Physical geography
83 theses under this subject heading
Kentsel alanlarda çevresel kirlilik analizi: Gaziantep şehri örneği
Çevresel kirlilik tüm ekosistem için olduğu gibi günümüz kentleri için de en önemli sorunların başında gelmektedir. Kentsel alanlarda sanayi, kentleşme, nüfus artışı gibi farklı parametrelere bağlı olarak özellikle ağır metallerden kaynaklı çevresel kirlilik ortaya çıkmaktadır. Dünya genelindeki büyük kentlerde olduğu gibi Gaziantep şehrinde de sanayi, ulaşım, nüfus ve tüketime bağlı olarak çevresel kirlilik önemli bir sorun haline gelmiştir. Bu duruma bağlı olarak, bu çalışmada da Gaziantep şehrindeki ağır metallerin yarattığı çevresel kirliliğinin güncel durumu toprak ve bitki örneklerinden alınan numunelerin analize tabi tutulmasıyla ortaya konulmuştur. Gaziantep şehri ve yakın çevresinde belirlenmiş 10 farklı lokasyondan, 4 farklı mevsimde alınmış toprak ve bitki örnekleri labaratuvar ortamında analiz edilmiştir. Bu analizler sonucunda özellikle Başpınar ve KÜSGET sanayi alanlarına yakın yerlerde çeşitli ağır metallerin yoğunlukta olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Çamlıca, Mavikent gibi alanlardan alınan örneklerde de nüfusa bağlı olarak farklı ağır metallerin çevresel kirlilikte etkili olduğu belirlenmiştir. Dolayısıyla bu çalışma Gaziantep kentinin güncel kirlilik durumuna ön değerlendirme imkânı sunmuş ve gelecekte yapılacak olan farklı bilim dallarındaki çalışmalara ön ayak olmuştur.
Kilistra (Gökyurt) yöresi'nin kültürel jeomorfolojisi, Konya
Yerşekillerinin oluşumunda ve etkin süreçlerin insan yaşamına sağladığı avantajların saptanması, kullanımı ve geliştirilmesinin yanı sıra onların yol açtığı problemlere eğilme ve çözüm üretme hızla ilerlemektedir. Yerşekillerinin mekânsal dağılışı ve değişikliklerini toplumsal sorunlarla irdeleyip çözüm getirme yolu da bu kapsamda değerlendirilmelidir. Özellikle son iki asır boyunca insanlar, başta tarımsal faaliyetler, madencilik ve taş ocakları işletmeciliği, kentler ve yolların inşaları yoluyla yeryüzünde materyal transferinde ve yerşekillerinin değiştirilmesinde giderek artan bir önemde etki yapmışlardır. Çalışma ile kültürel jeomorfoloji çalışmalarında kullanılacak araştırma metodolojisi oluşturularak, dört bölüm halinde ele alınan bir çalışma tekniği belirlenmiştir. Öneriler kapsamında çalışmada karma araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sahasına ait coğrafi özellikler nicel araştırma yöntemi kullanılarak elde edilmiştir. Veriler meta analizine tabi tutularak alanın tanımlanması gerçekleştirilmiştir. Progresif ve regresif araştırma yöntemi çalışmasıyla arazi gözlemi ve değerlendirilmesi yapılmış, kültürel alan ve ihtiyaç varlığı ortaya konulmuştur. Nitel araştırma tekniği yardımıyla kültürel jeomorfoloji kavramına ait teori geliştirilmiş, hipotez oluşturulmuş, yorumlama ve genellemelere gidilmiştir. Arazi çalışmaları ile çalışma sahasının kültürel jeomorfoloji unsurları tespit edilmiştir. Kültürel jeomorfosit elemanları değerlendirilerek "Kilistra Jeopark Alanı" önermesinde bulunulmuştur. Sahanın kültürel jeomorfoloji açısından araştırılması ve değerlendirilmesi, doğal ortamın sürüdürülebilir kullanımına etki edecek ve kültürel ortam olarak değerlendirilen alana toplumsal ve ekonomik katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Kültürel Jeomorfoloji, Jeopark, Kültürel Jeomorfosit, Kilistra Yöresi.
Cibuti tarımının coğrafi analizi
Cibuti nüfusunun %70'i kentsel alanlarda yaşarken, geri kalan %30'luk kısmı ise kırsal alanlarda yaşamaktadır. Ülkede ekilebilir arazinin varlığının az olmasından kaynaklı olarak tarımsal faaliyetler daha çok hayvan otlatıcılığına dayanmaktadır. Kırsalda yaşayan toplulukların ekonomik ihtiyaçlarının ve hayvansal üretim miktarının iyileştirilmesi için suya erişim imkânlarının iyileştirilmesi temel önceliktir. Yeraltı su kaynakları yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Bu durumun avantaja dönüştürülmesi için yetkili birimlerin yüzey suyunu toplamaya daha fazla odaklanması gerekmektedir. Cibuti Cumhuriyeti Devleti'nin mevcut ekilebilir arazisinin yüz ölçümü %1'lik bir orana denk gelmektedir. Tarımsal faaliyetler için kullanılan bu alan yaklaşık 600 hektara denk gelmektedir. Bu sınırlı alanda üretim, ülke nüfusunun ihtiyaçlarının yalnızca %10'unu karşılayabilmektedir. Dolayısıyla Cibuti'nin tarımsal kaynakları sınırlıdır, başta coğrafi koşullar olmak üzere birçok engelleyici faktör bulunmaktadır. Tarım hem gıda güvenliği hem de devletin egemenliği için stratejik bir faaliyet olmasının yanı sıra bir istihdam ve zenginlik kaynağı durumundadır. Küresel ısınmadan dolayı meydana gelen iklim değişikliği ve kuraklıkların bu derece yoğunlaşması, küresel gıda ticaretini ve küresel gıda krizini etkilemektedir. Bu bağlamda Cibuti'nin de tarımını iyileştirmek ve gerçekleşebilecek olan küresel krizler için yiyecek depolamak amacıyla önlemler alması gerekmektedir. Halkının büyük çoğunluğu yoksul olan Cibuti'de muhtemel gıda krizleri için alınacak önlemlerin planlarının hızla yapılması gerekmektedir. Yeni bir salgının ne zaman patlak vereceği, bir sonraki savaşın ne zaman başlayacağı, yeni bir krizin ne zaman ortaya çıkacağı bilinmediğinden, gıda arzını artırmak için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. İnsan yaşamının sona ermesine neden olan kıtlık ve diğer felaketlerin önlenmesi hayati önem taşımaktadır, tarımın tüm yönleriyle gelişmesi bütün bu sorunların önlenmesinde kilit rol oynamaktadır.
Cumhuriyet'in ilanın'dan günümüze tarım coğrafyası alan yazını
Bu çalışma, Cumhuriyet'in İlânı'ndan Günümüze Tarım Coğrafyası Alanyazınının betimsel ve tarihi yöntemlerle bibliyografik çözümlemesini içermektedir. Geniş bir tarama kapsamında coğrafya disiplini ile coğrafya dışındaki tarımla ilgilenen diğer disiplinlerin çalışmaları da incelenmiştir. Bu kapsamda 7 coğrafya,36 tarım ve ziraat dergileri bunun yanında lisansüstü tezler ve sistematik tarım coğrafyası kitapları da taranmıştır. Cumhuriyet'in İlânı'ndan Günümüze Tarım Coğrafyası Alanyazını Kaynakçası:1923-2018 üzerinden başlıklar çözümlenerek tarım coğrafyası ile ilişkili olan fiziki ve beşerî unsurların etkileşimi dikkate alınarak konulara, yayın türlerine göre ve genel bibliyometrik analizi yapılarak coğrafyanın Türkiye'deki tarihi gelişimiyle ve tarım coğrafyası yayınları arasında doğrusal bir ilişki olduğu düşünülerek ilişkilendirilmiştir. Coğrafyacıların ve diğer disiplinlerdeki bilim insanlarının yapmış olduğu çalışmalar nicel olarak karşılaştırılıp alan yazındaki yerleri tespit edilmiştir. Böylece Cumhuriyet'in İlânı'ndan Günümüze Tarım Coğrafyasıyla ilgili geniş bir çalışmayla bu alandaki kaynakça eksikliğini gidermek hedeflenmektedir. Bu çalışma tarım coğrafyası çalışması yapacak olan bilim insanlarına bundan sonraki çalışmalarında yol haritalarını belirlemeleri adına faydalı olacaktır.
