Public opinion

Bu konu başlığı altında 50 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uzatmalı adaylık sürecinin Türkiye'deki AB şüpheciliğine etkisi: Dışsallık, belirsizlik ve geç kalmışlık

Bu çalışmada Türkiye'nin adaylık statüsünün beraberinde getirdiği dışsallık, belirsizlik ve geç kalmışlık durumlarının üniversiteli gençlerin AB şüpheciliği üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışmada spesifik olarak bilişsel mobilizasyonları yüksek olan üniversite öğrencilerine odaklanılmasının nedeni genç nüfusun oldukça yüksek olduğu Türkiye'de, küreselleşmenin kazanan grupları olarak nitelendirilebilecek üniversite öğrencilerinin Avrupa Birliği'ne yönelik tutumlarını anlamanın önem taşımasıdır. Bunun için öncelikle üye ve aday ülkelerdeki kamuoyu tutumlarını açıklayan farklı yaklaşımlara yönelik geniş bir literatür taraması yapılmıştır. Ardından aday ülkelerde AB şüpheciliğine neden olduğu ifade edilen dışsallık, belirsizlik ve geç kalmışlık durumlarının ne olduğuna detaylı bir şekilde değinilerek tezin teorik çerçevesi ve hipotezleri ortaya koyulmuştur. Hipotezlerin test edilebilmesi için nicel araştırma yöntemlerinden anket yöntemi kullanılmıştır. Bu çerçevede Survey Monkey çevrim içi anket sistemi aracılığıyla üniversite öğrencilerine Türkiye genelinde bir anket çalışması uygulanmıştır. Örneklemin 1027 öğrenciden oluştuğu anket çalışmasında dışsallık, belirsizlik ve geç kalmışlık durumları bağımsız değişkenler olarak; literatürdeki alternatif yaklaşımlara dair değişkenler ise kontrol değişkenler olarak ele alınmıştır. Çoklu doğrusal regresyon analizlerinin sonuçları dışsallık, belirsizlik ve geç kalmışlık durumlarının üniversite öğrencilerinin AB şüpheciliği üzerinde değişen seviyelerde etkili olduklarını göstermiştir.

Avrupa BirliğiBelirsizlikDışsallık+4
Ezgi Zengin
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sivil toplum kuruluşu olarak Yeşilay'ın kamuoyu oluşturmada halkla ilişkiler faaliyetleri

Sivil toplum kuruluşlarının kamuoyu oluşumu sürecinde aktif bir rol oynayabilmesinin bazı gereklilikleri bulunmaktadır. Kendilerini ifade edebilmeleri, düşüncelerini aktarabilmeleri ve kendilerine bir kitle oluşturabilmeleri gerekmektedir. Bu nedenle de halkla ilişkiler faaliyetlerine ihtiyaç duymaktadır. Sadece bunun için değil aynı zamanda sivil toplum kuruluşunun kurumsal imajı, itibarı ve saygınlığı için de halkla ilişkiler faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi, pozitif anlamda o kuruma önemli fayda sağlayacaktır. Bu çalışmada öncelikle sivil toplum kavramı üzerinde durulmuş, Yeşilay örneğinden hareketle sivil toplum kuruluşlarının halkla ilişkiler faaliyetleri üzerinden kamuoyu oluşumundaki rolü incelenmiştir. Bağımlılık konusunda Türkiye'nin köklü sivil toplum kuruluşlarından olan Yeşilay, alanının önde gelen aktörlerinden biridir. Bağımlılıkların önlenmesi ve bağımlıların bu sıkıntıdan kurtulabilmesi için çalışmalar yapan Yeşilay'ın gönüllüleri ve kurumsal iletişim sorumlusuyla yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen bilgiler irdelenmiştir.

Halkla ilişkilerKamuoyuKamuoyu oluşturma+3
Cemal Kaçan
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1853-1856 Kırım Savaşı ve 1876 Bulgar krizi ışığında Şark meselesinin İngiliz kamuoyuna yansıması

Bu tezin ana konusu, İngiliz kamuoyunun Şark Meselesi'nde oynadığı rolün ortaya konmasıdır. Bu doğrultuda 1853-1856 Kırım Savaşı ve 1876 Bulgar Krizi hadiseleri incelemeye tabi tutulmuştur. 19. yüzyılın ilk yarısında sanayileşme ve yoğun şehirleşmeyle ortaya çıkan yeni toplumsal sınıfların siyasi tartışmalarda yer almaya başlaması neticesinde modern kamusal alanın oluşumuyla birlikte kamuoyu müessesesinin siyasette kayıtsız kalınamayan bir güç haline gelmesiyle İngiltere'nin özellikle Şark Meselesi karşısındaki tutumu kamuoyunun görüşlerine göre belirlenmeye başlamıştır. Bu nedenle Şark Meselesi aslında İngiltere'nin bir iç siyaset meselesi haline gelmiştir. Bu yeni süreçte İngiliz siyasetçileri de kamuoyunun yükselişi karşısında kamuoyunu dikkate almak zorunda kalmışlardır. İşbu tezde, Şark Meselesi'nin 1853-1856 Kırım ve 1876 Bulgar krizleri ışığında İngiliz kamuoyunun yapısının ne olduğu, İngiliz kamuoyunda neden 1853'teki Rus, 1876'daki Türk algısının olumsuz olduğu ve her iki hadise sırasında İngiliz hükümetlerinin niçin kamuoyu baskısına boyun eğdikleri sorularının cevapları aranmıştır.

19. yüzyılBulgar ayaklanmalarıBulgaristan+7
Oğuz Satır
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İngiliz kamuoyunda Demokrat Parti ve 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi

