Entübasyon

81 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakeal entübasyon gerektiren erişkin hastalarda videolaringoskopa karşı macintosh laringoskopun karşılaştırılması

Amaç: Elektif cerrahi olması planlanan erişkin hastalarda genel anestezide videolaringoskopinin Macintosh laringoskopiye göre entübasyonu kolaylaştırıp kolaylaştırmadığının, komplikasyonları azaltıp azaltmadığının prospektif olarak gözlemlenmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Genel anestezi uygulanacak erişkin 200 hastanın; 100'ü videolaringoskop, 100'ü Macintosh laringoskopla entübe edildi. Hastaların hangi laringoskopla entübe edilmiş olduğu, yaşı, cinsiyeti, ASA skoru, boyu, kilosu, vücut kitle indeksi, sigara ve alkol kullanım durumu, ek hastalık, boyun çevresi, takma, protez veya kayıp diş durumu kaydedildi. Hastaların ayrıca ağız açıklığı, tiromental mesafe, Mallampati skoru, boyun hareket durumu, prognat yeteneği, vücut ağırlığı, zor entübasyon öyküsü parametrelerinden oluşan El Ganzouri Risk İndeks skoru hesaplanarak kaydedildi. Entübasyon süreleri kaydedildi. Entübasyon sonrasında girişim sayısına, zor entübasyon olup olmadığına, Cormack-Lehane skoruna, travma ve komplikasyon durumuna bakıldı. Bulgular: Entübasyon süresinde, videolaringoskop kullanılan grupta ortalama süresi Macintosh laringoskop kullanılan gruba göre anlamlı olarak daha düşük ölçüldü. Glottisin görüntüsünü değerlendirmek için baktığımız Cormack-Lehane skoru zor entübasyon hasta sayısı fazla olmasına rağmen videolaringoskop kullanılan grupta Macintosh laringoskop kullanılan grubuna göre daha düşük cıktı. Entübasyona bağlı komplikasyonda videolaringoskop kullanılan grupta Macintosh laringoskop kullanılan grubuna göre daha az görüldü. Sonuç: Genel anestezi için endotrakeal entübasyon uygulanacak hastalarda videolaringoskopun glottik görünümü arttırması, entübasyon sürelerini kısaltması ve entübasyonu daha kolay hale getirmesi nedeniyle daha az travmaya neden olması Macintosh laringoskopa üstün olduğu sonucuna varıldı.

EntübasyonEntübasyon-intratrakealLaringoskopi+1
Haydar Bektaş
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İleri hava yolu yönetiminde macintosh laringoskop ve gum elastik buji uygulamalarının karşılaştırılması

Daha önce entübasyon deneyimi olmayan tıp fakültesi intern öğrencilerinin acil rotasyonları döneminde, maket üzerinde endotrakealentübasyon (ETE) yöntemlerinden olan Macintosh (MAC)laringoskop ilegum elastik buji (GEB)uygulamasında entübasyon başarılarının karşılaştırılması. Çalışma prospektif, crossover olarak yürütülmüştür. Gaziantep Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı' na eğitim amaçlı rotasyona gelen intern doktorlara öncellikle teorik olarak birer saat kardiopulmonerresusitasyon (CPR) ve Macintosh laringoskop ile entübasyon ve Gumelastic bujiile entübasyon pratik olarak anlatılıp, örnek modelde gösterilecektir. Daha sonra çalışmaya katılan her bir intern doktora en az 3'er kez her iki teknik uygulatılacaktır. İntern doktorların teorik ve pratik eğitimleritamamlandıktan sonra her bir intern doktora her iki teknik tekrar üçer kez uygulatılacaktır. Araştırmacıların oluşturduğu kontrol listesindeki kriterlere göre (entübasyonun süresi, entübasyon girişimi/komplikasyonu, dentalfraktür, manipülasyon ihtiyacı sayısı, kullanım kolaylığı ve ilk girişim başarı oranı, genel başarı oranı) her iki yöntem uygulanması değerlendirilip kayıt altına alınacaktır. Çalışmaya gönüllü 150 (%81)intern doktor dahil edilmiştir. Yaş ortalaması 24,7, %52' si erkektir. Girişim sayısına göre ortalama uygulama süresi GEB'de anlamlı oranda düşük tespit edilmiştir (p<0,05). GEB ile başarılı trakealentübasyon oranı (365 (%81,11); 317 (%70,44); sırasıyla), MAC' a göre istatistiksel olarak fazladır (p: 0,001). MAC ile özefagialentübasyon (112 (%24,89); 71 (%15,78); sırasıyla) ve dentalfraktürü (143 (%31,78);102 (%22,67); sırasıyla) oranı GEB' e göre istatiksel açıdan anlamlı olarak fazladır (p: 0,001). İlk entübasyon girişim başarı oranı karşılaştırıldığında GEB'in daha üstün olduğu saptanmıştır (%78; %64; sırasıyla) (p: 0,001). GEB (45 (%10); 120 (%26,67); sırasıyla) ile yapılan endotrakealentübasyondalaringeal manipülasyon istatiksel açıdan anlamlı olarak daha az sıklıkla uygulanmıştır (p:0,001). Her iki tekniğin genel entübasyon başarı oranları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı tespit edilmiştir (p:0,125). GEB ile ETE yönteminin gerek intern öğrencilerin gerekse hastane öncesi ve hastane içi entübasyon uygulayan sağlık çalışanlarının eğitim modellerine eklenmesi ileentübasyon başarı oranının artması, kısa sürede gerçekleşmesi, eksternallaringeal manipülasyon ihtiyacının da daha az olması ve komplikasyonların az olması gibi katkıları olabilir.

EntübasyonEntübasyon-intratrakealKardiyopulmoner reanimasyon+2
Adil Karabacak
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediatrik elektif cerrahilerde videolaringoskopi ile direk laringoskopinin karşılaştırılması

Çalışmamızda zor havayolu olması beklenmeyen 10-40 kg arası pediatrik elektif cerrahilerde videolaringoskopinin direk laringoskopiye göre entübasyon süresi, anteriorlaringeal bası, entübasyon girişim sayısı ve hemodinamik değişiklikler açısından avantajlı olup olmadığını göstermeyi amaçladık. Çalışmaya genel anestezi altında operasyon planlanan 0-18 yaş arası ASA I-II-III risk skoruna sahip 100 hasta dahil edildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, boyu, kilosu, VKİ(vücut kitle indeksi), Mallampati skoru, ASA skoru, cerrahi tipi kaydedildi. Hastalarrandomizasyon yöntemi ile iki gruba ayrıldı. 50 hasta video laringoskopi ile 50 hasta ise direk laringoskopi ile entübe edildi. Hastaların entübe edilmeden önce ve sonra nabız sayıları, sistolik kan basınçları(SAB), diyastolik kan basınçları(DAB), ortalama kan basınçları(OAB), SPO2 değerleri kaydedildi. Hastalarda entübasyon süresi, anteriorlaringeal bası, entübasyon girişim sayısı, ilk denemede entübasyon başarısı, entübasyon başarısı, komplikasyonlar ve CormackLehanne skoru bakıldı. Videolaringoskopi grubundaki hastaların entübasyon süreleri istatistiksel olarak anlamlı yüksek, anteriorlaringealbasıihtiyacı ve ilk denemedeki entübasyon başarı oranı ise istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu. Grup içi değerlendirmede her iki grupta da nabız, SAB, DAB ve OAB entübasyon sonrasında entübasyon öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu ancak SPO2 değerinde anlamlı fark görülmedi. Gruplar arası değerlendirmede ise videolaringoskopi grubunda direk laringoskopi grubuna göre nabız değişimi, DAB değişimi ve OAB değişimi istatistiksel olarak anlamlı yüksekti ancak SAB ve SPO2 değişiminde anlamlı fark görülemedi. Sonuç olarak pediatrik hastalarda videolaringoskopide daha az anteriorlaringeal basıya ihtiyaç duyulurken entübasyon için daha fazla süre ve girişim sayısı gerekmektedir. Normal havayoluna sahip pediatrik vakalarda videolaringoskopinin bir avantaj sağlamadığı gösterilmiştir.

CerrahiEntübasyonEntübasyon-intratrakeal+3
Tuncer Yavuz
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Zor entübasyonun öngörülmesinde radyolojik belirteçlerin geleneksel yöntemlerle karşılaştırılması: Prospektif çift kör, gözlemsel çalışma

Zor havayolu ve zor entübasyon, anestezi uzmanlarının karşılaştığı en önemli sorunlardan biridir. Zor entübasyonu preoperatif olarak öngörebilmek ve önceden hazırlık yapmak, hasta sağlığı ve komplikasyonların önüne geçilebilmesi açısından vazgeçilmezdir. Mallampati ve Cormack-Lehane gibi bazı durumlarda uygulayıcıya göre değişebilen geleneksel subjektif ölçümler sensivite ve spesifitenin düşük olması sebebiyle yeterince prediktif ve güvenilir olamamaktadır. Bundan dolayı entübasyon güçlüğünü öngörmede yeni objektif parametre ve yöntem arayışları sürmektedir. Bu çalışmada, hali hazırda kullanılmakta olan Modifiye Mallampati, Cormack-Lehane skorları, tiromental mesafe, sternomental mesafe gibi geleneksel testlerin yanı sıra literatürde yeni yeni yerini almaya başlayan radyolojik belirteçlerin prediktif değerlerini araştırılması planlanmıştır. Bu çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Beyin Cerrahi Anabilim Dalı tarafından genel anestezi altında elektif cerrahi için hazırlanan ve preoperatif dönemde rutin olarak bilgisayarlı tomografi (BT) ve düz grafi görüntülemesi yapılacak 70 hastanın çalışmaya alınması planlandı. Çalışmaya alınan hastaların antropometrik ölçümler, tiromental mesafe, sternomental mesafe, Cormack-Lehane ve Mallampati skorları kayıt altına alındı. Preoperatif radyolojik görüntülemelerden, cilt-vallekular mesafe, cilt-epiglottik mesafe, cilt-glottik mesafe, dil uzunluğu ve yüksekliği, epiglottis uzunluğu ve açısı ölçüldü. Sonuçta tiromental ve sternomental mesafe ile Mallampati ve Cormack-Lehane skorları zor entübasyon ile ilişkilendirilebilirken, zor entübasyon ile kolay entübasyon grubunda radyolojik indekslerin ölçümleri arasında anlamlı fark görülemedi.

