Magnesium

59 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter hastalarında sevofluran ile anestezi indüksiyonunda oluşan qt intervali değişikliklerine magnezyumun etkisi

Giriş ve Amaç: Koroner arter bypas cerrahisi için anestezi; dolaşım fizyolojisi, farmakolojisi ve patofizyolojisi hakkında doğru ve yeterli bilgi ile birlikte, kardiyopulmoner bypass, miyokardın korunması ve cerrahi teknikler hakkında eksiksiz bir bilgi gerektirir. Koroner arter hastalığı olan olguların perioperatif dönemde aritmiye eğilimleri vardır. QT aralığının 440 ms uzun olması Uzun QT Sendromu olarak adlandırılır. İskemik kalp hastalığı olanlarda mortalitenin 2-5 kat artmasına neden olan oldukça mortal seyreden nadir görülen bir hastalıktır. Uzun QT Sendromu idiyopatik, iyatrojenik veya doğumsal (akkiz) olabilir. Çalışmamızda koroner arter hastalığında rutin olarak kullandığımız sevofluranla anestezi indüksiyonunda Mg+2?un potansiyel antiaritmik etkinliği (Elektrokardiyografi değişikliklerine; QT uzaması) ve hemodinamiye etkisini araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metot: Bu çalışma İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu?nun onayı alınarak Turgut Özal Tıp Merkezi hastanesinde elektif koroner arter bypas cerrahisi yapılması planlanan koroner arter hastalıklı 40-70 yaşlar arasında, ASAII-III, 89 olguda gerçekleştirildi. Olgular Sevofluran grubu (Grup S, n=41) ve Sevofluran-Mg+2 grubu (Grup SM, n=48) olarak ikiye ayrıldı. Grup S?de olgular 8 L/dk oksijen/medikal hava karışımı ile FiO2:0.3 olacak şekilde sevofluran ile havalandırılmaya başlandı. Grup SM?de end tidal sevofluran %2.5 olunca 50 mg/kg olacak ve 20 dk sürecek şekilde Mg+2 başlandı. Olgularda T1 (Giriş): hasta operasyon odasına alındıktan hemen sonra, T2: Sevoflurane-Mg+2 sülfat infüzyonu sonlandığında, T3: entübasyondan hemen önce, T4: entübasyonun 30. sn sonra, T5: entübasyonun 1. dakikası ve T6: entübasyonun 5. dakikası olarak 6 farklı zamanda kalp atım hızı, kan basınçı, satürasyon ve elektrokardiyografi değişiklikleri kaydedildi. Bulgular: Olgular yaş, kilo, boy ve cinsiyet yönünden benzerdi (Tablo;1). Grup içi değerlendirmede her iki grupta QTc intervali, bazal değere göre tüm dönemlerde anlamlı olarak arttı ancak gruplar arası değerlendirmede anlamlı fark yoktu. Grup S?de QTc intervali T3 dönemine göre T5 ve T6? da Grup SM?de ise T4, T5 ve T6?da anlamlı olarak arttı yine gruplar arası fark yoktu. Her iki grupta Tp-e intervali değerleri ise hem grup içi, hem de gruplar arası fark yoktu. Her iki grupta ortalama arter basıncı; giriş değerine göre tüm dönemlerde anlamlı azalırken, bu azalma Grup SM?de daha fazla idi. Her iki grupta ortalama arter basıncı; T3 dönemine göre T4, T5 ve T6?da anlamlı arttı. Bu artış Grup S?de daha fazla idi. Kalp atım hızı her iki grupta giriş değerine göre tüm dönemlerde anlamlı azalırken, bu azalma Grup SM için T3, T4 ve T5 döneminde daha fazla idi. T3 dönemine göre Grup S?de kalp atım hızı; T4 ve T5?de, Grup SM?de T4, T5 ve T6?da anlamlı arttı. Bu artış T4 dönemi için Grup S? de daha fazla idi. Sonuç: Koroner arter hastalığı olan olguların sevofluranla yapılan anestezi indüksiyonunda bolus 50 mg/kg Mg+2 kullanımı sevoflurana bağlı QTc intervali uzamasına ve Tp-e intervaline etki etmedi. Her iki ilaç güvenle kullanılabilir. Ve Mg+2 entübasyona hemodinamik yanıtı daha fazla baskıladığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Koroner Arter Hastalığı, Sevofluran, Magnezyum, QT İntervali

AnestetiklerElektrokardiyografiHemodinami+3
Hasan Ergin
İnönü University
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Magnezyum alaşımlarının ekstrüzyon proses parametrelerinin sanal ve gerçek ortamda incelenmesi

Magnezyum ekstrüzyon alaşımları, günümüzde hafiflik avantajından dolayı başta otomotiv olmak üzere birçok sektörün ilgisini çekmektedir. Bu çalışmada; AM50 ve AZ31 magnezyum alaşımından dikdörtgen kesitli olarak üretilmesi planlanan solid profil için optimum ekstrüzyon proses parametreleri sanal analizlerle belirlenmiştir. Kalıp sıcaklığı, biyet sıcaklığı, konteyner sıcaklığı ve baskı hızını içeren proses parametreleri ve kalıp cep yüksekliği için Taguchi L18 deney tasarımı tablosu oluşturulmuş, her bir alaşım için toplam 18 farklı sürekli rejim ekstrüzyon analizi gerçekleştirilmiştir. Her iki alaşım için, farklı parametrelerle gerçekleştirilen sanal analizler sonucunda; gerekli ekstrüzyon kuvveti, profil çıkış sıcaklığı ve izafi hız farkı değerleri incelenmiş, optimizasyon işlemi gerçekleştirilmiş ve optimum proses parametreleri elde edilmiştir. Optimum proses parametreleri ve kalıp geometrisi kullanılarak deneysel ekstrüzyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Kuvvet sensörleri ve sıcaklık ölçerler sayesinde prosesten alınan kuvvet ve sıcaklık verileri, sonlu elemanlar analizi sonucu ortaya çıkan verilerle karşılaştırılmıştır. Farklı soğutma yöntemlerinin, AM50 ve AZ31 magnezyum alaşımı kullanılarak ekstrüzyon yöntemiyle üretilmiş profiller üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bu kapsamda; hava ile ve su ile soğutulmuş ekstrüzyon profillerinden alınmış numunelerle çekme ve basma testleri gerçekleştirilmiştir. Benzer şekilde; farklı yöntemlerle soğutulmuş profillerden alınan numunelerin içyapı incelemeleri de gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte belirtilen numuneler için sertlik ölçümleri, SEM analizi ile kırılma yüzeyi incelemeleri ve Charpy darbe testleri gerçekleştirilip sonuçlar karşılaştırmalı olarak verilmiştir.

EkstrüzyonMagnezyumMagnezyum alaşımları+2
Enes Kurtuluş
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Mg-SiO2 metal matrisli kompozıtlerin üretimi ve özelliklerinin incelenmesi

Bu çalışmada, SiO2 parçacık takviyeli magnezyum metal matrisli kompozitler toz metalürjisi yöntemiyle üretilmiştir. Kompozit malzemeler ağırlıkça % 5, % 10 ve % 15 SiO2 ilave edilerek elde edilmiştir. Toz karışımlar koruma atmosferli glow-box içerisinde tartılarak hazırlanmış ve karıştırma kabı (vial'e) içerisine burada konulmuştur. Hazırlanmış tozlar TURBO SPEX 8000D cihazında karıştırılmıştır. Toz karışımlar 550 MPa'da tek yönlü bir kalıpta preslenerek blok numuneler halinde üretilmiştir. Elde edilen bütün numuneler, 45 dakika süreyle 550 oC vakum kontrollü difüzyon fırınında argon gazı ortamında sinterlenmiştir. Sinterleme sonrası numunelerin mikroyapı incelemeleri, sertlik, yoğunluk ve gözenek ölçümleri yapılmıştır. Ayrıca, aşınma deneyleri farklı hız ve yüklerde pin-on-disk türü deney cihazında gerçekleşmiştir. Aşınmış yüzeylerin karakterize edilmesi için tarama elektron mikroskobu (SEM) incelemesi yapılmıştır.Sonuç olarak, üretilen kompozitin sertliği ve yoğunluğu artan ilave oranının artışına paralel olarak arttığı görülmüş ve kompozit malzeme içerisindeki seramiğin tane boyutu küçüldükçe aşınma miktarının arttığı kompozit malzeme içerisindeki seramiğin oranı arttıkça aşınma miktarının azaldığı belirlenmiştir. Ayrıca yük artıkça hem matris hem de kompozitte aşınma miktarı arttığı görülmüştür.

