Rheumatic diseases
78 theses under this subject heading
Pediatrik romatolojik hastalıklarda kullanılan siklofosfamid tedavisi gonad yetmezliğine neden olur mu?
Giriş: Siklofosfamid (CYC), immünsupresif özellikleri ile sistemik lupus eritematozus (SLE) ve vaskülit gibi ciddi romatizmal hastalığı olanlarda halen birinci basamak tedavide tercih edilen ilaç olmaya devam etmektedir. Bununla birlikte, CYC'in toksik etkileri nedeni ile yaşam beklentisinin yüksek olduğu adolesan dönemdeki kız hastalarda, prematür over yetmezliği (POY) büyük bir endişe yaratmaktadır. Amaç: Çocukluk çağında romatolojik hastalık tanısı almış ve siklofosfamid tedavisi verilmiş olan hastaları uzun dönemde gonad yetmezliği açısından değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 2000-2023 yılları arasında SLE ve vaskülit tanıları ile takip edilmiş, benzer yaş aralığına ve tanner evresine sahip CYC tedavisi almış 26 (17 SLE, 9 vaskülit) ve CYC almamış 15 (12 SLE, 3 vaskülit) kadın hastanın değerlendirildiği tek merkezli, kesitsel bir kohort çalışmasıdır. Hastaların demografik bilgileri, hastalık ve tedavi özellikleri kaydedildi, amenore ve gebelik öyküleri detaylı olarak sorgulandı. Serum folikül stimülan hormon (FSH), luteinizan hormon (LH), östradiol, anti müllerian hormon (AMH) ve progesteron düzey ölçümleri ve transabdominal pelvik ultrasonografi değerlendirmeleri erken folliküler fazda yapıldı. Analizler, CYC tedavisi alan ve almayan hastalar ve kümülatif CYC dozu gonad yetmezliği için önemli bir risk faktörü olması nedeni ile yüksek ve düşük kümülatif CYC dozu (sırası ile, >3g veya ≤ 3g) olarak iki gruba ayrılarak incelendi. Bulgular: CYC tedavisi alan ve almayan hastaların değerlendirme sırasındaki ortanca yaşları sırası ile 19 (12-34) ve 18 (13-37) yıldı ve her iki grubun tanner evreleri 4 ve beşti. CYC tedavisi başlangıcında ortanca yaş 13 (8-18) yıl ve ortanca kümülatif CYC dozu 2.3 (0.4-24) gram, tedavi süresi 6 (1-17) aydı. Ortanca 6 (1-17) yıllık izlem süresinde gruplar arasında serum FSH, LH, östradiol ve progesteron düzeyleri arasında istatiksel anlamlı fark saptanmadı. Kümülatif CYC dozu yüksek olan hastalar, düşük olan hastalar ve tedavi almayanlar birbiri ile karşılaştırıldığında AMH düzeyleri dikkat çekici düzeyde CYC tedavisini yüksek doz alan grupta en düşük, tedavi almayan grupta en yüksek bulundu (sırası ile 1.86, 2.64 ve 4.05 ng/mL; p=0.230). CYC tedavisi alan hastaların ortalama over hacimleri kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı daha düşük (4.85'e karşı 8.3 cm3; p=0.039) fakat yüksek ve düşük kümülatif CYC dozları karşılaştırıldığında benzer saptandı. Eş zamanlı ortalama follikül sayıları tüm gruplar için benzer saptandı. CYC tedavisi alan 5 kadında (%19,2) geçici amenore bildirilirken hiçbir hastada kalıcı amenore görülmedi. CYC tedavisi ve tedavi yaşı amenore üzerine etkili risk faktörü olarak saptanmadı. Takip sırasında 5 olguda gebelik bildirildi. Sonuç: Amenore öyküsü ve FSH değerleri ile birlikte değerlendirilen hastaların hiçbiri POY tanı kriterlerini karşılamamaktaydı. Bu sonuçlar doğrultusunda yüksek doz CYC tedavisi alan hastalarda AMH ölçümlerinde belirgin düşüklük saptanmış olması bu grupta ilerde POY açısından yakın izlem gerektiğini göstermektedir. Bununla birlikte, CYC tedavisi alması planlanan pediatrik romatoloji hastalarının yönetiminde tedavinin genç yaşta ve düşük dozlarda kullanımının POY riskini azalttığı ve dolayısıyla bu grupta CYC kullanımının kısıtlanmasına gerek olmadığı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Sistemik lupus eritematozus, vaskülit, siklofosfamid, prematür over yetmezliği
Bilişsel egzersiz terapi yaklaşımı ölçeği'nin sjögren sendromu tanılı bireylerde geçerliği, güvenirliği ve duyarlılığının belirlenmesi
Bu çalışma Sjögren Sendromu (SS) tanılı bireylerde Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı (BETY) Ölçeği' nin geçerlik, güvenirlik ve duyarlılığını belirlemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya 91 birey dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen bireylere geçerliği değerlendirebilmek amacıyla Quality of life questionare for patients with Primary Sjögren's Sydrome (PSSQoL), Health Assessment Questionnaire (HAQ), Short From-36 (SF-36), Hospital Anxiety and Depression Scale (HADS), EULAR Sjogren's Syndrome Patient Reported Index (ESSPRI), EULAR Sjögren's Syndrome Disease Activity Index (ESSDAI) ve Genel Sağlık Anketi (Euro QoL-5D) anketleri uygulandı. İstatistiksel analizler sonucunda BETY Ölçeği ile kullanılan diğer ölçekler arasındaki geçerlik incelendiğinde kolerasyonun r= -0,616 ile 0,766 arasında olduğu saptandı. Ölçeğin güvenirliğini değerlendirmek amacıyla 30 bireye bir hafta sonra aynı ölçekler tekrar uygulandı. Güvenirliği değerlendirmek için test-tekrar test yöntemi kullanıldı ve sınıf içi güvenirlik katsayısı (ICC, %95 güven aralığı) hesaplandı. Spearman kolerasyon analizine göre iki ölçüm arasında (rho=0, 978, p<0,001) güçlü derece kolerasyon bulundu. ICC katsayısı da (0,991, p<0,001) oldukça yüksekti. Bunlara ek olarak iç tutarlık için Cronbach alfa katsayısına (0,913) bakıldı ve ölçeğin iç tutarlılığının yüksek olduğu bulundu. Ölçeğin duyarlılığının belirlenebilmesi için 3 ay sonra bütün ölçekler 30 SS' li bireye tekrar uygulandı. İstatistiksel analiz sonucunda SF-36' nın alt parametresi olan ağrı ile BETY Ölçeği arasında orta derecede anlamlı bir kolerasyon (rho=-0,403, p=0,027) bulunurken diğer ölçeklerle anlamlı düzeyde bir kolerasyon bulunamadı. Bu çalışma sonucunda BETY Ölçeği' nin SS tanılı bireylerde geçerli, güvenilir ve duyarlı bir değerlendirme aracı olduğu bulundu. Anahtar Kelimeler: Sjögren Sendromu, Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı Ölçeği, geçerlik, güvenirlik, duyarlılık (cevaplılık), romatizmal hastalık
Romatizmal hastalıkların vestibüler sistem üzerindeki etkisinin incelenmesi
Romatizmal hastalıklar içerisinde yaygın görülen romatoid artrit (RA) ve ankilozan spondilit (AS) hastalıklarında vestibüler değerlendirme, rutin muayenede ve hastalığın ayırıcı tanısında yer almaz. Romatizmal hastalıklar kronik hastalıklardır dolayısıyla hücre ve nöral yapılarda tahribat oluşturabilir. Bu çalışmada romatizmal hastalıkların vestibüler sistem üzerindeki etkisini değerlendirmek hedeflendi. Çalışmaya 20-65 yaş aralığında 78 gönüllü birey dahil edildi. Çalışma grubu 34 RA ve 24 AS hastasından, kontrol grubu 20 sağlıklı bireyden oluşturuldu. RA ve AS tanısı konmuş hastaların vestibuloservikal nöral yolları objektif elektrofizyolojik bir test olan hava yolu ile uyarılmış cervikal vestibüler evoked myogenic potentials (cVEMP) ile değerlendirildi. Bulguların her iki grup için birbirleri ve kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlandı. Ayrıca RA ve AS hasta gruplarında, denge performasının ölçüldüğü Berg Denge Ölçeği (BDÖ), vestibüler sistem bozukluklarının değerlendirilmesinde kullanılan vestibülospinal testler ve vestibüler sistem bozukluklarının kişiler üzerindeki olumsuz etkisinin değerlendirildiği Dizziness Handicap İnventory (DHI) anketi uygulandı. RA ve AS hastalarından elde edilen cVEMP P1,N1 latansları ile kontrol grubundan elde edilen latanslar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p≥0,05), ancak amplitüd asimetri oranlarındaki (AAO) değişim kontrol grubuna göre istatistiksel olarak yüksek olduğu tespit edildi (p<0,05). BDÖ skorlarına göre AS'li hastalardan elde edilen ortalama değer, düşme riski skoru olan 45'in altında tespit edildi (BDÖ=42,6 ± 3,6). DHI sonuçlarına göre fonksiyonel kapasiteye ait skorların ortalaması RA hastalarında AS hastalarına göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek olarak bulundu (p<0,05). Sonuçlar objektif ve sübjektif vestibüler testlerin romatizmal hastalıkların tanı ve değerlendirme süreçlerinde vestibüler sistem üzerindeki etkisini anlamamıza yardımcı olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Artrit, Romatizmal, Ankilozan, Vestibüler, Romatoid
Akut romatizmal ateşli hastalarda plazma gelsolin düzeyi ve karotis intima media kalınlığı değerlendirilmesi
