Osteoporoz

113 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Orak hücre anemili hastalarda osteoporoz ile ilişkili yeni biyokimyasal markerlerin tanıdaki yeri

Otozomal resesif geçiş gösteren Orak Hücre Anemisi (OHA), β-globin zincirini kodlayan gendeki tek nokta mutasyonundan kaynaklanmaktadır. Hemoglobinin yük dengesinin değişmesine neden olan bu mutasyon, yetersiz oksijen bulunan ortamlarda HbS'in polimerize olmasına sebep olur. Sonuç olarak, alyuvarların bikonkav disk şekli değişir ve hücreler orak şeklini alır. Doku ve organların oksijensiz kalıp beslenememesine ve kemik yoğunluğunun düşmesine bağlı olarak kemik deformiteleri ve takibinde bir kemik hastalığı olan Osteoporoz gelişebilir. Bu çalışmada, OHA hastalarında Kemik Döngüsü Belirteçleri (KDB) serum düzeyleri ölçülerek orak hücre anemisi ile osteoporoz ilişkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaçla 33 orak hücreli birey (HbSS (30) / HbSβ (3)) hasta grubu ve 34 adet sağlıklı birey kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edildi ve bu bireylerden alınan kan örnekleri, 3500 rpm'de 10 dk. santrifüj edildikten sonra serumları ayrılıp biyokimyasal analizler için -80°C'de saklandı. Serum örneklerinde kemik döngüsü yapım belirteçleri; PINP, PICP, BALP ve Osteokalsin (OT) ile kemik döngüsü yıkım belirteçleri; CTX, Hidroksiprolin (Hyp) ve Pridinolin (PYD) düzeyleri ELISA yöntemi ile analiz edildi. Ayrıca, 25(OH)D düzeyleri spektrofotometrik olarak Immunoassay (EIA) ile ölçüldü. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. Deney sonucunda, PINP (p=0,345), PICP (p=0,071) ve BALP (p=0,607) düzeylerinde orak hücreli anemi çalışma grubu ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Bununla birlikte, OT düzeyi hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0,016). Ek olarak, hasta grubu, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında CTX (p=0,763), Hyp (p=0,546) ve Piridinolin (p=0,890) serum düzeyleri arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmadı. Son olarak, 25(OH)D orak hücre çalışma grubunda kontrol grubuna kıyasla önemli ölçüde düşük bulundu (p=0,01). Çalışma sonucu kemik yapım belirteci olan osteokalsine göre değerlendirildiğinde orak hücre anemili hastalarda osteoblastik aktivitenin ve dolayısıyla kemik döngüsünün arttığı söylenebilir. Orak hücre hasta grubunun artan osteokalsin düzeyi ve düşük 25(OH)D sonucu, osteoporoz patolojisini destekler nitelikte olup tanı için yeterli değildir. Sonuç olarak, orak hücre anemisinin kemik metabolizmalarına olan etkisini anlamak için KDB serum düzeylerinin, kemik mineral yoğunluğu (KMY) ile desteklenerek değerlendirilmesi ve orak hücre hastalarının örneklem büyüklüğü arttırılarak daha fazla araştırılması gerekmektedir.

AnemiAnemi-orak hücreliBiyobelirteçler+7
Meryem Korkmaz
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postmenopozal osteoporozda denosumab tedavisinin metabolik ve inflamatuar parametreler üzerine etkisi

Denosumab postmenopozal osteoporozun tedavisinde kullanılan RANKL'a karşı geliştirilmiş bir monoklonal antikordur. RANK/RANKL/OPG döngüsü hem immün sistem hem osteoporoz üzerine etkilidir. Bazı RANK mutasyonları hipogamaglobulinemi ile seyreder. RANK/RANKL yolağının insülin direnci ve hepatosteatoz gelişiminde aracı olabileceğini düşündüren çalışmalar mevcuttur. Ancak, denosumabın inflamasyon ve immünite üzerine olan klinik etkileri yeterince bilinmemektedir. Biz bu çalışmada denosumab tedavisinin metabolik ve inflamatuar parametreler üzerindeki etkilerini araştırmayı hedefledik. Çalışmamızda Kasım 2021-Mart 2023 tarihleri arasında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Bünyesindeki polikliniklere başvuran veya servislerinde takip edilen, 50 yaşın üzerinde, en az bir yıldır menapozda olan, kemik mineral yoğunluğu ölçümünde lomber vertebra veya kalça T skoru -2,5 ve altında olan veya frajilite kırığı öyküsü olan ve diğer tedavileri kullanamıyor ve onlara cevapsız olan 30 hasta dahil edildi. Hastaların tedavi öncesi ve tedavi sonrası 1. ayda bakılan; tam kan sayımı, nötrofil/lenfosit oranı, sedimentasyon, CRP, fibrinojen, ferritin, prokalsitonin, D-dimer, homosistein, açlık kan şekeri, insülin, HOMA-IR, LDL, HDL, trigliserid, Lp(a), kalsiyum, albümin, fosfor, parathormon, alkalen fosfataz parametreleri retrospektif olarak değerlendirildi. Çalışmamızda denosumab uygulaması öncesi ve sonrası bakılan metabolik parametreler arasında anlamlı farklılık saptanmadı(p>0,05). Kalsiyum(p=0,003), fosfor(p<0,001) düzeylerinde ve albumin(p=0,005) düzeyinde anlamlı azalma saptandı. Parathormon değerinde istatistiksel olarak anlamlı artış saptandı(p<0,001). Denosumab uygulaması öncesi ve uygulama sonrası bakılan lökosit(p=0,042), nötrofil(p=0,042) ve monosit(p=0,034) değerlerinde anlamlı azalma saptandı. Çalışmamızda denosumab tedavisinin metabolik parametreler üzerine etkisinin olmadığı; nötrofil ve monosit değerlerini azaltarak inflamasyon üzerinde etkisi olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Postmenopozal osteoporoz, denosumab, inflamasyon

DenosumabMetabolizmaNükleer faktör-kappa B+4
Gizem Gök Sarica
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Vertebra korpus kırıklarında kifoplasti uygulamasının klinik sonuçları

Osteoporoz günümüzün ileri yaşta hasta grubunda sıkça karşılaştığımız hastalığıdır. En ciddi sonuçlarından biri vertebra kompresyon kırıklarıdır. Kifoplasti ise bu kırıklar için kullanılan minimal invazif cerrahi tekniktir. Tedavide amaç spinal deformiteyi önlemek, ağrıyı azaltmak, vertebra yüksekliğini yeniden sağlamak ve erken mobilizasyon ile hastanın günlük aktivitelerine geri dönmesini sağlamaktır. Bu tezde kliniğimizde kifoplasti ile tedavi edilen vertebra kompresyon kırıklarının sonuçları bildirilmiş ve litaratür bilgileri tartışılmıştır. Çalışmada TEMMUZ 2011-HAZİRAN 2013 tarihlari arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji ana bilim dalında vertebra kompresyon kırığı nedeni ile kifoplasti uygulanan 18 hastanın 25 seviyesi incelenmiştir. Hastaların 9(%50) u kadın 9(%50) u erkekti. Yaş ortalamaları 67.5 (52-82) du. Olguların klinik değerlendirilmeleri ADI, ODS, SF-36 kriterlerine göredir. Radyolojik tanıda hastaların vertebral kolon ön-arka ve yan direkt grafileri rutin olarak çekildi. Yine hastalara MRG ve gerek görülen urumlarda BT cekildi. Kifoplasti işlemi yapılan 25 seviyenin dağılımı ; T3 seviyesine 1 (%4), T4 seviyesine 1 (%4), T11 seviyesine 2 (%8), T12 seviyesine 4 (%16), L1 seviyesine 7 (%28), L2 seviyesine 5 (%20), L3 seviyesine 4 (%16), L5 seviyesine 1 (%4) seviye şeklindeydi. Kifoplasti ile hastaların ADI i 9.2 den 2.1 e gerilerken ODS da hastaların hemen hemen hepsinde bel ağrısı kifoplasti işlemi sonrasında hastanın yaşamında önemli bir problem oluşturmamakta, yine SF-36 ya göre de kifoplasti sonrası hastaların günlük yaşam destek aktivitelerinde azalmanın anlamlı derece olduğu görüldü. Hastaların kifoplasti işlemi sonrasında mevcut vertebra korpus yüksekliklerinin ortalamasının da %43 arttığı görüldü. Osteoporotik vertebra kırıklarının tedavisinde kifoplasti minimal invazif bir cerrahi yöntemdir. Bu işlem ile kırık stabilizasyonu, ağrı azaltılması, vertebra duvar restorasyonu, oluşabilecek spinal deformiteyi engelleme, kısa sürede mobilizasyon ve erken normal yaşama dönme sağlayan altın standart minimal invasif bir cerrahi tekniktir.

