Kemik defektleri

Bu konu başlığı altında 75 tez

Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Myelomeningosel skolyozunda posterior enstrümantasyon ve füzyon: ardışık iki ve daha fazla lamina defekti olan eğriliklerde posterior enstrümantasyon ve füzyon cerrahisi sonuçlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı yaygın lamina defekti olan myelomeningosel (MMS) skolyozunda, pedikül vidası-rod sistemleri (PVRS) kullanılarak posterior yaklaşımla yapılan enstrümantasyon ve füzyon tedavisinin sonuçlarını sunmaktır. Çalışmaya iki veya daha fazla posterior lamina defekti olan ve cerrahi sonrası en az 2 yıl takip edilen 20 MMS hastası dahil edildi. Kifotik deformitesi olan hastalar dışlandı. On hastada torasik seviyede MMS saptandı. Cerrahi sonrası ortalama takip süresi 52±29 aydı. Lamina defekti olan omurga seviye sayısı ortalama 4.7±2.2 idi. Ortalama kan kaybı ve cerrahi süre sırasıyla 1558±933 ml ve 351±47 dakikaydı. Ana eğriliğin pre-op ve post-op Cobb açıları sırasıyla 86°±26° ve 43°±27° idi. Ana eğriliğin korreksiyon oranı %54±21 tespit edildi. Psödoartroz, enfeksiyon ve implant ilişkili komplikasyon oranları sırasıyla %10, %25 ve %50 olarak tespit edildi. Clavien-Dindo sınıflandırmasına göre hastaların %15'inde 1. derece , %20'sinde 2. , %55'inde 3. ve %10'unda 4. derece komplikasyon görüldü. Torasik seviyede MMS'si olan hastalarda enfeksiyon oranı anlamlı olarak yüksekti (p<0.05). Lamina defekti 3'den fazla olan, torasik seviyede MMS'si olan, ambulatuar olmayan ve pelvik enstrümantasyon yapılan hastalarda 3. derece komplikasyon oranı daha yüksek olsa da istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Posterior lamina defekti olan MMS skolyozunda posterior enstrümantasyon ve füzyon etkin ve güvenilir bir tedavi yöntemidir. Psödoartroz oranı düşüktür. İmplant ilişkili komplikasyon oranları yüksek olsa da, komplikasyonların birçoğu basit cerrahi müdahalelerle tedavi edilebilir. Anahtar kelimeler: Myelomeningosel, skolyoz, posterior enstrümantasyon ve füzyon, pedikül vidası-rod sistemleri, lamina defekti.

EnstrümantasyonFüzyonKemik defektleri+3
Buğrahan Şahin
Hacettepe University
2019
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Tek doz teriparatid uygulamasının rat mandibulasında oluşturulan kemik defektlerinin erken iyileşme dönemi üzerine olan etkisi

Oral ve maksillofasial cerrahi alanında, kemik dokunun rejenerasyon ve rekonstrüksiyonunda kemik greftleri yaygın kullanım alanına sahiptir. Son yıllarda, kullanılan kemik greftlerinin etkinliğinin artırılması amacı ile beraberinde biyomateryal kullanımı ile ilgili çalışmaların hız kazandığı belirtilebilir. Bu çalışmada farklı dozlarda lokal olarak kullanılan teriparatidinin kemik iyileşmesi üzerine olan etkinlikleri değerlendirilmiştir. Prospektif ve randomize olarak tasarlanmış olan bu çalışmaya, 30 adet 12 haftalık 300- 350 gram ağırlığında erkek Spraque-Dawley cinsi sıçanlar dahil edilmiştir. Deney hayvanları her grupta 6 adet olacak şekilde 5 gruba ayrılmıştır. Genel anestezi altında ekstraoral yaklaşım ile mandibulanın lateral gövdesinde 5 mm çapında bikortikal kritik boyut defekt oluşturulmuştur. Grup 1'e ait deneklerde oluşturulan mandibula defekti boş bırakılmıştır. Grup 2'de, ise defekt oluşturulma sırasında elde edilen blok greft partiküler forma getirilerek uygulanmıştır. Grup 3'te, defekt sahasına sadece allogreft uygulanmıştır. Grup 4 ve Grup 5'te defekt sahalarına allogreft uygulanmasının ardından, teriparatid Grup 4 için 20 μg, Grup 5 için ise 40 μg damlatılarak uygulanmıştır. Cerrahi protokolün tamamlanmasının ardından doku primer olarak kapatılmıştır. Postoperatif 4. haftada hayvanlara, anestezi dozu iki katına çıkarılarak ötenazi uygulanmıştır. Mandibula örnekleri tek parça halinde kas ve dermal dokudan sıyrılmıştır ve histomorfometrik olarak değerlendirilmiştir. Bulguların analizi Kruskall Wallis ve Mann Whitney U testi kullanılarak yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi 0.01 olarak kabul edilmiştir. Grup 1' e ait defekt sahasında hem yeni oluşan kemik doku alan miktarı (0,28±0,01 mm2) hem de osteoblast sayısı (41,67±1,56) diğer gruplara göre anlamlı düzeyde düşüktür (p<0.01). Grup 5'e ait yeni kemik oluşum alan miktarı (0,79±0,01 mm2) ve osteoblast sayılarının (77,72±3,06) ise diğer gruplara göre anlamlı düzeyde fazla olduğu görülmüştür I (p<0.01). Teriparatid kullanılan bir diğer grup olan Grup 4'e ait veriler (yeni kemik oluşum alan miktarı [0,72±0,01 mm2] ve osteoblast sayıları [72±4,26]) Grup 3 ve Grup 2 'den anlamlı derecede fazladır (p<0.01). Sadece allogreft kullanılan grup olan Grup 3'e ait verilerin (yeni kemik oluşum alan miktarı [0,48±0 mm2] ve osteoblast sayısı [54,17±1,99]), otogreft kullanılan grup olan Grup 2'den (yeni kemik oluşum alan miktarı [0,39±0,01 mm2] ve osteoblast sayısı [50±1,4]) anlamlı derecede fazla olduğu görülmüştür. Sonuç olarak bu çalışma ile lokal olarak 20 μg ve 40 μg olacak şekilde 2 farklı dozda kullanılan teriparatinin, allogreftin kemik iyileşmesi üzerine olan etkinliğini anlamlı derecede artırdığı görülmüştür. Bunun yanı sıra lokal uygulanan teriparatid etkinliğinin doz ile birlikte arttığı bu çalışma sonucunda görülmektedir. Anahtar kelimeler: Teriparatid, kemik iyileşmesi, histomorfometrik analiz, osteoblast, allogreft.

AllogreftHayvan deneyleriKemik defektleri+5
Muhammed Fatih Çiçek
Uşak University
2021
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Deneysel kemik defektlerinde ksenogreft ile beraber lokal olarak uygulanan risedronatın iyileşme üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Diş hekimliği cerrahisinde defekt bölgelerinin rekonstrüksiyonu için çeşitli tedavi seçenekleri mevcuttur. Travma, enfeksiyon, rezeksiyon veya patolojiler sonucu oluşan kemik defektlerinin onarımında kullanılan greftlerden altın standart olarak bilinen otojen grefler; dönor saha morbiditesi ve yetersiz greft miktarı gibi dezavantajlara sahiptirler. Son dönemlerde uzun süre boyutsal stabilitelerini korumaları ve uygun biyomekanik özelliklerinden dolayı ksenojen greftler sıklıkla tercih edilmeye başlanmıştır. Bisfosfanatlar; Paget hastalığı, meme ve prostat kanserlerinde görülen kemik metastazı, menopoz sonrası dönemde görülen osteoporoz durumlarında tercih edilen antirezorptif ilaçlardır. Bisfosfanat grubu ilaçlar antikatabolik özelliği ile osteoklastik aktiviteyi inhibe ederek kemik formasyonunu attırıcı etki gösterirler. Aynı zamanda anabolik etki olarak osteoblastların formasyonu ve maturasyonunda da etkilidirler. Bu çalışmada ksenojen greftler ile birlikte bisfosfanat grubu ilaç olan risedronatın kombine kullanımı sonucu tavşan kafatasında oluşturulan defekt modeli üzerinde kemikleşmenin histomorfometrik, immunohistokimyasal ve radyolojik olarak incelenmesi amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Bisfosfanat, kemik iyileşmesi, ksenojen greft, risedronat, tavşan defekt modeli.

