İdeoloji

Bu konu başlığı altında 322 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası ilişkiler ve banal milliyetçilik: İlkokul öğrencileri üzerinde bir çalışma

Bu çalışmada, Uluslararası İlişkilerin temel dinamiklerinden biri olan dost-düşman olgusu, başta Micheal Billig'in Banal Milliyetçilik varsayımları özelinde olmak üzere uluslararası bir aktör olarak ilkokul öğrencileri üzerinden incelenmiştir. Farklı uluslara karşı beslenen dost-düşman algısının rutin içerisinde fark edilmeden nasıl üretildiği incelenerek; bu sürecin başlangıç noktası olarak nitelendirilebilecek okul kurumu içerisindeki müfredat-öğrenci ve öğretmen üçgeni arasındaki ilişki ele alınmıştır. Bu kapsamda millet olmayı sürekli hatırlatan okul kurumu, Althusserci bakış açısıyla devletin ideolojik bir aygıtı (DİA) olarak ele alınmıştır. Okul kurumunun hedef kitlesi olan -uluslararası bir aktör olarak- öğrencilerin bu süreçte fikirlerinin şekillendirilmesi sonucunda milletlere yönelik yaratılan özneler arası anlamlar ve kolektif imajlar ise Robert Cox ekseninde değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda, ilkokul öğrencilerinin farklı milletlere yönelik algılarının şekillenmesinde, müfredat ve öğretmenler aracılığı ile okul kurumunun etkili olduğu; gündelik içerisinde -yeniden- üretilen dost-düşman imajı ve bu imajlara yüklenen anlamların banal göstergeler üzerinden sürekli olarak hatırlatıldığı izlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Banal Milliyetçilik, Dost-Düşman, Müfredat, Yeniden Üretim,Devletin İdeolojik Aygıtı (DİA)

Banal milliyetçilikBillig, MichealDüşman+4
Gülşen Akyıldız
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk dış politikasında süreklilik unsuru: İdeoloji, eylem ve güvenlik 1876-1960

Osmanlı Devleti gücünün azalmasıyla birlikte devletler karşısında üstün konumunu da kaybetmiştir. Savaşlarda eski başarının sağlanamaması, başarılı olunan durumlarda da devletlerin uyguladıkları politikalar istenen sonuçların alınmasını engellemiştir. Osmanlı Devleti zamanla diplomasinin önemini daha iyi kavramış ve bu alana gerekli ilgi gösterilmeye başlanmıştır. Hariciye alanında yapılan reform çalışmaları diplomasinin ve diplomatik personelin yetişmesi açısından faydalı olmuştur. Devletin yıkılış döneminde diplomasiye önem verilmişse de çöküş engellenememiştir. Birinci Dünya Savaşı sonunda yıkılan Osmanlı Devleti'nin yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti pek çok konuda ve özellikle diplomasi alanında Osmanlı Devleti'nin mirasçısı olmuştur. Bu çalışmada ki amaç Osmanlı Devleti'nin son döneminden itibaren uygulanan dış politika ile Türkiye Cumhuriyeti'nde uygulanan dış politika arasındaki sürekliliğin incelenmesidir. Dış politikadaki süreklilik özellikle ideoloji, eylem ve güvenlik açısından ele alınarak daha detaylı ve sistematik bir çalışma olmasına özen gösterilmiştir. Çalışmada öncelikle arşiv, meclis tutanakları olmak üzere kitap ve makalelerden yararlanılarak sürekliliğin varlığı ve ne derecede olduğu açıklanmaya çalışılmıştır. Bu detaylı çalışmanın sonucunda Osmanlı Devleti'nin son döneminden itibaren uygulanan dış politika ile Türkiye Cumhuriyeti'nde uygulanan politikalar arasında bazı istisnai durumlar olsa da çoğu uygulamada süreklilik olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Diplomasi, Dış Politika, Osmanlı Hariciyesi, Türk Dış Politikası, Dış Politikada Süreklilik

Cumhuriyet DönemiEylemGüvenlik+6
Seda Kantar
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

XIX. Yüzyıl Osmanlı iktisadi düşüncesinde dönüşüm: Bir Tanzimat projesi olarak Çukurova

Osmanlı İmparatorluğu'nun varlığını sona erdiren Birinci Dünya Savaşı arifesinde İmparatorluğun tarımsal üretiminin en önemli bölgelerinden birisi konumunda bulunan Çukurova bölgesi, yalnızca yarım yüzyıl önce bataklıklarla kaplı, göçebelerin hakimiyetinde bulunan ve tarımsal üretimin oldukça kısıtlı bir alanda neredeyse geçimlik bir seviyede yapıldığı bir bölge konumundaydı. Yarım yüzyılda kaydedilen bu gelişme kuşkusuz Tanzimat döneminin en önemli başarılarından bir tanesidir. Bu başarıda dünya ekonomisinin, yani Amerikan İç Savaşı'yla birlikte ortaya çıkan pamuk kıtlığı ve artan pamuk talebinin payı olmakla birlikte, en önemli rollerden birisini Çukurova'yı tarımsal üretime açacak ve ovada kolonizasyonu başlatacak Tanzimat bürokrasisi üstlenmiştir. Tanzimat bürokrasisini bölgeyi yeniden tanzime iten iktisadi zihniyet ise Tanzimat dönemi iktisadi zihniyetinden ayrı düşünülemez. Bir başka deyişle Çukurova'nın göçebe unsurlardan tasfiyesi ve bölgenin ticari tarıma açılması Tanzimat dönemi iktisadi zihniyetinin bir ürünü ve en önemli iktisadi projelerinden bir tanesidir. Bu nedenle 1865 yılında Fırka-ı Islahiye'nin göçebelere karşı gerçekleştirmiş olduğu harekât "Tanzimat'ın Çukurova Projesi" olarak adlandırılabilir. Ancak harekâta 1865 yılında başlanmış olmakla birlikte, bölgeye yönelik ilgi Tanzimat'ın ilk yıllarıyla birlikte gelişmeye başlamıştır. Babıali'yi, bu projeyi önce kurgulayıp ardından da gerçekleştirmeye iten motivasyon, iktisadi zihniyetin yanı sıra, Tanzimat sonrası merkezi idareye hâkim olan devlet ve medeniyet zihniyetinin de bir ürünüdür. Dolayısıyla iktisadi, idari ve medeniyet zihniyetlerinin geldiği noktanın göçebeler açısından da sonuçları olacaktır.

