Liver transplantation
124 theses under this subject heading
Karaciğer nakli olacak hastalara verilen video eğitiminin anksiyete, depresyon ve uyku düzenine etkisi
Bu çalışma; Karaciğer nakli olacak hastalara verilen video eğitiminin anksiyete, depresyon ve uyku düzenine etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Ön test-son test, kontrol gruplu yarı deneysel tipteki araştırmanın verileri 01 Kasım 2017 – 31 Mayıs 2018 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Merkezi'nde yatışı yapılan ilk kez karaciğer nakli olacak tüm hastalardan toplandı. Evreni bilinen örneklemde güven aralığı %95 alınarak hesaplama yapıldığında araştırmaya dahil edilecek hasta sayısı 60 tır. Hastalar kontrol (n=30) ve deney (n=30) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplara seçilen hastalar rastlantısal örnekleme yöntemiyle seçildi. Veriler hastaların tanıtıcı özellikleri formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği ve Pittsburg Uyku Kalitesi ölçeği ile ve araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Deney grubundaki karaciğer nakli hastalarına anksiyete/depresyon düzeylerini azaltmak ve uyku kalitelerini artırmak için nakil öncesi ve sonrası olmak üzere iki bölümlük video eğitimi verildi. Taburcu olduktan 1 ay sonra kontrole geldiklerinde semptom yönetimi puanına bakıldı. Bu video eğitimi kliniğin rutin hemşirelik bakımı dışında deney grubu hastalarına verildi. Video destekli eğitim 40 dk sürdü. Kontrol grubuna ise kliniğin rutin uygulamasındaki hemşirelik bakımı yapıldı. Kontrol grubunun son ölçümünden sonra deney grubuna uygulanan video destekli eğitim kontrol grubuna da verildi (Her hasta ve yakınına eğitim CD' si teslim edildi). Veriler SPSS 22 paket programında sayı ve yüzdelik, Ki kare ve t testi ile değerlendirildi. Çalışmaya katılan hastalarda hastane anksiyete ve depresyon ölçeğinin tüm alt boyut puanları nakilden sonra düşmesine rağmen istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Hastaların uyku kalitesini değerlendirmek için kullanılan PUKİ uyku kalitesi ölçeği alt boyut puanları arasında hem deney hemde kontrol grubu hastalarında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Karaciğer nakli olan hastalara nakil öncesi ve sonrası korku yaşayan hastaların anksiyete/depresyon düzeylerini azaltmaya yönelik eğitim programlarının ve girişimlerinin planlanması, uyku kalitesini yükseltmek üzere girişimlerin planlanması, uyku ve uyanıklık döngüsünü iyileştirmeyi amaçlayan ve daha iyi bir yaşam kalitesine katkıda bulunan müdahalelerin değerlendirilmesi ve uygulanması öneriyoruz.
Karaciğer nakli olacak hastalara video destekli verilecek eğitimin semptom yönetimine etkisinin incelenmesi
Bu çalışma; Karaciğer transplantasyonu olan hastalara video destekli verilecek eğitimin semptom yönetimine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Yarı deneysel ön test son test kontrol gruplu tipdeki araştırmanın verileri 01 Kasım 2017 – 31 Mayıs 2018 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Enstitüsü ilk kez karaciğer nakli olacak tüm hastalardan toplandı. Evreni bilinen örneklemde güven aralığı %95 alınarak hesaplama yapıldığında araştırmaya dahil edilecek hasta sayısı 60 bulundu. Hastalar kontrol (n=30) ve deney (n=30) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplara seçilen hastalar rastlantısal örnekleme yöntemiyle seçildi. Veriler sosyo-demografik özellikler formu ve MTSORD-58TR ölçeği ile ve araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Hastalara girişim olara semptom yönetimine yönelik video destekli eğitim hazırlandı ve deney grubu hastalarına ameliyat öncesi ve sonrası olmak üzere 2 bölüm de video destekli eğitim verildi. Taburcu olduktan 1 ay sonra kontrole geldiklerinde semptom yönetimi puanı bakıldı. Kontrol grubuna herhangi bir girişim uygulanmadı. Veriler bilgisayarda SPSS 22 paket programında sayı ve yüzdelik, ki kare ve t testi ile değerlendirildi. Kurum izinleri ve etik onay alındıktan sonra çalışmanın amacı ve süreci anlatılarak hastaların yazılı onamları alındı. Karaciğer nakli hastaları deney ve kontrol grubun semptom oluşma ve rahatsızlık durumu puan ortalamaları arasında ki fark Man Whitney U analizi ile test edilmiştir. Semptom oluşma ve rahatsızlık durumu sıralı-ordinal olarak ölçülmektedir. Ridit analizi karaciğer nakli hastalarında en çok görülen on semptomun belirlenmsinde kullanılmıştır. Karaciğer transplantasyonu olan kontrol grubu hastalarının videolu eğitim öncesi semptom oluşma (U=319.000, p=0.053) ve rahatsızlık (U=313.000, p=0.043) puan ortalamalarının deney grubundan istatistiksel olarak daha yüksek olduğu bulundu. Karaciğer transplantasyonu olan kontrol grubu hastalarının videolu eğitim sonrası semptom oluşma (U=166.000, p<0.001) ve rahatsızlık (U=174.5, p<0.001) puan ortalamalarının deney grubundan istatistiksel olarak daha yüksek olduğu bulundu. Sonuç olarak MTSORD-58TR ölçeği puanlamasında semptomları azalttığı için ülkemizde bu konuda yeni çalışmaların yapılması gerektiği önerilir. Anahtar Kelimeler: Semptom Yönetimi, Karaciğer Transplantasyonu, Video Eğitimi.
Karaciğer transplantasyonu yapılan hastaların yaşadıkları biyopsikososyal sorunlar ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
karaciğer yetmezliği olan hastaların yaşama tutunmaları için altın standart tedavi yöntemleri arasında yer almaktadır. Karaciğer transplantasyonu hastaların yaşam sürelerini uzatmasına rağmen, hastaları birçok biyopsikososyal problemlerle (Baş ağrısı, böbrek fonksiyonlarında bozulma, safra kaçağı, stres, anksiyete, duygu durum bozukluğu, sosyal aktivitelere katılamama ve etkili baş etme yöntemlerini kullanamama) karşı karşıya bırakarak yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Bu araştırma karaciğer transplantasyonu olan hastaların yaşadıkları biyopsikososyal sorunların ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 01.03.2019-01.06.2020 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Hastanesi ve Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Organ Nakli birimlerinde takipli 40 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, hasta tanıtım formu ve hastaların yaşam kalitelerini değerlendirmek amacıyla Nottingham Sağlık Profili Ölçeği (NSPÖ) kullanılmıştır. Araştırma verileri, araştırmaya katılan katılımcılarla, COVID-19 önlemleri alınarak yüz yüze yapılan görüşmeler ile toplanmıştır. Hastaların NSPÖ enerji düzeyi (33,3) ve fiziksel mobilite (25,0) alt boyutu puanlarının, sosyal izolasyon (0,0) alt boyutu puanlarına göre yüksek bulunması, karaciğer transplantasyonu sonrası hastaların yaşam kalitelerini en çok etkileyen NSPÖ alt boyutlarının enerji düzeyi ve fiziksel mobilite olduğunu göstermektedir. Çalışmada NSPÖ' nün alt boyutlarına ilişkin Kuder-Richardson-21 iç tutarlılık katsayı değerleri 0,687-0,879 aralığında değişmektedir. Araştırmada, karaciğer transplantasyonu sonrası hastaların yaşadıkları biyopsikososyal problemlerin, katılımcıların yaşam kalitelerini NSPÖ' nün tüm alt boyutlarında olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Çalışma sonuçlarına göre; karaciğer transplantasyonu sonrası hastaların yaşadıkları biyopsikososyal problemlerin bilinmesi, buna yönelik hastaların düzenli olarak yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi oldukça önemlidir. Bu nedenle yaşam kalitesi olumsuz etkilenmiş hastalar için yaşam kalitesini yükseltecek ve destekleyecek düzenlemelerle, daha ileri araştırmaların yapılması önerilmektedir.
