Mikrosertlik
Bu konu başlığı altında 78 tez
Sıcak daldırma yöntemiyle aluminyum kaplanmış inconel 718 süperalaşımının oksidasyon direncinin incelenmesi
Havacılık endüstrisinde oldukça popüler malzemeler olan nikel esaslı süperalaşımlar, yüksek sıcaklıklarda gösterdikleri iyi oksidasyon ve korozyon dirençleri nedeniyle özellikle uçakların türbin motor parçalarında en çok tercih edilen malzemelerdendir. Nikel esaslı süperalaşımlar arasında en çok kullanılan alaşımlardan biri olan çökelme sertleşmesi ile dayanımı artırılmış Inconel 718 süperalaşımı, pahalı bir malzeme olmasına rağmen sahip olduğu yüksek mekanik özellikleri (akma, çekme ile kopma dayanımları) nedeniyle sıkça tercih edilmektedir. Inconel 718 süperalaşımı, diğer süperalaşımlardan farklı olarak yapısında γ″-Ni3Nb fazını bulundurur ve yapıya asıl dayanımı kazandıran mekanizama bu γ″ parçacıklarıdır. Fakat Inconel 718 süperalaşımı, yüksek sıcaklıklarda çok iyi mekanik özelliklere sahip olmasına rağmen ~649 °C sıcaklıktan sonra mekanik özelliklerinde düşüşler meydana gelmektedir ve daha yüksek sıcaklıklarda kullanılabilmesi için kaplama işlemlerine gereksinim duyulmaktadır. Yapılan bu çalışmada Inconel 718 süperalaşımı; sıcak daldırma yöntemi ile aluminyum kaplanarak kaplama sıcaklığının ve süresinin kaplama morfolojisine etkisi incelenmiştir. Aluminyum kaplama işleminin optimizasyonu için 3 farklı sıcaklıkta (680 °C, 755 °C ve 830 °C) ve 4 farklı zamanda (30 s, 1 dk, 5dk ve 10 dk) kaplama işlemi yapılmıştır. Daha sonra kaplanmış ve kaplanmamış numunelere yüksek sıcaklıkta oksidasyon işlemi uygulanarak oksidasyon dirençleri gözlemlenmiştir. Yüksek sıcaklıkta oksidasyon için farklı sıcaklıklarda 5'er dakika ile kaplanmış numuneler seçilerek 1, 6, 48, 192 ve 336 saat boyunca 1000 °C'de bekletilerek işlem gerçekleştirilmiştir. Oksidasyon işleminden sonra numuneler oda sıcaklığında soğumaya bırakılıp ilk ve son ağırlık değişimleri belirlenmiştir. Kaplama parametresine bağlı olarak oksidasyon zamanının kaplama yapısındaki değişimini gözlemlemek için numuneler kesitten mikroskop altında incelenerek EDS analizleri yapılmıştır. Kaplamanın farklı kısımlarından ölçümler yapılarak sertlik değişimleri incelenmiştir. Ayrıca farklı bir oksidasyon işlemi olan mikro ark oksidasyon işlemi 5'er dakika ile farklı sıcaklıklarda aluminyum kaplanmış numunelere uygulanarak oksidasyona uğratılmıştır. Tüm yüzeyi mikro ark ile oksit kaplanmış numuneler 1000 °C'de 336 saat boyunca yüksek sıcaklıkta oksidasyona maruz bırakılmıştır. Bu sayade sıcak daldırma yöntemiyle aluminyum kaplanmış malzemelerin mikro ark oksidasyon işleminden sonra yüksek sıcaklıkta oksidasyona karşı direnci incelenmiştir.
Proantosiyanidin'in dentin mikrosertliğine ve biodentin'in bağlanma dayanımına etkisinin değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı yeni bir irrigasyon solüsyonu olan Proantosiyanidin'in (PA) dentinin mikrosertliğine ve bariyer materyali olarak kullanılan Biodentin'in bağlanma dayanımına etkisini diğer irrigasyon ajanları ile karşılaştırmalı olarak incelemektir. Çalışmada 112 adet tek kanallı insan dişi kullanılmıştır. Dişlerin kronlarının uzaklaştırılmasını takiben, standart bir iç çap elde etmek için kök kanalları ProTaper eğe sistemi (F5) ve #1-6 numara Peeso reamerlar ile şekillendirilmiştir. Mikrosertlik testi için dişler, %1,5 NaOCl, %2 CHX ve PA (%25 GSE)'nın uygulandığı 3 deney (n=30) ve 1 adet (n=10) kontrol (DW) grubuna ayrılmıştır. Her kökün koronalinden 2 mm kalınlığında 2 dentin kesiti elde edilmiştir. Solüsyonların dentin mikrosertliğine etkilerini değerlendirmek için Vickers mikrosertlik test cihazı kullanılmıştır. Bağlanma dayanımı testi için 3 adet deney (n=54) ve 1 adet (n=18) kontrol grubu oluşturulmuştur. Solüsyonların uygulanmasının ardından tüm gruplara Ca(OH)2 yerleştirilmiştir. 2 hafta sonra Ca(OH)2 uzaklaştırılarak köklerin koronal kısımlarından 2 mm kalınlığında 2 dentin kesiti elde edilmiştir. Dentin kesitlerine Biodentin yerleştirilmiş ve bağlanma dayanımı Push-out testi ile ölçülmüştür. Ayrılma tipleri kaydedilmiştir. Tüm veriler IBM SPSS 23.0 yazılımı kullanılarak p<0.05 anlamlılık düzeyinde, tekrarlayan ölçümlerde varyans analizi (ANOVA) ve ikili karşılaştırmalar Bonferroni düzeltmesi kullanılarak analiz edilmiştir. DW, PA ve CHX grupları arasında mikrosertlik açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). NaOCl grubundaki mikrosertlik değerleri, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalmıştır (p<0,05). PA grubunda bağlanma dayanımı, NaOCl grubuna göre anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur (p<0,05). CHX'in, NaOCl ve PA grupları ile arasında bağlanma dayanımı değerleri açısından anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). Tüm gruplarda karışık tip ayrılma daha yüksek oranda gözlenmiştir. Adeziv tip ayrılma, en fazla PA grubundadır ancak diğer gruplarla arasında anlamlı fark yoktur (p>0,05). Koheziv tip ayrılma ise, en fazla kontrol grubundadır ve sadece PA grubu ile aralarından anlamlı fark görülmüştür (p<0,05).
Farklı remineralizasyon ajanlarının minenin mikrosertliğine ve makaslama bağlanma dayanımına etkisi
FARKLI REMİNERALİZASYON AJANLARININ MİNENİN MİKROSERTLİĞİNE VE MAKASLAMA BAĞLANMA DAYANIMINA ETKİSİ Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı remineralizasyon ajanlarının minenin mikrosertliği ve makaslama bağlanma dayanımına etkisini incelemektir. Materyal ve Method: Çalışmada 105 adet insan küçük azı dişi kullanıldı. Dişler bukkolingual olarak iki parçaya ayrıldı ve bukkal parçalar 3*3 mm'lik bir alan açık kalacak şekilde tırnak cilası ile kaplandı. Örnekler rastgele 5 gruba ayrıldı (n:21). Grup 1 (sağlam mine) pozitif kontrol olarak görev yaptı. Pozitif kontrol grubu dışındaki örneklerde 3 gün boyunca, günde iki kez, 30 dakika, %0.5'lik sitrik aside tabi tutularak yapay çürük lezyonları oluşturuldu. Grup 2 (demineralize mine) negatif kontrol olarak görev yaptı. Grup 3 (CCP-ACPF jeli; MI Paste Plus®, GC, Leuven, Belçika), grup 4 (%5 NaF vernik; Profloroid Varnish, Voco, Cuxhaven, Almanya) grup 5 (NovaMin diş macunu; Sensodyne Repair & Protect®, GlaxoSmithKline, Brentford, Middlesex, Birleşik Krallık)' teki örnekler üretici talimatları izlenerek 1 hafta boyunca ilgili remineralizasyon tedavilerine tabi tutuldu. Her gruptan birer örnek SEM altında incelendi. Örneklerin yüzey mikrosertlik değerleri Vickers cihazında (Duramin, Struers, Almanya) incelendikten sonra mine yüzeyine 2*3mm boyutunda universal kompozit rezin uygulandı. Örneklerin makaslama bağlanma değerleri universal test cihazında (Autograph AGS X; Shimatsu Corp, Kyoto, Japonya) 0,5 mm/dk çapraz kafa hızında kaydedildi ve başarısızlık tipleri stereomikroskopta incelendi. Veriler SPSS (22.0) yazılımında analiz edildi (α=0,05). Bulgular: Yüzey mikrosertliği (202,61±15,77) ve makaslama bağlanma dayanımı (11,81±3,69) grup 2'de en düşüktü. Tüm remineralizasyon gruplarında yüzey mikrosertliği ve bağlanma dayanımı grup 2'ye kıyasla anlamlı derecede fazlaydı (p<0.05), ancak grup 1'e kıyasla düşüktü. Bağlanma dayanımı açısından remineralizasyon grupları arasında anlamlı bir fark yoktu. Adeziv başarısızlık grup 2'de diğer gruplara kıyasla anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.05). Sonuç: Remineralizasyon ajanlarının demineralize minenin yüzey mikrosertliğini arttırmada faydalı olduğu ve kompozit rezinlerin mineye bağlanma dayanımını ve başarısızlık tiplerini önemli derecede etkilediği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Demineralizasyon, Remineralizasyon, CPP-ACPF, NaF, NovaMin, Bağlanma Dayanımı, Mikrosertlik
Farklı remineralizasyon ajanlarının demineralize minenin yüzey ve yüzey altı mikrosertliğine etkisinin değerlendirilmesi
Bu in vitro çalışmada, yüzey ve yüzey altı mikrosertliği analizi yapılarak, mine kesitlleri üzerine uygulanan farklı remineralizasyon ajanlarının, tedavi uygulanan alan ve buna komşu alandaki etkileri değerlendirilmiştir. Sığır kesici dişi minesinden elde edilen 4x9x3 mm boyutlarındaki 60 örnek 5 gruba (n=12) ayrılmıştır. Örnekler akrilik bloklara gömülüp 320, 600 ve 1200 gridlik aşındırıcılı disklerle polisajları yapıldıktan sonra başlangıç mikrosertlik değerleri ölçülmüştür. Mine yüzeyi tedavi alanı, komşu alan ve cilayla örtülü alan olmak üzere 3 eşit parçaya ayrılmıştır. Asitten etkilenmeyen bir cila ile 1/3'lük kısmı kaplanan örnekler 5 günlük pH siklusuna tabi tutulmuştur. Daha sonra demineralize mine örneklerinin mikrosertlik ölçümü yapılmış ve kaydedilmiştir. Grup 1: BioMin F (BioMin Technologies Ltd., Londra, İngiltere) diş macunu, Grup 2: Colgate Üçlü Etki (Colgate Palmolive Co., Ltd., Çin) diş macunu, Grup 3: FCP COMPLEX (Flor-Kalsiyum-Fosfat Kompleksi) (US Patent 8956596) solüsyonu, Grup 4: Fluor Protector (IVOCLAR VIVADENT AG, Schaan, Lihtenştayn) vernik ve Grup 5: Kontrol (yapay tükürük) olacak şekilde her gruptaki örneklerin tedavi alanlarına remineralizasyon ajanları uygulanmıştır. Örneklerin üzerindeki cila aseton yardımıyla uzaklaştırıldıktan sonra yüzey mikrosertliği ölçümleri tedavi alanı (T), komşu alandaki 150 µm (K1), 300 µm (K2) ve 450 µm (K3) mesafelerinden yapılmıştır. Ardından yüzey altı mikrosertlik ölçümü için 4 mm enindeki örnekler iki parçaya bölünmüş ve elde edilen örneklerden birine 320, 600 ve 1200 gridlik aşındırıcılı disklerle polisaj yapılmıştır. Örneklerdeki yüzey mikrosertliği ölçümü yapılan her bölgenin (T, K1, K2, K3) ve cilayla örtülü olan bölgenin (C); 20, 50, 100 ve 200 µm derinliklerinden yüzey altı mikrosertliği ölçülmüş ve kaydedilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 23.0 programı kullanılarak istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Yüzey mikrosertliği değerlendirmesine göre en fazla mikrosertlik artışı T>K1>K2>K3 sıralamasına göre olmuştur (p<0,05). Yüzey mikrosertlik değerindeki en büyük artışı BioMin F diş macunu sağlarken bunu sırasıyla FCP COMPLEX, Colgate ve Fluor Protector materyalleri izlemiştir (p<0,05). Yüzey altı mikrosertlik değerlendirmesine göre; 20 µm derinlikte en düşük mikrosertlik değerleri görülürken, derinlikle birlikte bu değerlerin arttığı ve 200 µm derinlikte normal mineye yakın değerler gösterdiği görülmüştür (p<0,05). Yüzey altı mikrosertlik değerini en fazla artıran materyaller BioMin F ve Colgate diş macunları olurken bunu FCP COMPLEX solüsyonu izlemiş (p<0,05) ve Fluor Protector vernik uygulaması ise etkisiz bulunmuştur. Yüzey mikrosertlik değerlendirmesinde BioMin F ve FCP COMPLEX materyalleri başarılı sonuçlar gösterirken (p<0,05); yüzey altı mikrosertlik değerlendirmesinde ise her iki diş macunu benzer şekilde iyi sonuçlar göstermiştir. Her iki değerlendirmede de Fluor Protector vernik uygulaması en düşük değerleri göstermiştir. Anahtar Kelimeler: BioMin F, FCP COMPLEX, komşu mine, florür.