İklim ve yerşekilleri ilişkisi: Bir klimatik jeomorfoloji yaklaşımı
Klimatik jeomorfoloji kavramı ilk olarak 1913 yılında de Martonne tarafından kullanılmıştır. 20. yüzyılın başlarından itibaren birçok ülkede benimsenmiş ve pekçok yazar tarafından konuyla ilgili sayısız çalışmalar yapılmıştır. Yaklaşım 1950-1980 yılları arasında en yüksek ivmesini kazanmıştır. Eski ivmesini kaybetmiş olsa da günümüze kadar güncelliğini koruyarak varlığını devam ettirmiştir. Dış etmen ve süreçleri kontrol eden iklimi, yerşekilleri oluşumunda temel faktör sayan yaklaşımı eleştirenler de olmuş ve kimi yazarlar ise iklimi ikinci planda görmüştür. Klimatik jeomorfoloji yaklaşımını, Türkiye alanyazınına 1992 yılında rahmetli Prof. Dr. Oğuz EROL tanıtmıştır. Yaklaşım, akademi camiasıyla geç tanışmakla beraber gereken ilgiyi de görememiştir. Nitekim Erol'dan sonra elle tutulur ciddi bir çalışma mevcut değildir. Bu yaklaşım, jeomorfoloji ders kitaplarında ve morfojenetik bölgeleri ele alan çalışmalarda yüzeysel olarak değinilmiş, üzerinde pek durulmamıştır. Bu çalışmada klimatik jeomorfolojiyi alanyazınına yeniden tanıtmak ve hem jeomorfologlara hem de konuya ilgi duyanlara sunarak yeni bir ivme kazandırılmak amaçlanmıştır. Bu araştırma nitel, bütüncül tek durum çalışması olup çalışmada doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışma akademi camiasında bir ilk olma özelliğini taşımakla beraber, bundan sonraki araştırmalara da öncülük etme niteliğine sahip olmuştur. Anahtar Kelimeler: İklim, Jeomorfoloji, Klimatik Jeomorfoloji, Morfojenetik Bölge, Türkiye
Tekkeköy ilçesinin (Samsun) doğal ortam özellikleri ve arazi kullanımı
Bu çalışma, Karadeniz Bölgesi'nin Orta Karadeniz Bölümü'nde yer alan Samsun ilinin en küçük merkez ilçesi olan Tekkeköy'ün doğal ortam koşulları ve arazi kullanımını ele almaktadır. Araştırmanın temel amacı, Tekkeköy ilçesinin doğal ortam özellikleri ve arazi kullanımını, dağılış, ilişki kurma, karşılaştırma ve nedensellik gibi coğrafya ilkeleri çerçevesinde ayrıntıları ile incelemek ve elde edilen verilerle var olan literatürü güncel bilgiler eşliğinde yeniden yorumlamaktır. Çalışmanın şekillenmesi üç aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada ilgili literatür taraması yapılarak saha ile ilgili makale, tez, uydu görüntüleri, resmi kurum ve kuruluşlardan alınan dokümanlar, veri setleri, haritalar ve raporlar bir arada incelenmiştir. İkinci aşamada, saha çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Tekkeköy ilçesindeki jeomorfolojik unsurlarla ilgili saha çalışmaları yapılarak, doğal ortam özellikleri incelenmiş ve sahaya ait fotoğraflar çekilmiştir. Üçüncü ve son aşamada ise elde edilen tüm veriler ile bulgular harita ve görsellerle desteklenerek bir arada değerlendirilmiş, gerekli analizler yapılmış ve çıkarımlarda bulunularak, ortaya çıkan sonuçlar sentezlenmiştir. Çalışma bulgularına bağlı olarak, Tekkeköy kıyı ovası ve delta düzlüğünde sanayi tesisleri, yerleşim merkezleri, oteller ve spor tesisleri kurulmasının önüne geçilerek çarpık kentleşmenin önlenmesi ve sürdürülebilir planlamaların yapılması, I. sınıf tarım alanlarının daralması ve amaç dışı yanlış arazi kullanımının önlenmesi, kıyılarda yapılan dolguların durdurulması, kıyıların doğal gelişimine bırakılması ve yanlış kıyı kullanımına son verilmesi gerektiği karar vericilere önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Tekkeköy, Doğal Ortam Koşulları, Arazi Kullanımı.
Akdağ'da (Elazığ–Bingöl) doğal ortam insan ilişkisi
Çalışma alanı olan Akdağ, Yukarı Fırat Bölümü'nün Güneydoğu Toroslar'ın Doğu Bölümü'nde Elazığ-Bingöl illeri arasında yer almaktadır. Çalışma sahasını oluşturan Akdağ doğu-batı yönünde uzanan yüksekliği 2620 metreye varan Elazığ-Bingöl illerinin idari sınırını oluşturan bir dağ kütlesidir. Akdağ'ın batısında Elazığ doğusunda Bingöl ili bulunmaktadır. Akdağ kütlesi üzerinde Elazığ ve Bingöl illerine ait çok sayıda köy yerleşmesi ayrıca Elazığ iline ait Arıcak ilçesi ve Beyhan beldesi Akdağ'ın yamaçlarında yer almaktadır. Akdağ ve çevresinde Prekambriyen, Üst Paleozoyik, Mesozoyik, Tersiyer ve sahanın akarsu havzalarında kuvaternere ait arazileri görmek mümkündür. Akdağ kütlesini kuzeyden doğu-batı yanünde uzanan Doğu Anadolu Fayı (DAF) ve kuzeybatı-güneydoğu yönünde uzanan Doğanlı Fayı kesmektedir. Ayrıca Akdağ'ın güneyinde doğu-batı yönünde uzanan Güneydoğu Anadolu Bindirmesi de yer almaktadır. Çalışma sahasında görülen iklim, Doğu Anadolu karasal iklimi karakterini taşımaktadır. Bitki örtüsüne baktığımızda, yükselti ve sıcaklık çalışma alanının bitki örtüsü üst sınırı belirlenmiştir. Bitki örtüsü çalışma sahasında belli yüksekliğe kadar meşe ağaçları ve ardıçlar görülürken, yükseltinin artması ve buna bağlı olarak sıcaklığın azalmasıyla geven, çobanyastığı gibi bitki örtüsü görülmektedir. Akdağ'ın zirve bölümlerinde ise kayalıklar uzanmaktadır. Akdağ ve çevresinde kahverengi topraklar, kireçli kahverengi topraklar, kireçli kahverengi orman topraklar , kahverengi orman toprakları, alüvyal ve koluvyal toprak tipleri görülmektedir. Akdağ kütlesi Fırat ve Dicle nehirlerine akan akarsuların ana su bülüm çizgisini oluşturmaktadır. Sahada en önmeli akarsuları Yatansöğüt ve Mirvan çayları oluşturmaktadır. Bu iki çay güneye doğru akarak Dicle Nehri'ne ulaşmaktadırlar. Akdağ'da yerleşmeler, genellikle yamaç, sırt ve akarsu vadilerinde yer almaktadır. Akdağ'da yerleşmelerin en büyüğünü Elazığ iline bağlı Arıcak İlçesi ve Beyhan Beldesi oluşturmaktadır. Bunun yanında önemli bir diğer yerleşim yeri Bingöl iline bağlı Servi Köyü'dür. Çalışma sahaının jeolojik, jeomorfolojik, topoğrafik, iklim, hidrografya ve toprak özellikleri yerleşmelerin dağılışından bütün ekonomik faaliyetlere kadar yön vermekte bazı alanlarda ise ekonomik faaliyetleri kısıtlamaktadır. Dolayısı ile doğal ortam özellikleri beşeri faaliyetlere yansımaktadır. İnceleme sahasında doğal ortam ile insan arasında sıkı bir ilişki vardır. Çalışma sahasında ekonomik faaliyetler genellikle tarım ve hayvancılık faaliyetleridir. Bunun yanı sıra çalışma sahasında Akdağ'ın uygun koşullar sağlayan alanlarında yaylacılık faaliyetleri önemli ölçüde yapılmaktadır. Çalışma sahasında dağlık alanların fazla olması nedeni ile inceleme alanında arazi kullanımı çok fazla çeşitli değildir. Yerleşim ve tarım alanları genellikle mevsimlik ve sürekli akarsu vadilerinde görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Akdağ, Doğal Ortam, Arıcak, Yaylacılık, Jeomorfoloji, Hidrografya
Solhan Deresi Havzasının (Bingöl) sel ve taşkın analizi
