Bone defects

65 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tibia enfekte ve defektli psödoartroz vakalarında LRS (uzatma tipi tek eksenli eksternal fiksatör) tekniği uygulanan hastaların cerrahi tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi

Amaç: Tibia enfekteve defektli psödoartroz vakalarında LRS tekniği uygulanan hastaların cerrahi tedavi sonuçlarını değerlendirmek. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, Mustafa KemalÜniversitesiTıpFakültesiHastanesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde, Ocak 2012-Temmuz 2020 tarihleri arasında konjenital nedenlerdışında, çoğunlukla ateşli silah yaralanmalarına bağlı olmak üzere değişiketiyolojiknedenlerebağlıgelişmiştibia kemiğindekemikkaybıolan, tibia kemiğinde kaynamama olan ve enfekte kaynamama tanısı almış hastaların LRS(Limb Reconstructıon System) tipi monolateral eksternal fiksatör uygulanan 172 hastamız yer almaktadır. Hastaların kemik kayıpları paley psödoartroz sınıflaması ve Solomin'inuzun kemik defekti sınıflamalarına göre sınıflandırıldı. Cerrahi sonrası ortoröntgenogram ile taşıma miktarı, uzama miktarı ve oluşan kallus dokuları değerlendirildi. Ameliyat sonrası sonuçlar ASAMİ(Association for the Study and Application of the Method of Ilizarov) kriterleri iledeğerlendirildi. Bulgular: Uygun takibi olan 172 hastanın 162'si erkek, 10'u kadındı. Hastaların yaş ortalaması 33,2±11,9 (16-76) idi. 85 hastada ortalama kemik uzatma miktarı 6,5±2.2 cm idi.60 hastada ortalama kemik kaydırma miktarı 7.9±3.1 cm di. Paley psödoartroz sınıflamasına göre 172 hastanın 33 ü(%19.2) TİP A1,10 u(%5.8) TİP A2-1,7 Sİ (%4.1) TİP A2-2,37'si (% 21,5) Tip B1, 60'ı (% 34.9) Tip B2 ve 25'i (% 14.5) Tip B3 idi. Solomin uzun kemik defekti sınıflamasına göre 172 hastanın 40'ı(%23.3) A1,8'i(%4.7)A2,44'ü(%25.6)B1,12'si(%7)B3,34'ü(%19.8)C1,22'si(%12.8)C2, 12'Si (% 7) D idi. Hastaların ortalamafiksatörsüresi357,9±179,8günidi. Eksternalfiksatörindeksi (EFİ)ortalama 122 hasta da 52,9±12.9cm/gün, radyografik konsolidasyon indeksi(RCİ) ortalamasıise 122 hastada47,2±11.7cm/gün idi. Komplikasyonlar Paley'in derecelendirilmesine göre yapıldı. ASAMİ kemik ve fonksiyonel sonuçlar:172 hasta ile yaptığımız çalışmada kemiksel sonuçlar; 87 mükemmel (50.58), 54 iyi(31.39),19 orta(% 11.04) ve 12 kötü (%6.97) sonuç olarak değerlendirildi. Hedef bölgenin kaynamadığı 5 hastamızda kötü sonuç olarak değerlendirildi. 172 hasta ile yapılan çalışmadaki fonksiyonel sonuçları sıralayacak olursak 55 mükemmel(% 31.9) 81 iyi(% 47) 26 orta(%15.1) ve 10(%5.8) tanesi de kötü sonuç olarak değerlendirildi. Sonuç: Çalışmamız oluşan komplikasyonlara ve uzayabilen eksternal fiksatör zamanına rağmen özellikle savaş cerrahisinde tibianın kemik kayıplarının, psödoartrozlarının tedavisinde LRS ile kemik taşımanın güvenli ve başarılı yöntem olarak desteklemektedir. Anahtar kelimeler: Kemik defekti, kemik kaydırma, psödoartroz, LRS

CerrahiFiksasyonKemik defektleri+4
Ertan Göçer
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Osteoporotik rat modellerindeki kemik defektlerinin iyileşmesinde proton pompa inhibitörü kullanımının ve düşük düzeyli lazer tedavisinin etkilerinin araştırılması

Bu deneysel çalışmada, Proton Pompa İnhibitörü (PPI) kullanımının ve Düşük Düzey Lazer Tedavisinin (DDLT) osteoporotik rat modellerinde oluşturulan kritik büyüklükteki kalvaryal defektlerde, kemik iyileşmesi üzerindeki etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca çalışma gruplarında, kemiğin biyomekanik özellikleri de incelenmiştir. Çalışmada, 45 adet dişi Wistar rat kullanılmış ve kontrol grubu (A), overektomi grubu (B), overektomi ve PPI grubu (C), overektomi ve DDLT grubu (D), overektomi, PPI ve DDLT grubu (E) olmak üzere toplam beş grup yer almıştır. Tüm deneklerde, 5 mm çapta, kritik büyüklükte kalvaryal kemik defekti oluşturulmuştur. Kemik iyileşmesi, histomorfometrik ölçüm yöntemi ile değerlendirilmiştir. Ayrıca gruplardaki hayvanların kemiklerinin biyomekanik özelliklerinin saptanması için, femurlar üzerinde çekme ve germe testleri uygulanmıştır. Çalışmada, E grubunda gözlemlenen ortalama yeni kemik alanının, diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Çekme ve germe testlerinin sonuçlarına göre, çekme dayanımı, birim şekil değiştirme, fleksiyon modülüsü ile maksimum eğme, uzama ve gerilme momentlerinin ortalamalarının PPI ve overektomi gruplarında, kontrol gruplarına göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, DDLT kullanımının cerrahi sonrası yeni kemik oluşumunu uyardığı ve PPI kullanımı ile, kemiklerin çekme ve germe kuvvetleri karşısındaki mekanik direncinin zayıfladığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Osteoporoz, proton pompa inhibitörleri, düşük düzey lazer tedavisi, kemik defektleri

Histamin H2 antagonistleriKemik defektleriKemik ve kemikler+3
Nihat Demirtaş
Bezmialem Vakıf University
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Radyoterapi sonrasında kritik boyutlu kemik defektlerinde ksenogreft ile karıştırılan doksisiklin, rifamisin, metronidazol ve klindamisinin deneysel olarak incelenmesi

Baş-boyun bölgesinde kanser tedavisi gören ve radyoterapi uygulanmış hastalar çenelerde osteoradyonekroz gelişimi açısından risk altındadır. İskemik ve sağlıksız bu bölgelerde kemik iyileşmesi gecikmektedir. Enfeksiyon, bu klinik durumu şiddetlendiren bir tablodur. Bu klinik tablonun önlenmesi ya da tedavisi için etkinliği olduğu bilinen antibiyotikler uzun dönemli kullanılmaktadır. Son dönemde, antibiyotiklerin bilinen antibakteriyel aktivitelerinden bağımsız olarak anti- enflamatuar etki gösterdikleri ve bu sayede kemik iyileşmesine katkı sağladıkları düşünülmektedir. Çalışmamızda, radyasyona maruz kalmış alt çene kemiğinde cerrahi olarak oluşturulan kritik boyuttaki defektlerde klindamisin, metronidazol, rifamisin ve doksisiklin grubu antibiyotiklerin kemik grefti ile uygulandığında kemik iyileşmesi üzerindeki etkilerini inceledik. Anti- enflamatuar etkinliğin kemik iyileşmesi üzerindeki etkilerini değerlendirmek için, 50 adet Wistar cinsi albino türü, 250± 20 gr ağırlığında ve 10- 12 haftalık dişi sıçanlar kullanılmıştır. Tüm gruplara genel anestezi altında 30 Gy dozda radyoterapi uygulandıktan 4 hafta sonra sıçanların sağ mandibulasında 5 mm çapında bikortikal hazırlanan kemik defektlerine deney gruplarında ksenogreft ile karıştırılan antibiyotikler, kontrol gruplarında ise sadece ksenogreft partikülleri uygulanarak cerrahi saha iyileşmeye bırakılmıştır. Cerrahi sonrası 4. haftada sakrifikasyonlar gerçekleştirilerek, alınan örnekler enflamasyon, nekroz, fibrozis, yeni kemik yapım alanları, kalsifiye olmuş kemik alanları ve kapiller sayısı açısından histopatolojik ve histomorfometrik olarak değerlendirildi. İncelenen kesitlerde nekroz, enfeksiyon ya da fibrozis bulgusuna rastlanmamıştır. Kontrol grubu ile yapılan karşılaştırmalarda metronidazol ve klindamisin gruplarında yeni kemik yapım alanlarının anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür (p<0.01, p<0.01). Kalsifiye kemik trabekül alanları incelendiğinde kontrol grubu ile klindamisin grubu arasında istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0.01). Klindamisin ile diğer gruplar karşılaştırıldığında ise aradaki fark anlamlı (p<0.05) bulunmuştur. Kontrol grubu ile yapılan karşılaştırmalarda kapiller sayısı metronidazol grubunda anlamlı (p<0.05), klindamisin grubunda (p<0.01) ise ileri derecede anlamlı olarak farklı bulunmuştur. Antibiyotik uygulanan gruplarda iltihabi alanların sayısında azalma, yeni kemik yapım alanlarında ve damarlanmada artış gözlenmiştir. Çalışmada kullandığımız antibiyotiklerin antibakteriyel aktiviteden bağımsız olarak anti- enflamatuar etkinliklerinin olabileceği sonucuna varılmıştır.