Farklı intrakoronal ağartma materyallerinin irrigasyon solüsyonlarına maruz kalmış kron dentininin tübül çapı, mikrosertliği ve mineral içeriğine etkisi
%35 Hidrojen peroksit (HP), %37 karbamid peroksit (CP) ve sodyum perborat (SP) kron içi beyazlatmada en çok kullanılan beyazlatma materyalleridir. Kron içi beyazlatma son zamanlarda yaygınlaşan ve merak uyandıran rejeneratif prosedürler sonrası da önem kazanmıştır. Bu çalışma bu ajanların ve kombinasyonlarının endodontik tedavi sırasında kullanılan irrigasyon protokolleri ile birlikte dentinin fiziksel ve kimyasal özelliklerine olan etkisini ölçmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla 60 adet mandibular molar diş kronu kesilerek toplam 240 adet kron parçası elde edilmiştir. Bunlardan 120 örneğe irrigasyon protokolü (20 dakika 20mL %2,5 sodyum hipoklorit, 3 dakika 3mL %17 EDTA) uygulanmıştır. Diğer 120 örnek de irrigasyon kontrol grubu olarak salinde bekletilmiştir. Daha sonra her iki irrigasyon grubu da uygulanacak beyazlatma materyaline göre 6 gruba ayrılmıştır( Kontrol, SP, SPCP, CP, SPHP, HP). Her bir örneğin mikrosertliği beyazlatma ajanları uygulanmadan önce Vicker's mikrosertlik cihazı ile ölçülmüştür. Oluşturulan 6 gruba rastgele bir şekilde dağıtılan kron parçalarına, her birinin grubuna ait beyazlatma protokolü uygulanmıştır. 7 gün sonunda değiştirilen beyazlatma ajanları, toplam 14 gün sonunda uzaklaştırılmış ve kontrol grubuyla beraber hepsinin mikrosertlik değerleri yeniden ölçülmüştür. Yine beyazlatma sonrası tübül çapları SEM ile ölçülmüş ve kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Mineral miktarları da SEM-EDX yöntemiyle ölçülmüş ve kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler iki yönlü ANOVA ile istatistiksel olarak analiz edilmiştir. İrrigasyon protokolleri tek başına örneklerin mikrosertlik değerlerini değiştirmemiştir (p > .05). SP, SP+CP, CP ve SP+HP ile tedavi, irrigasyon protokolünden bağımsız olarak örneklerin mikrosertlik değerlerinde anlamlı bir artışa yol açmıştır (p <.05). İrrigasyon uygulanmış SP+CP örneklerinin mikrosertlik değerleri, irrigasyon uygulanmamış SP+CP örneklerine göre anlamlı bir miktarda yüksek ölçülmüştür( p < .05). Beyazlatma ajanları arasında dentin tübül çapı açısından HP grubunda anlamlı bir fark görülmüştür ve irrigasyon uygulanan örneklerde de örneğin dentin tübül çapı istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artmıştır (p < .05). Beyazlatma ajanı uygulanan örnekler içerisinde hiçbirinde Ca, P değerleri ve Ca/P oranı anlamlı olarak değişmezken (p > .05), irrigasyon protokolü uygulanan dişlerde mineral değerlerinde artış görülmüştür (p < .05).
AlSi5 ve AlSi12 kaynak telleriyle birleştirilen Al6061 alüminyum alaşımında indüksiyon ısıl işlemi etkilerinin incelenmesi
Günümüzde kullanım alanı oldukça yaygınlaşan Alüminyum alaşımlar, sahip olduğu özelliklerden dolayı havacılık, otomotiv, inşaat sektörü gibi alanlarda yoğun olarak kullanılmaktadır. Alüminyum alaşımları arasında oldukça fazla kullanım yeri olan Al6061, ısıl işlem uygulanabilmesi, kaynak kabiliyetinin ve mukavemet özelliklerinin iyi olması nedeniyle araştırma malzemesi olarak tercih edilmiştir. Bu çalışmada Al6061 ve Al6061-T6 malzemeleri AlSi5 ve AlSi12 ilave kaynak telleri kullanılarak TIG kaynak yöntemi ile birleştirilmiştir ve ortaya dört farklı numune parametresi çıkmıştır (Al6061 – AlSi5, Al6061-T6 – AlSi5, Al6061 – AlSi12, Al6061-T6 – AlSi12). Kaynaklı numunelere farklı sıcaklık (185 °C, 350 °C) ve sürelerde (3 dk, 6 dk, 9 dk) indüksiyon ısıl işlemi uygulanmıştır. İndüksiyon işlemi ile kısa bir süre içerisinde yüksek sıcaklıklara çıkılarak numunelere ısıl işlem yapılmıştır. Yapılan bu işlemlerin farklı teller ile kaynaklanmış numunelere etkisi araştırılmak üzere SEM/EDX analizleri ve mikroyapı incelemesi yapılıp mikrosertlik, eğme ve çekme testleri uygulanmıştır. Gerçekleştirilen bu inceleme ve testler neticesinde yaşlandırma ve indüksiyon ısıl işlemi uygulanmış numunelerin sertlik ve mukavemet değerlerinde artış olduğu gözlemlenmiştir.