AnesteziEntübasyonRadyoloji+2
Burak Cemil Balık
Gaziantep University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Açık kalp cerrahisi geçiren hastalara uygulanan terapötik yaklaşımın entübasyon tepkisi, ajitasyon davranışı ve entübasyondan ayrılma süresine etkisi

Bu araştırma teröpatik iletişim aşamalarına göre ameliyat öncesinde ve sonrasında verilen eğitimin etkinliğini belirlemek amacıyla son test kontrol gruplu araştırma deseninde planlandı. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da bir vakıf üniversitesi hastanesinde yatan açık kalp cerrahisi hastalarından 15 deney, 15 kontrol olmak üzere toplam 30 hasta oluşturdu. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik bilgi formu, RASS (Richmond Ajitasyon Sedasyon Skalası), Entübasyon tepkileri gözlem formu ile 10.10.2022-07.01.2023 tarihleri arasında toplandı. Ameliyat öncesi her iki gruba da sayısal anksiyete ölçeği (kontrol değişkeni) uygulandı. Ameliyat öncesi ve sonrasında deney grubundaki (n=15) olgulara sürece uygun olarak yapılandırılmış terapötik iletişim sürecine dayandırılmış eğitim programı uygulandı. Kontrol grubu (n=15) ise standart bakım aldı. Her iki gruba da ameliyat sonrası RASS ve Entübasyon tepkileri gözlem formu uygulandı. Ölçümler hastaların yoğun bakımdaki sedasyon prosedüründen sonra ilk uyandıkları anda yapıldı. Verilerin analizinde araştırmaya katılan çalışanların tanımlayıcı özelliklerinin belirlenmesinde frekans ve yüzde analizlerinden, ölçeğin incelenmesinde ortalama ve standart sapma istatistiklerinden faydalanılmıştır. Araştırma değişkenlerinin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek üzere Kurtosis (Basıklık) ve Skewness (Çarpıklık) değerleri incelenmiştir. Bağımsız gruplarda kategorik değişkenlerin oranları arasındaki farklar Ki-Kare ve Fisher exact testleri ile analiz edilmiştir. Sürekli değişkenlerin gruplara göre farklılaşması bağımsız gruplar t-testi ile analiz edilmiştir Hastaların entübasyon tepkileri deney ve kontrol gruplarına göre likert ölçümde anlamlı farklılık göstermemiştir. Ancak istatistiksel açıdan entübasyon tepkileri görüldü/görülmedi olarak değerlendirildiğinde "buruşuk yüz ifadesi" (X2=5,000; p=0,030<0.05) ve "elleriyle çarşaf toplama" (X2=6,652; p=0,013<0.05) tepkilerinde kontrol grubunun deney grubuna göre puanı anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Deney ve kontrol grupları arasında RASS puanları ve entübasyondan ayrılma süreleri açısından anlamı bir fark bulunmamıştır (p>0,05).

AjitasyonCerrahi-kardiyovaskülerEntübasyon+3
Zeynep Uyanıker
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik dakriyosistitde tedavi sonuçlarımız

Amaç: Kronik dakriyosistit tanısı konmuş hastalarda uygulanmış olan Eksternal ve Endoskopik DSR operasyonlarının tedavi sonuçlarını ve tüp entübasyonunun etkinliğini araştırmak amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Ana Bilim Dalı Polikliniğine Haziran 2002- Mart 2011 tarihleri arasında epifora şikayeti ile başvuran kronik dakriyosistitli 216 hastanın 251 gözü çalışmaya dahil edildi. 203'ü primer 37 si nüks 240 hastaya eksternal DSR (Dakriosistorinostomi), 11 hastaya ise KBB kliniğinden bir uzman doktor ve bir oftalmolog eşliğinde endoskopik DSR uygulandı. Hastaların 1. hafta, 1, 3 ve 6. ayda yapılan kontrol muayenelerinde lavaj yapılarak sonuçlar değerlendirildi. İzlem süresi 6 aydan daha az olan hastalar çalışmaya alınmadı.Bulgular: 172 kadın (% 79,6), 44 erkek (% 20,4) toplam 216 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaşları ortalaması 40,1±15,47 (6-85) idi. Çalışmaya alınan hastaların gruplara göre kadın-erkek oranları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Kadın hastalarda kronik dakriyosistit anlamlı olarak daha fazla bulunmuştur (p<0,001 ).Eksternal ve Endoskopik DSR uygulanmış 245 hastaya silikon tüp entübasyonu yapılırken, 6 hastaya hiç silikon tüp entübasyonu uygulanmadı. Silikon tüp entübasyonu yapılan 245 hastanın 12'si ilk 1 ay içerisinde tüplerini burunlarından çekerek kendileri çıkarmış olup, 47 hastanın tüpü 0-3. ayda, 186 hastanın tüpü ise 3-6. ay içerisinde tarafımızca çıkarıldı. Hiç tüp takılmayan hastalarımızda % 16,7 nüks, tüpü 1 ay içerisinde hasta tarafından çekilerek çıkarılan hastalarda nüks % 8,3, tüpü 0-3 ay içerisinde çıkarılan hastalarda nüks %10.6, tüpü 3-6 ay içerisinde çıkarılan hastalarda nüks % 16,1 oranında görülmüş olup, hiç tüp takılmayan ve tüpü 3-6 ay içerisinde çıkarılan hastalarda nüks'ün fazla olduğu görülmekle birlikte istatistiksel olarak anlamlı sonuç bulunamamıştır (p= 0,72).Hastalara uygulanan cerrahiler karşılaştırıldığında 240 Eksternal DSR ameliyatında % 85,4, 11 Endoskopik DSR ameliyatında % 81,8 başarı sağlanmıştır.Sonuç: Eksternal DSR ve Endoskopik DSR kronik dakriyosistitde uygulanan güncel cerrahi yöntemler olup her iki cerrahi yöntemin artıları ve eksileri bulunmaktadır. Hangi cerrahi prosüdürün uygulanması konusundaki tercihin cerrahın ve hastanın iletişimi ile belirlenmesi yönündedir. Silikon tüp entübasyonununda artı ve eksileri mevcuttur. Tüp entübasyonunun hastaya göre belirlenmesi özellikle nüks olgularında ve ön-arka flebin düzgün oluşturulamadığı olgularda mutlak kullanılması yönündedir.Anahtar Kelimeler: Dakriyosistit, Eksternal dakriyosistorinostomi, Endoskopik dakriyosistorinostomi, Silikon tüp entübasyonu, Dakriyosistorinostomi

DakriyosistitDakriyosistorinostomiEntübasyon+1
Yusuf Evcil
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda ventilasyon-entübasyon zorluk derecesini belirlemede, Mallampati ve Cormeck-Lehane, diş yapısı ve antropometrik ölçümlerin değerlendirilmesi

