyon, angulasyon ve tork) olarak yapıldı. IBT reçine ve LT Clear reçine grupları arasında doğrusal ve açısal düzlemlerde anlamlı bir fark bulunmadı. Doğrusal düzlemde iki taşıyıcı grubu için de en fazla sapma gösteren değer okluzogingival hareketken, açısal düzlemde en az sapma gösteren değer rotasyon hareketi olarak tespit edilmiştir. LT Clear ve IBT gruplar arasında açısal ve doğrusal sapmalar için belirgin bir yön eğilimi görülememiştir. İki grubun doğrusal konumlandırma doğruluğu bukkolingual ölçümlerde mesiodistal ölçümlere göre yüksek, mesiodistal ölçümlerde insizogingival ölçümlere göre yüksek olduğu görülmüştür. Açısal konumlandırma doğruluğu rotasyon ölçümlerinde tork ölümlerine göre, tork ölçümleri angulasyon ölçümlerine göre yüksek olduğu görülmüştür. Çalışmada kullanılan programların, transfer kaşıklarının değişmesi ve çalışmanın in vitro yerine in vivo yapılması sonuçlarda değişiklik oluşturabilir. Çalışma titizlikle yapılmış olsa da tekniğin geliştirilebilmesi için üzerinde daha fazla çalışma yapılması gerekiyor.

3-D teknolojisiDental bondingOrtodonti+4
Fırat Söğüt
Gaziantep University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

L-tiroksin'in in vitro osteoartrit modeli üzerine etkileri

Osteoartrit, artiküler kıkırdak kaybıyla karakterize olmasıyla bilinen engellilik nedenlerinden biridir. OA'nın patofizyolojisine bakıldığında, hasarlı kıkırdakta rejeneratif kapasitenin sınırlı olduğu görülmektedir. Bu nedenle yapılacak müdahale kritik önem arz etmektedir. Herhangi bir dokuda hücrelerin metabolik aktivitesinde ana rol oynayan ana hormonlardan biri olan tiroid hormonları, rejeneratif tıpta büyük bir odak noktası olabilir. Tiroid hormonlarının kemik, kas ve eklem kıkırdağının anahtar regülatörü olarak birçok araştırmada ortaya çıkmıştır. Kondrositlerin ardışık kıkırdak dejenerasyonu ile terminal farklılaşmasını önlemek için, kıkırdak hücresinin lokal T3 mevcudiyetinin hücre içi deiyodinaz sistemi tarafından tam olarak düzenlenmesine bağlıdır. T3 hormonu OA patogenezinde önemli bir role sahip olabilir. Çalışmamızda L-Tiroksinin bütün bu rejeneratif etkilerine dayanarak osteoartritik insan kondrosit kültürü olarak stimüle edilmiş osteoartritik ortamda LTiroksin hormonunun kondrojenez yeteneği sorgulandı. İlk aşamasında OA hastalığı nedeniyle Total Diz Protezi ameliyatı olan hastaların, bu ameliyat sonucunda oluşan atık dokusu kullanıldı. Atık kıkırdaktan primer hücre kültürü elde edildi. Ana kontrol grubunda, kültüre hiçbir şey eklemeden normal bir şekilde bırakıldı. Negatif kontrol grubunda, yanıt beklenmeyecek olan hanks dengeli tuz çözeltisi karışımındaki oranı %10'u olacak şekilde eklendi. Deney grubunda ise L-Tiroksin, T4 12.5ng/ml, 25 ng/mL, 50ng/ml, 100ng/ml olarak 4 farklı grupta hücrelere eklendi. Sonuç olarak; 3 farklı plakla çalışılan her gruptaki kondrosit sayıları Toplam alt bölümün ortalama puanları sırasıyla kontrol grubu için 9.33 ± 1.15, HBBS grubu için 12.66 ± 1.52, 12.5 ng/ml grubu için 5 ± 2. 25 ng/ml grubu için 4.33 ± 1.52, 50 ng/ml grubu için 6.66 ± 0.57 ve 100 ng/ml grubu için 8.66 ± 1.15 olarak bulunmuştur. Kontrol grubu ile HBBS grubu (p:0.039), 12.5 ng/ml grubu (p: 0.031), 25 ng/ml grubu (p:0.011) ve 50 ng/ml grubu (p: 0.039) arasında anlamlı sonuçlar görülmüştür. Sonuç olarak L-Tiroksinin OA'lı hücre kültürüne anlamlı etkileri gözlendi.

KıkırdakOsteoartritRejenerasyon+2
Azize Akıncı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Güncel diş renkli restoratif dolgu materyallerine farklı uygulama prosedüründeki ev tipi beyazlatma ajanları uygulandıktan sonra fiziksel özelliklerinin in vitro olarak incelenmesi

