Maksilla

Bu konu başlığı altında 105 tez

DoktoraAçık ErişimTR

Farklı iskeletsel yüz tiplerine sahip bireylerin maksilla ve mandibula hacimlerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi yöntemi ile incelenmesi

Bu çalışmada farklı iskeletsel yapıya sahip bireylerdeki maksiller ve mandibular yapıların hacimlerinin, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) yardımı ile üç boyutlu ölçüm yöntemlerini içeren bilgisayar yazılım programı kullanarak incelenmesi hedeflenmiştir. Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Radyoloji ve Ortodonti Anabilim Dalı arşivinde kayıtları bulunan bireyler arasından şartlara uyan 1500 bireyin sefalometrik radyografileri ölçülerek belirlenen genel kriterlere uyan 500 birey seçilmiştir. Çalışmanın şartlarına uyan 135 kişiye ait KIBT araştırmaya dahil edilmiştir. Seçilen KIBT'ler ANB açılarına göre Sınıf 1 (0Anahtar Kelime: Anatomi = Anatomy ; Maksilla = Maxilla ; Mandibula = Mandible ; Radyografi = Radiography ; Tomografi-x ışınlı-bilgisayarlı = Tomography-x ray-computed ; Yüz = Face ; Yüz kemikleri = Facial bones

AnatomiMaksillaMandibula+4
Beyza Karadede
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sinus maxillaris tabanının posterior maxillar dişlerle olan ilişkisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

Sinus Maxillaris (SM), gelişimini tamamlarken posterior maxillar dişler (PMD) sinus tabanıyla yakın ilişki içerisinde olur. Bu durum PMD ve alveollerine yapılacak herhangi bir müdahale esnasında sinus için perforasyon riski oluşturur. Bu yakın ilişki ve değişkenlik göz önüne alınarak SM ile PMD arasındaki ilişkinin SM morfojisinin incelenmesi amaçlanmıştır. On sekiz yaş üstü hastalara ait KIBT görüntüleri retrospektif olarak Planmeca ProMax 3D Mid cihazı (with Romexia software version 3.2.0) ile incelenmiştir. SM'in yapısını bozan sinus patolojileri olan hastalar ve daha önceden ağız çene bölgesinden cerrahi operasyon hikayesi olan hastalar çalışmaya dâhil edilmedi. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 45±17'idi. Bu görüntüler üzerinde her bireyin sağ ve sol sinus maxillar tabanı ile 2 premolar,3 molar dişin yakınlık ilişkisi kwak ve ark. kullandığı tiplendirmeye göre değerlendirildi. Daha sonra SM'in anterioposterior(APÇ),transvers çap(TÇ) ve vertikal çapları(VÇ) ölçüldü SM tabanında septa varlığı, sayısı, frekansı ve konumu incelendi. Doksan dokuzu kadın 108 erkek 18-92 yaş aralığında 207 bireyin KIBT görüntüleri incelenmiştir. SM'de ölçülen 3 morfolojik ölçümün 2'sinde (APÇ, VÇ) erkeklerin çapının kadınlara oranla istatiksel olarak daha fazla olduğu (p=0.004, p=0.00) ve SM çapları ile yaş arasında anlamlı bir korelasyon olmadığı görülmedi. İki yüz yedi bireye ait herhangi bir perforasyon ve patolojisi olmayan 410 SM incelendiğinde septa bulunan olgularda septa lokalizasyonu % 48.7 oranıyla en fazla media'da (2.molarbölge) olduğu saptanmıştır. SM tabanı ile PMD arasındaki ilişki incelendiğinde molar dişlerin premolar dişlere oranla SM tabanı ile daha yakın ilişki içinde olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın diş hekimleri ve bu bölgede işlem yapacak olan klinisyenler için önemli olacağı düşünülmektedir.

AnatomiDişlerKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Habibe Can
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kortikotomi uygulanan ve uygulanmayan hibrit apareylerle yapılan hızlı üst çene genişletme tedavisinin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi

Bu in-vitro çalışmada, kortikotomi uygulanan ve uygulanmayan hibrit apareylerle yapılan hızlı üst çene genişletme (HÜÇG) tedavisinin kraniyofasiyal yapılarda oluşturduğu stres dağılımı ve yer değiştirme miktarlarının sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda, Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı arşivinde bulunan 22 yaşında maksiller transversal darlığa sahip kadın hastanın konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinden kraniyofasiyal kemiklerin ve maksiller dişlerin üç boyutlu sonlu elemanlar modeli elde edilmiştir. Bu model üzerinde, palatal kemik destekli iki mini vida ve iki molar diş destekli hibrit hyrax (Tip A), palatal kemik destekli iki mini vida, iki molar diş destekli hibrit hyrax ile birlikte kortikotomi uygulanmış (Tip B) ve geleneksel diş destekli hyrax ile birlikte kortikotomi uygulanmış (Tip C) olmak üzere 3 farklı hızlı üst genişletme modeli dizayn edilmiştir. Modellerde, hyrax vidası transversal yönde en az 0.25 mm aktive edilmiştir. Çalışma sonunda, kortikotomi uygulanan Tip B ve Tip C modellerde, Tip A modele göre daha fazla transversal hareket görülmüştür. Posterior dişlerde devrilme miktarı Tip A modelde daha fazla olmuştur ve bu modelde mini vida çevresinde diğer modellere göre yüksek stres görülmüştür. Ayrıca, Tip B modelde mini vidalardan dolayı üst çene plakalarının rotasyonu sınırlı kalmış olup daha paralel transversal genişleme elde edilmiştir. Sonuç olarak, Tip B ve Tip C modellerde ön bölgede Tip A modele göre daha fazla transversal genişleme göstermiştir. Tip B modelde üst çene plakalarının rotasyonu daha az görülmüştür. Sonuç olarak, mini vida destekli ve kortikotomi uygulanmış hibrit hyrax genişletme apareyi ile daha paralel ve daha etkin bir transversal genişletme elde edilmiştir. Ayrıca, yetişkinlerde HÜÇG tedavisinin cerrahi destekli olarak yapılması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Hibrit aparey, hızlı üst çene genişletmesi, kortikotomi maksiller transversal darlık, sonlu elemanlar analizi.

Alveolar kenar artırılmasıMaksillaOrtodontik aygıtlar+2
İsmail Karayağlı
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Maksiller foramen incisivum'un 13. yy'a ait geç dönem Bizans ve günümüz kafataslarında morfolojik ve morfometrik özelliklerinin karşılaştırılması

Maxiller foramen incisivum'un 13. yy'a ait geç dönem Bizans ve günümüz kafataslarında morfolojik ve morfometrik özelliklerinin karşılaştırılması konulu tez çalışmamızda, cinsiyeti belirlenemeyen 32 adet 13. yy'a ait geç dönem Bizans ve 24 adet 21. yy'a ait erişkin cranium'u veya maxilla'sı kullanılarak ölçümler yapıldı. Maxiller foramen incisivum'un; çapı, foramen incisivum ile foramen palatinum majus arası mesafe sağ-sol olarak, 3. dens molaris serotinus'un en uzak noktası arası mesafe sağ-sol olarak, spina nasalis posterior arası mesafe, sutura palatina transversa arası mesafe, foramen palatinum majus arası hatta uzaklık, dens incisivus medialis'in en yakın noktası arası mesafe sağ-sol olarak ölçüldü. Elde edilen değerlerin kayıt altına alınan istatistiksel hesaplamaları yapılarak günümüz ile Bizans, sağ taraf ile sol taraf karşılaştırılmaları yapıdı. İstatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi. Yapılan literatür taramalarında konu ile ilgili yeterli parametre bulunamadığı için karşılaştırma yapılamadı. Bu tez çalışmasından elde ettiğimiz değerlerin literatüre kazandırılması ile antropoloji ve tıp eğitimine katkı sağlayacağı inancındayız. Özellikle çok az çalışma konusu yapılmış olan foramen incisivum'un konum ölçülerinin bilinmesi açısından faydalı bir çalışma olduğu görüşündeyiz.