AntibiyotiklerClindamycinKemik defektleri+7
Özgün Günay
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Molar kesici hipomineralizasyonu teşhis edilen çocuklarda gluten ile ilişkili rahatsızlıkların varlığının serolojik ve genetik testler ile incelenmesi

Molar Kesici Hipomineralizasyonu (MIH); ameloblastların matrix formasyonunda kalsiyum ve fosfat eksikliğine ya da mine proteinlerinin yeterince uzaklaştırılamamasına bağlı olarak, daimi 1. molar ve keserlerde meydana gelen bir mine defektidir. MIH'ın etiyolojisi tam olarak bilinmemektedir Çalışmamızın amacı MIH lezyonları görülen çocuklarda, serolojik ve genetik testler kullanarak gluten ile ilişkili rahatsızlıkların varlığını araştırmaktır. Çalışmamıza, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı Kliniği'ne dental tedavi için başvuran, sistemik hastalığı olmayan, 7-13 yaş aralığında, 60 çocuk hasta dahil edilmiştir. MIH lezyonu olan 40 çocuk hasta ile çalışma grubu ve MIH lezyonu olmayan 20 çocuk hasta ile kontrol grubu oluşturulmuştur. Dental muayeneyi takiben, tüm çocuklara gluten ile ilişkili rahatsızlıkların oral ve genel semptomlarının varlığını değerlendiren anket soruları ebeveynleri eşliğinde sorulmuştur. Ardından tüm çocuklara, gluten ile ilişkili rahatsızlıkların teşhisinde yardımcı olan serolojik testler (Doku transglutaminaz IgA, Endomisyum Antikoru, Total IgA) ve genetik testler (HLA-DQ2 ve HLA-DQ8) yapılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı ile analiz edilmiştir. Niteliksel verilerin karşılaştırılması için Fisher's Exact Ki-Kare testi, Continuity (Yates) Düzeltmesi ve Fisher Freeman Halton testleri, niceliksel verilerin karşılaştırılması için Student t test kullanılmıştır (p<0.05). Yapılan testler sonucu, MIH lezyonu olan 3 çocukta doku transglutaminaz antikoru sınır değerde iken, 3 çocukta da pozitif bulunmuştur. Bu çocuklardan 2 tanesinde doku transglutaminaz antikoru ile beraber, EMA, HLA-DQ2 ve HLA-DQ8 testleri de pozitif çıkmıştır. Çocuk Hastalıkları uzmanına yönlendirilen ve biyopsi sonucu çölyak teşhisi konulan bu 2 çocuk hastanın durumu, klinik ve serolojik-genetik testlerin çölyak erken teşhisindeki önemine dikkat çekmektedir. Gluten ile ilişkili rahatsızlıkları, MIH lezyonları ile ortak paydada buluşturan yeni çalışmaların yapılması bu çocukların ağız-diş sağlığının sağlanmasında da büyük önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Molar Kesici Hipomineralizasyonu (MIH), gluten, çölyak hastalığı, genetik, mine defektleri

Azı dişleriDental mineGenetik+6
Ayşegül Verim Çiçekci
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anti-TNF ve IL-17a inhibitörüyle tedavi olan ankilozan spondilit hastalarında mikroRNA-210 ve mikroRNA-214 seviyelerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, Ankilozan Spondilit (AS) hastalarında serum mikroRNA-210 (miR-210) ve mikroRNA-214 (miR-214) düzeylerinin, Anti-Tümör Nekroz Faktör (Anti-TNF) ve İnterlökin-17A inhibitörü Secukinumab tedavileri ile ilişkisi incelenmiştir. Çalışmaya ASAS 2009 kriterine göre, en az iki yıldır AS tanısı olan, biyolojik tedavi kullanan 34 hasta (17 Anti-TNF, 17 Secukinumab) ile yaş ve cinsiyet açısından uyumlu 16 sağlıklı gönüllü dahil edilmiştir. Klinik değerlendirmelerde Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI), Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASFI) ve Vizüel Analog Skala (VAS) kullanılmıştır. Serumda C-reaktif protein (CRP), eritrosit sedimantasyon hızı (ESH), kemik metabolizmasına ait biyokimyasal parametreler [Tartrate-resistant acid phosphatase 5b (TRAP5b), Tip I kollajen C-terminal telopeptidi (CTX-I), Prokollajen I N-terminal peptidi (PINP)] ölçülmüş; tam kandan miR-210 ve miR-214 düzeyleri qPCR ile analiz edilmiştir. Sonuçlar, AS hastalarında CRP düzeylerinin anlamlı derecede yüksek (p=0.028), CTX-I (p<0.001) ve TRAP5b (p=0.003) düzeylerinin ise daha düşük olduğunu göstermiştir. Ayrıca miR-214 düzeylerinde hasta ve kontrol grupları arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0.014). ROC analizinde miR-214'nin ayırt edici tanısal potansiyel taşıdığı belirlenmiştir (AUC>0.7). Tedavi grupları karşılaştırıldığında Anti-TNF grubunda CRP daha yüksek, Secukinumab grubunda CTX-I ve TRAP5b daha düşük bulunmuştur. Korelasyon analizlerinde, Anti-TNF grubunda BASDAI ile CRP arasında pozitif ilişki, Secukinumab grubunda ise BASDAI'nin BASFI ve VAS ile daha güçlü ilişkileri saptanmıştır. Sonuç olarak, AS inflamasyon ve kemik metabolizması değişiklikleri ile karakterize olup, biyolojik tedaviler bu süreçler üzerinde farklı etkiler göstermektedir. Secukinumab'ın kemik metabolizmasına belirgin etkisi ve miR-214'nin tanısal potansiyeli, hastalık yönetiminde yeni yaklaşımlar için umut vaat etmektedir.

AnkilozKemik defektleriİlaçlar
Babor Qaderı
Gaziantep University
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Cerrahi olarak oluşturulan kemik defektlerinde sığır kaynaklı anorganik kemik grefti ve hemostatik bitki ekstresinin kombine kullanımının kemik rejenerasyonuna etkisi

Diş kayıplarına bağlı oluşan dişsiz alveoler kretlerin protetik rehabilitasyonu diş hekimliğinde sıklıkla uygulanan bir işlemdir. Konvansiyonel veya implant destekli bir protezin yerleşeceği yeterli bir alveoler kret bulunmadığı durumlarda, diş çekim işlemleri, periapikal cerrahi işlemler, kist operasyonları ve kemik fraktürü tedavileri sonrası greftleme işlemleri uygulanabilmektedir. Tüm bu uygulamalar mevcut kemik miktarında artış hedeflemektedir. Çeşitli deneysel ve klinik çalışmalar kemik greftleri, bariyer membranlar ve kemik fizyolojisi üzerinde yoğunlaşmış ve kemik rejenerasyonunu hızlandırmayı amaçlamışlardır. Bu çalışmanın amacı, yumuşak doku ve erken dönem kemik doku iyileşmesine olumlu etkileri bildirilen kanama durdurucu bitki ekstresinin (Ankaferd BloodStopper®, Ankaferd İlaç Kozmetik A.Ş., İstanbul ,Türkiye) (ABS) ve sığır kaynaklı anorganik kemik greftinin (Integros Boneplus-xs®, Integros Sağlık Ürünleri Ar-Ge İmalat, İthalat, İhracat, San. ve Tic. Ltd. Şti., Adana, Türkiye) (ABB) birlikte kullanımının cerrahi olarak oluşturulan defektlerde kemik iyileşmesi üzerine etkisinin incelenmesidir. Deneysel çalışmamızda 9 adet evcil domuz kullanılmıştır. Ağız dışı girişimle her hayvanın mandibulasında 3 adet kemik defekti oluşturulmuştur. Defektler, 10 mm çapında ve 5 mm derinliğindedir. Birinci defektlerde, ABS solüsyonu (0,3 ml/defekt), taşıyıcı olarak ABB (0,3 cc/defekt) içerisinde ve ikinci defektlerde, ABS kontrollü ilaç salınımına yönelik mikroküreler içerisinde (0,3 ml/defekt) yine ABB (0,3 cc/defekt) ile kombine uygulanmıştır. Her hayvanda üçüncü defekt boş bırakılmıştır. Tüm defektler rezorbe olabilen kollajen membranla örtülmüştür. Tüm hayvanlar 10 haftalık iyileşme periyodu sonunda sakrifiye edilmiştir. Histomorfometrik analiz için dekalsifiye edilmemiş kesitler hazırlanmıştır. Veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak, ABS ile ABB?nin her iki farklı şekilde kombine kullanımı, boş defekt grubuna kıyasla kemik rejenerasyonunu istatistiksel olarak anlamlı şekilde arttırmıştır. Ancak, mikroküre içerisine yerleştirilmiş ABS?nin ABB ile karışımı ve ABS solüsyonunun doğrudan ABB ile karışımı arasında yeni kemik oluşumu açısından anlamlı fark bulunamamıştır. Anahtar Sözcükler: hemostatik bitki ekstresi, sığır kaynaklı anorganik greft, ksenogreft, kemik iyileşmesi, kontrollü salınım, histomorfometri

Bitki özütüCerrahi-oralHemostatikler+7
Mert Sanrı
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Dental implant çevresinde cerrahi olarak oluşturulan kemik defektlerinin onarımında kullanılan iki ayrı sığır kaynaklı hidroksiapatit greft materyalinin etkinliğinin karşılaştırılması

Kısmi ya da tam diş eksikliği görülen hastalarda dental implant destekli protez uygulaması son yıllarda sıklıkla kullanılan tedavi yöntemlerinden biridir. Bazı durumlarda yetersiz alveol kemik hacmi, proteze desteklik sağlayacak olan implantın kemiğe yerleştirilmesinde zorluklara neden olmaktadır. Kemik hacmini artırmak için çeşitli kemik greftleri ve bariyer membranlardan yararlanılmaktadır. Bu çalışmamızın amacı, farklı yöntemlerle üretilmiş iki ayrı sığır kaynaklı hidroksiapatitin dental implant çevresindeki kemik defektinin iyileşmesine olan etkisinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmamızda 8 adet evcil domuz kullanılmıştır. Tüm hayvanların frontal kemiğine 3 adet kemik defekti oluşturulmuş ve her defektin ortasına dental implant yerleştirilmiştir. Defektlerden biri greft ile doldurulmamış ve kontrol grubu olarak değerlendirilmiştir. Diğer defektler Integros Boneplus xs ve BioOss marka kemik greftleri ile ayrı ayrı doldurulmuştur. Tüm defektler rezorbe olabilen bariyer membran ile örtülenmiştir. 10 haftalık iyileşme sürecini takiben hazırlanan dekalsifiye edilmemiş kesitler üzerinde kemik implant kontağı yüzdesi değerlendirilmiştir. Veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak, greft kullanılan gruplarda, boş defekt grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek kemik implant kontağı sağlandığı belirlenmiştir. Kullanılan kemik greftleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.