Bu tez çalışmasında, güncel diş renkli restoratif dolgu materyallerine, farklı uygulama prosedüründeki ev tipi beyazlatma ajanları uygulandıktan sonra fiziksel özelliklerinin in vitro olarak incelenmesi amaçlandı. Ormocer nano-hibrid üniversal kompozit rezin (Admira Fusion, Voco, Almanya); Cam karbomer dolgu (GCP Cam karbomer, GCP Dental, Hollanda); yüksek viskoziteli cam iyonomer siman dolgu ( Equia Forte, GC Dental, Japonya) ve TCD matriks bazlı kompozit rezin (Topaz, Kulzer, Japonya) kullanılarak her materyalden 30 adet, toplamda 120 örnek, 10x2 mm'lik metal kalıp içerisinde üretici firma talimatlarına uygun olarak hazırlandı. Admira Fusion ve Topaz'dan hazırlanan örnekler LED ışık cihazı (Valo Cordless, Ultradent, ABD) ile 20 saniye polimerize edildi. Sırasıyla 400, 600, 800 ve 1000'grenlik silikon karbid zımparalarla, polisaj cihazı (Minitech 233, Presi, Fransa) kullanılarak su soğutması altında ön düzleştirmeleri yapıldı. Elmas partikülleri içeren polisaj lastiği (Dimanto, Voco, Almanya) ile tüm örneklerin su soğutması altında polisajı yapıldı. Equia Forte'den hazırlanan örneklere rezin bazlı yüzey örtücüsü (Equia Forte Coat, GC Dental, Japonya) sürülerek 20 saniye LED ışık cihazı ile polimerize edildi. Cam karbomer ile hazırlanan örneklere ise bitim materyali (GCP gloss, GCP Dental, Hollanda) sürüldükten sonra 90 sn boyunca GCP CarboLED ışık cihazı (GCP Dental, Hollanda) uygulandı. Tüm örnekler yapay tükürük kullanılarak termal yaşlandırma cihazında (SD Mechatronik Thermocycler, SD Mechatronik, Almanya) 10.000 siklus uygulanarak yaşlandırma işlemine tabi tutuldu. Renk ölçümleri bir spektrofotometre (Vita EasyShade Advance 4.0, Vita Zahnfabric, Almanya) ile; yüzey pürüzlülükleri ise konvansiyonel profilometre (MarSurf M 300 C, Mahr Gmbh, Almanya) cihazı kullanılarak yapıldı. Ayrıca mikrosertlik test cihazı (Shimadzu Mikrosertlik Test Cihazı HMV-2 Serisi, Shimadzu, Japonya) ile mikrosertlik ölçümleri yapıldı ve ortalamaları alınıp kaydedildi. Her restoratif materyalden hazırlanan örnekler rastgele üç gruba ayrıldı (n=10). Gruplardan ilki kontrol grubu olup hiçbir beyazlatma prosedürü uygulanmadı. Diğer iki gruptan birine % 10 karbamid peroksit (KP) içeren ajan (Opalescence PF % 10, Ultradent, ABD) günde 8 saat; diğerine % 45 KP içeren ajan (Opalescence Quick PF % 45, Ultradent, ABD) günde 30 dakika 14 gün boyunca üretici firma talimatlarına uygun olarak uygulandı. Beyazlatma prosedürü sırasında örnekler 37ºC'lik etüvde yapay tükürük solüsyonu bulunan metal küvette bekletildi. Beyazlatma prosedürü bittikten sonra, tüm örneklerin yüzey pürüzlülüğü ölçümü, renk analizi ve mikrosertlik ölçümleri tekrar yapıldı. Verilerin istatiksel analizi, Windows için SPSS (SPSS Inc., Chicago, Illinois, ABD) 15.0 versiyon paket programı kullanılarak yapıldı. Verilerin analizi için parametrik tek yönlü varyans analizi(ANOVA), Dunnet, Bonferroni testleri ve Student's t testi kullanıldı. Anlamlılık p< 0.05 düzeyinde değerlendirildi. Admira Fusion'un yüzey mikrosertliği (VMH), total renk değişimi (ΔE) ve yüzey pürüzlülüğü değerlerinin (Ra) uygulanan beyazlatma prosedürlerinden etkilenmediği belirlendi. GCP cam karbomer'e % 10 KP uygulamasından sonra VMH ve Ra değerlerinde bir değişim gözlenmezken; ΔE değerinin arttığı ve klinik olarak kabul edilebilir sınırın üzerine çıktığı görüldü. % 45 KP ile yapılan beyazlatma uygulamasından ise tüm parametrelerde olumsuz etkilendi ve klinik olarak kabul edilebilir değerlerin üzerinde sonuçlar elde edildi. Equia Forte'ye % 10 KP uygulamasından sonra VMH ve Ra değerlerinde bir değişim kaydedilmezken; ΔE değerinin arttığı ve klinik olarak kabul edilebilir sınırın üzerine çıktığı görüldü. % 45 KP uygulamasından sonra ise ΔE ve Ra değerlerinde bir farklılık belirlenmezken; VMH değerinin arttığı görüldü. Topaz'a % 10 KP uygulamasından sonra yüzey VMH ve ΔE değerlerinde azalma tespit edildiği; Ra'nın etkilenmediği görüldü. % 45 KP uygulamasından sonra Ra ve ΔE değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamazken; VMH'nın azaldığı tespit edildi. % 10 ve % 45 KP içeren ajanlarla ev tipi beyazlatma prosedürü uygulandığında önceden varolan Admira Fusion ile yapılmış dolgular eğer diş rengi ile uyumlu ise restorasyonların değiştirilmelerine gerek olmayabilir. Diğer tüm restoratif materyallerin ise beyazlatma uygulamaları sonrası en az bir parametresi olumsuz etkilendiğinden önceden varolan restorasyonların beyazlatma sonrasında değiştirilmeleri önerilebilir. Anahtar kelimeler: ev tipi beyazlatma, cam karbomer, ormocer, TCD- üretan, yüksek viskoziteli cam iyonomer siman, yapay tükürük, termal yaşlandırma.