Sodyum florür ve stronsiyum klorid solüsyonlarının tek ve kombine kullanımlarının başlangıç mine lezyonlarının remineralizasyonuna etkilerinin değerlendirilmesi
Günümüzde, diş hekimliği pratiğinde florürün çeşitli formları, diş çürüğünün engellenmesinde gerek bireysel, gerekse profesyonel olarak kullanılmaktadır. Son zamanlarda ebeveynlerin florürün zararlı etkileriyle ilgili endişelerinin ortaya çıkmasıyla, araştırmacılar florüre alternatif, çürük lezyonlarını engelleyecek ajanlar arayışına girmiştir. Alternatif ajan olarak restoratif materyallerin de içinde bulunan stronsiyum önerilmektedir. Florür ve stronsiyumun her ikisinin de remineralizasyon süreci üzerinde kendi başına olumlu bir etkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte, stronsiyum ve florür kombinasyonu, tek başına her iki iyona göre de avantajlara sahip olabilmektedir. Florür ve stronsiyumun bir araya getirildiklerinde apatit kristallerini iyileştirdiği ve asit reaktivitesinde belirgin azalmalar ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. Flor ve stronsiyumun kombine kullanımının remineralizasyona etkisine dair ise yeterli çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada flor ve stronsiyum solüsyonlarının tek başına ve kombine olarak uygulanmasının, başlangıç mine lezyonlarının remineralizasyonuna etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çeşitli sebeplerle çekilmiş 35 adet 3.molar dişlerin bukkal yüzeyleri 4 bölgeye ayrılarak NaF, SrCl2 ve NaF+SrCl2 kombinasyonu uygulanmıştır. Dişlerde demineralizasyonla yapay çürük lezyonları oluşturulmadan önce başlangıç yüzey mikrosertlikleri ölçülmüştür. Daha sonra dişler 96 saat demineralizasyon solüsyonunda bekletilmiş ve yüzey mikrosertlikleri tekrar ölçülmüştür. Dişlerin ilgili bölgelerine solüsyonlar uygulandıktan sonra 21 günlük pH döngüsüne tabi tutulmuştur. 21 günün sonunda 3 ayrı bölgeden yüzey mikrosertlik ölçümleri tekrar yapılmıştır. Başlangıç ile demineralizasyon sonrası yüzey mikrosertlikleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır. Demineralizasyon sonrası ile solüsyonlar uygulandıktan sonra ölçülen yüzey mikrosertlik değerleri arasında ve başlangıç yüzey mikrosertlikleri ile solüsyonlar uygulandıktan sonra ölçülen yüzey mikrosertlik değerleri arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. NaF, SrCl2 ve kombinasyonlarının uygulandığı yüzeyler arasında yüzey mikrosertlik değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Yüzey geri kazanımı, NaF uygulanan grupta diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Çalışmanın bulguları değerlendirildiğinde, SrCl2 uygulanmasının NaF kadar etkili olmasa da minenin remineralizasyonunda etkili olabildiği görülmüştür. Daha ileri araştırmalar ile bu konunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu uygulama flora karşı endişeleri olan birey ve hastalarda bir alternatif olarak sunulabilir. Anahtar Kelimeler: flor, stronsiyum, mikrosertlik, remineralizasyon
Dual cure bulk-fıll kompozit rezinlerin farklı zaman aralıklarında nanosertlik değerlerinin in vitro olarak incelenmesi
Giriş ve Amaç: Bu çalışmada dual cure bulk-fill kompozit rezinlerin farklı zaman aralıklarında nanosertlik değerlerinin in vitro olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada deney grubunda Fill-Up, HyperFIL, Cention N dual cure bulk fill kompozit rezinler ve kontrol grubunda ışıkla sertleşen bir bulk-fill kompozit rezin olan Reveal HD'nin nanosertlik değerleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada deney grubunda Fill-Up, HyperFIL, Cention N dual cure bulk fill kompozit rezinler ve kontrol grubunda ışıkla sertleşen bir bulk-fill kompozit rezin olan Reveal HD'nin nanosertlik değerleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Fill-Up, Cention N ve HyperFIL kompozit rezinlerin universal rengi Reveal HD nin ise A2 rengi kullanılmıştır. Deney grubunda kullanılacak olan dual cure bulk-fill kompozitler 2 alt gruba ayrılmıştır. 1. grup LED ışık kaynağı ile polimerize edilmiş, 2. grubun ise üretici firmaların talimatları doğrultusunda kimyasal olarak polimerizasyonları sağlanmıştır. Deney grubundaki kompozit rezinler 5 ve 10 mm olmak üzere iki farklı derinlikte silindirik pleksiglas kalıplara yerleştirilmiştir. Kontrol grubunda ise 5 mm derinliğinde kalıplar kullanılmıştır ve polimerizasyonları LED ışık kaynağıyla sağlanmıştır. Örneklerin alt ve üst yüzeylerinin nanosertlik değerleri polimerizasyonlarından 24 saat ve 7 gün sonra Mustafa Kemal Üniversitesi Teknoloji ve Ar-Ge Uygulama ve Araştırma Merkezinde bulunan Hysitron TI 950 TriboIndenter cihazı kullanılarak ölçülmüştür. Her bir örneğin alt yüzey sertlik değeri üst yüzey sertlik değerine bölünerek polimerizasyon dereceleri hesaplanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda veriler %95 güvenle SPSS 21 programı kullanılarak analiz edilmiştir. İstatistiksel değerlendirmeler sonucunda sertlik ölçümü ve polimerizasyon derecesi bulgularına göre dual cure bulk-fill kompozit rezinlerin ışıkla veya kimyasal olarak polimerizasyonlarından 24 saat sonra ve 7. günde ölçülen nanosertlik değerleri ve polimerizasyon dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmemiştir. HyperFIL ve Fill-Up dual cure bulk-fill kompozit rezinlerin ışıkla polimerizasyonlarının nanosertlik ve polimerizasyon derecesi değerlerine bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Cention N dual cure bulk-fill kompozit rezin ise bir ışık kaynağı ile polimerize edildiğinde daha yüksek nanosertlik ve polimerizasyon derecesi değerleri elde edilmiştir. Gruplar markalara göre kıyaslandığında her iki polimerizasyon şeklinde de en yüksek nanosertlik ve elastik modül değerlerinin Cention N'e ait olduğu görülmüştür. Işıkla polimerize edilen grupta en yüksek polimerizasyon derecesi değerlerini Cention N gösterirken, kimyasal olarak polimerize edilen grupta ise en yüksek polimerizasyon derecesi değerleri HyperFIL'e aittir. Sonuç: Sonuç olarak test edilen dual cure bulk-fill kompozit rezinlerin 24 saat sonra nihai sertliklerine ve polimerizasyon derecelerine ulaştıkları tespit edilmiştir. Cention N en yüksek sertlik ve polimerizasyon derecesi değerlerini göstermiştir.
Bakır ve alaşımlarının sürtünme karıştırma kaynağı ile birleştirilmesi ve kaynak parametrelerinin mikroyapı ve mekanik özelliklere etkisinin araştırılması
Bu çalışmada 3 mm kalınlığındaki bakır ve pirinç levhalar (bakır-bakır ve pirinç-pirinç) üç farklı devir (710-900-1120 d/d) ve ilerleme hızı (31,5, 40, 50, 80 mm/d) kullanılarak sürtünme karıştırma kaynağı (SKK) ile birleştirilmiştir. Birleştirme işlemi dikey başlı üniversal freze tezgahı kullanılarak yapılmıştır. Kaynaklı numunelerin mekanik özelliklerini tespit etmek amacıyla çekme, eğme ve mikrosertlik deneyleri yapılmıştır. Ayrıca kaynak bölgelerinde mikroyapı incelemeleri ve yüzey pürüzlülük ölçümleri yapılmıştır. Elde edilen deney sonuçlarına göre; Bakır ve alaşımları SKK ile başarılı bir şekilde birleştirilmiştir. Parçaların eğme, çekme ve mikro sertlik değerleri kaynak ısısı ve porozite miktarına bağlı olarak değiştiği tespit edilmiştir. Yüzey pürüzlülük değerleri ise düşük ilerleme hızlarında artmış ve yüksek ilerleme hızlarında ise azalmıştır.
Asidik içeceklerin, farkli cam iyonomer restoratif materyallerinin fiziksel ve mekanik özellikleri üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, farklı cam iyonomer materyallerinden yüksek viskoziteli cam iyonomer siman (Ketac™ Molar, Seefeld, GE), Amalgomer™CR (Amalgomer™CR, Advanced Health, UK), Giomer (Beautiful II, Giomer, California, USA), ve Cam Karbomer (GCP Glass carbomer products, Leiden, Netherlands) materyallerinin asitli içeceklere maruz kaldığında gösterdiği yüzey pürüzlülüğü, yüzey sertliği ve basma dayanımı değerlerinin in vitro olarak incelenmesi ve değerlendirilmesidir. Çalışmada örnekler asidik içecek olarak kola, şeftali aromalı ice tea ve sıkma portakal suyu kontrol grubu olarak ise distile su içerisinde 24 saat, 48 saat, 72 saat, 7 gün, 14 gün ve 28 gün bekletildi. Materyal grupları arasında yüzey pürüzlülüğünde en fazla artış sıkma portakal suyunda bekletilen örneklerde gözlendi. Portakal suyunda da materyal gruplarının yüzey pürüzlülüğü ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlendi. Amalgomer™CR grubunun yüzey pürüzlülüğü ortalamaları diğer materyal gruplarının yüzey pürüzlülüğü ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. Materyal gruplarının yüzey sertliği ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlendi. Beautifil II grubunun yüzey sertliği ortalamaları diğer gruplarının yüzey sertliği ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. Beautifil II materyalinin de portakal suyu grubunun yüzey sertliği ortalamaları tüm içecek gruplarından istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu. Materyal gruplarının basma dayanımı ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlendi. Beautifil II materyalinde tüm içecek gruplarının basma dayanımı ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlendi. Sonuç olarak; asidik içeceklerin cam iyonomer esaslı restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğü, yüzey sertliği ve basma dayanımı değerlerinde değişimlere neden olduğu kaydedildi. Key words: Energy drinks, Microhardness, Surface roughness, Dental restoration
Ortodontik örtücülerin florür salınımı, reşarjı ve ortama farklı yöntemlerle florür eklenmesinin demineralizasyon üzerindeki etkisi
Çalışmamızın amacı florür salınımı yapma özelliğine sahip bir örtücü materyal olan Ortho Coat'un florür salınım miktarı, bu salınımın zamanla değişimi ve ortama florür eklenmesi ile reşarj olabilme potansiyelinin in-vitro ortamda değerlendirilmesi ve ortama farklı yöntemlerle florür eklendiğinde bu örtücü materyalin diş demineralizasyonu üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmanın 1. bölümünün ilk kısmında Ortho Coat (O) ve Pro Seal (P) materyallerinden hazırlanan toplam 20 adet diskin 56 günlük bir süreçte yapay tükrük içine florür salınımları İyon Selektif Elektrot yöntemi ile ölçülmüştür. İkinci kısımda ise, yine aynı yüzey örtücülerden hazırlanan toplam 80 adet disk, 1 haftalık deşarj döneminin ardından, 8 adet diskten oluşan 10 gruba ayrılmıştır. P DM (Pro Seal-Diş macunu) ve O DM (Ortho Coat-Diş macunu) gruplarına florürlü diş macunu, P G (Pro Seal-Gargara) ve O G (Ortho Coat-Gargara) gruplarına florürlü gargara, P MI (Pro Seal- MI Paste Plus) ve O MI (Ortho Coat-MI Paste Plus) gruplarına florür içeren CPP-ACP, P DM+G (Pro Seal-Diş macunu ve Gargara) ve O DM+G (Ortho Coat-Diş macunu ve Gargara) gruplarına diş macunu ve gargara, P DM+MI (Pro Seal-Diş macunu ve MI Paste Plus) ve O DM+MI (Ortho Coat-Diş macunu ve MI Paste Plus) gruplarına ise diş macunu ve florür içeren CPP-ACP uygulanmıştır. Diş macunu uygulaması 3 hafta süreyle devam ederken, gargara ve florür içerikli CPP-ACP uygulaması 1. haftanın sonunda bırakılmıştır. Üç hafta boyunca florür salınımları ölçülmüştür. Çalışmanın 2. bölümünde 50 adet premolar diş 5 gruba ayrılarak Transbond XT kullanılarak braketler yapıştırılmıştır. Kontrol grubuna (T) herhangi bir örtücü ve reşarj ajanı uygulaması yapılmazken, geri kalan tüm gruplara Ortho Coat yüzey koruyucusu uygulanmıştır. Birinci haftanın sonundan başlanarak, 1 hafta boyunca fırçalamaya ek olarak T+O+DM+G (Transbond+Ortho Coat+Diş macunu+Gargara) grubuna gargara, T+O+DM+MI (Transbond+Ortho Coat+Diş macunu+MI Paste Plus) grubuna da CPP-ACP uygulanmıştır. T (Transbond) ve T+O (Transbond+Ortho Coat) grubu dışındaki tüm gruplara diş macunu uygulaması 3 hafta boyunca devam etmiştir. Toplam 4 hafta süren bu süreçte dişler günde 16 saat remineralizasyon, 7 saat demineralizasyon solusyonunda bekletilmiştir. Her bir yarım kuron üzerinde, braketin 200 μm servikalinde ve 20 μm, 30 μm, 50 μm ve 70 μm derinliklerde mikrosertlik ölçümleri yapılmıştır. Çalışmamızın 1. bölümünde her iki yüzey örtücünün de anlamlı düzeyde florür salınımı yaptıkları bulunmuştur (p<0.001). Ortho Coat en yüksek florür salınımını 1. günde gerçekleştirirken, 3. günden 7. güne florür salınım düzeylerinde anlamlı düşüş tespit edilmiştir (p<0.01). Ortho Coat, Proseal'e göre ilk 3 gün içinde daha fazla florür salınım yaparken, son iki hafta daha az salınım yapmıştır (p<0.05). Tüm reşarj ajanlarının uygulanmasının ardından 1. günde, hem Proseal'in, hem de Ortho Coat'un florür salınımları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artış göstermiştir (p<0.001). Ortho Coat'un maksimum salınım yaptığı 1. gün florür salınım miktarı ile O DM, O G, O MI, O DM+G ve O DM+MI gruplarından reşarj sonrası 1. günde elde edilen florür salınım miktarları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0.01, p<0.001). Çalışmamızın 2. bölümünde grupların mikrosertlik ölçümlerinin 20 μm derinlikte kıyaslanması sonucunda, kontrol grubunun mikrosertlik değerinin diğer tüm gruplardan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olduğu tespit edilmiştir (p<0,001). Kontrol grubu dışındaki hiçbir grup arasında mikrosertlik değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak, rezin esaslı yüzey koruyucu Ortho Coat florür salınımı yapmakla beraber bu salınım ilk günlerin ardından belirgin düşüş göstermektedir. Diğer yandan florürlü ajanlarla yeniden yüklenebilme özelliğine sahiptir. Minenin daha yüzeyel tabakasında demineralizasyona karşı koruyucu etki göstermektedir, alt tabakalar için ise ek reşarj ajanlarına ihtiyaç duyulabilir.