BifosfonatlarFosfonatHayvan deneyleri+7
Vusala Gulıyeva
Hacettepe University
2022
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Furkasyon defektlerinin anatomik ve topoğrafik özelliklerinin panoramik radyografi ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografide retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amaçlarından ilki; mandibular 1. molar dişlerin panoramik radyografi (RG) ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografide (KIBT) furkasyon tutulumlarının (FT) anatomik ve topoğrafik özelliklerini değerlendirip karşılaştırmak; mezial ve distal bölgelerde kemik defektleri ile ilişkisini incelemektir. Çalışmanın ikinci amacı ise; bir periodontoloji uzmanlık öğrencisi, bir periodontoloji uzmanı ve bir ağız diş ve çene radyoloji (ADÇR) uzmanından oluşan 3 gözlemcinin gözlemciler arası ve gözlemciler içi uyumunun değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi ve Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı'na başvurmuş hastaların panoramik RG'leri ve KIBT'de furkasyon bölgeleri incelendi. Araştırma raporu oluşturulurken, anlamlılık düzeyi için %95 güven aralığı kullanıldı. Bulgular: Çalışmamızda 289 hasta, 406 diş incelenmiştir. Katılımcıların %58,9'u kadın, %41,1'i erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 52,73 olarak belirlenmiştir. FT KIBT'de %10,6 sınıf 1, %67,7 sınıf 2 ve %21,7 sınıf 3 olarak saptanmıştır. Katılımcıların %81,3'ünde mezial bölgede defekt varken %27,6'sında bu defektin furkasyon defekti ile bağlantısı saptanmıştır. Katılımcıların %86'sında distal bölgede defekt varken %28,3'ünde bu defektin furkasyon defekti ile bağlantısı saptanmıştır ve sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır. KIBT'de FT derinliği ort. 4,03 mm, Yatay kemik kaybı (YKK) 2,38 mm, dikey kemik kaybı (DKK) 3,02 mm ve kök-gövde yüksekliği 3,12 mm olarak bulunmuştur. Panoramik RG'de bireylerin %24,9'unda defekt yoktur, %58,1'inde alt sınıf A, %11,8'inde alt sınıf B ve % 5,2'sinde FT alt sınıf C olarak saptanmıştır. Panoramik RG'de Kemik kaybı %/yaş 0,25 altı %2, 0,25 ile 1 arası %60,8, 1 ve üzeri %37,2 olarak bulunmuştur. KIBT'de FT sınıf 1 olanların panoramik RG'de %41,9'unda defekt yok, %55,8'i alt sınıf A % 2,3'ü alt sınıf C olarak saptanmıştır. KIBT'de FT sınıf 2 olanların panoramik RG'de %26,9'unda defekt yok, %64'ünde alt sınıf A % 6,2'sinde alt sınıf B ve % 2,9'unda alt sınıf C olarak saptanmıştır. KIBT'de FT sınıf 3 olanların panoramik RG'de %10,2'sinde defekt yok, %40,9'unda alt sınıf A % 35,2'sinde alt sınıf B ve %13,6'sında alt sınıf C olarak saptanmıştır. Tüm bu sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Gözlemci içi ve gözlemciler arası değerlendirmede defekt lokasyonu ve milimetrik ölçüm yapılan parametrelerin mükemmel uyumda olduğu bulunmuştur. Sonuç: Tüm vakalarda FT'nun panoramik RG'de tespit edilememiş olması ve FT'nun şiddetinin panoramik RG'de KIBT'ye göre olduğundan daha az tahmin edilmiş olması rutin muayenelerin ve panoramik RG'nin tanı ve/veya tedavi planlaması açısından yeterli bilgi sağlayamadığı karmaşık vakalarda, herhangi bir sebeple KIBT'si bulunan hastalarda furkasyon bölgelerinin KIBT'de incelenmesi gerektiği düşünülmüştür. Anahtar Sözcükler: Furkasyon tutulumu, furkasyon defekti sınıflaması, radyolojik kemik kaybı

AnatomiFurkasyon defektleriKemik defektleri+4
Havanur Bayrak
Hacettepe University
2022
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Periodontal defektlerin topografik ve anatomik özelliklerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografide ve panoramik radyografta değerlendirilmesi ve karşılaştırılması

Amaç: Periodontal defektlerin panoramik ve KIBT görüntülerini, defektin anatomik ve topografik yapısı açısından karşılaştırmak, periodontal defektlerin KIBT görüntülerinde defektlerin anatomik ve topografik yapılarının farklı uzmanlık ve deneyim süresine sahip diş hekimleri (bir periodontoloji uzmanlık öğrencisi, bir periodontoloji uzmanı ve bir radyoloji uzmanı) tarafından değerlendirilmesi üç farklı gözlemcinin gözlemciler arası ve gözlemciler içi uyumunun belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: KIBT'deki 300 kemik içi defektin diş numarası, defekt bölgesi, defektin kemik kaybı, derinliği, mesiodistal genişliği, bukkolingual genişliği, birinci molar dişlerde furkasyon tutulumu varlığı/yokluğu kaydedilmiştir. Defektler panoramik radyografta defektin varlığı/yokluğu, en çok kemik kaybı olan bölgede RKK%/yaş, mandibuler birinci molar dişlerde furkasyon tutulumunun varlığı/yokluğu açısından değerlendirilmiştir. KIBT'de 300 kemik içi defektten güç analiziyle belirlenen 90 defekt gözlemci içi ve gözlemciler arası uyumu değerlendirmek için ölçülmüştür. Gözlemci içi uyumu değerlendirmek amacıyla iki hafta arayla ölçümler tekrarlanmıştır. Verilerin normallik analizi Shapiro Wilk uyum iyiliği testi ile belirlenmiştir. Normal dağılan verilerde t testi, normal dağılmayan verilerde Mann Whitney U testi ile KIBT ve panoramik radyograftaki değişkenler arasındaki ilişki tespit edilmiştir. Panoramik radyografın duyarlılık ve seçicilik analizi Youden indeksi ile belirlenip ROC grafikleri oluşturulmuştur. Gözlemci içi ve gözlemciler arası uyum belirlenmesinde sınıf içi korelasyon katsayıları kullanılmıştır. Bulgular: Gözlemci içi ve gözlemciler arası uyum yüksek bulunmuştur. Panoramik radyografta defektin durumuna göre yaş, kemik kaybı, defektin mesiodistal denişliği, defektin derinliği, defektin bukkolingual genişliği ve kemik kaybı/yaş değişkenlerinin ortancaları bakımından Mann Whitney U testine göre istatistiksel açıdan anlamlılık bulunmaktadır. (p<0,05) Youden indeksine göre kemik kaybı kesim noktası 5,73 defektin mesiodistal genişliği 3,21 defektin derinliği 2,45 defektin bukkolingual genişliği 3,62 kemik kaybı/yaş 1,15 olarak saptanmıştır. Bu değerlerin altında panoramik radyografların seçicilik ve duyarlılığın azaldığı görülmüştür. Sonuç: Kemik içi defektlerin ve furkasyon tutulumlarının teşhis, prognoz ve tedavi planlanmasında panoramik radyografi yeterli değildir. Klinik muayene ve 3B görüntüleme teknikleri prognoz, tanı ve tedavi planlamasında çok büyük önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: Alveoler kemik kaybı, kemik kaybı/yaş, gözlemci içi uyum, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT), panoramik radyograf

Alveolar kemik kaybıKemik defektleriKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Pınar Bütev
Hacettepe University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Gergi bandı plak yöntemiyle deformite korreksiyonu yapılan çocuk hastalarda, plak çıkarma sonrası deformite tekrarlama riski