19. yüzyılDüşünce tarihiEkonomi tarihi+7
Necmettin Durmuş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Feminist sosyal hizmet perspektifiyle kadınların yalnız annelik deneyimleri

Bu çalışmada sosyal hizmet perspektifiyle kadınların yalnız annelik deneyimlerini nasıl pratiklerle inşa ettiğini keşfetmek amaçlanmıştır. Anneliğe ilişkin özcü yaklaşım anneliğin sosyal bir rol olarak tarihsel, kültürel ve toplumsal inşasının önüne geçmektedir. Annelik çocuğun bakım ve sorumluluğunu paylaşan rollerden bir tanesiyken boşanma sonrasında anneliğin yalnızlığıyla yüzleşilmektedir. Çalışmanın özneleri boşanma sonrası çocuğuyla yaşayan kadınlardır. Kadınların deneyimlerini başlangıç noktası kabul eden bu araştırmada feminist yöntem ve bakış açısıyla, sosyal hizmet perspektifinden yararlanılmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılan araştırmada İstanbul'da çocuklarıyla yaşayan 18 özne ile görüşülmüştür. Özneler ile gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerde yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılmıştır. Araştırma verileri, MAXQDA Pro 2022 programı kullanılarak tematik kodlama yapılmıştır. Araştırma verilerinin analizi sonucunda "Annelik Kurumundan Annelik Pratiğine", Yalnız Annelikle Yüzleşme", "Anneliğin Gizli Yaraları", "Yalnız Annelik Döngüsü" ve "Yalnız Annelikte Güçlenme" olmak üzere beş ana temaya ulaşılmıştır. Bu araştırmanın önemli sonuçlarından birisi annelik ideolojisinin boşanmış kadına karşı makbul anne söylemiyle kadın üzerindeki tahakkümü sürdürmesidir. Bununla birlikte annelik pozisyonu kadınların sosyal ve ekonomik ilişkilerinde sınırlılıklar getirmektedir. Araştırmanın bir diğer önemli sonucu yalnız annelik pratiklerinin inşasında kadınların zihinsel olarak anneliğe sıkışmasını tanımlamak üzere "annelik sancısı" kavramı geliştirilmiştir. Yalnız anneliğin döngüsel bir güçlenme süreci olduğu bir başka önemli sonuçtur. Yalnız annelikte kadınların kişisel, kültürel ilişki dinamiklerinde faillik özellikleri öne çıkarken yapısal ilişkiler karşısında daha yalnız ve edilgen kaldıkları sonucuna ulaşılmıştır. Yalnız annelik pratikleri kadınlara özgürleşme ve güçlenme alanları yaratırken, kadınların annelik kurumunun değer yargıları ile daima mücadele etmeleri gerekmektedir. Bu nedenle öncelikle annelik ve babalıkta ortaklaşmayı öngören sosyal, ekonomik ve hukuksal düzlemi olan bütünlüklü sosyal politikaların hayata geçirilmesi önemlidir. Koruyucu, önleyici ve destekleyici mekanizmaların kadın deneyimini önceleyen bir tutum sergilemesi önemlidir. Bununla birlikte, yararlanıcı ve profesyonel olarak kadın nüfusunun yüksek olduğu sosyal hizmet disiplini ve uygulamasında kadınların deneyimlerini görünür ve değerli kılmak ve bu yönde sosyal hizmet uygulamalarını geliştirmek adına bu çalışmanın önemli olduğu düşünülmektedir.

Anne deneyimiAnnelikAtaerkil+6
Zülal Şahin
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Siyasal iletişim faaliyetlerinin seçmenin oy verme davranışı üzerine etkisi; İstanbul örneği

Siyasal iletişim aktif siyasal yaşamın şüphesiz en önemli faaliyetlerindendir. Siyasal rakiplere karşı avantaj sağlama, siyasi yapıların söylemlerini ve icraatlarını topluma anlatma, ideolojilerin perçinlenmesi gibi amaç ve çabalar toplumla iletişim halinde olma zorunluluğunu beraberinde getirmiştir. Siyasal aktörlerin toplumla gerçekleştirdikleri iletişim, yapısı ve siyasi mesajlarla örüntülü olması bakımından siyasal iletişim olarak tanımlanmaktadır. Siyasal iletişim faaliyetleri, özellikle seçim dönemlerinde yoğun bir şekilde gerçekleştirilmekte, olağan dönemlerde de devam ettirilmektedir. Bu faaliyetlerin şüphesiz en belirgin amacı, hedef kitle üzerinde etki yaratmak ve bunun sonucunda oyunu alarak iktidarını tesis etmektir. Siyasal iletişim faaliyetlerinin, seçmenin oy verme davranışı üzerine etkisinin, İstanbul örneği üzerinden araştırıldığı çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, siyaset ve siyasete karşı geliştirilen farklı yaklaşımların yanı sıra siyasal ideolojiler gerekli literatür araştırılmasının ardından ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise iletişim kavramı, iletişim türleri, yöntemleri ve siyasal iletişimin ilişkili olduğu alanlar ile siyasal iletişimin alanı da gerekli literatür araştırmasının ardından ele alınmıştır. Çalışmamızın üçüncü ve son bölümünde ise, siyasal iletişim faaliyetlerinin seçmenin oy verme davranışı üzerindeki etkisi, Beşiktaş ve Fatih ilçelerinde anket yöntemi ile gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarından oluşmaktadır. Bu bölümde, seçmenlerin medya ortamlarını takip etme sıklıkları, gerçekleştirilen siyasal iletişim faaliyetlerinin oy verme kararlarına etkisinin olup olmadığı, kanaat önderlerinin oy verme davranışına etkisi gibi değişkenler araştırılmış ve sonuçları çizelgeler ve yorumlarla aktarılmıştır. Üç bölümden oluşan çalışmamız, siyasal iletişim faaliyetlerinin seçmenin oy verme davranışı üzerindeki etkisini ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır.

Oy kullanmaSeçmen davranışıSeçmenler+4
Ümit Uzun
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimEN

The de(con)struction of the man-made language and ideology through female sexuality and textuality in the novels of Virginia Woolf and Erendiz atasü

Language, which is simply defined as the system of words or signs shared by a group of people to communicate and express thoughts, has always played an active and dominant role in creating a subjugated and subservient life for women. In this limited life, civilization is patriarchal, history is HIStory, literature is phallocentric and language is man-made. In order to break the chain of vicious circle, forcing them being the inferior 'others' of men, women seek the ways of de(con)structing all the fixed and the hierarchical structures of male discourse and its man-made language. Among those women are Virginia Woolf and Erendiz Atasü, who assert that women can transcend all patriarchal boundaries between body/mind, female/male and self/other through the 'all-encompassing female language', which enables a non-phallocentric 'feminine writing' practice. Depending on the similar concerns of women/women writers about the man-made language that constructs the rigid patriarchal norms, this study, first, puts forward how phallocentric ideology both affects women and how it is challenged by women's writing. Then, basing its argument on the theories of post-structuralist feminism, it analyzes the feminine texts written by Woolf and Atasü, who live in quite different periods and societies that have various philosophic, religious and cultural practices, in order to find out if the 'female language' shares common features despite all these boundaries. The comparative analysis of the two writers reveals that the female language challenges the speech governed by the phallus and brings down phallocentric discourse by writing the pleasures of female body, which are fluid, multiple, diverse and nonhierarchical. Thus, by liberating female body and experiences from the control and authority of the man-made language and ideologies, this new poetic language de(con)structs the distance between 'body and mind' and achieves 'wholeness' by moving beyond the fixed confines of sexual differences. With this all-encompassing unity, Virginia Woolf and Erendiz Atasü validate the possibility of creating a new world built on a true diversity and culture, where all sexes and genders will be equal. As a result, 'the female language' is proved to be offering an egalitarian basis for all humans, not just for women, by de(con)structing the patriarchally constructed gender roles.