Dental implantasyonDental implantlarHidroksiapatitler+3
Uygar Bakşi
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2013
10
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İmplant çevresinde cerrahi yöntemle oluşturulan defektlerde plateletten zengin fibrinin kemik iyileşmesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Dental implantların kullanımı modern diş hekimliğinin önemli bir parçasıdır ve yaygın bir tedavi şekli haline gelmiştir. Protetik tedavi zamanını kısaltmak ve kemik kaybını en aza indirmek için yeni çekim soketlerine anında implant uygulaması önerilmektedir. Dental implantların etrafında cerrahi olarak yaratılan kemik defekti, deney hayvan modellerinde yeni çekim soketlerini simüle etmektedir. Bununla birlikte, implant boynu ve rezidüel kemik duvarları arasında kemik defektinin var olması nedeniyle bağ ve epitelyal dokudan defekt bölgesine hücre göçü meydana gelebilir ve bu durum muhtemelen osseointegrasyonu önler ve anında implant prosedürünün başarısını tehlikeye sokar. Çeşitli cerrahi tekniklerin, biyomalzemelerin ve anabolik ajanların etkinliği, bu tür defektlerin tedavisinde değerlendirilmektedir. Platelet konsantrelerinin ve ayrıca bu grubun içinde yer alan plateletten zengin fibrinin (PRF) kemik rejenerasyonunda kullanımı son zamanlarda popüler hale gelmiştir. Bununla birlikte, implant çevresi defektlerde PRF'nin etkinliği konusunda literatürde yeterli bilgi mevcut değildir. Bu deneysel çalışmanın amacı PRF'nin ve sığır kaynaklı hidroksiapatit (HA) kemik greftinin tek başına veya karıştırılarak dental implantlar etrafında cerrahi olarak oluşturulan kemik defektlerinde kemik iyileşmesine katkılarını değerlendirmektir. Deneysel çalışmamızda 5 koyun kullanıldı. Koyunların pelvisinde 10 mm çapında 4 mm derinliğinde 8 adet standart defekt oluşturuldu. Defektlerin tam merkezine olacak şekilde 40 adet dental implant yerleştirildi. Her bir hayvanda implant çevresinde oluşturulan iki defekt sadece PRF ile, iki defekt sadece 0,3 cc sığır kaynaklı HA kemik grefti ile, iki defekt PRF ve sığır kaynaklı HA kemik greftinin eşit karışımı ile dolduruldu ve iki defekt ise kontrol grubu olması için boş bırakıldı. Tüm defektler kollajen membranla örtüldü. Tüm hayvanlar 8 haftalık iyileşme periyodunun ardından sakrifiye edildi. İmplantlar çevrelerindeki defektlerle birlikte en bloc şekilde çıkarıldı. Histomorfometrik analiz için undekalsifiye kesitler hazırlandı. Veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Sonuç olarak PRF'nin tek başına veya sığır kaynaklı HA kemik grefti ile birlikte cerrahi olarak oluşturulan implant çevresi defektlerde kullanılmasının kemik rejenerasyonuna ve osseoentegrasyona fazladan bir katkı sağlamadığı belirlendi. Anahtar Sözcükler: İmplant, implant çevresi kemik defekti, PRF, trombosit konsantreleri, kemik rejenerasyonu, osseoentegrasyon, histomorfometri

Cerrahi-oralDental implantasyonDental implantlar+6
Erkan Arslan
Çukurova University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tibianın kemik kayıplarında ilizarov eksternal fiksatör ile kemik taşıma uygulaması sonuçları

Amaç: Tibianın kemik kayıplarında İlizarov eksternal fiksatör ile kemik taşımanın sonuçlarını ve komplikasyonlarını değerlendirmek. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde, Ocak 2010-Ocak 2019 tarihleri arasında tibianın kemik kaybı tanısı konulan ve İlizarov eksternal fiksatörü ile kemik taşıma yapılan 49 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Takipleri yetersiz 10 hasta dışlandı. Çalışmaya dahil edilen 39 hastanın kemik kayıpları Paley psödoartroz sınıflaması ve Solomin'in uzun kemik defekti sınıflamasına göre sınıflandırıldı. Cerrahi sonrası ortoröntgenogram ile taşıma miktarı radyolojik olarak değerlendirildi. Ameliyat sonrası sonuçlar Karlstrom-Olerud ve ASAMİ (Association for the Study and Application of the Method of Ilizarov) kriterileri ile değerlendirildi. Bulgular: Uygun takibi olan 39 hastanın 36'sı erkek, 3'ü kadındı. Hastaların yaş ortalaması 37,4±17,2 (9-75) idi. Ortalama kemik kaybı 8,1±4,3cm idi. Paley psödoartroz sınıflamasına göre 39 hastanın 15'i (% 38,5) Tip B1, 6'sı (% 15,4) Tip B2 ve 18'i (% 46,2) Tip B3 idi. Solomin uzun kemik defekti sınıflamasına göre 39 hastanın 3'ü (% 7,7) B1, 1'i (%2,6) B2, 2'si (% 5,1) B3, 13'ü (% 33,3) C1, 17'si (% 43,6) C2, 2'si (% 5,1) D2, 1'i (% 2,6) D3 idi. Hastaların ortalama takip süresi 34,6±15,9 ay idi; ortalama fiksatör süresi 452,6±182,7 gün idi. Eksternal fiksatör indeksi (EFİ) ortalama 72,3±38,6 cm/gün, radyografik konsolidasyon indeksi (RCİ) ortalaması ise 55,1±30,8 cm/gün idi. Komplikasyonlar Paley'in derecelendirilmesine göre yapıldı. Komplikasyonların 57'si sorun, 37'si engel, 54'ü gerçek major komplikasyonlardı. ASAMİ kemik sonuçları; 10 (% 25,6) mükemmel, 24 (% 61,5) iyi, 3 (% 7,7) orta ve 2 (% 5,1) kötü, fonksiyonel sonuçları; 16 (% 41) mükemmel, 13 (% 33,3) iyi, 8 (% 20,5) orta ve 2 (% 5,1) kötü sonuç elde edildi. Karlstrom-Olerud fonksiyonel sonuçları; 8 (% 20,5) mükemmel, 17 (% 43,6) iyi, 5 (% 12,8) tatmin edici, 6 (% 15,4) orta, 3 (% 7,7) kötü sonuç elde edildi. Sonuç: Yüksek komplikasyon oranına ve uzun eksternal fiksatör zamanına rağmen tibianın kemik kayıplarının tedavisinde İlizarov eksternal fiksatörle kemik taşıma başarılı tedavi yöntemidir.

Kemik defektleriKemik ve kemiklerKırık fiksasyonu-ekstramedüller+2
Tural Bakhshalıyev
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda kritik büyüklükteki zigoma kemik defektinde adipoz kaynaklı mezenkimal kök hücrelerin kemik iyileşmesi üzerindeki etkileri

Kemik defektlerinin tedavisinde halen en geçerli yöntem kortiko-kansellöz (bazenvaskülarize) kemik greftlerinin kullanımı olmasına rağmen, hücre bazlı stratejilerin önemi gün geçtikçe artmaktadır. Bu amaçla farklılaşmamış (kök hücre) veya farklılaşmış (osteoblast) hücreler, birtakım büyüme faktörleri ile veya tek başına kullanılmaktadır.Bu çalışmanın amacı: ratlarda zigoma kritik büyüklükteki membranöz kemik defektinde, adipoz doku kaynaklı mezenkimal kök hücrelerin etkilerini göstermek ve osteojenik potansiyelleri arasındaki farkları ortaya koymaktır.15 aylıktan büyük 18 adet erkek wistar albino rat kullanılarak, lateral insizyonlar ile sağ ve sol zigomatik arklar ortaya konulacak Ratların bilateral zigomatik arklarında (36 zigoma) standart olarak 3mm kemik defekt oluşturulacak. 1.Grup deney grubu olarak, inguinal yağ yastıkçığı alanlarından alınacak olan yağ dokularına santrifüj işlemi uygulandıktan sonra oluşacak kök hücrelerin sağ zigoma kemik defektinin bulunduğu alana enjekte edilecek, 2. grup kontrol grubu olarak sol zigomada 3mm lik kritik kemik defekti oluşturularak kendi halinde iyileşmeye bırakılacak. 10. ve 20. haftalarda kemik defektlerinin iyileşme alanları 3 boyutlu tomografi ile değerlendirilecek ve sonrasında denekler sakrifiye edilerek kemik iyileşmesi histolojik olarak incelenecektirTemin edilmesi kolay olan adipoz kökenli kök hücrelerin yeni oluşan membranöz kemik dokusuna entegre olduğu ve yeni kemik oluşumunun istatistiksel olarak anlamlı derecede hızlandırdığı ve oluşan kemiğin kalitesinin arttığı histopatolojik, radyolojik incelemelerle kanıtlanacaktır.