AnatomiBizans DönemiForamen incisivum+3
Erol Ertan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Maksilla ve mandibulada yapılan dental implantların çevre anatomik yapılarla ilişkisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografide retrospektif olarak incelenmesi

Tam veya kısmi diş eksikliği olan bireylerde çiğneme, konuşma estetik, fonetik ve psikolojik problemler ortaya çıkmaktadır. Dental implantlar bu problemlerin çözümünde geleneksel tedavilere göre daha başarılı bir seçenek olarak görülmektedir. Dental implant uygulamalarında implantın uygulanacağı bölgedeki kemiğin özelliklerine dikkat edilmesi gerekir. Bu özellikler kemiğin miktarı, kalitesi, yoğunluğu ve çevre anatomik yapı ve oluşumlarla olan ilişkisidir. Bu çalışmanın amacı, maksilla ve mandibulada yapılan dental implantların konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerinde incelenmesi ve çevre anatomik yapılarla ilişkisinin güvenlik marjına göre sınıflandırılarak değerlendirilmesidir. Çalışmada Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı tomografi arşivinde bulunan 2017-2021 yılları arasında Planmeca üç boyutlu Mid (ProMax, Helsinki, Finland) KIBT cihazı ile çekilmiş görüntüler kullanılmıştır. Yaş aralığı 22-91 olan 250 (110 erkek, 140 kadın) hastada 450'si mandibulada 352'si maksillada toplam 802 implantın KIBT görüntüleri multiplanar düzlemlerde çevre anatomik yapılarla ilişkileri tiplendirilerek değerlendirilmiştir. Maksillada tip 1 implant %26.1 oranıyla en çok maksiller sinüs ile, tip 2 implant %7.7 ile en çok nazal kavite ve maksiller sinüs ile, tip 3 implant %29.0 ile en çok nazal kavite ile görülmüştür. Mandibulada tip 1 implant en fazla %12 oranında mental foramen ile izlenmiştir. Cinsiyete göre incelendiğinde maksiller ve mandibular anatomik oluşumlarla tiplendirmeler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p > 0.05). Nazal kavite tabanı ile arasında tip 1 ilişki bulunan olguların yaş ortalaması tip 2 ilişki bulunan olguların yaş ortalamalarından daha yüksektir ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p < 0.05). Lingual foramen ile arasında ilişki bulunmayan olguların yaş ortalaması ile lingual foramenle tip 3 ilişki içerisindeki olguların yaş ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p < 0.05). Sonuç olarak tip 1 implant, maksillada en çok maksiller sinüs ile, mandibulada ise en sık mental foramen ile tespit edilmiştir. Maksillada nazal kavite mandibulada ise mandibular insiziv kanal ile tip 1 ilişkili olguların yaş ortalaması ilişkisiz implant olguların yaş ortalamasından anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. İlerleyen yaşlarda nazal kavite ve mandibular insiziv kanal bölgesine yapılacak implantlarda anestezi veya dizestezi ile sonuçlanabilecek kalıcı sinir hasarı riskinin ve rinosinüzitin önüne geçmek için KIBT ile implant planlaması önerilmektedir.

AnatomiAnatomik etkilerAnatomik özellikler+7
Mehmet Emin Doğan
Gaziantep University
2022
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Dar çaplı implantlarda açılı ve düz titanyum abutment vidalarının farklı dinamik yüklemeler sonucu oluşan tork kaybı ve vida gevşemesinin in-vitro incelenmesi

Bu tez çalışmasında amacımız; dar çaplı implantlar üzerinde, açılı ve düz abutmentların farklı dinamik yükleme siklusları sonrası oluşan tork kaybı ve vida gevşeme değerlerini in-vitro olarak incelemek ve dinamik yükleme öncesi değerler ile karşılaştırmaktır. Yöntem ve Gereç: Çalışmamızda, 40 adet 3,5 mm çaplı 10 mm boyunda implantlar ve üst yapı olarak 20 adet düz, 20 adet 15° açılı titanyum abutmentlar kullanılmıştır. Örnekler, 4 alt gruba ayrılmıştır: 1.grup: Düz abutmentların 3x105 kez dinamik yüklenmesi (Grup: D3), 2.grup: Düz abutmentların 6x105 kez dinamik yüklenmesi (Grup: D6), 3.grup: 15° açılı abutmentların 3x105 kez dinamik yüklemesi (Grup: A3), ve 4.grup: 15° açılı abutmentların 6x105 kez dinamik yüklenmesidir (Grup: A6). Dinamik yükleme siklusu öncesi her abutment vidası 3 kez 30 N.cm tork ile sıkılıp ardından gevşetme işlemine tabi tutulmuştur. Oluşan gevşeme tork değerleri (1. 2. ve 3. GTD) not edilmiştir. Daha sonra örnekler yeni vida ile 30 Ncm tork ile sıkılıp dinamik yükleme işlemlerine tabi tutulmuştur. Dinamik yükleme sikluslarından sonra GTD'ler 4.GTD olarak not edilmiştir. Ayrıca yorulmuş vida son kez sıkma-gevşetme siklusuna tabi tutulmuş ve 5. GTD elde edilmiştir. Sonuç olarak her örnek için toplam 5 adet GTD elde edilmiştir. Bu değerler, gruplar içinde ve gruplar arasında tekrarlayan ölçümlerde ANOVA, iki yönlü ANOVA ve Tukey HSD testleri ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Dinamik yükleme sikluslarından sonra gruplar arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0.05) (D3: 26,43±0,72, D6: 26,05±0,75, A3:26,40±0,73, A6:26,27±0,80). Tüm gruplarda; 4. GTD; 1. 2. ve 3. GTD'lerden anlamlı olarak düşüktür (p<0.05). Gruplar arası 4. GTD'ler arasında anlamlı bir fark yoktur. 5. GTD'ler için; sadece A6 grubunda 1. 2. ve 3. GTD'lerden anlamlı olarak düşük iken (p<0.05), D3, D6 gruplarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur (p> 0,05). A3 grubunda 5. GTD ile 2. GTD arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardır. Sonuç: Dinamik yükleme GTDyi anlamlı ölçüde azaltmaktadır. Dinamik yükleme öncesi açılı abutmentlar, düz abutmentlara göre daha yüksek başlangıç GTD göstermişlerdir. 5.GTD sonuçlarına göre; D3 ve D6 gruplarında 5.GTD ile 1. 2. ve 3. GTD arasında anlamlı fark yok iken, A6 grubunda 5.GTD ile 1. 2. ve 3. GTD arasında, A3 grubunda 5.GTD ile 2. GTD arasında anlamlı fark vardır. Özellikle açılı abutment kullanımında yorulmuş vidanın yeni vida ile değiştirilmesi daha faydalı olabilir.