Yağlı karaciğer modelinde soğuk iskeminin AMPK regülasyonu üzerine etkileri
Yağlı karaciğer nakli yapıldığında, primer disfonksiyon ve rejeksiyon problemlerinin daha sık görüldüğü gözlemlenmiştir. AMP-activated protein kinaz(AMPK)'ın iskemi sırasında organ koruyucu fonksiyonları mevcuttur. Metformin AMPK'nın hepatositlerde aktiflenmesinde görevi olan bir ilaçtır. Bu çalışmada, metforminli ve metforminsiz farelerin yağlı ve normal karaciğer dokularında, değişik iskemi sürelerindeki AMPK proteininin değişimi ve regülasyonu değerlendirilmiştir. 109 adet, 7 haftalık C7BL56 cinsi fare; randomize olarak yağlı metforminli, yağsız metforminli, yağlı metforminsiz, yağsız metforminsiz olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Yağlı karaciğer modeli oluşturmak için karbonhidrat temelli özel bir diyet 10 hafta boyunca fareler üzerinde uygulandı. Metforminli farelerin diyetine son 4 haftada 0,2 mg/kg metformin, oral gavaj yoluyla eklendi. 10 haftanın sonunda tüm farelere total hepatektomi yapıldı ve çıkartılan dokular UW solüsyon içinde 0-6-12-24 saat boyunca bekletildi. İskemi süreleri tamamlandıktan sonra makrosteatoz yüzdelerini, fibrozisi, inflamasyonu, vakuoler değişikliği, nekroz miktarını hesaplamak için histopatolojik değerlendirme yapıldı. P-AMPK ve AMPK ifadelerini hesaplamak için Western Blot kullanıldı. Karşılaştırma tanımlayıcı istatistikler vasıtasıyla yapıldı. Yağlanmanın metforminle birlikte azaltıldığı istatistiksel olarak gösterildi (%68 ± 24 e karşı %47 ±25 p <0,001). Yağlı gruplarda yağsız gruplara göre daha yoğun nekroinflamatuar odak ve perisantral inflamasyon mevcuttu. Her iki bulgunun metforminle azaltıldığı anlaşıldı. Tüm metforminli gruplarda nekroz bulgusu belirgin şekilde daha az mevcuttu. (%7,4 e karşı %43,5; p <0,001). Yağlı karaciğerde yağsızlara göre daha düşük ve daha geç AMPK yanıtının olduğu, bu farklılığın metforminle giderildiği gösterildi. AMPK karaciğerin iskemi yanıtında önemli bir rol oynamaktadır ve metformin ile yağlı karaciğerin iskemiye karşı direncinin ve nakil başarısının arttırılabilmesi mümkündür.
Canlı donörden karaciğer transplantasyonu yapılan hastaların safra yolu mikroorganizma profili ve antibiyotik duyarlılıkları
Yıldırım A, Canlı Donörden Karaciğer Transplantasyonu Yapılan Hastaların Safra Yolu Mikroorganizma Profili ve Antibiyotik Duyarlılıkları, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Uzmanlık Tezi, Ankara 2020 Canlı vericili karaciğer nakilli (CVKN) hastalar hem hiler darlıklı hem de kullandıkları ilaçlarla immünsüprese oldukları için özel bir hasta grubunu oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı CVKN hasta grubunda endoskopik veya perkütan girişim sonrası gelişen bakteriyemi ve kolanjit durumunda safra ve kan kültürlerinden elde edilecek mikroorganizma profilini ve mikroorganizmaların direnç profili belirlemektir. Çalışmaya 01 Ocak 2017 ile 31 Haziran 2020 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Erişkin Hastanesi'nde Endoskopik Retrograd Kolanjiyopankreatografi (ERKP) ve/veya Perkütan Transhepatik Biliyer Drenaj (PTBD) yapılan CVKN hastalar taranarak, bu hastalar arasından kolanjit tablosu veya bakteriyemisi olan toplam 24 hasta [9 (%37,5) kadın, ortanca yaş 56 (32-69)] alınmıştır. Kontrol grubu olarak da ERKP ve/veya PTBD yapılan hastalar taranarak kolanjit tablosu veya bakteriyemisi olan toplam 70 hasta [36 (%51,4) kadın, ortanca yaş 63 (22-95)] alınmıştır. CVKN hastalarında safra kültüründe polimikrobiyal üreme (%65,2), kontrol grubuna (%38,2) oranla daha yüksek saptandı. Kontrol grubunda monomikrobiyal üremenin daha fazla olduğu görüldü (Kan kültüründe %33,3 x %61,8 ve safra kültüründe %17,4 x %44,1). Her iki grupta da üremelerde gram negatif mikroorganizma hakimiyeti saptandı. Safra kültürlerinde Pseudomonas aeruginosa üremesi sıklığı [%45,5 x %23,5 ve p=0,086)] CVKN'li hastalarda, herhangi bir kültürde Escherichia coli üreme sıklığı kontrol grubunda [%68 x %30,4 ve p=0,003)] daha yüksek saptandı. Herhangi bir kültürde üreyen gram pozitif mikroorganizmalara bakıldığında Enteroccocus faecium'un CVKN hastalarda daha sık üreme eğilimi görüldü (%47,8 x %26,5 ve p=0,097). CVKN'li hastalarda gram pozitif mikroorganizmalarda antibiyotik direncinin daha fazla olduğu görüldü. Çoklu ilaç direnci (ÇİD) [Kan ve safra kültürlerinde sırasıyla %75 x %22,2 ve %53,3 x %21,4] ve ekstrem ilaç direnci (EİD) [Kan ve safra kültürlerinde sırasıyla %75 x %11,1 ve %53,3 x %7,1] saptandı. ÇİD gram pozitif mikroorganizmalar incelendiğinde en sık üreyenin E.faecium olduğu görüldü. CVKN grubunda %39,1 (9/23) ve kontrol grubunda %6,3 (2/32) ÇİD E.faecium üremesi saptandı. Gram negatif mikroorganizmalar açısından değerlendirildiğinde ÇİD ve EİD her iki grupta da yüksek oranda görüldü. CVKN ve kontrol gruplarında ÇİD [Kan ve safra kültürlerinde sırasıyla %100 x %86 ve %77,3 x %79,4] ve EİD [Kan ve safra kültürlerinde sırasıyla %100 x %69,8 ve %77,3 x %70,6] saptandı. ÇİD gram negatif mikroorganizmalar incelendiğinde E.Coli'nin kontrol grubunda daha sık olduğu gözlendi. CVKN grubunda %30,4 (7/23) ve kontrol grubunda %57,8 (26/45) ÇİD E.Coli üremesi saptandı. Antibiyotik duyarlılıkları incelendiğinde CVKN grubunda safra kültüründe üreyen E.faecium'un ampisilin duyarlılığı %11,1 (1/9) olarak görüldü. CVKN grubunda glikopeptid direnci saptanmadı. Gram negatif mikroorganizmalar açısından değerlendirildiğinde CVKN hastalarında safra kültüründe üreyen P.aeruginosa'nın sırasıyla karbapenem ve amikasin duyarlılığı %28,6 (2/7) ve %85,7 (6/7) olarak görüldü. CVKN hastalarında gelişen kolanjitin ampirik tedavisinde merkezlerin epidemiyolojik verileri göz önüne alınarak glikopeptid grubu antibiyotik tedavisi içeren rejimlerin başlanması uygun görülmektedir.
PET/BT pozitifliği hepatoselüler karsinom nedeniyle yapılan erişkin canlı vericili karaciğer transplantasyonunda düşük sağkalım göstergesi
PET/BT görüntülemenin HCC klinik evrelemesindeki rolü, karaciğer nakli için hasta seçimi, nüks ve sağkalımı predikte etmedeki yeri konusunda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı HCC nedeniyle canlı vericili karaciğer nakli planlanan olguların operasyon öncesi PET/BT pozitifliği ile transplant sonrası nüks, sağkalım ve histopatoloji arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Haziran 2011 ile Aralık 2013 arasında HCC nedeniyle canlı vericili karaciğer nakli uygulanmış olan 60 hasta retrospektif olarak analiz edilmiştir. Pre-op görüntüleme verileri, histopatolojik özellikler, AFP, tümör sayısı ve çapı, nüks ve sağkalım, preop PET/BT taraması ile ilişkilendirilmiştir. Ortalama yaşı 53.8±7.99 olan toplam 60 hasta, ortalama olarak 20.6±10.96 ay izlenmiştir. PET/BT negatif ile pozitif olan hastaların sonuçları karşılaştırıldığında maksimum tümör çapı PET/BT pozitif olanlarda negatiflere göre daha büyük saptanmıştır (p=0.04). PET/BT pozitif hastalarda negatiflere göre daha yüksek mortalite ve nüks oranı saptanmıştır (p<0.05). Bir yıllık sağkalım PET/BT pozitif hastalarda negatiflere göre anlamlı oranda düşük çıkmıştır (%82 vs %100) (p=<0.05). Buna rağmen AFP, evre, diferansiyasyon derecesi ve mikrovasküler invazyonda farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Bu çalışma, transplantasyon öncesi PET/BT pozitifliğinin HCC'de kötü prognoz göstergesi olduğunu ve canlı vericili karaciğer transplantasyonundan sonra düşük sağkalım ve yüksek nüks oranı olduğunu göstermektedir.
