Anxiety

1,462 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarına yönelik fiziksel ve sözel şiddet sıklığı ve ilişkili faktörler

Amaç: Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, hasta veya hasta yakınları tarafından uygulanan sözlü, fiziksel ve/veya cinsel saldırı durumu olarak tanımlanmaktadır. Birçok sektörle karşılaştırıldığında daha yaygın olan bir halk sağlığı sorunudur. Sağlık personelinde depresyon, motivasyonda ve iş doyumunda azalma, sağlık hizmetlerinde verim düşüşü gibi önemli sorunlara neden olmaktadır. Bununla birlikte, şiddet önlenebilir bir sorundur. Risk faktörlerinin belirlenmesi, şiddeti önleme açısından önemlidir. Bu çalışma, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet sıklığını ve risk faktörlerini bulmayı amaçlamaktadır; sosyodemografik faktörler; cinsiyet, yaş, meslek, anksiyete, depresyon ve empati. Yöntem: Kesitsel nitelikteki bu çalışma 2019 yılında Hatay'da birinci(Aile Sağlığı Merkezleri ve 112 Acil Sağlık İstasyonları), ikinci(Devlet Hastaneleri ve Özel Hastaneler) ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında(Üniversite Hastanesi) yapıldı. Çalışmanın evreni Hatay'da bulunan 9966 sağlık çalışanı olup, çalışmanın örneklemi openepi örneklem hesaplama yöntemi ile seçilen 612 sağlık çalışanıdır[%95 Güven düzeyinde, Olayın görülme sıklığı %23, Uygun görülen sapma %4, Tasarım etkisi: 1.5]. Cevap vermeme oranları göz önüne alındığında % 10 ekleyerek 672 kişiye ulaşılması hedeflenmiştir. Çok aşamalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır; tabakalı, küme ve sistematik. Katılımcılara sosyodemografik özellikler, fiziksel şiddet, sözel şiddet, şiddetle ilgili genel sorular, Empatik Eğilim Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği bölümlerinden oluşan anket uygulandı. Analizlerde Ki Kare, Mann-Whitney U, Lojistik Regresyon, Spearman Korelasyon, Student T, One Way ANOVA ve Kruskal Wallis testleri kullanıldı ve p<0,05 önemli kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda katılımcıların %50.0'si iş hayatı boyunca sözel veya fiziksel şiddete maruz kalmıştır. Ayrıca %18,5'i her iki şiddet türüne de uğramıştır. Çalışma hayatı boyunca fiziksel şiddete uğrama sıklığı %18,8 iken sözel şiddete uğrama sıklığı %68,2 idi. Son 12 ayda ise fiziksel şiddete uğrama sıklığı %11,0 iken sözel şiddete uğrama sıklığı %57,9 bulundu. Acil serviste çalışmak, hekim olmak, hemşire olmak ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında çalışmak sözel şiddet için risk faktörüdür. Öfke, kaygı gibi kişilik faktörleri şiddetin en önemli nedenleri olurken, güvenlik önlemlerinin artırılması şiddeti engellemek için önde gelen önlemlerdir. Sonuçlar: Sağlık çalışanlarının yarısı sözel veya fiziksel şiddete uğramaktadır. Her beş çalışandan biri hem sözel hem fiziksel şiddete maruz kalmıştır. Sözel şiddet fiziksel şiddetten daha yaygındır. Gerekli müdahalelerin yapılmaması durumunda sağlık sisteminde ciddi sorunlar doğacaktır. Anahtar Kelimeler: Sağlık çalışanı, şiddet, empati, anksiyete, depresyon

AnksiyeteDepresyonEmpati+3
Gülay Sarb Karaca
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Epilepsi tanılı çocuk hastaların ebeveynlerindeki anksiyete durumunun nöbet sıklığına etkisi

Giriş ve Amaç: Epilepsi, tekrarlayan nöbet ile karakterize pediatrik yaş grubunda en sık görülen kronik nörolojik hastalıdır. Nöbetler hastalığın temel belirtisi olup epilepsi tedavisinin başarısını belirleyen temel faktörlerden biridir. Bu çalışmadaki amacımız, epilepsili çocuk hastaların ebeveynlerinde anksiyete bozukluğu sıklığını ve ebeveynlerdeki bu anksiyete bozukluğunun çocuklarının epilepsi tedavisi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Hastanemiz çocuk nöroloji polikliniğine başvuran, 1-18 yaş aralığında ve en az 6 ay epilepsi tanısı ile takip edilen hastalar çalışma grubuna alındı. Hastaların epidemiyolojik özellikleri, fizik muayene bulguları, epilepsi tipi, EEG bulguları, radyolojik bulguları, kullandığı ilaçlar, başlangıçta nöbet sıklığı ile şu anki nöbet sıklığı geriye dönük olarak incelenip kayıt altına alındı. Ebeveynlerdeki psikopatolojiyi tanımlamak için ebeveynlere Beck Anksiyete Ölçeği uygulandı. Bulgular: Hastalarımızın %54,2'si kız, %45,8'i erkek ve yaş ortalaması 8,46±4,41 yıl ve epilepsi süresi ortalama 3,81±3,5 yıl bulundu. Beck Anksiyete Ölçeği sonuçlarına göre ebeveynlerin %69'unda anksiyete mevcuttu. Ayrıca annelerdeki anksiyete düzeyinin babalara göre anlamlı yüksek olduğu görüldü (15,81±11,73 p=0,033). Ebeveynlerdeki anksiyete düzeyi ile nöbet sıklığı arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p=0,475). Sonuç: Çalışmamızda epilepsi tanılı çocukların ebeveynlerinde anksiyete düzeyinin normal popülasyona göre yüksek olduğu ve annelerin babalara nazaran daha fazla kaygı bozukluğu yaşadığı saptandı. Sonuç olarak; epilepsi tanılı çocuk hastanın yönetiminde epileptik çocuğa sahip ebeveynlerin ruhsal açıdan desteklenmesi ve bu durumun olguların tedavisinin yönetimindeki etkisinin göz ardı edilmemesinin hem daha başarılı hem de daha ekonomik bir yaklaşım olacağı kanısındayız. Anahtar Sözcükler: Anksiyete, ebeveyn, epilepsi,