Cam iyonomer çimentolarıDental materyallerDental restorasyon+5
Gökçe Dönmez Kıran
Bezmialem Vakıf University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Nano ve mikro boyutlarda biyoaktif cam partikülleri eklenen fissür örtücü materyallerin remineralizasyon etkinliklerinin in-vitro olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmada; farklı boyutlarda (nano, mikro, hibrit) biyoaktif cam (BAC) partikülleri ile modifiye edilen ticari fissür örtücü materyallerinin, minenin demineralizasyon direncine etkisinin ve remineralizasyonuna katkısının in vitro olarak değerlendirilerek karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda; kökleri uzaklaştırılıp epoksi rezin içerisine gömülen 45 adet çürüksüz daimi molar diş rastgele 5 gruba ayrılmış ve demineralizasyon solüsyonu ile dişlerin okluzal yüzeylerinde yapay başlangıç çürük lezyonları oluşturulmuştur. Demineralize edilen örneklerin sertlik ve elastisite modulü değerleri nanoindentasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Ardından yapay başlangıç çürüğü oluşturulan okluzal yüzeylerdeki pit ve fissürlere fissür örtücü uygulaması yapılmıştır. Birinci grup kontrol grubu olarak seçilmiş ve ticari fissür örtücü materyali olan Helioseal F Plus (Ivoclar Vivadent, Schaan Liechtenstein) uygulanmıştır. İkinci gruba, %15 mikro boyutlu BAC (MİKRO BAC) ile; üçüncü gruba ise, %15 nano boyutlu BAC ile modifiye edilen fissür örtücüler (NANO BAC) uygulanmıştır. Dördüncü gruba %7.5 mikro boyutlu BAC ve %7.5 nano boyutlu BAC'ın doldurucu olarak kombine kullanıldığı fissür örtücüler (HİBRİT BAC) uygulanırken, beşinci grup fissür örtücü uygulamasının yapılmadığı negatif kontrol grubu olarak seçilmiştir. Her bir örnek ayrı kaplarda olacak şekilde gerçekleştirilen 7 günlük pH siklusunun sonrasında ikinci nanoindentasyon analizi yapılmıştır. Demineralizasyon sonrası ve pH siklusu sonrası değerler kullanılarak % yüzey sertlik iyileşme değerleri hesaplanmıştır. Ayrıca her gruptan 1 adet olmak üzere toplamda 5 adet örneğin fissür örtücü tabanına komşu mine dokusunun ortalama iyon yüzdeleri SEM-EDS analizi ile incelenmiştir. Nanoindentasyon analizi ile elde edilen veriler; SPSS 23.0 programı (IBM, Şikago, ABD) ile Shapiro Wilk testi, tek yönlü varyans analizi, Duncan testi ve t testi kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Sonuçların değerlendirilmesi p< 0,05 anlamlılık düzeyinde yapılmıştır. Tüm gruplarda pH siklusu sonrası ortalama nanosertlik değerleri, demineralizasyon sonrası nanosertlik değerlerinden yüksek olmasına rağmen yalnızca NANO BAC grubundaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,036). Ortalama yüzey sertlik iyileştirme değerleri incelendiğinde ise en yüksek değer MİKRO BAC grubunda iken onu sırasıyla; HİBRİT BAC, KONTROL, NANO BAC ve NEGATİF KONTROL grupları izlemiş ancak değerler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p=0,820). Gruplar arası ve grup içi demineralizasyon sonrası ve pH siklusu sonrası elastisite modulü değerleri karşılaştırıldığında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). SEM-EDS verileri incelendiğinde; ağırlıkça ve atomca % Ca ortalaması; en yüksek NANO BAC, en düşük ise NEGATİF KONTROL örneğinde görülmüştür. Ağırlıkça ve atomca % P ortalaması ise; en yüksek KONTROL örneğinde görülürken, en düşük ortalama NEGATİF KONTROL örneğinde görülmüştür. Ağırlıkça % Ca/P ortalaması BAC içeren örneklerde kontrol ve negatif kontrol gruplarındaki örneklere göre daha yüksek iken, en yüksek değer NANO BAC örneğinde gözlenmiştirr. Rezin esaslı fissür örtücülere eklenen nano BAC partiküllerinin, fissür örtücüye komşu mine dokusunun demineralizasyona karşı direncini arttırdığı ve remineralizasyonuna anlamlı derecede katkıda bulunduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: nano biyoaktif cam, rezin esaslı fissür örtücü, nanoindentasyon, demineralizasyon, remineralizasyon

Biyoaktif camlarDental materyallerDiş demineralizasyonu+3
Gözde Asena Bayraktar
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farklı bitkisel ekstrelerin ve uçucu yağ emülsiyonlarının insan fibroblast hücrelerinin göçü üzerindeki etkilerinin in vitro yara iyileşme modelinde araştırılması