Karaciğer donör adaylarının preoperatif radyolojik değerlendirmesinde BT dansitometri ile hesaplanan hepatosteatoz derecesinin patoloji ile korelasyonunun araştırılması
Bu çalışmanın amacı karaciğer yağlanma derecesinin değerlendirilmesinde BT dansitometri tekniğinin tanısal doğruluğunu CVKN donör adayları üzerinde araştırmaktı. Yaşları 19-56 arasında değişen 93 olgu değerlendirildi(Ort: 32,7 yıl, SS: 8,7 yıl).Donör adaylarının preoperatif radyolojik değerlendirmesinde rutin olarak gerçekleştirilen BT çalışmasında, prekontrast imajlarda, karaciğer ve dalağın ana vasküler yapılardan yoksun alanlarına örneklemler yerleştirildi. Bulunan değerlerin ortalamaları alınarak HU cinsinden ortalama karaciğer(MSA) ve ortalama dalak(MSA) dansiteleri bulundu. Bu değerler kullanılarak karaciğer atenüasyon indeksi(LAI) hesaplandı(LAI=MHA-MSA) Cerrahi sırasında wedge biyopsi ya da preoperatif dönemde iğne biyopsisi yapılmış olguların histopatolojik sonuçları, LAI değerleri ile karşılaştırılarak analiz edildi.Histopatolojik sonuçlara göre olguların 58 (62,4%)' inde hiç yağlanma görülmezken 35(37,6%)' inde yağlanma görülmüştür. Karaciğer yağlanması görülen 1'er(2,9%) olguda; 15%, (15-20)%, 20%, 30% ve 35%, 2'şer (5,7%) olguda 1%, (10-15)%, (20-25)% , (25-30)% ve 40%, 3(8,6%) olguda 2%, 4(11,4%) olguda (5-10)%, 6(17,1%)olguda 5% ve 7(20%) olguda 10% yağlanma saptanmıştır.Histopatolojik değerlendirmede yağlanma derecesi ? %5 saptanan 69 olgunun CVKN öncesi yapılan BT dansitometre analizlerine göre 63'ünde yağlanma derecesinin, ? %5, 6' sında ise yağlanma derecesinin %5-30 arasında olduğu görülmüştür.Halihazırda kullanılan LAI değerlerine göre kabul edilen yağlanma dereceleri Tablo 9'da verilmiştir. Çalışmamızda bu değerlerin histopatolojik sonuçlar ile uyuşumu-korelasyon değeri r=0,661 olup orta düzey ilişki ile uyumlu olarak değerlendirilmiştir. Daha yüksek bir uyuşumu-korelasyon elde etmek amacı ile histopatolojik yağlanmayı BT ile benzer gruplara ayırdığımızda (? %5 , %6-%30 ve %30? ) ayırt edici LAI kestirim değerleri şöyle bulundu: 5?% yağlanma için LAI ?6, [6-30]% yağlanma için 3? LAI ?5 ve %30 ve üzeri yağlanma için ise LAI ?3. Bu şekilde elde ettiğimiz uyuşumu-korelasyon değeri (r=0,724 ) (p<0,001) olup, mükemmele yakın ilişki ile uyumlu olarak değerlendirilmiştir. Bu şekilde elde edilen LAI kestirim değerlerinin halihazırda kullanılan derecelendirmeye göre histopatoloji ile daha yüksek uyuşma-korelasyon içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.LAI değerlerinden faydalanılarak, BT dansitometre tekniği ile karaciğer yağlanmasının tahmini altın standart yöntem olan histopatolojik tetkike göre daha kolay, hızlı ve non-invazivdir. BT dansitometri yağlanma varlığını yüksek özgüllük (%75) ve duyarlılıkla (%75) tahmin edebilmekte böylece CVKN donör adaylarında invaziv bir yöntem olan perkütan biyopsiden kaçınılabilmektedir.
Canlı vericili karaciğer nakillerinde donörlerde pretransplant dönemde çok dedektörlü bilgisayarlı tomografi ile hesaplanan greft volümünün cerrahi sonrası greft ağırlığı ile karşılaştırılması ve bulguların analizi
Amaç: Canlı vericili karaciğer transplantasyonu yapılan hastalarda, vericiden çıkarılan karaciğer segmentinin BT volümetrik hesaplaması ile ameliyatta tartılan greft ağırlığının karşılaştırılması ve korelasyonunun değerlendirilmesidirMateryal ve Metod: Temmuz 2004 ile Ağustos 2012 tarihleri arasında karaciğer vericisi olarak parsiyel karaciğer rezeksiyonu yapılan yaşları 18-60 arasında degişen 370 sağlıklı donör (224 erkek, 146 kadın) çalışmaya dahil edildi. Hastaların 339'una sağ lob, 1'ine sağ lob posterior segment, 26'sına sol lob ve 4'üne sol lob lateral segment operasyonu yapıldı.Onaltı dedektörlü bilgisayarlı tomografi cihazı ile kontrastsız ve arteriyel, portal ve hepatik venöz fazlarda yapılan incelemeler, retrospektif olarak değerlendirildi. Hepatik venöz fazda yapılan incelemelerde üç boyutlu imajlarda karaciğer volümetrik ölçümleri yapıldı. Elde edilen bulgular operasyon bulguları ile karşılaştırıldı.Bulgular: Çok dedektörlü bilgisayarlı tomografide elle çizim yöntemi ile yapılan karaciğer volüm hesaplaması sonuçları operasyon sonuçları ile yüksek korelasyon gösterdi.Sonuç: Çok dedektörlü bilgisayarlı tomografi, canlı vericili karaciğer naklinde canlı donör adaylarında karaciğerin volümetrik ölçümünde detaylı ve doğrubilgiyi elde etmede kullanılabilecek yüksek doğruluk oranına sahip bir görüntüleme yöntemidir.
Karaciğer nakli olan hastalarda reiki uygulamasının ağrı, anksiyete ve yaşam bulgularına etkisi
Bu araştırma, karaciğer nakli olan hastalarda reiki uygulamasının ağrı, anksiyete ve yaşam bulguları üzerine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Araştırma, randomize kontrollü olarak Ekim 2024 – Kasım 2025 tarihleri arasında, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Karaciğer Nakil Enstitüsünde yürütüldü. Örneklemi 45 reiki grubu, 45 kontrol grubu olmak üzere toplam 90 hasta oluşturdu. Veriler, Hasta Tanıtım Formu, Visual Analog Skalası (VAS), Durumluluk Kaygı Ölçeği (STAI-I) ve Yaşam Bulguları Takip Formu ile toplandı. Tüm hastalara ön test uygulandıktan sonra, reiki grubundaki hastalara araştırmacı tarafından 30-40 dakika arasında reiki uygulandı ve uygulamadan hemen sonra VAS, STAI-I ve Yaşam Bulguları Takip Formu yeniden dolduruldu. Verilerin analizinde frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, bağımsız gruplar t-testi, eşleştirilmiş gruplarda t-testi ve ki-kare testi kullanıldı. Reiki ve kontrol grubundaki hastaların ön test VAS, STAI-I ve yaşam bulguları puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olmadığı belirlendi (p>0.05). Reiki grubundaki hastaların tüm ölçümlerinde son test puan ortalamalarının kontrol grubuna göre iyileştiği belirlendi (p<0.05). Grup içi karşılaştırmalarda ise; reiki grubunun VAS, STAI-I, nabız, solunum sayısı ve oksijen satürasyonu arasında fark anlamlı bulundu (p<0.05). VAS ve STAI-I puanlarının ön test ve son test değerleri arasındaki farklar incelendiğinde puan ortalamalarındaki azalmanın reiki grubunda daha fazla olduğu belirlendi (p<0.05). Karaciğer nakli olan hastalara yapılan reiki uygulamasının hastaların ağrı ve anksiyete düzeylerini azalttığı, nabız hızı ve solunum sayısını düşürdüğü, oksijen satürasyonunu arttırdığı, vücut ısısı, sistolik ve diastolik kan basıncı üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığı belirlendi. ANAHTAR KELİMELER: Karaciğer nakli, reiki, ağrı, anksiyete, yaşam bulguları
Canlı donörden karaciğer transplantasyonu öncesinde multidetektör bilgisayarlı tomografi ile donör hepatik ven varyasyonlarının raraştırılması
Giriş ve Amaç: Canlı vericili karaciğer naklinde (CVKN), hepatik venöz anatominin multidetektör BT (MDBT) ile değerlendirilmesi preoperatif bilgi sağlar. Bu çalışmada; CVKN'de, sağ lob aksesuar venlerin, orta hepatik venin ve segment 5-8 venlerinin; sayı, kalibrasyon ve anatomik varyasyonlarını MDBT ile araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Ardışık gelen CVKN verici adayı 100 olgu çalışmaya alındı. Maksimum-intensite projeksiyon, multiplanar reformasyon ve volüm rendering teknikleri kullanıldı. İstatistiksel değerlendirmede Pearson's korelasyon katsayısı, Unpaired t testi ve Kruskal Wallis Varyans Analizi kullanıldı.Bulgular: Vericilerin 67'si erkek, 33'ü kadın olup yaş ortalamaları 33,250 idi.Olgular, hepatik venlerin VCI'a drene oluş şekline göre incelendiğinde olguların %70'inde orta ve sol hepatik venin ortak bir trunkusla VCI'ya drene olduğu saptandı.Çalışmamızda; olgular segment 5 ve 8'i drene eden ven sayılarına ve sağ aksesuar hepatik ven varlığına göre sınıflandırıldı.Olguların çoğunluğunda birden fazla segment 5-8 veni ve aksesuar ven bulunuyordu.Segment 5-8 venlerinde çap genişliği fazla olanlar sıklıkla proksimaldeki dallardı.Olguların %84'ünde aksesuar hepatik ven bulunuyordu. Aksesuar hepatik venlerin çoğunluğunu inferiordaki venler oluşturuyordu ve çapı 5 mm'den geniş olan aksesuar venlerin büyük kısmı inferiordaki venlerdi.Sonuç: Çalışmamızda, CVKN verici adaylarında, venöz yapıların preoperatif değerlendirilmesinde kullanılan MDBT venografi tekniğinin faydaları değerlendirildi. MDBT ile anatominin istenilen planda ve açılarda gösterilebilmesi sayesinde, vasküler varyasyonlar kolaylıkla ve ayrıntılı bir şekilde incelenebilir.Sağ lob transplantasyonu planlanan verici adaylarının hepatik venöz anatomisinin MDBT ile preoperatif incelenmesi; oluşabilecek komplikasyonların önlenmesi için gereklidir.Anahtar kelimeler: Karaciğer nakli, multidetektör BT, hepatik ven varyasyonu.