Bu çalışmada esas olarak Demokrat Parti'nin iktidar serüveninin İngiliz kamuoyunun gözünde nasıl değerlendirildiği ele alınmıştır. Demokrat Parti'nin iktidar sathı boyunca iç ve dış politikadaki meseleleri büyük bir yekûn tutmaktadır. Bu bağlamda söz konusu meseleler, tarihsel bağlam içerisinde kronolojik olarak ele alınmıştır. Ayrıca söz konusu meseleler tematik olarak değerlendirilmiştir. Demokrat Parti'nin iktidara gelişi, bu iktidar sürecinde yaşadığı sorunlar, seçim zaferleri, yaşadığı siyasi krizler gibi olgular ve son kertede 1960 Askerî Darbesinin İngiliz Kamuoyunda nasıl alımlandığı tematik olarak işlenmeye çalışılmıştır. Büyükelçilik belgeleri ve gazete haberlerinden yararlanılan bu çalışmada ayrıca Türkiye'nin değişen dış politika paradigmasının İngiliz kamuoyundaki yansımalarına da değerlendirilmiştir. İlk bölümde çalışmaya bir giriş havası oluşturmak amacıyla Türkiye'yi çok partili demokrasiye götüren süreç, aynı zamanda söz konusu sürecin iç ve dış politikadaki sebepleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, Demokrat Parti'nin iktidara gelişi, ilk beş yılı sırasında uyguladığı iç ve dış politikalar önce Türkçe kaynaklardan daha sonra bunlara müzahir İngiliz belgeleri ve gazeteleri üzerinden değerlendirilmiştir. Son bölümde ise Demokrat Parti'nin 1955-1960 yılları arasındaki iç ve dış politikadaki meseleleri, daha önceki bölümlerde olduğu gibi hem Türk hem İngiliz kamuoyu gözünden ele alınmıştır. Son kertede ise 1960 Askerî Darbesi İngiliz Kamuoyu gözünde nasıl değerlendirildiği ve darbeye giden sürecin serencamı üzerinde durulmuştur. Varılan sonuç; İngiltere'nin Türkiye'deki meselelere genelde Ortadoğu'da çıkarları doğrultusunda yaklaştığı, demokratik krizleri – 1960 Askerî Darbesi gibi- ilkesel bir mesele olarak ele almak yerine, yukarıda da belirtildiği üzere öz çıkarları bağlamında değerlendirdiği görülmektedir.

Askeri müdahaleCumhuriyet Halk PartisiCumhuriyet tarihi+5
Tolga Akyıl
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk medyasında Orta Doğu meseleleri: TRT haber'de yayınlanan Irak haberlerin analizi

Bu çalışmada TRT Haber'in Irak'ta yaşanan gelişmeleri ele alma şekli, haber kurgusunda odağa yerleştirdiği unsurların tespiti, haber içeriklerinde hangi bilgi kaynaklarının kullanıldığının ve haberin nasıl çerçevelendiğinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Genel tarama modeline göre yürütülen çalışmada Ocak 2021 - Mart 2022 arasında TRT Haber'in ana haber bülteninde Irak'ı konu alan haber içerikleri haberlerin sunulmasında kullanılan sözcükler, görüntüler, bunların uzunluğu ve vurgusu, olumlu ya da olumsuz değer içerme durumu ve hangi sıralamada verildiği gibi husular açısından iletişim çalışmalarında sıkça uygulanan içerik analizi metodu kullanılarak çözümlenmiştir. Araştırmanın sonunda TRT Haber'in Irakı konu alan haberlerinin Türkiye'nin kuzey Irak'taki operasyonun yeri konularda kamuoyunu bilgilendirici nitelikteki haberler olduğu, bu haberlerin güvenlik, politika ve ekonomi kategorisinde yer alan haberler olduğu ve haberlerin öznesinin siyasal aktörler ve Türk güvenlik güçleri olduğu tespit edilmiştir.

HaberlerIrakKamuoyu+6
Buraq Ali Mseher
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vladimir Putin'e halk desteğinin başlıca belirleyicileri olarak melez rejim ve medya kontrolü: Uluslararası seçim gözlem misyonları raporlarına dayalı kanıtlar

Bu tez çalışmasında, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin yayınladığı seçim raporlarının analizi, Rusça kanun metinleri ve Rusça seçim anketlerinin analizi yapılarak "melez rejim" açıklamasını teyit eden bir sonuca ulaşılmıştır. Rusya'daki rejim otoriter değil melez olarak tanınmalıdır. Melez rejim çerçevesinde Putin'e bu desteği sağlayan ana faktör ise, kamuoyunun medya kanalları aracılığıyla manipüle edilmesidir.

DemokrasiKamuoyuMedya+5
Gunay Alıyeva
Ege University
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

How popular is privatization? public attitudes towards privatization in Turkey

Privatization became a global phenomenon in the 1980s, and as one of the main pillars of structural adjustment programs it was promoted by international institutions, namely the International Monetary Fund and the World Bank. Turkey was among the first countries to adopt this policy, ostensibly for the sake of increasing competition and efficiency. Until the 2000s, however, a very limited number of divestitures was finalized. Most privatizations in Turkey were undertaken thereafter with a speed and scope not experienced before. Privatization is more than an economic policy choice for the ownership of a firm; it has political and social implications for governments and, more importantly, for citizens. This thesis examines the main drivers that have shaped the support for privatization in Turkey from a public opinion point of view. Through the use of quantitative methods, it analyses the relationship between public opinion on privatization and socio-demographic characteristics, subjective income evaluation, political inclination and employment by using data from 5 waves of the World Values Survey for Turkey, conducted between years 1990 and 2011. The results indicate that socio-economic and socio-demographic factors as well as ideological factors and support for government are significant in shaping support for privatization. Nevertheless, temporality in general and the 2001 crisis in particular were the strongest factors in increased public support.

Public opinionPublic opinion formingPopularity+4
Meryem Altınöz
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal medya ve kamu politikası etkileşimi: 2023 Kahramanmaraş depremleri üzerine bir değerlendirme

Toplumu etkileyen olayların sosyal medya vasıtasıyla daha fazla insana ulaşması neticesinde kamusal politikalar üzerinde etkili olduğu anlaşılmaktadır. Geçmişe bakıldığında "Wikileaks Devrimi, Arap Baharı, Wall Street'i İşgal Et" ve Türkiye'de meydana gelen "Gezi Parkı Olayları"na benzer örnekler, sosyal medyayla beraber tanınmış, büyümüş, destekçi kazanmış, kamuoyunu ve kamu politikalarını etkilemiştir. Bu hareketlerin yanı sıra insan müdahalesi olmadan ve beklenmeyen bir zamanda gerçekleşen doğal afetler de sosyal medya ve kamuoyu üzerinde aynı etkiyi yaratmıştır. Güçlü bir iletişim aracı olarak sıkça kullanılan sosyal medya, afet yönetimi ve ardından oluşturulan politikalarda oldukça kritik bir role sahip olmuştur. Bu çalışmanın amacı; sosyal medya ve kamu politikası ilişkisini detaylı bir biçimde ele almak aynı zamanda sosyal medyanın kamu politikası üretim sürecinde oynadığı rolü ve etkisini ortaya koymaktır. Tez kapsamında öncelikle sosyal medyanın tanımı ve gelişim süreci literatür temelinde incelenmiştir. Ardından, kamu politikası kavramı kamu ve politika şeklinde bölünerek açıklanmış ve kamu politikası aktörlerine yer verilmiştir. Sonrasında sosyal medya ve kamu politikası kavramlarının birbirleriyle ilişkili olduğu yönleri ele alınmıştır. Bu kapsamda, sosyal medyanın kamu politikası üretim sürecine olan etkisi, çeşitli toplumsal olaylar çerçevesinde değerlendirilmiştir. Ardından, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri üzerinden afetlerin sosyal medyaya yansıması ve son bölümde ise, kamu politikası üretim sürecine etkisi analiz edilmiştir. Yapılan analiz neticesinde sosyal medyanın; toplumun düşüncelerini duyurabilme, gündem belirleme, politika talepleri ve politika uygulaması gibi kamu politikası üretim sürecine direkt etkide bulunduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kamu Politikası, Sosyal Medya, Deprem, Kamuoyu.