Dental implantasyonDental implantlarKemik vidaları+2
Mehmet Esad Güven
Bezmialem Vakıf University
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı yarık tipine sahip dudak damak yarıklı hastalarda üst çene genişletmesinin oluşturduğu stres alanlarının fem analizi ile incelenmesi

DDY'li hastalarda sıklıkla kollabe maksillaya bağlı çapraz kapanış görülür ve bu sebeple hızlı üst çene genişletme işlemi uygulanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, transversal yönde maksiller yetersizlik görülen farklı tipte yarığa sahip DDY'li hastada genişletme işlemi sonucunda oluşan değişikliklerin üç boyutlu sonlu elemanlar yardımı ile değerlendirilmesidir. Çalışmada genç adolesan dönemde, üst çene darlığı olan tek taraflı, çift taraflı komple dudak damak yarığı ve izole damak yarığı olmak üzere 3 farklı tipte yarığa sahip hastanın tomografi görüntülerinden elde edilen üç boyutlu sonlu elemanlar modeli kullanılmıştır. 0,2 mm'lik genişletme sonucu von Mises gerilme dağılımı ve 5 mm'lik genişletme sonucu yer değiştirme dağılımları incelenmiştir. Transversal yöndeki değişiklikler incelendiğinde en fazla ekspansiyonun çift taraflı yarığa sahip modelde gerçekleştiği gözlenmiştir. Benzer miktarda genişleme tek taraflı yarığa sahip modelin yarık içeren tarafında izlenmiştir. Daha az genişleme izole yarığa sahip hasta modelinde ve daha da az miktarda ise tek taraflı yarığa sahip hastanın yarık içermeyen tarafında kaydedilmiştir. Antero-posterior yönde tek taraflı yarığa sahip modelde incelenen yapıların posterior yönde yer değişimi eğilimi gösterdiği gözlenmiştir. İzole damak yarıklı modelde, orta hatta yer alan yapılar anterior yönde yer değiştirme eğilimi gösterirken, lateral bölgedeki yapıların ise posterior yönde yer değiştirme eğilimi gösterdiği gözlemlenmiştir. Çift taraflı komple dudak damak yarıklı modelde ise anterior yönde yer değiştirme eğilimi gözlenmiştir. Vertikal yönde çift taraflı yarığa sahip modelde anatomik yapıların inferior yönde yer değişimi eğilimde olduğu, izole damak yarığına sahip modelde ve tek taraflı yarığa sahip modelde orta hatta yakın yapıların inferior yönde yer değiştirme eğilimi gösterirken, lateral bölgedeki yapıların superior yönde yer değiştirme eğilimi gösterdiği saptanmıştır. İzole damak yarığına sahip hasta modelinde, stres en fazla nazal bölge civarında gözlenirken tek taraflı yarıklı hasta modelinde sutura zigomatikomaksillaris bölgesinde, çift taraflı yarığa sahip hasta modelinde ise sutura zigomatikotemporalis ve sutura zigomatikomaksillaris bölgelerinde biriktiği gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tek taraflı dudak damak yarığı; Çift taraflı dudak damak yarığı; İzole damak yarığı; Hızlı üst çene genişletmesi; Sonlu elemanlar analizi.

Alveolar kenar artırılmasıDamakDudak+5
Esra Bölükbaşı
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı lazerlerin ortodontik aparey altındaki antibakteriyel etkilerinin değerlendirilmesi

Ortodontik tedavi sırasında üst çenenin genişletilmesi amacıyla hastanın gereksinimine göre sıklıkla akrilik içeren apareyler kullanılmaktadır. Apareyin dişlere simante edilmesi sebebiyle, hasta apareyi çıkartıp temizleyemeyeceği için ağız bakımı aparey altında yetersiz kalmakta ve bölgede anaerob bir ortam oluşmaktadır. Çalışmamızda apareyin uzun süreli kullanımına bağlı olarak oluşan anaerob ortamdaki periodontopatojen ve karyojenik bakterilerin hastalara verebileceği zararı minimalize etmek için son yıllarda gelişmekte olan lazer teknolojisinin antibakteriyel/bakterisidal etkinliği araştırılmıştır. Porphyromonas gingivalis ATCC33277 ve Streptococcus mutans ATCC25175 bakterilerinden polimetilmetakrilat diskler üzerinde anaerob şartlarda biyofilmler oluşturulmuştur. Farklı dalga boylarındaki lazer uygulamalarının bakteri sayısını azaltmadaki etkinliğini belirlemek için Nd: YAG (1064 nm), diyot(810 nm) ve diyot (445 nm) olmak üzere farklı dalga boyuna sahip lazerler 2 farklı güçte (1,5W; 2W) uygulanarak 6 adet çalışma grubu oluşturulmuştur. Ayrıca lazer uygulaması yapılmayan bir kontrol grubu oluşturulmuştur. Üzerlerinde biyofilm oluşturulmuş polimetilmetakrilat diskler anaerob ortam sağlayan kaplar içerisine konulmuş, kapların kapakları akrilik ile benzer özellikteki polimetilmetakrilat malzeme ile değiştirilmiştir. Kapak yüzeyinden üzerlerinde bakteri biyofilmi olan disklere belirtilen ayarlarda lazer uygulaması yapılmıştır. S. mutans için Mitis Salivarius Basitrasin agarda, P. gingivalis için ise Brucella kanlı (Vit K+ hemin) agarda anaerob ortamda 37 C'de 72 saat inkübasyon sağlanmıştır. Oluşan koloniler sayılarak cfu/ml cinsinden hesaplanmıştır. Ek olarak her bir çalışma grubu ve kontrol grubundan birer disk alınarak taramalı elektron mikroskobu (scanning electron microscope) (SEM) analizi ile oluşan bakteri biyofilmlerinin görüntüleri elde edilmiştir. Sonuç olarak çalışmamızda Nd: YAG (1064 nm), diyot (810 nm) ve diyot (445 nm) lazerlerin belirli ayarlarda S. mutans ve P. gingivalis biyofilmleri üzerindeki antibakteriyel/ bakterisidal etkileri belirlenmiştir. Her iki bakteri üzerinde de en fazla etkiye sahip olan lazerin 810 nm dalga boyuna sahip diyot lazerin 2 W 30 sn CW modda uygulandığı ayar olduğu saptanmıştır.

Alveolar kenar artırılmasıGingival hastalıklarHastane araç-gereç ve donanımları+7
Gülşah Ünal Kundakçıoğlu
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ortodontik tedavi görmemiş bireylerde midpalatal sutur matürasyonunun bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Bu retrospektif çalışmanın amacı; ortodontik tedavi görmemiş bireylerde midpalatal sutur matürasyonunu değerlendirmek, hızlı üst çene genişletmesi (RME) gereken bireylerde midpalatal sutur (MPS) dışında en fazla direnç gösteren zygomatikomaksiller sutur (ZMS) matürasyonunu değerlendirmek, sfenooksipital sinkondrosis (SOS) kapanma derecesini ve ZMS, SOS ve MPS yapılarının olgunlaşma derecesi arasında korelasyon varlığı araştırılmasıdır. Ayrıca çalışmaya palatinal kemik kalınlığı ve palatinal kemik uzunluğu (ANS-PNS) ölçümlerinin MPS matürasyonu ile korelasyon varlığının doğrulanmasıdır. Çalışmada Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji Bölümünde çekilmiş paranazal sinüs bilgisayarlı tomografi (BT) arşiv görüntüleri kullanılmıştır. Arşiv bilgilerine dayanarak 7-30 yaş aralığında 312 hastanın verileri değerlendirilmiş ve hastalar yaş aralıklarına göre 6 gruba ayrılmıştır. 1. grup 7-10 yaşlarındaki bireyler, 2. grup 11-13 yaşlarındaki bireyler, 3. grup 14-16 yaşlarındaki bireyler, 4. grup 17-20 yaşlarındaki bireyler, 5. grup 21-25 yaşlarındaki bireyler ve 6. grup 26-30 yaşlarındaki bireylerden oluşmaktadır.Tüm hastaların BT görüntülerinde MPS, ZMS ve SOS matürasyon dereceleri sınıflandırılmıştır ve palatainal kemik kalınlığı ile palatinal kemik uzunluğu ölçülmüştür. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows programı kullanılarak analiz edilmiştir. MPS, ZMS matürasyonu ve SOS kapanma derecesi arasında pozitif ilişki bulunmuştur (MPS-ZMS r=0.816, MPS-SOS r=0.736, ZMS-SOS, r= 0.868, p=0,000<0.05) Çalışmada varılan bir diğer sonuç; palatinal kemiği kalın ve kısa olan bireylerin maksillofasiyal sutur matürasyonlarının gecikmesi ve iskeletsel yaşının kronolojik yaşına göre geriden geliyor olmasıdır (MPS-Palatal bone thickness r=0,405, MPS-Palatal bone length r=0,387, p=0,000<0,05). Çalışmada adolesan dönem sonrası (17 yaş üstü) bireylerde sutur gelişimi ya da iskeletsel yaş açısından cinsiyetler arası fark bulunmamıştır (p>0,05). Adölesanlarda ve öncesinde iskeletsel olarak kızların erkeklerden en az 1 yıl daha önce olgunlaştığı ve sutur matürasyonlarının daha erken gerçekleştiği sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak MPS matürasyonunun, ZMS matürasyonu, SOS kapanma derecesi ve palatinal kemik morfolojisi ile ilişkili olduğu bulunmuştur.