Adipoz dokuKemik defektleriKemik ve kemikler+4
Gaye Toplu
Düzce University
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Periodontal kemik ıçi defektlerin tedavisinde TZP(Trombositten Zengin Plazma) uygulamasinin etkinliğinin değerlendirilmesi

?Trombositten Zengin Plazma? (TZP)'nin yara iyileşmesi ve rejenerasyondaki etkisinin içindeki büyüme faktörlerine bağlı olduğu iddia edilmekte ve bu nedenle kemik içi defektlerin tedavisinde sığır kaynaklı kemik grefti (Bio-Oss) gibi çeşitli greft materyalleri ile birlikte kullanılmaktadır.RANKL, osteoklastogeneziste önemli bir reseptör olup metabolik kemik hastalıklarının patogenezinde rol oynamaktadır. RANKL'nin etkileri OPG-osteoprotegerin tarafından inhibe edilmektedir. RANKL/OPG, IL-17 ve IL-1ß oranı kemik hastalıklarının patogenezinde önemli rol oynamaktadır.Çalışmamızda periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde TZP'nin etkinliğinin klinik, radyografik ve immünolojik olarak aydınlatılması amaçlanmıştır. Bu nedenle TZP'nin Bio-Oss ile uygulanması öncesi ve sonrasında dişeti oluğu sıvısı OPG/RANKL, IL-1ß, IL-17 seviyeleri test edilerek 3 ve 6. aylardaki etkinliğinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir.Bu amaçla periodontitisli ve bilateral vertikal defekleri olan 15 hastaya 30 defekt belirlenmiştir. Klinik, radyografik ve immünolojik parametreler tedavi öncesi ve sonrası 3. ve 6. aylarda ölçülerek karşılaştırmak üzere kaydedilmiştir. Her bir çalışma grubu için klinik, radyografik ve immünolojik değişkenlerin takip dönemi boyunca istatistiksel olarak gruplar arası değişimleri independent t test ile, her dönem grup içi değişimler ise paired t test ile değerlendirilmiştir.Tedavi sonrası klinik ve radyografik parametreler değerlendirildiğinde test ve kontrol bölgelerinde önemli gelişmelerin sağlandığı ancak gruplar arasında anlamlı firkin olmadığı tespit edilmiştir. Dişeti oluğu sıvısı OPG seviyelerinin test grubunda daha belirgin olmakla birlikte her iki grupta da arttığı, IL-17 ve IL-1ß seviyelerinin ise azalmış olduğu ancak bu değişikliklerin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır.Her iki uygulamadada da tedavi sonrası klinik, radyolojik ve immünolojik olarak önemli gelişmeler kaydedilmiş ancak gruplar arası değerlendirmede bu değişimler istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır.

Cerrahi-oralDental restorasyonKemik defektleri+6
Ceren Babür
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Periost grefti plateletten zengin plazma ile beraber kullanıldığında kemik defekt iyileşmesini artırır mı? Tavşan zigomatik arkta deneysel çalışma

Kemik defekti içeren yüz kırıkları klinikte karşımıza sık çıkan sorunlardandır (1,2). Kemik defektlerinin tedavisinde halen en geçerli yöntem kemik greft ve flepleri ile onarım olmasına rağmen, hücre bazlı yöntemlerin önemi gün geçtikçe artmaktadır (1,2). Periost hücreleri multipotent mezenkimal ve osteoprogenitör hücreler içerir. Yüksek proliferasyon ve farklılaşma oranı ile mezenkimal kök hücrelere (MKH), osteogenik progenitör hücrelere ve osteoblastlara farklılaşarak kemik iyileşmesine önemli katkı sağlarlar (3). Son yıllarda doku mühendisliğinin gelişmesiyle periost hücreleri, kolay elde edilebilir olması, osteojenik aktivitesi ve büyüme faktörlerine (TGF beta-1, PRP, BMP-2) gösterdiği gelişmiş yanıt ile ilgi odağı olmuştur (3). Trombositten zengin plazma (TZP) kanın farklı iki frekansta sanrifüj edilmesiyle oluşan bir maddedir. Vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF), trombosit kaynaklı büyüme faktörü (PDGF), transforming büyüme faktörü α ve β (TGF α ve β), epidermal büyüme faktörü (EGF), fibroblast büyüme faktörü (FGF), insülin benzeri büyüme faktörü (IGF) gibi büyüme faktörlerini içerir. TZP içindeki trombosit miktarı normal plazmadakinin 3-5 katıdır. Bu ürüne trombin ilavesiyle trombositlerin α-granüllerinden çok sayıda mediatör salınır. Bunların hemen hepsi kemik iyileşmesinde görev alan mediatörlerdir. Otolog doku olması nedeniyle son on yılda özellikle kemik iyileşmesinde klinikte sık kullanılmasına sebep olmuştur. Yapılan klinik çalışmalarda yara ve kemik iyileşmesini hızlandırdığı; şişliği, ağrıyı, enfeksiyonu ve skarı azalttığı, kanama kontrolü sağladığı ortaya konulmuştur (4-10). Ayrıca kemik greftleri ve periostal hücreler ile birlikte, büyüme faktörlerinin otolog kaynağı olan TZP'nin kemik döngüsü ve periost hücrelerinin biyolojik davranışı üzerinde olumlu etkisi olduğu gösterilmiştir (3). Biz kemik iyileşmesine pozitif katkıları bilinen periost grefti ve trombositten zengin plazma kombinasyonunun, defekt oluşturulmuş membranöz kemikte yeni kemik oluşumunu artırıp artırmadığını radyolojik ve histolojik olarak inceledik, konrol grupları ile karşılaştırdık ve istatistiksel olarak fark olup olmadığını araştırdık. iii Çalışmada toplam 12 adet New Zealand erişkin tavşan kullandık. Lateral insizyonlar ile sağ ve sol zigomatik arkları ortaya koyduk. Tavşanların bilateral zigomatik arklarında (24 adet zigoma) standart olarak 5 mm kemik defekt oluşturduk. Denekleri 3 gruba ayırdık: 1.Grup (Deney Grubu): Periost grefti+TZP uygulama grubu olan bu grupta yer alan toplam 12 adet tavşanın sağ zigomatik arkları lateral insizyonlar ile ortaya konuldu ve sağ zigomatik ark orta hatta 5 mm'lik kemik defekti oluşturuldu. Deneklerin kraniyumundan 4x1,5 cm ebatlı kranial periost grefti alındı. Ardından deneklerden 12 cc kan alındı. Alınan kanın 8,5 cc'si TZP elde etmek için özel kitler ile işlendi, geriye kalan 3,5 cc kan ise otolog trombin elde etmek için kullanıldı. TZP ve trombin steril petri kabında karıştırılarak aktive TZP elde edildi. Jel kıvamına gelmiş aktive plateletten zengin plazma, periost greftinin içine konuldu. Periost grefti 6-0 poliglekapron sütür ile tüp haline getirildi ve uç kısımları sağlam kalan zigoma uçlarındaki periosta sütüre edildi (n: 12 zigoma). Periost grefti zigomayı kılıf şeklinde sarmış oldu. Deri 4-0 ipek sütürlerle kapatıldı. TZP elde etmek için alınan kan sadece o tavşan için kullanıldı. 2.Grup (1. Kontrol Grubu: 6 zigoma): Sadece periost grefti uygulanan grupta toplam 6 adet tavşanın sol zigomatik arkları lateral insizyonlar ile ortaya konuldu ve sol zigomatik ark orta hatta 5 mm'lik kemik defekti oluşturuldu, deneklerin kraniyumları orta hat insizyonları ile ortaya konularak 4x1,5 cm ebatlı kranial periost grefti alındı, 6-0 polyglekapron sütür ile tüp haline getirilerek zigomatik ark defekt etrafına sütür ile sabitlendi. Bu grupta TZP kullanılmadı (n:6 zigoma). Deri 4-0 ipek sütürlerle kapatıldı. 3.Grup (2. Kontrol Grubu: 6 zigoma): Sadece silikon sonda uygulanan bu grupta toplam 6 adet tavşanın sol zigomatik arkları lateral insizyonlar ile ortaya konuldu ve sol zigomatik ark orta hatta 5 mm'lik kemik defekti oluşturuldu. Osteokonduktif etki sağlaması için silikon tüp defekti çevreleyecek biçimde zigoma uçlarına geçirildi (n:6 zigoma). Deri 4-0 ipek sütürlerle kapatıldı. Postoperatif takip süresi 8 ve 16 hafta idi. Sekizinci haftada 3 deney grubu, 2 periost greft grubu, 1 de silikon tüp grubundan zigoma görüntülenecek şekilde 3 tavşana üç boyotlu tomografi (3D-BT) çekildi. Sekizinci haftada 1 tavşanın bilateral zigomaları histolojik inceleme için alındı. iv 16 hafta sonunda ise geriye kalan 11 tavşana anestezi altında üç boyutlu tomografi çekildi ve sonrasında zigomatik arkları çıkarıldı. Zigomatik ark üzerinde oluşturulmuş kemik defekt alanları yeni kemik oluşumu açısından bir de mikrotomografi (mikro-BT) çekilerek değerlendirildi. Son olarak histolojik verileri incelendi. Histolojik inceleme sonuçları ''Modifiye Heiple'' ve ''Bosch'' sınıflamalarına göre derecelendirildi ve sonuçlar istatistiksel olarak karşılaştırıldı. 3D-BT değerlendirme ile 16. haftada hesaplanan yeni oluşan kemik miktarları gruplar arasında karşılaştırıldı. 1. Grup, periost+TZP grubunda (Deney grubu) 2,5±1,51 mm, 2. Grup, periost greft grubunda (1. Kontrol grubu) 1,9±1,53 mm, 3. Grup, Silikon tüp grubunda (2. Kontrol grubu) 3,7±2,02 mm olarak tespit edildi. Gruplar arasında yeni oluşan kemik miktarları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptandı (p=0.232). Grupların 16. hafta sonunda Mikro-BT ölçümlerinden elde edilen Kemik Volümleri (BV) (mm3) ortalamaları açısından karşılaştırılmasında gruplar arasında anlamlı fark saptandı (P=0.029): 1. Grup, periost+TZP (Deney grubu) ile 2. Grup, periost grefti (1. Kontrol grubu) arasında anlamlı bir fark bulunamadı (P=0.137). 1. Grup, periost+TZP (Deney grubu) ile 3. Grup, silikon tüp (2. Kontrol grubu) arasında anlamlı bir fark bulundu (P=0.028). 2. Grup, periost grefti (2. Kontrol grubu) ile 3. Grup, silikon tüp (2. Kontrol grubu) arasında anlamlı bir fark bulunamadı (P=0.967). Grupların 16. hafta sonunda Mikro-BT ölçümlerinden elde edilen Kemik Mineral Yoğunluğu (BMD) (mm2) ortalamaları açısından karşılaştırılmasında gruplar arasında anlamlı fark saptandı (P=0.047): 1. Grup, periost+TZP (Deney grubu) ile 2. Grup, periost grefti (1. Kontrol grubu) arasında anlamlı bir fark bulunamadı (P=0.953). 1. Grup, periost+TZP (Deney grubu) ile 3. Grup, silikon tüp (2. Kontrol grubu) arasında anlamlı bir fark bulundu (P=0.001). v 2. Grup, periost grefti (1. Kontrol grubu) ile 3. Grup, silikon tüp (2. Kontrol grubu) arasında anlamlı bir fark bulunamadı (P=0.166). Histolojik değerlendirme sonunda gruplar 16. haftada histolojik skorlama sistemine göre karşılaştırıldı. Modifiye Heiple Sınıflamasına göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (P=0.015). Bosch Kemik Rejenerasyon Sınıflamasına göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (P=0.015). 1. Grup, periost+TZP (Deney grubu)'da grade 2 (%45.5), grade 1 (%54.5), grade 0 (%0) histolojik olarak yüzde cinsinden iyileşme oranları diğer gruplara göre daha fazla idi. Bunu sırası ile 2. Grup, periost grefti (1. Kontrol grubu)'da grade 2 (% 0), grade 1 (%40 ), grade 0 (%60) ve 3. Grup, silikon tüp (2. Kontrol grubu)'da grade 2 (%0), grade 1 (%33.3), grade 0 (%66.7) izledi. Bu çalışma sonucunda, TZP ve periost greft kombinasyonunun kemik iyileşme üzerine olumlu etkileri saptanmasına rağmen, periost grefti+TZP (Deney grubu) grubunda daha fazla kemik rejenerasyonu görülse de periost greftinin tek başına kullanıldığı grup ile karşılaştırıldığında fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Peirost grefti+TZP grubunun, silikon tüp (2. Kontrol grubu) grubu ile karşılaştırıldığında, farkın anlamlı olması ise hem periost grefti hem TZP'nin kemik iyileşmesi üzerine pozitif katkı sağladığını düşündürdü. Ayrıca histolojik olarak her 3 grupta da osteokondüktif etki sağlayacak biçimde konulmuş olan periost greftleri ve silikon tüplerin karşılaştırılması yapıldığında periost greftli olan grupların kemik iyileşmesi silikon tüplü gruba göre belirgin fazla olması bize periost greftlerinin tek başına osteokondüktif etki ile değil aynı zamanda osteoindüktif etki ile de kemik iyileşmesini artırdığını düşündürdü. Tüp biçiminde periost greftine bir de TZP eklendiğinde kemik iyileşmesinde daha fazla artış olması TZP'nin pozitif yönde osteoindüksiyonu artırdığını düşündürmektedir. Kemik iyileşmesi üzerine sağladığı yararların saptanabilmesi ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark ortaya konabilmesi için, TZP'nin daha yüksek trombosit konsantrasyonlarıyla hazırlandığı ve tekrarlayan dozlarda uygulanabildiği benzer çalışmalara ihtiyaç vardır. Hücre bazlı yöntemlerin otolog dokulardan hazırlanması, kolay hazırlanması ve uygun maliyetli olması bizim çalışmamızda sadece periost grefti kullanılan gruba göre istatistiksel olarak çok anlamlı çıkmamış olsa da kullanılabileceğini bu konuda yapılacak ileri çalışmaların konuyu daha çok aydınlatacağını düşünüyoruz. vi Hücre bazlı yöntemlerden biri olan TZP'nin kemik defektlerinin iyileşmesinde sınırlı olsa da pozitif yönde katkı sağladığını düşünmekteyiz. Özellikle erken dönemde (8. hafta) hızlı kemik iyileşmesi sağladığını düşündük. Tekrarlayan dozlarda uygulanması deney modelimizde mümkün olmadı. Deneklerin hayati tehlikesi nedeni ile benzer çalışmalarda da tek doz uygulanmıştır. Klinik uygulamalarından da bilindiği üzere 3-4 aşamalı tekrarlayan dozlarda uygulandığı takdirde daha pozitif sonuçlar elde edilebileceğini düşünmekteyiz. Kemik iyileşmesini artırabilecek her türlü girişim rekonstrüktif cerrahi için bir anlam teşgil etmektedir. Kemik iyileşmesini artıran hücre bazlı tedavilerin gelecekte de ön planda olacağına inanıyoruz. ANAHTAR SÖZCÜKLER; Kemik iyileşmesi, trombositten zengin plazma (TZP), tavşan, zigomatik ark, periost, kırık, greft