Devlet politikalarıKahramanmaraşKamuoyu+1
Öznur Karagözoğlu
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Threat perception, contact and social distance: Factors that affect public opinion on Syrians in Turkey

This thesis examines the factors that affect opinion on Syrians. Relying on the literature, perceived threat is offered as the main explanatory variable, alongside contact with Syrians and social distance. A secondary analysis is conducted with KONDA Research & Consultancy's public opinion data. The results indicate that both perceived threat and social distance (proximity) are significant predictors of opinion. As perceived threat increases, support for rights decreases. However, as people tend to include Syrians in their social lives, they are more likely to support for rights for the Syrians. Moreover, employment status, political party preference, monthly household income are also significant predictors of support for rights for the Syrians, as well as perceived threat. Social distance, gender and refugee intensity in a city, are other predictors of perceived threat. Contact, on the other hand, is not a significant predictor in any of the models.

EmigrantsPublic opinionPolitical parties+4
Aşkınnur Eşigül
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uğur Mumcu'nun ölüm ve ölüm yıldönümlerinde Türk basınının gündeminde kalmasının haber değer kuramları açısından içerik analizi yöntemi ile bir inceleme

Kitle iletişim araçlarının gerçeği kurguladığı, diğer bir anlatımla sosyal gerçekten farklı olarak yeni bir sosyal gerçeklik oluşturduğu varsayımından hareket edilirse, kitle iletişim araçlarının kendi gerçeklerinde kullandığı kriterlerin varlığım kabul etmek zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bu çalışma için, oluşumu ve sının belli bir olay hareket noktası olarak belirlenmiş ve bu olayın kitle iletişim araçlarına yansımasını incelenmiştir. Çalışma konusu için Uğur Mumcu suikastı temel hareket noktası olarak belirlenmiştir. Bu olayın seçilmesinin nedeni, Uğur Mumcu'nun kişiliği ile olayın kitle iletişim araçlarının ilgisini çekeceği ve kitle iletişim araçları tarafindan farklı şelkillerde algılanıp inceleneceği düşüncesidir. Bu çalışma ile, Uğur Mumcu olayının kitle iletişim araçlarında nasıl algılandığı ve nasıl işlendiği. Haber değer kuramlannm hangi ölçülerde ve ne şekilde etkili oldukları içerik analizi yöntemi ile incelenecektir. Bu çalışma için, 24 Ocak 1993 tarihinde bir suikaste uğrayan gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun ölüm ve ölüm yıldönümlerinde Türk basınında siyasal görüşleri, hedef kitleleri, tirajları, bakımından farklı gazeteler seçilmiştir. Çalışmada, belirlenen gazetelerin 24 Ocak 1993 tarihinden başlayarak, 25 Şubat 1997 yılına kadar geçen sürenin taraması yapılmıştır. Bu tarama aşamasında, 24 Ocak ve 24 Şubat tarihleri esas alınarak, çalışma bir aylık dilim içinde beş yıllık bir periyodu kapsamaktadır. Çalışmanın sınırlılıklarında ve amaçlarında belirtildiği gibi Türkiye'de yayınlanmakta olan günlük gazetelerin konu olarak Uğur Mumcu'nun ölüm ve ölüm yıldönümleri ile ilgili haberlerin yer aldığı sayfalar çalışmanın evreni olarak belirlenmiştir.Bu bağlamda Uğur Mumcu'nun ölüm ve ölüm yıldönümleri ile ilgili haberlere yer veren ve Türkiye'de yayınlanan günlük ulusal gazeteler (ki bunlar alfabetik sıra ile Cumhuriyet, Milli Gazete, Milliyet, Sabah, Türkiye ve Zaman) çalışmanın evrenini oluşturmaktadır. Uğur Mumcu'nun ölüm ve ölüm yıldönümlerinde çalışma için belirlenen ve incelenen gazetelerde haber sayısı, haber alanı, haber konumu, sayfa sayısı açısından değerlendirmenin yanı sıra haberlerin içeği açısından nasıl bir farklılık başka bir anlatımla Uğur Mumcu'nun ölümü ile ilgili olarak kamuoyuna haberin nasıl sunulduğu ve gündemin hangi açıdan belirlendiği ve gündemde nasıl kaldığı noktalarına değinilmektedir. Galtung ve Ruge'un belirlediği haber değer kuramlarından; konulaştırma, olayın önemi, olayın kaynağının statüsü, olayın süpriz niteliği, olayın yapısı, kriminellik, olayın kişileştirilmesi çalışmada değerlendirilmektedir. Bir olaya ilişkin olarak kitle iletişim araçlarının algılayış ve işleyiş biçimlerinin araştırılması bu çalışmanın başlıca amacını oluşturmaktadır. Bu çalışma ile Türk yazdı basını ile ilgilenenlere farklı bir bakış açısı kazandırarak, İçerik Analizi yöntemi ile ilgili çalışmalara yöneltilmesinin bu yönde yapılacak araştırmaların sağlıklı sonuçlar vereceği, Uğur Mumcu ve diğer faili meçhul olayları inceleyenlere, bu olgunun Türk toplumunda yazdı basının aktarımı de nasd detilidiği ve İçerik Analizi yöntemi de irdelenmesinde ortaya çıkan bdgderle, Uğur Mumcu olayının yazdı basmda nasd yansıdığı ve gündemde kaldığı konusunda düşünmeye yönlendirmesi, İletişim alanında araştırma yapanlara, Türk yazdı basınından secden Uğur Mumcu olayı İçerik Analizi yöntemi açısından verilerek, bu yöntemle ilgili çalışma yapacaklara farklı bir bakış açısı kazandırarak, araştırmacdara bu yöntem de ilgili çalışmalara yönlendirmesi açısından önemli görülmektedir.

BasınHaberlerKamuoyu+3
Yasemin Gülşen
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1999
00
DoktoraAçık ErişimTR

Siyasi partilerin halkla ilişkiler ve kamuoyunu bilgilendirme çalışmaları: Türk Basınında 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri

Günümüzde siyasi partiler, izlemekte oldukları politikaları halka sürekli olarak duyurmak ve bu politikalarla halkın yönetimden beklentilerini öğrenmek istemektedir. Özellikle seçim dönemlerinde halkla ilişkiler çalışmaları, daha çok önem kazanmaktadır. Bu dönemde, siyasi partilerin halkla ilişkiler ve kamuoyunu bilgilendirme çalışmalarının yoğunlaştığı görülmektedir.Bu araştırmada, siyasi partilerin 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri'nde gazetelerde yer alan halkla ilişkiler ve kamuoyunu bilgilendirme çalışmaları ele alınmıştır. Bunun için siyasi partilerin Cumhuriyet, Hürriyet ve Zaman gazetelerinde konuyla ilgili yer alan çalışmaları, içerik çözümlemesi uygulanarak incelenmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda Türkiye'de 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri'nde siyasi partilerin halkla ilişkiler ve kamuoyunu bilgilendirme çalışmalarının tarzı ve yöntemi ortaya konulmaya çalışılmıştır.