Amaç: Akut romatizmal ateş az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde çocuklarda edinilmiş kalp hastalıklarının en önemli nedeni olan otoimmün bir hastalıktır. Juvenil romatoid artrit, sistemik lupus eritematozis ve bazı sıçan çalışmalarında plazma gelsolin düzeyinin farklı sonuçlar doğurduğu gösterilmiştir. Çalışmamızda akut romatizmal ateş tanısı almış hastaların demografik özellikleri, ekokardiyografik bulguları, klinik ve laboratuvar bulguları prospektif olarak incelendi ve hastaların akut atak sırasında plazma gelsolin düzeyleri araştırıldı. Yöntem: Bu çalışma prospektif bir çalışmadır. Bu çalışmaya, Ağustos 2016 ile Eylül 2018 tarihleri arasında Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakultesi Çocuk Kardiyoloji polikliniğine başvuran, 5-18 yaş arasında, 2015 Modifiye Jones Kriterleri'ne (2 major veya 1 major + 2 minor) (tablo 1) göre ARA tanısı alan toplam 44 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalardan tanı anında kan alınarak plazma gelsolin düzeyi çalışıldı. Kontrol grubu olarak, eş zamanlı genel çocuk polikliniğine başvuran, aynı yaş ve cinsiyetteki kronik hastalığı olmayan çocuklar seçildi. Bulgular: Hasta grubunda ortalama yaş 11 ± 3.1 iken kontrol grubunda ortalama yaş 10.7 ± 3.2 olup gruplar arasında anlamlı fark yoktu. Çalışma grubundaki hastaların 26'sı kız (%59) ve 18'i (%41) erkekti. Kontrol grubunda ise 19 (%54) kız ve 16 (46) erkek vardı. Hasta grubunda sadece artriti olup karditi olmayan 15 (%34) hasta vardı. 2 (%4.5) hastada izole kardit ve 27 (%61.5) hastada ise artrit ve kardit birlikteliği mevcuttu. Hasta grubunda kontrol grubuna göre gelsolin düzeyi anlamlı yüksek saptandı. Hasta ve kontrol grubunda ateroskleroz riski açısından Karotis Doppler USG parametrelerine bakıldı. Hasta ve kontrol grubu arasında CAS, CAD ve CIMT açısından anlamlı fark saptanmadı. KAdÇ ve KAsÇ hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı yüksek idi. M-mode ve iki boyutlu EKO kullanılarak yapılan değerlendirmede sol ventrikül sistol sonu çapı (LVesD) ve MAPSE bakımından gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. Hasta grubunda sol ventrikül posterolateral duvar kalınlığı (LVpWD), sol ventrikül diyastol sonu çapı (LVedD) ve IVS kontrol grubuna göre anlamlı yüksek saptandı. Grupların KDE ile değerlendirilmesinde, gruplar arasında S, DT ve İVRT açısından anlamlı fark yoktu. Hasta grubunda E, A, İVCT ve MPI değerleri kontrol grubuna göre anlamlı yüksek saptanırken, ET ve E/A oranı hasta grubunda daha düşük saptandı. Mitral anülus lateralinden gerçekleştirilen doku Doppler ekokardiyografik incelemede gruplar arasında E', S', İVRT', E'/A' ve MPİ' açısından istatistiksel olarak fark saptanmadı. A', DT', E/E' ve İVCT' değeri hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı yüksek saptanırken, ET' hasta grubunda anlamlı düşük saptandı. Sonuç: ARA'lı hastalarda kalbin diastolik disfonksiyonunu gösteren LVedD, E, A, parametrelerinin artığını; E/A, E/E' ve ET süresinin azaldığını saptadık. Kalbin sistolik disfonksiyonunu gösteren İVCT süresinin uzadığı saptandı. Hem sistolik hem de diastolik disfonksiyon gösteren MPİ, İVS ve LVpWD parametrelerinin artığını gözlemledik. Gelsolin düzeyi birçok hastalıkta artıp ya da azalabilmektedir. Bizim çalışmamızda gelsolin düzeyi hasta grubunda anlamlı yüksek saptandı. Sadece artriti olan grup ile kardit + artrit birlikteliği olan grup arasında ise benzer olduğunu saptandı. Bu grup hastalarda yapılacak daha kapsamlı ve çok merkezli çalışmalara ihtiyaç vardır. Artmış gelsolin düzeyinin sol kalbin diastolik disfonksiyonu ile korele olduğu gözlemlendi. Sadece artritli ARA hastalarında subklinik kardiyak etkilenmenin olduğunu saptadık. ARA'lı hastalarda karotis Doppler USG ile CIMT değerlendirilmesinde CAS ve CAD değerlerinin hasta ve kontrol grubunda benzer olduğunu saptadık. Anahtar Kelimeler: Akut Romatizmal Ateş, Plazma Gelsolin Düzeyi, Karotis İntima Media Kalınlğı, Ekokardiyografi
Romatoid artrit ön tanılı hastalarda eklem sinovyal sıvısının mikrobiyolojik açıdan incelenmesi
Romatoid Artrit (RA) etyolojisi belli olmayan, temelde eklemlerde etki göstererek şekil bozukluklarına sebep olabilen; enflamatuar, kronik ve multisistemik bir hastalıktır. Eklem tutulumu dışında patolojik bulguların, romatoid nodüllerin, göz komplikasyonlarının, laboratuvar bulgularının, akciğer bulgularının ve radyolojik bulguların da görüldüğü bilinmektedir. Araştırmamızda RA etyolojisinde etkili olabilecek ve sinovyal sıvıda bulunabilecek mikroorganizmaların rolünü ve septik artritle RA hastalığı arasında bağlantı olup olmadığını belirlemek için RA ön tanılı ve diz ekleminde akut ödem bulunan 139 (65K, 74E) hastanın eklem sinovyal sıvıları artrosentez yöntemiyle alındı. Örneklerin mikrobiyolojik açıdan incelenmek üzere kanlı agara, EMB (Eozin Methylen Blue) agara ve Mac-Conkey agara ekimini yaptık. Uygun koşullarda inkubasyona bıraktık ve üreme olan kültürlerde koloni morfolojisini, gram boyama, oksidaz-katalaz testlerini yaparak değerlendirdik. 5 kadın ve 7 erkek hastanın örneklerinde bakteri izole ettik. Elde edilen verileri pozitif sonuç sayısı-cinsiyet, bakteri türü-cinsiyet, bakteri türü-yaş grupları ve bakteri türü – antibiyotik duyarlılıkları olmak üzere 4 farklı kategoride değerlendirdik ve istatistik analizini yaptık. RA hastalarında sinovyal sıvıda bakteri izole edilebildiğini ancak bakteri ve cinsiyet arasında ilişki olmadığını gördük. İzole edilen bakteri türü ve sayısı ile cinsiyet ve yaş grupları arasında anlamlı bir farklılık göremedik. Ancak diğer enfeksiyöz ajanlara göre S. aureus karşımıza daha çok çıktı. Buna ek olarak bakteri türleri ve antibiyotik duyarlılık-dirençlilik arasında da anlamlı bir farklılık elde edilememiştir. Anahtar Kelimeler: Mikrobiyoloji, Romatoid Artrit, S. aureus, Septik artrit
Kliniğimizde mitral balon valvüloplasti işlemi yapılan romatizmal mitral darlığı hastalarının demografik, klinik ve ekokardiyografik özellikleri
Mitral darlığı en sık görülen romatizmal kalp kapak hastalığıdır. Etiyolojisinde çeşitli nedenler olmakla birlikte, en sık neden romatizmal ateştir. Romatizmal kalp hastalığı özellikle gelişmekte olan ülkelerde önemli bir sağlık problemidir. Inoue ve arkadaşlarının 1984 yılında perkütan mitral balon valvüloplasti (PMBV) işlemini tanımlamaları ile bu yöntem mitral darlığı olan birçok hastada cerrahi tedavinin yerini almıştır. Günümüzde uygun kapak morfolojisine sahip, semptomlu mitral darlığı olan hastaların çoğuna PMBV işlemi uygulanmaktadır. Bu işlemin kısa ve uzun dönemde etkin bir yöntem olduğu gösterilmiştir. Bu çalışma, kliniğimizde yapılan perkütan mitral balon valvüloplasti olgularımızın erken dönemdeki sonuçlarını değerlendirmek amacıyla yapıldı. Ekokardiyografik olarak ciddi mitral darlığı, semtomatik orta mitral darlığı olan ve wilkins skoru ≤ 12 olan 52 hasta (36 kadın, 16 erkek, ortalama yaş 48±13) çalışmaya dahil edildi. Valvüloplasti ile mitral kapak alanı 1.18±0.19' cm²'den 2.27±0.48 cm²'ye (p =0.001) yükseldi. Ortalama mitral gradiyent 12.82±3.5'den 5.97±2.04'e (p =0.001) düştü. Diğer hemodinamik parametrelerde de anlamlı düşüşler sağlandı. Tüm hastalarda işlem başarımız %87, eko skoru ≤ 8 olan hastalarda %90, eko skoru > 8 olan grupta ise %80 hastamızda PMBV başarılı bir şekilde uygulandı. Eko skoru ≤ 8 olan grupta 3 hastada, eko skoru > 8 olan grupta da 4 hastamızda olmak üzere toplam 7 hastamızda işlem başarısız oldu. PMBV uyguladığımız 2 gebe hastamızda işlem başarılı oldu. Başarısız olgularda işlem öncesi MVA anlamlı olarak düşüktü. Eko skoru yüksek olan grupta PMBV başarısı düşük olmakla beraber istatiksel anlamlılık taşımamaktadır (p=0.02). Başarısız olan olgularımızın nedenleri, hastalardan ikisinde kapak geçilememesi birisinde de septostomi yapılamaması nedeniyle PMBV uygulanamadı. İki olgumuzda kapak açılması az oldu (< 1.5cm²). Sonuç olarak semptomatik mitral darlığında PMBV, eko skoru ≤ 8 olanlarda olduğu gibi ve eko skoru 9-12 olan hastalarda da başarılı uygulanabilmekte ve hemodinamik ve semptomatik düzelmeler sağlanabilmektedir.