Ana-babaAnksiyeteEpilepsi+2
Süleyman Mengüllüoğlu
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Müzik öğretmeni adaylarının müzik performans kaygısı ile bireysel çalgı performans sınavı kaygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, müzik öğretmeni adaylarının müzik performans kaygısı ile bireysel çalgı performans sınavı kaygısı arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Araştırmanın örneklemini 2018-2019 Eğitim Öğretim Yılı Bahar Yarıyılında Aksaray Üniversitesi, Balıkesir Üniversitesi, Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Harran Üniversitesi, İnönü Üniversitesi, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalında öğrenim gören 467 (288'i kız, 179'u erkek) lisans öğrencisi (1., 2., 3., 4. ve 4+) sınıf öğrencileri) oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama araçları olarak Kenny, Davis ve Oates (2004) tarafından geliştirilen ve Özevin-Tokinan (2013) tarafından Türkçe uyarlaması yapılan Kenny Müzik Performans Kaygısı Envanteri "K-MPKE" ile Dalkıran, Baltacı, Karataş ve Nacakcı'nın geliştirdiği (2014) Bireysel Çalgı Performans Sınavı Kaygısı Ölçeği "BÇPSK-Ö" kullanılmıştır. Verilerin analizi için öncelikle normallik dağılımına bakılmış, p değerinin .05'ten küçük olmasından dolayı verilerin çözümlenmesinde non-parametrik (parametrik olmayan) istatistik teknikleri kullanılmıştır. Bu doğrultuda, katılımcıların Kenny Müzik Performans Kaygısı ile Bireysel Çalgı Performans Sınavı Kaygısı ölçeklerinden aldıkları puanların demografik değişkenler açısından farklılaşıp farklılaşmadığına yönelik yapılan karşılaştırma ölçümlerinde "cinsiyet" ve "mezun olunan lise türü" için Mann-Whitney U testi, "üniversite", "sınıf", "bireysel çalgı türü", "bireysel çalgı başarısı" ve "akademik başarı" karşılaştırma ölçümlerinde ise Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Müzik Performans Kaygısı ile Bireysel Çalgı Performans Sınavı Kaygısı arasındaki korelasyona Spearman Brown korelasyon katsayısı ile bakılmış, elde edilen sonuçlara göre iki değişken arasında orta düzeyde pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Demografik değişkenler açısından elde edilen sonuçlara göre ise, cinsiyet değişkeni açısından müzik öğretmeni adaylarının müzik performans kaygıları ve bireysel çalgı performans sınavı kaygılarının birbirinden anlamlı bir şekilde farklılaştığı belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre kadın öğretmen adaylarının kaygı düzeyleri erkek öğretmen adaylarının kaygı düzeylerinden daha yüksektir. Mezun olunan lise türü açısından ise her iki ölçekte de anlamlı bir fark bulunamamıştır. Bireysel çalgı değişkeni açısından elde edilen sonuçlara göre, iki ölçekte de anlamlı bir fark bulunmuştur. Bu kapsamda "Kenny Müzik Performans Kaygısı Envanteri"ne göre bu farklılığın mızraplı çalgılar (ud, bağlama ve gitar) ve klarnet çalan müzik öğretmeni adaylarında ve "Bireysel Çalgı Performans Sınavı Kaygısı Ölçeği" için ise gitar ve klarnet çalgılarını çalan müzik öğretmeni adaylarında görüldüğü; sonuç olarak, iki ölçek için de mızraplı çalgı ve klarnet eğitimi alan müzik öğretmeni adaylarının daha düşük kaygı düzeyine sahip oldukları belirlenmiştir. Bireysel çalgı başarısı ve akademik başarı değişkenleri için sadece "Bireysel Çalgı Performans Sınavı Kaygısı Ölçeği"nde anlamlı fark belirlenmiştir. Üniversite ve sınıf değişkenleri açısından ise iki ölçekte de anlamlı bir fark bulunamamıştır. Buna ek olarak, anlamlı farklılık elde edilen değişkenler için (cinsiyet, bireysel çalgı, bireysel çalgı başarısı ve akademik başarı) etki büyüklüğü hesaplamaları da yapılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlar alan yazın çerçevesinde tartışılmış, değerlendirilmiş ve bazı önerilerde bulunulmuştur.

Aday öğretmenlerKaygıMüzik eğitimi+4
İrem Erözkan
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Educational Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan ve çalışmayan hemşirelerin iş stresi, tükenmişlik ve anksiyete düzeylerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu araştırmanın amacı, COVID-19 pandemisi sürecinde pandemi kliniğinde en az 1 ay süre ile çalışan ve çalışmayan hemşirelerin iş stresi, tükenmişlik ve anksiyete düzeylerini belirlemek ve karşılaştırmaktır. Yöntem: Karşılaştırmalı tanımlayıcı, karşılaştırmalı, kesitsel ve ilişki arayıcı tipte olan bu araştırma, kartopu örnekleme yöntemi kullanılarak 271 hemşire ile yürütüldü. Veri toplama işlemleri sosyal medya üzerinden katılımcılara online anket gönderilerek 15 Ocak-15 Mart 2022 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Üniversite Sağlık Bilimleri Etik Kurulu'ndan etik onay ve katılımcılardan da onam alındı. Veriler, sosyo-demografik veri formu, Maslach Tükenmişlik Ölçeği, İş Stresi Ölçeği ve Endişe ve Anksiyete Ölçeği ile toplandı. Verilerin analizinde sayı, yüzdelik dilimler, ki kare testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Tüm istatistikler p<.05 değeri anlamlılık düzeyi olarak kabul edildi. Bulgular: COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan kadınların erkeklerden, çocuğu olan hemşirelerin çocuğu olmayanlardan, haftalık çalışma saati 40 saat üzeri olanların 40 saatten daha az çalışandan, ailesinde COVID-19 tanısı almış olanların olmayanlardan Maslach Tükenmişlik Ölçeği duygusal tükenme puan ortalamalarının daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<.05). COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan erkeklerin de kadınlardan Maslach Tükenmişlik Ölçeği kişisel başarı alt boyut puan ortalamalarının daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<.05). COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan kadınların endişe ve ankisyete ölçeği puan ortalamalarının erkeklerden daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p<.05). COVID-19 kliniğinde çalışan ve çalışmayan hemşirelerin iş stresi ile duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve endişe ve anksiyete ile iş stresi ve kişisel başarı arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif, endişe ve anksiyete ile duygusal tükenme arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif ilişki bulunmaktadır (p<.05). Sonuç: COVID-19 kliniğinde çalışıp çalışmama durumunun hemşirelerin tükenmişlik, iş stresi, endişe ve anksiyete yaşamalarını etkileyen bir faktör olmadığı belirlendi. Ancak, COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan hemşirelerde kadın olma, çocuk sahibi olma, 40 saat üzeri çalışma, ailesinde COVID-19 tanısının varlığı gibi faktörlerin duygusal tükenme ile endişe ve anksiyete düzeylerini etkilediği belirlendi. Ayrıca COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan erkek hemşirelerin kişisel başarı düzeylerinin negatif etkilendiği saptandı. Hemşirelerin iş stersi arttıkça ile duygusal dükenme ve duyarsızlaşmanın azaldığı, endişe ve ankisyeteleri arttıkça iş stresi ve duygusal tükenmenin arttığı belirlenmiştir. COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan hemşirelerin endişe ve ankisyeteleri arttıkça kişisel başarılarının azaldığı saptanmıştır.

AnksiyeteCOVID 19Hemşireler+7
Hatice Hande Eldemir
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokul öğrencilerinin bilişüstü farkındalıkları ile yabancı dil öğrenme kaygıları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı 8. sınıf öğrencilerinin bilişüstü farkındalıkları ve yabancı dil öğrenme kaygıları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Ayrıca ortaokul öğrencilerinin bilişüstü farkındalıkları ve yabancı dil öğrenme kaygıları cinsiyet, okul statüsü, anne ve babanın öğrenim düzeyi, İngilizce dersine çalışma süreleri ve akademik başarı değişkenlerine göre ele alınmıştır. Nicel araştırma yöntemlerinden olan ilişkisel tarama modeline uygun tasarlanmıştır. Araştırma, 2020-2021 eğitim öğretim yılında Aydın ilinin Kuşadası ilçesindeki öğrenim görmekte olan 538 ortaokul öğrencisinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu", "Bilişüstü Farkındalık Ölçeği" ve "Yabancı Dil Öğrenme Kaygısı Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın verilerin çözümlenmesinde betimsel istatistikler, ikili ve çoklu karşılaştırma istatistikleri ve çoklu regresyon analizi teknikleri kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre öğrencilerin bilişüstü farkındalıkları yüksek düzeydedir. Öğrencilerin bilişüstü farkındalıkları okulun statüsüne ve anne ve babanın öğrenim durumuna göre anlamlı farklılık göstermezken cinsiyet, ders çalışma süresi ve akademik başarı değişkenlerine göre anlamlı farklılaşmaktadır. Öğrencilerin yabancı dil öğrenme kaygısı orta düzeydedir. Öğrencilerin yabancı dil öğrenme kaygılarının cinsiyet, okul statüsü, anne ve babanın öğrenim durumu, ders çalışma süresi ve akademik başarı değişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılaşma gösterdiği saptanmıştır. Araştırmada bilişüstü farkındalık ve yabancı dil öğrenme kaygısı arasında düşük düzeyde negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Bilişüstü farkındalığın bilişin bilgisi boyutunun yabancı dil öğrenme kaygısını hem genel olarak hem de alt boyutlar bazında düşük düzeyde yordadığı belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: bilişüstü farkındalık, yabancı dil öğrenme kaygısı, ortaokul öğrencileri

Bilişüstü farkındalıkDil kaygısıDil öğrenimi+5
Rahime Meltem Ünal
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Educational Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

