Cyprus problem

78 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

21. yüzyılda Kıbrıs vakıflar ve mülkiyet meselesi

Kıbrıs stratejik coğrafyasıyla tarihi boyunca ilgi odağı olmuştur. Bu çerçevede, 1950'ler sonrası adada Türkler ve Rumlar arasında yaşanan sorun ise o dönemden bu yana dünya siyasetinin gündeminde çözülememiş bir sorun olarak kalmıştır. Bu çalışmada, Kıbrıs sorunu tarafları, tüm yönleri ve tarihi arka planı ile incelenerek, tarafların adaya yönelik talepleri ve meydana gelen uyuşmazlık noktaları tespit edilmiştir. Hiç şüphesiz ki Kıbrıs sorununun geçmişi bu yeşil adanın geleceğini de şekillendirmiştir. Konuyu Kıbrıslı Rumlar ve Türklerin salt uyuşmazlığı olarak olayı nitelemek, soruna ait tüm perspektifi ortaya koymamak ve ihtilafı anlamamak manasına gelecektir. Bu sebepler ile adanın ilk egemenlerinden günümüze uzanan egemenlerin adaya katkıları, bunların ada halkı üzerinde tesirleri, adanın mülkiyet hususu ve nihayetinde gözlemlenen sonuçlar detaylı olarak ele alınmıştır. Sonuç olarak, yarım yüzyıldan fazla zamandan bu yana devam eden bu uyuşmazlığın giderilebilmesi için başlatılan müzakere süreçleri, bu süreçlerde gelinen noktalar ile süreç değerlendirilerek çıkarımlar yapılmaya ve ihtilafın giderilmesine yönelik olarak sürece ışık tutulmaya çalışılmıştır

21. yüzyılKıbrısKıbrıs sorunu+5
Yıldız Çelikkol
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

6-7 Eylül olayları'nda basının rolü ve azınlıklara karşı tutumunun değerlendirilmesi

Siyasi tarihimize 6-7 Eylül Olayları olarak geçen hadiseler; 1955 yılında İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde çoğunluğunu Rumların oluşturduğu azınlıklara karşı girişilmiş baskı, şiddet ve talan hareketidir. Olaylar 6 ve 7 Eylül tarihlerinde meydana geldiği için siyasi tarihimize 6-7 Eylül Olayları olarak geçmiştir. Bilindiği üzere 20. yüzyıl başlarında imparatorluklar devri kapanmaya başlamış, yıkılan imparatorluklar yerini ulus-devletlere bırakmışlardır. 20. yy. ilk yarısında yıkılan imparatorluklardan biri de Osmanlı İmparatorluğuydu. Osmanlı İmparatorluğu Anadolu, Balkanlar, Ortadoğu coğrafyasında uzun yıllar hüküm sürmüş çok kültürlü ve çok uluslu bir devletti. 1. Dünya Savaşı'nda Almanya'nın yanında yer alan Osmanlı İmparatorluğu İttifak Devletleri'nin savaşı kaybetmesiyle dağılma sürecine girdi. 1. Dünya Savaşı'nın galipleri masa başında yaptıkları planlarla Anadolu'yu paylaşmak istediler ve işgallere başladılar. İşgallere karşı Anadolu insanının verdiği kurtuluş mücadelesi zaferle sonuçlandı ve yıkılan imparatorluğun yerine bir ulus-devlet olan Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti imparatorluk bakiyesi üzerine kurulan bir devlet olduğundan, sınırları içerisinde çok farklı etnik ve kültürel toplulukları barındırmaktaydı. Bunlardan bazıları olan Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler Lozan Antlaşmasıyla azınlık statüsüne kavuşmuş ve bazı haklar elde etmişlerdi. Ulus-devlet temelinde yükselen genç Türkiye Cumhuriyeti zaman zaman azınlıkların ve farklı etnik unsurları tek potada eritme amaçlı girişimlerde bulunmuştur. Siyasi tarihimize 6-7 Eylül Olayları olarak geçen hadiseler, bu girişimlerin şiddet ve kanla sonuçlandığı olaylardır. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde yaşayan ve çoğunluğunu Rumların oluşturduğu azınlıklar baskı ve şiddete maruz kalmış, bazıları hayatını kaybetmiş, ibadethaneleri yağmalanmış ve birçoğunun iş yeri talan edilmiştir. 6-7 Eylül Olayları'nın hemen öncesinde Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs Sorunu kaynaklı bir dizi kriz iki ülke arasındaki ipleri fazlasıyla germişti. Bu gerginlik en ufak bir olayın bile karşı taraf aleyhine propaganda malzemesi yapılabileceği bir noktaya ulaşmıştı. İşte böyle bir ortamda 6 Eylül 1955 günü İstanbul Expres Gazetesi Atatürk'ün Atina'da doğduğu eve bomba atıldığı (bunun bir ses bombası olduğu ve evin sadece bir camının kırıldığı sonradan öğrenilecektir.) haberini yıldırım baskı ile manşetten okuyucularına ulaştırmıştır. Bu haberlerin etkisiyle galeyana gelen halk Beyoğlu Bölgesi'nde Rum ve diğer azınlıklara ait ev ve işyerlerini yağmalamaya başladı. Olaylar o kadar hızlı yayıldı ki; diğer semtlerde ve Ankara, İzmir gibi şehirlerde yaşayan azınlıklar da bu yağma girişiminden nasibini aldı. 6-7 Eylül 1955 tarihinde çıkan bu hadiselerden sonra ortaya çıkan tablo vahimdi. Azınlıklara karşı birçok ev, işyeri, okul ve ibadethane yakılmış, yıkılmış, birçok kişi yaralanmış ve bazıları da hayatını kaybetmiştir. Bu elim olaylardan sonra azınlıkların büyük bir kısmı yıllardır yaşadıkları ve kendi öz vatanları saydıkları Türkiye'den göç etmek zorunda kalmışlardır. 6-7 Eylül Olayları'nın öncesinde Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs sorunu yaşanmış ve başta Hürriyet Gazetesi başta olmak üzere basının büyük bir kısmı Kıbrıs meselesinin kamuoyunun gündemine girmesini sağlayan yayınlar yapmışlardır. Yapılan bu yayınlarda çoğu zaman Yunan halkını ve Türkiye'de yaşayan Rum azınlığı rencide edici ifadeler yer almıştır. Rum azınlık karşısında kullanılan bu tahrik edici üslup, kitlelerin öfkesinin giderek artmasına neden olmuş ve bu şekilde 6-7 Eylül Olayları'nın taşları döşenmiştir. Yapılan bu çalışmada basının "nefret söylemi" içeren yayınlar yaptığında kitlelerin psikolojisini etkileyerek büyük toplumsal felaketlere yol açabileceği 6-7 Eylül Olayları üzerinden anlatılmış Anahtar Kelimeler: 6-7 Eylül Olayları, Azınlıklar, Kıbrıs Sorunu, Basının Rolü

6-7 Eylül 1955 olaylarıAzınlık haklarıAzınlıklar+5
Oktay Kargalı
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet Halk Partisi'nin Kıbrıs politikası