PatriarchalAtasü, ErendizSexuality+7
Muzaffer Derya Subaşı
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin, milliyetçilik yaklaşımları içerisinde yeniden üretilmesi üzerine feminist bir eleştiri

Bu araştırmada, 19. yüzyıl sonrasında yükselen bir trend haline gelen modern anlamda milliyetçilik ideolojisinin oluşumu ve ulus devletin oluşumundaki eş zamanlılıktan yola çıkılarak yeni bir toplum düzeninin oluşturulduğu ortaya konmuştur. Çalışmada milliyetçi söylem, ulus devletin oluşum sürecinde kaynak ve tetikleyici güç unsuru olarak kabul edilmiştir. Ulus devletlerin çıkarlarına yönelik kurgulanan yeni toplumsal düzende bireylerin kendilerini ulus devlete ait hissetmeleri ve ulus devleti kendi benlikleri gibi benimsemeleri adına oluşturulan ideal vatandaşlık kavramı; kadın ve erkek cinsiyetlerini sistemli bir biçimde politik hale getirerek belirli toplumsal cinsiyet rollerinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu cinsiyet rollerinin yaygınlaşması ve benimsenmesi için genellikle milliyetçilik ideolojisi ve milliyetçi söylem araç olarak kullanılmıştır. Milliyetçi söylem kadınların toplumsal rollerini yeni milliyetçi bireyler doğuran ve yetiştiren insan olmakla sınırlandırmıştır. Bu araştırma çoğunlukla kamusal alanın dışında bırakılmış kadınların kendi aile hayatında ve özel alanında var olabileceği düşüncesinin cinsiyetçi bir yaklaşım olduğu ortaya koymuştur. Tüm bunlardan hareketle bu çalışmada feminist ideolojiye göre biyolojik olarak eşit olduğunu varsayılan kadın ve erkeğin, kültürel ve toplumsal yaklaşımların etkisiyle kadın(lık) ve erkek(lik) olarak algılanması incelenmiştir. Bu araştırma kapsamında, cinsiyet kavramlarının toplumsal cinsiyet kavramına dönüştürülmesinde milliyetçilik ideolojisinin katkısının incelenmesi ve milliyetçi söylemlerdeki toplumsal cinsiyet eşitliğinin eleştirisinin yapılması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Feminizm, Milliyetçilik, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, Ulus Devlet

Feminist Eleştiri KuramıFeminizmMilliyetçilik+3
Emel Kısmet Aydınlı
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gezi parkı olayları sürecinde polis kimliğinin medyada temsili

Kültür teması altında incelenen 'kimlik' meselesinin önemi, günümüzde gerek siyaset alanında gerek bilimsel çalışmalarda ortaya çıkmaktadır. Kimliği medyanın büyük ölçüde şekillendirdiği gerçeği kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Hal böyle iken kimlik çalışmalarına kayıtsız kalmak imkansızdır. Çalışmada ele alınan "polis kimliği" devlet tarihi kadar eskidir ve devlete dair büyük ipuçları ve derin anlamlar taşımaktadır. Totaliter rejimde devleti koruyan, devlet için tehlike olan tüm iç tehdit unsurlarıyla savaşan, halkın dışında kendi içinde yaşayan bu kimlik araştırıldığında devlete ve ideolojiye daha yakından bakılmış olacaktır. Yakın geçmişimizde yaşanmış olan ve Türkiye'yi derinden etkileyen Gezi Parkı olayları unutulmamıştır ve olumlu veya olumsuz etkileri hala görülmektedir. Tüm dünyada süregelen eylemlerin Türkiye'de de yaşanması, darbe gören kuşağın yüreğini ağzına getirmiş, ülke bir isyandan dönmüştür. Olaylar sürecinde yüzlerce yaralı ve onlarca ölü haberi gelmiştir. Polisin eylemcileri durdurmak için kullandığı yöntemler "orantısız güç" diye tabir edilmiş, taraflar birbirine düşmancasına saldırmıştır. Gezi Parkı Olayları sürecinde haberlerin polis-eylemci ekseninde yapıldığı göz önüne alındığında burada bir kimlik oluşturulmadığını söylemek doğru olmaz. Bu çalışma da bu düşünceden hareket ile internet haber sitelerinde Gezi Parkı olaylarına ilişkin yapılan haberlerde inşa edilen polis kimliğini ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Medyanın gerçeği; ideolojilerine göre yeniden şekillendirip yeni bir gerçek oluşturduğu varsayımı, bu tezin çıkış noktası olmuştur. Haberler Teun A. van Dijk'ın eleştirel söylem çözümlemesi yöntemiyle ele alınmıştır. Haberler yöntem doğrultusunda incelendiği zaman, gerçeğin yeniden yazıldığı ve kimliklerin ideolojik çerçeve ile inşa edildiği sonucuna varılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Gezi Parkı olayları, polis kimliği, internet haberleri, eleştirel söylem çözümlemesi

Eleştirel söylem çözümlemesiGezi ParkıKimlik+7
Cemile Erden
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İki nevruz: 1992- 2013 Nevruz kutlamalarının Türkiye medyasında yansımalarının karşılaştırılması

