Ottoman architecture
59 theses under this subject heading
İstanbul'da camiye dönüştürülmüş Orta Bizans Dönemi kilise onarımlarının 19. yüzyıl keşif defterleri üzerinden incelenmesi
İstanbul'daki Bizans Dönemi yapıları üzerinde Osmanlı Dönemi kullanımları, koruma yaklaşımları ve müdahale biçimlerine ilişkin bir çalışmanın yapılmamış olması, çalışmamızın çıkış noktasını teşkil etmiştir. İstanbul'daki bütün Bizans yapılarını kapsayacak bir çalışmanın sadece bir bölümünü oluşturan araştırmamız, camiye dönüştürülmüş Orta Bizans Dönemi kilise yapılarından Başbakanlık Osmanlı Arşivinde keşif defterlerine ulaşılabilenleri kapsamaktadır. Bu kapsamda örnek alınan yapılarda gerçekleştirilen Osmanlı dönemi onarımlarına ilişkin keşif defterleri incelenmiş, yapılar üzerinde elde edilen verilere ilişkin gözlemsel incelemeler yapılmıştır. Tarihi harita ve çizimlerden de yararlanarak mevcut arşiv belgeleri ışığında söz konusu yapılardaki onarımlara ilişkin teknik bilgi, malzeme bilgisi ve koruma yaklaşımları araştırılmıştır. 19. Yüzyılda Osmanlı imparatorluğunda onarım faaliyetlerinde hangi aletlerin kullanıldığı, hangi meslek alanlarından işçilerin çalıştırıldığı ve hangi müdahale şekillerine başvurulduğu gibi bazı bilgiler tespit edilmiştir. Bu kapsamda onarım detaylarına ilişkin ortaya çıkacak her türlü özgün bilgi, mimari ve restorasyon tarihi açısından şüphesiz ki önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı dönemi onarımları, keşif defterleri, camiye dönüştürülmüş kiliseler, Bizans mimarisi, koruma
İstanbul, küçükçekmece, azadlı baruthanesi tarihsel gelişimi ve Kasr-ı Hümayun yapılarının yeniden değerlendirilmesi
XIV. yüzyıldan itibaren ülkeler arasındaki savaşlarda ateşli silahların kullanılmaya başlanmasıyla birlikte, dünyada barut üretimine dair bir endüstri alanı gelişmiştir. Zamanla bu alanda üretilen barutun kalitesi ülkelerin askeri gücünü etkileyen en önemli faktörlerden biri olmuştur. Osmanlı Devleti gerileme döneminde Avrupa'daki barut üretim teknolojisi gelişim sürecine katılamadığından, baruthaneler ürettikleri barutun miktarı ve kalitesi bakımından yetersiz kalmıştır. Bu nedenle dönemin padişahı III. Selim, modern teknoloji ile çalışacak ve üretim kapasitesi yüksek yeni bir baruthanenin kurulması kararını almıştır. Hidrolik enerji ile çalışacak yeni baruthanenin inşa yeri için İstanbul genelinde bir fizibilite çalışması yapılmıştır. Küçükçekmece'nin Azadlı Köyü'nde değirmenler için uygun debiye sahip bir dere bulunduğu tespit edilmiştir. 1794 yılında bu derenin kıyısında Azadlı Baruthanesi'nin inşaatına başlanmıştır. Aragel Usta'nın mühendisliğinde su gücü ile çalışacak modern çarklar ve tokmaklar ile çarkların üzerine sabit su akışı sağlamak için bir havuz inşa edilmiştir. Padişah ziyarete geldiğinde konaklayacağı bir "Kasr-ı Hümayun"un da bulunduğu tesis, kısa sürede barut üretimine başlamıştır. 1829 tarihinde Azadlı Baruthanesi'nde gerçekleşen büyük kazada, Kasr-ı Hümayun yapıları da dahil olmak üzere neredeyse tüm yapılar yıkılmıştır. Dönemin padişahı II. Mahmut yıkılan yapıları temel duvarları üzerinden yeniden ayağa kaldırmış, baruthaneye yeni binalar da ekleyerek kapasitesini arttırmıştır. Kasr-ı Hümayun yapılarının ise tehlikeden uzak, baruthane sınırları dışında bir yere inşa edilmesi kararı alınmıştır. Baruthanenin yaklaşık 127 metre doğusunda, tüm üretim merkezine görsel olarak hakim olan 25 metre yüksekliğindeki tepelik alan Kasr-ı Hümayun kompleksi için uygun bulunmuştur. Bu alanda Kasr-ı Hümayun, Nazır Dairesi ve Su Deposu yapıları ile bir de Cami inşa edilmiştir. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Rus askerlerinin Küçükçekmece'ye kadar ilerlemesi üzerine Azadlı Baruthanesi faaliyetine son vermiştir. Baruthane'deki yapılar bu tarihten itibaren işlevini yitirmiştir. Tez çalışmasında Azadlı Baruthanesi'nden günümüze ulaşan harabe niteliğindeki kalıntıların belgelenerek, dönemin baruthane mimarisi ile ilgili verilerin saptanması amaçlanmıştır. Bu bağlamda baruthane yapılarının korunması ve yeniden değerlendirilerek sosyal yaşantıya dahil olmalarına yönelik öneriler getirilmiştir. Çalışmada; günümüzde İstanbul İtfaiyesi'ne tahsis edilen arazi içerisinde bulunduğu için, Kasr-ı Hümayun yapılarına İtfaiye Eğitim Merkezi programı verilmiştir. Azadlı Baruthanesi kalıntılarının ise ayağa kaldırılmaları için yeterli bilgi ve belge olmadığından dolayı, harabe estetiğinde sergilenmeleri uygun görülmüştür. Tez kapsamında, Azadlı Baruthanesi'ne ait mevcut durum ve restitüsyon planları ile Kasr-ı Hümayun yapılarına ait restorasyon projesi hazırlanmıştır.