1950'lerde uluslararası gündeme gelen Kıbrıs sorunu bu dönemden itibaren yaşanılan birçok tarihsel gelişmeyle şekillenmiş, çözümsüzlüğünü günümüze kadar devam ettirmiştir. 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra adada ayrı iki yönetim ortaya çıkmış, bu gelişmeden sonra da iki farklı yönetimin tek bir çatı altında birleştirilmesi için görüşmeler günümüze kadar sürmüştür. Kıbrıs sorunu, açık denizlerde doğalgazın keşfiyle ise farklı boyutlara ulaşmıştır. Kıbrıs sorununun ortaya çıktığı süreçte, Soğuk Savaş koşulları gereği aktif bir politika belirlemeyen Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi Yunanistan ile olan ikili ilişkilerin ve bölgesel barışın zedelenmemesi için Kıbrıs konusunun Türk kamuoyunda tartışılmasına engel olmuştur. 1961 yılında iktidar olan İnönü hükümetleri döneminde ise Kıbrıs konusu milli bir meseleye dönüşmüş, sorunun büyümesi üzerine adaya askeri harekât girişiminde bulunulmuştur. İnönü hükümetlerinin Kıbrıs konusundaki hassasiyeti, Başbakan Bülent Ecevit'in koalisyon hükümeti döneminde de devam etmiştir. Ecevit, adaya Barış Harekâtı'nı düzenleyerek, Kıbrıs sorununun çözümü noktasında Türk tarafının temel tezi olan taksim tezine zemin hazırlamıştır. Nitekim 1975 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin kurulması, 1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurulması taksim tezinin hayata geçirilmesi hususundaki en önemli adımlardır. İnönü hükümetleri ile şekillenmeye başlayan Cumhuriyet Halk Partisi'nin Kıbrıs politikasında önemli test noktalarından birisi de Annan Planı olmuştur. Planı, Kıbrıs davasından taviz olarak değerlendiren Cumhuriyet Halk Partisi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin bağımsızlığından yana tavır takınmıştır. Bu çalışma Cumhuriyet Halk Partisi'nin Kıbrıs politikasının evrimleşme sürecini Kıbrıs sorununda meydana gelen gelişmelerle paralel bir şekilde inceleyecektir. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs Sorunu, Cumhuriyet Halk Partisi, Kıbrıs Barış Harekâtı, Annan Planı

Annan PlanıBarış harekatıCumhuriyet Halk Partisi+6
Baybars Çelik
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kıbrıs sorunu ve çözüm önerileri: Federasyon, konfederasyon ve bağımsız iki devlet alternatifinin değerlendirilmesi

Kıbrıs sorunu, tarihin ilk dönemlerinden başlayarak, günümüze kadar devam eden ve güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir uluslararası mesele olmuştur. Hala çözümlenemeyen bu sorunun ana nedeni, Kıbrıs'ın jeopolitik öneminden kaynaklanmaktadır. Bugün uluslararası alanda hakim güçlerin Kıbrıs sorununun çözümüne gösterdikleri ehemmiyet; adanın Ortadoğu petrolünün ulaşım yollarına egemen olması, Ortadoğu'dan Afrika'ya uzanan ekseni kontrol etmesi, Anadolu-Ortadoğu-Süveyş Kanalı hattına hâkim olması, Süveyş Kanalından Hint ve Pasifik Okyanusuna uzanan deniz yolunun kontrol noktalarından biri olması ve Ortadoğu'da petrol merkezli muhtemel bir savaşta depo görevini üstlenebilecek olması gibi sebeplere dayanmaktadır. Ayrıca adada yaşayan Türkler ve Rumlar dışında; Yunanistan, Türkiye, İngiltere, ABD ve AB ülkelerinin ve son zamanlarda da İsrail gibi Akdeniz'in güneyindeki ülkelerin de, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge, petrol-doğalgaz arama faaliyetleri gibi konularla bu soruna dahil olmuş olmaları, çözüme ulaşılamamasının en büyük nedenlerindendir. 2004 yılında, sorunun çözümü için federal bir sistem kurmayı vaat eden Annan Planı, Türk kesimi tarafından kabul edilmiş ancak Rumlar tarafından reddedilmiştir. Bugün, 2015 yılında adayı birleştirme müzakereleri devam etmektedir ve/fakat Annan Planı'ndan beri çözüme en fazla yaklaşılan süreç de günümüzde yaşanmaktadır. Bu tez çalışmasında; devlet sistemleri incelenerek, bu sistemlerin Kıbrıs'a uygulanabilirlik durumları değerlendirilmiş, bağımsız iki devlet alternatifi de göz önünde bulundurularak, adil ve kalıcı barışı sağlamak yolundaki en doğru çözüme ulaşılmaya çalışılmıştır.

Annan PlanıBağımsızlıkFederasyon+5
Seden Aştı
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türk dış politikasında Kıbrıs Harekâtı ve Türk-Amerikan ilişkilerindeki rolü

Günümüzde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin uluslararası siyaset alanında geldiği noktaya bakıldığında Türkiye dışındaki devletlerin, adada yaşayan Türkler veya Türkiye lehine olan hiçbir çözümü desteklemedikleri görülmektedir. Günümüzde artık birçok ülkenin bu sorun üzerinde konuşmak istemesi ve konuya müdahil olan birçok devletin çıkarlarından dolayı ve bu sebeple hakkaniyetli paylaşıma destek vermediklerinden dolayı ayrıca iki toplum arasındaki derin güven eksikliği, ortak yaşama kültürü ve alışkanlıklarının olmaması gibi sebeplerden, Kıbrıs adasında yaşanan sorunları çözümsüzlüğe itmiş, sonuç olarak günümüze kadar da sorun kesin olarak çözülememiştir. Kıbrıs çıkartması bir anlık bir karar olmayıp uzun bir sürecin doğal sonucudur. Türkiye bu konuda başından itibaren çıkartma yapana kadar hep diplomatik yolları denemiş, diplomasiden ümit kesildiğinde de harekât yapılmıştır. Ancak gelinen noktada Türkiye'nin Kıbrıs sorununu harekâtla çözmek istemesi ve bunu gerçekleştirmesi, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerini etkilemiş ve günümüzde hala devam eden bir diplomasi krizi olarak görülmektedir. Türkiye'nin Kıbrıs'ta askeri anlamda varlığını sürdürmesi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımasıyla birlikte Türk-Amerikan ilişkilerinde gerilimler ve bozulmalar yaşanmıştır. Türk-Amerikan ilişkilerinin doğası ve tarihsel gelişmeleri çerçevesinde ele alınan Kıbrıs Sorunu, Türk-Amerikan ilişkilerini bağımlı bir değişken olarak etkilediği ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda Türkiye'nin ABD ile olan ilişkilerinde önemli bir konu olan Kıbrıs Sorunu, iki ülke ilişkileri arasında günümüzde hala devam eden bazı kırılmalar ve tepkilere yol açmaktadır. Bu durum, aynı zamanda Türk kamuoyu nezdinde Amerikan karşıtı tepkilerin oluşmasına ve iki ülke arasındaki diplomatik gerilimlere yol açmaktadır. Öte yandan Türkiye'nin kendi milletinden olanları koruma isteğine karşılık, Yunanlılar adanın tamamının Rumlara verilmesini ve Türklerin yok sayılmasını istemişlerdir. İngiltere ise kendi üslerinin durumuna odaklanmış, ABD ise iki tarafla arasını bozmak istememiş ancak yine de Rum yanlısı bir siyaset izlemiştir. Ayrıca soğuk savaşın devam ettiği bu süreçte iki NATO ülkesinin savaşmasının batı blokunda çatlaklara neden olacağı endişesi de ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu çalışmanın amacı olarak Türkiye'nin Kıbrıs Politikası bağlamında ABD ile olan ilişkilerini ortaya koymaktadır.