Evaluation of the depth of cure and surface microhardness of various bulk fill composite resins polymerized with different light sources
Aim: To compare the the microhardness of composite sample with different thickness following polymerization with different light sources. For this purpose, the microhardness values of the top and bottom surfaces of the composite samples were measured and the microhardness of composites at different depths were compared using the values obtained from the top and bottom surfaces. Materials & Methods: Effectiveness of cure sources was determined by measuring the top and bottom surface hardness (VHN) of 4 and 2-mm composite specimens. One microhybrid composite (Z250, shade A2) as control group and two bulk fill composite (SDR bulk fill composite and Tetric evoceram bulk fill composite) were used to prepare 10 samples for a total of 120 samples. The samples were made up in 8 mm diameter circular black polypropylene molds, with 4 and 2mm thickness. Each sample was prepared in the same manner by the same operator and cured maintaining a distance of 2mm between the specimen and light tip. After 24 hours' storage in distilled water , Vickers micro-hardness measurements were obtained on both sides of the samples, with a load of 50 grams for 10 seconds. Three indentations were performed on each surface of each sample and the Vickers hardness values were obtained. Data analysis: Two Way Anova test was used, for the evaluation of the effect of different material, application thickness of the material and also the type of light curing device on the hardness ratio means. In comparison, the parameters between more than two groups, One-way Anova Test; and during the determination of the group that caused the differences Tukey HDS test was used. Also, in comparison the parameters between the two groups, Student t test was used.Significance was evaluated on the level of p < 0,05. Result: When halogen light was used, statistically significant differences were found between the hardness ratio means of the materials which had 2 mm thicknesses(p = 0,015; p <0,05) and statistically significant differences were found between the hardness ratio means of the materials which had 4 mm thicknesses (p = 0,001; p <0,01) When LED light unit was used, no statistically significant differences were found between the hardness ratio means of the materials which had 2 mm thicknesses but statistically significant differences were found between the hardness ratio means of the materials which had 4 mm thicknesses (p = 0,001; p <0,01) Conclusion: All composites with 2 mm or 4 mm thickness (except Tetric Evo Ceram 2 mm) when cured with LED showed lower hardness ratio means than the materials cured with halogen light
Icon® materyali ile rezin infiltrasyon yöntemi sonucunda materyalin mikrosertliği, yapay çürük lezyonuna penetrasyonu ve AFM ile yüzey kalitesinin incelenmesi
Modern diş hekimliğinde başlangıç çürük lezyonların kontrol altına alınması hassaslığını koruyan bir konudur. Günümüzde bu lezyonlara yönelik bir çok tedavi çeşidi bulunmakla birlikte en etkin ve invazif olmayan teknik arayışı devam etmektedir. Yakın zamanda, düz ve ara yüzeylerdeki kavitesiz lezyonlara düşük viskoziteli rezinlerin penetrasyonu söz konusu olmuştur. Bu 'infiltran' materyaller demineralize olmuş mine dokusundaki mikroporları tıkayarak bakteri ve asitlerin geçişini engellemekte ve sonucunda lezyon ilerleyişini azaltılabilmekte veya durdurulabilmektedir. Çürük lezyonların infiltrasyonu; kavitasyonu bulunmayan, dentinin dış üçte birine kadar uzanan, remineralize olması beklenmeyen veya başka yöntemlerle durudurulamayacağı düşünülen mine lezyonların invazif olmayan tedavi seçenekleri arasında yer almaktadır. Icon®, piyasada bulunan tek infiltran materyali olup yalnıca rezin infiltrasyon işlemi için geliştirilmiştir. Rezin infiltrasyon tekniği yeni bir tedavi tekniğidir ve materyalin tam potansiyelini saptayabilmek adına daha çok çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmanın amacı, büyük bir örnek grubunda Icon® materyalinin mikrosertlik (VSN) değerlerini sağlam ve demineralize mine ile karşılaştırmak, penetrasyon kabiliyetini Taramalı Ekektron Mikroskobu (SEM) ve yüzey kalitesini (pürüzlülüğünü) Atomik Kuvvet Mikroskobu (AFM) ile değerlendirmektir. Bu amaçla, sığır dişlerinden elde edilen mine örnekleri rastgele bir şekilde 3 gruba ayrılmıştır: mikrosertlik (n=60), SEM (n=10) ve AFM (n=60). Mikrosertlik grubu; negatif kontrol (n=20), demineralizasyon (n=20) ve Icon® grubu olmak üzere üç alt gruba ayrılmıştır. AFM grubu da negatif kontrol (n=30) ve Icon® grubu olmak üzere iki alt gruba ayrılmıştır. Mikrosertlik grubunda, demineralizasyon ve Icon® örneklerinde, demineralizasyon penceresi oluşturmak adına, 4x4 mm boyutunda yapıştırmalar uygulanmış ve kalan tüm sağlam mine yüzeylerine aside dayanıklı şeffaf oje sürülmüştür. Uygun demineralizasyon süresinin saptandığı pilot çalışması sonucunda beyaz lezyonlar oluşturulmuştur. Icon® uygulamasını takiben her grubun mikrosertlik (VSN) değerleri ölçülmüştür. SEM grubu örneklerinin hazırlanmasında, mikrosertlik grubu ile aynı yöntem kullanılmıştır ve 10 tane mine örneğine 4x10 mm boyutunda yapıştırmalar uygulanmıştır. Demineralizasyonu takiben, üretici firmanın talimatlarına göre materyal uygulanmış ve örnekler SEM ile incelemeye yönelik platin ile kaplanmışlardır. AFM grubunda da mine örnekleri (n=60) mikrosertlik ve SEM gruplarındaki gibi hazırlanmışlardır. Negatif kontrol grubu cilalanarak yüzeye hiç bir uygulama yapılmamıştır. Icon® uygulamasını takiben örnekler AFM ile yüzey pürüzlülüğü açısından incelenmiş ve değerlendirilmişlerdir. Bu çalışmanın sonucunda, VSN açısından tüm gruplar arasında anlamlı farklılık olduğu görüldü (p=0,0001). Demineralizasyon grubunun VSN ortalamaları, kontrol ve Icon® gruplarından istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0,0001). Kontrol ve Icon® gruplarının VSN ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığa rastlanılmamıştır (p=0,073). Örneklerin SEM incelemesinde, Icon® infiltranı başarılı penetrasyon kabiliyeti göstermiştir ve kabul edilebilir bir yüzey kalitesi sergilemiştir. Pilot çalışmasındaki görüntülerde yıkım göstermiş olan prizma merkezlerinin ve mikroporlarının materyal tarafından tıkandığı gözlenmiştir. AFM görüntüleri incelendiğinde, Icon® grubunun kontrol grubuna göre oldukça pürüzlü yüzeylere sahip olduğu görülmüştür. AFM bulguları rakamsal olarak değerlendirildiğinde, Icon® grubunun kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek Sq (p=0,0001), Sa (0,0001), ortalama yükseklik (p=0,0001) ve maksimum deviasyon (p=0,01) değerlerine sahip olduğu görülmüştür. Bu tez çalşması sonucunda, Icon® materyalinin yüzey pürüzlülüğünün azaltılmasına yönelik daha çok çalışmanın yapılması gerektiği gözlenmiştir. Materyalin penetrasyon süresini azaltmaya yönelik çalışmaların yapılması özellikle çocuk hastalar için faydalı olacaktır.
Yeni geliştirilmiş remineralizasyon ajanlarının uygulandığı yapay çürük lezyonlu dişlerin yüzey mikrosertlik sertlik değerlerinin ve mineral yoğunluk ölçümlerinin karşılaştırılması
Diş çürüğü, belirli bir süre boyunca alınan karbonhidratların, ağızda bulunan mikroorganizmalar tarafından çözünmesi ile oluşan diş sert doku hastalığıdır. Başlangıç çürüğü, çürük oluşumunun en erken safhasıdır ve bu aşamada çürüğün durdurulması ve tedavisi mümkündür. Lezyonun tamirini sağlamak, ağız sıvılarındaki kalsiyum veya fluorid konsantrasyonlarının artmasıyla gerçekleştirilebilmektedir. Bu amaçla fluorid uzun yıllardır kullanılmaktadır. Fakat fluorozis ihtimalini arttırdığı için, kullanımına dikkat edilmesi gerekmektedir. Bundan dolayı fluoride alternatif ajanarayışı başlamıştır. Bu çalışmanın amacı; remineralizasyon için fluoride alternatif, yeni geliştirilmiş materyallerin etkinliğinin araştırılmasıdır. Bu amaçla, fluorid içeren ' Colgate triple action', nano-hidroksiapatit içeren 'BioRepair plus', theobromin içeren 'Theodent' ve kalsiyum sodyum fosfosilikat içeren 'Sensodyne Repair and Protect' adlı diş macunları kullanılmıştır. Diş yüzeylerinin mikrosertlik değişimlerini değerlendirmek adına 5 grup oluşturulmuştur. Toplamda 50 adet sığır dişi kullanılmıştır. Örneklerde çürük lezyonları meydana getirildikten sonra pH döngüsüne tabi tutulmuş, remineralizasyon materyalleri gruplarına göre her gün günde 2 defa 2 dk dişlere uygulanmıştır. Başlangıç, demineralizasyon sonrası ve pH döngüsü sonrasında yüzey mikrosertlik değerleri (VSN) hesaplanmıştır. Minede oluşan mineral değişimlerini değerlendirmek amacıyla 5 grup oluşturulmuştur. Toplamda 20 adet sığır dişi hazırlanmıştır. Örnekler mikrosertlik deneyindeki aynı işlemlere tabi tutulmuştur. Başlangıç, demineralizasyon sonrası ve pH döngüsü sonrası mineral yoğunluk değişimlerini görmek amacıyla mikro bilgisayarlı tomografi kullanılarak üç boyutlu görüntüler bilgisayar ortamına aktarılarak sayısal değerler elde edilmiştir. Çalışma sonucunda, grupların pH döngüsü sonrası yüzey mi krosertlik değerleri (VSN) arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. (p=0,0001).Kontrol ve deney gruplarında pH döngüsü sonrası VSN değerlerinin başlangıç değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olduğu belirlenmiştir. Grup 1' in mikrosertlik ortalamaları Grup 2, Grup 4, Grup 5' ten istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuş (p=0,026, p=0,0001), Grup 2 ve Grup 4' ün mikrosertlik ortalamaları Grup 5' ten istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuş (p=0,0001), Grup 3' ün mikrosertlik ortalamaları Grup 4 ve Grup 5' ten istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuş (p=0,028, p=0,0001). Mineral yoğunluk sonuçlarına göre;Grup1, Grup 2, Grup 3, Grup 4 ve Grup 5'in pH döngüsü Sonrası mineral yoğunluk ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir (p=0,0001). Kontrol grubunun mineral yoğunluk ortalamaları diğer gruplardan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuş (p=0,0001), diğer gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p>0,05). Bu tez çalışması sonucunda, tüm gruplarda uygulanan remineralizasyon ajanlarının, oluşturulan başlangıç çürüklerinin remineralizasyonunda etkili olduğu vefluoride alternatif olarak kullanılabilecekleri görülmüştür.
