Osteoporosis
125 theses under this subject heading
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin osteoporoz farkındalığı
Osteoporoz, kemik mineral yoğunluğunun azalması ve kemik dokusundaki yapısal bozulma sonucunda kırık riskinin arttığı ilerleyici bir kemik hastalığıdır. Osteoporozda kemiklerin dayanıklılığı azalır ve daha kırılgan hale gelir. Yaşlanan nüfusla birlikte, osteoporoza bağlı kırıkların artacağı öngörülmektedir. Bu çalışmada, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin osteoporoz hakkındaki farkındalığının saptanması amaçlanmıştır. Yapılan örneklem hesabında %95 güç ve %5 hata payı ile 316 öğrenci ve intörn doktor örneklem için yeterli bulunmuştur. Çalışma 358 gönüllü katılımcıyla yapılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik verilere ek olarak anket soruları uygulanmıştır. Çalışmamıza dahil olan 358 katılımcının 215'i kadın (%60,1), 143'ü (%39,9) erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 21,87 ± 2,12 yıl bulunmuştur. Çalışmamızdaki katılımcıların %87,4'ü osteoporozla ilgili bilgileri olduğunu belirtmiştir. Çalışmamızda ailede osteoporoz ve kırık öyküsü gibi değişkenlerle bilgi düzeyi arasındaki ilişkiler de incelenmiş, ailesinde osteoporoz öyküsü bulunan katılımcıların bilgi düzeyinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %25,4'ü bilgi düzeyinin yeterli olduğunu düşünmekteydi. Bilgi düzeyinin yeterli olduğunu düşünenler soruların yaklaşık yarısına doğru yanıt vermiştir. Osteoporoz bilgi sorularındaki cevaplara göre genel olarak üst sınıflarda bilgi düzeylerinin arttığı görülmüştür. Osteoporoz bilgi sorularına verilen yanıtlar ile cinsiyet arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Sonuç olarak çalışmamızda, öğrencilerin temel düzeyde bilgi sahibi oldukları ancak tanı yöntemleri, erken tarama bilinci ve koruyucu yaklaşımlar konusunda eksikliklerinin bulunduğu saptanmıştır. Bu durum, tıp eğitiminde osteoporozun yalnızca teorik bilgilerle sınırlı kalmayıp, uygulamalı ve multidisipliner bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, yalnızca öğrencilerin değil, toplumun genelinde de osteoporoz farkındalığının artırılması büyük önem taşımaktadır. Bu süreçte birinci basamak sağlık hizmetlerinin, toplumun bilgilendirilmesi, risk gruplarının belirlenmesi ve koruyucu sağlık davranışlarının kazandırılmasında önemli bir yere sahiptir.
Romatoid artritli hastalarda mandibular kondil trabeküler yapısının fraktal analiz ile değerlendirilmesi
Fraktaller, farklı ölçeklerde değerlendirildiğinde kendine benzeme özelliğine sahip karmaşık geometrik şekillerdir. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda sistemik hastalıkların teşhis ve takibinde fraktal analiz yöntemi kullanılmaktadır. Romatoid artrit (RA) periartiküler ve genel osteoporoza neden olmaktadır. Bu çalışmada, Dual enerji X-ışını absorptiometrisi (DEXA) taramasına göre gruplandırılan RA hastalarının panoramik radyograflarında mandibular kondil trabekül yapısı fraktal analiz ile değerlendirilmiştir. Ayrıca her hastaya ait femur boynu ve L1-L4 lomber vertebra T skorları ile fraktal boyut (FB) değeri arasındaki uyum değerlendirilmiştir. Bu retrospektif çalışmaya DEXA taraması mevcut olan 100 RA hastası dahil edilmiştir. Hastalar DEXA'ya göre 33 normal, 33 osteopenik ve 34 osteoporotik RA olarak üç gruba ayrılmıştır. Kontrol grubu normal değere sahip, hasta grubunun cinsiyet ve yaş kriterlerine uygun 33 kişiden oluşturulmuştur. Hastaların panoramik radyografları ImageJ v1.52a programına aktarılarak, mandibular kondilin trabeküler yapısının fraktal boyutu hesaplanmıştır. Veriler, SPSS (v24) paket programı ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda hasta grubunun her iki kondile ait FB değerleri ortalaması kontrol grubundan düşük bulunmuştur (p<0.001). Normal, osteopenik, osteoporotik RA hastaları ile kontrol grubunun her iki kondile ait FB değerlerinin ortalaması karşılaştırıldığında, RA grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmazken (p>0.05), kontrol grubunun FB değerleri RA gruplarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Hasta ve kontrol grubunda femur boynu ve L1-L4 lomber vertebra T skorları ile FB değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Çalışmaya göre, RA hastaları ile sağlıklı kişilerin ayrımının panoramik radyografi kullanılarak, fraktal analiz yöntemiyle yapılabileceği belirlenmiştir. DEXA sonuçları ile FB değerleri arasında korelasyon bulunmaması, küçük eklemlerin hastalıktan daha fazla etkilenmiş olduğunu düşündürmüştür. Sonuç olarak DEXA tetkiki mandibular kondile uygulanabilirse FB-DEXA arasındaki karşılaştırmanın daha anlamlı olacağı düşünülmüştür.
Osteoporozlu hastalarda kemik kütlesi ile kas kütlesi ve fonksiyonu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Osteoporozlu Hastalarda Kemik Kütlesi ile Kas Kütlesi ve Fonksiyonu Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi Giriş: Yaşlanan dünyayla birlikte kas iskelet sistemi hastalıklarının sıklığı da artmaktadır. Yaşamın beşinci dekadından itibaren kemik ve kas kütlesi belirgin şekilde azalmaya başlar. Bu azalma sinerjistik şekilde gelişebilmektedir. Bu çalışmada dual enerji x-ray absorbsiyometri (DXA) aracılığıyla ölçülen kemik kütlesi ile ultrasonografi kullanılarak saptanan uyluk kas kalınlığı ve fiziksel performans testleriyle belirlenen kas fonksiyonu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Polikliniği'ne başvuran, yaşı 41–87 arasında değişen perimenopozal ya da postmenopozal dönemde olan 175 kadın dâhil edildi. Katılımcıları demografik bilgileri sorgulandı ve antropometrik ölçümleri kaydedildi. DXA ile ölçülen kemik mineral yoğunlukları (KMY), serum vitamin D, kalsiyum ve fosfor düzeyleri kaydedildi. Katılımcıların kas kuvveti ve fiziksel performansı el kavrama kuvveti, yürüme hızı ve 5 tekrarlı sandalyede otur kalk testi (SOKT) ile değerlendirildi. Kas kalınlığı uyluk ön yüzünden ultrasonografi aracılığıyla ölçüldü. Bulgular: Çalışmamıza dâhil edilenlerin yaş ortalaması 57.92(±0.66)'ydi. Katılımcıların 51 (%29.14)'inde osteoporoz saptanırken, 76 (%43.43) kişi osteopenik olarak değerlendirildi. Kas kuvveti ve performansını değerlendiren testlerde normal KMY değerlerine sahip grup diğer gruplarak kıyasla daha başarılıydı. Osteoporotik grupta uyluk kas kalınlığı diğer gruplardan daha azdı (p=0.003) ve sarkopeni daha sık gözlenmekteydi (p=0.043). Korelasyon analizlerinde L1-L4 KMY skorlarıyla vücut ağırlığı, boy, uyluk ön yüzü kas kalınlığı, el kavrama kuvveti ve yürüme hızıyla pozitif ilişki saptanırken, yaş, sigara kullanımı ve SOKT süresiyle negatif ilişki gözlendi. Benzer ilişki femur boyun KMY değerlerinde de saptandı. Ayrıca hipertansiyon ve koroner arter hastalığı varlığıyla femur boyun KMY değerleri arasında negatif ilişki tespit edildi. KMY ile sarkopeni parametreleri (uyluk kalınlığı, el kavrama kuvveti, SOKT ve yürüme hızı) arasındaki olası ilişki, potansiyel karıştırıcılar için düzeltme yapıldıktan sonra çok değişkenli lineer lojistik regresyon analiziyle değerlendirildi. Fonksiyon ve performans testlerinden; uzamış SOKT süresinin femur boynunda, düşük yürüme hızının ise L1-L4 vertebralarda meydana gelebilecek osteopeni/osteoporozu ön görebileceği sonucu elde edildi. Sonuç: Normal KMY değerlerine sahip bireyler, osteopenik ya da osteoporotik bireylere kıyasla kas fonksiyonu ve fiziksel performansı değerlendiren testlerde daha yüksek performans sergilemektedirler. Klinik şartlarında kolay uygulanabilen ve düşük maliyetli bu testler ile US kullanılarak kas kütlesinin saptanması, osteoporotik ya da osteopenik bireylerin erken evrede teşhisini sağlayabilir. Kemik kütlesine, kas kütlesi ve fonksiyonun etkilerinin daha net gösterilmesi için daha fazla bireyin dâhil edildiği ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Osteoporoz, kas kütlesi, kas fonksiyonu, fiziksel performans.
