Ottoman architecture

73 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Birgi camilerinde kalemişi tezyînât

Kalemişi sanatı, daha çok sıva üzerine uygulanmakla birlikte taş, ahşap ve kumaş üzerine de uygulanan, doğal boyaların ince kıllı kalemlerle ortaya konulan bir süsleme çeşididir. XVII. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti'nde siyasi ve ekonomik yönlerden zayıflamalarla birlikte nakkaşların Batı kültürüne yönlendirilmesiyle Türk süsleme sanatında değişiklikler olmuştur. Kalemişi süslemelerinde barok ve rokoko üslûpları klâsik desenlere egemen olmuştur. Klâsik motifler yerini akantus yaprağı, perde, kandil, fiyonk motiflerine, istiridye kabuğu, deniztarağı, "C" ve "S" kıvrımlarının yanında stilize yapraklara, çiçek dolu vazolara, meyve çanaklarına ve sepetlere bırakmıştır. Tez çalışmamıza konu olan Derviş Ağa Camii ile Karaoğlu Camii, İzmir'in Ödemiş ilçesinin Birgi bucağında yer almaktadır. Derviş Ağa Camii, XVII. yüzyıla tarihlenirken Karaoğlu Camii, XVIII. yüzyıla tarihlenmektedir. Camiler süsleme açısından incelendiğinde hem dış hem de iç tezyînâtında geç Osmanlı dönemi kalemişi sanatının güzel örneklerini görmekteyiz. Yapıların kalemişi tezyînâtında perde, kandil, akantus yaprağı motifleri, "C" ve "S" kıvrımları, ağaç grupları, çiçek buketleri, stilize yapraklar, üsluplaştırılmış çiçekler farklı kompozisyon örneklerinde işlenmiştir. Yapılarda İsm-i Celâl (Allah cc), İsm-i Nebi (Muhammed sav), çehâr-yâr-ı güzîn (Ebû Bekir, Ömer, Osmân, Ali), Hasaneyn (Hasan, Hüseyin) Ashab-ı Kehf ve Bilâl-i Habeşî isimleri görülmektedir. Renk kullanımlarında mavi, yeşil, sarı, altın sarısı, kahverengi, kırmızı öne çıkan renklerdir. Birgi Derviş Ağa ve Karaoğlu Camileri, aynı döneme tarihlenen camilerle mukayese edilmiştir. Geç dönem Osmanlı tezyînâtından ortak izler taşıyan yapılarda Birgi camilerimizden farklı olarak sivil konut, medrese, cami, minare, kent tasviri, kale motifi görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk İslam Sanatları Tarihi, Kalemişi, Birgi Derviş Ağa Camii, Birgi Karaoğlu Camii, Geç Osmanlı.

El sanatlarıGeleneksel Türk sanatıOsmanlı mimarisi+2
Hatice Sümeyye Kurt
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

1600-1699 yılları İstanbul kadı sicillerinde yer alan satış işlemlerine göre konutların morfolojik özellikleri & konut fiyatlarının bağımlı olduğu değişkenler

Gayrimenkul fiyatlarının geçmişe yönelik olarak uzun dönemli incelenmesi araştırmaları bir şehrin fiziksel, ekonomik ve sosyolojik tarihine dair önemli bilgileri ortaya koymasının yanında, bizi bugüne getiren dinamikleri daha iyi anlamamıza ve geleceğe dair daha sağlıklı öngörülerde bulunmamıza yardımcı olacaktır. Dünyada geçmiş yüzyıllara yönelik uzun dönemli fiyat analizlerine dair akademik çalışmalar artmaktadır. Ancak köklü tarihine rağmen Türkiye'deki şehirler için böyle araştırmalar şimdiye kadar yapılmamıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde gayrimenkullerin el değiştirme işlemleri aynı zamanda noter vazifesi de gören kadılar tarafından tescil edilmekteydi. Bu bağlamda kadılar tarafından tutulan kadı sicilleri (mahkeme kayıtları), 600 yılllık sürece yayılan geniş kapsamı göz önüne alındığında araştırmacılara çok yönlü çalışma alanları sunmaktadır. On yedinci yüzyıl İstanbul'unda 100 yıllık dönemde, satış verilerinde belirtilen konutların nitelikleri (oda sayısı, kat sayısı v.b.), bulundukları konumları, satışın gerçekleştiği tarih gibi parametrelerin satış değerleri ile olan ilişkileri ve fiyatlara olan etkilerinin incelenmesi bu tezin ana çalışma konusunu oluşturmaktadır. Belirtilen konu, amaç ve kapsamda hazırlanan araştırma sekiz bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın konusunun, sınırlıklarının, amacının, beş araştırma probleminin ve benzer çalışmaların bulgularının açıklanıp anlatıldığı giriş bölümünden sonra, ikinci bölümde, verilerin bulunması, tarihlerin düzenlenmesi, konumların belirlenmesi, satış fiyatlarının anlamlı tek bir birime dönüştürülmesi ve analizlerin yapılması ve değerlendirilmesi olarak beş aşamadan oluşan çalışmanın metodu detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Üçüncü bölümde satış işlemlerinin gerçekleştiği dönemin yapısını ve söz konusu taşınmazların konumlanmış olduğu mekanı daha iyi anlayabilmek adına, İstanbul örneği üzerinden klasik Türk şehirlerinin yapısı ve dinamikleri incelenmiştir. Klasik Türk Şehirlerinin özellikleri (demografik, idari ve fiziksel yapısı), ulaşım sistemi, şehir merkezleri, ekonomik ve mesleki örgütlenmeler ve mahalleler olarak örgütlenmiş konut alanları incelenmiştir. Dördüncü bölümde mahkeme kayıtlarını daha iyi anlayabilmek için gayrimenkullerin özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. Taşınmazların mülkiyet durumuna göre nasıl farklılıklar gösterebileceği, satış verilerinde ne tür el değiştirme yöntemlerine rastlandığı ve tez hazırlanırken bunlardan hangilerinin kullanılıp, hangilerinin neden kullanılmadığı ve söz konusu dönemde İstanbul'da yer alan konut tiplerinin neler olduğu açıklanmıştır. Beşinci bölümde ise satış verilerinde rastlanan değişik para birimlerini anlayabilmek, tek bir dile çevirebilmek ve yorumlayabilmek için, Osmanlı ekonomisinin temel para politikalarından kısaca bahsedilmiştir. Son olarak araştırma sorularının herbirine sırasıyla cevaplar aranmış, bu bağlamda sicillerden elde edilen 268 satış tescilinden oluşan veri setinin nitel ve nicel incelemeleri yapılmıştır. Öncelikle on yedinci yüzyıl konutlarının morfolojik özelliklerinden dönemin yaşam alışkanlıklarına dair çıkarımlar yapılmıştır. Bir sonraki adımda en yüksek satış değerine sahip konutlar nitel olarak incelenmiş, daha sonra ise konut fiyatlarının bağımlı olduğu değişkenler araştırılmıştır. Buna göre satış değerlerinin gayrimenkullerin oda sayısı, kat sayısı, suya erişiminin, mutfağının, banyosunun olup olmaması gibi mimari özelliklere ve taşınmazların konumlarına göre değişiklik gösterdiği ortaya çıkmıştır. On yedinci yüzyılda İstanbul Tarihi Yarımada'da yer alan on üç semtten on ikisinde konut nitelikli gayrimenkullerin rayiç değerlerine dair bilgiler bulunmuştur. Taşınmaz fiyatlarının yüzyıllık süreç içerisinde gösterdiği değişim yirmibeş yıllık periodlar halinde incelenmiş olup, bazı çıkarımlar yapılmış ancak kesin bir kanıya varmak için daha fazla veriye ihtiyaç duyulduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak bu çalışmanın bir sonraki aşamasında veri setine daha fazla tescil ekleyerek konut fiyat endeksi oluşturulabilineceği öngörülmektedir. Ayrıca tezin benzer konularda yapılabilecek yeni çalışmalarda kaynak olarak kullanılabilineceği değerlendirilmesi yapılmaktadır.