Genel anestezi altında opere olacak hastalarda preoperatif havayolu değerlendirmesi, anestezinin temel kurallarından biridir. Zor havayolu; anestezisti ciddi sıkıntılara sokabilmekle beraber hasta açısından da hipoksik hasar ve hatta ölüme varan riskler barındırır. Özellikle pediatrik hasta grubunda hipoksiye düşük tolerans ve hızlı klinik kötüleşme, etkin bir preoperatif hava yolu değerlendirilmesinin önemini arttırmaktadır. Çalışmamız etik kurul izni ve hasta ebeveynlerinin onamları alındıktan sonra, GAÜN Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD.'da elektif ameliyat olacak 7-15 yaş arası çocuklarda yapıldı. Genel anestezi altında endotrakeal entübasyon gerektiren ASA Ι-ΙΙ toplam 200 olgu çalışmaya dahil edildi ve Grup 1 (7-9 yaĢ n:69), Grup 2 (10-12 yaĢ n:65), Grup 3 (13-15 yaş n:66) olarak ayrıldı. Demografik veri olarak; yaş, cinsiyet, boy, vücut ağırlığı, vücut kitle indeksleri kaydedildi. Çalışmamızda çocuk ve adölesanlarda preoperatif havayolu değerlendirilmesinde; Modifiye Mallampati sınıflaması (MMC), mandibula protrüzyonu (MP), tiromental mesafe (TMM), sternomental mesafe (SMM), atlantooksipital eklem hareketliliği (AEH 1- AEH 2) testleri uygulandı ve diş anomalileri (eksik diş sayısı, çürük diş sayısı, fırlak diş ve uzun üst kesici dişlerin varlığı) gözlenerek kaydedildi. Bütün bulgular Cormeck-Lehane laringoskopik derecelendirilmesi ile karşılaştırılarak güvenilirlik araştırıldı. Havayolu değerlendirilmesi tamamlandıktan sonra hastalara standart monitorizasyon yapıldı. Uygun çaplı bir kanül ile damar yolu açılarak 0,5-1 mcg/kg dozunda fentanyl, 2 mg/kg propofol iv bolus uygulandı. Hastanın yüze uygun bir maskeyle ventile edilebildiği görüldükten sonra kas gevşemesi için 0,5 mg/kg rokuronyum i.v olarak uygulandı. Roküronyum uygulamasından 2-3 dk sonra direkt laringoskopi işlemine geçildi. Bunun için Macintosh 2, 3 veya 4 nolu laringoskop bleydleri kullanıldı. Larinksin görünümü Cormack-Lehane'in tanımlamasına göre derecelendirilerek zor havayolu öngörü testleri ile karşılaştırması yapıldı. Çalışmamızda 8 zor entübasyon olgusu tespit edildi ancak başarısız entübasyona rastlanmadı. Gruplar arasında tiromental mesafe, sternomental mesafe, ve eksik diş sayısı bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmış olup diğer bulgular benzerdi. Testlerin cormeck-lehane ile korelasyon analizi sonucunda duyarlılığı ve PKD en yüksek test MMC (%100, %47), özgüllüğü en yüksek test MP (%94,5) olarak bulundu. TMM ve SMM ile ilgili olarak erişkinlerde zor entübasyon öngörüsünde kullanılan 'TMM ≤6 cm- SMM ≤12cm' kriterlerinin 7-9 yaş arasında geçerli olmadığı, yaĢ ve boy ile doğru orantılı olarak değişeceği öngörüldü. TMM ve SMM ölçümlerinde 10 yaş ve üstü çocuklar için erişkin referans değerler uygunken, 7-9 yaş arası çocuklarda TMM için ≤5 cm, SMM için ≤10 cm referans değerlerin daha yararlı bilgiler sağlayacağı öngörüldü.Pediatrik hasta grubunda uygun teknik ve referans değerlerle, bu testlerin daha yol gösterici olabileceği kanısındayız.

AntropometriAğızBurun+7
Didem Yılmaz
Gaziantep University
2015
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

34 haftadan küçük respiratuar distres sendromlu preterm bebeklere ince kateter veya entübasyon tüpü ile sürfaktan uygulaması

Amaç: Bu çalışmada respiratuar distres sendromu nedeniyle sürfaktan tedavisi alması gereken preterm bebeklerde, entübasyon tüpü ile sürfaktan uygulama yöntemi ile ince kateterle sürfaktan uygulama yöntemini karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Şubat 2011 ile Mart 2012 arasında, hastanemizde doğan, doğum haftası >26 hafta ve 34 haftadan küçük ve sürfaktan verilmesi gereken bebekler çalışmaya alındı. Doğum odasında entübe edilmesi gerekenler, majör konjenital anomalisi olanlar, hidrops fetalis tanısı alanlar, solunum sıkıntısı olmayan 28 haftadan büyük bebekler, sürekli pozitif hava yolu basıncı ile stabilize edilip sürfaktan tedavisi gerekmeyen hastalar çalışma dışı bırakıldı. Sürfaktan 28 hafta ve altındaki bebeklere profilaktik olarak, 28-34 hafta arasındakilere ise, oksijen saturasyonunu % 86-92 arasında tutmak için gerekli FiO2?nin % 35?in üstünde olması, akciğer grafisinde aşikar respiratuar distres sendromu bulguları veya hastanın belirgin çekilmelerinin olması hallerinde 100 mg/kg/doz verildi. Bulgular: Değerlendirilen 183 bebekten 38 tanesi (% 20,7) randomize edilerek çalışmaya dâhil edildi. Her gurupta 19 hastanın sonuçları değerlendirildi. Endotrakeal tüp gurubunda hastaların % 95?inde komplikasyon gözlenmezken, kateter gurubunda hastaların % 37?sinde desatürasyon izlendi (p=0,042). Endotrakeal tüp gurubunda, pO2 dışındaki kan gazı parametreleri zaman içinde iyileşme gösterirken (p<0,05), kateter gurubunda anlamlı değişiklik yoktu. Kateter gurubunda total parenteral beslenme, lipid ve karbapenem kullanım süreleri daha uzun idi (p<0,05). Guruplar arasında ilk 72 saatte entübasyon ihtiyacı, toplam mekanik ventilasyon süresi, respiratuar distres sendromu komplikasyonları ve prognoz açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç: Sürfaktan replasman tedavisinde her iki yöntem de uygulanabilir olmakla birlikte ince kateter ile sürfaktan tedavisi sırasında desaturasyon daha sık görülmektedir. Kateter yöntemi uygulama zorlukları, desaturasyon riskinin nisbeten yüksek olması, klinik ve laboratuar sonuçlarının daha iyi olmaması nedeniyle entübasyon tüpü ile sürfaktan uygulama yönteminden daha üstün değildir.

Bebek-prematürBebeklerEntübasyon+2
Eren Kale Çekinmez
Çukurova University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Havayolu zorluğu olan hastalarda C-MAC videolaringoskop, MCCOY ve macıntosh laringoskop ile entübasyonun entübasyon tekniği ve cinsiyete göre postoperatif boğaz ağrısı, yutkunma güçlüğü, ses kısıklığı ve hasta memnuniyetine olan etkilerinin karşılaştırılması

Fonksiyonel solunumu sağlamada en önemli unsur havayoludur. Zor havayolu olan hastalarda entübasyonun yapılamaması anestezi pratiğinde mortalite ve morbiditenin en sık nedenidir. Son zamanlarda videolaringoskopların (VL) zor havayolunda önemi giderek artmaktadır. Çalışmamızda; havayolu zorluğu olan hastalarda C-MAC videolaringoskop, McCoy ve Macintosh laringoskop ile entübasyonun, entübasyon tekniği ve cinsiyete göre postoperatif boğaz ağrısı (BA), yutkunma güçlüğü (YG), ses kısıklığı (SK) ve hasta memnuniyetine olan etkileri karşılaştırıldı. Yaşları 18-65 arasında, ASA I-II-III, zor entübasyon, vücut kitle indeksi (VKİ) 30 kg/m²'den büyük, Mallampatisi 3 ve üstünde, Cormack Lehane Skoru 3-4 olan elektif cerrahi uygulanacak 90 hasta, prospektif randomize çalışmaya dahil edildi. Preoperatif muayenelerinde yaş, VKİ ve Mallampati skorları kaydedildi. Hastalar randomize 30'ar kişilik üç gruba ayrıldı. Grup I : Mccoy laringoskopla entübasyon yapılan hastalar Grup II : Macintosh laringoskopla entübasyon yapılan hastalar Grup III: C-MAC VL'la entübasyon yapılan hastalar Ayrıca; cinsiyet bakımından da Grup Kadın ve Grup Erkek olarak karşılaştırıldı. Hastaların preoperatif rutin monitorizasyonu yapıldı. Hastaların 5 dakika (dk) %100 O2 ile preoksijenizasyondan sonra 2-2.5 mg/kg propofol ile genel anestezi indüksiyonu sağlandı. Hastalar propofol enjeksiyonundan sonra 45 saniye maske ile ventile edildikten sonra 0.6 mg/kg rokuronyum ile kas gevşemesi sağlandı. Erkek ve bayan hastalarda sırasıyla 8.0 ve 7.5 numaralı endotrakeal tüp (ETT) kullanıldı. ETT'lerin kafı kafmetre ile 20-30 cmH2O basınçla şişirildi. Kalp atım hızı, ortalama kan basıncı (OKB) ve periferik oksijen saturasyonu (SpO2); giriş, entübasyon 1. ve 5. dk'larda kaydedildi. %40 O2, %60 hava ve %2 minimum alveoler konsantrasyon (MAC) sevoflurane inhalasyonu ve rokuronyum bromid 0.2 mg/kg kullanılarak idame sağlandı. Operasyondan hemen sonra, 6., 12., 24., 48. ve 72. saatlerde BA, YG ve SK varlığı değerlendirildi ve hastaların tekrar aynı yöntemle anestezi almak isteyip istemediği sorgulandı. Preoperatif olarak Mallampati ve Cormack Lehane sınıflaması açısından karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi (VKİ) bakımından karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı . Hastaların operasyon öncesi, intraoperatif 1., 2., 5., 10., 15. dk'larda ve postoperatif 15. dk'da kalp atım hızı ve ortalama kan basınçları Grup I, II ve III olarak değerlendirildiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmedi. Postoperatif 12 ve 24. saatlerde BA, Grup II'de Grup I ve III'e göre, istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Cinsiyete göre postoperatif BA değerlendirildiğinde; 24. saatten sonra erkeklerde kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az sıklıkta BA bulunmuştur. Postoperatif YG sıklığı, operasyondan hemen sonra ve 24 saat sonra erkeklerde istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az bulunmuştur. Postoperatif SK, 24. saatte erkek grupta, kadın gruba göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az bulunmuştur. Operasyon süresi, anestezi süresi, entübasyon süresi ve hasta memnuniyet skorları açısından karşılaştırıldığında; gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuç olarak; havayolu zorluğu düşünülen yetişkin hastaların entübasyonunda öncelikli olarak VL kullanımının BA, SK ve YG insidansı bakımından daha avantajlı olduğunu ve postoperatif bu yan etkilerin, kaf basıncı ve kullanılan entübasyon tekniği erkek grup ile standardize edilmesine rağmen kadınlarda erkeklere göre daha fazla görüldüğünü belirtebiliriz.