Doğal afet, büyük ölçüde veya tamamen insanların kontrolü dışında gerçekleşmiş olan, mal ve can kaybına neden olabilecek tehlikeli ve genellikle büyük çaplı olay olarak tanımlanmaktadır. Afetin ilk özelliği insanın kontrolü dışında meydana gelmesi yani, doğal olması, ikincisi can ve mal kaybına neden olması bir diğeri çok kısa zamanda meydana gelmesi ve son olarak da afetin başladıktan sonra insanlar tarafından engellenememesidir. Hem şehir merkezlerinde hem de kırsal köy ve kasaba yerleşimlerinde büyük hasarlara neden olan, şiddet ve sıklık özellikleri farklılık gösteren sel ve taşkınlar olumsuz etkisi bakımından başta ülkemiz olmak üzere, dünyada son yıllarda büyük ölçüde can ve mal kaybına neden olmaktadır. Çalışma sahamızı kapsayan Solhan Deresi Havzası 2001-2009 yılları arasında, 18 adet taşkın olayı meydana gelmiştir. Sel-Taşkının meydana gelmesinde uzun yıllar meteorolojik koşulların değişmesi, bir afet olmasına neden olmaktadır. Bu durumun başlıca sebebi Türkiye ölçeğinde düşündüğümüzde coğrafi konum, orografyanın arızalı olması ve bitki örtüsüdür. Ekonomik zarar olarak 1974-2009 yılları arasında 100 milyon dolar zarara yol açmıştır ve açmaya devam etmektedir. Sel-Taşkın afetini yalnızca meteorolojik oluşumlara bağlı olarak gerçekleştiğini ifade etmek mümkün değildir. Özellikle Türkiye gibi kentleşmenin arttığı ülkelerde, akarsu havzaları çevresindeki insan faaliyetinin artması havzadaki hidrolik ve hidrolojik dengenin bozulmasına neden olmakta ve buna bağlı olarak can ve mal kaybına yol açan sel-taşkın afetleri yaşanmaktadır. Akarsu havzaları içinde büyüyen yerleşimler, arazi yapısının ve kullanımın değişmesi, toprakların daha yoğun ve yanlış bir şekilde kullanılması, ormanlar ve meralar tahrip edilmesi sonucu sel-taşkın afetleri giderek daha büyük ve sık olarak görülmesine neden olmaktadır. "Solhan Deresi Havzasının (Bingöl) Sel ve Taşkın Analizi" adlı çalışmada öncelikle sel-taşkının tanımı, önemi ve önceki çalışmalar üzerinde durulmuş, daha sonra sel ve taşkın üzerinde etkili olan faktörler ve sel ve taşkına neden olan faktörler açıklanmış sonraki bölümde ise sel ve taşkında kullanılan analiz teknikleri ortaya konmuş ve bu analiz teknikleri Solhan Deresi Havzasında değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır. Sonraki bölümde ise sel ve taşkın tehlike potansiyeli ortaya konmuştur. Bu çalışmada da Coğrafi Bilgi Sistemleri(CBS) kullanılarak çalışılmış olan havzanın morfometrik modellemesi çıkarılmış, sel-taşkında etkili olan Jeomorfolojik ve Jeomorfometrik indislerin ayrı ayrı etkisi ortaya konmuştur. Topografik Haritalardan üretilen Sayısal Yükselti Modeli (SYM), havza akış modeline girdi verisi olarak Hidrolojik ve Hidrolik Modelleme için kullanılmıştır. Sonuç olarak Solhan deresi havzasına ait fiziksel parametreler kullanılarak sel-taşkın riski altında olan muhtemel alanlar belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Doğal Afet, Sel, Taşkın, Jeomorfometrik İndis, Metot,Uzaktan Algılama, Akarsu Havzası
Palu ilçesi'nin (Elazığ) coğrafi etüdü
Palu ilçesi, Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nde Elazığ ili sınırları içinde yer almaktadır. İlçenin doğusunda Genç (Bingöl), kuzeyinde Kovancılar ve Karakoçan, güneyinde Maden, Alacakaya ve Arıcak, batısında Elazığ Merkez ilçeleri bulunmaktadır. Elazığ-Bingöl karayolunun, 8 km güneyinde yer alan Palu, il merkezine 72 km uzaklıkta olup toplamda 772 km²'lik bir alana sahiptir. Jeolojik olarak çok karmaşık bir yapıya sahiptir. Palu İlçesi tüm jeolojik zamanlara ait arazilere sahip olup tektonik faaliyetlerin mevcudiyetini her zaman sürdürdüğü bir alandır. Doğu Anadolu Fayı'nın kuzeydoğu güneybatı istikametinde uzandığı ilçede sık aralıklarla depremler yaşanmaktadır. Palu ilçesi jeomorfolojik durumu itibarıyla, çoğunlukla dağlık ve çeşitli yüksekliklerde yer alan aşınım yüzeylerinden (platolar) ibarettir. İlçede çok az yer kaplayan düzlük alanlar çoğunlukla ilçenin batısında yoğunlaşmıştır. Bu düzlükler Baltaşı piedmond ovası, Seydili düzlüğü ve Kayaönü yüksek dağ içi ovasıdır. Palu, güneyde Güneydoğu Torosların (Akdağlar) kuzeyde ise Doğu Torosların uzantıları olan Gökdere ve Karaömer Dağları'nın geniş yer kapladığı Elazığ ilinin en engebeli ve en yüksek alanlarını barındırmaktadır. İlçede yüksekliğin en az (820 m) olduğu yerler batıdaki Keban Baraj Gölü çevresi ile temsil edilirken, doğuya doğru gidildikçe yükseklik artmakta ve nihayetinde 2520 m ile Akdağ'da en yüksek alanlara ulaşılmaktadır. İlçe içerisinde yükselti farkının fazla olması (1700 m) hem fiziki coğrafya özelliklerini (bitki örtüsü, toprak, iklim, su kaynakları) hem de beşeri (nüfus ve yerleşme) ve ekonomik coğrafya özelliklerini derinden etkilemiştir. İnceleme alanında görülen iklim, karakter açısından Akdeniz iklimi ile karasal iklim arasında bir geçiş özelliği gösterir. Ancak topografik koşulların kısa mesafelerde değişiklik gösterdiği ilçede doğuya gidildikçe karasallık artmakta ve kışlar daha sert geçmektedir. Palu ilçesi çoğunlukla Fırat Nehrinin önemli bir kolu olan Murat Nehri drenaj sahasına girmektedir. Kayaönü, Bozçanak ve Tarhana köyü çevrelerinde akan akarsular da Dicle Nehri drenaj alanına dahildir. İlçede doğal göl bulunmamakla birlikte; Keban ve Beyhan Barajı önemli yapay göletlerdir. Aşınım ve birikim faaliyetlerinin hızlı gerçekleştiği Palu'da, kahverengi orman toprakları, bazaltik topraklar ve kireçli-kireçsiz kahverengi topraklar geniş bir alan kaplamakla beraber, Murat Nehri vadi tabanları ve nehrin Keban Baraj Gölü'ne döküldüğü menderesli alanlarda alüvyal topraklara da rastlanılmaktadır. Çok engebeli alanlarda, hızlı erozyon faaliyetleri nedeniyle pedojenik süreçlerin kesintiye uğradığı çıplak kayalık alanlar da önemli bir yer teşkil etmektedir. Elazığ İli içerisinde % 15'lik (22488 ha) bir orman varlığına sahip olan Palu'da, meşe ormanları en önemli ağaç formasyonlarını oluşturmaktadır. Kışlık yakacaklarını temin etmek amacıyla yıllarca tahribata uğramış olan meşeler, günümüzde bozuk ve kümeler halinde yayılış göstermektedir. Tahribatın ileri düzeyde olduğu alanlarda atropojen step alanları, sekonder vejetasyon olarak hakim duruma geçmiştir. Ayrıca doğal stepler ve yüksek dağlık alanlarda yağışın artışı ve sıcaklık düşüşüne bağlı olarak dağ çayırları ilçenin diğer bitki örtülerini oluşturmaktadır. Söz konusu bu alanlar günümüzde yaylacılık faaliyetlerinin yoğun olarak yapıldığı mekanlardır. M.Ö. 2000'li yıllara dayanan geçmişiyle Hurriler, Urartular, Persler, Araplar, Artuklular, Anadolu Selçukluları, Osmanlılar gibi çok sayıda devletin egemenliğinde varlığını sürdürmüş olan Palu, günümüzde 20035 kişilik nüfusuyla, Elazığ ilinin önemli bir ilçesidir. Bir belde ve 35 köyü bulunan Palu, son zamanlarda dışarıya yoğun göç vermektedir. İlçede nüfus daha çok Murat Nehri vadi tabanları ile ilçenin batısındaki nispeten daha düz olan ovalarda toplanmıştır. Palu'da ekonomi tarım ve hayvancılığa dayanmakla birlikte, ilçenin batısındaki yerleşmelerde madencilik ve balıkçılık önemli uğraşlar haline gelmiştir. Sanayi faaliyetlerinin yok denecek kadar az olduğu ilçede, küçük sanayi tipi marangozhane, demir doğrama, değirmen gibi işletmeler bulunmaktadır. Keban Baraj Gölü kıyısına kurulmuş olan Ferro-Krom fabrikası Kovancılar ilçe sınırında kalmış ve ilçeden çok sayıda kişinin çalıştığı bir yer haline gelmiştir. Ekonomik faaliyetlerin sınırlı olduğu Palu'da işsizlik önemli bir sorundur. Demografik yatırımların da yetersiz olduğu kırsal alanlarda son 20 yıl içerisinde gerek il merkezine gerekse Kovancılar ilçesine yoğun göç verilmiştir. Bu durum kırsal alanlara yönelik sürdürülebilir bir kalkınmayı gerekli kılmaktadır.