KompozitlerMagnezyumMagnezyum silisit+1
Ayhan Urer
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan bireylerde serum magnezyum düzeyleri ve kardiyak komorbid hastalıkların üzerindeki etkisi

Kronik Obstriktif Akciğer Hastalığı (KOAH) kronik inflamasyon sonucu solunum yolunda hava akışını bozan ve sistemik yan etkilere sebep olan ilerleyici akciğer hastalığıdır. KOAH varlığında hiperekspande amfizematöz akciğerlerin varlığı ve hipoksik pulmoner vazokonstriksiyonun kalbin sağ tarafına uzun süreli etkileri pulmoner hipertansiyona ve daha sonra sağ atriyal, sağ ventrikül hipertrofisine yol açarak EKG değişimlerine ve kardiyak komorbiditelere neden olur. Magnezyum (Mg) elektrolitlerin iletilmesinde rol oynayan, hücre membran potansiyelini değiştirebilen bir iyondur ve ayrıca bronkodilatatör etkisi ile akciğer fonksiyonlarında iyileşme gösteren Mg, günümüzde KOAH için tanı, tetkik ve tedavi yönergelerinde bulunmamaktadır. Bu çalışmada evre 3 (%30 ≤FEV1<%50) ve evre 4 (FEV1<%30 veya FEV1<%50 ve kronik solunum yetmezliği) KOAH ile sağlıklı gönüllülerden hemogram, biyokimya, kardiyak enzimler ve EKG alınmıştır. KOAH olanlarda fosfor, laktat dehidrogenaz, total kolesterol, kırmızı hücre dağılım genişliği, ortalama trombosit hacmi, vitamin B12, antistroptolizin O, tiroid uyarıcı hormon, sedimentasyon, kütle CK-MB, troponin ile kalp atım hızı, V1'de P amplitüdü, QTc Mesafesi, V1'de R amplitüdü, V6'de S amplitüdü, V1'de R/S oranı, P dalga aksı sağlıklı gönüllülere göre anlamlı yüksek ve kreatinin, glomerular filtrasyon hızı, Mg, aspartat aminotransferaz, alanin aminotransferaz, total protein, albümin, hemoglobin, hematokrit, ortalama eritrosit hemoglobin konsantrasyonu, demir, total demir bağlama kapasitesi, serbest T3, QRS amplitüdü, V1'de S amplitüdü, V6'de R amplitüdü, V6'de R/S oranı anlamlı düşüktü. KOAH olanlarda hipertansiyon ve hiperlipideminin KVH için risk faktörü olduğu görüldü. Mg seviyesinin KOAH olanlarda <2 mg/dl olduğu, ayrıca troponin ve kütle CK-MB değerleri ile korelasyonu olmadığı; bu nedenle Mg seviyelerindeki değişimlerin KVH oluşma riskini arttırmadığı söylenebilir.

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifKalp hastalıkları+2
Mustafa Sencer Özkeçeci
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serum magnezyum seviyesi ve plazma aterojenite indeksi arasındaki ilişki

Giriş: Magnezyum, yüzlerce enzim aktivasyonunda ve karbonhidrat metabolizmasında görevli enzimler için önemli bir kofaktördür. Potasyumdan sonra hücre içinde en çok bulunan ikinci katyondur. Son yıllarda yapılan araştırmalarda magnezyum eksikliğinin hipertansiyon, tip 2 diyabetes mellitus, metabolik sendrom ve aterosklerotik değişiklikler ile ilişkili olabileceği gösterilmiştir. Plazma Aterojenite İndeksi (PAİ), açlık lipid profilinin komponentlerinden olan Trigliserit (TG) ve yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) değerlerinin 10 tabanındaki logaritması [log (TG/HDL)] şeklinde kısa sürede, non-invaziv elde edilen bir parametredir. Bu oranın kardiyovasküler hastalıklarda risk ve prognostik değerlendirmedeki önemi çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. PAİ, aterojenik küçük LDL ile HDL partiküllerinin varlığını, koroner aterosklerozu ve kardiyovasküler riski öngörür. Aynı zamanda koruyucu ve aterojenik lipoproteinler arasındaki dengeyi yansıtmaktadır. Bu çalışmada amacımız kardiyovasküler riski göstermede etkin, birinci basamakta bakılması kolay bir indeks olan PAİ ve aterojenik değişiklere sebep olabilecek bir faktör olan magnezyum arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Bağcılar'da bir Aile Sağlığı Merkezi'ne Ocak 2022- Mayıs 2022 tarihleri arasında başvuran 18 ve 65 yaş arasında, herhangi bir kronik rahatsızlığı olmayan, dahil olma kriterlerini karşılayan hastaların geriye dönük olarak değerlendirilmesi ile oluşturulmuştur. Çalışmamızda 152 kadın, 46 erkek olmak üzere 198 hasta geriye dönük incelenmiştir. Hastaların sonuçları, yaş, cinsiyet, boy, kilo, kronik hastalık ve ilaç kullanım öyküsü muayene notları, E-nabız ve Aile Hekimliği Bilgi Sistemi'nden (AHBS) taranmıştır. Hastaların 8 saat açlık sonrası bakılmış olan kan tahlillerinden glukoz, CRP, magnezyum, sodyum, potasyum, fosfor, kalsiyum, ürik asit, HBA1C, HDL, LDL, trigliserit, total kolesterol değerleri kayıt altına alınarak incelenmiştir. Hastaların aterojenite indeksleri hesaplanmış ve serum magnezyum değeri ile arasındaki korelasyona bakılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza 152 kadın ve 46 erkek toplam 198 hasta dahil edildi. Plazma Aterojenite İndeksi değeri ile magnezyum değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir (p=0.365). PAİ değeri ile LDL, total kolesterol, glukoz, CRP, ürik asit, HBA1C değerleri arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (r=0.260, r=0.278, r=0.260, r=0.366, r=0.335, r=0.267, p<0.001). PAİ değeri ile sodyum değeri arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (r=0.156, p=0.032). Ayrıca PAİ değeri ile BKİ değeri pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (r=0.397, p<0.001). PAİ değeri ile fosfor, potasyum, kalsiyum değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir (p>0.05). PAİ değeri ile yaş arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (r=0.295, p<0.001). Sonuç: Çalışmamızda serum magnezyum değeri ve PAİ arasında anlamlı bir ilişki saptamadık. Ancak hücre içi sıvıda ve doku düzeyinde yapılacak magnezyum ölçümleriyle, daha büyük popülasyonla ve çok merkezli yapılan çalışmalarla bu ilişkinin yeniden değerlendirilmeye ihtiyacı vardır.

Aterojenite indeksiHiperlipidemilerMagnezyum+1
Ece Sevim Engür
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı dozlardaki Mg uygulamalarının pamuk bitkisinde verim ve kaliteye etkisi

Farklı dozlarda Mg uygulamasının, pamuk bitkisinde verim ve kaliteye olan etkisinin araştırıldığı bu çalışmada, Gossypium hirsutum L. türü içinde yer alan Çukuroval518 ve Laçhata pamuk çeşitleri ile Mg' un 4 farklı dozu materyal olarak alınmıştır. Denemeler, Tesadüf Blokları deneme desenine göre, 3 yinelemeli olarak kurulmuştur. Çalışmadan, uygulanan farklı Mg dozlarının, yapraklarda saptanan Mg miktarına, bitki boyuna, bitkideki koza sayışma, 100 tohum ağırlığına, şif oranına, meyve dalı sayısına ve kütlü pamuk verimine etkili olduğu; çeşitlerin, yapraklarda saptanan Mg miktarı, bitki boyu, bitki koza sayısı, şif oranı, lif inceliği, meyve dalı sayısı, lif kopma dayanıklılığı, lif uzunluğu, lif yeknesaklık indeksi ve kütlü pamuk verimi özellikleri yönünden birbirinden farklı olduğu; yapraklarda saptanan Mg miktarı yönünden çeşit x Mg interaksiyonunun önemli çıktığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Pamuk, Gossypium hirsutum L., Mg Dozları, Verim, Kalite

KaliteMagnezyumPamuk+2
Mesut Durmaz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2002
00
Master'sOpen AccessEN

Study of biochemical parameters in patients with chronic renal failure

The current study aimed to evaluation some biochemical parameters in patients with chronic renal failure. 85 patients, reported for infected with chronic renal failure in Azadi Teaching Hospital and Al-Jumhuri hospital from November 2021 to January 2022. Experimental work was carried out at private Laboratories in Kirkuk, Iraq. The results demonsterated sgnificant (P<0.05) elevated in param,eters in kidnyes function (urea, creatinine and uric acid). total cholesterol and triglyceride levels shows significant (P <0.05) elevated in CKD patients compared to healthy group. Total protrin and albumin demonsterated sgnificant (P<0.05) reduced in CKD pateins. Wihle CR protein demonsterated sgnificant (P<0.05) elevated in serum of CKD pateins. About the findings of trace elements, Phosphorus and Potassium levels shows significant (P <0.05) elevated in CKD patients compared with healthy group. While, calcium, sodium and magniesum levels shows significant (P <0.05) reduce in CKD patients compared to healthy group. Finally, vitamin D concentration shows significant (P <0.05) reduce in CKD patients compared to healthy group.