Kırıklar-kemikOrtopedik cerrahiOsteoporoz+1
Metehan Özen
İnönü University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Postmenopozal kadınlarda osteoporoz prevalansı ve risk faktörleri

Bu araştırma postmenopozal dönemindeki kadınlarda osteoporoz prevalansı ve risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma, Çorum Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne, Ekim 2019-Aralık 2019 tarihleri arasında olasılıksız örnekleme yöntemlerinden rastlantısal örnekleme yöntemi ile seçilen toplam 301 postmenopozal osteoporozlu kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Sosyo-Demografik Bilgi Toplama Formu (SDBTP)", "Osteoporoz Risk Faktörleri Formu (ORFF) " uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ki-kare testi, ölçümsel veriler için t-testi/Mann Whitney-U testi, One-Way ANOVA/Kruskall Wallis testleri kullanılıp, bu testlerde gruplar arasındaki farklılıkların belirlenmesinde Tukey's HSD testi/Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmamızda, postmenopozal osteoporoz prevalansı %29,2 olarak belirlenmiştir. Kadınlarda; ileri yaş, menarş yaşı, gebelik sayısı, sigara ve kafein tüketimi, kronik hastalık varlığı ve sürekli ilaç kullanımı ile postmenopozal osteoporoz arasında pozitif yönde, öğrenim durumu, kalsiyum ve D vitamin takviyesi kullanımı ile postmenopozal osteoporoz arasında negatif yönde ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca yaşadığı yer ve medeni durumun postmenopozal osteoporozu etkilediği belirlenmiştir (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Postmenopoz, osteoporoz, risk faktörleri.

KadınlarOsteoporozPostmenopoz+2
Mustafa Keskin
Hitit University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diyabetes mellitus tedavisinde sodyum-glukoz ko-transporter-2 inhibitörlerinin (SGLT2i) kemik mineral dansitesi üzerine etkisi

Çalışmamızda osteoporoz için çok önemli risk faktörlerinden biri olan diyabetes mellitusun tedavisinde günümüzde sıkça kullanılmakta olan SGLT-2 inhibitörlerinin kemik mineral yoğunluğu üzerine olan etkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmaya, 2021 - 2022 yılları arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı ve Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı polikliniklerinde tip 2 diyabetes mellitus tanısı ile takip edilen hastalar arasından empagliflozin, dapagliflozin veya metformin + empagliflozin kombinasyonu başlanarak en az 6 ay takip edilen 35 hasta alındı. Bu hastaların tedaviye başlandıktan 1 hafta sonraki ve 6.ay verileri incelenerek demografik ve klinik özellikleri, laboratuvar ve DEXA verileri kaydedildi. Başlangıç ve 6.ay değerleri karşılaştırılarak değerdirme yapıldı. Çalışmada medyan yaş 56,03 (39-75) yıl idi. Hastaların 27'si (%77.1) kadın, 8'i (%22,9) erkek idi. Başlangıç ve 6.ay değerleri incelendiğinde tüm hastalarda SGLT-2 inhibitörleri sonrası, literatür ile uyumlu şekilde HbA1c, açlık plazma glukozunda anlamlı azalma saptanırken, kreatinin değerinde anlamlı değişim izlenmemesine rağmen GFR değerinde hafif artış saptandı. Kalsiyum, parathormon, fosfor değerlerinde anlamlı değişim izlenmezken, 25-OH D vitamininde anlamlı bir artış saptandı (p=0,006). DEXA verilerine göre femur boyun BMD değeri, T ve Z skorlarında; femur total BMD değeri ve Z skorunda; lomber 1-4 vertebra total BMD değeri, T ve Z skorlarında anlamlı değişim saptanmadı. Literatürden farklı olarak DEXA verilerinde femur total T skorunda anlamlı hafif düşüş izlendi (p=0,03). Literatürde SGLT-2 inhibitörleri ile kemik mineral yoğunluğu arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalarda çelişkili sonuçlar mevcuttur. Çalışmamızda SGLT-2 inhibitörleri ile femur total T skorlarındaki hafif değişiklik dışında kemik mineral yoğunluğu değerlerinde anlamlı değişiklik saptanmamıştır. Diyabet - osteoporoz ilişkisi gözönüne alındığında SGLT-2 inhibitörlerinin kemik mineral yoğunluğu üzerine etkilerini daha net ortaya koyabilmek için daha geniş serilerde yapılmış, prospektif ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

DEXADiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+5
Büşra Neslişah Arslan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radius distal kırığı nedeniyle cerrahi yapılan hastalarda Hounsfield Unit'in klinik ve radyolojik sonuçlar ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Distal Radius uç kırıkları özellikle yetişkin yaş grubunda üst ekstremitenin sık görülen kırıklardır. Yaş dağılımı olarak 6-10 yaşları ile 60-69 yaşları olmak üzere bimodal dağılım göstermektedir. Bilgisayarlı Tomografi üzerinden ölçülen Hounsfield Unit (HU) ile kemik yoğunluğu arasında korelasyon olduğunu gösteren literatürde birçok çalışma mevcuttur. Çalışmamızın amacı, Radius distal uç kırığı nedeni ile tarafımızca ameliyat edilen hastalarda Hounsfield Unit'in klinik ve radyolojik sonuçlar ile ilişkisini değerlendirmektir. Çalışma 2018-2021 yıllarında kliniğimize başvuran ve Radius distal uç kırığı nedeni ile ameliyat edilen 59 hasta üzerinden gerçekleştirilmiştir. Bilgisayarlı Tomografi (BT) üzerinden Radius distalinde bulunan kırık hattından ayrı ayrı 3 kesit alınarak HU değerleri ölçülüp not edildi. HU skalasına göre <140 kötü, 140-220 orta, >220 iyi olarak değerlendirmeye alınmıştır. Cerrahi sonrası el bileğinin klinik sonuçları Modifiye Mayo El Bilek Skoru ile değerlendirilmiştir. Çalışmamıza katılım kriterlerine uyan 59 hasta dahil edildi. Hounsfield Unit (HU) ile AO sınıflamasına göre A tipi kırık, B tipi kırık ve C tipi kırık paterni istatistiksel olarak değerlendirildiğinde aralarında anlamlı fark oluşmadığı görülmüştür (p>0,05). Kırık kaynama süresi ile yine kırık paterni arasındaki ilişki değerlendirildiğinde kaynama süresinin kırık paterninden etkilenmediği sonucuna ulaşılmıştır (p>0,05). Operasyon sonrası klinik sonuçları değerlendirmek üzere kullanılan Modifiye Mayo El Bilek Skorlaması ile kırık tipleri arasında anlamlı farklılık oluşmamıştır (p>0,05). Ölçülen HU değerleri ile Modifiye Mayo El bilek Skorları ile de anlamlı korelasyon oluşmamıştır (p>0,05). Bunların yanında distal Radius kırıklarına yönelik ölçülen HU değerleri ile kaynama süreleri arasında negatif yönlü anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0,05) (r: -,474). Literatürde birçok çalışmada HU değeri ile DEXA ile ölçülen kemik yoğunlukları arasında benzerlik olduğu gösterilmiştir. Çalışmamızda HU skalasına göre iyi olarak değerlendirilen hastalarda kaynama sürelerinin daha hızlı olduğu görülmüştür. Bunun yanında HU değerlerinin ölçümlerinin pratik olması, maliyetinin düşük olması ve ekstra radyasyon maruziyeti yaratmaması nedeni ile rutin olarak kullanılması önermekteyiz.