AnesteziCinsiyetEntübasyon+6
Seyhan Gül Türkmen
Gaziantep University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kalp ve damar cerrahi yoğun bakım ünitesinde entübe hastalarla iletişim amacıyla geliştirilen resimli iletişim kartlarının etkinliğinin belirlenmesi

Entübe hastalarla iletişim sürecinde kullanılmak üzere geliştirilen resimli iletişim kartlarının hastalar ile iletişimi ve iletişime yönelik memnuniyetlerini arttırmada etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla planlanan tanımlayıcı niteliğindeki bu araştırma Gaziantep Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini Erişkin Kalp Damar Yoğun Bakım Ünitesinde yatan açık kalp cerrahisi gerçekleştirilmiş ve entübe edilmiş olan 47 hasta oluşturmuştur. Çalışmada veriler, litaratürden yararlanılarak hazırlanan Resimli İletişim Kartlarında Yer Alacak Konuları Belirleyici Hasta Görüş-Öneri Formu, Entübe Olduğu Süre İçinde Hastanın İletişimle İlgili Deneyimlerini Belirlemeye Yönelik Soru Formu ve İletişim Sürecini Değerlendirme Formu kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra, Pearson Ki-Kare veya Fisher-Freeman-Halton testinden uygun olanı ile incelenmiştir. Hastaların yaş ortalamaları 56±14.6; çoğunluğu erkek, evli, ilköğretim mezunudur. Hastaların %82.98'i sağlık personelinin entübe hastalarla iletişiminde resimli iletişim kartlarının yardımcı olduğunu belirtmişlerdir. Çalışmada yer alan daha önce entübasyon ve yoğun bakım deneyimi olan hastaların sağlık personeli ile iletişimde daha fazla güçlük yaşadıkları belirlenmiştir (p<0.05). Çalışma kapsamında bulunan hastaların %87.2' si sağlık personelinin resimli iletişim kartlarını entübe hastaların iletişiminde kullanmasını önermişlerdir. Sonuç olarak entübe hastalarla iletişimde resimli iletişim kartlarının etkin bir yöntem olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler; ĠletiĢim, Mekanik ventilasyon, Resimli iletiĢim kartı, Sözel olmayan iletiĢim, Yoğun bakım ünitesi

Cerrahi-kardiyovaskülerEntübasyonGörsel-işitsel iletişim+4
Tuğba Albayram
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebelerde görülen havayolu değişikliklerinin ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Gebelik süresince özellikle progesteron artışına bağlı olduğu düşünülen ve son trimestirde daha belirgin hale gelen periferik ödem tablosu görülmektedir. Bu ödem tablosu üst havayolunda daizlenebilmektedir. Preoperatif havayolu değerlendirmesinde kullandığımız rutin testlerin sonuçları, gebelik başında gebelik öncesi döneme göre benzer bulunabilmekte iken, son trimestirdedeğişebilmektedir. Biz çalışmamızda üst havayolu değerlendirmesinde rutin kullanılan testler ile üst havayolu ultrasonografisinde yaptığımız 3 ölçümün (cilt-hyoid kemik, cilt-epiglot, cilt-anterior komissür) arasında ilişki olup olmadığını araştırdık. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Yerel Etik Kurulu'ndan onay alındı. Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğince gebelik tanısı konan 60 olgu çalışmaya dahil edildi Çalışmaya dahil olacak gebeler ilk değerlendirme tarihinde, aydınlatılmış onam formlarının içeriği kendilerinin anlayabileceği dille anlatılarak gönüllü olarak onamları alındı. Çalışmaya dahil olma kriterleri: 18-45 yaş arası kadın olmak, gebelik tanısını almış olmak, mevcut gebeliğin ilk değerlendirme esnasında 10 haftadan büyük olmaması idi. Daha önceden zor havayolu öyküsü olanlar, havayolunda anatomiyi bozacak cerrahi geçirmiş olanlar, ilk değerlendirmede gebelik haftası 10 haftanın üzerinde olanlar çalışma grubuna alınmadı.9 gebe olgu ayfınlatılmış gönüllü onam formu içeriği anlatıldıktan sonra ultrasonografi yapılmasını kabul etmediği için çalışma dışı bırakıldı. Araştırma verileri bilgisayar ortamında ve SPSS 15.0(Statistical Package for Social Sciences) istatistik programı kullanılarak değerlendirildi. Tanımlayıcı istatistiklerde sayı ve yüzde dağılımları gösterildi, ortalama ± standart sapma verildi. Olgulara 4 ayrı dönemde (6-10hf, 16-20.hf, 26-30.hf, 34.haftadan sonra) üst havayolu ölçümleri (cilt-hyoid kemik arası mesafe, cilt-epiglot arası mesafe, cilt-anterior komissür arası mesafe) yapıldı. 1.dönemde modifiye mallampati skoru, üst dudak ısırma testi, Wilson risk skoru, mandibular 50 protrüzyon derecesi de bakıldı. Modifiye mallampati skoru tekrarlayan ölçümlerde de kaydedildi. Ölçümler sonucunda modifiye mallampati skoru düşük (1-2) iken yüksek (3-4) çıkan olguların VKİ değerlerinin mallampati skorunda kategorik olarak değişim göstermeyenlere göre anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü (p=0,002). TMM-SMM arasında zayıf derecede korelasyon bulundu ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (r=0,308, p=0,017). Ultrasonografi ölçümlerinden cilt-hyoid arası mesafe ile cilt-epiglot arası mesafenin korele bir şekilde ilerlediği görüldü (r=0,509, p<0,001). Olgular MMS ilk ve son ölçümde alınan değerlerin düşük (1-2) ya da yüksek(3-4) çıkması şeklinde iki gruba ayrıldığında, 2 grup arasında TMM, SMM, Wilson risk skorları, ultrasonografi ile baktığımız 3 ölçüm (Cilt-epiglot arası mesafe, cilt-hyoid kemik arası mesafe, cilt-anterior komissür arası mesafe) bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi. MMS skoru ilk ölçümde düşük (1-2) iken son ölçümde yüksek (3-4) hale gelen olgular, skoru değişmeyen olgularla karşılaştırıldığında bunların da TMM, SMM, Wilson risk skorları, ultrasonografi ile baktığımız 3 ölçümü (Cilt-epiglot arası mesafe, cilt-hyoid kemik arası mesafe, cilt-anterior komissür arası mesafe) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi. Sonuç olarak gebelerde üst havayolu değerlendirilmesinde ultrasonografi kullanımının rutin olarak kullanılan üst hava yolu değerlendirme testlerine ek olarak kullanılmasının faydalı olabileceği ve bu ölçümlerin birbirinden bağımsız olduğu düşünüldü. Ancak bu konuda büyük olgu serilerinde daha ileri çalışmalara gereksinim olduğu kanısına varıldı.

AnesteziEntübasyonGebelik+2
Cevat Sabancı
Manisa Celal Bayar University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste hızlı seri entübasyon yapılan hastalarda postentübasyon doğrulama ve hemodinamik cevabın değerlendirilmesi