Kemik defektleriKemik ve kemiklerKırık iyileşmesi+4
Arzu Türkseven Topaçoğlu
Düzce University
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Kemik içi defektlerin tedavisinde trombositten zengin fibrinin etkinliğinin değerlendirilmesi

Periodontal hastalıklar sonucu oluşan kemik içi defektler tedavi edilmediğinde dişin prognozunu olumsuz yönde etkilemektedir. Kemik içi defektlerin tedavisinde çeşitli materyaller kullanılmaktadır. Yapılan çalışmalarda sığır kaynaklı kemik greftinin (SKKG) kemik içi defektlerde başarılı bir şekilde kullanıldığı bildirilmiştir. Trombositten zengin fibrin (TZF) büyüme faktörlerini yüksek konsantrasyonda içeren ikinci jenerasyon trombosit konsantresidir. Bu çalışmada, kemik içi defeklerde SKKG ve TZF kombinasyonun sadece SKKG uygulamasına ek yarar sağlayıp sağlamadığının klinik, radyografik ve biyokimyasal olarak değerlendirilmesi amaçlandı. 15 hastadaki 40 defekt SKKG ve TZF (n:21) kombinasyonu veya sadece SKKG (n:19) ile tedavi edilmiştir. Plak İndeks , Gingival İndeks, Sondlamada Kanama, Cep Derinliği, Dişeti Çekilmesi, Klinik Ataşman Seviyesi? ni içeren klinik ölçümler; vertikal kemik yüksekliği, defekt dolumu, defekt dolum yüzdesi, defekt açısını içeren radyografik ölçümler; dişeti oluğu sıvısındaki OPG ve sRANKL seviyesini içeren biyokimyasal ölçümler, faz 1 tedavi sonrası, cerrahi sonrası 3. ve 6. aylarda kaydedilmiştir. Operasyon sonrasında elde edilen tüm klinik, radyografik ve biyokimyasal değerlerde faz1 tedavi sonrası elde edilen değerlere kıyasla istatistiksel anlamlı kazançlar bulunmuştur. Gruplar arasında dişeti çekilmesi, klinik ataşman seviyesi ve DOS?daki OPG seviyeleri dışındaki hiçbir parametrede istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır. Kontrol grubunda başlangıca göre 3. ve 6. aylarda gözlenen dişeti çekilmesi artışı test grubuna göre istatistiksel anlamlı düzeyde yüksek bulunurken klinik ataşman seviyesindeki kazanç ise kontrol grubunda test grubuna göre istatistiksel anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. Test grubunda tedavi sonrası 3. ve 6. aylarda kaydedilen OPG konsantrasyon ve total miktarındaki artış kontrol grubuna kıyasla istatistiksel anlamlı düzeyde fazla bulunmuştur. Bu çalışmanın sonuçları hem TZF/SKKG kombinasyonunun hem de SKKG? nin tek başına kullanımının kemik içi defektlerin tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılabileceğini göstermektedir.