Türkiye'de Nevruz/Newroz kutlamaları siyasi bir önem taşımaktadır. Özellikle 1990'lı yıllardan sonra Nevruz/Newroz, bahar bayramı olmasının yanı sıra Kürt halkının kimlik mücadelesi ve ulus inşa sürecinin bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Nevruz/Newroz bayramlarının ve bu bayramı kutlayanların farklı tarihsel dönemlerde ve farklı ideolojilere sahip medya organlarınca temsilleri, farklılık göstermektedir. 1992 yılında meydana gelen Cizre Nevruz'u bazı medya organlarınca medyada "ayaklanma" ve "bölücü terör eylemleri" olarak duyurulurken bazılarında "devlet terörü" olarak nitelenmiştir. Aynı medya organları 2013 yılında ise Nevruz /Newroz bayramını, "barış ve kardeşliğe" işaret eden yeni bir dönem olarak haberleştirmiştir. Farklı tarihsel dönemlerde Nevruz/Newroz kutlamalarının gazetlerde nasıl temsil edildiği sorusundan hareketle tezde temelde iki döneme odaklanılmıştır. Bu çerçevede 1992 Cizre ve 2013 Diyarbakır'da kutlanan Nevruz/Newroz kutlamalarının medyada nasıl temsil edildiği Hürriyet, Türkiye ve Yeni Ülke/ Özgür Gündem gazetelerinde Teu van Dijk'ın söylem analizi yöntemiyle incelenmiştir. 21 Mart 1992 Cizre Nevruz/Newroz'u ile 21 Mart 2013 Diyarbakır Nevruz/Newroz'unun, Hürriyet, Türkiye ve Yeni Ülke/ Özgür Gündem gazetelerinde 4 gün süre ile nasıl haberleştirildiği/ temsil edildiği söylem analizi ile incelenmiş ve şu sonuçlara ulaşılmıştır: 1. Hürriyet ve Türkiye Gazetelerinin haberlerinde resmi devlet söylemi etkili olmuştur. 2. Haberlerde Nevruz/Newroz gerek Türk, gerekse Kürt kimliğinin yeniden üretilmesinde referans olarak kullanılmıştır. 3. Hüriyet ve Türkiye Gazetelerinin haber söylemlerinde Nevruz/Newroz Türk milliyetçi bir çerçevede, Özgür Gündem (Yeni Ülke) gazetesi haber söylemlerinde ise Kürt milliyetçi bir çerçevede tanımlanmıştır. 4. Hürriyet ve Türkiye gazeteleri haber söylemlerinde biz/ öteki karşıtlığı kurularak, "biz" Türk'lere karşı Kürt kimliği "ötekileştirilmiştir". Bu inceleme çerçevesinde iki Nevruz/Newroz 'un temsilinde dönemin hükümetinin Kürt sorununa ilişkin yaklaşımlarındaki farklılık medya söylemlerinde de etkili olmuştur. Devletin/egemen ideolojinin belirleyicisi olduğu, medya kurumlarının, var olan "gerçeği" sahip oldukları ideolojilere göre yeniden kurdukları ortaya çıkmıştır

GazetelerMedyaNevruz+4
Esra Aydın
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarihsel süreç içerisinde küreselleşmenin ideolojik dönüşümü: Hegemonik güç

Dünya tarihi, durağan bir düşünce yapısının çok ötesinde değerlendirilmesi gereken bir olgudur. Öyle ki, tarihsel süreç içerisinde yaşanan birçok olay hem öncülünün bir getirisi olmuş hem de ardılına teorik bir zemin hazırlamıştır. İktisadi, kültürel ve siyasal birçok alandaki pratikler belirli bir zeminin üzerine inşa olur. Küreselleşme olgusu da bu şekildedir. Bugün kavramsal olarak çeşitli disiplinler tarafından tanımlanmaya çalışılan küreselleşme, bu tanımlamalar içerisindeki tarihlendirmeden çok daha önceye dayanmaktadır. İçerisinde yaşadığımız dönemde kullanılmakta olan küreselleşme kavramı ideolojik bir temelde betimlenmektedir. Ancak, süreç olarak bu betimlemeye olanak tanıyan unsurlar ve aksiyonlar bulunmaktadır. Bu noktada, günümüzde kullanılan küreselleşmenin tarihsel zemini, bu zemin neticesinde oluşan ideolojik formu anlamak gerekmektedir. Bununla da beraber bahsi edilen ideolojik formdaki küreselleşmenin sebebiyet verdiği çeşitli politikaların uluslararası sistemi belirli ölçüde şekillendirdiği de göz önüne alınmalıdır. Hegemonya olgusu bu çerçevede oldukça önemlidir. Yaşadığımız dünyada meydana gelen tutarsızlıkların, çeşitli kavramsal teorilerin ve tabii ki pratiklerin temelinde yatan hususlardan birisi budur. İdeolojik küreselleşme (globalism) hegemonya olgusunu ortaya çıkarmış ve onu bir güç unsuru haline getirerek, uluslararası sistemi şekillendirme noktasına ulaşmıştır. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Süreçsel Küreselleşme, İdeolojik Küreselleşme, Uluslararası Sistem, Hegemonya

HegemonyaKüreselleşmeUluslararası ilişkiler+2
Şahin Şerbetçi
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'deki rahip cinayetlerinin yazılı basında nefret söylemi açısından incelenmesi

Bu çalışmada yazılı basında yer alan haber metinleri ve köşe yazıları nefret söylemi bağlamında incelenerek nefret söyleminin ideolojik bir aygıt olan medya aracılığıyla toplum içerisinde meşru bir zemin kazanarak normalleşmesi süreci üzerinde durulmuştur. Türkiye'de işlenen dini temelli iki nefret suçunun yazılı basında yansıtılışı nefret söylemi açısından irdelenerek söylem ve ideoloji arasındaki ilişkinin somutlaştırılması çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu bağlamda 2006 yılında işlenen Trabzon'da işlenen Rahip Santoro cinayeti ve 2010 yılında İskenderun'da işlenen Rahip Padovese cinayetine ait haber ve köşe yazılarının farklı ideolojilere sahip gazeteler baz alınarak nefret söylemi açısından incelenmesi gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında ele alınan rahip cinayetlerinin ardından iki haftalık süre içerisinde cinayetlerle ilgili gazetelerde yer alan haber metinleri ve köşe yazıları Hürriyet, Anadolu'da Vakit, BirGün ve Agos gazeteleri baz alınarak nefret söylemi açısından içerik ve söylem analizi kullanılarak incelenmiştir. Elde edilen sonuçlarda ideolojik duruşlarına göre seçilen dört gazetenin içerisinde yer alan haber metinleri ve köşe yazılarında kullanılan söylemin gazetenin bağlı olduğu ideoloji ve benimsediği değerler doğrultusunda olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Nefret Suçu, Rahip Cinayetleri, Medya ve Nefret Söylemi, Söylem ve İdeoloji

CinayetDin adamlarıGazeteler+7
Süheyla Başak Görgün
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kişilik, kültür, sağ kanat yetkeciliği, siyasal ideoloji ve adil dünya inancı arasındaki ilişkiler