FL listening comprehension strategy employment of high and low anxious listeners

The aim of this study was to investigate the relationship between FL listening anxiety and FL listening comprehension strategy use. Also, it was aimed to determine whether there existed a statistically significant difference between high and low anxious listeners in terms of FL listening comprehension strategy use. Furthermore, how high and low anxious listeners employed FL listening comprehension strategies also examined. A total of 79 first year ELT students in Anadolu University, Turkey participated in the study. In order to collect data for the purposes of the study, both quantitative (FLLAS and LCSI) and qualitative (learner diaries and guided interviews) were utilized. To determine FL listening anxiety level and FL listening comprehension strategy use of the participants, FLLAS and LCSI were distributed. Then, participants were trained on how to write effective diaries for the purposes of study. After diary keeping, which lasted for five weeks, participants were divided into three categories according to their FLLAS scores namely, high anxious, moderate anxious, and low anxious listeners. As the purpose of this study was to investigate the FL listening comprehension strategies used by high and low anxious listeners, learners with high and low levels of anxiety were invited to participate in guided interview sessions. As a result of the quantitative data analysis, a statistically moderate relationship was found between the two variables, in that participants FL listening anxiety level increased when their FL listening comprehension strategy use decreased or vice versa. It was also found that high and low anxious listeners employed FL listening comprehension strategies with a statistically significant difference. In other words, the results yielded that both group of listeners used FL listening comprehension strategies at some level however; low anxious listeners used more FL listening comprehension strategies than high anxious listeners. In order to demonstrate in which FL listening comprehension strategies (cognitive, metacognitive, and socioaffective strategies) high and low anxious listeners showed difference, qualitative data collected through learner diaries and guided interviews were analyzed through content analysis method in addition to quantitative data analysis. It was found that low anxious listeners outnumbered high anxious listeners in the employment of FL listening comprehension strategies in all categories i.e. cognitive strategies, metacognitive strategies, and socioaffective strategies. The analysis of the learner diaries and guided interviews demonstrated that high and low anxious listeners employed FL listening comprehension strategies in different manners. The findings of the current study yielded that FL listening anxiety and FL listening comprehension strategy use affected each other mutually. However, deciding which one affected the other one was a difficult task and beyond of the scope of the study. Nevertheless, as FL listening comprehension strategies can be taught to FL listeners, the strategies used by low anxious listeners can be taught to high anxious listeners to reduce their FL listening anxiety levels. The findings of this study might be viewed as one of the first steps into implementing explicit strategy training into FL listening classes. The findings of the study were presented and discussed with respect to the related literature. Bearing in mind the research findings, some implications regarding the FL listening anxiety and FL listening comprehension strategy use were proposed. Key words: FL listening comprehension, FL listening anxiety, FL listening comprehension strategies, first-year ELT students

Candidate teachersListeningListening-understanding+7
Gizem Berber
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessFR

Reduire/vaincre l'anxiete langagiere en production orale avec les jeux de roles : Une experience avec des etudiants de FLE de l'universite Anadolu

Speaking anxiety experienced by French language learners is what inspired the present study. The main purpose is to provide a better understanding of the anxiety level and its igniting factors of a group French language learners and relieve this anxiety with an appropriate teaching technique. To these ends, role play, which is believed to encourage students in groups to be more creative, active, and motivated, was used. The participants of the study are 17 first-grade students who signed up for speaking class at the Department of French Language Teaching, Anadolu University in the education year 2012-2013. Both qualitative and quantitative data were gathered. Foreign Language Student Anxiety Scale (FLSAS) was used as a pre and post-test to identify the anxiety level of the participants, and a speaking exam was administered to evaluate their speaking proficiency. After the treatment, a semi-structured interview was conducted with all the participants to find out the effect of role play technique on speaking anxiety and participants' belief about the process. The quantitative and qualitative findings of the present study show that this 8-week-role play treatment resulted in a statistically significant difference between the pre and post test results of the participants. When the test findings were compared, it was seen that the anxiety level of the participants decreased, and their speaking proficiency developed. The qualitative analysis of the interview data revealed that role play technique played a key role in relieving the participants' anxiety level. It also created a more creative learning environment, enhanced the participants' other language skills, and enabled cultural interaction. Furthermore, the treatment helped the participants express themselves better in public, have self-confidence, and feel more courageous. Mots-Clés : L'anxiété langagière, l'anxiété à parler, la production orale, les jeux de rôles

Sibel Çapan Tekin
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessEN

Foreign language learning anxiety of high school students in Kosovo

Second language learning is a complex process. Learning the vocabulary and grammar structures, even developing the necessary skills for communication may not be enough. You also need to learn about the culture of the foreign language. While this might be found enjoyable for some students, others might find the process threatening and may experience anxiety in the language classroom. Anxiety has a great negative effect on learning a foreign language. This study investigated the degree of foreign language classroom anxiety of Turkish High School Students in Kosovo. Moreover, it aims to find out if there are any differences between the anxiety levels of the learners in terms of their achievement in the foreign language, knowing more than one language and type of high school. This study was conducted with 169 learners of English in four different high school contexts; Technical High School, The High School of Economics, Medical High School and Science High School with 169 students. All of them were the first grade students. The data collected through Foreign Language Classroom Anxiety Scale (FLCAS) questionnaire were statistically analyzed to identify students' anxiety levels. The questionnaire was administered to the subjects in their regular class hours in different school settings. Their mid-term grades were gained from their class teachers to identify the relationship between their level of anxiety and their success measured by their course grades. The relationship between learners' anxiety and their language background and their education context was also analyzed statistically. The analysis of the results revealed that students learning English generally experience a moderate level of language anxiety. No significant relationship was identified between students' foreign language anxiety scores and their level of success, between being monolingual and multilingual. Their educational context and their level of anxiety did not correlate either. According to the results of the study, foreign language anxiety cannot be considered a negative psychological phenomena in Kosovo. Keywords: Foreign language anxiety, achievement, language background, educational background

Study of languagesLanguage learning methodsAnxiety+5
Bener Kovaç
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Turist rehberlerinin tükenmişlik ve ekonomik kaygı düzeylerinin mesleki bağlılık düzeyleri üzerindeki etkisi

Turist rehberi; yerli ve yabancı turistlere yol gösteren, tur programı kapsamında ziyaret edilen yerler hakkında uygun dilde doğru bilgiler aktaran, ülke ya da bölge hakkında turistlerin en doğru şekilde sosyal, ekonomik ve kültürel izlenimler edinmesini sağlayan kişidir. Turist rehberlerinin işlevlerini etkili biçimde yerine getirebilmesi mesleki bağlılık düzeylerinin yüksek, tükenmişlik ve ekonomik kaygı düzeylerinin düşük olmasına bağlıdır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de faaliyet gösteren eylemli (çalışma kartı bulunan) turist rehberlerinin tükenmişlik ve ekonomik kaygı düzeylerinin mesleki bağlılık düzeyleri üzerindeki etkisinin ortaya konulmasıdır. Bu amaç doğrultusunda tabakalı örneklemede orantılı dağıtım yöntemi ile belirlenen 370 eylemli turist rehberine yüzyüze ve internet ortamında (email ve sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla) anket uygulanmıştır. Araştırmanın betimsel istatistikleri ve değişkenler arası ilişkiler SPSS 22.00 programıyla analiz edilmiş; ölçeklerin doğrulayıcı faktör analizleri ve yapısal eşitlik modellemesi ile kurgulanan Yol Analizi AMOS 22.00 programıyla gerçekleştirilmiştir. Analiz sonucunda turist rehberlerinin mesleki bağlılık ve ekonomik kaygı düzeylerinin yüksek, tükenmişlik düzeylerinin ise düşük olduğu tespit edilmiştir. Turist rehberlerinin mesleki bağlılık ile tükenmişlik düzeyleri arasında negatif yönlü, tükenmişlik ile ekonomik kaygı düzeyleri arasında pozitif yönlü güçlü bir ilişkinin bulunduğu görülmüş, ekonomik kaygı düzeyinin mesleki bağlılık ve boyutlarından yalnızca devam bağlılığını düşük düzeyde pozitif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Turist rehberi, Mesleki bağlılık, Tükenmişlik, Ekonomik kaygı,Türkiye