Hemiepifizyodez, çocukluk çağı uzun kemik deformitelerinin düzeltilmesinde yaygın kullanılan bir yöntemdir. Ekstremite büyümesinin yönlendirilmesine olanak veren geçici hemiepifizyodez, deformite düzeltme yöntemleri içinde uygulaması oldukça basit, büyüme plağı yaralanması ve implant yetmezliği riski düşük olan bir seçenektir. Geçici hemiepifizyodez için kullanılan implant amaca ulaşıldıktan sonra çıkarılır. İmplant çıkarıldıktan sonra büyüme plağı normal büyümesine devam edebilmektedir. Bu nedenle hastalar, deformitenin tekrarı açısından yakın takip altında tutulmalıdır. Literatürde gergi bandı plağı çıkarıldıktan sonra eski deformitenin tekrarlayabileceği (rebound fenomeni (RF)) gösterilmiş fakat risk faktörleri detaylı bir şekilde araştırılmamıştır. Amaç Bu çalışmanın amacı uzun kemik deformitelerinin düzeltilmesi amacıyla gergi bandı plak kullanılarak hemiepifizyodez uygulanan hastalarda, plak çıkarıldıktan sonraki dönemde deformite tekrarlama (rebound fenomeni) risklerini araştırmaktır. Materyal ve Metod 2010-2018 seneleri arasında Hacettepe Universitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalın'nda alt ekstremite koronal plan deformitesi nedeni ile geçici hemiepifizyodez uygulanmış hastalar retrospektif olarak tarandı. Toplam 103 hastanın 217 segmenti değerlendirildi. Çalışmaya implant uygulanmadan hemen önce, implant çıkarılmadan hemen önce ve takip sonunda ayakta alt ekstremite uzunluk grafileri olan ve plak çıkarıldıktan sonra en az bir senelik takibi olan hastalar dahil edildi. Çalışma 43 hastanın 94 segmenti üzerinden yürütüldü. Hastaların deformiteleri etiyolojik açıdan idiopatik ve idiopatik olmayan grup olararak sınflandırıldı. Hastaların implant uygulanmadan önce, implant çıkarılmadan hemen önce ve takip sonundaki standart ayakta anterior-posterior (AP) uzunluk grafileri iki cerrah tarafından değerlendirildi. Ölçümler PACS Centricity Universal Viewer Version 6,0 üzerinden yapıldı. Her bir radyografide mekanik lateral distal femoral açı (mLDFA), mekanik medial proksimal tibial açı (mMPTA), mekanik aks zonu, deformitenin yönü (varus/valgus), segmentin uzunluğu (mm) ölçüldü. İmplantın uygulanma yaşı (ay), implantın hastada kalma süresi (ay), implantların çıkarılma yaşları (ay) not edildi. Eklem oryantasyon açılarının düzelme hızı (derece /ay), implant çıkarıldıktan sonra ilgili kemik segmentinin uzama hızı (mm/ay) hesaplandı. Takipte eklem oryantasyon açılarında (mLDFA, mMPTA) başlangıç deformitesi yönünde 5 ve üzerinde açılaşma artışı olması deformite tekrarı (rebound) olarak kabul edildi. Değerlendirilen hasta parametreleri ve deformite tekrarı arasındaki ilişki incelenerek deformite tekrarı açısından risk faktörleri belirlendi. Bulgular Toplamda 43 hastanın (15 K, 28 E) 94 segmenti (55 femur, 39 tibia) çalışmaya dahil edildi. Tedavi öncesi segmentlerin %77,7'sinde (n=73) valgus, %23,3'ünde (n=21) varus deformitesi mevcut idi. Ortalama implant uygulama yaşı 88,9 ± 40,5 ay, ortalama implant çıkarma yaşlı ise 106 ± 43,0 ay idi. İmplant çıkarma sonrası eklem oryantasyon açılarının seyri açısından 3 grup belirlendi: Deformite tekrarının 5°'nin altında olduğu ReF(-) grup, (n=39), deformite tekrarının 5° ve üzerinde olduğu ReF(+) grup (n=46) ve plak çıkarılmasına rağmen hemiepifizyodez etkisinin devam ettiği grup (n=9). Rebound üzerinde etkili olduğu düşünülen parametreler femur/tibia ve valgus/varus deformiteleri için ayrı ayrı değerlendirildi. Tüm valgus deformitelerinin (n=73) %56,2'inde (n=41) rebound fenomeni (RF) görülürken, varus deformitelerinin (n=21) %23,8'inde (n=5) RF görüldü. Tüm femuraların %52,7'sinde RF geliştiği tespit edildi. Başlangıçta valgus deformitesi olan femurların (n=45) %60'ınde (n=27) RF görüldüğü, bu oranın başlangıçta varus deformitesi olan femurlarda (n=10) ise %20 (n=2) olduğu tespit edildi. İki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi (p=0,03). Tüm tibiaların ise %43,6'sında (n=17) RF geliştiği gözlendi. Başlangıçta valgus deformitesi bulunan 28 segmentin %50'sinde (n=14) RF görülürken, varustaki 11 tibianın %27,3'ünde (n=3) RF olduğu görüldü. Başlangıçta valgus deformitesi olan tibialarda daha çok RF görülse de iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p=0,19). Cinsiyet, etiyoloji ve taraf karşılaştırıldığında hem femur hem de tibiada ReF(+) ve ReF(-) segmentler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. İmplant uygulanma yaşı ReF(-) ve ReF(+) femurlarda sırasıyla 101,2 ± 45,3 ve 86,0 ± 40,2 ay (p=0,25) ; tibialarda ise 87,5 ± 30,1 ve 84,5 ± 42,7 (p=0,40) bulundu. İmplant çıkarma yaşı ReF(-) ve ReF(+) femurlarda sırasıyla 123,6 ± 49,1 ve 102,5 ± 39,5 ay (p=0,09); tibialarda 108,8 ± 37,0 ve 101,7 ± 42,1 ay olduğu bulundu (p=0,60). ReF(-) ve ReF(+) femurlarda deformite düzelme hızının sırasıyla 0,7 ± 0,4°/ay ve, 1,1±0,3°/ay (p=0,01) olduğu gözlendi. mMPTA düzelme hızı, ReF(-) ve ReF(+) tibialarda sırasıyla 0,6 ± 0,3°/ay ve 0,7 ± 0,3°/ay (p=0,7) bulundu. Valgus deformitesi nedeniyle hemiepifizyodez uygulanan femurların pre-operatif mLDFA şiddeti ile deformite tekrarı arasında anlamlı ilişki gösterilemedi [ReF(-) grup=80,2± 4,1⁰, ReF(+) grup=78,9±4,4⁰ p=0.26]. Aynı segmentlerde implant uygulanma yaşı ReF(-) hasta grubunda 120±40,9 ay, ReF(+) hastalarda ise 85,7±39,6 ay olarak bulundu (p=0,008). Cerrahi öncesi valgusta olan femurlarda plak çıkarma yaşları ReF(-) hastalarda 139,5±45,9 ay, ReF(+) hastalarda ise 102,4±38,6 ay olduğu görüldü (p=0,005). Valgus deformitesi nedeniyle hemiepifizyodez uygulanan tibiaların pre-operatif mMPTA şiddeti ile deformite tekrarı arasında ise anlamlı ilişki mevcuttu (ReF(-) grup 102,1±5,4⁰, ReF(+) grup 96,2±4,5⁰ p=0.004). Mekanik aksı aşırı düzeltilmeyen 34 segmentin %52,9'unda (n=18) RF görülürken, aşırı düzeltme yapılan 39 segmentin %59'unda (n=23) RF görüldü (p=0.60). Eklem oryantasyon açıları üzerinden değerlendirme yapıldığında ise valgus deformitesi nedeniyle tedavi edilen femurlardan (n=45) 35 tanesinde (%77,8) aşırı düzeltme yapıldığı ve bu femurların 25 tanesinde (%71,4) RF ortaya çıktığı tespit edildi. mLDFA normal sınırlarda tamamlanan 10 femurun ise iki tanesinde (%20) RF ortaya çıktığı gözlendi (p=0,008). Tibiaların değerlendirmesinde aşırıı düzeltme ve RF arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Çıkarımlar Gegi bandı plak tekniği kullanılarak uygulanan büyüme yönlendirici tedavi, pediatrik hastaların uzun kemik deformitelerinde etkin ve güvenilir bir tedavi sağlamaktadır. Plak çıkarma sonrası RF görülme riski yüksektir. Hemiepifizyodez yaşı ve implant çıkarma yaşı daha küçük olan hastalarda RF'nin görülme sıklığının arttığı tespit edilmiştir. Bunun yanında RF'nin özellikle femoral valgus deformitelerinin tedavisi sonrası sık görüldüğü; bu deformitelerde implant uygulama, implant çıkarma yaşının küçük olmasının ve deformite düzelme hızının yüksek olmasının RF riskini arttırdığı saptandı. Eklem oryantasyon açılarında bilinçli olarak yapılan aşırı düzeltme sonrası RF görülme riskinin arttığı saptanmıştır.

HemiepifizyodezKemik defektleriKemik deformasyonu+5
Rafık Ramazanov
Hacettepe University
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sıçanda alveoler defekt modelinde çift katmanlı poli(gliserol-sebakat)/TCP biyomalzemesinin kemik iyileşmesindeki etkisinin araştırılması

FYL-2019-17747 proje nolu bu çalışma Hacettepe Üniversitesi BAP Koordinasyon Birimi tarafından desteklenmiştir. Bu çalışmada, elastomer yapılı poli(gliserol-sebakat) polimeri ile kombine edilmiş trikalsiyum fosfat seramiğinin alveoler defekte etkisini inceledik. Doku iskelemiz Hacettepe Üniversitesi Biyomühendislik Bölümü Laboratuvarı'nda geliştirildi. Geliştirilen bu doku iskelesinin, alveolar kemik defekti onarımında altın standart olarak kabul edilen otogreft ile karşılaştırılması amaçlandı. Çalışmamızda, ağırlığı 300-350 gr olan 30 tane erkek Wistar-albino sıçanlar kullanılmıştır. Grup farketmeksizin her bir sıçanın alveoler bölgesinde kritik boyutlu (7x4x3 mm) defektler oluşturulmuştur. Her birinde 10 deney hayvanı kullanılan ve toplam 3 gruba ayrılan denekler (3 grup; n=30) 6 aylık süre sonrasında incelenmiştir. Kontrol grubu (defekt) olarak oluşturulan gruptaki deneklere sadece kemik defekti oluşturulup tedavi edici başka bir uygulama yapılmamıştır. Otogreft grubu olarak belirlenen grupta deneklerin iliyak bölgesinden alınan otogreft hasarlı bölgeye implante edilmiştir. Üçüncü grubumuzda ise deneklerin defekt oluşturulmuş alveolar bölge PGS/TCP biyomalzemesi ile rekonstrükte edilmiştir. 6. ayın sonunda sakrifiye edilen sıçanların defekt bölgelerinden alınan örnekler radyolojik ve histolojik olarak incelenmiştir. Verilerin istatistiksel analizleri yapılmıştır. Analizler sonucunda en iyi kemikleşme oranı en fazla otogreft grubunda gözlendi. Doku iskelesi olarak geliştirilen ve bu tez çalışmasının ana basamağını oluşturan PGS/TCP biyomalzeme grubunun ise kemik iyileşmesinde otogrefte yakın ancak defekt grubundan daha iyi olumlu etkisinin olduğu görülmüştür.

Kemik defektleri
Tuğçe Akyüz
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Latarjet prosedüründe kullanılan fiksasyon tekniklerinin dayanıklığının biyomekanik test sonuçlarının karşılaştırılması - Kadavra çalışması

Latarjet Prosedüründe Kullanılan Fiksasyon Tekniklerinin Dayanıklığının Biyomekanik Test Sonuçlarının Karşılaştırılması – Kadavra Çalışması, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi Ve Travmatoloji Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2019. Omuz çıkıkları ortopedi ve travmatoloji pratiğinde sıkça karşılaşılan sorunlardan biridir. Tekrarlayan omuz çıkıklarının tedavisinde kapsülolabral onarımlar başarısız olduğunda ve glenoidde kemik defekti oluştuğunda Latarjet prosedürü uygulanmaktadır. Artroskopik Latarjet prosedüründe korakoid fiksasyonu için vida kullanılması literatürde sıkça ele alınmıştır. Korakoid fiksasyonu için endobutton (düğme dikiş) kullanımı tarif edilse de, literatürde bu fiksasyonun biyomekanik dayanıklığı ile ilgili az sayıda çalışma vardır. Çalışmamızda Latarjet prosedüründe korakoid fiksasyonu için kullanılan 3.5 mm parsiyel yivli kanüle kortikal vida ile titanyum düğme implantı fiksasyonunun biyomekanik test sonuçları karşılaştırıldı. Çalışmaya 10 kadavranın omuz spesimeni dahil edildi. Örnekler randomize olarak 2 eşit gruba ayrıldı. Korakoid çıkıntıya yapışan konjoint tendon (biseps kasının kısa başı ve korakobrakiyalis kası) korunacak şekilde skapula ve etrafındakı yumuşak dokular, tendon ve kaslar diseksiyon ile uzaklaştırıldı. Her spesimenin glenoid anteroposterior çapı ölçülerek glenoid anteiroinferiorunda glenoidin anterioposterior çapının %25'i büyüklüğünde kemik defekti oluşturuldu. Korakoid çıkıntı testere yardımıyla osteotomize edildi ve glenoid anteriorunda oluşturulan defekte transfer edildi. Birinci gruptaki örnekler 2 adet 3.5 mm parsiyel yivli kanüle kortikal vidalar kullanılarak, ikinci gruptaki örnekler ise titanyum düğme implantı kullanılarak fikse edildi. Tüm örnekler konjoint tendon ve glenoidden asılarak skapula gövdesine göre 45 derecelik anterior ve inferior yönde çekme testine tabi tutuldu. Tendon ve kemik birleşmesindeki kopmalar, vida kırılması, titanyum düğme impantı kopması, fikse edilen korakoid çıkıntı parçasının 5 mm'den fazla ayrışması, korokoid parçasının kırılması gibi sonuçlar fiksasyon başarısızlık ölçütleri olarak kabul edildi. Hiçbir örnekte tendon ve kemik birleşkesinde kopma, vida kırılması ve titanyum düğme impantı yetmezliği saptanmazken korakoidin 5mm'den fazla glenoidden ayrışması ve korakoid çıkıntıda kırılma başarısızlık ölçütleri olarak tespit edildi. Kuvvet uzama grafileri oluşturularak sonuçlar karşılaştırıldı. Vida kullanılan örnekler arasında başarısızlığın görüldüğü maksimum kuvvet değeri 533,93 N, minimum değer ise 102,85 N olarak saptandı. Ortalama değer ise 295,21 N olarak hesaplandı. Vida örnekleri arasında başarısızlık görüldüğü ortanca kuvvet değeri ise 257,59 N olduğu saptandı. Düğme dikiş kullanılan örnekler arasında başarısızlığın görüldüğü maksimum kuvvet değeri 270,17 N, minimum değer ise 74,10 N olarak saptandı. Ortalama değer ise 133,23 N olarak hesaplandı. Düğme dikiş örnekleri arasında başarısızlık görüldüğü ortanca kuvvet değeri ise 87,06 N olduğu saptandı. Sonuç olarak vida ile fiksasyonunun titanyum düğme implantına göre biyomekanik olarak daha dayanıklı olduğu gösterildi.