Evaluation of the surface roughness and microhardness of three bulk fill nonflowable resin composites in comparison to one conventional resin compsite after polishing with different polishing systems
The aim of this in-vitro study was to evaluate the surface roughness and microhardness of three bulk fill nonflowable resin composites in comparison to one conventional resin composite after polishing with different polishing systems. A total of 96 specimens were prepared from all of the resin composite types used: SonicFill (Kerr), X-tra Fil (Voco), Tetric N-Ceram Bulk Fill (Ivoclar Vivadent) and Filtek Z250 (3M/ESPE). 24 specimens from each type, which were fabricated by inserting the resin composite material into a clear plastic split mold (10mm diameter × 4mm depth), for the bulk fill resin composites the mold was filled in one increment to the full depth; while, the conventional resin composite Filtek Z250 (3M/ESPE), it was inserted incrementally into the mold. The specimens were then covered with a transparent matrix strip and microscopic glass slide on the top, then the light curing procedure was made using LED light curing unit (Bluephase Style, Ivoclar Vivadent) for 20 seconds with light intensity of (>1000 mW/cm2 ). Immediately after the fabrication the specimens were stored in deionized water at 37°C for 24 hours. After the storage period, the specimens from each resin composite type were randomly divided into three groups (n= 8), one group was left intact to be used as control; whereas, the other two groups were wet grounded with 600 and 1200 grit silicon carbide papers respectively using a polishing machine, and each group was then assigned to one of the polishing systems used, Sof-Lex XT Discs (3M/ESPE) and PoGo (Dentsply/Caulk). The surface roughness was measured with a profilometer and the microhardness (VHN) was measured with a digital microhardness tester. The data were analyzed by: Two-way ANOVA test was used to determine the effect of resin composite material and polishing system on the surface roughness and microhardness, and the interaction between them; Two independent samples T test was used for comparison between the polishing systems; One-way ANOVA test was used to test the mean difference between more than two independent groups; Kruskall-Wallis test was used to test the median difference between more than two independent groups; when the overall significance was observed, pairwise post-hoc tests were used to compare between the multiple comparisons. P<0.05 was considered statistically significant. According to this in-vitro study, the conventional resin composite category Filtek Z250 showed significantly better results than the bulk fill resin composite categories for both of the surface roughness and microhardness, as lower surface roughness values and higher microhardness values were observed for the Filtek Z250. No significant differences were observed among the bulk fill resin composite categories in case of the surface roughness; however, there were significant differences among them in case of the microhardness. PoGo polishing system produced significantly less surface roughness on almost all of the resin composite investigated than Sof-Lex polishing system. But, they were not significantly different in terms of the microhardness. The surface roughness was both polishing system and resin composite material dependent; nonetheless, the microhardness was only resin composite material dependent. Even though, the bulk fill nonflowable resin composites used in this study showed less surface quality and microhardness after the polishing than the conventional one, they can be placed in increments of 4 mm thickness to restore the posterior teeth without affecting the clinical performance, esthetic, and longevity of such restorations, since all of the bulk fill resin composite categories evaluated in this in-vitro study showed acceptable surface roughness and microhardness. Considering the clinical steps during a cavity restoration procedure, bulk fill resin composites were introduced to save the clinical time, in this sense, PoGo One-step polishing system can add an advantage for the bulk fill concept. Keywords: bulk fill nonflowable resin composite; polishing; surface roughness; microhardness (VHN).
Başlangıç çürüğü oluşturulmuş diş minesinde lazer ve fluorid uygulamasının yüzey mikrosertliğine, fluorid alınımına ve aside dirence etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada yapay olarak başlangıç çürüğü oluşturulmuş mine yüzeyinde APF jeli ve Er:YAG lazer uygulamasının birlikte ve ayrı ayrı etkileri değerlendirilmiştir. Bu uygulamaların demineralizasyon ve remineralizasyon üzerinde etkileri çeşitli çalışma grupları kullanılarak karşılaştırılmıştır. Bu amaçla başlangıç çürüğü oluşturulmuş mine yüzeyinde mikrosertlik değişimi, yüzeyel fluorid alınımı ve asit uygulaması sonrası mineral kaybı değerlendirilmiştir. Çalışmada 15 adet sığır dişi yüzey mikrosertliğinin belirlenmesinde, 15 adet diş ise fluorid alınımı ve aside direncin belirlenmesinde kullanılmıştır. Dişlerin kuronları köklerinden ayrıldıktan sonra her biri 4 eşit parçaya ayrılmıştır ve toplamda 120 adet örnek elde edilmiştir. Yüzey mikrosertliği deneyinde kullanılan 60 örnek metal kalıplar içerisinde akrilik bloklara gömülmüştür. Zımparalama ve cilalama işlemleri sonrasında labial yüzeylerinde 3×3 mm'lik standart pencereler hazırlanmıştır. Kalan yüzeyler ise aside dirençli tırnak cilası ile kaplanmıştır. Başlangıç yüzey mikrosertliği ölçülerek Vickers sertlik değeri (VSN) hesaplanmıştır. Başlangıç çürüğü oluşturulduktan sonra minede yüzey mikrosertliği tekrar ölçülmüştür. Deney ve kontrol gruplarının oluşturulmasında demineralizasyon sonrası minede yüzey mikrosertliği değerlerine göre dengeli bir dağılım yapılmıştır ve her grupta demineralizasyon sonrası ortalama yüzey mikrosertliği değerlerinin birbirine yakın olmasına dikkat edilmiştir. Hazırlanan ve başlangıç çürüğü oluşturulan örnekler her grupta 12 örnek olacak şekilde 5 gruba ayrılmıştır. Hiçbir tedavi işlemi uygulanmamış olan Kontrol grubu (K), yalnız APF jeli uygulanan grup (F), önce Er:YAG lazer sonra APF jeli uygulanan grup (L+F), önce APF jeli sonra Er:YAG lazer uygulanan grup (F+L), yalnız Er:YAG lazer uygulanan grup (L) şeklinde belirlenmiştir. Deny gruplarında belirtilen tedaviler uygulandıktan sonra örnekler ve pH siklusuna maruz bırakılmış ve final yüzey mikrosertlik değerleri ölçülmüştür. KOH'ta çözünebilen fluorid alınımı deneyinde kalan 60 adet örnek kullanılmıştır. Mine örneklerine 3×3 mm'lik adeziv bantlar yapıştırıldıktan sonra kalan yüzeyler mavi mum ile kaplanmıştır. Bu deneyde mikrosertlik deneyinde belirlenen gruplara ek olarak demineralizasyon solüsyonunda bekletilmemiş bir kontrol grubu daha eklenmiş ve toplam 6 grup elde edilmiştir. Her mine örneği 1 ml 1 M potasyum hidroksit (KOH) solüsyonunda 24 saat bekletildikten sonra aynı miktarda TISAB III eklenerek fluorid ölçümleri yapılmıştır. Aside direncin belirlenmesinde, fluorid alınımı için belirlenen örnekler kullanılmıştır. Örnekler 30 sn boyunca 1 ml hidroklorik asitte bekletilmiştir. Diş minesinin içinde çözündüğü bu asit çözeltisi polietilen tüplere aktarıldıktan sonra Kalsiyum, Magnezyum ve Fosfor iyon konsantrasyonlarının analizi indüktiv kapling plazma kütle spektrometresi kullanılarak belirlenmiştir. Başlangıç çürüğü oluşturulmuş minede uygulanan tedavi yöntemlerinin tümünde yüzey mikrosertliği (VSN) değerlerinin, hiçbir işlem yapılmayan kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu görülmüştür. (p=0,0001). Bununla birlikte bu uygulamalardan sonra elde edilen yüzey mikrosertlik değerlerinin başlangıç değerlerine ulaşamadığı, istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür (p=0,0001). Diş minesinin yüzey mikrosertliğini arttırma konusunda en etkili yöntemin Er:YAG lazer uygulamasını takiben APF uygulaması olduğu belirlenmiştir. Bu grupta elde edilen VSN değerlerinin, sadece APF'nin Er:YAG lazer uygulamasından önce uygulandığı gruba göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir.(p=0,033). KOH'ta çözünebilen fluorid konsantrasyonu verileri değerlendirildiğinde, kontrol ve deney grupları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p=0,0001). En yüksek fluorid alınımının Er:YAG+APF ve en düşük değerin ise Er:YAG lazerin tek başına uygulandığı grupta olduğu saptanmıştır. Aside direncin değerlendirilmesinde, diş minesinde çözünen kalsiyum konsantrasyonunun sadece APF uygulanan grupta, diğer tüm gruplardan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olduğu görülmüştür. Deney grupları arasında ise, en yüksek kalsiyum konsantrasyonunun ise Er:YAG+APF grubunda olduğu bulunmuştur. Kontrol ve deney gruplarında belirlenen magnezyum ve fosfor konsantrasyonu ortalamaları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. KOH'ta çözünebilen fluorid konsantrasyonu ile hidroklorik asitte çözünen diş minesinde belirlenen kalsiyum (r=-0,342 p=0,008) ve fosfor (r=-0,322 p=0,012) konsantrasyonları arasında istatistiksel olarak negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; bu in vitro çalışmanın koşulları altında başlangıç çürüğü oluşturulmuş mine yüzeyinde Er:YAG lazer uygulamasını takiben APF uygulamasının yüzey mikrosertliği ve KOH'ta çözünebilen fluorid alınımını arttırdığı, bununla birlikte diş minesinin aside direnci üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi bulunmadığı görülmüştür. Bu nedenle, Er:YAG lazer uygulamasının farklı parametrelerinin incelendiği ve çeşitli fluorid preperatlarıyla birlikte kullanılmasının etkilerinin değerlendirildiği in vitro ve in vivo çalışmalara gereksinim olduğu düşünülmektedir.