17. yüzyılGayrimenkul satışıKadı sicilleri+7
Ayşe Tuğba Şengil
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bilecik-Osmaneli Günüören Köyü tarihi kırsal peyzaj koruma projesi

Günüören köyü, Bilecik ili Osmaneli ilçesine bağlı kırsal bir yerleşimdir. Doğal peyzajı ve günümüze ulaşabilmiş çok sayıda geleneksel yapıları ile değerli bir kültür mirasıdır. Fakat ülkemizdeki çok sayıda örnekte olduğu gibi tarımda makinalaşmanın artışından sonra şehirler hızla gelişmeye başlamış ve kırsaldaki yaşam terk edilerek büyük şehirlere göç verilmiştir. Hızla nüfus kaybına uğrayan köylerden biri olan Günüören köyü de tarihi bir coğrafyada yer almaktadır. Arkeolojik kazılarda Tunç Çağı'na ait verilerin bulunduğu Bilecik bölgesinin tarih boyunca Frig, Lidya ve Pers, Roma, Bizans hakimiyetlerinde kaldığı bilinmektedir. Daha sonra Osmanlılar'ın hakimiyetine geçen Bilecik, Osmanlı Beyliği döneminde ipeklik dokumacılık başta olmak üzere, kadifecilik, madencilik gibi ticari faaliyetler konusunda oldukça önemli bir bölge haline gelmiştir. Osmaneli de ipekböcekçiliği ve dokuma konusunda önde gelen yerleşimlerden olup 1914 yılına kadar Lefke adıyla bilinmektedir. Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde de yer verdiği Lefke ipekböceği yetiştirilmek için özelleşmiş köy evleri ile günümüze kadar gelmiştir. Günüören köyü de eskiden Güniviran adıyla bilinmekte olup benzer özellikler gösteren konut dokusu ile oldukça eski bir yerleşim olduğu tahmin edilmektedir. Mübadele ve büyük şehirlere göçler sonucu oldukça ciddi bir nüfus kaybına uğrayan köy, kullanıcısını büyük ölçüde kaybetmiş olması nedeniyle, plansız yeni yapılaşmalara, niteliksiz müdahalelere maruz kalmamış, özgünlüğünü oldukça iyi korumuştur. Fakat yapılar zaman içerisinde yıpranmış ve yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Yapılan literatür araştırmalarında köy hakkında daha önce bir akademik araştırma olmadığı tespit edilmiş ve tez çalışmasının konusu olarak belirlenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde amaç, kapsam ve yöntemler anlatılmış ikinci bölümünde Bilecik ili ve Osmaneli ilçesinin coğrafi ve sosyo ekonomik yapısı ile tarihsel gelişimlerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde Günüören köyü genel özelliklerinden bahsedilmiş, bölgenin çalışma konusu olarak seçilme nedeni, çalışma alanı sınırları ve doku özellikleri anlatılmıştır. Köydeki doku sadece yapılardan ibaret değildir, bu yapıların birbirileri ile ilişkileri, ortak alanları, yollar, bahçeler, yapılar ve köyü çevreleyen doğal ortam ile bir bütündür. Bu bütünü korumaya yönelik olarak bir üst ölçekli 'kültürel peyzaj koruma alanı' belirlenmiştir. Alt ölçekte ise yerleşimin yoğunlaştığı alan 'kırsal sit alanı' olarak ele alınmıştır. Pitoresk bir yapıya sahip olan köy mümkün olduğunca belgelenerek, koruma çalışmaları için gerekli altlığın hazırlanması amaçlanmıştır. Alanda Leica C10 üç boyutlu lazer tarayıcı ile tarama yapılarak Leica Cyclone 9.0 programında köyün nokta bulutu oluşturulmuş ve yapılan çalışmalar süresince buluttan elde edilen verilerden yararlanılmıştır. Ayrıca alandaki tüm yapılar fotoğraflanarak belgelenmiş ve her birine envanter numaraları verilmiştir. Belgeleme ile başlanan alan çalışması süresince 1996 tarihli kadastral pafta güncellenerek 1/500 halihazır plan oluşturulmuş, 1/1000 analiz çalışmaları yapılmış, 4 adet yapıya girilerek 1/200 plan, kesit görünüş çizimlerini içeren rölöve ve restitüsyon çalışmaları hazırlanmıştır. Köyün en eski yapısı olduğu tahmin edilen yapının çatısının bir kısmının çökük, geri kalanının ağır hasarlı oluşu nedeniyle zemin kattaki bir hacim dışında içine girilememiş, cephe çizimleri yapılarak ve fotoğraflanarak belgelenmiştir. Altıncı bölümde geleneksel yapıların mimarisi daha ayrıntılı bir biçimde incelenerek ortaya konmuştur. Yedinci bölümde köyün korunmasında, ekonomik, toplumsal boyutlardaki sorunlar, mimari boyutta sit ve yapı ölçeğinde karşılaşılan sorunlar irdelenmiştir. Sekizinci bölümde ise ortaya konan sorunlara çözümler aranmış, yerleşim için koruma önerileri geliştirilmiştir.

Anadolu mimarisiGeleneksel konut mimarisiGeleneksel mimari+3
Selin Uğur Akçura
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Büyükkarıştıran köprüsü restorasyon önerisi

Milattan önce 1000 – 800 yıllarına tarihlenen Trak kolonileri ile bölgede başlayan yerleşim farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. Milattan sonra 1. – 6. yüzyıla kadar bölgede egemenlik süren Roma İmparatorluğu imar faaliyetleri gerçekleştirerek kalıcı eserler bırakmışlardır. Bunlardan en önemlisi eski başkent Roma ile yeni başkent Konstantinopolis'i birleştiren Via Militaris yoludur. Yaklaşık 2000 yıl aktif olarak kullanılan bu güzergâh, halefi olan Osmanlı İmparatorluğu tarafından farklı zamanlarda onarılmış ve Balkan akınlarında kullanılmıştır. 13. ve 14. yüzyıllarda yazılan seyahatnamelerde bu yolun kullanıldığı ve üzerinde birçok bakımlı köprüler bulunduğu ve çeşitli zamanlarda mevcut köprülerin onarımının yapıldığı aktarılmaktadır. Söz konusu yolun gerek Roma İmparatorluğu, gerekse Osmanlı İmparatorluğu için stratejik bir önem taşıdığı göz önüne alındığında, Ergene Havzasında çokça bulunan akarsuların üzerine erken tarihlerde köprüler yapılması muhtemeldir. Büyükkarıştıran Köprüsü'nün mimari karakteri, 16. yüzyıl klasik dönem Osmanlı mimarisi özelliklerini taşımaktadır. Ayrıca anıt envanteri fişi ve yapılan çeşitli akademik çalışmalarda Mimar Sinan'a atfedilmektedir. Ancak köprüyü salt mimari karakterine göre değil, bulunduğu konum itibariyle birlikte değerlendirilerek köprünün Sinan öncesi döneme tarihlenmesi muhtemeldir. Mimari karakteri sebebiyle ancak 16. yüzyılda kapsamlı onarım görmüş olduğu düşünülmektedir. Çalışma kapsamında Büyükkarıştıran Köprüsü'nün rölöve çalışması yapılmış, hasarları tespit edilmiş, restitüsyona esas tarihçesi hazırlanmış ve restorasyon projesi çizilmiştir.

KöprülerMimar SinanOsmanlı Dönemi+3
Burcu Funda Ayberkin
Haliç University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Rusların Erzurum ve Kars'taki dini mimarisi

Toplumlar arası iletişimde, sanat ve kültür alanındaki etkileşimler son derece olağandır. Kültür tarihi araştırmalarındaki yoğunluk arttıkça, coğrafi konumları farklı doğu ile batının ayrı kültürlerle kendilerini ifade ettikleri bilinmekle birlikte; her iki toplumun bir sentez içerisinde birbirlerini etkilemiş olmaları da kabul görmektedir. Rus tarihinde modernleşme çabalarının öncüsü olan I. Petro zamanında, yüzyıllara dayalı geleneği ve dinsel havası olan Moskova'nın yerine; 1703 yılında, Baltık Denizi kıyısında yeni bir şehir kurarak orayı başkent yapma arzusu ile 'Petersburg' adında, tamamen Avrupai bir kent kurulmaya başlanmıştır. Bu kentin planlanması baştan sona İngiltere, Fransa, Hollanda ve İtalya'dan getirilen yabancı mimar ve mühendislerce gerçekleştirilmiştir. Tezimizde Anadolu'da ilk imar gören şehirlerimizden Kars ve Erzurum'un 1878 Rus işgali ile benzer bir süreci yaşadığını görmekteyiz. Rusya'da egemen olan batılılaşma ve modernleşme anlayışının bir uzantısı olarak burada kurulan yeni şehirler, geçmiş Rus şehirlerini andıran eski Osmanlı şehrinin üzerine kurulmamıştır. Esas Rus topraklarından uzakta bir koloni şeklindeki bu bölge, yeni anlayışa uygun olarak Avrupai tarzda ızgara planına sahip olarak kurulmaya çalışılmış ve bu amaçla yine yabancı mimarlardan faydalanılmıştır. Rusların Anadolu'ya getirdiği Baltık Mimarisi birçok medeniyetin sentezi olarak harmanlanmıştır. Genel olarak değerlendirildiğinde; Rus dönemi yapılarının cephe biçimlendirmelerinde, zengin duran görselliğe önem verilerek plasterler, kornişler, bordürlerle bezeli, kütlesel hareketlenmelere pek fazla yer verilmediği; cepheye hareket kazandırmak ve monotonluğu bozmak için belirli bir düzene göre yerleştirilen cephe elemanlarının kullanıldığı ve yoğun taş işçiliği ile de bu durumun desteklendiği dikkat çekmektedir. Bunların yanı sıra; Baltık mimarisi yapılarında görülen duvarlarda yapı malzemesi olarak çoğunlukla andezit ve bazalt taşı kullanılmış olması, kalın duvarlı, dikdörtgen planda, genellikle tek veya iki katlı inşa edilen yapılar olması, giriş hollerinin ve bu hole açılan odaların ve camekanlı bölümlerinin olması gibi özellikler Kars ve Erzurum'da bulunan Rus dönemi yapılarında da öne çıkan detaylardandır.

