İnsan hakları
275 theses under this subject heading
Kültürel miras ve insan hakları bağlamında Türkiye'de koruma sisteminin incelenmesi: İstanbul Tarihi yarımada örneği
İnsan hakları düşüncesinin gelişimi ve tüm alanlarda öneminin giderek artmasının sonucu olarak insan hakları gündelik yaşam içinde somut hale gelmeye başlamıştır. 'Toplum için kültürel miras' anlayışının ortaya çıkması ile birlikte kültürel miras insan hakları bağlamında ele alınmaya başlamış, insan hakları kültürel miras ile ilgili kuram ve uygulamaya dahil olmuştur. Kültürel mirasın korunması ve insan haklarının hayata geçmesini bir arada sağlamayı hedefleyen bu yöneliş mevcut kültürel miras anlayışında da değişimlere neden olmuştur. Bu çalışmanın amacı evrensel, ulusal ya da yerel ölçeklerdeki bir kültürel miras sisteminin insan hakları odaklı olması için sahip olması gereken özellikleri belirlemek ve İstanbul Tarihi Yarımada örneği aracılığıyla bir değerlendirme modeli oluşturmaktır. Tez çalışması, insan haklarının korunması yoluyla kültürel mirasın korunduğu bir sistemin daha başarılı sonuç vereceği iddiasını ileri sürmektedir. Bu kapsamda tezin kavramsal kısmında birbiri ile ilişkili üç konu ele alınmıştır. Çalışma kültürel miras anlayışında gerçekleşen değişim ve bu değişimin mirasın farklı boyutlarındaki yansımalarının açıklanması ile başlamaktadır. İkinci olarak insan hakları ve insan hakları düşüncesinin günümüzde geldiği aşama ortaya konmuştur. İnsan haklarının kültürel miras kuramı ve uygulamasındaki yerinin incelenmesinin ardından, son olarak sentez niteliğinde insan hakları odaklı kültürel miras sisteminin sahip olması gereken özellikler sunulmuştur. Alan çalışması aşaması ise insan hakları odaklı kültürel miras sisteminin yapısının netleştirilmesini sağlamıştır. Çalışmanın sonunda ise İstanbul Tarihi Yarımada'da geçerli olan koruma sisteminin hak odaklı sistem özelliği göstermediği ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, insan haklarının kültürel miras anlayışı ve sistemi üzerindeki etkisinin tespit edilmesi konusunda öncü bir çalışmadır. Ayrıca açtığı tartışma ortamı ile hukuk, ekonomi, sosyoloji gibi farklı disiplinlere de katkıda bulunmayı hedeflemektedir.
Türk Hukukunda grev hakkına ilişkin sınırlama ve yasaklar
Grev hakkı, insan haklarına ilişkin ayrımlarda sosyal haklar arasında yer almaktadır. Sosyal hakların büyük çoğunluğunun aksine, grev hakkının devlete olumlu edim yüklemeyen yanı baskındır. Özünde tepkisellik barındıran grev hakkının amacı; işverene baskı uygulayarak çalışma ilişkilerine dair taleplerin yerine getirilmesini sağlamaktır. Bu bağlamda grev hakkı; bağımlı çalışanların işverene karşı emek güçlerini kullanmak suretiyle karşı koymaları anlamına gelmektedir. Sözleşme ilişkisi bağlamında görülmekte olan işin durdurulmasına neden olan grev eylemi; işverenin yanı sıra üçüncü kişileri de etkilemektedir. Üstelik grev; işçi sınıfının en önemli aracı olması nedeniyle siyasi iktidar tarafından da tehdit olarak algılanan bir mücadele aracı niteliğindedir. Özellikle görülmekte olan işin temel nitelik taşıması halinde, grevin belli şartlar çerçevesinde kullanılması şarttır. Tüm bu sebepler grev eyleminin hukuki zemine oturtulmasını ve sınırlarının çizilmesini zorunlu hale getirmiştir. Grevin hak olarak kabulü ve sınırlandırılması, sosyal hakların hukuk dünyasında kabulüyle benzer bir seyir izlemiştir. Önce devletlerin hukuk sistemlerinde hak veya özgürlük olarak yer alan grev; zamanla uluslararası hukukta da hukuki güvence altına alınmıştır. Türk Hukukunda da grev hakkı, işçilere toplu iş uyuşmazlıklarında başvurabilecekleri bir mücadele aracı olarak tanınmıştır. Ancak hakkın kullanılması şekil şartlarına tabi tutulmuş ve greve son çare olarak başvurulması prensibi benimsenmiştir.
İnsan hakları kavramının tarihsel gelişimi ve bu kavrama Türk basınının bakış açısı:Cumhuriyet ve Yenişafak gazetesi örnekleri
Bu çalışma 1 Aralık 2014- 31 Aralık 2014 tarihleri arasında insan hakları ile ilgili yapılan haberlerin niceliği ve diğer haberlere oranı ile ilgilidir. Bu bağlamda sağ ve sol basın karşılaştırılmış, sağ kesimi temsilen Yeni Şafak, sol kesimi temsilen Cumhuriyet gazeteleri seçilmiştir. Bu araştırma kapsamında, insan hakları kavramının tarihi ve toplumsal alt yapısı ve medeniyetler üzerindeki etkileri araştırılmış ayrıca Osmanlı İmparatorluğundan, Türkiye Cumhuriyetine insan hakları ve demokratikleşme sürecinin geçtiği yollar analiz edilmiştir. Bu bağlamda, insan hak ve özgürlüklerine ait kavramlar içerik analizi yöntemiyle incelenmiş, kişisel, kolektif ve toplumsal haklarla ilgili yapılan haberlerin yayın sıklıklarına bakılarak sonuçlar çıkarılmıştır.