Kidney diseasesLipidsMagnesium+2
Omer Mohammed Abd Abd
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The study of deficiency of vitamin B12, magnesium and some biochemical markers in patients with diabetes mellitus

The goal of the present study is to identify the link between the deficiency in B12, magnesium deficiency, and several biochemical markers in diabetes mellitus people, testosterone changes, B12, and glucose in men with testosterone disorders. According to the results of the present study, it has been found that age is of great importance, as age increased, the incidence of diabetes increases. As for magnesium, it is significantly affected and had a link with diabetes, as well as vitamin B12. At the same time, there was a correlation between the diabetes test and changes in the lipid profile, but the most correlation was with total lipids. Adjustment for BMI at 45 years of age and average BMI significantly reduced the association between having a high body mass index (BMI) at age 25 and an increased risk of developing diabetes.

Biochemical propertiesDiabetes mellitusDiabetes mellitus-type 1+3
Abdulrahman Saleh Ibrahım Ibrahım
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Magnezyum ve potasyum beslenmeleri ile kuraklığın, buğdayda (triticum aestivum cv. adana 99) çinko, magnezyum ve potasyumun floem taşınımına etkilerinin araştırılması

Kuraklık ve yetersiz beslenme, bitkisel üretimi sınırlayan çevresel stres etmenlerin başında gelmektedir. Bu çalışmada, magnezyum (Mg) ve potasyum (K) beslenmesinin buğdayda (Triticum aestivum cv. Adana 99) çinko (Zn), Mg ve K'un floem taşınımına olan etkileri kontrol ve kurak koşullar altında irdelenmiştir. Bu amaçla sera ve iklim odasında yürütülen denemelerde farklı oranlarda Mg, K ve su stresi uygulanan bitkilerin klorofil yoğunluğu (SPAD değeri), gövde ve dane verimi, gövde ve danede makro ve mikro element konsantrasyon ve içerikleri ile floemde Zn taşınımındaki değişimler, 65Zn ve 70Zn izotop teknikleri kullanılarak belirlenmiştir. Su ve toprak kültürü denemelerinde yetiştirilen buğday bitkilerinde, Mg ve K miktarlarının arttırılması ile klorofil miktarında (%73), gövde (%30) ve dane (%12) veriminde önemli artışların yanında Zn'nun alımında %27 ve taşınmasında %75 oranında artış saptanmıştır. Özellikle kurak ortam uygulamalarında, Mg ve K miktarlarının arttırılmasının gövdede %42 danede ise %24 oranında verim artışı ile birlikte mikro besin miktarlarında da artışa neden olduğu, kuraklıktan dolayı azalan Zn floem taşınımında da önemli oranda (%71) iyileşme sağladığı saptanmıştır. Sonuç olarak kuraklık ve yetersiz beslenmeye bağlı oluşan stres koşullarında yetişen buğday bitkileri için uygun Mg ve K miktarlarının saptanması ile beslenme eksikliğinin giderilmesi, bu besin elementlerinin floem aracılığıyla taşınımının arttırılması, özellikle danelerin mikro besin içeriğinin zenginleşmesi sağlanarak buğdayda kuraklığa dayanıklılığın geliştirilmesinde önemli katkılar getirebileceği gösterilmiştir.

BuğdayMagnezyumPotasyum+1
Elif Haklı Heybet
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı tuz konsantrasyonları ile ön işlem uygulanan mısırın (Zea mays L.) tuz stresi altında gelişimi

Bu çalışmada farklı tuz (NaCl) çözeltileriyle (0, 150, 175 ve 200 mM) ön işlem uygulanan (priming) mısırın normal koşullarda (saf su) ve tuz stresi (175 mM) altında çimlenme ve fide gelişimi incelenmiştir. Kontrol olarak priming uygulanmamış tohumlar kullanılmıştır. Çalışma iki adet mısır çeşidi (ADA-9510 ve Simpatico) ile petri ve saksı ortamında ayrı ayrı yürütülmüştür. Mısırın çimlenme ve fide özellikleri üzerinde tuz stresi, çeşit ve priming uygulamalarının etkisi hem petri hem de saksı ortamında önemli (p<0.01) olmuştur. Tuz stresi incelenen özelliklerde genel olarak azalmaya neden olurken ortalama kök kuru ağırlığı, sürgün kuru ağırlığı ve ham protein oranında artışa neden olmuştur. Bununla birlikte ADA-9510 çeşidi incelenen özellikler bakımından hem tuzlu hem de normal ortamda daha yüksek değerler sergilemiştir. Priming uygulamasının petri ortamında etkisine bakıldığında ise; Simpatico çeşidinin normal koşullarda çimlenme hızında, tuzlu koşullarda ise çimlenme oranında artış tespit edilmiştir. Priming uygulamalarıyla saksı ortamında da farklık meydana gelmiş ve saf su içeren koşullarda; ADA-9510 çeşidinin yaprak boyu, ADF, NDF ve ham protein içeriğinde, Simpatico çeşidinin ise sürme hızı, gövde kalınlığı ile ADF ve NDF içeriklerinde daha yüksek değerler kaydedilmiştir. Tuz stresi altında ise priming uygulamalarıyla ADA-9510 çeşidinde ham protein içeriği, kök kuru ağırlığı, sürme hızı değerlerinde, Simpatico çeşidinin de kök kuru ağırlığı, sürme oranı ve hızı değerlerinin kontrolden daha iyi olduğu belirlenmiştir. Buna göre, bu çalışma sonucunda tuz stresinin mısırın çimlenme ve fide gelişimini olumsuz etkilediği, ADA-9510 çeşidinin Simpatico çeşidine oranla tuza daha dayanıklı olduğu ve tuzlu, hatta normal suda bile ön işleme tabi tutulan mısırın tuza dayanımının geliştirebileceği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Mısır, Tuz Stresi, Priming, Çimlenme, Fide

ADFKalsiyumMagnezyum+4
Sema Nazlı
Yozgat Bozok University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk yoğun bakım ünitesinde hipomagnezemi; etyoloji, risk faktörleri ve mortalite ilşkisi

Amaç: Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi'ne (ÇYBÜ) yatan hastaların hipomagnezemi; etyoloji, risk faktörleri, sıklığı ve mortalite ilişkisini saptamak ve hipomagnezemiyi destekleyerek mortaliteyi azaltmaya katkıda bulunmak amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastahanesi ÇYBÜ'ne Ocak 2014 ile Ağustos 2016 tarihleri arasında yatırılan hastaların retrospektif dosya taraması yapılarak yaşı, cinsiyeti, tanısı, altta yatan hastalığı, mevcut hastalığı, postoperatif olup olmadığı, Pediatrik mortalite indeks, Pediyatrik mortalite risk skorları ve sonlanımı kaydedildi. Hipomagnezemi tanımı: Serum Magnezyum düzeyinin 1,7 mg/dl (0,7 mmol/L)'nin altında olması olarak tanımlanır. Bulgular: Hastaların klinik özellikleri; toplam olgu 229, yaş 57,29±59,527 (1-191) aydı. Olguların 118'i (%51,5) erkek; 111 (%48,5) kız hastaydı. ÇYBÜ'ye yatış sırasında hipomagnezemi olguların 44'ün de (%19,2) görülürken, yatış süresince olguların 162'sinde (%70,7) hipomagnezemi gelişti, yatış esnasında ve yatış süresince magnezyum düşüklüğü görülmeyen olgu sayısı 67 (%28,4) saptandı. ÇYBÜ'ne yatış süresi; yatış süresince hipomagnezemi olanlarda 17,3±21,9 gün, hipomagnezemi olmayanlar da 10,7±22,8 gündü (p=0,001). ÇYBÜ'ne yatış sırasında ve yatış süresince magnezyumu normal olan grupta mortalite oranı %37,3, yatış sırasında hipomagnezemi olanlarda %45,5 ve yatış süresince hipomagnezemi gelişenlerde %47,5 saptandı. Yatış süresince hipomagnezemi gelişen hastaların %81,5'inde hipoalbüminemi, %30,9'unda hipofasfatemi, %35,5'inde hipopotasemi saptandı (p=0,001). Sonuç: Magnezyum düşüklüğü ÇYBÜ'de sık görülmektedir, hipomagnezemik hastaların yatış süreleri uzundur, mortalitesi yüksektir, Mekanik ventilatör (MV) bağlanma oranı ve MV'de kalma süreleri uzundur. Hipomagnezemiye elektrolit bozuklukları sık eşlik etmektedir. ÇYBÜ'de magnezyum düzeyi daha yakın takip edilmelidir. ÇYBÜ'nde hipomagnezemi ve bununla ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi için prospektif ve daha geniş çaplı araştırmaların yapılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Çocuk Yoğun BakımÜnitesi, Hipomagnezemi, Mortalite