Alveolar kenar artırılmasıDamakKraniyal sütürler+6
Gökçen Yeşil
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı le fort ı osteotomi yöntemleriyle yapılan maksiller ilerletme yöntemlerinin stabilitelerinin karşılaştırılması

Çalışmamızda, ortognatik cerrahide üst çeneyi hareketlendirmek için kullanılan Le Fort I osteotomi tekniğinin bir modifikasyonu olan M şekilli osteotomi tekniğinin, ameliyat sonrası meydana gelebilecek relapsı önleyici etkinliği araştırılmıştır. Bu etkinliğin araştırılmasında, güvenilirliği literatürce destelenen 'Sonlu Eleman Analizi' çalışması kullanılmıştır. İki farklı osteotomi tekniği ile maksillanın relaps açısından en riskli hareketi olan aşağı doğru konumlandırma işlemi sonrası oluşacak maksimum stres alanlarını, fiksasyon sisteminde oluşan stres alanlarını ve bunların sonucunda meydana gelebilecek stabilite ve relaps problemlerini belirlemek amaçlanmıştır. Çalışmamızda bir hastanın bilgisayarlı tomografik görüntüsü 'Sonlu Eleman Analizi' yöntemi kullanılarak işlenmiş, üç boyutlu çalışma modeli üzerinde konvansiyonel Le Fort I osteotomi tekniği ile M şekilli osteotomi tekniğiyle birlikte yapılan maksiller ilerletme ve aşağı konumlandırma işlemi sonrası, kemik ve plak sistemlerinde oluşan maksimum stres alanları stabilite ve relaps açısından değerlendirilmiştir. Çalışmamız 6 gruptan oluşmaktadır. Gruplarda maksiller ilerletme miktarı hepsinde aynı ve 5 mm olup, aşağı konumlandırma miktarı 3 mm ve 5 mm olarak belirlenmiştir. Konvansiyonel Le Fort I osteotomi sonrası segmentler arasına iliak greft konulmuştur. İliak greftin interpozisyonel greft olarak kullanılmasının sebebi literatürce altın standart olarak bildirilmesidir. Kontrol grubunda konvansiyonel Le Fort I osteotomi uygulanmış ancak araya greft konulmamıştır. Osteotomi sonrası L şeklinde 4 delikli plak ve 5 mm'lik vidalarla fiksasyon sağlanmıştır. Çalışmamızın sonucunda, M şekilli osteotomi yönteminin, araya greft konulmuş geleneksel Le Fort I osteotomi yöntemine göre stres parametreleri açısından daha düşük streslerin gözlendiği sonucuna varılmıştır.

FiksasyonMaksillaOrtognatik cerrahi+5
Gizem Alagöz Kabay
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Pterigo-maksiller bileşke yapısının cerrahi destekli maksiller genişletme işlemine etkisinin sonlu eleman analiziyle incelenmesi

Amaç: Cerrahi destekli maksiller genişletmede pterigo-maksiller bileşkeye yaklaşım ile ilgili kesin bir fikir birliği yoktur. Bölgeyle ilişkili önemli nöro-vasküler yapıların varlığı nedeniyle bazı araştırmacılar tarafından pterigo-maksiller osteotomi önerilmezken diğer bir grup araştırmacıysa bu bölgenin üst çene genişletmesi için ciddi bir direnç noktası oluşturacağı ve ayrılması gerektiğini savunmaktadır. Bu çalışmada, pterigomaksiller bileşkenin morfolojik karakteristiği radyolojik olarak belirlenmiş ve sonlu elemanlar analizi ile üst çene genişletme paternine etkileri incelenmiştir. Materyal- Methot: Bezmialem Diş Hekimliği Fakültesi radyoloji arşivinde mevcut olan 18-30 yaş arasındaki tam dişli sağlıklı bireylere ait olan 240 maksilla tomografisi incelenerek pterigomaksiller bileşkenin 3 boyutlu morfolojisi her boyut ( derinlik, kalınlık, uzunluk) için ayrı ayrı ölçülmüştür. Elde edilen boyutsal değerler kullanılarak birinci çeyrek, ortanca, üçüncü çeyrek değerleri hesaplanmıştır. Bu değerler kullanılarak sonlu elemanlar analizi yöntemiyle 7 farklı maksilla modeli oluşturulmuştur. Oluşturulan modellerde cerrahi destekli genişletme işlemi simüle edilerek, pterigomaksiller bileşkede ve ilişkili diğer direnç bölgelerinde oluşan stres değerleri incelenmiştir. Bulgular: Maksillanın genişletilmesiyle birlikte pterigomaksiller bölgede oluşan stresi en fazla arttıran unsurun derinlik olduğu ve bunun kalınlık ve yüksekliğin takip ettiği görülmüştür. Pterigomaksiller bölge yüksekliğin artması stresin azalmasına yol açmıştır. Ayrıca pterigomaksiller bileşkenin boyutlarının daha büyük olduğu modellerde zigomatik ark, frontozigomatik sütur, medial pterigoid plate gibi alanlarda oluşan stresler artmıştır. Pterigo-maksiller bileşkenin boyutsal olarak artışı transversal genişlemede posterior bölgeye gittikçe azalmayla sonlanmıştır. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre, transversal darlığın özellikle posterior maksillayı da içerdiği durumlarda, pterigomaksiller bileşkenin derinlik ve kalınlığının artışının bu bölgede osteotomiye olan ihtiyacın belirlenmesinde kritik faktörler olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Sonlu elemanlar analizi, pterigo-maksiller bileşke, SARPE

Alveolar kenar artırılmasıCerrahi-diş hekimliğiMaksilla+1
Melis Haydarpaşa
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hızlı maksiller ekspansiyon protokolünde farklı cerrahi tekniklerin kraniofasial yapılar üzerine etkilerinin sonlu elemanlar analizi ile karşılaştırılması

Üst çene darlığı oldukça sık gözlenen malokluzyonlardan biridir. Üst çene darlığının tedavisinde kullanılan bir çok farklı genişletme metodu bulunmaktadır. Üst çene genişletilmesi amacıyla sadece dişlerden destek alan yada hem diş hem de kemikten destek alan aygıtlar kullanılabilmektedir. Ayrıca genişletme ihtiyacı fazla olan yetişkin hastalarda cerrahi destekli üst çene genişletmesi ve daha az invaziv olan kortikomi uygulamaları yapılabilir. Sonlu Elemanlar Analizi kullanılarak, transversal olarak üst çene yetmezliği olan hastalarda uygulanan genişletme protokolü ile dişler, periodontal ligament, kemik, suturlar ve çevre dokular üzerinde oluşturacağı olası stres dağılımı ve dislokasyon durumu tespit edilip klinik uygulama için bir öngörü oluşturulabilmektedir. Bu çalışmanın amacı kemik destekli, diş destekli ve hem kemik hem de diş destekli apareyden oluşacak 15 farklı grubun üst çene genişletmesi sonucunda kraniofasial yapılara olan etkisinin karşılaştırmaktır. Bu çalışma ile bilgisayar ortamında elde edilen üç boyutlu modelin Sonlu Elemanlar Methodu ile simülasyonu gerçekleştirilerek klinisyenlere bir öngörü sağlanması hedeflenmektedir

Alveolar kenar artırılmasıCerrahi-diş hekimliğiDental stres analizi+6
Nihal Kaya
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Üst çene birinci büyük azı dişlerinde konik hüzmeli bilgisayarlı tomografi yardımlı endodontik cerrahi