Bulanık-Malazgirt Havzası'nın (Muş) fiziki coğrafyası
Bulanık-Malazgirt Havzası (Muş), Türkiye‟nin Doğu Anadolu Bölgesi‟nin Yukarı Murat-Van Bölümü içinde ve bu bölümün orta kesimlerinde yer alır. Araştırma alanı, Doğu Anadolu Bölgesi‟nde sert karasal iklimin görüldüğü alanlar ile ılıman karasal iklimin görüldüğü sahalar arasında geçiş bölgesinde yer alır. Büyük çoğunluğu su bölümü hattına göre sınırlandırılan havzanın doğu-batı yönündeki uzunluğu 70-80 km ve kuzey-güney yönündeki genişliği ise 50-60 km‟dir. Havzanın toplam alanı yaklaşık olarak 3000 km2 olup ortalama yükseltisi ise 1805 m‟dir. Bulanık-Malazgirt Havzası, Alp Orojenik sistemine bağlı dağlık kuşakların Doğu Anadolu‟da (Bingöl-Bayburt hattında) bağlanmış bir demet misali birbirine en çok yaklaştığı noktadan doğuya doğru açılmaya başladığı sahaların en geniş kısımlarından birine karşılık gelir. Havzanın kuzeyinde Güzelbaba Dağı ve Laladağ, batısında Akdoğan Dağları ve Bilican Dağı, güneyinde Yakupağa Dağları, Ziyaret Dağları ve Süphan Dağı bulunur. Doğuda ise Cemalverdi Dağı ve volkanik plato sahası yer alır. Bu dağlık sahalar arasında alçak bir bölge konumunda yer alan araştırma alanı, jeomorfolojik ve jeolojik bakımdan tam bir havza özelliğine sahip olmasına rağmen, hidrografik açıdan tam bir havza özelliği göstermemektedir. Bulanık-Malazgirt Havzası, Türkiye‟de karasallık derecesi sıralamasında Muş merkezden sonra ikinci sırada gelir. Bu durumun oluşması üzerinde havzanın sahip olduğu coğrafi konum özellikleri etkili olmuştur. Bulanık-Malazgirt Havzası‟nda, kurak, az nemli, mezotermal (orta sıcaklıktaki iklimler) su fazlası kış mevsiminde çok kuvvetli ve sıcaklık rejimi bakımından karasal rejim ile okyanusal rejim arasında tali bir iklim tipi görülmektedir. Bulanık-Malazgirt Havzası, Fırat Nehri sutoplama havzasına dahil olup, bu havzanın yukarı kısmında yer alan Murat Nehri alt havzasında yer alır. Havza, drenaj tipleri bakımından zengindir. Havzada yer alan Murat Nehri ve ona bağlı ana yan kollar, yıl boyunca yataklarında su bulunduran sürekli akarsu özelliğindedirler. Havzadaki akarsular, rejim tipi bakımından "basit rejimli akarsular" özelliği gösterirler. Bulanık- Malazgirt Havzası‟nın kabaca yarı kurak sahalar ile nemli sahalar arasında geçiş tipi gösteren bir iklim özelliğine sahip olması toprak oluşumunu önemli ölçüde etkilemiştir. Havzada iklimin etkisinin sonucu olarak, kestanerengi topraklar ve kireçsiz kahverengi topraklar çok geniş alanlar kaplar. Araştırma sahasının jeomorfolojik özellikleri (yükselti, eğim, orografya) havzada toprak oluşumunu önemli oranda etkilemiştir. Bu durum havzada litosolik toprakların yaygın olmasına neden olmuştur. Bulanık-Malazgirt Havzası‟nda bitki örtüsünün ana karakteri ve dağılışı üzerinde etkili olan temel faktörler, iklim, topoğrafya, litoloji ve toprak özellikleridir. İklim, topoğrafya ve toprak koşullarına uygun olarak yörede asıl bitki örtüsünün ormanlar olması gerekirken, bunun yerine havzanın çoğu kesimi ormandan yoksun ve geniş ölçüde kuru tarım ve mera alanlarına dönüştürülmüş stepler görünümüne sahiptir. Bu durumun oluşmasındaki temel faktör yıllar boyu süregelen aşırı ve bilinçsiz orman tahribatıdır. Araştırma sahasında doğal ortam özelliklerinden kaynaklanan problemler, yanlış arazi kullanımı, erozyon, depremsellik, kütle hareketleri, şiddetli karasallık ve aşırı taşlılıktır. Havzada yer alan ormanların aşırı ve bilinçsiz bir şekilde tahrip edilmesi, orman alanlarının tahribi ile ortaya çıkmış olan antropojen step sahalarında yöre halkı tarafından aşırı ve bilinçsiz hayvan otlatılması ve eğimli sahalarda yer alan çayır ve mera alanlarının tarım sahalarına dönüştürülmesi, erozyonu hızlandıran temel faktörleri oluşturur. Havzada kütle hareketleri yoğun olarak görülür ve yerleşmeler ile karayollarını önemli oranda tehdit etmektedir. Havza, 1. derecede deprem bölgesi içerisinde yer alır. Bulanık-Malazgirt Havzası, tarihi, kültürel ve doğal güzellikleri ile turizm açısından önemli potansiyellere sahiptir. Bu çalışmada Bulanık-Malazgirt Havzası‟nın (Muş) jeoloji, jeomorfoloji, hidrografya, iklim, toprak ve bitki örtüsü özellikleri ile doğal ortam özelliklerinden kaynaklanan sorunlar ve çözüm önerileri değerlendirilmiştir.