Amaç: Bu çalışmada, Türkiye'nin farklı illerinde öğrenimlerini sürdüren üniversite öğrencilerinden oluşturulan bir örneklem kullanılarak; kişilik, kültür, sağ kanat yetkeciliği, siyasal ideoloji ve adil dünya inancı arasındaki ilişkiler incelenmiş ve söz konusu değişkenlerin cinsiyetlere ve siyasal ideolojilere göre farklılaşıp farklılaşmadığı araştırılmıştır. Yöntem: Bu bağlamda; çalışmamıza, Türkiye'nin farklı illerinde öğrenim gören, yaşları 21 ile 42 arasında değişen; ön lisans, lisans ve lisansüstü programlardan birisine kayıtlı 116 (kadın: n = 75, erkek: n = 41) üniversite öğrencisi katılmıştır. Katılımcılardan; Demografik Bilgi Formu ve Siyasal İdeoloji/Politik Konum Soruları, Beş Faktör Kişilik Envanteri 44 Maddelik Formu, Genel ve Kişisel Adil Dünya İnancı Ölçeği, Sağ Kanat Yetkeciliği Ölçeği ve Bireycilik Toplulukçuluk (INDCOL) Ölçeği şeklindeki araçların kullanılması yardımıyla, gerekli veriler toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizi için IBM SPSS Statistics 26.0 adlı bilgisayar destekli istatistiksel veri analizi programı kullanılmıştır. Bulgular: Yapılan istatistiksel analizler sonucunda; kişilik, kültür, sağ kanat yetkeciliği, siyasal ideoloji ve adil dünya inancı değişkenlerine dair boyutlardan bazılarının, cinsiyetlere ve siyasal ideoloji gruplarına göre farklılaştığı sonucu elde edilmiştir. Adil dünya inancı ve sağ kanat yetkeciliği arasındaki ilişkide, kişilik değişkenlerinin düzenleyici rolü; adil dünya inancı ve kültür değişkenleri arasındaki ilişkide, kişilik değişkenlerinin aracı rolü ve adil dünya inancı ve kültür değişkenleri arasındaki ilişkide, sağ kanat yetkeciliği değişkenlerinin aracı rolü olduğu sonucu elde edilmiştir. Sonuç: Araştırma sonuçlarından elde edilen bulgular literatür doğrultusunda tartışılmıştır.

Adil dünya inancıBeş faktör kişilik modeliKişilik+7
Emre Aydoğan
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Haber kurgusunda ideoloji ve hegemonyanın bir araç olarak kullanılması: Türkiye'de 2000'li yıllarda merkez medya örneği

Bilgi çağının getirmiş olduğu erişim ağının, büyük bir hızla yaşamımızı değiştirdiği şu günlerde iletişim teknolojileri tarihin hiç bir döneminde görülmemiş bir şekilde gelişmiştir. Medya, içerisinde bulunduğumuz bilgi çağında haberleşme ve iletişimi sağlayan en önemli sektörlerden birini oluşturmaktadır. İnternet, uydu, mobil ağlar, radyo ve televizyon ile yazılı basın argümanları olan gazete, dergi ve kitaplar globalleşen dünyada yaşanan gelişmelerden anında haberdar olmamızı sağlayabilmektedir. Medya, bilgi ve gelişmelerden haberdar olmanın yanında sınırların ortadan kaldırılmasını ifade eden küresel dünyada bireyler arası hızlı iletişim ve etkileşimin sağlanmasını da gerçekleştirmektedir. Haberleşme ve iletişim fonksiyonlarının yanında medyanın bir diğer görevi de demokrasilerde yasama, yürütme ve yargının yanında dördüncü bir güç olmasıdır. Medyanın dördüncü güç olarak ifade edilmesi aslında onun denetim görevine yapılan kuvvetli vurguyu gösterir. Kimi zaman güdümlü medya, kimi zaman baskı altındaki medya ve kimi zaman taraflı medya olarak adlandırılan medya sektörünün toplumu ve bu toplumu oluşturan bireyleri siyasal iktidar bağlamında etkileyebildiği gerçeğidir. Ayrıca medya siyasal iktidarın faaliyetlerinin halk ve bireyler nezdinde meşruluk kazanmasını sağlamak gibi son derece önemli bir görev üstlenmektedir. Bu araştırmanın amacı; Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren dönüşüm yaşayan merkez medya kapsamında haberlerin kurgusunda ideoloji ve hegemonya süreçlerinin kullanılma detaylarının incelenmesidir. Araştırmanın amacına yönelik olarak, ideoloji ve hegemonya kavramsal çerçevesiyle Türkiye'deki medyanın dönüşüm süreci ve haberlerin kurgusundaki değişimler ayrıntılı olarak incelenmiştir.

Haber ajanslarıHaber metinleriHaberler+4
Selçuk Arslan
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Medyanın liberalleşmesi sonrası post-truth kavramı: Afgan göçmenlerin durumlarının medyadaki yansımaları

Bu tez çalışmasında; liberalleşen medya sonrası ortaya çıkan post-truth kavramı incelenmektedir. Kavram, liberalleşmenin yaşanmasından sonra birçok alanda faaliyet gösteren iş insanlarının medya sektöründe de etkin rol almasının etkileri üzerinden tartışılmaktadır. Bu bağlamda medya patronlarının farklı sektörlerde de iş faaliyetlerini sürdürmesinin haberler üzerindeki etkisi araştırılmaktadır. Bu durum ise Afganistan'da yaşanan olayların ardından oradaki insanların Türkiye'ye göçmesi üzerinden ele alınarak Afgan göçmenlerin durumlarının nasıl işlendiği ana akım, muhalif ve alternatif medyadaki haberlerde incelenmiştir. Yapılan değerlendirmelerin ardından Afgan göçmenlerin ana akım, muhalif ve alternatif medyada farklı ele alındığı, diğer iş kolları nedeniyle hükümet ile ikili ilişkileri olan medya patronlarının kuruluşlarındaki haberlerin de tamamen iktidarın görüşüne göre okura sunulduğu saptanmıştır. Muhalif medyadaki haberlerin, benimsenen ideolojik görüş çerçevesinde ele alındığı değerlendirilirken, alternatif medyada azınlık haklarının korunduğu ve okura doğru bilgiyi aktarmanın ön plana çıktığı saptanmıştır.

AfganistanGöçmenlerHaberler+5
Melih Kadir Yılmaz
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yönelişler dergisinde şiir ve poetika

Yönelişler, 1981'den 1990'a dek aralıklarla toplamda 53 sayı yayımlanmış bir edebiyat dergisidir. Dergide yayımlanan şiir üzerine metinlerde 1970 Kuşağı şairlerinin epik şiirine karşılık lirik şiiri savunan ve şiirde ideolojilerin yer almasına olumsuz yaklaşan bir tavır geliştirilmiştir. Bu çalışmada, derginin söz konusu tutumunun da ideolojik bir içeriğe sahip olabileceği göz önünde bulundurulmuştur. Dergide yayımlanan poetik metinlerde sıkça vurgulanan imge, gelenek ve metafizik kavramlarından hareketle dergide yer verilen şiirlerin incelemesi yapılmıştır. Bu incelemelerin ışığında, söz konusu kavramların ele alınışında ve dergide yayımlanan şiirlerin arka planında bir ideolojik perspektifin bulunduğu kanıtlanmaya çalışılmıştır.