ArtroskopiBiyomekanikFiksasyon+4
Yasin Hakhverdıyev
Hacettepe University
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Fototerapinin yağ dokusundan türetilmiş mezenkimal kök hücrelerin osteojenik indüksiyonuna etkilerinin metakrilatlanmış jelatin hidrojel ile rekonstrükte edilmiş kritik boyutlu kraniyal kemik defekti modelinde değerlendirilmesi

Bu çalışmada amaçlanan, polikromatik yolla uygulanan fotobiyomodülasyon (FBM) yaklaşımının kemik doku üzerinde rejeneratif etkisinin ve yağ dokusundan elde edilen mezenkimal kök hücrelerin farklılaşması üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesidir. Çalışmada 36 adet male Sprague-Dawley sıçan kullanılmış ve hayvanlar 3 eşit deney grubuna randomize olarak ayrılmıştır. Tüm hayvanlarda biparietal, 6 mm. çapında, yuvarlak ve tam kalınlıkta kemik defektleri meydana getirildi. Birinci deney grubu kontrol grubu iken, ikinci grubu sadece metakrilatlanmış jelatin yapıda hidrojel doku iskelesi (JEL-MA, üçüncü grubu ise adipoz kökenli mezenkimal kök hücre (AkMKH) yüklenmiş metakrilatlanmış jelatin yapıda hidrojel doku iskelesi (AkMKH+JEL-MA) içermekteydi. Tüm gruplar kendi içinde iki alt gruba ayrılarak yarısına FBM uygulanırken, diğer yarısına uygulanmadı. Kemikleşmenin değerlendirilebilmesi amacıyla cerrahi işlem sonrası 20. haftada hayvanlar sakrifiye edilerek kalvariyal kemikler bütün olarak çıkarıldı. Elde edilen örnekler makroskopik, histolojik ve mikrotomografik olarak değerlendirildi. Histolojik olarak yeni kemik oluşumu açısından en yüksek değerler JEL-MA ve JEL-MA+AkMKH gruplarında saptanmıştır ve kontrol grubuyla karşılaştırıldığında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0.001). Mikrotomografik değerlendirme sonucunda en yüksek kemikleşme yüzdesi JEL-MA+AkMKH'lerin uygulandığı grupta elde edilmiştir. FBM- örneklerde ortalama olarak yüzde 60.62±6.34 kemikleşme gözlenmişken, FBM+ olan örneklerde ortalama kemikleşme yüzdesi 79.93±3.41 olarak tespit edilmiştir. Fotobiyomodülasyon alma durumuna göre JEL-MA+AkMKH grubuna ait sonuçlar karşılaştırıldığında anlamlı olarak fotobiyomodülasyon uygulama durumunun fark yarattığı gözlemlenmektedir (p=0.002). Sonuç olarak, polikromatik ışık kaynakları yoluyla fotobiyomodülasyon uygulamasının kemik iyileşmesine olumlu etkileri olduğu ve yağ dokusundan türetilmiş kök hücrelerin osteojenik farklılaşmasında uyarıcı etkisi olabileceği yönünde fikir vermiştir. Anahtar Kelimeler: fotobiyomodülasyon, metakrilatlanmış jelatin hidrojel, mezenkimal kök hücre, kemik doku mühendisliği, kritik boyutlu kemik defekti

Doku mühendisliğiFototerapiHidrojeller+4
Mert Çalış
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Meningomiyeloselli hastalarda pes ekinovarus (PEV) deformitesinin cerrahi tedavisinin erken dönem sonuçları

Pes ekinovarus deformitesi, spina bifidalı hastalarda en sık görülen ayak deformitesidir. Bu deformitenin tedavisi, idiyopatik pes ekinovarus tedavisinden daha rijid olması ve konservatif tedaviden sonra daha fazla nüks görülmesi yönüyle farklıdır. Bu retrospektif çalışmanın amacı, pes ekinovarus deformitesi olan spina bifidalı hastaların ayaklarının posteromedial gevşetme tekniği ile cerrahi tedavisinin sonucunda erken dönem fonksiyonel ve klinik sonuçlarını değerlendirmektir. MATERYAL ve METOD Bu çalışmaya, hikayesinde daha önceden başka merkezlerde konservatif tedavisi başarısız olan ve Ağustos 2014 - Kasım 2016 yılları arasında spina bifidalı 29 hastanın 39 pes ekinovarus deformiteli ayağı posteromediyal gevşetme tekniği ile kliniğimizde cerrahi tedavi edilenler dahil edildi. Hastaların ayakları lezyon seviyelerine göre gruplandırıldı. Ameliyat öncesi ayak deformiteleri Dimeglio sınıflaması ile skorlandı. Ameliyat öncesi ve sonrasında hastaların fonksiyonel kapasiteleri GMFCS (Gross Motor Function Classification System) ve FMS (Functional Mobility Scale) ile değerlendirildi ve sonuçlar karşılaştırıldı. BULGULAR Ameliyat sonrası takip süresi ortalama 15,62 ay (2-27) idi. 29 hastanın 18'i erkek(%62,07), 11'i kadın(%37,93) olup, yaş ortalaması 5,45(2-13 aralığında) idi. 39 ayağın 21'i sağ ayak(%53,85), 18'i sol ayak(%46,15) idi. 29 hastanın 19'unda(%65,12) unilateral, 10'unda(%34,48) bilateral tutulum vardı. Sharrard sınıflamasına göre, ameliyat öncesi dönemde, 29 hastanın 39 ayağına(n=39) göre 4 torasik seviye(%10,26), 14 yüksek lomber seviye(%35,90), 16 alçak lomber seviye(%41,03), 5 sakral seviye(%12,82) olarak ayrıldı. Torasik grupta preop ve postop GMFCS ve FMS skorlarında anlamlı bir fark gözlenmedi.(p=1) Yüksek lomber, alçak lomber ve sakral lezyonu olanlarda preop ve postop GMFCS ve toplam FMS skorlarında istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç gözlendi. (p<0,05) SONUÇ Bu çalışmada, konservatif tedavi ile başarı sağlanamayan spina bifidalı hastalarda, pes ekinovarus deformitesinin cerrahi tedavisi ile erken dönemde hastaların fonksiyonel ve klinik sonuçlarında ilerleme gözlenmiştir.

AyakAyak deformasyonlarıCerrahi+6
Burak Abay
Demiroğlu Bilim University
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tibia enfekte ve defektli psödoartroz vakalarında LRS (uzatma tipi tek eksenli eksternal fiksatör) tekniği uygulanan hastaların cerrahi tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi

Amaç: Tibia enfekteve defektli psödoartroz vakalarında LRS tekniği uygulanan hastaların cerrahi tedavi sonuçlarını değerlendirmek. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, Mustafa KemalÜniversitesiTıpFakültesiHastanesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde, Ocak 2012-Temmuz 2020 tarihleri arasında konjenital nedenlerdışında, çoğunlukla ateşli silah yaralanmalarına bağlı olmak üzere değişiketiyolojiknedenlerebağlıgelişmiştibia kemiğindekemikkaybıolan, tibia kemiğinde kaynamama olan ve enfekte kaynamama tanısı almış hastaların LRS(Limb Reconstructıon System) tipi monolateral eksternal fiksatör uygulanan 172 hastamız yer almaktadır. Hastaların kemik kayıpları paley psödoartroz sınıflaması ve Solomin'inuzun kemik defekti sınıflamalarına göre sınıflandırıldı. Cerrahi sonrası ortoröntgenogram ile taşıma miktarı, uzama miktarı ve oluşan kallus dokuları değerlendirildi. Ameliyat sonrası sonuçlar ASAMİ(Association for the Study and Application of the Method of Ilizarov) kriterleri iledeğerlendirildi. Bulgular: Uygun takibi olan 172 hastanın 162'si erkek, 10'u kadındı. Hastaların yaş ortalaması 33,2±11,9 (16-76) idi. 85 hastada ortalama kemik uzatma miktarı 6,5±2.2 cm idi.60 hastada ortalama kemik kaydırma miktarı 7.9±3.1 cm di. Paley psödoartroz sınıflamasına göre 172 hastanın 33 ü(%19.2) TİP A1,10 u(%5.8) TİP A2-1,7 Sİ (%4.1) TİP A2-2,37'si (% 21,5) Tip B1, 60'ı (% 34.9) Tip B2 ve 25'i (% 14.5) Tip B3 idi. Solomin uzun kemik defekti sınıflamasına göre 172 hastanın 40'ı(%23.3) A1,8'i(%4.7)A2,44'ü(%25.6)B1,12'si(%7)B3,34'ü(%19.8)C1,22'si(%12.8)C2, 12'Si (% 7) D idi. Hastaların ortalamafiksatörsüresi357,9±179,8günidi. Eksternalfiksatörindeksi (EFİ)ortalama 122 hasta da 52,9±12.9cm/gün, radyografik konsolidasyon indeksi(RCİ) ortalamasıise 122 hastada47,2±11.7cm/gün idi. Komplikasyonlar Paley'in derecelendirilmesine göre yapıldı. ASAMİ kemik ve fonksiyonel sonuçlar:172 hasta ile yaptığımız çalışmada kemiksel sonuçlar; 87 mükemmel (50.58), 54 iyi(31.39),19 orta(% 11.04) ve 12 kötü (%6.97) sonuç olarak değerlendirildi. Hedef bölgenin kaynamadığı 5 hastamızda kötü sonuç olarak değerlendirildi. 172 hasta ile yapılan çalışmadaki fonksiyonel sonuçları sıralayacak olursak 55 mükemmel(% 31.9) 81 iyi(% 47) 26 orta(%15.1) ve 10(%5.8) tanesi de kötü sonuç olarak değerlendirildi. Sonuç: Çalışmamız oluşan komplikasyonlara ve uzayabilen eksternal fiksatör zamanına rağmen özellikle savaş cerrahisinde tibianın kemik kayıplarının, psödoartrozlarının tedavisinde LRS ile kemik taşımanın güvenli ve başarılı yöntem olarak desteklemektedir. Anahtar kelimeler: Kemik defekti, kemik kaydırma, psödoartroz, LRS