Pınarbaşı İlçesi'nin (Kayseri) beşeri ve iktisadi coğrafyası
İç Anadolu bölgesinin Yukarı Kızılırmak bölümünün Uzunyayla yöresinde yer alan Pınarbaşı ilçesi, 3420 km2'lik yüzölçümü ile Türkiye'deki ilçeler arasında 5., nüfus bakımından ise 2016 yılı itibariyle 970 ilçe içinde 481. sıradadır. 2004 yılında DPT tarafından hazırlanan sosyo-ekonomik gelişmişlik araştırmasına göre 6 gruba ayrılan ilçeler içinde, gelişmişlik bakımından 4. grupta yer almaktadır. İlçe 19.yy'ın ilk yarısında yoğun olarak gerçekleşen Kafkas göçleri, 93 harbi göçleri, Fırka-i Islahiye'nin gerçekleştirdiği göç ve iskânlara bağlı olarak, yüzyılın ikinci yarısında (1861) nüfusun artması ile nahiye iken, kaza haline getirilmiştir. Jeomorfolojik olarak Tahtalı dağları ve uzantıları ile Aygörmez dağları ve Hınzır dağından oluşan dağlık alanlar; Uzunyayla, Orta Zamantı havzası ve Çörümşek havzalarında yer alan plato sahaları, Pınarbaşı ve Bahçelik ovaları başta olmak üzere irili ufaklı ovalar ile Zamantı ve kollarının açtığı vadiler-vadi tabanları genel morfolojik görünümü oluşturmaktadır. Sahada jeolojik olarak ise Miyosen yaşlı konglomera-kireçtaşları ile Mesozoik yaşlı ofiyolit ve peridotitlerin yanı sıra farklı yaşlara ait kalker arazileri ve Kuvaterner yaşlı alüvyal araziler görülmektedir. Mevcut jeolojik yapı ilçenin genel jeomorfolojik yapısının bir "gölyeri ovası" olarak ortaya çıkmasında etkili olmuştur. İlçede İç Anadolu'nun yarı kurak iklimi ile Doğu Anadolu'nun şiddetli karasal iklimi arasında geçiş gösteren bir iklim söz konusudur. Buna bağlı olarak doğal bitki örtüsü step formasyonu ve step formasyonuna dağlık alanlarda eşlik eden meşe-ardıç birliklerinden oluşmaktadır. Hidrografik özelliklerinden ilk olarak, Zamantı nehri ve kollarının oluşturduğu drenaj ağı ön plana çıkmaktadır. Ayrıca jeolojik yapının etkisiyle kaynak sularının fazlalılığı dikkat çekmektedir. Sahada Bahçelik baraj gölünün yanı sıra, 4 adet sulama göleti bulunmaktadır. Farklı toprak türleri görülmesine rağmen, önemli toprak türlerini kahverengi topraklar, rendzinalar (kireçli topraklar) ve alüvyal topraklar oluşturmaktadır. İlçedeki nüfusun gelişimi 5 aşamaya ayrılabilir. Bunlar; 1527-1563; I. dinamik nüfus artışı, 1563-1730; I. dinamik Nüfus Kaybı, 1945-1955; idari sınır değişikliklerine bağlı azalma, 1955-1985 durağan nüfus artışı, 1985-2015; II. dinamik nüfus kaybı dönemleridir. İlçenin en önemli problemi, nüfus tutma becerisini yitirmesidir. Bu nedenle hem köylerde, hem de ilçe merkezinde küçülme eğilimi devam etmektedir. Sahanın iktisadi yapısı nedeniyle, köy yerleşmelerine çok sayıda ağıl ve yayla yerleşmesi eşlik etmektedir. Özellikle engebeli ve geniş yüzölçümlü köylerde bunlara mezraalar da dâhil olmaktadır. Araştırma alanına genel olarak bakıldığında monoton görünen morfolojik yapısı detayda incelendiğinde çeşitlilik göstermekte, bu durum yerleşmelerin tipolojilerini, morfolojilerini ve diğer yapısal özelliklerini etkilediği görülmektedir. Meskenler ve eklentileri sahadaki hâkim tarım ve hayvancılık yapısına bağlı olarak şekillenmiştir. İlçe merkezi, nüfusunun azalmasıyla günümüzde, artık orta büyüklükte bir kasaba görünümü sergilemektedir. Ülkemizdeki tarımsal nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu ilçelerden biri olan Pınarbaşı ilçesinde ekme-dikme faaliyetlerine, küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık faaliyetleri eşlik etmektedir. İlçede yerleşik ailelerin büyük bir kısmı, tarım ve hayvancılığı birlikte yapmaktadır. Ayrıca madencilik, arıcılık ve alabalık yetiştiriciliği diğer önemli iktisadi faaliyetleri oluşturmaktadır. Geçmişte en önemli iktisadi faaliyetlerden birini oluşturan madencilik faaliyetleri günümüzde az sayıda faaliyet gösteren madencilik firmaları nedeniyle önemini yitirmektedir. Sadece ilçe merkezinde yer alan küçük çaplı sanayi tesisleri sahanın gerçek potansiyelini yansıtmaktan çok uzaktır. İlçenin tarihi yerleri ve doğal güzellikleri önemli bir turizm potansiyeli sunmaktadır. Ancak bu değerler çeşitli nedenlerle atıl durumdadır. Ticari ürünlerini ise tahıllar, hayvancılık ürünleri ile giderek azalan madenler oluşturmaktadır.
Engizek Dağı ve çevresinin (Kahramanmaraş) jeomorfolojisi
Bu çalışmada Engizek Dağı'nın jeomorfolojik özellikleri incelenmiştir. Çalışma alanı Akdeniz Bölgesi'nin Adana Bölümü'nde yer alır. Saha idari olarak Kahramanmaraş il sınırlarının içerisinde kalmaktadır. Çalışma alanı, kuş uçuşu doğu-batı istikametinde yaklaşık olarak 40 km, kuzey-güney istikametinde ise 20 km uzunluğa sahiptir. Çalışma esas itibarı ile arazi gözlem ve incelemelerine dayanmaktadır. Bunun yanında haritaların üretilmesi aşamasında Uzaktan Algılama (UA) ve Coğrafi Bilgi Sistemlerinden (CBS) de faydalanılmıştır. Sahada belirlenen ve tespit edilen jeomorfolojik şekil ve birimler haritalanmış ve yorumlanmıştır. Toros orojenik kuşağı içerisinde yer alan Engizek Dağı, Güneydoğu Toroslar'ın en batıdaki bölümünde yer alır. Arabistan Levhası'nın güneyden kompresif hareketi sonucu sıkışarak yükselmeye maruz kalan sahada faylar, antiklinaller ve senklinallerin yanı sıra bindirmeler sonucu meydana gelmiş şaryajlar da mevcuttur. Jeolojik ve jeomorfolojik özellikler bakımından zengin olan çalışma sahasında dağlık alanlar, platolar ve taban arazilerinden oluşan ana jeomorfolojik birimler ayırtlanarak açıklanmıştır. Ayrıca jeomorfolojik şekillerden karstik şekiller (lapya, dolin, uvala, polye, mağara) tespit edilmiş olup, çalışma sahasında farklı şekil ve oluşuma sahip olan dolinler yeni sınıflandırma yöntemi baz alınarak açıklanmaya çalışılmıştır. Sahada en belirgin şekillerden bir diğeri de kuşkusuz buzul şekilleridir. Pleyistosen döneminde gerçekleşen (muhtemelen Würm) buzullaşma koşullarından etkilenmiş olan sahada 2300 m yükseltisinden sonra buzul şekillerine rastlanılmaktadır. Sahanın litolojik yapınsın kalkerlerden oluşması mikro buzul aşınım şekillerinin izlerinin silinmesine neden olmuştur. Çalışma alanında buzul vadileri, moren depoları, sirkler tespit edilmiş ve haritalanarak yorumlanmıştır.