Düşük kas kütlesi ve kemik mineral yoğunluğunun akut iskemik inme sonlanımına etkileri
İskemik inme sebep olduğu nörolojik hasar nedeniyle ülkemizde ve dünyada özürlülük ve iş-gücü kaybının başlıca sebepleri arasında sayılmaktadır. İskemik inme sonrası meydana gelen özürlülük başlıca nörolojik sistemin etkilenimine atfedilmekte olup, lokomosyonun efektif organları olan kas ve kemik dokusunun sağlığının da iskemik inme sonlanımına etkili olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı düşük kas kütlesi ve kemik mineral dansitesinin akut iskemik inme sonlanımına etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya Nisan 2019 – Nisan 2021 tarihleri arasında hastanemize akut iskemik inme tanısıyla başvurmuş olan 307 hasta dahil edilmiştir ve 269 tanesinin birinci yıl sonlanımlarına dair veriye ulaşılmıştır. Bu kohortta osteoporoz prevalansı kadınlarda %40,5, erkeklerde %12,7; düşük kas kütlesi prevalansı tanıma göre kadınlarda %11,6 – 79,0, erkeklerde %17,1 – 33,8 arasında, osteosarkopeni prevalansı ise tanıma göre kadınlarda %12,1 – 67,2, erkeklerde %13,4 – 30,4 arasında bulunmuştur. Multivaryans analizinde erkeklerde osteoporoz varlığı mortalite için bir risk faktörü iken artmış kas kütlesi mortaliteden koruyucu bir faktör olarak tespit edilmiştir. Faz açısı artışı hem kadınlarda hem de erkeklerde mortaliteden koruyucu bir faktör olarak tespit edilmiştir. Erkeklerde rektus femoris kesit alanının düşük olması kötü sonlanım ile ilişkili olarak tespit edilmiştir. Osteosarkopeni varlığı ise kullanılan tanıma bağlı olarak her iki cinsiyette de sonlanım üzerine etki eden bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Sonuç olarak, çalışmamız inme öncesi kas-iskelet sistemi sağlığının inme sonlanımına etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, bu ilişkinin Türk toplumunda standardize kesim değerleri ile daha yüksek sayılı bir çalışma ile yeniden ele alınması gerekmektedir.
Hacettepe Üniversitesi hastanesinde takipli sistemik mastositoz hastalarının retrospektif olarak klinik, demografik, laboratuvar bulguları ve tedavi açısından değerlendirilmesi. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mastositoz deneyimi
Sistemik mastositoz (SM) bir veya daha fazla organ sisteminde hem immünfenotip hem de morfolojik olarak anormal mast hücrelerinin aşırı bir biçimde çoğalma ve birikmesiyle karakterize nadir görülen klonal bir neoplazidir (1-3) . SM, prognoza ve kliniğe göre farklı subtiplere ayrılabilir. Bu çalışma, Ocak 2001 ile Nisan 2020 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinde, revize edilmiş 2016 WHO tanı kriterlerine göre SM tanısı ile izlenmiş olan 30 erişkin hastanın klinik, demografik, tedavi ve laboratuvar bulguları açısından değerlendirildiği tek merkezli tanımlayıcı retrospektif bir kohort çalışmasıdır. Bu çalışmanın amacı SM farkındalığını arttırmak ve gelişmekte olan literatüre katkı sağlamaktır. 15 hasta indolan SM (İSM) (%50), 10 hasta agresif SM (ASM) (%33,4), bir hasta smoldering SM (%3,3) ve 4 hasta (%13,3) asosiye hematolojik neoplazi ile birlikte SM ile takipliydi. Hastaların tamamına bir majör ve 1 minör kriter pozitifliği ile tanı konulduğu saptandı. Serum triptaz düzeyi SM subtipleri arasında ilişki mevcuttu. ASM hastalarında İSM hastalarına kıyasla triptaz düzeyleri daha yüksek saptandı. Hastaların %66,7'sinde cilt lezyonları, %78,9'unda muskuloskeletal semptomlar ve %36'sında en az bir kere anafilaksi görüldü. ASM ile takipli hastalarda en sık görülen C bulguları kemik iliği yetmezliği 6 hastada (%60) ve kemik patolojileri 4 hastada (%40) saptandı. Toplamda 12 hasta enjektabl adrenalin, 13 hasta ise antihistaminik kullanıyordu. Osteoporozu olan 10 hastanın 9 tanesi bisfosfonat kullanırken bir tanesi denosumab kullanıyordu. Sitoredüktif tedavi alan 10 hasta mevcuttu. ASM ile takipli hastaların üç tanesi (%30) midostaurin, bir tanesi (%10) imatinib ve 5 (%50) tanesinin interferon alfa kullandığı görüldü. Bu çalışma, SMun klinik anlamda geniş ve çeşitli bir spektrumunun olduğunu göstermekte ve bu hastalığın optimal yönetimi ve erken tanı için multidispiliner bir yaklaşımın gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Osteoporoz farkındalık ölçeğinin Türkçe formunun geçerlik ve güvenirlik çalışması
Amaç: Bu araştırma, osteoporoza yönelik farkındalığı değerlendirmek üzere EUYSON Choi ve arkadaşları tarafından 2008 yılında geliştirilen "Osteoporoz Farkındalık Ölçeği (Osteoporosis Awareness Scale) Türkçe Formunun geçerlik ve güvenirliğini belirlemektir. Yöntem: Bu çalışmanın örneklemini İzmir İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde yer alan İzmir ili Karşıyaka ilçesine bağlı birinci basamak sağlık hizmeti veren birimlerde, (Toplum Sağlığı ve Aile Sağlığı Merkezleri), görevli olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden sağlık çalışanları oluşturmuştur (n=346). Veriler 25.03.2019-31.05.2019 tarihleri arasında toplanmıştır. Ölçeğin kapsam (içerik) geçerliği, 5 uzmanın görüşüne başvurularak değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde sayı-yüzde, t testi, korelasyon analizi, Cronbach alfa güvenirlik katsayısı ve faktör analizi yöntemleri kullanılmıştır. Bulgular: Ölçeğin tamamının Cronbach Alfa güvenirlik katsayısı 0.94; beş alt boyutun Cronbach Alfa güvenirlik katsayısı 0.86, 0.82, 0.88, 0.88, 0.85'dir. Madde-toplam puan korelasyonları ise 0.497 ile 0.739 arasında değer almaktadırlar (p<0.001). Ölçeğin kararlılığı değerlendirmek için dört hafta ara ile yapılan test-tekrar test uygulamasının puan ortalamaları arasında fark bulunmamıştır (p>.05). Açıklayıcı Faktör Analizi ile ölçeğin, toplam varyansın %66.16'sını açıkladığı saptanmıştır. Maddelerin faktör yükleri 0.50 ile 0.82 arasında olup, Doğrulayıcı Faktör Analizi ile ölçeğin faktör yüklerinin 0.64 ile 0.82 arasında ve Cmın/df= 3.384, GFI=0.85, NFI=0.83, CFI=0.88, RMSA'nın = 0.08 olduğu saptanmıştır. Açıklayıcı ve Doğrulayıcı Faktör Analizlerinin sonuçları verilerin model ile uyumlu olduğu ve beş faktörlü yapıyı doğruladığını göstermektedir. Sonuç: Sonuçlar, Osteoporoz Farkındalık Ölçeğinin Türkçe geçerliği ve güvenirliğinin yüksek olduğunu ve yapılacak araştırmalarda kullanılabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Osteoporoz; Farkındalık; Geçerlik ve Güvenirlik
Ağır hemofili hastalarında tedavi modelinin kemik metabolizması üzerine etkileri