BasınBilgilendirmeBilgilendirme+7
Nural İmik Tanyıldızı
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
30
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yerel kamuoyunun oluşumunda yerel basının önemi -Amasya örneği-

Bilindiği gibi yerel gazeteler yörenin en önemli toplumsal iletişim kurumları sayılmaktadır. Milli mücadele yıllarından bu yana Anadolu basını toplumsal konularda duyarlılık göstermiş, toplumda umutsuzluğun karşısına mücadeleyi koyan bir tavrın varlığına ilişkin farkındalık yaratmış hedef ve amaçların ortaklaşmasında görev almıştır. Günümüzde de ait olunan yere ilişkin duyarlılık varlığını koruduğu sürece yerel basın da varlığını, gerekliliğini ve önemini koruyacaktır. Ortak çıkarlar, beklentiler, sorunlar söz konusu olduğunda yöresel ve yerel olan önem kazanmakta yöreyi oluşturan bireyler arasında iletişimin ve ortak bir bilincin oluşmasında yerel basına önemli görevler düşmektedir.

BasınKamuoyuYerel basın+1
Banu Özgür Arslanyılmaz
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk-Amerikan ilişkileri ve Türk kamuoyuna yansıması (1960-1965)

Yaklaşık iki yüzyıllık bir geçmişi olan Türk Amerikan ilişkileri,diğer ülkelerle olan ilişkilerinden farklılık göstermektedir. Bunun en önemlisebeplerinden bir tanesi II. Dünya Savaşı sonrası oluşan iki kutuplu dünya düzeninde, Batı bloğunun tacını İngiltere'den alan ABD'nin Sovyetler Birliği ile girdiği küresel rekabette jeostratejik konumuyla Türkiye'ye duyduğu yaşamsal gereksinimidir. Diğer taraftan savaş sonrası dönemde Sovyetler Birliği'nin Türkiye Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünü ve hükümranlık haklarını tehdit eder nitelikteki politikaları Soğuk Savaş döneminin diğer süper gücü ABD ile yakınlaşması sonucunu doğurmuştur.27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi ile Türkiye'nin Batı ittifakı içerisindeki konumunu tekrar gözden geçirdiği, bu çerçevede ABD ile ilişkilerinde belirli bir kararlılık ve yoğunluğun yaşandığı dönemi ifade etmektedir. Askeri müdahale sonrası yapılan radyo bildirisinde yer alan NATO ve CENTO'ya bağlılık vurgusu ve bunu izleyen süreçte imzalanan ikili antlaşmalar bu kararlılığı ve iradeyi belirgin bir şekilde ortaya koymaktadır.1960'ların ilk yılları askeri yönetim ve CHP liderliğindeki koalisyon iktidarları döneminde yaşanan Kıbrıs sorunu ve Johnson'ın İnönü'ye tehdit içeren mektubu, Küba Füzeler Krizi'nde Türkiye'nin yaşadığı hayal kırıklığı ve benzeri olaylar öncesi ve sonrası ile iç politika ve kamuoyunda tepkilere neden olmuştur.Anahtar Kelimeler: Türk-Amerikan İlişkileri, Kıbrıs Meselesi, Johnson Mektubu, Küba Füzeler Krizi?

27 Mayıs 1960 ihtilaliAmerika Birleşik DevletleriDünya Savaşı II+9
Şeyma Dönmez
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Müdafaai Hukuk Cemiyeti ışığında Milli Mücadele Döneminde Türk halkı

Osmanlı Devleti'nin dağılma döneminin son aşamalarında siyasi, ekonomik ve toplumsal dinamiklerinin I. Dünya Savaşı'nın etkisi ile ağırlığının yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladığı ve üst üste gelen yıpratıcı muharebelerin verdiği kalıcı hasarların etkisinden kurtulmak için son döneminden itibaren Anadolu'da oluşmaya başlayan ve gün geçtikçe filizlenen Milli Mücadele hareketinin, hayata geçirilmek istenen yenilikçi düşüncelerin, Mustafa Kemal önderliğin de gerçekleştirilen oluşumun Anadolu'daki etkileri ve halkın birlikte göstermiş olduğu dayanışmayı ve bu süreç içerisinde toplumda yaşanan Milli Mücadele hareketinin etkilerini görüyoruz. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Milli Mücadele Dönemi, Mustafa Kemal Paşa, Türk Halkı, Türk Kadını, Kamuoyu, Miting, Hatıra, Dinamik

AtatürkKamuoyuMilli Mücadele+5
Merve Uslu
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

II. Dünya savaşında Türkiye kamuoyu (1939-1945)

ÖZET 2. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'de idarenin başında bulunan İnönü, koyu bir otoriter yönetim kurmuş böylece iktidar üzerinde mutlak söz sahibi olmuştur. Bu dönemde Türkiye kamuoyunda savaş bir numaralı yeri işgal ederken,,Türk dış politikası, hükümetin aldığı ekonomik önlemler ve fikir tartışmaları diğer konular olmuş, savaşın sonunda ise kurulan yeni partilerle ilgili haberler kamuoyunun gündeminde yer tutmuştur. Türkiye bu dönemde dış politikada ne pahasına olursa olsun savaşın dışında kalma politikası izlemiş; savaş içerisindeki müttefik konferanslarında alman kararlar gereği savaşa katılması yolunda bütün baskılara direnerek bu konuda başarılı olmuştur. Bu dönemde basın talimatlarla, yönlendirmelerle kapatma cezalan ile denetim içinde olmuş serbest bir kamuoyu oluşmamıştır. İktidar istediği gibi bir kamuoyu oluşturma politikası izlemiştir. Dönemin iktidarı, bu dönemde yaşanan fikir tartışmalarında dış konjonktüre göre taraf olmuş özellikle 1944 yılında savaşı kazanan tarafta yer alan Sovyetlere karşı şirin görünmek için Turancılara karşı ağır baskılar uygulamıştır. Savaş sonunda Türkiye müttefikler tarafında yer aldığı için devrin iktidarı ister istemez çok partili hayata geçmiş ve 1950'deki ilk serbest seçimlerde iktidarı Demokrat Parti'ye devretmiştir. Böylece İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'yi yöneten ve tek parti olarak 27 yıla (1923-1950) damgasını vuran CHP devri sona ermiştir.

