Lenf nodları

81 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde lenfadenopati ile takip edilen çocukların malignite potansiyeli açısından değerlendirilmesi

Amaç: Lenf nodu büyümesinin patolojik olup olmaması, hastanın yaşı, büyümüş lenf nodlarının boyut ve lokalizasyonu ile ilgilidir. Bununla birlikte, genel olarak 10 mm?den büyük çaptaki lenf nodları için lenfadenopati tanımı kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı; 1 Ocak 2009-1 Kasım 2012 tarihleri arasında hastanemizde lenfadenopati nedeni ile takip edilen hastaların epidemiyolojik özelliklerinin, öykü, klinik ve laboratuar bulgularının ve etiyolojik dağılımının malignite potansiyeli açısından değerlendirilmesi, maligniteyi arttıran risk faktörlerinin belirlenmesidir. Hastalar ve yöntem: Çalışmaya 1 cm ve üzerindeki boyutlarda lenfadenopatisi olan 3 ay-18 yaş arası 530 hasta dahil edildi. Hastaların en az üç ay takip edilmiş olmaları şartı arandı. Hastaların dosyaları retrospektif olarak incelendi. Öykü, fizik muayene, laboratuvar verilerinin benign ve malign lenfadenopati ayrımındaki etkinliği araştırıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 530 hastanın 347?si erkek, 183?ü kız idi. En çok hasta 6-11 yaş aralığında idi. Hastaların 31?inde (%5,8) malignite tespit edildi. 12 yaş üzerinde olan, gece terlemesi, kilo kaybı gibi semptomları olan, yaygın lenfadenopatisi olan, boyunda arka servikalde, boyun dışında supraklaviküler, mediastinal, abdominal LAP'ı olan, 2 cm'nin üzerinde LAP'ı olan, anemi, trombositopeni, lökopeni, ESH yüksekliği, CRP yüksekliği, LDH yüksekliği olan hastalarda malignite sıklığının arttığı belirlendi. Anamnez, fizik muayene, laboratuar bulgularından birden fazla bulgusu olan hastalarda malignite sıklığının %60?a varan oranlara yükseldiği tespit edildi. Sonuç: Lenf bezi büyüklüğü nedeni ile başvuran hastaların malignite için ipucu olacak bulguları değerlendirilmelidir. Bu bulguları olan hastalarda ileri tetkikler geciktirilmeden yapılmalıdır. Özellikle malignite riskinin arttığı birden fazla anamnez, fizik muayene ya da laboratuvar bulgusu olması halinde zaman kaybetmeden maligniteyi ekarte etmek amacı ile biyopsi yapılmalıdır. 0-5 yaş arası, boyunda LAP?ı olan, 2 cm?nin altında LAP?ı olan, tedavi ile lenfadenopatide küçülme olan, USG?de benign yapıda LAP bulguları olan hastalar gereksiz tetkikten kaçınılarak, erken dönemde biyopsi yapılmadan takip edilebilir.

LenfLenf nodlarıLenfatik hastalıklar+3
Gülsüm Demirtaş
İnönü University
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Meme kanserinde foliküler yardımcı T lenfositlerin fonksiyonel ve moleküler analizi

T foliküler yardımcı (Tfh) hücreler, lenf nodu (LN)'nda antijene özgü antikor üreten B hücrelerinin olgunlaşmasında görev alır. Kanser hastalarının LN ve periferik kanlarında bulunan Tfh hücrelerinin moleküler ve fonksiyonel karakterizasyonu net bir şekilde tanımlanmamıştır. Bu çalışmada fenotipik karakterizasyon için meme kanseri hastaların LN ve periferik kanından izole edilen lenfositler kullanıldı ve CD4, CD8, PD-1, CXCR5, CCR7, CD45RO, CD127, CD25, TIM-3, LAG-3, CTLA-4 ve ICOS ifadeleri, akım sitometresi aracılı analiz edildi ve klinik veriler ışığında incelendi. LN kesitlerinden CD4, CD19 ve BCL-6 immünofloresan boyamalar yapıldı. Fonksiyonel analizlerde, CD4+ T hücreleri izole edildi ve anti-CD3/CD28 uyarımı sonrası zamana bağlı; PD-1 ve CXCR5 ilişkili, erken aktivasyon ve inhibitör belirteçlerinin ifadelerindeki değişimler ve proliferasyonları incelendi. Uyarım sonrası CD4+ T hücreler PD-1 ve CXCR5 bağımlı olarak izole edildi ve bu hücrelerdeki BCL-6, ICOS ve TIM-3 ifadeleri immünfloresan boyama ile ve bu popülasyonlardaki diğer T hücre alt grupları ile ilişkili moleküllerinin mRNA düzeyi RT-PZR tekniği ile araştırıldı. Sonuç olarak, LN'de dolaşıma kıyasla daha yüksek Tfh ilişkili CD4+PD-1+CXCR5+ hücreler tespit edildi, bu hücrelerin CCR7+CD45RO+ merkezi bellek fenotipik özelliği taşıdığı ve yüksek oranda CD127, TIM-3 ve ICOS ifadesine sahip olduğu saptandı. Ayrıca, CD4+PD-1+CXCR5+ hücrelerinin yüksek oranda çoğalma kapasitesine sahip olduğu ve uyarım ile erken aktivasyon ve inhibitör reseptör ifadelerini arttırdığı tespit edildi. Uyarım sonrası CD4+PD-1+CXCR5+ hücrelerinde yüksek oranda BCL-6 mRNA düzeyi, ICOS ve TIM-3 ifadesi de görüldü. Böylelikle çalışmamız, Tfh hücrelerinin esas olarak LN'de yüksek çoğalma kapasitesindeki CD4+PD-1+CXCR5+BCL-6+ICOS+TIM-3+ hücreler olarak karakterize edilebileceğine ışık tutmaktadır ve bu hücrelerinin aktivasyonunun hedeflenmesi ile anti-kanser hümoral bağışıklık yanıtını indüklenebileceğini düşünülmektedir.

Alerji ve immünolojiLenf nodlarıLenfosit aktivasyonu+7
İzel Yılmaz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klinik ve radyolojik olarak aksiller tutulumu olmayan meme kanserli hastalarda sentinel lenf nodu örneklemesi ve nihai patoloji sonuçlarının değerlendirilmesi

Amaç: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi kliniğine meme kanseri tanısı ile başvuran ya da kliniğimizce meme kanseri tanısı konulan ve peroperatif sentinel lenf nodu biyopsi yapılan hastaların (Ağustos 2020-Aralık 2022) tanı, tedavi ve klinik sonuçlarını karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı'na ait arşivdeki ve hastane veri tabanındaki hastaların kayıtlı verileri retrospektif olarak incelendi. Araştırma süresi 24.08.2020 ile 30.12.2022 tarihleri arasında hastanemizde meme kanseri tanısı ile opere olan hastaları kapsayacak şekilde belirlendi. Bu dönemdeki; yaş, ek hastalık varlığı, aile öyküsü, sigara kullanımı, histolojik grade, tümör boyutu, tümör tipi, tümör evresi, uzak metastaz varlığı, neoadjuvan tedavi alma durumu, USG bulguları, Ki-67 proliferasyon indeksi, östrojen reseptör durumu (ER), progestero reseptör durumu (PR), HER-2 pozitifliği, tümör marker pozitifliği, aksilladaki metastatik lenf bezi durumu gibi parametreler kıyaslandı. Bulgular: Çalışmamızda 175 hastadan yalnızca 41(% 23,4) hastada aksiller diseksiyon yapıldı, kalan 134 hasta aksiller diseksiyon ve buna bağlı komplikasyonlardan korunmuş olduğu görüldü. Lokal ileri evre olup aksilla tutulum olan hastalar, neoadjuvan tedavi alıp kötü prognaza sahip oldukları görüldü. Bu hasta grubunda aksiller diseksiyon yapılma oranı daha yüksek olup istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edildi. (p<0,001) Sonuç: Araştırmanın sonunda bu verilere göre sağlık sistemini fazla yükten kurtarmak, hastaların daha hızlı iyileşmesini sağlamak ve komplikasyonlardan uzak durmak için tüm meme kanseri hastalarına per-operatif SLNB yapmak önerilir. Anahtar Kelimeler: Aksiller diseksiyon, meme kanseri, neoadjuvan kemoterapi, sentinel lenf nodu biyopsi.

Kanser hastalarıLenf nodlarıMeme hastalıkları+3
Sezgin Kıymık
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Malin melanomda breslow kalınlığı ile sentinel lenf nodu arasındaki ilişki

Malin melanom (MM), melanositlerden kaynaklanan ve çoğunlukla deriden köken alan malin bir tümördür(1). Tümörün vertikal kalınlığı (Breslow kalınlığı), primer kütanöz melanomda en önemli lokal prognostik faktördür (2-4). Malin melanom en sık lenfatik yolla metastaz yapar ve ilk drene olduğu lenf nodu sentinel lenf nodu olarak adlandırılır. Sentinel lenf nodu biyopsisi (SLNB), melanom hastalarında lenf nodlarının tutulumunu saptamak amacıyla kullanılan bir evreleme prosedürüdür. Elektif lenf nodu diseksiyonu ile kıyaslandığında komplikasyon riski çok daha azdır. SLNB, Breslow kalınlığı 1 mm'den az olan melanomlarda önerilmemektedir(5). Sentinel lenf nodu pozitifliği ve prognozda en önemli histopatolojik parametre olan Breslow kalınlığı arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla yapılan çalışma sayısı az olduğu için bu çalışmada Breslow kalınlığı ile sentinel lenf nodu tutulumu arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık. Uzmanlık tezi çalışması için Bezmialem Vakıf Üniversitesi Etik Kurulundan onay alındı. Çalışma, 1995-2015 yılları arasında Vakıf Gureba Eğitim Araştırma Hastanesi ve Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Deri ve Zührevi Hastalıklar Polikliniğine başvuran, histopatolojik olarak Breslow kalınlığı ölçülen ve sentinel lenf nodu biyopsisi yapılan 74 hasta üzerinde retrospektif ve prospektif olarak yapıldı. Breslow kalınlığı, mitoz sayısı ve lenfatik invazyon ile sentinel lenf nodu tutulumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu (p<0.05). Breslow kalınlığı 1.00 mm altında olan hastalarda sentinel lenf nodu tutulumu saptanmazken, en sık sentinel lenf nodu tutulumu Breslow kalınlığı 4.00 mm ve üzeri hastalarda saptandı. Sentinel lenf nodu biyopsisi evreleme, prognoz tayini ve tedavi belirlenmesi için gerekli bir işlemdir (75). Literatürde Breslow kalınlığı 1mm ve üzeri olan tüm hastalara sentinel lenf nodu biyopsisi önerilmektedir. Ancak 2009 yılında güncellenen AJCC kılavuzuna göre T1b olan yani Breslow kalınlığı 1.00 mm'den az olsa bile ülserasyon olan veya mitoz sayısı ≥ 1/mm2 olan melanom hastalarına sentinel lenf nodu biyopsisi önerilmelidir. Anahtar Sözcükler: malin melanom, breslow kalınlığı, mitoz sayısı, sentinel lenf nodu