Kırıklar-kemikOsteoporozRadius+3
Ali İhsan Alpsoy
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Renal transplantasyon yapılan hastalarda nakil sonrası kemik kaybında etkili olan faktörler ve kan gazı ile ilişkisinin belirlenmesi

Osteoporoz, renal transplantasyonunun önemli bir komplikasyonudur. Transplantasyondan sonraki ilk 6-12 ay boyunca belirgindir sonra daha düşük bir oranda devam eder. Çalışmamızın amacı renal transplantasyon yapılan hastalarda (RTR) kemik kaybı sıklığının saptanması ve ilişkili faktörlerin belirlenmesidir. Çalışmamızda 150 RTR değerlendirildi. Hastaların; yaş, cinsiyet, beden kitle indeksi (BKİ), primer hastalık, diyaliz türü, diyaliz süresi, nakil türü, renal transplantasyon süresi, steroid kullanım öyküsü, immünsupresif öyküsü, kümülatif steroid dozu, hastanın aldığı immunsupresif rejimi, diyabet öyküsü, dual-energy x-ray absorptiometry, glomerüler filtrasyon hızı (GFH) ve biyokimyasal belirteçleri değerlendirildi. L1-L4 total kemik mineral dansitometri (KMD) ölçümünde %24,6, Femur boyun KMD ölçümünde %21,3 osteoporoz saptandı. Hastaların primer hastalıkları, kümülatif steroid dozu, GFH, albümin, alkalen fosfataz, fosfor ve kalsiyum düzeyleri, canlı veya kadavradan nakil olmaları, nakil öncesinde steroid öyküsü, nakil öncesinde immünsupresif öyküsü ve aldıkları immünsupresif rejimler ile lomber vertebra ve femur boyun KMD değerleri arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p >0,05). Periton diyaliz (PD) ve uzamış transplantasyon süresi lomber vertebrada, bikarbonat (HCO3) düzeyi femur boynunda, BKİ her iki bölgede artmış KMD ile ilişkili olarak saptandı (p<0,05). Asidoz lomber vertebrada, ileri yaş ve uzamış diyaliz süresi femur boynunda, yüksek parathormon düzeyi her iki bölgede azalmış KMD ile ilişkili saptandı (p <0,05). Çalışmamızda asidoz RTR'lerde kemik kaybı ile ilişkilendirilmiştir ve özellikle GFH kısmen korunmuş hastalarda hekimlerin bu konudaki farkındalıkları düşük olabilmektedir. RTR'lerde kan gazı ve HCO3 değerlerinin düzenli aralıklarla taranmalı ve düşüklük saptandığı takdirde tedavi edilmelidir.

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliBöbrek yetmezliği-kronik+3
Yakup Varank
Gaziantep University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Osteoporotik rat modellerindeki kemik defektlerinin iyileşmesinde proton pompa inhibitörü kullanımının ve düşük düzeyli lazer tedavisinin etkilerinin araştırılması

Bu deneysel çalışmada, Proton Pompa İnhibitörü (PPI) kullanımının ve Düşük Düzey Lazer Tedavisinin (DDLT) osteoporotik rat modellerinde oluşturulan kritik büyüklükteki kalvaryal defektlerde, kemik iyileşmesi üzerindeki etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca çalışma gruplarında, kemiğin biyomekanik özellikleri de incelenmiştir. Çalışmada, 45 adet dişi Wistar rat kullanılmış ve kontrol grubu (A), overektomi grubu (B), overektomi ve PPI grubu (C), overektomi ve DDLT grubu (D), overektomi, PPI ve DDLT grubu (E) olmak üzere toplam beş grup yer almıştır. Tüm deneklerde, 5 mm çapta, kritik büyüklükte kalvaryal kemik defekti oluşturulmuştur. Kemik iyileşmesi, histomorfometrik ölçüm yöntemi ile değerlendirilmiştir. Ayrıca gruplardaki hayvanların kemiklerinin biyomekanik özelliklerinin saptanması için, femurlar üzerinde çekme ve germe testleri uygulanmıştır. Çalışmada, E grubunda gözlemlenen ortalama yeni kemik alanının, diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Çekme ve germe testlerinin sonuçlarına göre, çekme dayanımı, birim şekil değiştirme, fleksiyon modülüsü ile maksimum eğme, uzama ve gerilme momentlerinin ortalamalarının PPI ve overektomi gruplarında, kontrol gruplarına göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, DDLT kullanımının cerrahi sonrası yeni kemik oluşumunu uyardığı ve PPI kullanımı ile, kemiklerin çekme ve germe kuvvetleri karşısındaki mekanik direncinin zayıfladığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Osteoporoz, proton pompa inhibitörleri, düşük düzey lazer tedavisi, kemik defektleri

Histamin H2 antagonistleriKemik defektleriKemik ve kemikler+3
Nihat Demirtaş
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Zoledronik asidin cerrahi osteosentez yapılan intertrokanterik femur kırıklarında mortalite ve iyileşme üzerine etkisi

AMAÇ: Çalışmamızda Zoledronik asitin osteoporoz tedavisindeki etkinliğini ve intertrokanterik kırık cerrahisi sonrasındaki etkilerini araştırmayı amaçladık. MATERYAL-METOD: Cerrahi olarak tedavi ettiğimiz 65 yaş üstü intertrokanterik femur kırığı olan hastaları 1 yıl boyunca randomize, prospektif olarak izledik. Kemik mineral yoğunluğu ölçümü sonrasında hastalarımızı iki gruba ayırdık; post-operatif 5 mg/yıl iv zoledronik asit verilen 56 (%49) hasta ile 58 (%51) hastalık kontrol grubu. Bir yıllık mortalite ile birlikte, Harris Kalça skoru ve Merle d?Aubigne kalça skoru ile fonksiyonel sonuçlar değerlendirildi. Ayrıca yaş, cinsiyet, taraf, ek hastalık, ameliyata alınma zamanı, anestezi tipi, yapılan ameliyat, ameliyat sonrası komplikasyonlar ve takip sürelerine göre kategorize edilerek incelendi. Çalışmaya ikiden fazla komorbidite yaratacak ek hastalığı olanlar dahil edilmedi. BULGULAR: Hastaların 70 (%61,4)?i kadın, 44 (%38,6)?sı erkek ve ortalama yaşı 78,56 (65-93) idi. Evans-Jensen sınıflamasına göre 24 hasta( %21,1) Tip 2, 28 hasta (%24,6) Tip 3, 16 hasta (%14) Tip 4 ve 46 hasta (%40,4) Tip 5 kırık olarak değerlendirildi. 38 hastaya(% 33,3) DHS, 76 hastaya (%66,7) PFN uygulandı. Zoledronik asit verilen hastaların post-operatif T skorlarında kontrol grubuna göre anlamlı artış izlendi (p<0,001). Zoledronik asit grubunda mortalite %14,3 iken kontrol grubunda %34,5 olup anlamlı olarak fazlaydı (p=0,012). Her iki skorlama sistemine göre Zoledronik asit yapılan grupta anlamlı olarak daha iyi fonksiyonel sonuçlar elde edildi (Harris Kalça skoru için p=0,025 ve Merle d?Aubigne kalça skoru için p= 0,020). TARTIŞMA-SONUÇ: Osteoporotik 65 yaş üstü intertrokanterik femur kırığı cerrahi tedavisi sonrası Zoledronik asit kullanımı, mortaliteyi azaltan, fonksiyonel sonuçları iyileştiren yılda tek doz kullanımı ile yan etkileri az olan güvenilir bir tedavi modalitesidir.