Elbistan havzası'nın fiziki coğrafyası
Elbistan Havzası; Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nde yer almaktadır. Doğu Anadolu Bölgesi'nin en batı ucunda ve bölgenin İç Anadolu Bölgesi ile Akdeniz Bölgesi'ne komşu olduğu bir noktada yer alması nedeniyle havza; önemli bir geçiş sahasıdır. Büyük ölçüde su bölümü çizgisine göre sınırlandırılan havzanın yüzölçümü 5156,023 km², kuzey-güney doğrultusunda uzunluğu 65 km, doğu-batı doğrultusundaki uzunluğu ise 92 km' dir. Elbistan Havzası; Orta Toroslar'ın, Doğu ve Güneydoğu Toroslar olarak ikiye ayrıldığı kısımda yer alır. Havza, batıdan Doğu Torosların başlangıcını oluşturan Binboğa Dağları; doğuda Kepez Dağı, kuzeyden Hezanlı Dağı; güneyden ve güneydoğudan Güneydoğu Toroslar'ın öncüleri kabul edilen Berit Dağları ve Nurhak Dağları ile çevrilidir. Morfolojik olarak bir havza niteliğinde olan Elbistan Havzası, aynı zamanda jeolojik bir havza karakteri de göstermektedir. Havzanın merkezinde ve en alt seviyelerde Kuvaterner ile Üst Miyosen-Pliyosen yaşlı birimler görülürken, dışa doğru bu genç birimleri yaşları doğrultusunda çevreleyen ve aynı oranda yükseltileri kademeli olarak artış gösteren Orta Triyas-Kretase ve Üst Kretase yaşlı formasyonlar ile en dışta Paleozoik yaşlı birimler görülmektedir. Kuzey ve güneyde faylarla sınırlandırılan Elbistan Havzası, jeolojik olarak bir Neojen çöküntü havzasıdır. Doğu Anadolu Bölgesi'nin güneybatı ucunda yer alan Elbistan Havzası, bir taraftan içinde bulunduğu bölgenin iklim özelliklerini yansıtırken, diğer taraftan Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerine komşu olmasından dolayı kendisine özgü bir iklim karakteri kazanmıştır. Her üç bölgenin de sahip olduğu iklim özelliklerini bünyesinde bulunduran bu iklim tipi geçiş tipi olarak tanımlanmaktadır. Elbistan Havzası'nın yüzey sularını, inceleme sahasında kaynağını alan ve bütün havzanın sularını drene eden Ceyhan Nehri ile onun yan kolları oluşturmaktadır. Yıl boyunca akım seviyesinde büyük değişiklik olmayan Ceyhan Nehri, düzenli bir rejime sahiptir. Elbistan Havzası toprak tipleri yönünden de oldukça zengindir. En geniş yayılım alanına sahip olan toprakları, zonal topraklar oluşturmaktadır. Bu gruba dâhil kahverengi topraklar sahadaki hâkim toprak tipi olup, havza tabanı ile plato alanlarında geniş yayılış göstermektedir. Elbistan Havzası'nın büyük bir bölümü doğal orman sınırı içine girmesine rağmen, asırlardan beri süregelen orman tahribi ve aşırı otlatmadan dolayı ormanların önemli bir kısmı ortadan kalkmıştır. Böylece, havzanın genel görünümüne step manzarası hâkim olmuştur. Orman alanları, havzanın doğu yarısında ve kuzey kesimlerinde daha çok dağlık alanlar üzerinde sınırlı ve seyrek şekilde görülürken, özellikle havzanın güneybatısında Doğu Anadolu'nun başka hiçbir yerinde mevcut olmayan çeşitlilik ve kapalılık göstermektedir. Bu şekliyle havzada alçaktan yükseğe doğru, 1000-1200 m'lere kadar çıkan sınırlı bir alanda doğal step, havza tabanından 2000 m'lere kadar olan alanlarda güneybatıda nemli, diğer kısımlarda kuru orman ve bunların tahrip edildiği yerlerde antropojen step, 2000 m'lerden daha yüksek kesimlerde ise yüksek dağ çayırları görülmektedir. Bu çalışmada ayrıca Elbistan Havzası'nın Fiziki Coğrafya özelliklerinden kaynaklanan; yanlış arazi kullanımı, erozyon, kütle hareketleri, depremsellik gibi önemli sorunlar açıklanarak, çözüm önerilerinde bulunulmuştur ANAHTAR KELİMELER: Kahramanmaraş, Elbistan, Afşin, Fiziki Coğrafya, Elbistan Havzası, Ceyhan Nehri, geçiş sahası, Elbistan Fayı.
Pütürge ilçesinin (Malatya) beşeri ve ekonomik coğrafyası
Pütürge İlçesi, Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nde, Malatya İli'nin güneydoğu sınırları içerisinde yer almaktadır. Yüzölçümü 1181 km²'dir. İlçe, Güneydoğu Toros dağ kuşağında, Malatya ovaları ile Adıyaman platosu arasında yer alan yüksek sahada kurulmuştur. Dağlık alanlar, platolar, vadiler ana jeomorfolojik birimleri oluştururlar. Şiro Çayı ve Karakaya Baraj Gölü, Pütürge'nin en önemli hidrografik unsurlarıdır. İlçe yıllık ortalama 12,4 °C sıcaklık değerine sahiptir. Pütürge, morfografyasından kaynaklanan nedenlerle, Akdeniz-Karasal geçiş iklimi özelliği kazanmıştır.2010 yılı nüfus sayımına göre, Pütürge'de İlçesi'nde, köylerde 17.634 kişi, ilçe merkezinde 2628 kişi olmak üzere, toplam 20.262 kişi yaşamaktadır. Pütürge nüfusu yıllar itibariyle genel olarak azalış göstermektedir. İlçe, özellikle 1950'li yıllardan itibaren, başta İstanbul olmak üzere, büyük kentlere sürekli olarak göç vermektedir. İlçe nüfusunun % 52,2'si kadın, % 47,8'i erkek nüfus oluşturmaktadır.Pütürge, 1892 yılında ilçe statüsü kazanmış ve yerleşme sayıları o tarihten günümüze artış göstermiştir. Günümüzde Pütürge İlçesi'nin 64 köy ve 1 kasaba yerleşmesi bulunmaktadır. 3 yerleşim biriminde belediye örgütlenmesine sahiptir. Yerleşim dokusu genel olarak dağınıktır. İlçede yerleşim birimleri yaklaşık olarak 700 m. ile 1700 m. yükseltileri arasında dağılış göstermektedir. Meskenlerin geleneksel yapı malzemesi taştır. Ancak son yıllarda tuğla yaygınlaşmaktadır.İlçenin ana ekonomik faaliyet türü tarımdır. Kayısıcılık son yıllarda gelişmektedir. Tahıl ve yem bitkileri diğer bitkisel üretimlerdir. Hayvancılık ve yaylacılık faaliyeti geçmiş dönemlere göre önemini yitirmektedir. Ancak son yıllarda ahır hayvancılığı ve arıcılığa yöneliş görülmektedir. Tarımsal üretim daha çok aile ihtiyacını karşılamaya yöneliktir. Pütürge ilçesinde tarım dışı ekonomik faaliyet türleri yeterince gelişmemiştir.Pütürge İlçesi'nin en önemli turizm değerleri Nemrut anıtları ve doğal varlıklarıdır. Ayrıca Pütürge önemli bir organik tarım potansiyeline sahiptir. Ancak çok çeşitli nedenlerle mevcut ekonomik potansiyeller değerlendirilememektedir. Bütünsel bir yaklaşımla, Pütürge İlçesi için organik tarım ve turizme dayalı bir kırsal kalkınma modeli oluşturulabilir.Anahtar Kelimeler: Coğrafya, Malatya, Pütürge, Fırat Nehri, Karakaya Baraj Gölü, Şiro Çayı, Nemrut Dağı, Kırsal Kalkınma
Seyfe Gölü havzası'nda(Kırşehir) doğal ortam- yeraltısuyu ilişkisi
Bu çalışmada; Türkiye?nin oniki sulak alanından biri olan Seyfe Gölü ve çevresinin doğal ortam özellikleri ve hidrojeolojik özellikleri incelenerek Havzada açılan kuyuların yeraltısuyunun davranışını nasıl etkilediği incelenmiştir. İç Anadolu Bölgesinde Kırşehir ili Mucur İlçesi sınırlarında bulunan Seyfe Gölü tuzludan tatlıya doğru değişkenlik gösteren sığ su alanları, çevresindeki bataklıkları, çayırları, step alanları gibi değişik ekolojik karakterdeki zengin beslenme ortamları; kuşlar için insanlardan ve yırtıcı hayvanlardan uzakta güven içerisinde kuluçka olanağı sağlayan çok sayıdaki adanın varlığı; Anadolu yarımadası üzerinde birleşen Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasında süregelen iki kuş göç yolu üzerinde bulunması; ülkemizin önemli sulak alanlarından Sultan Sazlığı ve Tuz Gölü?ne oldukça yakın oluşu ile Seyfe Gölü?ne kuşlar için ülkemizin en önemli sulak alanlarından biri olma özelliğini kazandırmıştır. Özellikle flamingolar göl ile özdeşleşmişlerdir.Kırşehir İli sınırları içerisindeki tek sulak alan olan Seyfe Gölü Türkiye?nin ?A? Sınıfı Sulak Alanları arasında yer almaktadır. Seyfe kapalı havzası 152.200 ha alana sahip olup, göl ve çevresindeki 10.700 ha?lık saha 26.08.1990 tarihinde Tabiatı Koruma Alanı, 1989 yılında 23.585 ha?lık alan 1. Derece Doğal Sit Alanı, 1994 yılında 10.700 ha?lık alan RAMSAR Sözleşmesi Listesine dahil edilmiştir. Havza kurak ve yarı kurak bölge topografyasından playa ve bolson özelliğindedir. Hakim morfoloji glasilerdir. Havza, yağışlarla ve sınırlı sayıdaki kaynaklarla beslenmektedir. Buharlaşma ve terleme ile su kaybeder. Bu yüzden kurak olan dönemlerde göl bariz bir şekilde daralırken, yağışlı dönemlerde yani kış ve ilkbahar mevsimlerinde göl aynası geniş alana yayılmaktadır. Gölün tüm çevresini dolaşan bir drenaj tamamlanmıştır. Step alanın tarıma açılmasını amaçlayan bir sulama projesi planlanmış ancak bölge 'Tabiatı Koruma Alanı" ilan edildikten sonra bu çalışmalar durdurulmuştur. Devlet Su İşleri tarafından "Seyfe Havzası Ekoloji Koruma Projesi" hazırlanmıştır.Havzada, Paleozoyik yaşlı mermerler ile kristalize kireçtaşları akifer özelliği taşımaktadır. Ayrıca havzadaki Neojen çökeller de yeraltısuyu taşırlar. Havzadaki yeraltısuyu göle doğru yönelmiştir. Çalışmamızda ARCGIS-10 programı kullanılarak havzanın jeoloji, jeomorfoloji, eğim, yükseklik, su tablası haritaları çizilmiştir. Sularının jeokimyasal incelemesi için gerekli veriler toplanmıştır. Böylece havzanın su kalitesi ortaya konmuştur. Göl suları Tuz Gölüne yakın tuzluluktadır. Anahtar Kelimeler: Kırşehir, Seyfe Gölü, yeraltısuyu, ARC GIS, jeomorfoloji.