DergilerEdebiyat dergisiGelenekler+7
Aykut Nasip Kelebek
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gelenek ve ideoloji bağlamında dilsellik: Gadamer-Habermas tartışması

Doğru bilgi ve anlama ulaşma imkanını tartışan Gadamer ve Habermas'ın hareket noktası birbirine yakındır. Her iki filozof da bilginin ve tecrübenin nesnesi ile öznesi arasında her zaman dilsel mesafe olduğunu düşünmektedir. Anlama, dilsel bir dolayım ile dilin sınırları içinde gerçekleşmektedir. Gadamer'e göre dil, insanı kuşatan ve anlamayı şekillendiren ortamdır. Gelenek dil ile insana bir anlam dünyası oluşturmaktadır. Habermas'a göredilin kullanımı ile insanın dünya tecrübesi ve bilgisi belirlenmektedir. Dilsel dolayımın kaçınılmazlığından dilin yönlendirilmesi ve deforme olması sorunu doğmaktadır. İki düşünür bu soruna getirmeye çalıştıkları çözümde farklılaşmaktadırlar. Habermas, Gadamer'in gelenek teorisi ile otoritenin baskısının ve önyargıların yönlendirilmesinin meşrulaştırıldığını ve dolayısıyla eleştirel aklın baskı altında kalmasından kaynaklı olarak, doğru bilgiye ulaşmanın neredeyse imkansız olduğunu düşünmektedir. Gadamer ise Habermas'ın dili hasta olarak farz eden ve onu psikanaliz ile iktidarın ve otoritenin baskısından arındırma çabasını pratik olarak uygulanamaz görmekte ve önyargı eleştirisinin bir önyargı olduğunu düşünmektedir. O halde yöntem olarak psikanaliz tatbik edilmeksizin ve geleneğin dolayımından çıkmak mümkün olmadan, doğru bilgiye ulaşmak ve eleştiri imkânı nasıl mümkün olmaktadır? Çalışmamızda bu soruya cevap bulmayı hedeflemekteyiz. Dilin deforme edilme ihtimali içinde doğru bilgiye nasıl ulaşılabildiği ve bilginin doğruluk kriterleri tartışılmaya çalışılacaktır.

Dil felsefesiDilsel ögelerGadamer, Hans Georg+3
Zeynep Deniz Yeter
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Islamic books and their impact on the public sphere in Egypt in the 20th century

This research conducts a thorough examination of the production, distribution, and consumption of Islamic literature in Egypt from the 20th century to the present. It encapsulates the influence of historical, political, social, and technological factors on the industry. The study explores the oscillation between tradition and modernity in Islamic publishing, framing it as an arena where ideologies and visions are contested and redefined. The research highlights the complexities of Islamic literature, not merely as repositories of religious knowledge, but as spaces where narratives intersect and clash. Attention is drawn to the "Market Islam" phenomenon, underscoring tensions between authentic religious expression and capitalist globalization. The resurgence of authoritarianism and its impact on free discourse within the public sphere is also addressed. The study identifies challenges such as censorship, digitalization, and piracy, advocating for a proactive approach emphasizing quality, translation efforts, and digital engagement. In conclusion, the research envisions a renaissance in Islamic thought and literature, suggesting that publications can serve as platforms for negotiating narratives within the broader public domain. The study emphasizes adaptive strategies to preserve Islamic publishing's rich heritage and underscores its pivotal role within the public sphere.

Egyption literatureCensorshipPublishing+2
Ossama Issa
Ibn Haldun University · Medeniyetler İttifakı Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

BJP in social media: A multiple time analysis of ideology in terms of populism and nationalism

The BJP (Bharatiaya Janata Party) of India has achieved unprecedented electoral success in its last two terms, resulting in two consecutive wins with a large majority. This success, both in national and local elections, is often credited to their successful use of social media in mobilizing people on their behalf. For this reason, the national election in 2014 and subsequent local election at the federal level was termed the first "social media election" in India. There is an effort to see and connect the BJP's use of social media and its success with the global rise of populism and their inclination to use alternative media. On the other hand, most of the literature previously produced regarding the BJP considered the BJP as a nationalist or right-wing nationalist political party. This study attempts to analyze the BJP's social media articulation and decide if they are nationalist or populist. To do this, different timeframes are observed, as well as if it creates any variation or stability in the BJP's articulation in terms of its ideological position. The research shows that most of the fluctuation is related with shorter layer of time, while there is a stability in their imagination of longer time. Keywords: populism, nationalism, BJP, social media, multiple time

Bharatiaya Janata PartyIndiaNationalism+4
Ahmad Sabbır
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Ideology and discourse in cinema: The war of images between Algeria and France

Cinema, history, and politics have a dynamic relation; they are related and intertwined fields. The documentary film, in particular, is an essential historical tool for documenting the political events of countries. For instance, Algeria relied on documentary films to support the popular liberation revolution. Therefore it used cinema to represent the cause and condemn French colonialism by documenting its repression and crimes committed against a people calling for self-determination and independence. The National Liberation Front used Algerian cinema as counter-propaganda against French propaganda films. Algerian films, in turn, refuted the French allegations and decreased their credibility, which undermined its foreign policy and its image in front of the world. These two countries' films remained a witness to the intensity of the conflict and the ferocity of war between the two parties, each side trying to prove its positions and ideologies through cinema. This thesis is based on "Qualitative analysis Research" to examine and analyze the Ideology and discourse in cinema by discussing the crucial historical period in French and Algerian history. The years between 1954-1962 have witnessed brutal events, known as "The Algerian liberation war" or "The Algerian revolution," that remained for decades as a war without a name, unrecognized by the French authorities. This study relies on the approach of "critical discourse analysis" and content analysis methodology in analyzing both the Algerian film and the French film produced in the period of war to compare the opposite ideologies, and the political discourse addressed through cinema by the two countries. Furthermore, studying and analyzing these films is crucial to understand their impact on the people, the turn of events, and history in general and shedding light on how the same issue could be cinematically represented in totally different ways. Keywords: Critical discourse, Ideology, cinema, Algerian war, French Colonialism.

AlgeriaAlgeria cinemaLiterary discourse+6
Roumaıssa Ferdjanı
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk resim sanatının görsel ideolojisi: 1850-1950