Karaciğer Transplantasyonunda BIS kullanılarak fazlara göre anestezik ajan ihtiyacının belirlenmesi
Giriş ve amaç: Karaciğer (KC) nakli son dönem karaciğer yetersizliğinin ve bazı akut karaciğer yetersizliği olgularının tedavisinde seçilen yöntem olmuştur. Hepatik disfonksiyonun şiddeti ile ters orantılı olarak operasyon sırasında anestezik ihtiyacın değiştiği gösterilmiştir. Peroperatif dönemde ise karaciğer nakli operasyonu üç farklı evrede gerçekleşir: Disfonksiyone KC'in olduğu diseksiyon, KC'in olmadığı anhepatik ve yeni ve sağlam bir KC'in olduğu neohepatik dönem.Bispektral indeks (BIS) anestezik ve sedatif ajanların beyin üzerindeki hipnotik etkilerini ölçen işlenmiş bir EEG parametresidir. Bu sayede anestezi derinliği saptanarak anestezik ilacın titrasyonu mümkün hale gelir.Bu çalışmada, son dönem karaciğer hastalığına sahip olan ve karaciger nakli ameliyatı yapılacak hastalarda, BIS monitörizasyonu eşliğinde 40-50 düzeyinde BIS hedefleyerek, intraoperatif izofluran ihtiyacının fazlara göre değişip değişmediğini saptamayı amaçladık.Gereç ve yöntem: Bu çalışma etik kurul onayı alındıktan sonra karaciğer nakli yapılacak 18 ? 65 yaş arasındaki 50 hastada gerçekleştirildi. Operasyon odasına alınan hastalara EKG, periferik oksijen satürasyonu, noninvazif arteryel kan basıncı ve BIS monitorizasyonu yapıldı. Anestezi indüksiyonu 1-1,5 mg/kg lidokain, 3-7 mg/kg tiopental ve 2 mcg/kg fentanyl ile yapıldıktan sonra entübasyon amacıyla 0,2 mg/kg cisatrakuryum verildi. Yarı kapalı sistem kullanılan anestezi idamesinde FiO2 = 0,5 olacak şekilde hava/oksijen içinde izofluran kullanıldı ve konsantrasyonu BIS değeri 40-50 arasında olacak şekilde ayarlandı. Analjezi amaçlı olarak 0,15 mcg/kg/dk remifentanil ve kas gevşetici olarak ise 0,08 mg/kg/sa cisatrakuryum infüzyonu yapıldı. Anestezi indüksiyonundan sonra hastalarda invazif arteryel monitörizasyon için sol radial artere 20 G arteryel kateter yerleştirildi. Sağ internal juguler venden üç yollu santral kateter ile pulmuner arter monitorizayonu için 8-8,5 F intraducer sheath yerleştirildi. İlk 15 dakikadan sonra, çalışmaya alınan hastalarda kalp atım hızı (KAH), ortalama arteryel basınç (OAB), ortalama pulmuner arter basıncı (OPAB), vücut ısısı, bispektral indeks (BIS), tidal sonu izofloran konsantrasyonu (ETiso), tidal sonu karbondioksit konsantrasyonu (ETco2) disseksiyon ve neohepatik fazda 30 dakika, anhepatik fazda ise 15 dakika aralıklarla operasyonun son 30 dakikasına kadar kaydedildi.Bulgular: Fazlar arasında KAH farklı değilken, AOB, OPAB, BIS, ETCO2 ve vücut ısısı istatistiksel olarak anlamlı derecede farklı idi. Ancak bu parametrelerin değeri fizyolojik sınırlardaydı ve klinik olarak anlamsızdı. ETiso değeri ise anhepatik dönemde en düşük değere sahipti. Anhepatik faza göre, diseksiyon fazında %5 ve neohepatik fazda %8,6 daha yüksekti ve istatistiksel olarak anlamlı idi.Sonuç: Sonuç olarak, KC nakli sırasında yeterli anestezi derinliği için 40-50 aralığında BIS'in hedef alınan hastalarda, diseksiyon ve neohepatik döneme göre anhepatik fazda en düşük tidal sonu izofluran konsantrasyonu gereklidir.Anahtar Kelimeler: Karaciğer Transplantasyonu, Minimum Alveolar Konsantrasyon, Bispektral indeks
Malatya İnönü Üniversitesi'nde son 3 yılda yapılan ardışık 304 canlı vericili karaciğer naklinin değerlendirilmesi
Amaç: Nisan 2007-Nisan 2010 yılları arasında merkezimizde 299 hastaya 304 canlı vericili karaciğer nakli yapıldı. Çalışmamızda bu 304 CVKN olgusunun donör ve alıcı morbidite ve mortaliteleri değerlendirildi.Hastalar ve yöntem: CVKN programımızın başladığı 25 Nisan 2007'den, bu tezin yazıldığı Nisan 2010 tarihine kadar 299 hastaya ardışık 304 CVKN yapıldı. Bu 304 CVKN olgusunun donör ve alıcıları çalışmayı oluşturdu. İkiyüz doksan dokuz hastanın 5'ine çeşitli nedenlere bağlı greft yetmezliği nedeniyle ikinci bir CVKN yapıldı. Hastane mortalitesi, CVKN'den sonra geçen gün sayısından bağımsız CVKN için aynı hastane yatışında gerçekleşen ölüm olarak tarif edildi.Bulgular: Bütün donörler bu tez yazılırken 1 haftadan 3 yıla değişen izlem süreleriyle sağ ve sağlıklıydı. Komplikasyon oranı % 27 idi (83 donör). Bu komplikasyonlar ise % 2 safra kaçağı, % 2 intraabdominal kanama, % 0.6 şilöz peritonit, % 0.3 falsiformopeksinin yapılmamasına bağlı hepatik venöz obstrüksiyon, % 11 yüzeyel cerrahi alan infeksiyonu, % 2 insizyonel herni ve % 8 akciğer komplikasyonları (atelektazi, pnömoni) idi. Erken postoperatif dönemde alıcı komplikasyon oranı % 51'di. En sık karşılaşılan komplikasyon infeksiyondu: 32 hastada akciğer infeksiyonu gelişti. Beş hasta erken dönemde agressif enfeksiyon tablosuyla kaybedildi. Uzun dönemde biliyer striktürlü 57 olgu mevcuttu. 5 olguda kronik safra fistülü vardı. 13 hastaya hepatikojejunostomi yapıldı. 20'sine endoskopik olarak stent takıldı. 24 hasta ise perkutan bilier kateter ile tedavi edildi. Kronik rejeksiyon 7 olguda ve akut rejeksiyon atağı 103 hastada görüldü. Hepatik arter trombozu 25 olguda görüldü (% 8). Ortalama takip 19 aydı. KDKN yapılan hastalarda bir yıllık sağkalım oranı % 70, üç yıllık sağkalım oranı % 65 ve beş yıllık ise sağkalım oranı % 51 olarak saptanırken, CVKN yapılan hastalarda ise bir, iki ve üç yıllık sağkalım oranları % 82, % 79 ve % 75 olarak saptanmıştır . CVKN yapılan hastaların hastane mortalitesi % 16'dır. Acute-on-chronic karaciğer yetmezliği olan 47 hastada 1, 2 ve 3 yıllık sağkalım oranı sırasıyla % 71, % 67 ve % 61 idi. İzlem süresi sonunda 15 vasküler komplikasyonlara, 39 septik komplikasyonlara, 9 karaciğer disfonksiyonuna, 6 kronik rejeksiyona bağlı ve 5 komplikasyon olmadan diğer nedenlerden toplam 74 (% 25) alıcı mortalitesi oldu.Sonuç: Kadaverik greftlerin kısıtlı olduğu Türkiye'de, tek bir merkezde yılda 150'den fazla karaciğer nakli yapmak olduça güçtür. CVKN, donörler için güvenli bir işlemdir ve son dönem karaciğer hastalığı bulunan hastalar için etkili bir tedavidir. Serimizde, bütün donörler ameliyat öncesi günlük aktivitelerine döndüler ve alıcılar için tatminkar sonuçlar elde edildi. CVKN bu hastalara bir hayat fırsatı sunmuştur. Cerrahi ve klinik izlemde deneyim arttıkça, daha iyi CVKN sonuçlarının beklenebileceğine inanıyoruz.
