Rheumatic diseases

68 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit hastalarında dinamik thiol/disülfit dengesinin belirlenmesi

Amaç: Serbest radikallerin aşırı üretimi veya antioksidan mekanizmaların yetersiz kalması ile pro-anti oksidan denge bozulmaktadır. Oluşan yüksek seviyelerdeki SOR'un hücreler üzerindeki zararlı etkisi oksidatif stres olarak adlandırılır. Tiyoller fonksiyonel sülfidril grubu içeren organik bileşiklerdir ve antioksidan sistemin önemli bir üyesidir. Dinamik tiyol disülfid homeostazının sağlanması; antioksidan savunma, enzim aktivitelerinin düzenlenmesi, detoksifikasyon, apopitozis, transkripsiyon ve hücresel sinyal iletimi mekanizmalarında kritik rollere sahiptir. Yapılan son çalışmalarda diabetes mellitus (DM), kardiyovasküler hastalıklar, kanser, romatoid artrit, kronik böbrek hastalığı, Alzheimer hastalığı, multiple skleroz ve kronik karaciğer hastalığı gibi birçok hastalığın patogenezinde tiyol disülfid dengesinin bozulduğuna dair kanıtlar elde edilmiştir. Bu çalışmada Romatoid artrit popülasyonunu temsil eden grupta dinamik tiyol/disülfid dengesi değerlendirilmesi planlanmıştır. Materyal ve metod: Çalışmaya 1 Aralık 2014 ile 31 Aralık 2015 tarihleri ara-sında Ankara EAH Romatoloji kliniğine başvuran, romatoid artrit'li 100 hasta ve 100 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Çalışma prospektif, vaka kontrol çalışmasıdır. Çalışmaya gönüllü 100 RA hastası ve 100 yaş ve cinsiyet uyumlu kontrol hastası dahil edildi. Kronik böbrek yetmezliği, nefrotik sendrom, malnutrisyon ve kronik karaciğer hastalığı gibi hipoalbuminemiye neden olarak tiyol havuzunu etkileyebilecek hastalığı olan has-talar çalışmaya alınmamıştır. Çalışma grubuna alınan hastalar: Kontrol grubu için tiyol ve disülfid düzeylerini etkileyebilecek sistemik kronik hastalığı olmayan, 18-65 yaş arası sağlıklı bireyler seçildi. Çalışmaya alınan her bireyin yaş, cinsiyet, ek hastalık, kullanmakta olduğu ilaçlar, başvuru anında alınan kanlarında lökosit (WBC), hemoglobin, trombosit (Plt), glukoz, üre, kreatinin, aspartat amino transferaz (AST), alanin amino transferaz (ALT), alkalen fosfataz (ALP), gama glutamil transferaz (GGT), sodyum (Na), potasyum (K), albümin, protein,kan sedimentasyon oranı, CRP, total kolesterol, LDL kolesterol, HDL kolesterol değerleri, hasta grubu için ayrıca das28 skoru, RF ve anti-CCP değerleri ölçüldü. Hasta ve kontrol grubunda biyokimya, hemogram, tiyol ve disülfid düzeyleri için 8 saatlik açlık sonrası kan alındı.Tiyol-disülfid ölçümleri hasta grubunda ilk RA tanısı aldıkları gün yapıldı. Çalışma için Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Ankara Atatürk EAH Etik Komite-si'nden onay alındı. Tüm parametreler Ankara Atatürk EAH, Klinik Biyokimya ve Hormon Laboratuarında çalışılmıştır. Alınan tiyol ve disülfid numuneleri biyokimya labaratuvarında 3600 devirde 10 dakika santrifüj edildikten sonra, kan tiyol disülfid parametreleri, Erel & Neselioglu tarafından yeni geliştirilen otomatik ölçüm yöntemiyle Ankara Atatürk EAH Biyokimya Laboratuarında Roche Hitachi Cobas c501 otomatik analizöründe çalışıldı. Demografik özellikler, laboratuar bulguları ile native tiyol [-SH], total tiyol [SH+-S-S-], disülfid [-S-S-] düzeyleri ve ayrıca yüzde olarak hesaplanan disülfid/native tiyol [-S-S-/-SH], disülfid/total tiyol [-S-S-/-SH+-S-S-], native tiyol/total tiyol [-SH/-SH+-S-S-] değerleri; hasta ve kontrol grubunda karşılaştırılarak incelendi. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların %86' sı Kadın %14' ü Erkek, hastaların yaş ortalaması 46,3±12.03, ortalama sedimentasyon değeri 26.92±16.41, ortalama CRP değeri 9.13±9.9 olarak görülmüştür. Romatoid artritli hastalarımızın %59' unda anti ccp +, % 47' sinde RF + olarak görülmüştür. Anti-Ccp + ve anti-ccp – Romatoid Artrit' li hastaların tiyol/disülfit karşılaştırmalarında iki grup arasında anlamlı fark tespit edilememiştir. RF(+) ve RF(–) Romatoid Artrit' li hastaların tiyol/disülfit karşılaştırmalarında iki grup arasında anlamlı fark tespit edilememiştir. Romatoid Artritli hastalardaki das28 düzeyi sınıflandırılması yapılmıştır. Romatoid Artrit' li hastaların %14' ünde DAS28 < 2.6,%19' unda das28 2.6 – 3.2, %53' ünde das28 3.2 – 5.1, %14' ünde das28 > 5.1 olarak görülmüştür. Romatoid Artrit' li hastaların das28 e hastalık aktiviteleri ile tiyol/disülfit değerlerinin karşılaştırılması yapılmıştır ve Romatoid Artrit'li Hastaların das28 e göre hastalık aktiviteleri ile tiyoldisülfit değerlerinin karşılaştırılmasında 4 grup arasında anlamlı fark edilememiştir. Romatoid Artrit' li hastalarla sağlıklı kontrol grubu arasında tiyol/disülfit değerleri karşılaştırılmıştır. Romatoid Artrit' li hastalarla kontrol grubu arasında yaş ve cinsiyet açısından fark tespit edilmezken tiyoldisülfit değerleri açısından hasta grubu lehine anlamlı fark tespit edilmiştir. Sonuç: Literatürde tiyollerin bazı hastalıkların gelişimi, seyri ve prognozu üze-rindeki etkileri araştırılmakta olan bir konudur. Çalışmamız Romatoid Artrit ve tiyol bileşikleri ile ilişkisini Erel ve Neşelioğlunun metoduna göre inceleyen ilk çalışmadır. Sonuçta Romatoid Artritli hastalarda tiyol disülfid düzeyinin artış gösterdiği ve oksidatif stres düzeyinin artış gösterdiği saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Tiyol, disülfid, oksidatif stres, serbest oksijen radikalleri, Romatoid artrit

Artrit-romatoidDisülfitlerRomatizmal hastalıklar+2
Yunus Halil Polat
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Andiferansiye spondiloartrit ve ankilozan spondilitli hastalarda ve dinamik tiyol disülfit düzeyleri ve bu düzeylerin hastalık aktivitesi göstergeleri ile ilişkisi

Amaç: Spondiloartrit/spondiloartropati (SpA), günümüzde tanı sıklığı ve farkındalığı artan birbirleriyle klinik özellikler ve genetik açıdan ilişkili hastalıklar grubunu tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu çalışma, SpA' nın en sık görülen iki alt grubunun- ankilozan spondilit (AS) ve undiferansiye (farklılaşmamış) spondiloartrit (USpA) - Türk toplumu için klinik ve demografik özelliklerini saptamak, ayrıca oksidatif stresin romatizmal hastalıkların patogenetik bir sonucu olduğu iddiasına dayanarak, oksidatif stresin göstergeleri olan tiyol ve disülfit düzeylerinin, bu hastalıkların aktivite göstergeleriyle korelasyonu olup olmadığını göstermek amacıyla yapılmıştır. Bu grup hastalıklarda tiyol disülfit dengesi ilişkisi ve klinik önemi ile ilgili şu ana kadar yapılmış çalışma sayısı oldukça sınırlıdır. Materyal-metod: Çalışmaya Ocak 2017 ile Şubat 2017 tarihleri arasında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Romatoloji polikliniğine başvuran ve Modifiye New York kriterlerine göre tanı konulan, 18 yaş üstü, USpA ve AS' li 147 hasta, sağlıklı gönüllü 80 kontrol grubu retrospektif olarak dahil edilmiştir. Overlap (çakışma) sendromu, gebelik, malignite ve enfeksiyon durumu olan hastalar çalışmaya dahil edilmemiştir. Her hastanın ayrıntılı anamnezleri, yapılan sistemik muayene ve romatolojik muayeneleri alınarak hastaların hemogram, eritrosit sedimentasyon hızı (ESR), C reaktif protein (CRP), rutin biyokimyasal testleri, HLA-B27 gen analizi, sakroiliak grafisi ve sakroiliak MRG görüntülemesi, serum tiyol disülfit düzeyleri değerlendirilmiştir. Hastalık aktivasyonunu değerlendirmede, BASDAİ skoru ile ESR ve CRP düzeyleri kullanılmıştır. Kontrol grubunda ise demografik bilgilerinin yanı sıra serum tiyol disülfit düzeyleri çalışmada kullanılmıştır. Hasta ve kontrol grupları arasında, tetkik sonuçları, tiyol ve disülfit düzeyi sonuçları karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmada %'68,3 si (n=155) kadın, %31,7' i (n=72) erkek toplam 227 birey yer almaktadır. Belirtilen hasta grubunda 147 kontrol grubunda 80 birey bulunmaktadır. Cinsiyetin gruplara göre dağılımı beklendiği üzre anlamlı farklılık göstermektedir. AS grubunda yer alan hastaların yaş ortancası 46,4 (15.0) yıl, USpA grubunda yer alan hastaların yaş ortancası 49 (13.0) yıl' dır. Bireylerin yaş ortancaları gruplar arasında anlamlı düzeyde fark yoktur (p<0.086). AS ve USpA ile sağlıklı kontrol grubunun yaş değerlerinin anlamlı farklılık göstermediği tespit edilmiştir (sırasıyla, p=0,855 ve p=0,159) Hastaların tanı yaşları belirtilen iki grupta istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık göstermektedir (p=0.01). AS hastalarının tanı yaşı ortancası 37,5 (ÇAG=14.0), USpA kontrol grubu hastalarının tanı yaşı ortancası 44,5 (ÇAG=13.0)' tir ve iki gruba ait tanı yaşı ortancaları anlamlı düzeyde farklıdır (p=0.01) AS grubunda HLA-B27 %52 (n=9) oranında pozitif saptanırken, USpA grubunda bu oran %30 (n=15) oranında saptanmıştır. HLA-B27' nin negatif ya da pozitif olması belirtilen iki gruba göre anlamlı farklılık göstermemektedir (p=0.099) Toplam tiyol düzeyleri arasında SpA grubu ile kontrol grubu arasında fark bulunmazken (p = 0.068), nativ tiyol düzeyleri SpA grubunda anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p < 0.001). Buna ek olarak plazma disulfit düzeyleri SpA grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır (p<0.001). Plazma nativ tiyol, total tiyol ve disülfit düzeyleri ile elde edilen oranlarda SpA grubu ile kontrol gurubu arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. (p<0,05). Nativ tiyol ve toplam tiyol düzeyleri Klasik DMARD kullanan hasta grubunda Anti-TNF ajanları kullanan gruba kıyasla daha anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0,03). Sonuç: Nativ tiyol düzeyi SpA grubunda anlamlı olarak düşük saptanmıştır. Bu durum oksidatif stresin SpA'da etkili ve önemli olduğunu göstermektedir. Plazma nativ tiyol ve CRP& ESR düzeyleri arasında güçlü negatif korelasyon saptanmıştır. Bu veriye dayanarak, nativ tiyol düzeyleri de hastalık aktivitesi takibinde kullanılabilir. Nativ tiyol ve toplam tiyol düzeyleri Klasik DMARD grubunda Anti-TNF ajanı kulanan gruba kıyasla daha düşük saptanmıştır. Buna göre Anti-TNF tedaviler SpA hasta gurubunda daha geniş endikasyonla kullanılmalıdır. Bu sonuçlar daha geniş hasta gruplarıyla yapılan çalışmalarda doğrulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Ankilozan spondilit, Andiferansiye spondiloartrit, Tiyol, Disülfit