MagnezyumMagnezyum eksikliğiMortalite+6
Hasan Avşar
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Böbrek transplant hastalarında elektrolit bozuklukları ve NODAT sıklığı ve predispozan faktörler

Böbrek nakli son dönem böbrek yetmezliğinin en ideal tedavi yöntemidir. Böbrek nakil alıcılarında greft rejeksiyonunun önlenmesi için çeşitli immunsupresif tedavi rejimleri uygulanmaktadır. Bu ilaçlara bağlı hastalarda metabolik yan etkiler gözlenebilmektedir. Bu metabolik etkiler üzerine çeşitli risk faktörlerinin katkıları da mevcuttur. Çalışmamızda nakil sonrası yeni başlangıçlı diyabet- New Onset Diabetes Mellitus After Transplantation (NODAT), yeni tanımlamayla Post Transplantasyon Diabetes Mellitus (PTDM) gelişmesinde etkili olabilecek klinik ve biyokimyasal risk faktörleri araştırılmıştır. Çalışmaya daha önce diyabeti olmayan 120 böbrek nakil hastası dahil edilmiştir. Çalışmamızda PTDM gelişen ve gelişmeyen böbrek nakil alıcılarının demografik özellikleri ve 0.,1.,3.,6.,12. ve 24. Ay klinik ve laboratuvar verileri ile PTDM gelişimi arasındaki ilişki araştırılmıştır. Böbrek nakil hastalarımızın 2 yıllık takibinde %29,1'inde PTDM gelişti ve PTDM gelişen hastaların %80 'inde ilk 3 ayda PTDM tanısı konuldu ve takip süresi uzadıkça yeni diyabet gelişme riskinin (%27) azaldığı saptandı. PTDM gelişme riski; cinsiyet, beden kitle indeksi, donör tipi ve yaşı, pretransplant lipit değerleri, preemtif nakil, önceki diyaliz tipi, indüksiyon tedavisi ile ilişkisiz olduğu halde daha yaşlı olma (% 4,4 kat), ailede diyabet öyküsü (5,24 kat), beta bloker kullanımı (2,55 kat) ile ilişkili bulundu. DM gelişen ve gelişmeyen grup arasında serum magnezyum ve potasyum sadece 1. ayda farklılık gösterirken takiplerde tüm laboratuvar testlerinde farklılık saptanmadı ve diyabetin GFR üzerinde olumsuz etkisi 2 yıllık takipte gözlenmedi. Sonuç olarak; ailede diyabet öyküsü, ileri yaş ve beta bloker kullanımı ile diyabet gelişebileceği öngörülebilir. PTDM gelişme riski ilk 3 ayda daha yüksek olup ilk aydaki hipomagnezeminin diyabet patogenezinde rolü önemli olabilir. Anahtar kelimeler: Renal transplantasyon, Posttransplantasyon Diyabetes Mellitus, hipomagnezemi

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliDiabetes mellitus+4
Elif Başdoğan
Çukurova University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran COVİD-19 tanılı hastalarda serum elektrolit seviyelerinin değerlendirilmesi

Acil Servise Başvuran COVİD-19 Tanılı Hastalarda Serum Elektrolit Seviyelerinin Değerlendirilmesi Amaç: Acil Serviste PCR pozitifliği saptanan COVİD-19 hastalarının, serum elektrolit seviyelerini analiz ederek, bu serum elektrolit seviyelerinin hastalık seyri üzerine, yatış süresine ve mortaliteye olan etkisini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız retrospektif kesitsel bir çalışma olarak planlandı. Çalışmaya 01.03.2020-01.04.2021 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisine başvuran ve COVİD PCR'ı pozitif olan hastalar dahil edildi. Serum elektrolit değerleri bakılmamış ve eksik verisi olan hastalar çalışma dışında tutuldu. Hastaların demografik verileri, laboratuvar verileri, vital bulguları, yattıkları klinik ve yatış sonuçları kaydedildi. Bulgular: Toplam 350 hasta değerlendirildi. Hastaların ortalama yaşı 55,9 yıl olup % 51,4'ü (n=180) erkek cinsiyette idi. Tüm hastaların % 24,3'ü (n=85) Acil Servisten direkt olarak taburcu edildi, % 58,3'ü (n=204) ilgili servislere ve % 17,4'ü (n=61) yoğun bakımlara yatırıldı. Taburcu olan hastalarda ortalama nötrofil/lenfosit oranı 3,3 iken yoğun bakıma yatırılan hastalarda bu oran ortalama 26,5 ve hayatını kaybeden hastalarda ise ortalama 43,8 olarak saptandı. Nötrofil/lenfosit oranının 6,4'ün üstüne çıkması durumunda % 69 sensitivite ve % 70 spesifisite ile mortalite tahmin edilebildiği saptandı. Hastalarda en sık gözlenen elektrolit bozuklukları sırasıyla hipokalsemi (% 47,7), hipokloremi (% 43,7) ve hiponatremi (% 40,3) olarak saptandı. Hiponatremi görülme oranı taburcu olan hastalarda % 27 iken hayatını kaybeden hastalarda % 62,1'e kadar çıktığı saptandı. Acil Servisten ilgili kliniğe yatırılan hastalarda hiponatremi gözlenme oranı taburcu olanlara göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,017). Hayatını kaybeden hastalarda en sık gözlenen ikinci elektrolit bozukluğu hiponatremi olarak bulundu. Acil Servisten taburcu edilen hasta grubu hariç tüm hastalarda en sık gözlenen elektrolit bozukluğu hipokalsemi olarak bulundu (% 47,4) ve hastalık seyri ağırlaştıkça hipokalsemi gözlenme oranı arttığı saptandı. Hayatını kaybeden hastalarda hipokalsemi görülme oranı % 79,3 olarak bulundu. Acil Servisten ilgili kliniklere yatırılan hastalarda hipokalsemi gözlenme oranı taburcu edilenlere göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,001). Tüm hasta grupları içinde en az gözlenen elektrolit düşüklüğü hipokalemi olarak saptandı(% 10,6). Yatış yapılan hastalarda hipokalemi ve hiperkalemi gözlenme oranı taburcu olan hastalara göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,001). Hipomagnezemi görülme oranı taburcu olan hastalarda % 12,9, yatan hastalarda % 27,2 ve hayatını kaybeden hastalarda % 55,2 olarak saptandı. Hipomagnezemi görülme oranı yatan hastalarda taburcu olanlara göre ve yoğun bakıma yatırılan hastalarda servise yatanlara göre anlamlı olarak yüksek saptandı (p=0,001). Hipokloremi gözlenme oranı tüm COVİD-19 hastalarında %43,7 olarak bulundu. Yatan hastalarda hipokloremi gözlenme oranı ise %47,5 bulundu. Yatan hastalar arasında yatırılan kliniğe göre veya hayatını kaybetme durumuna göre hipokloremi gözlenme durumu arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Sonuç: Çalışmamız sonucunda elde ettiğimiz verilere göre COVİD-19 hastalarında başvuru sırasında ölçülen serum elektrolit değerlerinin hastalığın prognozu ile ilişkisi olduğu kanaatindeyiz. Acil Servise başvuran COVİD-19 hastalarında serum elektrolit değerlerinin değerlendirilmesi ve özellikle serum magnezyum, klor ve kalsiyum seviyelerinde düşüklük saptanan hastaların dikkatle takip edilmesi gerekmektedir. Eksik elektrolitlerin erken replasmanı hastalığın gidişatını olumlu yönde etkileyebilir. Anahtar Kelimeler: COVİD-19, Kalsiyum, Klor, Magnezyum, Potasyum, Sodyum