Sanatın toplumları eğitici ve dönüştürücü işlevi tarih boyunca yönetici erkin toplumun ideolojik düzeyini belirlemek için sanatı araçsallaştırmalarına sebep olmuştur. Toplumsal formasyonun ana bileşenlerinden biri olan sanat her devirde, icra edildiği dönemin ideolojik düzeyini görselleştirmiştir. Nicos Hadjinicolaou 'Sanat Tarihi ve Sınıf Mücadelesi' adlı eserinde, toplumsal yapının ideolojik düzeyinin resim sanatında egemen ideolojiyi olumlayıcı ya da eleştirel görsel ideolojiler olarak ortaya çıktığını belirtmektedir. Bu çalışmayla, Nicos Hadjinicolaou'nun kuramı doğrultusunda, Türk resim sanatının görsel ideolojilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Osmanlı Devleti'nde Batılılaşma çabalarının etkileri, Tanzimat'ın ilanıyla beraber siyasi ve idari alandan toplumsal yapıya doğru genişlemeye başlamıştır. Meşrutiyet'in ilanıyla beraber toplumsal yapıda görülen değişimler, yönetici erkin egemen ideolojisi olan Osmanlıcılık ve Batılılaşmanın yanında farklı ideolojik sistemlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Balkan Savaşları döneminde Osmanlıcılık ideolojisi yerini Türkçülük ideolojisine bırakmıştır. Savaş yıllarında kurulan Şişli Atölyesi ile ilk kez, resim sanatı devletin resmi propaganda aracı olarak kullanılmış ve üretilen savaş temalı resimler dönemin yönetici erkinin ideolojisini görselleştirmiştir. Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle beraber, Batılılaşma ideolojisinin yerini çağdaşlaşma, Türkçülük ideolojisinin yerini milliyetçilik ideolojisi almıştır. Cumhuriyet döneminin yönetici erki, toplumsal yapının ideolojik düzeyini belirlemeyi devletin resmi politikası haline getirmiştir. Ulus kimliğinin inşa sürecinde resim üretimi, Cumhuriyet devrimlerini görselleştirerek toplumu eğitici bir işlev yüklenmiştir. Osmanlı Devleti'nde Batılı anlamda tuval resminin başlamasından günümüze kadar, toplumsal yapıda var olan ideolojiler resim sanatında görselleştirilmiştir. Bu görselleştirmeler, resim üretiminin gerçekleştiği dönemde toplumsal yapıya egemen olan ideolojiyle uyum içerisinde olan yapıtlarda 'olumlayıcı görsel ideoloji', egemen ideoloji ya da toplumsal yapıda var olan diğer ideoloji biçimleriyle çatışma içerisinde olan yapıtlarda 'eleştirel görsel ideoloji' olarak ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada, geniş bir literatür taramasıyla, resim üretiminin gerçekleştiği toplumsal yapının ideolojik düzeyi belirlenerek Türk resim sanatında nasıl görselleştirildiği irdelenmiştir.

Egemen ideolojiGörsel ideolojiResim sanatı+4
Eylem Arslan Gül
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adalet Ağaoğlu'nun öykülerinde estetik ve ideoloji

Estetik, yaratıcı bilincin dünyayı ve toplumsal gerçekliği öznel edimler neticesinde biçimlendirme ve dönüştürme sürecidir. Tarihsel çizgi içerisinde güzel ideası üzerine düşünme edimi veya duygusal bir bilgi alanı olarak değerlendirilen estetik, birey figürünün ve toplumsal yapının değişmesi ile birlikte, sosyal ilişkilerin ve anlamlandırma pratiklerinin merkezi unsuru olan ideoloji nosyonu ile paylaşımlı bir ilişki içerisine girer. Özellikle, sınıflar arası toplumsal hareketliliğin dinamik bir yoğunluk kazandığı süreçte estetik; ideoloji olgusunu, eleştirel bir referans noktası olarak daha yoğun bir biçimde kendi özerk yapısına dahil eder. Edebi yaratım süreci içerisinde estetik, ideoloji ile olan ilişkisini metin olgusu üzerinden kurar. Metin, anlatı estetiğinin kompozisyonel düzenini ve bütünlüğünü sağlayan temel unsurdur. Adalet Ağaoğlu, Türk edebiyatında toplumsal gerçekliği ve ideolojik içerikleri, estetik bir dikkatle dönüştüren ve yeniden biçimlendiren önemli yazarlardandır. Ağaoğlu'nun öykü kitapları, estetik ve ideolojinin paylaşımlı ilişkisinin metinsel bir yapıda tezahür ettiği önemli türsel oluşumlardır. Tez çalışmasının amacı, Ağaoğlu'nun öykülerinde estetik ve ideolojinin kompozisyonel bütünlük içerisinde edindiği metinsel ilişkileri "kurgu, yapı ve teknik" açısından incelemektir. Ağaoğlu'nun Yüksek Gerilim, Sessizliğin İlk Sesi, Hadi Gidelim, Hayatı Savunma Biçimleri, Düşme Korkusu adlı öykü kitapları; kurgu başlığı içerisinde yer alan, karakter retoriği, semptom/ideolojik düzlem, ortam/mikrokozmos, anlatı temposu; yapı başlığı içerisinde yer alan, diyalektik imge, söylem tasarımı, yazar imgesi; teknik başlığı içerisinde yer alan, perspektif/bilinç merkezleri, simgesel dolayım, dışavurumsal tonlama kavramları çerçevesinde ele alınacaktır.

Ağaoğlu, AdaletEstetikHikaye+2
Hüseyin Soylu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk milliyetçiliği düşüncesini tanımlama ve temellendirme çalışmalarına bir örnek: Orkun Dergisi (1962–1965)

İdeolojik kamplaşmaya dayalı siyasal yaşamın çalkantıları o dönem ülkedeki toplumsal düzenin huzurunu kaçırmış bu huzursuzluk fikir ve düşünce dergiciliğini de derinden etkilemiştir. 1961 Anayasası ile Türkiye yeni bir fikir ve siyaset ortamına girmiştir. Sol düşünceyi yaymak gayesiyle yayın hayatına giren dergilere karşılık, Türkçü kesim de buna paralel olarak Ankara'da aylık bir derginin çıkarılması için teşebbüste bulunmuştur. 1961 yılında milletvekili olarak parlamentoya giren İsmail Hakkı Yılanlıoğlu'nun girişimi ve sahipliği altında 1962-1965 tarihleri arasında 30 sayı olarak neşredilen Orkun'un kurucusu olarak Atsız gösterilmiştir. Dergi Atsız, Nejdet Sançar, Fethi Tevetoğlu, M. Zeki Sofuoğlu, Hikmet Tanyu, Galip Erdem, Yavuz Bülent Bakiler, Arif Nihat Asya, Muzaffer Özdağ, Ahmet Tuğcu gibi yazarların şiir ve makalelerine yer vererek Türk Irkçılığı ve Turancılık meseleleri üzerinde önemle durmuştur. Türk milliyetçiliği ekseninde Türk tarihi, vatan anlayışı ve Türkiye Türkleri konuları ile ırkçılık, milliyetçilik, Turancılık ve Türkçülük gibi kavramları işlemiş; kominizim, sosyalizm ve Anadoluculuk gibi diğer fikir sistemlerine şiddetle karşı çıkmıştır. Türklüğe yararlı bütün çağdaş fikir ve sanat akımlarının bir çeşit üniversitesi olma iddiası ile ortaya çıkmıştır. Türk milliyetçiliğine düşman unsurların rakip çıktığı bütün memleket sorunlarını sağduyunun ışığında yeni baştan vurgulamış ve Türklük ülküsünü, halka anlatmıştır. Orkun Dergisi ekonomi, din, askeri, kültür, Türk dili, folklor, eğitim gibi birçok konuyu milliyetçi bakış tarzı ile yorumlayarak okuyucu kitlesine ulaştırmıştır. Orkun dergisi sıklıkla özel sayılar çıkarmış ve siyaset ağırlıklı yazılara yer vermiştir. Öyle ki Atsız tarafından kaleme alınan ve ilk sayıda yayımlanan "Milli Kalkınma Programı'nda belirtilen ilklerin MHP siyasi parti programına "9 Işık" adıyla yansıması siyasi tarihimizde önemli bir hizmet olarak görülmektedir.