II. Abdülhamid Dönemi (1876-1909) eğitim sistemi, eğitim yapıları ve askeri rüşdiyeler
XVII. yüzyılla birlikte Osmanlı İmparatorluğu'nda eğitimde başlayan modernleşme hareketi, II. Abdülhamid Dönemi'nde de sürmüş, mali sıkıntılara rağmen, siyasi erk tarafından eğitim devletin üstlenmek zorunda olduğu bir kamu hizmeti olarak algılanmıştır.II. Abdülhamid Dönemi'nde, Osmanlı eğitim sisteminin sağlam bir zemine oturtulması 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi'nin tüm maddeleri ile hayata geçirilmesi sağlanmış, dolayısıyla da alt yapının kurulması ile eğitimin yaygınlaştırılması ve devletin eğitim sistemi üzerindeki denetimi kısmen de olsa sağlanmıştır.Eğitimin işlevsel bir araç olduğunu anlayan II. Abdülhamid, eğitim kavramını iktidarını tekrar üretecek ve sağlam bir zemine oturtacak bir kurum olarak görmüştür. Bu nedenle de eğitim, resmi ideolojinin aktarımında sıklıkla başvurulan araçlardan biri haline getirilmiştir.II. Abdülhamid'in tahta çıkışında Osmanlı İmparatorluğu'nda, 4 yüksekokul, 4 darülmuallimin, 253 rüşdiye, 18.490 sıbyan mektebi ve 1 özel okul bulunmaktaydı. II. Abdülhamid Dönemi'nin sonlarına doğru ülkedeki okul sayısı; 619 rüşdiye, 109 idadi, 32 darülmuallimin, 5000 civarında ibtidai mektebine ulaşmıştır.II. Abdülhamid Dönemi'nde diğer eğitim kurumları gibi askeri rüşdiyelere de önem verilmiş, İstanbul'dan Manastır ve Suriye'ye kadar uzanan bir coğrafyada, toplam yirmi sekiz adet askeri rüşdiye eğitim sistemi içerisine dahil edilmiştir. Bu okullarda dönemi için çağdaş ve modern sayılabilecek eğitim sistemi ve eğitim materyalleri uygulanmıştır. Ancak iddialı bir eğitimde modernleşme hamlesine imza atan Abdülhamid'in, idadi mimarisinin aksine bir askeri rüşdiye mimarisi tipolojisini, XIX. yüzyıl okul mimarisi repertuarında içerisinde kurgulayamadığı, eğitim tarihçemizde askeri rüşdiyelerin mimarileri ile değil de uyguladıkları eğitim modelleri ile varlık gösterdikleri burada gözden kaçırılmamalıdır.
Raimondo D'Aronco: İstanbul' daki yapılarında cephe biçimlenişi ve detayları
Tez çalışmasının I. bölümü Giriş kısmından oluşmaktadır. Bu bölümde genel olarak tez çalışmasının seçiliş amacı, çalışma konuları ve çalışmada izlenen yöntem ve metodlar hakkında bilgi verilmiştir.II. bölümde, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Batılılaşma dönemi hakkında genel bilgiler verilmiş; batılılaşma dönemi mimarisi ve mimar sorunu üzerinde durulmuştur.III. bölümde, Raimondo D'Aronco'nun yaşamı ve İtalya'daki mimari etkinlikleri ile ilgili kısa bilgiler verilmiştir. İstanbul'da gerçekleştirdiği tüm tasarımlar ele alınarak, günümüze ulaşan yapılarından cephe nitelikleri bakımından ele alınan tasarımlarla ilgili bir katalog çalışması yapılmıştır. Çalışmanın bu bölümünde araştırma konusu yapılarla ilgili gerekli ölçümler yapılarak fotoğraflar çekilmiştir. Bunlar ışığında rölöveler hazırlanarak katalog çalışmaları yapılmıştır.IV. bölümde, çalışmanın değerlendirme kısmı bulunup kataloglardaki örnekler yardımıyla cephe biçimlenişleri hazırlanan tablolar ve fotoğraflarla açıklanarak benzer ve farklı özellikler tespit edilmeye çalışılmıştır.V. bölümde, yapılan incelemeler ve değerlendirmeler neticesinde D'Aronco'nun İstanbul'da bulunduğu dönemde yaptığı tasarımlar ve mimari tasarım metodolijisi hakkında varılan sonuçlar ortaya konmuştur.Anahtar Kelimeler: Batılılaşma, II. Osmanlı Tarım ve Sanayi Ürünleri Ulusal Sergisi, D'Aronco, Art Nouveau
Geç Osmanlı - Erken Cumhuriyet dönemi mimarlık pratiğinde bilgi ve yapım teknolojileri değişimi erken betonarme İstanbul örnekleri: 1906-1930
Betonarme yapım teknolojisinin Osmanlı mimarlığına girişinin eğitim, mimarlık ortamı ve yapı uygulamaları konusundaki erken kullanımının yeterince araştırılmamış oluşu,bu tezin çıkış noktası olmuştur. Betonarmenin erken kullanımına ilişkin belgelerin 1906'da başlaması ve 1930'dan sonra sivil mimari'de yoğunlaşması nedeniyle tez, 1906-1930 aralığı ile sınırlandırılmıştır. Bu döneme ilişkin betonarme yapılar, kronolojik sırayla incelenmiş ve İstanbul örnekleriyle ele alınmıştır. Betonarme'nin İstanbul'da resmi ve sivil yapılardaki kullanımı bu tezin içeriğini şekillendirmiştir. Tezin kurgusu, döneme ilişkin yapıların Mimarlık tarihi açısından özgün belgelerle irdelenmesini içerir. Bu yapıların her biri mimari ve statik projeleriyle veya strüktüre ait diğer belge ve fotoğraflarla desteklenen bilgilerle tezde yer alırlar. Betonarmenin yapıya giriş öncesi, yapım teknolojileri, mimarlık ortamı ve değerlendirilen diğer koşullar ise tezde alt başlıklarda yer almıştır.19.yy sonu ve 20.yy başı mimarlık ortamı genel çerçeveleri ile Yapım Teknolojileri, Eğitim ve Betonarmenin Kuramsal Arka Planı alt başlıkları altında değerlendirilmiştir. Osmanlı ve Cumhuriyet mimarlığında erken betonarme örnekler, Gümrük binaları, rıhtım antrepoları ve depoların inşatına ilişkin belgeler, Seyr-ü Sefain binası , İstanbul'daki iskele inşaatlarında ve Evkaf İdaresi tarafından inşa edilen IV.Vakıf Handaki betonarme teknolojisinin varlığı, özgün belge ve kaynaklarla bu bölümde ortaya konmuştur. Cumhuriyet Dönemi betonarme yapıların bildik örnekleri dışında kalan seçilmiş birkaç örnek, yine özgün belgeleriyle tezde yer almıştır. Çeşitli araştırmacılar tarafından tezler ve makalelerde ele alınmış yapılara ilişkin, yapım yılı, inşa eden firma gibi çelişkili bilgiler, birincil kaynaklardan araştırılarak yeniden kategorize edilmiştir. Sonuç bölümünde elde edilen belgelerin genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Geç Osmanlı döneminde başlayan ve Erken Cumhuriyet döneminde yoğunlaşan betonarme yapı stoğunun, hükümet politikaları ile şekillenen bir gelişim gösterdiği ortaya konmuştur. Betonarme yapım teknolojisinin mimarimize sanıldığı gibi 1920'ler değil daha erken bir tarihte II.Meşrutiyet'in hemen öncesinde 1906'da giriş yaparak, yayılmaya başladığı ve bu tarihlerin Avrupa ile eş zamanlı olduğu özgün belgeleriyle bu tezde yer almıştır.Anahtar Sözcükler: Betonarme,simenarme, mimarlık, mimarlık tarihi, betonarme teknolojisi, Osmanlı Mimarlığı, Cumhuriyet Mimarlığı, iskeleler, Gümrük, Vakıf Hanları,Vakıf Apartmanları, Mimar Kemalettin