Deri hastalıklarıDeri neoplazmlarıLenf nodları+2
Buğçe Topukçu
Bezmialem Vakıf University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

40 yaş altı meme kanserli olgularda görüntüleme bulgularının patolojik parametreler ve klinik seyirle ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Genç kadın hastalarda meme kanserinin radyolojik ve histopatolojik özelliklerinin değerlendirilmesi, radyolojik ve histopatolojik özellikler arasındaki ilişkinin incelenmesi ve bu özelliklerin klinik seyir üzerindeki etkilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız 40 yaş altı 149 meme kanserli hasta ile tek merkezli ve retrospektif olarak tasarlanmıştır. Hastalara ait MRG görüntüleri, patoloji raporları ve takip bilgileri hastanemizin sisteminden elde olunmuş, takipleri hastanemizde yapılmayan hastalara telefon yoluyla ulaşılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda, ödem ile kanserin moleküler alt tipi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p:0,038). Ödem, aksiller lenf nodu tutulumu açısından bağımsız risk faktörü olarak tespit edilmiştir (p: 0,011). Genel sağkalımı belirleyen faktörler incelendiğinde; yaş, ödem varlığı, kitlenin boyutu ve aksiller lenf nodu pozitifliği bağımsız risk faktörleri olarak bulunmuştur (sırasıyla p: 0,046, p:0,045, p:0,007, p:0,043). Hastalıksız sağkalımı belirleyen faktörler incelendiğinde ise; ödem varlığı ve aksiller lenf nodu pozitifliği bağımsız risk faktörleri olarak tespit edilmiştir (sırasıyla p:0,003 ve p<0,001). Sonuç: Meme MRG' de ödem, Luminal A kanserlerde diğer moleküler alt tiplere göre daha nadir görülmektedir. Genel ve hastalıksız sağkalımı belirleyen faktörler incelendiğinde, meme MRG' de ödem tespit edilen olgularda sağkalım oranları daha kötü bulunmuştur. Ayrıca yaş, tümör boyutu ve aksiller lenf nodu tutulumu genel sağkalımı etkileyen bağımsız risk faktörleri olarak tespit edilmiştir. Ödem; tümör boyutu ve aksiller lenf nodu tutulumu gibi geleneksel prognostik faktörlerle birlikte hastalık seyrini öngörmede kullanılabilir. Meme MRG' de ödem tespit edilen olgularda hastalığın daha kötü seyredebileceğinin akılda bulundurulması ve gerekirse tedavi protokolünün buna uygun olarak modifiye edilmesi sağkalım oranlarında iyileşme sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Meme, MRG, genç yaş, sağkalım, nüks, ödem, aksiller lenf nodu.

AksillaGenç yetişkinlerLenf nodları+5
Murat Tabar
Bezmialem Vakıf University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Oral kavite ve orofarinks yassı epitel hücreli karsinomlarında HPV 16'nın rolü

Amaç: Son yıllarda yapılan araştırmalarda oral kavite ve orofarinks kanserlerinde human papilloma virüs enfeksiyonlarının rolü olabileceği düşünülmektedir. Baş ve boyun bölgesi için kanıtlanmış en yüksek kanserojen genotip HPV p16'dır ve özellikle orofarengeal yassı epitel hücreli kanserlerde görülmektedir. HPV pozitif oral kavite ve orofarinks kanserleri HPV negatif gruba göre daha genç yaşta görülme, erkeklerde daha sık görülme ve cinsel davranışlar ile güçlü ilişkisi olması açısından farklılık göstermektedir. Bu gözlemler HPV ilişkili tümörlerde tedavi seçenekleri ve tedavinin önemli sonuçları, aşıların rolü ve gelecek yıllarda uygulanabilecek hedefe yönelik tedavi konusundaki soruların gündeme gelmesine neden olmaktadır. Hastalar ve Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi (GÜTF) kulak burun boğaz (KBB) kliniğine başvuran dudak harici oral kavite ve orofarinks yassı hücreli kanserli hastalar çalışmaya dahil edildi. Olgulara immünhistokimyasal olarak HPV p 16 antikorları uygulandı. Kesitler ışık mikroskobunda değerlendirildi. Bulgular: Ellibeş olguda (%76.4) p16 ekspresyonu negatif, onyedi (%23,6)'sinde pozitif saptandı. Prognostik parametrelerle p16 ekspresyonu arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmadı. Fakat orofarengeal kanserlerde sağ kalım açısından HPV pozitif ve negatif grup arasında anlamlı fark görüldü (p=0.032). Sonuç: Hastalık yönetimi ile ilgili olarak, var olan bilgilere göre HPV pozitif oral kavite ve orofarinks kanserlerini daha olumlu sonuçları nedeniyle HNSCC'nin ayrı bir alt grubu olarak düşünebiliriz. HPV pozitif oral kavite ve orofaringeal kanserler HPV negatif hastalığa göre kemoterapi ve radyoterapiye daha iyi cevap verir. HPV 16'nın varlığı/yokluğu prognostik bir belirteç olarak düşünülebilir fakat kullanımı henüz onaylanmamıştır. Oral HPV enfeksiyonu hakkında hala birçok soru araştırılmaktadır. Gelecek klinik çalışmalarda, kanser merkezleri baş-boyun hastalarını HPV statülerine göre sınıflandırmalıdır. Bununla birlikte, özellikle de ana patojenik ajanın bilindiği kanserler için en iyi tedavinin korunma olduğunu daima vurgulamalıyız. Anahtar Kelimeler: Oral kavite ve orofarinks kanseri, Human papilloma virüs p16, İmmünohistokimya.

Ağız neoplazmlarıFarenks neoplazmlarıKarsinoma-yassı hücreli+5
Koray Tümüklü
Gaziantep University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Küratif rezeksiyon yapılan kolorektal kanserlerde lenf nodu oranının prognostik önemi

ÖZET Küratif Rezeksiyon Yapılan Kolorektal Kanserlerde Lenf nodu Oranının Prognostik Önemi Amaç: Bu çalışmanın retrospektif amacı küratif rezeksiyon yapılan nonmetastatik kolorektal kanserlerde lenf nodu oranın (LNO) prognostik önemini belirlemektir. Gereç ve Yöntemler: Servisimizde nonmetastatik kolorektal kanser nedeni ile opere edilen 205 hastanın karakteristik ve patolojik özellikleri retrospektif olarak incelenerek kaydedildi. Metastatik lenf nodlarının çıkarılan toplam lenf noduna oranının 1/4, 1/2, 3/4 ve 1 arasında olmasına göre hastalar 4 gruba ayrıldı. Bu gruplardan LNO1 lenf nodu oranının 0 ile 1/4 arasında kalan hasta grubunu, LNO2 1/4 ile 1/2 arasında kalan hasta grubunu, LNO3 1/2 ve 3/4 arasında kalan hasta grubunu ve LNO4 de 3/4 ile 1 arasında kalan hasta grubunu temsil etmektedir. Bu çalışmada ayrıca lenf nodu oranı 1/2'nin altındaki ve 1/2'nin üstündeki farklılığın değerlendirilebilmesi amaçlanarak iki grup daha oluşturuldu. Bu gruplar da LNOA ve LNOB olarak adlandırıldılar. LNOA grubu lenf nodu oranının 0 ile 1/2 arasında olan hastaları, LNOB grubu ise lenf nodu oranının 1/2 ile 1 arasında olan hastaları temsil etmektedir. Çalışmada elde edilen verilerin normal dağılıma uygunluğu test edilmiş, normal dağılım gösteren sürekli değişkenlerin analizinde bağımsız gruplarda t testi ve tek yönlü varyans analizi, normal dağılım göstermeyen sürekli değişkenlerin analizinde ise Mann Whitney U veya Kruskall Wallis testi kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerin analizinde ki-kare testi kullanılmıştır. Yaşam analizleri için Kaplan-Meier ve Cox regression analizleri, grup karşılaştırmalarında ise Log rank testi kullanılmıştır. p değerinin <0,05 olduğu durumlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 17.0 Evaluation Version (Statistical Package for Social Sciences Chicago, USA) paket programı ile yapılmıştır. Bulgular: LNO göre oluşturulan gruplardaki sağkalım oranları değerlendirildiğinde LNO1 grubunda 5 yıllık sağkalım oranı % 57 iken LNO2 grubunda % 52, LNO3 grubunda % 31 ve LNO4 grubunda % 28 olarak tespit edildi. Toplam sağkalım süresi ve oranları açısından gruplar karşılaştırıldığında aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (pa=0,026). LNOA ve LNOB gruplarında mortalite oranları sırasıyla % 48,8 ve % 74,4 iken 5 yıllık sağkalım sırasıyla % 57 ve % 29 olarak bulundu. LNOA ile LNOB grupları arasında yapılan istatistiksel çalışma sonucundaki değerler diğer gruplandırmaya oranla daha anlamlı olup çalışmaya alınan prognostik faktörler içinde en kuvvetli prognostik faktör olarak lenf nodu oranının yükseldikçe sağkalımın azaldığını göstermektedir. LNO artıkça hem mortalitenin anlamlı olarak yükseldiği (p=0,004) hem de sağkalımın diğer prognostik faktörlere göre çok daha anlamlı bir şekilde düştüğü görüldü (p=0,002). Mortalite, 5 yıllık sağkalım ve GSK açısından en önemli prognostik faktör LNO olarak tespit edilmiştir. Sonuç: Yetersiz lenf nodu çıkarılmış hastalarda LNO, doğru evreleme için adjuvan tedaviye karar vermede ve prognozu daha iyi kestirebilmede hekimlere yol gösterecek önemli parametrelerden biri olabilir. Anahtar Sözcükler: Kolorektal kanser, lenf nodu oranı, evreleme, prognoz

Kolorektal neoplazmlarLenf nodlarıNeoplazm evreleri+3
Mehmet Deniz Örener
Çukurova University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Servikal lenf nodlarının benign-malign ayrımında shear wave elastografi ve histopatolojik bulguların karşılaştırılması