CerrahiFiksasyonKemik defektleri+4
Ertan Göçer
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Rejeneratif periodontal tedavide mine matriks proteinlerinin sığır kaynaklı bir greft materyali ile kombine kullanımının klinik ve radyografik olarak değerlendirilmesi

Bu çalısmada, periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde mine matriks protein türevlerinin sıgır kaynaklı kemik grefti (SKKG) ile kombinasyonunun klinik ve radyografik etkinligi incelendi. Çalısmaya baslangıç tedavisi tamamlanmıs, yas ortalaması 46.2±10.4 olan 10 kronik periodontitis hastasındaki 1, 2, 1-2 duvarlı 15 genis kemik içi defekt dahil edildi. Baslangıç tedavisinden sonra sondalanabilir cep derinligi (SCD) O6 mm ve 45° egime sahip derinligi O4 mm olan kemik içi defektler tedavi edildi. Klinik olarak plak indeksi, diseti olugu kanama indeksi, SCD, atasman seviyesi ve klinik ve radyografik kemik kazancı, operasyondan önce ve operasyon sonrası 24. ayda kaydedildi. Bütün vakalarda iyilesme sorunsuz gerçeklesti. Plak indeksi degerleri incelendiginde tüm agız ve arayüzlerde sırasıyla çok ileri derecede anlamlı (p<0.0001) ve ileri derecede anlamlı (p<0.01) bir azalma saptandı. Diseti olugu kanama indeksi degerleri incelendiginde ise tüm agız ve arayüzlerde sırasıyla ileri derecede anlamlı (p<0.01) ve anlamlı düzeyde (p<0.05) bir azalma bulundu. Defektin en derin noktasında sırasıyla 4.0 mm SCD'de azalma (p<0.01), 0.81 mm diseti çekilmesi (p<0.05), 3.42 mm atasman kazancı (p<0.01), 2.98 mm klinik ve 3.28 mm radyografik kemik kazancı (p<0.01) saptandı. Bu çalısmadan elde edilen sonuçlar EMD ve SKKG materyali ile kombinasyonunun incelenen parametrelerde baslangıca göre anlamlı klinik ve radyografik iyilesme sagladıgını göstermektedir.

Diş hekimliğiKemik defektleriKemik rejenerasyonu+1
Levent Ahmet Uğurel
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2007
00
DoktoraAçık ErişimTR

Periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde mine matriks proteini ve sığır kaynaklı kemik grefti kombinasyonunun dişeti oluğu sıvısı matriks metalloproteinaz seviyeleri üzerine etkisinin incelenmesi

Bu çalısmada, periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde mine matriks proteini (enamel matrix derivative) (EMD) ve sıgır kaynaklı kemik grefti (SKKG) kombinasyonu ile rejeneratif tedavisinde diseti olugu sıvısı (DOS) matriks metalloproteinaz-8 (MMP-8) ve matriks metalloproteinaz doku inhibitörü-1 (TIMP-1) seviyeleri üzerine etkisi veyapılan klinik ölçümlerle biyokimyasal degisimlerin iliskilendirilerek tedavi sonrası doku cevabı incelendi. Baslangıç periodontal tedaviyi takiben 8. haftada ³5 mm sondalanabilir cep derinligine (SCD), operasyon esnasında yapılan ölçümlerle ³4 mm kemik içi defekt derinligine sahip 3+2+1, 3+2 ve 2 duvarlı kemik içi defektleri olan, yasları 28-61 (ortalama 46.2± 10.4) arası degisen 10 kronik periodontitis (KP) hastasının 20 kemik içi defekti çalısmaya dahil edildi. Operasyondan hemen önce hastalarda plak indeksi (P:), diseti olugu kanama indeksi (DOK:), SCD, rölatif atasman seviyesi (RAS) ve diseti kenarı konum degisikligini içeren klinik indeks ve ölçümler yapıldı, defekt bölgelerinden DOS toplandı. Operasyon sırasında defektlere EMD ve SKKG kombinasyonu uygulandı. Operasyon sonrası 2. , 4. ve 12. haftalarda DOS örnekleri alındı. 96. haftada ise klinik indeks ve ölçümlerin yapılmasını ve defekt bölgelerinden DOS toplanmasını içeren islemler tekrarlandı. DOS örnekleri toplandıktan sonra MMP-8 ve TIMP-1 seviyeleri enzyme-linked immunosorbent assay yöntemiyle analiz edildi. Operasyon sonrası 96. haftada defektin en derin noktasında P: (p<0.01), DOK: (p<0.01), SCD azalması (p<0.001), RAS kazancı (p<0.01) ve diseti çekilmesi degerleri (p<0.01) baslangıca göre anlamlı bulundu. Operasyon sonrası 2. haftada DOS MMP-8 seviyeleri operasyon öncesine göre anlamlı artıs gösterirken (p<0.05) DOS TIMP-1 seviyeleri anlamlı degildi (p>0.05). Operasyon sonrası 4. haftada ise MMP-8 seviyeleri operasyon öncesine göre anlamlı azalma gösterdi (p<0.05) ancak DOS TIMP-1 seviyeleri anlamlı degildi (p>0.05). DOS MMP-8 ve TIMP-1 seviyelerindeki azalma sırasıyla operasyon sonrası 12. (p<0.01) (p<0.05)ve 96. haftada (p<0.001) (p<0.05) devam etti. Operasyon sonrası 96. haftada DOS MMP-8 ve TIMP-1 seviyeleri SCD azalması ve RAS kazancı ile (p<0.05) ve DOS hacmi ise P: ve DOK: degisimleriyle anlamlı oranda iliskili bulundu (p<0.05). Sonuç olarak, KP hastalarında kemik içi defektlerin EMD+SKKG kombinasyonu ile tedavisini takiben DOS MMP-8 ve TIMP-1 seviyelerinin iyilesme döneminde yumusak doku rejenerasyonunu yansıttıgı düsünülebilir. Bu çalısmanın sınırları dahilinde DOS MMP-8 ve TIMP-1 seviyelerinin saptanmasının KP hastalarının rejeneratif tedavisini takiben periodontal durumlarının belirlenmesinde marker olabilecegi sonucuna varılabilir.

Diş hekimliğiEnzime bağlı immünosorbent testiKemik defektleri+1
Serhat Lama
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2007
00
DoktoraAçık ErişimEN

Clinical and radiographic comparison of platelet rich fibrin combined with bovine derived xenograft versus bovine derived xenograft alone in the treatment of periodontal intrabony defects

The aim of the present study was to compare the clinical and radiographic effects of platelet rich fibrin (PRF) combined with bovine derived xenograft (BDX) to the use of BDX alone in the treatment of periodontal intrabony defects of advanced chronic periodontitis patients. Twenty advanced chronic periodontitis patients with a mean age of 45.60 ± 10.01 were enrolled in the present study. A total of 92 periodontal intrabony defects with an associated probing depth (PD) of ≥ 5 mm and an intrabony component of ≥ 3 mm were treated with either PRF + BDX or BDX alone. At baseline and 12 months after surgery, plaque and sulcus bleeding indices, PD, marginal soft tissue level, relative attachment level, relative bone level together with radiographic bone level were recorded. Uneventful healing was observed in all cases. At 12 months, both treatment groups revealed significant clinical and radiographic improvements when compared to baseline (p < 0.01). Regarding the deepest site of the defects, following changes in clinical and radiographic parameters were observed at 12 months after surgery for PRF + BDX and BDX groups respectively; a mean PD reduction of 3.35 ± 1.25 (3) mm and 3.0 ± 1.41 (3) mm, attachment gain of 3.02 ± 1.26 (3) mm and 2.15 ± 1.35 (2) mm, gingival recession of 0.33 ± 0.52 (0) mm and 0.79 ± 0.56 (1) mm, clinical bone gain of 2.74 ± 1 (3) mm and 2.10 ± 1.2 (2) mm and radiographic bone gain of 2.63 ± 0.98 (3) mm and 2.24 ± 1.03 (2) mm. Intergroup analysis demonstrated significant attachment gain, gingival recession, clinical bone gain (p < 0.01) and radiographic bone gain (p < 0.05) in favor of the PRF + BDX group. Results obtained in this study revealed that the use of both PRF + BDX combination and BDX alone yields significant improvements in clinical and radiographic parameters compared to baseline and the use of PRF + BDX combination yields better results in regards to attachment gain, clinical and radiographic bone gains.