1800 - 1950 yılları arasında İstanbul'da faaliyet gösteren Rum mimarlar
19. yy ve 20. yy' in ortalarına kadar süren dönem içerisinde Osmanlı împaratorluğu'nun modernleşmesine koşut olarak Osmanlı Mimarisi'nin modernleşme çabalarına büyük ölçüde katkıda bulunmuş Rum kalfa ve mimarlarının çalışmaları dikkat çekicidir. Bu çalışmada, 150 yıllık süreç içerisinde faaliyet gösteren Rum mimar ve kalfaların yapılan ve çalışma koşullarının incelenmesi amaçlanmış ve tüm bu mimari faaliyetlerin Osmanlı mimarisine etkileri araştırılmıştır. Bunun için konuyla ilgili az sayıdaki Rumca ve Türkçe kaynak taranmış, büyük ölçüde Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nin belgelerinden yararlanılmış, ayrıca mimarların yapılarına yapıların üzerindeki ad yazıtlarından ulaşılmaya çalışılmıştır. 19.yy öncesinde Gayrimüslimler'e inşaat etkinliğinde çeşitli sınırlamaların olmasına rağmen bu dönemde de Rum mimar ve kalfaların çalışmalarından yararlanıldığı başlangıç olarak kabul edilmiştir. Rum mimar ve kalfaların 19.yy sonrasında ulusçuluk akımlarının etkisi ve Tanzimat'ın Gayrimüslimler'e verdiği haklar, Rum cemaatinin değişimi gibi çeşitli toplumsal veriler de göze alınarak değerlendirme yapılabilmiş ve 19. yy sonrasında inşaat etkinliğindeki sınırlamaların ortadan kalkmasıyla Rum mimar ve kalfaların çalışmalarının yoğunlaştığı belirlenmiştir. Rum mimar ve kalfaların 1930'lara dek etkili oldukları, 1930'dan 1950'lere kadar olan dönem içerisinde ise çeşitli toplumsal ve politik sebeplerden dolayı sayılarının ve faaliyetlerinin azalmış olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, 19.yy'da sayılan Gayrimüslimler'e göre az olan Türk mimarların Cumhuriyetin ilanından sonraki yıllarda inşaat faaliyetlerinde Gayrimüslim mimarların yerini aldıkları belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Osmanlı mimarlığı, Tanzimat, mimarlık pratiğinin örgütlenmesi.
19. yüzyıl özgün konut tipleri bağlamında Sarıca Ailesi yapıları mimar C. Pappas ve Arif Paşa Apartmanı
İstanbul konut biçimleri toplumsal dönüşümlerin yaşandığı 19. yüzyılda değişim sürecine girmiştir. Bu dönemde geleneksel Türk konutu, batılı biçimlerin etkileri ile farklı kategoriler ortaya çıkarmıştır. Batılılaşma sürecinde geleneksel Osmanlı ailesi de değişim sürecine girmiş ve bu değişim "Tanzimat ailesi" demlen bir aile tipini doğurmuştur. Değişen toplum yaşantısının taşıyıcısı olan Batıcı seçkinler, yeni konut tiplerini en çok talep eden kesimi oluşturmuşlardır. Bu noktada aile tipi ile konut biçimlenişi arasındaki bağlamsal ilişki, çalışmanın çıkış noktasını oluşturan ve tipik bir "Tanzimat ailesi" olan Sarıca Ailesi ile Sarıca Ailesi Yapıları arasında kurulmaya çalışılmıştır. Sanca Ailesi' nin kendi yaşam alanları olan köşk ve sayfiye evleri ile üst tabaka ailelere kiralamak üzere yaptırdıkları apartman ve pasajlı apartmanlar, 19. yüzyılda seçkinlerin taleplerinin ve değişen konut biçimlerinin tipik örnekleri olması açısından incelenmeye değer görülmüştür. Arif Paşa' nın yaptırdığı yapıların mimarı olan C. Pappas ve yapıları hakkında ulaşılabilen tüm bilgiler bir araya getirilerek mimarın formasyonu değerlendirilmeye çalışılmıştır. Kültür varlıklarının korunması ve geleceğe aktarılabilmesi için öncelikle sahip olduğu değerin anlaşılması ve belgelenmesi gerekir. Bu gerçekten yola çıkarak, başta Arif Paşa Apartmanı olmak üzere Sanca Ailesi Yapılan ve Mimar C. Pappas yapılan eski haritalar, rölöveler, eski ve yeni fotoğraflarla belgelenmiştir. Böylelikle yüzyıl dönümünün belgesi niteliğinde olan bu yapıların bir mimari ürün olarak değerlendirilmesi mümkün olmuştur. Bu çalışmalann tümü, kültür varlıklannın korunması ve mimarlık tarihi literatürüne katkıda bulunmak adına yapılmıştır.
Klasik Dönem Osmanlı mimarisinde iç mekan ve cephelerde oran
Dört bölümden oluşan tezin birinci bölümünde, mimarlıkta kullanılan oranlar ve kökenleri araştırılmıştır. Oranın kısa bir tanımından sonra, Antik Çağ felsefesinde, zamanın düşünürlerinin konuya yönelik görüş ve teorilerine yer verilmiş, doğada ve sanatta proporsiyonun varlığı yer yer sayısal değerler, yer yer de geometrik çizimlerle irdelenmiştir. Mimarlıkta oran alt başlığında ise, kullanılan orantı türleri ve bunların geometrik çizim yoluyla ve sayısal değerlerle ortaya konuşu incelenmiştir. Mimarlık Tarihi Sürecinde Oran Kullanımı başlıklı ikinci bölümde, İlk Çağ, Orta Çağ ve Rönesans dönemleri mimarlıklarında oran kavramı ve kullanımı kaynaklardan yararlanılarak araştırılmış, konuya yönelik kuramsal araştırmalar ile mevcut yapıların rölöveleri üzerinde yapılmış oran araştırmaları örneklerle tanımlanmıştır. İki alt başlık altında toplanan tezin dördüncü bölümünde, Osmanlı mimarlığında oran kullanımıyla ilgili yapılmış olan çalışmalar araştırılmış, mevcut rölöveler üzerinde yapılan oran çalışmaları örneklenmiştir. Katalog bölümünde, üzerinde çalışma yapılmak amacıyla seçilen yapılar tanımlanmış ve seçiliş nedenleri irdelenerek bu yapılar üzerinde oran analizleri uygulanmıştır. Dördüncü bölümü diğer bölümlerden elde edilen verilerin genel değerlendirmesi ve sonuçların tesbiti oluşturur.