Karaciğer nakli vericilerinde kontrollü hipotansiyon
Giriş ve Amaç: Geçen 20 yıllık sürede karaciğer nakline gereksinim gösteren hasta sayısıyla, bağışlanan organ sayısı arasındaki fark çok artmıştır. Kadaverik donör organ yetersizliğinden kaynaklanan ihtiyacı karşılamak için, canlı vericili karaciğer nakli, son dönem karaciğer hastalığında kabul edilen tedavi yaklaşımı olmuştur.Bu çalışmada esas hedefimiz değişik farmakolojik ajanların kullanılarak kontrollü hipotansiyon uygulaması içine dahil edilen olguların kıyaslanmasıdır.Yöntem: Retrospektif olarak 18-60 yaş arası, 78 hastanın dosyası tarandı. Hastalar arasında anestezi indüksiyonu ve idamesi açısından fark yok iken, KH amacıyla remifentanil, nitrogliserin ve esmolol olmak üzere üç farklı farmakolojik ajan kullanılmıştı. Hastaların cinsiyeti, yaşı, boyu, vücut ağırlığı, vücut kitle indeksi, ASA sınıflandırması, toplam anestezi süresi, toplam cerrahi süresi, ekstübasyon, göz açma ve derlenme süreleri dakika olarak kaydedildi. Operasyon sonrasında hastalarda oluşan tahmini kanama miktarı, operasyon sonu toplam idrar miktarı ve hastalara verilen toplam sıvı miktarı ile bu sıvıların cinsi kaydedildi. Cerrah kanama skoru her hasta için kaydedildi. Operasyon boyunca hastaların sistolik kan basınçları, ortalama arter basınçları, kalp hızı ve santral venöz basınç değerleri, 30 dakikada bir kaydedildi.Bulgular: Gruplar arasında demografik özellikler, anestezi ve cerrahi süreleri, göz açma, ekstübasyon ve derlenme süreleri açısından ve intraoperatif verilerden olan OAB, SVB, Hb, INR takibi, idrar çıkışları ve tahmini kan kaybı açısından gruplar arasında fark bulunmadı.KAH açısından üç grup karşılaştırıldığında, 120., 150.,180., 240. ve 270 dakikalardaki KAH açısından istatistiksel olarak fark bulundu (p<0.05). Operasyonun 120., 150., 180., 240., 270. dakikalardaki KAH esmolol grubunda, nitrogliserin grubuna göre anlamlı düşük bundu. 270. dakikada ise esmolol grubu remifentanilden daha düşüktü.(p<0.05) .Cerrah kanama skoru esmolol grubunda, remifentanil ve nitrogliserin grubuna kıyasla anlamlı yüksekti (p<0.05).İntraoperatif verilen sıvıların karşılaştırılmasında remifentanil grubu diğer gruplara göre anlamlı daha yüksekti. (p<0.05).Tartışma ve Sonuç: Sonuç olarak canlı vericili karaciğer naklinde donörlerde kontrollü hipotansiyon uygulaması kan kaybını azaltmada etkili bir yöntem olabilir. İdeal cerrahi konfor sağladığı için esmolole kıyasla remifentanil ve nitrogliserin bu amaçla daha uygun ajanlardır. Ayrıca SVB değeri kan kaybını öngörmede belirleyici değildir.Yaptığımız literatür taramalarında CVKN donörlerinde KH uygulamasına ait bir çalışmaya rastlamadığımız için çalışmamızın değerli olduğunu düşünüyoruz. Ancak retrospektif ve hasta sayısının az olması nedeniyle prospektif ve daha fazla sayıda olgu içeren çalışmaların daha değerli bilgi verebileceğine inanmaktayız.
Sağ lob canlı vericili karaciğer naklinde portal venöz dallanma anomalileri ve malatya yaklaşımı
Amaç: Bu çalışmada sağ lob canlı vericili karaciğer naklinde greftte karşılaşılan portal ven anomalilerine bağlı sorunları ortadan kaldırmak amacı ile birleştirilmiş iki veya üç portal ven ağzı en az 1-2 cm kadar daha uzamış, orjinalinden daha geniş ve tek bir ağız haline getirilerek ortaya koyulan ve Malatya Yaklaşımı olarak adlandırılan yeni bir cerrahi tekniği tanımlamak ve bu tekniğin etkinliğini araştırmaktır.Hastalar ve yöntem: Nisan 2002 ve Mart 2011 tarihleri arasında merkezimizde karaciğer nakli yapılan 558 hastanın 440?ı (%79.4) canlı vericili karaciğer nakli olup, canlı vericili karaciğer nakillerinin 396?sı (%90) sağ lob canlı vericili karaciğer naklidir. Bu çalışma yalnızca sağ lob grefti kullanılarak yetişkin canlı vericili karaciğer nakli yapılan hastaları kapsamaktadır. Sağ lob canlı vericili karaciğer nakli yapılan 396 hastanın 50?sinde (%12.6) Nakamura sınıflamasına göre anormal portal ven dallanması vardı. 396 sağ lob greftinin 346?sı Tip A (%87.6), 20?si Tip B (%5), 18?si Tip C (%4,6), 12?i Tip D (%3) olan vakalardan oluşmaktadır. Anormal portal ven dallanması olan (Tip B, C, D) greftlerin transplante edildiği alıcıların 10?unda primer yaklaştırma, 7?sinde Y-Plasty, 3?ünde duble anastomoz, 3?ünde komplike venoplasti, 27?sinde Malatya Yaklaşımı tekniği uygulandı.Sonuçlar: Malatya Yaklaşımı tekniği kullanılan 27 hastada tekniğin etkili ve kolay uygulanabilir olduğu görüldü. Konvansiyonel yöntemlerle portal ven anastomozu yapılan gruptaki hastalardan istatistiksel olarak anlamlı oranda portal ven trombozu gözlenmedi. Mortalitenin ve postoperatif relaparatominin konvansiyonel yöntemlerle portal ven anastomozu yapılan grupta daha fazla olduğu görüldü.Yorum: Bu tezin sonuçları çift portal ven olan sağ lob greftlerinin rekonstrüksüyonunda, Malatya Yaklaşımı tekniğinin kullanımının kolay, etkili bir yöntem olduğu ve anormal portal ven dallanmalarında standart prosedür olabileceği kanaatindeyiz.Anahtar kelimeler: Canlı vericili karaciğer nakli, Anormal poral venöz dallanma, Malatya Yaklaşımı
Canlı vericili karaciğer nakli vericilerinde postoperatif kognitif fonksiyon düzeyleri
Giriş ve Amaç: Postoperatif kognitif disfonksiyon; cerrahiden kısa bir süre sonra meydana gelme eğiliminde olan bir problem olup haftalar veya aylarca sürebilen, bazen kalıcı olabilen ve nöropsikolojik testlerle değerlendirilebilen kognitif performanstaki değişikliklerdir. POKD önemli bir komplikasyon olup, bu hastaların mortalite oranlarında artış olduğu bildirilmektedir. Canlı vericili karaciğer transplantasyon cerrahisi uzun süreli ve genel anestezi altında yapılan operasyonlardır. Karaciğerin manipülasyonu sırasında oluşabilecek mikroemboliler yaptıkları iskemik doku hasarı nedeniyle POKD gelişimine neden olabilirler. Çalışmanın amacı, canlı vericili karaciğer naklinde vericilerin preoperatif ve postoperatif kognitif fonksiyon düzeylerini ölçmektir. Materyal Metod: Bu çalışma, etik kurul izni ve hasta onamı alındıktan sonra karaciğer nakli vericisi olan 102 olguda gerçekleştirildi. Operasyon öncesinde bir psikiyatrist tarafından olguların bazal kongnitif fonksiyon düzeyini saptamak için Standardize Mini Mental test, Stroop testi, Beck Depresyon ölçeği ve İz Sürme testleri uygulandı. Operasyon odasına alınan olgulara elektrokardiyografi, periferik oksijen saturasyonu, noninvaziv kan basıncı monitorizasyonu yapıldı. Anestezi derinliğini değerlendirmek amacıyla BİS monitörü kullanıldı. Olguların bazal hemodinamik değerleri kaydedildi. Tüm olgulara lidokain, fentanil ve tiyopental ile standart anestezi indüksiyonu yapıldı. Kas gevşemesi vekuronyum ile sağlanan olgular entübe edildi. Olguların 39 anestezi idamesi % 40 oksijen-hava karışımı içinde izofluran, remifentanil infüzyonu ve sisatrakuryum infüzyonu ile sağlandı. Sol radiyal arterden invaziv arteryel kan basıncı monitorizasyonu sağlandı. Kanamanın % 20?den fazla olduğu durumlarda intraoperatif olarak internal juguler vene santral venöz kateter yerleştirildi. Operasyon boyunca olguların OAB, KAH, SpO2 ve BİS değerleri kaydedildi. Cerrahi teknik (sağ/sol lob), pringle manevrası uygulandıysa süresi, kanama miktarı ve yapıldıysa kan replasmanının miktarı, cerrahinin süresi ve anestezi süresi, OAB?nin 65?in altına düştüğü hipotansif ataklar kaydedildi. Postoperatif analjezi için 0.05 mg/kg iv. morfin yapıldı. Operasyon sonunda kas gevşetici etkisi antagonize edilen olgular ekstübe edildi. Postoperatif derlenme ünitesinde yarım saat gözlenen olgular daha sonra cerrahi yoğun bakım ünitesine gönderildi. Operasyondan bir hafta sonra preoperatif dönemde uygulanan testler tekrarlandı. Postoperatif komplikasyonlar ve alıcının prognozu kaydedildi. Bulgular: Donörlerin 19?unda postoperatif dönemde enfeksiyon, ikisinde kanama, 7?sinde uzamış hiperbilirubinemi gelişti. İki donör reeksplore edildi. Donörlerin İz Sürme A testini yapma süreleri preoperatif döneme göre postoperatif bir hafta sonra anlamlı kısaydı (p < 0.05). İz Sürme B testinde hata sayısı puanı preoperatif değere göre postoperatif dönemde anlamlı artmış idi (p < 0.05). Stroop test sonuçlarına baktığımızda; postoperatif Stroop siyah/beyaz okuma ve renkli kelimeleri okuma süreleri preoperatif döneme göre anlamlı uzamıştı (p < 0.001). Renkli kelimelerin rengini söyleme ve renkli kelimeleri okuma arasındaki süre farkı preoperatif dönemde daha uzundu (p = 0.016). Preoperatif dönemde renkli kelimelerin rengini söylemede yapılan yanlış sayısı anlamlı fazlaydı (p = 0.044). Donörlerin Beck Depresyon ölçeği ve Standardize Mini Mental test skorları açısından iki dönem arasında fark yoktu. Sonuç: Canlı vericili karaciğer naklinde vericilerin güvenliği için en büyük endişe donör morbidite ve mortalitesi yaratacak postoperatif komplikasyonlardır. Canlı vericili karaciğer nakli vericilerinde kognitif fonksiyon düzeylerini araştırdığımız çalışmamızda SMMT ve İz Sürme testlerine göre POKD saptanmazken, Stroop 1 ve 40 3 testlerinde postoperatif bir hafta sonra uzama saptandı. Ancak bunun klinik önemini araştıran ileri çalışmalara ihtiyaç olduğu kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Postoperatif kognitif disfonksiyon, Standardize Mini Mental test, Bispektral indeks, Donör hepatektomi, Stroop testi, İz Sürme testi, Beck Depresyon ölçeği.