Bone defectsBone transplantationBone regeneration+3
Doruk Düzenli
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Deneysel olarak oluşturulan, kontamine edilmiş kritik boyuttaki kemik defektlerinde nigella sativa'nın (timokinon) kemik iyileşmesi üzerine etkilerinin histolojik ve histomorfometrik olarak incelenmesi

YILMAZ, A. (2016) Deneysel olarak oluşturulan, Porphyromonas gingivalis ile kontamine edilmiş kritik boyuttaki kemik defektlerinde Nigella Sativa'nın (Timokinon) kemik iyileşmesi üzerine histolojik ve histomorfometrik etkilerinin incelenmesi, Yeditepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı Doktora Tezi, İstanbul. Bu deneysel çalışmanın amacı, Nigella sativa (N. Sativa) içeren kollajen membranın P. gingivalis ile enfekte edilen kritik boyutlu kemik defektlerinde kemik iyileşmesi üzerine olan etkisinin histolojik ve histomorfometrik olarak incelenmesidir. Çalışmamızda 42 adet ortalama 250±20 gr ağırlığında dişi Sprague Dawley cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar randomize olarak altı gruba ayrıldı. Deneklerin tibialarına 3x3 mm boyutunda tek defekt açıldı. Grup 1: Kontrol; Kritik boyutlu defekt bölgesi kendi kendine iyileşmeye bırakıldı. Grup 2: PG; Kritik boyutlu defekt bölgesi, P. gingivalis ile kontamine edilerek hiçbir tedavi uygulamadan kendi kendine iyileşmeye bırakıldı. Grup 3: L-KOL; Kritik boyutlu defekt bölgesine lokal olarak kollajen membran uygulandı. Grup 4: PG+L-KOL; Kritik boyutlu defekt bölgesi P. gingivalis ile kontamine edilip, lokal olarak kollajen membran uygulandı. Grup 5: L-KOL+NS; Kritik boyutlu defekt bölgesine lokal olarak N. sativa içeren kollajen membran uygulandı. Grup 6: PG+L-KOL+NS; Kritik boyutlu defekt bölgesi P. gingivalis ile kontamine edilip lokal olarak N. sativa içeren kollajen membran uygulandı. Deney hayvanları ise 28. günde sakrifiye edildikten sonra histolojik ve histomorfometrik olarak değerlendirildi. İnceleme esnasında bütün gruplardan elde edilen kesitler, yeni kemik oluşumu, yeni kemik yüzeyindeki osteoblast sayısı, kapiller yoğunluk ve doku yanıtı açısından değerlendirildi. Yeni kemik oluşumu N. sativa uygulanan gruplarda diğer gruplara göre istatistiksel olarak daha fazlaydı (p<0,001). Kemik yüzeyindeki osteoblast sayıları açısından değerlendirildiğinde; N. sativa uygulanan gruplarda osteoblast sayısında istatistiksel olarak anlamlı derecede artış olmuştur (p<0.05). N. sativa uygulanan gruplarda diğer gruplara göre kapiller yoğunluğunda istatistiksel olarak anlamlı derecede artış olmuştur (p<0.05). Doku yanıtı açısından değerlendirildiğinde kontrol grubu ile PG, PG+L-KOL ve PG+L-NS grupları arasında ileri derecede anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.001); (p=0,02); (p=0,041). Sonuç olarak lokal olarak N. sativa uygulanan gruplarda yeni kemik oluşumunun diğer gruplara kıyasla anlamlı olarak daha fazla olduğu görülmektedir. Cerrahi olarak oluşturulan P. gingivalis ile kontamine edilen kritik boyutlu kemik defektlerinin iyileşmesinde N. sativa içeren kollajen membran, anti-bakteriyel etkisine bağlı olarak kemik iyileşmesini olumlu yönde etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Nigella Sativa (N. sativa); sıçan tibia; kritik boyutlu kemik defekti; Porphyromonas gingivalis (P. gingivalis)

Gingival hastalıklarKemik defektleriKemik hastalıkları+7
Ayşe Yılmaz
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kritik boyutlu sıçan kalvaryum defektlerinde lokal simvastatin ve ozon uygulamasının yeni kemik yapımı, inflamasyon, fibrozis ve hücre hasarı üzerindeki etkilerinin histopatolojik değerlendirilmesi

Diş hekimliğinde cerrahi bölgede oluşturulan defektlerin iyileşmesini hızlandırmak amacıyla çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar arasındaki yüksek kan kolesterol seviyesini düşürme amaçlı kullanılan statin grubu ilaçlardan simvastatinin, yeni kemik oluşumu üzerinde olumlu etkileri olduğu çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Genel tıp alanında ve diş hekimliğinde yaygın kullanımı olan ozon ise yine kemik yapımı üzerinde olumlu etkileri olan alternatif bir tedavi olarak son yıllarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı sıçan kalvaryumlarında oluşturulan kritik boyutlu defektlerde simvastatin ve ozon uygulamaları yaparak, yeni kemik oluşumu, inflamasyon, fibrozis ve hücre hasarının değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 14 haftalık 48 adet Spraque Dawley cinsi erkek sıçan kullanıldı. Sıçan kalvaryumlarında oluşturan bilateral defektlerde sağ taraf deney grubu olurken sol taraf kontrol grubu olarak bırakıldı. 21. ve 28. günlerde yapılan sakrifikasyonlar sonrası histopatolojik incelemeler yapıldı. Yapılan histopatolojik inceleme sonrası lokal uygulanan 0.5 mg simvastatinin yeni kemik yapımı üzerine anlamlı derecede bir etkisi olmadığı,aynı zamanda inflamasyonu ve fibrozisi arttırdığı görüldü. Ozon ise hem simvastatin uygulanan defektlerde hem de sadece jelatamp uygulanan defektlerde yeni kemik yapımını indüklerken, inflamasyon, hücre hasarı ve fibrozi azaltmıştır. Çalışmamızın sonucunda ozon uygulamasının yeni kemik yapımı üzerine olumlu katkısı olduğunu, simvastatinin ise yeni kemik yapımı üzerine etkisini göstereceği optimum doz ve taşıyıcının belirlenmesinde daha fazla çalışma yapılması gerektiğini düşünmekteyiz.

Antikolesteremik ajanlarFibrozKemik defektleri+5
Hakan Gülşen
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ratlarda parietal kemikte oluşturulan kritik boyutlu defektlerde sistemik propolis uygulanması ile yeni kemik oluşumundaki farklılıkların histomorfometrik açıdan incelenmesi

Bu deneysel çalışmanın amacı ratların kalvaryumunda bulunan parietal kemikte kritik boyutlu defekt oluşturup sistemik olarak gavaj yolu ile propolis verilerek erken ve geç dönem yeni kemik oluşumunun histomorfometrik olarak incelenmesidir. Çalışmamızda otuz adet rat randomize olarak altı gruba ayrıldı. Deney için 5'erli 6 grup olacak şekilde ağırlıkları 300-400 gr arasında değişen 30 Spraque-Dawley erkek rat kullanıldı. Kontrol gruplarında (A3 ve A6) ratların kalvaryumunda defekt oluşturuldu ve defekt boş bırakılıp günlük rutin beslenmeleri sağlandı. B3 (Defekti boş bırakılan ve 3. hafta sakrifiye edilen grup) ve B6 (Defekti boş bırakılan ve 6. haftada sakrifiye edilen grup) gruplarındaki ratların defektleri boş bırakılarak 3 ve 6 hafta gavaj yolu ile günlük 100mg/kg sistemik propolis verildi. C3 (Defekte greft uygulanan ve 3. hafta sakrifiye edilen grup) ve C6 (Defekte greft uygulanan ve 6. hafta sakrifiye edilen grup) gruplarında ise ratların defektleri alloplastik kemik greftleri ile dolduruldu ve yine 3 ve 6 hafta günlük 100 mg/kg sistemik propolis gavaj yolu ile verildi. Deney hayvanlarından ilk 3 grup 21 gün sonra ikinci 3 grup ise 42 gün sonra sakrifiye edildi ve parietal kemikleri diseke edildi. Histomorfometrik inceleme, CCD dijital kamera (Optronics Microfire 1600x1200P, Goleta CA, ABD) ,görüntü kartı (ATI FireGL Advance Micro Device, Camberly, İngiltere), bilgisayar kontrollü motorize tabla (Heidenhein, Traunreut, Almanya) ve ışık mikroskobu(Leica DM 4000B, Wetzlar, Almanya) ile beraber seroloji çalışma istasyonunda incelenmiştir. Ölçüm işlemi ise Stereoinvestigator 7,5 (Microbrightfield, Willison, ABD) programı kullanılmıştır. Ayrıca hacim ölçümlerinde Leica C Plan X10 objektif (NA=0,22) kullanılmıştır. Yapmış olduğumuz çalışmada 3.haftada sakrifiye ettiğimiz ratların kalvaryumundaki histomorfometrik inceleme sonucunda; B3 ve A3 grubunu karşılaştırdığımız zaman, B3 grubunda A3(Kontrol grubu) grubuna göre kemik oluşumunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğunu gördük (p=0,001). Yine A3 grubu ile C3 grubunu yeni kemik oluşumu ile ilgili karşılaştırdığımız zaman anlamlı bir fark oluştuğunu gözlemledik (p=0,004). 6.haftada sakrifiye ettiğimiz ratların histomorfometrik incelemesini yaptığımız zaman A6(Kontrol grubu) grubu ile B6 ve C6 grupları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark elde edilmemiştir (Sırası ile: p=0,762; p=0,964).Yapmış olduğumuz çalışmada erken kemik oluşumunu gözlemlemek için 3.haftada sakrifiye edilen ratlar arasında çıkan sonuçlara göre ; kontrol grubu (A3) ile greft kullanılan grup (C3) arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark elde ettik ( p= 0,004 ). Boş bırakılan grup (B3) ile greft uygulanan grup (C3) arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. ( p= 0,981 ). Geç kemik oluşumunu takip ettiğimiz 6. haftada sakrifiye edilen ratlar arasında çıkan sonuçlara göre; kontrol grubu (A6) ile greft kullanılan grup (C6) arasında ve boş bırakılan grup (B6) ile greft uygulanan grup (C6) arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. ( Sırası ile; p= 0,964; p= 0,994 ). Sonuç olarak deneysel olarak oluşturduğumuz bu modelde sistemik olarak verilen propolisin erken dönem kemik oluşumunda pozitif etkisi olduğu ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğunu gözlemledik. Bununla birlikte geç dönem kemik oluşumunda sistemik olarak verilen propolisin herhangi bir etkisinin olmadığı saptandı. Anahtar kelimeler: kritik boyutlu defekt, propolis, alloplastik kemik greftleri, rat

Kemik defektleriKemik nakliKemik rejenerasyonu+2
Cenker Selçuk
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kritik boyutlu kemik defektlerinde lokal simvastatin ve led ile uygulanan fotobiyomodülasyonun kemik iyileşmesi üzerine etkilerinin histopatolojik incelenmesi

Kemik iyileşmesi üzerine yapılan çalışmalar kolay elde edilebilen ve ucuz ilaçlar ile hasta konforunu yüksek tutan biyostimülatif cihazlar üzerine yoğunlaşmıştır. Yüksek kan kolesterol seviyesini düşürme amaçlı kullanılan statinler pleiotropik etkileri ile bu ilaçların başında gelmektedir. Fotobiyomodülasyon (FBM) ışık saçan diyod (LED) cihazlarla kemik oluşumunu hızlandırmaya yönelik tedavi alternatifidir. Bu çalışmanın amacı sıçan kalvaryumlarında oluşturulan kritik boyutlu defektlerde FBM ve lokal simvastatinin yeni kemik yapımına etkilerini histopatolojik olarak değerlendirmektir. Çalışmada 13 haftalık 28 adet Spraque Dawley cinsi erkek sıçan kullanıldı. Deneklerin kalvaryumlarına bilateral olarak açılan kritik boyutlu defektlerin birine lokal simvastatin yerleştirildi diğeri boş bırakıldı. Deneklerin yarısına FBM tedavisi uygulanırken diğer yarısı spontan iyileşmeye bırakıldı. Denekler 7 ve 14 gün sonra sakrifiye edilerek örnekler histopatolojik incelemeye alındı. Histopatolojik inceleme sonrası 14. gün FBM ve simvastatinin yeni kemik yapım değerleri 7. günden anlamlı derecede yüksek bulundu. FBM ve simvastatinin birlikte yeni kemik yapım değerleri kontrol grubundan anlamlı derecede yüksek bulundu. FBM ve lokal simvastatinin yeni kemik yapımına olumlu etkilerinin olduğunu ancak daha çok çalışma yapılması gerektiği sonucuna varıldı.