Akut romatizmal ateşli hastalarda serum malondialdehit asit, superoksit dismutaz, katalaz, redükte glutatyon ve glutatyon peroksidaz aktivitelerinin incelenmesi
Bu çalışma akut romatizmal ateşi (ARF) olan hastalarda oksidatif stresin (OS) rolünü, antioksidanların seviyesini ve hastalığın ilerlemesi ile ilişkisini araştırmayı içerir. Akut romatizmal ateş tanısı konan hastaların akut atak sırasında oksidatif stres parametresi olan malondialdehit aktivitesi ve antioksidan parametrelerden katalaz, superoksit dismutaz, redükte glutatyon ve glutatyon peroksidaz düzeyleri incelendi. Ayrıca, akut romatizmal ateş tanısı konulmuş çocuk hastaların demografik özellikleri, ekokardiyografik bulguları ile klinik ve laboratuvar bulguları prospektif olarak incelendi. Yöntem: Bu çalışma prospektif bir çalışmadır. Bu çalışmaya Ağustos 2016 ile Kasım 2019 tarihleri arasında Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Kardiyoloji Polikliniği ve Genel Çocuk Polikliniği'ne başvuran, 5-17 yaş arasında akut romatizmal ateş tanısı alan toplam 68 hasta dahil edildi. Hastalardan tanı anında kan örnekleri alınarak malondialdehit asit, katalaz, superoksit dismutaz, redükte glutatyon ve glutatyon peroksidaz aktiviteleri çalışıldı. Kontrol grubu olarak, eş zamanlı Çocuk Kardiyoloji Polikliniği'ne başvuran, aynı yaş ve cinsiyetteki herhangi bir hastalığı olmayan çocuklar seçildi. Biyokimyasal parametreler serum örnekleriyle belirlendi. malondialdehit asit, katalaz, superoksit dismutaz, redükte glutatyon ve glutatyon peroksidaz aktiviteleri sprektrofotometrik olarak tayin edildi. Bulgular: Hasta grubu yaş ortalaması 12.2±3.2 iken kontrol grubunda ortalama yaş 11.8±3.5 olup gruplar arasında anlamlı fark olmadığı görüldü (p>0.05). 68 hastanın 48'inde (%70.6) kardit saptandı. Bu 48 hastanın 4'ünde (%5.9) eklem bulguları olmaksızın izole kardit mevcuttu. 44 (%64.7) hastada ise artrit ve kardit birlikteliği mevcuttu. Karditli hastaların 23'ü (%47.9) hafif kardit, 10'u (%33.3) orta kardit ve 9'u (%18.7) ağır kardit idi. Kardit saptanan toplam 48 olguda en sık mitral kapak tutulumu gözlendi. 45 (%93.8) hastada mitral yetersizlik saptandı. 2. sıklıkta olan aort kapak tutulumu 25 (%52.1) hastada gözlendi. 21 (%43.8) hastada mitral ve aort kapak tutulumu birlikteliği belirlendi. Grupların oksidan ve antioksidan değerlerine bakıldığında; MDA hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı yüksek saptandı (p=0.001). GSHPx, CAT, SOD ve GSH ise hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düşük saptandı (p<0.05). Sadece artriti olan grup ile kardit + artrit birlikteliği olan grup arasında MDA, GSHPx, CAT, SOD ve GSH aktivitesi açısından anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Parametreler arasındaki korelasyona bakıldığında; CAT ile GSHPx arasında orta düzeyde (r=0.359, p=0.003), MDA ile GSH arasında düşük düzeyde ve pozitif yönde (r=+0.247, p=0.042), GSHPx ile ESH arasında düşük düzeyde (r=-0.276, p=0.022), GSHPx ile CK arasında orta düzeyde (r=-0.325, p=0.049), SOD ile ürik asit arasında orta düzeyde negatif yönde (r=-352, p=0.022) anlamlı korelasyon saptandı. MDA ile CRP, ASO ve ESH arasında ise anlamlı bir korelasyon saptanmadı (p>0.05). Çalışmamızda ROC eğrisi analiz sonuçlarına göre hasta ve kontrol grubunu ayırmada; eğri altında kalan alan MDA için 1.000 0.001 olarak bulundu. MDA için kesim (cut-off) değeri 4.7105 (duyarlılık %100, özgüllük %100) olarak saptandı. Çalışmamızda MDA'nın hasta ve kontrol gruplarını birbirinden ayırmadaki ayırıcı gücünün oldukça yüksek olduğu ve buna göre de hastaları kontrol grubundan ayırmada destekleyici "tanı testi" olarak kullanılabileceği belirtildi.. Sonuç: Akut romatizmal ateşte oksidatif stresin arttığını, antioksidanların da azaldığını belirledik. ARA'lı hastalarda oksidatif stres biyobelirteci olan MDA düzeyini anlamlı yüksek saptadık. Antioksidan olan GSHPx, SOD, CAT ve GSH düzeylerini ise anlamlı düşük saptadık. ARA'lı hastalarda prooksidan enzimlerinin artması, ARA patofizyolojisinin açıklamasında bir belirti olarak kabul edilebileceğini belirttik. Çalışmamızda ARA'nın değerlendirilmesinde MDA'nın biyobelirteç olarak mevcut diğer teşhis araçları ile birlikte, ARA hastalarını kontrol grubundan ayırmada destekleyici "Tanı Testi" olarak kullanılabileceğini gördük. Antioksidanların tedaviye eklenerek oksidatif stresi azaltabileceğini, bunun da akut romatizmal ateşli hastalarda faydalı olabileceğini belirttik. Bulgularımız aynı zamanda farklı evrelerdeki ARA hastalarında antioksidan tedavinin gerçek etkisini değerlendirmek için daha çok randomize kontrollü klinik çalışmalara ihtiyaç olduğunu görsterdi. ARA'lı hastalarda oksidatif stres ve antioksidanlarla ilgili daha kapsamlı ve çok merkezli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Akut romatizmal ateş, oksidatif stres, antioksidan, malondialdehit, katalaz, superoksit dismutaz, redükte glutatyon, glutatyon peroksidaz, ekokardiyografi.
Hacettepe Ünıversitesi Erişkin Hastanesi Romatoloji Polikliniğinde takip edilip biyolojik tedavi alan psöriatik artrit hastalarının komorbid hastalıklarının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı biyolojik tedavi (bDMARD) alan Psöriatik Artrit (PsA) hastalarında komorbidite sayısı ve sıklığının belirlenmesi, bDMARD tedavisi altında bu hastalıkların seyrinin incelenmesi, kormobidite sayısının ve tipinin hastalık aktivitesi üzerine etkisinin belirlenmesidir. Çalışmaya Hacettepe Üniversitesi İç hastalıkları Ana Bilim Dalı, Romatoloji Bilim Dalında 2005-2021 yılları arasında takip edilmiş, en az bir bDMARD tedavisi almış 520 PsA hastası dahil edildi. Retrospektif olarak ilk biyolojik tedavi tarihinden itibaren tüm hasta kayıtları incelenerek analiz edildi. Buna göre hastaların 159'u (%30,6) erkekti. Ortalama yaş 45,5 (12,5) olarak hesaplandı. 305/310 hasta CASPAR kriterlerini karşılamaktaydı. Ortalama takip süresi 44,8 (40,6) aydı. Charlson komorbidite indeksi 486 hastada hesaplandı, ortalama 1,17 (1,18) ortanca 1(1-7) bulundu. 196/486 (%40,3) hastada en az 1 komorbidite bulunmaktaydı. Hastaların bDMARD başlangıcında hastaların %40,8'i obezdi. Kadınlar erkeklerden daha kiloluydu (29,6 karşı 28,3 p:0,021). Son vizitte de VKİ bilinen 367 hastanın %41,7sinin obez olduğu görüldü. BDMARD başlangıcında diyabet öyküsü bilinen hastaların %9,7'sinde Diyabet tanısı vardı. Takipte 21 hastada diyabet geliştiği gözlemlendi ve Diyabet insidansı 100 hasta yılında 1,33 (%95 GA: 0,75-1,91) hesaplandı. BDMARD başlangıcında hastaların %21,9'unun hipertansiyonu vardı. Lipid değerleri bilinen hastaların %49,1'inde LDL-K, %28,3'ünde TG, %19,9'unda total kolesterol yüksek bulundu. 17 (%6,6) hastada koroner arter hastalığı (KAH) vardı bunlardan 6'sının prematür KAH olduğu görüldü. Takipte 15 hastada KAH gelişmişti. KAH insidansı 100 hasta yılında 0,93 (%95 GA 0,45-1,41) hesaplanırken Prematür KAH insidanası 100 hasta yılında 0,68 (%95 GA 0,21-0,95)hesaplandı. BDMARD başlanmadan önceki dönemde DAS-28 skoru yüksek olanların çoğunlukla kadın olduğu; daha ileri yaşta oldukları, komorbidite sayılarının daha fazla ve VKİ daha yüksek olduğu görüldü. HAQ-DI skoru yüksek olanlar da benzer özellikteydiler. Yapılan çok değişkenli analizde bDMARD başlangıcında obezitenin ve Diyabet varlığının DAS-28 tedavi cevabını olumsuz etkilediği görüldü (sırasıyla OR 1,06 (%95 GA1,02-1,11), OR 3,08 (%95 GA 1,14-8,30)) Sonuç olarak Hastaların klinik tedavi yanıtları açısından komorbiditeler hakkında bilgi sahibi olmanın ve komorbiditleri kontrol altına almanın önemli olduğu görülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Psoriatik artrit, hastalık modifiye edici aniromatizmal ilaçlar (biyolojik), komorbidite, multimorbidite,
Sistemik lupus eritematosus tanısı ile takipli hastalarda otoimmünitenin araştırılması
Çalışmamızda Hacettepe Hastanesi Romatoloji bölümünde takipli SLE tanılı hastaların poliotoimmünite sıklığının, bu hastalarda klinik bulguları ve komorbiditelerinin, laboratuvar değerlerinin ve otoantikor profilinin, poliotoimmünitenin prognoza olan etkisinin, risk faktörlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Aralık 2021 – Ağustos 2022 arasında polikliniğimize başvuran 310 (%88,1 kadın) hasta çalışmaya dahil edildi. Bunlardan 152'de (%49,0) poliotoimmünite mecvuttu. Hastaların ortalama yaşları 42,98 (14,3) yıldı. Ortalama SLE tanı yaşları 31,08 (14,0), ortalama hastalık süresi 148,4 (97,3) aydı. Poliotoimmünitesi olan hastalar olmayan kontrol grup hastalara göre daha ileri yaşta olduğu (45,21)±14,21) ve 40,84 (±14,26), p=0,007) ve daha ileri yaşta SLE tanısını aldığı (33,26 (±13,89) ve 28,98 (13,92), p=0,007) görüldü. En sık saptanan otoimmün hastalıklar ise sırasıyla AFAS 55 (%17,7), OİTH 36 (%17,7), SS 36 (%11,6) ve RA 15 (%4,8) idi. Kırk iki (%13,5) hastada 2 ve daha fazla ek otoimmün hastalık vardı. Overlap sendromu ise 56 (%18,1) hastada saptandı. Poliotoimmünite grubunda kontrol grubuna göre apL antikorlarının (71 (%46,7) ve 36 (%22,8), p=0,000), anti-Ro/SsA (50 (%33,1) ve 28 (%17,7), p=0,001), anti-La/SsB (16 (%10,5) ve 9 (%5,7), p=0,042) daha fazla, Anti-RNP antikorları (15 (%9,9) ve 27 (%17,1), p=0,011) ve kompleman düşüklüğü (95 (%62,5) ve 124 (%78,5), p=0,001) ise daha az görülmekteydi. Poliotoimmün grup hastalarda SLEDAİ-2K hastalık aktivitesi daha yüksek saptanmıştır. Çoklu değişkenli analize göre aile öyküsü olması poliotoimmünite riskini 2.5 kat arttırmaktadır (OR: 2.5 CI: 1,4-4,5, p=0,002). apL pozitifliği (OR: 3,8 CI: 2,0- 7,3, p=0,000) ve HT (OR: 2,0, CI: 1,0-3,9, p=0,049) da önemli risk faktörü olduğu görüldü. Hipokomplementemi olan hastalarda ise poliotoimmünitenin %50 daha az olduğu, renal tutulumu olan hastalarda poliotoimmünitenin %30 daha az olduğu görülmüştür.
