Erkeklik
Bu konu başlığı altında 124 tez
Kadına şiddet uygulayan erkeklerin psikososyal süreçleri üzerine analiz
Kadı͏na yöne͏lik şiddet, sadece bi͏r kişisel davranış de͏ğil;͏ t͏oplu͏m, ͏kültür ve zihin dinamiklerinin birleşiminden oluşmuş çok͏ yön͏lü bir durumdur. Literatürde kadı͏n͏a yönelik şiddet genelde mağdur merkezli yaklaşımla incelenir, fakat ͏şid͏det uygulayan erke͏kler͏in ͏so͏syal ve psikolojik s͏üreçle͏r͏i yeterince araştırılmamaktadır. Bu tez, bu boşluğu doldurmak için şiddet olayını yapan kişi aç͏ısından incelemekte ve erkekliğin toplumsal yaratımının şiddet eğilimi üzerindeki etkisini tart͏ışmakt͏adır. Araştırma,͏ nitel bir yol se͏ç͏miş ve belge incelemesi ile geniş kayna͏k taramasına dayanımaktadır. Etik ve sosyal hassasi͏yetler yüzünden saha g͏örü͏şm͏eleri yapılmamıştır. Kuramsal çerçeve; Heise'nin ekolojik modeli͏, Connel͏l'in ü͏stün erke͏klik te͏orisi ve Johnson'ın şiddet türleri üzerine kurulmuştur. Bu teorik yollarla, erkeklerin toplumsal cinsiyet rolleri, g͏üç bağ͏ları ve kültürel k͏ura͏llarla etk͏ileşim içinde şiddet davranışları geliştirdiği incelenmiştir͏. Elde edilen bulgular͏, Türkiye'de ͏şiddet uygulayan erkeklere yönelik çalı͏şmal͏arın az olduğunu;͏ mevcut͏ hizmetl͏erin ise genel͏likle mağdur ͏oda͏klı yapıldığını göstermektedir. Ç͏a͏lışmada, şiddetin önl͏enebilmesi iç͏i͏n sadece m͏ağduru korumaya ͏değil, ͏failin psikoso͏syal ͏i͏yi͏l͏eşmesine ve toplumsal farkındalığın artmasına͏ dayalı politikaların geliştirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda tez, kadına yönelik ş͏iddet͏ literatürüne fail odaklı y͏aklaşımıyla teorik ve toplums͏al düze͏yde özgün bir katkı͏ sunmaktadır. 2015-2025 zamanına ait veril͏eri͏n incelemesin͏e göre, Türk͏i͏ye'de kadın ölümleri ͏dalgal͏ı bir yol izlemekte ve genel͏de a͏rtmaktadır. Bulgular, olayların çoğunun yakın partner şiddeti͏ bağlamında ve ateşli silah kullanımıyla olduğ͏unu gösteriyor.
Erillik-dişillik kültür değeri ile kadınların kariyer engelleri arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, kamu ilkokullarında görev yapan öğretmenlerin algılarına göre; erillik dişillik kültür değeri ile kadınların kariyer engelleri arasındaki ilişkiyi tespit etmektir. Araştırma Siirt Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı kamu ilkokullarında görev yapan öğretmenlerden veri toplanarak yapılmıştır. Araştırmanın evreni Siirt il merkezi ve sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeylerine göre belirlenen Kurtalan, Pervari ve Tillo ilçelerindeki ilkokullarda görev yapmakta olan öğretmenlerdir. Evren, 168 okuldaki 1067 öğretmenden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise evrendeki sayıya orantılı şekilde "tabakalı örnekleme" yöntemine başvurularak belirlenmiştir. Öğretmenlerin Erillik dişillik kültür değer yönelimlerini tespit etmek için, Hofstede'nin kültür değerleri boyutları baz alınarak Yoo, Donthu ve Lenartowicz (2011) tarafından geliştirilen "Bireysel Kültür Değerleri Ölçeği (CVSCALE-Individual Cultural Values Scale)" kullanılmıştır. Ölçeğin Türkçe uyarlamasını Saylık (2019) yapmıştır. Ayrıca kadınların kariyer engellerini ölçmek amacı ile Karaca (2007) tarafından geliştirilen 38 ifadenin yer aldığı 7 boyuttan oluşan "Cam Tavan Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre öğretmenler dişil kültür değerlerine daha yakındır. Öğretmenlerinin erillik kültür değeri ile kariyer engelleri arasında pozitif yönlü yüksek seviyede bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Erillik kültür değeri algılarının kadınların kariyer engelleri algı düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Buna göre kadınların kariyerlerine ilişkin göreli olumsuz tutum ile kültürel sosyalizasyonda kazanılan eril-dişil değerler arasında anlamlı bir ilişki söz konusudur. Öğretmenlerin erillik dişillik kültür değeri düzeyleri ile görev, eğitim durumu, yaş, kıdem ve yaşadıkları yer değişkenleri arasında anlamlı bir fark bulunmazken cinsiyet, medeni durum ve yetiştirildiği aile tipi değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Araştırmada öğretmenlerin kariyer engelleri algı düzeyleri ile yetiştirildiği aile tipi değişkeni arasında anlamlı bir fark bulunmazken cinsiyet, medeni durum, görev, eğitim durumu, yaş, kıdem, yetiştirildiği aile yapısı değişkenleri arasından anlamlı bir farklılık bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Erillik, Dişillik, Kültür Değeri, Kadın, Kariyer, Kariyer Engelleri
Sevgi Soysal'ın eserlerinde erkeklik kurguları
Bu tezde, Sevgi Soysal'ın Tutkulu Perçem, Yenişehir'de Bir Öğle Vakti,Tante Rosa, Şafak, Yürümek, Barış Adlı Çocuk, Hoş Geldin Ölüm ve Venüslü Kadınların Serüveni isimli eserlerindeki erkeklik biçimleri değerlendirilecektir. Tezin birinci bölümünde toplumsal cinsiyet üzerinden cinsiyet ve cinsiyet rollerine değinilecektir. İkinci bölümde ise erkeklik çalışmalarının tarihi incelenecek, erkeklik çalışmalarının Türkiye'deki yansımalarına değinilecektir ve R. Connell'in erkeklik tipolojileri açıklanacaktır. Üçüncü bölümde ise Sevgi Soysal'ın yaşamı ve eserleri hakkında bilgi verildikten sonra eserlerindeki erkeklik kurguları üzerine incelemeler yapılacaktır. Anahtar Sözcükler Sevgi Soysal, Toplumsal Cinsiyet, Erkeklik, Hegemonik Erkeklik.