Giriş ve Amaç: Yara iyileşmesi, inflamasyon, proliferasyon ve yeniden modelleme olmak üzere üç ana fazdan oluşan dinamik bir süreçtir. Günümüzde yara tedavisinde kullanılan yöntemlerin sınırlılıkları, alternatif tedavi yaklaşımlarına olan ilgiyi artırmıştır. Bitkisel ekstreler ve uçucu yağların, yara iyileşmesi sürecinde potansiyel faydaları olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada, Matricaria recutita L. çiçek, Hypericum perforatum L. toprak üstü kısmı, Calendula officinalis L. çiçek ve Plantago major L. yaprak ekstreleri ile Laurus nobilis L. yaprak, Salvia officinalis L. yaprak, Origanum onites L. toprak üstü kısmı ve Helichrysum italicum (Roth) G. Don. toprak üstü kısmı uçucu yağlarının, in vitro yara iyileşmesi modeli olan çizik testi üzerindeki etkilerinin insan dermal fibroblast hücrelerinde değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 1 kontrol ve 8 deney grubu (4 ekstre, 4 uçucu yağ emülsiyonu) oluşturulmuştur. Her madde için 8 farklı konsantrasyonda (100, 80, 60, 40, 20, 10, 5 ve 0 µg/mL) MTT sitotoksisite testi uygulanmış ve hücre canlılığı değerlendirilmiştir. Uygun konsantrasyonlar belirlendikten sonra, insan dermal fibroblast hücreleri üzerinde çizik testi uygulanmış ve yara uzunlukları 0., 24. ve 48. saatlerde mikroskobik görüntüleme yöntemiyle ölçülmüştür. Veriler SPSS yazılımında değerlendirilmiş; normallik analizleri sonrası ANOVA ve post-hoc testler (LSD, Tukey) uygulanmıştır. Bulgular: İn vitro yara iyileşmesini değerlendirmek amacıyla uygulanan çizik testi sonuçlarına göre, 24. saatte EM2 ve EX2 gruplarında yara kapanmasının kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde hızlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Buna karşılık, EX3 ve EX4 gruplarında yara kapanması anlamlı şekilde gecikmiştir (p<0.05). 48. saatte yalnızca EX4 grubu yara kapanmasını istatistiksel olarak anlamlı şekilde yavaşlatmaya devam etmiştir. EM2, 24. saatte etkili iken 48. saatte bu etkisini kaybetmiştir. EM3, EM4 ve EX2 gruplarında yara kapanması hücresel olarak olumlu seyretse de bu farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. EM1 ve EX1 ise her iki zaman noktasında da kontrol grubu kadar canlılık yüzdeliği göstermiştir. Sonuç: Çalışma, belirli bitkisel ekstrelerin ve uçucu yağların insan fibroblast hücrelerinde yara iyileşmesini in vitro ortamda destekleyebileceğini ortaya koymuştur. Bu sonuçlar, bitkisel ürünlerin yara bakımında potansiyel yardımcı tedavi olarak değerlendirilmesini desteklemektedir. Ancak bu verilerin klinik geçerliliği için ileri düzeyde in vivo ve klinik çalışmalar gerekmektedir.

Bitki özütüBitkisel ilaçlarFibroblastlar+3
Hilal Yıldırım
Bezmialem Vakıf University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Lactobacillus acidophilus ve Bifidobacterium bifidum'un aspergillus flavus gelişimi ve aflatoksin B1 ve aflatoksin M1 üzerine etkisinin in vitro şartlarda araştırılması

öz YÜKSEK LİSANS TEZİ Lactobacillus acidophilus ve Bifidobacterium bifidum' un Aspergillus flavus GELİŞİMİ ve AFLATOKSİN B, ve AFLATOKSİN Mı ÜZERİNE ETKİSİNİN IN VITRO ŞARTLARDA ARAŞTIRILMASI Bülent KABAK ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLER ENSTİTÜSÜ GIDA MÜHENDİSLİĞİ ANA BİLİM DALI Danışman: Yrd. Doç. Dr. Işıl VAR Yıl: 2002, Sayfa:88 Jüri: Yrd. Doç. Dr. Işıl VAR Prof. Dr. Mehmet BİÇİCİ Yrd. Doç. Dr. Zerrin ERGİNKAYA Bu çalışmada öncelikli olarak probiyotik laktik asit bakterilerinden Lactobacillus acidophilus ve Bifidobacterium bifidum'un aflatoksin B» ve aflatoksin Mı'i bağlama ve detoksifiye etme yeteneği araştırılmıştır. İkinci aşamada ise probiyotik laktik asit bakterilerinin normal metabolik fâaliyetleri sırasında ürettiği metabolitlerin aflatoksin B] oluşumu üzerine etkisinin olup olmadığı In Vitro ve yağsız sütte araştırılmıştır. Elde edilen bulgular aşağıdaki şekilde özetlenebilir -Lactobacillus acidophilus suşlarının In Vitro koşullarda aflaoksin Bı'i bağlama yetenekleri %32.2-37.0 arasında bulunmuştur. Bifidobacterium bifidum suşlarının in Vitro koşullarda aflatoksin Bı'i bağlama yetenekleri %3 1.0-46.5 arasında bulunmuştur. -Lactobacillus acidophilus suşlarının gıda modelinde aflatoksin Bı'i bağlama yetenekleri % 29.5-34.5 arasında bulunmuştur. Bifidobacterium bifidum suşlarının gıda modelinde aflatoksin Bı'i bağlama yetenekleri %30.0-38.5 arasında bulunmuştur. -Lactobacillus acidophilus ve Bifidobacterium bifidum'un In Vitro koşullarda aflatoksin Mı'e bağlanma yetenekleri %30.5-32.5 arasında olduğu bulunmuştur. -Lactobacillus acidophilus ve Bifidobacterium bifidum'un gıda modelinde aflatoksin Mı'e bağlanma yetenekleri %28.8-29.3 arasında bulunmuştur. -Test edilen bakteriler arasında aflatoksin Bı ve aflatoksin Mı'e en yüksek bağlanma aktivitesini Bifidobacterium bifidum Bb 13 göstermiştir. -Lactobacillus acidophilus ve Bifidobacterium bifidum suşlarının aflatoksin Bı ve aflatoksin Mı'e farklı bağlanma yeteneği gösterdiği belirlenmiştir. -Lactobacillus acidophilus ve Bifidobacterium bifidum'un, Aspergillus fiavus'un aflatoksin Bı oluşumunu teşvik ettiği belirlenmiştir. Anahtar KelimelerProbiyotik Laktik Asit Bakterileri, Aflatoksin, Detoksifikasyon