Abo kan grubu uyumlu ve uyumsuz karaciğer nakli sonrası görülen enfeksiyonların değerlendirilmesi
Giriş ve amaç: Karaciğer nakli, günümüzde akut karaciğer yetmezliği ve son dönem karaciğer hastalığında tek tedavi seçeneğidir. Yeni immünsüpresif ajanlar, çağdaş cerrahi teknikler, enfeksiyonların tanı, yönetim ve önlenmesindeki gelişmeler sayesinde organ nakli sonrası sağ kalım oranları giderek artmaktadır. Tüm gelişmelere rağmen, enfeksiyonlar nakil sonrası en sık görülen komplikasyonlar olmaya devam etmektedir. Bununla birlikte, organ bağışının az olması sonucu, uygun verici eksikliği bugün için en acil sorun haline gelmiştir. Organ sıkıntısı sebebiyle birçok organ nakli merkezi, ABO uyumsuz vericilerden nakil yapılması gibi, organ kabul kriterlerini genişletme yoluna gitmiştir. ABO uyumsuz karaciğer nakillerinden sonra enfeksiyon, rejeksiyon ve biliyer komplikasyonların sık görülmesine rağmen, acil durumlarda ABO uyumsuz karaciğer nakilleri tartışmalı da olsa yapılmaktadır. Enfeksiyonlar ve sağ kalım açısından karşılaştırma yapmak amacıyla merkezimizdeki ABO uyumsuz ve uyumlu karaciğer nakli alıcıları retrospektif olarak incelendi.Gereç ve yöntem: Organ Nakli Ekibi tarafından, Mart 2002 ile Ocak 2011 arasında nakil yapılmış toplam 16 ABO uyumsuz karaciğer nakli alıcısı çalışmaya alındı. Kontrol grubu olarak ABO uyumsuz alıcılardan bir önce ve bir sonraki toplam 32 ABO uyumlu karaciğer alıcısı seçildi. Her iki hasta grubunun nakil sonrası bir yıllık süreye ait bilgilerine hasta kayıtlarından ulaşıldı.Bulgular: ABO kan grubu uyumsuz karaciğer nakli alıcılarının 13 (%81,2)'ü erkek, 3 (%18,8)'ü kadın, ABO uyumlu alıcıların ise, 8 (%25)'i kadın 24 (%75)'ü erkekti (p=0,836). ABO uyumsuz alıcıların yaş ortalaması 46,7 ± 14,2 (yaş aralığı: 17-63), ABO uyumlu alıcıların ise 45,9 ± 11,9 (yaş aralığı: 20-71) olarak bulundu (p=0,627).Karaciğer nakli sonrası bir yıllık sürede, ABO uyumsuz hastaların 12 (%75)'sinde, ABO uyumlu hastaların ise 21 (% 65,6)'inde en az bir enfeksiyon atağı saptandı (p=509). Enfeksiyon atak hızı ABO uyumsuz grupta %175; ABO uyumlu grupta ise %113 olarak tespit edildi (p=0,262). Operasyon sonrası bir yıl içinde ABO uyumsuz hastaların 8' i (%50); ABO uyumlu hastaların 9'u (%28,1) kaybedildi (p=0,135). Her iki grupta mortalite ve enfeksiyon oranları yönünden fark saptanmadı. ABO uyumlu ve uyumsuz olan karaciğer nakil alıcılarında en sık Pseudomonas aeruginosa izole edildi.Sonuç: ABO uyumsuz karaciğer nakli alıcılarında operasyon sonrası komplikasyonlar daha fazla görülebilmektedir. Çalışmamızın sonuçları ise, enfeksiyon oranları ve sağ kalım bakımından ABO uyumsuz nakillerin ABO uyumlularla benzer olduğunu göstermektedir. Merkezler ve hasta grupları arasında komplikasyonlar açısından farklılıklar olmasına rağmen, verici havuzunu arttırmak amacıyla özellikle acil durumlarda ABO uyumsuz karaciğer naklinin enfeksiyöz komplikasyonları artırmadığı sonucuna varıldı.Anahtar Kelimeler: ABO uyumsuz ve uyumlu karaciğer nakli, enfeksiyon, sağ kalım.
Sağ hepatektomi cerrahisi uygulanan karaciğer nakli vericilerinde propofol ile izofluranın antioksidan etkinliğinin karşılaştırılması
Giriş ve AmaçÜlkemizde son yıllarda kadavradan organ bağışının azlığı, artan hasta popülasyonuna bağlı olarak organ ihtiyacının gün geçtikçe artması nedeniyle canlı vericili karaciğer transplantasyonunda artış olmuştur. Hem cerrahi stres nedeniyle, hem de donör hepatektomi operasyonu sırasında uygulanan pringle manevrası ile karaciğerde oluşabilecek iskemi genellikle oksidatif stresi indükleyebilir. Bu nedenle donör hepatektomi cerrahilerinde anestezik ajanların antioksidatif etkileri klinik olarak önemli olabilir.Bu çalışmada donör hepatektomi operasyonlarında izofluran ve propofolün oksidan ve antioksidan sistem üzerine olan etkilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır.YöntemSağ hepatektomi cerrahisi uygulanacak karaciğer nakli vericisi ASA I-II, 18-65 yaş arasındaki toplam 70 olgu çalışmaya dahil edildi. Olgular propofol grubu (n=35) ve izofluran grubu (n=35) olarak ikiye ayrıldı. Propofol grubundaki olgulara; propofol, remifentanil, O2/hava, izofluran grubundaki olgulara ise izofluran, remifentanil, O2/hava kullanılarak anestezi uygulandı. Operasyon boyunca olguların KAH, sistolik kan basınçları, diyastolik kan basınçları, ortalama arter basınçları, SpO2, ETCO2, TOF ve BİS değerleri 30 dakikada bir kaydedildi. Operasyon bitiminde hastaların ekstübasyon, göz açma ve derlenme süreleri dakika olarak kaydedildi. Operasyon sırasında gözlenilen komplikasyonlar yazıldı. Tüm hastalardan preoperatif, intraoperatif 1. saatte ve postoperatif 1. saatte kan örnekleri alındı. Antioksidan etkinin değerlendirilmesi amacı ile plazma süperoksit dismutaz (SOD), malondialdehit (MDA), total oksidatif durum (TOS), total antioksidan kapasite (TAK) düzeyleri çalışıldı. Oksidatif stres indeksi (OSİ) hesaplandı.BulgularGruplar arasında demografik özellikler, anestezi, cerrahi süreleri ile greft ağırlığı, idrar çıkışları, tahmini kan kaybı ve verilen sıvı açısından istatistiksel bir fark bulunmadı.Propofol ve izofluran grupları arasında göz açma ve ekstübasyon süresi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark (p < 0.05) olup bu fark propofol grubunda daha düşük olarak bulundu.Her iki grupta da intraoperatif TAK düzeyi preoperatife göre azaldı. Propofol grubunda postoperatif TAK düzeyi preoperatife göre azalırken, izofluran grubunda artış görüldü. Bu değişim miktarları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05).Her iki grupta da OSİ düzeyi preoperatife göre intraoperatif artmış görüldü. Propofol grubunda postoperatif OSİ değerleri izofluran grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksekti (p<0.05).Gruplar arasında intraoperatif dönemdeki MDA düzeyleri karşılaştırıldığında izofloran grubunda anlamlı artış bulundu (p<0.05). Postoperatif MDA düzeylerinde preoperatif döneme göre propofol grubunda azalma, izofluran grubunda ise artma görüldü. Bu değişim miktarları istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05).SonuçDonör hepatektomi operasyonlarında iki farklı anestezi tekniğinin oksidatif stres üzerine etkilerini incelediğimiz çalışmamızda propofolün lipid peroksidasyonunun bir göstergesi olan MDA'yı anlamlı bir şekilde düşürdüğü görülmüştür. Ancak toplam antioksidan aktiviteyi gösteren TAK düzeyi propofol anestezisinde azalmıştır. Propofolün in vivo ve in vitro deneysel çalışmalarda antioksidan etkinliği gösterilmesine rağmen klinik kullanımdaki kan konsansantrasyonlarının etkinliğinin daha fazla araştırılması gerektiği düşüncesindeyiz.