İnsan haklarının korunması ve soykırıma karşı olarak insani müdahalenin meşruluğu
İnsani müdahale sorunu uluslararası hukukun son zamanlardaki en önemli konularından birisidir. Bir yandan uluslararası hukukun temel prensiplerinden olan kuvvet kullanma yasağı ve devletlerin egemenliği ilkesi, diğer yandan devletlerin kendi ülkeleri içinde ağır ve sistematik insan hakkı ihlalleri yapması halinde insan haklarını korumak için müdahale gereği, konuya uluslararası hukuka uygun çözüm aranmasına yol açmıştır. Tek taraflı insani müdahele doktrini; devlet(ler)in, genellikle toplu cinayetler ve soykırımlar şeklinde çok büyük insan hakları ihlallerinin yapıldığı egemen devletlerin içişlerine müdahele etmesine müsaade etmektedir. Bu nedenle insani müdahele doktrininin, uluslararası hukuğun temel prensiplerinden biri olan "müdahele etmeme" ilkesini ihlal etmekte olduğu gözükmekte ve dolayısıyla bu doktrinin yasallığına şiddetle itiraz edilmektedir. Bu çalışma tek taraflı insani müdahele doktrininin yasallığını incelemekte ve bu inceleme sırasında Ruanda Soykırımı'na yeniden değinilerek, nelerin yanlış gittiği analiz edilmekte ve ardından gelecekte yapılacak müdaheleler ile ilgili öneriler sunulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kuvvet Kullanma, İnsani Müdahale, İnsan Hakları, Koruma Sorumluluğu, Devlet Egemenliği , Ruanda Soykırımı
Türk Anayasalarında insan hakları
İnsan hakları, yoğun olarak, özellikle son dönemlerde hukuk alanında önemli tartışma konularından birisini oluşturmaktadır. Bu nedenle ülkeler, iç hukuklarında insan hakları konusuna daha hassas yaklaşmaktadırlar. Türkiye'de de 1924 Anayasası'ndan itibaren insan hakları konusu çeşitli maddelerde düzenlenmiş, 1961 Anayasası ile insan hakları alanında çok önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Ancak 1980 dönemi olaylarının getirdiği bir ortamda hazırlanan 1982 Anayasası'nda insan hakları alanında çok fazla sınırlama yer almıştır. Bu nedenle özellikle Avrupa Birliği sürecinin de etkisi ile Anayasa değişiklikleri ile bu sınırlamaların azaltılması ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne daha uyumlu bir Anayasa yapılması gündeme gelmiştir. Bu çalışmada da Türk Anayasalarının insan haklarına ne şekilde yer verdiği karşılaştırmalı bir şekilde değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: İnsan hakları, AİHS, 1921 Anayasası, 1924 Anayasası, 1961 Anayasası, 1982 Anayasası
Cumhuriyet dönemi Türk anayasalarında temel hak ve özgürlüklerle ilgili yapılan düzenlemeler
İnsan hakları, insanların doğuştan sahip olduğu vazgeçilemez, devredilemez ve dokunulamaz hakları ifade etmektedir. İnsan hakları anayasa metinlerinde temel hak ve özgürlükler başlığı altında düzenlenmektedir. Cumhuriyet Dönemi Türk Anayasalarında Temel Hak ve Özgürlüklerle İlgili Yapılan Düzenlemeler başlıklı bu çalışmada; 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarında temel hak ve özgürlüklerle ilgili yapılan düzenlemeler incelenmiştir. Bu incelemeler sonucunda 1924 Anayasasının temel hak ve özgürlüklere yönelik güvenceleme sistemi getirmediği, 1961 Anayasasının demokratik ve çoğulcu bir anlayış getirdiği ve 1982 Anayasasının sınırlandırıcı ve yasaklayıcı bir yaklaşım getirdiği kanısına varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Anayasa, İnsan Hakları, Temel Hak ve Özgürlükler.