AflatoksinlerDetoksifikasyonLaktik asit bakterileri+1
Bülent Kabak
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Agrobacterium tumefaciens aracılığı ile hıyarın (Cucumis sativus L.) genetik transformasyonu ve bitki regenerasyonu

Kotiledon ve hipokotil bitki doku parçalan kullanılarak marker gen olarak kanamisine dayanıklılık (npt II) ve P-glukuronidaz (GUS) genlerini içeren Agrobacterium tumefaciens'm pGA482GG plazmidini taşıyan EHA101 ırkı ile hıyar bitkisine (Cucumis sativus L.) gen transferi yapılmıştır. In vitro koşullarda tohumların çimlendirilmesi ile elde edilen bitkilerin kotiledon ve hipokotil parçaları farklı hormon konsantrasyon ve kombinasyonlarını içeren MS ortamı üzerinde kültüre alınmış ve en uygun sürgün regenerasyon ortamının 2 mg/1 zeatin içeren MS ortamı olduğu belirlenmiştir. Denenen bitki doku parçalarından en fazla bitki regenerasyonu ortadan enine ikiye kesilmiş kotiledon yapraklarının sapa bağlanan kısımlarından elde edilmiştir. Doku parçalan A. tumefaciens ile 2 gün süre ile ko- kültüre alınmıştır. Kanamisinli ortamlarda seçilen bitki doku parçalan histokimyasal GUS+ analizi ile test edilmiş ve dokularda meydana gelen mavi renk değişimleri gözlenmiştir. Transgenik dokulardan regenere olan sürgünler basal MS ortamı üzerinde 3 hafta süre ile kültüre alınarak kök gelişimi teşvik edilmiştir. 10 cm uzunluğa ulaşan ve kök oluşturan bitkiler toprağa aktarılarak bitkilerin doğal koşullara adaptasyonlan sağlanmıştır. Bu bitkilerin normal çiçek ve meyve oluşturduktan gözlenmiştir. Transgenik bitkilerden DNA izolasyonlan yapılmış ve aktarılan npt II ve GUS genlerini belirlemek için PZR analizleri yapılmıştır. Böylece hıyar bitkisine A. tumefaciens aracılığı ile gen transferi için etkili bir protokol oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler ; Agrobacterium tumefaciens, Cucumis sativus, Transgenik Bitki, Bitki Regenerasyonu, Hıyar

Bitki korumaBitki rejenerasyonuCucumis sativus+4
Ela Köse
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2002
00
Master'sOpen AccessTR

İn vitro koşullarda yetiştirilen bazı kiraz anaçlarının dış koşullara aktarılmasında mikoriza uygulamasının bitki gelişimi üzerine etkileri

Araştırmada mikro çoğaltılmış önemli bazı kiraz anaçlarının dış koşullara aktarılmasında mikoriza türleri olan Glomus mosseae ve G. fasciculatum 'un bitki gelişimi üzerine etkileri incelenmiştir. Çalışmada, iki farklı büyütme ortamı; Torf:Perlit (1:1) ve Ürgüp Taşı:Toprak:Kompost (6:3:1) kullanılmıştır. Sera içerisinde, saksılara dikim öncesinde hem Glomus mosseae hem de G. fasciculatum steril edilmiş harç karışımları içerisine inoküle edilmişlerdir. Mikoriza uygulaması ve harç ortamlarının anaçlar üzerine etkilerini belirlemeye yönelik olan bu çalışmada sera koşullarında bitki gelişimine etkilerini belirlemek amacıyla bitki canlılık oranı, sürgün uzunluğu, yaprak sayısı, sürgün yaş ve kuru ağırlığı, kök yaş ve kuru ağırlığı analizleri yapılmıştır. P, Zn, Cu, Mn, Fe gibi besin elementlerinin de yapraklardaki konsantrasyonları belirlenmiştir. % kök infeksiyonu ile toplam kök uzunluğu incelenmiştir. Yapılan ölçümlerde besin elementleri önemli bulunmuş, özellikle P içeriği açısından önemli farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bu sonuçlara göre, mikoriza inokülasyonunun in vitro köklenme aşamasında uygulanması, bitkiciklerin dış koşullara adaptasyonunda daha etkili olabilecektir.Anahtar Kelimeler: Kiraz anaçları, mikro çoğaltım, dış koşula adaptasyon, mikorizal inokülasyon

Aşılama-bitkiBahçe bitkileriKiraz+2
Nihat Yılmaz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Alyssum nezaketiae aytaç & h. duman (nezaket kevkesi)'nin in vitro koşullarda çoğaltımı