OsteoporozZoledronik asit
Ömer Cengiz
Bezmialem Vakıf University
2013
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the effect of values of HOMA-IR on progress osteoporosis males

The study was conducted on osteoporosis patients to predict the effect of insulin resistance by using the term of HOMA-IR on the pathophysiology of the disease. The achievement of this goal was required the selection of people based on their HOMA-IR with matched age, waist circumference and body mass index (BMI). Clinically, fasting glucose, insulin, HOMA-IR, and glycated hemoglobin were increased in part of osteoporosis patients, and accordingly these patients were isolated as a separated group from osteoporosis patients with normal insulin sensitivity. Calcium level was non-significantly changed when compared among the control and osteoporosis patients with and without insulin resistance. Phosphorus on the other hand was decreased significantly in osteoporosis patients with HOMA-IR. Alkaline phosphatase activity was increased significantly in osteoporosis patients with HOMA-IR. Furthermore, the levels of C-terminal telopeptide of type I collagen and osteocalcin were increased significantly in the serum of osteoporosis patients with HOMA-IR compared to those without HOMA-IR and to control group. According to the results of this study, HOMA-IR can be considered as a key influencer on the pathophysiology of osteoporosis

AlkalineHemoglobinsOsteocalcin+2
Karrar Malık Mohammed Mohammed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of healthcare staff's knowledge and their daily behavior towards osteoporosis in Iraq, Wasit governorate

Osteoporosis, as generally accepted around the world, is a disease of the skeleton characterized in an increase in bone brittleness and break risk due to a loss of bone mass and structural worsening of bone tissue. The main purpose of this study is to: evaluate the level of nurses' knowledge concerning osteoporosis disease; assess nurses' healthy behaviors for enhancing bone health and reducing risk factors; and find a association between nurses' knowledge about osteoporosis and their sociodemographic characteristics. A cross-sectional descriptive study was conducted in Wasit Governorate (Al-Karamah Teaching Hospital). Between the 15th of October 2022 and the 15th of January 2023. Quantitative research was used in the planning of the study. According to the conclusions of this study, knowledge of osteoporosis was moderate-to-low among nurses in Al-Karamah Hospital during data collection. Nurses who work with this group of people need to learn more about osteoporosis's symptoms and signs, risk factors, and ways to prevent it, especially how to get treatment through nursing care and education.

KnowledgeBehaviourismNurses+4
Hanı Habeeb Naser Al-badrı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The effect of osteoporosis knowledge levels and risk factors on osteoporosis disease in the elderly living in iraq

Osteoporosis represents one of the main problems that influence, especially aging people. Therefore, many healthy societies and organizations are striving to find essential solutions to reduce the development of this disease. Restricting risk factors and developing patients' knowledge about this disease is one of the most important objectives to limit its spread and growth. This study was conducted to determine the risk factors for osteoporosis and the effect of osteoporosis knowledge levels on the development of osteoporosis in the elderly population in Iraq. A descriptive cross-sectional survey was conducted on elder admission patients in teaching hospitals in Al-Hilla Center Babylon Governorate in Iraq. The study included 275 elderly adults. Ethical committee approval from the Babylon Health Department in Iraq (28/12/2021-79), institutional permission (12/12/2021-1231), and ethical committee approval from the Çankiri Karatekin University (17.03.2022-25) were obtained before conducting the study. For the data collection, Data Collection Form for Elderly Patients and Osteoporosis Knowledge Tool Assessment (OKAT) were used. The results revealed that the average age of the participants was 70.97. 140 (50.9%) of the participants were women. According to Dual-energy X-ray absorptiometry (DEXA) results, the number of patients with normal bone mineral density (BMD) values were 120 (43.6%). The number of patients with a good income status was 138 (50.2%). Recently, the most common exercise type of patients was walking, with 211 (76.7%) patients, in addition, for women (p=0.011), menopausal age was 56-65 patients (p=0.015), they were cycling and fitness patients (p=0.021), regularly exercising since their youth (p=0.004) and smokers (p=0.011). It was determined that the osteoporosis knowledge level of patients <0.001) and those who consume milk and dairy products every day (p=0.031) were statistically significantly higher. It has been determined that the elderly in Iraq have moderate osteoporosis. In our study, the high prevalence of osteoporosis in Iraqi elderly people was determined by coffee consumption (p<0.001), educational status (p<0.001), chronic disease (p<0.001), walking as an exercise (p=0.016), a height greater than 3 cm compared to youth, shortening (p<0.001), smoking status (p=0.046), consuming milk and dairy products every day (p=0.024), taking cortisone treatment for more than 3 months (p<0.001). Accordingly, it is recommended to identify osteoporosis risk factors, take necessary precautions against those that can be prevented from these risk factors, and provide training on osteoporosis in order to increase the osteoporosis knowledge level of the elderly population.

KnowledgeLevel of knowledgeGeriatrics+3
Najlaa Jameel Jawad Al-khafajı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the relationship between vitamin d and osteoporosis in patients individuals with gout

Low serum levels of 25-hydroxy vitamin D (Vit. D) and hyperuricemia (HU) may cause bone-related diseases such as osteoporosis. The relationship between Vit. D and osteoporosis among Iraqi patients with HU have not been reported so far, although HU and Vit. D deficiency is common. In this study, it is aimed to investigate the relationship between Vit. D with elevated serum uric acid (SUA) among patients in Salahaddin Province, Iraq. The data were collected from 120 participants attending laboratories in Tikrit Teaching Hospital in Iraq from October 2022 to February 2023. 60 hyperuricemic patients with SUA levels above the upper limit of the reference values as patients group and 60 individuals (volunteers) with average SUA values as controls were enrolled in the study. Traditional biomarkers such as fasting plasma calcium (Ca+2), C Reactive protein (CRP), and erythrocyte sedimentation rate (ESR) were measured and compared between the two groups. The studied parameters and parameter levels were analyzed according to gender. The mean age of the studied patients was 61.50± 9.2 years, while in the control group, it was 52.2 ± 6.4 years. The SUA levels of patients and control groups were 7.51 ± 0.93 mg/dl and 4.40 ± 0.98 mg/dL, respectively. Vit. D level is a mean of 20.39 ± 13.26 ng/mL in patients with elevated SUA and 36.22 ± 7.26 ng/mL (at normal levels) in the control, and therefore Vit. D deficiency was prevalent in patients with high SUA. Moreover, the HU patients had a lower level of Ca+2 with a mean of 8.49 ± 0.73 mg/dl and higher levels of CRP with a mean of 18.06 ± 9.44 mg/dl and ESR levels with a mean of 35.50 ± 13.98 mm/hr than those with normal SUA levels (Ca+2; 9.11 ± 0.384mg/dl, CRP; 2.36 ± 1.716mg/dl, and ESR; 9 ± 4mm/hr., respectively). Vit. D level was significant positively associated with Ca+2 (r= 0.434, p=0.001), and non-significantly inversely correlated with SUA (r=-0.042, p=0.753), CRP(r=-0.155, p=0.238), and ESR(r=-0.123, p=0.349). These data show that Vit. D and Ca+2 deficiencies are important risk factors for osteoporosis, and both are essential for bone health. Moreover, Vit. D and Ca+2 are very important for patients suffering from hyperuricemia. Osteoporosis can occur in both men and women, and there are differences significantly. However, female patients with low vitamin D and Ca2+ and high CRP values as well as high ESR values have a higher risk than male patients with HU or gout. The results of our current study confirm that female sex, older age, amount of SUA, elevated ESR and CRP, decreased Vit. D and Ca+2 levels are all correlated variables for assessing osteoporosis risk. These findings confirm the need for Vit. D and Ca+2 supplementation. To fully understand the mechanisms and clarify the association between Vit. D deficiency and hyperuricemia, it is also necessary to investigate how Vit. D supplementation affects uric acid and therefore whether this supplementation treatment can prevent osteoporosis.

GoutOsteoporosisVitamin D
Jamal Younıs Mustafa Albıro
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Study of some osteoporosis risk factors among uncontrolled diabetic postmenopausal Iraqi women

One of the most common disorders among women is osteoporosis. The chances of getting this disease increase with age, especially during menopause and in women with diabetes. The current research looks at the risk factors for osteoporosis in postmenopausal Iraqi women who are diabetes and non-diabetic. This research was carried out on two groups of diabetic (with and without osteoporosis) (N=70), and non-diabetic postmenopausal women (N=70). All participants had their bone mineral density measured using dual-energy X-ray absorptiometry at the L2–L4 vertebrae (Anteroposterior projection) and femoral neck (DEXA). The results indicated a higher prevalence of osteoporosis in diabetic postmenopausal women in comparison to non-diabetic healthy women. Among different potential risk factors age, menopause duration, and high level of plasma phosphor were significantly associated with increased risk of osteoporosis in diabetic postmenopausal women. As well, these women have a high T-score in the lumbar spine, and as a result, osteoporosis occurs in the lumbar spine. In conclusion, postmenopausal diabetes women had substantially lower T score values and a higher incidence of osteoporosis than healthy postmenopausal women, according to this research.