Acil servis-hastaneAcil tıpKalsiyum+4
Rıdvan Yavuz Yüce
Çukurova University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Orak hücre anemisi ağrılı kriz tanısında homosistein düzeyi ve MG'un tedavideki etkinliği

Amaç: Çalışmamızda ağrılı kriz ile acil servise başvuran yetişkin orak hücre anemi hastalarını klinik ve laboratuvar bulguları eşliğinde değerlendirerek ağrılı kriz tedavisinde magnezyumun(Mg+2) kriz ağrı düzeyleri üzerinde olan etkisini ve homosisteinin ağrılı krizde tanı değerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Mart 2020 - Şubat 2022 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Kliniği'ne vazo-oklüziv ağrılı kriz ile başvuran 18 yaş üstü orak hücre anemisi olan hastaların dahil edildiği çalışmamızda toplam 62 hasta değerlendirildi. Hastalar başvuru sırasındaki VAS ağrı düzeylerine göre orta ve şiddetli olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların başvuru sırasındaki, geleneksel tedavi sonrasındaki ve Mg+2 tedavisi sonrasındaki vizüel ağrı skalası (VAS) skorları kaydedilerek karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 62 hastanın 32'si (%51,6) kadın idi. Hastalar cinsiyetlerine göre ayrıldığında yaş, ağrı şiddeti, hastaneye yatış oranları ve tekrarlı başvuru oranları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı gözlendi (p>0,05). Erkek hastaların homosistein seviyeleri 17±11,4 µmol/L iken kadın hastaların ortalama homosistein seviyeleri 11,7±5,7 µmol/L olduğu tespit edilmiş olup erkeklerde istatistiksel olarak anlamlı bir yükseklik mevcuttu (p=0,033). Hastalar COVID-19 geçirip geçirmeme durumlarına göre ayrılarak değerlendirildiğinde; yaş, cinsiyet, VAS skoru, EKG bulguları, yatış durumu ve tekrarlı başvuru sayıları açısından iki grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olmadığı saptandı (p>0,05). COVID-19 geçiren hastaların homosistein düzeyleri geçirmeyen hastalara göre anlamlı olarak yüksek saptandı (p=0,041). Hastalar VAS skorlarına göre orta ve şiddetli olarak iki gruba ayrılarak değerlendirildiğinde yaş, eritrosit replasmanı yapılma durumu, EKG bulgusu, ağrılı krizi tetikleyen etmen, yatış durumu, tekrarlı başvuru sayısı ve homosistein düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görüldü (p>0,05). Homosistein düzeyleri orta şiddette ağrısı olan grupta daha yüksek olmasına rağmen aradaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmadı. Magnezyum tedavisi sonrası hem orta şiddette hem de şiddetli ağrı ile başvuran hastaların ağrı düzeyleri açısından anlamlı fayda gördükleri saptandı (p=0,001). Acil servisteki tedavilerinin ardından servis yatışına karar verilen hastaların da her aşamada saptanan VAS skorları taburcu edilen hastalara göre anlamlı olarak yüksek olarak tespit edildi (p=0,001). Sonuç: Acil servise vazo-oklüziv kriz ile başvuran orak hücre hastası erkeklerde ve COVID-19 geçirenlerde homosistein düzeylerinin anlamlı olarak yüksek olduğu gözlendi. Çalışmamız sonucunda Mg+2 tedavisinin orak hücre anemili hastaların vazo-oklüziv krizinde etkili bir tedavi olduğu gösterildi. Hastaların ağrı düzeylerini azaltmak için destekleyici tedavi amacıyla analjezik tedavinin yanına magnezyumun eklenebileceğini düşünmekteyiz. Ayrıca homosistein düzeyi orak hücreli anemi hastalarında tanı açısından erkeklerde yardımcı olabileceğinden başvuru sırasında çalışılmasını önermekteyiz. Ağrı skalası skorunun yüksek olması ve tedavi ile gerilememesi servis yatış endikasyonu açısından anlamlıdır. VAS'a göre tedavi ile hastanın ağrısında gerileme olmaması bu hastalarda servis yatış endikasyonudur. Anahtar Kelimeler: Acil servis, Orak hücreli anemi, Vazo-oklüziv kriz, Homosistein, Magnezyum

Acil servis-hastaneAcil tıpAnemi+3
Tuncay Ertan
Çukurova University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Modifiye edilen zirkonyum oksidin adsorpsiyon davranışlarının incelenmesi

Adsorpsiyon, sıvı atıklardan kimyasal kirleticilerin alımı için kullanılan en etkili yöntemleden birisidir. Bu çalışmada, adsorban olarak zirkonyum ?magnezyum esaslı kompozit hazırlanması amaçlanmıştır. NH4OH, Zr, Mg çözeltilerinin ve bir yüzey aktif madde olan heksadesiltrimetilamonyum bromür tuzu (HDTMA) çözeltisinin her biri farklı işlem sırasına göre ilave edilmesiyle Zr/Mg/HDTMA adsorbanları hidrotermal olarak sentezlenmiştir. Sentezlenen adsorbanların, SEM, EDS, TGA, XRD, BET ve zeta potansiyeli analizleri ile karakterizasyonları yapılmıştır. Sentezlenen adsorbanlardan en etkin olanı ön denemelerle ve karakterizasyonda elde edilen verilerin değerlendirilmesiyle seçilmiştir. Daha sonra, bu adsorbanın kesikli sistemde suluçözeltiden uranyumun adsorpsiyonla uzaklaştırılabilmesinde kullanımı araştırılmıştır. Çalışmada adsorpsiyona etki eden; çözelti pH'si , başlangıç uranyum konsantrasyonu, çalkalama süresi ve sıcaklık gibi parametreler incelenmiş; dağılım katsayıları (Kd) ve adsorpsiyon verimleri (%) hesaplanmıştır. Adsorpsiyonun karakterizasyonunu yapabilmek için Langmuir ve Freundlich modellerine uygunluğu incelenmiş, sıcaklık verilerinden standart entalpi değişimi (?Ho), standart serbest entropi ?Sove standartserbest enerji ?Gogibi termodinamik veriler hesaplanmıştır. Sonuçlar adsorpsiyonun Langmuir ve Freundlich izotermlerine uyduğunu, endotermik, kendiliğinden ve istemli olduğunu göstermektedir. Geri kazanım işlemlerinde farklı konsantrasyonlarda CH3COONa, NaHCO3, NH4NO3, NH4Cl ve H2SO4 kullanılmıştır. Uranyumun geri alınmasında Zr/Mg/HDTMA- 6 için en iyi desorpsiyon sonuçları 0,01 M H2SO4 ile % 85 ve 0,05M NaHCO3 ile % 80 olarak elde edilmiştir.

AdsorpsiyonKompozitlerMagnezyum+2
Serdar Akçaman
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

AZ63 magnezyum alaşımlarının kriyojenik işlem sonrası mekanik özelliklerinin ve korozyon dayanımının incelenmesi