Giriş: Osteoporoz; düşük kemik kütlesi, kemiğin mikro yapısında bozulma ile karakterize ve kemik gücünde kayıp ve frajiliteye bağlı kırıklar ile sonuçlanan bir durumdur. Tüm dünyada yaygın bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Osteoporoz; erkeklerde, kadınlardan farklı olarak daha az değerlendirilmekte ve tedavi edilmektedir. Hemofili, X'e bağlı olarak kalıtılan ve erkek cinsiyeti etkileyen doğumsal bir kanama bozukluğudur. Son dönemde yapılan çalışmalarda, hemofili hastalarında osteoporozun önemli bir komorbidite faktörü olduğu gösterilmiştir. Amaç: Profilaksi alan ve almayan hemofili hasta gruplarında biyokimyasal kemik markerlarının ve DEXA ile belirlenecek olan kemik mineral dansitelerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bunun sonucunda; hemofili hastalarında kemik mineral dansitesinin ve kemik metabolizmasının normal popülasyona göre değerlendirmesi yanında profilaksi alan veya almayan grubun karşılaştırılması ile profilaktik tedavinin kemik metabolizması ve osteoporoz gelişimi üzerine etkisi değerlendirilecektir. Hemofilide daha etkin bir tedavi yaklaşımı ile artropatinin önlenebilmesi ve böylece uzun süreli toplumsal maliyetlerde azalmanın sağlanması hedeflenmektedir. Hipotez: Hemofili hastalarında kemik metabolizması tedavi modelinden etkilenmektedir. Profilaksi alan grupta kemik döngüsü markerları ve kemik mineral dansitesi, kanadıkça tedavi alan gruba göre daha iyidir. Yöntem: EÜTF Pediatrik Hematoloji Onkoloji Bilim Dalı tarafından takip edilen 24'ü faktör konsantreleri ile profilaksi alan ve 12'si almayan olmak üzere toplam 36 hemofili hastasının kan örneklerinde kemik metabolizmasıyla ilişkili biyokimyasal parametreler(kalsiyum (Ca), fosfor (P), alkalen fosfataz (ALP), Parathormon (PTH), Kalsitonin , D vitamini (25(OH) vit.D3) çalışılmış ve olgulara DEXA yöntemi ile kemik mineral dansitesi ölçümü yapılmıştır. Elde edilen tüm değişkenler SPSS yazılımı (Statistical Package fort he Social Sciences, 20.versiyon,Chicago,IL,USA) kullanılmıştır. Bulgular: Profilaksi grubundaki olguların ortalama yaşları 17,46 ± 6,1 (8-30) ve kanadıkça tedavi alanların ortalama yaşları 16 ± 8,6 (9-30) olarak bulundu. Vücut iii ağırlığı (VA) değerlendirmesinde; profilaksi grubunun ağırlığının diğer gruba göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Benzer olarak beden kitle indeksi (BKI) değerlendirilmesinde de profilaksi grubunun BKI'lerinin anlamlı olarak yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Profilaksi grubunun kemik mineral dansitesi (BMD) değerlendirmesinde ; L1-L4 Z skorları dikkate alınarak 5 olguda (%20.8) osteoporoz, 6 olguda (%25) osteopeni saptanmıştır. Olguların 13'ünün (%54,2) normal L1-L4 BMD değerlerine sahip olduğu görülmüştür. Femur boynu BMD sonuçları ele alındığında ise; olguların Z skorları dikkate alındığında, 4 olguda (%16,7) osteoporoz, 11 olguda (%45,8) osteopeni varlığı saptanmıştır. Olguların 9'unun (%37,5) normal femur boynu BMD değerlerine sahip olduğu görülmüştür. Kanadıkça tedavi almakta olan olgu grubunun BMD değerlendirmesinde; L1-L4 Z skorları dikkate alınarak 3 olguda (%25) osteoporoz, 3 olguda (%25) osteopeni saptanmıştır. Olguların 6'sının (%50) normal L1-L4 BMD değerlerine sahip olduğu görülmüştür. Femur boynu BMD sonuçları ele alındığında ise; olguların Z skorları dikkate alındığında, 1 olguda (%8,3) osteoporoz, 3 olguda (%25) osteopeni varlığı saptanmıştır. Olguların 8'inin (%66,7) normal femur boynu BMD değerlerine sahip olduğu görülmüştür. Tartışma:Kemik mineral dansitesi, çocukluk ve adölesan dönemi boyunca artar ve ortalama yirmili yaşlarda bir plato çizerek zirve kemik kitlesine ulaşılır. Zirve kemik mineral kitlesini etkileyen pek çok faktör bulunmaktadır. Sağlıklı çocuklar ve adölesanlarda yapılan pek çok çalışmada, normal vücut ağırlığı ve ağırlık ilişkili fiziksel aktivite en güçlü belirleyiciler olarak ortaya koyulmuştur. Yaptığımız çalışmada, hastalara ait fiziksel bulgular değerlendirildiğinde; profilaksi grubundaki vücut ağırlığı kanadıkça tedavi alan gruba göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Bu durum beden kitle indeksi için de geçerlidir. Fakat kemik mineral dansitesi ve D vitamini düzeyleri açısından iki grup arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Beden kitle indeksleri ele alındığında, kanadıkça tedavi alan grupta beden kitle indeksi ortalaması 18,4 kg/m2 olarak bulunmuştur ve bu değer zayıf olarak sınıflandırılmaktadır. Daha önceki çalışmalarda düşük vücut ağırlığı ile artmış kırık riski varlığının birlikteliği bildirilmiştir. Öte yandan profilaksi grubunda beden kitle indeksi ortalaması 22,4 kg/m2 olarak bulunmuştur ve bu değer normal olarak sınıflandırılmaktadır. Buradan hareketle profilaksi alan grupta, beden kitle iv indekslerinin daha yüksek olması nedeniyle kırık riski azalmış olarak değerlendirilebilir. İki grup arasında 25(OH)VitD3 düzeyleri açısından yapılan karşılaştırmada istatitiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. Olgulardan D vitamini düzeyi için alınan kan örneklerinin zamanlaması sonuçları etkileyebileceğinden, aynı mevsimsel şartlar içinde alınmasına dikkat edilmiştir. Profilaksi grubunda sadece 8 (%33,3) olguda ve kanadıkça tedavi alan grupta ise 6 olguda (%50) D vitamini düzeyleri normal sınırlarda saptanmıştır. Diğer olgularda D vitamini "Eksik+Yetersiz" olarak birleştirilerek ele alındığında; profilaksi grubunda 16 (%66,7) ve kanadıkça tedavi alan grupta ise 6 (%50) olguda D vitamini düzeyleri "eksik veya yetersiz" bulunmuştur. D vitamini, kalsiyum hemostazını düzenleyen 3 temel hormondan birisidir. Diğer hormonlar kalsitonin ve parathormondur. Zirve kemik kitlesine ulaşmada etkinliği yüksek bir hormondur. Olgu gruplarımızda, D vitamini düzeylerinin her iki grupta da ≥%50 hastada "eksik veya yetersiz" olduğu bulunmuştur. Bu olgulardan BMD sonuçları normal olanların dahi izleme alınarak gelişebilecek osteoporoz ve osteopeni açısından yakın takipleri gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Hemofili, Profilaktik tedavi, Kanadıkça tedavi, Osteoporoz
Osteoporotik vertebra kompresyon kırıklarının perkütan vertebroplasti ve kifoplasti yöntemiyle tedavisi
Treatment goals of osteoporotic vertebra compression fractures by both conservative and surgical measures are anatomic reduction, prevention of spinal deformity, cessation of pain, restoration of vertebral height and provision of daily living activities of patients by providing stable fixation and early mobilization. In the current study, we presented the clinical and radiological results of percutaneous vertebroplasty and balloon kyphoplasty which are minimally invasive surgical techniques and that was performed in thoracolumbar osteoporotic vertebra fractures in defined indications and discussed with the current literature.We have evaluated 148 patients (498 vertebrae) who underwent percutaneous vertebroplasty and balloon kyphoplasty procedure due to acute and subacute osteoporotic vertebra fractures in İstanbul Bilim University Orthopedics and Traumatology Clinic between the years 2003 and 2008. The preoperative physical examination of the patients showed no neurological involvement. The preoperative Visual Analog Scale, Pain Disability Index and Oswestry Disability Questionaire values were recorded. The routine direct roentgenographies for evaluation of vertebral column from anteroposterior and lateral projections were also taken. In patients having pain and objective findings in the X-rays, magnetic resonance investigation of the spine was carried out routinely. Procedures were performed in patients with osteoporotic vertebra fractures. All cases were allowed to mobilize in the immediate postoperative period and no soft orthotics or any other device was prescribed. All patients also received medical treatment related with generalized osteoporosis.