MenopauseOsteoporosis
Alı Hameed Habeeb Albakaa
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Irak'ta yaşan 18-64 yaş arası kadınların osteoporoz bilgi düzeylerinin belirlenmesi

Arka Plan: Osteoporoz, kadınlarda ve yetişkinlerde yaygın görülen sessiz ilerleyen, yüksek morbidite ve mortalite ile sonuçlanabilen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Osteoporozun yaklaşık 200 milyon kadını etkilediği tahmin edilmektedir. Osteoporoz, yıllık olarak dünya çapında 8,9 milyondan fazla kemik kırığına neden olmaktadır. Bu nedenle osteoporozun tanınması ve kadınlarda osteoporoza ilişkin farkındalık yaratılmasına yönelik çalışmaların yapılması oldukça önemlidir. Amaç/Hedef: Bu çalışma ile Irak, Dikar'da ikamet eden kadınların osteoporoz bilgi düzeyini belirlemek amaçlanmıştır. Yöntem: Irak Dikar bölgesinde Al-Rifai Hastanesi ve Muhammad Al-Musawi Hastanesine başvuran 18-64 yaş arasındaki 350 kadın araştırmaya dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında kişisel bilgi formu ve Osteoporoz Bilişsel Değerlendirme Aracı kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma grubunun %32.9'unun 35-44 yaş aralığında, %74.9'unun evli ve %38.6'sının üniversite mezunu olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılan kadınların OKAT puan ortalamasının 5.77±0.19, olduğu ve %82'sinin bilgi düzeyinin çok düşük olduğu saptanmıştır. Bekarların evli olanlara göre, gebelik yaşamayan ve hiç çocuğu olmayanların da en az bir gebelik yaşayan ve en az bir çocuğu olanlara göre daha yüksek OKAT puan ortalamalarına sahip oldukları belirlenmiştir (p≤0.05) Sonuç ve Öneriler: Araştırmanın bulguları araştırmaya katılan kadınların osteoporoz bilgi düzeyinin çok düşük olduğunu ve kadınların bu konuda bilgilendirilmeye ihtiyacı olduğunu göstermiştir. Birinci basamak sağlık çalışanlarının, özellikle halk sağlığı hemşirelerinin herhangi bir sağlık hizmeti için kendilerine başvuran kadınlara ve topluma ilgili konuda eğitimler düzenlemeleri önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Osteoporoz, Kadın, Bilgi Değerlendirme

Bilgi düzeyiFarkındalıkIrak+2
Doaa Kareem Alı Alı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of the effect of weight on insulin resistance in women with progressive osteoporosis

Osteoporosis (OP) is a skeletal ailment characterized by decreased bone strength exposing an individual to an increased risk of fracture. Osteoporosis is divided into primary and secondary forms. Among the most frequent conditions are postmenopausal osteoporosis (type I) and senile osteoporosis, referred to as primary osteoporosis (type II). A study case-control included 100 females with progress osteoporosis 50 of them were postmenopausal HOMA- with insulin resistance (G2), and the other 50 were postmenopausal HOMA- without insulin resistance (G3), and 50 age- and sex-matched females enrolled as a healthy control group (G1). In G1, both G2 and G3 patients, the results of all biomarkers indicated a significant difference statistically was found between G1vs G2 and G3 (p-value<0.0001*) for each marker individually, and there was a positive correlation between BMD and BMI in both G2 and G3, a negative correlation between BMD and BMI in the G1, and a negative correlation between BMD and serum osteocalcin in all study groups G2, G3 and G1, respectively, and a negative correlation between BMD and T. score in G2, G3 and G1, respectively. The thesis concluded that there was a negative correlation between BMD and T. score in all study groups G2, G3 and G1, respectively; a positive correlation between BMD and BMI in both G2 and G3. Keywords: Osteoporosis, insulin Resistance, BMD, T-score, HOMA-IR

OsteoporosisInsulin resistance
Tayes Saleh Kanoosh Al-abed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnflamatuar barsak hastalığında kemik mineral yoğunluğu

Amaç: İnflamatuar barsak hastalığı (İBH), gastrointestinal kanalın çeşitli bölge ve katmanlarını tutabilen, remisyon ve alevlenmelerle seyreden, kronik bir inflamasyon sonucu gelişen bir GİS hastalığıdır. Ülseratif kolit (ÜK), Crohn hastalığı (CH) ve her ikisinden ayırt edilemeyen indetermine kolit (İK) bu grupta yer alır. İnflamatuar barsak hastalıklarının etiyolojisinden genetik, çevresel koşullar ve konak immün cevabı gibi faktörler sorumludur. İBH klinik, endoskopik ve histolojik özellikleri ile teşhis edilirlerİnflamatuar barsak hastalığı olan hastalarda kemik yoğunluğu prevalansı normal olgularla karşılaştırıldığında daha düşük (% 32-77) bulunmuştur. İBH olan hastalardaki kemik yoğunluğunda saptanan bu azalmanın hastalığın doğal seyrine bağlı olduğu düşünülmekle birlikte, uzun süreli ve yüksek doz KS kullanımının da bu olayda rol oynayabileceği yönünde görüşler vardırGereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi (ÇÜTF) İç Hastalıkları Anabilim Dalı Dahiliye gastroenteroloji bölümünde 2008-2009 tarihleri arasında takip edilen 21 Crohn hastası, 50 Ülseratif kolitli ve 30 sağlıklı kontrol olmak üzere 101 kişi alındı. Hastalara femur ve vertebra DEXA ölçümleri 1 kez yapıldı. Genç erişkine göre; T skor değeri 1 standart sapmaya (SD) kadar olanlar normal (+1 ile -1 arasında), T skor değeri -1 SD den küçük ise osteopeni (-1 ile -2,5 arasında), T skor değeri -2,5 SD den küçük ise osteoporoz göstergesi olarak kabul edildiBulgular: Kontrol grubuyla crohn ve ülseratif kolit arasında cinsiyet, yaş, VKİ yönünden anlamlı farklılık yoktu (p>0,05). Çalışmaya katılan 21 crohn hastasından 4'ünde, 50 ülseratif kolit hastasının 12'sinde aktif hastalık mevcuttu. Hastalık aktivitesi ile KMY düşüklüğü arasında ilişki saptanamadı (p>0,05) Çalışmaya katılan 21 Crohn hastasının KMY 5'inde normal (% 23,8), 10'nunda osteopenik (% 47,6), 6'sında osteoporotik (% 28,6) olup, Crohnlu hastalarda kontrol grubuna göre KMY düşüklüğü anlamlı idi (p=0,002). Çalışmaya katılan 50 ülseratif kolit'li hastanın 23'ü normal (% 46), 20'si osteopenik (% 40), 7'si osteoporotik (% 14) idi. Kontrol grubuna göre KMY düşüklüğü sınırda anlamlı idi (p=0,058). Çalışmaya katılan crohn hastalarının 4 tanesi 5 gr ve üzeri steroid kullanmıştı. Ülseratif kolitlilerin 5 tanesi 5 gr ve üzeri steroid kullanmıştı. 5 gr üzeri steroid kullananlarda KMY düşüklüğü saptandı ama steroid kullanan hasta sayısı az olduğundan istatistiksel anlamlılık derecesine ulaşmadı (p>0,05).Sonuç: İBH'lı hastalarda kontrollere göre anlamlı KMY düşüklüğü saptandı. Bu düşüklük özellikle crohn hastalarında belirgindi. 5 gr ve üzeri steroid kullananlarda KMY değerleri düşük fakat istatiksel olarak anlamlı değildi.Anahtar Sözcükler: Crohn hastalığı, Ülseratif kolit, DEXA, Osteopeni, Osteoporoz

Crohn hastalığıKemik dansitesiKemik dansitesi+5
Mehmet Köroğlu
Çukurova University
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Östrojen reseptör alfa geni Xba I ve Pvu II polimorfizmlerinin postmenopozal osteoporozlu hastalarda incelenmesi