Bu çalışmada, kurak ve yarı kurak alanlara sahip Çankırı ilinde, lokal endemik olarak yetişmekte olan Uluslararası Doğa Koruma Birliği (International Union for Conservation of Nature (IUCN)) verilerine göre CR (Kritik Seviyede Nesli Tehdit Altında) kategorisine aday olduğu bilinen A. nezaketiae türünün tür devamlılığının in vitro çoğaltım teknikleri ile sağlanarak bazı abiyotik stres şartlarına toleranslarının belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla, A. nezaketiae'nin in vitro yöntemle çoğaltımı için 2 farklı temel besin ortamı için [a) Murashige ve Skoog (MS) b) Woody Plant Medium (WPM)], katılaştırıcı olarak gelrite kullanılmış, ortamlara 6 sitokinin ve 6 oksin [a) 6-benzylaminopurine (BAP)-(0 mg/L, 0,5 mg/L, 1 mg/L) b) Kinetin (KIN)-(0 mg/L, 0,5 mg/L, 1 mg/L) c) Indol-3-asetik asit (IBA)-(0 mg/L, 0,25 mg/L, 0,5 mg/L) d) α-naftalenasetik asit (NAA)-(0 mg/L, 0,25 mg/L, 0,5 mg/L)] dozunun yer aldığı 36 farklı kombinasyonda hazırlanan büyümeyi düzenleyici madde ile karbon kaynağı olarak 30 g/L sakaroz ilave edilmiş ve ortamın pH'ı 5.7'ye ayarlanmıştır. In vitro çoğaltım aşamasında kallustan sürgün rejenerasyonu (8) en iyi KIN (0,5 mg/L) + NAA (0,5 mg/L) BDM kombinasyonu sahip WPM besin ortamında, en fazla sürgün sayısı (5,8) ve maksimum sürgün uzunluğu (0,86) KIN (0,5 mg/L) + IBA (0,5 mg/L) BDM kombinasyonuna sahip WPM besin ortamında elde edilmiştir. Köklendirme aşamasında ise en iyi kök sayısı (21,75) ile maksimum kök uzunluğuna (0,65) ve en iyi sürgün sayısına (1,4) KIN (0,5) + IBA (0,5) BDM dozunun bulunduğu ortamda ulaşılmıştır. Ayrıca tüm denemelerde MS besin ortamı en iyi sonucu vermiştir. En iyi sürgün ve kök gelişimi gösteren bitkiler aklimitizasyon aşamasına alınmış ancak bitkiler dış koşullara uyum gösterememiştir.

AlyssumDoku kültürüEndemikler+2
Sevde Büşra Akın
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gypsophila simonii HUB.-MOR.'un in vitro koşullarda çoğaltımı

Bu çalışmada, yarı kurak ve kurak alanlara sahip Çankırı ilinde, lokal endemik olarak yetişen, tıbbi aromatik bitkiler arasında yer alan ve ayrıca yok olma tehlikesi altında bulunan (EN) Gypsophila simonii HUB.-MOR. bitkisinin in vitro teknikler yardımıyla çoğaltımı amaçlanmıştır. Bu nedenle, G. simonii'nin in vitro yöntemle çoğaltımı için 3 farklı temel besin ortamı kullanılmıştır [a) Murashige ve Skoog(MS) b) Nitsch & Nitsch (NN) c) Gamborg's B5], katılaştırıcı (2,1 g/L gelrite), 6 sitokinin ve 6 oksin [a) 6-benzylaminopurin (BAP) (0 mg/L, 0,5 mg/L, 1 mg/L), b) Kinetin (KIN) (0 mg/L, 0,5 mg/L, 1 mg/L) c) Indol3-bütirik asit (IBA) (0 mg/L, 0,25 mg/L, 0,5 mg/L), d) α-naftalen asetik asit (NAA) (0 mg/L, 0,25 mg/L, 0,5 mg/L)] dozunun yer aldığı 36 farklı kombinasyonda hazırlanan bitki büyüme düzenleyicilerle birlikte besin ortamlarına ve karbon kaynağı olarak 30 g/L sakkaroz ilave edilmiş ve ortamın pH'sı 5,7'ye ayarlanmıştır. Bitkinin çoğaltımı aşamasında, sık sık yüzeysel ve içsel enfeksiyona rastlanmış, bu nedeniyle deney iki kez tekrarlanmış ve bu durum geliştirilen protokol ile giderilmiştir. En yüksek sürgün sayısı (40), KIN (0 mg/L) + NAA (0,5 mg/L) bitki büyüme düzenleyici madde kombinasyonunu içeren MS besin ortamında elde edilmiştir. Köklendirme aşamasında, MS besin ortamı daha etkili olmuştur. En iyi kallus gelişimi MS besin ortamına, 0 mg/L BAP + 0,5 mg/L IBA, 0,5 mg/L BAP + 0 mg/L IBA, 0,5 mg/L BAP + 0,5 mg /L IBA, 0 mg/L BAP + 0,25 mg/L NAA 0 mg/L BAP + 0,5 mg/L NAA, 0,5 mg/L BAP + 0,5 mg/L NAA, 0 mg/ L KIN + 0,25 mg/L IBA, 0 mg/L KIN + 0,5 mg/L NAA, eklenmiş bitki büyüme düzenleyici kombinasyonlarında elde edilmiştir. Bu endemik türe ait in vitro çoğaltım çalışmalarının yeterince yapılmamış olması ve ileride yapılacak çalışmalara temel oluşturması bakımından önem taşımaktadır.