ArtritArtropatiDisülfitler+4
Cemaleddin Öztürk
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnterstisyel akciğer hastalığı ile yönlendirilen hastaların romatolojik değerlendirme sonuçlarının retrospektif olarak incelenmesi

Çalışmamızın amacı interstisyel akciğer hastalığı (İAH) tespit edilerek etiyoloji araştırılması için romatolojiye yönlendirilen hastalarda; romatolojik hastalık ilişkili interstisyel akciğer hastalığı (RH-İAH) ve otoimmün özelliklere sahip interstisyel pnömoni (İPAF) prevalansını araştırmak, sınıflandırmak ve ayırıcı tanıda klinik pratikte kullanılabilecek parametreleri belirlemektir. Çalışmada, 2010 - 2020 yılları arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniğinde İAH tespit edilen ve etiyoloji araştırılması için Romatoloji Bilim Dalı polikliniğe yönlendirilen 226 hastanın demografik ve klinik özellikleri, laboratuar ve görüntüleme tetkikleri, patoloji raporları, tanı ve tedavileri retrospektif olarak incelendi. Hastalar; İAH etiyolojisine göre romatoloji dışı İAH, İPAF, RH-İAH olarak 3 ana gruba ayrıldı. Çalışmaya dahil edilen hastaların %49,1'i (n=111) romatoloji dışı İAH, %20,8'i (n=47) İPAF, %30,1'i (n=68) RH-İAH olarak değerlendirildi. RH-İAH gurubunda; ilişkili hastalık olarak en sık %41,1 (n=28) Sjögren sendromu (SjS) görüldü. İPAF grubunun; %55'i kadın, yaş ortalaması 68,47±11,93 yıl bulundu. Hastaların %49'unda olağan interstisyel pnömoni (UİP) paterni görüldü. İPAF sınıflandırma kriterlerine göre; klinik bulgularda %25 eklem tutulumu, serolojik bulgularda %62 antinükleer antikor (ANA) pozitifliği, morfolojik bulgularda %21 nonspesifik interstisyel pnömoni (NSİP) paterni en sık görüldü. RH-İAH ve İPAF grubunu romatoloji dışı İAH grubundan ayırmada etkili beş bağımsız faktör belirlendi. Bunlar; komorbidite, cilt lezyonu, eklem tutulumu, tükürük bezi biyopsisi patoloji varlığı ve ANA pozitifliği idi. Bu etkenlerin romatolojik takip gerektiren, immünsüpresif tedavi adayı hastaları belirlemede klinik pratiğimize katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Akciğer hastalıkları-interstisyelAkciğer hastalıkları-interstisyelPnömoni+2
Aynur Kamburoğlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatizmal kapak hastalıklı çocuk hastalarda tam kan analizindeki parametrelerin sistemik inflamasyon göstergesi olarak kullanılması

Amaç: Akut Romatizmal Ateş (ARA) duyarlı bireylerde iyi tedavi edilmemiş A Grubu Beta Hemolitik Streptokok boğaz enfeksiyonu sonrası otoimmünite bağlı gelişen multisistemik inflamatuvar bir hastalıktır. Hastalığın en önemli mortalite ve morbidite nedeni kardit ve buna bağlı gelişen romatizmal kalp hastalığıdır (RKH). Çalışmamızda çocuk kardiyoloji polikliniğinde izlenen RKH'lı çocuk hastalarımızın tam kan parametrelerini aynı yaş ve cinsiyetten oluşan sağlıklı kontrol grubu çocuk tam kan parametreleri ile karşılaştırarak kronik inflamasyon göstergesi olarak kullanılabilecek belirteçleri saptamak istedik. Ayrıca düzenli ARA profilaksisinin bu belirteçler üzerine etkisini araştırmak istedik. Materyal ve Metod: Çalışmamıza, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Çocuk Kardiyoloji polikliniğinde RKH nedeni ile takip edilen 4-18 yaş aralığındaki 100 hasta çocuk ve hasta grubuyla aynı yaş ve cinsiyette 100 sağlıklı çocuk dahil edildi. Hasta grubundaki tüm çocuklar düzenli olarak 21 günde bir deposilin profilaksisi almakta idi. Hasta ve sağlıklı çocukların tam kan analizi sonuçları Nucleus sisteminde incelenerek tüm veriler sisteme girildi. Tutulan kayıtlardaki yaş, cinsiyet bilgileri de kayıtlardan alınarak veri olarak girildi. Literatürde kronik inflamatuvar hastalıklarda değiştiği bildirilen birçok tam kan parametresini çalışmamıza dahil ettik. Bu parametreleri CRP, Eritrosit Dağılım Genişliği (RDW), Trombosit Dağılım Genişliği (PDW), Ortalama Trombosit Hacmi (MPV) ve lökosit subtipleri olan nötrofil, lenfosit, monosit sayıları ve bunların birbirine oranları (nötrofil/lenfosit, platelet/lenfosit ve monosit/lenfosit oranı) idi. Hasta ve kontrol grubunda tüm bu parametreleri istatistiksel olarak karşılaştırarak kronik inflamasyon göstergesi olarak kullanılabilecek belirteçleri saptadık. Elde edilen sonuçları literatür bilgileri ile karşılaştırarak düzenli ARA profilaksisinin bu belirteçler üzerine etkisini araştırmak istedik. Değişkenlerin dağılımı kolmogorov simirnov test ile ölçüldü. Nicel bağımsız verilerin analizinde mann-whitney u test kullandık. Nitel bağımsız verilerin analizinde ki-kare test kullandık. Korelasyon analizinde spearman korelasyon analizi kullanarak yaptık. Bulgular: Hasta ve kontrol grubu arasında yaş ve cinsiyet dağılımı açısından anlamlı fark saptanmadı (p> 0.05). RKH'lı grupta Lökosit sayısı, lenfosit sayısı, bazofil sayısı kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşüktü (p <0.05). Ayrıca hasta grubunda Bazofil sayısı anlamlı (p <0.05) olarak daha yüksek idi. RHK'lı grupta eritrosit dağılım genişliği (RDW) sağlıklı çocuk grubundan anlamlı (p <0.05) olarak daha yüksekti. Trombosit dağılım genişliği (PDW) ve ortalama trombosit hacimi (MPV) açısından hasta ve kontrol grupları karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak önemli bir fark saptanmadı (p> 0.05). RKH'lı grupta kontrol grubuna göre nötrofil/lenfosit, platelet/lenfosit oranlarında istatistiksel olarak bir fark saptanmazken Monosit Lenfosit Oranıda anlamlı düşüklük saptandı (p <0.05). Sonuç: Hasta grubumuzda akut ve kronik inflamatuar hücrelerde genel olarak bir artış saptamadık. Aksine çalışmamızda düzenli sekonder deposilin profilaksisi alan RHK'lı çocuk hastalarda lökosit sayısı, lenfosit sayısı, bazofil sayısı ve monosit/lenfosit oranın düştüğünü ve RDW değerinin ise yükseldiğini saptadık. RKH'lı çocuk hastalarda literatürde bildirilen çalışmalardan farklı olarak lökosit, lenfosit, bazofil sayısı ve monosit/lenfosit oranın düşük olmasını hastalarımızın deposilin profilaksisinin düzenli olarak yaptırmasına bağladık. Bu nedenle RKH'lı çocuk hastalarda düşük lökosit, lenfosit, bazofil sayısı ve monosit/lenfosit oranın deposilin profilaksisinin düzenli olarak yapıldığını gösteren belirteçler olarak kullanılabileceğini düşünüyoruz. Hasta grubunda saptadığımız RDW değerinin yüksekliğini ise kronik inflamasyon nedeniyle değil de hastalarımızdaki kalp kapak yüzey anatomilerindeki bozulmayla ilişkili olacağını düşünüyoruz. Anahtar Sözcükler: romatizmal kalp hastalığı, akut romatizmal ateş, tam kan analizi.