Tevafuktan tesadüfe, beş vakitli günden vazgeçmek: Mütedeyyin erkeklerin dini terk etme pratikleri ve sekülerleşme süreçleri
Bu çalışma, dindar ailelerde/çevrelerde yetişmiş ve yıllarca dini pratikleri yerine getirmiş fakat sonrasında farklı süreçlerden geçerek dini yaşayışı terk etmiş erkeklerin gündelik hayat pratiklerine ve sekülerleşme süreçlerine odaklanmaktadır. 25 erkek katılımcı ile derinlemesine görüşmeler içeren çalışma, Pierre Bourdieu'nün habitus kavramı ile Henri Lefebvre'nin ritimanaliz yöntemini bir arada düşünerek dini habitusun ritim ve rutinlerini ortaya koymayı amaçlar. Bilindiği gibi mütedeyyin bireyler için gündelik hayatta inanç önemli bir yer kaplamaktadır. İslamiyet'e göre bireyin hayatı belli zamanlara bölünmüştür. Bu taksim gündelik olarak namaz vakitlerine göre "sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı" şeklinde beşe bölünerek yapılır. Haftanın belli günleri diğerlerinden daha kıymetli, senenin bazı zamanları diğerlerinden daha önemlidir. Dindar bir çevrede yetişen bireyler zamanın bu bölünmüş haline gerek ev içi gündelik inanç pratiklerinden gerekse sosyal hayatın kendisinden ötürü aşinadır. 2000'lerle birlikte Türkiye'de çeşitlilik kazanan sekülerleşme ve desekülerleşme tartışmalarına ritimanalistik bir yaklaşım getirme gayesinde olan bu çalışma, poliritmik sekülerleşme ve aritmik sekülerleşme gibi konsept denemesiyle dini yaşayışı terk etmiş eski dindar erkeklerin sekülerleşme süreçlerini dönüşen ritim ve rutinleri ile habitusları üzerinden tartışır. Gündelik hayatın sıradanlığına odaklanan çalışma, sıradan karşılaşmaların meydana getirdiği büyük dönüşümlerin sekülerleşme özelinde ne gibi pratikleri ortaya koyduğunu göstermeye çalışır.
Duygu düzenleme süreçleri, kadınsılık- erkeksilik algısı, beden memnuniyetsizliği ile yeme tutumları arasındaki ilişki: Bir model önerisi
Bu çalışmada yeme tutumlarındaki bozulmalarla ilişkili olduğu düşünülen olumlu ve olumsuz duyguların düzenlenme süreçleri, kadınlığa ve erkekliğe dair normlara bağlılık ve beden memnuniyetsizliği faktörlerinin birbiriyle ilişkisini açıklayan kuramsal modelin test edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ön çalışmada, Kadınlığa Dair Düşünceler Ölçeği (KDDÖ), Erkeklere Özgü Beden Tutum Ölçeği (EBÖBTÖ) ve Ben-Tovim Walker Beden Tutum Ölçeği (BTWBTÖ)'nin psikometrik özellikleri incelenmiştir. Ön çalışmanın örneklemi (N= 1516) Akdeniz Üniversite'sinin farklı bölümlerinde okuyan kadın ve erkek katılımcılardan oluşmaktadır. Her üç ölçeğin de Türkçe formlarının kabul edilebilir düzeyde geçerli ve güvenilir olduğu bulunmuştur. Ana çalışmada ise ilgili alan yazın doğrultusunda oluşturulan kuramsal model, ön çalışma örneklemine benzer özelliklerdeki 430 kadın ve 414 erkek üzerinde test edilmiştir. Katılımcılara Duygu Düzenleme Süreçleri Ölçeği, Yeme Tutum Testi, Erkeklik Rol Normları Ölçeği, KDDÖ, BTWBTÖ ve EBÖBTÖ uygulanmıştır. Kadınlar arasında test edilen modele göre, kadınlığa dair düşüncelere bağlılığın, beden memnuniyetsizliğindeki artışı ve bozulmuş yeme tutumlarındaki azalmayı doğrudan yordadığı bulunmuştur. Kadınlarda duygu düzenleme süreçleri beden memnuniyetsizliğindeki azalmayı negatif yönde yordarken, yeme tutumlarındaki bozulmayı pozitif yönde doğrudan yordamaktadır. Kadınlarda değişkenler arasındaki dolaylı ilişkiler incelendiğinde duygu düzenleme süreçlerinin kullanımındaki artış dolaylı olarak yeme tutumlarındaki bozulmayı negatif yönde yordarken, kadınlığa dair düşüncelere bağlılık dolaylı olarak yeme tutumlarındaki bozulmayı pozitif yönde yordamaktadır. Ayrıca, kadınların erkeklik rol normlarına yönelik onaylarındaki artış, yeme tutumlarındaki bozulmaları pozitif yönde yordamaktadır. Erkeklerde ise duygu düzenleme süreçlerinin kullanımındaki artış, yeme tutumlarındaki bozulmaları pozitif yönde yordamaktadır. Bununla birlikte, erkeklik rol normlarına bağlılığın artması, beden memnuniyetsizliğini doğrudan, yeme tutumlarındaki bozulmaları ise dolaylı olarak pozitif yönde yordamaktadır. Ek olarak hem kadınlarda hem de erkeklerde beden memnuniyetsizliğindeki artış, yeme tutumlarındaki bozulmaları pozitif yönde yordamaktadır. Araştırmanın bulguları ve klinik doğurguları ilgili alan yazın ışığında tartışılmıştır.
Ernest Hemingway'in A Farewell to Arms ve For Whom the Bell Tolls'daki erkeklik testi
The present study discusses the masculine identity of two main characters, Frederic Henry and Robert Jordan, in Ernest Hemingway's two novels. Henry is the main character in A Farewell to Arms, and Jordan is the main one in For Whom the Bell Tolls. In the past, literary critics had identified Hemingway's main male characters as individuals that demonstrate tough masculine traits. In contrast to the previous critics' views, I argue that Hemingway's central male characters, namely Henry and Jordan are in struggle with regard to their masculine social positions and they are hardly able to prove their masculinity. In marked contrast to the previous emphases on biographical readings and psychoanalytical analyses of the novels, this study pays careful attention to the construction of the masculine identity. My discussion of the subject is based on the social construction of manhood. This involves examining the motives that lead Henry and Jordan to participate in the First World War and in the Spanish Civil War. Although there are several similarities between Henry and Jordan, they differ from each other in particular aspects. Henry has no way except rebuilding his masculine identity by joining the war. However, he soon finds out that being involved in the war is not a way to assert his masculine identity. In other words, the war leaves him disenchanted with his search for manhood. Consequently, he is overwhelmed by his disenchantment with his desperate attempts to rebuild his masculine identity as he is eventually unable to find happiness by asserting his manhood neither in the battlefield nor in family life. He becomes distraught and desperate due to the death of his lover Catherine and her stillborn child. On the other hand, Jordan makes up his mind to stay in battlefield and keep on fighting to protect his friends and his lover Maria despite the fact that his ideals are being compromised. In doing so, Jordan hardly manages to find satisfaction and gain victory in showing his manhood in this manner. Jordan is prevailed over with a sense of loss to the utmost degree. While the war is a means to uncover the treasure of manhood, Henry fails in his attempts to prove his manhood. Yet, Jordan succeeds to a certain degree through being committed to his ideals and principles which he initially has left America for.