BasınDünya Savaşı IIGazeteler+7
Murat Biçer
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2005
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1955 Kıbrıs krizi ve Türkiye kamuoyunun tepkisi

Kıbrıs, ilk çağlardan başlayarak günümüze kadar çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Kıbrıs adasını bu kadar çekici kılan ise bulunduğu coğrafi ve stratejik konumu olmuştur. Adada en uzun hâkimiyetini sürdüren devlet ise Osmanlı Devleti olmuştur. İlerleyen zamanlarda 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşını kaybeden Osmanlı Devleti zor şartlar altında Kıbrıs adasını önce İngiltere'ye kiralamak zorunda kalıp ardından Lozan Antlaşmasıyla birlikte Kıbrıs'ı tamamen İngiltere'nin yönetimine terk etmek zorunda kalmıştır. Yunanistan İkinci Dünya Savaşından sonra gözlerini İngiltere yönetiminde olan Kıbrıs adasına dikmiştir. Megali İdea adı altında Kıbrıs'ı ilhak etmek için Kıbrıs'ta yaşayan Rum halkı ile birlikte harekete geçmiştir. Bu harekete de Enosis adı verilmiştir. Bu hareket bilhassa 1950 yılından itibaren Demokrat Parti Hükümeti döneminde etkisini daha fazla göstermeye başlamış ve Adada kanlı eylemlere dönüşmüştür. Kıbrıs'ta Türk nüfusunu yok etmek için uğraşan Enosisçi Rumların çabalarına Türk halkı sessiz kalmamış ve ırkdaşlarına yapılan baskılardan dolayı Rumları Enosis kararından caydırmak amacıyla faaliyete geçmiştir. Kıbrıs için Anadolu'nun farklı illerinde mitingler gerçekleştirilmiş, eylemler yapılmıştır. Türk halkı "Kıbrıs Türk'tür, Türk kalacaktır." fikrini önce Yunanistan'a sonra dünyaya duyurmak için elinden geleni yapmıştır. Tük halkının sesini duyurmasında en büyük yardımcısı ise Türk basını olmuştur. Basın da o dönemde Kıbrıs konusunda halkın ve hükümetin sesi olmuştur. Türk hükümeti ise 1955 Ağustosuna kadar Kıbrıs konusunda Yunanistan'a karşı ılımlı bir siyaset takip etmiştir. Fakat Türk halkının git gide Kıbrıs konusunda tepkisinin çoğalmasının ardından EOKA'nın Kıbrıs'ta Tük halkına karşı terör eylemlerini arttırması ve son olarak 28 Ağustos 1955 tarihinde Kıbrıs'ta Türk halkına karşı yapılması planlanan katliam haberinin Türkiye'de de duyulup yayılması, Türk Hükümetini Yunanistan'a kaşı sergilemiş olduğu ılımlı politikadan caydırmıştır. Adnan Menderes katliam haberinden hemen sonra 24 Ağustos 1955 tarihi gecesinde İstanbul Limon Lokantasında Tarihi Kıbrıs beyanatını dile getirmiş ve Yunanistan'a Kıbrıs konusunda gözdağı vermiştir. Türk Kamuoyunun Kıbrıs Davasındaki tepkileri Basında yer bulmuştur. Ayrıca, Başbakanın meşhur konuşmasının ardından Türk halkı ise yapılan beyanattan duydukları memnuniyeti ve mutluluklarını Adnan Menderes'e gönderdikleri telgraf ve mektuplarla dile getirmiş ve Hükümeti vermiş olduğu bu karardan ötürü sonuna kadar destekleyeceklerini belirtmişlerdir.

Cumhuriyet tarihiKamuoyuKriz+6
Nezire Yıldız
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

6-7 eylül 1955 olayları ve Türk kamuoyunun yaklaşımı

1955 yılına gelindiğinde Türk kamuoyunun baskısıyla, Adnan Menderes Hükümeti Kıbrıs sorununa müdahil olmuştur. Bu sorunun çözülmesi için İngiltere, Türkiye ve Yunanistan'ı Londra'ya davet etmiştir. Londra Konferansı'nda Kıbrıs sorununun görüşüldüğü esnada, Atatürk'ün evine bomba atıldı haberi üzerine Türkiye'de 6/7 Eylül Olayları diye anılacak olan olaylar yaşanmıştır. İstanbul, İzmir ve Ankara'da yaşanan bu olaylarda İstanbul ve İzmir'de Rum, Ermeni, Yahudi kökenli Türk vatandaşların evleri ve işyerleri yağmalanmış, İzmir'de bulunan Yunan konsolosluğu yakılmıştır. Ankara'da bir grup gösteri yapmak için toplansa da polisin zamanında müdahalesiyle olaylar çıkmadan dağıtılmıştır. Başbakan Adnan Menderes, olaylarda zarar gören vatandaşların tüm zararların ödeneceğini söylemiştir. Hükümet, olaylarda zarar gören vatandaşların zararlarını ödemek için "6/7 Eylül Olayları'nda Zarar Görenlere Yardım Komitesi" oluşturmuştur. Bu komite zararların karşılanması için bir kampanya başlatmıştır. Türk kamuoyunun her kesiminden katılım olduğu bu kampanya da 8 milyon liranın üzerinde yardım toplanmıştır. Hükümete destek sadece maddi yardımlar şeklinde olmamıştır. Türk kamuoyu, dönemin Cumhurbaşkanına ve Başbakanına gönderdiği telgraflarla da manevi olarak hükümetin yanında yer almıştır. 6/7 Eylül Olayları'nda meydana gelen zararın karşılanması için hükümet tarafından oluşturan 6/7 Eylül Olayları'nda Zarar Görenlere Yardım Komitesinin faaliyetleri, 6/7 Eylül Olayları ile ilgili yapılan araştırmalara doğrudan bir konu olmamıştır. Bu konu ile ilgili araştırmalarda yardım kampanyası, sadece bir başlık altında çok kısıtlı bilgi verilerek geçiştirilmiştir. Türk kamuoyunun manevi desteği ise neredeyse araştırma konusu bile olmamıştır.