Endüstri devriminin Osmanlı mimarlığına etkileri: 1847 - 1920
Günümüzün insanı elindeki olanakları doğru ve iyi yolda kullanma çabasını sürdürmektedir. Duruma bu açıdan baktığımızda Endüstri Devrimi'nin bize bıraktığı maddi ve manevi birçok kargaşalıklara karşın yeni bir uygarlığın büyük ve insancıl bir geleneğini doğurduğunu söyleyebiliriz. XIX. yüzyılın mimarlık ve sanatını incelediğimizde XX. yüzyılın mimarlığını hazırlayan özellikleri geçmiş çağların üsluplarım taklit eden anıtsal yapıların yerine mühendislerin yeni teknik ve gereçlerden yararlanarak gerçekleştirdikleri yapılarda buluyoruz. Bu çalışmada Endüstri Devrimi ve sonrasında Avrupa'da başlayıp tüm dünyaya ve dolayısıyla Batılılaşma Hareketi'nin sonucu Osmanlı Devleti' ne yayılan mimari alandaki değişimleri göz önüne sermek ve günümüze kadar gelebilmiş, o dönemi anlatan tarihi belge niteliği taşıyan yapılan daha yakından tanımak ve tanıtmak amaçlanmıştır. Bu çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde konuya kısa bir giriş yapılmıştır. İkinci bölümde Endüstri Devrimi ve sonrasında Avrupa ve Amerika'daki mimarlık ortamı ele alınmış, bilimsel buluşlarla teknolojik gelişmeler sonucunda ortaya çıkan ürünlerin mimari sahada kullanılması, farklı düşünce yapılan ve bunu doğurduğu mimari akımlar anlatılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde Endüstüri Devrimi ile Osmanlı Mimarlığı'nda ortaya çıkan yeni yapı türleri, ve bu yapı türlerinin Avrupa ve Amerika'daki benzerleri ile karşılaştırması yapılmıştır. Devrin özelliklerini yansıtan yapılar arasından seçilen örnekler katalogda ayrıntılı olarak incelenmiştir. Ayrıca Endüstri devrimi sonrası ortaya çıkan yeni malzeme ve teknolojilerin ilk kullanım alanları ele alınmıştır. Dördüncü bölümde yapılan çalışma ve elde edilen bilgiler değerlendirilmiştir. Beşinci bölümde ise bu bilgiler ışığında bir sonuca varılmaya çalışılmıştır.
Kapı ağası Gazanfer Ağa'nın Anadolu'da yaptırdığı mimarî eserler
16. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan politik organizasyonlar sonucu güç ve itibar kazanan kapı ağalarının önemli bir temsilcisi olan Gazanfer Ağa'nın Anadolu'da inşa ettirdiği mimarî eserler, dinamik bir süreci teşkil eden Osmanlı mimarlık tarihi içerisinde önemli bir yere sahiptir. Bu dönemde yaratıcı hamlelerin sonucu olarak karşımıza çıkan bu mimarî eserler bir taraftan bulundukları kentlerin ayırt edici mimarî unsurları diğer taraftan da bu kentlerin tamamlayıcı simgesel unsurları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tez, tarihsel süreç boyunca geleneksel patronaj sistemi ile şekillenen mimarlık faaliyetlerinin kapı ağası Gazanfer Ağa'nın üstlenmesi ile ulaştığı boyutu kavramayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda bu eserlerin kentsel alandaki statüsünü belirleyerek bunların kültürel ve mekânsal etkileşimlerini incelemeyi ve Osmanlı mimarî birikimine olan katkılarını belirlemeyi amaçlamaktadır. Yapıların, kimlik, imge, temsil, işlev gibi özellikleri belirlenerek, şehrin görünürlüğüne etkileri, sanat tarihi çalışmalarına katkıları açıklanmaya çalışılarak Gazanfer Ağa'nın içerisinde bulunduğu mimarî faaliyetler analiz edilmiştir.
Piri Mehmed Paşa'nın Türkiye'deki vakıf eserleri
Pîrî Mehmed Paşa, Osmanlı padişahlarından 2. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman'ın saltanatlarında önemli görevlerde bulunarak başarı ile devlete hizmet etmiştir. "Piri Mehmed Paşa'nın Türkiye'deki Vakıf Eserleri" başlıklı çalışmamızda kütüphanelerde literatür taraması ardından elde ettiğimiz bilgi, belge yanı sıra saha çalışmalarında eser incelemelerinden derlediğimiz çizim, fotoğraf malzemeleri gibi diğer dokümanları kullanarak tezimizi hazırladık. Araştırmamız kapsamında Konya ve Silivri'de birer külliye yapıları ile istanbul ve Aksaray'da münferit eserlerinin toplamı 11 adettir. Tezimizin kataloğunda her bir esere ait mimari ve süsleme nitelikleri ayrıntılarıyla tanıtılarak, monografi halinde sunulmuştur. İncelediğimiz binaların tamamı, Osmanlı mimarisinin aynı türde diğer eserleriyle karşılaştırılıp, değerlendirilerek Türk Mimarisi'nin gelişim çizgisindeki yeri belirlenmiş ve tipolojik ayırımı yapılmıştır.
Manastır şehrindeki Osmanlı mimarisi
Tez çalışmamızın amacı, bu şehirde XIV. İle XIX. yüzyılları arasında inşa edilen ve günümüzde ayakta olan mimari eserlerini tespit etmek ve tanıtmaktır. Ayrıca,gayemiz yakın geçmişte değişik nedenlerle yıkılan,büyük ölçüde hasar gören ve terk edilip yok olmaya mahkum olan Türk eserlerimizi belirlemektir.Tez çalışmamız, günümüzde ayakta olan toplam 27 yapıyı kapsamaktadır.