Üst çene büyük azı dişlerinin palatinal kökleri cerrahi yaklaşım için özel bir sorun teşkil etmektedir. Son yıllarda, endodontik cerrahi, özellikle üst çene birinci büyük azı dişinin palatinal kökü olmak üzere, posterior dişler için, kök amputasyonu veya çekime alternatif önemli bir rol oynamaktadır.Bu prospektif, randomize, kontrollü çalışmanın amacı üst çene birinci büyük azı dişinin palatinal köküne bukkal yaklaşım yoluyla yapılan endodontik cerrahide konik huzmeli bilgisayarlı tomografinin, tanı ve tedavi planlamasında cerrahi işleme katkısı olup olmadığını değerlendirmek ve uzun dönem klinik ve radyolojik takip sonuçlarını sunmaktı.Daha önceden belirlenmiş klinik ve radyolojik kriterleri taşıyan 40 hasta randomize olarak 2 gruba ayrıldı. Muayene ve ameliyat planlaması CBCT yardımıyla yapılan hastalar Grup 1'e, muayene ve ameliyat planlaması geleneksel radyograflar yardımıyla yapılan hastalar Grup 2'ye dahil edildi. Bütün ameliyatlar bukkal yaklaşım kullanılarak yapıldı. Veriler istatistiksel olarak analiz edildi.Tüm hastaların %92,31'inde sinüs membranı elevasyonu yapıldı. Grup 1'in ortalama ameliyat süresinin Grup 2'den anlamlı şekilde daha kısa olduğu (p=0,001<0,05) görüldü. Grup 1'deki hastaların %20'sinde, grup 2'deki hastaların %42,1'inde sinüs membranı perforasyonu görüldü. Radyografik ve klinik iyileşme kriterlerine göre Grup 1'deki hastaların %35'inde başarı, % 40'ında düzelme ve % 25'inde başarısızlık gözlendi. Grup 2'de ise hastaların %42,1'inde başarı, % 31,6'sında düzelme ve % 26,3'ünde başarısızlık gözlendi.Üst çene birinci büyük azı dişinin palatinal köküne bukkal yaklaşımla yapılan endodontik cerrahi işlemi, komplikasyon riski yüksek olan palatinal yaklaşıma alternatif bir tedavi yöntemidir. Başarının daha iyi değerlendirebilmesi için daha fazla hasta sayısını içeren prospektif klinik çalışmaların yapılması gerekmektedir.

Azı dişleriCerrahi-oralMaksilla+2
Şule Nur Purdaş Kurt
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Nervus maxillaris ve dallarının anestezi bölgelerinin radyolojik anatomisi

Nervus maxillaris ve dallarının anestezisi klinikte birçok amaçla kullanılabilmektedir. Bu çalışmada nervus maxillaris ve dallarından olan nervus nasopalatinus, nervus infraorbitalis, nervus palatinus minor ve nervus palatinus major'un kemik yapılar üzerindeki seyri ve bu kemik yapıların morfometrik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 150 sağlıklı bireyin Konik-Işınlı Bilgisayarlı Tomografi görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Bu görüntüler üzerinde foramen nasopalatinum, canalis incisivus, foramen incisivum, sulcus infraorbitalis, canalis infraorbitalis, foramen infraorbitale, fossa pterygopalatina, canalis palatinus major, canalis palatinus minor, foramen palatinum majus, foramen palatinum minus incelendi. Veriler cinsiyet ve yaşa göre değerlendirildi. Sagital düzlemde foramen nasopalatinum'un çapı 4.13±1.08 mm, foramen incisivum'un çapı 6.47±1.41 mm, canalis incisivus'un uzunluğu 12.56±2.53 mm ve canalis incisivus açısı 74.28±7.72º olarak saptandı. Canalis incisivus'un sagital düzlemde en sık silindir şeklinde (%28.7), koronal düzlemde Y şeklinde (%63.3) olduğu saptandı. Transvers düzlemde foramen nasopalatinum ve foramen incisivum şekli en sık yuvarlak olarak saptandı (sırasıyla %75.3, %62.7). Foramen nasopalatinum'daki açıklık sayısı en sık iki adet (%63.3), foramen incisivum'daki açıklık sayısı en sık bir adet (%53.3) saptandı. Sulcus infraorbitalis ve canalis infraorbitalis'in uzunluğu sırasıyla 21.91±3.93 mm ve 8.37±1.78 mm saptandı. Foramen infraorbitale margo infraorbitalisin 7.43±1.41 mm altında, orta hattın 23.48±2.33 mm lateralinde ve cildin 9.73±2.16 mm altında olduğu saptandı. Foramen palatinum majus'un en sık 3. maksillar molar diş hizasında (%66), okluzal düzlemden 19.46±2.19 mm yukarıda, orta hattan 14.98±1.45 mm lateralde olduğu saptandı. Foramen palatinus majus ile canalis pterygoideus arası mesafe 28.20±3.36 mm, canalis pterygoideus ile fissura infraorbitalis arası mesafe 9.00±2.62 mm olarak saptandı. Elde edilen bulguların özellikle maksillofasial cerrahide yol gösterici ve literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

AnatomiAnesteziCanalis palatinus major+5
İlhan Bahşi
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Sınıf III maloklüzyonların tedavisinde kullanılan yüz maskesi, kemik destekli maksiller protraksiyon ve hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon yöntemlerinin biyomekanik etkilerinin sonlu elemanlar analiziyle incelenmesi

Bu çalıĢmanın amacı, maksiller retrüzyona sahip hastaların tedavisinde kullanılan farklı iskeletsel ilerletme y ntemlerinin in vitro olarak incelenmesidir. Gaziantep Üniversitesi DiĢ Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim dalında daha nceden tedavi edilmiĢ 10 yaĢında maksiller retrüzyona sahip hastanın bilgisayarlı tomografi g rüntülerinden elde edilen kafatası modeli üzerine 3 ayrı tedavi senaryosu kurgulandı ve sonlu elemanlar analizi uygulandı. Birinci senaryoda; hızlı üst çene geniĢletmesi ve yüz maskesi, ikinci senaryoda; kemik destekli maksiller ilerletme y ntemi ve hızlı üst çene geniĢletmesi, üçüncü senaryoda ise; hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y ntemi kullanıldı. Hyrax vida her modelde 0,25 mm aktiflendi ve her bir taraf için yüz maskesinde 500 g, kemik destekli maksiller ilerletmede ve hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y nteminde 250 g kuvvet uygulandı. ÇalıĢma sonucunda hızlı üst çene geniĢletmesi ve yüz maskesi modeli ile kemik destekli maksiller ilerletme y nteminde kafatasında benzer stres dağılımları g rülürken bu stresler hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y ntemine g re daha fazlaydı. Sonuçta maksillada kemik destekli maksiller ilerletme modelinde orta yüzü kapsayacak kadar ne ilerleme bulunurken, hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y nteminde maksillada daha çok Le Fort I düzeyinde maksiller ilerleme bulundu. Hızlı üst çene geniĢletmesi ve yüz maskesi modelindeyse daha çok dentoalveoler ilerleme tespit edildi. Elde edilen gerilme dağılımları ve deplasman değerleri g z nünde bulundurulduğunda, kemik destekli maksiller ilerletme y nteminin hem diĢsel yan etkileri ortadan kaldırması hem de maksiller ilerletmedeki etkinliği sebebiyle hızlı üst çene geniĢletmesi/yüz maskesi ve hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y ntemlerine g re daha fazla iskeletsel etkinlik sağladığı g rüldü.