6-7 Eylül 1955 olaylarıBasınCumhuriyet tarihi+6
Tayfun Genel
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Medya, dış politika ve kamuoyu ilişkisi üzerine bir vaka çalışması: Türkiye-İsrail örneği

Sosyal hayat için önemli bir konumda bulunan medyanın birey, toplum, kültür ve nihayetinde politik alan ile olan ilişkisinin yadsınamayacağı söylenebilir. Uluslararası ilişkiler disiplininde ise ''medya'' kavramının tartışılması, küreselleşmenin ve teknolojinin etkileri ile yoğunlaşmıştır. Uluslararası ilişkilerde devletlerin dışpolitikalarını açıklamaya yönelik yapılan tartışmalarda geleneksel yaklaşımların ötesine geçilmiş, dış politika ile ilişkilendirilebilecek her türlü kavram ve olgu (kimlik, çevre vb.) uluslararası ilişkilerin çalışma konusu haline dönüşmüştür. Bu çerçevede medya kavramı dış politika alanında bir araştırma konusu olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye'nin İsrail'e yönelik dış politikasında medyanın rolü sorgulanırken teorik olarak karar alma yaklaşımlarından yararlanılmış ve medyanın ''birey'' üzerindeki etkisinden yola çıkılarak dış politik karar alıcıların medya ile olan ilişkileri incelenmiştir. Birinci bölümde öncelikle araştırmanın önemi, amacı ve kapsamı ve yöntemine yer verilirken ikinci bölümde; medyanın sosyal hayat, politika, dış politika ve kamuoyu ile olan ilişkisi i ve bu konuda yer alan diğer çalışmalar incelenecektir. Üçüncü bölümde medya-dış politika ilişkisini açıklamaya çalışan teoriler ele alınırken, dördüncü bölümde ise; karar alma yaklaşımları kapsamında medya-dış politika ilişkisi açıklanmaya çalışılacaktır. Beşinci bölümde Türkiye-İsrail ilişkileri değerlendirilecek, altıncı bölümde ise analiz ve sonuç kısmı yer alacaktır. Bu anlamda; medyanın dışpolitika karar alıcıları ile dolaylı da olsa bir etkileşim içinde olduğu, dış politik kararların bu etkileşimin bir parçasını oluşturduğu çalışmanın temel savınıoluşturmaktadır.

KamuoyuKarar vericiKarar verme+7
Eda Bekci
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İtalya'nın Habeşistan işgali ve Türk kamuoyuna yansıması

Birinci Dünya Savaşı'nın sonucunda itilaf devletlerinin arasında yer almasına rağmen umduğunu bulamayan ve adeta İngiltere ve Fransa tarafından aldatıldığını ve hakkı olanın kendisine verilmediğini düşünen İtalya, emperyalist emellerinin peşine düşerek saldırgan bir dış politika izlemeye başlamıştır. Kendisini Roma İmparatorluğu'nun varisi olarak kabul eden İtalya, Benito Mussolini'nin iktidarıyla birlikte saldırgan ve yayılmacı politikalar izlemeye başlayarak, Milletler Cemiyetine üye ve bağımsız bir devlet olan Habeşistan'ı işgal etmiştir. Habeşistan'ın işgali, Türk-İtalyan ilişkilerinin seyri bakımından da önemli bir gelişme olmuştur. Türkiye'nin, Lozan'dan 1930'lu yılların sonuna kadar dış politikada en ağırlık verdiği ülke İtalya olmuştur. İtalya ile olan ilişkiler hiçbir zaman aynı düzende devam etmezken Mussolini'nin söylemleri ve eylemleri Türkiye'nin kendisini tehdit altında hissetmesine yol açmıştır. Birinci bölümde Lozan barış antlaşmasından, 1935 yılına kadar ki süreçte Türk-İtalyan ilişkilerinin nasıl bir seyir izlediği incelenmiştir. İkinci bölümde ise İtalya'nın Habeşistan ile olan ilişkileri ve savaşa giden süreç işlenirken üçüncü bölümde ise Miletler Cemiyeti'nin Habeşistan işgali karşısındaki tutumu ve işgalin Türkiye'deki yansıması özellikle dönemin gazeteleri incelenerek ele alınmaya çalışılmıştır.

Cumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihiEtiyopya+4
Abdullah Yeşilöz
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Albay Talat Aydemir'in darbe girişimlerinin ve yargılanmasının Türk kamuoyuna yansımaları

Mustafa Kemal Atatürk döneminde siyasi rejimin ve inkılapların koruyucusu görevinde bulunan ordu, İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı olmasının ardından bu görevinin dışına çıkarak politikanın içine girmek zorunda kalmıştır. Orduda rejime yönelik ilk hareketlenmeler İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı döneminde başlamış ancak örgütler 1950 tarihinde Demokrat Parti'nin seçim yoluyla iktidara gelmesiyle aktif bir müdahale olmadan dağılmıştır. 1950 – 1960 yılları arasında iktidarda bulunan Demokrat Parti, 1954'ten sonra yaptığı faaliyetler ile ordunun tepkisini çekmiş ve iktidarı devirmek adına ilk kez bu yıllarda ihtilal örgütleri kurulmuştur. İhtilal örgütlerinin gelişmesi ve ülkede yaşanan sorunların çıkılmaz hale gelmesi sonucu cumhuriyet tarihindeki ilk askeri müdahale olan 27 Mayıs 1960 İhtilali gerçekleşmiştir. İhtilal sonrasında Harp Okulu Komutanlığı görevine getirilen Albay Talat Aydemir; darbenin amacına ulaşamadığını, Atatürk ilke ve inkılaplarının yerine oturtulamadığını ve ülkede yaşanan siyasi çatışmaların son bulmadığını öne sürerek ilk ihtilal girişimini 22 Şubat 1962 tarihinde denemiş ancak başarısız olmuştur. İhtilal girişimi sonrasında arkadaşları ile birlikte emekli edilen Talat Aydemir, ülkenin kötü bir gidişe sürüklendiğine inanarak 21 Mayıs 1963 tarihinde ikinci kez ihtilal girişiminde bulunmuş fakat yine başarısız olmuştur. İkinci ihtilal girişiminin ardından yargılanan Talat Aydemir, ihtilalci arkadaşı Fethi Gürcan ile birlikte idam edilmiştir.

Askeri faaliyetlerAskeri müdahaleAskeri yargı+7
Murat Talu
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Avrupa Birliği sürecinde iktidarın kamuoyunu bilgilendirme faaliyetlerinin halkla ilişkiler açısından değerlendirilmesi(Cumhuriyet,Hürriyet ve Yeni Şafak örneğinde)