BağlılıkEkonomik durumEkonomik hayat+6
Duygu Yetgin
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Özel eğitim öğretmen adaylarının ve öğretmenlerinin öz-yeterlik algıları ile kaygı ve tükenmişlik düzeylerinin incelenmesi

Bu araştırmada, özel eğitim öğretmen adaylarının ve özel eğitim öğretmenlerinin yeterlik algıları ile kaygı ve tükenmişlik düzeyleri çeşitli değişkenlere göre incelenmiştir. Katılımcıları, 212 erkek, 416 kadın özel eğitim öğretmen adayı ve özel eğitim öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla, "Kişisel Bilgi Formu", araştırmacı tarafından geliştirilen "Özel Eğitim Öğretmenliği Yeterlik Anketi", Spielberger ve arkadaşları (1970) tarafından geliştirilen, Türkçe uyarlaması Öner ve Compte (1983) tarafından yapılan "Sürekli Kaygı Ölçeği" ve Yellice-Yüksel, Kaner ve Şekercioğlu (2008) tarafından geliştirilen "Öğretmen Mesleki Tükenmişlik Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma modeli betimsel-bağıntısal olan bu araştırmada veriler SPSS 23 paket programı ile analiz edilmiştir. Betimsel analizlerin yanında, t testi, Anova ve Correlasyon analizleri de yapılmıştır. Araştırmanın bulgularında, yeterlik algısı puan ortalamalarına bakıldığında eğitim durumu, lisans programı ve okul türü değişkenlerinden elde edilen farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmektedir. Kaygı puanları incelendiğinde cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, lisans programı, meslekte geçen yıl ve okul türü değişkenlerinden elde edilen puan ortalama farklarının anlamlı olduğu görülmektedir. Tükenmişlik puan ortalamalarına bakıldığında, cinsiyet değişkeni puan ortalamasının anlamlı olduğu görülmektedir. Yeterlik, kaygı ve tükenmişlik puan ortalamaları ilişkisel olarak incelendiğinde, yeterlik ile kaygı ve tükenmişliğin negatif yönlü bir ilişkisinin olduğu görülmektedir. Yeterlik arttıkça kaygı ve tükenmişlik azalmaktadır. Anahtar Sözcükler: Özel eğitim, Yeterlik, Kaygı, Tükenmişlik, Özel eğitim öğretmenliği

Aday öğretmenlerEğitim psikolojisiKaygı+6
Hamdi Gönüldaş
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ferulik asitin anksiyolitik etkinliğine aracılık eden mekanizmalar

Anksiyete bozuklukları, küresel boyutta ciddi sosyal ve ekonomik sonuçları olan bir sağlık yükü oluşturmaktadır. Günümüzde anksiyete bozuklukları için çeşitli ilaçlar bulunsa da, mevcut ilaçların sahip oldukları yan etkiler veya tolerans problemleri nedeniyle anksiyete tedavisi için yeni ilaç arayışları halen devam etmektedir. Bitkisel tedavilere artan bir ilgi bulunmaktadır ve anksiyete bozuklukları için bitkisel ilaçlar ilgiyi hak etmektedirler. Bu tez çalışmasının amacı, farelerde 100 mg/kg (p.o.) dozda ferulik asitin delikli-tahta, açık-alan ve yükseltilmiş labirent testinde gözlenen anksiyolitik etkisine; 3 mg/kg (i.p.) flumazenil kullanılarak GABAerjik modülasyonun katkısı ve 5-HT1A antagonisti 1 mg/kg (i.p.) WAY-100635 kullanılarak serotonerjik modülasyonun katkısının araştırılmasıdır. Ferulik asit delikli-tahta ve açık-alan testlerinde anksiyolitik etki göstermiş, bu etkinlik flumazenil ön-uygulaması ile geri çevrilemezken WAY-100635 ön-uygulaması ile anlamlı olarak antagonize edilmiştir. Bu bulgulardan hareketle ferulik asit etkinliğine söz konusu sistemlerden 5-HT1A aracılıklı serotonerjik sistem katılımının belirgin olduğu sonucuna varılmıştır. Ferulik asitin anksiyetede tek başına veya kombine ilaç olarak kullanılabilecek güvenilir potansiyel bir ilaç adayı olduğu söylenebilir. Kullanımda olan ilaçların önemli yan etki ve diğer dezavantajlarının tamamen giderilememiş olması gibi nedenlerden dolayı, etki mekanizmalarının saptanmasına yönelik çalışmalar, daha etkili ilaçlar keşfedilmesi için önemli bir temel oluşturmaktadır. Etki profillerinin daha detaylı olarak aydınlatılması için farklı etki mekanizması çalışmalarına ve mevcut diğer ilaçlara kombine olarak kullanımının klinik kullanıma sağlayabileceği faydaları öngörebilmek adına ise yeni deneysel çalışmalar yapılması önerilebilir.

AnksiyeteFerulik asitGABA+1
Özlem Pınar Çetiner
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sleeperone elektronik anestezi sistemi ile geleneksel lokal anestezi tekniklerinin çocuk hastalarda meydana getirdiği ağrı ve kaygı düzeylerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, bir bilgisayar destekli lokal anestezi sistemi olan SleeperOne® ile yapılan intraosseöz anesteziyi geleneksel lokal anestezi teknikleriyle oluşturdukları ağrı ve kaygı bakımından kıyaslamaktır. Materyal ve Metot: Çalışmaya 8-12 yaş aralığında 1. daimi molar dişlerinde dentin 1/2 seviyesinde oklüzal çürüğü olan 32 hasta dahil edilmiştir. Hastaların işlem öncesi CFSS-DS ile kaygı düzeyleri ölçülmüştür. Lokal anestezi uygulamalarından önce ve sonra kalp atım değeri ve hekim gözlemine dayalı FIS değerleri, anestezi sonrası bireysel ağrı deneyimini belirlemek için VAS değeri ölçülmüştür. Vitalite ve anestezi etkinliği EPT ile kontrol edilmiştir. Bulgular: SleeperOne® ile intraosseöz anestezi sonrası her iki çenede geleneksel yönteme kıyasla anlamlı olarak daha düşük VAS ve FIS değerleri ölçülmüştür. Anestezi sonrası kalp atım sayısında üst çenede anlamlı fark olmazken alt çenede geleneksel yönteme göre daha düşük kalp atım sayısı olduğu görülmüştür. Sonuç: SleeperOne® ile intraosseöz uygulamaları etkili ve başarılıdır. Geleneksel yöntemlere kıyasla çocuklarda daha az ağrı ve kaygıya neden olmuştur. Kesin kanılara varılabilmesi için daha geniş örneklem gruplarıyla yapılacak daha fazla sayıda çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Dental Kaygı, İntraosseöz Anestezi, Sleeperone

AnesteziAnestezi-dentalAnestezi-lokal+7
Zeynep Alkan
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bebek/çocuk temalı reklamların kadınların depresyon, anksiyete, stres düzeylerine etkisi

Amaç: Bebek/Çocuk temalı reklamların kadınların depresyon, anksiyete, stres düzeylerine etkisini araştırmaktır. Yöntem: Tanımlayıcı ve analitik tipte yapılan çalışma, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği ve İnfertilite Polikliniği ile Afyon Özel Parkhayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'nde ve Tüp Bebek Merkezinde yapıldı. Kadınlar gebe kalma durumlarına göre; spontan gebe kalan kadınlar, yardımcı üreme tekniği ile gebe kalanlar ve yardımcı üreme tekniği deneyip gebe kalamayanlar şeklinde 3 gruba ayrıldı. Her bir grup 30 kişiden oluştu. Veriler "Sosyo-Demografik Özellikler Veri Formu" ve "Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DASS-42)" ile toplandı ve SPSS 29.0 paket programı ile analiz edildi. Bulgular: Kadınların, depresyon, anksiyete, stres ölçeği puan ortalamaları gruplara göre kıyaslanarak incelendiğinde, gruplar arasındaki farklılığın istatistiksel açıdan anlamlı olduğu tespit edildi (p<0,05). Bebek çocuk temalı reklamların, Yardımcı Üreme Tekniklerini deneyip gebe kalamayan kadınların, depresyon, anksiyete ve stres ölçeği puan ortalamalarını artırdığı belirlendi. Sonuç: Bebek/çocuk temalı reklamların; kadınların depresyon, anksiyete, stres düzeylerine ve ilgili reklamları izleme sürelerine etki ettiği düşünülmektedir. Hassas grupta yer alan infertil kadınlara, günlük yaşamda sıklıkla karşılaşacakları reklam gruplarından olumsuz etkilenmelerini önlemek adına baş etme stratejileri geliştirmeleri sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: infertilite, depresyon, anksiyete, stres, reklam