BiyomekanikDiş hekimliğiMaksilla+4
Serhat Özdemir
Gaziantep University
2018
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Maksiller gömülü kanin dişlerin ballista spring ve elastik iplik yöntemleriyle sürdürülmesinin sonlu elemanlar metoduyla karşılaştırılması

Maksiller kanin dişler, üçüncü molar dişlerden sonra en sık gömülü kalan dişlerdir. Gömülü dişlerin ortodontik tedavi ile sürdürülmesi sonucu dişlerin dental arkta yerini alması kadar önemli bir diğer nokta da sürdürme işlemi sırasında çevre periodontal dokulara etkiyen kuvvetin fizyolojik sınırlarda tutularak bu yapıların sağlığının korunmasıdır. Sonlu elemanlar analiz yöntemi mühendislikte yapıların gerinme gerilme problemlerini çözen ortodonti alanında da dişlerde ve komşu periodontal yapılarda görülen stres dağılımlarının incelenmesinde sıklıkla kullanılan güçlü bir bilgisayarlı simülasyon metodudur. Çalışmamızda kliniğimizde gömülü diş sürdürülmesi için kullanılan yöntemler arasında sık kullanılan ballista spring uygulaması ve elastik iplik uygulaması yöntemlerinin komşu dokular üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması sonlu elemanlar analizi yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Bu amaçla maksiller gömülü kanin dişe ark teli üzerinden, elastik iplik ve 0.016 inch paslanmaz çelik telden yapılan balista spring ile kuvvet uygulanan iki model oluşturulmuştur. Çalışma sonunda her iki modelde de uygulanan kuvvet miktarı eşit olmasına rağmen gömülü kanin ve ankraj dişler ile komşu periodontal dokularda basma ve gerinim değerlerinin elastik iplik modelinde daha yüksek olduğu görülmüştür. Ballista spring yönteminde ise kuvvet uygulanmasını takiben sol posterior bölgede yoğunlaşan stresler özellikle birinci premolar ve birinci molar dişte devirici kuvvetlere sebep olmaktadır. Sonuç olarak elastik iplik yöntemi ile gömülü kanine komşu dişlerde devrilme hareketi meydana gelmesi bu yöntemin en belirgin dezavantajı olarak ortaya çıkarken ballista spring uygulamasında ise ankraj alınan posterior dişlerde devrilme gözlenmiştir. Anahta sözcükler: ballista spring, diş sürdürme, elastik iplik, finite element, maksiller gömülü kanin

Dental stres analiziDiş sürmesiDiş-gömülü+4
Ali Furkan Karakoyunlu
Gaziantep University
2018
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Paranazal sinüs anatomik varyasyonları ve mukozal değişimlerin DVT ile değerlendirilmesi

Paranazal sinüsler bölgesindeki anatomik varyasyonlar sinüslerin drenajını bozarak enfeksiyona neden olabilmektedir. Ayrıca implant uygulamalarında ve endoskopik sinüs cerrahi işlemlerin başarısında sinüsler ve anatomik varyasyonları tespit etmek önemlidir. Bu nedenle cerrahi uygulama öncesi bu bölgeler uygun görüntüleme yöntemleri ile değerlendirilmelidir. Bilgisayarlı tomografi (BT), paranazal sinüs hastalıklarının ve anatomik varyasyonlarının değerlendirilmesi ile inflamatuar hastalıkların tanı ve tedavisinde sıklıkla kullanılır. Dental tomografi (DVT)' nin radyasyon dozu, BT'den oldukça düşüktür. Bu nedenle paranazal sinüs ve varyasyonlarını incelemek için DVT tercih edilebilir. Bu tez çalışmasında 500 hastaya ait (255 erkek, 245 kadın) DVT görüntüsü incelendi. Orta meatus bölgesine komşu maksiller sinüste mukozal hastalıklara sebep olabileceğini düşündüğümüz anatomik varyasyonlar ve maksiller sinüs anatomik varyasyonları ve patolojileri sıklığı ve anatomik oluşumlar ile maksiller sinüs mukozal değişimleri ilişkisi değerlendirildi. Çalışmamıza göre en sık görülen anatomik varyasyon nazal septum deviasyonudur. Anatomik varyasyonlar ve maksiller sinüsteki mukozal kalınlaşma arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur. Çalışmamızda sağ maksiller sinüs hacminin ortalama değeri 12,47 cm3, sol maksiller sinüs hacminin ortalama değeri 11,85 cm3' idi. Çalışmamızda sinüs hacimleri ile sinüs patolojilerinin ilişkisi değerlendirildi. Maksiller sinüs patolojisi olan sinüste, maksiller sinüs hacminin düşük olduğu bulundu (p<0.05). Paranazal sinüslerde güvenli endoskopik sinüs cerrahisinin uygulanması ve diş hekimliği pratiğinde komplikasyonları önlemek amacı ile düşük doz radyasyon ile 3 boyutlu görüntüleme sağlayan DVT cihazlarının kullanılması yararlıdır.

AnatomiMaksillaMukozalar+1
Katibe Tuğçe Temur
Çukurova University
2016
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

II. sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerde "twin force bite corrector" ve forsus apareylerinin tedavi etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerin tedavisi amacıyla kullanılan "Forsus" ve "Twin Force Bite Corrector" sabit fonksiyonel apareylerinin dişsel ve iskeletsel etkilerini karşılaştırmaktır. Geriye dönük olarak planlanan bu çalışma için Ç.Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Ab. Dalı arşivi kullanılmış ve II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerin lateral sefalometrik radyografileri incelenmiştir. Çalışmaya II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip, Servikal Vertebra Maturasyon İndeksine göre büyüme atılım döneminde ( SVM II, SVM III) olan, Forsus veya Twin Force apareyleri ile tedavi edilmiş, başlangıç ve bitim kayıtları tam olan bireylerin kayıtları dahil edilmiştir. Çalışmada Forsus ile tedavi edilmiş 22 (ortalama yaş 12.3 ± 0.83), Twin Force Bite Corrector ile tedavi edilmiş 22(ortalama yaş 12.1 ± 0.98) birey olmak üzere toplam 44 bireyin tedavi öncesi ve tedavi bitiminde alınan lateral sefalometrik radyografileri kullanılmıştır. Radyografiler "Dolphin" sefalometri çizim programı kullanılarak bilgisayar ortamında çizilmiş ve ölçümler yapılmıştır. İstatistiksel analiz için bağımlı ve bağımsız t-testi kullanılmıştır. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda Twin Force grubunda dik yönü gösteren açılarda (Posterior açılar toplamı, SN-GoGn p0.05; SN-Mandibular düzlem açısı p0.01) ve alt dudağın E çizgisine olan uzaklığında (p0.05) Forsus grubuna göre anlamlı derecede artış bulunmuştur. Forsus grubunda ise Twin Force grubuna göre alt kesici açılarında (IMPA) (p0.001) istatistiksel olarak anlamlı derecede artış meydana gelmiştir. Çalışmamızın bulgularına göre Twin Force Bite Corrector aygıtı bireylerin dik yön değerlerini Forsus'a göre daha fazla arttırmış, Forsus aygıtı ise alt kesici açılarında Twin Force aygıtına göre daha fazla artışa sebep olmuştur.

Dental aygıtlarDişlerMaksilla+4
Orhan Sarıosmanoğlu
Çukurova University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Açık redüksiyon ve konservatif yaklaşılan izole kondil fraktürlü postop son 10 yılın hastalarının geriye dönük klinik ve radyolojik olarak kıyaslamalı değerlendirmesi

Mandibula kırıklarında en fazla etkilenen bölge kondil bölgesidir ve bu tür yaralanmalarda primer etiyolojik faktör trafik kazalarıdır. Mandibula kırıklarının tedavisinde ana hedef, kırık kemik segmentlerinin anatomik redüksiyonu ve stabilizasyonu sonucu, en az morbidite ile fonksiyonu yeniden sağlamaktır. Tedavi seçenekleri arasında, intermaksiller fiksasyon tekniklerinden oluşan kapalı redüksiyon ve açık redüksiyon teknikleri mevcuttur. Bu tedavi yöntemlerinin seçiminde pek çok faktör göz önünde bulundurulmalıdır. Bunlar; hastanın yaşı, genel durumu, mandibulanın kemik yapısı, mevcut dişler, kırığın tipi ve lokalizasyonu, tek ya da multipl olması ve enfeksiyon varlığıdır. Bu derlemede; yetişkin ve çocuk hastalarda, son on bir yılda mandibular kondil kırıklarına farklı cerrahi tedavi yaklaşımları güncel literatür bilgileri eşliğinde retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Yapılan klinik muayeneye ek olarak görüntüleme ile tedavi yöntemine karar verme açısından literatüre ışık tutabileceğini düşündüğümüz sonuçlar elde edilmiştir.