Kamuoyunu bilgilendirme, demokratik sürecin sağlıklı işleyebilmesi açısından siyasal iktidarların, yürütülen eylem ve işlemlere ilişkin halkı bilgilendirmesi noktasında önem kazanır. Bu önem, Avrupa Birliği gibi ulusüstü oluşumlar tarafından işlenen yönetişim ve iyi yönetişim yaklaşımlarında da vurgulanmaktadır. Yönetişim ve iyi yönetişimin temel iddiası, yönetsel alanda idareci-halk arasındaki hiyerarşinin esnekleştirilerek `birlikte yönetme ideali'nin yaşama geçirilmesidir. Bu anlamda vatandaşın yönetim sürecine dâhil olması, yönetimde açıklık ve hesap verebilirlik ile yakından ilişkili görülmektedir. Yönetimde açıklık ve hesap verebilirlik de iktidarın kamuoyunu bilgilendirme faaliyetlerinin önemini ön plana çıkarır.Türkiye'nin 1959 yılında AET'ye yaptığı başvurunun ardından, 1963 yılında imzalanan Ankara Anlaşması ile bugünkü Türkiye-AB ilişkileri resmi olarak başlamıştır. Siyasi ve ekonomik açıdan sağlayacağı faydalar zamanla AB üyeliğinin, hükümet programları ve siyasal seçim propagandaları marifetiyle sıkça kamuoyunun gündemine taşınması sonucunu doğurmuştur. Aday ülkenin mevcut hükümeti eliyle yürütülen Birlik ile ilişkiler, bir hükümet politikası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda AB ve Türkiye-AB ilişkileri konusunda kamuoyunun bilgilendirilmesi büyük önem kazanır.Türkiye'nin AB üyeliği kimi kaynaklarda temelleri Tanzimat'a dayandırılan, -Cumhuriyet dönemi siyasal ve ekonomik hayatına da büyük ölçüde etki eden- Batı yönelimli dış politika yaklaşımının bir sonucu olarak değerlendirilmektedir. Türkiye'de 2002 yılında yapılan seçimle işbaşına gelen Ak Parti Hükümeti de Türkiye ve Birlik arasındaki diplomatik ilişkilerin yürütücüsü konumunda olmuştur. Bu dönemde 17 Aralık 2004 tarihinde Türkiye ile AB arasında müzakerelere başlanılması için tarih verilmiş; 3 Ekim 2005'te müzakerelere resmen başlama kararı alınmıştır. Bu gelişmeler sonucunda bir aday ülke olarak Türkiye, AB üyeliği konusunda çok ciddi resmi aşamalar kaydetmiştir.Ak Parti Hükümeti'nin Türkiye'nin AB üyelik süreci ile ilgili kamuoyunu bilgilendirmesi, siyasal iletişim sürecinin bir parçasıdır. İktidarın kamuoyunu bilgilendirmesi siyasal reklam, propaganda ve siyasal pazarlama gibi halkla ilişkileri de içeren yaklaşımları ön plana çıkarır. Bu yaklaşımlar siyasal iletişim sürecinin bir parçası olarak birbirine benzer unsurları içerirler. Halkla ilişkiler, benzer yaklaşımların aksine kamuoyunu bilgilendirme sürecinde, salt doğrunun aktarılmasını ve reklamveren ya da propagandayı yapandan çok; hedef kitlenin çıkarlarını ön planda tutar. Bu anlamda hükümetin Türkiye'nin AB üyelik sürecine ilişkin ulusal basına yansıyan söylemleri, kamuoyunu bilgilendirmede birer araç olarak işlev görürler.Anahtar Sözcükler1.Siyasal İktidar2.Kamuoyunu Bilgilendirme3.Ak Parti Hükümeti4.Halkla İlişkiler5.Basın

Adalet ve Kalkınma PartisiBasınHalkla ilişkiler+2
Kazım Özkan Ertürk
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

3 ekim Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde ulusal televizyon kanallarında yer alan haber ve yorumların izleyici üzerindeki etkisi

Avrupa Birliği'ne tam üyelik konusu Türkiye için 31 Temmuz 1959 yılından başlayıp 3 Ekim 2005 yılına ve günümüze kadar süre gelmiştir. Avrupa Birliği başlangıçta 6 üyeli bir birlik olarak başlayıp geçen yıllarda genişleme süreçleriyle 27 üyeli bir oluşum haline gelmiştir. Türkiye, bu süreçte çeşitli zamanlarda üyelik başvurularında bulunmuş ve içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal aksaklıklar nedenleriyle geri çevrilmiş ya da yarım kalmıştır. 3 Ekim 2005 tarihi Türkiye açısından tam üyelik müzakerelerine başlama tarihi olması sebebiyle oldukça önemlidir. Kitle iletişim araçları üstlendiği işlevleri açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu anlamda kitle iletişim araçlarının haber verme, bilgilendirme, eğitme, eğlendirme, denetim, eleştiri, ekonomik yaşama katkı sağlama, köprü olma, kamuoyu oluşturma, yönlendirme ve kamuoyunu yansıtma gibi önemli görevleri bulunmaktadır. Tez çalışmasında araştırma için 3 Ekim 2005 tarihinde Türkiye ile Avrupa Birliği arasında gerçekleştirilen tam üyelik müzakereleri ile ilgili haberler örnek olay olarak seçilmiştir. Kitle iletişim araçlarından televizyonda yer alan haberlerin bu süreçte kamuoyu oluşturma biçimleri, kullandıkları ifadeler ve bu ifadelerin halkın üzerindeki etkisini tespit etmek amacına yönelik olarak haberlerin analizi ile birlikte anket çalışması yapılarak 3 Ekim sürecinde izlenilen haberlerin toplumun üzerindeki kanaat oluşturma ve değiştirme anlamındaki gücü ölçülmeye çalışılmıştır. Ulusal televizyon kanallarından en çok izlendiği tespit edilen Kanal D, ATV ve Show TV'nin haber içerikleri incelenerek; 3 Ekim Avrupa Birliği müzakere sürecinde kamuoyunda bu süreci destekler nitelikte ve olumlu bir kanaat oluşturma amacına yönelik ifadelere yer verildiği, ayrıca Türkiye'nin karşısına sunulan şartlar ve engeller açısından ise diğer ülkelerle eşit olduğu yönünde fikir oluşturulmaya yönelik haberlere yer verildiği ve buradaki amacın ise kamuoyunda hâkim olan ?eşit davranılmadığı? yönündeki düşüncelerin değişmesi olduğu söylenebilir. Bunun birlikte Türkiye açısından 3 Ekim'de büyük bir zafer kazanıldığı ve bu sürecin ülke için tarihi bir dönemeç olduğu, Avrupa Birliği 'ne üyelik ile birlikte Türkiye'de gerek ekonomik ve gerekse sosyal açıdan birçok alanda ilerleme ve genişleme kaydedileceği yönünde mesajlar verildiği görülmektedir. Araştırmanın devamında anket çalışmasına yer verilerek haberlerde yer alan ifadelerle ve oluşturulmaya çalışılan kamuoyu ile izleyicinin düşünceleri karşılaştırılarak; kitle iletişim araçlarının haber ve bilgi verirken bilgilendirme işlevi açısından toplumun beklentilerini karşılayamadığı, toplumu yönlendirici ifadelere yer verdiği ancak bu ifadelerle belirli bir eğitim ve bilgi birikimine sahip olan kitle üzerinde daha önceden oluşmuş fikirleri değiştirme ve yönlendirme açısından etkili olamadığı ancak gündemdeki olay ve olgular ile ilgili gelişmeler hakkındaki düşüncelerin şekillenmesinde etkili olabildiği sonucuna varılmıştır.