Amaç: Bu prospektif çalışmanın amacı servikal bölgede persistan lenfadenopatisi olan hastalarda lenf nodlarının shear wave elastografi (SWE) ile incelenerek elde edilen shear dalga hızlarının (SWV) kantitatif olarak değerlendirilmesi ve SWE'nin benign-malign lenf nodu ayırımında tanısal performansının histopatolojik bulgular referans standart alınarak ortaya konmasıdır. Materyal ve Metod: Çalışmamıza 72 hastadan 100 lenf nodu dahil edildi. Tüm hastalara histopatolojik örnekleme öncesi konvansyonel US incelemesi ve virtual touch tissue imaging quantification (VTIQ) kullanılarak SWE incelemesi yapıldı. Konvansiyonel inceleme ile lenf nodu seviyesi, kısa aks, aks oranı, lenf nodunda hilus varlığı veya yokluğu, kalsifikasyon varlığı veya yokluğu, kistik değişiklik varlığı veya yokluğu, lenf nodu vaskülarite paterni değerlendirildi. SWE incelemesinde doku sertliğini gösteren SWVmaksimum ve SWVortalama değerleri ölçüldü. Diagnostik performans ise receiver operating characteristic (ROC) analizi ile değerlendirildi. En iyi eşik değerler Youden indeks ile belirlendi. Lenf nodlarının benign ve malign ayrımında histopatolojik tanı referans standart olarak belirlendi. Bulgular: Histopatolojik olarak 52 lenf nodu benign 48 lenf nodu malign olarak raporlandı. Benign lenf nodlarında SWVmaksimumdeğerleri ortalama 3.21 ± 1.23 m/sn, SWVortalama ortalama 2.96 ± 1.15 m/sn, malign lenf nodlarında SWVmaksimum değerleri ortalama 4.51 ± 1.16 m/sn, SWVortalama ortalama 4.18 ± 1.10 ölçüldü. SWVmaksimum ve SWVortalama değerleri malign lenf nodlarında benign lenf nodlarına göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek tespit edildi (p<0.001). ROC eğrisi kullanılarak SWVmaksimum ve SWVortalama için en iyi eşik değer 3.03 m/sn belirlenmiş olup SWVmaksimum ve SWVortalama için benign ve malign lenf nodlarını ayırt etmede sırasıyla duyarlılık, özgüllük, pozitif ve negatif öngörü değeri ve doğruluk oranları %93, %59, %68, %91, %75 ve %91, %63, %69, %89, %77 olarak hesaplanmıştır. Sonuç: Malign ve benign lenf nodlarının ayrımında SWE umut vaat eden tekrarlanabilir noninvaziv bir tanısal görüntüleme yöntemi olup SWVmaksimum ve SWVortalama değerleri lenf nodu karakterizasyonunda oldukça değerli bağımsız kantitafif göstergelerdir. SWE'nin rutin pratikte kullanımının lenf nodu karakterizasyonu hakkında bilgi sağlayabileceğini, ince iğne aspirasyon biyopsilerini ve cerrahi eksizyon yapılacak vaka sayılarını azaltacağını ve örnekleme yapılacak yüksek riskli lenf nodunun belirlenmesinde önemli katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.

BoyunElastografiLenf nodları+2
Alican Kılıç
Gaziantep University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meme kanserli hastalarda izosulfan blue enjeksiyonu sonrası sentinel lenf nodunun bulunmasında masaj gerekli midir?

Amaç: Meme kanseri, kadınlarda en sık teşhis edilen kanserdir. Meme kanserli hastalarda aksiller lenf nodu durumu, tedavi protokolünü ve prognozu belirlemede önemli bir göstergedir. Aksiller lenf nodu tutulumunun değerlendirilmesinde, sentinel lenf nodu biyopsisi (SLNB) kullanılmaktadır. Sentinel lenf nodunun tespitinde kullanılan yöntemlerden biri izosulfan blue enjeksiyonu olup, boyanın uygulanması sonrasında yapılan meme masajının tümör hücrelerinin yayılma ihtimalini artırabileceği ve gerekli olmadığı yönünde çalışmalar vardır. Bu çalışmamızda, masajın tümör hücrelerinin yayılma ihtimalini artırması, cerrahi insizyona hastanın anestezi indüksiyonundan sonra daha geç başlanması durumunu göz önüne alarak; SLNB için masajın gerçekten gerekli olup olmadığını araştırdık. Yöntem: Aralık 2021-Haziran 2023 tarihleri arasında MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği'nde meme kanseri tanısı konmuş ve görüntüleme yöntemleri ile aksiller tutulum saptanmamış, sentinel lenf nodu biyopsisi yapılması planlanan 77 kadın hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar masaj yapılan ve yapılmayan olmak üzere iki gruba ayrıldı, izosulfan blue enjeksiyonu sonrası masaj yapılan ve yapılmayan gruplarda sentinel lenf nodunun bulunup bulunamadığı araştırıldı. Hastaların yaşları, vücut kitle indeksleri, meme cup ölçüleri, patolojik tanıları, cerrahi kesi sayıları ve sentinel lenf nodunu bulunma süreleri kayıt altına alındı. Bulgular: Çalışmaya 77 kadın hasta dahil edildi. Hastalar masaj yapılan ve masaj yapılmayan olmak üzere iki gruba ayrıldı. 77 hastanın 40'ına masaj yapıldı, 37'sine masaj yapılmadı. Masaj yapılanların %2.5'inde sentinel lenf nodu bulunamazken, masaj yapılmayanların %8.1'inde sentinel lenf nodu bulunamadı. Veriler IBM SPSS Statistics 24 v. Programında işlendi. Sentinel lenf nodunun bulunmasında, masaj yapılması ve yapılmaması arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p=0.346). Hastalar, yaş, vücut kitle indeksi, meme cup ölçüsü, patolojik tanıları ve cerrahi kesi sayısı açısından ayrı ayrı değerlendirildi bu paramatreler göz önüne alınarak yapılan analizlerde sentinel lenf nodunun bulunmasında masaj yapılan grup ile masaj yapılmayan grup karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. 65 yaş ve üzerindeki hastaların masaj yapılanlarında ortalama 6 dakikada sentinel lenf nodu bulunurken, masaj yapılmayanlarında ortalama 10.87 dakikada sentinel lenf nodu bulundu. İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p=0.015). Sonuç: Meme kanserli hastalarda, sentinel lenf nodunu bulmak için, izosulfan blue enjeksiyonu sonrası masaj yapılması gerekli değildir. Sentinel lenf nodunu bulamadığımız 4 hastanın tamamının VKİ'nin 30 ve 30 üzerinde olması, sentinel lenf nodunun bulunmasında masaj dışında faktörlerin de rol oynayabileceğini, bu durumun net olarak ortaya konabilmesi için prospektif randomize çalışmaların gerekli olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar kelime: meme kanseri, sentinel lenf nodu biyopsisi, izosulfan blue, masaj

BiyopsiLenf nodlarıMasaj+4
Sezgi Erel
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Küçük hücreli dışı akciğer kanserinde cerrahi yapılan hastalarda N2 lenf nodu pozitifliğinin sağkalıma etkisi

Amaç: Çalışmamızda, küçük hücreli dışı akciğer kanseri tanısı olan ve akciğer rezeksiyonu yapılan hastalar arasından ipsilateral mediastinal metastatik lenf nodu (N2) olanlar belirlenerek, saptanan N2 lenf nodunun yerinin, sayısının, büyüklüğünün, N1 lenf nodu metastazı olmaksızın N2 lenf nodu pozitifliğinin (skip N2) ve N2'ye yaklaşıma göre oluşturulan sürpriz N2 ile olası rezektabl N2 gruplarının sağkalıma etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı'na başvuran, preoperatif veya intraoperatif küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) tanısı konulan ve akciğer rezeksiyonu uygulanan hastalar retrospektif taranarak içlerinden patolojik N2 (pN2) pozitif olanlar çalışmaya dahil edildi. Çalışmamızda hastaları önce iki gruba ayırdık; preoperatif N2 pozitifliği saptanmayan, intra/postoperatif pN2 gösterilen "sürpriz N2" grubu ile preoperatif patolojik veya klinik N2 (kN2) pozitif olduğu bilinen ve rezektabl olarak değerlendirilen "olası rezektabl N2" grubu. Olası rezektabl N2 grubunu kendi arasında ikiye ayırdık; neoadjuvan kemoterapi (KT) veya kemoradyoterapi (KRT) uygulanan ve tedavi sonrası pN2'lerinde kısmi veya tam regresyon gözlenen "persistan N2" grubu ile neoadjuvan tedavi uygulanmayan, öncelikle cerrahiye alınan "bilinen tek N2" grubu. Klinik veya patolojik N2 pozitif olup neoadjuvan KT veya KRT alan hastalardan cerrahi sonrası N2 lenf nodu tamamen kaybolan, patolojik N2 saptanmayan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Saptanan N2 lenf nodunun yerinin, sayısının, büyüklüğünün, skip N2 durumunun, sürpriz N2, ve olası rezektabl N2 gruplarının (persistan N2 ve bilinen tek N2) sağkalıma etkisi araştılmıştır. Hastalarda; yaş, cinsiyet, tümörün histopatolojik özellikleri, neoadjuvan ve adjuvan tedavi uygulanıp uygulanmaması, kitle yeri, rezeksiyon tipi, insizyon tipi, rezeksiyon sınırları, tümör boyutu ile bunların sağkalıma etkisi analiz edilmiştir. Genel sağkalım sürelerinin incelenmesinde Kaplan-Meier analizi altında Log-Rank testi yapıldı. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi (p) 0.05 olarak alındı. Bulgular: Araştırma kapsamında Ocak 2011 ile Aralık 2017 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı'na başvurmuş, KHDAK tanısı preoperatif veya intraoperatif konulmuş, rezeksiyon uygulanmış 953 hasta retrospektif olarak incelendi. Bunlardan, postoperatif patolojik N2 pozitifliği bulunan 99 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların ortalama yaşı 59  9 (37- 82) olarak hesaplandı. Hastaların tümör histolojisi incelendiğinde %51,5'i adenokarsinom, %40,4'ü squamöz hücreli karsinom, %8,1'i ise diğerleri olarak tespit edildi. 8. Tümör-Nod-Metastaz (TNM) sınıflamasında T faktörüne göre; hastaların %2'si T0, %1'i pT1a, %10,1'i pT1b, %14,1'i pT1c, %18,2'si pT2a, %14,1'i pT2b, %24,2'si pT3, %16,2'si pT4 olarak tespit edildi. Hastaların %34,4'ü (n=34) bilinen tek N2, %17,1'i (n=17) persistan N2, %48,5'i (n=48) sürpriz N2 olarak değerlendirildi. N2 pozitifliği; 78 hastada tek istasyon, 21 hastada çok istasyon olarak mevcuttu. Hastaların %40,4'ünde N1 pozitifliği olmadan N2 pozitifliği (skip N2) mevcuttu. Kadın hastalar istatistiksel olarak erkek hastalardan daha iyi prognoza sahiptiler (p:0.025). Adjuvan KT uygulanan hastalar uygulanmayanlara göre istatistiksel olarak daha iyi prognoza sahiptiler (p:0.014). Hastaların genel ve 5 yıllık sağkalımı sırasıyla 38.3 ay  3.9 (30.66- 46.06) ve %24,8 olarak tespit edildi. Sürpriz N2, persistan N2, bilinen tek N2 gruplarının sağkalım kıyaslamasında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı (p: >0.05). Sonuç: Mediasten lenf nodu metastazı olan KHDAK hastalarının tedavisinde cerrahi tedavinin yeri konusunda görüş birliği bulunmamaktadır. Çalışmamızda cerrahi uygulanmış hastalarda "sürpriz N2" ve "olası rezektabl N2" alt gruplarının sağkalıma etkisi istatistiksel olarak anlamlı saptanmamıştır. Kadınlar erkeklere göre, adjuvan KT uygulananlar uygulanmayanlara göre daha iyi prognoza sahiptiler. N2 alt gruplarının incelenmesi için daha geniş hasta gruplarıyla çalışmaların gerekliliği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Küçük hücreli dışı akciğer kanseri, N2, mediastinal lenf nodu, sürpriz N2, skip N2, tek N2, multipl N2.