Trabzon kırsal cami mimarisi
Doğu Karadeniz sıradağlarına dik olarak denize doğru yan yana uzanan vadilerin oluşturduğu coğrafi yapı, vadiler içindeki yerleşimi, bölgenin sosyal ve kültürel yapısını şekillendiren en önemli etken olmuştur. Bu durum Trabzon kırsal cami mimarisini de etkilemiştir. Topoğrafik yapı, cami yapan ustaların ya da usta gruplarının vadiler içinde faaliyet göstermesine ender durumlarda komşu ya da başka vadilere gitmelerine neden olmuştur. Doğu Karadeniz'in vadilerden oluşan kendine has coğrafi yapısı ve bu yapı ile özdeşleşen sosyal ve kültürel yapının Trabzon kırsal cami mimarisi ile olan ilişkisinin ortaya konması tezin amacını oluşturmaktadır. Doğuda Baltacı Deresi Vadisi'nden batıda Ağasar/Akhisar Deresi Vadisi'ne kadar geçen on üç vadi çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Bu doğrultuda çalışma; "Genel Bilgiler", "Yapılan Çalışmalar", "Bulgular ve İrdeleme" ve "Sonuçlar ve Öneriler" olmak üzere dört bölüme ayrılmıştır. Genel Bilgiler bölümünde bölgenin coğrafik yapısı ve tarihi arkaplanı araştırılmış, bölgenin konut mimarisi, Osmanlı cami mimarisi ile ilgili bilgi verilmiştir. Yapılan Çalışmalar bölümünde her vadinin ayrı ayrı tarihi arkaplanı, pazar yerleri ve ticaret yolları gibi coğrafik özellikleri ortaya konmuş, vadiler sosyal yapı/nüfus hareketleri bağlamında araştırılmış ve kırsal cami mimarisi analiz edilmiştir. Sonrasında bu unsurların cami mimarisi ile ilişkisi usta hareketleri de dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Bulgular ve İrdeleme bölümünde, kırsal cami, pazar yeri ve ticaret yolları ilişkisi, sosyal yapı /nüfus hareketleri ilişkisi ve usta hareketleri ilişkisi vadilerin hepsi göz önünde bulundurularak toplu olarak değerlendirilmiştir. Daha sonra vadilere göre gruplanan kırsal camiler; yerleşim durumu, plan şeması, tavan/üstörtü, mahfil, mihrap, kapı açıklığı, minare, pencere açıklığı, sütun düzeni, malzeme ve yapım tekniği başlıkları altında tüm vadilerin görsel tabloları hazırlanarak değerlendirilmiştir. Sonuçlar ve Öneriler bölümünde, çalışmanın amaç ve kapsamı başlığı altında belirlenen hedeflerin cevapları aranmış ve başka çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Makedonya'da Türk-İslam mimarisinde görülen duvar süslemelerinden örnekler
19. yüzyılda İzmir ve çevresindeki Osmanlı Dönemi yapılarında görülen sıvaüstü manzara resimleri ve özgün uygulamalar
18. ve 19. yüzyıllardaki her alanda batılılaşma hareketlerinin getirdiği değişiklikler ve Saray'ın sanat üretimindeki etkinliğinin azalmasıyla beraber Saray dışında ve Anadolu'da yeni bir resim programı başlamıştır. 18. yüzyılda ilk olarak Topkapı Sarayı'nın duvarlarına batılı anlayışta yapılmaya başlanan manzara resimleri, 18. ve 19. yüzyıllarda Saray çevresine ve Anadolu'ya hızlı bir şekilde yayılmış, dini ve sivil mimaride süsleme unsurları arasında yerini almıştır.Özellikle 19. yüzyılda Batı Anadolu'daki dini ve sivil mimaride sıva üzerindeki süsleme unsurları arasında sıkça rastlanan manzara resimlerinin, belli bir sanatçı ve sanatçılar grubunun etkisinde yapıldığı düşünülmektedir. Buna göre bu tez kapsamında 19. yüzyılda İzmir ve çevresindeki Osmanlı dönemi yapılarında görülen sıvaüstü manzara resimleri araştırılmıştır. İzmir ve Çevresindeki dördü sivil beşi dini mimari örneği olmak üzere toplam dokuz adet yapıda bulunan yirmi altı adet manzara resmi örneği kompozisyon, teknik ve üslup açısından incelenmiştir. Her bir yapı ile ilgili tarihçe ve mimari özellikler, yapılarda yer alan resimlerin tarihçeleri, yapıdaki konumlandırılışı, kompozisyon ve üslup özellikleri verilerek sunulmuştur. Manzara resimlerinin kompozisyon özellikleri açıklanırken resimlerin kompozisyon şemalarını belirten çizimler ile desteklenmiştir. Ayrıca bazı yapılarda yer alan ve dönemine göre farklı üsluplarda yapılmış veya yakın bir zamanda yapılmış olan resimler ayıklanarak kısaca söz edilmiştir.Birinci bölüm; 18. ve 19. yüzyıllardaki Osmanlı dönemi resim faaliyetleri, Anadolu'daki duvar ressamları, Osmanlı duvar resimlerinin teknik ve üslupsal özellikleri ve sıva üstü manzara resimleri ile ilgilidir. İkinci bölüm, dini ve sivil mimari örnekler olarak farklı başlıklar halinde, tek tek yapılar açıklanmıştır. Tezin üçüncü bölümünde, incelenen resimlerden yola çıkılarak özgün uygulama çalışmaları yapılmıştır.Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- Sıvaüstü Manzara Resmi 2- Duvar Resmi 3- Osmanlı Mimarisi 4- zmir Yapıları 5- Osmanlıda Batılıla?ma
Osmanlı dönemi vakıf eserlerinin onarım süreçlerinin irdelenmesi: İzmir-Kemeraltı camileri örneği
İslamiyet'in doğuşundan itibaren İslam toplumlarında etkin olan vakıf sistemi günümüze dek gelişerek devam etmiştir. Vakıf sistemiyle, karşılık beklemeden ve süre sınırı olmadan hayır yapılması amaçlanmıştır. Osmanlı Dönemi'nde de etkin olan bu sistem birçok kamusal yapının inşasına olanak tanımıştır. Osmanlı Dönemi'nde bireysel olarak inşa edilen vakıfların onarımları toplumun sorumluluğunda gerçekleştirilmiştir. Bu anlayışla inşa edilen ve onarılan camiler; Cumhuriyet Döneminde Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün mülkiyetine bırakılmış; taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilmiş ve korunması amaçlanmıştır.Günümüzde Osmanlı Dönemi camilerinin korunmasına ilişkin çalışmalar Vakıflar Genel Müdürlüğü ve ilgili Vakıflar Bölge Müdürlüğü sorumluluğunda; Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları kontrolünde (Koruma Uygulama ve Denetim Büroları haricinde); hizmet sektörü tarafından gerçekleştirilmektedir. Yasal düzenlemelerle belirlenen sınırlar içerisinde, üç farklı alandaki aktörlerin gerçekleştirdiği çalışmalar, onarım ve koruma sistemini oluşturmaktadır.Çalışma kapsamında onarım sistemi, uygulamaya dayalı olarak uygulamalar öncesi süreç, uygulamalar süreci, uygulama sonrası süreç olmak üzere üç başlıkta irdelenmiştir. Osmanlı Dönemi Kemeraltı camilerine ilişkin olarak 1965-2011 yılları arası koruma adına gerçekleştirilen işlemler incelenmiş, onarım sisteminin aksayan/işlemeyen yönlerine ilişkin çıkarımlarda bulunulmuştur. Sonuç olarak Kemeraltı camileri özelinde yapılan bu çalışmayla Osmanlı Dönemi vakıf eserlerinin korunması konusunda yapılacak çalışmalara, Kemeraltı camileri özelinde mevcut olmayan nitelikte bir kaynak oluşturulması hedeflenmiştir.