Baltık DevletleriDini mimariErzurum+7
Muazez Akkurt
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çukurca kentsel sit alanı içindeki geleneksel taş evlerin rölöve ve restitüsyon açısından incelenmesi

İnsanlık, göçebelik yaşam tarzından yerleşik düzene doğru geçerken, barınma ve korunma ihtiyacına hizmet eden geçici barınaklar inşa etmiştir.Bu barınakların yapımında, çeşitli doğal malzemelerden faydalanılmıştır. İlk çağlardan başlayarak günümüze kadar geliştirilen ve coğrafyaya uyum sağlayacak şekilde adapte edilen geleneksel yapı tarzı, günümüzde de sürdürülmektedir. Hakkâri ili, Çukurca ilçesindeki Çukurca Kalesi'nin güney eteğinde, bulunan çok katlı geleneksel taş evler, tarihî nitelik göstermektedir. Çukurca kentsel sit alanı içinde konumlanan geleneksel taş evler, kalenin dik yamaçlarına yerleştirilmiştir. Bu yerleşim, evlerin barınma, güvenlik ve doğal şartlarla bütünleşmesi sayesinde estetik bir siluet oluşturmuştur. Bu evlerde inşa sürecine dair herhangi bir kitabe bulunmamakla birlikte, yapıların 17. yy.'ın ilk yarısından sonra inşa edildiği düşünülmektedir. Yerel taş ve kireç harcı kullanılarak inşa edilen evler, iki, üç ve dört katlı olarak tasarlanmış olup, planları birbirinden farklı özellikler göstermektedir. Yapılar, arazinin eğimini en verimli biçimde değerlendirecek şekilde planlanmış ve her katın girişi bu eğime göre düzenlenmiştir. Tek bir giriş kapısına sahip evlerin yanı sıra, aynı evin farklı katlarına farklı kapı girişlerinin olduğu örnekler de mevcuttur. Bu evlerin mimarisinde süsleyici unsurlara yer verilmemiş olup sade bir görünüme sahip oldukları anlaşılmaktadır. Evlerin ara katları ve üst örtülerinde düz ahşap hatıllı kirişler bulunup üzeri toprakla örtüldüğü görülmektedir. Bu çalışmada, Çukurca kentsel sit alanı içinde yer alan geleneksel taş evlerden yirmi tanesini ele almış ve bu yapıların rölöve ve restitüsyon planları, kesitleri ve cepheleri çizilerek sanat tarihi disiplini içerisinde plan ve mimari özellikleri incelenmiştir. Evler, kendi içlerinde ve çevredeki diğer yapılarla karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Çalışmanın temel amacı, Çukurca yöresine özgü geleneksel mimarisi olan kale eteğindeki çok katlı taş evlerin mimari özelliklerini ortaya koymak, tarihi dokuyu korumak ve gelecek nesillere kültürel birikim sunarak yol gösterici olmaktır.

Bölgesel mimariOsmanlı mimarisiSivil mimari+1
Nurcan Adıyaman Akar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Dr. John Covel'ın seyahatnamesine göre 17. yüzyıl sonlarında Osmanlı toplumu

Levant Şirketi sayesinde Osmanlı İmparatorluğu ve İngiltere arasındaki ticari ve diplomatik ilişkilerin İngiltere lehine gelişmeye başladığı 17. yüzyılın sonlarında Trakya ve Bitinya bölgelerinde seyahat eden Dr. John Covel'ın (1638-1722) kaleme aldığı seyahat günlüklerine odaklanan bu yüksek lisans tezi Batı'nın Osmanlı toplumuna bakışını tarihsel bir analizle incelemeyi hedeflemektedir. Bu yüzyılda çok sayıda Avrupalı, Osmanlı topraklarını gezip görmeyi ve bu seyahatlerinden edindikleri bilgileri ve maddi manevi kültürü ülkelerine taşımayı amaç edinmişlerdi. İngiltere'nin İstanbul Büyükelçiliği'ne papaz olarak atanan Dr. John Covel 1675-1677 yılları arasında Trakya ve Bitinya bölgelerine yaptığı seyahatler sayesinde araştırma yapmakla görevlendirildiği Rum Ortodoks Kilisesi hakkında önemli bilgiler elde etmeyi başarır. Dr. John Covel, bunun yanı sıra bu seyahatlerde Osmanlı toplumu hakkında gözlemlerde bulunmuş ve tarih, mimari, botanik, coğrafya, dilbilim, gastronomi, antropoloji gibi birçok alana dair izlenimlerini not almıştır. Günlüklerin en dikkat çekici yönlerinden bir tanesi de Bizans ve Türk mimarisi hakkındaki detaylı incelemeleridir. Bu detaylı gözlem ve betimlemelerinin yanında günlüğüne çizdiği harita ve eskizler bilimsel çalışmalara ışık tutmaktadır. Seyahatnamelerin tarih alanında kaynak olarak kullanımından kaynaklanan sorunlar göz önünde bulundurularak Dr. John Covel'ın günlüklerini doğru bir şekilde analiz etmek amaçlanmıştır. Bu analizler sonucunda hem seyyah hem de söz konusu dönemde Osmanlı toplumu hakkında elde edilen bilgiler sunulmuştur.

Beşeri coğrafyaCovel, JohnHristiyan mimarisi+7
Nurcan Doğan
Hacettepe University · Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Rundbogenstıl ve Doğu Avrupa'ya yansımaları

XVIII. yüzyılda Avrupa'da, ataları kabul ettikleri Antik Yunan ve Roma medeniyetlerinin kültürünü tekrar canlandırma girişimleri paralelinde ortaya çıkan Neoklasisizm ile birlikte mimaride antik düzen ve cephe sistemleri modern yöntemlerle inşa edilen binalara uygulanmaya başlamıştır. XIX. yüzyıl itibariyle ise uluslararası nitelikteki bu üslup, ulusların milliyetçi güdülerine yeterli gelmemiş, her millet kendi ulusal mimari tarzını ortaya çıkarmak adına girişimlerde bulunmuştur. Bu bağlamda ortaya çıkan Rundbogenstil de Almanların kendi milli mimari akımları kabul ettikleri Erken Ortaçağ Avrupa üslupları, bu üslupların beslendiği Roma ile Erken Hristiyan, Bizans, Rönesans mimarisi ve İslami yapı detaylarının iki veya daha fazlasını bir potada eriterek ortaya çıkardıkları eklektik bir anlayıştır. Menşei Bavyera ve Prusya olan Rundbogenstil, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nda da dönem modası ve mimarlar üzerindeki teorik etkiye bağlı olarak kendini göstermiştir. Çek Cumhuriyeti ve Hırvatistan'da, Avusturya ve Macaristan ile var olan sıkı ilişkiler neticesinde yayılan üslup, Avrupa'nın doğusunda yer alan milletler tarafından Ortodoks ruhunu yansıtmak amacıyla (şüphesiz Ortodoksluğun mimarideki temsiliyetinin Bizans şekillenişiyle sağlanabileceği düşüncesiyle) Bizans formlarının daha yoğun kullanılması şeklinde uygulanmıştır. Ayrıca gerek Alman ve Avusturya coğrafyası gerekse Doğu Avrupa'da İslami karakterin yoğun olarak uygulanması şeklinde seyreden bir başka varyant Rundbogenstil'in ise Yahudi yapılarında tercih edildiği görülmektedir. Osmanlı'nın son döneminde özellikle Tanzimat Fermanı ile birlikte azınlıklara verilen haklar sonucunda inşa edilen binalarda stilin yansımaları takip edilmektedir. Literatürde yer alan çalışmalarda stilin Alman coğrafyasındaki teorik zemini hakkında hatırı sayılır verinin mevcut olmasına karşın Doğu Avrupa'da yayılımına ve bu eklektik anlayışı hangi alt üslupların oluşturduğu, alt üslup kombinasyonlarında nelere dikkat edildiği ve bu kombinasyonlar arasındaki farklılığın temelinde yatan teorik anlayışa dair bilgilerin eksikliği göze çarpmaktadır. Bunlara ek olarak stilin bazı kaynaklarda farklı isimlendirmelerle anıldığı, farklı üsluplar içerisinde değerlendirildiği ya da örneklerinin farklı tarzlara atfedildiği de görülmektedir. Bahsedilen bu eksikliklerin tamamlanmasının hedeflendiği bu çalışmada stilin Alman coğrafyasında doğuş ve gelişiminin takibi adına Berlin, Doğu Avrupa'ya yayılımını sağlayan Habsburg sahasındaki şekillenişi temsil etmesi bakımından Viyana, Prag, Budapeşte ve Zagreb ile Doğu Avrupa'ya yansımalarının tahlilini gerçekleştirebilmek için Atina, Belgrad, Sofya ve İstanbul'daki örnekler çalışmanın kataloğunu oluşturmak üzere belirlenmiştir. İncelenen hat üzerindeki eserler mimari özellikleri bakımından değerlendirilmiş, stilin Doğu Avrupa'daki yayılımı ve alt üslup özelliklerine göre gruplamalar yapmak suretiyle stil bünyesindeki üslup çeşitliliği ve ağırlıklarının yapıların ait olduğu etnik-dini gruplarla arasındaki bağlantı saptanmaya çalışılmıştır. Böylece Orta Avrupa'da doğan ve bir ulusu simgeleyen Rundbogenstil'in hem Doğu Avrupa'ya yayılım sürecine neden olan faktörler hem de binalardaki şekillenmesinin analizlerinin sunulacağı bu çalışma Avrupa mimarlık tarihi ve Türk literatürünün halihazırda eksik olan ilgili kısmına büyük ölçüde katkı sağlayacaktır.