Amaç: Günümüzde, acil servislere çok sayıda kritik hasta başvurmakta olup, hastaların ilk değerlendirmesinde havayolu güvenliğini sağlamak önceliğimizdir. Yetersiz oksijenasyon ve ventilasyonu olan birçok hastaya acil servislerde acil tıp hekimleri tarafından endotrakeal entübasyon prosedürleri uygulanmaktadır. Endotrakeal entübasyon uygulamasını yaparken, hastaya sniffing pozisyonu verilmesinin, işlemi kolaylaştırabileceği bildirilmiştir. Endotrakeal entübasyonda indüksiyon ajanı olarak midazolam, diazepam, ketamin, propofol vs gibi birçok ilaç kullanılmaktadır. Bu ilaçların hipotansiyon, apne, bradikardi gibi birçok komplikasyonları mevcuttur. Ayrıca endotrakeal entübasyon işleminin de çeşitli komplikasyonları mevcuttur. Bu komplikasyonlar diş hasarı ve basit aritmilerden başlayıp, özefageal entübasyon sonrası aspirasyon, hatta kardiyak arreste kadar giden ciddi komplikasyonlar olarak görülmektedir. Bu komplikasyonları en aza indirmek için endotrakeal entübasyonun erken doğrulanması ve hastanın postentübasyon hemodinamik cevabının değerlendirilmesi gerekmektedir. Günümüzde endotrakeal entübasyon doğrulanmasında kabul görmüş yöntemlerin dışında yeni bir yöntem olarak yatakbaşı transtrakeal ultrasonografi de acil servislerde ve yoğun bakımlarda kullanılmaya başlanmıştır. Biz bu çalışmada, acil serviste entübasyon gerçekleştirilen hastalarda, hastaya verilen sniffing pozisyonunun başarısını, entübasyon yerinin en kısa zamanda doğrulanmasında yatakbaşı transtrakeal ultrasonografinin yerini ve hızlı seri entübasyonda kullanılan ilaçların ve prosedürlerin hemodinamik cevaba etkisini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel, prospektif bir klinik araştırma olarak planlanıp, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu onayı ile 8 Mart 2019 - 30 Haziran 2020 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı'nda gerçekleştirildi. Belirtilen zaman diliminde Erişkin Acil Tıp Servisi'ne başvuran ve endotrakeal entübasyon işlemi uygulanan 18 yaş ve üzeri 50 hasta çalışmaya dahil edildi. Acil servise daha önceden entübe edilmiş olarak getirilen hastalar ve 18 yaşından küçük hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Hastaların sosyodemografik verileri, hayati bulguları, laboratuvar bulguları, çalışma parametre ve işlem verileri ve işlemi gerçekleştiren araştırma görevlileriyle ilgili veriler daha önceden hazırlanan çalışma föyüne kaydedildi. Araştırma verileri "SPSS for Windows 23.0 (SPSS Inc, Chicago, IL)" aracılığıyla bilgisayar ortamına yüklendi ve analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya toplam 50 hasta alındı. Tüm hastaların yaş ortalaması 67,1±16,92 yıl ve hastaların % 56,0'ı (n=28) erkekti. Çalışmada en sık endotrakeal entübasyon sebepleri % 62,0 ile GKS düşüklüğü ve % 60,0 ile hipoksik solunum yetmezliği bulunması idi. Hastaların acil servise en sık başvuru sebebi % 48,0 ile nefes darlığıydı. Hasta grupları arasında sosyodemografik veriler açısından istatiksel anlamlı farklılık yoktu. Çalışmaya dahil edilen olgularda hekimlerin entübasyon doğrulama sürelerinin ortalama 22,34±41,96 sn olduğu saptandı. Çalışmaya alınan olgularda entübasyon öncesi sniffing pozisyonu verilip verilmemesinin, entübasyon deneme sayısı ve başarılı entübasyon süresi üzerinde istatiksel açıdan anlamlı bir etkisinin olmadığı görüldü (p:0,621; p:0,858). İndüksiyon ajanı olarak "Midazolam + Fentanil" kullanılan hastalarda sistolik tansiyon (p<0,001) ve diastolik tansiyon (p=0,002) değerleri entübasyon sonrasında entübasyon öncesine göre istatiksel anlamlı oranda daha düşük bulundu (p<0,05). Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda, indüksiyon ajanı olarak kullanılan "Midazolam+Fentanil" kombinasyonun, diğer gruplara göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde sistolik ve diastolik kan basıncını düşürdüğü görülmüştür. Ayrıca hastalara entübasyon öncesinde Sniffing pozsiyonu verilip verilmemesinin entübasyon başarısı ve entübasyon deneme sayısına etkisinin olmayabileceği tespit edilmiştir. Hekimlerin kıdem yılı arttıkça, transtrakeal USG ile beraber birden çok doğrulama metodunu kullandığı görülmüş ve transtrakeal USG doğrulama süresinin kısalığının, hastaların sonlanımını iyileştireceği kanısına varılmıştır. Fakat daha fazla sayıda hasta ile yapılacak çalışmalarla, transtrakeal USG tekniğinin endotrakeal entübasyonun doğrulanmasındaki etkinliği ve kullanılan indüksiyon ajanlarının hemodinamik cevaba etkileri daha net ortaya koyulabilir. Anahtar Kelimeler: HSE, entübasyon, indüksiyon, hızlı seri entübasyon, ultrasonografi, transtrakeal USG

Acil servis-hastaneAcil tıpEntübasyon+3
Anıl Aydın
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Boyun anatomik yapılarının ultrasonografik ve antropometrik ölçümlerinin zor havayolu ile olan ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Zor laringoskopi veya entübasyon insidansı %1,5 ile %13 arasında değişmektedir. Başarısız entübasyon, anesteziye bağlı ölüm ve kalıcı beyin hasarının nedenlerinden biridir. Bu çalışmamızda primer olarak, zor havayolu ve zor laringoskopi prosedürünün ultrasonografik ölçümlerle öngörülebilme potansiyelinin (spesifite ve sensitivite) değerlendirilmesi, ikincil olarak da zor havayolu olan elektif cerrahi hastalarının ölçümlerinin zor hava yolu olmayanlarla karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntemler: Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Sağlık Araştırmaları Etik Kurulun'nun 21.06.2021 tarihli, 2021/160 numaralı etik kurul onayı alınarak gerçekleştirildi. Çalışmaya elektif cerrahi endikasyonu ile genel anestezi altında endotrakeal entübasyon uygulanacak, ASA I-III grubunda, 18-65 yaş arası 170 hasta alındı. Preoperatif değerlendirmede ilk anestezist tarafından hastaların antropometrik ölçümleri ve ultrasonografik ölçümleri alınmıştır. Hastalar aynı indüksiyon anestezik ajanlar kullanılarak preoperatif değerlendirme sonuçlarını bilmeyen en az 3 yıl deneyimli ikinci anestezist tarafından entübe edilmiştir. Macintosh 3 veya 4 nolu bleydler kullanılarak ilk denemedeki ve herhangi bir manevra yapılmadan olan laringoskopik görünüme göre Cormack-Lehane sınıflandırılması belirlendi. Entübasyonun kaçıncı denemede yapılabildiği belirtildi. Zor maske ventilasyonu, zor entübasyon, kolay ve zor laringoskopi değerlendirilmeleri yapıldı. Tek değişkenli analiz sonuçlarına göre anlamlı farklılık gösteren ultrason ölçümlerinin zor entübasyonu ayırt etme başarısını değerlendirmek ve cutt-off değerlerini belirlemek amacıyla ROC eğrisi analizi kullanılmıştır. Sonuçlar: Demografik ve klinik özellikler bakımından karşılaştırmalarda kolay entübasyon (n=142) ve zor entübasyon(n=28) arasında boy, kilo ve boyun çevresi bakımından anlamlı fark saptandı (sırasıyla p değerleri 0,017; 0,002; <0,001). Zor entübasyon sayıları açısından kadın cinsiyette daha az erkeklerde daha fazla olduğu saptandı (p=0,001). Mallampati grade III 'de en fazla olmak üzere grade IV 'anlamlı fazla olduğu saptandı (p <0,001). Kolay ve zor entübasyon arasında başta dil kalınlığı olmak üzere boyun yapılarıyla cilt arası mesafelerde anlamlı farklılık saptandı. iii Ultrason ölçümleri için ROC eğrisi analizi sonuçlarına göre sensitivite ve spesifitesi en yüksek ölçümlerin dil kalınlığı ve cilt-epiglot arası mesafe olduğu gözlemlendi (Cut-off değerleri sırasıyla ≥59,85; ≥28,40). Tartışma: Ultrasonografik ölçümlerin zor entübasyon öngörüsünde dil kalınlığı ve epiglottis cilt kalınlığı dışındaki ölçüm parametreleri açısından orta ve zayıf derecede sensitivite ve spesifiteye sahip olduğu izlenmiştir. Anahtar Kelimeler: laringoskopi, zor havayolu, ultrasonografi

AnatomiAnesteziAntropometri+5
Gözde Hatice Çolak
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Laringoskopide video laringoskop ile macintosh bleyd kullanılan hastaların karşılaştırılması

Amaç: Çalışmanın amacı genel anestezi için endotrakeal entübasyon uygulanan hastalarda C-MAC D-Blade video laringoskop ve Macintosh bleyd kullanılan hastaların entübasyon koşullarının karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya genel anestezi uygulanmış; 65'i C-MAC D-Blade video laringoskop, 65'i Macintosh bleydle entübe edilmiş 130 hasta dahil edildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, ASA skoru, boyu, kilosu, VKİ (Vücut kitle indeksi) ve boyun çevresi kaydedildi. Hastaların ağız açıklığı, tiromental mesafe, Mallampati skoru, boyun hareketliliği, prognat yeteneği ve zor entübasyon öyküsü varlığı kaydedilerek EGRI (El-Ganzouri Risk Index) skorları hesaplandı. Hastaların indüksiyon öncesi, laringoskopi öncesi, entübasyon sonrası 1.dk, 3.dk ve 5.dk sistolik kan basıncı (SKB), diyastolik kan basıncı (DKB), ortalama arter basıncı (OAB) ve kalp atım hızı (KAH) değerleri kaydedildi. Hastaların entübasyon süresi, girişim sayısı, C-L (Cormack-Lehane) skoru ve komplikasyon-travma durumu kaydedildi. C-MAC D-Blade grubu Grup VL, Macintosh grubu Grup M olarak adlandırıldı. Bulgular: Hemodinamik yanıt açısından Grup VL'de entübasyon sonrası 1.dk KAH Grup M'ye göre anlamlı olarak düşük bulundu. Diğer hemodinamik parametreler iki grupta benzerdi. Glottik görünüm açısından Grup VL'de Grup M'ye göre daha iyi sonuç elde edildi. Grup VL'de ilk girişimde entübe edilen hasta oranı Grup M'ye göre anlamlı olarak yüksekti. Entübasyon süresi açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmedi. Komplikasyon-travma durumu açısından da iki grup benzerdi. Sonuç: Genel anestezi için endotrakeal entübasyon uygulanacak olgularda C-MAC D-Blade Video laringoskop daha açılı bir bleyde sahip olduğundan daha iyi glottik görünüm sağlamaktadır. Bu nedenle laringoskopide C-MAC D-Blade video laringoskopun Macintosh bleyde göre daha üstün olduğu sonucuna varıldı.