Kalp kapak hastalıklarıKalp kapakçıklarıKan sayımı+3
Lala Nurmammadova
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit, ankilozan spondilit ve psöriatik artrit hastalarının tırnak bulgularının klinik ve dermoskopik olarak değerlendirilmesi ve psöriasis hastaları ile karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Psoriasis immün aracılı mekanizma ile oluşan kronik inflamatuvar (IMID grubu) bir hastalıktır ve psoriatik artrit, psoriasisin en sık görülen komorbiditesidir. Romatoid artrit (RA) ve Ankilozan Spondilit (AS) de IMID grubuna dahil olan ve psoriatik artrit ile klinik benzerlikleri bulunan hastalıklardır. Tırnak tutulumu psoriasis ve özellikle de psoriatik artrit için özel önem taşır. Tırnağın eklem sisteminin bir uç parçası olarak görülmesiyle birlikte RA ve AS gibi hastalıklarda da tırnak lezyonlarının görülebileceği düşünülmüştür. Bu çalışmada, RA ve AS hastalarında tırnak değişikliklerini araştırmayı ve psoriasis ile psoriatik artrit hastalarında görülen zengin tırnak bulguları ile karşılaştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya 1.11.2020 ve 1.11.2021 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Dermatoloji polikliniğine başvuran 25'er eklem tutulumu olan ve olmayan psoriasis hastası ile Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran 25'er romatoid artrit ve ankilozan spondilit hastası dahil edildi. Hastaların el tırnakları muayene edildi ve her elden ikişer tırnak ve çevresinin dermoskopik görüntüleri kaydedildi. Hastaların demografik ve klinik özelliklerinin yanında gözle görülen ve dermoskopik tırnak bulguları kaydedildi. Bulgular: Hastaların 35'i erkek, 65'i kadındı. Yaş ortalaması 43.59 ±12.69'di. Eklem tutulumu olan ve olmayan psoriasis hastaları arasında PASI ve NAPSI ortalamalarında fark bulunmadı (sırasıyla p=0.382, p=0.734). Psoriasis hastalarında hastalık süresi arttıkça NAPSI skoru da korele olarak artıyordu (p=0.02). Eklem tutulumu olmayan psoriasis hastalarında gözle görülebilen en sık tırnak bulgusu onikoliz (%88, n=22) ve yüksük tırnak (pitting) (%88, n=22) iken PsA hastalarında da bulgular benzerdi (onikoliz: %88, n=22; pitting: %80, n=20). Ankilozan spondilit grubunda en sık saptanan tırnak bulgusu ise (%56, n=14) lökonişi iken romatoid artrit grubunda en sık görülen tırnak bulgusu (%48, n=12) tırnakta dikey çizgilenme-trakinoişiydi. Lökonişi ve yatay çizgilenme-çöküklük bulgularında gruplar arasında istatiksel anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla p= 0.56, p=0.05). Dermoskopide; Ps, PsA, RA ve AS hastalarında proksimal tırnak kıvrımında çok sıralı kapiller damarlanma sık görüldü. Megakapiller (%32, n=8), mikrohemorajik odak (%32, n=8), düzensiz, üst üste binmiş damar görünümü (%48, n=12) en çok ankilozan spondilit hastalarında görülürken; çarpık, dallanmış, morumsu damarlanma en çok (%20, n=5) romatoid artrit hastalarında saptandı. Psoriasis hastalarında (Ps: %76, n=19; PsA: %84, n=21) seyrek veya yaygın kümelenmiş noktasal damarlanma daha fazla görülürken (p<0.001), romatoid artrit hastalarında (%64, n=6) paralel kümelenmiş damarlar-kısa lineer damarlar daha fazla saptandı (p=0.01). Yine psödofiber işareti en çok PsA hastalarında görüldü (p=0.04). Sonuç: IMID grubu hastalıklarda patogenezdeki inflamasyon ve vasküler değişiklikler nedeniyle tırnak bulguları sık görülebilir ancak yine de RA ve AS hastalarında psoriasis hastalarındaki kadar zengin tırnak bulguları saptanmamıştır. Yüksük tırnak (pitting), onikoliz, splinter hemoraji ve subungual hiperkeratoz psoriasis tırnağında sık görülürken; lökonişi ve yatay çöküklük hastalığa özgün bulunmamıştır. Proksimal tırnak kıvrımında seyrek veya yaygın kümelenmiş noktasal damarlanma psoriasis tırnağını; paralel kümelenmiş, kısa lineer damarlanma ile düzensiz, dallanmış, morumsu damarlanma ise RA tırnağını düşündürebilir. Sonuç olarak; IMID grubu hastalıkların özellikle erken dönemde ayrımlarında dermatolojik muayene, detaylı tırnak muayanesi ve tırnak dermoskopisi büyük önem taşır.

Artrit-psoriatikArtrit-romatoidDermoskopi+4
Begüm Güneş
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatizmal kalp hastalıklarında yürütücü işlevlerin değerlendirilmesi

Giriş : Akut romatizmal ateş (ARA), çoğunlukla çocuklarda ve genç erişkinlerde A grubu beta hemolitik streptokok enfeksiyonundan sonra (AGBHS) (genellikle farenjitten sonra) ortaya çıkan multisistemik inflamatuar bir hastalıktır. Hastalığın major klinik bulgularının gelişiminden antijenik benzerlik sonucu değişik sistemleri tutan hücresel ve humoral otoimmünite sorumlu tutulmaktadır. Hastalığın major klinik bulguları artrit, kardit, Sydemhan Koresi (SK), eritema marginatum ve subkutan nodüllerdir. ARA'nın en önemli komplikasyonu kardit sonrası gelişen romatizmal kalp hastalığıdır (RKH). Çocuk kardiyoloji polikliniklerinde izlenmekte olan hastaların büyük kısmı RKH çocuklarıdır. Santral sinir sistemininin tutulumu sonuçu gelişen SK akut romatizmal ateşin major klinik bulgularından biridir. Syndenham koreli çocuk hastaların çoğunda RKH'lığı bildirilmektedir. Son yıllarda SK çocuk hastalarda yütücü işlev bozuklukları ile ilğili çalışmalar literatürde çok sayıda bildirilmektedir. RKH'lı çocuklarda yürütücü işlevlerle ilğili literatürde çalışma yoktur. Bu çalışmada RKH olan çocuk ve adolesan hastalarda yürütücü işlevleri değerlendirdik . Gereç ve Yöntemler: Çalışmamız, 12-18 yaş arası RKH hastalarını ve sağlıklı kontrolleri içeren kesitsel randomize çalışma şeklinde tasarlanmıştır. Hastalar ve kontrollerin tamamı ile yüz yüze görüşülmüş, çalışmada kullanılan soru formu ve ölçekler de yüz yüze görüşme yoluyla görüşmeci tarafından değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında;Sosyodemografik veri formu, Yürütücü İşlevleri Davranışsal Değerlendirme Envanteri Ebeveyn Formu doldurulmuştur. Çalışmamızda önce hasta ve kontrol grubu olgularının yaş, cinsiyet, eğitim durumu, ebeveynlerin eğitim durumu, ailenin gelir düzeyi açısından arasında farklılık araştırıldı. Böylelikle yürütücü işlevler üzerine etkisi bilinen bu faktörlerin karıştırıcı etkisi dışlandı. Çalışmaya alınan ailelerden aydınlatılmış onam formu alındıktan sonra psikometrik ölçümler ve psikiyatrik görüşme uygulanmıştır. Psikiyatrik tanısal değerlendirme için tüm katılımcılara "Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Dsm-5" uygulanmıştır. Yürütücü İşlevleri değerlendirmek için ise sırasıyla Sayı Dizisi Testi, Sözel Akıcılık Testi, İz Sürme Testi, Stroop Testi , Wisconsin Kart Eşleme Testi yapılmıştır. Elde edilen veriler uygun istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmişti. Bulgular: Çalışmamıza alınan, RKH tanılı 30 olgunun %76.7'si (n= 23) kız, %23.3'si (n= 7) erkek bireyden oluşmaktadır. Olgu grubunun yaş ortalaması 14,73 ± 1.84 yıl idi. Tanı yaş ortalaması 11.97 ± 1.72 yıl idi. Olgu ve kontrol grupları aile yapıları, ailelerinin aylık gelir, kardeşindeki tıbbi hastalık varlığı ve ailede ruhsal hastalık varlığı bakımından karşılaştırıldığında iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. (p >0.05. ). RKH'lı katılımcıların ailesinde daha fazla çocuk olduğu görüldü (p = 0,004). Çalışmamızda hasta ve kontrol hastalarına Sayı Dizisi Testi, Sözel Akıcılık Testi, İz Sürme Testi, Wisconsin Kart Eşleme Testi karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Fakat Stroop Teste "hata düzeltme sayı" puan ortalaması, hasta grubunda 3.10 ± 2.17 iken control grubunda 2.03 ± 1.50 olarak saptanmıştır. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p=0.05), (z:- 1,96) Sonuç: Çalışmamızın sonuçları bize, geçirilmiş ARA'ya bağlı RKH olan çocuk hastalarda hastalığın geç gelişen bir major bulgusu alan SK'si gelişmeden de yürütücü işlemlerde bozukluklar gelişebileceğini göstermiştir. Çalışmamızda sadece yürütücü işlev testlerinden Stroop Testinde bozukluk saplanmıştır. Diger yürütücü işlev bozukluğu testlerinde bozukluk saptanmaması hastalarımızın düzenli penisilin profilaksi almalarına, kısa izlem sürelerine bağladık. Stroop Testi bozuklukları dorsolateral ve/veya singulat prefrontal korteks bozukluklarıyla ilişkilendirilmektedir. Bu nedenle RKH hastalarda SK gelişmeden önce ilk olarak dorsolateral ve/veya singulat prefrontal korteks fonksiyon bozukluğu gelişebileceğini düşündürmüştür.

BilişBiliş bozukluklarıRomatizmal hastalıklar+3
Nıgar Alıyeva
Bezmialem Vakıf University
2020
10
Master'sOpen AccessTR

Irak popülasyonunda romatoid artritli hastalarda PAD geninin ortak mutasyonunun analizi

Bu çalışmaya yaşları 25-35 arasında değişen 64 Romatoid Artrit (RA) hastası ve 32 sağlıklı kişi olmak üzere toplam 96 kişi katılmıştır. İncelemelerde kullanılacak kan örnekleri, Dhuluiya Genel Hastanesi'nde Mart-Mayıs 2022 tarihleri arasında alınmıştır. Romatoid artritli hastalar ile sağlıklı kontrol grubu arasında ortalama yaş ve cinsiyette önemli farklılıklar bulunmuştur. Romatoid artritli hastalar genellikle 31-35 yaşları arasında ve kadınlarda fazladır. Hasta grubunda tespit edilen ortalama anti-CCP ve PADI4 seviyeleri kontrol grubundan önemli ölçüde daha yüksektir. PADI 4 geninin polimorfizmi, gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) kullanılarak incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar lojistik regresyon analizi kullanılarak, belirli aleller ve genotipler ile RA riski arasında anlamlı bir ilişki ortaya koymuştur. Ayrıca, Tetra ARMS-PCR yöntemi kullanılarak yapılan testlerde hasta ve sağlıklı kontrol grupları arasında önemli bir değişiklik görülmemiştir. RA'lı hastalarda, heterozigot CT genotip tekrar oranı, kontrol grubuna kıyasla %48,4'lük bir yüzde ile en yüksektir. Normal genotip oranı ise hasta grubunda %43,8 ile en düşüktür. Hasta grubunda mutant TT genotip %7,8 olarak belirlenmiştir. Alellerin sıklığına ilişkin bulgulara göre, hasta grubun mutant T aleli yüksek bir orana sahiptir. Ayrıca; TT, CT ve alel T genotipleri, romatoid artrit için risk faktörü olarak görülmektedir. Heterozigot CG genotipi RA hastalarında %60,9'dur. Normal genotip CC yüzdesi ise kontrol grubunda ise %40,6 olarak tespit edilmiştir. Mutant GG genotipi hasta grubunda %14,1 olarak belirlenmiştir. Alel frekansı açısından, hasta grubunda mutant G aleli oranı daha yüksek (%44,54) iken kontrol grubunda daha düşüktür (%35,9). Normal C aleli ise kontrol grubunda daha yüksek (%64,1) bulunmuştur. Elde edilen sonuçlara göre olasılık GG genotipi ve G aleli romatoid artrit için risk faktörü olarak görülmektedir.