Bir insan hakları sorunu olarak kadına yönelik "şiddet"
Bu çalışmada son yıllarda üzerinde sıkça konuşulan "insan hakları" kavramının ne olduğu, "insan" yaşamının neden değerli olduğu, insanın onurunun ve değerinin çiğnenmesine sebep olan "şiddet"in ne olduğu ve neden bir hak ihlali sayıldığı, şiddetin neden bir insan hakları sorunu olarak ele alınması gerektiği tartışılmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde insan hakları kavramının antropolojik temelleri açıklanmaya çalışılarak, "şiddet" ve "insan hakları" ilişkisine ışık tutmak için bazı filozofların "insan" görüşlerine yer verilmektedir. Bununla birlikte, tezle ilgisinde, insan hakları kavramının kimi düşünürlerce nasıl içeriklendirildiği ortaya konarak, bazı temel insan hakları görüşlerine yer verilecektir. Böylece "insan" kavramının "insan hakları" ve özellikle de "şiddet" kavramıyla nasıl ilişkilendirildiği gösterilmeye çalışılacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde "şiddet" kavramı üstünde durularak şiddetin ne olduğu anlatılmaya çalışılmış, şiddetin yalnızca kadına yönelik bir sorun mu yoksa "insan"a yönelik bir sorun mu olduğu tartışılmıştır. Şiddetin cinsiyet ayrımına dayanmayan, insan türünün tüm üyelerine yönelik bir insan hakları ihlali olduğu vurgulanmaya çalışılmıştır. "Kadın" olmanın, "insan" olmaktan tümüyle farklı olduğuna dair inanış ve düşünceler, feminist kuramlarla ilgi kurularak eleştirel bir biçimde ele alınmıştır. Bu bağlamda, feminist kuramların kadına bakışları ortaya konulmaya çalışılmış, "cins" ayrımının yalnızca "cinsiyet" ile ilgili olduğu, toplumsal cinsiyet algısının çoğu zaman yanılgılara ve hatta kadına yönelik şiddete sebep olduğu dile getirilmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma, insan hakları kavramının, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın her insanı, türün her bir üyesini ilgilendirdiği, temel bir hak olan yaşama hakkının ve dokunulmazlıkların cinsiyete bağlı bir sorun olmadığı, her insanın onurunu veya değerini korumanın her kişinin sorumluluk ve ödevi olduğu, insan olmanın açık bilincine sahip olmakla insana sırf insan olduğu için değer vermekle, etik eylemenin her tek kişinin ödevi olduğunun farkında olmakla şiddete engel olunabileceği ve insanca yaşanabileceği gösterilmeye çalışılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Ġnsan, Ġnsan Hakları, ġiddet, Kadın Hakları,Etik
Bir gelecek inşası olarak egemenlik ve küreselleşme
Tezin ilk bölümünde egemenlik kavramının genel çerçevesi ele alınmakta, egemenliğin tanımı, güç-iktidar gibi bazı kavramlarla olan ilişkisi ve sınıflandırılması incelenmektedir. İkinci bölümde egemenliğin doğuşu ve gelişimi çerçevesinde mutlak egemenlikten sınırlı egemenliğe geçiş ve halk-ulus egemenliklerinin tarihsel arka planı incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise küreselleşen dünyada egemenliğin nasıl bir hal aldığı, egemenliğin bölünmezlik ile devredilemezlik ilkelerinin küresel süreçteki aşınmaları incelenmektedir. Tüm bu incelemeler yapılırken çalışmanın ana eksenini; egemenliğin bir hakikat olmadığı, modern devlet anlayışı kapsamında tanrısız bir sistem tanımlayabilmek için zorunlu olarak ihtiyaç duyulan, bir anlamda tanrısız teolojinin tanrısal karşılığını oluşturmak için tasarlanan bir söylem olduğu düşüncesi oluşturmaktadır.
İfade Özgürlüğü: İçeriği ve Sınırları
Temel hak ve özgürlükler demokratik sistemin temelini oluşturur. İnsan haklarına önem verilmesi, demokrasinin işlerliği açısından son derece önemlidir. Demokrasiyi otoriter sistemlerden ayıran temel fark çoğulculuk ve insan haklarıdır.Demokratik sistemin temel noktalarından biri olan çoğulculuk, ancak ifade özgürlüğünün olabildiğince geniş tutulmasıyla gerçekleştirilebilir. Azınlığın korunması ve azınlığa iktidar olma şansının sağlanabilmesi için ifadenin mümkün olduğunca sınırlandırılmaması gerekir. Bunun yanında ifade özgürlüğü de diğer özgürlükler gibi mutlak değildir. Çağdaş hukuk sistemi içerisinde her ülkede kimi durumlarda sınırlandırılması gerekir.İfade özgürlüğü sınırlandırılırken son derece titiz davranılmalıdır. Sınırlama ancak ifadenin bireye ve topluma zarar verdiği noktalarda gerçekleşebilir. Demokraside hürriyetler kural, sınırlandırma istisnadır. Dolayısıyla ifade özgürlüğü olabildiğince dar bir çerçevede sınırlandırılmalı ve hukuk sistemi içerisinde yer alan sınırlandırmanın kurallarına uyulmalıdır.
Türk ceza mevzuatında yapılan düzenlemelerin adil yargılanma hakkına katkıları
İnsan Hakları günümüzde oldukça popüler bir kavram haline geldi. Gerçekte ise insanın var oluşundan beri onun sadece onurlu bir varlık olmasından kaynaklanan haklardır. Sadece insan olmak bu haklara sahip olmak için yeterlidir.İnsan haklarını korumanın en etkili yolu adil bir yargılama sisteminin bulunmasıdır. Aynı zamanda bir insan hakkı olan adil yargılanma hakkı, diğer tüm haklarında güvencesini oluşturur. Genellikle Adil Yargılanma hakkı adalet kavramı ile birlikte anılır. Bu tezde birinci bölümde genel olarak adalet ve adil yargılanma hakkı kavramları açıklandı. İkinci bölümde, Adil yargılanma hakkı ile ilgili bulunan başlıca uluslar arası belgeler incelendi. Türk hukukuna etkisi ele alındı. Üçüncü bölümde ise İnsan Hakları ve Adil yargılanma hakkı ile ilgili uluslararası düzenlemelerin Türk iç hukukuna etkileri incelendi. Türk Ceza Mevzuatında Adil Yargılanma hakkını sağlamak amacıyla yapılan düzenlemeler araştırıldı. Bu düzenlemelerin Adil Yargılamaya olan katkısı incelendi. Türkiye'nin tarafı olduğu İnsan Hakları ve adil yargılanma hakkı ile ilgili Uluslararası antlaşmalar da birlikte ele alındı. Özellikle iç hukuk uygulaması bakımından önemli olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve bu sözleşmeden doğan denetim mekanizması olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ile birlikte mevzuattaki değişimin adil yargılamaya olan katkısı araştırıldı ve incelendi. Bu değişikliklerin adil yargılanma hakkının uygulanması anlamında olumlu katkıda bulunup bulunmadığı araştırıldı.