Akciğer hastalıklarıCerrahi-akciğerKarsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğer+5
İsmail Can Karacaoğlu
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tiroid kanserlerinin lob içi yerleşiminin metastatik lenf nodu bölgeleri ile anatomik ilişkisi

Amaç: Tiroid kanserlerinin son 30 yılda insidansı artmaktadır. Tiroid kanserlerinin tedavisinde total tiroidektomi/lobektomi ve lenf nodlarına metastaz varlığında servikal bölgede bulunduğu kompartmana yönelik lenf nodu diseksiyonu uygulanmaktadır. Son yıllarda radikal cerrahi yaklaşımların yerini giderek daha selektif minimal cerrahi yaklaşımlar almaktadır. Cerrahi kapsamın belirlenmesi için literatürde metastatik lenf nodu bölgelerini tümör lokalizasyonlarına göre öngörmeyi amaçlayan çalışmalar mevcuttur. Bizim de bu çalışmada amacımız tümörlerin lob içi lokalizasyonları ile metastatik lenf nodu bölgeleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Çukurova Üniversitesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı'na 2007-2019 yıllarında diferansiye tiroid kanseri tanısı alıp radyoaktif iyot tedavisi için başvuran 2053 hastadan, metastaz riskini araştırmak amacıyla seçilen 304 hasta ve tümör lokalizasyonu ile metastaz odakları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanı anında bölgesel lenf nodu metastazı yapmış 103 hastadan oluşan iki grup oluşturuldu. Tümör lokalizasyonları her iki lobda üst yarı, alt yarı ve istmus olacak şekilde gruplandırılarak belirlendi. Ayrıca 2005-2019 yıllarında medüller tiroid kanseri tanısı alıp PET/BT görüntülemesi için başvuran ve yeterli bilgisine ulaşılabilen 11 hastadan oluşan ayrı bir grup yapıldı. Bu üç grupta hastaların patolojik ve demografik özelliklerinin sayı ve oranları, metastaz ile ilişkili özellikler ve tümör lokalizasyonları ile metastatik lenf nodları arasındaki ilişki IBM SPSS İstatistik Versiyon 20.0 paket programı kullanılarak incelendi. Bulgular: Metastaz riskini araştırdığımız 304 kişilik hasta grubumuzda 246 (% 80,9) kadın ve 58 (% 19,1) erkek olup yaş ortalamaları 45,5 ± 13 bulundu. Papiller tiroid kanseri en sık görülen patolojik tipti. Tiroid dışı yayılım ve lenfovasküler invazyon ile bölgesel lenf nodlarına metastaz arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı (p<0,001). Ayrıca sol lobda yerleşim gösteren tümör boyutlarının ortalamasının metastaz yapanlarda yapmayanlara göre daha yüksek olduğu saptandı (1,20 ve 1,90; p=0,013). Lenf nodu metastazı yapmış hastalardan oluşan 2. grubumuzda 69 (% 67) kadın, 34 (% 33) erkek olup yaş ortalamaları 39,5 ± 16 bulundu. Hastaların tamamı papiller tiroid kanseriydi. Sağ lob üst yarıda yerleşmiş tümörler ile sağ Level III (p=0,015) ve lateral lenf nodları (p=0,047) arasında anlamlı ilişki bulundu. Ayrıca multisentrisiteye bakılmaksızın lob bazında tümör lokalizasyonu ile lenf nodu bölgeleri arasındaki ilişki incelendiğinde sağ ve sol lobda yerleşim gösteren tümörlerin her iki lateral bölgede lenf nodu metastazı varlığı ile istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p>0,001). Medüller tiroid kanseri olup yeterli bilgisine ulaşılabilen hasta sayısının çok az olması nedeniyle istatistiksel değerlendirme yapılamamıştır. Sonuç: Hem diferansiye tiroid kanseri hem de medüller tiroid kanserleri için bölgesel lenf nodu metastazı varlığı sık görülen, önemli bir klinik durumdur. Çalışmamızda tümör lokalizasyonları ile her iki level I, V ve VI'daki metastatik lenf nodları arasında belirgin ilişki saptanmamıştır. Bulgularımız cerrahi yaklaşım konusunda daha selektif bir lenf nodu diseksiyonu uygulanma fikrini desteklese de herhangi bir lobda yerleşimli bir tümör için her iki lateral bölgeye metastaz riskinin benzer olduğunu gösterdi. Bu nedenle, tanı sırasında görüntüleme yöntemleri ile bölgesel lenf nodlarının değerlendirilmesinin kritik öneme sahip olduğu sonucuna varıldı.

AnatomiBoyun diseksiyonuLenf nodları+4
Merve Küçüker
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aksiller lenf nodu ultrasonografi, doppler ultrasonografi ve ince iğne aspirasyon biyopsisi sonuçlarının meme kanseri evrelemesindeki tanı değeri

AmaçÇalışmamızda amaç meme kanserinin preoperatif evrelemesi için ultrasonografi (US) kılavuzluğunda ince iğne aspirasyon biyopsisinin (İİAB) kullanılabilirliğini aksiller lenf nodlarının gri-skala US, renkli Doppler US bulguları ve primer tümör boyut aralığına karşılık diseksiyon sonucunda histolojik bulguları referans standart alarak, istatistiksel verilerle retrospektif olarak değerlendirmektir.Gereç ve YöntemÇalışmaya 2007 Ocak- 2008 Aralık tarihleri arasında meme kanseri saptanarak cerrahi girişim öncesinde aksiller lenf nodlarının preoperatif ultrasonografik değerlendirme ve US kılavuzluğunda İİAB istemi ile kliniğimize başvuran 28 hasta dahil edildi. İİAB sonucu malign sitoloji olan 5 hasta neoadjuvan kemoterapiye yönlendirildi. Opere olan 23 hastanın aksiller lenf nodlarının preoperatif gri-skala US, renkli doppler US ve US kılavuzluğunda İİAB sonuçları lenf nodlarının patoloji sonucu ile uyumluluğunu primer tümör boyutu ile birlikte değerlendirildiBulgularAksiller lenf nodlarının US ve renkli Doppler US değerlendirilmesi %78 duyarlılığa, %100 seçiciliğe, %100 pozitif öngörü değerine, %50 negatif öngörü değerine sahipti. US kılavuzluğunda İİAB %63 duyarlılığa, %100 seçiciliğe, %100 pozitif öngörü değerine, %36 negatif öngörü değerine sahipti. Aksiller lenf nodlarının US kılavuzluğunda İİAB'nin duyarlılığı primer tümör boyutu ile artış gösterdiSonuçSonuç olarak meme kanseri tanısı almış hastalarda uzak metastaz yok ise operasyon öncesi aksiller lenf nodlarının US ve renkli Doppler US'si ve aksiller lenf nodunun İİAB ile sitolojik değerlendirilmesi meme kanserinin evrelendirilmesinde ve buna bağlı olarak tedavi planlamasında yol göstericidir.

AksillaBiyopsi-iğneLenf nodları+7
Fatma Can
Manisa Celal Bayar University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tiroid papiller karsinom, papiller mikrokarsinom ve tiroid papiller karsinomun lenf nodu metastazında apopitoz ve hücre siklusu ile ilgili belirleyicilerin (p16, p21, p27, p53, bcl-2, bax, bcl-x ve siklin-D1) doku mikroarray yöntemiyle saptanması

AMAÇ: Bu çalışmada apoptoz ve hücre siklusuna ilişkin gen ürünlerinin TPK patogenezindeki rolünü belirlemek ve DMA yöntemini kullanıma sokmak amaçlanmıştır.GEREÇ VE YÖNTEM: Otuz dört TPK, 22 TPMK, 12 TPK-LNM ve 20 AN olgusu p16, p21, p27, p53, bcl-2, bax, bcl-xL ve siklin D1 İHK boyanması açısından DMA yöntemiyle incelendi.? BULGULAR: AN'lerin bcl-2 boyanması diğer malign gruplara göre anlamlı derecede farklıyken TPK'larda tüm gruplardan daha yüksek bcl-2 ekspresyonu görülmüştür. p53, malign olgu gruplarında benignlere göre anlamlı derecede yüksek bulundu. p53 ile bax boyanma yüzdeleri arasında iyi derecede pozitif korelasyon görüldü. p16, TPK ve TPMK gruplarında, AN grubuna göre anlamlı derecede yüksek boyanırken TPK-LNM grubu, primer tümör gruplarından anlamlı derecede yüksek p16 pozitifliği göstermekteydi. p21, malign lezyonlarda benign olanlara göre anlamlı derecede yüksek oranda ve güçlü boyanmıştı. p16 ile p21 boyanma yüzdeleri arasında orta derecede (r=0,30), p21 ile siklin D1 boyanma yüzdeleri arasında iyi derecede (r=0.64) pozitif korelasyon bulundu. TPK-LNM grubunda p27ile boyanan olgu yoktu. Siklin D1 ile en yüksek boyanma yüzdesi TPK-LNM grubunda olup, diğer gruplarla arasında anlamlı fark saptandı.? TARTIŞMA VE SONUÇLAR: Bu çalışmada, TPK karsinogenezinde bcl-2 ailesi başta olmak üzere hücre siklus düzenleyicilerinin önemli rol oynadığı yorumuna varılmıştır. Siklin-CDK kompleksi üzerinden görev yapan siklin bağımlı kinaz inhibitörü belirteçlerin, daha çok malignite potansiyeli, progresyon ve kötü prognozla ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır. Bir transkripsiyon faktörü olan p53 ise hem apoptozu, hem de hücre siklusunu kontrol eden proteinlerle etkileşerek TPK patogenezinde önemli bir rol oynamaktadır.DMA yönteminden en yüksek verimi alabilmek için teknik işlemlerin özenle ve baştan sona dikkatle yürütülmesi gerekmektedir.