Farklı materyallerin başlangıç evresindeki mine lezyonlarının yeniden sertleşmesi üzerine etkileri
Bu araştırmanın amacı, başlangıç evresindeki mine lezyonlarına uygulanan değişik materyallerin, demineralizasyon ve remineralizasyon siklusu sonrası yeniden sertleşmedeki etkilerinin in vitro olarak incelenmesidir.Araştırmada, kırık ve çatlak içermeyen 28 adet sığır dişinden 56 adet mine örneği elde edilmiş ve dişler, her grupta 8'er örnek olmak üzere 7 gruba ayrılmıştır. Başlangıç mikrosertlik değerleri ölçülen tüm örneklere, kliniği taklit edecek şekilde sitrik asit uygulanmış ve yüzeylerde, aktif mine erozyonu oluşturulmuştur. Asitleme sonrası, ilk gruba hiçbir materyal uygulanmayarak kontrol grubu oluşturulmuştur. Grup 2'ye rezin bonding materyali olan Clearfil SE Bond, grup 3 ve 4'e sırasıyla fissür örtücü materyalleri olan Fissurit FX ve Helioseal F, grup 5, 6 ve 7'ye Icon-etch ile asitleme süreleri sırasıyla 60, 90 ve 120 sn. olan rezin infiltranı Icon® uygulanmıştır. Tüm gruplar, 1 hafta süreyle demineralizasyon ve remineralizasyon siklusuna tabi tutulmuştur. Örneklere, her gün, 15 saat içerisinde 5 kez 5'er dakika demineralizasyon çözeltisi uygulanmış, kalan 9 saat içerisinde örnekler, sürekli remineralizasyon çözeltisinde bekletilmiştir. Demineralizasyon ve remineralizasyon siklusu sonunda, mine yüzeyleri kesit mikrosertlik testi ile incelenmiştir. Mikrosertlik testi, Vickers ucu bulunan mikrosertlik test cihazıyla yapılmış, her bir kesit üzerinde 20, 30, 50, 70 ve 90 ? m olmak üzere 5 farklı derinlikte izler elde edilmiştir. Her derinlikte 3 ayrı ölçüm yapılmış ve örneklerin mikrosertlik değerleri, bu ölçümlerin ortalaması alınarak hesaplanmıştır.Sonuçların istatistiksel analizleri, ?one way ANOVA? ve post hoc ?Tukey? testi ile gerçekleştirilmiştir.Araştırmanın sonucunda, bütün örneklerin başlangıç mikrosertlik değerleri ortalamalarıyla 20 ? m, 30 ? m, 50 ? m, 70 ? m ve 90 ? m derinliklerdeki mikrosertlik değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. 20 ? m, 30 ? m ve 50 ? m'de, Clearfil SE Bond grubunun mikrosertlik değeri ortalaması, kontrol grubu ile istatistiksel olarak anlamlı fark gösterememiş ve Clearfil SE Bond'un, başlangıç evresindeki mine lezyonlarına uygulandığında yeniden sertleşmede etkin olamadığı görülmüştür. Grupların BMSD (başlangıç mikrosertlik değerleri) ve 90 ? m'deki ortalama mikrosertlik değerleri arasındaki fark, istatistiksel olarak anlamlı bulunmamış, Icon materyali, bu derinlikte yeniden sertleşmede yeterli olamamıştır. Icon-etch'in farklı uygulama süreleriyle oluşturulmuş grupların mikrosertlik değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.
Çeşitli asidik içeceklerin iki farklı restoratif materyalin mikrosertlik ve yüzey pürüzlülüğü üzerine etkilerinin in vitro koşullarda değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; farklı fizikokimyasal özelliklere ve içeriklere sahip, nanodolduruculu kompozit materyali (Kalore; GC) ile yüksek viskoziteli güçlendirilmiş geleneksel cam iyonomer materyalinin (Fuji IX Gp Extra; GC), asit içeren içeceklere maruz kaldığında, gösterdikleri yüzey sertlik ve pürüzlülük değerlerinin in vitro olarak değerlendirilmesidir.Araştırmada nanohibrit kompozit rezin (Kalore; GC) ve cam iyonomer materyali ( Fujı IX GP Extra; GC) kullanılarak 5mm çapında ve 2mm kalınlığında 120 adet disk hazırlandı. Diskleri hazırlamak için paslanmaz çelik kalıplar kullanıldı. Kompozit rezin ve cam iyonomer materyali vita skalasında A2 renk değerinden seçildi. Hazırlanan 120 adet örnek iki ana gruba ayrılarak (60 adet Kalore;GC, 60 adet Fuji IX Gp Extra;GC) ve her grupta 10'ar örnek olmak üzere 6 alt grupa ayrıldı. Disk şeklinde hazırlanan örneklerin her iki yüzeyi 1200 grit silikon karbit zımpara kağıdı ile zımparalandı. Hazırlanan örneklerin bir yüzeyinden başlangıç mikrosertlik ölçümleri, diğer yüzeyinden başlangıç yüzey pürüzlülük ölçümleri yapıldı. Her iki grubun, Grup CK ve Grup KK alt grupları kontrol grubu oluşturularak, çalışma süresince hiçbir asitli içeceğe maruz kalmayacak şekilde distile suda bekletildi. Grup K1 ve Grup C1 kolada, Grup K2 ve Grup C2 su ile seyreltilmiş kolada, Grup K3 ve Grup C3 Nestea Şeftali içeceğinde, Grup K4 ve Grup C4 Nestea Limon içeceğinde, Grup K5 ve Grup C5 portakal suyunda belirli sürelerde bekletildi. Tüm grupların içeceklerde bekletilme süresi; hastaların asitli içecekleri günlük tüketimleri düşünülerek, mevcut restoratif materyallerin 1 sene boyunca günde 2 dk. asitli içeceklere maruz kalması süresine denk gelecek şekilde planlandı. Gruplar, 3 gün boyunca aynı saat itibariyle, günde 4 saat içeceklerde, kalan sürelerde ise distile suda 37 °C etüvde bekletildi. Tüm gruplardaki örneklerin içeceklerde bekletilmesi sonrasında, mikro sertlik ve yüzey pürüzlülük ölçümleri tekrarlandı. Mikrosertlik testi için, Vickers mikrosertlik yöntemi kullanıldı ve her bir örnek üzerinde 5 farklı alandan ölçümler yapıldı. Yüzey pürüzlülük ölçümleri için ise, örnek yüzeyinde 4'er ölçüm yapılarak, Ra değerleri belirlendi.Sonuçların istatistiksel analizleri, `'Oneway Anova'' , `'Tukey HDS `', `'Student t'' ve `'Paired sample t''testleri ile gerçekleştirildi.Araştırmanın sonucunda, kompozit gruplarının, asitli içecek öncesine göre asitli içecek sonrası sertlik değerlerinde görülen düşüşün ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı fark bulundu. KK grubunun asitli içecek öncesine göre asitli içecek sonrası sertlik değerlerindeki azalma, K3, K4 ve K5 gruplarından anlamlı şekilde düşük bulundu. K3 grubunun sertlik değerlerinde görülen düşüşün ortalama değerleri K1 ve K2 gruplarından anlamlı şekilde yüksek bulundu. Kompozit gruplarının asitli içecek öncesine göre asitli içecek sonrası yüzey pürüzlülük değerlerinde görülen artışın ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu.Cam iyonomer gruplarında ise; asitli içecek öncesine göre asitli içecek sonrası sertlik değerlerinde görülen düşüşün ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı fark bulundu. C3 ve C4 gruplarının asitli içecek öncesine göre asitli içecek sonrası sertlik değerlerindeki azalma, C1, C2, C5 ve CK gruplarından ileri derecede anlamlı şekilde düşük bulundu. Cam iyonomer grupların asitli içecek öncesine göre asitli içecek sonrası yüzey pürüzlülük değerlerinde görülen artışın ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı fark bulundu. CK grubunun asitli içecek öncesine göre asitli içecek sonrası yüzey pürüzlülük değerindeki artış, C3, C4 ve C5 gruplarından anlamlı şekilde düşük bulundu.Elde edilen sonuçlara bağlı olarak; asidik içeceğin pH değeri ne olursa olsun, içeceklerin restoratif materyallerin (Kalore; GC, Fujı IX GP Extra; GC) mikro sertlik ve yüzey pürüzlülük değerlerinde değişimlere neden olduğu kaydedildi.Anahtar Kelimeler: nanohibrit kompozit rezin, geleneksel cam iyonomer siman, mikro sertlik, yüzey pürüzlülük, asidik içecekler
NiTiNbX (X=Ta, V) şekil hatırlamalı alaşımların yapısal, fiziksel ve biyouyumluluk özelliklerinin araştırılması
Bu çalışmada NiTi alaşımına (at.) %23 oranında Nb elementi daha sonra üçlü alaşıma farklı oranlarda Nb, Ta ve V elementi katkılanarak; eş atomik ikili, üçlü ve dörtlü alaşım numuneleri hazırlandı. Hazırlanan alaşımlar; Ni50Ti50 (EB1), Ni27Ti50Nb23 (EB2), Ni27Ti50Nb22Ta1 (E1), Ni27Ti50Nb20Ta3 (E3), Ni27Ti50Nb18Ta5 (E5), Ni27Ti50Nb22V1 (B1), Ni27Ti50Nb21V2 (B2) ve Ni27Ti50Nb18V5 (B5) olarak kodlandı. Alaşımların faz dönüşümleri ile elde edilen bazı termodinamik parametreler diferansiyel taramalı kalorimetre (DSC) cihazı kullanılarak belirlendi. Tüm numuneler şekil hatırlamalı alaşım özelliği sergiledi. Nb ve V elementi ile katkılanan alaşımlarda faz dönüşüm sıcaklıklarının azaldığı tespit edilirken, Ta elementi ilaveli alaşımlarda faz dönüşüm sıcaklık değerlerinin arttığı belirlendi. Ayrıca; difüzyonsuz faz dönüşümleri farklı kristal yapılara sahip olan iki faz "austenit↔martensit" arasında meydana gelirken, Ta elementi ilaveli alaşımlarda bu dönüşümlerde "R-fazı" tespit edildi. Alaşımların kristal yapılarının tayini için X-ışını (XRD) analizleri yapıldı. Numunelerin, X-ışını analizleri sayesinde B2, B19/, Ti2Ni, ꞵ-Nb ve ꞵ-Ta fazlarının varlığı tespit edildi. Numunelerin yüzey morfolojilerinin incelenmesi için taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve kimyasal yapı tayinlerini (matris fazlarını, çökeltilerini ve ayrışma bölgelerini) belirlemek için EDX analizleri yapıldı. Bütün alaşımlarda martensitik plakalara rastlanılmazken, dentritik kolların varlığı gözlemlendi. Alaşımların mikrosertlik analizleri Vickers test yöntemi ile bulundu. Eş atomik NiTi alaşımının mikrosertlik değeri 243 HV0.3 bulunurken, Nb elementi katkılanması ile bu değer 354 HV0.3, Ta elementi ilaveli alaşımlarda ortalama 380 HV0.3, V elementi ilavesi ortalama 514 HV0.3 değerine çıkmıştır. Malzemelerin biyouyumluluk incelemeleri potansiyodinamik korozyon testi ve hücre kültür test yöntemleri kullanılarak araştırıldı. Ta elementi ilaveli alaşımların korozyon dirençleri en yüksek oranda olurken, üzerinde bakteri kolonisi en az görülen alaşımlarda Ta elementi katkılanarak hazırlanmış şekil hatırlamalı alaşımlar olduğu görüldü. Sonuç olarak NiTiNb-Ta alaşımları çeşitli amaçlar için insan vücuduna implant edilmesinde kullanıma uygun olduğu söylenebilir.