Mimarlık-ideoloji ilişkisi ve dini yapılardaki form analizi
Günümüz yaşantısının gelişimi ve değişiminin oluşum kaynağı bireyin sahip olduğu düşünsel boyutlarının artması ve bu yönde fikir üretimi oluşturmasıyla sağlanmaktadır. Bireyin düşünsel boyutlarıyla meydana gelen ideoloji kavramı, günlük yaşantımızda her alanda kendini gösterebildiği gibi mimarlık alanında da görülmektedir. Bu çalışma kapsamında; mimarlık ve ideoloji olgularının birbiriyle etkileşimi dini yapılar üzerinden incelenmiştir. Bu yöndeki dini yapılar üzerinden çalışma tercihinin sebebi ideolojinin toplum için olmasından kaynaklı olarak, belirli bir düşünceyi yapıyla ifade etmekte olan dini yapıların da benzer amacı göstermesinden kaynaklanmaktadır. Tezdeki amaç ise, Mimarlık-İdeoloji ilişkisinin dini yapılar üzerinden gösterildiği bu tez çalışmasında bilgilendirme sağlamak amacıyla belirlenmiş olan Tutucu fikir, Düzeltimci, İhtilalci ve Karşıt genel ideolojileri bazında 8'er örnekle incelenerek toplamda 32 yapı örneğinin form analizi ve değerlendirmesi karşılaştırmalı olarak yapılmıştır. Çalışma beş bölümden oluşup Genel Bilgiler bölümünde Mimarlık ve İdeoloji kavramıyla ilişkili olarak bilgilendirme sağlanmıştır. Yapılan Çalışmalar bölümünde örneklem grubu belirlenip, bu yapıların analizinde kullanılacak kriterler hakkında bilgilendirme sağlanmış ve analiz tablosu oluşturulmuştur. Bulgular bölümünde dört genel ideoloji başlığında gruplandırılan örneklerin analizi yapılmıştır. İrdelemeler bölümünde analizler sonucu elde edilen veriler derlenerek, örneklem grupları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Son olarak Sonuçlar ve Öneriler bölümünde analiz ve değerlendirmelere ait bilgi aktarımı vurgulanmış ve çalışmayla ilişki olarak öneriler aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mimarlık, İdeoloji, Dini Mimari, Tasarım, Form
Mekana bağlı strüktür analizi: Osmanlı dini mimarisinde örnekleme (15-17. YY.)
ÖZET Bu çalışma, Osmanlı dini yapılarının mekansal gelişimi yanında, mekam belirleyen ve birlikte düşünülmesi gereken, strüktürel kurgunun ayakta kalmasını sağlayan strüktür elemanlarının analizini gerçekleştirmek amacıyla bir metodoloji geliştirmeye yöneliktir. Bu yapılarda yer alan strüktür elemanlarının birbirleriyle ve yapının strüktürel kurgusuyla ilişkisi, statik anlamda çıkış nedenleri, kullanım yerleri, kullanım biçimleri, iç mekana ve dış kitleye görsel etkileri, biçimsel ve kronolojik değişim ve gelişimleri çalışma kapsamında incelenmesi gereken ana başlıklar olarak belirlenmiştir. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır: Çalışmanın temelini oluşturan birinci bölümde, strüktür ve geleneksel strüktür sistemleri açıklanarak, Osmanlı camilerinde kubbeli mekan gelişimi ve geleneksel yapım teknikleri ve malzeme kullanımı hakkında genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölüm, yukarıda sayılan amaçlar doğrultusunda kullanılan ve önerilen yöntemin amacı ve tanımlanmasına yöneliktir. Üçüncü bölüm, kullanılan yöntemin, seçilmiş 26 yapı üzerinde uygulanıp strüktür analizlerinin görsel bir düzen içinde ortaya konduğu bölümdür. Dördüncü bölümde, her yapı için ayrı ayrı yapılan strüktür analizlerinde, saptanan mekansal gelişim çizgisi içinde, değişen ve gelişen strüktür elemanlarının mantığı üzerinde irdeleme ve değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmanın beşinci bölümünü oluşturan sonuç kısmında ise, Osmanlı cami mimarisinin strüktürel sözlüğünü oluşturan strüktür elemanlarının keyfiyetten uzak, strüktürel mantığın biçimsel ve fonksiyonel amaçlarla birleştirilerek oluşturulduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Strüktür, Mekan, Strüktürel Analiz, Kubbeli Çardak, Osmanlı Dini Mimarisi VI
II. Abdülhamid Dönemi camileri
Hz. Muhammed (sav) ve sahabe dönemlerinden günümüze kadar cami ve mescitlerin inşasına bütün İslâm âleminde büyük önem verilmiş, İslâm'ın yayıldığı her yer, zamanın ve günün şartlarına göre çeşitli mimari ve sanatsal özelliklere sahip muhteşem camilerle donatılmıştır. Sultan II. Abdülhamid de kendi bütçesinden camilerin inşa ve onarımlarına büyük paralar harcamıştır. Önceki padişahlardan farklı olarak başkent İstanbul'da ihtişamlı, anıtsal camiler inşa ettirmek yerine Anadolu'nun kalkınmasına ve imarına özel bir hassasiyet göstermiştir. Bu amaçla mahalle içlerine, kasabalara hatta en ücra köylere varıncaya kadar Osmanlı coğrafyasının dört bir tarafında yoğun inşa faaliyetleri yürütülmüş, çok sayıda eserle olabildiğince en geniş kitleye ulaşılmaya çalışılmıştır. Sultan Abdülhamid, günümüz Türkiye sınırları içerisinde, arşiv belgeleri ve diğer kaynaklara göre masraflarını bizzat kendi hazinesi olan Hazine-i Hassa'dan karşılamak suretiyle 125 adet cami inşa ettirmiştir. Bilinçsiz imar ve onarım faaliyetleri yüzünden Abdülhamid'in inşa ettirdiği bu camilerden sadece 49 tanesi ayakta kalabilmiştir. Osmanlı Devleti'nin ekonomisinin kötü durumu imar faaliyetlerini doğal olarak olumsuz etkilemiş, önceki dönemlerden farklı olarak ihtiyaç duyulmadıkça maliyetli inşaat faaliyetlerinden uzak durulmuştur. Artık önceki yüzyıllarda olduğu gibi şehre egemen selatin cami geleneği terkedilerek ihtiyaca binaen daha küçük ölçülerde dini yapılar inşa edilir olmuştur. 