ApoptozisGen ürünleriHücre döngüsü+6
Gizem Akkaş
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endometrium kanserinde lenfovasküler saha invazyonu ile ilgili faktörler ve lenfovasküler saha invazyonunun miyometrial invazyon, alt uterin segment tutulumu, servikal tutulum ve lenf nodu metastazı ile ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Endometrium kanserinde lenfovasküler saha invazyonu (LVSİ) ile ilgili faktörler ve lenfovasküler saha invazyonunun miyometrial invazyon (Mİ), alt uterin segment tutulumu, servikal tutulum ve lenf nodu metastazı ile ilişkisi incelenmiş olup, lenfovasküler saha invazyonunun endometrium kanseri için yeni bir prognostik belirteç olarak kullanılıp kullanılamayacağının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde 2015-2021 yılları arasında endometrium kanseri nedeniyle total histerektomi + bilateral salpingooferektomi ± Pelvik ve/veya Paraaortik lenfadenektomi + omentektomi yapılmış 44 hasta çalışmaya dahil edilmiş ve patoloji sonuçlarına göre LVSİ pozitif olan ve olmayan olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. LVSİ olmayan 29 hasta kontrol grubu ve LVSİ pozitif olan 15 hasta çalışma grubu olarak belirlenmiştir. Hastalar yaş, ameliyat tipi, gravida, parite, menopoz durumu, malignite öyküsü, ailede malignite öyküsü, sistemik hastalık, ilaç kullanımı, operasyon öyküsü, başvuru şikayeti, preop endometrial örnekleme sonucu, yapılan ameliyatlar, patolojik tanısı, cerrahi evreleri ve patoloji sonuçları univaryan ve multivaryan analizler yapılarak karşılaştırılmıştır. Bulgular: Gruplar arasında yaş, gravida, parite, menopoz durumu, malignite öyküsü, malignite tipi, ailede malignite öyküsü ve tipi, sistemik hastalık varlığı, başvuru şikayeti, preoperatif endometrial örnekleme sonuçları, ana materyal patoloji, uterus çapı, tümör çapı, Mİ varlığı, alt uterin segment tutulumu, servikal tutulum, paraaortik lenf nodu tutulumu, ana materyal batın yıkama sıvında tümör varlığı ve prognoz açısından sonuçları karşılaştırılmış ve istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır iv (Sırasıyla p=0,657, p=0,773, p=0,930, p=0,957, p=0,925, p=0,999, p=0,822, p=0,571, p=0,675, p=0,414, p=0,846, p=0,083, p=0,328 ve p<0,05). Her iki grup histolojik grade, nükleer grade, Mİ derinliğinin, pelvik lenf nodu tutulumu ve ana material cerrahi evre açısından karşılaştırılmış ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. LVSİ pozitif olan çalışma grubunda ana materyal histolojik ve nükleer grade açısından bakıldığında istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha fazla oranda grade 3 tümöre sahip olduğu tespit edilmiştir (p=0,001 ve p<0,05). LVSİ olan çalışma grubunda istatistiksel olarak kontrol grubuna göre ana materyal nükleer grade açısından anlamlı sonuç bulunmuştur (p=0,001 ve p<0,05). Mİ varlığı açısından her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamış (p=0,999 ve p<0,05) olmasına rağmen Mİ varlığında LVSİ pozitif olan çalışma grubunda Mİ derinliğinin anlamlı olarak ½'den daha fazla olduğu tespit edilmiştir (p=0,001 ve p<0,05). Sağ ve sol pelvik lenf nodu tutulumu açısından LVSİ pozitif olan grupta istatistiksel olarak anlamlı sonuç bulunmuştur (Sağ pelvik lenf nodu için p=0,003 ve p<0,005, sol pelvik lenf nodu için p=0,001 ve p<0,05). Her iki grup ana materyal cerrahi evrelendirme açısından karşılaştırıldığında LVSİ pozitif olan grupta daha ileri evre hastalık olduğu istatistiksel olarak anlamlı sonuç bulunmuştur (p=0,009 ve p<0,05). Sonuç: Endometrium kanserinde LVSİ'nin prognostik öneminin yeri birçok çalışmada araştırılmış olmasına rağmen kesin bir fikir birliğine varılamamıştır. Çalışmamızın sonucunda LVSİ varlığının histolojik grade, nükleer grade, Mİ derinliği, pelvik lenf nodu tutulumu ve daha ileri evre hastalık açısından istatistiksel olarak anlamlı etkisi olduğunu gözlemledik. Bu konuda daha çok vaka sayılı ve daha uzun takip süreli çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Endometrial neoplazmlarLenf nodlarıLenfatik metastazlar+5
Can Üyük
Düzce University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolorektal kanserlerde çıkarılan kolon uzunluğunun lenf nodu sayısı ile ilişkisi

Amaç: Kolorektal kanserli hastalarda malign lenf nodlarının sayısı ve bu lenf nodlarının yeterli rezeksiyonu, sağkalım üzerine çok önemlidir. Bu çalışmada kolorektal kanser nedeniyle opere edilen hastalarda çıkarılan kolon spesmen uzunluğunun lenf nodu sayısı ile ilişkisi olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: 01 Ocak 2010 ile 20 Haziran 2018 arası Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Eğitim Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği Anabilim Dalı'nda kolorektal cerrahi yapılan 531 hastadan, kolorektal kanser tanılı 381 hastanın çıkarılan kolon spesmen uzunluğu ile lenf nodu sayısı arasındaki ilişki retrospektif olarak incelenmiştir. Bu çalışmada yaş, cinsiyet, total lenf nodu, benign lenf nodu, malign lenf nodu, lenf nodu oranı, kolon ve rektum uzunluğu gibi parametreler incelenmiştir. Bulgular: Çalışmamıza katılan 531 hastadan 219 (%41,2) 'u kadın, 312 (%58,8) 'si erkekti. Benign tanı alan hastaların 100 (%66,7) 'ü erkek, 50 (%33,3) 'si kadın iken; malign tanı alan hastaların 212 (%55,6) 'si erkek, 169 (%44,4) 'u kadındı. Çalışmadaki tüm hastaların yaş ortalaması 55,85 iken; en küçük hasta 17 yaşında en büyük hasta ise 92 yaşındaydı. Benign tanı alan hastaların ortalama yaşı 50,67±19,23 iken; malign tanı alan hastaların ortalama yaşı 57,90±14,45'dir. Çalışmadaki 531 hastanın patoloji raporuna göre 150 (28.2)'si benign iken; 381 (%71.8) 'i maligndir. Malign hastaların 337 'si adenokanser tanılı idi. V Ortalama kolon spesmen uzunluğu benign tanı alanlarda 30,24 cm, malign tanı alanlarda 26.68 cm olarak bulunmuştur. Ortalama lenf nodu sayısı benign tanı alanlarda 10,43 iken; malign tanı alanlarda 28,96 olarak bulunmuştur. Genel sağkalım grubunda 5 yıllık yaşam olasılığı %53,2 iken; ortalama yaşam süresi 49,87±1,82 aydır. Hastalığa özel sağkalım grubunda 5 yıllık yaşam olasılığı %58,2 iken; ortalama yaşam süresi 54,38±1,79 aydır. Kolon spesmen uzunluğu ile total lenf nodu ve reaktif lenf nodu sayıları arasında pozitif yönde zayıf, anlamlı bir korelasyon saptandı (r=0,330 p=0,001 r=0,335 p=0,001); fakat kolon spesmen uzunluğu ile malign lenf nodu sayısı arasında anlamlı korelasyon tespit edilemedi (r=-0,052 p=0,311). Kolon spesmen uzunluğu ile lenf nodu oranı arasında negatif yönde çok zayıf anlamlı bir korelasyon saptandı (r=-0,108 p=0,038). Çalışmamızda hastalığa özel sağkalım üzerine etkili olan parametreler için cox regresyon analizi kullanılarak hazard ratio tespit edildi. Lenf nodu oranındaki 1 birimlik değişim hazard ratio'yu yaklaşık 10,28 kat artırdığı, malign lenf nodu sayısında 1 nod artışı hazard ratio'yu 1,099 kat artırdığı tespit edildi. Reaktif lenf nodu sayısında 1 birimlik artış, hazard ratio'yu yaklaşık %2 azalttığı tespit edildi. Sonuç: Kolorektal kanser nedeniyle cerrahi yapılan hastalarda kolon spesmen uzunluğu ile total lenf nodu ve benign lenf nodu sayıları arasında anlamlı bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Malign lenf nodu sayısı ile anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Hastalığın doğru bir şekilde evrelendirilmesi için gereken en az lenf nodu sayısını elde etmek için yeterli kolon spesmen uzunluğu çıkarılması gerekmektedir. Malign lenf nodu sayısında artış görülmesi sağkalımı azaltmakla birlikte ve prognoz üzerine negatif yönde etki yapmaktadır.