60 yaş ve üstü erkeklerde kemik mineral yoğunluğu azalmasını etkileyen faktörler ve alfa klotho protein ilişkisi
Amaç: Osteoporoz, kemik kütlesinde azalma ve kemik dokusunun mikro-mimarisinin bozulması sonucunda kırık riskinde artmayla sonuçlanan ilerleyici bir metabolik kemik hastalığı olup kırık oluşana kadar sessiz seyirlidir. Kemik Mineral Yoğunluğu (KMY)'nu etkileyen faktörlerle ilgili çeşitli çalışmalar olup Klotho protein ile KMY arasındaki ilişki belirsizdir. Araştırmanın birinci amacı, erkeklerde Klotho ile KMY arasında bağımsız bir ilişki olup olmadığını tespit etmek, ikinci amacı ise KMY üzerine etkili olan diğer faktörleri saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Vaka kontrol çalışması olarak planlanan araştırmaya toplam 140 erkek hasta dahil edildi. Osteoporoz ve osteopeni grupları Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)'nün tanımlamasına göre tanımlandı. Sarkopeni, Avrupa Yaşlılarda Sarkopeni Çalışma Grubu 2 (EWGSOP2) kriterlerine göre tanımlandı. Araştırma kapsamında hastalara kemik dansitometri ölçümü, antropometrik ölçümler, laboratuvar testleri ve kapsamlı geriatrik değerlendirme testleri uygulandı. 4 metre yürüme testi ile fiziksel performans, el dinamometresi ile kas gücü ve biyoimpedans ile kas kütlesi ölçümü yapıldı. Rutin laboratuvar tetkiklerine ek olarak serum alfa Klotho proteini düzeyi ölçülerek gruplar arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya 60 yaş ve üstü toplam 140 erkek hasta dahil edildi. Kontrol grubunda 60 hasta, vaka grubunda ise KMY'si azalmış 80 hasta vardı. Alfa Klotho düzeyleri kontrol grubunda ortalama 0.42±0.47 ng/ml, vaka grubunda ortalama 0.34±0.26 ng/ml olarak saptanmış olup her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p =0,817). Kontrol grubunda aterosklerotik kalp hastalığı (ASKH), Diabetes Mellitus ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) tanılı hasta sayısı daha fazla olup istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Katılımcıların geriatrik testlerinden sarkopeni tarama testleri ile KMY arasında anlamlı ilişki saptandı. Ürik asit ve monosit düzeyleri vaka grubunda düşük iken; total testosteron, osteokalsin, LDL, total kolesterol ve potasyum düzeyleri anlamlı olarak yüksek saptandı. Vaka grubunda kas kütlesi (p=0,002), bel çevresi, üst kol ve baldır çevresi anlamlı olarak daha düşük saptandı. Çalışmamızda Diyabetes Mellitus, hipertansiyon, kronik böbrek hastalığı tanıları olanlarda Klotho düzeyi ortalaması daha düşük çıkmış olup anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Sonuç: Bu çalışmada KMY azalması ile alfa Klotho proteini düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. KMY azalmış grupta kas kütlesi de anlamlı olarak düşük bulunmuş olup osteosarkopeniyi desteklemektedir. Hasta sayısının fazla olduğu prospektif gözlemsel çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: erkek osteoporozu, sarkopeni, kemik mineral yoğunluğu, osteosarkopeni, Klotho
Lokal ve genel anestezi altında kifoplasti uygulanmış hastaların erken dönem sonuçlarının karşılaştırılması
AMAÇ: Çalışmamızın amacı günümüzde yaygın olarak kullanılan peruktan kifoplasti uygulamasında genel anestezi ve lokal anestezi yöntemlerinde ağrı değerlerini karşılaştırmaktır. MATERYAL VE METOD: Bu retrospektif çalışma Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı'nda Ocak 2021 ile Kasım 2022 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Çalışmaya dahil edilen hastalar arasında basit randomizasyon yöntemi ile 13'ü çalışma (lokal anestezi) 15'i kontrol (genel anestezi) grubu olarak iki grup oluşturulmuştur. Hastaların preoperatif ve postoperatif VAS skorları kaydedilmiş ve karşılaştırılmıştır. Hastaların sosyal yaşam kalitesi bilgileri toplanarak ODS skorları belirlenmiş ve karşılaştırılmıştır. Ayrıca her iki grubun ameliyat süreleri kaydedilerek karşılaştırılmıştır. BULGULAR: İki grup arasında preoperatif VAS değerleri anlamlı (p > 0.05) farklılık göstermemiştir. Çalışma grubunda postoperatif VAS değerleri kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha düşük bulunmuştur. Kontrol grubunda postoperatif VAS değerleri preoperatif döneme göre anlamlı (p < 0.05) olarak daha düşüktü. Çalışma grubunda postoperatif VAS değerleri preoperatif döneme göre anlamlı (p < 0.05) olarak daha düşüktü. Çalışma grubunda postoperatif VAS değerlerinin düşüşü kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksek olarak bulunmuştur. Kontrol grubunda ameliyat süresi çalışma grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksekti. SONUÇ: Bu çalışmada lokal ve genel anestezi altında yapılan kifoplasti yönteminde preoperatif ve postoperatif VAS ve ODS değerleri bulunarak karşılaştırılmıştır. Gruplar arasında preoperatif VAS ve ODS değerleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Preoperatif ve postoperatif VAS ve ODS değerleri karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark bulunmuştur. Çalışma grubu hastalarında anlamlı olarak daha düşük VAS ve ODS değerleri tespit edilmiştir. Çalışma grubunda ameliyat süresinin genel anestezi grubundan %50 oranda daha kısa süreye sahip olduğu bulunmuştur.
Denizli il merkezinde aile sağlığı merkezine başvuran 50 yaş ve üzeri bireylerin osteoporoz konusunda bilgi, tutum ve farkındalıkları
Osteoporoz, düşük kemik kütlesi, kemik dokusunun mikromimarisinde bozulma ve bunun sonucunda kemik kırılganlığında ve kırılmaya yatkınlıkta artışla karakterize sistemik ve metabolik bir kemik hastalığı olarak tanımlanır ve dünyada beklenen yaşam süresinin artmasıyla birlikte önemi artan bir küresel sağlık sorunu haline gelmiştir. Günümüzde 200 milyondan fazla bireyin osteoporoza sahip olduğu tahmin edilmektedir. Temmuz-Kasım 2022 tarihleri arasında Denizli il merkezinde belirlenen 4 ASM'ye başvuran 50 yaş ve üzeri 403 katılımcı ile yürütülen bu çalışma kesitsel-tanımlayıcı bir çalışmadır. Katılımcılara literatür taraması sonucunda oluşturulan anket formu yüzyüze uygulanmıştır. Anketin 9 sorusu osteoporoz bilgi sorularından oluşmaktadır. Kadınların %22,1'inde, erkeklerin %3,3'ünde, postmenopozal kadınların %24,3'ünde osteoporoz tanısının olduğu, %87,8'inin osteoporozu duyduğu, kadınların osteoporozu daha çok duyduğu, katılımcıların osteoporoz konusunda ana bilgi kaynağının aile-arkadaşlar olduğu belirlenmiştir. Aile sağlığı merkezi bilgi kaynağı olarak 4. sırada yer almıştır. Yalnızca 1 katılımcı DEXA için aile hekimi tarafından yönlendirildiğini bildirmiştir. Katılımcıların osteoporoz bilgi puan ortalaması 5,78 ± 2 olarak hesaplanmıştır. Yaş arttıkça bilgi düzeyinin azaldığı, eğitim düzeyi arttıkça bilgi düzeyinin arttığı görülmüştür. Katılımcıların erken yaşlarda osteoporoz hakkında bilgilendirilmesi, osteoporoz yönetimi konusunda birinci basamağın ve aile hekimlerinin daha aktif rol alması önerilebilir.