Atsız, Hüseyin NihalDergilerMilliyetçilik+4
Nimet Sekman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muhammed Abid el-Cabiri'nin İbn Sina yorumu

Bu çalışmanın amacı İslam düşünce dünyasında toplumsal, siyasal ve fikri olarak büyük bir krizin ve gerilemenin olduğunu düşünen Cabiri'nin gerileme sebebi ve bu sebebi bertaraf etme yöntemini ele almaya çalışmaktır. Cabiri çağdaş İslam düşünürleri gibi İslam dünyasında düşünsel olarak büyük bir gerilemenin olduğunun farkındadır. Bu gerilemeden ve krizden kurtulmak için yapısal ve rasyonel bir yöntem kullanmaktadır. Cabiri'ye göre Arap-İslam düşünce geleneğinin duraklaması ve çöküşünün sebebi İbn Sina'dır. Cabiri açısından İbn Sina, doğu teorik düşüncenin akli rasyonelleşme idealini bir kenara bırakarak, geçmişinden getirdiği bir ideoloji ile aklı irrasyonelliğe temel kılmıştır. Hatta her türlü hurafeyi ilim haline getirip, okutarak irrasyonel olan her şeyi İslam dünyasına yerleştirmiştir. Böylece aklın donuklaşmasına ve düşünsel geleneğin çökmesine neden olmuştur. Hatta kurduğu Meşriki felsefe de bunun bir tezahürüdür. Cabiri'nin İbn Sina'ya yönelik açtığı tartışmalar, çağdaş dönemde karşılığı bulan tarzdadır. İbn Sina araştırmacılarının İbn Sina'nın felsefesi mistik midir sorusuna Cabiri perspektifinden yapılan okumayı ve bununla birlikte İbn Sina'nın epistemolojik-ideolojik bir amaç güttüğü iddialarına yanıtlar aranmıştır. Cabiri'nin İslam dünyasına yönelik tüm gayretinin nedeni, kötü durumdan kurtarmak için bir reçete sunmaktır. Ancak Cabiri'nin İbn Sina felsefe sistemine karşın rasyonel ve modern bir çözüm ararken, modernlik ile yeterince yüzleşmediği görülür. Aynı zamanda Cabiri, İbn Sina'nın ideolojik olarak sergilediği tavırdan bahsederken kurgusal ve tarihsel gerçekliklerden uzak iddialar öne sürdüğü söylenebilir. İbn Sina'ya atfettiği Meşriki felsefeden kopup Mağribi felsefeye yönelme teklifi, Cabiri açısından donukluk ve gerilemeden kurtuluş yolunu gösterirken, İslam dünyasının bütünlüğünü ideolojik ve coğrafi tanımlarla kategorileştirme ve oryantalistlerin iddialarını yerlileştirme anlamına da gelir.

FelsefeMuhammed Abid el-CabiriRasyonellik+4
Betül Aydoğdu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hollywood sineması ve İslamofobi: 11 Eylül sonrası Hollywood sinemasında İslamofobinin yeniden üretimi

İslamofobi kavramı, her ne kadar dinî bir kavram gibi görünse de tarihsel ve ideolojik bir arkaplana sahip olan bir kavramdır. Batı'nın İslam'la olan ilk temasından itibaren bir kutuplaşma, ötekileştirme ve düşmanlığın ortaya çıktığı görülmektedir. İslam Dünyası'nın coğrafi, bilimsel ve kültürel ilerleyişinin Emevilerden Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk toprak kaybı yaşadığı Karlofça Antlaşması'na kadar devam ettiği görülmektedir. Ancak daha sonrasında yaşanan Batı'daki Coğrafi Keşifler, Rönesans ve Reform hareketleri ile beraber Batı'nın birçok açıdan İslam Dünyası'nın önüne geçmeye başladığı görülmektedir. Bu durumun dünyanın daha çok Batı-Doğu ekseninde kutuplaşmasına sebep olduğu görülmektedir. Doğu, artık Batı için geri kalmış, Batı'nın müdahalesine ihtiyaç duyan egzotik bir masal diyarı gibidir. Bu görüş Oryantalizm olarak adlandırılmaktadır. Doğu'nun hala birçok açıdan geride olması Oryantalist görüşün devam etmesine olanak vermektedir. Oryantalizm, bazı Batılı bilim insanlarının ideolojik ve politik yanlılıkla Doğu'yu ötekileştirmesini, tektipleştirmesini ve Batı'ya muhtaç bir yer olarak göstermeye çalışmasını ifade etmektedir. Böylelikle Batı'nın Doğu'ya düzenlediği müdahaleler meşrulaştırılmaktadır. 20. Yüzyılın başlarında Oryantalizmin ABD tarafından devralındığı görülmektedir. Bu yıllar sinemanın ABD'de var olmaya başladığı yıllardır ve İslam ile Doğu, Oryantalist görüşe göre sinemaya aktarılmaktadır. Ancak 20. Yüzyıl'daki gelişmeler sadece bununla kalmamaktadır. Bu yüzyılın ilk yarısı iki dünya savaşına ikinci yarısı ise Soğuk Savaş'a, bu savaşın bitimine, 3. Dünya ülkelerinin ortaya çıkışına ve dünyadaki dengelerin yeniden kurulmasına sahne olmaktadır. Bu kırılma noktalarının Oryantalizmin İslamofobiye doğru evrilmesine olanak sağladığı görülmektedir. Arap-İsrail Savaşları, Petrol Krizi, Rehine Krizi, SSCB'nin yıkılması ve son olarak 11 Eylül saldırıları sonucunda İslam'ın Batı ve özellikle ABD tarafından aynı anda hem korkulan hem nefret edilen bir olgu olarak algılanmaya başlamasına sebep olduğu görülmektedir. İslam, artık ABD'nin yeni düşmanı ve yeni ötekisidir. Artık tehdit konumunda SSCB ve komünizm değil İslam vardır. Tarihsel gelişim süreci boyunca Amerikan hükümetlerinin en büyük işbirlikçisi olan ve politikadan ayrı düşünülmesi mümkün olmayan Hollywood Sineması ise bu algının yaratılmasında ve güçlendirilmesinde üstüne düşen görevi fazlasıyla yerine getirmektedir. Hollywood Sineması, her yıl üretilen yeni filmlerle ABD'nin ve Batı'nın güncel düşmanının İslam olduğunu hatırlatmakta, toplumsal düzlemde İslam karşıtlığını ve İslamofobiyi yaygınlaştırmakta ve pekiştirmektedir. Buna bağlı olarak bu çalışmada 11 Eylül sonrası Hollywood Sinemasında İslamofobinin yeniden üretildiği filmler konu alınmaktadır. Bununla birlikte bu yeniden üretme sürecinin içerik ve biçim açısından nasıl oluşturulduğuna odaklanılmaktadır.

11 Eylül 2001 olayıAmerikan sinemasıHollywood+3
Mahmut Yavuz Türkmen
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00

İlgili konular