The fall of masculinity through transfiguration in virginia woolf's "Orlando" and Angela Carter's "The Passion of New Eve"
Throughout centuries, 'sex and gender' phenomena have always been the unvarying subject of the primordial argument in the whole world, as people have been put into hard-edged stereotypes under the title of two certain roles "man" and "woman". However, as Judith Butler would also put it "gender is fluid" and we need to look at it from a broader perspective. Only if we remove the borders of traditional gender roles, can we see the fluidity and realize that there are also other gender related aspects like "Transgenderism", "Transfiguration" and "Transformation". The Passion of New Eve by Angela Carter and Orlando by Virginia Woolf are two works which abolish the 'hard-edged' borders and deconstruct the traditional gender roles through Transfiguration. On the one hand, Angela Carter breaks down the hierarchical structure of the phallocentric, language, through 'transformation' of the two characters in her novel, Evelyn and Tristessa. On the other hand, Virginia Woolf melts down the solidity of the male centred world by fictionalising an ambiguous world where the main character experiences different gender roles via transfiguration. This study will account for how the balance of power replaces, how the concept of gender is associated with this balance of power with the help of Judith Butler's gender performativity and Michel Foucault's power-pleasure relationship theories by looking at the reasons and results of the transfiguration and the transformation of the characters in Virginia Woolf's Orlando and Angela Carter's The Passion of the New Eve.
Toplumsal cinsiyet bilinçli/pro-feminist erkeklerin kadınlarla ilişkilenme biçimlerinin eleştirisi
Erkekliğin toplumsal inşası bebeklikten itibaren belirli ritüeller ve sosyalizasyon süreçlerinin deneyimleri içinde yaşam boyu gerçekleştirilmektedir. Doğumdan başlayarak sünnet, aile içindeki konum, okuldaki arkadaşlık ilişkileri, ergenlik, çalışma yaşamı, duygusal ve cinsel paylaşımlar gibi süreçler, her bir özne için hem ortak hem de özgün pek çok deneyimin gelişmesine neden olmaktadır. Bunun yanında kültürel öğeler bir yandan geleneksel olanla mesafelenip modernize olurken bir yandan da değişen erkeklik biçimlerini yaratmaktadır. Sünnetlerin kutlama, düğün vb. şekillerden ziyade hastanelerde doğum sonrası yapılması ya da askerliğin süresini kısaltma, bedelli askerlik gibi uygulamalarla dönüşmesi toplumsal yapı ile bireyin ilişkisini de etkilemektedir. Ancak erkekliğin bu yönlü modernizasyonu esas olarak toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin ortadan kaldırılmasına ne derece etki eder? Bu soru, erkekliğin ataerki aleyhine dönüşüp dönüşemeyeceği sorununa ve erkeklerin ataerkiyle kurdukları bağı irdelemeye götürmektedir. Feminizmin uzunca süredir mücadele ettiği ataerkil yapı, her geçen gün daha fazla sorgulanır hale gelmektedir. Buna istinaden, feminist hareketin mobilize ettiği kesimler arasında sistem karşıtı erkekler de yer almıştır. Toplumsal eşitsizliklere karşı çıkan erkekler sosyal aktivizm ve/veya akademik üretimler aracılığıyla ataerkilliğe karşı koymakta ve feminist mücadelenin destekçisi (pro-feminist) olmaktadırlar. Ancak diğer yandan erkekler, cinsiyete dayalı ayrımcılığın esas olduğu kapitalist ataerkinin ayrıcalıklı kesimleri oldukları ve kadına yönelik şiddetin failleri olarak görüldükleri için ortaya çıkan paradoksal durum tartışılmaktadır. Bu çalışmada normatif erkekliğin ataerki aleyhine dönüşümü, erkeklik deneyimlerinin ataerkiyle bağının kristalleştiği nokta olarak duygusal-cinsel birliktelikler üzerinde yoğunlaşarak anlaşılması amaçlanmıştır. Bu çerçevede ataerki ve pro-feminizm tartışmaları teorik olarak değerlendirilip İstanbul'da yaşayan ve kendini muhalif/ toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen/ (pro)feminist olarak niteleyen heteroseksüel erkeklerle yapılan derinlemesine görüşmeler analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ataerki, Erkeklikler, Pro-feminizm, Eleştirel Erkekler ve Erkeklikler İncelemeleri, Feminist Teori
Medyada erkekliğin inşası: "Zuhal Topal'la Sofrada programı"
Toplumsal düzlemde kimlik edinme ve özneleşme sürecinde cinsiyetin belirgin bir rolü vardır. Bu rol aslında kültürel bir yapının sonucudur. Toplumsal düzen cinsiyetlere belirli davranış ve düşünüş biçimleri kodlar. Bu kodlar özünde iktidarın kurallarına ve bireyler için uygun gördüğü normlara işaret etmektedir. Ataerkil sistemin devamlılığını sağlamak adına Foucault'ya referansla iktidar söylemsel olarak özneyi inşa eder. Bu inşa sırasında toplumun değerleri ve "normalleri" temel alınır. Toplumsal cinsiyetin oluşumu toplum yapısına göre şekillenir. Bu bağlamda çalışma, Judith Butler ve Michel Foucault'nun görüşleri esas alınarak iktidar, özne, söylem gibi kavramların toplumsal cinsiyet yapısındaki merkezi konumuna dikkat çekmekte ve hegemonik erkekliğin inşasına odaklanmaktadır. Çalışmada, medya aracılığıyla yeniden üretilen ataerkil söylemin açığa çıkarılması, erkekliğin inşasının analiz edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini Fox Tv'de yayınlanan Zuhal Topal'la Sofrada (2018) programı oluşturmaktadır. Seçilen bölümler feminist eleştirel söylem analizi yöntemiyle incelenmiştir. Elde edilen bulgular medyanın ataerkil ideolojinin pekiştiricisi olduğunu ortaya koymaktadır. Programda kadınlık dolayımıyla erkeklik yeniden üretilmekte eril söylemler aracılığıyla pekiştirilmektedir.