19. yüzyılAlman mimarisiAvusturya mimarisi+7
Gülferi Akın Ertek
Ordu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yenice-i Vardar'ın (Yunanistan) kent gelişimi ve Osmanlı eserleri

Evrenos Bey'in yaşadığı dönem, Balkanlar'ın Osmanlılar tarafından ele geçirilmeye başlandığı ve Osmanlı devletinin kendine özgü bir feodal sistemle bölgede yayıldığı döneme denk gelmektedir. Evrenos Bey bir akıncı, uc beyi, hacı ve çok sayıda hayır kurumunun kurucusu olmuştur. Odaklandığımız şehir, Evrenos'un isminin yüceltildiği, dini ve ticari niteliğe sahip olan Yenice-Vardar'dır. Şehir için en önemli kişi Evrenos Bey değil, kasabayı kültürel bir merkeze dönüştüren ve bizzat Evrenos Bey'in soyundan gelen Ahmed Bey'dir fakat kentin tarihini yorumlamak için öncelikle Evrenos Bey'in geride bıraktığı anıtların çözümlenmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın bir parçası da şehir kavramının ne olduğu ile ilgilidir, şehrin anlamı büyüktür çünkü insanoğlunu barbarlık seviyesinden medeniyete taşımıştır. Bu nedenle, medeniyet tarihini ilerlettiği için yeni bir kent oluşturulması önemlidir. Bu çalışmada İslam şehri, Osmanlı şehri veya Balkan şehri gibi terminolojilerin kenti görme biçimini, kentte yaşayan insanları, inşa ettikleri anıtları ve inşa etme nedenlerini nasıl etkilediklerini göreceğiz. Anahtar Kelimeler: Yenice-i Vardar, Gazi Evrenos Bey, Ahmed Bey, Zaviyeli İmaret, Vakıf, Akıncı Beyleri, Uç Beyleri

BalkanlarEvrenuz GaziKentsel gelişme+4
Despoina Markella Bakourı
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tire'de erken dönem Osmanlı mimarisinin analizi

Anadolu'nun tarihi kentlerinden biri olan Tire, geçmişi Antik Çağ'a kadar uzanan zengin bir mimari mirasa ev sahipliği yapmaktadır. XIV. yüzyılın başlarında Türk hakimiyetine giren kent, gerek Aydınoğulları gerekse de takip eden Osmanlı dönemindeki inşa faaliyetleriyle zenginleşerek Aydın Sancağı'nın merkezi ve Batı Anadolu'nun en önemli kentlerinden biri durumuna gelmiştir. Türk dönemindeki mimari zenginliğe karşılık, XIV.-XVI. yüzyıllar arasına tarihlendirilen Tire yapılarından pek çoğunun kitabe ve vakfiyesinin bulunmayışı, önemli tarihlendirme sorunlarına neden olmaktadır. Bu çalışma kapsamında, öncelikle yapıların mimari özellikleri ve kentsel konumları ile tarihi kayıtlar dikkate alınarak tarihlendirme sorunları çözülmeye çalışılmış; Erken Osmanlı döneminde inşa edildiği tespit edilen yapıların da bir bütün halinde incelenerek niteliğinin analiz edilmesi ve gerek Tire'nin, gerekse de dönemin mimari gelişimi içerisinde değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Erken Osmanlı döneminde inşa edilen yapılar, Tire'nin mimari ve kentsel gelişiminde önemli bir yer teşkil etmektedir. Özellikle, kentin Osmanlılaşma sürecinde Halil Yahşi Bey tarafından gerçekleştirilen imar faaliyetleri, kentin günümüze de ulaşan ana kurgusunu oluşturmaktadır. Erken Osmanlı dönemine ait dokuz cami, iki medrese, yedi türbe, iki hamam, bir bedesten ve iki han, malzeme kullanımından ziyade mekân tasarımları ve süsleme özellikleriyle ön plana çıkmaktadır. Bu yapılar, dönemin mimarisiyle karşılaştırıldığında ise kentin mimari kimliğine ve yaşanan değişime dair önemli veriler sunmaktadır.

Batı AnadoluMimariMimari özellikler+5
Görkem Yalçın
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Batılılaşma dönemi Osmanlı mimarisinde İstanbul minareleri (1703-1922)

Bu tez çalışması Lale Devri ile başladığı kabul edilen Osmanlı Batılılaşma Dönemi mimari üslubu ve 20. yüzyılda etkili olan Birinci Ulusal Mimarlık Akımı ile İstanbul'da inşa edilen minareleri konu almaktadır. Osmanlı Batılılaşma Dönemi mimarisinde Batı'dan alınan yeni yapı türleri ve mimari süsleme öğeleri bu dönem mimarisini şekillendiren başlıca unsurlardır. Avrupa etkili mimari akımlar Osmanlı mimarisini kronolojik bir sıra ile etkilemiştir. 18. yüzyılın ilk yarısından itibaren etkisini gördüğümüz Barok üslup ile ince, uzun ve süslü minareler inşa edilmeye başlanmıştır. Kaideler uzun formda ve süslemelerin yer aldığı bir bölüm olmuştur. Pabuç mimari bir gereksinimi karşılamaktan çok, süslemelerin yer aldığı bir unsur haline gelmiştir. Minare şerefelerindeki mukarnasaların yerine bilezikler, konsollar ve nadiren istiridye kabuğu biçiminde silmeler kullanılmaya başlanmıştır. Pek çok farklı tipte taş külah inşa edilmiştir. 19 yüzyıl mimarisinde, Batı etkili Barok ve Rokoko üsluplarının yanı sıra, Ampir, Neoklasik, Art Nouveau ve Oryantalizm gibi farklı akımlar da etkin rol oynamıştır. Bu üsluplar tek tek veya eklektik tarzda bir arada kullanılmıştır. Batılı etkiler 20. yüzyılda gelişen Birinci Ulusal Mimarlık Akımı ile etkisini kaybetmeye başlamıştır. Bu dönem mimarisinde Osmanlı Klasik Dönemi'nin mimari form ve özellikleri örnek alınmıştır. Tez çalışması kapsamında 69 caminin minaresi ele alınmıştır. Bu minarelerin fotoğrafları çekilip, çizimleri yapılarak bir katalog bölümü oluşturulmuştur. Değerlendirme ve Sonuç bölümünde, ele alınan minareler konum, form, malzeme ve süsleme özellikleri açısından incelenmiştir. Ele alınan örnekler hem kendi içinde değerlendirilmiş hem de önceki dönem örnekleri ile kıyaslanarak minarelerin bu döneme özgü özelliklerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: İstanbul, Batılılaşma Dönemi, Osmanlı Mimarisi, Minare.

BatılılaşmaDini mimariMimari özellikler+6
Zeynep Özkan Tekneci
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Kadınların tekkelere katılımı: Koca Mustafa Paşa, Merkez Efendi ve Şah Sultan külliyeleri

This thesis examines women's participation in dervish lodges in the late fifteenth and the first half of sixteenth centuries. For the issue, three mosque complexes of Ottoman Constantinople were chosen to be investigated: Koca Mustafa Pasha, Merkez Efendi and the Şah Sultan. Three dervish lodges are all representatives of Sünbüliye, a sub-branch of the Halvetiye order, have a significant place in the history of early modern Ottoman realm. So, the building projects are studied with reference to political, social, religious and urban contexts of their times. By looking at adventure of the Halvetiye in the after conquest period of Istanbul, three patrons and architectural plans of dervish lodges are analyzed. In addition, the ways of patronage, restoration projects and additional waqfs of women are evaluated as kinds of attempt to be visible, to be exist in history. This thesis tries to hear the voice of both elite and urban women who connected themselves to these dervish lodges regarding their class and status dimension. Women as relatively active figures of Sufism, their methods of representation, aims, the limitations that they came across and the meaning of all these are main points of this thesis.