1982 Anayasası ile Avrupa Birliği Anayasası'nın insan hakları çerçevesinde ifade özgürlüğü açısından karşılaştırılması
Tüm insanların sahip olduğu haklar olarak tanımlanan insan hakları, her toplumun kendi dünya görüşü ile şekillenerek o toplumun anayasasında temel hak ve özgürlükler olarak yansıma bulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Avrupa Birliği Anayasası'ndaki temel hak ve özgürlükler de oluşturuldukları dönemin özellikleri ile şekillenmiştir. Bu temel hak ve özgürlüklerin içinde yer alan ifade özgürlüğü ise diğer hakların kullanılmasında önemli bir rol üstlendiği için ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Bu bağlamda; ?1982 Anayasası ile Avrupa Birliği Anayasasının İnsan Hakları Çerçevesinde İfade Özgürlüğü Açısından Karşılaştırılması? başlıklı çalışmamız açısından önem arz etmektedir. Çalışmamızda; Birinci bölümde; 1982 Anayasası'nın oluşturulması süreci üzerinde durulmuştur. Hak, temel haklar, insan hakları, ifade özgürlüğü kavramlarının analizi yapılarak 1982 Anayasası'ndaki yansıması incelenmiştir. İkinci bölümünde; Avrupa'da bir birlik yaratma fikrinin doğuşundan itibaren Avrupa Birliği'nin insan hakları alanında geçirmiş olduğu aşamalar ile AB Anayasasının referandum süreci, AB Anayasasının ikinci bölümünü oluşturan; insan hakları konusundaki gelişim sürecini ve bu hakları anayasal güvence altına alarak tamamlayan `Temel Haklar Şartı da bu bölümde incelenmiştir. Üçüncü bölümde; Türkiye ? Avrupa Birliği ilişkilerinde gelinen nokta günümüze kadarki tarihsel süreç içerisinde ele alınmıştır. AB hukuk düzeninin tanımı, uluslararası hukuktan farkları; AB Anayasası'nda ifade özgürlüğünün yansıması olarak karşımıza çıkan Avrupa Konseyi'nin oluşturmuş olduğu ve Türkiye'nin de 1949 yılında imzalamasıyla iç hukukunda bağlayıcılık kazanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki (AİHS) ifade özgürlüğü üzerinde durulmuştur. Sonuç bölümünde; bütün bu bilgiler ışığında konuyla ilgili değerlendirmeler yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Avrupa Birliği Anayasası, 1982 Anayasası, İnsan Hakları, İfade Özgürlüğü, Uyum Yasaları, İlerleme Raporları.
Ombudsmanlık kurumu ve Azerbaycan'da uygulanması
Devletin görev alanının genişlemesiyle beraber yönetimi denetleyen mevcut denetim mekanizmalarının yetersiz gelmeye başlaması, yeni denetim metotları arayışlarını hızlandırmıştır. Yargısal denetim, siyasal denetim, idari denetim ve kamuoyu denetimine ek olarak ombudsmanlık kurumu aracılıgıyla denetim, 18.y.y.'da İsveç'te doğduktan sonra günümüzde yüzü aşkın devlette kurulmuştur. Ombudsmanlık kurumu, bu denetim türlerine bir ikame kurum olarak degil, tamamlayıcı bir kurum olarak işlev görmekte, kendine has özellikleri, esnek ve halka yakın yapısıyla diğer denetim kurumlarından da ayrılmaktadır. Ombudsman, yargı organı kadar bağımsız fakat ondan daha az biçimci, daha hızlı çalışan, yönetimin içine kolaylıkla girebilen, yönetimi yasallık çerçevesinin yanında hakkaniyet ölçülerine göre de denetleyerek, yönetim içindeki aksaklıkları ve düzensizlikleri belirleyen ve idarenin daha iyi işlemesine yardımcı olan bir kurumdur.Bu düşünce doğrultusunda hazırlanan çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde denetim olgusu; ikinci bölümde Ombudsmanlık kurumu; üçüncü bölümde çeşitli ülkelerde Ombudsmanlık uygulamaları incelenmiş ve son bölümde Azerbaycan Müvekkili ele alınmıştır. Bu bölümde Azerbaycan Cumhuriyeti'ndeki genel olarak denetim sistemi, SSCB zamanı ve sonrası dönemde ülkede mevcut olan ekonomik durum ve bunun sonucunda oluşturulan denetim sistemi ve denetimin tarihsel süreç içerisinde geçirmiş olduğu evreler gösterilmiştir. Gelişmekte olan ülke ekonomisine sahip olması ve özellikle finans sektörünün çok yetersiz olması nedeniyle denetim sisteminin pek parlak olmadığı Azerbaycan'da denetim sisteminin gelişmesi için yapılması amaçlanan hedefler ve hazırlanan önerilere de yer verilmiştir.Anahtar Kelimeler: Denetim, İnsan Hakları, Ombudsman, Müvekkil, Azerbaycan.