Konservatif tedaviKraniyofasiyal yapıMaksilla+4
Oben Karakuş
Çukurova University
2017
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Atrofik maksillada farklı dizaynlı implantlar üzerine yerleştirilen farklı anterior kantilever uzunluklu hibrit protezlerin sonlu eleman stres analizi ile değerlendirilmesi

Amaç: Tam dişsiz atrofik maksillalı hastalarda All-on-Four konseptiyle tedavinin biyomekanik etkileri hala net değildir. Mevcut çalışmanın amacı, bu konseptle tedavi edilecek olan hastalarda protezin anterior kantilever uzunluğunun sınırlarının belirlenmesi ve açı düzeltici implantların All-on-Four konseptinde kullanımının biyomekanik etkisinin sonlu eleman stres analizi (SESA) yöntemi ile incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: 3D modelleme programında 2 farkı implant tasarımı ve 3 farklı kantilever mesafesi için 6 model oluşturuldu. 1. grupta 30° açıyla 2 posterior standart implant (Sİ) ile 30° çok üniteli abutment ve 17° açıyla 2 anterior Sİ ile 17° çok üniteli abutment atrofik maksilla modeline yerleştirildi. 2. çalışma grubunda aynı çene modeline posterior bölgeye 2 adet 24° açı düzeltici implant (ADİ) ve anterior bölgeye 12° ADİ ile 4 adet düz çok üniteli abutment implant açılarına uygun şekilde yerleştirildi. Bu grupların alt gruplarında anterior kantilever (AK)/antero-posterior mesafe (AP) oranı 1/4, 1/2 ve 3/4 olacak şekilde 3 farklı protez modellendi, anterior dişlerin singulumu çevresinden maksimum ön ısırma kuvveti interinsizal açıyla uygulanarak oluşan stresler SESA ile incelendi. Bulgular: AK mesafesinin artmasıyla implantlar, çevreleyen kemik ve protetik altyapıdaki stresler arttı. AK/AP oranı 3/4 olduğunda Sİ grubunda posterior bölgede trabeküler kemikte görülen gerilme stres değerleri kemiğin dayanım sınırını aştı. ADİ gruplarında, Sİ gruplarına göre daha düşük stres değerleri gözlendi. Ayrıca ön-arka implantlarda, çevreleyen kemikte ve protez vidalarındaki streslerin ADİ grubunda daha homojen dağıldığı gözlendi. Sonuçlar: Bu çalışmanın sınırları dahilinde standart implantlar kullanılarak All-on-Four konseptiyle tedavi edilecek hastalarda AK/AP oranının 3/4'ten daha küçük olmasına veya AK mesafesinin 12 mm'den az olmasına dikkat edilmelidir. All-on-Four konseptiyle tedavi edilecek hastalarda açı düzeltici implant kullanımı biyomekanik açıdan daha olumlu sonuçları olan, umut verici bir seçenek olarak görünmeke olup, in-vitro testler ve uzun dönem klinik çalışmalarla araştırılması gerekmektedir.

Dental implantasyonDental implantlarDental protez-implant destekli+3
Beste Işıl Gürsel
Aydın Adnan Menderes University
2020
10
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Maksiller gömülü 3. molar dişlerin maksiller sinüs ve maksiller 2. molar diş ile ilişkisinin, panoramik radyografi ve KIBT ile karşılaştırılmalı olarak incelenmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, maksiller gömülü üçüncü molar dişlerin gömülülük tipi, pozisyonu, kök gelişim aşaması, folikül genişliği, sinüsle vertikal ilişkisi gibi parametrelerin ve maksiller ikinci molar dişlerin distal yüzeyindeki değişiklerin (marjinal kemik kaybı, çürük varlığı, kök yüzeyinde rezorpsiyon) panoramik radyografi ve KIBT yöntemleri ile karşılaştırmalı olarak incelenerek, panoramik radyografların (PR) maksiller gömülü üçüncü molar dişlerin değerlendirilmesindeki etkinliğinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, 121 hastaya ait 188 adet maksiller gömülü üçüncü molar dişin gömülülük tipi, angulasyon tipi, kök gelişimi, folikül genişliği, maksiller sinüsle ilişkisi ile komşuluğundaki maksiller ikinci molar dişin distalindeki marjinal kemik kaybı, çürük varlığı, distal kökündeki rezorpsiyon seviyesi hem PR hem de KIBT görüntüleri üzerinde değerlendirildi. Bulgular: "Maksiller ikinci molar dişin distal yüzeyindeki çürük varlığı" nın tespit edilmesi, görüntüleme yöntemleri arasında en yüksek uyum gösteren parametre (genel uyum oranı %92,6) olarak bulundu. İki görüntüleme yöntemi arasındaki en az uyum (genel uyum oranı %61,2) ise "maksiller ikinci molar dişin distal kök yüzeyindeki rezorpsiyon seviyesi" parametresinde görüldü. Ayrıca; PR'nin maksiller ikinci molar dişin distalindeki marjinal kemik defektini belirlemede genel doğruluk oranı %71,3, gömülü dişin maksiller sinüsle vertikal ilişkisinin tipini belirlemede genel doğruluk oranı %70,2, örten dokuya göre gömülülük tipini belirlemede genel doğruluk oranı %84,5 olarak bulundu. Sonuç: PR maksiller ikinci molar dişin distal yüzey çürüklerini saptamada güvenilir bir görüntüleme yöntemi iken maksiller ikinci molar dişin distal kök yüzeyindeki rezorpsiyon seviyesini saptamada yeterince güvenilir bir yöntem değildir. Anahtar Kelimeler: Gömülü diş, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, panoramik radyograf

Azı dişi-üçüncüAzı dişleriDiş-gömülü+4
Gülçin Kılcı
Aydın Adnan Menderes University
2021
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Farklı sagittal iskeletsel paterne sahip hastalarda palatal kemik kalınlığının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi: mini vida uygulanması açısından bir değerlendirme

Amaç: Çalışmamızın amacı, maksillanın sagittal planda önde, geride ya da normal konumda bulunduğu durumlarda ve maksiller anteroposterior ve mediolateral yönde palatal kemik kalınlığında meydana gelen farklılıkların belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma, Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne 2018 ile 2022 yılları arasında başvuran ve yaşları 18-40 arasında değişen 100 hastadan alınan Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi kesitlerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, dâhil edilme kriterlerine uygun olan 100 hastanın maksillasının sagittal plandaki konumunun sefalometrik radyograflar ile değerlendirilmesinde Dolphin Imaging Version 11.8.06.22 (Dolphin Imaging and Management Solutions, Chatsworth, CA, USA) Programı kullanılmıştır. Maksillanın sagittal plandaki konumuna göre 3 gruba ayrılan hasta gruplarının her birinde 14 adet referans noktası kullanılarak Romexis 5.2.0 yazılımı (Planmeca Oy, Helsinki, Finlandiya) ile palatal kemik kalınlığı ölçümleri yapılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 25.0 paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Maksillası önde olan hastalar maksillası geri ve normal konumda bulunan hastalara göre daha yüksek palatal kemik kalınlığına sahiptir. Maksillası önde ve geride olan hastalar arasında palatal kemik kalınlığında anlamlı derecede değişiklik saptanmıştır (p<0,05). Maksillada palatal kemik kalınlığı anteriordan posteriora ve medialden laterale doğru azalmaktadır. Bu azalma maksillası önde olan hastalarda daha belirgin olarak gözlemlenmektedir (p<0,05). Erkek ve kadın hastalar değerlendirildiğinde palatal kemik kalınlığının erkeklerde kadınlardan daha yüksek olduğu belirtilmiştir. Erkek hastalardan maksillası önde olanların, geride ve normal konumda olanlara göre daha yüksek palatal kemik kalınlığına sahip olduğu belirtilmiştir. Kadın hastalarda palatal kemik kalınlığının maksillanın sagittal düzlemde önde, geride ya da normal konumda bulunmasından etkilenmediği belirtilmiştir. Palatal kemik kalınlığının incelenen hasta grubunda yaş ilerledikçe değişim göstermediği belirtilmiştir. Sonuç: Çalışmaya göre maksillası önde konumlanan hastaların palatal kemik kalınlığı normal ve geride olan gruplara göre fazla bulunmuştur. Maksillada posterior ve laterale doğru palatal kemik kalınlığı azalmaktadır