Pediatrik hastalarda heterotopik reversed pozisyon teknikle karaciğer nakli
Amaç: Pediatrik canlı vericili veya kadaverik split karaciğer naklinde büyükboyutta karaciğer greftlerinin kullanılmasına bağlı olarak çeşitli problemlerle karşılaşılabilmektedir. Büyük greft implantasyonu sonrası karnın zorlanarak primer kapatılması ve grefte yeterli kan akımı sağlanamaması bu sorunlardan bazılarıdır. Bu çalışmanın amacı heterotopik reversed pozisyon tekniğinin uygulandığı hastaların sonuçlarından bahsetmektir.Materyal ve metod: Bu teknikte, canlı vericili ya da kadaverik split segment 2- 3 greftlerinin ön-arka çapı, alıcının ortotopik konumda greftin transplante edileceği karın boşluğunun ön-arka çapından büyük olduğunda greft sagittal planda 180o döndürülerek, heterotopik olarak sağ subfrenik alana yerleştirilmektedir. Bu sayede karnın primer kapatılması mümkün olmaktadır. Ayrıca hiler yapıların da ters dönmesi nedeni ile vasküler ve biliyer anastomozların sırası değişebilmektedir. Bu teknikle karaciğer nakli yapılan 11 hastadan 10'u 5 yaş altındaydı. On olgunun vücut ağırlığı 9 ? 20 kg arasında, GRWR 1.5 ? 3.4 arasında idi.Sonuçlar: Onbir hastanın 9'una fulminant karaciğer yetmezliği nedeni ile transplantasyon yapıldı. Postoperatif dönemde hiçbir hastada vasküler problem görülmezken, geç dönemde biliyer striktür gelişen 2 hasta perkütan olarak tedavi edildi. Yedi olgu ortalama 11.5 aydır hayatta olup, 4 hasta greft dışı nedenlerle (ensefalopatinin gerilememesi, hemodinamik instabilite, GVHD, peptik ülser perforasyonu) kaybedildi.Tartışma: Pediatrik karaciğer naklinde, özellikle akut fulminant yetmezlikli olgularda, ascite veya kolestatik büyük karaciğer olmadığından karın yeterli genişlemez. Greft boyutunun büyük olması nedeni ile karnın primer kapatılamaması, greft ve alıcının hiler yapılarının uygun bir şekilde karşı karşıya gelmemesi gibi sorunlar mevcuttur. Bu sorunlar tanımlanan teknikle aşılabilmektedir. Ancak transplante edilen karaciğerlerin, rejenerasyon sonrası uzun dönem sonuçlarının incelenmesi bu tekniğin kabul edilebilirliğinin daha da yerleşmesi için gereklidir.
Canlı donör hepatektomide postoperatif komplikasyonlar: İlk 500 olgu
Amaç: Eylül 2005 ve Ağustos 2011 tarihleri arasında canlı vericili karaciğernakli için yapılan ardışık 500 donör hepatektomi olgusunun postoperatifkomplikasyonları Clavien sınıflamasına göre incelendi.Materyal ve metod: Eylül 2007-Ağustos 2011 tarihleri arasında LDLT içinyapılan 500 donör hepatektomiye ait komplikasyonlar retrospektif olarak incelenerekkaydedildi.Bulgular: Ortalama donör yaşı 32.1±4,ortalama takip süresi 32 ay (3 ile 58 ayarası) dır. 451 donöre sağ hepatektomi (%90.2), 14 donöre sol hepatektomi (segment2,3,4) (%2.8), 30 donöre sol lateral segment rezeksiyonu (57) yapılmıştır.Toplam 500 donörün 96'sın da (%19.2) toplam 152 komplikasyon tespit edildi.Donör ölümü hiç olmadı. Sağ hepatektomi yapılan 88 donörde (%19.5), sol hepatektomiyapılan 5 donörde (%35.7) ve sol lateral segmentektomi yapılan 3 donörde (%8,5)komplikasyon gelişti.Gelişen 152 komplikasyonun 76 tanesi (%50) grade I ve 9 tanesi (%6) grade IIkomplikasyonlardı. Gelişen major komplikasyonlardan 28 tanesi grade IIIa (%18.4), 35tanesi grade IIIb (%23) ve 4 tanesi grade IVa idi. Grade IVb ve grade Vkomplikasyonumuz olmadı. Yüz elli iki komplikasyon arasında en sık görülen, 54(%35.5) komplikasyonla safra yolu komplikasyonlarıydı.Sonuç: Deneyimli merkezlerde, uygun hasta seçimi ve yoğun postoperatiftakiple sağlıklı bireylerden kontrol edilebilir düşük morbiditeyle güvenilebilir şekildekaraciğer grefti elde edilebilir.
Hepatosellüler kanserde canlı vericili karaciğer nakli
Amaç: Karaciğer nakli, Hepatosellüler kanser (HSK) tedavisinde genel kabul görmüş bir tedavi modalitesidir. Ancak nakil yapılacak hastaları belirlemede, birbirinden farklı ve rakamlara dayanan çok sayıda kriter mevcuttur. Bunlardan en yaygın kullanılanı Milan kriterleridir. Biz kriter olarak hastalığın karaciğere sınırlı olmasını ve makrovasküler invazyon olmamasını canlı vericili nakil için yeterli görmekteyiz. Bu çalışmada bu kriterler göz önüne alınarak yapılan karaciğer nakli olgularımızın sonuçları değerlendirildi.Materyal-Metod: HSK tanısıyla 105 hastaya karaciğer nakli yapıldı. Ameliyat sonrası erken dönemde kaybedilen ve kadavradan nakil yapılan hastalar dışında kalan toplam 74 hasta değerlendirildi. Hastaların 65'i (% 88) erkek, 9'u (% 12) kadındı. Ortalama yaş 53'tü (19-69). Tek değişkenli Kaplan-Meier ve çok değişkenli Cox proportional hazards modeli ile genel ve hastalıksız sağkalım analizi yapıldı, p<0.05 anlamlı kabul edildi.Bulgular: Hastaların 32'si (% 43) Milan kriterlerinin içinde, 42'si (% 57) ise dışındaydı. 1 ve 2 yıllık genel sağkalım, Milan kriterleri içindeki hastalarda % 72 ve % 68, dışındakilerde sırasıyla % 61 ve % 58'di. Hastalıksız sağkalım oranları, 1 ve 2 yıl için Milan kriterleri içinde kalan hastalarda % 72 ve % 68 iken, dışındakilerde sırasıyla % 60 ve % 55 bulundu (p>0,05). Milan kriterleri içinde ve dışında olan hastalarda tümör nüksü sırasıyla % 0 ve % 36 idi (p=0.0002). Genel sağkalım açısından sadece AFP değeri, hastalıksız sağkalım açısından ise AFP değeri ve diferansiasyon derecesi istatistiksel olarak anlamlı bulundu.Sonuç: Milan kriterleri dışında kalan hastalarda beklenildiği üzere nüks açısından sonuçlar daha kötüdür ancak, kadavra organ bulunmasının zor olduğu ülkelerde, bu hastalar için canlı vericili karaciğer naklinin tek tedavi şansı olduğunu düşünüyoruz. Kadavra karaciğerlerin bu hastalarda kullanılmasının uygun olmadığına inanıyoruz.