Bilişsel egzersiz terapi yaklaşımı değerlendirme ölçeği'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki romatizmalı bireylerde geçerliği, güvenirliği ve duyarlılığının belirlenmesi
Bu çalışma biyopsikososyal model temelli Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı (BETY) değerlendirme ölçeğinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)'ndeki romatizmalı bireylerde geçerliği, güvenirliğini ve duyarlılığını belirlemek amacıyla planlandı. Çalışmaya 150 birey dahil edildi. BETY ölçeğinin geçerliği için, Sağlık Değerlendirme Anketi (Health Assessment Questionaire-HAQ), Kısa Form-36 (Short Form 36-SF-36) ve Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFO) ölçekleri kullanıldı. BETY ölçeğinin geçerliliğinin belirlenmesinde diğer ölçeklerle arasındaki korelasyon -0,424 ile 0,583 arasında ve anlamlı bulundu (p<0,001). Güvenirlik icin test-tekrar test yöntemi ve sınıf içi güvenirlik (ICC) katsayısına bakıldı. 30 bireyin 1 hafta arayla BETY ölçeğine verdiği yanıtların korelasyonu (r=0,948, p<0,001) ve ICC katsayısı (0,948, p<0,001) yüksek bulundu. Ölçeğin iç tutarlılığı Cronbach alfa katsayısına (0,912) bakılarak belirlendi ve ölçeğin iç tutarlılığı oldukça yüksek bulundu. Ölçeğin duyarlılığı için 3 ay sonra BETY ölçeği ile tüm ölçeklerin zamana bağlı değişimlerinin korelasyonuna bakıldı. SF-36'nın fiziksel fonksiy on, vitalite ve genel sağlık algısı alt parametreleri ve HAQ ile yüksek derecede, SF-36'nın fiziksel rol güçlüğü, ağrı, sosyal fonksiyon, mental sağlık ve emosyonel rol güçlüğü alt parametrelerinde orta derecede ilişkili bulundu. Çalışmamız sonunda BETY ölçeğinin KKTC'deki romatizmalı bireylerde geçerli, güvenilir ve duyarlı bir değerlendirme aracı olduğu ve sonuç olarak ölçeğin klinik çalışmalarda romatizmalı bireylerde kullanılabileceği görüşüne varıldı.
Romatoid artrit hastalarında dinamik thiol/disülfit dengesinin belirlenmesi
Amaç: Serbest radikallerin aşırı üretimi veya antioksidan mekanizmaların yetersiz kalması ile pro-anti oksidan denge bozulmaktadır. Oluşan yüksek seviyelerdeki SOR'un hücreler üzerindeki zararlı etkisi oksidatif stres olarak adlandırılır. Tiyoller fonksiyonel sülfidril grubu içeren organik bileşiklerdir ve antioksidan sistemin önemli bir üyesidir. Dinamik tiyol disülfid homeostazının sağlanması; antioksidan savunma, enzim aktivitelerinin düzenlenmesi, detoksifikasyon, apopitozis, transkripsiyon ve hücresel sinyal iletimi mekanizmalarında kritik rollere sahiptir. Yapılan son çalışmalarda diabetes mellitus (DM), kardiyovasküler hastalıklar, kanser, romatoid artrit, kronik böbrek hastalığı, Alzheimer hastalığı, multiple skleroz ve kronik karaciğer hastalığı gibi birçok hastalığın patogenezinde tiyol disülfid dengesinin bozulduğuna dair kanıtlar elde edilmiştir. Bu çalışmada Romatoid artrit popülasyonunu temsil eden grupta dinamik tiyol/disülfid dengesi değerlendirilmesi planlanmıştır. Materyal ve metod: Çalışmaya 1 Aralık 2014 ile 31 Aralık 2015 tarihleri ara-sında Ankara EAH Romatoloji kliniğine başvuran, romatoid artrit'li 100 hasta ve 100 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Çalışma prospektif, vaka kontrol çalışmasıdır. Çalışmaya gönüllü 100 RA hastası ve 100 yaş ve cinsiyet uyumlu kontrol hastası dahil edildi. Kronik böbrek yetmezliği, nefrotik sendrom, malnutrisyon ve kronik karaciğer hastalığı gibi hipoalbuminemiye neden olarak tiyol havuzunu etkileyebilecek hastalığı olan has-talar çalışmaya alınmamıştır. Çalışma grubuna alınan hastalar: Kontrol grubu için tiyol ve disülfid düzeylerini etkileyebilecek sistemik kronik hastalığı olmayan, 18-65 yaş arası sağlıklı bireyler seçildi. Çalışmaya alınan her bireyin yaş, cinsiyet, ek hastalık, kullanmakta olduğu ilaçlar, başvuru anında alınan kanlarında lökosit (WBC), hemoglobin, trombosit (Plt), glukoz, üre, kreatinin, aspartat amino transferaz (AST), alanin amino transferaz (ALT), alkalen fosfataz (ALP), gama glutamil transferaz (GGT), sodyum (Na), potasyum (K), albümin, protein,kan sedimentasyon oranı, CRP, total kolesterol, LDL kolesterol, HDL kolesterol değerleri, hasta grubu için ayrıca das28 skoru, RF ve anti-CCP değerleri ölçüldü. Hasta ve kontrol grubunda biyokimya, hemogram, tiyol ve disülfid düzeyleri için 8 saatlik açlık sonrası kan alındı.Tiyol-disülfid ölçümleri hasta grubunda ilk RA tanısı aldıkları gün yapıldı. Çalışma için Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Ankara Atatürk EAH Etik Komite-si'nden onay alındı. Tüm parametreler Ankara Atatürk EAH, Klinik Biyokimya ve Hormon Laboratuarında çalışılmıştır. Alınan tiyol ve disülfid numuneleri biyokimya labaratuvarında 3600 devirde 10 dakika santrifüj edildikten sonra, kan tiyol disülfid parametreleri, Erel & Neselioglu tarafından yeni geliştirilen otomatik ölçüm yöntemiyle Ankara Atatürk EAH Biyokimya Laboratuarında Roche Hitachi Cobas c501 otomatik analizöründe çalışıldı. Demografik özellikler, laboratuar bulguları ile native tiyol [-SH], total tiyol [SH+-S-S-], disülfid [-S-S-] düzeyleri ve ayrıca yüzde olarak hesaplanan disülfid/native tiyol [-S-S-/-SH], disülfid/total tiyol [-S-S-/-SH+-S-S-], native tiyol/total tiyol [-SH/-SH+-S-S-] değerleri; hasta ve kontrol grubunda karşılaştırılarak incelendi. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların %86' sı Kadın %14' ü Erkek, hastaların yaş ortalaması 46,3±12.03, ortalama sedimentasyon değeri 26.92±16.41, ortalama CRP değeri 9.13±9.9 olarak görülmüştür. Romatoid artritli hastalarımızın %59' unda anti ccp +, % 47' sinde RF + olarak görülmüştür. Anti-Ccp + ve anti-ccp – Romatoid Artrit' li hastaların tiyol/disülfit karşılaştırmalarında iki grup arasında anlamlı fark tespit edilememiştir. RF(+) ve RF(–) Romatoid Artrit' li hastaların tiyol/disülfit karşılaştırmalarında iki grup arasında anlamlı fark tespit edilememiştir. Romatoid Artritli hastalardaki das28 düzeyi sınıflandırılması yapılmıştır. Romatoid Artrit' li hastaların %14' ünde DAS28 < 2.6,%19' unda das28 2.6 – 3.2, %53' ünde das28 3.2 – 5.1, %14' ünde das28 > 5.1 olarak görülmüştür. Romatoid Artrit' li hastaların das28 e hastalık aktiviteleri ile tiyol/disülfit değerlerinin karşılaştırılması yapılmıştır ve Romatoid Artrit'li Hastaların das28 e göre hastalık aktiviteleri ile tiyoldisülfit değerlerinin karşılaştırılmasında 4 grup arasında anlamlı fark edilememiştir. Romatoid Artrit' li hastalarla sağlıklı kontrol grubu arasında tiyol/disülfit değerleri karşılaştırılmıştır. Romatoid Artrit' li hastalarla kontrol grubu arasında yaş ve cinsiyet açısından fark tespit edilmezken tiyoldisülfit değerleri açısından hasta grubu lehine anlamlı fark tespit edilmiştir. Sonuç: Literatürde tiyollerin bazı hastalıkların gelişimi, seyri ve prognozu üze-rindeki etkileri araştırılmakta olan bir konudur. Çalışmamız Romatoid Artrit ve tiyol bileşikleri ile ilişkisini Erel ve Neşelioğlunun metoduna göre inceleyen ilk çalışmadır. Sonuçta Romatoid Artritli hastalarda tiyol disülfid düzeyinin artış gösterdiği ve oksidatif stres düzeyinin artış gösterdiği saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Tiyol, disülfid, oksidatif stres, serbest oksijen radikalleri, Romatoid artrit
Andiferansiye spondiloartrit ve ankilozan spondilitli hastalarda ve dinamik tiyol disülfit düzeyleri ve bu düzeylerin hastalık aktivitesi göstergeleri ile ilişkisi