Bitki büyümeDoku kültürüEndemikler+2
Fatouma Ahmed Alı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova üniversitesine başvuran infertil çiftlerde in vitro fertilizasyon endikasyonları

Bizim bu çalışmadaki amacımız kliniğimize başvuran infertil çiftlerde in vitro fertilizasyon ve intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu endikasyonlarının incelenmesidir. Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniği infertilite polikliniğine Mayıs 2005 ? Mayıs 2007 tarihleri arasında başvuran; in vitro fertilizasyon, intra sitoplazmik sperm enjeksiyonu/ embriyo transferi endikasyonu konulmuş 866 çift endikasyonlar ve infertilite etyolojileri açısından değerlendirildi. Bu hastalara infertilite etyolojisini araştırmaya yönelik öykü, yaş, fizik muayene, jinekolojik muayene, menstrüel siklusun 3. günü Estradiol, Folikül Stimülan Hormon değerleri, histerosalpingografi, yaşadığı il, vücut kitle indeksi, endikasyonu olan hastalara yapılan laparotomi, laparoskopi ve histeroskopi sonuçları, hastaların eşlerinin yaşı, yapılan spermiogram, testis biyopsisi sonuçları, eşlik eden hastalık, aile öyküsü sonuçları incelendi. Çalışmaya alınan 866 çiftin endikasyonları incelendiğinde; 379 çiftte (% 43,8) erkek faktörü, 313 çiftte (% 36,1) açıklanamayan infertilite, 153 çiftte (% 17,7) kadın faktörü, 21 çiftte (% 2,4) erkek faktörü ile birlikte kadın faktörü tesbit edildi. Kadın faktörü grubundaki 153 hastanın 82'sinde (% 53,6) tuboperitoneal faktör, 29'unda (% 19) oligoanovulasyon, 37'sinde (% 24,2) endometriozis, 5'inde (% 3,3) Oligoanovulasyon ile birlikte endometriozis tesbit edildi. Çalışmamızda açıklanamayan infertilite ve erkek faktörü oranları yüksek bulundu. Kadın infertilitesi oranları daha düşüktü. Yüksek erkek faktörü oranı bölgemizin Akdeniz iklimine sahip olması nedeniyle yazları kuru ve sıcak geçmesi, erkeklerde eski dönemlere oranla daha fazla sayıda slip iç çamaşırı giyilmesi ve testislerin vücuda daha yakın durması ve normalden sıcak olmasına bağlı olabilir. Bölgemizin tarım ve sanayi bölgesi olması, tarımda kullanılan insektisitlerin kontrolsüz kullanımı ve bu maddelere maruz kalınması erkek infertilitesi ile ilişkilendirilebilir. Ancak bu konuda kimyasallarla ilgili ayrıntılı toksikolojik çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bölgemizde akraba evlilikleri sıktır. Akraba evliliklerinin sık olması toplumda gen sıklığında değişikliklere yol açar. Aynı gen ya da genotiplere sahip kişiler artar. Bu bozukluklarda sperm sayısı azlığı ile ilişkili olabilir.

İn vitro
Ramazan Ali Kılınç
Çukurova University
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Gypsophila germanıcopolıtana HUB.-MOR'un in vitro koşullarda çoğaltımı

Bu tez çalışmasında, Çankırı ili sınırları içerisindeki jipsli tepeler üzerinde yayılış gösteren ve Uluslararası Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği kırmızı liste kategorisine göre "kritik yok olma tehlikesi (CR)" altındaki bitkiler listesinde yer alan Gypsophila germanicopolitana HUB.-MOR. bitkisinin in vitro koşullarda çoğaltımı amaçlanmıştır. Eksplant kaynağı olarak bitkinin sürgün uçları ve sürgünler üzerindeki boğum araları kullanılmıştır. In vitro çoğaltım için temel besin ortamları olarak 1) Murashige ve Skoog (MS) 2) Nitsch & Nitsch (NN), bitki büyüme düzenleyicilerinden sitokinin kaynağı olarak 1) 6-benzylaminopurin (BAP) (0 mg/L, 0,5 mg/L, 1 mg/L) ve 2) Kinetin (KIN) (0 mg/L, 0,5 mg/L, 1 mg/L)'in yanı sıra oksin kaynağı olarak da 3) Indol-3-bütirik asit (IBA) (0 mg/L, 0,25 mg/L, 0,5 mg/L) ve 4) α-naftalen asetik asit (NAA) (0 mg/L, 0,25 mg/L, 0,5 mg/L) dozları 36 farklı madde kombinasyonu halinde ilave edilmiştir. Besin ortamlarına katılaştırıcı olarak gelrite (2,1 g/L) ve karbon kaynağı olarak 30 g/L sakaroz eklenmiştir. Sonuç olarak En yüksek sayıda sürgün rejenerasyonu, 0 mg/L KIN + 0,5 mg/L NAA bitki büyüme düzenleyici madde kombinasyonu ilave edilmiş Nitsch & Nitsch (NN) besin ortamında gözlenmiştir. MS besin ortamında kültüre alınmış eksplantlarda ise köklenme NN besin ortamına göre daha başarılı olmuştur. Daha önce bu endemik türe ait herhangi bir in vitro çoğaltım çalışmasının yapılmamış olması ve ileride yapılacak çalışmalara temel oluşturması bakımından özgün değer taşımaktadır.