HalvetiyyeWomenComplexes+6
Merve Kaplan
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi dokunun korunması amaçlı kentsel tasarım rehberi oluşturulması ilkeleri: İstanbul ili, Beylerbeyi-Çamlıca Caddesi örneği

Kültürel miras niteliğindeki tarihi dokular, özgün halleri ile korunup, çağdaş kentin olağan akışı içinde yaşatılmalıdır. Özgün kimlik ve karaktere sahip tarihi alanların korunması ve yaşatılması için o alana özgü değerlerin, sorunların, ihtiyaçların ortaya konarak değerlendirmesi gerekir. Kentsel tasarım rehberleri, belli bir konuyu veya alanı farklı boyutlardan, yönlerden, ölçeklerden ve içeriklerden detaylı biçimde ele alma imkânı sunmaktadır. Bu nedenle birçok farklı unsuru bir arada barındıran tarihi dokuların korunması ve kent hayatı içinde yaşatılması için kentsel tasarım rehberinin kullanılması uygun bir yöntem olarak değerlendirilmiştir. Tez çalışması için örneklem olarak, kentsel miras alanı nitelindeki "Beylerbeyi-Çamlıca Caddesi" seçilmiştir. Boğaziçi köylerinden biri olan Beylerbeyi semtindeki en eski yollardan biri olan Beylerbeyi-Çamlıca Caddesi'ni çevreleyen yapılaşmanın Bizans Dönemi'ne kadar dayandığı rivayet edilmektedir. Cadde'ye korunması gerekli miras değeri kazandıran geleneksel konutlar ise 19.yy'da inşa edilmiştir. Cadde; tarihi çeşmesi, çeşmenin etrafındaki meydanı, tarihi çınar ağaçları ile Osmanlı Dönemi'nin klasik sokak dokusunun günümüze kadar ulaşmış örneklerinden biridir. Cadde üzerindeki Cumhuriyet Dönemi'nin ilk yıllarında inşa yapılar da dönemin özelliklerini yansıtan mimari tasarım özellikleri ile korunması gerekli yapılardır. Bu çok katmanlı doku ve Boğaziçi'nin doğal dokusunun bütünlük içinde varlığını sürdürmesi kent hafızasında önemli bir yer tutmaktadır. Beylerbeyi- Çamlıca Caddesi'nin tarihi dokusunun oluşumu ve yapılaşma düzeninin gelişim süreci değerlendirilmiştir. Yaşanan değişim süreçleri, Beylerbeyi- Çamlıca Caddesi'nin hem fiziki hem de sosyal dokusunun etkilenmesine yol açmıştır. Tez kapsamında çağdaş kent hayatının tarihi doku üzerinde oluşturduğu baskı sonucu değişen düzenin tespiti yapılmıştır. Bu bağlamda 1950'li yıllarda yaşanan nüfus hareketi ve değişen imar yasaları ile bağlantılı olarak Cadde üzerindeki yapılaşma düzeni değişirken, çevre semtlerde gelişen yoğunluk artışı Beylerbeyi-Çamlıca Caddesi üzerinde baskı oluşturmaya başlamıştır. Yaşanan fiziki değişim süreci 1983 yılında çıkarılan Boğaziçi Yasası ile gelen yapılaşma yasağına kadar devam etmiştir ve o dönemden sonra Cadde üzerindeki inşa faaliyetleri yavaşlayarak durmuştur. Ancak günümüzde de bu yoğunluğun oluşturduğu baskının tarihi doku üzerindeki olumsuz etkisi hala devam etmektedir. Cadde üzerindeki geleneksel yapılaşma koruma altında olmasına rağmen özgün çevre dokusu yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Cadde aynı zamanda birçok semti merkez noktalara bağlayan ana arter olarak kullanılmaktadır. Metropol kentinin getirdiği yoğunluktan tarihi dokunun da etkilenmesi kaçınılmaz olmuştur. Bu süreçte özgün alanda var olan yerin anlamı zamanla kaybolmaya başlamış ve insan-mekân arasındaki ilişki zayıflamıştır. Birçok nedenle yıllarca çözülemeyen sorunlara müdahale yöntemlerinin geliştirilmesi gerekliliği, alanda yapılan gözlemler ve araştırmalar sonucu açığa çıkmıştır. Kentsel tasarım rehberi kapsamında, alanın farklı unsurlarının üst ölçekten alt ölçeğe kadar detaylı tanımlamalarının yapılması amaçlanmıştır. Cadde için hazırlanan analiz çalışmaları ile mevcut problemler farklı boyutlarla irdelenerek ve mevcut durumun belgelemesi yapılmıştır. Analiz çalışmaları, mevcut duruma dair hazırlanan silüet çizimleri, alanın arazi modeli ve çeşitli zamanlarda çekilmiş fotoğraflarla desteklenmiştir. Alan çalışmaları ile geçmiş dönem fotoğrafları karşılaştırılarak mevcut durumun değerlendirmeleri yapılmıştır. Analiz çalışmaları ile tespit edilen unsurların kentsel tasarım rehberinin yönlendirici işlevi doğrultusunda çözüme ulaştırılması ve tarihi alanda yaşam kalitesi yüksek bir kentsel mekân oluşturulması hedeflenmedir. Bu bağlamda kentsel tasarım rehberinin sentez bölümü kapsamında yaklaşım esasları belirlenmiştir. Bu esaslar; hedefler, standartlar ve öneriler olarak ayrılarak maddelendirilmiştir. Tespit edilen sorunlara, hedefler ve standartlar doğrultusunda oluşturulan öneriler ile çözüm yolu geliştirilmiştir. Bu bağlamda Beylerbeyi- Çamlıca Caddesi'nin tarihi miras alanı niteliği korunarak geliştirilmesi önerilmektedir. Koruma esaslarına dair silüette ve mimari detaylarda öneriler geliştirilmiştir. Beylerbeyi- Çamlıca Caddesi'nin özgün karakterinin ortaya çıkması önünde engel oluşturan yoğunluğun azaltılması önerilmektedir. Yeni oluşturulan sokak düzenine dair yaklaşım esasları belirlenerek kamusal alanların niteliği arttırılmaya çalışılmıştır. Önerilerin tüm paydaşlar tarafından anlaşılır olması için çalışmalar, çeşitli diyagramlar ve görseller ile desteklenmiştir. Rehberin, belirlenen soruna yönelik tüm detaylara dair yönlendirmeleri içermesi gerektiği için önerilerde bazı teknik bilgiler ve ölçülendirmelere de yer verilmiştir. Sonuç olarak; tez çalışması tarihi dokunun korunması esasına dayanarak geliştirilmiştir. Çağdaş koruma anlayışına göre tarihi dokular, ulusal ve uluslararası düzeydeki yetkilerin belirlediği doğrultuda korunmalıdır. Kentsel koruma sisteminin içinde son zamanlarda yer almaya başlayan kentsel tasarım rehberinde, çağdaş koruma anlayışına ek olarak kentsel tasarımın ilke ve esaslarını da belirleyici rol üstlenmektedir. Çalışma alanının tarihi dokusunun korunması için çağdaş koruma anlayışı benimsenmiştir. Kentin bir parçası olarak işlevini sürdürmesi gereken alan için kentsel tasarımın ilkelerinden ve hedeflerinden yararlanılmıştır. Bu bağlamda Beylerbeyi-Çamlıca Caddesi için hazırlanmış kentsel tasarım rehberi kullanılarak elde edilen ürünün, tarihi ve doğal dokusu korunmuş yaşanabilir bir kentsel mekân olması hedeflenmektedir. Nitekim kentsel tasarım rehberinde nicel kararlara yer verilse de esas olan mekânın niteliğinin arttırılmasıdır. Ancak bu vesileyle insanın yer ile bağlantısı sağlanabilir.

Doğal mirasGeleneksel konut mimarisiKültürel miras+5
Muhsine Kanberoğlu
Mimar Sinan Fine Arts University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Zal Mahmut Paşa Camii yapısal davranışı ve geçmiş hasarların incelenmesi