Amaç: Spondiloartrit/spondiloartropati (SpA), günümüzde tanı sıklığı ve farkındalığı artan birbirleriyle klinik özellikler ve genetik açıdan ilişkili hastalıklar grubunu tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu çalışma, SpA' nın en sık görülen iki alt grubunun- ankilozan spondilit (AS) ve undiferansiye (farklılaşmamış) spondiloartrit (USpA) - Türk toplumu için klinik ve demografik özelliklerini saptamak, ayrıca oksidatif stresin romatizmal hastalıkların patogenetik bir sonucu olduğu iddiasına dayanarak, oksidatif stresin göstergeleri olan tiyol ve disülfit düzeylerinin, bu hastalıkların aktivite göstergeleriyle korelasyonu olup olmadığını göstermek amacıyla yapılmıştır. Bu grup hastalıklarda tiyol disülfit dengesi ilişkisi ve klinik önemi ile ilgili şu ana kadar yapılmış çalışma sayısı oldukça sınırlıdır. Materyal-metod: Çalışmaya Ocak 2017 ile Şubat 2017 tarihleri arasında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Romatoloji polikliniğine başvuran ve Modifiye New York kriterlerine göre tanı konulan, 18 yaş üstü, USpA ve AS' li 147 hasta, sağlıklı gönüllü 80 kontrol grubu retrospektif olarak dahil edilmiştir. Overlap (çakışma) sendromu, gebelik, malignite ve enfeksiyon durumu olan hastalar çalışmaya dahil edilmemiştir. Her hastanın ayrıntılı anamnezleri, yapılan sistemik muayene ve romatolojik muayeneleri alınarak hastaların hemogram, eritrosit sedimentasyon hızı (ESR), C reaktif protein (CRP), rutin biyokimyasal testleri, HLA-B27 gen analizi, sakroiliak grafisi ve sakroiliak MRG görüntülemesi, serum tiyol disülfit düzeyleri değerlendirilmiştir. Hastalık aktivasyonunu değerlendirmede, BASDAİ skoru ile ESR ve CRP düzeyleri kullanılmıştır. Kontrol grubunda ise demografik bilgilerinin yanı sıra serum tiyol disülfit düzeyleri çalışmada kullanılmıştır. Hasta ve kontrol grupları arasında, tetkik sonuçları, tiyol ve disülfit düzeyi sonuçları karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmada %'68,3 si (n=155) kadın, %31,7' i (n=72) erkek toplam 227 birey yer almaktadır. Belirtilen hasta grubunda 147 kontrol grubunda 80 birey bulunmaktadır. Cinsiyetin gruplara göre dağılımı beklendiği üzre anlamlı farklılık göstermektedir. AS grubunda yer alan hastaların yaş ortancası 46,4 (15.0) yıl, USpA grubunda yer alan hastaların yaş ortancası 49 (13.0) yıl' dır. Bireylerin yaş ortancaları gruplar arasında anlamlı düzeyde fark yoktur (p<0.086). AS ve USpA ile sağlıklı kontrol grubunun yaş değerlerinin anlamlı farklılık göstermediği tespit edilmiştir (sırasıyla, p=0,855 ve p=0,159) Hastaların tanı yaşları belirtilen iki grupta istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık göstermektedir (p=0.01). AS hastalarının tanı yaşı ortancası 37,5 (ÇAG=14.0), USpA kontrol grubu hastalarının tanı yaşı ortancası 44,5 (ÇAG=13.0)' tir ve iki gruba ait tanı yaşı ortancaları anlamlı düzeyde farklıdır (p=0.01) AS grubunda HLA-B27 %52 (n=9) oranında pozitif saptanırken, USpA grubunda bu oran %30 (n=15) oranında saptanmıştır. HLA-B27' nin negatif ya da pozitif olması belirtilen iki gruba göre anlamlı farklılık göstermemektedir (p=0.099) Toplam tiyol düzeyleri arasında SpA grubu ile kontrol grubu arasında fark bulunmazken (p = 0.068), nativ tiyol düzeyleri SpA grubunda anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p < 0.001). Buna ek olarak plazma disulfit düzeyleri SpA grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır (p<0.001). Plazma nativ tiyol, total tiyol ve disülfit düzeyleri ile elde edilen oranlarda SpA grubu ile kontrol gurubu arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. (p<0,05). Nativ tiyol ve toplam tiyol düzeyleri Klasik DMARD kullanan hasta grubunda Anti-TNF ajanları kullanan gruba kıyasla daha anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0,03). Sonuç: Nativ tiyol düzeyi SpA grubunda anlamlı olarak düşük saptanmıştır. Bu durum oksidatif stresin SpA'da etkili ve önemli olduğunu göstermektedir. Plazma nativ tiyol ve CRP& ESR düzeyleri arasında güçlü negatif korelasyon saptanmıştır. Bu veriye dayanarak, nativ tiyol düzeyleri de hastalık aktivitesi takibinde kullanılabilir. Nativ tiyol ve toplam tiyol düzeyleri Klasik DMARD grubunda Anti-TNF ajanı kulanan gruba kıyasla daha düşük saptanmıştır. Buna göre Anti-TNF tedaviler SpA hasta gurubunda daha geniş endikasyonla kullanılmalıdır. Bu sonuçlar daha geniş hasta gruplarıyla yapılan çalışmalarda doğrulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Ankilozan spondilit, Andiferansiye spondiloartrit, Tiyol, Disülfit
Romatizmal mitral darlığı hastalığında atriyal fibrilasyon gelişiminde sistemik immün inflamatuar indeksin rolü
Özet: Romatizmal Mitral Darlığı Hastalığında Atriyal Fibrilasyon Gelişiminde Sistemik İmmün İnflamatuar İndeksin Rolü Amaç: Atriyal fibrilasyon ve kompliaksyonları toplumda önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir. Romatizmal kalp hastalığı gelişmekte olan ülkerlede ve sığınmacı popülasyonunda önemli bir sağlık sorunudur. Romatizmal Mitral Hastalığında yeni inflamasyon belirteçleri olan Platelet Lymphosite Ratio (PLR), neutrophil Lymphosite Ratio(NLR), Systemic Immune Inflammation Index (SII) değerlerinin atriyal fibrilasyon ile ilişkisi araştırılmıştır. Materyal ve metod Son 10 yıl içinde Romatizmal Kalp Hastalığı tanısı olan ekokardiygrafide mitral valv alanı 1.5 cm2 altındaki 97 hasta giriş esnasındaki EKG, EKO, hemogram ve biyokimyasal parametreleri not edilmiş olup tüm veriler uygun istatistiksel analizler sonrasında değerlendirilmiştir.BULGULAR: İleri yaş, sol atrium çapı, aort kökü, mitral kapak stenozu, triküspit yetersizliği, kreatinin, AST, ALT, trombosit sayısı, PLR, NLR, SII değerleri AF olan hastalarda olmayan hastalara göre anlamlı biçimde yüksek saptanmış olup HDL değeri düşük saptanmıştır. AF tanısal değerindeki SII'nin duyarlılığı, ROC analizi ile değerlendirildiğinde; alan altında kalan değer 0,660, duyarlılık %55,56 özgüllük %83,72 ve AF için kesme değeri 742514,38 olarak saptanmıştır (p=0,005). Tek değişkenli analizlere göre, AF riskinin belirlenmesinde yaş (OR:1,08, p<0,001), LA (OR:1,23, p<0,001), mitral kapak alanı (OR:0,08, p=0,017), triküspit yetmezliği (OR: 4,5, p=0,032), SII (OR:1,01, p=0,024) ve aort kökü (OR:1,13, p=0,034) anlamlı etkenler olarak belirlenmiştir. Ancak, çok değişkenli analizlere göre sadece LA (OR:1,2, p=0,013) ve SII (OR:1,01, p= 0,010) anlamlı etkiye sahip bulunmuştur, diğer değişkenlerin etkisi anlamlı bulunmamıştır (her biri için p>0,05) SONUÇ: Orta ve ciddi mitral darlığı olan romatizmal kalp hastalarında Atriyal Fibrilasyon taramasında ulaşımı kolay ve ucuz olan SII kullanılabilir. Romatizmal kalp hastalığında atriyal fibrilasyon tarama algoritmasının gelişimi için yeni çalışmalar gereklidir. Anahtar Kelimeler: romatizmal kalp hastalığı, romatizmal mitral darlığı, atriyal fibrilasyon, SII, inflamasyon, biyobelirteç
The cross-cultural adaptation, validity, and reliability of the Turkish version of vanderbilt multidimensional pain coping inventory
Rheumatoid arthritis (RA) is a chronic, progressive, inflammatory, autoimmune disease of unknown etiology, mainly affecting synovial joints, causing loss of function. The main reason that directs RA patients to medical treatment is pain. Chronic pain causes limitation of movement, sleep problems, fatigue, stress and depression, as well as physiological and psychological problems that cause negative effects on the quality of life of the individual. The patient's thoughts, expectations, and methods of coping with pain are effective in pain control. In order to identify and treat the painful condition, individual coping methods of the patient and the effectiveness of these methods should be evaluated. This study was planned to adapt the Vanderbilt Multidimensional Pain Coping Inventory into Turkish, to investigate its cultural adaptation, validity and reliability. The study was completed with 352 volunteers who fulfilled the criteria to be included in the Rheumatology Clinic of Istanbul Haydarpaşa Numune Training and Research Hospital. The mean age of the patients was 54.72 ± 13.93 years. 70.7% (n = 249) of the sample was female and 29.3% (n = 103) was male. Data collection tools used in the study; Demographic Data Form, Mcgill and Melzack Pain Questionnaire, Short Form-36 (SF-36), Vanderbilt Multidimensional Pain Coping Inventory (VMPCI), Pain Coping Inventory (PCI), Pain Coping Scale were used. The language validity of the Turkish form of the scale was provided by the translation-back translation method. Expert opinion was obtained for scale of validity. In order to evaluate the reliability of the Turkish version of the scale; internal consistency coefficient, test retest and parallel form methods were used. After all these analyzes, the reliability and validity of the Turkish version of the VMPCI scale was obtained. In addition to this study, the descriptive characteristics of the sample, SF-36 scale, Mcgill and Melzack Pain Questionnaire results were examined alone and together with the sub-dimensions of the scale.