The lived experience of displaced Syrian men in Istanbul
While there are numerous studies regarding the impact of displacement on the psycho-social and cultural impact of displacement, there is a paucity of understanding regarding how young, refugee males view their perceptions of masculinity as it relates to their social responsibilities and roles compared to pre-displacement conditions. This ethnographic study seeks to understand this dynamic, shedding light on the lived experience of refugee males through understanding how they view themselves considering a lack of context about their "conventional keystones of manhood". I conducted 16 semi-structured interviews through a snowball sampling framework within the location of Istanbul Turkey. Several fieldwork findings were analyzed through thematic analysis. This analysis found that the public discourse in Turkey regarding displaced Syrian men has a significant impact on their perceptions of their own masculinity. Syrian men are often disparaged in Turkish press, and the position of Syrians in Turkey is often questioned politically and leads to feelings of impermanence and vulnerability. The impacts of this impermanence are compounded by disruptions to what my participants had suggested as 'traditional socio-familial role' occupied by men in Syria. According to my participants, without a nuclear family to support, difficulty findings suitable spouses, and the removal of traditional safety and security provided by their close-knit home communities, men have been forced to reformulate their perceptions of masculinity. Displacement has also given more freedom, choice, and responsibility to women, challenging traditional gender roles within Syrian society. This has further forced men to challenge their notions of masculinity. This thesis concludes by suggesting that further research be conducted into the impact that this shift will have on themselves and future generations and their opportunities to build futures for themselves and their families.
Türk ninnilerindeki toplumsal cinsiyet rolleri üzerine bir inceleme
Bu çalışma Türk ninnilerinde sunulan kadınlık ve erkeklik beklentilerini toplumsal cinsiyet bağlamında tespit, tasnif ve tahlil etmeyi esas almaktadır. Toplumsal cinsiyet, biyolojik cinsiyetten farklı olarak toplum tarafından inşa edilen ve bireylerin kadın ya da erkek olmalarına göre belirli roller üstlenmesini öngören bir kavramdır. Bu roller, bireyin yaşamının çok erken dönemlerinden itibaren çeşitli yollarla öğretilir. Bu yollardan biri de ninnilerdir. Genellikle anneler tarafından çocuklarını uyutmak için söylenen bu kültürel ürünler, sadece birer uyutma aracı olmakla kalmaz; aynı zamanda toplumsal değerlerin, normların ve cinsiyet rollerinin erken yaşta bireylere aktarılması rolünü üstlenir. Ninnilerde anneler toplumun sözcüsü olarak görev alır ve ninniler aracılığıyla toplumun beklentilerini çocuklarına yansıtırlar. Burada annenin ne söylediğinden ziyade geleneğin anneye ne söylettiği önem taşımaktadır. Kadınlık ve erkeklik görünümleri ile davranışlarının nasıl olması gerektiği, kadınlara ve erkeklere düşen roller, anne ve babanın görev paylaşımı gibi pek çok konuda ninniler; masallar, türküler ve diğer sözlü kültür ürünleri gibi önemli ipuçları sunmaktadır. Annelerin kız ve erkek çocuklarına farklı hitap ve farklı temalarda ninniler söylemeleri çocukların kendilerinden beklenen kadınlık ya da erkeklik kimliklerini benimsemelerine zemin hazırlamaktadır. Toplumsal cinsiyet rollerinin ilk olarak ailede öğrenildiği ve içselleştirildiği göz önünde bulundurulduğunda genellikle aile ortamında icra edilen ninnilerin kadınlık ve erkeklik rollerini tespit etmek için faydalanılabilecek önemli bir izlek olduğu düşünülmüştür. Mevcut literatürde ninniler ve toplumsal cinsiyet ilişkisini ele alan çalışmaların sınırlı sayıda olması ve mevcut çalışmalarda sabit bir yöntemin takip edilmemesi nedeniyle tez içerisinde sunulan verileri tespit, tasnif ve tahlil etmek için üç aşamalı bir yöntemsel işleyiş tasarlanmıştır.
Neomuhafazakar sosyalleşme mekanları: Yeni nesil nargile kafelerde erkeklikler
Raewyn Connell ve arkadaşlarının ortaya koyduğu hegemonik erkeklik kavramı, ilk formülasyonunda erkeklerin iktidar konumlarını nasıl tekellerinde tuttuklarını ve erkek egemen tahakküm ilişkilerini nasıl sürdürdüklerini anlamaya çalışmaktadır. Aynı zamanda bu kavram, her toplumun özgül koşullarına göre şekillenebilecek ideal bir erkeklik konumunu model olarak irdelerken, salt erkeklerin kendi arasındaki iktidar ilişkilerini odağına almayıp güce dayalı bu ilişkilerin neticesinde oluşan farklı erkeklik konumlarının sosyal, kültürel ve siyasi olarak inşalarına odaklanmaktadır. Eleştirel erkekler ve erkeklikler çalışmalarının zaman içerisinde hız kazanmasıyla beraber kavrama getirilen eleştiriler sonucunda; Connell ve Messerschmidt kavramın yeniden formülasyonunu sunmakla beraber genişletilmiş halinde artık toplumsal cinsiyete dayalı eşitsiz ilişkilerin daha örtük bir biçimde işlediğini, günümüzde erkeklikleri anlamak noktasında yapılacak çalışmaların yerel örüntülerde erkekler arasındaki farklılıkların kesişimselliğinin, öz yaşam öykülerinin ve dahası erkeklerin toplumsal dönüşümlere nasıl stratejik bir biçimde cevap verdiklerinin önemini vurgulanmaktadır. Yeniden formülasyondan beslenen bu alan çalışması, pandemi öncesi oldukça popülerleşmiş olan ve sosyal hayatın bir süreliğine durması sebebiyle kapatılmış nargile kafelerde farklı erkekliklerin inşasını ve nasıl kesiştiğini ele almaktadır. Dahası, saha bulgularını ise araştırmacının kimliğini çalışmanın önemli bir parçası kılan feminist duruş noktası kuramıyla ve farklı erkeklikleri anlama noktasında işlevsel olan kesişimsel yaklaşım aracılığıyla yorumlayarak erkek sosyalizasyonuna hizmet eden nargile kafelerde, erkek müdavimlerin arasındaki farklılıklara rağmen nargile materyali etrafında nasıl birleştiğini, her bir katılımcının kendi hayat öyküsünden erkeklik inşalarını nasıl gerçekleştirdiğini ve bahsedilen mekanlarla beraber buradaki müdavimlerin mekan pratiklerinin pandemiden sonra nasıl etkilendiğini odağına almaktadır. Saha çalışmasının sonucunda günümüz Türkiye'sinde yaşanan sosyal hayatın dönüşümü ekseninde Nargile kafeler bünyesinde yoğun bir biçimde muhafazakâr simge ve mekân pratiklerini barındırmasıyla birlikte bu mekanların yeni bir eğlence anlayışına hitap etmekte olduğu gözlemlenmiştir. Aynı zamanda bu mekanlar diğer erkek mekanlarından ayrılarak mekânın cinsiyetinin daha örtük bir biçimde şekillendiği yeni bir erkek mekânı örneğini teşkil etmekte olup hem farklı erkeklikleri bir arada tutarken hem de nargile kafe erkekliği olarak adlandırılabilecek yeni bir melez erkeklik örüntüsünü ortaya koymaktadır.