IrakPolimeraz zincirleme reaksiyonuRomatizmal hastalıklar
Raad Maher Lafta Lafta
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erken artritli hastaların klinik ve laboratuvar yönünden tanımlanması ve başlangıç laboratuvar değerlerinin prognoza etkisi

Amaç: Erken artrit klinik ve radyolojik hasarın görülmediği dönemdir. Bu dönemin süresi kesin olmamakla beraber semptom süresi iki yıl ve altında olarak kabul edilmektedir. Erken artrit çoğunlukla romatoid artrit ile ilgilidir. Romatoid artrit (RA) nedeni bilinmeyen, karakteristik özelliğini daha çok periferik eklemlerde gösteren, kronik, progresif, eroziv artrit ile seyreden, otoimmün, inflamatuar artritler arasında en sık görülen sistemik bir hastalıktır. Hastalık eklemlerde ciddi deformiteler ve sakatlıklar meydana getirerek yaşam kalitesini azaltmakta ve erken ölümlere neden olmaktadır. Hastalığın erken tanısı ve tedavisi ile eklem hasarının durdurulabileceği gösterilmiştir. Bundan dolayı son dönemde yapılan çalışmaların çoğu bu ciddi sonuçları olan hastalığın radyolojik hasar gelişmeden önce tanımlanması ve erken tedavisi üzerine yoğunlaşmıştır. Biz bu çalışmamızda, bilim dalı polikliniğimize başvuran erken artrit hastalarının, klinik ve laboratuvar tanımlanması, tanı konulma süreleri, gecikme süresi, tanı gecikme nedenlerini ortaya koymayı ve içlerinde RA tanısı alan hastaların başlangıç laboratuvar değerleri, bunların prognoza etkisini ortaya koymayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Bu prospektif çalışmamıza 70'i RA hastası olmak üzere 112 erken artrit hastası dahil edilmiştir. Hastaların başlangıç semptomu, semptom süresi, sabah tutukluğu, ekstremite başlangıç şekli ve dağılımı, semptom başlangıç, kliniğe başvuru ve tedavi tarihi, gecikme nedenleri, eşlik eden hastalıklar, aile, sigara, ilaç kullanma öyküsü sorgulandı. Başlangıç vizitte CRP, ESR, anti-CCP, RF, ANA, CBC çalışıldı, el grafileri değerlendirildi. Hastalar en az bir yıl olmak üzere iki yıl takip edildi. Tedavinin en az birinci yılında kontrol anti-CCP ve RF düzeyine bakıldı.Bulgular: Hastalık daha çok üst ekstremiteden, kronik, poliartrit, simetrik şeklinde başlamaktadır. Hastaların % 52,9'unda RF, % 65,7'sinde anti-CCP, % 15,7'sinde ANA, % 64,3'ünde CRP, % 72,9'unda ESR pozitifliği ve % 64,3'ünde radyolojik değişiklik bulunmuştur. Tanı gecikmesi ortalama 21 hafta olup daha çok hastaların geç başvurularından kaynaklanmaktadır. Tedavi ile RF'de % 64,5, anti-CCP'de % 11,4 oranında düşüş saptandı.Sonuç: Anti CCP ve RF varlığı, sigara kullanımı, başlangıçta yüksek CRP ve ESR, poliartiküler eklem tutulumu ile hastalığın başlangıcı ve bir saatten uzun süren sabah katılığı olan hastaların takip sonunda radyolojik hasarı daha fazla bulundu. Üç aydan daha kısa sürede tedavinin başlandığı hastalarda radyolojik hasar daha azdı. Üç aydan daha geç tanı konulup tedavi alan hastalarda radyolojik hasar 4,5 kat daha fazla görüldü.Anahtar sözcükler: Erken artrit, romatoid artrit, otoantikorlar, 2010 EULAR/ACR RA sınıflandırma kriterleri

Artrit-romatoidPrognozRomatizmal hastalıklar+1
Nebahat Paşa
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatizmal kapak hastalığı ile kronik periodontitis arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Kronik periodontitisin sistemik hastalıklarla ilişkili olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Bizde bu çalışmada kronik periodontitisle romatizmal kapak hastalığı arasındaki olası ilişkiyi araştırdık. Metod: Yetmişyedi romatizmal kapak hastalığı bulunan hasta ile 30 sağlıklı kişi kontrol grubu olarak çalışmaya alındı. Çalışmaya alınan tüm bireylere detaylı ekokardiyografi ve periodontal muayene yapıdı. Periodontal parametrelerden gingival indeks, plak indeksi, cep derinliği , sondalama sırasında kanama ve klinik ataşman kaybına bakıldı aynı zamanda eksik diş sayısı kaydedildi. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 37.84±10.31 iken kontrol grubunun ortalama yaşı 35.26±9.74 saptandı. Ortalama klinik ataşman kaybı hasta grubunda 2.17±0.69 iken kontrol grubunda 1.78±0.46 saptandı (p:0,005), cep derinliği hasta grubunda 2.15±0.64 iken kontrol grubunda 1.78±0.46 saptandı (p:0,006), sondalama sırasında kanama (BOP) hasta grubunda %53.32±39.40 iken kontrol grubunda %34.70±37.85 saptandı (p:0,029). En güçlü negatif korelasyon eksik diş sayısı ile mitral darlık ciddiyeti ve mitral kapak alanı arasında saptandı (p<0,001 her ikisi için). Sonuç: Bu çalışmamızda kronik periodontitis ile romatizmal kapak hastalığı arasında güçlü bir ilişki saptadık, özellikle de mitral darlığı olan hastalarda. Anahtar Kelimeler: Periodontitis, romatizmal kapak hastalığı, mitral darlık.

Diş hastalıklarıKalp kapak hastalıklarıMitral kapak stenozu+4
Emrullah Bozkurt
Gaziantep University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yogun bakımda takip edilen romatolojik hastaların demografik ve klinik bulguları ile bu bulguların sağkalımla ilişkileri

ÖZETAmac: Bu çalışma Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahiliye Yoğun Bakım ünitesinde izlenen romatolojik hastaların yatışındaki klinik ve laboratuar özelliklerinin belirlenmesi ve bu parametrelerin mortalite ilişkisinin ortaya konması amacı ile yapılmıştır.Gerec ve yöntemler: Çalışmamıza 2003-2012 tarihleri arasında Dahiliye Yoğun Bakımda yatan romatolojik hastalar alındı. Hastaların demografik, klinik ve laboratuar değerleri retrospektif olarak kaydedildi. İstatistiksel frekansları hesaplandı daha sonra bu verilerin mortalite üzerine etkisi araştırıldı.Bulgular: Bu çalışmaya ortanca yaşı 38 olan 69'u bayan 31'i erkek toplam 100 hasta alındı. Hastaların tanıları 42'si (%42) Sistemik lupus eritromatozis (SLE), 26'sı (%26) Romatoit artrit (RA), 9'u (%9) Wegener granulomatozis (WG), 6'sı (%6) Behçet hastalığı (BH), 5'i (%5) Skleroderma'idi (SCL). Hastaların yoğun bakım ihtiyacı 55 hastanın (%55) pulmoner problemler ve şok nedeniyle sonra sırasıyla nörolojik problemler 27 (%27) ve diger nedenlerden 18 (%18) oldu. Hastaların ortanca Akut Fizyolojik ve Kronik Sağlık Değerlendirilmesi (APACHE II )değeri 21'idi(5-45). Hastaların 63'ü öldü (%63).Yapılan tek degişkenli analizde yatış nedeni pulmoner problem ve şok olanlar ( p=0.002), yaş (p=0.040), yoğun bakıma yatışında enfeksiyon (p=0. 005), akciğer enfeksiyonu (p=0.017), sepsis ( p=0. 01) ve şok (p=0.001) olanlar ile trombosit sayısı (p=0.032) , c-reaktif protein (CRP) (p=0.012), prokalsitonin (PCT) (p=0.008) ve APACHE II (p=0.001) mortalite ile ilişkili bulunuldu. Multivariant analizde sadece APACHE II değeri istatistiksel olarak mortalite üzerine anlamlı bulundu(p=0.009).Sistemik lupuslu eritromatozisli 42 hastasının %63'ü öldü. Tek degişkenli istatiksel analizde yaş (p=0.002), sepsis (p=0.028), APACHE II (p=0.006), PCT (p=0.046) , mortalite üzerine anlamlı bulundu. Romatoit artrit hastalarının %73'ü öldü, yapılan tek değişkenli istatistikte sadece CRP (p=0.028) mortalite üzerine anlamlı bulundu.Sonuc: Yoğun bakımda takip edilen romatolojik hastalar yüksek ölüm oranına sahiptir. Yoğun bakımdaki romatoloji hastalarının mortalitesi açısından en önemli risk faktörü APACHE II'dir.