KolonKolon hastalıklarıKolorektal neoplazmlar+2
Ulaş Karabay
Gaziantep University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Unilateral mastektomi ve aksiller lenf nodu diseksiyon cerrahisinde interkostobrakial sinir blokajının postoperatif akut ve kronik ağrı üzerine etkisi

Meme kanseri cerrahisi sonrası görülen nöropatik ağrı postmastektomi sendromu olarak bilinir ve çok sık gözlenmektedir. Bu çalışmada, operasyon sırasında interkostobrakial sinirinin blokajının postoperatif analjezik tüketimine ve kronik ağrı oluşumuna etkilerini incelenmesi amaçlandı. Meme kanseri için modifiye radikal mastektomi ve aksiller diseksiyon yapılan 60 hasta rastgele iki gruba ayrıldı, ilk gruba interkostobrakial sinir bloğu, 10 cc % 0,5 bupivakain ile cerrah tarafından operasyon esnasında sinirin kılıfına enjekte edildi (Grup BT, n=30). Blok işleminden 5 dakika sonra ise sinirin distal (aksillaya uzanan) kısımdan kesilme işlemi gerçekleştirildi. İkinci gruba ise herhangi bir blok işlemi uygulanmadı (Grup T, n=30). Her iki gruba da genel anestezi uygulandı ve postoperatif analjezi yöntemi olarak tamadol ile HKA (25mg bolus, 15 dakika kilit süresi, 4 saatlik doz 300 mg protokolü) tedavisi verildi. Postoperatif 48 saat boyunca hastalar belli aralıklarla hemodinamik parametreler, total tramadol miktarı, bulantı-kusma, sedasyon gibi olası ilaç yan etkileri ve VAS skoru açısından takip edildiler. Meme cerrahisinden 1 hafta, 1ay ve 3 ay sonra, kronik nöropatik ağrı gelişimi, VAS skoru ve DN4 ağrı skoru ile değerlendirildi. DN4 ağrı skoru 4 ve üzeri ise, kronik nöropatik ağrı pozitif kabul edildi. Grupların postoperatif 48 saat boyunca VAS değerleri, tramadol ilaç düzeyi, hemodinamik parametreleri ve ilaç yan etkileri karşılaştırıldığında fark gözlenmedi (p>0,05). Ancak hastaların postoperatif 1. hafta, 1. ay ve 3. ay VAS ve 1. hafta ve 3. ay DN4 kronik nöropatik ağrı skoru, interkostobrakial sinir bloğu yapılan grupta, diğer gruba göre düşük gözlendi (p<0,05). Literatürde rastlanmayan interkostobrakial sinir bloğu yeni bir teknik olup, meme cerrahisi sonrası görülen kronik nöropatik ağrı gelişimini azaltmada başarılı olmuştur. Ancak postoperatif akut ağrı üzerine herhangi bir olumlu etki tespit edilmemiştir.

AğrıAğrı-postoperatifCerrahi+4
Ayşe Tuğba Tecirli
Gazi University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lenfoma tanılı hastalarda ekstralenfatik tutulumun prognoza etki

Lenfomalar tüm dünyada tanı olarak artan lenfatik sistemin solid tümörleridir. Sadece patolojik farklılıklar değil hastanın cinsiyeti, yaşı, yaşadığı coğrafik bölge, tutulan doku/organları, immunohistokimyasal göstergelerin varlığı ve/veya yüksekliği tedavi ve sağkalımı etkilemektedir. Tedaviye yanıt, mortalite ve morbidite bu farklılıkla ilişkilidir. Çalışmamızda; Non Hodgkin ve Hodgkin lenfoma tanılı hastaların, ekstranodal lenf tutulumu ve İPİ skorunun sağkalımlar ve prognoz üzerindeki etkisini incelemek amaçlanmıştır. Çalışmaya, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi' ne başvurmuş Hodgkin ve Non Hodgkin lenfoma tanısı almış 262 hasta dahil edilmiştir. Bu hastaların yaş, cinsiyet, tutulum yeri gibi demografik verileri, labaratuar parametreleri, İPİ skorları retrospektif olarak analiz edilmiştir. Demografik verilerin, İPİ skorunun ve ekstranodal tutulumun sağkalıma etkisi analiz edildi. Bizim çalışmamızda DBBHL tanılı 97 hastamızı İPİ skoruna göre sınıflandırdığımızda 8 hasta 1 (düşük risk), 25 hasta 2 (düşük-orta risk), 36 hasta 3 (orta-yüksek risk),23 hasta 4 (yüksek risk) ve 1 hasta 5 (yüksek risk) olduğu görüldü. İPİ skoru yüksek olan hastalarda sağ kalımın düşük olduğu görüldü. Bizim çalışmamızda ise 5 yıllık sağ kalım yüksek risk grubunda %67,düşük risk grubunda ise %22 olduğu saptandı. Hastalarımızın %66.3 ünün (171) nodal tutulumu mevcutken %33.7 sinde (87) ekstranodal tutulum mevcuttu. Ekstranodal tutulumun yaşam süresine etkisi, tutulum olmayanlarda ortalama yaşam süresi 105,419 ay (102,09-108,820 ay) idi. Ekstranodal tutulum olanlarda ise 103,38 (97,548-109,215 ay) idi. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir.(p:0,171) Ekstranodal tutulum ise en sık tutulum görülen bölge olan kemik tutulumu %11.6 (31) iken %88.4 (227) hastada kemik tutulum yoktu. Kemik tutulum olan hastalarda ortalama yaşam süresi 105,708 (102,014-109,401) idi. Kemik tutulum olmayan hastalarda ise ortalama yaşam süresi 104,613 (97,901-111,325) idi. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir.(p:0,728) Anahtar Kelimeler: Lenfoma, Ekstralenfatik Tutulum, Prognoza, Hodgkin

Hodgkin hastalığıLenf nodlarıLenfatik hastalıklar+6
Muhammet Cebrail Arpağ
Fırat University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Küçük hücreli dışı akciğer kanserli olgularda 6. TNM ve 7. TNM evrelemesinin prognostik olarak karşılaştırılması

Akciğer kanseri mortalite ve insidans açısından dünyada en başta gelen malignitedir. Akciğer kanserinde TNM sınıflandırması tedavi yönteminin değerlendirmesinde, cerrahi tedavi seçiminde, prognozun belirlenmesi açısından çok önemlidir. Akciğer kanserinde evreleme çalışmaları yıllar içinde farklılıklar göstermiştir. 1997 yılında revize edilen uluslararası evreleme sisteminin geliştirilmesi ve tekrar düzenlenmesi için Uluslararası Akciğer Kanseri Çalışma Örgütü (IASLC: International Association for the Study of Lung Cancer) ?Akciğer Kanseri Evrelemesi Projesi? adı altında bir proje gerçekleştirdi. IASLC tarafından önerilen TNM evrelendirmesinde T ve M tanımlayıcılarında düzenlemeler yapılmış olup, N tanımlayıcısında bir değişiklik yapılmadı. Biz çalışmamızda 2000-2011 yılları arasında kliniğimizde KHDAK tanısı ile takip edilen olguları klinik ve patolojik olarak hem 6. TNM evrelemesine göre hem de 2009' da yayınlanmış olan revizyon modeline (7. TNM) göre evreleyerek prognostik açıdan farklılık olup olmadığını araştırmayı amaçladık. Ayrıca hastalar yaş, cinsiyet, sigara içip içmedikleri, histopatolojik tanı, uygulanan tedavi yöntemleri (cerrahi, KT, RT, eş zamanlı veya ardışık kemoradyoterapi, destek tedavisi), klinik evreleme yöntemleri (klasik evreleme yöntemleri (Toraks BT, Abdominal USG veya Abdominal BT, Kemik sintigrafisi, Kranial MR) veya PET BT ve Kranial MR), yaşam süresi (tanı anından eksitus olana veya son başvuru tarihine kadar geçen süre), eksitus durumu açısından araştırıldı. Çalışma, yaşları 29 ile 87 arasında değişmekte olan; 446'sı (%89.2) erkek ve 54'ü (%10.8) kadın olmak üzere toplam 500 olgu üzerinde yapılmıştır. Olguların ortalama yaşı 61.65±10.28'dir.T tanımlayıcısı tümör boyutu için yapılan değerlendirmede 7. TNM sistemine göre T1 tümörler T1a (?2 cm), T1b (>2-?3 cm) olarak, T2 tümörler T2a (>3-?5 cm) T2b (>5-?7 cm), T3- T2c (>7 cm), T3 (diğer) olarak ayrıldı. T1a ile T1b (p= 0.485), T1b ile T2a (p= 0.331), T2a ile T2b (p= 0.875), T2b ile T2c (p= 0.759), T2c ile T3 (diğer) (p= 0.500) arasında sağkalım açısından istatistiksel olarak fark saptanmadı.Tümör boyutu harici T tanımlayıcısı değerlendirmek için 6. TNM sistemine göre T3, T4- aynı lobda nodül, T4- diğer nedenler, T4- plevral yayılım, M1- aynı akciğer farklı lobda satellit nodül olarak olgular ayrıldı. T3 ile aynı lobda nodül nedeni ile T4 arasında (p= 0.683), diğer nedenlere bağlı T4 ile aynı lobda nodül nedeni ile T4 arasında (p= 0.615) istatistiksel olarak fark bulunmaz iken plevral yayılım nedeni ile T4 ve diğer nedenlere bağlı T4 arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p= 0.002).7. klinik TNM sınıflamasına göre tümör boyutu harici çalışmaya alınan T3-diğer nedenler, T3-aynı lobda satellit nodül, T4-diğer nedenler, T4-aynı akciğer farklı lobda satellit nodül, M1a-plevral yayılım kıyaslamasına bakıldığında ise aynı lobda satellit nodül nedeni ile T3 olan olgularla diğer nedenlere bağlı T3 olgular arasında (p= 0.903), diğer nedenlere bağlı T4 olan olgularla aynı lobda satellit nodül nedeni ile T3 olan olgular arasında (p= 0.811), aynı akciğer farklı lobda satellit nodül nedeni ile T4 olan olgularla diğer nedenlere bağlı T4 olgular arasında (p= 0.320) sağkalım açısından istatistiksel olarak fark saptanmadı Plevral yayılım nedeni ile M1a olgular ile diğer nedenlere bağlı T4 olgular arasında istatistiksel olarak fark gözlendi (p= 0.002).6. klinik TNM sınıflamasında M evrelemesinde M0, M1 (aynı akciğer farklı lobda nodül), M1 (diğer) kıyaslandı. Aynı akciğer farklı lobda nodül nedeni ile M1 olgular ile M0 ve diğer nedenlere bağlı M1 olgular arasında sağkalım açısından istatistiksel olarak fark saptanmadı (p= 0.06, p= 0.195).7. klinik TNM sınıflamasında M evrelemesinde yapılan değişiklikleri değerlendirmek için T4M0 ve herhangi bir N, M1a (plevral yayılım), M1a (karşı akciğer), M1b (uzak metastaz) olgular kıyaslandı. T4M0 ve herhangi bir N ile plevral yayılım nedeni ile M1a olgular arasında sağ kalım açısından anlamlı fark saptanırken (p= 0.02), plevral yayılım nedeni ile M1a olgular ile karşı akciğerde nodül nedeni ile M1a olgular arasında sağkalım açısından fark saptanmadı (p= 0.495). M1b olgular ile M1a olgular arasında ise sağkalım açısından fark saptanmadı (p= 0.385, p= 0.968).7. klinik TNM sınıflamasında evre kıyaslamasında evre 1A ile 1B arasında ve 1B ile 2A arasında fark bulunmadı (p= 0.408, p= 0.75). Evre 3B ile 4 arasında anlamlı fark saptandı (p= 0.000).Sonuç olarak çalışmamızda tümör boyutu açısından değerlendirilen olgular arasında sağkalım açısından istatistiksel olarak fark saptanmadı. Aynı lobda satellit nodüllerde sağkalım süresinin T4 grubundan daha uzun olması nedeni ile T3 ve plevral yayılımı olan hastaların sağkalım sürelerinin daha kısa olması nedeni ile M1a olarak değerlendirilmesi daha uygundur. 7. TNM evreleme sisteminde evre 1, 2 ve 3A'da yaşam sürelerinin farklı olmamasının, sadece evre 3B ve 4'de yaşam sürelerinin istatistiksel olarak daha kısa olmasının evre 1, 2 ve 3A'da olgu sayılarının az olmasına bağlı olduğu düşünüldü.