Magnezyum, tüm tasarım metallerinden en hafif olanıdır. Plastik bir materyal gibi hafif ve aynı zamanda metal gibi serttir. Yüksek spesifik tokluk ve sertlik, iyi işlenebilirlik, kaplanabilirlik kabiliyeti ve bilinen yöntemlerle kaynak yapılabilirliği, endüstri için cazip hale gelmiştir. Çağımızın en yeni metali olan magnezyumun kullanımı endüstri ve teknolojideki gelişmelere paralel olarak artmaktadır. Hafifliği, dayanıklılığı ve uzun ömrü nedeniyle endüstride kullanım yeri bulmaktadır. Otomobillerde Mg alaşımlarının kullanılması yakıt verimliliğini arttırmakta ve araç ağırlığını azaltarak emisyonları azaltmaktadır. AZ63 alaşımı yaygın kuma döküm anot malzemesi olarak kullanıldığı için diğer magnezyum alaşımlarından daha ucuz bir malzemedir ve çentik darbe dayanımı çoğu magnezyum alaşımından yüksek olmasına karşın çekme dayanımı ve elastik modülü otomotiv, havacılık sanayinde kullanılan AZ91 alaşımı ile benzerlik taşımaktadır. AZ63 alaşımının kuma döküm yöntemi ile kolay eldesi ve gelişmiş magnezyum alaşımlarına kıyasla benzer özellikler taşıması bu alaşımı cazip hale getirmektedir. Magnezyum-alüminyum alaşımları için daha önceden yapılmış olan aşınma, korozyon ve mekanik özelliklerinin incelenmesi üzerine çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar genellikle ya deney ortam sıcaklıkları değiştirilerek ya da kaplama yapıldıktan sonra incelenmiştir. AZ63 alaşımı için literatürde çok fazla çalışma olmamasına karşılık AZ63 alaşımı için kriyojenik işlem çalışması literatürde bulunmamaktadır. Magnezyum alaşımlarının kullanımını kısıtlayan en büyük etken, korozyon direncinin düşük olması ve yüksek yükler altında aşınma kararlılığının bozulmasıdır. Bu sebeplerden dolayı da özellikle otomotiv endüstrisinde bu özellikler sorun haline gelmektedir. Bu çalışma neticesinde AZ63 magnezyum alaşımlarının korozyon dayanımı ve yüksek yük altındaki aşınma dirençlerini iyileştirerek daha fazla endüstriyel uygulamalarda kullanılabilmesi hedeflenmiştir. Bu tez çalışmasında AZ63 magnezyum alaşımlarının ilk döküm aşamasında, homojenleştirme tavlaması, çökelme sertleşmesi ve kriyojenik işlem süreçlerinde sertlik değerlerine, korozyon dayanımına ve mikro yapısal özelliklerine bakılarak malzeme özelliklerindeki iyileştirmelerin karşılaştırılmaları yapılmıştır. Mikroyapıdaki faz dağılımları arttığından ve tane boyutu küçüldüğünden dolayı sertlik değerleri ile birlikte uzama değerleride artmıştır. Mikroyapıdaki ikincil fazların ortaya çıkması ile birlikte de malzemenin korozyon direncinde önemli artışlar gözlemlenmiştir. Anahtar sözcükler: Korozyon, Kriyojenik, Magnezyum, Magnezyum Alaşımları, Mikroyapı.

KorozyonKriyojenik yöntemMagnezyum+2
İsmail Deniz Kağan Demir
Düzce University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda farklı magnezyum formlarının kemik metabolizması üzerine etkileri

Magnezyum (Mg) kemik metabolizmasında önemli roller üstlenmektedir. Yüksek yağlı diyet (YYD) tüketimi kemik mineral yoğunluğu (KMY) ile kalsiyum (Ca), fosfor (P) ve Mg miktarını azaltarak kemik metabolizmasını bozabilmektedir. Bu çalışmada, YYD ile oluşturulan KMY kaybına karşı farklı Mg formlarının [inorganik magnezyum oksit (MgO)'e karşı, organik magnezyum pikolinat (MgPik)] moleküler düzeydeki etkisi araştırıldı. Araştırmada, toplam 42 adet Wistar albino ırkı erkek sıçan kullanıldı. Sıçanlar i) Kontrol, ii) Kontrol+MgO, iii) Kontrol+MgPik, iv) YYD, v) YYD+MgO ve vi) YYD+MgPik olmak üzere altı gruba ayrıldı (n=7). YYD grubu ile karşılaştırıldığında tibianın KMY seviyesi Mg katkısı yapılan gruplarda daha yüksek bulunurken (p<0.001), femurun KMY seviyesi ise sadece YYD+MgPik grubunda anlamlı bir farklılık göstermiştir (p<0.001). Kemik Ca (p<0.01), P (p<0.01), Mg (p<0.001) ve çinko (Zn) (p<0.01) seviyeleri YYD+MgPik grubunda YYD grubuna göre artış göstermiştir. YYD+MgPik grubu ile kıyaslandığında kemiğin P (p<0.05) ve Mg (p<0.001) seviyeleri YYD+MgO grubuna göre daha yüksek bulunmuştur. YYD+MgPik grubunda kemik osteokalsin (OCN) (p<0.001), insülin benzeri büyüme faktörü 1 (IGF-1) (p<0.001), osteoprotegerin (OPG) (p<0.05), kemik kollajen tip 1 alfa 1 (COL1A1) (p<0.001), kemik morfogenetik protein 2 (BMP2) (p<0.001) ve runt ilişkili transkripsiyon faktör 2 (Runx2) (p<0.001) gibi osteojenik proteinlerin seviyeleri YYD+MgO grubuna göre daha yüksek bulunurken, nükleer faktör kappa-β ligand reseptör aktivatörü (RANKL) (p<0.001) proteini seviyesinin ise daha düşük olduğu belirlenmiştir. Elde edilen veriler, YYD'ye yapılan MgPik katkısının KMY'yi ve kemikteki osteojenik proteinlerin seviyelerini MgO katkısına göre daha etkili bir şekilde artırarak kemik kaybının önüne geçebileceğini ve kemik iyileşmesine yardımcı olabileceğini göstermiştir.

Diyet yağlarıKemik dansitesiKemik ve kemikler+3
Emre Şahin
Fırat University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksek yağlı diyetle beslenen sıçanlarda magnezyum formlarının renal distal tubül taşıyıcı proteinler üzerine etkisi

Vücudun birçok biyokimyasal fonksiyonunda rol oynayan magnezyum (Mg), hücrede en çok bulunan ikinci katyon olup, yaşamın her evresi için gereklidir. Öte yandan, obezite gibi kronik hastalıklar ve yağlı diyet alımı bir elektrolit bozukluğu olan hipomagnezemiye neden olur. Geniş literatür taramasına rağmen, yüksek yağlı diyetle (YYD) beslenen ratlarda, diyete ilave edilen Mg formlarının [magnezyum oksit (MgO); magnezyum pikolinat (MgPic)], renal Mg taşıyıcıları üzerindeki moleküler etkileri ile ilgili çalışmalara rastlanılmamıştır. Bu çalışmada, yüksek yağlı diyetle beslenen sıçanlarda, bu Mg formlarının renal Mg taşıyıcıları (TRPM6, TRPM7, EGF, claudin-16, claudin-19, NCC) üzerindeki moleküler etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla, 8 haftalık yaşta 42 adet erkek Sprague-Dawley sıçan 6 gruba ayrıldı. 1)Kontrol; 2)MgO 3)MgPic; 4)YYD; 5)YYD+MgO; 6)YYD+MgPic. Mg, kg yemde 500 mg elemental Mg olacak şekilde diyete katıldı. Diyete katılan her iki Mg formunun serum kreatin ve üre üzerine bir etkisi tespit edilmemiştir (P>0. 05). Yüksek yağlı diyetle beslenen ratlarda böbrek Mg düzeyi düşük bulunurken, böbrek MDA düzeyleri ise yüksek bulunmuştur. Ancak, böbrek Mg düzeyi, diyete Mg ilavesi ile artmış, böbrek MDA düzeyi ise Mg ilaveleri ile azalmıştır (P<0. 001). En yüksek artış/düşüş ise MgPic grubunda elde edildi. Ayrıca, TRPM6, TRPM7, NCC, EGF, claudin16 ve claudin19 Mg taşıyıcıları da yüksek yağlı diyetle negatif yönde etkilenmiştir. Ancak, Mg formlarının özellikle de MgPic'ın bu iyon kanallarının düzeylerini iyileştirdiği belirlenmiştir (P<0. 001). Sonuç olarak, yüksek yağlı diyetle beslenen sıçanlarda MgO ve MgPic'ın böbrek oksidatif stresini azaltarak ve böbrek TRPM6, TRPM7, NCC, EGF, claudin16 ve claudin19 gibi Mg taşıyıcılarını aktive ederek, böbrekte yağlı diyete bağlı oluşabilecek olumsuzlukların önlenmesine katkı sağlayacağı kanısına varılmıştır.