Sosyal içerikli reklam kampanyaları (Demokrasi ve insan hakları eğitimi kamu spotu uygulaması)
Bir fikrin ya da ürünün pazarlanması ile kar elde etmeyi amaçlayan klasik reklam anlayışının aksine, sosyal içerikli reklam, toplumun ve bireylerin yararına olan davranış biçimini kişilere kazandırmayı ve bu sayede, hedef kitlede davranış veya tutum değişikliğini hedefler. Bu uygulama, kamu spotu uygulamalarıyla kitlelere ulaşıp, toplumun ilgisini çeker ve belirlenen konularda farkındalık oluşturur. Televizyon, görüntü ve ses unsurlarını birlikte kullanabilmesiyle, iletişimde etkin bir araç olduğu ve bu nedenle davranışları ve tutumları biçimlendirmede etkili olduğu bilinmektedir. Ayrıca eğitimciler ve araştırmacılar televizyonun, çocuğa gönderdiği çok sayıda uyarıcı ile algı dünyasını ve zihinsel gelişimini şekillendirdiğini de kabul etmektedirler. Her çocuğun kendini rahatlıkla ifade edebileceği fikir ve erdemleri geliştirmesi, demokratik toplumların birincil görevidir. Bunu sağlamada en etkili yöntem ise eğitimdir. Bu sayede kişilerde bilinçlenme artacak ve hayata adapte olmaları kolaylaşacaktır. Kişilik gelişiminde formal eğitim yanında, okul öncesi eğitim süreci de çok önemlidir. Bu yüzden okul öncesi dönemde çocuğun hayatında çokça yer tutan televizyonun, kamu yararı gözetilerek sosyal içerikli reklamlar ile zenginleştirilmesi bir avantaj olarak görülebilir. Bu gerekçeden hareketle bu çalışmada okul öncesi dönem çocukların demokrasi eğitimi konusunda bilinçlenmesi amacıyla sosyal içerikli reklamların önemi üzerinde durulmuş (kamu spotu) ve bir uygulama örneği hazırlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Reklam, Sosyal İçerikli Reklam, Kamu Spotu, Demokrasi ve İnsan Hakları Eğitimi, Grafik Tasarım
Uluslararası sivil toplum kuruluşlarının insan haklarının korunmasındaki rolü
Küreselleşme ve çeşitli alanlarda meydana gelen uluslararası gelişmeler, uluslararası sistemde büyük değişikliklere yol açmıştır. Uluslararası forumlarda sivil toplum, insan hakları ve kamuoyu gibi bazı kavramlar büyük önem kazanmıştır. Devletin geleneksel rolü azalmış ve devletler, artık küresel politikaların belirlenmesinde ve tanımlanmasındaki tek temel unsur değildir. Yeni dünya düzeninin dünyadaki sorunların çözümüne etkin bir şekilde katkıda bulunabilecek yeni uluslararası unsurlara ihtiyacı vardır. Uluslararası sivil toplum kuruluşları, en önemli yeni aktörlerden biridir ve uluslararası karar alma sürecinde önemli bir etkiye sahiptir. Uluslararası sivil toplum kuruluşlarının her düzeyde artan öneminin bir sonucu olarak Birleşmiş Milletler, rolünü uluslararası ilişkilerde önemli ve temel bir ortak olarak kabul etmiştir. Bu kuruluşların yaptığı katkılar, zamanla artarak dünyada üçüncü otorite haline gelmiştir. Bu kuruluşlar, sahip oldukları büyük yetenekler ve uyguladıkları çeşitli mekanizmalar nedeniyle dünyadaki insan haklarını koruma sürecinde, önemli bir unsur olarak kabul edilmektedir. Sivil toplum kuruluşları, uluslararası insan hakları sözleşmeleri geliştirmeye ve uygulamaya çalışmakta ve uluslararası insan hakları hukukunun kurallarına uymanın bir garantisi haline gelmektedir. Dünyadaki temel hak ve özgürlüklerin durumunu da izlemekte ve insan hakları ihlallerini tespit etmek için çalışmaktadır. Ayrıca bu kuruluşlar, uluslararası toplumdaki insan hakları ihlalleri ile mücadele etmek için uluslararası yargı organları nezdinde büyük çabalar sarf etmektedir. Bu çalışma, uluslararası sivil toplum kuruluşlarının insan haklarının korunması ve geliştirilmesi alanındaki katkılarını ve uluslararası düzeyde insan hakları standartları ve antlaşmaları süreçlerindeki rollerini incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca bu kuruluşların, dünyada insan haklarını garanti altına almak için izledikleri çeşitli mekanizmalara da ışık tutmaya çalışmaktadır. Anahtar kelimeler: Uluslararası sivil toplum kuruluşları, Uluslararası sözleşmeler, İnsan hakları, Uluslararası insan hakları hukuku
Kişisel verilerin korunması
Çalışmanın amacı giderek daha da önem kazanan kişisel verilerin hayatın her alanında korunması gerekliliğini açıklığa kavuşturmak ve konunun önemini vurgulamaktır. Zira gün geçtikçe kişilerin özel nitelikteki bilgilerinin izinsizce ele geçirilmesi gelişen teknoloji sayesinde daha da kolay hale gelmektedir. Kişilerin telefon konuşmalarının izinsizce dinlenmesi, kayıt altına alınması, görüntülerinin kayıt altına alınması, iletişim bilgilerinin, banka hesap bilgilerinin aynı şekilde ele geçirilmesi veya ifşa edilmesi özel hayatın gizliliğinin giderek ortadan kalkması sonucunu beraberinde getirecektir.