19. yüzyıldan itibaren başkent İstanbul'da artık şehre damgasını vuran büyük anıtsal camiler yerine Batılı tarzda inşa edilmiş kışla binaları, yeni saray yapıları, okul binaları, tren garları, saat kuleleri ve yeni ticaret yapıları şehrin siluetinde ağırlık kazanmaya başlamıştır. Yoğun Batılılaşma etkilerinin görüldüğü son dönemde camilerin mevcut plan ve kuruluş özellikleri temelde aynı kalmış; fakat süsleme unsurlarında Batı'ya özgü Türk Barok, Rokoko, Gotik, Ampir ve Oryantalist unsurların bir arada kullanıldığı seçmeci üslubun hâkim olduğu bir bezeme programı uygulanmıştır. Avrupa etkisi İstanbul'daki camilerde oldukça yoğun hissedilmektedir. İstanbul kadar yoğun olmamakla birlikte taşrada inşa edilen camilerde de Batı etkisini görmek mümkündür. Ancak Batılı ya da eklektik etkiler Anadolu camilerinde yöresel yorumlarla birlikte ele alınmıştır. Ayrıca taşrada inşa edilen camiler İstanbul'a oranla daha mütevazıdır. Müslüman halkın ibadet ihtiyacını gidermesine yardımcı olmak, misyonerlik faaliyetlerinin zararlı etkilerine karşı kendi halkını korumak II. Abdülhamid'in memleketin dört bir yanına cami inşa ettirmesinin önemli sebeplerindendir. Bu hususların yanında Yezidilik, Şiilik ve Nusayrilik gibi akımları Sünniliğe kazandırarak bu kişilerin halifeye bağlılıklarını sağlayıp hilafet merkezli inanç birliği oluşturma nihai hedeftir. Sultan Abdülhamid böylelikle Osmanlı coğrafyasının her tarafında ortaya çıkan ulusçuluk hareketlerinin giderek gelişmesi ve büyük devletlerin Osmanlı Devleti'ni parçalama ve paylaşma arayışlarıyla dağılmanın eşiğine gelen devleti ayakta tutabilmeyi ve toplumsal bütünlüğü sağlamayı hedef edinmişti. Sultan Abdülhamid bu amacı gerçekleştirebilmek için imar faaliyetlerini de imkânlarının sonuna kadar kullanmaktan kaçınmamıştır. Anahtar Kelimeler: Cami, II. Abdülhamid, Son Dönem Cami Mimarisi
17. yüzyıl ile 20. yüzyılın ilk çeyreği arasındaki İzmir kent içi konaklama yapıları özelinde konaklama yapılarının tarihsel evrimi
ABSTRACT For ages, the act of traveling that has been realized in different ways due to the changing commercial, religious, militaristic, or touristic reasons, take place among the fundamental activities of humanbeings. The hostelry buildings, which have been established in order to encounter the varied necessities of those who travel, and which have developed within the framework of the specific conditions of the periods the civilizations belong to, constitute an important group of buildings in every period. In Anatolia, where, owing to the connection provided between Asia and Europe, the busy circulation routes pass through, and in its close surroundings that Anatolia is interactively involved with, it is possible to monitor the evolution of hostelry buildings within a considerably long period of historical process. These buildings have functioned as hostelry buildings as katagogions in Antique Era, xenedokions, "ksenodokhion"s, in the time of the Byzantine, and finally as ribats, caravansaries and khans in cultures of Asian-Turkish and the Seljuks. For centuries, they have provided for the support required to sustain the commercial, religious and militaristic activities at cities and all along the roads. In the Ottoman Era, the caravansaries and khans have taken over the function of lodging for a long period of time. These buildings, which are especially organized in accordance to the requirements of caravan trade, were used for travels of Pilgrimage as well as of militaristic purposes. As for the period of Westernization Period in the 19th Century, there has been a transformation experienced in hostelry architecture and hotels have emerged in this period. Parallel to the development of tourism during the Republican Period, these buildings have also become varied and the number of establishments such as hotels, motels or holiday resorts have shown a rapid increase.m The evolution process of hostelry buildings in the West is important for the fact that modernization of such type of buildings in question, have been initiated in this region. The service of lodging offered by monasteries in the West during the early periods have, in later times, been replaced by guest-houses and inns. Then, starting with the 18th Century, hotels which serve by a new kind of understanding have been put on the agenda. This development, constituting a turning point in terms of the understanding and architecture of lodging, has also been reflected in the large cities of the Ottoman Empire as Istanbul and İzmir. The inner-city hostelries of Izmir dated to the period between the 17th Century and the first quarter of the 20th Century, are worth to be analyzed owing to their architectural characteristics on one hand, and to the capability of highlighting the evolution process of this type of building in the Ottoman Empire, on the other. These buildings have developed to be consistent with the conditions of the city they have taken place within. It can, thus, be observed that these buildings have been changed according to the social, economical and urban conditions. The progress of İzmir in the period starting with the 17th Century, until the first quarter of the 20th Century, can be analyzed in two periods, with the first one as to comprise the 17th and 18th Centuries, and the second as to start with the 19th Century and end in the first quarter of the 20th Century. It is possible to place the different stages of these hostelry buildings within the two periods of different characteristics. Whereas in the first period, "khans" have served as hostelry buildings, in the second period, they have been replaced by hotels of a new understanding. However, this transformation from khans into hotels has not been realized at once, but rather in a much complex manner in terms of concepts, architecture, function etc. The majority of inner-city historical hostelries of Izmir could not be able to reach the current day. At present, most of those that still exist have lost their original functions and been damaged. It is required that khans as the over-damaged group of buildings, should be subject to conscious applications of conservation as soon asIV possible. As for the historical hotels, regarding the aim that they can be passed on to the future as the first examples of the city hotels on one hand, and that the position of İzmir within the specific evolution process of hostelry buildings can be exposed, it is considerably important to restore them as to keep their original architectural characteristics and function.