ClaudinDiyetDiyet yağları+3
Kübra Yazgan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fibromiyaljide biyoelementlerin hastalık aktivitesi üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, fibromiyalji sendromu (FMS) tanısı alan hastalarda ve non-inflamatuar ağrısı olan kontrol grubunda serum biyoelementlerin düzeyini tespit ederek FMS'de biyoelementlerin hastalık aktivitesiyle ilişkili olup olmadıklarını araştırmak, aynı zamanda FMS ile birlikteliği düşünülen depresyon ve anksiyete durumunun serum biyoelement miktarıyla orantılı olup olmadığını belirlemektir. Çalışmaya 50 FMS tanılı hasta ve 50 kontrol hastası alındı. Kontrol grubu osteoartrit, periartrit, bölgesel ağrı sendromu gibi non-inflamatuar ağrısı olan hastalardan oluşuyordu. Tüm hastalar ACR 2010 sınıflandırma kriterlerine göre değerlendirildi. Hastaların fonksiyonel, emosyonel ve genel sağlık değerlendirmeleri için fibromiyalji etki anketi (FIQ), hastane anksiyete ve depresyon ölçeği (HAD) ve nottingham sağlık profili (NHP) anketi uygulandı. Çalışmaya alınan tüm hastaların tam kan sayımı, biyokimya, kan sedimentasyon değerleri, serum CRP, RF, kalsiyum, fosfor, parathormon, TSH ve D vitamini, serum selenyum, magnezyum, manganez, demir, bakır, çinko değerleri kaydedildi. Fibromiyalji sendromu hastalarının serumlarındaki selenyum, bakır ve çinko düzeyleri kontrol hastalarınınkine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti (p<0.05). İki grubun magnezyum düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0.05). Demir düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmamasına rağmen FMS hastalarında daha yüksekti (p>0.05). Manganez düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmamasına rağmen FMS hastalarında daha düşüktü (p>0.05). Çalışmamızda FMS hastalarında serum selenyum, bakır, demir, çinko, magnezyum ve manganez gibi eser element düzeylerinin değiştiği, bu hastalarda yaygın ağrının olması, hastaların fiziksel aktivite düzeylerinin ve yaşam kalitelerinin düşmesi gibi şikayet ve bulguların bu değişikliklerle ilişkili olmadığı, değişikliklerin daha çok hastalığa sıklıkla eşlik eden depresyon ve anksiyete ile ilişkili olduğu görüldü. FMS hastalarında depresyon ve anksiyete gözden kaçırılmamalı, gerekli medikal tedavi ve eser element takviyeleri yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Fibromiyalji sendromu, eser elementler, çinko, magnezyum, depresyon

DepresyonEser elementlerFibromiyalji+3
Ayşe Ukbe Karlıdağ
Fırat University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Magnezyum varlığında susuz boraksın yüksek sıcaklık ve basınçta hidrojenlenmesiyle sodyum borhidrür üretimi

Gelişmekte olan hidrojen depolama ve üretim teknolojisinde borhidrürlü bileşiklerin alternatif bir hidrojen kaynağı olarak kullanılması, özellikle de doğrudan borhidrürlü yakıt hücrelerinde (DBFC) kullanımı konusundaki çalışmalar ve araştırmalar yoğun olarak devam etmektedir. Borhidrür bileşikleri yüksek hidrojen içeriği olan bileşiklerdir. Hidrojen enerjisi teknolojisinde ve yakıt hücrelerinde borhidrürün yaygın olarak kullanımını arttırabilmek için uygun ve daha ekonomik yöntemlerle borhidrür üretimi şarttır. Bu kapsamda borhidrürlü bileşiklerin sentez çalışmaları önem kazanmaktadır. Türkiye bor rezervleri açısından dünyada birinci sırada olup dünya bor rezervlerinin % 72'sine sahip durumdadır.Bor rezervlerimizden uygun olan bor kaynaklarının kullanımıyla, sodyum borhidrür (NaBH4) üretimi bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. İlk aşamada bor kaynağı olarak susuz borik asit (B2O3) bilyeli öğütücüde CaH2 ve Na2CO3 ile mekanik alaşımlama işlemine tabi tutularak bir takım ön deneyler gerçekleştirilmiş ve çalışma koşulları belirlenmiştir. Daha sonra bilyeli öğütücüde yapılan ön deneyler ışığında yüksek basınç ve sıcaklıkta, hidrojen gazı varlığında NaBH4 üretimi gerçekleştirilebilmesi amacıyla yeni bir reaktör sistemi tasarlanmıştır. Bu reaktör sisteminde susuz boraks (Na2B4O7), magnezyum (Mg) ve hidrojen gazı varlığında NaBH4 üretimi gerçekleştirilmiştir. Hidrojen gazının reaktöre farklı sıcaklıklarda verilmesi, basamaklı ısıtma yapılması, stokiyometrik ve fazla reaktanların kullanılması, sodyum kaynağı olarak kullanılabilecek kimyasalların (Na2CO3, NaOH, Na2O, Na2O2) ve ortamda katalitik etki yaratabilecek Al eklenmesinin NaBH4 üretim verimine etkisi araştırılmıştır.Amonyak çözeltisi kullanılarak NaBH4 saflaştırılmıştır ve MgO ile diğer yan ürünler filtrasyon işlemi ile çözeltiden ayrılmıştır. Daha sonra çözeltideki amonyak buharlaştırılarak katı NaBH4 elde edilmiştir. Ürün içerisindeki NaBH4 miktarı iyodometrik, UV-spektrofotometrik ve voltametrik yöntem olmak üzere 3 farklı yöntem ile gerçekleştirilmiştir. Çalışılan bu yöntemler arasında süreli yayınlarda da en yaygın olarak görülen iyodometrik analiz yöntemi ile NaBH4 verimi hesaplanmıştır. Elde edilen ürünlerin karakterizasyonu için FTIR ve XRD teknikleri kullanılmıştır.En yüksek verim stokiyometrik miktarda susuz boraks ve % 200 fazla Mg kullanılarak 25 bar basıncındaki hidrojen gazının reaktöre 400oC'de verilmesiyle, 550oC'de 4 saat süren tepkime sonucu % 93 olarak elde edilmiştir.

FTIRHidrojen depolanmasıMagnezyum+2
İlknur Kayacan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Magnezyum alaşımlarının döküm özelliklerinin incelenmesi

Bu çalışmada, otomotiv, elektronik, havacılık ve savunma sanayinde kullanılan AZ91 serisi ileri teknoloji magnezyum alaşımlarının döküm özelliklerinin geliştirilmesi amacıyla alaşıma ağırlıkca % 0,5, 1 ve 2 oranlarında yüzey aktif (Sn, Pb), yüzey aktif olmayan (Si, Fe, Cu) ve aşılayıcı elemanları (Zr, Ti) ilave edilmiştir. Argon ve CO2+SF6 gazları alaşımın döküm pratiğine etkisi ile birlikte ilave edilen elementlerin kalıp sıcaklığı, akıcılık, sıcak yırtılma ve mekanik özelliklere etkileri araştırılmıştır. Söz konusu özelliklerin değerlendirilmesi kapsamında mikroyapı çalışmalarına da kısaca değinilmiştir. Sonuçlar, atmosferik ortamda döküm pratiği için argon altında ergitimin ve kalıpta CO2+SF6 gazının daha iyi olduğunu göstermiştir. Artan kalıp sıcaklığı ve Sn, Pb ve Cu ilaveleri akıcılığı artırmıştır. Diğer taraftan Si, Fe ve Ti akıcılığı düşürürken Zr kayda değer bir değişikliğe neden olmamıştır. Fe, Zr ve Ti'un sıcak yırtılmayı en fazla artıran elementler olduğu gözlenmiştir. Sn, Pb, Si, Fe, Cu, Zr ve Ti elementlerinin hepsi düşük oranlarda çekme dayanımıne olumlu etki yaparken oranların artması ile Si hariç olumlu etkileri de azalmıştır. Çekme dayanımı Si oranının artması ile artmıştır. Düşük oranlarda Pb % uzamayı artırırken Sn, Fe ve Ti % uzamayı düşürmüştür. Yüksek oranlarda (%2) Si hem sertliği hem de uzamayı artırırken Sn, Pb, Fe, Cu, Zr ve Ti sertlik ve uzamayı düşürmüştür

DökümlerMagnezyumMekanik özellikler
Mehmet Ünal
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Magnezyum ve magnezyum alaşımlarında iş fonksiyonu istif hata enerjisi ilişkisi