İnterstisyel akciğer hastalığı ile yönlendirilen hastaların romatolojik değerlendirme sonuçlarının retrospektif olarak incelenmesi
Çalışmamızın amacı interstisyel akciğer hastalığı (İAH) tespit edilerek etiyoloji araştırılması için romatolojiye yönlendirilen hastalarda; romatolojik hastalık ilişkili interstisyel akciğer hastalığı (RH-İAH) ve otoimmün özelliklere sahip interstisyel pnömoni (İPAF) prevalansını araştırmak, sınıflandırmak ve ayırıcı tanıda klinik pratikte kullanılabilecek parametreleri belirlemektir. Çalışmada, 2010 - 2020 yılları arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniğinde İAH tespit edilen ve etiyoloji araştırılması için Romatoloji Bilim Dalı polikliniğe yönlendirilen 226 hastanın demografik ve klinik özellikleri, laboratuar ve görüntüleme tetkikleri, patoloji raporları, tanı ve tedavileri retrospektif olarak incelendi. Hastalar; İAH etiyolojisine göre romatoloji dışı İAH, İPAF, RH-İAH olarak 3 ana gruba ayrıldı. Çalışmaya dahil edilen hastaların %49,1'i (n=111) romatoloji dışı İAH, %20,8'i (n=47) İPAF, %30,1'i (n=68) RH-İAH olarak değerlendirildi. RH-İAH gurubunda; ilişkili hastalık olarak en sık %41,1 (n=28) Sjögren sendromu (SjS) görüldü. İPAF grubunun; %55'i kadın, yaş ortalaması 68,47±11,93 yıl bulundu. Hastaların %49'unda olağan interstisyel pnömoni (UİP) paterni görüldü. İPAF sınıflandırma kriterlerine göre; klinik bulgularda %25 eklem tutulumu, serolojik bulgularda %62 antinükleer antikor (ANA) pozitifliği, morfolojik bulgularda %21 nonspesifik interstisyel pnömoni (NSİP) paterni en sık görüldü. RH-İAH ve İPAF grubunu romatoloji dışı İAH grubundan ayırmada etkili beş bağımsız faktör belirlendi. Bunlar; komorbidite, cilt lezyonu, eklem tutulumu, tükürük bezi biyopsisi patoloji varlığı ve ANA pozitifliği idi. Bu etkenlerin romatolojik takip gerektiren, immünsüpresif tedavi adayı hastaları belirlemede klinik pratiğimize katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Romatoid artrit tedavisinde çoklu biyolojik veya hedefe yönelik ajan tedavisi gereksinimini etkileyen parametrelerin retrospektif olarak incelenmesi
Etiyolojisinde pek çok faktörün rol aldığı romatoid Artrit primer olarak sinovyal dokuları hedef alan, kronik, sistemik, otoimmün bir hastalıktır. Sistemik bir hastalık olma özelliği nedeniyle birçok doku ve organ sistemi etkilenebilir. Dünya'da görülme sıklığı %0,5-1 olup Türkiye prevalansı %0,5 civarınadır. Ortalama görülme yaşı 35-50 yaş olup herhangi bir yaşta da başlayabilir. Kadınlarda daha sık görülmektedir. Romatoid artrit tedavisindeki temel hedefler hasta yaşam kalitesini artırmak, hastalığa bağlı semptomları gidermek, ilerleyen dönemde oluşabilecek eklem hasarını gelişmeden önleyebilme ve hastalığa bağlı komplikasyonları önleyebilmektir. Non-steroidal antiinflamatuar ilaçlar ve streoidler hastalığın sadece semptomlarını yönetmeye, inflamasyonu azaltmaya yönelik olup romatoid artritin temel tedavisini hastalığı modifiye eden ajanlar (DMARDs) oluşturmaktadır. DMARDs tedavileri gelişimlerini hala sürdürmekle birlikte temel olarak konvansiyonel sentetik DMARDs, biyolojik tedaviler olarak ayrılabilir. Biyolojik tedavinin temelini ise hedefe yönelik DMARDs (target sentetik DMARDs) ve anti-TNF ve anti-TNF olmayan biyolojik DMARDs'lar oluşturur. Çalışmamıza konvansiyonel DMARDs, tek veya çoklu biyolojik tedavi rejimleri denenmiş ve hala bu tedaviler ile izlemde olan 130 romatoid artrit tanılı hasta dahil edilmiştir. Tedavi tiplerine göre hastalar 3 gruba ayrılarak tedavi tipine etki edecek değişkenlerin olup olmadığı araştırılmıştır. Tedavi gruplarını konvansiyonel sentetik DMARDs, tekli biyolojik DMARDs veya hedefe yönelik biyolojik DMARDs, çoklu biyolojik DMARDs ve/veya hedefe yönelik sentetik DMARDs tedavileri oluşturmakta idi. Her 3 grup içinde ortak olarak yaş, cinsiyet, beden kitle indeksi, eşlik eden diyabetes mellitus varlığı, sigara kullanımı, romatoid artrit hastalık tanı yılı, hastalık tanısı konulduğu dönemdeki romatoid faktör değeri, anti-CCP (Anti-siklik sitrulinlenmiş peptid), sedimantasyon, C-reaktif protein değerleri, tanı dönemindeki DAS28-ESR (disease activity score-sedimantasyon 28) hastalık skorlaması, hassas eklem sayısı, şiş eklem sayısı araştırılmıştır. Ek olarak biyolojik DMARDs tedavisi alan gruplar içerisinde konvansiyonel DMARDs tedavisi kesilme ya da değiştirilme sebebi, VAS (visual analog scale) değeri ve biyolojik tedavilerin değiştirilme sebepleri araştırıldı. Sonuç olarak belirli tedavi grupları arasında değişkenlerde farklılıklar görülmüştür fakat tedavi sürecine etki edebilecek parametreler ile ilgili çalışmalar literatürde yetersizdir.
İnflamatuar barsak hastalarında aşil entezopati ve vitamin D düzeyi
Ülseratif Kolit (ÜK) ve Crohn Hastalığı (CH) ekstraintestinal manifestasyonlarla (EİM) seyredebilir. En sık görülen EİM'lerden birisi de spondiloartropatilerdir. Spondiloartropatinin (SpA) kardinal semptomlarından birisi entezopatidir. Manyetik rezonans ve ultrasonografi (USG) ile entezopati saptanan hastaların çoğunun asemptomatik olduğu bildirilmiştir. Bu nedenle entezopatinin tanısında radyolojik görüntüleme yöntemleri ön plana çıkmıştır. USG'nin entezopati tanısında geçerliliği birçok çalışmada kanıtlanmıştır. Vitamin D (Vit D) klasik vitaminlerden farklı olarak vücudumuzda sentezlenmekte dolayısıyla bir hormon olarak kabul edilmektedir. Vit D düzeyi ile entezopati arasında bir ilişki olup olmadığı bilinmemektedir. Biz çalışmamızda İBH hastalarında entezopatiyi, en sık görüldüğü bölge olan aşil bölgesini USG ile değerlendirerek saptamayı ve Vit D düzeyini çalışmayı planladık. Böylece entezopati, Vit D düzeyi ve İBH'nın klinik, labaratuar ve endoskopik parametreleri arasında ilişki olup olmadığını araştırmayı amaçladık. Çalışmaya İBH tanısıyla izlenen 100 hasta (52 ÜK ve 48 CH) ve 30 sağlıklı kontrol grubu dahil edildi. Hasta grubunda toplam 51 erkek (yaş ortalaması 37.2±11,4), 49 kadın (yaş ortalaması 40.1±12,2) vardı. Kontrol grubu yaş ve cinsiyet açısından hasta grubuna benzerdi. Kontrol grubunda entezopati saptanmaz iken hasta grubunda 25 hastada (%25) saptandı. Bunlardan sakroiliiti de saptanan 6 hastanın ileri değerlendirilmesinde Ankilozan Spondilit tanısı konularak tedavileri düzenlendi. OMERACT skoru hasta grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak daha yüksekti (p<0.001). ÜK ve CH grubunu OMERACT skoru açısından karşılaştırdığımızda anlamlı bir fark yoktu. Hastaların alt grup analizinde ise klinik aktivitelerine göre gruplandırıldıklarında, OMERACT skoru şiddetli hastalıkta anlamlı olarak daha yüksekti (p:0.044). Hasta ve kontrol grubu arasında Vit D düzeyi karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. ÜK ve CH hastalarının Vit D düzeyi karşılaştırıldığında; CH olanlarda Vit D eksikliği olanların yüzdesi daha fazla olmakla birlikte bu fark istatistiksel anlama ulaşmıyordu (p=0.078). Hastalar hastalık aktivitesine göre gruplandığında; hastalık aktivitesi ile Vit D düzeyi arasında negatif yönde bir korelasyon olduğu görüldü (p:0.031). Sonuç olarak İBH hastalarında; endoskopik olarak aktif hastalıkta ve klinik olarak şiddetli hastalıkta USG ile belirlenen aşil entezopati sıklığı ve OMERACT skoru artmıştır. USG asemptomatik İBH ilişkili SpA hastalarının tanısında faydalı olabilir. Hasta grubunda Vit D düzeyi kontrol grubuna göre farklı çıkmamakla birlikte daha ciddi hastalıkta daha düşük düzeydedir. İBH hastalarında özellikle Vit D'nin eksikliği, tedavi ve takipteki olası rolüne ilişkin çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: İnflamatuar barsak hastalığı, aşil entezopatisi, D vitamin
Romatizmal kapak hastalıklı çocuk hastalarda tam kan analizindeki parametrelerin sistemik inflamasyon göstergesi olarak kullanılması
Amaç: Akut Romatizmal Ateş (ARA) duyarlı bireylerde iyi tedavi edilmemiş A Grubu Beta Hemolitik Streptokok boğaz enfeksiyonu sonrası otoimmünite bağlı gelişen multisistemik inflamatuvar bir hastalıktır. Hastalığın en önemli mortalite ve morbidite nedeni kardit ve buna bağlı gelişen romatizmal kalp hastalığıdır (RKH). Çalışmamızda çocuk kardiyoloji polikliniğinde izlenen RKH'lı çocuk hastalarımızın tam kan parametrelerini aynı yaş ve cinsiyetten oluşan sağlıklı kontrol grubu çocuk tam kan parametreleri ile karşılaştırarak kronik inflamasyon göstergesi olarak kullanılabilecek belirteçleri saptamak istedik. Ayrıca düzenli ARA profilaksisinin bu belirteçler üzerine etkisini araştırmak istedik. Materyal ve Metod: Çalışmamıza, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Çocuk Kardiyoloji polikliniğinde RKH nedeni ile takip edilen 4-18 yaş aralığındaki 100 hasta çocuk ve hasta grubuyla aynı yaş ve cinsiyette 100 sağlıklı çocuk dahil edildi. Hasta grubundaki tüm çocuklar düzenli olarak 21 günde bir deposilin profilaksisi almakta idi. Hasta ve sağlıklı çocukların tam kan analizi sonuçları Nucleus sisteminde incelenerek tüm veriler sisteme girildi. Tutulan kayıtlardaki yaş, cinsiyet bilgileri de kayıtlardan alınarak veri olarak girildi. Literatürde kronik inflamatuvar hastalıklarda değiştiği bildirilen birçok tam kan parametresini çalışmamıza dahil ettik. Bu parametreleri CRP, Eritrosit Dağılım Genişliği (RDW), Trombosit Dağılım Genişliği (PDW), Ortalama Trombosit Hacmi (MPV) ve lökosit subtipleri olan nötrofil, lenfosit, monosit sayıları ve bunların birbirine oranları (nötrofil/lenfosit, platelet/lenfosit ve monosit/lenfosit oranı) idi. Hasta ve kontrol grubunda tüm bu parametreleri istatistiksel olarak karşılaştırarak kronik inflamasyon göstergesi olarak kullanılabilecek belirteçleri saptadık. Elde edilen sonuçları literatür bilgileri ile karşılaştırarak düzenli ARA profilaksisinin bu belirteçler üzerine etkisini araştırmak istedik. Değişkenlerin dağılımı kolmogorov simirnov test ile ölçüldü. Nicel bağımsız verilerin analizinde mann-whitney u test kullandık. Nitel bağımsız verilerin analizinde ki-kare test kullandık. Korelasyon analizinde spearman korelasyon analizi kullanarak yaptık. Bulgular: Hasta ve kontrol grubu arasında yaş ve cinsiyet dağılımı açısından anlamlı fark saptanmadı (p> 0.05). RKH'lı grupta Lökosit sayısı, lenfosit sayısı, bazofil sayısı kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşüktü (p <0.05). Ayrıca hasta grubunda Bazofil sayısı anlamlı (p <0.05) olarak daha yüksek idi. RHK'lı grupta eritrosit dağılım genişliği (RDW) sağlıklı çocuk grubundan anlamlı (p <0.05) olarak daha yüksekti. Trombosit dağılım genişliği (PDW) ve ortalama trombosit hacimi (MPV) açısından hasta ve kontrol grupları karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak önemli bir fark saptanmadı (p> 0.05). RKH'lı grupta kontrol grubuna göre nötrofil/lenfosit, platelet/lenfosit oranlarında istatistiksel olarak bir fark saptanmazken Monosit Lenfosit Oranıda anlamlı düşüklük saptandı (p <0.05). Sonuç: Hasta grubumuzda akut ve kronik inflamatuar hücrelerde genel olarak bir artış saptamadık. Aksine çalışmamızda düzenli sekonder deposilin profilaksisi alan RHK'lı çocuk hastalarda lökosit sayısı, lenfosit sayısı, bazofil sayısı ve monosit/lenfosit oranın düştüğünü ve RDW değerinin ise yükseldiğini saptadık. RKH'lı çocuk hastalarda literatürde bildirilen çalışmalardan farklı olarak lökosit, lenfosit, bazofil sayısı ve monosit/lenfosit oranın düşük olmasını hastalarımızın deposilin profilaksisinin düzenli olarak yaptırmasına bağladık. Bu nedenle RKH'lı çocuk hastalarda düşük lökosit, lenfosit, bazofil sayısı ve monosit/lenfosit oranın deposilin profilaksisinin düzenli olarak yapıldığını gösteren belirteçler olarak kullanılabileceğini düşünüyoruz. Hasta grubunda saptadığımız RDW değerinin yüksekliğini ise kronik inflamasyon nedeniyle değil de hastalarımızdaki kalp kapak yüzey anatomilerindeki bozulmayla ilişkili olacağını düşünüyoruz. Anahtar Sözcükler: romatizmal kalp hastalığı, akut romatizmal ateş, tam kan analizi.