İntestinal geçirgenlik biyomarkerı olan zonulinin postmenopozal osteoporoz gelişimindeki rolünün araştırılması
Günümüzde kadınlar için yaygın bir halk sağlığı problemi olan ve ülkemizde tarama programına alınan postmenopozal osteoporoz temel olarak östrojen hormonunun etkisini kaybetmesiyle ortaya çıkmaktadır. Zonulin, gastrointestinal emilimin kontrolünde görev alan intestinal emilim markerıdır. İntestinal geçirgenliğin artışı ile kalsiyum, magnezyum ve diğer birçok mineral, vitamin ve enzimlerin bağırsaktan emiliminin azalmasına neden olmaktadır. İntestinal geçirgenliğin etkilenmesiyle oluşan kalsiyum, fosfor gibi minerallerin emilimindeki bozukluk, osteoporoz gelişimindeki bir risk faktörüdür. Bu nedenle, biz bu çalışmada; 65 yaş üzerindeki postmenapozal kadınlarda, intestinal geçirgenlik biyomarkerı olan zonulinin postmenapozal osteoporoz gelişimindeki rolünü araştırmayı amaçladık. Çalışmamıza postmenopozal dönemde olan 65 yaş üstü toplam 152 kadın hasta dahil edilmiştir. Tüm hastaların başvurularında demografik ve laboratuar verileri hasta sisteminden kaydedilmiştir. DEXA çekimi yapılmıştır. Hastalar DEXA sonuçlarına göre osteoporoz (n=50), osteopeni (n=51), sağlıklı kontrol (n=51) olarak üç gruba ayrılmıştır. Her hastadan 5 ml kan örneği alınıp biyokimya laboratuarında zonulin düzeyi çalışılmıştır. Elde edilen verilerde gruplar arasında biyokimya, hormon, hemogram ve zonulin sonuçlarında anlamlı fark saptanmamıştır. Ağırlık ve vücut kitle indeksi açısından sağlıklı grup ile hasta grubu (p=0.009, Bonferroni test) ve ara grup (p=0.049, Bonferroni test) arasında fark saptanmıştır. Hasta grubunda zonulin ile parathormon (r=-0.524, p<0.001) arasında negatif yönde korelasyon saptanmıştır. Sağlıklı grupta ise zonulin ile kalsiyum (r=0.299, p=0.033) arasında pozitif yönde, zonulin ile magnezyum (r=-0.319, p=0.023) arasında ise negatif yönde korelasyon saptanmıştır. Literatürde daha önce insanlarda osteoporoz ve serum zonulin ilişkisine dair herhangi bir çalışma bulunamamış olup yaptığımız çalışmada zonulin ile aralarında patofizyolojik ilişki saptanmamıştır. Hastaların daha önce dış merkez sağlık kuruluşlarından reçete edilen D vitamin ve kalsiyum içerikli medikal tedavi kullanmış olma durumları, hasta grubunun az sayıda olması çalışmamızın kısıtlılıkları arasındadır. Bu konuda daha geniş hasta gruplarında ileri merkez tabanlı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Osteoporoz, intestinal kalsiyum emilimi, zonulin
Kronik böbrek hastalığında kemik mineral yoğunluğu ve osteoporoz parametrelerinin değerlendirilmesi
Amaç-Hipotez: Kronik böbrek hastalığının seyri boyunca GFH düştükçe kalsiyum, fosfor, parathormon ve vitamin D metabolizmasında oluşan değişiklikler hastalarda çeşitli kemik hastalıklarına ve mineral metabolizma bozukluklarına yol açar. Kemik mineral bozukluğu GFR<60ml/dk/1,73 m2 olduğunda ortaya çıkmaktadır. En sık görülen kemik mineral bozukluğu osteoporozdur. KBH da genel topluma göre sıklığı artmaktadır. Bizim bu çalışmadaki amacımız, Evre 3 ve 4 kronik böbrek hastalarının DEXA ile kemik mineral yoğunluklarının hesaplanması, osteoporoz parametrelerinin ve kırık risklerinin karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Çalışmaya Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Nefroloji polikliniğinde takipli 2012 KDIGO sınıflamasına göre 87 tane Evre-3 (GFR:30-60) ve 87 tane Evre-4 (GFR:15-29) KBH olan 18-70 yaş arası hastalar dâhil edildi. Çalışmaya, bifosfonat tedavisi alan, malignite öyküsü, steroid kullanım öyküsü, romatoid artrit tanısı, oral kontraseptif kullanımı olan hastalar dâhil edilmedi. Hastalardan rutin poliklinik kontrol esnasında çalışma hakkında bilgilendirilip onam alındı. Hastaların laboratuvar tetkiklerinden 25-OH vitamin D, PTH, ALP, Ca, P, magnezyum, albümin, TSH, sT4, glukoz, ürik asit, bikarbonat, hemoglobin, GFH değerleri kaydedildi. Nükleer tıp anabilim dalında kemik dansitometresi çekildi. Kemik mineral yoğunluğu ölçüldü. Hastaların Frax® Türkiye modeli ile kırık riski hesaplandı. Boy ve kilo ölçümleri yapıldı kaydedildi. Maliyetler için BAP' a (Bilimsel Araştırma Projesi) başvuru yapıldı. İstatiksel değerlendirmede spss-22 programı kullanıldı. P değeri <0.05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya dâhil edilen Evre 3 hastaların yaş ortalaması 64 yıl, Evre 4 hastaların yaş ortalaması 64 yıl olarak saptandı. GFH değerleri Evre 3 KBH grubunda 49 ml/dk/1.73 m², Evre 4 KBH grubunda 26 ml/dk/1.73 m² idi. KBH etiyolojisinde her iki grupta da en sık neden DM bulundu. KBH Evre 3 ve Evre 4 hasta gruplarının kemik mineral yoğunluğunun değerlendirilmesinde DEXA sonuçlarına göre, Evre 3 hasta grubunun %23' ü normal, %56,3' ü osteopeni, %20,7' si osteoporoz olarak tespit edildi. Evre 4 hasta grubunda ise %13,8 normal, %44,8 osteopeni, %41,4 osteoporoz saptandı. Evre 4 KBH hasta grubunda osteoporoz oranı Evre 3 KBH a göre 2 kat daha fazla olup istatistiksel açısından anlamlı yüksek saptandı (p=0,010). Grupların laboratuvar değerleri karşılaştırıldığında Evre 4 KBH hastalarında PTH, P, ürik asit anlamlı yüksek olup yine albümin, hemoglobin, Ca, bikarbonat Evre 3 grubuna göre anlamlı düşük saptandı. Lomber vertebra ölçümlerinde bakılan L1-L4 vertebra t skoru, z skoru, KMY değeri Evre 4 KBH grubunda Evre 3 KBH grubuna göre anlamlı düşük saptandı. Femur ölçümlerinde bakılan femur boyun KMY değeri yine Evre 4 KBH hasta grubunda Evre3 KBH hasta grubuna göre anlamlı düşüktü. Evreler arasında kırık riski için hesaplanan FRAX değerinde anlamlı fark görülmedi. Değişkenlerin birbiri ile olan ilişkilerinin değerlendirildiği korelasyon analizinde Evre 3 KBH ve Evre 4 KBH hasta gruplarında L1-L4 vertebra total t skorunda hemoglobin, ve 25-OH vitamin D ile aynı yönde korelasyon saptandı. Yine bakılan femur total t skorunda BKİ, hemoglobin, bikarbonat, GFH ile aynı yönde korelasyon saptandı. Yaş ve PTH ile ters yönde korelasyon saptandı. Sonuç: Kronik böbrek hastalığı hastalarında morbidite ve mortalite yükünü azaltmak için osteoporozun erken taranması, saptanması ve yönetimi önemlidir. Kronik böbrek hastalığında GFH azaldıkça osteoporoz oranı artmıştır. Çalışmamızın sonuçlarına göre Evre 4 KBH hastalarında Evre 3 KBH' ye göre DEXA' da L1-L4 total t skoru daha düşük, osteoporotik hasta oranı daha fazla bulunmuştur. Evre 3 ve Evre 4 arasında FRAX skorları açısından anlamlı fark saptanmamıştır. FRAX skorunun KBH hastalarında kullanımı ile ilgili geniş çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Kronik böbrek hastalığı, Kemik mineral bozukluğu, Osteoporoz, DEXA
Orak hücre anemili hastalarda osteoporoz ile ilişkili yeni biyokimyasal markerlerin tanıdaki yeri
Otozomal resesif geçiş gösteren Orak Hücre Anemisi (OHA), β-globin zincirini kodlayan gendeki tek nokta mutasyonundan kaynaklanmaktadır. Hemoglobinin yük dengesinin değişmesine neden olan bu mutasyon, yetersiz oksijen bulunan ortamlarda HbS'in polimerize olmasına sebep olur. Sonuç olarak, alyuvarların bikonkav disk şekli değişir ve hücreler orak şeklini alır. Doku ve organların oksijensiz kalıp beslenememesine ve kemik yoğunluğunun düşmesine bağlı olarak kemik deformiteleri ve takibinde bir kemik hastalığı olan Osteoporoz gelişebilir. Bu çalışmada, OHA hastalarında Kemik Döngüsü Belirteçleri (KDB) serum düzeyleri ölçülerek orak hücre anemisi ile osteoporoz ilişkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaçla 33 orak hücreli birey (HbSS (30) / HbSβ (3)) hasta grubu ve 34 adet sağlıklı birey kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edildi ve bu bireylerden alınan kan örnekleri, 3500 rpm'de 10 dk. santrifüj edildikten sonra serumları ayrılıp biyokimyasal analizler için -80°C'de saklandı. Serum örneklerinde kemik döngüsü yapım belirteçleri; PINP, PICP, BALP ve Osteokalsin (OT) ile kemik döngüsü yıkım belirteçleri; CTX, Hidroksiprolin (Hyp) ve Pridinolin (PYD) düzeyleri ELISA yöntemi ile analiz edildi. Ayrıca, 25(OH)D düzeyleri spektrofotometrik olarak Immunoassay (EIA) ile ölçüldü. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. Deney sonucunda, PINP (p=0,345), PICP (p=0,071) ve BALP (p=0,607) düzeylerinde orak hücreli anemi çalışma grubu ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Bununla birlikte, OT düzeyi hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0,016). Ek olarak, hasta grubu, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında CTX (p=0,763), Hyp (p=0,546) ve Piridinolin (p=0,890) serum düzeyleri arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmadı. Son olarak, 25(OH)D orak hücre çalışma grubunda kontrol grubuna kıyasla önemli ölçüde düşük bulundu (p=0,01). Çalışma sonucu kemik yapım belirteci olan osteokalsine göre değerlendirildiğinde orak hücre anemili hastalarda osteoblastik aktivitenin ve dolayısıyla kemik döngüsünün arttığı söylenebilir. Orak hücre hasta grubunun artan osteokalsin düzeyi ve düşük 25(OH)D sonucu, osteoporoz patolojisini destekler nitelikte olup tanı için yeterli değildir. Sonuç olarak, orak hücre anemisinin kemik metabolizmalarına olan etkisini anlamak için KDB serum düzeylerinin, kemik mineral yoğunluğu (KMY) ile desteklenerek değerlendirilmesi ve orak hücre hastalarının örneklem büyüklüğü arttırılarak daha fazla araştırılması gerekmektedir.