Milas ilçesinin (Muğla) arazi kabiliyet sınıflaması
İncelemeye konu olan Milas ilçesi, Türkiye'nin Ege Bölgesi'nin Kıyı Ege Bölümü'nde yer almaktadır. Çalışma sahası 2.167 km2 yüzölçümüne sahiptir. Çalışma sahasında en büyük yerleşim birimi Muğla ilinin Milas ilçesidir. Bu çalışmada, Türkiye'nin ekolojik koşullarına göre oluşturulmuş yeni bir metodoloji olan Atalay Yöntemi kullanılarak Milas ilçesinin arazi kullanım kabiliyeti özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca elde edilen verilerde farklılıklar ve değişimler ortaya konulmuştur. Araziler, kullanım ve değerlendirme etkinliklerine uygunlukları bakımından kabiliyet sınıflarına ayrılırlar. Arazilerin kabiliyetlerine göre sınıflandırılmasındaki temel amaç, doğal ortam özelliklerine göre araziden en verimli şekilde yararlanmak ve bu sayede sürdürülebilir kalkınmanın yolunu açmaktır. Türkiye'deki arazi kabiliyet sınıflaması ile ilgili çalışmalar, ABD'de 1966 yılından günümüze kadar kullanılan ölçütler çerçevesinde yapılmıştır. Bu nedenle Türkiye'nin ekolojik koşullarına tam olarak uymamaktadır. Bundan dolayı yeni bir yaklaşıma ihtiyaç duyulmuştur. Çalışma, belirli aşamalar izlenerek gerçekleştirilmiştir. Öncelikle literatür taraması yapılarak saha ve konu hakkında detaylı bir altyapı oluşturulmuştur. Daha sonra materyal teminine geçilmiştir. İnceleme alanının 1/25.000 ölçekli topografya haritaları altlık veri olarak kullanılmıştır. Sahanın ekolojik özellikleri açısından gerekli olan iklim, jeomorfoloji (eğim, bakı, yükselti), ana materyal, toprak, bitki örtüsü ve sosyo-ekonomik özelliklerini gösteren haritalamalar yapılmıştır. Bu verilerin tümü, Coğrafi Bilgi Sistemleri yazılımları kullanılarak overlay analizi yöntemiyle değerlendirilmiş, böylece sahanın Atalay yöntemine göre arazi kullanım kabiliyet sınıflaması üretilmiştir. Çalışma sahasında her sınıfa ait arazinin varlığı tespit edilmiştir. Bulunan arazi sınıflamasıyla günümüzdeki kullanımı karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma maddeler halinde sonuçlandırılmıştır. Yanlış arazi kullanımının önüne geçmek adına önerilerde bulunulmuştur.
Başkale (Van) havzası'nın fiziki coğrafyası
Başkale Havzası, Güneydoğu Toroslar'ın doğu bölümünde, Van Gölü'nün güneydoğusunda Türkiye-İran devlet sınırında yer almaktadır. Toros orojenik kuşağı üzerinde bulunan Başkale Havzası, GB-KD yönünde uzanır. Aynı yönde uzanan yüksek dağ sıraları ile çevrelenen havza, batıda Başkale ve Mengene Dağları, doğuda Doğanlı ve Yiğit Dağları ile sınırlanır. Bu sınırlar içerisinde Başkale Havzası morfolojik bir havzaya karşılık gelir. Başkale Havzası, 2082,79 km2'lik bir alana ve 2500 m'lik ortalama yükselti değerine sahiptir. Başkale Havzası bu ortalama yükselti değeri ile Türkiye'nin en yüksek havzası durumundadır. Üst Miyosen'de dağ arası havza özelliğinde olan Başkale Havzası, Üst Miyosen sonrasında doğrultu atımlı Başkale Fay Kuşağı'nın kontrolünde gelişen bir çek-ayır (pull-apart) havzasıdır. İnceleme alanı Pliyosen'de gerçekleşen çanaklaşmaya bağlı olarak oluşmuş Pliyosen yaşlı bir havzadır. Aynı zamanda havzayı çevreleyen yüksek dağlık kesimlerin yaşlı formasyonlardan, havza tabanının genç formasyon birimlerden oluşması alana bir jeolojik havza özelliği kazandırmaktadır. İnceleme alanında Miyosen öncesi, Alt-Orta Miyosen, Üst Miyosen, Pliyosen ve En Alt Pleyistosen dönemlerinde oluştuğu tespit edilen beş farklı aşınım ve birikim dönemi belirlenmiştir. Doğusunda ve batısında uzanan dağlık alanlar arasında sıkışma tektoniğine bağlı oluşmuş olan havzada kıvrımlı, kırıklı ve şaryajlı yapılar gelişmiştir. Üst Miyosen'e kadar G-K doğrultusundaki sıkışma rejimi etkisinde gelişen yapılar Paleotektonik, bu dönem sonrasında doğrultu atımlı tektonik rejime bağlı oluşan yapılar Neotektonik yapıları oluşturmaktadır. Sıkışma etkisine bağlı olarak yaşlı birimler kıvrımlanıp birbiri üzerine bindirmişlerdir. Bu nedenle Pliyosen'e kadar olan birimler çeşitli derecelerde kıvrımlanmışlardır. Üst Miyosen'den sonra bindirmeler yerini doğrultu atımlı faylara bırakmışlardır. Dikey hareketin ön plana çıktığı bu dönemde dağlık alanlar yükselmiştir. Bu dönemde gelişen bazik volkanizma havzanın kuzeyinde Pliyo-Kuvaterner yaşlı Yiğit Volkan Dağı'nı oluşturmuştur. Doğrultu atımlı faylara bağlı olarak havzada ötelenmiş vadiler ve sırtlar fay diklikleri, sıcak su kaynakları ve traverten sırtı çatlaklar, çarpılmış birikinti yelpaze ve konileri oluşmuştur. Yüksek dağlık alanlardan taşınan malzeme, havzada kalınlığı 150-200 m'lik yatay yapılı ve Pliyo-Kuvaterner yaşlı birimleri oluşturmuştur. Havza, Kuvaterner'de güneyindeki bir kapma boğazı ile dış drenaja açılmış ve havza dolguları Zap Suyu tarafından yarılarak yapısal plato görünümü kazanmışlardır. Yörenin tektonik olarak yükselmesi ile Zap Suyu ve kollarının açmış olduğu vadilerde antesedant vadiler oluşmuştur. Yine Zap Suyu ve yan kol akarsu vadilerinde görülen sekiler havzanın dönemler halinde yükseldiğini göstermektedir. Başkale Havzası'nın iklimi planeter faktörlerin yanı sıra coğrafi faktörlerin etkisi altındadır. Yükselti, denizden uzaklık ve orografik uzanış gibi özellikler havzanın ikliminde büyük rol oynamaktadır. Yılın büyük bir bölümünde, özellikle kış aylarında kuzey yönlü soğuk hava kütleleri havzada etkinliğini korumaktadır. İnceleme alanının yükselti değerine bağlı olarak çevresine göre şiddetli karasallığın yaşanması da diğer bir coğrafi faktördür. Başkale Havzası Büyük Zap Suyu'nun kuzey havzası konumundadır. Havza, Zap Suyu ve kolları tarafından drene edilmekte ve Güneyindeki Karasu Boğazı ile Büyük Zap Suyu'na bağlanmaktadır. Zap Suyu düzenli bir rejime sahiptir. Sahip olduğu bu rejimde nival beslenme karakteri etkindir. Havza, 2800 m üzerinde yer alan yüksek dağ-çayır toprakları, daha alt metrelerde kestane rengi topraklar, havza tabanı ve çevresinde kahverengi topraklar, havzanın kuzeyinde bulunan volkanik alanda kireçsiz kahverengi topraklardan oluşur. Vadi tabanlarında ise kolüvyal, alüvyal ve hidromorfik topraklar bulunmaktadır. Bitki örtüsü orman formasyonundan yoksun ot formasyonu şeklindedir. Havza tabanı ve çevresi antropojen step alanları, yüksek kesimler ise doğal step alanlarıdır. Anahtar Kelimeler: Başkale Havzası, Fiziki Coğrafya, Jeomorfoloji, Başkale, Çek-ayır Havzası, Zap Suyu, Başkale Fay Kuşağı.