Amerika Birleşik DevletleriEnosisKıbrıs+7
Veysel Özay
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

2002-2019 yılları arasında Türkiye'nin dış politikasında ve AB ile ilişkilerinde Kıbrıs meselesi

Bu tezin amacı 2002 ve 2019 yılları arasında Türkiye'nin, dış politikada ve Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerinde Kıbrıs sorununa yaklaşımı ve bu süreçte Türkiye-AB ilişkilerinde Kıbrıs meselesinin nasıl bir rol oynadığını incelemektir. Ayrıca Kıbrıs meselesinde Türkiye'nin politikalarını etkileyen olaylar ve gelişmeler de değerlendirilmektedir. T.C. Dışişleri Bakanlığı'nın yazılı açıklamaları ile birlikte tarihsel süreçler incelenerek bu dönem içerisindeki kırılma noktaları ve bunun hem Türkiye'nin Kıbrıs meselesine yaklaşımına etkileri hem de AB üyelik sürecindeki Türkiye'nin AB ile karşılıklı ilişkilerine etkilerinin neler olduğu ortaya konulmaktadır. Çalışma, yazılı açıklamalar üzerinden içerik analizi esas alınarak hazırlanmıştır.

Avrupa BirliğiDoğu AkdenizGüney Kıbrıs Rum Yönetimi+7
Adnan Ağaç
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kıbrıs Cumhuriyeti sorunsalı: Kuruluş ve çözülme (1960-1963)

Tarihsel süreç içerisinde Doğu Akdeniz'in önemi günümüzde daha da artmış ve Kıbrıs Adası da bu sürecin bir parçasını teşkil ederek bir sorun haline dönmüştür. Günümüzdeki Kıbrıs sorunun oluşmasında arka planda meydana gelen olayların incelenmesi gerekmiş ve bu yüzden Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluş aşamaları ile var olduğu 1960-63 yılları arası meydana gelen gelişmeler araştırılmıştır. Adanın 1878 yılında Osmanlı yönetiminden çıkması ve İngiliz yönetimine geçmesiyle başlayan süreç Kıbrıs sorunun oluşumunu etkilemiştir. İngilizlerin adayı yönettiği dönemlerde yerli halk ile olan ilişkileri ve uluslararası çıkarlar doğrultusunda izlediği politika süreci etkilemiştir. Kıbrıs sorunun oluşmasında Kıbrıslı Rumlar ve Türkler iç unsur olarak rol almıştır. 18. ve 19. Yüzyıllarda Avrupa'da başlayan milliyetçilik akımının etkileri Kıbrıslı Rumları da etkilemiş ve Yunanistan'ın Osmanlı Devleti'nden bağımsızlığını kazanması ile İngiliz yönetiminde olan adada Megali İdea fikrini benimsemişlerdir. Kilisenin çok büyük etkisi altında kalan Rumlar Megali İdea kapsamında Enosisi desteklemiş ve adanın Yunanistan'a bağlanması düşüncesini benimsemiştir. Rumlar bu amaçları doğrultusunda diplomatik yollarla Enosis'in gerçekleşmesi için Yunanistan ile iş birliği içerisinde çalışmıştır. Rumlar Enosis hedeflerine diplomatik olarak ulaşamadığı için EOKA örgütünü kurmuş ve şiddet yoluyla emellerini gerçekleştirmek istemiştir. Kıbrıslı Türkler de Enosis'in gerçekleşmemesi için Rumların kurduğu EOKA terör örgütüne karşılık olarak TMT'yi kurmuş ve Enosis'in engellenmesi için mücadele etmiştir. İngiltere, Türkiye ve Yunanistan ise Kıbrıs sorunun oluşmasını direkt etkileyen devletler olmuştur. Rumların ve Yunanistan'ın gerek diplomatik gerekse şiddet yoluyla yaptığı baskılar nedeniyle İngiltere soruna Türkiye'yi dahil etmiştir. Bu süreçte Kıbrıs sorunun self determinasyon kapsamında uluslararası arenaya taşınması ile BM Türkiye'yi Kıbrıs sorununa taraf yapmıştır. Türkiye ve Kıbrıslı Türkler de Enosise karşılık aksim tezini savunmuştur. Kıbrıs sorunun uluslararası boyut kazanması ve 1950'li yıllarda hüküm süren iki kutuplu dünya düzeninin bir sonucu olarak NATO üyesi olan İngiltere, Türkiye ve Yunanistan'ın sorunu çözmesi gerekmiştir. Bu bağlamda yapılan çalışmalar ile büyük nüfusa sahip Türk ve Rum halklarının eşit ortaklığında Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. Kıbrıs'ta yaşayan halkların anavatanları, İngilizlere ait üslerin varlığının devam etmesi ve adanın Türkiye ana karasına yakınlığı göz önünde bulundurularak kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin anayasasına ek olarak Garanti ve İttifak Antlaşmaları imzalanmıştır. Kıbrıslı Rumlar ve Türkler İngiltere'den bağımsızlığını kazanması ile Kıbrıs Cumhuriyeti altında 16 Ağustos 1960'tan itibaren beraber yaşamaya başlamış ancak tarihsel sürecin getirdiği sorunlar bu ortaklığın çok sürmeyerek Aralık 1963'te bozulmasına sebep olmuştur. Rumların cumhuriyet yılları içinde eşit ortaklık esasında hazırlanan anayasayı tanımaması temel sorunu oluşturmuş ve Rumlar Kıbrıs Cumhuriyeti'ni Enosis için bir basamak olarak kullanmıştır. Rumların bu tutumları Türkler tarafından kabul edilmemiş ve bu nedenle 21 Aralık 1963 tarihinde Türklere karşı Rum saldırıları başlamıştır. Kanlı Noel olarak da adlandırılan Rum saldırıları sonucu güvenlik nedeniyle Türklerin devlet içindeki etkinliği bitmiş ve Kıbrıs cumhuriyeti'nin çözülüşü gerçekleşmiştir.

EOKAEnosisKıbrıs+7
Yılmaz Ergürer
Ankara University · Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Turkish conservatives and Cyprus in foreign policy in the context of constructivist theory and identity; 1960-1980 era

Nearly all analysis of Turkish Foreign Policy in Cold War era has been made with rational approaches which are Realist/neo-realist power politics-based, up until today. Analyses are excluded from social factors as culture, value and history etc… However, Constructivist Theory of International Relations make an analysis by giving meaning to rational parameters as power, structure, anarchy, interest etc… by emphasising social construction process and putting forward Identity concept. Constructivist Theory claim that it is true way to evaluate realities with their all social aspects in contrary to rational theories. Besides, when Alexander Wendt, who is the most important name of theory, examines state acts in international politics, he uses state identity internationally. He does not evaluate internal-external connection of state identity. In this point, thesis tries to put forward existence of internal sub-identities of states and their impacts on state acts. Within this framework Turkish Conservatism is a main actor of thesis as a sub-identity of Turkish Republic state identity. Cyprus Question which has taken part in both domestic and foreign politics of Turkey for long years, is an analysis ground. In this context, Cyprus Question policy in 1960-1980 era which belongs to Conservative identity that is one of important component of Turkish Republic state identity is dealt.