Human rights violations and the failure of the democratic transition in Myanmar
This thesis examines the practices of human rights violations in terms of democratic transition in Myanmar. This study argues that the democratic transition of Myanmar is ruptured through the violations of human rights, with the oppression over the opposition and ethnicity politics, predominantly occurred after the military has seized the power as coups (d'état) two times in 1962 and on the 1st February 2021. The coup ends up with a civil war, the rejection of the democratic election results, and disclaiming of the minority's rights. The study problematizes the challenges Myanmar encounter in democratic transition evident by the human rights violations, in the case of Rohingya Muslims. Rohingya Muslims are remained stateless according to 1982 citizenship law and Rohingyas were not recognized as a minority in Myanmar. These facts make Rohingya pretty fragile to human violations. The research employs qualitative research design in a descriptive way and aims at mapping the violation of the human rights and practices minorities rights in Myanmar as the region witnesses an ongoing democratic transition in which dreadful challenges led to political uncertainty. Struggling political crises mainly show up as consecutive military coups, causing humanitarian crises with a lack of deliberation, which is a requirement of a democratic regime. Keywords: Democracy, Human Rights Violations, Myanmar, Military, Minority Rights. Rohingya,
Sınıf öğretmenlerinin sosyobilimsel konulara yönelik karar süreçlerinin insan hakları açısından incelenmesi
Bu çalışmada, sınıf öğretmenlerinin (SÖ'lerin) genetik temelli sosyobilimsel konulara yönelik karar süreçlerinin insan hakları bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada karma yöntem desenlerinden açımlayıcı sıralı desen kullanılmıştır. Çalışmanın nicel boyutunda tarama modelinde betimsel araştırma ve nitel boyutunda karşılaştırmalı durum araştırması yapılmıştır. Bu kapsamda çalışmanın nicel boyutunda 405 SÖ üzerinden genetik temelli dört sosyobilimsel ikilem senaryosunun yer aldığı "Sosyobilimsel Konulara İlişkin Karar Süreçleri Değerlendirme Formu" ile nicel veriler toplanmış ve içerik analizi ile çözümlenmiştir. Çalışmanın nitel boyutunda amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemi ile insan hakları ile bağlantısız karar veren 10 SÖ ve insan hakları ile bağlantılı karar veren 10 SÖ katılımcı olarak belirlenmiştir. Nitel katılımcıları oluşturan SÖ'lerden veriler "Sosyobilimsel Konulara İlişkin Karar Süreci Gerekçelerinin Değerlendirilmesine İlişkin Görüşme Formu" uygulanarak yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile toplanmış ve içerik analizi ile çözümlenmiştir. Araştırma sonuçları, sınıf öğretmenlerinin genetik temelli sosyobilimsel konulara ilişkin karar süreçlerinin ve karar süreçlerine temel oluşturan gerekçelerinin farklılaştığını göstermiştir. Ayrıca çalışmada SÖ'lerin büyük bir bölümünün sosyobilimsel konularda insan hakları açısından değerlendirmeler yapmadığı tespit edilmiştir. İnsan hakları temelli değerlendirmeler yapan SÖ'lerin ise genellikle insan hakları açısından gerçekçi ve doğru çıkarımlar yapabildikleri gözlenmiştir. Bununla birlikte çalışmada SÖ'lerin karar verme süreçlerinde etkili olan faktörler, bilgi kaynakları ve insan haklarını karar süreçlerinde yansıtma/yansıtmama nedenlerine ilişkin ulaşılan sonuçlara yer verilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda sınıf öğretmenlerine insan hakları temelli destekleyici eğitimler verilmesi önerilebilir. Anahtar sözcükler: Sosyobilimsel konular, insan hakları, karar verme süreci, sınıf öğretmenleri
8. sınıf hukuk ve adalet dersi öğretim programının uzman görüşlerine göre değerlendirilmesi
Çocuklarda hukuk ve adalet bilincinin erken yaşlarda oluşturulması toplumda insan haklarına saygılı demokratik bir yaşam biçiminin oluşturulması bakımından önemlidir. Çocuklar, toplumun geleceğini belirlemektedir. Bu nedenle çocukların insan hakları ile ilgili bilgilenmeleri, hukuk ve adalet konularında bilinçli olmaları büyük bir önem taşımaktadır. Bu çerçevede 2018-2019 eğitim öğretim yılından itibaren 8. sınıflarda Hukuk ve Adalet Dersi seçmeli ders olarak okutulmaya başlanmıştır. Bu çalışmada Hukuk ve Adalet Dersi öğretim programı uzman görüşleri doğrultusunda incelenmiştir. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada veriler araştırmacı tarafından hazırlanan altı soruluk yarı yapılandırılmış görüşme formu ile Ankara`da Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı ilkokullarda görev yapmakta olan 10 öğretmenden ve kamu üniversitelerinin eğitim fakültesi sosyal bilimler eğitimi alanında görev yapmakta olan 10 öğretim üyesinden toplanmıştır. Veriler üzerinde MAXQDA-2020 nitel veri analiz programı yardımıyla içerik analizi yapılmıştır. Araştırma, Hukuk ve Adalet Dersi öğretim programının dersin amacına uygun olduğunu, dersin kazanımları, içeriği, öğrenme öğretme süreci ve ölçme değerlendirme süreci açısından sorun olmadığını göstermiştir. Ayrıca bu araştırma çocuk hakları gibi temel konuların öğretim programında eksik olduğunu ve bazı konuların da aşırı ayrıntılı olması nedeniyle öğrenciler tarafından öğrenilmesinin zor olduğunu da göstermiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda uzman görüşleri alınarak Hukuk ve Adalet dersi öğretim programının eksik konularını programa eklemesi ve aşırı detaylandırılmış konuların da sadeleştirilmesi önerilmektedir.
Fiziksel şiddete uğramış kadınlar ve tıptan beklentileri: Kadın hasta hakları çerçevesinde bir değerlendirme
Kadına yönelik şiddet, kadın hasta hakları, kadının insan hakları ve halk sağlığı açısından günümüzde tüm dünyada önemli ve yaygın bir problemdir. Birleşmiş Milletler Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi'nde kadına yönelik şiddet, ?ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik acı veya ıstırap veren ya da verebilecek olan cinsiyete dayalı bir eylem, uygulama ya da bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma? şeklinde tanımlanmaktadır. Tez çalışmasının amacı, fiziksel şiddet mağduru kadınların başvurdukları sağlık kurumlarında karşılaştıkları var olan davranışlar ve uygulamalar ile bu konudaki beklentilerini belirlemektir. Sekiz ilde kadın sığınma evlerinde kalan 51 fiziksel şiddet mağduru kadınla yüz yüze yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmelerden 48'i değerlendirilmiştir. Kadınlara ve sağlık çalışanlarına yönelik olarak toplumsal cinsiyet rolleri, kadına yönelik şiddet, kadının insan hakları ve kadın hasta hakları konularında farkındalık ve duyarlılık gelişmesini sağlayacak eğitim programları oluşturulması gerekmektedir. Bu çalışmaların devlet politikası olması gerektiği ve sağlık alanında kadınlar için pozitif ayrımcılık uygulamalarına gereksinim bulunduğu sonucuna varılmıştır.