Karaciğer nakli uygulanan hastalarda yorgunluğun yaşam kalitesi üzerine etkisi
Araştırma, karaciğer nakli uygulanan hastalarda yorgunluğun yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak planlandı ve yapıldı.Araştırmanın evrenini Mayıs 2004 - Mayıs 2009 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi (TÖTM)'nde karaciğer nakli uygulanan 189 hasta oluşturdu. Örneklemini ise 1 Mart - 31 Ağustos 2009 tarihleri arasında TÖTM Genel Cerrahi polikliniğine nakil sonrası kontrole gelen ve rastlantısal olasılıksız örnekleme yönetimi ile seçilen 76 hasta oluşturdu. Veriler; Hasta Bilgi Formu, Yorgunluk İçin Görsel Benzerlik Skalası ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde Sayı, Yüzde Oranları, Bağımsız Gruplarda t Testi, Mann Whitney U, Kruskall Wallis ve Pearson Korelasyon analiz testleri kullanıldı.Araştırmaya katılan hastaların yarısından fazlası 30-49 yaş grubunda (%53.9), çoğunluğu erkek (%78.9), evli (%75) ve çekirdek ailede (%88.2) yaşamaktaydı. Hastaların, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyutlarından en yüksek puanı mental sağlık alanında en düşük puanı ise mental rol alanında aldıkları saptandı. Hastaların Yorgunluk İçin Görsel Benzerlik Skalası toplam puan ortalamasının orta, alt boyutta yer alan yorgunluk düzeyinin düşük, enerji düzeyinin ise yorgunluk düzeyinden daha yüksek ve iyi düzeyde olduğu belirlendi. Geliri giderinden fazla olan ve kadavradan nakil yapılan hastaların yorgunluk düzeylerinin daha düşük, 30-49 yaş grubundaki hastaların enerji düzeylerinin daha yüksek olduğu görüldü. Hastaların yorgunluk puanları ile SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyut (fiziksel işlev, fiziksel rol, ağrı, genel sağlık algısı, yaşamsallık, sosyal işlev, mental rol mental sağlık) puanları arasında negatif yönde önemli düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu ve yorgunluk puanları arttıkça yaşam kalitesi puanlarının düştüğü belirlendi.Sonuç olarak, bu çalışmaya katılan karaciğer nakli uygulanmış hastaların yorgunluk düzeylerindeki artışın yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilediği belirlendi.Anahtar Kelimeler: Karaciğer Nakli, Yorgunluk, Yaşam Kalitesi, Hemşirelik, Hasta
Karaciğer transplantasyonunda intraoperatif sıvı yanıtının iki farklı monitörizasyon yöntemi ile değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, karaciğer transplantasyonun (KT)'da, Masimo® SET Rainbow sistemi ile elde edilen pletismografik değişkenlik indeksi (PVI)'nin sıvıya yanıtı öngörmedeki yeterliliğini test etmek ve PICCO2 monitörü ile ölçülen ön yük ve sıvı yanıtını değerlendirme parametreleri ile karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya son dönem kronik karaciğer yetmezliği nedeniyle ortotopik KT planlanan, 18 yaş üstü, 25 hasta çalışmaya dahil edildi. Standart anestezi indüksiyonu sonrası hastalar PVI yazılımına sahip Masimo monitörüne bağlanarak, PVI ve perfüzyon indeksi ölçüldü. Santral venöz basınç ve PICCO2 monitörizasyonları yapılarak transpulmoner termodilüsyon yöntemi ile kardiyak indeks (CI), stroke volüm indeks (SVI), stroke volüm değişimi (SVV), puls basınç değişimi (PPV), global end-diastolik indeks (GEDI) ve intratorasik kan volümü (ITBV) ölçüldü. Her iki monitörden belirlenen zamanlarda elde edilen parametreler eş zamanlı olarak kaydedildi. Ayrıca, diseksiyon fazında asit boşaltılması sonrası ve anhepatik fazda vena kava klempajı sonrası 10 mL/kg % 6 hidroksietil nişasta ile sıvı yüklemesi yapıldı. Sıvı infüzyonu sonrası hastalar, CI'de %15 ve üzerinde değişim olanlar (yanıt veren) veya altında değişim olanlar (yanıt vermeyen) olarak ikiye ayrıldı.Bulgular: Diseksiyon fazında sıvı yüklemesine yanıt veren/vermeyen hasta oranı 14/11 iken anhepatik fazda 18/6 idi. Yanıt veren ve vermeyen hastalar arasında sıvı yüklemesi öncesi PVI değerleri açısından fark bulunmadı. Her iki fazda da sadece SVV değeri yanıt veren hastalarda vermeyenden anlamlı olarak daha yüksekti. Diseksiyon fazında PVI ?7 değeri için eğri altında kalan alan (AUC) değeri 0.56 (sensitivite %35 ve spesifite 90, p=0.58). Anhepatik fazda PVI > 16 için AUC değeri 0.55 (sensitivite %55 ve spesifite % 66, p=0.72) idi. Tüm parametreler arasında en yüksek AUC değeri SVV'ye aitti. Sıvı yüklemesi öncesi PVI, SVB, PPV, GEDI ve ITBV değerleri ile ?CI arasında korelasyon saptanmaz iken SVV değeri ile ?CI arasında anlamlı pozitif korelasyon bulundu (diseksiyon r=0.60, p=0.001; anhepatik r=0.44, p=0.02). ?PVI ile ?SVV ve ?PPV arasında korelasyon saptanmadı.Sonuç: PVI değişkeninin, KT gibi periferik perfüzyonun oldukça değişken ve vazokonstriktör kullanımının fazla olduğu cerrahilerde, sıvı yanıtını belirlemek için yeterince güvenilir olmadığı, buna karşı, PICCO2 sistemi ile ölçülen SVV değişkenin iyi bir gösterge olduğu kanaatindeyiz.
Canlıdan canlıya karaciğer transplantasyonu sonrası biliyer komplikasyon gelişen vakalarda endoskopik retrograd kolanjiopankreatografi (ERCP) sonuçlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi
Amaç: Karaciğer transplantasyon hastalarında biliyer komplikasyonlar morbidite ve mortalitenin önemli sebepleridir. Bu durumlarda her ne kadar endoskopik tedavi modaliteleri yaygın olarak kullanılsa da özellikle canlıdan yapılan karaciğer transplantasyonlarında bu tekniklerin etkinliği henüz gösterilememiştir. Biz canlıdan karaciğer transplantasyonu sonrası biliyer komplikasyon gelişen hastalarda ERCP sonuçlarını sunmayı amaçladık. Materyal ve metod: Merkezimizde Mart 2002 ile Ağustos 2012 tarihleri arasında canlıdan karaciğer transplantasyonu yapılan 654 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Biliyer komplikasyonlu hastaların biliyer komplikasyon tipini ve ERCP tedavi prosedürlerini inceledik. Bulgular: 654 hastanın 138?ine (%21.1) ERCP yapıldı. 12 hastada (%8.69) safra kanalı geçilemedi ve perkütanöz girişimler tercih edildi. 80 hastada (%63.5) striktür, 22 hastada (%17.5) kaçak, 10 hastada (%7.9) taş + striktür, 11 hastada (%8.8) striktür + kaçak, 3 hastada (%2.4) taş gözlendi. Bütün striktürler anastomotikti. 28 hastada (%22.2) anastomotik striktür geçilemedi. 64 hastaya (%50.8) plastik stent yerleştirildi. Stent öncesi 38 hastaya (%30.1) buji dilatasyon ve 1 hastaya (%0.8) balon dilatasyon uygulandı. 17 hastada (%13.5) yalnızca sfinkterotomi yapıldı. 6 hastaya (%4.7) nazobiliyer kateter yerleştirildi. Safra taşları 13 hastada (%10.3) balonla taş ekstraksiyonu ile çıkarıldı. Sonuç olarak ERCP bazlı tedavi yönetimleri 138 hastanın 98?inde (%71.0) başarıyla sonuçlandı. Sonuç: Canlıdan karaciğer nakillerinde biliyer komplikasyonlar yaygın olarak görülür ve endoskopik müdaheleler bu komplikasyonları etkin tedavisidir.
Sol lob ve sol lateral segment canlı donör hepatektomi sonuçlarımız
Amaç: Karaciğer nakli programına 2006 yılında Turgut Özal Tıp Merkezi?nde başlanılmış olup, günümüze kadar donör morbiditesi olmaksızın, nakillerin % 78.9 CVKN ve %9.8 sol lob CVKN?dir. Bu çalışma ile kliniğimizde canlı vericili sol lob karaciğer nakli için yapılan sol donör hepatektomiye ait sonuçlar retrosepktif olarak incelenmiştir. Materyal ve Metot: Kasım 2006-Nisan 2012 tarihleri arasında, CVKN için yapılan sol lob donör hepatektomiye ait verilerinretrospektif olarak incelenmesi. Bulgular: Sol lob donör hepatektomi olan 60 hasta, çalışmaya dâhil edildi. Ortalama donör yaşı 31.7±8.9 (30/30 erkek/ kadındı) idi. Donörlerin 55 tanesi (%91.6) en az 4. dereceden alıcı ile akrabaydı. 5 tanesi (%8.3) akrabalık dışında donörler idi. On-beş donöre sol hepatektomi (segment 2,3 ve 4) (%25), 45 donöre sol lateral segment rezeksiyonu (%75) yapıldı. Ortalama takip süresi 30± 7.1 (2-58ay) idi. Toplam 60 donörün 12 sinde (%20) toplam 16 komplikasyon tespit edildi. Sol hepatektomi yapılan 6 donörde (%50) ve sol lateral segmentektomi yapılan 6 donörde (%50) komplikasyon gelişti. Gelişen 16 komplikasyonun 7 tanesi (%43.7 ) Grade I ve 2 tanesi (%12.5) Grade II komplikasyonlardı. Gelişen major komplikasyonlardan 4 tanesi Grade IIIa (%25), 3 tanesi Grade IIIb (%18.7) idi. Grade IV ve Grade V komplikasyonumuz olmadı. 16komplikasyon arasında en sık görülen, 7 adet ile (%43.7) safra yolu komplikasyonlarıydı. Donör ölümü hiç olmadı. Sonuç: Sağlıklı bir donör adayında, kendisine fayda sağlamayacak komplike bir cerrahi işleme ait morbidite ve mortalite, kaygılara neden olmaktadır. Deneyimli merkezlerde, uygun hasta seçimi ve yoğun postoperatif takiple sağlıklı bireylerden düşük morbiditeyle güvenilebilir şekilde sol lob karaciğer grefti elde edilebilir.