Östrojen Reseptör Alfa Geni Xba I ve Pvu II Polimorfizmlerinin Postmenopozal Osteoporozlu Hastalarda İncelenmesi Osteoporoz, kemik mineral yoğunluğunun (KMY) azalması ve kemik dokunun mikromimari yapısının bozulması ile karakterize multifaktöriyel bir hastalıktır. Kemik mineral yoğunluğunu etkileyen birçok çevresel faktör, genetik yapı ve osteoporoz patogenezi arasındaki ilişki incelenmiş ve birçok aday genin varlığı rapor edilmiştir. Ancak bu genlerin kemik kütlesi üzerine olan etkisi ile birbirleri ve çevresel etkenlerle olan etkileşimleri halen net değildir.Bu çalışmada, 107 postmenopozal kemik mineral yoğunluğu açısından 73 normal ve 34 osteoporotik kadında osteoporozla ilgili kriterler, lomber omurga ve femur boynu KMY değerleri ile ER? geni XbaI, PvuII polimorfizmleri arasındaki ilişki araştırılmıştır. Ayrıca çalışmamızda bu polimorfizmlere ait genotip ve allel frekanslarının normal ve osteoporotik olgulardaki dağılımı incelenmiştir.Çalışma sonuçlarımıza göre osteoporotik ve normal kadınlar genotip ve haplotip frekansları bakımından karşılaştırıldığında anlamlı bir fark belirlenememiştir. ER? geni, Xba I polimorfizmi bakımından osteoporotik bireylerde; xx genotipine sahip olguların neck BMD değeri, Xx genotipine sahip bireylerden daha yüksek olduğu saptanmış (p=0,05) (XX genotipine rastlanmamıştır), Pvu II polimorfizmi ile neck ve lomber KMY arasında ise bir ilişki saptanamamıştır. Kontrollerde Xba I ve Pvu II polimorfizmleri ile neck ve lomber KMY arasında bir ilişki bulunamamıştır. Xba I polimorfizminde kontrollerde minor allel X alleli (G nükleotiti) (MAF=0,457) iken hastalarda ?x? alleli (A nükleotiti) (MAF=0,467) olmuş, Pvu II polimorfizminde kontrolde minor allel ?P? (C nükleotiti) (MAF=0,485) iken hastalarda minor allel ?p? alleli (T nükleotiti) (MAF=0,418) olmuştur. Xba I polimorfizmi genotipleri bakımından hasta ve kontroller arasındaki fark anlamlı olmasa bile, yüksek KMY değeri ile ilişkili olan ?x? allelinin hastalarda düşük kontrollerde yüksek olmasının önemli olduğu düşünülmüştür. PP, Pp ve pp genotipleri arasında kontrol grubunda önemli bir fark yok iken, hasta bireylerde pp genotipine sahip olan bireylerde anlamlı oranda aile osteoporoz öyküsünün daha az olduğu saptanmıştır (p=0,037). Hasta grubunda; Xxpp genotipine sahip olan bireylerden, günde 15 dakika ve üzeri güneşe maruz kalanların, gün içinde hiç güneşe maruz kalmayanlara göre lomber KMY değerlerinin yüksek olduğu saptanmıştır (p=0,008), kontrol grubunda ise bir fark bulunmamıştır.Osteoporozla ilgili incelenen diğer kriterlerin hiçbirisi ile XbaI, PvuII polimorfizmleri arasında ilişki bulunamamıştır.Anahtar Sözcükler: Osteoporoz, Östrojen Reseptör Alfa Geni (ESR alfa), Xba I, PvuII

GenlerOsteoporozPolimorfizm-genetik+2
Seza Bulca
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Osteoporotik rat modelinde alfa lipoik asidin kemik rezorpsiyonu üzerine olan etkinliğinin değerlendirilmesi

Osteoporoz kemik kütlesinde azalma ve kemik dokusunun mikroyapısının bozulması sonucu kemik kırılganlığının veya kırık olasılığının artması ile karakterize sistemik bir hastalıktır.Osteoporozun patogenezinde oksidatif stres önemli bir rol oynamaktadır. Alfa lipoik asit (ALA) güçlü bir antioksidan olup güçlü etkileri antioksidan savunma sistemini geliştirmekdir. ALA osteoklastik kemik rezorpsiyonunu baskılayarak kemik kaybını inhibe etmektedir.Bu çalışmanın amacı osteoporotik rat modelinde alfa lipoik asidin kemik rezorpsiyonu üzerine olan etkinliğinin değerlendirilmesidir.Çalışmada 75 adet 3 aylık Wistar türü rat kullanılmıştır. Tüm hayvanlar rastgele 3 gruba ayrılmıştır. SHAM grubu, Ovx grubu ve ALA grubu. Ovx ve ALA grubundaki hayvanlara bilateral overektomi, SHAM grubundaki hayvanlara sahte/yalancı overektomi uygulandı. ALA grubundaki hayvanlara 60 gün boyunca intraperitoneal olarak 50mg/kg/gün alfa lipoik asit verildi. Tüm hayvanlar 60 günün sonunda sakrifiye edildi.Çıkarılan sağ mandibular kondil, sol femur ve 5.lumbar vertebra örnekleri üzerinde dijital radyodansitometrik ölçümler ve histomorfometrik analizler yapıldı. Veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. Histomorfometrik ve radyodansitometrik analizler SHAM grubunda trabeküler yapının normal olduğunu, Ovx grubunda trabeküler yapının bozulduğunu göstermiştir. Trabeküler kemik hacmi, trabeküler kalınlık ve genişliğin Ovx grubunda SHAM gurubuna kıyasla düştüğünü görmekteyiz. ALA grubunu Ovx grubu ile karşılaştırıldığında trabeküler yapıda belirgin bir iyileşme görmekteyiz.Bu çalışmanın sonuçları, postmenapozal osteoporozda alfa lipoik asit uygulamasının kemik yıkımını azalttığını göstermektedir.

HistolojiKemik rezorpsiyonuLipoik asit+5
Ufuk Gürsesli
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Overektomize osteoporotik rat modelinde k1 vitamininin mandibular kondil trabeküler mikromimarisi üzerindeki etkilerinin incelenmesi: Histomorfometrik çalışma

Yaşlı bireylerde sıklıkla karşılaşılan osteoporoz kemik yapısında kortikalden çok trabekül kemiği etkilemektedir. Osteoporotik yaşlı kadınlarda serum vitamin K düzeylerinin normalden düşük olduğu bilinmektedir. Yakın zamanlarda yapılan çalışmalar K1 Vitaminin kemiğin yeniden şekillenmesi, kemik mineral oluşumu ve hacmini düzenleyebildiğini göstermektedir. Temporomandibular eklem kondil trabeküler yapısının osteoporoze bağlı olarak bozulduğu bilinmekle beraber K1 Vitamini ile tedavisine yönelik bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma, osteoporotik rat modelinde, K1Vitamininin overektomi ile oluşan kemik kaybına etkisini belirlemek amacıyla planlandı.Çalışmada, Çukurova Üniversitesi Tıbbi Deneysel Araştırma Merkezinde yetiştirilen 3 aylık, 75 adet dişi Wistar türü sıçan kullanıldı ve üç gruba ayrıldı. Kontrol grubu sahte operasyon (SHAM) uygulanan 25 adet sıçandan oluşturuldu. SHAM işlemi abdominal girişim ile overlere ulaşıldıktan sonra over dokuları yerlerinde bırakılarak bölgenin primer olarak kapatılması ile sağlandı. Dorsal yaklaşımla bilateral overektomi işlemi yapılan 50 adet sıçan rastgele iki gruba ayrılarak overektomize grup (OVX) ve. K1 Vitamini grubu (VKX) oluşturuldu. OVX grubu overektomi işleminden sonra beslenmeleri su ve standart yemden oluşurken, VKX grubuna ise standart beslenmelerinin yanında K1 vitamini verildi. VKX grubundaki sıçanlara 56 gün boyunca K1 Vitamini 1mg/kg/gün dozunda gavaj yöntemi ile verildi. Sakrifikasyonu takiben tüm sıçanların alt çenesi kondille birlikte çıkartılarak histomorfometrik değerlendirmesi yapıldı.SHAM grubunda trabeküler yapı normal gözlenirken, OVX grubunda trabeküler yapıda bozulmayla birlikte trabeküler sayıda ve kalınlığında azalma, trabeküller arası mesafede artma saptandı. VKX grubunda ise trabekül sayısında ve trabekül kalınlığında artma, trabeküller arası mesafede azalma gözlendi. VKX grubunun tüm histomorfometrik parametreleri OVX grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilirken (p<0,05), SHAM grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,01). SHAM grubu ile OVX grubu karşılaştırıldığında tüm histomorfometrik parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi (p<0,05)Bu çalışmanın sonuçları, K1 Vitamini besin desteği ile TME kondil trabeküler yapısı üzerinde osteoporozun etkilerinin en aza indirgenebileceği göstermektedir.