AnksiyeteDepresyonReklamlar+2
Melike Tunca
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Aşılama ve embriyo transferi öncesi kadınların uyku ve depresyon anksiyete stres düzeylerinin belirlenmesi

ÖZET Başlık: Aşılama ve Embriyo Transferi Öncesi Kadınların Uyku ve Depresyon Anksiyete Stres Düzeylerinin Belirlenmesi Amaç: Bu araştırmanın amacı aşılama ve embriyo transferi öncesi kadınların uyku ve depresyon anksiyete stres düzeylerini belirlemektir. Yöntem: Araştırma Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İnfertilite ve Üreme Sağlığı Merkezinde 01.01.2023 ve 30.08.2023 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmacı aşılama ve embriyo transfer işlemlerini yaptıracak ve tanı almış uyku bozukluğu olmayan çalışmaya katılmayı kabul eden 170 kadın ile araştırmayı gerçekleştirmiştir. Çalışmaya dahil edilenlerden sözlü ve yazılı izin alarak yüz yüze görüşme ile veriler toplanmıştır. Veriler Sosyo-Demografik Özellikleri Belirleme Formu, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği, Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği ile toplanıp IBM SPSS V23 analiz edilmiştir. Bulgular: Gruplara göre katılımcıların depresyon puanı kategorilerinin dağılımları istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermiştir (p=0,031). Aşılama yapılacak kadınlarda hafif depresyon kategorisinde olanların oranı %5,9 iken embriyo transferi yapılacak kadınlarda bu değer %17,6 olarak bulunmuştur. Her iki grupda katılımcıların Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği ve Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçek puanları arasındaki ilişki pozitif yönlü bulunmuştur (p<0,001). Depresyon Anksiyete Stres Ölçek puanı arttığında Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçek puanı da artmaktadır. Sonuç: Depresyon, anksiyete, stres düzeylerinin ve uyku kalitesinin infertilite tedavisi alan kadınlarda olumsuz etkilendiği düşünülmektedir. Ancak depresyon, anksiyete, stres düzeyleri ve uyku kalitesinin infertilite tedavisinin basamaklarına göre farklılaştığı gerçeği göz ardı edilebilmektedir. Genellikle tedavinin ilerleyen aşamasında düşünülen embriyo transfer işleminde hafif depresyon puanının daha yüksek çıkması alınan tedavi süresi uzadığında psikolojik zorlanma düzeyinin de arttığı sonucunu bize göstermektedir. Dolayısıyla sağlık profesyonelleri tarafından kadınlar değerlendirilirken içinde bulundukları tedavinin aşamalarına göre yaklaşımda bulunmak önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: İnfertilite, depresyon, anksiyete, stres, uyku

AnksiyeteDepresyonStres+2
Elif Boz
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Non-Stress Test (NST) sırasında ayak masajının fetal parametreler, anne memnuniyeti ve kaygı düzeyine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Non-Stress Test (NST) Sırasında Ayak Masajının Fetal Parametreler, Anne Memnuniyeti ve Kaygı Düzeyine Etkisi: Randomize Kontrollü Çalışma Amaç: Çalışma, non-stress test (NST) sırasında uygulanan ayak masajının kaygı düzeyi, fetal parametreler ve anne memnuniyeti üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Bu randomize kontrollü çalışma, Eylül 2025 ile Nisan 2026 tarihleri arasında Malatya ilindeki Battalgazi Devlet Hastanesi'nin NST ünitesinde yürütülmüştür. Gebelik haftası 32 ile 40 arasında olan toplam 128 gebe, ayak masajı grubuna (n=64) veya kontrol grubuna (n=64) rastgele atandı. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Spielberger Durumluk Kaygı Ölçeği, NST Kayıt Formu ve anne memnuniyetini değerlendirmek için Visual Analog Skala (VAS) kullanılarak toplandı. Ayak masajı grubundaki gebelere NST izlemi sırasında araştırmacı tarafından 15 dakikalık ayak masajı uygulanırken, kontrol grubuna sadece rutin NST izlemi uygulandı. Veriler tanımlayıcı istatistik, bağımsız örneklemler t-testi, eşleştirilmiş örneklemler t-testi, ki-kare testi ve ANCOVA kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Müdahale sonrasında ayak masajı grubunda kaygı puanlarında anlamlı bir düşüş belirlenirken (p<0.001), kontrol grubunda anlamlı bir değişiklik olmadı (p>0.05). ANCOVA analizi, başlangıç kaygı puanları kontrol edildikten sonra, ayak masajı grubunda test sonrası kaygı puanlarının önemli ölçüde daha düşük kaldığını ortaya koydu (p<0.001, kısmi η²=0.729). Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, ayak masajı grubundaki gebelerin NST süresi önemli ölçüde daha kısaydı, fetal hareket sayısı ve akselerasyon sayısı daha yüksekti (p<0.05). Ayak masajı grubundaki ortalama memnuniyet puanı 94.39±8.28 idi. Sonuç: NST sırasında uygulanan ayak masajı, anne kaygısını azaltmada, bazı fetal reaktivite parametrelerini iyileştirmede ve memnuniyeti artırmada etkili olmuştur. Basit, non-invaziv ve destekleyici bir müdahale olarak ayak masajı, gebelerin konforunu artırmak ve fetüsün sağlığını desteklemek amacıyla NST prosedürleri sırasında rutin doğum öncesi bakım uygulamalarına dahil edilebilir. Anahtar Kelimeler: Ayak masajı, fetal parametreler, kaygı, memnuniyet, non-stress test

AyakEbelikGebelik+3
Selin Bostancı
İnönü University · Institute of Health Sciences
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Engelli çocuğu olan anne-babaların kaygı düzeyi ve başa çıkma stratejilerinin değerlendirilmesi

Araştırma engelli çocuğa sahip anne babaların kaygı düzeylerini belirlemek ve bu kaygı ile başa çıkma stratejilerinin değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır.Araştırmanın evrenini Malatya ili merkezinde Milli Eğitime bağlı 15 rehabilitasyon merkezine kayıtlı olan 1163 engelli çocuğun ebeveynleri oluşturmaktadır. Araştırmada 405 engelli çocuğa sahip ebeveyne ulaşılmıştır.Verilerin toplanmasında Tanıtıcı bilgi formu, Sürekli-Durumluk Kaygı Envanteri ve Başa Çıkma Stratejisi Ölçeği (BÇSÖ) ölçeği kullanılmıştır. Veriler Eylül 2011- Aralık 2011 tarihlerinde toplanmıştır. İstatistiksel değerlendirmede SPSS 18 paket programı, verilerin analizinde sayı, yüzdelik, ortalama, ki-kare, t testi ve ANOVA varyans analizi testleri kullanılmıştır.Araştırmaya alınanların %78.5 anne, %21.5 babalar oluşturmaktadır. Ebeveynlerin yaş ortalaması 38.00±9.1 olup en düşük 18, en yüksek 65 yaşında oldukları belirlendi. Araştırmaya alınan ebeveynlerin engelli çocuklarının %42.2'sinin 7-14 yaş grubunda, %55.3'ünün erkek, engellilerin %57'sinin zihinsel engelli türündedir. Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin %70.1'i çocuğunun engelli olmasından dolayı hiç kimseyi suçlamadığı, %23'ünün çevresi tarafından suçlandığı, %24.2'sinin yaşadıkları sıkıntılarla baş etmek için psikiyatrik destek aldığı saptandı.Bu sonuçlara göre engelli çocuğa sahip ebeveynlerin demografik verileri ile kaygı düzeyleri arasında istatistiksel olarak önemli bir fark saptanmıştır. Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin çocuklarının çevre tarafından kabul görme, psikiyatrik destek alma, sıkıntılarını paylaşma durumu ile kaygı düzeyleri arasında pozitif yönde önemli bir ilişki saptanmıştır.Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin; yaş, ekonomik durum, ebeveyn cinsiyeti ile başa çıkma stratejileri arasında istatistiksel olarak önemli bir ilişki saptanmıştır.Araştırmada engelli çocuğa sahip ebeveynlerin kaygı düzeyleri ile kaçınma stratejisi arasında pozitif bir ilişki saptanmıştır.Çalışmanın sonuçlarına göre; engelli çocuğa sahip ebeveynlerde psikolojik ve sosyal destek alan bireylerin kaygıları ile baş etme düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır.