Doku kültürüEndemiklerFarmasötik bitkiler+4
Mıgane Nımaan Abdıllahı Mıgane Nımaan Abdıllahı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Onobrychis germanicopolitana HUB.-MOR. ET SIMON'un ın vitro çoğaltımı

Bu çalışmada, Davis'in oluşturduğu Grid sistemine göre A4 karesi içinde bulunan Çankırı ili jipsli tepeleri üzerinde yayılış gösteren ve Uluslararası Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği kırmızı liste kategorisine göre yok olma tehlikesi altındaki bitkiler listesinde yer alan Onobrychis germanicopolitana HUB.-MOR. ET SIMON bitkisinin in vitro çoğaltımı amaçlanmıştır. Eksplant kaynağı olarak sürgün ucu ve boğum araları kullanılmıştır. İn vitro çoğaltım için 1) Murashige ve Skoog (MS) 2) Gamborg's B5 temel besin ortamlarına, sitokinin kaynağı olarak 1) 6-benzylaminopurin (BAP) (0 mg/L, 0,5 mg/L, 1 mg/L) ve 2) Kinetin (KIN) (0 mg/L, 0,5 mg/L, 1 mg/L)'in yanı sıra oksin kaynağı olarak 3) İndol-3-bütirik asit (IBA) (0 mg/L, 0,25 mg/L, 0,5 mg/L) ve 4) 2,4-Diklorofenoksi asetik asit (2,4-D) (0 mg/L, 0,25 mg/L, 0,5 mg/L) dozları 36 farklı bitki büyüme düzenleyici madde kombinasyonu halinde ilave edilmiştir. Besin ortamlarına karbon kaynağı olarak 30 g/L sakkaroz ve katılaştırıcı olarak gelrite (2,1 g/L) ilave edilmiştir. Çalışmada, başlangıç ya da ileri aşamalarda ortaya çıkan enfeksiyonların oluşumu nedeniyle iki kez tekrarlanmış ve bitkiye uygun sterilizasyon protokolü geliştirilmiştir. Sonuç olarak bitki rejenerasyonu sağlanamamış, ancak organogenik olmayan kallus elde edilmiştir. En iyi kallus gelişimi MS besin ortamına 1 mg/L BAP + 0,25 mg/L IBA, 0,5 mg/L BAP + 0,5 mg/L 2,4-D, 1 mg/L BAP + 0,5 mg/L 2,4-D, 0,5 mg/L KIN + 0,5 mg/L 2,4-D bitki büyüme düzenleyici madde kombinasyonlarını ilave edilmiş ortamda sağlanmıştır. Bu endemik türe ait herhangi bir in vitro çoğaltım çalışmasının yapılmamış olması, ileride yapılacak çalışmalara temel oluşturması bakımından özgün değer taşımaktadır.

Doku kültürüEndemiklerKorunga+5
Radıa Radıa Abdourahman Abdıllahı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Klinik Pseudomonas aeruginosa'ya karşı bazı antibiyotiklerin in silico ve in vitro çalışması

Bu çalışmada çeşitli enfeksiyonlara yakalanmış 100 hastadan izole edilen örneklerin, VITEK BioMerieux dahil olmak üzere biyokimyasal ve kültürel testler sonrasında 89'unda Pseudomonas aeruginosa tanımlanmıştır. Buna ek olarak Pseudomonas aeruginosa'ya karşı antibakteriyel ajanlar olarak ticari antibiyotikler ele alınmıştır. Antibiyotiklerin tasarımı ve taslağı Silico'da hesaplama metodolojileri ile gerçekleştirilmiştir. Pseudomonas aeruginosa'nın DNA topoizomeraz enziminin 3 boyutlu (3D) yapı modeli, homoloji modelleme yöntemi ile hedef protein olarak oluşturulmuştur ve aktif bölge görselleştirilmiştir. Hedef proteinin aktif bölgesinin tüm 3D bilgilerinden beş antibiyotiği incelemek (siprofloksasin, seftazidim, gentamisin, amikasin ve penisilin) için yararlanılmıştır. Buna göre, siprofloksasin molekülünün hedef proteinin aktif bölgesi ile en yüksek bağlanma puanına (-53,1 kcal/mol) sahip olduğunu tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra seftazidim bağlanma puanı -32,5 kcal/mol, gentamisinin bağlanma puanı -7,7 kcal/mol, Amikasin bağlanma puanı ise. -1,3 kcal/mol olarak bulunmuştur. Bu arada penisilin molekülü, hedef protein ile en düşük bağlanma skorunu 71,2 kcal/mol gösterilmiştir. Beş antibiyotikten sadece ikisi (siprofloksasin, seftazidim) 16 µg/mL konsantrasyonda en yüksek antibakteriyel aktivite seviyesini gösterirken, gentamisin ve amikasin 32 µg/mL konsantrasyonda orta derecede aktivite göstermiştir. Bileşik penisilin, klinik Pseudomonas aeruginosa'ya karşı hiçbir antibakteriyel aktivite göstermemiştir

KinolonlarPseudomonas aeruginosaTopoizomeraz+1
Ibrahım Nabeel Abdulrazzaq Altaıe
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00

Related subjects