Tekrar eden suç ve erkeklik deneyimleri üzerinden erkek şiddetini anlamak
Kimlikler zamana, mekâna, kültüre, yapısal koşullara ve hepsinin odağında bireylerin yaşamsal deneyimlerine dayalı olarak inşa edilir. Kimliklerin nasıl algılandığı deneyimlerden etkilenen, aynı zamanda yeni deneyimlere yön veren bir unsurdur. Eyleme dayalı ve bedene içkin deneyimler olarak suçluluk ve erkeklik 'suçlu erkek' kimliğinin iki farklı aidiyet alanıdır ancak kimliğe giden yolda kimi zaman çakışan kimi zaman çelişen güzergâhlar haline gelmişlerdir. Araştırmada tekerrür suç deneyimi olan erkeklerin suçu ve erkekliği deneyimleme biçimleri ele alınmış, bu doğrultuda suç ve erkeklik arasındaki etkileşimlerin görünür kılınması amaçlanmıştır. Bu sebeple tekrar eden şiddet suçu deneyimi bulunan 14 yetişkin erkek ile nitel görüşme gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların yaşam deneyimleri kök aile, evlilik, kurumlar ve toplumsal ilişkiler olarak çok boyutlu bir perspektiften incelenmiştir. Bulgular; kişilerin aile ilişkileri ekseninde değerlendirmeleri (1), toplumsal cinsiyet odağında erkekliği anlamlandırma biçimleri (2), Tekrar eden suçun nasıl deneyimlendiği ve kimliğe etkileri (3) olmak üzere 3 tema altında incelenmiş, postmodern feminist perspektifle yorumlanmıştır. Araştırmanın sonucuna göre; tekerrür şiddet suçu bulunan erkeklerin yaşamında erkeklik ve suç ilişkisi kişilerin yaşadıkları çevrenin sosyo-kültürel yapısına, toplumsal yaşamdaki konumlarına, sosyal etkileşimin niteliğine, etiketlenme deneyimlerine, suçun tekrarlılık düzeyine, kurumsal yaptırımların niteliğine ve süresine göre dinamik olarak değişen bir görünümdedir. Erkekliğin belirli koşullar altında şiddet aracılığıyla güçlenebilen bir konum olduğuna, erkeklik ve suçun döngüsel nedensellik ilişkisi içerisinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Food, identity and black masculinity in African American chef memoirs written in the twenty-first century
This dissertation analyzes Jeff Henderson's Cooked: My Journey from Streets to the Stove (2008), Marcus Samuelsson's Yes, Chef (2012), Michael Twitty's The Cooking Gene: A Journey through African American Culinary History (2017), and Kwame Onwuachi's Notes from a Young Black Chef (2019) and examines their portrayal of the black chef. Written by African American chefs in the twenty-first century, the works provide an alternative reading of the intersections of food, identity, and black masculinity while narrating the culinary journeys of African American chefs. In their food memoirs, chefs give details of how they have developed a culinary interest and built their culinary careers upon their connection with food. In their works, the chefs redefine African and African American food and foodways as a significant element of black cultural identity. The chefs underline the significance of food culture in African American culture and define black cooks and chefs as leading figures who contribute to community-building. The memoirs also expose the racial and gendered discrimination the chefs have struggled with throughout their life and culinary journeys. The chefs critique the white hegemonic masculinity that defines the boundaries of ideal manhood in the mainstream culture and culinary masculinity in the kitchen culture. By focusing on the intersections of food studies and masculinity studies, this dissertation analyzes how African American chefs reconstruct African American food and foodways and the black male chef image. This study also examines how the chefs adopt narrative structures of autobiographical tradition in their memoirs to address the current issues concerning black subjectivity, black culinary culture, and black masculinity. In the contemporary period, black chefs as impactful social figures offer a progressive understanding of black culinary culture and black manhood with the black chef image portrayed in their life narratives.