Gingival oluk sıvıKemik defektleriOsteoprotegerin+3
Yasemin Sezgin
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Hidroksiapatit esaslı biyoseramik malzemelerin ın vitro ve ın vivo biyouyumluluklarının belirlenmesi

Büyük kemik defektleri kendiliğinden iyileşmesi mümkün olmayıp greftlenmesi gerekir. Bu çalışmada tarafımızdan üretilen hidroksiapatit (HAp) esaslı biyoseramik malzemelerin in vitro ve in vivo biyouyumlulukların belirlenmesi amaçlandı. İn vivo deneyleri için her grupta 7 hayvan olacak şekilde 3 gruba ayrılan 42 adet Spraque Dawley ratları kullanıldı. Ratların genel anestezi altında proksimal tibianın medial bölgesinde ikişer adet 2 mm.'lik drille kemik defekti oluşturuldu. Oluşturulan defektlere 1. gruptaki olgulara kontrol grubu, 2. gruptaki olgulara ise tarafımızca üretilen alternatif HAp kemik greftleri ile dolduruldu. Üçüncü gruptaki olgulara da ticari hidroksapatit greftleri dolduruldu. Daha sonra operasyon bölgesi rutin cerrahi kurallara uygun olarak kapatıldı. Bütün ratlar postoperatif 14. ve 28. günlerde sakrifiye edildi. Histopatolojik değerlendirmelerde üretilen HAp impalantın kemikleşme sürecinde olduğu gözlendi. Sonuç olarak, üretilen HAp kemik grefti olarak kullanılabilirliği uzun süreli ve detaylı araştırmalar ile ortaya konulması yararlı olacağı kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: Hidroksiapatit, kemik defekti, rat

BiyoseramiklerBiyouyumlu materyallerBiyouyumluluk+5
Okan Erkmen
Fırat University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel kemik defektlerinin iyileşmesi üzerinde biyoaktif cam ile mineralize ve demineralize kemik matriksinin etkilerinin incelenmesi

Kemik defektlerinin onarımında otojen, allojen kemik greft materyalleri ve alloplastik materyaller geçmişten günümüze kullanılmıştır. Kemik defektlerinin onarımı üzerine araştırmalar günümüzde halen devam etmektedir. Bu çalışmada tavşanlarda deneysel kemik defektlerinin iyileşmesi üzerinde biyoaktif cam, mineralize kemik matriksi (MBM) ve demineralize kemik matriksi (DBM)'nin etkilerinin incelenmesi ve klinik, radyolojik ve histolojik bulguların karşılaştırılması sonucunda en iyi greft materyalinin hangisi olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 14 adet 4-5 aylık erkek Yeni Zelanda tavşanı kullanıldı. Tavşanlar rastgele, 30 ve 60 günlük postoperatif takipleri yapılmak üzere 7'şer adetlik 2 gruba ayrıldı. Genel anestezi altında, tavşanların her iki tibiasının proksimal metafizine yakın mesafede ikişer adet olmak üzere her tavşanda dört adet tibial defekt oluşturuldu. Oluşturulan 56 adet defektten 14 adedi boş bırakılarak kontrol grubu olarak değerlendirildi. Geriye kalan defektler her bir grupta 14 adet olmak üzere sırasıyla biyoaktif cam, MBM ve DBM ile dolduruldular. Böylece, her tavşanda tüm greft grupları oluşturuldu. Klinik ve radyolojik muayeneler operasyondan hemen sonra, 15, 30, 45 ve 60. günlerde gerçekleştirildi. Postoperatif 30. ve 60. günlerde tavşanlar sakrifiye edildikten sonra greft uygulanan bölgeleri içeren kemik bölümü alınarak histolojik kontrolleri gerçekleştirildi. Radyolojik ve histolojik muayeneler sonucunda biyoaktif cam grubundaki kemik iyileşmesinin diğer gruplara göre daha iyi olduğu belirlendi. Sonuç olarak, biyoaktif camın erken dönem kemik iyileşmesini önemli miktarda artırdığı ve iyi bir kemik greft materyali olarak rahatlıkla kullanılabileceği kanısına varılmıştır. Çalışma sonuçlarının kemik grefti kullanımının zorunlu olduğu klinik olgularda greft materyali seçiminde kolaylık sağlayacağı, kısa sürede daha iyi iyileşmenin elde edilmesi ile hasta refahına katkıda bulunacağı düşünülmektedir.

Biyoaktif camlarDemineralizasyonKemik defektleri+4
Dicle Fırat Öztopalan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanılarak yapılan hacimsel hesaplamalarda farklı planimetrik yöntemlerin karşılaştırılması

Bu çalışmada amaç konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile yapılan hacimsel ölçümlerde farklı planimetric yöntemlerin doğruluğunun karşılaştırılmasıdır. Sığır femur kondillerinde hazırlanan kemik içi kaviteler KIBT ile tarandı. 0.3 mm kalınlıktaki kesitlerde nokta sayım, manuel segmentasyon ve semi otomatik segmentasyon metotları ile hacimler ölçüldü. Hesaplanan bu hacimler Arşimet yöntemine göre hesaplanmış sonuçlarla kıyaslandı. Manuel segmentasyon ve semi otomatik segmentasyon metotları ile elde edilen sonuçların Arşimet metodu ile elde edilen sonuçlarla uyumlu olduğu görüldü (p>0.05).

Dentofasiyal yapıKemik defektleriMaksilla+5
Alaettin Koç
Karadeniz Technical University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Tavşanlarda deneysel olarak oluşturulan kemik defektlerinin iyileşmesi üzerinde değişik greft materyalleri ve trombositten zengin fibrin'in etkilerinin incelenmesi

Kritik boyuttaki kemik defektlerinde iyileşmeyi sağlamak için greft kullanılması zorunluluğu bilinmektedir. Bu amaçla kullanılan birçok kemik greft materyali bulunmaktadır. Bu çalışmada, deneysel olarak oluşturulan kemik defektlerinde iyileşmeyi hızlandırmak için kullanılan doğal koral, hidroksiapatit (HA), trikalsiyum fosfat (TCP) ve trombositten zengin fibrin (TZF) uygulamasının kemik iyileşmesi üzerine etkilerinin araştırılması ve elde edilen bulguların karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 24 adet Yeni Zellanda tavşanı kullanıldı. Tavşanların her iki tibiasının proksimal metafizine yakın mesafede ikişer adet olmak üzere her tavşanda dört adet tibial defekt oluşturuldu. Oluşturulan 96 adet defektin on iki adedi boş bırakılarak kontrol grubu olarak değerlendirildi. Geriye kalan defektler her birinden on iki adet olmak üzere koral, HA, TCP, TZF, koral+TZF, HA+TZF ve TCP+TZF ile dolduruldu. Operasyondan hemen sonra, 15, 30, 45 ve 60. günlerde klinik ve radyografik muayeneler gerçekleştirildi. Postoperatif 30. ve 60. günlerde ise her bir gruptan altı adet defekt bulunacak şekilde tavşanlar sakrifiye edilerek histopatolojik muayeneleri gerçekleştirildi. Radyolojik ve histolojik muayeneler sonucunda TZF kullanılan defektlerdeki kemik iyileşmesinin daha iyi olduğu belirlendi. Sonuç olarak, TZF'nin erken dönem kemik iyileşmesini önemli miktarda artırdığı, iyi bir greft materyali olarak rahatlıkla kullanılabileceği kanısına varılmıştır.

HidroksiapatitlerKemik defektleriKemik nakli+7
Havva Nur Can
Fırat University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kritik büyüklükteki kraniyal kemik defektlerinin iyileşmesinde devekuşu yumurtası ve demineralize kemik matriksinin etkilerinin karşılaştırılması

Kritik büyüklüğün üzerindeki kraniyal kemik defektlerinin onarımında otojen ve/veya allojen kemik greftleri ve alloplastik materyaller geçmişten günümüze kullanılmıştır. Bu amaçla çok sayıda sentetik materyal avantaj ve dezavantajlarıyla beraber kullanılmaktadır. Bu çalışmada; ucuz ve kolay elde edilebilir bir materyal olan devekuşu yumurtasının sıçanlarda kritik büyüklükteki kraniyal kemik defektlerinin iyileşmesindeki etkinliğinin demineralize kemik matriksi ile karşılaştırılması ve devekuşu yumurtasının kraniyomaksillofasiyal uygulamalar için potansiyelinin araştırılması amaçlandı.Çalışmada 40 adet wistar türü erkek sıçan kullanıldı. Sıçanlar dört gruba ayrıldı. Her bir sıçanın frontal kemiğinde 7 mm çaplı kritik büyüklükte tam kat kemik defekti yaratıldı. Grup I (n=10) operatif kontrol grubu iken, Grup II'de (n=10) insan kaynaklı demineralize kemik matriksi, Grup III'de (n=10) devekuşu yumurtası blok formu, Grup IV'de (n=10) devekuşu yumurtası toz formu defektlere uygulandı. Deneklerin tamamı 24. hafta sonunda sakrifiye edildi. Kemik defekt alanı, kemik yoğunluğu, devekuşu yumurtası blok formun alan, hacim ve yoğunluk ölçümleri bilgisayarlı tomografi ile değerlendirildi. Kemikleşme, enfeksiyon, rezorbsiyon ve doku reaksiyonları deneyimli bir histolog tarafından değerlendirildi.Makroskobik olarak devekuşu yumurtası blok formunun bir miktar rezorbsiyon göstererek etraf kemik dokuyla bütünleştiği, yer değiştirmediği ve kraniyal bütünlüğünü sağladığı; devekuşu yumurtası toz formunun 6. ayda tamamen rezorbe olduğu görüldü.Radyolojik olarak Grup I, II ve IV arasında farklı haftalarda defekt alanındaki küçülme, 12. hafta kemik yoğunluk ortalamaları ve yüzdesel değişimleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Yirmidördüncü hafta kemik yoğunluk ortalamaları Grup IV'e göre Grup I ve II'de daha yüksek bulundu. Devekuşu yumurtası toz formları ve demineralize kemik matriksi 6. ayda bilgisayarlı tomografi kesitlerinde izlenmedi. Devekuşu yumurtası blok formunun alan, hacim ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı küçülme saptanırken, yoğunlukta 0. ay ile 6. ay arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Histolojik değerlendirmede devekuşu yumurtası ve kontrol grubu arasında anlamlı farklılık saptanmazken demineralize kemik matriksi grubunda yeni kemik oluşumu görüldü.Sonuç olarak devekuşu yumurtasının osteoprodüktif etkisi gösterilememesine rağmen. enfeksiyon görülmeyişi, güçlü yapısı ve blok formunun düşük rezorbsiyon oranı, kolay şekil verilebilmesi ve maliyetinin ucuz oluşu ile orbita taban kırıkları, kraniyal ve maksillofasiyal augmentasyon prosedürlerinde uygun bir greft materyali olabilir. Klinik düzeyde insanlarda kullanıma girmeden önce konuyla ilgili ileri deneysel çalışmaların yapılması DKY'nın kraniyomaksillofasiyal girişimlerde kullanılabilirliğini belirlemede faydalı olacaktır.