Kronik karaciğer hastalarında osteoporoz sıklığı
Giriş ve AmaçSiroz hastalarında farklı bölgelerdeki osteoporozun saptanması, hastalık şiddeti ve süresi ile ilişkisinin belirlenmesi.Gereç ve YöntemÇalışmaya karaciğer sirozu tanısı konulan 44 hasta (26 erkek, 18 kadın, ortalama yaş 48,18±12,265) ile 27 sağlıklı kontrol olgusu (12 erkek,15 kadın, ortalama yaş 32,89±12,007) alındı. Hastalardan 19'u Child A, 12'si Child B ve 13'ü Child C grubunda idi. Kemik mineral dansitesi (BMD) dual enerji x-ray absorbsiyometrisi (DEXA) ile lomber vertebra, ön kol ve femur boynunda ölçüldü. Kemik metabolizması ile ilgili biyokimyasal parametreler ve hormon düzeyleri araştırıldı.BulgularLomber vertebra ölçümünde erkeklerin % 42,3'ünde, kadınların % 33.3'ünde osteoporoz mevcuttu. Femur ölçümünde erkeklerin %26,9'unda kadınların ise %16,7'sinde osteoporoz saptandı. Önkol BMD ölçümünde erkeklerin %57,7'sinde kadınların ise %33,3'ünde osteoporoz mevcuttu. Child-Pugh A, B ve C gruplarının BMD, T ve Z skorları ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05).Karşılaştırma yapılan parametreler olan; alkalen fosfataz, fosfor, TSH, prolaktin, kortizol ve GH değerlerinde hasta ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmazken (p>0.05); 25 OH D vitamini, serum kalsiyum, ve paratiroid hormon arasındaki fark ise istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05).Hastalığın süresi ve Child evresi ile kemik mineral yoğunluğu arasında ilişki yoktu. Ancak ön kol kemik mineral yoğunluğu child evresi ile ilişkili bulundu. Hastalarda 25 OH D vitamini, serum kalsiyum düzeyi kontrol grubuna göre belirgin olarak düşüktü (sırasıyla p=0.006, p=0.0001). Yine hastalarda paratiroid hormon kontrol grubuna göre belirgin olarak yüksekti (p=0.012,).SonuçKaraciğer sirozu osteoporozun önemli nedenlerinden biridir. Siroz hastalarında hastalıkları nedeniyle sedanter bir yaşam sürdürürler. Osteoporoz sonucu oluşan kırıklar hastaların immobilite düzeylerinin ve sürelerinin artmasına ve yaşam kalitelerinin bozulmasına neden olmaktadır. Bu nedenle siroz hastaları mutlaka osteoporoz yönünden incelenmeli, erken tanı ve tedavi ile kırıkların oluşumu önlenmelidir.Anahtar KelimelerSiroz, osteoporoz, DEXA, kemik mineral dansitesi
Kronik myeloid lösemili hastalarda imatinib mesilat tedavisinin osteoporoza etkisi
Kronik Myeloid Lösemi (KML) aşırı proliferasyona uğrayan myeloid seri hücrelerinin klonal bir bozukluğudur. Hastalığın karakteristik genetik anormalliği olan Philadelphia (Ph) kromozomu, 9. ve 22. kromozomların uzun kolları arasındaki karşılıklı bir translokasyon sonucu meydana gelir. Bu translokasyonun moleküler sonucu, KML' li bütün hastalarda bulunan ve yapısal olarak aktive edilmiş bir tirozin kinaz olan BCR-ABL füzyon proteininin üretimidir.Hastalığın güncel tedavileri allojenik kök hücre nakli ve imatinib mesilatı içeren ilaç rejimlerini kapsar. KML için tek küratif tedavi olan allojenik kemik iliği ya da kök hücre nakli, önemli morbidite ve mortalite ile birliktedir ve uygun vericisi bulunan hastalarla sınırlıdır. İmatinib mesilat, BCR-ABL' nin yapısal olarak aktif tirozin kinaz bölgesini hedefleyerek KML tedavisinde etkili olan bir ajandır ve günümüzde allojenik kök hücre nakli için uygun vericiye sahip olmayan hastaların tedavisinde ilk seçenek olarak kullanılmaktadır.Çalışmamızın amacı, KML grubu ile kontrol grubunun femur T skoru ve vertebra T skoru değerlerini karşılaştırarak imatinib kullanımının osteoporoza olası etkisini ortaya koymaktır.Bu çalışma Nisan 2008 ile Ekim 2008 tarihleri arasında Turgut Özal Tıp Merkezi'ne başvuran 20 KML hastası ile kontrol grubundaki 20 kişi üzerinde prospektif olarak yapıldı.Çalışmanın sonucunda, iki grup arasında serum P değerleri için istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). Serum P değerlerinin ortalaması, KML grubunda kontrol grubundan daha düşüktü. Bununla birlikte femur T skoru ve vertebra T skorunu içeren diğer parametreler için iki grup arasında anlamlı fark yoktu.Çalışmamızda tesbit edilmiş olan hipofosfatemi ile imatinib kullanımı arasındaki anlamlı ilişki, önceki çalışmaların sonuçları ile olgu sayısı az olmakla beraber uyumluydu.Sonuç olarak, çalışmamızda imatinib kullanımı ile osteoporoz gelişimi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gözlemlemedik. İmatinibin kemik yapım-yıkım döngüsü üzerindeki etkilerini göstermek için daha geniş kapsamlı araştırmaların yapılmasına ihtiyaç vardır.
Primer osteoporoz ve osteopenili hastalarda kemik mineral yoğunluğu ile ghrelin hormonu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmadaki amacımız, primer osteoporoz ve osteopenili kadın hastalarda DXA yöntemi kullanılarak elde edilen kemik mineral yoğunluğu değerleri ile ghrelin hormon düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek ve ghrelin hormon düzeylerinin osteoporoz ve osteopeni etyolojisine olası katkısını değerlendirmekti.Materyal ve Metot: İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Turgut Özal Tıp Merkezi Endokrinoloji ve Metabolizma Polikliniği'ne başvuran 20 primer osteoporoz (yaş ortalaması 50.45±8.75 yıl) ve 20 osteopeni (yaş ortalaması 50.85±11.21 yıl) tanısı olan yaş ortalaması 50.65±9.93 yıl olarak hesaplanan toplam 40 kadın hasta çalışma grubu, ve yaş ortalaması 48.40±9.81 yıl olan 20 sağlıklı kadın, kontrol grubu olarak çalışmaya alındı. Çalışma grubu ayrıca primer osteoporoz alt grubu ve osteopeni alt grubu olarak sınıflandırıldı. Tüm hastaların DXA yöntemi kullanarak kemik mineral yoğunluğu ölçüldü. ELISA yöntemiyle N-oktanoilli Açil Ghrelin düzeyleri çalışıldı. Hastaların klinik ve demografik özellikleri kaydedildi.Bulgular: N-oktanoilli Açil Ghrelin ortalama düzeyi çalışma grubunda 28.11±31.09 (Primer osteoproz grubunda 25.66±35.47 pg/ml, osteopeni grubunda 30.56±26.71 pg/ml) ve kontrol grubunda 38.63±39.07 pg/ml olarak tesbit edildi. Ghrelin hormonu ortalama düzeyi primer osteoporoz grubunda, osteopeni ve kontrol grubuna göre daha düşük saptandı. Ghrelin hormonu ortalama düzeyi açısından primer osteoporoz grubu ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. Primer osteoporoz ve osteopeni hastalarında, kemik mineral yoğunluğunu ghrelin hormon düzeylerinin etkilediği bulundu. Tüm olgular ele alındığında, Lomber vertebra total KMY, lomber vertebra total T skoru, lomber vertebra total Z skoru ile ghrelin hormon düzeyi arasında anlamlı ilişki saptandı.Sonuç: Çalışmamız osteoporozlu hastalarda ghrelin düzeyinin azaldığını, ve bu azalmış ghrelin düzeyinin osteopeni ve osteoporoz gelişimine katkıda bulunabileceğini göstermiştir.Anahtar Kelimeler: Primer Osteoporoz, Osteopeni, Kemik Mineral Yoğunluğu, Ghrelin