Ana-babaAnksiyeteEngelli kişiler+3
Ümmühan Aktürk
İnönü University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Pandemi sürecinde öğretmenlerin kovid kaygısı , iş tatmini ve tükenmişlik düzeylerinin ilişkisinin incelenmesi

Covid-19 virüsünün yarattığı pandemi sürecinin tüm sektörlerde çalışan bireyleri etkilediği gibi eğitim sektöründe görev yapan öğretmenleri de etkilediği düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı; öğretmenlerin Covid-19 kaygısı, tükenmişlik ve iş tatmini düzeylerinin arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın evrenini MEB'de çalışan öğretmenler, araştırmanın örneklemini ise araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 1341 öğretmen oluşturmuştur. Araştırmada nicel yöntem kullanılmıştır. Öğretmenlerin, Covid-19 kaygılarını belirleyebilmek için "Coronavirus Anksiyete Ölçeği", tükenmişlik düzeylerini belirlemek için "Maslach Tükenmişlik Ölçeği", iş doyumu düzeylerini belirlemek için "Minnesota İş Doyumu Ölçeği" ve demografik bilgiler için kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Öğretmenlere "Google Forms" aracılığı ile online ulaşılmıştır. Araştırma için gönderilemn anketlerden1341 tanesine cevap gelmiş ve tüm örneklem araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırma verilerinin analizinde "SPSS 22" programı kullanılmıştır. Öğretmenlerin demografik ve mesleğe yönelik özellikleri ile ilgili dağılımlarının gösteriminde yüzdelik değerlendirme ve frekans değerlendirmesi kullanılmıştır. Öğretmenlerin alt boyutlardan aldıkları puanların demografik ve meslekleri ile ilgili özelliklerine göre farklılaşma durumlarının araştırılmasında bağımsız örneklemeler için "t" testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Saha araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesinde %95 güven düzeyi ve 0.5 anlamlılık düzeyi ölçüt alınmıştır. Tükenmişlik ve iş doyumu arasındaki ilişkiyi tespit etmek için "Pearson Korelasyon Analizi" testi yapılmıştır. Tüm testlerin güvenirliğini ölçmek için "Cronbach's Alpha" güvenirlik katsayısı hesaplanmıştır. Yapılan analizler sonucunda öğretmenlerin; pandemi sürecinde iş yüklerinin arttığı, sosyal ilişkilerinde azalma olduğu, sağlıklarının kötüye gittiği ve ayrıca maddi kayıplar yaşadıkları tespit edilmiştir. Covid-19 kaygısı, iş tatmini ve tükenmişlik puan ortalamaları ilişkisel olarak incelendiğinde, kaygı ve tükenmişliğin pozitif yönlü bir ilişkisinin olduğu görülmektedir. Covid-19 kaygısı ile iş tatmini arasında ise negatif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.

COVID 19KaygıPandemiler+4
Şengül Özdemir Uysal
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Halk oyuncularının yarışma öncesi durumluk kaygı düzeyleri ve stresle başa çıkma yöntemleri arasındaki ilişki

Bu araştırmada halk oyuncularının yarışma öncesi durumluk kaygı düzeyleri ve stresle başa çıkma yöntemleri ile çeşitli değişkenler arasındaki ilişkilerin ortaya konması amaçlanmıştır. Halk oyuncularına çalışma ile ilgili gerekli bilgilendirmeler yapıldıktan sonra 157 kadın ve 157 erkek olmak üzere toplam 314 gönüllü ve sağlıklı halk oyuncusu araştırmaya dahil olmuştur. Araştırmanın niceliksel araştırma metotlarından olan anket yöntemi uygulanmış olup ilişkisel tarama metodu kullanılmıştır. Araştırma verileri 12 sorudan oluşan kişisel bilgi formu, 20 ifadeden oluşan durumluk kaygı envanteri ve 43 ifadeden oluşan stresle başa çıkma ölçeği ile toplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 16.0 paket programı ile gerçekleştirilmiştir. Bağımsız iki grubun karşılaştırılması independent samples t testi, ikiden fazla grubun karşılaştırılması ise tek yönlü ANOVA kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Halk oyuncularının yarışma öncesi durumluk kaygı düzeyleri üzerine ekonomik durum, halk oyunları branşı ile ilgilenme süresi ve yarışma deneyimi değişkenlerinin etkileri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Genel olarak ekonomik seviyesi yüksek, yarışma deneyimi olan ve uzun süre bu branşla ilgilenen halk oyuncularının yarışma öncesi durumluk kaygı puanları düşük bulunmuştur. Halk oyuncularının stresle başa çıkma yöntemleri noktasında da alt boyutlar bazında çeşitli değişkenler bakımından gruplar arası anlamlı farklılıklar mevcuttur. Halk oyuncularının yarışma öncesi durumluk kaygı puanları ile stresle başa çıkma yöntemleri arasında da kaçma soyutlama (duygusal-eylemsel) alt boyutu hariç diğerlerinde istatistiksel olarak anlamlı korelasyonlar söz konusudur. Anahtar Kelimeler: Durumluk Kaygı, Stresle Başa Çıkma, Halk Oyuncuları

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıHalk oyunları+5
Mustafa Selim Uslu
Hitit University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir aile sağlığı merkezine başvuran diabetes mellitus ve/veya hipertansiyon hastalarının anksiyete ve depresyon açısından değerlendirilmesi: Kesitsel bir çalışma

Amaç: Diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıklar zaman içinde çeşitli organ fonksiyonlarında bozulmaya neden olur. Bu durum psikiyatrik hastalıkları beraberinde getirir. Bu çalışmada amacımız; bir aile sağlığı merkezine başvuran diyabet ve/veya hipertansiyon hastalarının depresyon ve anksiyete riskini ve düzeyini belirleyerek, bazı bağımsız değişkenlerle olan ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 01 Ekim 2018 - 01 Şubat 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çorum Merkez Hasanpaşa Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran toplam 330 diabetes mellitus ve/veya hipertansiyon hastasına sosyodemografik veri anketi ile birlikte Beck Depresyon Envanteri ve Beck Anksiyete Envanteri yüz yüze görüşme tekniğiyle uygulandı. Hastalar sadece hipertansiyonu olanlar, sadece diyabeti olanlar ve hem hipertansiyon hem de diyabeti birlikte bulunanlar olarak üç gruba ayrıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların 226'sının kadın, 104'ün erkek olduğu saptandı. Yaş ortalaması 53,69±7,24 yıl olarak tespit edildi. Hastaların 66'sı diyabet, 181'i hipertansiyon ve 83'ü diyabet+hipertansiyon hastası olduğu görüldü. Diyabet grubunda %42,4, hipertansiyon grubunda %32,5, hem diyabet hem de hipertansiyon grubunda ise %40,9 oranında anksiyete bozukluğu saptanırken, depresyon oranlarına bakıldığında diyabet grubunda %31,8, hipertansiyon grubunda %28,7, hem diyabet hem de hipertansiyon grubunda ise %32,5 oranında gözlendi. Grupların yaş dağılımında, eğitim düzeylerinde, egzersiz sıklığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Diyabet hastalarında, hipertansiyon hastalarına oranla anksiyete bozukluğu daha fazla gözlendi. Her üç grupta da kadın cinsiyette anksiyete oranları erkeklere göre daha yüksek bulundu (p<0.05). Tüm gruplarda hastalık yılı açısından yapılan incelemede HT tanısı alınan ilk yıl ve on yıldan sonra depresyon skorlarının artmış olduğu gözlendi (p<0.05). Sonuç: Diyabet ve/veya hipertansiyon hastalarına, hasta merkezli klinik yöntemle yaklaşılmalı, hasta bütüncül olarak ele alınmalı, yalnızca fiziksel rahatsızlık ve komplikasyonları ile değil, psikolojik ve sosyal açıdan da değerlendirilmelidir.