Artrit-romatoidDemografiLupus eritematozus-sistemik+4
Ahmet Gök
Çukurova University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Kardiyoloji Polikliniği'ne ocak 2000-ocak 2013 tarihleri arasında başvuran akut romatizmal ateş'li hastaların klinik ve epidemiyolojik yönden retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Hastanemizin son 12 yıllık verilerinden yola çıkarak Romatizmal Ateş ve Romatizmal Kalp Hastalığı'nın klinik ve epidemiyolojik özelliklerinin değerlendirilmesi, insidans ve mevsimsel prevalanslarının araştırılması, diğer çalışmalarla karşılaştırılarak klinik ve epidemiyolojik özelliklerin zaman içindeki değişikliklerinin saptanması ve sonuçta klinisyene ışık tutulmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Pediatrik Kardiyoloji Polikliniği'nde Ocak 2000-Ocak 2013 tarihleri arasında akut romatizmal ateş (ilk atak veya rekürrens), romatizmal kalp hastalığı veya geçirilmiş romatizmal ateş tanıları ile başvuran 190 hastanın kayıtları retrospektif olarak incelenmiştir. Bulgular: Hastaların ilk başvuru yaşları 6-17 yaş arasındadır (ortalama 10,75±2,6). Hastaların 57'si (% 46) kız, 66'sı (% 54) erkektir. ARA atağıyla başvuran hastaların % 37'si kış, % 22'si ilkbahar, % 27'si yaz, % 14'ü sonbaharda gelmiştir. Yüzde 62'si Adana il sınırları içinden, % 38'i Adana dışından gelmiştir. Çocuk Kardiyoloji polikliniğimize başvuran hastalardaki akut romatizmal ateş yüzdesi 2000 yılında % 1,08 iken, 2012 yılında % 0,03'tür. Latent dönem 7-28 gündür (ortalama 17±5,9 gün). Yüzde 86'sında kardit, % 79'unda poliartrit, % 18'inde kore, % 1,6'sında subkutan nodül saptanmıştır. En sık başvuru şikayeti eklem ağrısıdır (% 76). Atakla gelen 123 hastanın % 86'sında kardit mevcuttur. Karditli 106 hastanın 48'i (% 45,2) hafif, 20'si orta (% 18,8), 38'i (% 35,8) ağır kardit olarak değerlendirilmiştir. Kardit şiddetiyle yaş, cinsiyet, geliş yeri ve akut faz reaktanları arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. En sık diz (% 73) ve ayak bileği (% 66) tutulumu görülmüştür. En sık mitral kapak (% 95), sonra aort kapağı (% 42) tutulmuştur. Profilaksiye uyumu iyi olmayan hastaların % 36,3'ünde rekürrens görülmüştür. İlk atakla gelen karditli hastaların % 20,4'ünde; rekürrensle gelen karditli hastaların % 13'ünde kapak lezyonu tamamen düzelmiştir. Karditli hastaların % 4,7'sinde rebound, % 7,5'inde rekürrens, % 35,8'inde konjestif kalp yetmezliği, % 5,6'sında perikardiyal efüzyon, % 0,9'unda disritmi, % 19,9'unda sessiz kardit görülmüştür. Sekiz hastaya cerrahi uygulanmıştır. Sonuç: Akut romatizmal ateş, insidansı azalsa da, ülkemizde halen ciddi morbidite ve mortaliteye neden olabilen önemli bir hastalıktır. Ülke çapında, büyük ölçekli veri toplama ve zorunlu bildirim sistemlerinin oluşturulması ile gelecekte ARA insidansı, mortalite ve morbiditesi daha kesin rakamlarla belirlenebilecek; genetik faktörler değiştirilemese de çevresel faktörler ve sağlık politikalarında yapılacak değişikliklerle, hastalık ve komplikasyon sıklığı daha da azalacaktır. Anahtar Kelimeler: Akut romatizmal ateş (ARA), romatizmal kalp hastalığı (RKH), klinik, epidemiyolojik, insidans, Çukurova Üniversitesi.

AdanaEpidemiyolojiRomatizmal ateş+4
Mustafa Ayana
Çukurova University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatizmal mitral darlık ile serum alfa-1 antitripsin düzeyi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Romatizmal kalp kapak hastalığı ülkemizde ve gelişmekte olan ülkelerde ciddi halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. Akut romatizmal ateşin başlattığı kronik inflamatuvar süreç hastalığın patogenezinde sorumlu tutulsa da kesin patofizyolojik mekanizma halen aydınlatılamamıştır. Alfa-1 antitripsinin ana fonksiyonu dokuları nötrofil elastaz enzimine karşı korumaktır ve proteazların kontrolünü sağlamada çok önemli rol oynar. Alfa-1 antitripsin eksikliğiyle bazı dokularda hasar ilişkisi bilinmektedir. Dokuda bulunan proteaz ve alfa-1 antitripsin gibi endojen inhibitörlerin dengesi bozulduğunda oluşan doku hasarı denge bozukluğu şiddeti ile doğru orantılıdır. Çalışmamızda hafif, orta ve ağır mitral darlığı hastalarında serum alfa-1 antitripsin düzeyleri incelendi. Materyal ve Metod: Çalışmaya Gaziantep Üninversitesi Kardiyoloji bölümüne başvuran ve ekokardiyografide mitral darlığı tespit edilen ardışık 220 hasta ile yaş ve cinsiyet yönünden eşleştirilen 100 sağlıklı gönüllü alındı. Hastaların ekokardiyografik olarak mitral darlığı şiddeti kapak alanına göre üç gruba ayrıldı. Kapak alanı ≤1 cm2 olanlar ciddi, 1.1 -1.5 cm2 olanlar orta ve ≥1.6 cm2 olanlar hafif olarak değerlendirildi. Hastalardan ve sağlıklı gönüllülerden serum alfa-1 antitripsin düzeyi ölçümü için kan örnekleri alındı. Bulgular: Çalışmaya katılan 220 hastanın 56'sı erkek, 174 'ü kadın; 100 kontrol grubunda ise 21'i erkek, 79'u kadın mevcuttu (p>0.05). Hasta ve kontrol grubunun yaşı ise sırasıyla 43,1±13,6 ve 42,9±7,9 idi (p>0.05). Hastaların 46 tanesinde (%21) ciddi, 63 tanesinde (%29) orta, 111 tanesinde (%50) hafif kapak hastalığı mevcuttu. Ciddi romatizmal mitral darlığı olan hastaların serum alfa-1 antitripsin düzeyi ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmedi (1,40±0,28 ve 1,36±0,1; p=0.395). Orta romatizmal mitral darlığı olan hastaların serum alfa-1 antitripsin düzeyi kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek izlendi (1,45±0,24 ve 1,36±0,1; p=0.016). Hafif romatizmal mitral darlığı olan hastaların ise serum alfa-1 antitripsin düzeyi kontrol grubuna göre istatistiksel olarak çok güçlü bir anlamlılıkta yüksek izlendi (1,52±0,31 ve 1,36±0,p<0.0001). Sonuç: Hafif ve orta romatizmal mitral darlığında serum alfa-1 antitripsin düzeyi sağlıklı kişilere göre belirgin derecede yüksektir. Orta mitral darlığında serum alfa-1 antitripsin düzeyi anlamlı yüksek, hafif mitral darlığında serum alfa-1 antitripsin düzeyi ise çok anlamlı yüksek saptandı. Ağır mitral darlığında serum alfa-1 antitripsin düzeyi ilişkisiz bulunmuştur. Tüm bu sonuçlar yüksek serum alfa-1 antitripsinin romatizmal mitral darlığı progresyonunda koruyucu rol oynayan önemli bir mediyatör olabileceğini düşündürmektedir.

Alfa 1-antitripsinKalp kapak hastalıklarıKalp kapakçıkları+4
Hasan Halıcı
Gaziantep University
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Romatoid Artrit (RA) ve Sistemik Lupus Eritematozus (SLE) hastalarında bor bileşenlerinin Treg ve Th17 hücre popülasyonuna olan etkisi

Amaç: Bor bileşenlerinin anti-inflamatuvar, immünmodülatör etkisi olduğu bilinmektedir. Pek çok hayvan ve insan araştırmaları Borik Asit (BA) ve Kalsiyum Fruktoborat (CaF)'ın otoimmünitede yardımcı T hücreler üzerinde etkisi olduğuna işaret etmektedir. Çalışmamızda Romatoid Artrit (RA) ve Sistemik Lupus Eritematozis (SLE) hastalarının periferik kan örneklerinden izole edilen mononükler hücrelerde BA ve CaF'ın Treg (CD4+Foxp3+) ve Th17 (CD4+Ror-γt+) hücre popülasyonuna olan etkisi ve ilişkili sitokinlerdeki değişiklikleri değerlendirmek amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamıza yeni tanı SLE (n=5), RA (n=10) hastaları ve Sağlıklı bireyler (n=9) dahil edilmiştir. Gönüllüler üç gruba ayrıldı: SK (Sağlıklı Kontrol) Grubu, SLE Grubu, RA Grubu. Çalışmaya katılan tüm bireylerden gönüllü onam formu alındı ve kan örnekleri alınıp periferik kan mononükler hücre (PKMH)'ler izole edildi. İzole edilen hücreler kültür ortamında düşük doz (100 uM BA ve 250 uM CaF) ve yüksek doz (1000 uM BA ve 2500 uM CaF) olmak üzere BA ve CaF'ya maruz bırakıldı. 48 saat maruziyet sonrası flow sitometri ile Treg ve Th17 hücre popülasyonu incelendi. Kültür ortamındaki IL-2, IL-6, IL-17, IL-23, TNF-α ve TGF-β düzeyleri ELİSA yöntemi ile test edildi. Bulgular: Çalışmanın sonunda yüksek doz BA Treg popülasyonunu artırma eğilimindedir. BA sağlıklı bireylerde Th17 hücre popülasyonu azaltıcı etki gösterdi. Ancak hem BA hem CaF farklı dozlarda RA ve SLE Gruplarında Th17 popülasyonu artırıcı etki göstermiştir. Sağlıklı kontrollerde yüksek doz BA Treg/Th17 oranını artırmıştır ancak RA ve SLE grubunda aynı etkiyi gösteremediği bulundu. Farklı doz BA ve CaF uygulaması değişken düzeyde sitokin ağına etki etmiştir. Sonuçlar: BA ve CaF CD4+ T hücrelerde hem Foxp3 hem Ror-γt düzeylerine etki ederek otoimmün hastalıklarda Yardımcı T hücre farklılaşmasına ekti edebilmektedir. Bu alandaki ilk bulgularımız BA ve CaF'ın düşük dozlarda TNF-α düzeyini azaltmıştır ve bu sonuç onların otoimmün hastalıkların tedavisine olumlu katkı sağlayabileceğini göstermektedir.