IdentityTurkish Republic of Northern CyprusCyprus+7
Burak Bınarcı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Stratejik istihbaratın dış politika yapım sürecindeki etkisi: Kıbrıs sorunu ve Türk dış politikası (1950-1974)

Eski dönemlerde istihbarat faaliyetleri daha çok güvenlik merkezli bir anlayış ile gerçekleştirilirken, 20.yüzyıldan itibaren istihbarat faaliyetleri siyasi, iktisadi, biyografik ve siber platformlar da dahil olmak üzere birçok alanda yürütülmektedir. İstihbaratın bilimsel bir alan olarak anılmasında önemli rol oynayan Sherman Kent, stratejik istihbarat kavramını ortaya atmış ve bu kavramın dış politikayı etkileyen en önemli unsurlardan birisi olduğunu iddia etmiştir. Nitekim devletlerin aktif bir dış politika izleyebilmeleri için stratejik istihbaratın çıktılarından faydalanmaları gerekmektedir. Bu sebeple bir devletin dış politikada başarılı ya da başarısız olmasında istihbarat önemli bir ölçüt olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla istihbarata önem verip ona yatırım yapan devletler dünya siyasetinde söz sahibi olabilirken, istihbaratın önem ve değerini kavrayamayan devletler ise etkin bir dış politika takip edememektedirler. Bu çalışmanın amacı genelde istihbaratın özelde stratejik istihbaratın dış politika yapım sürecinde karar alma mercinde bulunanlara yalnızca işlenmiş bilgi sunmakla kalmadığını, aynı zamanda sorunlarla ilgili hükümetlerin belirledikleri dış politika eylemlerine örtülü operasyonlar ile katıldığını ispat etmektir. Bu kapsamda birinci bölümde istihbaratın kavramsal çerçevesi incelenmiştir. İkinci bölümde istihbarat ve dış politika arasındaki kuramsal çerçeve açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise istihbarat ve dış politika arasındaki ilişki Kıbrıs sorunu üzerinden bir örneklem ile açıklanmıştır.

EOKAKıbrısKıbrıs sorunu+5
Mehmet Çakran
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kıbrıs'taki gelişmelerin (1955-1974) Kütahya basınına yansımaları

Coğrafi konumu itibariyle Türk yurdu Anadolu'ya yakın olan Kıbrıs adası, Osmanlı döneminde uzun yıllar Türk hâkimiyetinde kalmıştır. Türk hakimiyetindeki dönemlerde Türk kültürüyle yoğrularak Türk yurdu haline gelmiştir. Zamanın şartlarının zorlamasıyla İngiliz hâkimiyetine geçen Ada'da, zamanla karışıklıklar baş göstermiştir. Ada halklarından olan Rumlar, Enosis gayelerini gerçekleştirmek için başlangıçta İngiliz yönetimine karşı isyan etmiştir. Enosis gayelerine ulaşmak isteyen Rumlar, amaçlarına ulaşmada başka bir engel olarak Ada'daki Türkleri görmüştür. Akritas planını uygulayarak Türkleri imhaya kalkışmışlardır. Kıbrıs adasındaki Türklerin çektikleri acıların çığlıkları soydaşlarının yurdu Anadolu'da, basında yankı bulmuş, kelimelere dökülmüştür. Türk basınının Ada'daki olayları yakından takip ederek gündemde tutması, Türk halkının da olaylara kayıtsız kalmamasını sağlamıştır. Bu durum Türk hükümetlerinin Ada'daki olaylara müdahil olmasını kolaylaştırmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin 1974 yılında düzenlemiş olduğu Kıbrıs Barış Harekâtı, Ada'daki Türklerin hayata tutunma dalı olmuştur. Bu çalışmamızda Kıbrıs'ta 1955-1974 yılları arasındaki gelişmelerin Kütahya basınına yansımaları incelenmiştir. Kütahya, Osmanlı döneminde şehzadelerin eğitimini üstlenmiş ve devlet yönetiminde söz sahibi olmuş belli başlı şehirlerden biridir. Kıbrıs'taki gelişmelerin, ulusal basındaki yansımaları değil de Kütahya yerel basındaki yansımalarını seçmemizdeki gaye, olayların Türk yurdunun şehzadeler yetiştirmiş ve devlet yönetiminde belirli bir tecrübeye sahip olmuş şehrinde nasıl yankı bulduğunu, yerelde ne düşünüldüğünü, nasıl tepki verildiğini araştırmaktır. Çalışmamızda materyal olarak o dönemde Kütahya'da yayımlanan yerel gazeteler başta olmak üzere Başbakanlık Arşiv Belgeleri ve bu alanda çalışma yapan telif eserler kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs Barış Harekatı, Kütahya Basını, Türkiye, Yunanistan

Barış harekatıGazetelerKütahya+5
Hüseyin Çakmak
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Turkish-Greek relations in the post-cold war era: The role of the United States

The main purpose of this study is to analyze the American influence on Turkish-Greek bilateral relations in periods of moderation as well as deterioration in the after-math of the Cold War. The focus of the study consists of problems that have arisen between Greece and Turkey, two countries that hold coasts on either side of the Aegean Sea. The tension points between these countries revolve around the issue of Cyprus, islands on the Aegean and the minority policies. In regards to the issue of Cyprus, Greece's efforts to realize Enosis are presented in addition to American influence on bilateral relations between these countries during their accession period to the NATO. With the collapse of the Eastern Bloc and the resolution of USSR in the beginning of 1990s, a new international order was being formed under new conditions, which redefined national interests and foreign policy directions of most countries including Turkey and Greece. Both Turkey and Greece struggled to adapt to the new international order in the first of half of 1990s; however, both countries successfully changed the policies they established towards each other and entered a period of moderation. Even though the period of moderation officially started in 1997, it did not come into full effect in 1999, until both Turkish and Greek people embraced a positive perspective and were willing to further the dialog. In the period after the Cold War, United States of America became the world's superpower and its influence on Turkish-Greek relations is important for two important reasons. First is that U.S.A. was very much concerned with the threat of a conflict between Turkey and Greece growing and spreading across the Western world. Secondly, U.S.A. wanted to preemptively eliminate the possibility of either Athens or Ankara to diverge from the foreign policy path that accords with American strategic interests in the region.

United States of AmericaCyprus problemNorth Atlantic Treaty Organisation+6
Sevcan Kurnaz
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoctorateOpen AccessEN

The impact of Fatin Rustu Zorlu on Turkish Foreign Policy and Cyprus issue between 1955-1960

Following the end of World War II, Turkey has placed an emphasis on the necessity to adopt the multi-party system for westernization and democratization purposes, which it was unable to achieve twice. Following the establishment of the Democratic Party (DP) in 1946 and starting political life and coming to the power alone in 1950, especially the Turkish foreign policy had a great importance in a period when the Cold War was felt intensely. Marking a remarkable impact on the recent history, the foreign policy of Democrat Party was shaped by the influence of Fatin Rüştü Zorlu, and Turkey had a proactive foreign policy upon he became the Ministry of Foreign Affairs. Fatin Rüştü Zorlu applied policies to establish the regional peace such as "Bandung Conference" and "Baghdad Pact" in its foreign policy activities and increased the diplomatic power of Turkey in international platforms. The greatest contribution of Turkish foreign policy to the international relations under the influence of Fatih Rüştü Zorlu is that he was the politician to initiate the "détente" between two Cold War Bloc with "versatile foreign policy approach." Zorlu has the biggest impact for adopting the Cyprus issue as a national cause, particularly between 1955 and 1960. Zorlu spent the majority of his time to solve the Cyprus issue with amicable means between 1958 and1959 and showed a great resistance against the "Enosis" activities of the Greeks thanks to his personal diplomatic capability and statesmanship. Today, Cyprus issue is one of the most important subjects of Turkish foreign policy and one of the national causes. Therefore, to have a better understanding of the Cyprus issue and take a concrete step for a solution, we have to take a close look at the foreign policy led by Fatih Rüştü Zorlu and examine the Cyprus issue in that perspective.