İnsan hakları, yurttaşlık ve demokrasi dersinde web 2.0 araçları ile desteklenen yaratıcı drama yönteminin akademik başarı ve tutuma etkisi
Bu araştırma, İlkokul 4. sınıf İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi dersinin "Hak, Özgürlük ve Sorumluluk" ünitesinde yer alan kavram ve kazanımların öğretiminde yaratıcı drama yönteminin Web 2.0 araçları ile desteklenerek uygulanmasının öğrencilerin akademik başarı ve tutumuna etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, karma araştırma yöntemi desenlerinden iç içe gömülü deneysel desen doğrultusunda tasarlanmıştır. Araştırma, 2021-2022 eğitim öğretim yılı güz döneminde, Yozgat il merkezinde bulunan bir devlet okulunda öğrenim gören 26'sı deney grubunu, 27'si kontrol grubunu oluşturan 53 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan "İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi Akademik Başarı Testi", İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi Tutum Ölçeği" ve yansıtma raporları ile toplanmıştır. Uygulamada, 10 hafta boyunca kontrol grubu öğrencileri mevcut öğretim programı doğrultusunda öğrenim görürken, deney grubu öğrencileriyle Web 2.0 araçları ile desteklenen yaratıcı drama etkinlikleri ile dersler gerçekleştirilmiştir. Nicel veriler bağımsız örneklem t-testi ve ANOVA ile nitel veriler ise içerik analizi ile analiz edilmiştir. Araştırmanın nicel bulguları doğrultusunda deney gurubu öğrencileri ve kontrol gurubu öğrencilerinin akademik başarı puanları arasında deney grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Derse yönelik öğrenci tutumlarının bulgularında ise zaman değişkeni açısından istatistiksel olarak bir farklılık bulunurken, yöntem değişkeni açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır. Nitel verilerin bulgularına göre deney grubu öğrencileri deneysel işlem sürecinde çok eğlendiklerini, yaratıcı drama etkinliklerini çok sevdiklerini, Web 2.0 araçları ile yapılan etkinlikleri yararlı bulduklarını ve insan haklarına yönelik birçok bilgi öğrendiklerini ifade etmişlerdir. Araştırma sonuçlarından hareketle İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi eğitiminde öğrencilerin akademik başarıları ve derse yönelik tutumlarına katkı sağlamak amacıyla Web 2.0 araçları ile desteklenen yaratıcı drama yönteminden faydalanılabilir.
İslam Ceza Hukukunda irtidat ve temel insan hakları bağlamında değerlendirilmesi
Bu çalışma İslâm ceza hukukunda yer alan ve İslâm dininden çıkan kişilere tatbik edilen irtidad cezasını ve bu cezanın inanç özgürlüğü ile nasıl bir ilişkisi olduğunu içermektedir. Dört bölümden oluşan çalışmanın giriş/birinci bölümünde İslâm hukukundaki "suç" ve "ceza" kavramları üzerinde durduk. Bu bağlamda suç ve ceza kavramlarının tanımları, özellikleri ve suça uygulanacak cezanın oran ve şeklinin neye göre değişeceği gibi bazı teknik ayrıntılara yer verdik. İkinci bölümde din değiştirmenin hangi koşul ve şartlarda suç telakki edildiğini ele aldık. Ayrıca kişinin kâfir olmasını gerektirecek söz ya da eylemlere, inanç değiştiren kişide aranan özelliklere, din değiştirmenin suç olduğuna ilişkin getirilen delillere ve bu delillerin genel olarak değerlendirilmesine yer verdik. Üçüncü bölümde ridde suçuna uygulanan ve klasik fıkıh kitaplarında yer alan idam cezası ve bu konudaki görüş farklılıklarına yer verdik. İdam cezası yanında bu cezaya tâbi olarak takdir edilen mürtedin mirası, malî tasarrufları ve evliliği gibi konulardaki diğer yaptırımları da ele aldık. Dördüncü bölümde ise ridde cezası ile inanç özgürlüğü arasında nasıl bir ilişki olduğunu değerlendirdik. Her ne kadar cezanın hangi suç için takdir edildiği ile ilgili farklı görüşler söylenmiş olsa da bu çalışma sonunda irtidad cezasının bizatihi kalpte olan inancın değiştirilmesinden ziyade devlet rejiminin ve ideolojisinin kendisi üzerine oturtulduğu, bir bakıma vatandaşlık/kimlik bağı kabul edilen inancın değiştirilmesine takdir edilmiş bir ceza olduğu kanaatine hâsıl olduk. Beşerî sistemlerde "vatan hainliği" şeklinde tanımlanan rejime ve devlet ideolojisine karşı gelme suçuyla aynı olan bu cezanın vicdanda cereyan inanç üzerinde bir yaptırımın olmaması nedeniyle inanç özgürlüğünü kısıtlayan bir yönü bulunmamaktadır. Anahtar Sözcükler: İrtidad, suç, ceza, inanç, özgürlük
Örgütlü suçlarla mücadelede kazanç müsaderesi ve Türkiye değerlendirmesi
Bu araştırmada organize suçla mücadele politikalarında geçtiğimiz 30-40 yılda yaygınlaşan suçun finansal boyutu yaklaşımı ele alınmıştır. Suç gelirleriyle mücadele olarak da adlandırılan yaklaşımın birçok enstrümanı vardır. Kazanç müsaderesi söz konusu enstrümanlardan birisidir. Yürürlükteki ceza yasasında yer alan bu tedbirin Türkiye uygulamasında bir takım problemlerin olduğundan yola çıkılarak söz konusu problemlerin tespiti üzerinde durulmuştur. Türkiye'de kazanç müsaderesi konusu üzerine gerçekleştirilen bilimsel çalışmalar oldukça sınırlı sayıda ve yetersiz niteliktedir. Bu yönüyle ilgili alana katkı sağlamak üzere literatür taraması yapılmıştır. Yabancı ülke uygulamalarında karşılaşılan alternatif müsadere yöntemleri incelenerek, Türkiye uygulamasında görülen sorunların aşılması adına alternatif müsadere yöntemlerinin uygunluğu değerlendirilmiştir. Kazanç müsaderesi konusunda, özellikle de alternatif müsadere yöntemleri bakımdan insan hakları tartışmaları yaşanmaktadır. Söz konusu tartışmaların akademik yazında önemli yer tutması buna rağmen Türkçe literatürde konunun ciddi anlamda ele alınmaması sebebiyle insan hakları tartışmalarına değinilmiş ve AİHM kararları çerçevesinde meşru kabul edilen ölçütler tespit edilmeye çalışılmıştır.