Romatoid artrit, ankilozan spondilit ve psöriatik artrit hastalarının tırnak bulgularının klinik ve dermoskopik olarak değerlendirilmesi ve psöriasis hastaları ile karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Psoriasis immün aracılı mekanizma ile oluşan kronik inflamatuvar (IMID grubu) bir hastalıktır ve psoriatik artrit, psoriasisin en sık görülen komorbiditesidir. Romatoid artrit (RA) ve Ankilozan Spondilit (AS) de IMID grubuna dahil olan ve psoriatik artrit ile klinik benzerlikleri bulunan hastalıklardır. Tırnak tutulumu psoriasis ve özellikle de psoriatik artrit için özel önem taşır. Tırnağın eklem sisteminin bir uç parçası olarak görülmesiyle birlikte RA ve AS gibi hastalıklarda da tırnak lezyonlarının görülebileceği düşünülmüştür. Bu çalışmada, RA ve AS hastalarında tırnak değişikliklerini araştırmayı ve psoriasis ile psoriatik artrit hastalarında görülen zengin tırnak bulguları ile karşılaştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya 1.11.2020 ve 1.11.2021 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Dermatoloji polikliniğine başvuran 25'er eklem tutulumu olan ve olmayan psoriasis hastası ile Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran 25'er romatoid artrit ve ankilozan spondilit hastası dahil edildi. Hastaların el tırnakları muayene edildi ve her elden ikişer tırnak ve çevresinin dermoskopik görüntüleri kaydedildi. Hastaların demografik ve klinik özelliklerinin yanında gözle görülen ve dermoskopik tırnak bulguları kaydedildi. Bulgular: Hastaların 35'i erkek, 65'i kadındı. Yaş ortalaması 43.59 ±12.69'di. Eklem tutulumu olan ve olmayan psoriasis hastaları arasında PASI ve NAPSI ortalamalarında fark bulunmadı (sırasıyla p=0.382, p=0.734). Psoriasis hastalarında hastalık süresi arttıkça NAPSI skoru da korele olarak artıyordu (p=0.02). Eklem tutulumu olmayan psoriasis hastalarında gözle görülebilen en sık tırnak bulgusu onikoliz (%88, n=22) ve yüksük tırnak (pitting) (%88, n=22) iken PsA hastalarında da bulgular benzerdi (onikoliz: %88, n=22; pitting: %80, n=20). Ankilozan spondilit grubunda en sık saptanan tırnak bulgusu ise (%56, n=14) lökonişi iken romatoid artrit grubunda en sık görülen tırnak bulgusu (%48, n=12) tırnakta dikey çizgilenme-trakinoişiydi. Lökonişi ve yatay çizgilenme-çöküklük bulgularında gruplar arasında istatiksel anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla p= 0.56, p=0.05). Dermoskopide; Ps, PsA, RA ve AS hastalarında proksimal tırnak kıvrımında çok sıralı kapiller damarlanma sık görüldü. Megakapiller (%32, n=8), mikrohemorajik odak (%32, n=8), düzensiz, üst üste binmiş damar görünümü (%48, n=12) en çok ankilozan spondilit hastalarında görülürken; çarpık, dallanmış, morumsu damarlanma en çok (%20, n=5) romatoid artrit hastalarında saptandı. Psoriasis hastalarında (Ps: %76, n=19; PsA: %84, n=21) seyrek veya yaygın kümelenmiş noktasal damarlanma daha fazla görülürken (p<0.001), romatoid artrit hastalarında (%64, n=6) paralel kümelenmiş damarlar-kısa lineer damarlar daha fazla saptandı (p=0.01). Yine psödofiber işareti en çok PsA hastalarında görüldü (p=0.04). Sonuç: IMID grubu hastalıklarda patogenezdeki inflamasyon ve vasküler değişiklikler nedeniyle tırnak bulguları sık görülebilir ancak yine de RA ve AS hastalarında psoriasis hastalarındaki kadar zengin tırnak bulguları saptanmamıştır. Yüksük tırnak (pitting), onikoliz, splinter hemoraji ve subungual hiperkeratoz psoriasis tırnağında sık görülürken; lökonişi ve yatay çöküklük hastalığa özgün bulunmamıştır. Proksimal tırnak kıvrımında seyrek veya yaygın kümelenmiş noktasal damarlanma psoriasis tırnağını; paralel kümelenmiş, kısa lineer damarlanma ile düzensiz, dallanmış, morumsu damarlanma ise RA tırnağını düşündürebilir. Sonuç olarak; IMID grubu hastalıkların özellikle erken dönemde ayrımlarında dermatolojik muayene, detaylı tırnak muayanesi ve tırnak dermoskopisi büyük önem taşır.
Romatizmal kalp hastalıklarında yürütücü işlevlerin değerlendirilmesi
Giriş : Akut romatizmal ateş (ARA), çoğunlukla çocuklarda ve genç erişkinlerde A grubu beta hemolitik streptokok enfeksiyonundan sonra (AGBHS) (genellikle farenjitten sonra) ortaya çıkan multisistemik inflamatuar bir hastalıktır. Hastalığın major klinik bulgularının gelişiminden antijenik benzerlik sonucu değişik sistemleri tutan hücresel ve humoral otoimmünite sorumlu tutulmaktadır. Hastalığın major klinik bulguları artrit, kardit, Sydemhan Koresi (SK), eritema marginatum ve subkutan nodüllerdir. ARA'nın en önemli komplikasyonu kardit sonrası gelişen romatizmal kalp hastalığıdır (RKH). Çocuk kardiyoloji polikliniklerinde izlenmekte olan hastaların büyük kısmı RKH çocuklarıdır. Santral sinir sistemininin tutulumu sonuçu gelişen SK akut romatizmal ateşin major klinik bulgularından biridir. Syndenham koreli çocuk hastaların çoğunda RKH'lığı bildirilmektedir. Son yıllarda SK çocuk hastalarda yütücü işlev bozuklukları ile ilğili çalışmalar literatürde çok sayıda bildirilmektedir. RKH'lı çocuklarda yürütücü işlevlerle ilğili literatürde çalışma yoktur. Bu çalışmada RKH olan çocuk ve adolesan hastalarda yürütücü işlevleri değerlendirdik . Gereç ve Yöntemler: Çalışmamız, 12-18 yaş arası RKH hastalarını ve sağlıklı kontrolleri içeren kesitsel randomize çalışma şeklinde tasarlanmıştır. Hastalar ve kontrollerin tamamı ile yüz yüze görüşülmüş, çalışmada kullanılan soru formu ve ölçekler de yüz yüze görüşme yoluyla görüşmeci tarafından değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında;Sosyodemografik veri formu, Yürütücü İşlevleri Davranışsal Değerlendirme Envanteri Ebeveyn Formu doldurulmuştur. Çalışmamızda önce hasta ve kontrol grubu olgularının yaş, cinsiyet, eğitim durumu, ebeveynlerin eğitim durumu, ailenin gelir düzeyi açısından arasında farklılık araştırıldı. Böylelikle yürütücü işlevler üzerine etkisi bilinen bu faktörlerin karıştırıcı etkisi dışlandı. Çalışmaya alınan ailelerden aydınlatılmış onam formu alındıktan sonra psikometrik ölçümler ve psikiyatrik görüşme uygulanmıştır. Psikiyatrik tanısal değerlendirme için tüm katılımcılara "Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Dsm-5" uygulanmıştır. Yürütücü İşlevleri değerlendirmek için ise sırasıyla Sayı Dizisi Testi, Sözel Akıcılık Testi, İz Sürme Testi, Stroop Testi , Wisconsin Kart Eşleme Testi yapılmıştır. Elde edilen veriler uygun istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmişti. Bulgular: Çalışmamıza alınan, RKH tanılı 30 olgunun %76.7'si (n= 23) kız, %23.3'si (n= 7) erkek bireyden oluşmaktadır. Olgu grubunun yaş ortalaması 14,73 ± 1.84 yıl idi. Tanı yaş ortalaması 11.97 ± 1.72 yıl idi. Olgu ve kontrol grupları aile yapıları, ailelerinin aylık gelir, kardeşindeki tıbbi hastalık varlığı ve ailede ruhsal hastalık varlığı bakımından karşılaştırıldığında iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. (p >0.05. ). RKH'lı katılımcıların ailesinde daha fazla çocuk olduğu görüldü (p = 0,004). Çalışmamızda hasta ve kontrol hastalarına Sayı Dizisi Testi, Sözel Akıcılık Testi, İz Sürme Testi, Wisconsin Kart Eşleme Testi karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Fakat Stroop Teste "hata düzeltme sayı" puan ortalaması, hasta grubunda 3.10 ± 2.17 iken control grubunda 2.03 ± 1.50 olarak saptanmıştır. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p=0.05), (z:- 1,96) Sonuç: Çalışmamızın sonuçları bize, geçirilmiş ARA'ya bağlı RKH olan çocuk hastalarda hastalığın geç gelişen bir major bulgusu alan SK'si gelişmeden de yürütücü işlemlerde bozukluklar gelişebileceğini göstermiştir. Çalışmamızda sadece yürütücü işlev testlerinden Stroop Testinde bozukluk saplanmıştır. Diger yürütücü işlev bozukluğu testlerinde bozukluk saptanmaması hastalarımızın düzenli penisilin profilaksi almalarına, kısa izlem sürelerine bağladık. Stroop Testi bozuklukları dorsolateral ve/veya singulat prefrontal korteks bozukluklarıyla ilişkilendirilmektedir. Bu nedenle RKH hastalarda SK gelişmeden önce ilk olarak dorsolateral ve/veya singulat prefrontal korteks fonksiyon bozukluğu gelişebileceğini düşündürmüştür.