Artrit-romatoidBor bileşikleriBorik asit+7
Rehime Yapar
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk ve ergenlerde romatolojik hastalıklara eşlik eden psikiyatrik bozuklukların değerlendirilmesi

Amaç: Romatolojik hastalıklar çocuk ve ergen popülasyonunda sık görülen kronik hastalıklardır. Epizodik seyri ve otoimmün etiyolojik zemini nedeniyle romatolojik hastalıklara nöropsikiyatrik semptomların ve ruhsal bozuklukların sık eşlik edeceği düşünülmektedir. Bu çalışmada romatolojik hastalıklara eşlik eden psikiyatrik bozuklukların sıklığı yanı sıra mevcut psikiyatrik tablonun biyokimyasal parametreler, psikometrik ölçümler, ve kullanılan ilaçlarla olası ilişkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Mayıs 2018-Ekim 2018 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı polikliniğinde değerlendirilen, çocuk romatoloji polikliniğinde takip edilen 6-18 yaş arası (145 kız, 120 erkek) 265 hasta dahil edildi. Psikiyatrik tanıları belirlemek amacı ile katılımcılara Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam boyu Şekli Türkçe uyarlaması (K-SADS-PL), OKB belirti ve şiddetini değerlendirmek amacıyla Çocuklar için Yale-Brown Obsesyon ve Kompulsiyon Ölçeği (Ç-YBOKÖ), Tik belirti ve şiddetini değerlendirmek için Yale Genel Tik Ağırlığını Değerlendirme Ölçeği uygulandı. Dikkat ile ilgili fonksiyonları değerlendirmek için Stroop testi uygulandı. Çocuklar için Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği (ÇSKÖ), Çocuklar için Depresyon Ölçeği (CDÖ), Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL), Yenilenmiş Conners ana-baba derecelendirme ölçeği (CADÖ) ve Turgay Dikkat Eksikliği ve Yıkıcı Davranış Bozuklukları için DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği uygulandı. Yenilenmiş Conners öğretmen derecelendirme ölçeği (CADÖ) ve Turgay Dikkat Eksikliği ve Yıkıcı Davranış Bozuklukları için DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği uygulandı. Hastaların sosyodemografik verileri, immunite-enfeksiyon öyküleri, ailesel otoimmunite öyküleri kaydedildi. Hastalara ait Hematolojik ve Biyokimyasal parametreler (ASO, CRP, Ferritin, B12 vitamini, D vitamini) hastane bilgi işlem sistemi aracılığıyla retrospektif olarak incelendi. Çalışma verilerinin istatiksel analizi SPSS 22.00 ile yapıldı. Bulgular: 265 olgunun 202'si (%76,2) psikiyatrik bozukluk tanısı aldı. Kızların %71,7'sinin erkeklerin % 81,7'sinin psikiyatrik bozukluk tanısı aldığı belirlendi. En sık %51,3 oranında DEHB tanısına rastlandı. DEHB'ye en sık Anksiyete bozukluklarının ve Uyum bozukluğunun eşlik ettiği bulundu. Hastaların % 14,3'inde PANDAS tanısı aldığı ve bu grubun %63,2'sini erkek olguların oluşturduğu tespit edildi. PANDAS tanısı, erkek cinsiyet ve Hgb düşüklüğünün psikiyatrik tanı riskini arttırdığı tespit edilmiştir. Sırasıyla (OR: 3,0 GA:1,1-9,2, p=0,048 ; OR: 2,1 GA:1,1-4,2, p=0,021; OR:1,2 GA:0,9-1,6, p=0,062) Romatolojik tanı alt grupları ve Romatolojik ilaç kullanan grupta psikiyatrik tanı dağılımı ve sıklığı açısından anlamlı bir farka rastlanmamıştır. Sonuç: Çalışmamız Romatolojik hastalıkların başta DEHB ve PANDAS olmak üzere nörogelişimsel bozukluklarla yakından ilişkili olduğunu göstermiştir. Romatizmal hastalığın kendisi mi, anti-inflamatuar tedavi mi yoksa aşırı inflamasyonun mu psikiyatrik bozukluklarla ilşkili olup olmadığının belirlenebilmesi için daha geniş örneklemli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Romatolojik hastalık, pandas, otoimmunite, psikiyatrik bozukluklar, çocuk ve ergen psikiyatri

ErgenlerOtoimmünitePsikiyatri+4
Hatice Demirkıran
Çukurova University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi sürecinde romatizmal hastalarda telerehabilitasyonun etkinliğinin araştırılması

Bu çalışma COVID-19 pandemi sürecinde romatizmal hastalarda telerehabilitasyonun etkinliğinin araştırılması amacıyla yapıldı. Hastalar egzersiz grubuna katılmayı kabul etme durumlarına göre egzersiz grubu ve kontrol grubu olarak ikiye ayrıldı. Çalışmaya başlamadan önce hastaların günlük yaşam aktiviteleri Sağlık Değerlendirme Anketi (Health Assessment Questionnaire-HAQ) ile, anksiyete ve depresyon seviyeleri Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası (Hospital Anxiety and Depression Scale-HADS) ile, biyopsikososyal durumları Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı Biyopsikososyal Ölçeği (BETY-Biopsychosocial Questionnaire-BETY-BQ) ile değerlendirildi. Egzersiz grubu (n=23) Whatsapp uygulaması aracılığı ile grup olarak telerehabilitasyon BETY seanslarına katıldı. Kontrol grubu (n=12) ise ilaç tedavisi ile takip edildi. Egzersiz grubundaki hastalara 8 hafta boyunca, haftada 3 gün fizyoterapist eşliğinde BETY telerehabilitasyon tedavisi verildi. 8 haftanın sonunda tüm anketler her iki grup için tekrarlandı. Grup içi etkinliğe bakıldığında egzersiz grubunda HADS anksiyete ve depresyon alt parametrelerinde iyileşme görüldü (p<0.05). BETY-BQ skorunda her iki grupta da iyileşme görüldüğü, ancak değişimlerin istatistiksel anlamda bir fark yaratmadığı görüldü (p>0.05). HAQ skoru kontrol grubunda kötüleşirken egzersiz grubunda iyileştiği, ancak değişimlerin istatistiksel anlamda bir fark yaratmadığı görüldü (p>0.05). Kontrol grubunda HADS anksiyete skorunun iyileşirken, HADS depresyon skorunun kötüleştiği ve bu değişimlerin istatistiksel anlamda bir fark yaratmadığı görüldü (p>0.05). Çalışmanın sonucunda BETY telerehabilitasyon yaklaşımının COVID-19 pandemi süreci gibi durumlarda, tedavi için kliniklere gidemeyen ve fiziksel inaktiviteye eğilimi artan romatizmalı hastalar için bir alternatif olduğu görüşüne varıldı. Biyopsikososyal yaklaşımların uzaktan uygulanması zor olmasına rağmen BETY'nin telerehabilitasyon ile anksiyete ve depresyon seviyelerinin iyileştirilebildiği, biyopsikososyal durumlarının ve yaşam kalitelerinin korunabildiği görüldü. Farklı telerehabilitasyon yöntemleriyle karşılaştırmalı çalışmaların yapılmasının ve uzun dönem takip sonuçlarının araştırılmasının çalışmanın değerini arttıracağı sonucuna varıldı.

COVID 19PandemilerPsikososyal yardım+3
Erkin Oğuz Sarı
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Romatoid artritli hastalarda planlı davranış teorisine göre uygulanan hemşire danışmanlığının ağrı, yorgunluk ve fonksiyonel duruma etkisi

Bu araştırma romatoid artritli hastalarda, Planlı Davranış Teorisine'ne göre motivasyonel görüşmelerle uygulanan hemşire danışmanlığının; bireylerin ağrı, yorgunluk ve fonksiyonel durumuna etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Araştırma, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi romatoloji polikliniğinde, Ocak 2022-Temmuz 2022 tarihleri arasında yürütüldü. Randomize kontrollü olarak yapılan deneysel araştırma toplam 82 romatoid artrit hastası ile tamamlandı. Girişim grubundaki hastalara ön görüşmede eğitim verilerek, Planlı Davranış Teorisine dayalı motivasyonel görüşme doğrultusunda 12 hafta boyunca hemşire danışmanlığı hizmeti verildi. Hasta verilerinin elde edilmesinde; Hasta Tanıtım Formu, McGill Ağrı Ölçeği Kısa Formu (MAÖ-KF), Bristol Romatoid Artrit Yorgunluğu Çok Boyutlu Anketi (BRAF-MDQ), Stanford Sağlık Değerlendirme Ölçeği (HAQ) ve Davranış Değişikliği Kontrol Listesi kullanıldı. Verilerin analizi SPSS programının 26.0 sürümü kullanılarak, uygun istatistiksel yöntemlere göre yapıldı. Araştırmaya katılan hastaların çoğunun kadın, evli, ilkokul mezunu olduğu saptandı. Girişim grubundaki hastaların uygulama öncesi yüksek olan ağrı, yorgunluk ve sağlık değerlendirme puan ortalamalarının, uygulama sonrasında anlamlı düzeyde azaldığı görülürken, kontrol grubunda anlamlı bir değişiklik olmadığı saptandı. Planlı davranış teorisine dayalı motivasyonel görüşme doğrultusunda uygulanan hemşire danışmanlığının romatoid artritli hastalarının ağrı, yorgunluk ve fonksiyonel durumu yönetmede etkili bir girişim olduğu görüldü. Romatoloji hemşirelerinin, romatoid artritli hastaların eğitim ve izleminde teoriye/modele dayalı, motivasyonel görüşmelerle danışmanlık hizmeti sunmaları önerilmektedir.

Artrit-romatoidAğrıAğrı yönetimi+7
Keriman Aytekin Kanadlı
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konvansiyonel ve biyolojik tedavi almış psöriatik artrit tanılı olgularda tedaviye yanıtın yaşam kalitesi ile ilişkisi

Psöriatik artrit (PsA), sıklıkla önemli fonksiyonel yetersizlik ve bozulmuş yaşam kalitesine yol açan, psöriazis ile ilişkili inflamatuvar bir artrittir. PsA cilt tutulumu ve artrit nedeni ile benlik saygısında bozulma, anksiyete ve depresyon semptomlarında artışa neden olmaktadır. Çalışmamızda 2010 yılı itibari ile rutin olarak uyguladığımız SF-36, HAD, Rosenberg benlik saygısı envanterlerini ve hastaların anket tarihindeki fizik muayene ve laboratuar bulgularını kullandık. Çalışmamıza romatolojik hastalığı dışında ek hastalığı olmayan 81 hasta alındı. Hastaların yaş ortalaması 46,41 (±10,16)' di. Çalışmaya alınan hastaların 41` i (%50,6) erkek, 40' ı (%49,4) ise kadındı. Hastalardan 49' u DMARD tedavisi alırken, 32' si anti-TNF tedavi almaktaydı.DMARD ve anti-TNF tedavi alan hasta gruplarında sosyodemografik veriler ve hastaların sosyal alışkanlıkları arasında sedimantasyon ve CRP değerlerinde anlamlı bir farklılık saptanmadı.Anti-TNF tedavisi alan grupta istatistiksel olarak anlamlı ölçüde depresyon (p=0,001) ve anksiyete (p=0,007) sıklığını, DMARD tedavisi alan gruba göre düşük saptadık. Anti-TNF tedavisi alan grubun SF-36 puan ortalamalarının daha yüksek olduğunu saptadık. Her iki grup arasında benlik saygında anlamlı bir farklılık saptamadık.Depresyon ve anksiyete semptomları olmayan hastaların tüm SF-36 alt parametlerinde aldıkları ortalama puanların istatistiksel olarak anlamlı oranda daha yüksek olduğunu ve yine bu hastaların benlik saygılarının daha iyi olduğunu saptadık.Çalışmamızda DMARD ve anti-TNF tedavisi alan gruplar arasında hastalık aktivitesi bakımından anlamlı bir farklılık saptamadık. Hastalık aktivitesi düşük olan hastaların, istatistiksel olarak anlamlı ölçüde benlik saygılarının daha iyi, SF-36 parametrelerinden aldıkları ortalama puanların daha yüksek, anksiyete ve depresyon semptomlarının daha az olduğunu tespit ettik.