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziAnksiyete+3
Tuba Kayır
Hitit University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Elit genç güreşçilerin spor yaralanması kaygı düzeylerinin incelenmesi

Bu çalışmada, elit genç güreşçilerin spor yaralanması kaygı düzeyleri belirlenerek çeşitli değişkenlere göre incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın grubunu lisanslı 18-20 yaş arasında kadın-erkek kategorisinde yer alan toplam 172 elit güreşçi oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından hazırlanan demografik bilgi formu ve Rex ve Metzler (2016)'in geliştirdiği ve Caz, Kayhan ve Bardakçı (2019) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Spor Yaralanması Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Veriler anket uygulama yolu ile toplanmıştır. Araştırmanın analizinde, parametrik testlerden iki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t-testi, ikiden fazla bağımsız grup arasında Tek yönlü Anova testi kullanılmıştır. Gruplar arasındaki farklılıkları belirlemek üzere post-hoc analizi olarak Tukey testi kullanılmıştır. Güreşçilerin stillerine göre yaralanma bölgeleri açısından spor yaralanması kaygı ölçeği alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Acı çekme kaygısı alt boyutunda erkek serbest stil güreşçilerin ortalamaları erkek grekoromen stil güreşçilere göre, yeniden yaralanma kaygı ortalamalarının ise, erkek serbest stil güreşçilerin kadın güreşçilerden anlamlı şekilde daha yüksektir (p<0,05). Erkek serbest stilde; boyun bölgesinden yaralanma yaşayanların, boyun bölgesinden yaralanma yaşamayanlara göre zayıf algılanma ve sosyal desteği kaybetme kaygı ortalamalarının anlamlı olarak yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Rakip oyuncunun temasıyla yaralanma ve yaralanmanın gerçekleştiği yer değişkeni açısından kaygı ölçeği alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak, güreşçilerin spor yaralanması kaygı düzeyi alt boyutlarında en fazla acı çekme ve yeniden yaralanma kaygı düzeylerinin etkilendiği, omuz ve boyun bölgesinde meydana gelen sakatlıklara göre kaygı puanlarının farklılık gösterdiği söylenebilir.

AnksiyeteGüreşGüreşçiler+6
Onur Bayındır
Hitit University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel kadın imgesinden kamusal alan tecrübelerine başörtülü kadın

Bu tez Türk modernleşme hareketinin tartışmalı görünümlerinden biri olan "başörtülü kadın"ın kamusal alana katılma sürecini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın bu amacı doğrultusunda ilk modernleşme hareketlerinin başladığı Osmanlı son döneminden 2000'li yıllara kadar geçen sürede yaşanılanlar dönemlere ayrılarak incelenmiştir. İncelemeler sonucunda görülmüştür ki başörtülü kadınların kamusal alanda var olma talepleri yalnızca laik bloğa karşı olmamış dindar hatta İslamcı erkeklere karşı da olmuştur. Bu konuda pek çok tartışma ve çatışma yaşanmıştır. Laik blokmodern toplum yapısını tehdit ettiği gerekçesiyle başörtülü kadını kamusal alanın dışında tutmak istemiştir. Dindar erkekler ise Müslüman bir kadının fıtratına en uygun olanın geleneksel roller (anne ve eş olarak kadın) olduğunu gerekçe göstermişler, yani dinsel gerekçelerle, başörtülü kadının kamusal alanda bulunmasına karşı bazı çekinceler öne sürmüşlerdir. 1980'li yıllarda başörtüsü yasaklarına karşı düzenlenen eylemlerle laik bloğun karşısına çıkmış olan "ikinci nesil örtünen kadınlar", 1990'lı yıllarda İslamcı siyasetin erkekleri ile karşı karşıya gelmişlerdir. 1980'lerde İslamcı hareketin tepkisel tavrının içinde ilerleyen ikinci nesil örtünen kadınlar, 1990'lı yıllarda İslamcı erkeklerin "denetiminden" kurtularak daha sivil bir söylem ortaya çıkarmışlardır. İslamcı erkeklerin kendilerine sundukları geleneksel roller eleştirel bir sorgulama ile ele alınmış; bu rollerin İslam'dan değil ataerkil geleneklerden kaynaklandığı vurgulanmıştır. İslamcı erkekleri eleştirmekten çekinmeyerek bu rolleri reddeden kadınlar, "tebliğ" ve "dava" gibi toplumsal kaygılardan uzaklaşarak daha çok kendileri üzerine düşünmeye başlamışlardır. Nitekim özel ve kamusal alanda karşılaşılan sorunları konuşmak adına pek çok platformun kurulup, konferans ve seminerin düzenlenmesi bu dönüşümün önemli bir göstergesidir

Baş örtüsüDindarlıkKadın imajı+6
Şeymanur Bolat
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlık okuryazarlığı düzeyinin COVİD-19 korkusu üzerine etkisi

Giriş ve Amaç: Sağlık okuryazarlığı; kişilerin sağlıkla ilgili bilgileri ve teknolojileri anlamalarına ve kullanmalarına izin veren, sağlıkla ilgili konularda sağlık çalışanları ile problemsiz iletişim kurabilmelerini sağlayan ve ayrıca edindikleri tüm bu bilgileri eleştirebilmeye de olanak tanıyan bilgi ve becerilere sahip olmak anlamına gelmektedir. COVID-19'un hızla pandemiye dönüşümü, insanları bu yeni durum hakkında bilgi edinmeye, bu bilgileri uygulamaya ve davranışlarını da bu bilgilere göre değiştirmeye zorlamıştır. Sağlık verilerini anlayamamak paniğe neden olabilir, gerçek bilginin ve doğru bilgi kaynaklarının etkisini azaltabilir. Bu nedenle yüksek seviyedeki sağlık okuryazarlığının, kriz durumları için gerekli olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada sağlık okuryazarlığının; pandemi ortamında COVİD-19 korku düzeyi üzerine etkisini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışma 2021 yılının Nisan ayında, hastanemize başvuran 268 yetişkinle yapıldı. Bireylere; Sosyodemografik Veri Toplama Aracıyla beraber TSOY-32 Ölçeği ve COVİD-19 Korkusu Ölçeği uygulandı. Bulgular: Analiz sonuçlarına göre TSOY-32 ölçek puanının 1 birim artmasının COVID-19 Korkusu Ölçek puanında 0,28 birim azalmaya sebep olduğu belirlendi. (P<0.05) TSOY-32 düzeyi yetersiz olan katılımcıların COVID-19 Korkusu Ölçek puanları, TSOY-32 düzeyi sorunlu–sınırlı, yeterli ve mükemmel düzeyde olan katılımcılara göre anlamlı daha yüksektir. (P=0.047, P=0.001, P<0.001). Katılımcılardan COVID-19 hastalığı geçirenlerin sağlık okuryazarlığı düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı düşük bulunmuştur (P=0.034). Tartışma-Sonuç: Çalışmamızda TSOY-32 ölçek puanı, ülkemizde pandemi öncesi yapılmış çalışmalara nazaran daha yüksektir. Bu da pandeminin sağlık okuryazarlığı üzerine etkisi olarak düşünülebilir. Sağlık okuryazarlığının, insanların ruh sağlığını korumaya ve yaşam kalitesini artırmaya yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Çalışmamızda COVİD-19 hastalığı geçiren kişilerin sağlık okuryazarlığı, geçirmeyen kişilere göre anlamlı olarak düşük çıkmıştır bu da yukarıdaki açıklamayı desteklemektedir. Bu nedenle insanların sağlık okuryazarlığını yükseltmek, korkularını azaltmak ve sağlıklarını arttırmak için stratejik bir yaklaşım olabilir. Ayrıca sağlık okuryazarlığının, mevcut pandemiyi ve gelecekteki potansiyel pandemileri azaltmak ve kontrol altına almak için sosyal sorumluluğun temel bir unsuru olarak görülmesi gereklidir. Anahtar Kelimeler: Covid-19 korkusu, Sağlık okuryazarlığı, Pandemi psikolojisi