EntübasyonEntübasyon-intratrakealHastalar+2
Ahmet Kaplan
Gaziantep University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Entübasyon tüpü kaf basınçlarının alt ve üst sınırda tutulmasının ventilatör ilişkili pnömoni insidansına etkisi

Ventilatör ilişkili pnömoni (VİP) entübasyon sırasında pnömonisi olmayan invaziv mekanik ventilasyon desteğindeki hastalarda endotrakeal entübasyondan en erken 48 saat sonra gelişen hastane kökenli pnömonidir. Mekanik ventilatördeki hastaların %9-27'inde VİP gelişmektedir. VİP'deki mortalite %24-50 arasında değişmektedir. Subglottik sekresyonların hasta tarafından aspire edilmesi VİP için majör risk faktörüdür. Kaf basıncının 20-30 arasında tutulması trakeobronşiyal mukozal hasara yol açmadan aspirasyonları önlemektedir. Bizim hipotezimiz kaf basıncı 30 cmH2O olarak takip edilen grupta VİP'in daha az görüleceğidirBu çalışma randomize kontrollü bir çalışmadır. Çalışmamıza prospektif olarak 26 hasta alındı. Hastalarımız düşük-normal ve yüksek normal kaf basıncı olmak üzere iki gruba randomize edildi. Daha sonra düzenli olarak kaf basıncı ölçümlerini yapıldı. Randomize edilen gruplardan birincisinin kaf basıncı 20 cmH2O ikinci grubun kaf basıncı 30 cmH2O'da tutulmak üzere 4 saatte bir kez ölçülerek düzenlendi. VİP tanısı için (National Nosocomial Infection Surveillance System) NNIS kriterleri kullanıldı. Hastaların klinik ve demografik özellikleri arasında anlamlı fark saptanmadı. Kaf basınçları incelendiğinde teknik zorluklardan dolayı hedeflenen kaf basınçlarına ulaşılamadığı, ancak iki grup arasında anlamlı bir fark olacak şekilde, kaf basınçlarının düşük-normal grupta 18.2 (16.0-21.4) cmH2O, yüksek-normal grupta 22 (20.1-24.8) cmH20 olduğu tesbit edildi. Düşük-normal grupta VIP insidansı % 41.7 (1000 ventilatör gününde 64) yüksek-normal grupta ise %21.4 (1000 ventilatör günde 41) olarak tesbit edildi. Sonuçta iki grup arasında VİP insidansı ve mortalite açısından anlamlı fark saptanmadı (p=0.27, p=0.56). VİP gelişen hastaların %75'inde trakeal aspiratta üreme saptandı. Antibiyogram sonuçlarına göre bakıldığında empirik antibiyotik tedavisinin hastaların sadece %12.5'inde yeterli olduğu görüldü. VİP gelişen hastaların yoğun bakım mortalitesinin %100 olduğu saptandı.Anahtar kelimeler: VİP, Kaf basıncı, Yoğun bakım.

EntübasyonPnömoniProspektif çalışmalar+3
Nevhiz Gündoğdu
Gaziantep University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Genel ve spinal anestezi uygulanarak sezaryen operasyonu yapılan gebelerin bebeklerinin apgar skoru, tiroid ve karaciğer fonksiyonlarının karşılaştırılması

GENEL VE SPİNAL ANESTEZİ UYGULANARAK SEZARYEN OPERASYONU YAPILAN GEBELERİN BEBEKLERİNİN APGAR SKORU, TİROİD VE KARACİĞER FONKSİYONLARININ KARŞILAŞTIRILMASI.

AnesteziAnestezi-genelAnestezi-spinal+8
İbrahim Karagöz
Düzce University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endotrakeal entübasyon ve LMA çeşitlerinin ses kalitesine etkileri

Solunum yolunu güvenlik altına almak, solunumun kontrolü ve devamlılığın sağlanması her anestezistin temel görevlerinden ve anestezinin vazgeçilmez prensiplerinden biridir. Bu amaçla kullanılan endotrakeal entübasyon ve laringeal maske airwayler postoperatif dönemde değişik oranlarda laringeal semptomlara ve sesin akustik özelliklerinde değişikliklere neden olmaktadırlar.Bu çalışmada; endotrakeal entübasyon, klasik LMA, proseal LMA ve I gel LMA'in laringeal semptomlara ve sesin akustik analizindeki parametrelere etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.Ses oluşumunu etkilemeyen alt batın ve ekstremite cerrahisi uygulanan 80 hasta çalışmaya dahil edildi. Preoperatif, postoperatif 2.saat ve postoperatif 24. saat içerisinde ses kısıklığı, globus Pharyngeus, boğaz temizliği yapma hissi, boğaz ağrısı, ses kaybı, seste kabalaşma ve seste çatallaşmanın sorgulandığı klinik anket formu dolduruldu. Tüm hastalara KBB polikliniğinde sesten izole odada akustik analiz yapıldı. Akustik analizde bazal frekans, jitter, shimmer, HNR ve NNE parametreleri karşılaştırıldı.Endotrakeal entübasyon grubunda ses kısıklığında klinik anlamlılık ve boğaz temizliği yapma hissinde istatistiksel anlamlılık bulundu. Klasik LMA grubunda boğaz temizliği yapma hissinde istatistiksel anlamlı artış bulundu. Bu klinik değerlendirmeler postoperatif erken dönemde mevcut olup 24. saatte normal değerlerine geriledi. Akustik analizde sadece proseal LMA grubunda postoperatif 2.saatte jitter ölçümünde anlamlı fark bulundu. Diğer akustik ölçüm parametrelerinde anlamlı farklılık bulunmadı.Sonuç olarak endorakeal entübasyon ve klasik LMA kullanımının postoperatif erken dönemde ses fonksiyonları üzerine etkisi olabileceği, yeni geliştirilen LMA'lerin özellikle hava ile şişirilmeyen jel yapılı laringeal maske airwaylerin laringeal yakınmalara ve ses fonksiyonlarına minimal etkili olabileceğini düşünüyoruz.ANAHTAR SÖZCÜKLER, endotrakeal entübasyon, laringeal maske airway, ses kısıklığı, boğaz ağrısı, akustik analiz

Akustik impedans testleriAğrıEntübasyon+3
Ökkeş Kepek
Düzce University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste entübasyon yerini hızlı doğrulama: Ultrasonografi

Çalışmanın amacı: Acil servislerde USG'nin hızlı tanı ve tedavide kullanımı gittikçe artmaktadır. Bu çalışmanın amacı, endotrakeal entübasyon tüp (ETT) yerini doğrulamada USG'nin rolü, tanı ve tedaviye katkılarını araştırmaktır. Metot: Gazi Üniversitesi Hastanesi Acil Servisinde 01.04.2012 ile 31.01.2013 tarihleri arasında yapılan prospektif, tek merkezli, gözlemsel bir çalışmadır. Çalışmaya acil serviste entübe edilen 18 yaş üstü, travması, boyun ve göğüs bölgesinde deformitesi, bilinen pnömotoraksı olmayan hastalar dahil edildi. Entübasyon yeri doğrulama yöntemi olarak End Tidal CO2 ve akciğer grafisi kullanıldı. Entübasyon sırasında yatak başı eş zamanlı USG ile larenksten geçiş ve akciğer havalanmasına; oskültasyon ile de akciğer ve mide havalanmasına bakıldı. İki yöntemin tanı koyma süreleri ölçüldü. Bulgular: Kabul kriterlerine uygun 36 (%39,1) kadın, 56 (%60,1) erkek ve ortanca yaşı 69 (min. 20- max. 94) olan 92 hasta alındı. 36 (%39,1) hasta arrest, 56 (%60,9) hasta diğer nedenlerle entübe edildi. Komorbid hastalıklar arasında en sık kardiak hastalıklar 41 (%44,6) yer aldı. Entübasyon yerini doğrulamada USG ve oskültasyon arasında fark anlamsızken (p= 0.083), USG anlamlı şekilde hızlıydı (p<0.05), ancak 2 hastada yanlış pozitif sonuç verdi. Ultrasonografinin sensitivitesi kapnometreye göre hesaplandığında %98,7, spesifitesi %93,8, pozitif prediktif değeri %98,7, negatif prediktif değeri %93,8 olarak saptandı. Ultrasonografinin ? değeri 0,924 olarak saptandı. Sonuç: Ultrasonografi kullanıcı bağımlı bir tetkik olmasına rağmen; hızlı olması, doğrulamada yüksek oranlara ulaşması ve özefagus entübasyonlarını erken saptaması gibi avantajları nedeniyle ETT yerini doğrulamada ikincil test olarak kullanılabilir.

Acil servis-hastaneEntübasyonUltrasonografi
Atacan Güleryüz
Gazi University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Morbid obez hastalarda ultrason kullanılarak zor havayolu tahmini