AkciğerAkciğer neoplazmlarıKarsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğer+4
Gülsüm Sibel Kayalı
Gazi University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sentinel lenf nodu metastazı olan meme kanserli hastalarda non-sentinel lenf nodu metastazı ihtimalini belirlemede kullanılan nomogramların retrospektif validasyon çalışması

Bu çalışma tek merkezli retrospektif bir veritabanında pozitif sentinel lenf nodu (SLN)' biyopsili meme kanseri hastalarındaki 'non-sentinel lenf nodu metastazını (NSLNM) tahmin etmekte kullanılan beş farklı modelin validasyonunu gerçekleştirmek ve kendi hasta popülasyonumuzda NSLNM insidansında etkili tümör özeliklerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir.Ocak 2007- Mart 2011 arasında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı'nda meme kanseri için SLN biyopsisi geçirmiş 197 hastadan SLN metastazı görülen 42'si ile ilgili 26 parametre incelenmiştir. Hasaların tamamında KALN uygulanmıştır. Hastalara MSKCC, Stanford, Cambridge, Tenon ve Gür et. al. tarafından geliştirilmiş tahmin modelleri uygulanmıştır. Receiver Operating Characteristics (ROC) eğrisi altındaki alan, her bir nomogram için hesaplanmıştır. Ayrıca Pearson Ki-Kare Testi ve Fisher exact test.i kullanılarak bizim popülasyonumuzda NSLNM tahmininde en yüksek etkiye sahip parametreler belirlenmiştir.Pozitif SLN'li 42 hastadan 14'ünde non-SLN metastazı bulunmaktaydı. MSKCC, Cambridge, Stanford, Tenon ve Gür et. al. modellerinden bizim hasta serimize en uygun değerler Tenon modelinden elde edilmiştir. Ki-kare analizinde; genel patolojik tümör boyutu, lenfovasküler invazyon (LVI) ve pozitif SLN sayısı, non-SLN pozitifliğini tespitte istatistiksel olarak anlamlı bulundu..Tenon modelinde verilen düşük riskli grup ile bize bulunan skorlar sırasıyla 3,5 ve 3,75 idi ancak diğer modellerde yanlış pozitiflik değerleri kabul edilemeyecek kadar yüksek ya da özgüllük ve duyarlılık değerleri düşüktü. Kendi popülasyonumuzdaki tümör özellikleri üzerinde yapılan incelemede patolojik tümör boyutu, pozitif SLN sayısı ve LVI durumu pozitif non-SLN tahmininde mutlak kullanılması gereken parametreler olarak belirlendi. Hasta sayısı azlığı nedeniyle bulunan sonuçlar daha büyük serilerde tekrar kontrol edilmelidir.

BiyopsiLenf nodlarıLenfatik metastazlar+3
Seçil Soydan Özkaptan
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İzole mediyastinal veya hiler lenfadenopatinin tanısında endobronşiyal ultrasonografi rehberliğinde transbronşiyal iğne aspirasyonunun etkinliği

Bu çalışmanın amacı, izole mediastinal ve/veya hiler lenfadenopati (İMHL) nedeni ile endobronşiyal ultrasonografi rehberliğinde yapılan transbronşiyal iğne aspirasyonu (EBUS-TBİA) yapılmış hastalarda işlemin tanısal verimini saptamak ve etyolojide saptanan farklı lenf nodu patolojilerini birbirinden ayırt etmek için kullanılabilecek klinik ve sonografik bulguları analiz etmektir. Çalışmamıza, son 3 yıl içinde İMHL etyolojisini araştırmak için EBUS-TBİA işlemi yapılmış hastalar alındı. Hastaların dosyalarından demografik verileri, başvuru semptomları, lenfadenopati ile ilişkili olabilecek komorbid hastalıkları ve EBUS bulguları kayıt edildi. Retrospektif olarak planlanan bu çalışmaya, çalışma kriterlerini karşılayan toplam 120 hasta alındı. Hastaların 66'sı (%55) kadın, 54'ü (%45) erkekti ve yaş ortalaması 54,4 ± 14,3 idi. 120 hastanın 88'ine (%73,3) EBUS-TBİA işlemi ile tanı konulduğu saptandı. Hastaların 54'ünde granülomatöz hastalıklar, 21'inde malign hastalıklar saptanırken, 13 hastada ise antrakotik lenf nodu olduğu görüldü. EBUS-TBİA işleminin sensitivitesi %89,8, negatif prediktif değeri %68,7 ve tanısal verimi %91,6 olarak saptandı. Reaktif lenf nodu saptanan hastaların patolojik lenf nodu saptanan hastalara göre anlamlı derecede fazla sayıda komorbit hastalığa (%77,3'e karşı %19,4; p<0,001) ve daha düşük lenf nodu istasyon sayısına (1,6 ± 0,8'e karşı 2,7 ±0,9; p<0,001) sahip olduğu görüldü. Granülomatöz hastalıklar, karsinom ve lenfoma hastalarıyla karşılaştırılınca antrakotik lenf nodu olan hastaların istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha ileri yaşta olduğu (sırasıyla; p=0,001, p=0,028 ve p=0,02) ve büyük oranda kadınlardan oluştuğu görüldü (11/13, p<0,001). Çalışmamızın sonuçları, EBUS-TBİA'nın İMHL ayırıcı tanısında yüksek performansa sahip olduğunu göstermiştir. Ek olarak, lenf nodu istasyon sayısı ve boyutunun ayırıcı tanıya götürmede faydalı bilgiler sağladığı ve antrakotik lenf nodu hastalarının ileri yaşta kadın hastalar olduğu görülmüştür. Reaktif lenf nodu saptanan hastalarda invaziv örneklemeye gitmeden önce klinik takibe devam etmek daha faydalı bir yaklaşım olabilir. Anahtar Kelimeler: Mediyastinal lenfadenopati, Endobronşiyal Ultrasonografi, Reaktif lenf nodu, Antrakotik lenf nodu, Granülomatöz hastalıklar

AspirasyonGranülomatöz hastalık-kronikLenf nodları+4
Dilek Temiz
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolon adenokarsinomlarında kras mutasyonu görülme sıklığı ve lenf nodu metastazı ile ilişkisi

Gastrointestinal sistemin en yaygın malignitesi olan kolon kanserleri mortalite ve morbiditenin ana nedenlerinden biridir. Kolorektal kanser tedavisinde en son varılan nokta EGFR hedefli ajanların kullanılmasıdır. Tedaviye ilişkin kararlarda RAS mutasyon durumu dikkate değer bir role sahiptir. Kanserlerdeki RAS mutasyonlarının %90'ı KRAS geninde ortaya çıkar. KRAS mutasyonlarının çoğu kodon 12, 13, 59 ve 61'de tanımlanmıştır. KRAS geninin 12. ve 13. kodonunda mutasyon olması durumunda EGFR'yi hedefleyen ajanların tedavisine yanıt vermedikleri, KRAS geni wild tip olanların ise tedaviye uygun adaylar olduğu bilinmektedir. Kolorektal kanserlerin %30-40'ında KRAS gen mutasyonu izlediğinden tedaviye başlamadan önce mutasyon taraması önemlidir. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı arşivinden seçilen 60 adet lenf nodu metastazlı ve 60 adet lenf nodu metastazı olmayan toplam 120 adet orta derecede diferansiye kolon adenokarsinomu örneği alınmıştır. Çalışmamızda lenf nodu metastazı olmayan olgularda %35 (21/60), lenf nodu metastazlı olgularda %40 (24/60) olmak üzere tüm olgularda %37.5 (45/120) oranında KRAS mutasyonu olduğu görüldü. KRAS mutasyon oranı lenf nodu metastazlı olgularda lenf nodu metastazı olmayan olgulara göre daha yüksek görülmekle birlikte istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Tüm olguların %33.3'ünde kodon 12'de, %4.1'inde kodon 13'de, lenf nodu metastazı olmayan olguların %30'ü kodon 12'de, %5'i kodon 13'de, lenf nodu metastazlı olguların %36.6'sı kodon 12'de, %3.3'ü kodon 13'de KRAS mutasyonu izlendi. KRAS kodon 12 ve kodon 13 mutasyon dağılımı bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). KRAS kodon 61'de ise mutasyona rastlanmadı. KRAS mutasyonu ile yaş, cinsiyet, tümör çapı ve tümör lokalizasyonu arasında anlamlı korelasyon görülmedi (p>0,05). Sonuç olarak; çalışmamızda orta derece diferansiye kolon adenokarsinomlarında %33.3'ünde kodon 12'de ve %4.1'inde kodon 13'de olmak üzere %37.5 oranında KRAS mutasyonu izlendi. KRAS kodon 61'de mutasyona rastlanmadı. KRAS mutasyonu ile lenf nodu metastazı arasında anlamlı korelasyon bulunmadı.