United States of AmericaCyprus WarCyprus problem+6
Furkan Kaya
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Learning through experience: The limitations of a consociational solution to the Cyprus issue

This thesis explores the notion of consociationalism and also focuses on the reasons why the consociational model failed in Cyprus. The literature on the consociational model is explored. While Arend Lijphart's consociational democracy model offered a comprehensive solution for deeply divided societies, efforts to implement the Lijphart's model with the 1960 Constitution of the Republic of Cyprus and the Annan Plan in 2004 failed to unite the two communities on the island. In this study; in-depth case studies of Austria, Switzerland, Bosnia and Herzegovina, and Lebanon are also conducted with a focus on the factors that lead to the failure and success of the consociational model. The study attempts to identify the missing components of the model in the case of Cyprus by comparing the constitutions of the four countries chosen as case studies. The four case studies show that even a well-written constitution can culminate in failure if favourable conditions of consociationalism are not met.

AustriaBosnia-HerzegovinaExperience+7
Kartal Batuhan Olkan
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türk-Amerikan ilişkileri ve Türk kamuoyuna yansıması (1960-1965)

Yaklaşık iki yüzyıllık bir geçmişi olan Türk Amerikan ilişkileri,diğer ülkelerle olan ilişkilerinden farklılık göstermektedir. Bunun en önemlisebeplerinden bir tanesi II. Dünya Savaşı sonrası oluşan iki kutuplu dünya düzeninde, Batı bloğunun tacını İngiltere'den alan ABD'nin Sovyetler Birliği ile girdiği küresel rekabette jeostratejik konumuyla Türkiye'ye duyduğu yaşamsal gereksinimidir. Diğer taraftan savaş sonrası dönemde Sovyetler Birliği'nin Türkiye Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünü ve hükümranlık haklarını tehdit eder nitelikteki politikaları Soğuk Savaş döneminin diğer süper gücü ABD ile yakınlaşması sonucunu doğurmuştur.27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi ile Türkiye'nin Batı ittifakı içerisindeki konumunu tekrar gözden geçirdiği, bu çerçevede ABD ile ilişkilerinde belirli bir kararlılık ve yoğunluğun yaşandığı dönemi ifade etmektedir. Askeri müdahale sonrası yapılan radyo bildirisinde yer alan NATO ve CENTO'ya bağlılık vurgusu ve bunu izleyen süreçte imzalanan ikili antlaşmalar bu kararlılığı ve iradeyi belirgin bir şekilde ortaya koymaktadır.1960'ların ilk yılları askeri yönetim ve CHP liderliğindeki koalisyon iktidarları döneminde yaşanan Kıbrıs sorunu ve Johnson'ın İnönü'ye tehdit içeren mektubu, Küba Füzeler Krizi'nde Türkiye'nin yaşadığı hayal kırıklığı ve benzeri olaylar öncesi ve sonrası ile iç politika ve kamuoyunda tepkilere neden olmuştur.Anahtar Kelimeler: Türk-Amerikan İlişkileri, Kıbrıs Meselesi, Johnson Mektubu, Küba Füzeler Krizi?

27 Mayıs 1960 ihtilaliAmerika Birleşik DevletleriDünya Savaşı II+9
Şeyma Dönmez
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kıbrıs'ta dondurulmuş bir sorun: Kapalı Maraş

Kıbrıs Sorunu uluslararası siyasetin gündemini meşgul eden en uzun süreli uyuşmazlıklardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Uyuşmazlığın kronikleşmesi, yıllar içinde esas bağlamından çıkarak içerisine sorunlu başka konu başlıkları eklenmesinden kaynaklanmaktadır. Günümüz konjonktürüne bakıldığında Kıbrıs Sorunu ne iki toplum arasındaki etnik bir uyuşmazlık ne de sadece bir Türk-Yunan çatışmasıdır. Soğuk Savaş sonrası dönemde dünyada çok sayıda aktörün stratejik bölgeler üzerinde rekabet ettiği bir süreç başlamıştır. Bu anlamda Doğu Akdeniz bölgesi güçlü aktörlerin rekabet ettiği bir mücadele alanı haline gelmiştir. Halihazırda yıllardır taraf devletlerin masasında çözülmeyi bekleyen Kıbrıs Sorunu yeniden ön plana çıkmıştır. Doğu Akdeniz'deki denklem çözülmesi daha zor bir hale gelmiş ve güç dengesinin korunması güçleşmiştir. Bunun sonucu olarak Doğu Akdeniz'e açılan kapı olan Kıbrıs Adası'nda mevcut statükoyu değiştirici hamleler meydana gelmiştir. 16 Ağustos 1974 tarihinde gerçekleşen İkinci Kıbrıs Barış Harekatı'ndan bu yana Türk Silahlı Kuvvetleri denetiminde bulunan Kapalı Maraş bölgesinin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tek taraflı iradesiyle kısmi olarak halkın kullanımına açılması bu hamlelerden biri olmuştur. Literatür incelendiğinde Kıbrıs Sorunu bağlamında Kapalı Maraş Sorununu odak noktasına alan güncel bilimsel bir çalışmanın bulunmaması bu konu üzerine çalışılması ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu çalışma Kapalı Maraş sorununu uluslararası siyaset çerçevesinde hukuki, ekonomik ve siyasi boyutlarıyla ele alarak, literatürdeki boşluğun kapatılması amacıyla hazırlanmıştır.

Kuzey Kıbrıs Türk CumhuriyetiKıbrısKıbrıs sorunu+4
Aycan Kahya
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bütün yönleriyle 1974 Kıbrıs Harekatı

ÖZET Türkiye'nin 1974 yılında Kıbrıs'a yaptığı Barış Harekat'ı Cumhuriyet Tarihimiz'in askeri anlamda giriştiği en büyük ve sonuçları bakımından en etkili harekatı olmuştur. Bugün dünyada, üzerinde Türklerin yaşadığı, Kıbrıs diye bir yerden söz edebiliyorsak, bu büyük ölçüde 1974'te yapılan Barış Harekatı'nın sonucudur. Tarih'in çeşitli dönemlerinde birçok devlet tarafında istila ve işgal edilen Kıbrıs Adası'na Türkiye kesinlikle böyle bir niyetle askeri harekat yapmamıştır. Türkiye'yi Ada'ya askeri harekat yapmak zorunda bırakan sebep, Yunanlı Subayların Sampson önderliğinde Kıbrıs'ta Enosis'i gerçekleştirmek için, 15 Temmuz 1974'te Makarios'a karşı yaptıkları darbedir. Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı (Enosis) amacıyla başlatılan Yunan darbesinin öncesi 1930'lara kadar uzanır. O yıllarda Rumlar tarafından Enosis İçin çıkarılan isyan Ada'yı hakimiyetleri altında tutan İngilizler tarafından bastırılmıştı. Fakat Rumlar yaklaşık 20 yıl sonra Yunanistan'ın desteğiyle EOKA terör örgütünü kurarak Enosis için yine faaliyete geçmişlerdi. 4 yıl kadar süren bu faaliyetler Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla "durulmuştu. Ancak Megalo İdea ve Enosis hayaliyle şartlanmış Yunanistan ve onların güdümündeki Rumlar bağımsızlıkla yetinmediler. Enosis onlar için olmazsa olmazdı. Enosis için ilk engel olan İngiltere ortadan kalkmış şimdi tek engel Kıbrıslı Türkler'di. Bunun için Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilanından hemen sonra AKTİRAS (Türkleri imha) planı yürürlüğe girdi ve tüm Ada'da bir soykırım hareketi başlatıldı. 1963- 1964 ve 1967 yıllarında doruk noktaya ulaşan katliamlarda 1210 Türk öldürüldü, ve binlercesi de yaralandı. 27 bin Türk göçmen durumuna düştü 103 köy boşaltıldı. Rumlar, Ada'da sükûneti sağlamak için bulunan Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerlerini de dinlemiyor tedhiş hareketlerine devam ediyorlardı. Nihayet 1974 yılında Yunanistan'daki cunta idaresinin, bir oldu bittiye getirerek Ada'nın Yunanistan'la birleşmesini temin edecek darbe teşebbüsüne girişmesi üzerine, Ada'da yaşayan Türklerin hayatını korumak için Türkiye, 1960 Garanti Antlaşması'yla elde ettiği garantörlük hakkına dayanarak Kıbrıs'a Müdahale hakkını tek taraflı olarak kullandı.