Obezite günümüzde sık karşılaşılan bir sağlık sorunudur. Obezitenin artmasıyla birlikte cerrahi sırasında bu hastalarla karşılaşma sıklığı da her geçen gün artmaktadır. Obez hastalarda boyun, yüz çevresi, dil, damak ve farinkste aşırı adipoz doku birikimi ve boyun çevresi genişliği gibi faktörlerden dolayı anestezi sırasında havayolu sağlamada zorlukla karşılabilmektedir. Günümüzde ultrasonografi (USG) zor hava yolu için potansiyel bir tarama aracı olarak kullanılabilmektedir. Bu çalışmanın amacı; morbid obez hastalarda ultrasonografi ile bakılan ön boyun yumuşak doku (ANS) kalınlığı, dil hacmi (DH), hyomental mesafe (HMD) ve hyomental mesafe oranı (HMDR), pre-epiglottik mesafe ve epiglottis ile vokal kordların orta noktası arasındaki mesafe (PE/E-VC) oranının zor havayolu tahminine katkısının ve kullanılabilirliğinin araştırılmasıdır. Etik Kurul onayı ve hastalardan yazılı onam alındıktan sonra, genel anestezi altında, sniffing pozisyonunda endotrakeal entübasyon uygulanan, elektif cerrahi geçirecek, ≥18 yaş, vücut kitle indeksi (VKİ) ≥40 kg/m2, ASA III-IV risk sınıfında olan obez hastalar değerlendirmeye alındı. Hastaların preoperatif değerlendirmesinde demografik özellikleri, Mallampati sınıflaması, VKİ, ağız açıklığı, tiromental ve sternomental mesafe, boyun çevresi, boyunda hareket kısıtlılığı varlığı ve USG ile hastaların DH, ANS kalınlığı, HMD ve HMDR, PE/E-VC oranı ölçülerek kaydedildi. Tüm hastaların endotrakeal entübasyon sonrası maske ile havalandırmada zorluk yaşanma durumu, Cormack-Lehane (C-L) derecesi ve entübasyon zorluk skalası (EZS) kaydedildi. Zor entübasyon değerlendirmesi Cormack-Lehane sınıflandırma sistemi kullanılarak yapıldı. Alıcı işletim karakteristik (ROC) analizinde zor maske ventilasyonu ile DH (>85203,67 ml3, p<0,001), ANS-tirohyoid (>22,6 mm, p<0,001), ANS-tiroid isthmus (>9,8 mm, p=0,002) ve ANS-suprasternal çentik (>9,9 mm, p=0,004) kalınlığı ve PE/E-VC (>1,86, p=0,005) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edildi. ROC analizinde zor entübasyon ile tirohyoid membran seviyesinde ANS kalınlığı (>19,9 mm, p<0,001) ve PE/E-VC (>2, p<0,001) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edildi. Sonuç olarak zor maske ventilasyonunda ultrasonografi ile bakılan DH, tirohyoid membran seviyesi, tiroid isthmus seviyesi ve suprasternal çentik seviyesinde ölçülen ANS kalınlığı ve PE/E-VC oranı; zor entübasyon tahmininde ise tirohyoid membran seviyesinde ANS kalınlığı ve PE/E-VC oranının başarılı olduğunu bulduk. Morbid obez hastalarda ultrasonografi ile ölçülen tirohyoid membran seviyesinde ANS kalınlığı ve PE/E-VC parametrelerinin zor havayolunu öngörmede kriter olarak kullanılabileceğini düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Morbid obezite, zor havayolu, ultrasonografi

EntübasyonEntübasyon-intratrakealObezite+3
Sevim Akın
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ekstübasyon sonrası görülen kardiyovasküler ve solunum sistemi yanıtlarına benzidamin ile lidokainin etkileri

Entübasyon öncesi endotrakeal tüp (ETT) kafı çevresine uygulanan benzidaminin ve ekstübasyondan 5 dk önce intravenöz yoldan uygulanan 1.5 mg/kg lidokainin ekstübasyona bağlı kardiyovasküler ve solunum sistemlerinde gelişebilecek olumsuz yanıtlara etkileri araştırıldı.Çalışmaya genel anestezi altında opere olacak ASA I veya II grubunda, 18-65 yaş arası, supin pozisyonda operasyonda süresi 1 saatten uzun sürecek 200 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele ekstübasyondan 5 dk. önce 10 mL iv. serum fizyolojik (SF) verilen Kontrol grubu (KG), ekstübasyondan 5 dk. önce 10 mL SF içinde iv. 1.5 mg/kg lidokain verilen Lidokain grubu (LG), entübasyondan önce ETT kafı dışına 4 puff benzidamin (1 puff 0.270 mg) sprey sıkılan ve ekstübasyondan 5 dk. önce 10 mL iv. SF verilen Benzidamin grubu (BG), entübasyondan önce ETT kafı dışına 4 puff benzidamin sprey sıkılan ve ekstübasyondan 5 dk. önce 10 mL iv. 1.5 mg/kg lidokain verilen Lidokain +Benzidamin grubu (LBG) olarak 4 eşit gruba ayrıldı. Anestezi indüksiyon ve idamesinde aynı ilaçlar kullanıldı. Kontrol verileri alındıktan sonra operasyon esnasında tüm gruplarda sistolik arter basıncı (SAB), diastolik arter basıncı (DAB), ortalama arter basıncı (OAB), kalp atım hızı (KAH), ET-CO2, SpO2 ve entübasyon tüp kaf basıncı (ETKB) parametreleri her 5 dakikada bir operasyon sonuna kadar takip edildi, ekstübasyon sonrası ise hemodinamik parametreler hastanın servise yollanmasına kadar 5 dk. aralıklarla kayıt edildi. Hemodinamik parametrelerin verilerinden ?Hız Basınç Ürünü?( HBÜ) skoru belirlendi. Postoperatif boğaz ağrısı (POBA), öksürük (POÖ), ses kısıklığının (POSK) yanı sıra dispne, laringospazm, bronkospazm, stridor gibi solunum sistemi, bulantı-kusma gibi sindirim sistemi semptomları da hastalar servise yollanırken ve postoperatif 1., 6., 12., 24., 48. ve 72. saatlerde belirlenerek kaydedildi. Tüm gruplardaki hastalar ilk 72 saat süresince gerek serviste gerekse telefonla evlerinden izlendi. Yukarıdaki parametrelerin haricinde; hastaların demografik verileri, ASA sınıflaması ile anestezi ve cerrahi süreleri belirlenerek kaydedildi.Kalp atım hızı verilerinde en az LBG de, en fazla da KG de artma gözlendi. SAB verilerinde en fazla KG de artma gözlendi, diğer gruplar arasında fark belirlenmedi. DAB ve OAB verilerinde en fazla KG de olmakla beraber diğer gruplarda da artma gözlendi. HBÜ verilerinde tüm gruplarda kontrole göre artma gözlendi. ET-CO2, SpO2, ETKB verilerinde hem grup içi hem de gruplar arası farklılık belirlenmedi. Ekstübasyon kalitesi kriterleri yönünden en kötü KG de gözlendi, diğer gruplarda ise benzerdi. POBA ve POÖ sıklığı yönünden en sık KG grubunda, en az ise BG ve LBG de gözlendi. POSK sıklığı KG ve LG de benzer bulundu, BG ve LBG de hiçbir hastada POSK gözlenmedi.Entübasyon öncesinde ETT kafı yüzeyine uygulanan benzidamin sprey ile ekstübasyondan 5 dk. önce intravenöz uygulanan 1.5 mg/kg lidokainin tek başlarına ve birlikte kullanılmasının ekstübasyon sonrası gözlenen kardiovasküler sistemdeki yan etkileri azaltmakla birlikte tamamen önleyemediğini, ancak hem benzidamin uygulamasının hem de kombinasyonun solunum sistemindeki yan etkileri azaltmada etkili olduğu belirlendi.

AnesteziAnestezi-genelBenzidamin+8
Mete Manici
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Zor entübasyon en iyi test hangisi

Genel anestezi öncesinde entübasyon güçlüğünü belirleyici testler ile Cormack Lehane testini(CL) karşılaştırdık ve direk laringoskopi kriterlerine en uygun ve pratikte kullanacağımız noninvazif testi bulmayı amaçladık. Çalışmamıza genel anestezi altında endotrakeal entübasyon uygulanmış, beyin cerrahisi servisinde takip edilen ve daha önceden tanı ve takip amaçlı çektirilmiş lateral servikal grafileri olan 18 – 85 yaş arası 501 olgu dahil edildi. Demografik veri olarak, yaş cinsiyet kilo boy vücut kitle endeksi kaydedildi. Zor entubasyonu önceden belirlemeye yönelik öngörü testi olan interinsizör mesafe testi(İİM), Wilson testi (WRS), tiromental mesafe testi (TMM) ,sternomental mesafe testi (SMM), hyomental mesafe yükseklik oranı (HMYO), tiromental mesafe yükseklik oranı testi(TMMYO),mandibula protrusyon testi (MPT) gibi testler olguların tümüne uygulandı.Ayrıca kör bir radyolog tarafından hastaların lateral servikal grafilerindeki mandibulahyoid mesafe, hyoservikal mesafe, atlantooccipital aralık ve mandibular açı ölçüldü. Bu testleri direk laringoskobi sınıflaması olan Cormack Lehane testi (CL) ile karşılaştırdık. Zor entubasyon insidansı %7, 6 olarak saptandı. Çok değişkenli analizde önceki analizlerde belirtilen olasılı faktörler kullanılarak zor entübasyonu öngörmedeki bağımsız prediktörler lojistik regresyon analizi kullanılarak incelendi. İstatistiksel anlamlılık için p<0,05 kabul edilmiştir. Bu analize göre zor entübasyonu saptamada en duyarlı testler Wilson Testi(WRS), üst dudak ısırma testi(ÜDIT), atlantooccipital eklem hareketliliği testi(AOEH),tiromental mesafe yükseklik oranı testi(TMMYO), mandibulahyoid mesafe(MH)olarak bulunmuştur. Demografik veriler ile kolay ve zor entubasyon karşlılaştırıldığında erkek cinsiyet ve vücut kitle indeksi(VKİ) arttıkça zor entubasyon olasılığının anlamlı düzeyde arttığı görüldü. Ayrıca zor maske ventilasyonu baş boyun hareket kapastitesi testi (BBHK) ve temporomandibular eklem hareketliliği testi (TME) de anlamlı bulundu. Radyolojik olarak ölçülen mandibulahyoid mesafe (MH) ve servikohoyid mesafe (CH) istatistiksel olarak anlamlıydı. Obstruktif Sleep Apne Sendromu öyküsü (OSAS), diş kaybı, septum deviasyonu gibi özellikler anlamsız bulundu. Tek başına duyarlılığı en yüksek testler tiromental mesafe yükseklik oranı testi (TMMYO) ve Wilson testi (WRS) idi. Sonuç olarak zor entubasyonu belirlemede kullanılan testlerin hiçbirinin yeterli düzeylilikte yüksek duyarlılıkta olmadığı bulunmuştur.Üst dudak ısırma testi(ÜDIT), atlantooccipital eklem hareketliliği testi (AOEH), tiromental mesafe yükseklik oranı testi (TMMYO), mandibulahyoid mesafe testlerinin(MH) istatistiksel olarak anlamlılığı daha yüksek olduğu için öncelikle tercih edilmesi gereken testler olduğunu düşünüyoruz.