Tarihi yığma yapıların mevcut durumlarının ve olası depremler karşısındaki davranışlarının incelenmesi, kültürel mirasımızın gelecek kuşaklara aktarılması doğrultusunda önemli bir adımdır. İncelenen yapının mimari ve yapısal özellikleri, maruz kaldığı deprem, yangın gibi yapısal değişme sebep olacak etkilerin araştırılması, geçirdiği onarım ve güçlendirmeler, aynı dönemde benzer yapılarda kullanılan yapım teknikleri ve kullanılan malzemeler yapılan bu incelemenin olmazsa olmaz ana unsurlarını oluşturmaktadır. Çalışmamın ilk bölümününde konuya girişin ardından ikinci bölümde Osmanlı Klasik Dönem Camilerinin genel özellikleriyle birlikte, yapım teknikleri, yapısal elemanlar ve kullanılan malzemelerle ilgili bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde, tarihi yığma yapıların modelleme teknikleri ve analiz yöntemleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde, yapı titreşimlerinin izlenmesi konusu irdelenmiştir. Deneysel ve operasyonel model analiz, veri toplama ve sensörler başlıkları altında konular genel hatlarıyla ifade edilmiştir. Beşinci bölümde öncelikle yapının içinde yer aldığı külliyenin konumu ve arazi şartları hakkında bilgi verilmiştir. Bu bilgilere göre yapı kısaca; Eyüp'te Zal Paşa Caddesi'nde Zal Mahmut Paşa Külliyesi'nde bulunmaktadır. Külliye eğimli bir araziye inşaa edilmiştir. Bu eğim sebebiyle yapının cepheleri farklı yüksekliktedir ve bu nedenle yapının doğu cephesinde fazladan bir bodrum kat inşaa edildiği görülmektedir. Yapının geometrisindeki simetrik olmayan durumun yapıda oluşan hasarların temelini oluşturduğu tarafımızca tespit edilmiştir. Ayrıca beşinci bölümde külliyenin diğer kısımları ele alınırken, külliyenin kim tarafından hangi tarihte yaptırıldığı aktarılmış ve yapının mimarı hakkında yazılan kaynaklar paylaşılmıştır. Mimar Sinan'ın eseri olan yapının mimari ve geometrik özellikleri ile ilgili kısaca şu bilgiler aktarılmıştır; plan ölçüleri 24.90mx26.30m olan caminin kubbe üst kotu ile zemin kat arasında olan yükseklik 21.06 m'dir. Kubbe altında geçiş elemanı olarak pandantif kullanılmıştır. Mimar Sinan'ı diğer eserlerinden farklı olarak kubbe ağırlığını; dört ana kemer ve kemerlerin altındaki fil ayakları taşımaktadır. Yapının cephe duvarları ile kubbe sistemi yapısal olarak birbirinden bağımsızdır. Oysa Mimar Sinan diğer yapılarında, kubbenin ağırlığını yarım kubbelerle duvarlara aktarmış ya da ana kemerleri duvarların içerisine gizlemiştir. Yapının günümüzdeki hali incelenmiş ve bu inceleme sonucunda yapının önemli bölgelerine betonarme güçlendirmelerin yapıldığı tespit edilmiştir. Mimar Sinan'ın eserindeki bu önemli müdahalelerin ne amaçla yapıldığını öğrenmek amacıyla yapı hakkında bir arşiv çalışması yapılmıştır. Müdahalelerin önemli bir hasar neticesinde meydana geldiği düşünülerek öncelikle yapıya etki eden depremler araştırılmıştır. 1766 İstanbul Depremi'nin yapıda oluşturduğu hasarlarla ilgili herhangi bir bilgiye ulaşılamazken 1894 İstanbul Depremi'nde ise yapının esas duvarının çatladığı, minaresinin yıkıldığı ve yapının da harap halde olduğu kaynaklardan elde edilmektedir. Arşiv çalışması sonucunda elde edilen, yapı hakkında 1950'li yıllarda hazırlanan rapora göre yapının ana kemerlerden birinin gergisinin orta yerinden koptuğu, kıble duvarının önemli ölçüde deplasman yaptığı, kemerlerden birinin 25 cm sehim yaptığı belirtilmektedir. Bu önemli hasarlar sonucunda yine aynı yıllarda bir güçlendirme projesi hazırlanmıştır. Detaylarına ulaşılan bu güçlendirme projesinin, yapı üzerinde gözlemlediğimiz betonarme müdahalelere ait olduğu tespit edilmiştir. Hazırlanan güçlendirme projesinde gerginin sütunlara olan ankrajlarının sağlamlığının üzerinde durulmuş ve gergi sisteminin korunarak ileride tamir edilmek üzere açık bırakıldığı yazılmaktadır. Yapıya olan ziyaretlerimiz sırasında açıkta bırakılan gergi tarafımızca bulunmuştur ve tamir edilmiştir. Yapıda çevresel titreşim ölçümleri gerçekleştirilmiş olup sonuçları ve elde edilen değerler gösterilmiştir. Yapının sonlu elemanlar modeli kurularak yapının statik ve dinamik analizleri yapılmıştır. Sonuç bölümünde, yapılan çalışmalarla ilgili özet bilgiler verilmiştir ve analiz sonuçları kısaca paylaşılmıştır. Gerginin neden koptuğu ile ilgili olarak sonuç bölümünde şu yorum paylaşılmıştır: Caminin eğimli bir araziye oturması dolayısıyla gerginin bağlı olduğu fil ayaklarından biri yapı içerisindeki en uzun fil ayağıdır. Bu fil ayağının rijitliğinin %40 daha az olduğu tespit edilmiştir. Rijitliği daha az olan fil ayağının deprem etkisi altında daha fazla yer değiştime yapması gergi üzerindeki çekme kuvvetini arttırarak kopmasına sebebiyet vermiş olabilir.

Deprem mühendisliğiOsmanlı mimarisiTarihi yapılar+2
Mehmet Nuri Yavuzer
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Mürefte eski hükümet konağı koruma projesi

Tez konusu Mürefte Eski Hükümet Konağı Tekirdağ İli, Şarköy İlçesi, Mürefte Mahallesi, Coşkun Sokak, 3 pafta, 2884 parselde yer alır. Osmanlı Devleti'nde Tanzimat Fermanı ile birlikte hız kazanan batılılaşma hareketi her alanda olduğu gibi yönetim alanında da etkili olmuştur. Bu dönemde Osmanlı Devleti merkezi yönetimini güçlendirmek adına taşrada yeni yönetim binaları inşa etmeye başlamıştır. Mürefte Eski Hükümet Konağı da o dönemde inşa edilen yönetim yapılardan biridir. Osmanlı'nın yenileşme dönemine tanıklık eden konağın, toplumsal amaçlara hizmet eden yeni bir işlevlendirmeyle korunması amaçlanmıştır. Çalışmada taş ve ahşap yapım tekniklerinin bir arada kullanıldığı konağın mevcut durumunun belgelenmesi, yapıdaki mevcut hasarların tespit edilmesi, tarihsel gelişim sürecinin araştırılması, özgün halinin tespiti, yapının korunması için gerekli müdahalelerin belirlenmesi ve önerilen yeni işleviyle yapının tekrardan canlandırılması amaçlanmıştır.

Osmanlı mimarisiTarihi koruma
Şeyda Beste Etirli Yüksel
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Mehmet Ali Paşa Dönemi Mısır Cami mimarisinde Osmanlı etkisi

Bu tezin temel amacı, Osmanlı etkilerini izleyerek ve Mehmet Ali Paşa döneminde inşa edilen Mısır cami tasarımlarının kökenini takip ederek, XIX. yüzyıla ait Mısır cami tasarımlarının evrensel özelliklerini tartışmaktır. Çalışmada, Mısır'da XIX. yüzyıla kadar uzanan ve Osmanlı Devleti'ndeki cami tasarımlarının kökenlerini izleyen en önemli cami mimari tasarım tipleri ele alınmıştır. Ayrıca bu mimari özelliklerin Mısır'a ithal eden kanallar sıralanmış ve farklı Osmanlı ve Avrupa kaynaklarından gelen etkenler araştırılmıştır. Osmanlı Devleti ile Mısır arasındaki ilişkiler, Mısır'ın Osmanlılar tarafından fethedilsinden önceki dönemleri de kapsamaktadır. Bu dönemler, Abbâsî Devleti'nin Türk asıllı kumandanlarından Ahmed b. Tolun'un Mısır'a tayin edilmesiyle (868-883) başlamıştır. Daha sonra, I. Selim'in Mısır'a girmesiyle (1517) ortaya çıkan ve Mehmet Ali Paşa ailesinin zamanına kadar uzanan Osmanlı hâkimiyeti söz konusu olmuştur. Mısır'ın bir Osmanlı vilayeti haline getirilmesinden sonra, İstanbul'daki mimarî ve süsleme tarzları ve eski Memlük tarzlarının sentezi Mısır'da yer almaya başlamıştır. Bunun yanı sıra Osmanlı üslubu da Mehmet Ali Paşa dönemi Mısır mimarisi ve süslemesini son derece etkilemiştir. Mehmet Ali Paşa'nın, Osmanlı İmparatorluğu ile olan mücadelesi sırasında kendi adına inşa ettirdiği cami, onun Osmanlı sultanı olma arzusunu ifade etmektedir. Mehmet Ali Paşa'nın Kahire Kalesi'nin içerisinde inşa ettirdiği camide, Osmanlı Klasik Dönem Cami Stili ile benzerlik bulunmaktadır. Özellikle Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman vi ve Sultan Ahmet döneminde yapılan bazı eserlerde bu etki belirgin bir şekilde göze çarpmaktadır. Dolayısıyla Osmanlı Selâtin camileri tipinde inşa edilen ve "Mermer Camii" olarak bilinen Mehmet Ali Paşa Camii, bir taraftan klasik planıyla Osmanlı mimarisinin özelliklerini canlandırırken, diğer taraftan da Batılılaşma Dönemi Osmanlı Mimarisi'nin özelliklerini yansıtmaktadır. Anahtar Kelimeler: Cami, Mehmet Ali Paşa, Osmanlı Mimari Üslubu, Süsleme.