AnksiyeteArtrit-psoriatikBenlik saygısı+5
Özden Yıldırım Akan
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit hastalarında egzersiz sonrası kalp hızındaki düzelmenin değerlendirilmesi

Romatoid artritte hem hastalığa hem de kullanılan ilaçlara bağlı olarak kalp tutulumu olabilmekte ve çoğunlukla sessiz seyretmektedir (53). Kapaklar, ileti sistemi, miyokard, endokard, perikard ve koroner arterler yani kalple ilgili tüm yapılar romatoid artritte tutulabilmektedir (2). Bu nedenle kardiyovasküler riskin değerlendirilmesi ve ani kardiak ölüm riskinin öngörülmesi çok önemlidir. Egzersiz sonrası kalp hızı toparlanma indeksi (HRR), kardiak otonomik aktivitenin sağlıklı ve kardiyovasküler hastalığı olan kişilerde belirlenebilmesine yarayan basit bir ölçümdür. Mortaliteyi belirlemede güçlü bir indeks olup son zamanlarda üzerinde daha çok çalışılmaya başlanmıştır. Bizim çalışmamızın amacı romatoid artritli hastalarda kontrol grubu ile egzersiz sonrası kalp hızındaki düzelmenin karşılaştırılmasıydı. Retrospektif incelediğimiz aktif eklem veya kardiyak yakınması olmayan romatoid artritli hastaların Efor testlerinde Heart Rate Recovery'nin 1. dakikasında kontrol grubuna göre azalma saptadık ki bu kardiyak otonomik disfonksiyonun özellikle kalp hızı toparlanma döneminde ilk dakika üzerinde etkili olan vagus tutulumunun bir göstergesiydi. Bizim çalışmamızda hasta grubunda kontrol grubuna göre HRR'de belirgin azalma saptandı ve HRR1-HRR5 arası ani azalma istatistiksel olarak anlamlı bulundu. HRR'nin 1-5. dakika arasında çıkan anlamlı hızlı azalma düşündürmektedir ki, romatoid artritli hastalarda sadece vagus disfonksiyonu değil aynı zamanda sempatik sistemde de etkilenme vardır. Egzersiz sonrası kalp hızı toparlanma döneminde 1-5.dakikalar arasını özellikle sempatik sistemin yönettiği düşünülürse romatoid artritli hastalarda sempatik sistem disfonksiyonu üzerine daha çok çalışma yapılması gerekliliği doğmaktadır. Elde ettiğimiz bu sonuçlar ileride yapılacak çalışmalara ışık tutabilecektir. Anahtar kelimeler; Romatoid artrit, Heart rate recovery, Kardiyak otonomik aktivite, Vagus tutulumu, Sempatik sistem disfonksiyonu

Artrit-romatoidKalp hızıKardiyovasküler fizyolojik fenomen+3
Canan Tüncel
Manisa Celal Bayar University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Romatoid artritli hastaların fonksiyonel ve psikososyal durumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada amaç romatoid artritli hastaların fonksiyonel ve psikososyal durumlarının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki araştırma, Manisa ilinde bir üniversite hastanesinin romatoloji polikliniklerinden sağlık bakım hizmeti alan 306 romatoid artritli hasta ile yürütüldü. Araştırmada veriler, Hasta Tanıtım Formu, Sağlık Değerlendirme Anketi (SDA) ve Ruh Sağlığı Sürekliliği Kısa Formu ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel analizler ve korelasyon analizi yapıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan romatoid artritli hastaların yaş ortalaması 49,7±11,8 (23-60) yıl olup büyük çoğunluğu (%70,6) kadın idi. Romatoid artritli hastaların SDA puan ortalaması 15,7±13,7 (0-60), RSS-KF puan ortalaması 43,3±14,5 (1-70) olarak bulundu. SDA ile RSS-KF puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak negatif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlendi. Sonuçlar: Araştırma sonuçları, romatoid artritli hastaların fonksiyonel, sosyal, duygusal ve psikolojik durumlarının orta düzeyde olduğu ve fonksiyonel iyilik halleri arttıkça sosyal, psikolojik ve duygusal iyilik hallerinin de arttığını gösterdi. Anahtar Kelimeler: Romatoid artrit, sosyal iyi oluş, psikolojik iyi oluş, psikofizyolojik bozukluklar

Artrit-romatoidFonksiyonel özelliklerPsikofizyolojik bozukluklar+4
İpek İdil Serttan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sistemik immün inflamasyon indeksinin fibromiyalji ve romatoid artrit hastalarında incelenmesi ve hastalık aktivitesiyle ilişkisi

Amaç : Romatoid artrit (RA), kronik, inflamatuar romatizmal bir hastalıktır. Fibromiyalji sendromunun (FMS) etyolojisi tam bilinememekle birlikte inflamatuar süreçlerin etkili olduğunu gösteren çalışmalar vardır. Sistemik immün inflamasyon indeksi (Sİİ), etiyolojisi inflamasyonla ilişkili olan hastalıklarda etkili prognostik faktör olduğu gösterilen bir biyobelirteçtir. Çalışmamızda Sİİ'nin FMS ve RA hastalalarındaki değişimini, sağlıklı gruba göre durumunu ve hastalık aktivitesine göre ilişkisini araştırdık. Gereç ve yöntem: Yaşları 18-65 arasında olan, 40 FMS hastası, 36 RA hastası, kontrol grubu olarak da 39 sağlıklı birey çalışmaya dahil edildi. Tüm katılımcıların demografik bilgileri alındı. Hastaların ağrıları vizüel ağrı skoru (VAS) ile belirlendi. FMS hastalarında hastalık aktivitesini belirlemek için Fibromiyalji Etki Anketi (FIQ) dolduruldu. RA hastalarında hastalık aktivitesini belirlemek için Hastalık Aktivite Skoru (DAS28-ESR) hesaplandı. RA ve FMS grubu hastalık aktivitelerine göre gruplara ayırıldı. Tüm katılımcıların tam kan sayımı, eritrosit sedimentasyon hızı (ESR), C-reaktif protein (CRP) tetkikleri istendi. Tam kan sayımından platelet dağılım genişliği (PDW), eritrosit dağılım genişliği (RDW), nötrofil lenfosit oranı (NLR), platelet lenfosit oranı (PLR) ve sistemik immün inflamasyon indeksi (Sİİ) hesaplandı. RA, FMS ve kontrol grupları arasında CRP, ESR, Sİİ, PDW, RDW, NLR, PLR değerleri karşılaştırıldı. Bu değerlerin RA grubunda DAS28-ESR ile, FMS grubunda FIQ skoru ile korelasyonu analiz edildi. Bulgular: FMS'de kontrol grubuna göre CRP değeri anlamlı yüksek bulundu (p<0,001), ancak hastalık şiddetiyle korelasyonu saptanamadı (p=0,455). FMS ve RA arasında CRP değerleri açısından anlamlı fark bulunamadı. FIQ skoru ile Sİİ arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,001). FIQ skoruna göre yüksek hastalık aktivitesine sahip grubu ayırt etmek için cut-off değeri hesaplandı. Cut-off değeri % 68 sensivite ve %80 spesifite ile 517,81 bulundu. RA'da CRP değerinin hem kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu (p<0,001), hem de hastalık aktivitesiyle pozitif yönde korele olduğu saptandı (p=0,018). Anti-TNF ilaç kullanan hastalarda kullanmayanlara göre inflamatuar belirteçlerin (Sİİ, NLR, PLR) baskılandığı görüldü (Sİİ p=0,024, NLR p=0,038, PLR p=0,026). Anti-TNF kullanmayan hastalar ile kontrol grubu karşılaştırıldığında, RA'da Sİİ, NLR, PLR değerleri anlamlı yüksek bulundu (Sİİ p=0,006, NLR p=0,025, PLR=0,019). Sİİ'nin ortanca değerleri RA grubunda 586,79, FMS grubunda 517,81, kontrol grubunda 450,97 idi. RA ve FMS'de Sİİ'nin ortanca değerleri kontrol grubuna göre daha yüksek olmasına karşın gruplar arasında anlamlı fark bulunamadı (p=0,165). RA'da RDW değeri FMS ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek saptandı (p=0,019), RDW ile hastalık şiddeti arasında ilişki bulunamadı (p=0,936). Sonuç: Sİİ'nin FMS'de hastalık aktivitesiyle artması etiyopatogenezde inflamatuar süreçlerin rolünü desteklemektedir. FMS'de hastalık aktivitesini göstermede ve takipte ucuz ve kolayca bulunabilen bir parametre olarak Sİİ, yeni bir biyobelirteç olarak kullanılabilir. Sİİ'nin anti-TNF ilaç kullanmayan RA'lı hastalarda anti-TNF ilaç kullananlara göre yüksek olması, anti-TNF ilaç tedavisinin Sİİ'yi baskıladığını göstermektedir. Anahtar kelimeler: Sistemik immün inflamasyon indeksi, romatoid artrit, fibromiyalji sendromu

Artrit-romatoidFibromiyaljiHastalık şiddeti indeksi+2
Ömer Faruk Merkür
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sistemik sklerozlu hastaların klinik özellikleri ile Endotelin-I ve Ürotensin-II düzeyleri arasındaki ilişki

Sistemik Skleroz etyolojisi bilinmeyen multisistemik bir kollajen doku hastalığıdır. Endotelin-1 vazokonstriktif bir peptiddir ve sistemik skleroz için karakteristik olan patolojik olaylar dizisinde görev alır. Ürotensin-II ise endotelin-1'den çok daha vazokonstrüktif bir peptid olup, vasküler yapı ile ilgili birçok hastalığın etyopatogenezinde yer almaktadır. Çalışmamız, vasküler sisteme ilişkin patolojilerin rol aldığı sistemik sklerozda bu vazoaktif peptid düzeylerinin nasıl değiştiği ve hastalığın klinik ve laboratuar özellikleri ile arasında ilişki olup olmadığını belirlemek amacıyla yapıldıÇalışmaya, Amerikan Romatoloji Cemiyeti (ACR) kriterlerine göre sistemik skleroz tanısı almış 55 hasta ile hasta grubuna benzer yaş ve cinsiyette 30 sağlıklı kişi alındı. Hastaların değerlendirilmesinde; Modifiye Rodnan Deri Skorlaması, Valentini Hastalık Aktivite İndeksi, Hastalık Şiddet İndeksi ve Fonksiyonel Skorlama Anketi kullanıldı. Plazma endotelin-1 ve ürotensin-II seviyeleri immunoassay yöntemiyle ölçüldüSistemik sklerozlu hastaların endotelin-1 düzeyi ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0.006). Hastalık tipi ve aktivitesi ile endotelin-1 düzeyi ortalamaları arasında ilişki bulunmazken (p>0.05); sadece kardiyovasküler tutulumu olan hastaların endotelin-1 düzeyi ortalaması yüksek bulundu (p=0.038). Hastaların ürotensin-II düzeyi ortalamaları da kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek idi (p=0.003). Ürotensin-II düzeyi ortalaması ile hastalık tipi, aktivitesi ve organ tutulumu varlığı arasında bir ilişki saptanmadı (p>0.05). Ayrıca endotelin-1 ve ürotensin-II düzeyi ortalamaları arasında pozitif yönde korelasyon tespit edildi (r=0.887, p=0.000Sonuç olarak; endotelin-1 ve ürotensin-II düzeylerinin sistemik skleroz hastalarında yüksek bulunması nedeniyle bu iki vazoaktif peptidin hastalığın patogenezinde rol oynadığı düşünülmektedir.