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografiMaksillaOrtodonti
İlker Durakçay
Çukurova University
2023
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

KOAH hastalarında konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanılarak maksiller sinüslerin morfometrik ve volümetrik incelenmesi

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) zararlı gaz ve partiküllere karşı oluşan, akciğerlerde hava yollarını, interstisyum ve damar yatağını etkileyen anormal enflamatuar cevapla karakterize sistemik bir hastalıktır. KOAH'lı bireylerde meydana gelen sinonazal değişikliklerin maksiller sinüs morfolojisi ve hacmini etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada KOAH'lı hastalarda konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) kullanılarak 3D Synapse yazılım programı ile maksiller sinüslerin morfometrik ve volümetrik olarak değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmamızda; Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi tomografi arşivindeki, 6'sı kadın 34'ü erkek 40 KOAH'lı hasta ile, 40 sağlıklı birey olmak üzere toplam 80 hastanın KIBT görüntüsü retrospektif olarak incelenmiştir. KOAH ve kontrol grubunda maksiller sinüslerin alan ve hacimleri 3D Synapse (Fujifilm, Tokyo, Japonya) yazılım programında ölçülmüş ve bulgular yaşa, cinsiyete, maksiller sinüs anatomik varyasyonlarına ve patolojilerine, dişsizlik sınıflamasına göre istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre; KOAH grubunda maksiller sinüs alanı sağ, sol ve toplamda sırasıyla 582.9 mm2, 578 mm2 ve 1161.08 mm2, kontrol grubunda ise 640.5 mm2, 692 mm2 ve 1332.25 mm2 olarak bulunmuştur. Sağ maksiller sinüs alanı ile gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiş, ancak KOAH grubunun sol maksiller sinüs ve toplam sinüs alanı, kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük saptanmıştır (p<0.05). Maksiller sinüslerin ortalama hacimleri ise KOAH grubunda sağ, sol ve toplamda sırasıyla 11.5 cm3, 12.03 cm3 ve 23.53 cm3 iken, kontrol grubunda 15.52 cm3, 15.92 cm3 ve 31.44 cm3 olarak bulunmuştur. Sağ, sol ve toplam maksiller sinüs hacmi ile gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0.05). KOAH'lı bireylerde maksiller sinüs hacmi kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur. Sonuç olarak; KIBT, maksiller sinüslerin değerlendirilmesinde pratik ve etkili bir görüntüleme yöntemidir. KOAH gibi sinonazal değişikliklere neden olan enflamatuar hastalıkların maksiller sinüs boyutlarını etkileyebileceği düşünülmektedir

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifHacimsel veriler+3
Emine Ararat
Gaziantep University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Maksillo fasiyal cerrahi/ septorinoplasti ameliyatlarında trigeminokardiyak refleks görülme sıklığı ve anestezi ilişkisi

Maksillofasiyal cerrahiler sırasında ortaya çıkabilen Trigeminokardiyak refleks (TKR), trigeminal sinirin oftalmik, maksiler ve mandibuler dallarının innerve ettiği bölgelerin veya trigeminal sinirin kendisinin doğrudan uyarılması ile gelişebilen; ani bradikardi, asistoli veya hipotansiyon ile karakterize klinik bir tablodur. Anestezik ve cerrahi girişimler TKR'i baskıladığı gibi şiddetlendirebilmektedir. Çalışmamızda sevofluran ve desfluran uygulanmış olan hastalarda TKR gelişmesi açısından fark olup olmadığını taramayı amaçladık. Retrospektif olarak 01.01.2016/31.12.2016 tarihleri arasında bu 2 ajan kullanılarak yapılan septoplasti operasyonu geçiren hastalar tarandı. Anestezik risk sınıflamasına göre ASA 1-2 statüsünde, 18-65 yaş arası septoplasti operasyonu uygulanmış 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Retrospektif olarak hastaların anestezik formları incelendi. Anestezi indüksiyonunda propofol 2mg/kg ve rokuronyum 0.6 mg/kg kullanılan; idame olarak da inhalasyon anesteziği, remifentanil ve rokuronyum kullanılan hastalar seçildi. Kardiyak patolojisi bulunanlar, QT mesafesini uzatan ilaç alan hastalar ( antiaritmik ilaçlar, beta blokerler, pozitif inotropik ajanlar, antihipertansif ajanlar, trisiklik antidepresan ilaçlar, fenotiyazinler), elektrolit bozukluğu olanlar, kronik obstruktif aciğer hastalığı olan hastalar, kronik böbrek yetmezlikli hastalar, 2 den fazla denemede entübe edildiği kayıt edilen hastalar çalışma harici tutuldu. Hastaların bazal, lokalle anestezikli spreyden sonra, indüksiyondan sonra, lokal anestezi uygulamasından sonra, cerrahi insizyondan sonra, insizyon süturasyonundan sonra ve ekstübasyondan 5 dk. sonra olmak üzere toplam 7 kere kalp atım hızı (KH) , noninvaziv arteryel kan basıncı, periferik oksijen satürasyon (SpO2), soluk sonu karbondioksit ( EtCO2) değerleri, QT ve QTc değerleri kaydedildi. Kullanılan ilaç miktarları ve anestezi, operasyon süreleri saptandı. Hastalar 2 gruba ayrıldı. Grup SR: inhalasyon anestetik ajan olarak sevofluran, Grup DR: inhalasyon anestetik ajan olarak desfluran uygulananlar olarak belirlendi. Kalp hızında bazale göre 20 birimlik değişikliğin anlamlılık taşıyacağı kabul edildi. SAB, DAB, OAB, KH, QT VE OTc süreleri açısından gruplar arası anlamlı farklılık saptanmamış fakat zamana bağlı olarak gruplar içinde anlamlı farklılık saptanmıştır. Perioperatif dönemde cerrahi ve anestezik manipülasyonlar sırasında SAB, DAB, OAB, KH, QT ve OTc sürelerinde değişiklikler tespit edilmiştir. KH ve tansiyon değerlerindeki değişiklikler farmokolojik tedavi gerektirmeden düzelmiştir. Sonuç olarak çalışmamızda 2 grup arasında TKR gelişimi açısından anlamlı fark bulunamamıştır. Bu sebeple trigeminal sinir dallarının innerve ettiği bölgelerde 2 anestetik ajanın da güvenilir olarak kullanılabileceğini düşünüyoruz. Perioperatif dönemde hastaların SAB, DAB, OAB, KH, QT ve QTc sürelerinin yakından takip edilmesini önermekteyiz. TKR ortaya çıktığı zaman öncelikle tedavi olarak cerrahi ve anestezik manipülasyon azaltılmalı hatta gerekirse cerrahi veya anestezik manipülasyona son verilmelidir. Buna rağmen TKR devam etmesi durumumda farmokolojik tedavi ajanlarına geçilmesini önermekteyiz. TKR ve alt gruplarının ayrıntılı olarak belirlenmesi ve TKR in yararlı özelliklerinin daha iyi anlaşılabilmesi için daha fazla çalışma yapılması gerektiği kanısındayız.

AnesteziBradikardiCerrahi+7
İsmail Doğan Konuk
Düzce University
2017
00

İlgili konular