Postmenopozal osteoporozda denosumab tedavisinin metabolik ve inflamatuar parametreler üzerine etkisi
Denosumab postmenopozal osteoporozun tedavisinde kullanılan RANKL'a karşı geliştirilmiş bir monoklonal antikordur. RANK/RANKL/OPG döngüsü hem immün sistem hem osteoporoz üzerine etkilidir. Bazı RANK mutasyonları hipogamaglobulinemi ile seyreder. RANK/RANKL yolağının insülin direnci ve hepatosteatoz gelişiminde aracı olabileceğini düşündüren çalışmalar mevcuttur. Ancak, denosumabın inflamasyon ve immünite üzerine olan klinik etkileri yeterince bilinmemektedir. Biz bu çalışmada denosumab tedavisinin metabolik ve inflamatuar parametreler üzerindeki etkilerini araştırmayı hedefledik. Çalışmamızda Kasım 2021-Mart 2023 tarihleri arasında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Bünyesindeki polikliniklere başvuran veya servislerinde takip edilen, 50 yaşın üzerinde, en az bir yıldır menapozda olan, kemik mineral yoğunluğu ölçümünde lomber vertebra veya kalça T skoru -2,5 ve altında olan veya frajilite kırığı öyküsü olan ve diğer tedavileri kullanamıyor ve onlara cevapsız olan 30 hasta dahil edildi. Hastaların tedavi öncesi ve tedavi sonrası 1. ayda bakılan; tam kan sayımı, nötrofil/lenfosit oranı, sedimentasyon, CRP, fibrinojen, ferritin, prokalsitonin, D-dimer, homosistein, açlık kan şekeri, insülin, HOMA-IR, LDL, HDL, trigliserid, Lp(a), kalsiyum, albümin, fosfor, parathormon, alkalen fosfataz parametreleri retrospektif olarak değerlendirildi. Çalışmamızda denosumab uygulaması öncesi ve sonrası bakılan metabolik parametreler arasında anlamlı farklılık saptanmadı(p>0,05). Kalsiyum(p=0,003), fosfor(p<0,001) düzeylerinde ve albumin(p=0,005) düzeyinde anlamlı azalma saptandı. Parathormon değerinde istatistiksel olarak anlamlı artış saptandı(p<0,001). Denosumab uygulaması öncesi ve uygulama sonrası bakılan lökosit(p=0,042), nötrofil(p=0,042) ve monosit(p=0,034) değerlerinde anlamlı azalma saptandı. Çalışmamızda denosumab tedavisinin metabolik parametreler üzerine etkisinin olmadığı; nötrofil ve monosit değerlerini azaltarak inflamasyon üzerinde etkisi olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Postmenopozal osteoporoz, denosumab, inflamasyon
Vertebra korpus kırıklarında kifoplasti uygulamasının klinik sonuçları
Osteoporoz günümüzün ileri yaşta hasta grubunda sıkça karşılaştığımız hastalığıdır. En ciddi sonuçlarından biri vertebra kompresyon kırıklarıdır. Kifoplasti ise bu kırıklar için kullanılan minimal invazif cerrahi tekniktir. Tedavide amaç spinal deformiteyi önlemek, ağrıyı azaltmak, vertebra yüksekliğini yeniden sağlamak ve erken mobilizasyon ile hastanın günlük aktivitelerine geri dönmesini sağlamaktır. Bu tezde kliniğimizde kifoplasti ile tedavi edilen vertebra kompresyon kırıklarının sonuçları bildirilmiş ve litaratür bilgileri tartışılmıştır. Çalışmada TEMMUZ 2011-HAZİRAN 2013 tarihlari arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji ana bilim dalında vertebra kompresyon kırığı nedeni ile kifoplasti uygulanan 18 hastanın 25 seviyesi incelenmiştir. Hastaların 9(%50) u kadın 9(%50) u erkekti. Yaş ortalamaları 67.5 (52-82) du. Olguların klinik değerlendirilmeleri ADI, ODS, SF-36 kriterlerine göredir. Radyolojik tanıda hastaların vertebral kolon ön-arka ve yan direkt grafileri rutin olarak çekildi. Yine hastalara MRG ve gerek görülen urumlarda BT cekildi. Kifoplasti işlemi yapılan 25 seviyenin dağılımı ; T3 seviyesine 1 (%4), T4 seviyesine 1 (%4), T11 seviyesine 2 (%8), T12 seviyesine 4 (%16), L1 seviyesine 7 (%28), L2 seviyesine 5 (%20), L3 seviyesine 4 (%16), L5 seviyesine 1 (%4) seviye şeklindeydi. Kifoplasti ile hastaların ADI i 9.2 den 2.1 e gerilerken ODS da hastaların hemen hemen hepsinde bel ağrısı kifoplasti işlemi sonrasında hastanın yaşamında önemli bir problem oluşturmamakta, yine SF-36 ya göre de kifoplasti sonrası hastaların günlük yaşam destek aktivitelerinde azalmanın anlamlı derece olduğu görüldü. Hastaların kifoplasti işlemi sonrasında mevcut vertebra korpus yüksekliklerinin ortalamasının da %43 arttığı görüldü. Osteoporotik vertebra kırıklarının tedavisinde kifoplasti minimal invazif bir cerrahi yöntemdir. Bu işlem ile kırık stabilizasyonu, ağrı azaltılması, vertebra duvar restorasyonu, oluşabilecek spinal deformiteyi engelleme, kısa sürede mobilizasyon ve erken normal yaşama dönme sağlayan altın standart minimal invasif bir cerrahi tekniktir.
Postmenopozal kadınlarda osteoporoz prevalansı ve risk faktörleri
Bu araştırma postmenopozal dönemindeki kadınlarda osteoporoz prevalansı ve risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma, Çorum Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne, Ekim 2019-Aralık 2019 tarihleri arasında olasılıksız örnekleme yöntemlerinden rastlantısal örnekleme yöntemi ile seçilen toplam 301 postmenopozal osteoporozlu kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Sosyo-Demografik Bilgi Toplama Formu (SDBTP)", "Osteoporoz Risk Faktörleri Formu (ORFF) " uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ki-kare testi, ölçümsel veriler için t-testi/Mann Whitney-U testi, One-Way ANOVA/Kruskall Wallis testleri kullanılıp, bu testlerde gruplar arasındaki farklılıkların belirlenmesinde Tukey's HSD testi/Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmamızda, postmenopozal osteoporoz prevalansı %29,2 olarak belirlenmiştir. Kadınlarda; ileri yaş, menarş yaşı, gebelik sayısı, sigara ve kafein tüketimi, kronik hastalık varlığı ve sürekli ilaç kullanımı ile postmenopozal osteoporoz arasında pozitif yönde, öğrenim durumu, kalsiyum ve D vitamin takviyesi kullanımı ile postmenopozal osteoporoz arasında negatif yönde ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca yaşadığı yer ve medeni durumun postmenopozal osteoporozu etkilediği belirlenmiştir (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Postmenopoz, osteoporoz, risk faktörleri.