CamilerMehmed Ali PaşaMimari ögeler+7
Mai Abdelfatah
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Bursa'dan Kosova'ya: Hüdavendigar Dönemi (I. Murad) Osmanlı mimarisi

"Bursa'dan Kosova'ya: Osmanlı Mimarisinde 1. Murad (Hüdavendigar) Dönemi" başlıklı tezde 1362 ile 1389 yılları arasında inşa edilmiş olan Osmanlı mimari eserleri konu edinilmiştir. Orhan Gazi'nin 1362 yılında ölmesinin ardından beyliğin başına geçen I. Murad döneminde siyasal ve askeri alandaki gelişime paralel olarak Osmanlı Beyliği yaklaşık 261.000 km'lik bir alana ulaşmıştır. Söz konusu alandaki 31 farklı yerleşim yerinde 89 yapı inşa edildiği tespit edilmiştir. Bu yapılardan 52'i günümüze ulaşmamış, 7 yapı yeniden inşa edilmiş, 6 yapı kısmen günümüze ulaşmış, 24 yapı ise dönem özelliklerini büyük ölçüde koruyarak bugüne ulaşmıştır. I. Murad dönemi mimari oluşumuna hanedan üyeleri, akıncı beyleri, yönetici ve ilmiye sınıf mensupları ile ahi, şeyh ve dervişler olmak üzere üç farklı sosyal sınıf bani olarak yön vermiştir. Dönem yapılarından sadece 3'ünde mimar ismini bildiren kitabeye rastlanmıştır. Tuzla Hüdavendigar Mescidi'nin kitabesinde bina emininin, Ankara Çankırı Kapı Köprüsü'nün kitabesinde ise hattat ismi bildirilmesi Osmanlı mimarisinde bu yöndeki ilk kayıtlar olması bakımından önemlidir. I. Murad döneminde cami, mescit, medrese, mektep, imaret, zaviye, hamam, kaplıca, türbe, köprü, han ve saray olmak üzere 14 farklı yapı tipine ait örneklerle karşılaşılmıştır. İnşa edilen 89 yapıdan 15'i hamam, 4'ü han, 2'si kaplıca, 4'ü köprü, 7'i medrese, 2'si mektep, 27'si mescit-cami, 3'ü kiliseden dönüştürülen cami, 4'ü saray, 3'ü türbe, 3'ü ulu cami, 8'si ise zaviyedir. Anahtar Sözcükler: I. Murad, Erken Osmanlı, Mimar, Mimarlık, 14. Yüzyıl

14. yüzyılBursaHüdavendiğar+7
Hasan Yılmazyaşar
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

17-18. yüzyılda Topkapı Sarayında misafir ağırlama ritüellerinin iç mekâna yansıması

İnsanın biyolojik, fiziksel, psikolojik ve sosyolojik tüm yönleri, mekân tasarımının temelini oluşturan karmaşık bir etkileşim ağıdır. Bu bağlamda, " Osmanlı Saraylarında Misafir Ağırlama Ritüellerinin İç Mekâna Yansıması: 17.-18. Yüzyıl Topkapı Sarayı Örneği" başlıklı bu tez çalışması, mekân tasarımının yapısal unsurlardan ibaret olmadığını, aynı zamanda kültürel bağlam ve misafir ağırlama gelenekleriyle de var olduğunu vurgular. Ayrıca bu kültürde de görmüş olduğumuz kahve ve yemek gibi misafir ikramı alışkanlıklarından dolayı oluşan ihtiyaca cevap verecek mekanların oluşması söz konusudur. İç mekanlar sadece temel yaşamsal ihtiyaçları karşılamanın da ötesinde kültürel ihtiyaçlara da cevap vermektedir. Bu tezde, Topkapı Sarayı'nın iç mekanları detaylı bir şekilde incelenecek. Misafir ağırlama ritüellerinin nasıl tasarımsal tercihlerle ifade edildiği analiz edilmektedir. Özellikle, mekânsal kurgu, donatılar ve dekorasyon unsurları gibi iç mekân öğeleri üzerinden bu ritüellerin iç mekandaki karşılıklarına değinilmiştir. Bu analiz, mekânın sadece fiziksel bir ortam olmanın ilerisine geçerek, kültürel bir kimlik kazandığını ve konuk ağırlama anlayışının iç mekânda nasıl yansıtıldığını ortaya koymaktadır. Buna dayanarak iç mekân tasarımının, misafir ağırlama ritüellerini yansıtma potansiyeline sahip olduğu ve iç mekânların mimari bir yapı olduğu kadar mekânsal kimlik ve kültürel hafıza için bir ifade aracı olduğu anlaşılmaktadır. Anahtar kelimeler; saray yapıları, misafir ağırlama, ritüeller, çok amaçlılık, esnek tasarım, mekân tasarımı, mekânsal kimlik.

Mekan tasarımıMekansal algıOsmanlı mimarisi+2
Hülya Nimet Savaş
Fatih Sultan Mehmet Foundation University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Biga ilçesi Osmanlı Dönemi yapıları

Biga, Çanakkale' nin en önemli ilçelerinden biridir. Ne zaman kurulduğu tam olarak bilinmemektedir. Antik ismi Pegai olarak bilinmektedir. Milattan önce 334'te Büyük İskender'in Perslere karşı zafer kazandığı savaşın bu yörede yaptığı rivayet edilmektedir. Daha sonra İskender'in kumandanlarından Lysimakos'un yönetimi altına giren bölge, Bergama krallarının hâkimiyetinin ardından Roma ve Bizans idaresine geçti. Bölge XIV. yy başlarında Karesi oğulları'nın hâkimiyetine girdi. Ancak Pegai o dönemde ele geçirilememiş 1364 yılı yazında I.Murad komutanlarından Lala Şahin Paşa tarafından fethedilmiştir. Bu dönemde Kaptan Paşa'lığa bağlı Cezayir-i Bahri Sefid Eyaleti'nin bir parçasını oluşturan Biga Sancağı'nın sınırları, bugünkü Çanakkale ve Balıkesir illerinin topraklarına taşıyordu. 1886'da kaza sonra bir süre de sancak merkezi olmuştur.Osmanlı döneminde önemli bir sancak merkezi olan Biga' da o döneme ait günümüze ulaşmış birçok mimari yapı kalmıştır. Daha çok ahşap tavanlı camiler sade bezemeleriyle göze çarpmaktadır. Bunun yanında köprü, hamam, çeşme, okul binaları, şadırvan gibi yapılar tezimizin kapsamı içerisinde incelenmiştir. Tezimiz bu yapıların çizimi, tanımı ve benzer yapıların karşılaştırmasını içermektedir

CamilerHamamlarMimari eserler+5
Gülşah Çetin
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Tekirdağ ve ilçelerindeki Türk devri yapıları (XIV-XVI. yüzyıl)

Marmara Bölgesi'nin Trakya kısmında yer alan Tekirdağ, Asya'yı Avrupa'ya bağlayan Çanakkale ve İstanbul Boğazları arasında yer alması sebebi ile stratejik açıdan önem taşımaktadır. Kent bu stratejik konumu sebebiyle çağlar boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Osmanlı'nın da fethiyle birlikte bölgede yoğun bir imar faaliyetine giriştiği görülür. İskan politikası çerçevesinde sürdürülen bu imar faaliyetleri özellikle XIV ve XVI. yüzyıllarda yoğunluk kazanır. Bu zaman sürecinde Tekirdağ ve çevresinde sayısız yapı inşa edildiği anlaşılmaktadır. Ancak bunların büyük çoğunluğu çeşitli nedenlerle yok olmuştur. Günümüze gelemeyenlerle birlikte varlığını hala koruyabilen cami, bedesten, hamam, türbe, gibi eserler yapı türünün zenginliğini ortaya koyar. Bunların bazıları külliye dahilindeki komplike yapılar şeklindedir. Günümüze ulaşamayan külliyelerde imaret ve medreselerle birlikte, kervansaray gibi ticari yapılarda bulunmaktaydı.İlk devirlerde, fethedilen yerlerin iskanında önemli bir rol oynayan tekke ve zaviyelerin yaygınlık kazandığı görülür. Bunlara daha sonra cami ve hamam gibi yapılar eklenmiştir. Büyük boyutları ve daha düzgün mimarisi ile öne çıkan camiler; tek kubbeli kübik yapılar, enine dikdörtgen harimi ve mihrap önü kubbeli, tabhaneli örnekleri ortaya koyar. Bir diğer önemli gurubu teşkil eden hamamlar plan ve mimari özellikleri bakımından üç grup altında toplanır. Bunlar; iki mekandan oluşan özel hamamlar, kare bir sıcaklık etrafında sıralanan halvet hücreli tip, ortası kubbeli enine sıcaklıklı ve çifte halvetli tip şeklindedir. Türbeler ise, sekizgen planlı ve kubbeli yapılar olarak görülür. XV ve XVI. yüzyıllara tarihlenen ve mimari olarak kendi döneminin özelliklerini yansıtan bu yapıların XVIII ve XVIIII. yüzyıllardaki müdahaleler sonucunda bazı değişimlere uğradığı anlaşılır. Özellikle süslemede bu dönemin etkileri kendini yoğun biçimde hissettirir.