Antikolesteremik ajanlarCerrahi-oralKemik defektleri+6
Muammer Çağrı Burdurlu
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde hyaluronik asit ve sığır kaynaklı kemik grefti kombinasyonu ile tek başına sığır kaynaklı kemik grefti uygulamalarının klinik ve radyografik olarak karşılaştırılması

Bu çalışmada, ileri kronik periodontitis teşhisi konmuş hastalarda bulunan periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde hyaluronik asit (HA) içeren yeni bir materyal ve sığır kaynaklı kemik grefti (SKKG) kombinasyonu ile tek başına SKKG uygulamalarının klinik ve radyografik olarak karşılaştırılması amaçlandı. Çalışmaya, sondalama derinliği (SD) ≥5 mm ve kemik içi defekt derinliği ≥3 mm olan 20 kronik periodontitis hastasına ait 3+2+1, 3+2, 3+1, 3, 2+1 ve 2 duvarlı toplam 109 kemik içi defekt dahil edildi. Defektlerden 54 tanesi HA+SKKG kombinasyonu (1. grup) ile tedavi edilirken, 55 tanesi sadece SKKG (2. grup) ile tedavi edildi. Operasyondan önce ve 12 ay sonra, plak ve dişeti oluğu kanama indeksleri, rölatif dişeti kenarı seviyesi, SD, rölatif ataşman ve kemik seviyeleri ile radyografik kemik seviyesi ölçümleri yapıldı. Operasyondan sonraki 12. ayda, her iki grupta da incelenen tüm klinik ve radyografik parametrelerde başlangıca göre istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşme saptandı (p<0.05). Defektin en derin noktası gözönüne alındığında, 1. ve 2. gruplarda sırasıyla, 3.38±1.29 mm ve 2.99±0.75 mm SD azalması, 2.56±1.26 mm ve 2.33±0.57 mm ataşman kazancı, 0.79±0.88 mm ve 0.66±0.56 mm dişeti çekilmesi, 2.39±1.45 mm ve 2.09±0.65 mm klinik ve 2.28±1.34 mm ve 1.93±0.95 mm radyografik kemik kazancı saptandı. Gruplar arasında incelenen tüm klinik ve radyografik parametreler yönünden anlamlı fark tespit edilmedi (p>0.05). Bu çalışmadan elde edilen bulgular, hem HA+SKKG kombinasyonunun hem de tek başına SKKG uygulamasının ileri kronik periodontitisli hastalarda bulunan periodontal kemik içi defektlerde, 12. ayda anlamlı klinik ve radyografik iyileşme sağladığını, ancak gruplar arasında anlamlı bir farkın bulunmadığını göstermektedir. Anahtar kelimeler: Hyaluronik Asit, Sığır Kaynaklı Kemik Grefti, Kemik İçi Defekt, Kronik Periodontitis

Hyalüronik asitKemik defektleriKemik nakli+5
Dudu Otçuoğlu
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Generalize Agresif Periodontitisli hastalarda bulunan periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde trombositten zengin plazma ve sığır kaynaklı kemik grefti kombinasyonu uygulamasının klinik ve radyografik olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmada, Generalize Agresif Periodontitis'li (AgP) hastalarda bulunanperiodontal kemik içi defektlerin tedavisinde trombositten zengin plazma(TZP) ve sığır kaynaklı kemik grefti (SKKG) kombinasyonunun etkinliğininklinik ve radyografik olarak değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışmamızda, yaşları 21 ile 35 arasında değişen, 20 Generalize AgP'lihastaya ait sondalanabilir cep derinliği (SCD) ? 5 mm ve kemik içi defektderinliği ? 3 mm olan toplam 100 kemik içi defekt TZP+SKKG ile tedaviedildi. Operasyon öncesinde ve operasyondan 12 ay sonra, plak ve dişetioluğu kanama indeksi, SCD, dişeti kenarı, ataşman, klinik kemik veradyografik kemik seviyesi ölçümleri yapıldı.Tüm hastalarda iyileşmenin sorunsuz gerçekleştiği gözlendi. Operasyondansonraki 12. ayda klinik ve radyografik parametrelerde başlangıç seviyesinegöre anlamlı iyileşme saptandı (p<0.0001). Defektin en derin noktasıgözönüne alındığında, 4.48±1.01 mm SCD azalması, 3.62±0.77 mm ataşmankazancı ve 0.84±0.54 mm dişeti çekilmesi, 3.11±0.62 mm klinik ve 2.89±1.47mm radyografik kemik kazancı bulundu.Bu bulgular, TZP ve SKKG kombinasyonunun Generalize AgP'li hastalardabulunan kemik içi periodontal defektlerde, tedavi öncesi ve sonrasıkıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı klinik ve radyografik iyileşmesağladığını göstermektedir

Kemik defektleriKemik nakliKemik rejenerasyonu+6
Tonguç Kavasoğlu
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
DoktoraAçık ErişimTR

Periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde iki farklı kemik greftinin kollagen membranla kombine kullanımının etkinliğinin klinik ve radyografik olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmada, periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde solventle dehidrate edilen mineralize allogreft (MA) ve sığır kaynaklı kemik greftlerinin (SKKG) kollagen membranla (KM) kombine kullanımının etkinliğinin klinik ve radyografik olarak değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışmaya 25 kronik periodontitis hastasına ait sondalanabilir cep derinliği (SCD) ? 6 mm ve kemik içi defekt derinliği ? 4 mm olan toplam 38 kemik içi defekt dahil edildi. Defektler, MA + KM ve SKKG + KM ile tedavi edildi. Operasyon öncesinde ve operasyondan 12 ay sonra, plak indeksi, dişeti oluğu kanama indeksi, SCD, rölatif dişeti kenarı seviyesi, rölatif ataşman seviyesi, rölatif kemik seviyesi ve radyografik kemik seviyesi ölçümleri yapıldı.Operasyondan sonraki 12. ayda klinik ve radyografik parametrelerde başlangıç seviyesine göre anlamlı iyileşme saptandı (p<0.01). Defektin en derin noktası gözönüne alındığında, MA + KM ve SKKG + KM gruplarında sırasıyla 5.22±1.24 mm ve 4.17±1.3 mm SCD azalması, 2±0.94 mm ve 1.13±0.83 mm dişeti çekilmesi ve 3.22±1.09 mm ve 3.04±1.2 mm ataşman kazancı gözlendi. Klinik ve radyografik kemik kazancı değerleri sırasıyla MA + KM grubunda 3.13±1.11 mm ve 2.84±1.12 mm, SKKG + KM grubunda 2.72±1.1 mm ve 2.68±0.88 mm olarak bulundu. Kemik içi defektlerin tedavisinde her iki kombine rejeneratif tedavi uygulaması da başlangıca göre anlamlı ve benzer klinik ve radyografik iyileşme sağlamaktadır.

Kemik defektleriKemik nakliKemik rejenerasyonu+3
Müge Tirali Türkkan
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Mezenkimal kök hücre kaynaklı osteoblastların spongioz allogreftle inkübasyonunun osteojenik aktiviteye etkisi