Typological transformation in Turkish architecture during the process of pheriperilisation
In this study where the architectural transformation is explained by the change in social structure as a result of the development of the World System, the nineteenth Century Ottoman Architecture is taken up. When the nineteenth century Ottoman Architecture is compared to the Architecture of the industrialized West European Countries display important differences and similarities are observed. The mechanisms which caused to dissolution of the Traditional Ottoman Architecture came into the agenda after the intensive commercial relations with Europe started. Because of this reason this study dwells on the cause and effect relations of social and economic factors effective on transformation of Ottoman Architecture. In summary, this study aims to determine, the social and economic reasons that were effective on the transformation of Turkish Architecture during the nineteeth century which had followed a parallel but different trend of development. An explanatory model: "World System" which covers all the dimensions of the built environment is applied. Izmir as a commercial city shows all the effects of peripherilization: for this reason the Built Environment of İzmir is taken as a case study.
Anadolu Osmanlı Dönemi mimarisinde mekan analizi: Han ve kervansaray yapılarında uygulama
Mimarinin temel amacını oluşturan mekân sosyal, kültürel ve fiziksel bir olgudur. Mimarlıkta mekânsal oluşumun ve gelişimin ne şekilde olduğu ve nasıl bir yöntemle araştırılabileceği önemli bir problem oluşturmaktadır. Bu nedenle, mekânsal analiz için bir yön temin geliştirilmesi ve bu yöntemle sınırları belirlenmiş araştırma alanı üzerindeki yapıların irdelenmesi bu tez çalışmasında ele alınmaktadır. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölümde; problemin tanımı, çalışmanın amacı, tanıtılması ve benzer çalışmalardan örnekler yer almaktadır. İkinci Bölümde; Mimarlıkta mekân olgusuna, mekânsal organizasyona, mekânı oluşturan etken ve öğelere, mekânın form, fonksiyon ve konstrüksiyonla ilişkisine, mekânın gösterim araçlarına ve çeşitli kuramsal yaklaşımlara değinilmektedir. Ayrıca, devamında Orta Asya ve Anadolu Erken devirde, Osmanlı mimarisinde mekân kavramına yer verilmektedir. Üçüncü Bölümde; araştırma konusu olan han ve kervansarayların çıkış nedeni ile gelişimi Anadolu öncesi, Anadolu Selçukluları, Anadolu Beylikleri ve Osmanlılar devrinde ele alınarak tanıtılmaktadır. Osmanlı dönemi han ve kervansaraylarının mekânsal analizlerinin yapıldığı dördüncü bölüm, dört aşamadan oluşmaktadır. Birinci aşamada, tipleştirme ve yapılara ait verilerin elde edilmesi, İkinci aşamada, mekânsal analiz yönteminin önerilmesi ve açıklanması, analiz ölçütlerinin belirlenmesi ve analiz tablolarının strüktürünün oluşturulması, Üçüncü aşamada, Osmanlı dönemi han ve kervansaraylarının morfolojik analiz tabloları kullanılarak analizleri, Dördüncü aşamada ise, analiz tablolarıyla elde edilen bulguların değerlendirilmesi yer almaktadır. Beşinci bölümde, sonuçlar ve önerilere değinilmektedir.Anahtar Sözcükler: Mekân, mekân analizi, han ve kervansaray, organizasyon, ölçüt, morfoloji.
Mihrişah Valide Sultan'ın İstanbul'daki mimari eserleri
Osmanlı İmparatorluğu'nda kadın baniler özellikle hanım sultanlar mimaride oldukça etkin bir rol oynamıştır. Aldığı iyi eğitim ve terbiyeyle öne çıkan bir şahsiyet olan Mihrişah Valide Sultan 24 Aralık 1761 tarihinde Osmanlı hanedanına 36 yılın ardından bir veliaht vermiştir. 1789 yılında tahta çıkan Sultan III. Selim, validesine değer vermiş, gerektiğinde ona danışmıştır. Mihrişah Valide Sultan dönem siyasetinde aktif olmayı tercih etmeyerek geri planda oğluna destekte bulunmuş, yaptırmış olduğu birçok hayır eseriyle tarihe adını yazdırmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun sosyal tabakalaşmasında en üst sırada bulunan hanedan mensupları anıtsal ve büyük ölçekte yapılarin inşasında başat rol üstlenmiştir. Hanedan üyeleri içerisinde padişahlardan sonra en fazla yapı inşa ettirenler valide sultanlardır. Söz konusu grup içerisinde ilk sıralarda olanlardan birisi de Mihrişah Valide Sultandır. Mihrişah Valide Sultan, Osmanlı mimarîsinde Batılılaşmanın yaşandığı bir devirde pek çok yapı inşa ettirmiştir. Kapsamlı ve büyük ölçekte eserlerin yanı sıra çeşme, bent gibi yapıların inşasında da rol oynamıştır. Bu çalışmada; Mihrişah Valide Sultanın banisi olduğu günümüze gelen İstanbul'daki mevcut yapıların tarihçesi ve mimari özellikleri detaylı bir biçimde ele alınarak kendisinden evvel ve sonra devrin üslubunda, hanedan mensupları tarafından inşa ettirilmiş aynı tipte yapılarla mukayese edilmiş ayrıca zamanımıza gelemeyen yapilara da kısaca değinilmiştir
Bursa'da erken dönem Osmanlı Mimarisi'nde Kemer
Bursa'da 1326-1500 yıllarına tarihlenen yapıların (cami, mescit, türbe, medrese, hamam, han, bedesten, darüşşifa ve çeşme) kemerleri, bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Bu dönemde yukarıda bahsedilen yapıların kemerlerini bir bütün halinde inceleyen ilk çalışma olması bakımından önemlidir. Türk-İslam mimarisi kapsamında; Karahanlı, Gazneli, Büyük Selçuklu, Atabeylikler, Anadolu Selçuklu ve Beylikler devri mimarisinde kemerlerin gelişimi incelenerek, bunların erken Osmanlı dönemindeki yapıların kemerlerine etkisi üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte bu dönemde Bursa'da çok sayıda benzer yapı olmasından dolayı, katalogda yalnızca 59 adet yapının kemerleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiş ve bu kemerler, kataloğa dâhil edilmeyen Bursa'daki ve İznik, Edirne, İstanbul, Manisa, Tokat, Amasya, Afyon, Ankara gibi şehirlerdeki erken Osmanlı dönemi yapılarının kemerleriyle malzeme, teknik ve süsleme bakımından karşılaştırılıp değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme neticesinde, kemerlerde kültürel etkileşimler ve yeni denemelerle şekillenen bir erken Osmanlı dönemi mimari üslubunun oluştuğu görülmüştür. Klasik Osmanlı mimarisinin temellerinin atıldığı bu dönem, yapıların kemerlerinin şekillenmesine de kaynaklık etmiştir.