Mandibular kondilMorfometriOsteoporoz+2
Burcu Çam
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Postmenapozal osteoporozlu hastalarda vitamin D reseptör geninin Taq1, Apa1, Bsm1, Fok1 ve Tip 1 kollajen alfa a1 zincir geninin Sp1 ve-1997 G/T polimorfizmleri açısından araştırılması

Osteoporoz, düşük kemik kütlesi ve kemiğin mikro mimarisinde bozulma ve artan kırık riski ile karakterize multifaktöriyel ve poligenik bir hastalıktır. İkiz ve aile çalışmaları osteoporoz patogenezinde genetik ve çevresel faktörlerin önemli bir rol oynadığını göstermiştir. Vitamin D reseptör (VDR), Tip1 kollajen ?1 zincir (COLIA1), östrojen reseptör ? (ER- ?) ve interlökin-6 (IL-6) genleri gibi çeşitliaday genler kemik mineral yoğunluğu (KMY) ile ilişkilendirilmiştir. Bu çalışmaya 84 osteoporotik postmenopozal (64,48±9,61 yaş) ve 45 sağlıklı postmenopozal (58,31 ±8,61 yaş) kadın dahil edilmiş olup VDR ve COLIA1 (BsmI, ApaI, TaqI, FokI, Sp1 and -1997 G/T) polimorfizmleri genotip ve allel frekans dağılımları, KMY ve kemik biyomarkırları arasındaki ilişki incelenmiştir. Bunlara ilaveten kemik kütlesinin korunma ve devamlılığına katkı sağlayan çok sayıda çevresel faktörlerde değerlendirilmiştir. Tüm olgular polimeraz zincir reaksiyonuparça uzunluk polimorfizmi (PCR-RFLP) uygulanarak genotiplendirilmiştir.Genotip ve allel frekansları bakımından gruplar arasında, VDR ve COLIA1 gen polimorfizmlerinde anlamlı farklılık görülmedi ayrıca bu polimorfizmlerle bel omuru ve femur boyun KMY, T ve Z skoru ve kemik yeniden düzenlenme belirteçleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmedi. Çalışılan hem hasta hem de kontrol gruplarında sıklık sırasına göre VDR'ye ait ?Bb?, ?Aa?, ?Tt?, ?FF? genotiplerinin ve COLIA1'e ait ?GT? ve ?SS? genotiplerinin bulunduğunu saptadık. VDR geni için hastalarda ?BAt? kontrollerde ise ?baT? haplotiplerinin, COLIA1 geninde ise her iki grupta da ?TG? haplotipinin en sık görülen haplotipler olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, gelecekteki çalışmalarda osteoporoz ile ilişkili olabileceği düşünülen genler ile polimorfizmler daha geniş çalışma gruplarındadeğerlendirilmelidir.

GenlerOsteoporozOsteoporoz-postmenopozal+2
Sabriye Kocatürk Sel
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Kemik dansitesini saptamada dental volümetrik tomografinin etkinliği ve DEXA ile karşılaştırılması

Mevcut literatürde çene kemiklerinin dansitesinin ölçüldüğü ve bu ölçümlerin vücudun diğer kemiklerinin dansiteleri ile karşılaştırıldığı pek çok çalışma bulunmaktadır. Diş hekimliği klinik ve radyolojik uygulamalarında çene kemiklerinin kalitesi ve dansitesi ile ilgili fikir sahibi olmak tedavi planlaması ve prognoz aşamalarında son derece yararlı olacaktır.Dual enerji x-ışını absorpsiyometri (DEXA), kemik mineral yoğunluğunu yüksek hassasiyet ile ölçen, hızlı tarama olanağı sunan ve girişimsel olmayan bir tekniktir. Bu tez çalışmasında yoğun derecede bulunan kemik yapıların süperpozisyonunu minimuma indirerek 2 ve 3 boyutlu mükemmel görüntüleme olanağı sunan dental volümetrik tomografi (DVT) yönteminin kemik dansitesini belirlemedeki etkinliği incelenmiştir. WHO kriterlerine göre normal, osteopeni ve osteoporoz tanısı alan 120 postmenopozal kadın hastanın DVT görüntüleri üzerinde kemik dokuyla ilgili ölçümler yapılmış ve hastaların DEXA parametreleriyle karşılaştırılmıştır.Daha önce panoramik radyograflar üzerinde yapılan radyomorfometrik analizler ve tıbbi bilgisayarlı tomografi cihazları ile yapılan dansitometrik ölçümler birlikte kullanılarak DVT cihazının kemik dokuyla ilgili sunduğu bilgiler değerlendirilmiştir. Bu bilgiler ışığında DVT ölçüm parametrelerinden mandibular kortikal kalınlık, dental volümetrik kortikal kalınlık ve maksilla HU değerlerinin gruplar arasında anlamlı fark gösterdiği ve osteoporotik bireylerde azaldığı; maksilla HU, mandibula HU, maksilla ve mandibula data profil (intensity) değerlendirmelerinin osteoporotik bireyleri saptamada etkili olduğu ve osteoporoz grubunda maksilla ve mandibulada kemik dansitesinin azaldığı tespit edilmiştir.Kemik dansitesi ve kalitesinin saptanması konusunda daha geniş yaş aralığındaki daha fazla sayıda hastadan oluşan çalışma gruplarıyla birden fazla DVT cihazı ve yazılımı kullanılarak yeni araştırmalar yapılması ile daha kesin sonuçlara ulaşılabilecektir.Anahtar Sözcükler: Dental volümetrik tomografi, dual enerji x-ışını absorpsiyometri, kemik dansitesi, metabolik kemik hastalıkları, osteoporoz.