Boşanma, erkeklik krizi ve babalık
Erkeklik krizini tetikleyen sebep ve sonuçların ele alındığı bu tez çalışmasında boşanmış, çocuk sahibi erkeklerin yaşam öyküleri dinlenerek habitus yapılanmaları hakkında fikir elde edilmeye çalışılmış ve 'erkeklik krizine' dair genel bir çerçeve sunulmaya gayret edilmiştir. Bu bağlamda 'toplumsal cinsiyet' ve 'eleştirel erkeklik çalışmaları' literatürünün ışığında (pro)feminist bir konumlanışla; erkeklerin, 'erkek' olmaları hasebiyle yaşadıkları 'krizin' izleri sürülmeye uğraşılmıştır. Modernleşme süreci içinde toplumsal cinsiyet düzeninin erkek egemen yapısı aşınmakta ve patriyarkal erkeklik, giderek zamana 'uyum sağlayamayan' bir konfigürasyon haline gelmektedir. Bu çalışma kapsamında 'baba' olmuş erkeklerin, evlilik esnasında ve boşanma sonrasında deneyimlediği 'erkeklik krizinin' yol haritası; analitik bir düzlemde 'sosyolojik bir tahayyül' yaratmak gayesi ile yorumlanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada Türkiye'de erkekliğin, patriyarkal erkekliğin egemen olduğu toplumsal cinsiyet düzeninin yıkıldığı ama yeni bir sistemin de kurulmadığı bir 'interregnum' içinde olduğu varsayılmaktadır. Yürütülen çalışma 'erkeklik krizine' etki eden faktörleri ve semptomları sınıflandırmaya gayret ederken; çalışma, genel olarak tarihsel bağlamla dirsek teması içinde 'interregnum' halini gerekçelendirmeye çalışmaktadır
"Where's the All-American cowboy?": The demythologization of American masculinity in Cormac McCarthy's Western novels
This dissertation analyzes Cormac McCarthy's Blood Meridian or The Evening Redness in the West (1985), All the Pretty Horses (1992), The Crossing (1994), and Cities of the Plain (1998), and scrutinizes his portraits of cowboy masculinity. In these Westerns, McCarthy engages with the implicit realities of the American West, a legacy that is still exalted and eulogized by American men. He exposes the deep crisis at the heart of frontier myths, and uses the failing cowboy figure as a critique of mainstream American culture that still positions white men in relation to cowboy masculinity. His cowboys are threatened by industrialization and exploitive schemes that cut them off from freedom and the individualism they need to survive. However, above all, they are paralyzed by the conflict between the masculine space of the frontier and the feminine responsibilities of civilization. McCarthy's western novels address this ordeal, unraveling the struggles of a certain class of American men—mostly white, middle-class, Christian and heterosexual—to exemplify the trappings of increasingly anachronistic masculine signifiers, and to explore the degree to which their perception of manhood has legitimized and, at the same time, confined them, while dehumanizing and objectifying others. By drawing on insights from Masculinity Studies, this dissertation examines how McCarthy's western novels explore male subjectivity, and destabilize and demythologize American masculinity. McCarthy stresses that American men, who are already caught between their own values and their homosocial performances, have to abandon their toxic, misogynistic, homophobic, racist, anti-environmentalist, and violent ideas of cowboy masculinity, and embrace a more inclusive one. The key to survival in this vexed post-West world turns out not to be adherence to the old regional myths and conventions—no matter how attractive that might seem—but instead, a turn towards healthier masculinities. Keywords: Cormac McCarthy, Masculinity Studies, Western, Post-Western, Cowboy, Toxic Masculinity, Ecomasculinity
Erkek toplumsal cinsiyet rolü çatışması, psikolojik yardım aramada kendini damgalama, erkekliğe yönelik algılanan tehdit
Bu araştırma, Türkiye'de öğrenim gören erkek üniversite öğrencilerinin yaşadıkları toplumsal cinsiyet rolü çatışmasını ölçmeye yönelik bir ölçek geliştirmeyi ve yaşadıkları toplumsal cinsiyet rolü çatışmasını çeşitli sosyodemografik değişkenlerin yanı sıra Psikolojik Yardım Aramada Kendini Damgalama ve Erkekliğe Yönelik Algıladıkları Tehdit düzeyleri ile incelemeyi amaçlamaktadır. Ölçek geliştirme grubu ile birlikte toplam araştırma grubunu, Türkiye'de öğrenim gören 1129 erkek üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada katılımcıların sosyodemografik bilgileri için araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu", geliştirilen "Erkek Toplumsal Cinsiyet Rolü Çatışması Ölçeği", "Psikolojik Yardım Aramada Kendini Damgalama Ölçeği" ve "Erkekliğe Yönelik Algılanan Tehdit Ölçeği" kullanılmıştır. Bu ölçeklerden elde edilen verilerin analizi için SPSS 25 ve AMOS 23 paket programları kullanılmıştır. İlk olarak geliştirilen ölçeğin geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmıştır. Ardından erkek toplumsal cinsiyet rolü çatışmasının yaşa, okuduğu sınıfa, psikolojik yardım alma durumuna ve kardeş sayısına göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. Bunun yanında erkek toplumsal cinsiyet rolü çatışmasının, psikolojik yardım aramada kendini damgalama ve erkekliğe yönelik algılanan tehdit ile ilişkisini belirlemek amacıyla Pearson Korelasyon testi uygulanmıştır. Ayrıca ölçeklerin toplam puanları arasındaki yordama düzeyini belirlemek amacıyla Basit ve Çoklu Doğrusal Regresyon analizi yapılmıştır. Çalışmaların sonunda geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirilmiştir. Araştırma sonunda elde edilen bilgiler ilgili literatür bağlamında tartışılıp yorumlanmış ve gerekli öneriler sunulmuştur.
Türkiye'de erkekliğin cinsel politikası: Kimlikler ve sünnet pratikleri
Bu araştırmada Türkiye Toplumu'nda erkekliğin bir bedensel-cinsel politikasının olduğu ve bu politikanın Türkiye'de inşa edilme sürecinde Selek'in (2018) ve Barutçu'nun (2013) imlediği üzere sünnet ritüelinin ilk basamak olduğu düşüncesinde yola çıkılmıştır. Sünnet oğlan çocuklarının "makbul erkek (adam) olma" yolunda ilerlerken tanık oldukları selamlık kültürü ve cinsel tecrit pratikleri ile tanıştıkları bir erken erkeklik deneyimidir. Bu çerçevede bu araştırma dini/etno-dinsel kimlik ve cinsel yönelim kesişimselliğinde farklı erkeklikleri, erkeklik inşalarını ve Türkiye Toplumu'ndaki erkekliğin cinsel politikasının inşa süreçlerinin ilki olan sünnet ritüeli bağlamında ele almayı amaçlamıştır. Ayrıca, oğlan çocuklarının genelde rızaları olmadan bedenleri üzerinde gerçekleştirilen hak ihlalleri bütününü (fiziksel-cinsel şiddet) erkekliğin toplumsal inşası bağlamında irdelemeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda yöntemsel olarak eleştirel erkeklik çalışmaları perspektifini odağına alan feminist bir nitel araştırma dizayn edilmiş ve 20 Alevi-heteroseksüel, Sünni-heteroseksüel, Alevi-eşcinsel ve Sünni-eşcinsel erkek ile derinlemesine görüşmeler yürütülmüştür. Araştırmanın sonucu olarak da erkeklerin erkekliği aile, eğitim hayatı vb. toplumsal kurumlar aracılığıyla öğrendiği görülmektedir. Ayrıca, erkeklerin kimlik kesişimselliği bağlamında deneyimleri farklılaşmakta olup özellikle cinsel yönelim konusunda Sünni eşcinsel erkeklerin cinselliğe dair hayatlarının birçok evresinde 'utanç' ve 'suçluluk hissi' yer edinirken Alevi eşcinsel erkeklerin hayatlarında bu duygular gündeme gelmemektedir. Bir başka sonuç olarak da özellikle azınlık etnik kimliklere sahip erkeklerin erkekliğinin şekillenmesinde Türkleştirme politikasının bir sonucu olan 'asimilasyon' kavramı yatmaktadır ve azınlık erkeklerinin bu asimilasyon ve ezilme deneyimleri ekseninde bir erkeklik koalisyonu düşüncesi gündeme alınmıştır. Sünnet ile ilgili olarak da sünnetin hem yerel hem de uluslararası kanunlarda bir hak ihlali yaratacak unsurları barındırdığı görülmüştür. Ayrıca, erkeklerin oğlan çocukluk dönemlerinde sünnet ritüeli ile ataerkil kodları içselleştirdikleri ve Alevi, Sünni olmalarına göre de bu içselleştirmenin farklılaştığı görülmüştür.