Bu tez çalışmasında, Mg-Ca, Mg-Sr ve Mg-Ba ikili alaşımları üzerinden, periyodik tablonun 2A grubu elementlerinin oluşturduğu seyreltik katı çözeltilerde magnezyum (Mg) ile elektronik etkileşimlerinin irdelenmesi amaçlanmıştır. Söz konusu inceleme, atomlar arası bağ kuvvetinden, yani elektronik yapıdan, direkt olarak etkilenen iş fonksiyonu (Work Function) ölçümlerine ilaveten nanoindentasyon ölçümleri ve literatüre dayalı "İstif Hatası Enerjisi" (İHE) değerleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın bütünlüğü içerisinde, saf Mg kristaller ve kullanılan ikili magnezyum alaşımlarının mikroyapıları da karakterize edilmiş ve gerektiği yerlerde TEM ve SEM-EDS çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Literatürden alınan İHE değerleri kuantum esaslı "First Principles" hesaplarına dayalıdır. Çok önemli olan bu hesaplamalı değerlerin, pratik deneysel yöntemlerin sonuçlarıyla en azından kalitatif korelasyonunun yapılması önemlidir. Çünkü söz konusu hesaplama yöntemleri sıfır Kelvin derece üzerinden yapılmakta ve daha pek çok kabulleri içeren basit ve az sayıda atom ve tek bir farklı atom ihtiva eden atomik modeller için gerçekleştirilmektedir. Çoklu alaşım sistemlerine geçilmesi durumunda ise henüz kuantum hesapları yapılamamaktadır. Bu durum, ikili ve seyreltik alaşım sistemlerinden çoklu alaşım sistemlerine geçişte bir engel teşkil etmektedir. Oysaki, burada sunulan çalışmada olduğu gibi, pratik deneysel ölçüm teknikleri, şayet hesaplamalı sonuçlar ile kalitatif açıdan korele edilebilirlerse, ikili sistemlerden başlayarak sırasıyla üçlü ve daha fazla elementli sistemlerin elektronik yapı anlamında irdelenmeleri mümkün olabilecektir. Bu perspektif ile başlayan çalışmamız, bu tür bir kalitatif korelasyonun mümkün olduğunu ortaya koymuştur. Nihayetinde İHE değerleri, mutlak değerler olarak ele alınmaktan ziyade, ancak kıyaslamalı değerlendirmelerde önem kazanmakta ve alaşımların davranışlarını en temel bazda, yani serbest elektron yoğunluğu dağılımına dayalı olarak açıklayabilmektedir. Böylelikle, çoklu alaşım sistemlerinin geliştirilmesi yönünde elektronik metalürji prensipleri kullanılabilir görülmektedir.

MagnezyumMagnezyum alaşımlarıNanoindentasyon+1
Yiğit Türe
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bozulmuş glukoz toleransı ve tip 2 diyabetes mellitus' u olan bireylerde magnezyum ve oksidatif stresin değerlendirilmesi

BOZULMUŞ GLUKOZ TOLERANSI VE TİP 2 DİYABETES MELLİTUS' U OLAN BİREYLERDE MAGNEZYUM VE OKSİDATİF STRESİN DEĞERLENDİRİLMESİ Çalışmamızın amacı laboratuvarımıza oral glukoz tolerens testi (OGTT) için başvuran hastalardan oluşturulan gruplardan, Tip 2 Diyabetes Mellitus (T2DM) ve bozulmuş glukoz toleransı (BGT) olan kişilerde, hipergliseminin magnezyum (Mg) seviyesine ve oksidatif strese etkisini incelemektir. Çalışma grubu 181 kadın, 99 erkek olmak üzere toplam 280 kişi içermektedir. Grubun yaş ortalaması 45±13' tür. Hastalar ADA kriterlerine göre 3 gruba ayrıldı. Açlık plazma glukozu <100 mg/dL ve OGTT 2. saat plazma glukozu <140 mg/dL olanlar normal glukoz toleransı grubuna (NGT), OGTT 2. saat plazma glukozu 140-199 mg/dL olanlar BGT grubuna, ≥200 mg/dL olanlar T2DM grubuna dahil edildi. Hastaların açlık plazma örneklerinden glukoz, Mg, total kolesterol (TK), trigliserid (TG), düşük yoğunluklu lipoprotein- kolesterol (LDL-K), yüksek yoğunluklu lipoprotein- kolesterol (HDL-K) seviyeleri ile lipid peroksidasyonunun göstergesi olarak malondialdehit (MDA) ve protein oksidasyonunun göstergesi olarak ileri okside protein ürünleri (AOPP) düzeyleri ölçüldü. Yapılan ölçümler sonucunda, Mg seviyelerinde T2DM grubunda BGT grubuna göre anlamlı azalma gözlendi (p<0.05). TK, TG ve LDL-K seviyelerinde T2DM ve BGT grubunda NGT grubuna göre anlamlı artış gözlendi (sırasıyla, p<0.05, p<0.001, p<0.001, p<0.05, p<0.05, p<0.001). HDL-K seviyelerinde T2DM grubunda NGT grubuna göre anlamlı azalma gözlendi (p<0.05). MDA düzeyinde T2DM ve BGT grubunda NGT grubuna göre anlamlı artış gözlendi (sırasıyla, p<0.001, p<0.001). AOPP düzeyinde BGT grubunda NGT grubuna göre anlamlı artış (p<0.001), ancak T2DM grubunda BGT grubuna göre anlamlı azalma gözlendi (p<0.05). Çalışmamızda, BGT'li hastalarda görülen hipergliseminin, oksidatif stres ve aterojenik lipid profiline yatkınlıkla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu açıdan BGT' li hastaların, T2DM' li hastaların patogenezine benzer derecede etkilendiği düşünülmektedir. Mg seviyelerinde ise BGT grubunda T2DM grubunda gözlenen azalma gözlenmemiştir. Bu durumun T2DM ve IGT gruplarında gözlenen fizyopatolojik değişiklilerin derecesi ile ilişkili olduğu söylenebilir.

Diabetes mellitus-tip 2GlükozGlükoz tolerans testi+4
Ayşegül Yılmaz
Karadeniz Technical University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Esansiyel hipertansiyonda iz elementlerin rolü

46 ÖZET Bu çalışmada yaşları 20 ile 65 arasında değişen 12 sağlıklı normotansif ve yaşları 29 ile 81 arasında değişen 28 esansiyel hipertansiyonlu kişide Mg, Zn ve Cu düzeyleri incelendi. Kontrol ve deney grubundaki deneklerden yaklaşık 12 saatlik aç lığı takiben venöz kan örnekleri alındı. Bu kan örneklerinden serum ve eritrosit paketleri hazırlandı. Ayrıca deneklerin her birinden saç örnekleri de alındı. Serum, eritrosit ve saç örneklerinde uygun yön temlerle Mg, Zn ve Cu miktarları belirlendi. Elde ettiğimiz sonuçları kısaca şöyle özetleyebiliriz: 1- Kontrol grubunda sistolik kan basıncı 119.17 - 9.0 mmHg, deney grubunda ise 162.68 - 17.13 mmHg olarak belirlendi (P<£ 0,001). Piastolik kan basıncı da deney grubunda kontrol grubuna göre önemli ölçüde yüksekti(P< 0,001). Kontrol grubundan 76.67 - 4.92 mmHg, deney grubunda 97.50 - 11.98 mmHg olarak saptandı. 2- Serum çinko düzeyleri yönünden kontrol ve deney grupları arasında önemli bir farklılık bulunmadı (P^0,05). Kontrol grubu serum çinkosu 111.75 - 39.84 mg/dl, deney grubunda ise 110.00 - 34.94 mg/dl olarak belirlendi. 3- Serum bakır düzeyi deney grubunda kontrol grubuna göre önemli ölçüde yüksek bulundu (P<0,05). Kontrol grubu serum bakırı 89.00 - 15.39 mg/dl, deney grubunda ise 108.11 - 24.95 mg/dl olarak ölçüldü.47 4- Serum magnezyumu esansiyel hipertansiyonlularda kontrol değerlerine göre önemli ölçüde düşüktür (P <( 0,001). Kontrol gru bunda 0.76 - 0.14 mMol, deney grubunda 0.56 - 0.10 mMol ola rak belirlendi. 5- Eritrosit çinkosu da deney grubu kontrol grubuna göre önemli ölçüde düşüktü (P<0,05). Kontrol değeri 12.41 - 3.71 mg/ml olduğu halde deney grubunda 7.82 - 5.15 mg/ml olarak ölçüldü. 6- Eritrosit bakır düzeyi her iki grubta birbirine yakın bulun du. Kontrol grubunda 1.33 - 0.37 mg/ml, deney grubunda 1.49 - 0.60 mg/ml olarak ölçüldü (P>0, 05). 7- Eritrosit magnezyumu deney grubunda biraz düşük olmakla birlikte istatistik! olarak önemli bulunmadı (P>0,05). 8- Eritrosit çinkosunda olduğu gibi saç çinkosunda da deney grubunda önemli bir düşük görüldü (P^0,01). 9- Saç bakır düzeyi deney grubunda önemli ölçüde düşük bulundu (P<0,001). Bulgularımıza göre esansiyel hipertansiyonlu kişilerde magnezyum ve bazı eser metallerin metabolizmasının bozuk ola bileceği kanısındayız.

BakırEser elementlerHipertansiyon+2
Basra Deniz
Dicle University · Institute of Health Sciences
1992
00

Related subjects