Tip 2 diyabetes mellitus tedavisinde sodyum-glukoz ko-transporter-2 inhibitörlerinin (SGLT2i) kemik mineral dansitesi üzerine etkisi
Çalışmamızda osteoporoz için çok önemli risk faktörlerinden biri olan diyabetes mellitusun tedavisinde günümüzde sıkça kullanılmakta olan SGLT-2 inhibitörlerinin kemik mineral yoğunluğu üzerine olan etkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmaya, 2021 - 2022 yılları arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı ve Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı polikliniklerinde tip 2 diyabetes mellitus tanısı ile takip edilen hastalar arasından empagliflozin, dapagliflozin veya metformin + empagliflozin kombinasyonu başlanarak en az 6 ay takip edilen 35 hasta alındı. Bu hastaların tedaviye başlandıktan 1 hafta sonraki ve 6.ay verileri incelenerek demografik ve klinik özellikleri, laboratuvar ve DEXA verileri kaydedildi. Başlangıç ve 6.ay değerleri karşılaştırılarak değerdirme yapıldı. Çalışmada medyan yaş 56,03 (39-75) yıl idi. Hastaların 27'si (%77.1) kadın, 8'i (%22,9) erkek idi. Başlangıç ve 6.ay değerleri incelendiğinde tüm hastalarda SGLT-2 inhibitörleri sonrası, literatür ile uyumlu şekilde HbA1c, açlık plazma glukozunda anlamlı azalma saptanırken, kreatinin değerinde anlamlı değişim izlenmemesine rağmen GFR değerinde hafif artış saptandı. Kalsiyum, parathormon, fosfor değerlerinde anlamlı değişim izlenmezken, 25-OH D vitamininde anlamlı bir artış saptandı (p=0,006). DEXA verilerine göre femur boyun BMD değeri, T ve Z skorlarında; femur total BMD değeri ve Z skorunda; lomber 1-4 vertebra total BMD değeri, T ve Z skorlarında anlamlı değişim saptanmadı. Literatürden farklı olarak DEXA verilerinde femur total T skorunda anlamlı hafif düşüş izlendi (p=0,03). Literatürde SGLT-2 inhibitörleri ile kemik mineral yoğunluğu arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalarda çelişkili sonuçlar mevcuttur. Çalışmamızda SGLT-2 inhibitörleri ile femur total T skorlarındaki hafif değişiklik dışında kemik mineral yoğunluğu değerlerinde anlamlı değişiklik saptanmamıştır. Diyabet - osteoporoz ilişkisi gözönüne alındığında SGLT-2 inhibitörlerinin kemik mineral yoğunluğu üzerine etkilerini daha net ortaya koyabilmek için daha geniş serilerde yapılmış, prospektif ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Radius distal kırığı nedeniyle cerrahi yapılan hastalarda Hounsfield Unit'in klinik ve radyolojik sonuçlar ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Distal Radius uç kırıkları özellikle yetişkin yaş grubunda üst ekstremitenin sık görülen kırıklardır. Yaş dağılımı olarak 6-10 yaşları ile 60-69 yaşları olmak üzere bimodal dağılım göstermektedir. Bilgisayarlı Tomografi üzerinden ölçülen Hounsfield Unit (HU) ile kemik yoğunluğu arasında korelasyon olduğunu gösteren literatürde birçok çalışma mevcuttur. Çalışmamızın amacı, Radius distal uç kırığı nedeni ile tarafımızca ameliyat edilen hastalarda Hounsfield Unit'in klinik ve radyolojik sonuçlar ile ilişkisini değerlendirmektir. Çalışma 2018-2021 yıllarında kliniğimize başvuran ve Radius distal uç kırığı nedeni ile ameliyat edilen 59 hasta üzerinden gerçekleştirilmiştir. Bilgisayarlı Tomografi (BT) üzerinden Radius distalinde bulunan kırık hattından ayrı ayrı 3 kesit alınarak HU değerleri ölçülüp not edildi. HU skalasına göre <140 kötü, 140-220 orta, >220 iyi olarak değerlendirmeye alınmıştır. Cerrahi sonrası el bileğinin klinik sonuçları Modifiye Mayo El Bilek Skoru ile değerlendirilmiştir. Çalışmamıza katılım kriterlerine uyan 59 hasta dahil edildi. Hounsfield Unit (HU) ile AO sınıflamasına göre A tipi kırık, B tipi kırık ve C tipi kırık paterni istatistiksel olarak değerlendirildiğinde aralarında anlamlı fark oluşmadığı görülmüştür (p>0,05). Kırık kaynama süresi ile yine kırık paterni arasındaki ilişki değerlendirildiğinde kaynama süresinin kırık paterninden etkilenmediği sonucuna ulaşılmıştır (p>0,05). Operasyon sonrası klinik sonuçları değerlendirmek üzere kullanılan Modifiye Mayo El Bilek Skorlaması ile kırık tipleri arasında anlamlı farklılık oluşmamıştır (p>0,05). Ölçülen HU değerleri ile Modifiye Mayo El bilek Skorları ile de anlamlı korelasyon oluşmamıştır (p>0,05). Bunların yanında distal Radius kırıklarına yönelik ölçülen HU değerleri ile kaynama süreleri arasında negatif yönlü anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0,05) (r: -,474). Literatürde birçok çalışmada HU değeri ile DEXA ile ölçülen kemik yoğunlukları arasında benzerlik olduğu gösterilmiştir. Çalışmamızda HU skalasına göre iyi olarak değerlendirilen hastalarda kaynama sürelerinin daha hızlı olduğu görülmüştür. Bunun yanında HU değerlerinin ölçümlerinin pratik olması, maliyetinin düşük olması ve ekstra radyasyon maruziyeti yaratmaması nedeni ile rutin olarak kullanılması önermekteyiz.
Renal transplantasyon yapılan hastalarda nakil sonrası kemik kaybında etkili olan faktörler ve kan gazı ile ilişkisinin belirlenmesi
Osteoporoz, renal transplantasyonunun önemli bir komplikasyonudur. Transplantasyondan sonraki ilk 6-12 ay boyunca belirgindir sonra daha düşük bir oranda devam eder. Çalışmamızın amacı renal transplantasyon yapılan hastalarda (RTR) kemik kaybı sıklığının saptanması ve ilişkili faktörlerin belirlenmesidir. Çalışmamızda 150 RTR değerlendirildi. Hastaların; yaş, cinsiyet, beden kitle indeksi (BKİ), primer hastalık, diyaliz türü, diyaliz süresi, nakil türü, renal transplantasyon süresi, steroid kullanım öyküsü, immünsupresif öyküsü, kümülatif steroid dozu, hastanın aldığı immunsupresif rejimi, diyabet öyküsü, dual-energy x-ray absorptiometry, glomerüler filtrasyon hızı (GFH) ve biyokimyasal belirteçleri değerlendirildi. L1-L4 total kemik mineral dansitometri (KMD) ölçümünde %24,6, Femur boyun KMD ölçümünde %21,3 osteoporoz saptandı. Hastaların primer hastalıkları, kümülatif steroid dozu, GFH, albümin, alkalen fosfataz, fosfor ve kalsiyum düzeyleri, canlı veya kadavradan nakil olmaları, nakil öncesinde steroid öyküsü, nakil öncesinde immünsupresif öyküsü ve aldıkları immünsupresif rejimler ile lomber vertebra ve femur boyun KMD değerleri arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p >0,05). Periton diyaliz (PD) ve uzamış transplantasyon süresi lomber vertebrada, bikarbonat (HCO3) düzeyi femur boynunda, BKİ her iki bölgede artmış KMD ile ilişkili olarak saptandı (p<0,05). Asidoz lomber vertebrada, ileri yaş ve uzamış diyaliz süresi femur boynunda, yüksek parathormon düzeyi her iki bölgede azalmış KMD ile ilişkili saptandı (p <0,05). Çalışmamızda asidoz RTR'lerde kemik kaybı ile ilişkilendirilmiştir ve özellikle GFH kısmen korunmuş hastalarda hekimlerin bu konudaki farkındalıkları düşük olabilmektedir. RTR'lerde kan gazı ve HCO3 değerlerinin düzenli aralıklarla taranmalı ve düşüklük saptandığı takdirde tedavi edilmelidir.
Böbrek nakli öncesi immünsupresif tedavinin nakil sonrası medikal komplikasyonlara etkisinin retrospektif değerlendirilmesi
Böbrek nakli son dönem böbrek hastalığı için tercih edilen tedavi yöntemlerinden birisidir. Hastaların nakil sonrası süreçte yoğun immünsupresif tedavi ile yakın takip edilmeleri gerekmektedir. Ancak immünsupresif tedavinin enfeksiyon, kardiyovasküler hastalık, diyabet, osteoporoz, malignite gibi çeşitli yan etkileri olabilmektedir. Başta glomerülonefritler olmak üzere böbrek yetmezliğinin etiyolojisine göre nakil öncesi dönemde de immünsupresif rejimler tedavi seçenekleri arasında yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı nakil öncesi immünsupresif tedavi alan hastaların almayan hastalara göre nakil sonrası dönemde medikal komplikasyonlar açısından daha riskli olup olmadığının değerlendirilmesidir. Eylül 1999-Mayıs 2018 tarihleri arasında böbrek nakli yapılmış 1000 hasta içerisinden nakil öncesi immünsupresif tedavi alan hastalar (50 hasta) belirlendikten sonra; demografik özellikleri benzer olacak şekilde nakil öncesi immünsupresif tedavi almamış hasta grubu (50 hasta) oluşturularak toplamda 100 hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Alıcı ve vericilerin demografik özellikleri, alıcının diyaliz ve nakil bilgileri, eşlik eden hastalıklar, immünsupresif tedavi, gelişen medikal komplikasyonlar, nakil sonrası döneme ait laboratuvar test sonuçları medikal kayıtlardan elde edildi. Nakil öncesi immünsupresif tedavi alan ve almayan hastalar arasında bazal kreatinin değerleri, rejeksiyon oranları, sitomegalovirüs (CMV), üriner enfeksiyon, herpes zoster, BK virüs, hepatit, pankreatit, osteoporoz, osteonekroz, kardiyovasküler hastalık, polisitemi, paratiroidektomi ve malignite gelişimi açısından anlamlı fark saptanmadı. Yeni başlayan diyabet nakil öncesi immünsupresif alan grupta anlamlı olarak daha yüksekti. Komplikasyon gelişen ve gelişmeyen hastalarda toplam immünsupresif tedavi süreleri değerlendirildiğinde ise sitomegalovirüs, üriner enfeksiyon, herpes zoster, BK virüs, hepatit, diyabet, osteonekroz, kardiyovasküler hastalık, polisitemi, paratiroidektomi ve malignite gelişimi açısından anlamlı fark saptanmadı. Hem osteoporoz hem pankreatit gelişenlerde toplam immünsupresif tedavi zamanının gelişmeyenlere göre daha uzun olduğu görüldü. Sonuç olarak, nakil öncesi uzun süre immünsupresif tedavi alan hastaların almayan hastalara göre komplikasyon gelişimi açısından daha riskli konumda olabileceği unutulmamalıdır. Mevcut bulguların desteklenmesi için daha geniş hasta popülasyonlu çalışmalara ihtiyaç vardır.