Bir erkeklik mekanı olarak kahvehaneler
Toplumsal cinsiyet çalışmaları toplumsallaşma süreci içinde kadınlara ve erkeklere verilen rollere odaklanarak kadınlığın ve erkekliğin bir toplumsal inşa sürecinin sonucunda oluştuğunu açıklamaya çalışmaktadır. Erkeklik çalışmaları da özel ve kamusal alanlardaki erkeklerin yaşamını inceleyerek farklı erkeklikler arasındaki iktidar ve hiyerarşi yapılarını ortaya çıkarma amacı taşımaktadır. Erkeklik, erkekler arasındaki iktidar mücadelesi aracılığıyla kurulan bir kavram olduğundan erkek homososyalliğini oluşturan mekânları incelemek, bu mekânlarda inşa edilen farklı erkeklikler hakkında bilgi verecektir. Hegemonik erkeklik imajının yüceltildiği ve erkek egemenliğinin yeniden üretildiği erkek homososyalliğini oluşturan mekânların başında kahvehaneler gelmektedir. Bu kapsamda Connell'ın "Hegemonik erkeklik" kavramsallaştırması temel alınarak hazırlanan bu çalışmada farklı erkekliklerin inşa edildiğini ve cinsiyet ayrımcılığının mekânsal düzeyde yeniden üretildiğini ortaya koymak amacıyla, Ankara ili Sincan ilçesinde devamlı kahvehaneye gitme pratiğine sahip 26-40 yaş aralığında 13 evli erkek ile yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Sahadan üretilen verilerin betimsel analiz ile yorumlanmasıyla ilk kahvehane deneyiminin erkeklik basamaklarından sünnet olma ve askere gitme basamaklarının arasında yer aldığı ve kahvehanelerde farklı erkekliklerin oyunlar ve erkek sohbeti üzerinden tüm kadınsı davranışları dışarıda bırakarak ve içerisinde her daim rekabeti barındırarak inşa edildiği ortaya çıkmıştır.
Afghan masculine ghairat: A qualitative study in kabul
This study reconstructs the meanings and contributions of Ghairat phenomenon in gender inequality and gender-based violence in an everyday setting in Kabul city, Afghanistan. The research utilized the constructivism-interpretivism paradigm as well as the qualitative method. In particular, it applied the empirical-phenomenological approach to understand the lived-experiences of the participants about the Ghairat. Thirty-Seven individuals including Sixteen men and Twenty-one women from three ethnic groups of Pashtun, Tajik, and Hazara and five key informants voluntarily attended the study. The data were analyzed following the Moustakas' Steick-Colaizzi-Keen modification. They were coded and thematized using the MAXQDA program. The findings of the study have revealed the complexity and significance of Ghairat. As a social phenomenon, it has several facets and meanings. It is internal, external, precarious and gendered. The meaning of Ghairat categorized into manly and womanly. The study identified manly Ghairat as a cultural mechanism through which classic patriarchy and masculine domination operate. It also acts as a means of violence. In the process of facilitating gender-based violence, manly Ghairat appears in different forms of physical, psychological, and symbolic violence. Furthermore, a new meaning ascribed to womanly Ghairat as the capability and power to break the social constraints and attend women's human rights. Unlike the previous literature that equalized Ghairat with honor, the research concluded that the two phenomena are different. While honor essentially deals with the social status and reputation, Ghairat concerns the capability and power of a man to preserve assumed belongings.
Erkeklik, şiddet, kriz: Korku sineması örneği
Erkeklik, toplumsal ve kültürel kodlarla kurgulanan, yaşam boyu sürecek deneyimlere dayanan, siyasetten spora, söylemden teknolojiye, hukuktan gündelik hayata kadar her bir yapıdan etkilenen ve onları etkileyen bir pratikler bütünüdür. Bir toplumsal cinsiyet kimliği olarak erkeklik, ilişkisel, kesişimsel ve durumsaldır. Kurgulanmış normatif erkeklik yalnızca toplumsal cinsiyet ilişkilerini değil; deneyimlenen çağın belirleyicilerinden biridir. Bu çağda erkeklik, şiddet ve kriz örüntüleri birbirilerini ve korku kültürü beslemektedir. Hangi bedenlerin korkulabilir ve incinebilir olduğunu belirleyen korku politikaları cinsiyetlidir. Korku politikaları karşısında yüceltilen güvenlik kaygısıyla hizalandırılan bedenler, toplumsal tahakküm biçimlerinin öteki kimlikleridir. Erkeklik hem korku ve şiddeti sıradanlaştıran güçlerden birisidir hem de onlardan etkilenerek yeniden kurgulanan idealdir. Bu ideal, kültür ürünleri vasıtasıyla yeniden üretilmekte ve yaygınlaştırılmaktadır. Çalışmanın amacı, erkeklik, korku kriz ve şiddet kavramlarını bir arada ele almak ve bu ilişkinin üretildiği alanlardan birisi olan korku sineması ekseninde incelemektir. Söz konusu amaç doğrultusunda, A Quiet Place (2018), The Silence (2019), The Ritual (2017) ve Calibre (2018) filmlerinde yer alan korku ve kriz anlarında eylem ve düşünüşlerin gündelik hayattaki kurgulanmış erkeklik idealleriyle oldukça örtüştüğünü, dahası radikalleştirdiğini ortaya konulmaktadır.