EndotelinlerRomatizmal hastalıklarSkleroderma-sistemik+2
Yavuz Pehlivan
Gaziantep University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artritli hastalarda anti TNF ve DMARD tedavi sonuçlarının hastalık aktivite ve iyileşme kriterlerine göre karşılaştırılması

Romatoid artrit (RA), etiyolojisi bilinmeyen, öncelikli olarak eklemleri tutan, kronik, sistemik inflamatuar bir hastalıktır. RA tedavisinde DMARD'lar etkili olmakla birlikte halen birçok hastada hastalık aktivitesi tam olarak kontrol edilememektedir. RA tedavisinde yeni gelişmeler klasik tedaviye yanıtsız hastalar için alternatif tedavi seçenekleri sağlamıştır. Günümüzde anti TNF ajanlar en sık kullanılan yeni ilaçlardırFiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniğinde izlenen RA'lı hastaların dosyaları incelendi. 24 haftalık verileri eksiksiz olan 75 romatoid artritli hasta alındı. Hastaların demografik özellikleri, hastalık süresi ile klinik ve rutin laboratuar değerlendirilmeleri dosyaları incelenerek öğrenildi. Hastalar kombine anti TNF alan 37 hasta ve sadece DMARD alan 38 hasta olmak üzere 2 ayrı grupta incelendi. Hastaların DAS28, VAS ve HAQ parametreleri hesaplandı. Tedavi etkinliği ACR20, 50 ve 70 kriterleri ile belirlendiÇalışmamızda gruplar arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı farklılık bulunmamıştır. Anti-TNF ve DMARD kullanan hastalarda yaş ortalaması sırasıyla 50.27±7.9 ve 46.79±8.6 olarak hesaplanmıştır. Gruplar arasında tedavi öncesinde bakılan tez parametrelerinden sadece HAQ arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. Gruplar arasında bakılan tedavi öncesi ve sonrası tez parametreleri her iki grupta da azalma göstermektedir ancak bu azalma anti TNF tedavisi alan grupta istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Her iki grup arasında 6. ay kontrollerinde bakılan DAS28, VAS, HAQ değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. Çalışmamızda anti TNF ve DMARD alan grupta ACR20, 50 ve 70 değerleri sırası ile %81-%44, %54-%15, %22-%0 olarak saptanmıştır (p<0.001Sonuç olarak anti TNF ilaçlar hastalık aktivitesini azaltmada, fonksiyonel özürlülüğü iyileştirmede ve ACR yanıtlarında DMARD kullanımına göre daha etkili bulunmuştur.Anahtar kelimeler: Romatoid artrit, anti TNF, DMARD, ACR20-70

ArtritArtrit-romatoidFizik tedavi+6
Türkan Harunlar
Gaziantep University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilitte görülen postural değişikliklerin denge üzerine etkisi

Ankilozan spondilit (AS), spinal mobilitede kısıtlılığa ve yapısal bozukluğa neden olan primer olarak aksiyal iskeleti etkileyen kronik inflamatuar romatizmal bir hastalıktır. Spinal mobilite kısıtlılığı hastalığın temel bulgusudur. Buna bağlı olarak denge ve postural kontrol ilgili sorunlar yaşanabilmektedir. Postürde bozulmaya bağlı olarak denge kayıpları ve düşmeler görülebilir. Bu hastalarda tedavide hastalığa özel egzersiz eğitimiyle dengeye yönelik eğitimlere yer verilmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı AS?deki postüral değişikliklerin denge üzerine etkisini incelemektir. Çalışmada yaş ve kiloları birbirine uygun olan 34 hasta ve 34 sağlam kontrol değerlendirildi. Her iki gruba da ayrıntılı kas iskelet sistemi muayenesi yapılarak denge ölçüm testleri uygulandı. Hastalar kendi içlerinde diz ve kalça fleksiyon kontraktürü olup olmamasına göre değerlendirildi. Dengenin değerlendirilmesinde; Berg denge ölçeği, öne ve yanlara fonksiyonel uzanma testi, statik denge indeksi (SDİ) kullanıldı. Postural salınım, Emed-SX sistemi kullanılarak değerlendirildi. Hasta ve sağlam kontrol grubunun SDİ skor ve postural salınıma bağlı basınç merkezinin yer değiştirme miktarları incelendiğinde SDİ, göz açık ve kapalı iken öne ve arkaya salınım değerleri hasta grupta istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0,05). Diz (ve/veya kalça) fleksiyon kontraktürü olan ve olmayan hastalar spinal mobilite ve denge parametreleri açısından karşılaştırıldığında kontraktürü olanlarda lomber schoeber, tragus- duvar, oksiput-duvar,BASMI skoru anlamlı derecede yüksek iken sol yana FUS anlamlı derecede düşük saptandı (p<0,05). Berg denge ölçeği skorunda, ön-arka ve medial-lateral postural salınım değerlerinde, ön ve sağ yana FUS ve SDİ skorunda iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p>0.05). Denge testlerinin spinal mobilite ölçüm parametreleriyle yapılan korelasyon analizinde Berg denge ölçeği skoru ve öne, yanlara FUS ile el-yer, oksiput-duvar ve tragus-duvar mesafeleri arasında negatif yönde, lomber schoeber ile pozitif yönde korelasyon saptandı. Statik denge indeksi skorunun spinal mobilite parametreleriyle yapılan korelasyon analizinde BASMI ve el yer mesafesi ile pozitif yönde korelasyon saptanırken, lomber schoeber ile negatif yönde korelasyon bulundu. Bütün bu sonuçlar spinal mobilitenin kısıtlanmasının denge üzerine olumsuz etkisini desteklemektedir. Çalışmamızda AS'li hastalarda postür bozukluğuna bağlı dengenin etkilendiği gösterilmiştir. Bu hasta populasyonun tedavi prokolünde hastalığa özel egzersiz eğitiminin yanısıra düşme riskinin önlenmesi ve hastaların hayat kalitesini arttırmak amacıyla dengeye yönelik uygulama ve eğitimlere de yer verilmesi gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Ankilozan spondilit, denge, postür

DengeDuruşRomatizmal hastalıklar+1
Elif Balevi Batur
Gazi University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sistemik lupus eritematozuslu hastalarda kalp fonksiyonlarının değerlendirilmesi

Sistemik lupus eritematozus (SLE) cilt, böbrekler, akciğerler, eklemler, sinir sistemi, seröz membranlar ve diğer organ ve dokuları etkileyebilen, sebebi bilinmeyen kronik inflamatuvar bir hastalıktır. SLE'li çocuklarda en sık görülen kardiyak problem perikardittir. Perikardit dışında miyokardit, kapak hastalıkları ve koroner arter hastalığı gelişebilir. Kardiyak anomaliler genelde klinik bulgu vermezler. Subklinik vakaların tespit edilenden daha yüksek oranda olduğu düşünülmektedir. Sistolik ve diyastolik bozuklukları genellikle birlikte görülmelerine rağmen, sistolik ve diyastolik ölçümleri birleştiren çok az doppler ekokardiyografik değişken vardır. Son zamanlarda sistolik ve diyastolik perfomansı birleştiren yeni bir doppler ekokardiyografik indeks üzerinde durulmuştur. Bu indeks ilk defa Tei ve ark. tarafından kullanılmış, sol ventrikülün sistolik ve diyastolik fonksiyonları noninvaziv olarak tahmin edilmeye çalışılmıştır. Miyokard performans indeksi, izovolümetrik kontraksiyon zamanı ve izovolümetrik relaksasyon zamanı toplamının ejeksiyon zamanına oranı olarak tanımlanmıştır. Çalışmamızın amacı sistemik lupus eritematozuslu çocuk hastaların kardiyak fonksiyonlarını değerlendirilip, asemptomatik oldukları dönemdeki erken fonksiyon bozuklarının saptanmasıdır. Bu çalışmaya 2015-2018 yılları arasında Fırat Üniversitesi Hastanesi Çocuk Romatoloji Polikliniğine başvuran 20 tane sistemik lupus eritematozusu olan çocuk dahil edilmiştir. Kontrol grubu olarak Çocuk Kardiyoloji Polikliniğine başvuran 36 tane sağlıklı çocuk alınmıştır. Hasta grupta 5 erkek hasta, 15 kız hasta bulunurken kontrol gurubu 13 erkek 23 kız hastadan oluşmaktadır. Kontrol grubu ile SLE'li grup arasında demografik özellikler olan boy, kilo, vücut kütle indeksi arasında anlamlı bir fark yoktu. Hasta grupta 5 adet SLE nefriti, 1 adet hemolitik anemi ve 1 adet hipertansiyonun eşlik ettiği sol ventrikül hipertrofisi bulundu. Yapılan konvansiyonel ekokardiyografideki gruplar arasında ejeksiyon fraksiyonu değeri arasında anlamlı fark yokken (p>0,05), kardiyak doku Doppler ile bakılan miyokard performans indeksi SLE'li grupta anlamlı olarak artmıştı (p<0,05). Bu artışın hastalığın getirmiş olduğu inflamatuvar yükün miyokard üzerinde oluşturduğu hasara bağlı olabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Sistemik lupus eritematozus, doku Doppler inceleme, erken kardiyak fonksiyon bozukluğu

EkokardiyografiKalp fonksiyon testleriKalp hastalıkları+3
Hatice Ayşe Özdemir
Fırat University
2019
00

Related subjects