Kronik sistemik hastalığı olan çocuklarda düzenli olarak kullanılan ilaçların restoratif materyallerin fiziksel özelliklerine olan etkisinin değerlendirilmesi
Bu in vitro çalışmada sıklıkla reçete edilen pediatrik ilaçların, dental restoratif materyallerin yüzey özelliklerine ve renk değişimine etkisinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. 10 mm çapında ve 2 mm yüksekliğinde teflon kalıplar kullanılarak 7 farklı dental restoratif materyalden (FU; Filtek Ultimate, AC; ACTIVA Bioactive-Restorative, AD; Admira Fusion X-Tra, BII; Beautifil II, EQ; Equia Forte, FII; Fuji II, FIX; Fuji IX) disk şeklinde toplam 525 örnek elde edilmiştir (n=75). Örneklerin yüzey pürüzlülüğü, yüzey mikrosertliği ve renk analizi için başlangıç ölçümleri yapılmıştır (n=25). Daha sonra restoratif materyaller, farklı etken maddeli 5 pediatrik ilaç solüsyonuna daldırılmıştır (n=5): Aerius (antihistaminik), Atarax (anksiyolitik), Ferro Sanol B (antianemik), Keppra (antiepileptik), Ventolin (bronkodilatör). Daldırma siklusu günde 3 defa 2 dakika olacak şekilde dört hafta boyunca gerçekleştirilmiştir. Tüm örnekler için ölçümler tekrarlanmış ve veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Pediatrik ilaçlar, BII ve FIX gruplarının yüzey pürüzlülük değerlerini anlamlı bir şekilde arttırmıştır (p<0.05). Ventolin, restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğünü en çok etkileyen solüsyon olmuştur (p<0.05). Aerius, Atarax, Keppra ve Ventolin solüsyonlarına maruz kalan restoratif materyallerin mikrosertlik değerleri istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde azalmıştır (p<0.05). Pediatrik ilaçlar FU, BII, EQ ve FII gruplarının mikrosertlik değerlerini anlamlı bir şekilde azaltmıştır (p<0.05). Renk değişimi açısından restoratif materyalleri en fazla etkileyen solüsyon Ferro Sanol B olmuştur. En yüksek ΔE değeri ise FII grubundan elde edilmiştir (p<0.05). Bu çalışmadan elde edilen sonuçlar, pediatrik ilaçların restoratif materyaller ile etkileşime girerek, materyalin renk stabilitesini ve yüzey özelliklerini etkileyebileceğini göstermektedir.
Yeni geliştirilen ev tipi beyazlatma jelinin diş yüzey pürüzlülüğü, mikrosertliği ve renk değişimi üzerine etkisi
Bu çalışmada kitosan ve teobramin içeren, yeni geliştirilen deneysel beyazlatma jelleri ile %6 oranında HP içeren BioWhiten ProHome ve %16 oranında KP içeren FGM Whiteness Perfect ev tipi beyazlatma jellerinin diş yüzey pürüzlülüğü, mikrosertliği ve renk değişimi üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Mikrosertlik ve yüzey pürüzlülüğü ölçümü için 96 adet üst santral keser diş kullanıldı, dişlerin kuron kısımları kök kısımlarından ayrılarak labial yüzeyleri dışarıda kalacak şekilde her biri ayrı ayrı otopolimerizan akrilik rezin içerisine gömüldü. Akrilik bloklar numaralandırılıp, işaretlenerek 2 farklı gruba ayrıldı (n=48). Renk analizi için ise 48 adet üst santral keser diş gruplar halinde kron kısımları açıkta bırakılarak silikon ölçü maddesine gömüldü. Daha sonra her bir grup beyazlatma jelleri uygulanmak üzere gruplara ayrıldı (n=12). Beyazlatma uygulaması öncesi profilometre ile yüzey pürüzlülüğü, Vicker' s test cihazı ile mikrosertlik ölçümü ve spektrofotometre ile renk ölçümü yapıldı. DKP (Grup 1)'ye %16 oranında KP içeren deneysel jel, DHP (Grup 2)' ye %6 oranında HP içeren deneysel jel, BİO (Grup 3)'ya %6 oranında HP içeren BioWhiten ProHome ve FGM (Grup 4)' ye %16 oranında KP içeren FGM Whiteness Perfect ev tipi beyazlatma jelleri uygulandı. Mikrosertlik ve yüzey pürüzlülüğü testleri beyazlatma öncesi, sonrası ve beyazlatma uygulaması bittikten 14 gün sonra aynı şartlar altında yapıldı. Renk analizleri ise 14 gün süren beyazlatma tedavisi öncesinde, uygulama sırasında (7. gün), uygulama bittikten 24 saat sonra ve sonrasında takip eden 7. ve 14. günlerde yapıldı. Sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro Wilk testi ile test edildi, normal dağılıma sahip değişkenler için ANOVA ve Post-Hoc Bonferroni testleri kullanılırken, grup içi karşılaştırmada Paired t testi kullanıldı. Renk analizinde normal dağılmayan değişkenler için Kruskal Wallis ve Dunn çoklu karşılaştırma testleri ve Wilcoxon testi kullanıldı. p < 0.05 anlamlı kabul edildi. Beyazlatma sonrası mikrosertlik değerlerinde tüm gruplarda istatistiksel açıdan anlamlı olmayan bir artış görülmekle birlikte, beyazlatma uygulamasından 14 gün sonra mikrosertlik değerlerinde tüm gruplarda istatistiksel açıdan anlamlı olmayan bir azalma tespit edildi (p > 0.05). Yüzey pürüzlülüğü değerleri arasında gruplar arası karşılaştırmada beyazlatma öncesi ile sonrası ve beyazlatma uygulaması bittikten sonra 14 günlük takip sonrası istatistiksel açıdan anlamlı bir fark vardı (p < 0.05). Tüm gruplarda etkin beyazlatma tespit edildi, en yüksek etkinlik FGM (Grup 4)' de görüldü (p < 0.05). Sonuç olarak teobramin ve kitosan içeren deneysel jellerin etkin beyazlatma sağladığı, diş yüzey pürüzlülüğü ve mikrosertliği üzerinde herhangi bir olumsuz etkiye neden olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Hidrojen peroksit, teobramin, kitosan, karbamid peroksit, mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü, vital beyazlatma
Farklı vital beyazlatma ajanlarının uygulanması sonrasında deneysel nanohidroksiapatit jel kullanımının mine yüzeyinde oluşturduğu fiziksel ve morfolojik değişimlerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı %40 Hidrojen peroksit içeren iki farklı vital beyazlatma ajanı uygulaması sonrası deneysel nanohidroksiapatit jel kullanımının mine yüzeyinde oluşturduğu fiziksel ve morfolojik değişimlerin incelenmesidir. Çalışmamızda 52 adet çürük, çatlak, hipoplastik defekt içermeyen periodontal nedenler ile çekilmiş insan üst keser dişi kullanıldı. Dişler köklerinden ayrılarak, kuron kısımları bukkal yüzeyi üstte kalacak şekilde akrilik rezine gömülerek yüzey standardizasyonu için polisaj yapıldı. Kitosan ilave edilmiş nanohidroksiapatit (n-HA) tozu üretildi. Elde edilen toz fosfat tamponlu salin solüsyonu ile karıştırılarak jel şekline getirildi. Dişler dört gruba ayrıldı. Gruplara sırası ile Biowhiten İn-office % 40 n-HP (Grup B), Opalescense Boost %40 PF (Grup O), Biowhiten İn-office %40 + n-HA jeli (Grup Bn), Opalescense Boost %40 PF + n-HA jeli (Grup On) ajanları uygulandı. Diş yüzeylerinden beyazlatma öncesi, sonrası ve beyazlatmadan 1 hafta sonra olacak şekilde; renk, yüzey mikrosertliği ve yüzey pürüzlülüğü (Ra) ölçümleri yapıldı. Her gruptan üç örneğin SEM/EDS analizi ve elemental haritalama analizi yapıldı. Mine yüzeylerinin Ca/P oranları değerlendirildi. Yüzey mikrosertliği ve yüzey pürüzlülüğü sonuçları için istatiksel olarak tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, ikili karşılaştırmalarda ise Bonferroni testi kullanıldı. Örneklerin renk değişimi (∆E) açısından incelenmesi için Welch ANOVA testi kullanıldı. Anlamlılık p<0.05düzeyinde değerlendirildi. Grupların beyazlatmadan hemen sonra ve beyazlatmadan 1 hafta sonra ölçülen renk değişimleri, mikrosertlik ve pürüzlülük değerleri arasında fark görülmedi(p>0.05). Bütün gruplarda beyazlatma tedavisi sonrası gözle görülür renk değişimi tespit edildi (p<0.05). Tedavi grupları arasında renk değişimi açısından fark tespit edilmedi (p>0.05). Beyazlatma sonrası test grupları kıyaslandığında, sadece Grup O'da Ra değerinde artış gözlendi (p<0.05). Grup On, Grup O'ya göre istatistiksel olarak daha düşük Ra değeri gösterdi (p<0.05). Beyazlatma işleminden hemen sonra tüm gruplarda mikrosertlik değerinde azalma görüldü (p<0.05). Grup O; beyazlatma işlemi sonrası en düşük mikrosertlik değeri gösterdi (p<0.05). Grup Bn, Grup B'ye göre istatistiksel olarak daha yüksek mikrosertlik değeri gösterdi (p<0.05). Grup On, Grup O'ya göre istatistiksel olarak daha yüksek mikrosertlik değeri gösterdi (p<0.05). SEM görüntüleri sonucu en pürüzlü ve düzensiz yüzey Grup O'da görüldü. Grup On, Grup Bn, Grup B mine yüzeylerinde daha düzenli, pürüzsüz, homojen olmayan partikül birikimi olan alanlar görüldü. EDS analizi sonucu Grup O'da en düşük Ca/P değeri görüldü. n-HA uygulaması sonrası mine yüzeyin Ca/P oranında belirgin artış görüldü. Sonuç olarak, Opalescense Boost PF %40 HP vital beyazlatma ajanı diş yüzeyinde en fazla yüzey pürüzlülüğüne ve en düşük mikrosertlik değerine neden olmuştur. SEM/ EDS analizinde bu grupta gözlenen en düşük Ca/P oranı bu verileri desteklemektedir. Biowhiten In-office %40 n-HP vital beyazlatma ajanının mine yüzeylerine uygulanması sonrası daha yüksek Ca/P gözlendiği ve daha pürüzsüz bir yüzey oluşturduğu gözlendi. Beyazlatma ajanı sonrası kitosan ilave edilmiş deneysel n-HA jeli kullanımının; mine yüzeyinde Ca/P oranını arttırarak, yüzey mikrosertliği ve pürüzlülüğüne olumlu etki ettiği görüldü. Deneysel n-HA jeli kullanımının beyazlatma etkinliği üzerine herhangi bir olumsuz etkisi olmadan diş yüzeyindeki fiziksel ve morfolojik özelliklere olumlu sonuçlar kazandırdığı sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Beyazlatma, hidrojen peroksit, nanohidroksiapatit, mikrosertlik, pürüzlülük, kalsiyum.