AdenokarsinomKolon neoplazmlarıLenf nodları+3
Gökhan Varlı
Fırat University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Servikal lenfadenopatilerde Ultrason Elastografinin tanısal etkinliğinin karşılaştırılmalı değerlendirilmesi

AMAÇ: Çalışmamızın amacı, servikal lenfadenopatili olguları B-mod ultrasonografi, renkli Doppler ultrasonografi ve US elastografi ile değerlendirerek, US elastografinin etkinliğini ve tanısal değerini araştırmaktır.GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza Kasım 2010 ve Mart 2011 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı`na boyun ultrasonografi incelemesi için başvuran ve yapılan incelemede lenf nodu saptanan, 168 olguda bulunan 220 lenf nodu dahil edildi.Benign grupta, Kikuchi lenfadenit (n=2), Rosai-Dorfman hastalığı (n=2), kronik lenfadenit (n=2), infeksiyöz mononükleozis (n=8), granülomatöz lenfadenit (n=8), tularemi (n=21) ve akut lenfadenit (n=110) olguları, malign grupta ise lenfoma (n=40) ve metastaz (n=27) olguları vardı. Metastazlar, akciğer adenokarsinomu, akciğer skuamöz hücreli karsinomu, meme kanseri, rabdomyosarkom, ameloblastik fibrosarkom, malign karışık (mixed) germ hücreli tümör, invazif ürotelyal karsinom, baş ve boyun skuamöz hücreli karsinomu idi.Tüm lenf nodları, gerçek-zamanlı B-mod ve renkli Doppler ultrasonografi ile görüntülendi. Görüntüleme sırasında lenf nodlarının bulunduğu seviye, kısa aks, uzun\kısa aks oranı, hilus varlığı, ekojenitesi, mikrokalsifikasyon varlığı, vaskülariteleri değerlendirildi. Renkli Doppler US`de lenf nodları vaskülarizasyon tiplerine göre 5 gruba ayrıldı. US elastografi incelemesinde lenf nodları içerdikleri sert alan yüzdelerine göre skorlandı ve 5 gruba ayrıldı. Her lenf nodundan gerinim oranı hesaplandı. Lenf nodlarının benign ve malign ayrımında histopatolojik bulgular, klinik ve laboratuar değerleri ile görüntüleme bulguları referans olarak alındı.BULGULAR: Benign ve malign lenf nodunu ayırt etmede duyarlılık, özgüllük ve doğruluk yüzdeleri sırasıyla, B-mod US %97,%31.4, %51.4, renkli Doppler US %76,1, %82,4, %80,5 ve US elastografi %82.1,%56,%64.1 olarak hesaplanmıştır. ROC (Receiver-operating characteristic curve analysis) eğrisi kullanılarak gerinim oranı için en iyi kesim değeri (cut-off değeri), 1.7 olarak belirlendi. Gerinim oranının duyarlılık, özgüllük, ve doğruluk yüzdeleri sırasıyla, %71.6,%76.5,%75 olarak hesaplandı.SONUÇ:US elastografi lenf nodlarının ayırıcı tanısında B-mod ve renkli Doppler ultrasonografi bulgularına katkı sağlayan duyarlılığı yüksek bir tetkiktir.Anahtar kelimeler: Ultrasonografi, US elastografi, lenf nodu

Lenf nodlarıTeşhis-ayırıcıUltrasonik dalgalar+2
Leyla Acu
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endobronşial ultrasonografi ekoik görüntüleri ile mediastinal patolojilere tanısal yaklaşım

AMAÇ: Endobronşiyal ultrasonografi (EBUS) mediastinal lenf düğümlerinin incelenmesi için yüksek tanısal değeri olan minimal invaziv bir tekniktir. EBUS sırasında elde edilen ultrason görüntülerinin sonografik özelliklerinin değerlendirmesi ile malign ve benign lezyonların ayırt edilebileceği öne sürülmüştür. Ancak sonografinin kendisi kullanıcı bağımlıdır. Amacımız sonografik özelliklerin tanısal değerinin incelenmesi, gözlemcinin kendi içindeki uyumu ve gözlemciler arası uyuma yönelik değerlendirmeler yapılarak sonografik özelliklerin internal ve eksternal validasyonunun incelenmesi ve bu görüntülerin daha objektif değerlendirmesine olanak veren nümerik verilerin yararlılığının incelenmesidir. METOD: Çalışma Karadeniz Teknik Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı'nda, Eylül 2014 ile Mayıs 2015 tarihleri arasında prospektif olarak yürütüldü. EBUS yapılan hastaların ultrason görüntüleri kaydedilerek patoloji sonuçları takip edildi. Görüntüler patoloji sonuçlarına kör olan bir klinisyen ve bir radyolog olmak üzere iki farklı gözlemci tarafından yorumlandı. Sonrasında birer ay ara ile karıştırılan karma veriler gözlemciler tarafından tekrar yorumlandı. Her bir veri aynı gözlemci tarafından ikişer kez olmak üzere toplam dört kez değerlendirildi. Bu görüntüler ayrıca bir görüntü işleme ve analiz programı aracılığı ile incelendi ve histogram analizleri ile nümerik değerler elde edildi. Elde edilen değerler SPSS programına yüklenerek istatistiksel analizler yapıldı. BULGULAR: Çalışmaya 119 hasta dahil edildi (E:K= 77:42). Yaş ortalaması 58.1±13.3 (23-85) bulundu. Patolojik değerlendirmeye göre olguların %50.4'ü (60) malign, %49.6'sı (59) benign sonuçlandı. Alt tanı grupları %44.5 (53) akciğer kanseri, %31.1 (37) sarkoidoz, %16.8 (20) benign sitoloji, %4.2 (5) diğer organ metastazı, %2.5 tüberküloz, %0.8 (1) lenfoma idi. Ekoik özelliklerden zımpara granüler yapı benign mediastinal lenfadenopatileri belirlemede istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.028) (Sensitivite %81.4, Spesifite %36.7; PPD %55.8, NPD %66.7). Gözlemciler arası uyum en iyi ekojenite ve santral hiler yapı kriterlerindeydi. Gözlemcilerin kendi içindeki uyumu değerlendirildiğinde Gözlemci-2 (radyolog)'nin kendi içindeki uyumu şekil, sınır, ekojenite, santral hiler yapı, koagülasyon nekrozu ve zımpara granüler yapı için daha yüksek bulundu. Histogram mean, median, standart deviasyon ortanca değerleri diğer nümerik verilerin ortanca değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (p=0.037; p=0.048; p=0.018). ROC (Receiver operating characteristic) analizinde Sarkoidoz ve Tüberküloz dışındaki diğer benign lenf düğümlerini malign lenf düğümlerinden ayırmada histogram mean, median ve standart deviasyon nümerik değerlerinin ortancaları anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0.005; p=0.008; p=0.001). Diğer benign lenf düğümlerinin kantitatif histogram mean, median, standart deviasyon değeri için yapılan ROC analizinde malign lenf düğümleri ile ayrımda anlamlı bulundu. Benign- malign lenf bezi ayrımında histogramı oluşturan minimum gray scale kantitatif değeri için iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0.035). Hastalar arasında alt grup analizi yapıldığında ise akciğer kanseri ve sarkoidoz grupları arasında minimum gray scale, skewness ve kurtosis kantitatif değerleri için istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p= 0.029, p=0.024, p=0.22) SONUÇ: Bu prospektif çalışma sonucunda; zımpara granüler yapı benign lenf düğümlerinin belirlenmesinde potansiyel bir ekoik özellik olabilir. Ultrason görüntülerinin değerlendirilmesinde radyolog değerlendirmesi klinisyene göre kendi içinde daha uyumludur ve ekoik özellikler kişiye bağımlı veriler olduğundan sayısal değerler veren nicel ölçümler gereklidir. Histogram mean, median ve standart deviasyon değerleri ve minimum gray scale kantitatif değeri diğer verilere göre daha anlamlı olup, benign lezyonları malign lezyonlardan ayırmada anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak mediastinal lenf düğümlerinin ultrason görüntülerinin ekoik özellikleri, histogram verileri, PET CT tutulumları hep birlikte değerlendirilerek bir skorlama sistemi oluşturulabilir. Bu özellikle malign evrelemede yalancı negatif lenf düğümlerine yaklaşımı etkileyecebilecek bir yöntem olabilir.

Bronşiyal hastalıklarBronşlarLenf nodları+5
Neslihan Özçelik
Karadeniz Technical University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Şinşilla'nın (chinchilla lanigera) baş, boyun bölgesinde yer alan lenf düğümlerinin makroanatomisi

Dolaşım sistemi genel anlamda arter-ven sistemi olarak tanımlanmasına rağmen lenfatik dolaşım da vasküler sistem içerisinde yerini almıştır. Lenfatik sistem temel olarak hücre dışı sıvı dengesinin sağlanmasında önemli bir rol oynar. Ayrıca dokular arası sıvıdan lenf kapillerleri(kılcalları) aracılığı ile emilen maddelerin lenf nodülüne taşınıp, burada hücre ve metabolizma artıklarından temizlenmesi, lenfosit üretilip depo edilmesi, antikor yapımı, bağırsaklardan emilen yağın kana iletilmesi, hormonların aktarılması gibi görevlerin yanı sıra enfeksiyöz ve tümör metastazlarının yayılmasına aracılık ettiği belirlenmiştir. Çalışmanın materyalini erişkin on adet ergin erkek ve on adet ergin dişi şinşilla (chichilla lanigera) oluşturmuştur. Lenf düğümlerini boyamak için, 1/15 oranında serum fizyolojik ile yeşil renkli mürekkeb deri altına enjeksiyonu yapılarak bir hafta sonrasında hayvanlar ötenazi edilmiştir. Ötenazi işlemi sonrası %10 luk formol içeren havuzlarda muhafaza edilmiştir. Yapılan makro incelemeler sonucunda baş bölgesinde kulağın kaidesinde m. parotidoauricularis'in hemen caudal kenarının ventral'inde lymphocentrum parotideum'un, spatium mandibula'da, corpus mandibula'nın ventral kenarında lymphonodi mandibulares'in yerleştiği gözlendi. Boyun bölgesinde de m. cleidomastoideus ve m. sternocephalicus'un başa yakın bölümünün ventral'inde lymphocentrum retropharyngeum'un, m. trapezius'un pars cervicalis'inin hemen ventral'inde, scapula'nın margo cranialis'inin önünde, lymphonodi cervicales superficiales dorsalis'in, omuz ekleminin hemen cranial'inde lymphonodi cervicales superficiales ventralis'in bulunduğu belirlenmiştir. Yapılan makro incelemelerde lymphonodus buccalis'i ve lymphocentrum cervicale profundum'un varlığına rastlanmamıştır. Anahtar kelimeler: Baş ve boyun, Lenf düğümü, Şinşilla

BoyunKafaLenf nodları+2
Mustafa Sivri
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2022
00

Related subjects