AnesteziAnestezi-genelDudak+6
Güray Alp
Karadeniz Technical University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düşük akım anestezisinde salin ve hava ile şişirilen endotrakeal tüp kaf basınçlarının karşılaştırılması

Çalışma genel cerrahi, ortopedi ve plastik cerrahi operasyonu yapılacak, ASA I-II grubu, 18-65 yaş arası, beklenen operasyon süresi 60-180 dk arasında olan toplam 60 hastada iki grubun karşılaştırılması şeklinde prospektif olarak yapıldı. Çalışmaya dahil edilen hastalar endotrakeal entübasyon sonrası endotrakeal tüplerinin kaf basınçları "kaf manometresi" yardımıyla 25 cm H2O olacak şekilde rastgele olarak salin (Grup S) ve hava (Grup H) ile şişirelerek iki gruba ayrıldı. Her iki grupta da anestezi idamesi %50 O2/N2O karışımı ile birlikte % 2-3 sevofluran gaz karışımı ilk 10 dk toplam 6 L/dk akım sonrası, akım hızı 1 L/dk ya düşürüldükten sonra cerrahinin bitmesine 10 dk. kala N2O kapatılıp %100 oksijenle 6 L/dk'dan solutularak sağlandı. Tüm hastaların; kalp atım hızı, oksijen satürasyonu, ortalama arter basıncı, BİS değerleri, kaf içi basınç değerleri, en yüksek kaf basıncı değerleri, en yüksek kaf basıncına ulaşma zamanı, EtCO2, inspire edilen oksijen ve azot protoksit değerleri, internal PEEP ve tepe havayolu basıncı değerleri indüksiyon öncesi, entübasyon sonrası, indüksiyon sonrası 10'ar dakikalık aralıklarla ve extübasyondan hemen önce kaydedildi. Grupların kaf basıncı değişimi Grup H' deki hastaların 10.dk, 20.dk, 30.dk, 40.dk, 50.dk, 60.dk, 70.dk, 80.dk, 90.dk, 100.dk, 110.dk, 120.dk ve maximum kaf basıncı kaf basıncı düzeyleri, Grup S'deki hastalara göre anlamlı olarak yüksekti. Maksimum kaf basıncına ulaşma zamanı açısından Grup H ve Grup S arasında anlamlı fark yoktu. Grupların Vizüel Analog Skala (VAS) değişimleri Grup H' deki hastaların postoperatif 2. ve 24. saatte yutkunurken, 2 saatte yutkunma yokken ki VAS değerleri Grup S'ye göre istatistiksel olarak anlamlı yüksekti. Sonuç olarak; N2O kullanılan düşük akım anestezi uygulamalarında entübasyon tüp kaflarının salin ile şişirilen grupta hava ile şişirilen gruba göre intraoperatif kaf basınçlarının anlamlı olarak düşük seyrettiği ve postoperatif dönem komplikasyonları azalttığı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: düşük akımlı anestezi, endotrakeal tüp kaf basıncı, N2O, salin

AnestetiklerAnesteziAnestezi-inhalasyon+5
Gülşah Erdoğan
Karadeniz Technical University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mekanik ventilatörde izlenen hastalarda yatış kapnograf ölçümlerinin ekstübasyon başarısını değerlendirmedeki yeri

Fizyolojik ölü boşluk (Vd/Vt) ventile olan ancak perfüze olmayan akciğer alanlarını gösteren değerli bir parametredir. Entübe hastalarda normal değeri % 30- 50 arasında olması gerekirken başta pulmoner emboli, ARDS ve KOAH gibi pek çok pulmoner hastalıkta artmış olarak bulunmaktadır. Son yıllarda Vd/Vt değeri entübe hastalarda ekstübasyon başarısının değerlendirilmesinde de kullanılmaktadır. Yapılan çalışmalarda spontan solunum denemesinin başladığı gün ölçülen Vd/Vt değerinin < % 55- 60 olmasının başarılı weaningi gösterdiği bildirilmektedir.Bu çalışmanın amacı yoğun bakımda solunum yetmezliği nedeniyle entübe olarak izlenen hastaların yatışta ölçülen kapnografik parametrelerinin ekstübasyon başarısının tahmin edilmesi üzerine etkisinin incelenmesidir.Çalışmaya 12 kadın 23 erkek yaş ortalaması 67 olan toplam 35 hasta alındı. Ekstübe olamayanların oranı tüm grubun % 28.5'i idi. Ekstübe olan ve olamayan hastalar karşılaştırıldığında ortalama ölü boşluk ventilasyonu (Vd/Vt)'nun ekstübe olamayan hastalarda ekstübe olabilenlere göre istatistiksel anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (0.66 vs 0.54, p< 0.05). Sonuçta yatışta ölçülen Vd/Vt ? 0.60 olmasının ekstübasyon başarısını tahmin etmede duyarlılığı % 70, özgüllüğü % 72, pozitif prediktif değeri % 58, negatif prediktif değeri % 81, ve doğruluğu % 71 olarak bulundu.Sonuç olarak bu çalışma göstermiştir ki yatışta ölçülen Vd/Vt değerinin ? 0.60 olması ekstübasyon başarısızlığının önemli bir göstergesidir. Bu konuda daha geniş hasta gruplarında yapılacak çalışmalar gereklidir.

EkstübasyonEntübasyonHastaneye yatırma+4
Ezgi Özyılmaz
Gazi University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Laringoskopisiz ve standart laringoskopik entübasyon yöntemlerinin hemodinamik yanıtlar ile göz içi basıncına etkileri

Bu çalısmada, hemodinamik yanıt ve göz içi basınç artısına neden olduğu bilinen laringoskopik entübasyonla, yeni gelistirilen laringeal hava yolu cihazları PLA ve ILMA yardımıyla yapılan entübasyonun hemodinamik yanıtlar ve göz içi basıncına etkilerinin karsılastırılması amaçlanmıstır. Etik kurul onayı alındıktan sonra ASA I-II risk grubundaki, bilinen oftalmik rahatsızlığı olmayan 60 yetiskin olgu, onayları alınarak çalısmaya dahil edildi. Hastalar rastgele seçilerek PLA ile entübasyon (Grup I), ILMA ile entübasyon (Grup II) ve laringoskopik entübasyon (Grup III) gruplarına esit olarak ayrıldı. Anestezi indüksiyonu için her üç gruptaki hastalara 0.5 mg/kg i.v. lidokain hidroklorür uygulandıktan sonra, bispektral indeks % 50±10 kalacak sekilde 1.5-2.5 mg/kg propofol ve 0.6 mg/kg rokuronyum iv uygulandı. Entübasyondan sonraki 10. dakikaya kadar olan sürede bispektral indeks % 50±10 kalacak sekilde 2-4 mg/kg/sa propofol infüzyonu iv olarak sürdürüldü. Grup I ve II'de, PLA ve ILMA yerlestirildikten sonra, uygun boyuttaki endotrakeal tüpler PLA ve ILMA'nın içinden geçirilmek suretiyle trakeaya yerlestirildi. Grup III'teki hastalar ise laringoskop kullanılarak entübe edildi. Anestezi idamesi üç grupta da endotrakeal entübasyondan 10 dakika sonra baslamak üzere; B?S % 50±10 olacak sekilde, % 4-7 konsantrasyonda desfluran ve 0.05-0.25 :g/kg/dk dozunda iv infüzyon uygulamasıyla verilen remifentanil ile sürdürüldü. Tiromental uzaklık, ağız açıklığı, mallampati I/II, anestezi ve operasyon sürelerinin kayıtları alınıp, B?S KAH, SAB, DAB, OAB, SpO2, ETCO2, değerleri monitörize edildi ve G?B ölçüldü. Bu ölçümler; indüksiyon öncesi, indüksiyon sonrası, laringeal havayolu gereci yerlestirilmeden önce ve sonra, entübasyon öncesi ve sonrası, ekstübasyon öncesi ve sonrası kaydedildi. Gruplarda demografik özellikler, anestezi ve operasyon süreleri, tiromental mesafeleri, mallampati skorları ve B?S değerleri açısından anlamlı fark saptanmadı. Yerlestirme skoru ve süresi açısından PLA'nın ILMA'dan daha üstün olduğu tespit edildi. KAH'ın laringoskop ile entübasyon grubunda en çok, PLA grubunda en az arttığı saptandı. SAB, DAB, OAB yönünden gruplararası fark saptanmazken, grup içinde üç grupta da entübasyon sonrası artıs belirlendi. Gruplararasında ve grup içinde SpO2 ve ETCO2 bakımından anlamlı fark bulunmadı. G?B bakımından, her üç grupta da entübasyon sonrası artıs gözlenirken, gruplar arası karsılastırmada sadece laringoskopili entübasyon grubunda anlamlı artıs gözlendi. Daha az hemodinamik yanıtlara ve daha az G?B artısına yol açmaları nedeniyle, PLA ve ILMA'dan entübasyonun laringoskopik entübasyona iyi bir alternatif oldukları sonucuna varıldı.

EntübasyonGöz fizyolojisiHemodinami
Gökçen Emmez
Gazi University
2007
00

Related subjects