14. yüzyıl15. yüzyıl16. yüzyıl+10
Serap Ayhan
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı sultan külliyelerinin mimari programı (Bursa ve Edirne örneği)

Osmanlı Devleti'nin hakim olduğu bölgelere yansıttığı inşa faaliyetlerine örnek teşkil eden ve birbiri ile bağlantılı, kompleks yapılardan oluşturulan külliyeler bulundukları şehirler ile de özdeşleşen mimari kurgulardır. 150 yıllık bir zaman dilimi içerisine yerleştirilen ve bu yönüne paralel olarak literatür taramalarında Erken Osmanlı Devri ve Klasik Devre Geçiş nitelendirmelerine sahip bir dönem kronolojisinde incelenen yapı topluluğu örnekleri, banilik görevinin sultanlara ait olduğu modellemeleri ile de artı bir önem kazanmaktadır. Çalışma metni içerisine bu iki unsura sahip olarak dahil edilen sultan külliyesi örnekleri kentsel açıdan ise Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk payitahtlarından olan Bursa ve Edirne şehirlerinde gözlemlenebilmektedir. Osmanlı özelinde devlet mekanizmasının kuruluş aşamalarından itibaren bulunduğu bölgelerde gerçekleştirdiği imar faaliyetleri belirli siyasi, kültürel ve dini amaçlara yönelik olarak tasarlanmıştır. Tez içeriğinde yer verilen ve külliye adı altında incelenebilen düzenlemeler belirtilen üç amaç için de inşa edilen yapı topluluklarıdır. Birbiri ile bağlantılı bina topluluklarının belirli bir düzen içerisinde işlevsellik kazandığı Osmanlı dönemi külliyeleri inşa edildikleri bölgeleri "şenlendiren" ve bu bölgelerin gelişimine katkı sağlayan başat faktörlerdendir. Bursa'da M. 1339 yılında tamamlanan ve sultan adına inşa ettirilen ilk külliye olan Orhan Camii ve Külliyesi bu argümanların desteklenmesi açısından örnek gösterilebilir.

BursaDini mimariEdirne+7
Fuat Yazıcı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

19.yüzyıl Osmanlı mimarisinde bezeme sanatının gelişimi: Bursa Emir Sultan Cami bezemeleri üzerine bir inceleme

Anadolu'da 11. yüzyıldan itibaren Türk egemenliği başlamıştır. Bu dönemden itibaren Anadolu Selçuklu Dönemi, Beylikler Dönemi ve Osmanlı Dönemi yaşanmıştır. Başlangıçta bir Batı Anadolu Beyliği olan Osmanlılar, Bursa'nın fethi ile birlikte büyüyüp gelişerek İmparatorluk halini almıştır. Erken dönem ve klasik dönemde bezemede çini kullanımı ağırlıklıdır. Bitkisel bezemede rûmi, palmet ve lotus motifleri iki boyutlu kullanımları yaygın olarak görülmektedir. Teknikler içerisinde en yaygın kullanılan teknik çinidir. 17. yüzyıldan itibaren sanatta farklı arayışlar için giren Osmanlı İmparatorluğu bu dönemde batılılaşmanın etkisine girmiştir. Bu dönem mimari bezeme anlayışında bitkisel bezeme özellikle çiçek ve meyve betimlemeleri ön plandadır. Kullanılan teknikler içerisinde kalem işi tekniği oldukça yaygındır. Bu teknikle motiflere üç boyutlu bir görünüm kazandırılmıştır. Bursa Emir Sultan Cami 19. yüzyılda batılaşma döneminde inşa edilen yapılardan biridir. Esasen 15. yüzyıla tarihlenen yapı zaman içinde meydana gelen depremlerde zarar görmüştür. 1804 yılında barok, ampir ve rokoko üsluplarının etkisi ile yeniden inşa edilmiştir. Taş ve tuğla malzeme kullanılarak, kare planlı ve tek kubbeli olarak inşa edilen yapının bezemelerinde, alçı, ahşap, taş ve kalem işi teknikleri uygulanmıştır. Dönem özelliklerine uygun olarak kalem işi bezeme ağırlık kazanmıştır. Motif özelikleri, bitkisel, geometrik, yazı ve diğer başlıkları altında incelenebilmektedir. Bitkisel bezemede çiçek, akantus, rûmi ve stilize palmetler ağırlık kazanırken geometrik bezemede yıldız motifleri ağırlıklıdır. Yazı da yoğun olarak uygulanan bir bezeme unsurudur. Bu çalışmada Bursa Emir Sultan Cami'nin bezeme özelliklerinin mimari mekâna göre konumu, malzeme ve teknik yönünden ve motif özellikleri yönünden incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın kapsamı, yapının iç ve dış mekân bezemeleri ve avlu birimi ile sınırlandırılmıştır. Çalışma kapsamında öncelikle literatür araştırması yapılmıştır. Daha sonra alan çalışması yapılmış, yapının ve bezeme unsurlarının fotoğrafları çekilmiş, motiflerin çizim analizleri ise Vakıflar Bursa Bölge Müdürlüğü'nden sağlanmıştır. Tezin birinci bölümünde giriş yer almış, ikinci bölümde 19. yüzyıla kadar Anadolu Türk mimarisinde bezemenin gelişimi anlatılmıştır. Üçüncü ve dördüncü bölümde 19. yüzyılda Anadolu'da mimari bezemenin gelişimi, geçirdiği değişimler ve bu değişimin Bursa Emir Sultan Cami'ne yansımaları anlatılmıştır. Anahtar kelimeler: 19. yüzyıl Osmanlı Mimarisi, Bezeme, Emir Sultan Cami, Bursa

BezemeEmir Sultan CamiMimari süslemeler+1
Duygu Gök
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Mudanya ve köylerindeki Osmanlı dönemi Rum kiliseleri

Mudanya'da Osmanlı egemenliğinin başladığı 1321'den 1924 yılına kadar nüfusun çoğunluğunu Rumlar oluşturmuştur. Mudanya ve köylerindeki Rum kiliselerinin varlığı gerek günümüze ulaşabilen yapılardan gerekse yazılı kaynaklardan bilinmektedir. Bölgede 19. yüzyılda on Rum kilisesi yeniden inşa edilmiştir. Bu kiliselerden özgünlüğünü büyük ölçüde yitiren ikisi, kültür merkezi olarak kullanılmaktadır. Üst örtüleri tamamen yok olmuş üç kilisenin de duvarları yıkılmaya yüz tutmuştur. Diğer beş kiliseden sadece birinin yaklaşık 1 metre yükseklikte duvarları günümüze ulaşmıştır. Osmanlı Dönemi'nde 19. yüzyıla kadar istisnalar hariç yeni kilise inşa edilmemiş, Bizans veya 19. yüzyıl öncesi Osmanlı dönemlerine ait kiliseler padişahın izni ile aslına uygun tamir edilerek kullanılmıştır. Tanzimat (1839) ve Islahat (1856) Fermanları'nın getirdiği yeniliklerle birlikte kiliseler temelleri üzerlerine daha büyük boyutlarda yeniden inşa edilmiştir. Bu kiliselerle ilgili Osmanlı arşivlerindeki belgelerde yeniden inşa sebebi, boyutları, inşaat maliyeti ve bu maliyetin nasıl karşılanacağı yazılıdır.Ayrıca bazı kiliselerin zemin kat planı ve cephe görünüş çizimleri de bulunmaktadır. Mudanya ve köylerindeki Osmanlı dönemi Rum kiliseleri bazilikal planlıdır. Kapı ve pencere açıklıkları yuvarlak kemerli, naosun sütunları, kemerleri ve örtüleri ahşaptır. Bursa ve İstanbul'un çağdaş Rum kiliseleri ile yakın benzerlikleri bulunan yapıların cephe düzenlemeleri ve süslemeleri eklektik üslup özellikleri taşımaktadır. Anahtar Sözcükler: Mudanya, Rum, Ortodoks, Kilise, Osmanlı Dönemi

Bursa-MudanyaKiliselerOsmanlı Dönemi+3
Ersin Aydın
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bursa Kestel Geyikli Baba (Baba Sultan) külliyesi

Orhan Gazi, gazi-derviş kimliği ile öne çıkan Geyikli Baba için İnegöl civarında Uludağ eteklerinde bir köy vakfeder ve O'nun adına cami, tekke, türbe ve hamam inşa ettirir. Bu araştırmada bahsi geçen külliye dini mimari özellikleriyle araştırmaya, dönemin benzer örnekleriyle ilişkilendirmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda külliye; malzeme, teknik özellikler, mimari elemanlar ve süsleme bakımından incelenmiştir. Ulaşılan literatür çalışması ve alan araştırmalarıyla külliyenin geçmişteki ve günümüzdeki durumları tespit edilmiş ve bir sonuca ulaşılmıştır.

Bursa-KestelDini mimariDini yapılar+6
Münevver Gürevin
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00

Related subjects