Absorpsiyometri-fotonKemik dansitesiKemik hastalıkları+2
Burcu Keleş Evlice
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Böbrek nakli alicilarinda homosistein, parathormon, aktif vitamin D3 ve kemik mineral dansitometrisi arasindaki ilişkinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Böbrek nakli kronik böbrek yetmezliğinde morbidite ve mortalite açısından en önde gelen tedavi yöntemidir. Böbrek nakli olan olgularda greft yaşam süresinin uzaması nedeniyle kronik komplikasyonlarla daha sık karşılaşılmaktadır. Osteopeni ve osteoporoz, böbrek nakli sonrası en sık görülen kemik hastalığı olup kemik mineral dansitometrisinde azalma ile karakterizedir ve nakil sonrası önemli morbidite-mortalite kaynağıdır. Nakil sonrası ilk 6 ayda önemli kemik kaybı gelişir. Kemik hastalığının ciddiyetini belirleyen en önemli faktörler; diyaliz süresi, sekonder hiperparatiroidizmin şiddeti, kullanılan immünsüpressif ilaçların dozu-süresi, böbrek fonksiyonları ve Vitamin D3 düzeyidir. Bu çalışmada böbrek nakli alıcılarında kükürtlü bir aminoasit olan homosisteinin, kemik ve mineral metabolizması ile ilişkili olan parathormon, aktif vitamin D3 ve kemik mineral dansitometri parametreleriyle ilişkisini incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Nefroloji kliniğinde takip edilen 86 (%73,5)? sı erkek, 31 (%26,5)? i kadın toplam 117 böbrek nakilli hasta alındı. Çalışmaya katılmayı kabul eden hastalardan bilgilendirici yazılı onam alındı. Hastaların; yaş, cinsiyet, diyaliz süreleri, transplant süreleri, donör tipleri, kullandığı ilaçlar, transplant sonrası diyabet gelişimi kaydedildi. Hastalarda glukoz, BUN, kreatinin, kalsiyum, fosfor, sodyum, potasyum, parathormon, vitamin D3, albumin, homosistein, vitamin B12, folat, 24 saatlik idrarda protein ölçümleri yapıldı. Femur boynu ve vertebra kemik mineral yoğunluğunun Dual Energy X Ray Absorptiometry yöntemi ile ölçümleri yapıldı. Bulgular: Hastaların yapılan kemik mineral dansitometri sonuçlarına göre 14(%12,3)? ü normal, 41(%36,2)?i osteoporotik, 58(%51,3)? i osteopenik DEXA ölçümüne sahipti. Homosistein değeri ile hastaların kullandığı ilaçlardan rapamisin(p=0,05), statin(p=0,057), B bloker(p=0,01) arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. Kullanılan ilaçlarla dexa femur ve vertebra arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı. Homosistein düzeyi ile BUN(p=0,002), kreatinin(p=0,001), vitamin B12(p<0,001) arasında istatiksel olarak anlamlı negatif bir ilişki saptandı. Ayrıca homosistein düzeyi ile proteinüri(p=0,031) arasında istatiksel olarak zayıf ama pozitif bir ilişki saptandı. D vitamini ile proteinüri(p=0,035) arasında negatif bir ilişki, serum albümin(p<0,001) ve kalsiyum (p:0,001) arasında ise pozitif ilişki saptandı. Serum homosistein düzeyi ile femur ve lumbal vertebra kemik dansitometrisi arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı. Sonuç: Homosistein düzeyi ile parathormon, vitamin D3 ve kemik mineral dansitometrisi arasında anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Böbrek nakli alıcılarında nakil sonrası dönemde KMD? de azalma saptandı. Serum homosistein düzeyi ile böbrek fonksiyonları arasında negatif bir ilişki bulunmuştur. Serum homosistein seviyesi ile B12 vitamini ve folat düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmış olup, B12 ve folat replasmanı ile serum homosistein seviyelerinin düşürülmesi tedavi seçeneklerinden birisi olabilir. Rapamisin kullananlarda daha düşük serum homosistein seviyesi saptanırken, statin ve B bloker kullananlarda daha yüksek serum homosistein seviyesi gözlemlendi. Kullanılan ilaçların serum homosistein düzeyini etkileyebileceği unutulmamalıdır. İdrar proteini ile serum homosistein seviyesi arasındaki pozitif bir ilişki daha önce hiçbir çalışmada gösterilmemiş olup mekanizmalarının ortaya konması için geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç vardır.

BöbrekBöbrek nakliHomosistein+4
Esra Ateş
Çukurova University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Renal transplant alıcılarında serum FGF-23 düzeyi ile vitamin D, PTH, kalsiyum, fosfor, lipid ve kemik hastalığı arasındaki ilişki

Giriş ve Amaç: Böbrek nakli sonrası görülen kemik hastalıkları sık karşılaşılan komplikasyonlardandır. Nakil sonrası dönemde de osteopeni ve osteoporoz gelişebildiği, varolan osteoporozun kötüleşebildiği ve buna bağlı olarak kemik kırığı riskinin artabileceği bilinmektedir. Başta kortikosteroidler olmak üzere immünsüpresif tedaviler, dirençli hiperparatiroidi, devam eden FGF-23 yüksekliği, vitamin D eksikliği ve zamanla gelişen greft disfonksiyonu gibi çeşitli faktörler kemik hastalığı için risk oluşturmaktadır. Günümüzde FGF-23 ile yapılmış çalışmalar, FGF-23?ün KBH ve böbrek nakli alıcılarındaki mineral ve kemik hastalıkları üzerine etkisi konusunda merak uyandırmış, ancak bu konu henüz yeterince araştırılmamıştır. Biz bu çalışmada özellikle böbrek nakli alıcılarında kemik hastalıkları ile FGF-23 arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya ÇÜTF Nefroloji polikliniğinde takip edilen 109 böbrek nakli alıcısıyla nefroloji polikliniğinde izlenmekte olan 30 kontrol hastası alındı. Hastaların yaş, cinsiyet, ağırlık, boy ölçümleri, böbrek yetmezliği nedeni, nakil öncesi diyaliz türü ve diyaliz süreleri, nakil zamanı, nakil türü, aldıkları immünsüpresif tedaviler, fizik muayene bulguları kaydedildi. Tam kan sayımı, böbrek fonksiyon testleri, kreatin klerensleri, lipid profili, Ca, P, PTH, 25OHD3 ölçümleri yapıldı, DEXA ile kemik mineral yoğunluğu (KMY) değerlendirildi. Eş zamanlı alınan serumları -80oC de saklanarak intakt FGF-23 düzeyleri ölçüldü. Bulgular: Yaş ortalamaları 109 böbrek nakli alıcısında (33 kadın, 76 erkek) 40,1±11,1 ve 30 (15 kadın 15 erkek) kontrol hastasında 39,2±11,3 idi. Böbrek nakli alıcılarında osteopeni ve osteoporoz sıklığı kontrol grubuna göre daha yüksek saptandı. KMY ile beden kitle indeksi, böbrek nakli süresi ve kreatin klerensi arasında pozitif, yaş ve ALP arasında negatif korelasyon saptandı. Çalışmamızda çalışma grubu ile kontrol grubu FGF-23 düzeyleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. FGF-23 ile böbrek nakli süresi arasında pozitif, kreatin klerensi arasında negatif korelasyon bulunurken, FGF-23 düşük olan grupta ALP ve 25OHD3 düzeyleri daha yüksek saptandı. Çalışmamızda lipid parametreleri ile KMY, PTH, 25OHD3 seviyeleri, kullanılan kortikosteroidler ve kalsinörin inhibitörleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu. Sonuç: Başta immünsüpresif tedaviler, dirençli sekonder hiperparatiroidizm, osteomalazi, FGF-23, hipofosfatemi, renal tübüler asidoz ve glomerüler filtrasyon hızının 70 ml/dk altında olması nakil sonrası kemik hastalıkları için önemli risk faktörleridir. FGF-23?ün kemik mineralizasyon parametreleri ile arasında bağımsız bir ilişkinin olmaması böbrek nakli sonrası kemik hastalığı patogenezinde tek başına etkili olmadığını düşündürmektedir. Kemik ve mineral metabolizması bozuklukları böbrek transplant alıcılarında sık olup geç dönemde de devam etmektedir. Böbrek alıcılarında benzer kreatinin klirensine sahip kontrollere göre çok yüksek % 75?den fazla oranda osteopeni veya osteoporoz bulundu. Kontrollere göre idrarla P atılımında artış olmadığı halde serum fosforu böbrek nakil alıcılarında önemli oranda daha düşüktü. Ca, P, Vitamin D düzeyleri ve PTH düzeylerinin anormal değerlerde olması, vitamin D eksikliği ve hiperparatiroidizm de kemik lezyonlarının artışına neden olabilir. Son yıllarda yüksek tuz atılımı ile kemik lezyonlarının birlikteliğine dikkat çekilmektedir İlginç olarak hastalarımızda da idrar Na atılımı >150 mEq/gün idi. Yine TG ve LDL yüksekliği de hem ilaçlarla hem de KMY ile ilişkili bulunmuştur. Nakil sonrası böbrek fonksiyon kaybının da kemik lezyonları ile paralellik gösterdiği saptandı. Böylece böbrek alıcılarında erken dönemde olduğu kadar geç dönemde de KMY da önemli azalma olduğu ve patogenezde suçlanabilecek çok sayıda faktörün olabileceği, tıpkı kardiyovasküler komplikasyonlar gibi kemik hastalığı yönünden de böbrek nakil hastalarının artmış riske sahip olduğu söylenebilir.

Böbrek nakliFibroblast büyüme faktörüFosfor+7
Yunus Coşkun
Çukurova University
2013
00

Related subjects