Kemik defektleriKemik matriksiKırık iyileşmesi+4
Halil Şafak Uygur
Gazi University
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Maksillofasiyal bölgedeki kemik içi defektlerin tedavisinde plateletten zengin plazma'nın hidroksi apatit kemik greftleri ile birlikte kullanımının etkinliğinin klinik ve radyolojik olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, gömülü mandibular üçüncü molar dişlerin çekimini takiben ikinci molar dişlerin distalinde gelişen kemik içi defektlerin tedavisinde PRP'nin sığır kaynaklı HA kemik greftleri ve kollajen membranlar ile birlikte kullanıldığındaki etkinliğinin klinik ve radyolojik olarak değerlendirilmesidirÇalışmamız Gazi Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Ağız, Diş, Çene Hastalıkları ve Cerrahisi kliniğine bilateral, tam gömülü alt üçüncü molar dişlerin çekimi için başvuran 18 hasta üzerinde yürütülmüş; herhangi bir sistemik rahatsızlığı yada sigara alışkanlığı bulunan bireyler çalışmaya dahil edilmemiştirStandart cerrahi teknik kullanılarak her iki gömülü alt üçüncü molar dişin çekimini takiben bir taraftaki çekim soketi PRP ve HA kemik greftiyle greftlenmiş, diğer taraftaki çekim soketi ise yalnızca HA ile greftlenerek kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Her iki çekim soketi de kemik greftlerinin uygulanmasını takiben YDR sağlanması amacıyla rezorbe olabilen bir kollajen membran ile örtülmüş ve lambo orijinal konumuna getirilerek primer kapatılmıştırTüm hastalar postoperatif 1., 3. ve 6. aylarda kontrole çağırılarak periodontal cep derinliği ölçümleri yapılmış ve dijital panoramik radyograflar alınarak, bir program yardımıyla kemik iyileşmesi analiz edilmek üzere bilgisayar ortamına aktarılmıştır. Her iki grupta da periodontal defekt gelişiminin başarıyla önlendiği görülmekle birlikte, istatistiksel analiz sonuçlarına göre, belirtilen zamanlarda periodontal cep derinlikleri açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanamamıştır. Radyolojik kemik yoğunluğu açısından da postoperatif 1. ve 6. aylarda gruplar arasında anlamlı fark olmadığı; ancak, 3. ayda PRP eklenen taraftaki kemik yoğunluğunun anlamlı derecede daha fazla olduğu görülmüştürBu çalışmamızın sonuçları; kemik iyileşmesinin dijital panoramik radyograflar ve görüntü analiz programları yardımıyla takibinin kolay, etkili ve ekonomik bir yöntem olduğunu; ayrıca, kemik içi defektlerin tedasinde, kısa sürede kemik iyileşmesi hedeflenen durumlarda, PRP ve sığır kaynaklı kemik greftlerinin birlikte kullanılmasının uygun bir yaklaşım olabileceğini göstermektedirAnahtar kelimeler: Plateletten zengin plazma, hidroksi apatit, kemik iyileşmesi, dijital panoramik radyografi.

HidroksiapatitlerKemik defektleriKemik nakli+7
Melih Çakır
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Maksillofasiyal bölgedeki kemikiçi defektlerin tedavisinde plateletten zengin plazmanın demineralize kemik grefti ile birlikte kullanımının etkinliğinin klinik ve radyolojik olarak incelenmesi

Bu çalışmadaki amacımız Plateletten zengin plazmanın ve Demineralize kemik matriksinin kombine olarak kullanıldığında 3. molar çekim soketlerindeki iyileşme üzerindeki etkilerinin radyolojik ve klinik olarak değerlendirilmesidirÇalışmaya 18 hasta (12 kadın 6 erkek) dahil edilmiştir. Bilateral olarak çekilen tam gömülü 20 yaş dişi çekim kavitelerinden sol taraftakine demineralize kemik matriksi tek başına uygulanmış sağ taraftakine ise plateletten zengin plazma demineralize kemik matriksi ile birleştirilerek uygulanmıştırDiş çekim boşluğunda yeni oluşan kemiğin dansitesini ölçmek ve bu yolla iyileşme sürecinin takibini yapabilmek için postoperatif 1., 3. ve 6.aylarda hastalardan dijital panoramik radyografiler alınmış ve Adobe Photoshop CS2 programında histogram analizi yöntemi ile değerlendirilmiştir. Ayrıca klinik olarak 1., 3. ve 6. aylarda periodontal ataçman miktarındaki değişikleri saptamak için 2. molar dişi distal cep derinliği ölçülmüştürÇalışmanın sonucunda yalnız DBM uygulanan grup ile PRP ve DBM'nin beraber uygulandığı gruplar arasında radyolojik olarak kemik iyileşmesi açısından anlamlı bir fark saptanmamıştır. Ayrıca iki grupta da 2. molar dişin distal periodontal cep derinliğinin 1., 3., ve 6. aylarda anlamlı olarak azaldığı görülmüştürBununla birlikte dijital panoramik radyografilerin bilgisayar ortamında analizinin noninvaziv oluşu, sağlanan bilgilerin kolay depolanması ve ekonomik olması sebebiyle klinikte kemik iyileşmesinin takibinde kullanılabileceği gösterilmiştir. Sonuç olarak PRP nispeten yeni bir bilimsel alandır ve hazırlama yöntemleri, beraber kullanılabileceği en uygun greft ve etki süresi gibi birçok bilinmeyeni bulunmaktadır. Bu alanda bir çok klinik çalışma yapılması gerektiği düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Plateletten zengin plazma, Demineralize kemik matriksi, Kemik iyileşmesi

Diş demineralizasyonuDiş çekimiKemik defektleri+4
Mustafa Cenk Durmuşlar
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda oluşturulan tibial defekt hasarı üzerine kudret narı'nın (Momordica charantia) etkilerinin araştırılması

Amaç: Tibial kemik defekti oluşturulan sıçanlarda kan şekeri, kan basıncı, antilipidemik, antikanserojen, antibakteriyel, antioksidan, antiinflamatuar, yara iyileşmesi ve doku rejenerasyonu gibi pozitif regülasyonlar sağlayan Momordica Charantia'nın kemik onarımı üzerindeki histolojik ve immünohistokimyasal olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Sprague Dawley ırkı 12 haftalık ve 250-300gr ağırlığında 32 adet erkek sıçan kullanıldı. Her grupta rastgele 8 sıçan olacak şekilde 1.Grup kontrol, 2.Grup defekt (Sham), 3.Grup defekt + Momordica Charantia (MC) grubu (14 günlük), 4.Grup defekt + MC grubu (28 günlük) olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Sağ tibia kemiğinin gövdesinde 1 adet 6 mm çapında silindirik defektler oluşturuldu. Grup 1'de herhangi bir işlem uygulanmadı. Grup 2'de sadece tibial defekt yapıldı. Grup 3'te 14 gün ve grup 4'te 28 gün boyunca 600 mg/kg/gün MC ekstresi içme suyuna karıştırılıp oral gavaj yoluyla verildi. Bulgular: Defekt grubunda yükselen Malondialdehit (MDA) ve Miyeloperoksidaz (MPO) düzeyleri ile düşen Katalaz (CAT) düzeyleri M. Charantia uygulanan gruplarda anlamlı bir şekilde normal düzeye regüle olduğu saptanmıştır. Grup 3 ve 4'te sham grubuna göre osteoblastik aktivite, osteosit gelişimi artarken osteoklastik aktivitenin azaldığı osteopontin, osteonektin ekspresyonunun da pozitif olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: MC'nin uygulandığı gruplarda sham grubuna göre MDA ve CAT düzeylerini kontrol grubu düzeyine regüle ettiği için iyi bir antioksidandır. MPO düzeylerini kontrol grubu düzeyine regüle ettiği için anti-inflamatuar özelliğine sahiptir. Ayrıca kemik onarımı üzerinde olumlu etki oluşturduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Momordica Charantia, Tibial Defekt, Kırık İyileşmesi, Kemik Onarımı, Antioksidan

AntioksidanlarHayvan deneyleriKemik defektleri+6
Zeynettin Kasırga
Dicle University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kaviter kemik defektlerinin iyileşmesinde otojen periost ve seramik kompozit greftinin etkisi