Türk Hukukunda organ ve doku ticareti suçu
Ülkeler yasal olmayan yollardan yapılan hukuka aykırı organ nakillerini önlemek için iç hukuklarında çeşitli önlemler almışlardır. Alınan bu önlemlerin temelinde var olan nedenlerden birisi yasa dışı yollardan yapılan organ nakillerinin neden olduğu insan hakları ihlallerini önlemek iken bir diğer neden ise, dünya genelinde önemli bir problem olan organ kıtlığı ve bu kıtlığın neden olduğu organ ticareti suçu ile etkili bir şekilde mücadele edebilmektir. Bu nedenle, pek çok ülke, hukuk dışı yollardan yapılan özellikle de vericiden ona belirli bir maddi bir çıkar sağlamak suretiyle organ temin edilmesini suç olarak kabul edip ceza hukukunda yaptırıma bağlamıştır. Bu ülkelerden birisi de Türkiye olup vericiden maddi bir çıkar karşılığında organ veya doku temin edilmesi Türk Ceza Kanununda organ veya doku ticareti suçu olarak yaptırıma bağlanmıştır. Bu tez çalışmasında; hangi durumlarda yaşayan kişilerden ya da ölülerden organ temininin hukuka uygun olarak kabul edileceği irdelendikten sonra organ veya doku ticareti suçunun sebepleri ve organ veya doku ticareti suçuna ilişkin Türk Ceza Kanununda yer alan hükümler ayrıntılı olarak değerlendirilmeye çalışılacaktır. Çalışmanın tartışma ve sonuç kısmında ise yaşayan kişilerden hukuka aykırı yollardan maddi bir çıkar karşılığında organ veya doku temin edilmesi olarak adlandırılan organ veya doku ticareti suçunun canlı vericiler açısından neden olabileceği insan hakları ihlalleri tartışıldıktan sonra, söz konusu suçla mücadelede etkili olabilecek hukuksal ve toplumsal temelli çeşitli önerileri sunulmaya çalışılacaktır.
Özel ceza kanunlarında silah kullanma yetkisi
İnsanlığın temel ihtiyaçları, geçmişten günümüze yeme, içme, barınma ve güvenlik ihtiyaçları olmuştur. İnsanların toplu halde yaşadığı düzen içerisinde düzenin devamlılığının sağlanması amacıyla bir yöneten ve yönetilen olgusu çerçevesinde devlet düzeni oluşturulmuştur. En ilkelinden en modernine devletin asli görevleri arasında yer alan bu düzeni sağlamak ve korumak ancak güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesi ile mümkün olmaktadır. Devlet, bu asli görevini oluşturduğu kurumlar ve kolluk kuvvetleri ile sağlamaktadır. Kamu düzeninin sağlanması adına icra ve inzibat gücü olarak görev yapan kolluk kuvvetlerinin zor ve silah kullanma yetkisi 1982 Anayasasında yer almıştır. Polise zor ve silah kullanma yetkisi veren en temel düzenleme 2559 sayılı PVSK olmakla birlikte 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu da kolluğa silah kullanma yetkisi veren özel ceza kanunları arasında yer alır. Ancak bu kanunlarda kolluğa verilen zor ve silah kullanma yetkileri incelendiğinde kanunlar arasında bir birliktelik bulunmamakla birlikte 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 2006 tarihli Ek Madde 2'de yer alan kolluğun silah kullanma yetkisine yapılan düzenleme demokratik hukuk devletinin temel ilkeleri arasında yer alan insan haklarına saygılı devlet düzenine aykırı nitelik taşımaktadır. Kolluğa verilen silah kullanma yetkisinin görevlilerce son çare olarak düşünülmesi, kolluğun herhangi bir direnişle karşılaşması halinde bu direnişi kırmak adına zor kullanmanın aşamalarını iyi bilerek pratikte uygulayabileceği bir düzenin varlığı şarttır. Anahtar Kelimeler: Kolluk, Zor ve Silah Kullanma Yetkisi, İnsan Hakları, Ölçülülük ve Orantılılık, Terörle Mücadele Kanunu