Kuzey Kıbrıs Türk CumhuriyetiKıbrısKıbrıs Savaşı+2
Mehmet Yıldırım
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

1955 Kıbrıs krizi ve Türkiye kamuoyunun tepkisi

Kıbrıs, ilk çağlardan başlayarak günümüze kadar çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Kıbrıs adasını bu kadar çekici kılan ise bulunduğu coğrafi ve stratejik konumu olmuştur. Adada en uzun hâkimiyetini sürdüren devlet ise Osmanlı Devleti olmuştur. İlerleyen zamanlarda 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşını kaybeden Osmanlı Devleti zor şartlar altında Kıbrıs adasını önce İngiltere'ye kiralamak zorunda kalıp ardından Lozan Antlaşmasıyla birlikte Kıbrıs'ı tamamen İngiltere'nin yönetimine terk etmek zorunda kalmıştır. Yunanistan İkinci Dünya Savaşından sonra gözlerini İngiltere yönetiminde olan Kıbrıs adasına dikmiştir. Megali İdea adı altında Kıbrıs'ı ilhak etmek için Kıbrıs'ta yaşayan Rum halkı ile birlikte harekete geçmiştir. Bu harekete de Enosis adı verilmiştir. Bu hareket bilhassa 1950 yılından itibaren Demokrat Parti Hükümeti döneminde etkisini daha fazla göstermeye başlamış ve Adada kanlı eylemlere dönüşmüştür. Kıbrıs'ta Türk nüfusunu yok etmek için uğraşan Enosisçi Rumların çabalarına Türk halkı sessiz kalmamış ve ırkdaşlarına yapılan baskılardan dolayı Rumları Enosis kararından caydırmak amacıyla faaliyete geçmiştir. Kıbrıs için Anadolu'nun farklı illerinde mitingler gerçekleştirilmiş, eylemler yapılmıştır. Türk halkı "Kıbrıs Türk'tür, Türk kalacaktır." fikrini önce Yunanistan'a sonra dünyaya duyurmak için elinden geleni yapmıştır. Tük halkının sesini duyurmasında en büyük yardımcısı ise Türk basını olmuştur. Basın da o dönemde Kıbrıs konusunda halkın ve hükümetin sesi olmuştur. Türk hükümeti ise 1955 Ağustosuna kadar Kıbrıs konusunda Yunanistan'a karşı ılımlı bir siyaset takip etmiştir. Fakat Türk halkının git gide Kıbrıs konusunda tepkisinin çoğalmasının ardından EOKA'nın Kıbrıs'ta Tük halkına karşı terör eylemlerini arttırması ve son olarak 28 Ağustos 1955 tarihinde Kıbrıs'ta Türk halkına karşı yapılması planlanan katliam haberinin Türkiye'de de duyulup yayılması, Türk Hükümetini Yunanistan'a kaşı sergilemiş olduğu ılımlı politikadan caydırmıştır. Adnan Menderes katliam haberinden hemen sonra 24 Ağustos 1955 tarihi gecesinde İstanbul Limon Lokantasında Tarihi Kıbrıs beyanatını dile getirmiş ve Yunanistan'a Kıbrıs konusunda gözdağı vermiştir. Türk Kamuoyunun Kıbrıs Davasındaki tepkileri Basında yer bulmuştur. Ayrıca, Başbakanın meşhur konuşmasının ardından Türk halkı ise yapılan beyanattan duydukları memnuniyeti ve mutluluklarını Adnan Menderes'e gönderdikleri telgraf ve mektuplarla dile getirmiş ve Hükümeti vermiş olduğu bu karardan ötürü sonuna kadar destekleyeceklerini belirtmişlerdir.

Cumhuriyet tarihiKamuoyuKriz+6
Nezire Yıldız
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Popüler tarih yazımında Yunan-Rum imajı (1940-1960)

Bu çalışma, geçmişten bugüne Türkiye ve Yunanistan açısından iki ülkenin birbirine bakış açısı oluşturmasında etkili olan etmenlerin hangileri olduğu araştırılmıştır. İncelenen tarihsel süreç 1940 ve 1960 arası ile sınırlı tutulmuştur. Bu süre zarfında yayınlanan, belirlenmiş bazı gazete ve dergilerde yer alan Yunanistan, Yunanlar-Rumlar ve Kıbrıs hakkındaki haberler, yazılar ve karikatürlerin, incelenmesiyle Türkiye'de popüler tarih yazımında Yunan-Rum imajının nasıl ve hangi olaylar çerçevesinde şekillendiğine ışık tutulmaya çalışılmıştır. Çalışmada popüler tarih dergileri, gazeteler ve gazetelerde çıkmış karikatürlerde Yunan-Rum kimliğinin güncel siyasi gerginliklerin etkisiyle ötekileştirildikleri görülmüştür. Gazetelerde Kıbrıs Meselesi ve Yunanistan'ın Enosis tezine atfen çizilen karikatürlerin Yunan-Rum imgesini nasıl tasvir ettiği üzerinde ayrıca durulmuştur. Karikatürlerin kimlik imajını yansıtmada cümlelerden daha etkili ve iğneleyici oldukları görülmüştür. Edebiyat eserlerinin kapsamını ilk basımı 1940-1960 tarih aralığında gerçekleşmiş olan ve içinde Yunan-Rum imajı barındıran eserler olmaları gibi özellikleri belirlemiştir. Sonrasında eserlerin yapısökümcü (deconstructive) bir yöntemle okumaları gerçekleştirilmiştir. Edebiyat eserleri bölümünde, "Aynı ideolojik görüşün temsilcileri arasında 'Yunan-Rum'a bakışta ortak bir yaklaşım var mıdır? Öyle ise "öteki"ne bakış ile ideolojiler arasında bir bağlantı kurulabilir mi?" türünden sorulara yanıtlar aranmıştır. Elde edilen bulgulardan ulaşılan çıkarım Yunan-Rum'a bakışta olumsuz bir ön yargının ağır bastığıdır. Ulus devletler, "öteki"nin her zaman tehlike ve tehditle birlikte algılanması politikasına tarih yazımı aracılığıyla destek sağlar.Türkiye Popüler tarih yazımı araçları üzerinden hazırlanan bu tezde olumsuz Yunan-Rum imajının kolektif hafızadaki canlılığını koruduğu gözlenmiştir.