Amaç: Bu çalışmada, otojen periost parçalarının osteokondüktif sentetik kemik greft alternatifleriyle birlikte kullanımının, kaviter kemik defektlerinin iyileşmesindeki histolojik davranışının incelenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışmada, ortalama ağırlıkları 1000-1500 gr ağırlığında, 8-12 aylık 12 Yeni Zelanda tavşanı kullanıldı. 12 tavşana ait 24 femur eşit sayıda üç gruba ayrıldı. Tüm tavşanlarda, bilateral lateral girişimle, femur suprakondiler bölgede, 5 mm.'lik oyucuyla kaviter defekt oluşturuldu. Grup I'de dört tavşana ait sekiz femur boş bırakılarak kontrol grubu olarak atandı. Grup II'de kalan sekiz tavşanın sağ femurları (sekiz femur) sadece seramik greft granülleriyle dolduruldu. Grup III'de ise ikinci gruptaki tavşanların sol femurları (sekiz femur) seramik greft granülleri ve tibia kaynaklı periost parçaları karışımıyla greftlendi. Seramik olarak Cem-Ostetic? 5 cc granules (Berkeley Advanced Biomaterials, Inc. CA, U.S.A.) kullanıldı. Grup III'de defektlere konulan otojen periost şeridi deneğin ipsilateral tibia proksimalinin medial yüzünden alındı ve keskin bisturi yardımıyla minimal manuplasyon ile 1-2 mm2'lik parçalara ayrıldı. Denekler postoperatif 6. Haftada feda edildi ve defekteler kemik iyileşmesini değerlendirmek üzrere histolojik incelemeye tabi tutulduBulgular: Grup I'de (kontrol grubu) kemik oluşumunun oldukça az gözlendiği, defekt alanın fibröz doku yapısıyla kemiği taklit edercesine kapatıldığı dikkati çekti. Yeni kemiğin varlığı bölgede çok dar alanlarda gözlendi. Grup II'de (seramik grubu) fibröz dokunun aralarında yeni kemik oluşumunun kontrol grubuna göre daha fazla olduğu gözlendi. Kemiğin biçimlendiği bölgelerde damarlar ve osteositler yoğun çekirdekleriyle dikkati çekti. Grup III'de (periost-seramik kompozit) defekt bölgesinde proliferatif kıkırdak oluşumu gözlendi. Bölgede kemik oluşumu diğer gruplara göre daha yoğundu. Fibröz doku bölmeleri son derece azalmıştı.Histomorfometrik yöntemlerle elde edilen ölçümlerin istatistiksel analizi sonucunda, Grup III'de (periost-seramik kompozit) diğer iki gruba göre artmış örgü kemik oluşumu ve daha az fibröz doku oluşumu istatistiksel olarak kanıtlandı.Sonuç: Serbest periost parçalarının seramiklerle harmanlanması ile elde edilen kompozit greftin, hem kontrol grubundan, hem de tek başına seramik uygulanan gruptan çok daha üstün iyileşme performansı sağladığını söyleyebiliriz. Bunun seramiğin kabul görmüş osteokondüktif özelliklerinin, periostun osteojenik özellikleriyle birleştirilmesinin sonucu olduğunu düşünüyoruz. Ek olarak serbest periost parçacıklarının defektin her bölgesinde homojen şekilde bulunmalarını sağlayan uygulama şeklinin de iyileşme performansını olumlu etkilediğini düşünüyoruz.

Kemik defektleriKemik rejenerasyonu
Halil Can Gemalmaz
Gazi University
2007
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Nigella sativa ile dental pulpa kaynaklı mezenkimal kök hücresinin rat tibia kemik defekti iyileşmesi üzerine etkilerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Çene cerrahisindeki en büyük problemlerden biri kemik defektinin tamiridir. Kemik dokusu belirli bir büyüklükteki defektin üzerinde tam bir iyileşme sağlayamamaktadır. Bu boyut ortalama 7 mm olarak kabul edilir ve kritik boyut kemik defekti olarak adlandırılır. Bu boyutun üzerindeki defektlerde kemik dokusunun yapay kemik materyalleri ve biyolojik ajanlarla desteklenerek iyileşmesine yardım edilmektedir. Bu biyolojik ajanlar çeşitli vitaminlerden lazer ve ozon uygulamasına kadar geniş bir çeşitliliğe sahiptir. Literatürde güncelliğini hiç kaybetmeden bu maddelere yenileri eklenmektedir. Biz bu çalışmamızda güncel ve yeni bir ajan olan Nigella Sativa'nın dental pulpa kaynaklı mezenkimal kök hücresi ile birlikte kemik iyileşmesine olan etkinliğini saptamayı amaçladık. Çalışmamızda 28 adet Spraque Dawley cinsi erkek rat kullanıldı. Ratlar 4 gruba ayrıldı. Pozitif kontrol grubuna sadece tibia kemiği üzerinde trefin frezle defekt açılıp serum fizyolojik uygulanıp kapatıldı. 2. grupta tibia üzerinde trefin frezle defekt açıldı, daha sonra kapatıldı ve gavaj ile Nigella Sativa uygulandı. 3. grupta trefin frezle defekt açıldı ve daha sonra kapatıldı ve lokal olarak kök hücre verildi. 4. grupta ise trefin frezle defekt açıldı. Defekt kapatıldıktan sonra ratlara gavaj ile Nigella Sativa verildi ve defekt bölgesine lokal olarak kök hücre uygulandı. Hayvanların tamamı 4. hafta sonunda sakrifiye edilerek çıkarılan dokular fiksatif solüsyonu içinde histomorfolojik olarak incelemeye tabi tutuldu. Çalışmamızın sonucunda ise sadece timokinon veya kök hücre tedavisinin defekt oluşturulması sonrası kemik gelişimini kısmen uyardığı ve yeni kemik trabeküllerinin gelişimini desteklediği izlendi. Defekt oluşturulduktan sonra kök hücre + timokinon tedavisinin sadece timokinon ya da sadece kök hücre tedavisine göre çok daha etkin olduğu, daha fazla kemik trabekül gelişimini indüklediği, matriks ve bağ doku oluşumuna katkı sağladığı ve kemik yapımında rol alan osteoblastların ve osteositlerin sayısını arttırdığı gözlendi. Bu sonuçlara dayanarak kök hücre ve nigella sativanın kombine olarak uygulandığı defektlerde iyileşme açısından önem arzettiği kanısına varılmıştır. Ancak bu özelliklerinin daha iyi anlaşılabilmesi için daha ileri düzeyde araştırmalara ihtiyaç vardır.

Dental pulpaHayvan deneyleriKemik defektleri+7
Ersin Özden
Dicle University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Resveratrol ile dental pulpa kaynaklı mezenkimal kök hücresinin rat tibia kemik defekti iyileşmesi üzerine etkilerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Ağız diş ve çene cerrahisinde, kist-tümör operasyonları, onkolojik rezeksiyonlar, travma, enfeksiyon, gelişimsel anomaliler nedeniyle kemik dokuda defektler oluşabilmektedir. Çeşitli etyolojilerle meydana gelen defektlerin anatomik forma en uygun şekilde ve hızlıca onarımı gereklidir. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda araştırmacılar, kemik defektlerinin iyileşmesinde yeni kemik oluşumunu uyarıcı olan greftler ve biyomateryaller üzerinde çalışma yapmaktadırlar. Ayrıca bazı antioksidan ajanların yeni kemik oluşumu üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. Antioksidan bir bileşik olan resveratrol (3,4,5-trihidroksistilben); başlıca üzüm olmak üzere, yer fıstığı, ahududu, dut, erik, böğürtlen gibi sebze ve meyvelerde, kırmızı şarapta ve Polygonum Cuspidatum bitkisinin köklerinde yüksek oranda bulunmaktadır. Doğal fitoaleksin yapısında olan resveratrol, aynı zamanda antienflamatuvar, antineoplastik, antitrombositer özelliğe sahip olan bir bileşiktir. Çalışmamızda, ratların tibialarında deneysel olarak oluşturulan kemik defektlerine, antioksidan özellik gösteren ve osteoblastik aktiviteyi artırıcı özelliği bulunan resveratrolün sistemik olarak, dental pulpa kaynaklı mezenkimal kök hücrelerle birlikte uygulanmasının yeni kemik oluşumu üzerine olan etkilerinin immünohistokimyasal yöntemlerle incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda 28 adet Spraque Dawley cinsi erkek rat kullanılıp, ratlar rastgele 4 gruba ayrıldı. Pozitif kontrol grubuna sadece tibia kemiği üzerinde trefan frezle defekt açılıp serum fizyolojik uygulanıp kapatıldı. 2. grupta tibia üzerinde trefan frezle defekt açılıp kapatıldı ve oral gavaj yolu ile sistemik resveratrol 4 hafta süresince uygulandı. 3. grupta trefan frezle defekt açılıp kapatıldı ve lokal olarak kök hücre uygulandı. 4. grupta ise trefan frezle defekt açılıp kapatıldıktan sonra lokal kök hücre uygulandı ve ratlara oral gavaj yolu ile sistemik resveratrol 4 hafta süresince verildi. Deneklerin tamamı 4. hafta sonunda sakrifiye edilerek çıkarılan tibia dokuları fiksatif solüsyon içinde histomorfolojik olarak incelemeye tabi tutuldu. Çalışmamızın sonucunda izole resveratrol ve izole dental pulpa kaynaklı mezenkimal kök hücre uygulamasının oluşturulan defekt sonrası kemik gelişimini kısmen uyardığı ve yeni kemik trabeküllerinin gelişimini desteklediği izlendi. Defekt oluşturulduktan sonra kök hücre + resveratrol tedavisinin izole resveratrol ya da izole kök hücre tedavisine göre çok daha etkin olduğu, daha fazla kemik trabekül gelişimini indüklediği, inflamasyonu daha çok baskıladığı ve kemik yapımında rol alan osteoblastların sayılarını arttırdığı gözlendi. Anahtar sözcükler: Kemik defekti, resveratrol, mezenkimal kök hücre

Dental pulpaKemik defektleriKemik ve kemikler+2
Hatice Demircan Ağın
Dicle University
2021
00

Related subjects