Kürk Çayı Havzasının uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemleri kullanılarak erozyon riskinin belirlenmesi
Kürkçayı Havzasının Uzaktan Algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemleri Kullanılarak Erozyon Riskinin Belirlenmesi çalışmasında adından da anlaşılacağı gibi uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak arazideki erozyon riski belirlenmeye çalışılmıştır.Bu çalışma yapılırken CORINE , ICONE ve Analitik Hiyerarşik Süreç (AHP) yöntemleri incelenmiş, bu yöntemlerden RUSLE modelinden faydalanılarak arazideki erozyon riski belirlenmeye çalışılmıştır.Çalışma alanı olarak Türkiye'de erozyonun en fazla görüldüğü yerlerden olan Doğu Ana Dolu bölgesi Elazığ ili Sivrice ilçesi Kürkçayı havzası seçilmiştir. Çalışmada eğim, litoloji, jeomorfoloji, arazi kapalılık durumu, bakı, toprak ve ana kaya aşınabilirlilik haritaları kullanılarak mevcut erozyon durumu ve erozyon risk haritaları oluşturulmuş ve bu haritaların değerlendirilmesi yapılmıştır.Sonuç olarak sahanın erozyon risk değerlendirmesini yapmak için çalışmalar değerlendirilmiş ve değerlendirmelerimiz sonucunda Eğim, NDVI, ve NDSI yardımıyla erozyon risk haritası oluşturulmuştur. Çalışma alanının %1'inde erozyon görülmezken, %23.1'inde çok hafif, %31.6'sında hafif, %26.3'ünde hafif şiddetli, %12.7'sinde şiddetli, %5.4'ünde çok şiddetli erozyon riski belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Kürkçayı havzası, Erozyon, Uzaktan algılama, Coğrafi bilgi sistemleri
Pertek (Tunceli) ilçe merkezinin coğrafi etüdü
Araştırma alanına karşılık gelen Pertek, Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nün, Aşağı Murat Dağlık Yöresinde yer alan Tunceli iline bağlı bir ilçe merkezidir. Kuzey batısından, Doğu Toroslar'ın uzantısı olan dağlarla, güneyden ise doğudan batıya doğru uzanan Murat Nehri yani şimdiki Keban Baraj Gölü ile çevrilmiştir.Pertek ilçe merkezi, Sakaltutan Dağları'nın güney kesiminde bulunan Süpürgeç Dağı'nın (1844m) güney eteklerinde yer alır. Ortalama yükseltisi 1025 m olan ilçe merkezi akarsuların getirdiği verimli alüvyonların oluşturduğu birikinti yelpazesi üzerinde yer almaktadır.Pertek İlçe'sinin ilk kuruluş tarihi bilinmemesine rağmen, yer değiştirmiş olduğunu ve ilk kuruluş yerinin bugün Keban Baraj Gölü suları içerisinde bir ada görünümünde olan Pertek Kalesi'nin de içerisinde bulunduğu Kerar Mevkii olduğunu söyleye biliriz.Cumhuriyet öncesi bir köy durumunda olan Pertek, 1927 yılında İlçe durumuna getirilmiştir. Pertek 1935 tarihine kadar Elazığ iline bağlı İlçe durumundayken, Tunceli Vilayetinin teşkil edilmesiyle 1936 yılında Tunceli'ye bağlı bir ilçe durumuna getirildi. 1937 yılında Dersim ayaklanması sonucu yine Elazığ'dan yönetilmeye başlanan Pertek, 1946 yılında Tunceli'nin tekrar il olmasıyla birlikte Tunceli'nin 8 ilçesinden biri haline gelmiştir.Pertek'te nüfusun artmasıyla birlikte şehirsel fonksiyonlarda da gelişme ve değişmeler meydana gelmiştir. Hizmet sektörünün ağırlıklı olduğu şehirde turizm ve sanayi alanında daha fazla yatırım olduğu taktirde Pertek kasabasının şehirsel kimliği de kuvvetlenecektir.Anahtar Kelimeler: Pertek Kasabası, Keban Baraj Gölü, Süpürgeç Dağı, Pertek Kalesi.
Gürün ilçesinin (Sıvas) coğrafyası
ÖZET Doktora Tezi GÜRÜN İLÇESİ'NİN (SİVAS) COĞRAFYASI Zeki BOYRAZ Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Coğrafya Anabilim Dalı ELAZIĞ-2003, XVIII + 268 Gürün ilçesi, coğrafi olarak Doğu Anadolu Bölgesi 'nin Yukarı Fırat Bölümü'nde yer almaktadır. İdari olarak ise İç Anadolu Bölgesi sınırları içerisindedir. Eski çağlardan beri yerleşmeye sahne olan Gürün, Sivas iline bağlıdır. Tarihi kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre çalışma alanının ismi Tegarma, Gübün olarak geçmektedir. Gürün'de 1869'da belediye teşkilatı kurulmuştur. Günümüzde 1792 km nin ve 61 köyün yönetim merkezidir. Aynı zamanda ilçe merkezindeki ve köylere bağlı birçok mahallenin de (38) idari merkezidir. Gürün ilçesi, jeomorfolojik anabirimlerden olan platoluk bir sahaya karşılık gelmektedir. Yerleşmenin büyük bölümü yüksek platoluk alanlarda kurulmuştur. Gürün ilçe merkezi alüvyonlarla kaplı Tohma Çayı 'mn geniş tabanlı vadisi üzerinde yerleşmiştir. Doğal bitki örtüsü ise antropojen step ve doğal step formasyonlarından oluşmaktadır. Çalışma alanımızda Doğu Anadolu ve İç Anadolu Bölgesi 'nde hakim olan karasal iklime yakın iklim özellikleri görülür. Tez alanının başlıca akarsularını Tohma Çayı, Balıklı Tohma Çayı ve yan kolları oluşturmaktadır. Gürün'ün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Çalışma alanımızın büyük bölümünde kuru tarım yöntemi hakimdir. En önemli ürünler tahıllardır. İnceleme alanımızda küçükbaş hayvancılık gelişmiştir. Geniş mera alanlarının bulunması mera hayvancılığını geliştirmiştir. Gürün'ün nüfusu 2000 yılı nüfus sayım sonuçlarına göre 26.742 kişidir. Çalışma alanınmızda geçmişten süregelen ve özellikle 1980 yılından itibaren hızlanan bir nüfus kaybı söz konusudur. Ekonomik faaliyet kollarından olan sanayi tesisleri çalışma alanımızda gelişmemiştir. İnceleme alanında ulaşım tesisleri önemli istihdam kaynağını oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Gürün, Tegerma, Yerleşme, Tohma Çayı, Tarım, Şehir