AlgıDergilerGazeteler+7
Gülden Çiçek
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

6-7 eylül 1955 olayları ve Türk kamuoyunun yaklaşımı

1955 yılına gelindiğinde Türk kamuoyunun baskısıyla, Adnan Menderes Hükümeti Kıbrıs sorununa müdahil olmuştur. Bu sorunun çözülmesi için İngiltere, Türkiye ve Yunanistan'ı Londra'ya davet etmiştir. Londra Konferansı'nda Kıbrıs sorununun görüşüldüğü esnada, Atatürk'ün evine bomba atıldı haberi üzerine Türkiye'de 6/7 Eylül Olayları diye anılacak olan olaylar yaşanmıştır. İstanbul, İzmir ve Ankara'da yaşanan bu olaylarda İstanbul ve İzmir'de Rum, Ermeni, Yahudi kökenli Türk vatandaşların evleri ve işyerleri yağmalanmış, İzmir'de bulunan Yunan konsolosluğu yakılmıştır. Ankara'da bir grup gösteri yapmak için toplansa da polisin zamanında müdahalesiyle olaylar çıkmadan dağıtılmıştır. Başbakan Adnan Menderes, olaylarda zarar gören vatandaşların tüm zararların ödeneceğini söylemiştir. Hükümet, olaylarda zarar gören vatandaşların zararlarını ödemek için "6/7 Eylül Olayları'nda Zarar Görenlere Yardım Komitesi" oluşturmuştur. Bu komite zararların karşılanması için bir kampanya başlatmıştır. Türk kamuoyunun her kesiminden katılım olduğu bu kampanya da 8 milyon liranın üzerinde yardım toplanmıştır. Hükümete destek sadece maddi yardımlar şeklinde olmamıştır. Türk kamuoyu, dönemin Cumhurbaşkanına ve Başbakanına gönderdiği telgraflarla da manevi olarak hükümetin yanında yer almıştır. 6/7 Eylül Olayları'nda meydana gelen zararın karşılanması için hükümet tarafından oluşturan 6/7 Eylül Olayları'nda Zarar Görenlere Yardım Komitesinin faaliyetleri, 6/7 Eylül Olayları ile ilgili yapılan araştırmalara doğrudan bir konu olmamıştır. Bu konu ile ilgili araştırmalarda yardım kampanyası, sadece bir başlık altında çok kısıtlı bilgi verilerek geçiştirilmiştir. Türk kamuoyunun manevi desteği ise neredeyse araştırma konusu bile olmamıştır.

6-7 Eylül 1955 olaylarıBasınCumhuriyet tarihi+6
Tayfun Genel
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kıbrıs adası civarı hidrokarbon kaynakları paylaşım mücadelesinin Kıbrıs sorununa etkisi

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs stratejik konumu nedeniyle hegemonik güce sahip olmak isteyen devletlerin dikkatini tarihin her döneminde çekmeyi başarmıştır. Günümüzde Ortadoğu petrolleri ve kendi alanında bulunan hidrokarbon zenginliği için anahtar rol üstlenmektedir. Doğu Akdeniz'e kıyıdaş olan ülkelerin en büyük sorunlarından biri, üzerinde anlaşamadıkları deniz alanlarıdır. Özellikle Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)'nin ilan ettiği sözde Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) alanları, Türkiye'nin Akdeniz'deki kıta sahanlığını ihlal etmektedir. GKRY, uluslararası enerji şirketleri ile yaptığı antlaşmalarla Kıbrıs sorununa farklı bir boyut kazandırmıştır. Türkiye'yi Doğu Akdeniz hidrokarbon meselesinde oyun dışına itmeye çalışan Yunanistan ve GKRY tezlerine karşılık olarak Türkiye uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını savunmaya devam etmektedir. Ayrıca Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)'nin menfaatlerini korumak adına Doğu Akdeniz'de her türlü girişimi yapmaktadır. İngiltere'nin adada bulunan egemen üsleri nedeniyle hidrokarbon rezervleri konusundaki talepleri ve politikaları da sorunun yönünü belirlemesi açısından önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Kıbrıs adası civarındaki hidrokarbon kaynaklarının paylaşılması konusunda yaşanacak çıkar çatışmalarının, Kıbrıs adasında süregelen Rum ve Türk toplumları arasındaki anlaşmazlıklara yansımalarını, bu problemlerin olası çözüm yollarının etkin hale getirilmesinde izlenebilecek politikaları realist kuram teorileri çerçevesinde açıklamaktır. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs sorunu, Realizm, Hidrokarbonlar, Münhasır Ekonomik Bölge, Mavi vatan

Doğu AkdenizHidrokarbonlarKuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti+6
Bülent Fikri Sevim
Bursa Technical University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kıbrıs olayları (1960-1974) ve Gaziantep Kıbrıs gazileri

Tarih bir milletin geçmişi ve geleceğidir. Doğu Akdeniz'de stratejik bir konumda olan Kıbrıs adası tarih boyunca birçok medeniyetin ilgisini çekmiştir. Kıbrıs adası tarih boyunca savaşlar, saldırılar ve işgaller devam etmiştir. Bunlar arasında Fenikelileri, Asurluları, Mısırlıları, Persleri, Ptolemyleri, Büyük İskender'i, Roma İmparatorluğu'nu ve Bizans İmparatorluğu'nu sayabiliriz. Coğrafi açıdan Anadolu topraklarının bir parçası olan Kıbrıs adası 1571 yılında başlayan Osmanlı egemenliği kültürü ve eserleriyle Türk coğrafyasının ayrılmaz bir parçası olmuştur.1878 yılında adanın İngiltere'ye kiralanması ile iki toplum arasında başlayan karışıklıklar 1960 yılında kurulan Kıbrıs devleti ile çözülmeye çalışılmışsa da başarılı olunamamıştır. Türkiye ve Yunanistan'ın garantör devletler olarak olaya müdahil olması olayı uluslararası mecraya taşımış süreç 20 Temmuz 1974 Kıbrıs barış harekâtı ile adanın ikiye bölünmesi ile sonuçlanmıştır. 1974-1983 yılları arasında kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti 1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak kurulmuş ve bu günkü statüsünü kazanmıştır.1974 Kıbrıs Barış Harekâtı Gaziantepli Kıbrıs gazilerinin bakışı ile anlatılmaya çalışıldı. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs Cumhuriyeti, EOKA, ENOSİS, Garantörlük Anlaşması, Gaziantep Kıbrıs Gazileri

GaziantepGazilerKuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti+4
Mehmet Altun
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