Irak popülasyonunda romatoid artritli hastalarda PAD geninin ortak mutasyonunun analizi
Bu çalışmaya yaşları 25-35 arasında değişen 64 Romatoid Artrit (RA) hastası ve 32 sağlıklı kişi olmak üzere toplam 96 kişi katılmıştır. İncelemelerde kullanılacak kan örnekleri, Dhuluiya Genel Hastanesi'nde Mart-Mayıs 2022 tarihleri arasında alınmıştır. Romatoid artritli hastalar ile sağlıklı kontrol grubu arasında ortalama yaş ve cinsiyette önemli farklılıklar bulunmuştur. Romatoid artritli hastalar genellikle 31-35 yaşları arasında ve kadınlarda fazladır. Hasta grubunda tespit edilen ortalama anti-CCP ve PADI4 seviyeleri kontrol grubundan önemli ölçüde daha yüksektir. PADI 4 geninin polimorfizmi, gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) kullanılarak incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar lojistik regresyon analizi kullanılarak, belirli aleller ve genotipler ile RA riski arasında anlamlı bir ilişki ortaya koymuştur. Ayrıca, Tetra ARMS-PCR yöntemi kullanılarak yapılan testlerde hasta ve sağlıklı kontrol grupları arasında önemli bir değişiklik görülmemiştir. RA'lı hastalarda, heterozigot CT genotip tekrar oranı, kontrol grubuna kıyasla %48,4'lük bir yüzde ile en yüksektir. Normal genotip oranı ise hasta grubunda %43,8 ile en düşüktür. Hasta grubunda mutant TT genotip %7,8 olarak belirlenmiştir. Alellerin sıklığına ilişkin bulgulara göre, hasta grubun mutant T aleli yüksek bir orana sahiptir. Ayrıca; TT, CT ve alel T genotipleri, romatoid artrit için risk faktörü olarak görülmektedir. Heterozigot CG genotipi RA hastalarında %60,9'dur. Normal genotip CC yüzdesi ise kontrol grubunda ise %40,6 olarak tespit edilmiştir. Mutant GG genotipi hasta grubunda %14,1 olarak belirlenmiştir. Alel frekansı açısından, hasta grubunda mutant G aleli oranı daha yüksek (%44,54) iken kontrol grubunda daha düşüktür (%35,9). Normal C aleli ise kontrol grubunda daha yüksek (%64,1) bulunmuştur. Elde edilen sonuçlara göre olasılık GG genotipi ve G aleli romatoid artrit için risk faktörü olarak görülmektedir.
Erken artritli hastaların klinik ve laboratuvar yönünden tanımlanması ve başlangıç laboratuvar değerlerinin prognoza etkisi
Amaç: Erken artrit klinik ve radyolojik hasarın görülmediği dönemdir. Bu dönemin süresi kesin olmamakla beraber semptom süresi iki yıl ve altında olarak kabul edilmektedir. Erken artrit çoğunlukla romatoid artrit ile ilgilidir. Romatoid artrit (RA) nedeni bilinmeyen, karakteristik özelliğini daha çok periferik eklemlerde gösteren, kronik, progresif, eroziv artrit ile seyreden, otoimmün, inflamatuar artritler arasında en sık görülen sistemik bir hastalıktır. Hastalık eklemlerde ciddi deformiteler ve sakatlıklar meydana getirerek yaşam kalitesini azaltmakta ve erken ölümlere neden olmaktadır. Hastalığın erken tanısı ve tedavisi ile eklem hasarının durdurulabileceği gösterilmiştir. Bundan dolayı son dönemde yapılan çalışmaların çoğu bu ciddi sonuçları olan hastalığın radyolojik hasar gelişmeden önce tanımlanması ve erken tedavisi üzerine yoğunlaşmıştır. Biz bu çalışmamızda, bilim dalı polikliniğimize başvuran erken artrit hastalarının, klinik ve laboratuvar tanımlanması, tanı konulma süreleri, gecikme süresi, tanı gecikme nedenlerini ortaya koymayı ve içlerinde RA tanısı alan hastaların başlangıç laboratuvar değerleri, bunların prognoza etkisini ortaya koymayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Bu prospektif çalışmamıza 70'i RA hastası olmak üzere 112 erken artrit hastası dahil edilmiştir. Hastaların başlangıç semptomu, semptom süresi, sabah tutukluğu, ekstremite başlangıç şekli ve dağılımı, semptom başlangıç, kliniğe başvuru ve tedavi tarihi, gecikme nedenleri, eşlik eden hastalıklar, aile, sigara, ilaç kullanma öyküsü sorgulandı. Başlangıç vizitte CRP, ESR, anti-CCP, RF, ANA, CBC çalışıldı, el grafileri değerlendirildi. Hastalar en az bir yıl olmak üzere iki yıl takip edildi. Tedavinin en az birinci yılında kontrol anti-CCP ve RF düzeyine bakıldı.Bulgular: Hastalık daha çok üst ekstremiteden, kronik, poliartrit, simetrik şeklinde başlamaktadır. Hastaların % 52,9'unda RF, % 65,7'sinde anti-CCP, % 15,7'sinde ANA, % 64,3'ünde CRP, % 72,9'unda ESR pozitifliği ve % 64,3'ünde radyolojik değişiklik bulunmuştur. Tanı gecikmesi ortalama 21 hafta olup daha çok hastaların geç başvurularından kaynaklanmaktadır. Tedavi ile RF'de % 64,5, anti-CCP'de % 11,4 oranında düşüş saptandı.Sonuç: Anti CCP ve RF varlığı, sigara kullanımı, başlangıçta yüksek CRP ve ESR, poliartiküler eklem tutulumu ile hastalığın başlangıcı ve bir saatten uzun süren sabah katılığı olan hastaların takip sonunda radyolojik hasarı daha fazla bulundu. Üç aydan daha kısa sürede tedavinin başlandığı hastalarda radyolojik hasar daha azdı. Üç aydan daha geç tanı konulup tedavi alan hastalarda radyolojik hasar 4,5 kat daha fazla görüldü.Anahtar sözcükler: Erken artrit, romatoid artrit, otoantikorlar, 2010 EULAR/ACR RA sınıflandırma kriterleri
Romatizmal kapak hastalığı ile kronik periodontitis arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Amaç: Kronik periodontitisin sistemik hastalıklarla ilişkili olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Bizde bu çalışmada kronik periodontitisle romatizmal kapak hastalığı arasındaki olası ilişkiyi araştırdık. Metod: Yetmişyedi romatizmal kapak hastalığı bulunan hasta ile 30 sağlıklı kişi kontrol grubu olarak çalışmaya alındı. Çalışmaya alınan tüm bireylere detaylı ekokardiyografi ve periodontal muayene yapıdı. Periodontal parametrelerden gingival indeks, plak indeksi, cep derinliği , sondalama sırasında kanama ve klinik ataşman kaybına bakıldı aynı zamanda eksik diş sayısı kaydedildi. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 37.84±10.31 iken kontrol grubunun ortalama yaşı 35.26±9.74 saptandı. Ortalama klinik ataşman kaybı hasta grubunda 2.17±0.69 iken kontrol grubunda 1.78±0.46 saptandı (p:0,005), cep derinliği hasta grubunda 2.15±0.64 iken kontrol grubunda 1.78±0.46 saptandı (p:0,006), sondalama sırasında kanama (BOP) hasta grubunda %53.32±39.40 iken kontrol grubunda %34.70±37.85 saptandı (p:0,029). En güçlü negatif korelasyon eksik diş sayısı ile mitral darlık ciddiyeti ve mitral kapak alanı arasında saptandı (p<0,001 her ikisi için). Sonuç: Bu çalışmamızda kronik periodontitis ile romatizmal kapak hastalığı arasında güçlü bir ilişki saptadık, özellikle de mitral darlığı olan hastalarda. Anahtar Kelimeler: Periodontitis, romatizmal kapak hastalığı, mitral darlık.
Yogun bakımda takip edilen romatolojik hastaların demografik ve klinik bulguları ile bu bulguların sağkalımla ilişkileri
ÖZETAmac: Bu çalışma Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahiliye Yoğun Bakım ünitesinde izlenen romatolojik hastaların yatışındaki klinik ve laboratuar özelliklerinin belirlenmesi ve bu parametrelerin mortalite ilişkisinin ortaya konması amacı ile yapılmıştır.Gerec ve yöntemler: Çalışmamıza 2003-2012 tarihleri arasında Dahiliye Yoğun Bakımda yatan romatolojik hastalar alındı. Hastaların demografik, klinik ve laboratuar değerleri retrospektif olarak kaydedildi. İstatistiksel frekansları hesaplandı daha sonra bu verilerin mortalite üzerine etkisi araştırıldı.Bulgular: Bu çalışmaya ortanca yaşı 38 olan 69'u bayan 31'i erkek toplam 100 hasta alındı. Hastaların tanıları 42'si (%42) Sistemik lupus eritromatozis (SLE), 26'sı (%26) Romatoit artrit (RA), 9'u (%9) Wegener granulomatozis (WG), 6'sı (%6) Behçet hastalığı (BH), 5'i (%5) Skleroderma'idi (SCL). Hastaların yoğun bakım ihtiyacı 55 hastanın (%55) pulmoner problemler ve şok nedeniyle sonra sırasıyla nörolojik problemler 27 (%27) ve diger nedenlerden 18 (%18) oldu. Hastaların ortanca Akut Fizyolojik ve Kronik Sağlık Değerlendirilmesi (APACHE II )değeri 21'idi(5-45). Hastaların 63'ü öldü (%63).Yapılan tek degişkenli analizde yatış nedeni pulmoner problem ve şok olanlar ( p=0.002), yaş (p=0.040), yoğun bakıma yatışında enfeksiyon (p=0. 005), akciğer enfeksiyonu (p=0.017), sepsis ( p=0. 01) ve şok (p=0.001) olanlar ile trombosit sayısı (p=0.032) , c-reaktif protein (CRP) (p=0.012), prokalsitonin (PCT) (p=0.008) ve APACHE II (p=0.001) mortalite ile ilişkili bulunuldu. Multivariant analizde sadece APACHE II değeri istatistiksel olarak mortalite üzerine anlamlı bulundu(p=0.009).Sistemik lupuslu eritromatozisli 42 hastasının %63'ü öldü. Tek degişkenli istatiksel analizde yaş (p=0.002), sepsis (p=0.028), APACHE II (p=0.006), PCT (p=0.046) , mortalite üzerine anlamlı bulundu. Romatoit artrit hastalarının %73'ü öldü, yapılan tek değişkenli istatistikte sadece CRP (p=0.028) mortalite üzerine anlamlı bulundu.Sonuc: Yoğun bakımda takip edilen romatolojik hastalar yüksek ölüm oranına sahiptir. Yoğun bakımdaki romatoloji hastalarının mortalitesi açısından en önemli risk faktörü APACHE II'dir.