Amaç: Allogreftler ve mezenkimal kök hücreleri temel alan hücre kaynaklı tedaviler Ortopedi ve Travmatoloji'de sık olarak kullanılmaktadır. Mezenkimal kök hücrelerin genel ortopedik uygulamalarda kullanılmasına ek olarak, kemik greftleme gereksinimi olan hastalarda, mezenkimal kök hücre ve greftleme kombinasyonları da giderek artan sıklıkla uygulanan işlemlerdir. Ancak bu kombine uygulamalarda mezenkimal kök hücre davranışları ile ilgili bilgi birikimi hala kısıtlıdır. Bu çalışmada, kemik iliği ve yağ dokusu kaynaklı mezenkimal kök hücreleri, osteoblastik aktivite açısından birbirleriyle karşılaştırmayı ve bunların taze allogreftlerle inkübasyonu sonrası osteoblastik aktivitelerindeki değişiklikleri bulmayı amaçladık.Materyal ve Metod: Kemik iliği kaynaklı mezenkimal kök hücreler 23 yaşında femur psödoartroz cerrahisi geçiren hastanın iliak kanat aspirasyon materyalinden, adipoz doku kaynaklı mezenkimal kök hücreler 32 yaşında abdominal liposuction cerrahisi geçiren hastanın aspirasyon materyalinden izole edildi. Hücreler izolasyon sonrası ilk 10 gün büyütme besiyerinde çoğaltıldı. Daha sonra kaynağına göre her bir grup kendi içinde 2 gruba ayrıldı. Bir grup sadece osteojenik besiyerinde, diğer grup kemik grefti eklenmiş osteojenik besiyerinde 21 gün inkübe edildi. Elde edilen dört kültür grubunun; 1,7,14,21. günlerde MTS kullanılarak hücre proliferasyonları, 7,14 ve 21. günlerde alkalen fosfataz düzeyleri ölçülerek osteojenik potansiyelleri, 14 ve 21. günlerde uygulanan Von Kossa ve Alizarin Red boyamalarıyla mineralizasyon açısından değerlendirildi.Sonuç: Kemik grefti eklenmeyen kemik iliği ve adipoz kaynaklı mezenkimal kök hücreleri, proliferasyon düzeyi açısından her bir grubun kendi içinde gün bazında hücre proliferasyon değişiminde istatistiksel anlamlılık bulunmadı ancak iki grubun karşılaştırılmasında 7 ve 21. günlerde hücre proliferasyonunda kemik iliği kaynaklı hücreler lehine istatistiksel anlamlı sonuç bulundu (p<0.05). Bu sonuç kemik iliği kökenli mezenkimal kök hücreler doğal gelişim çizgisi kemik olduğu için, daha iyi osteoblastik proliferasyon gösterebileceklerini düşündürmüştür. İki grup arasında alkalen fostaz aktivitesinde 7,14,21. günlerde istatistiksel fark görülmemiştir. Von Kossa ve Alizarin Red boyamalarında her ne kadar kantitatif bir ölçüm yapılmamış olsa da mikroskop ile incelemede belirgin fark saptanmamıştır. Kemik iliği ve adipoz doku kaynaklı kök hücrelerin kemik grefti eklenmeyen ve eklenen grupları karşılaştırıldığında, greft eklenmeyen grupta özelleşmenin görüldüğü 14. gün dışında 21 gün boyunca hücre sayılarında artış görülmüştür, greft eklenen grupta hücre sayısı iki kaynak grubunda da 14. günden sonra azalmıştır. Bu azalma 21. günde istatistiksel olarak da anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Alkalen fosfataz düzeyleri arasında greft eklenen ve eklenmeyen gruplarda 7,14,21. günlerde istatistiksel fark bulunmamıştır. Von Kossa ve Alizarin Red boyamalarında greft eklenen gruplarda mineralizasyonda belirgin azalma tespit edilmiştir.Çıkarımlar: Taze spongioz allogreftler kemik iliği ve adipoz doku kaynaklı mezenkimal kök hücrelerin osteojenik aktivitesini inhibe etmektedir.İleri Perspektifler: Mezenkimal kök hücrelerin özelleşmesinin geç döneminde MTS analizi ile görülen hücre sayısındaki azalma, ayrı bir çalışmada hücre DNA analizi veya protein analiziyle de tekrarlanarak daha güvenilir sonuçlara ulaşılabilir. Von Kossa ve Alizarin Red boyamalarında greft eklenen mezenkimal kök hücre gruplarında görülen mineralizasyondaki azalma mineralizasyonun kantitatif olarak gösterilebileceği kalsiyum ölçümü ile desteklenebilir. Ayrıca özelleşmenin geç dönemindeki bu inhibisyon osteojenik aktivitenin geç dönem belirteçleri olan Osteonektin, Osteopontin, Osteokalsin gibi geç dönem belirteçlerinin ölçümüyle desteklenebilir. Tüm bunlara ek olarak bu inhibisyonda rol oynayabilecek Sclerostin ve DKK1 gibi muhtemel moleküller ve bu moleküllerin etkin olduğu yolaklar ayrı bir çalışmayla araştırılabilir.

Adipoz dokuKemik defektleriKemik dokusu+3
Korcan Yüksel
Yeditepe University
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hayvan modelleri üzerinde oluşturulan menisküs defektlerinin biyo-uyumlu bir jel kullanılarak onarılması

Menisküsler; diz eklemi hareketlerinin sorunsuz olarak sağlanması, alt ekstremite yük dağılımının organize edilmesi ve eklem içi yapıların korunmasını sağlayan intra-artiküler dokulardır. Artan hayat temposu ile birlikte menisküs yaralanmaları her geçen gün daha yüksek oranlarda görülmekte ve hayat kalitesinde bozulmaya sebep olmaktadır. Menisküs yaralanmalarının şekline, boyutuna ve hastanın eklem sağlığına bağlı olarak literatürde tedavi yöntemleri konservatif ve cerrahi olarak ikiye ayrılmıştır. Menisküs dokusunun kendine has beslenme ve iyileşme kondisyonlarına bağlı olarak birçok yaralanma tipinde konservatif tedavilerin yetersiz kaldığı ve cerrahi tedavilere ihtiyaç olduğu bilinmektedir. Cerrahi tedavilerin ise biyolojik ve rejeneratif içerikleri olması durumunda iyileşme süresinin hızlandığı ve eklem içi fonksiyonların ise büyük ölçüde korunduğu gösterilmiştir. Bu tezin amacı; kronik menisküs yaralanmaları sonrası menisküslerde oluşan defektlerin menisküs dikiş tedavilerine ihtiyaç duymadan enjekte edilebilir bir biyojel yardımı ile onarılmasının hayvan modelleri üzerinde değerlendirilmesidir. Araştırmada oluşturulan hayvan modelinde kontrol grubu ve her bir deney grubu için onar hayvan modeli oluşturuldu. Biyojel ile menisküs defektinin onarılması sonrası biyomekanik değerlendirme yapıldı. Hazırlanacak biyojelin yapısı için yapılan in-vitro çalışmada aljinat %2 ve kalsiyum klorür (CaCl2) %10 çözeltide kullanıldı. Makroskopik değerlendirme de bu konsantrasyon oranları en iyi elastisite ve sağlamlılık gösterdi. Eşbasınçlı senkron enjektör sistemi ile uygun çarpışma havuzu ve çıkış lümeni sayesinde filamantöz yapıda biyojel ile çalışma grubunda önceden hazırlanan menisküs defektleri onarıldı. Ardından çalışma ve kontrol grubunda biyomekanik testlere geçildi. Yapılan değerlendirmeler sonrası elastisi düzeyleri normal menisküs dokusu için; 7,658 ± 1,017 ve biyojel yüklü menisküs dokusu için; 6,974775 ± 0,955 olarak benzer elastisite de bulundu. Sonuç olarak elde edilen verilerden menisküs defektlerinin enjekte edilebilir biyojel ile onarılmasının menisküs dokusunun eklem içindeki biyomekanik destek fonsiyonlarını yerine getirmesine katkısı olacağı gözlemlenmiştir.

AljinatlarBiyomekanikDiz+5
Mustafa Akkaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Patellofemoral ağrılı bireylerde egzersize ilave farklı bantlama yöntemlerinin etkinliğinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, egzersiz programına eklenen McConnell patellar bantlama (MPB) tekniği ile egzersiz programına eklenen femoral rotasyonel bantlama (FRB) tekniğinin, patellofemoral ağrılı (PFA) bireylerin ağrı şiddeti, fonksiyonel durum, patellofemoral dizilim, denge ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı. Çalışmaya 18-50 yaş aralığında 36 PFA'lı birey dahil edildi. Bireyler tabakalı randomizasyon yöntemiyle 12'şer bireyden oluşan üç gruba ayrıldı. Her üç gruba haftada 2 seans toplam 6 hafta (12 seans) süresince kalça ve diz odaklı egzersiz programı uygulandı. Egzersiz grubuna sadece egzersiz programı, McConnell bantlama grubuna egzersiz programına ilave olarak MPB tekniği, femoral rotasyonel bantlama grubuna ise egzersize ilave olarak FRB tekniği uygulandı. Ağrı şiddeti değerlendirmesi Görsel Analog Skalası (GAS) ile; fonksiyonel durum değerlendirmesi Kujala Patellofemoral Skorlama Sistemi (KPSS), Merdiven Testi (MT) ve Zamanlı Kalk-Yürü Testi (ZKYT) ile; dizilim değerlendirmesi manyetik rezonans görüntüleme, Q açısı ve genu varum/valgum ölçümleri ile; denge değerlendirmesi Y Denge Testi (YDT) ile; yaşam kalitesi ise Nottingham Sağlık Profili Anketi (NSPA) ile değerlendirildi. Tedavi sonrasında GAS, MT ve ZKYT verilerindeki değişim üç grupta da benzer iken, femoral rotasyonel bantlama grubunun KPSS verilerindeki değişim diğer iki gruba göre daha yüksek bulundu (F=3.956; p=0.019). Tedavi sonrasında, McConnell bantlama grubunun istirahat halindeki bisect offset indeksi ve lateral patellar deplasman değerlerinde azalma görüldü (sırasıyla; F=0.920, p=0.015 ve F=0.879, p=0.013). Femoral rotasyonel bantlama grubunun kontraksiyon halindeki patellar tilt açısı ve lateral patellofemoral açı değerlerinde azalma tespit edildi (sırasıyla; F=0.722, p=0.010 ve F=1.325, p=0.020). McConnell bantlama grubunun istirahat halindeki Q açısında artış gözlenirken (F=1.122, p=0.046) egzersiz grubu ve femoral rotasyonel bantlama grubunun kontraksiyon halindeki Q açısı ortalamalarında artış meydana geldi saptandı (sırasıyla; F=0.938, p=0.009 ve F=0.938, p=0.011). Her üç gruptaki, YDT'nin her üç yön (egzersiz grubunun anterior yön değerleri hariç) ve kompozit skor değerlerinde benzer düzeyde artış görüldü (p<0.05). NSPA skorlarının toplam verilerinde her üç grupta da azalma olduğu (p<0.05) ve bu azalmanın üç grupta da benzer olduğu (F=0.256, p=0.762) tespit edildi. Çalışmamızın sonuçları egzersize ilave uygulanan femoral rotasyonel bantlama tekniğinin ağrı şiddeti azaltılması, fonksiyonel durumun geliştirilmesi, dengenin geliştirilmesi ve patellar tiltin azaltılmasında egzersize ilave uygulanan McConnell patellar bantlama tekniğine veya izole egzersiz tedavisine göre daha etkili olduğunu ortaya koydu. Proksimal risk faktörlerine yönelik tedavi yaklaşımlarının PFA tedavisinde daha etkin sonuçlar ortaya koyabileceği ve femoral rotasyonel bantlama uygulmasının de bunun için önemli bir seçenek olabileceği sonucuna varıldı.

AğrıEgzersizKemik defektleri+5
Adil Songur
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00

İlgili konular