Farklı kalınlıklardaki hibrit CAD/CAM materyallerinin ve kullanılan ışık modunun rezin simanların mikrosertliği ve renk stabilitesi üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı farklı kalınlıklardaki iki hibrit CAD/CAM materyalinin ve kullanılan ışık modunun rezin simanların mikrosertliği ve renk stabilitesi üzerine etkisini değerlendirmektir. Bu araştırmada rezin infiltre seramik (Enamic, Vita Zahnfabrik, Bad Sackingen, Almanya) (RİS) ve kompozit rezin nanoseramik (GC Cerasmart, GC, Tokyo, Japonya) (KN) olmak üzere iki farklı hibrit CAD/CAM materyali değerlendirilmiştir. Her bir bloktan 1mm, 2 mm, 3 mm, 4 mm ve 7 mm kalınlığında kesitler alınmıştır. Dual cure konvansiyonel rezin siman (G- Cem LinkForce, GC, Tokyo, Japonya) (KRS) ve dual cure self adeziv rezin siman (G-Cem One, GC, Tokyo, Japonya) (SARS) kullanılarak 400 adet örnek hazırlanmıştır (n:400). Simanlar paslanmaz çelik kalıba (6 mm çap 1 mm yükseklik) yerleştirilmiştir. Siman üzerine yerleştirilen şeffaf bant ile simanın bloklardan izole edilerek, yapışması engellenmiştir. Siman üzerine seramik örnekler yerleştirilmiş ve LED ışık cihazı (Valo Cordless, Ultradent, South Jordan, ABD) ile polimerize edilmiştir. Işık cihazı Standard mod (40 sn) ve High Power mod (32 sn) olarak uygulanmıştır. Rezin siman örnekler hazırlandıktan 24 saat sonra (T1) ve 10.000 siklus termal yaşlandırma sonrası (T2) renk ve mikrosertlik ölçümleri yapılmıştır. Vickers mikrosertlik ölçümleri Shimadzu HMV-2 (Shimadzu Corporation, Kyoto, Japonya) cihazı kullanılarak rezin simanın hem alt hem de üst yüzeyinden 0,49 N kuvvet 15 sn süresince uygulanarak, her yüzey için üç defa ölçüm yapılmıştır ve ölçümlerin ortalaması alınmıştır. Örneklerin renk ölçümü spektrofotometre cihazında (Vita Easyshade Advance 4.0, Vita Zahnfabrik, Bad Sackingen, Almanya), renk parametreleri ve CIE Lab renk sistemi kullanılarak polimerizasyondan 24 saat sonra (T1) ve termal yaşlandırmadan sonra (T2) gerçekleştirilmiştir. Veriler dört yönlü varyans analizi (ANOVA) ile analiz edilmiştir ve ikili karşılaştırmalarda Bonferroni testi kullanılmıştır (p<0.05). Bu tez araştırmasının bulgularında, kompozit nanoseramik ve rezin infilre seramik arasında yapılan karşılaştırmalarda, T1; KRS (1mm, 2mm, 3mm-Standart mod), KRS vi (1mm, 2mm-High Power mod), SARS (1mm, 2mm, 4mm-Standart mod), SARS (1mm, 2mm, 4mm- High Power mod), T2; KRS (2mm- Standart mod), KRS (2 mm-High Power Mod), SARS (1mm, 2mm, 3mm, 4mm- Standart mod), SARS (2mm,4mm- High Power mod) gruplarında alt mikrosertlik değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p0.05). Kompozit nanoseramik ve rezin infilre seramik arasında yapılan karşılaştırmalarda, üst mikrosertlik değerlerinde, high power mod SARS-2mm grubu dışında, istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p0.05). Kompozit nanoseramik ve rezin infiltre seramik arasında yapılan karşılaştırmalarda, KRS (7 mm- Standart Mod), KRS (2mm, 7 mm-High Power Mod), SARS (1mm, 7mm-Standart mod), SARS (3mmHigh power mod) gruplarında E değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p0.05). Farklı materyal kalınlıkları arasında yapılan karşılaştırmalarda, rezin simanların mikrosertlik değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p0.05). Seramik kalınlığı 1 mm'den 7 mm'ye çıktığında her iki seramik tipinde de rezin siman mikrosertliği hem üst hemde alt yüzeyde azalmıştır. Standart mod ve high power mod arasında yapılan karşılaştırmalarda rezin simanların mikrosertlik değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p0.05). Farklı materyal kalınlıkları arasında yapılan karşılaştırmalarda, rezin infiltre seramik üzerinden polimerize edilen self adeziv rezin simanların E değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p 0.05). Standart mod ve high power mod arasında yapılan karşılaştırmalarda, 7 mm rezin infiltre seramik üzerinden polimerize edilen self adeziv rezin simanın E değeri istatistiksel olarak anlamlı fark göstermiştir. High power mod ile polimerize edilen SARS (7mm-RİS) grubu daha düşük E değeri göstermiştir (p0.05). Ancak diğer gruplarda standart mod ve high power mod arasında E değeri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p0.05). Konvansiyonel rezin siman ve self adeziv rezin siman arasında yapılan karşılaştırmalarda mikrosertlik değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p0.05). Konvansiyonel rezin siman ve self adeziv rezin siman arasında yapılan karşılaştırmalarda KN (1mm, 2mm, 4mm-Standart mod), KN (1mm, 3mm, 4mm, 7 mm-High Power mod), RİS (1mm, 2mm,4mm- Standart mod), RİS (1mm, 2mm, 4mm, 7mm-High Power Mod) gruplarında E değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p0.05). Bu tez araştırmasında sonuç olarak, rezin simanların alt ve üst yüzeylerinden ölçülen mikrosertlik değerleri, seramik materyalin kalınlığının artmasıyla azalma eğilimi vii göstermiştir. Termal siklus uygulaması sonrası üst yüzey mikrosertlik değerleri değişmemiştir. Kompozit nanoseramik ve rezin infiltre seramik kullanılması arasında simanların üst mikrosertlik değerleri açısından fark bulunmamıştır. Standart mod ve high power mod arasında yapılan karşılaştırmalarda rezin simanların mikrosertlik değerleri açısından fark bulunmamıştır. Rezin siman renk değişimi karşılaştırmalarında seramik kalınlığı 1 mm'den 7 mm'ye çıktığında RİS-SARS grubu dışında, rezin siman renk değişiminde fark gözlenmediği belirlenmiştir. Tüm gruplarda termal siklus sonrası L değerleri artış göstermiştir. E değerleri ve seramik kalınlığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Anahtar kelimeler: Hibrit seramik, self adeziv rezin siman, konvansiyonel rezin siman, mikrosertlik, renk değişimi
51B60H ve 51CRV4 çeliklerine uygulanan ısıl işlemlerin mekanik özelliklerine etkilerinin incelenmesi
Günümüzde otomotiv ve ağır sanayi uygulamalarında, yüksek mukavemet ve üstün performans özellikleri sergileyebilen çelik malzemelere olan gereksinim, sanayi alanındaki teknolojik ilerlemelere paralel olarak artış göstermektedir. Bu doğrultuda, 51CrV4 ve 51B60H kalite çelikler, özellikle sahip oldukları mekanik dayanım özellikleri nedeniyle otomotiv sektöründe yaygın şekilde tercih edilmektedir. Bu tez çalışmasında, 51CrMoV4 ve 51B60H kalite çeliklerine uygulanan ısıl işlem uygulamalarının malzemenin mekanik ve metalografik özelliklerine olan etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda, bu çalışmada parabolik haddeleme işleminden geçirilmiş olan 51CrV4 ve 51B60H kalite yaprak yay numuneleri kullanılmıştır. Bu malzemelere, 980°C'de 44 dakika süreyle östenitleme, ardından yağ ortamında su verme ve son olarak 446°C'de 104 dakika süreyle temperleme aşamalarından geçirilerek ısıl işlem uygulanmıştır. Uygulanan ısıl işlem süreçlerinin malzemelerin sertliği, mukavemeti ve metalografik özelliklerine olan etkileri detaylı olarak araştırılmıştır. Bu kapsamda, ısıl işlemden geçirilen 51CrV4 ve 51B60H kalite yaprak yayların ön kol, merkez ve arka kol olarak belirlenmiş olan 3 bölgesinden kesme işlemiyle parçalar çıkarılmıştır. Sonrasında çıkarılan bu parçalardan mekanik ve metalografik test numuneleri hazırlanmıştır. Elde edilen numuneler ile mekanik testler kapsamında; Brinell sertlik ve çekme testleri yapılmıştır. Brinell sertlik testleri ile, malzemelerin yüzey ve iç kesit (bakla) sertliği ölçülmüştür. Çekme testleri ise DIN 50125 standardına uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, bu kapsamda malzemelerin akma dayanımı, çekme dayanımı ve %uzama değerleri belirlenmiştir. Buna ek olarak, metalografik analizler kapsamında, optik mikroskop ve SEM-EDX analizleri gerçekleştirilmiş ve malzemelerin faz dağılımları araştırılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, ısıl işlem sonrasında her iki çelik kalitesi için de mekanik özelliklerde belirgin bir artış gözlemlenmiştir. Ayrıca mikroyapının martenzit faz ağırlıklı olan bir yapıya dönüştüğü belirlenmiştir.