AnksiyeteCOVID 19Korku+2
Yağmur Öznur Köksal
Hitit University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Pilates ve kegel egzersizlerinin gebelerin obstetrik sürecine, anlık ve sürekli kaygı düzeylerine ve postpartum dönemde fekal ve üriner inkontinansa etkilerinin incelenmesi

Bu araştırma amacı; pilates ve kegel egzersizlerinin gebelerin, anlık-sürekli kaygı düzeylerine ve postpartum dönemde fekal ve üriner inkontinansa etkilerinin incelenmesidir. Araştırmada, nicel araştırma modellerinden deneysel araştırma modeli kullanıldı. Çalışmaya amaçsal/amaçlı yöntemle, Pilates egzersiz grubu (PEG)n=24, Kegel egzersiz grubu (KEG)n=22 ve Kontrol grubu (KG)n=21 olan 67 gebe, örneklem olarak dahil edildi. Gruplara egzersizler öncesinde ve sonrasında ölçekler uygulatıldı, elde edilen veriler kategorik ve tanımlayıcı istatistikler uygulanarak SPSS 22.00 paket programı ile analiz edildi. Sonuç olarak; Grupların durumluk ve sürekli kaygı grup içi değerlerinde egzersiz öncesi ve sonrası değerler arasında anlamlı bir farkın olduğu tespit edilmiştir. Gruplar arası durumluk kaygı değişimleri incelendiğinde PEG'nun KEG ve KG'na göre, KEG'nun ise KG'na göre pozitif yönde farkın anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Sürekli kaygı değişim puanlarında PEG ve KEG arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık yokken, PEG ve KEG'nun KG'na göre pozitif yönde anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Grupların Üriner ve Fekal İnkontinans 1. ve 3. ay grup içi puanları arasında anlamlı bir azalma olduğu görülmüştür. Gruplar arası üriner inkontinans 1. ay ile 3. ay puan değişimleri arasında PEG'nun KG'na göre anlamlı bir fark varken, PEG ile KEG, KEG ile KG arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farkın olmadığı tespit edilmiştir. Gruplar arası fekal inkontinansın 1. ay ile 3.ay puan değişimleri arasında anlamlı bir farkın olmadığı tespit edilmiştir. Grupların üriner inkontinans yaşam kalitesi ölçeği grup içi 1. ay puanları ile 3. ay puan değişimleri arasında pozitif yönde anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Gruplar arası üriner inkontinans yaşam kalitesi değişimlerinde; PEG'nun KEG ve KG' na göre, KEG'nun ise KG' na göre pozitif yönde farkın anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Fekal inkontinans grup içi 1. ay puan değişimleri ile 3. ay puan değişimleri arasında PEG ve KEG arasında anlamlı fark varken, KG'da anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir. Gruplar arası fekal inkontinans yaşam kalitesi puan değişimlerinde PEG'nun KEG ve KG'na göre, KEG'nun ise KG'na göre farkın anlamlı olduğu tespit edilmiştir.

AnksiyeteFekal inkontinansGebelik+5
Sibel Yıldırım
Hitit University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksek riskli gebeliği olan kadınlarda emosyonel sorunlar ve etkileyen faktörler

Bu araştırma, yüksek riskli gebelik tanısı almış gebelerin yaşadıkları emosyonel sorunları ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma örneklemi 18-35 yaşları arasında, Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim Araştırma Hastanesi' nin Perinatoloji servisi ve polikliniğine 08.06.2022-29.01.2023 tarihleri arasında başvuran yüksek riskli gebelik tanısı almış ve daha önce herhangi bir psikolojik destek almamış 135 gebe tarafından oluşmuştur. Etik Kurul İzni, Kurum İzni ve kullanılacak olan ölçeklerin izinlerinin alınmasının ardından veri toplamaya başlanmıştır. Veri toplama aracı olarak, 'Gebe Değerlendirme Anketi (GDA)' 'Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)' 'Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ)' 'Gebelik Stresini Değerlendirme Ölçeği (GSDÖ) kullanılmıştır. Veri analizi yapılırken Independent Sample T Testi, One Vay ANOVA Testi, ve Pearson Korelasyon Testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin %17,8'i hipertansif hastalıklar, % 8,1'i pyelonefrit, %5,2'si şiddetli hiperemezis gravidarum, %11,9'u preterm eylem, %3,0'ü kilo alımında anormallikler, %1,5'i postterm gebelik, %3,7'si intrauterin gelişim geriliği, %2,2'si çoğul gebelik, % 8,1'i polihidroamniyoz ve oligohidroamniyos, % 3,7'si akut cerrahi problemler, %4,4'ü RH uyuşmazlığı, %5,9'u prezentasyon anomalileri, %9,6'sı DM, %1,5'i uygun olmayan fundus yüksekliği, %13,3'i antenatal kanama tanılarını almıştır. Yapılan istatistik sonuçlarına göre ölçeklerin ortama ve standart sapma değerleri BDÖ (16,78±8,45), BAÖ (19,25±10,82) ve, GSDÖ (63,06±17,48) şeklinde elde edilmiştir. Anksiyete, depresyon ve gebelik stresine etki eden faktörler incelendiğinde gebelerin obstetrik özelliklere göre parite arttıkça gebelik stresinde azalma olduğu, abortus arttıkça depresyon ve anksiyetede artış olduğu, kürtaj sayısı arttıkça gebelik stresinde azalma olduğu, görülmüştür. Gebelik takiplerine düzenli gitmeyen gebelerde ise depresyon ve anksiyete düzeyleri daha yüksek bulunmuştur(p<α=0,05). Evlilik ilişkilerinin emosyonel sorunlara etkilerine bakıldığında evlilik hayatı kötüye yakın gebelerin ve cinsel hayatı olumsuz etkilenen gebelerin anksiyete ve depresyon düzeyleri daha yüksek bulunmuştur (p<α=0,05). Sosyodemografik özelliklerin etkilerine bakıldığında gebelerin eğitim düzeyi azaldıkça depresyon düzeyi artmıştır. Geliri giderinden az olanların anksiyete ve gebelik stresi düzeylerinin daha yüksek, sosyal güvencesi olmayan bireylerin anksiyete ve depresyon düzeylerinin daha yüksek olduğu anlaşılmaktadır(p<α=0,05). Gebelerin meslek gruplarının, eşiyle aralarındaki akrabalık durumlarının, evlenme yaşının, gebelerin çalışma durumlarının, alınan tıbbi tanının depresyon, anksiyete ve gebelik stresi ile ilgili ilişki varlığı tespit edilememiştir (p>0,05). Pearson korelasyon analizi sonucuna göre BDÖ ile BAÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı, orta derecede ve pozitif yönde bir ilişkinin olduğu anlaşılmıştır (p<0,05, r=,627). Sonuç olarak bu çalışmaya göre, yüksek riskli gebeliği olan kadınlarda görülen anksiyete depresyon ve gebelik stresi gibi emosyonel sorunlar sosyodemografik özelliklerden etkilendiği tespit edilmiştir.

AnksiyeteDepresyonDuygu+4
Tuğçe Döndü Savaşır
Hitit University · Institute of Health Sciences
2023
00

Related subjects