TBMM tutanaklarına göre 1950–1960 döneminde Türkiye'nin dış ilişkileri

Türkiye, zorlu milli mücadele yıllarının ardından imzaladı ı Lozan Antla ması ile pek çok sorunu geride bırakmı ve 1923 yılında Cumhuriyeti ilan ederek varlı ını bir kez daha tescillemi tir. Atatürk dönemi olarak adlandırılan 1923–1938 yılları arası dı politikada genel olarak Lozan'dan arda kalan sorunlarla u ra ılmı tır. 1939'da ba layan II. Dünya Sava ı yıllarında ise Türkiye, "sava dı ı kalma" politikası do rultusunda fiili olarak sava a dahil olmamı tır. Sava ın ardından da Türkiye'de, yeni dünya düzeni ile do ru orantılı olarak çok partili siyasi ya ama geçilmi ve 14 Mayıs 1950 seçimleri ile Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı Demokrat Parti'ye devretmi tir. Demokrat Parti'nin iktidara gelmesi ile birlikte Türkiye, Amerika ile olan ili kilerini daha da yo unla tırmı , bu do rultuda iki ülke arasında siyasi ve ekonomik alanda pek çok antla ma imzalanmı tır. Türkiye'nin Amerika ile olan yo un ili kilerinin temelinde kuzeyden gelebilecek muhtemel bir Sovyet tehdidi yatmaktadır. Amerika'nın yapmı oldu u Truman Doktrini ve Marshall Planı yardımları ile de Türkiye, Ortado u'da Amerika için iyi bir müttefik haline gelmi tir. Demokrat Parti, daha iktidara gelmesinden kısa bir süre sonra Kore'de patlak veren sava a asker göndermi ve dı politikadaki bu hamlesinin de büyük etkisi ile ubat 1952'de NATO'ya resmen dahil edilmi tir. NATO üyeli i dolayısıyla bazı risklere ve külfetlere katlanmasına ra men Türkiye, Batı ile her alanda ili kilerini geli tirmi , hem ekonomisini yenileyerek kuvvetlendirmede ve hem de demokrasisini geli tirmede büyük kazanç elde etmi tir. Balkan politikasına baktı ımızda ise, Türkiye NATO ittifakını sa ladıktan sonra Balkanlarda da bir ittifak arayı ı içine girmi ve 28 ubat 1953'te Yunanistan ile Yugoslavya'nın da dahil oldu u üçlü bir Balkan Paktı imzalanmı tır. Ardından yine bu üçlü arasında A ustos 1954'te, Balkan Paktı'nın daha geni letilmi bir ekli olan Bled Antla ması imzalanmı tır. Fakat Yunanistan ile ya anan Kıbrıs sorunu ve Yugoslavya'nın da izlemi oldu u Sovyet yanlısı siyaset sonucu Balkanlardaki üçlü ittifak fazla uzun ömürlü olmamı tır. Demokrat Parti iktidarının Do u ile olan ili kilerinde ise kar ımıza yine i birli i anla maları ve savunma amaçlı bir pakt çıkmaktadır. 24 ubat 1955'de Türkiye ile Irak arasında imzalanan birli i Antla ması'na, Ortado u'daki çıkarları do rultusunda i ngiltere de katılmı tır. Yapılan bu i birli i anla masına Pakistan ile ran'ın da katılması ile birlikte Ba dat Paktı kurulmu oldu. 1959 yılına gelindi inde ise dünya siyasetindeki ve özellikle Ortado u'daki de i en artlar sonucunda Ba dat Paktı, Irak'ın içinde yer almadı ı CENTO'ya dönü mü tür. Ba dat Paktı ve daha sonrasındaki CENTO, Ortado u'da bölgesel i birli i için sadece temel bir çerçeve sa lamı olsa da, ne daha büyük bir Ortado u kalkınma örgütü için bir öz olu turmu ne de etkili bir savunma örgütü olmu tur. Son olarak, Türkiye'yi dı politikada en fazla me gul eden konulardan birisi de Kıbrıs sorunu olmu tur. Türkiye 1954'e kadar Kıbrıs konusunu bir mesele olarak görmemi , ancak Yunanistan'ın faaliyetleri sonrası bu tarihten itibaren Kıbrıs ile yakından ilgilenmek zorunda kalmı tır. Kıbrıs sorununun çözüm süreci döneminde Londra'da düzenlenen bir konferans sırasında Türkiye'de ya anılan 6–7 Eylül olayları hem Türkiye lehine devam eden konferansın yarıda kesilmesine neden olmu hem de Türkiye'yi uluslararası alanda zor durumda bırakmı tır. Bu geli melerin ardından Kıbrıs meselesi Zürih Konferansı sonucu, yönetimi Rum ve Türklerden olu an ba ımsız bir Cumhuriyet yönetiminin kurulması ile çözüme kavu turulmu tur.

Amerika Birleşik DevletleriBalkanlarBağdat Paktı+4
Kemal Özbakır
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Akdeniz'de enerji keşiflerinin Kıbrıs sorununa etkileri

Kıbrıs, geçmişten günümüze gelen sorunlu bir alanı ifade etmektedir. 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti altında Rum ve Türklerin barış içerisinde yaşayamamaları ve Türklere yönelik artan şiddet olayları adanın Güney ve Kuzey olarak ikiye bölünmesi ile sonuçlanmıştır. Yaşanan sorunlara yönelik diplomatik arayışlar, Türk ve Rum topluluklarının bir arada yaşama veya ortak yönetim konusunda anlaşamamalarıyla sonuçsuz kalmıştır. Küresel aktörlerin Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlara müdahil olmasıyla Kıbrıs sorununun çözümü duraksamış, Kıbrıs'ın hidrokarbon kaynakları, ülkenin devam eden sorununa enerji kaynak paylaşımı sorununun da eklenmesine neden olmuştur. Bu çalışmada Doğu Akdeniz'deki enerji keşiflerinin Kıbrıs sorununa olası etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Amaca ulaşmak için konu ile ilgili yerli ve yabancı edebiyat taranmış, konuya yönelik güncel tablo ve haritalardan faydalanılmış ve geçmişten günümüze süreci açıklamak için olabildiğince en güncel kaynaklardan faydalanılmıştır. Çalışma sonucunda; Doğu Akdeniz'deki enerji keşiflerinin Kıbrıs sorununa olası etkilerine yönelikyaşanan gelişmeler doğrultusunda çıkarımlar yapılmıştır.

Doğu AkdenizEnerjiEnerji kaynakları+5
Naciye Yürük
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kıbrıs olayları (1950-1974) ve Mersin Kıbrıs gazileri

Tarih bir milletin geçmişi ve şimdiki arasındaki ilişlerin nasıl olduğunu gösteren bir yol haritası gibidir. Asya, Avrupa ve Afrika Kıtasının ortasında yer alan ve Akdeniz'in üçüncü büyük adası konumunda olan Kıbrıs'ta, özel konumu ve buradan geçen ticaret yolları sebebiyle tarih boyunca devletlerarası rekabet ve siyasi üstünlük mücadeleleri eksik olmamıştır. Coğrafi açıdan Anadolu topraklarının bir uzantısı olan Kıbrıs Adası sırasıyla Mısır, Hitit, Fenike, Asur, Pers, Roma, Bizans, Templar Şövalyeleri, Lüzinyanlar ve Venedik egemenliklerine girdikten sonra 1571'de başlayan Osmanlı hakimiyeti ile en uzun ve istikrarlı yönetimini bulmuştur. 1878'de Kıbrıs'ın İngiltere'ye kiralanması ile adada toplumsal karışıklıklar ivme kazanmıştır. İngiltere'nin 1950'li yıllarda adadan çekilmeye karar vermesiyle Kıbrıs meselesi mili ve hayati bir mesele olarak Türk dış politikasının odak noktası olmuştur. Kıbrıslı Rumların adanın Yunanistan'a bağlanması için Türkleri yıldırmaya yönelik başlattıkları baskılar ve kanlı eylemleri Zürih ve Londra Antlaşmalarına dayanarak 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti ile çözülmeye çalışılmışsa da başarılı olunamamıştır. Yunanistan ve İngiltere gibi garantörlük unvanına sahip Türkiye'nin bu haklı yetkisine dayanarak Kıbrıs Türklerinin güvenliğini sağlamak için, Mersin Kıbrıs Gazilerinin de katkısıyla, 1974'te adaya düzenlediği iki Barış Harekatı, adanın ikiye bölünmesi ile sonuçlanmıştır. 1975'te kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti, 1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adını alarak günümüzdeki statüsüne kavuşmuştur. Anahtar Kelimeler:Megali İdea, EOKA, ENOSİS, Garantörlük Anlaşması, Kıbrıs Cumhuriyeti, Akritas Planı, Kanlı Noel, Kıbrıs Barış Harekâtı, Mersin Kıbrıs Gazileri.

Cumhuriyet tarihiGazilerKıbrıs+3
Nermin Sanlı
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00

Related subjects