Kriz, yüzleşme, yeniden inşa: Behzat Ç.'de erkeklik anlatıları
Ataerki, erkeklerin kadınlardan (ve 'ötekilerden') üstün olduğunu söyleyen, gündelik hayat pratiklerinde devam eden, içselleştirdiğimiz temel sosyal yapıdır. Üstünlüğe sahip görünen erkeklik, gündelik hayatlarımızın tam ortasında, bundan dolayı normalleştirilmesi kolay, tartışılması zor bir konudur. Fakat toplumdaki iktidar ve toplumsal cinsiyet ilişkilerini analiz edebilmek için önemli veriler sağlar. Popüler kültür ürünleri ise, yaygın kanıda ''ucuz'' ve değersiz addedilmekle birlikte toplumdaki değişimleri, çatlakları ve arzuları takip etmeye imkân veren bir direniş alanı sunar. Buradan hareketle, değişimi (ya da değişmiş/öteki erkeklikleri) popüler kültür üzerinden takip etmek mümkündür. Bu tez çalışmasında, erkeklik temsilleri açısından verimli bir alan sunan Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi incelenecektir. Hegemonik erkeklik açısından tartışmalı temsiller barındıran metnin incelenmesiyle erkeklik krizi ve antikahramanlık meselesi odağa alınarak erkek(lik)lerin nasıl temsil edildiğine, bu temsilinin neye karşılık geldiğine bakılacak, erkekliklerin yaşadığı kriz olarak adlandırılan değişimler ve erkeklik söyleminin yeniden inşası çözümlenecektir. Örneklem olarak, Behzat Ç. İle ilgili üretilen dizi, kitaplar ve filmler metinlerarasıkla ele alınacaktır. Çalışmada, söylem analizi üzerinden karakterler ve karakterlerin birbirleriyle ilişkileri tartışılarak, bir popüler kültür ürününün eleştirel okumasıyla, erkeklik çalışmaları literatürüne katkı yapılması hedeflenmektedir.
Bekâr odaları"nda kalan erkeklerin deneyimlerinin eleştirel sosyal hizmet bakış açısıyla değerlendirilmesi: İzmir- Basmane örneği
Bu tezin temel amacı, bekâr odalarında kalan erkeklerin karşılaştıkları sosyal sorunlara yönelik deneyimlerini, kent marjinalliği ve hegemonik erkeklik bağlamları içinde keşfedici bir bakış açısıyla değerlendirmek ve bu sorunlara yönelik olası müdahale imkânlarını eleştirel sosyal hizmet paradigması çerçevesinde tartışmaktır. Araştırma probleminin ve sahasının çalışılması için en uygun yöntem olan nitel araştırma deseninden faydalanılmıştır. İzmir ili Basmane semtinde 10.06.2017-12.06.2017 tarihleri arasında gerçekleştirilen pilot çalışma eşliğinde uzman ve kaynak kişilerle ulaşılmıştır. 12.08.2017-10.09.2017 tarihleri arasında sürdürülen saha araştırmasında katılımcı gözlem ve kartopu örnekleme tekniği tercih ediliştir. Bu süreçte ulaşılan 28 bekâr odasında kalan erkekle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen bulguların fenomenolojik analiz tekniği ile çözümlenip yorumlanmasında MAXQDA 2018 nitel analiz programından faydalanılmıştır. Araştırmadan ortaya çıkan sonuçlar bağlamında öncelikle bekar odalarının, enformel çalışma ilişkileri ve yaşantısal, travmatik krizler eşliğinde ortaya çıkan alternatif bir barınma stratejisi olarak tanımlamak mümkündür. Aile ile yaşanan krizler, ekonomik kayıplar ve sağlık sorunları gibi sosyal işlevsellik üzerinde olumsuz etkisi olan deneyimlerin sonucunda akut olarak barınma ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Kurumsal hizmetlerin yetersiz kalması, bekâr odalarını sosyal ve tarihsel rolünü önemli kılmaktadır. Kent ilişkileri bağlamında ele alındığında ise bekâr odalarının bulunduğu çöküntü alanlarının kurumsal sosyal hizmetlerin öngördüğü hizmet modellerinden farklı ihtiyaçları da barındırması sebebiyle alanın keşfi önemlidir. Bu keşfin ihtiyacı neticesinde, bu mekânlarda yaşayan erkeklerin bekâr odasında kalmaya başlama süreçleri, bu odalarda kalma sebepleri, günlük yaşama dair pratikleri ele alınmıştır. Bekâr odasında kalan erkeklerin bu süreci nasıl yorumladıkları, geleceğe dair beklentileri ve deneyimledikleri sorunlara yönelik çözüm önerileri de tartışılmıştır. Araştırmadan elde edilen bilgiler çerçevesinde, bekâr odalarında kalan erkeklerin psikososyal ihtiyaçlarına yönelik kurumsal hizmetlerin geliştirilmesinin önemi anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, hizmetlerin sunulmasında toplumsal cinsiyet kabullerinin ve onların engelleyici etkisinin farkındalığına yönelik eleştirel bakış açıcı geliştirilmesi de gereklidir. Kurumsal hizmetlerin yetersiz kaldığı noktada alternatif çözümlerin geliştirilmesi ve akademik eğitimde buna yönelik beceri ve değerlerin geliştirilmesi de önem arz etmektedir.
Erkekliğin mekansallığı: Ev içleri ve kamusal alanda erkekler
Araştırmanın temel amacı heteroseksüel, evli, orta ve orta-üst sınıf mensubu erkeklerin ev içi mekânda erkeklik inşasını incelemektir. Bu amaçla, ev içi mekânda erkeklik inşası sosyal psikoloji, çevre psikolojisi ve erkeklik literatürünü kapsayacak bir şekilde eleştirel söylemsel psikoloji yaklaşımı ile incelenmiştir. Araştırmada, kadının mekânı olarak tanımlanan ev içi mekânda erkeklerin kendilerini nasıl tanımladıkları ve ev içi mekânda gerçekleştirdikleri pratikler üzerinden erkek kimliğini nasıl müzakere ettikleri incelenmiştir. Bu doğrultuda, erkeklerin evde erkek olmaya dair anlam inşaları eleştirel söylemsel psikolojinin anahtar kavramları olan açıklayıcı repertuvarlar, özne konumları ve ideolojik ikilemler çerçevesinde analiz edilmiştir. Araştırmada, ev içi mekândaki erkekliklerin geleneksel erkekliği önceleyen ve toplumun ürettiği normatif erkeklik ideolojisini yeniden onaylayan bir şekilde inşa edildiği görülmektedir. Bununla birlikte, modern-yeni erkeklikle ilişkilendirilen "duygusal ihtiyaçları karşılama" repertuvarı da dikkat çekmektedir. Araştırma, literatürde eksik olduğu belirtilen erkeklik ve ev içi mekân çalışmalarına katkı sağlamaktadır.