Avrupa BirliğiKamuoyuKitle iletişim araçları
Nida Aşkın
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elazığ kamuoyunun spora karşı ilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi

66 ÖZET Araştırmada "Elazığ Kamuoyunun spora karşı ilgi ve tutumları" araştırılmıştır. Araştırmanın amacı; İT in spor faaliyet ve organizasyonları, spor tesisleri, İP de sporun geldiği son durum ele alınıp incelenmiştir. Bu araştırmanın sonucunda Elazığ Kamuoyunun düşünceleri İl' deki spor potansiyelini ve şu anki durumu vermiştir. Spor alanındaki aksaklıkların Elazığ Kamuoyunun görüşleri alınarak tespit edilip çıkan sonuçlara göre gerekli düzenlemelerin yapılmasına yardımcı olmak amacındadır. Araştırma da rasgele seçilen 1400 deneğe anket uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre; Kamuoyunun % 90,6 'sının ilde bayanların spora karşı ilgilerini az yeterli veya yetersiz buldukları ve katılımcı bayanların % 60,5 'inin spor ile ilgilenmediği ortaya çıkmıştır. Spor ile ilgilenmeme nedenleri arasında; % 22,5 ile "Ailelerin kız çoculdarmı spora teşvik etmemesi", % 20,7 ile "Bayanların katılımını sağlayan organizasyonların azlığı", % 18,7 ile "Teşvik edici ve özendirici tedbirlerin alınmadığı", % 13,8 ile "Sportif faaliyet ve organizasyonlardaki tatsız ve kaba davranışlar" yer almıştır. İl' de sporun şu anki konum itibariyle % 94,8 ile az yeterli veya yetersiz olduğu; İT de sportif faaliyet ve organizasyonların katılımcıların % 95 'i tarafından az yeterli veya yetersiz bulunduğu gözleniyor. Bu yetersizliklerin nedenleri arasında; % 26,4 ile "spor tesis, saha ve malzeme yetersizliğinin" birinciyi şurayı aldığı, % 21,1 ile "ekonomik yetersizlik", % 16,9 ile "Yönetici ve uzman eleman yetersizliği", % 14,2 ile "Kamu kurum ve kuruluşlarının katkılarının yetersizliği", % 11 ile "Spor yöneticüerinin ilgisizliği" gibi nedenlerin sıralandığı görülüyor. Katılımcıların % 95'inin İl' in spor tesislerini az yeterli veya yetersiz bulduğu ve İT de en çok ihtiyaç duyulan spor tesisleri; % 19,4 ile yüzme havuzu, % 18,2 ile sağlık için spor alanları, % 16,6 ile kapalı spor salonu, % 1 1 ile tenis kortunun olduğu görüldü. Şu anda bu ihtiyaçlara cevap vermek için çabalar sürmektedir. Bu çalışmalar biran evvel bitirilmeli toplumun kullanımına açılmalı. İl' de spor teşküatlannın çalışmalarım katılımcıların % 94,9'u az yeterli veya yetersiz bulduğu, bu yetersizliklerin giderilmesi için % 2 1,1 'i "Alt yapı çalışmalarına önem verilmeli", % 18,5 'i "Spor faaliyet ve organizasyonlar çoğaltılmalı",67 %16,9'u "özendirici tedbirler alınması", gerektiğini ve ÎT de spora ayrılan ekonomik kaynakların % 94,7 ile az yeterli veya yetersiz olduğu gözlendi. İl' de inşaat halindeki tesislerin parasal sıkıntılar yüzünden tamamlanamadığı, faaliyet ve organizasyonlara gerekli ve yeterli ödeneğin gönderilmediği görülüyor. îl' in spor alanında ülke sporuna katkılanm katılımcılar % 93,9 az yeterli veya yetersiz bulduğu gözlendi. Bunun nedenleri arasında birinci sırayı, % 20,4 ile "Başarılı sporculara sahip çıkılmaması" aldığı, % 19,8 ile "Federasyonların taşraya olan ilgisizlikleri," % 14,3 ile "Spora ayrılan kaynak ve yatırımların orantılı kullanılmadığı" gerçeğini gözler önüne sermiştir. Bütün bu olumsuzlukları etkilemesi gereken mahalli spor basını üstüne düşeni İl' de gerçekleştiremediği ve ÎT de mahalli spor basımımı kamuoyunun % 83,6'sı tarafından az yeterli veya yetersiz bulunduğu görüldü. Bu yetersizliklerin düzelebilmesi ve mahalli spor basınının bekleneni verebilmesi için, katılımcıların % 23,7'si "Bütün spor branşlarına yönelik programların yapılması", % 21,3 'ü "Spor alanında eğitim programlarına önem verilmesi", % 20,7'si "Uzman eleman sayısının çoğaltılması ve eğitilmesinin" gerektiğini vurguladığı gözlendi. İl' de sporun yaygınlaştrnlması çalışmalarını katılımcıların %95'i az yeterli veya yetersiz bulduğu gözlendi. İT de spor tesislerinin yetersiz olduğu, var olan spor tesislerinin de çeşitlilik açısından az olduğu, sadece 6 spor tesisi çeşidinden oluştuğu bunlarında halka açılmadığım halkın faydalanamadığmı gözlemliyoruz. İl' de spora yön veren sportif faaliyet ve organizasyonlarda görev alan (hakem, uzman, antrenör, eğitimci) personelinde % 88,6 ile az yeterli veya yetersiz bulunduğunu bunun nedenleri arasında % 23,4 ile "Bu görevlilerin kendilerini yenileyemedikleri", % 22 ile Bu görevlilerin bütün branşlara aynı oranda ilgi göstermedikleri gözleniyor. Spora yapılan yatırımların toplumların ve kültürlerin varlık sebebi olan, insana yapılan bir yatırım olduğu düşünülecek olursa bu eksiklerin ve aksaklıkların bir an önce giderilmesi gerekir.

KamuoyuSporSpor tesisleri
Mehmet Fatih Karahüseyinoğlu
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1998
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dijital medya kapsamında kamuoyu dezenformasyonu: Rusya-Ukrayna Savaşı örneği

Bu çalışmada Rus-Ukrayna savaşı gibi uluslararası çatışmalara örnek olarak dijital medya kapsamında genel dezenformasyonun incelenmesi amaçlanmıştır. Dezenformasyon, dijital medya platformlarının kullanımı yoluyla yanlış bilgi yaymayı ve gerçekleri çarpıtmayı içerir. Çalışma, Rusya-Ukrayna savaşında kamuoyunu dezenformasyon kampanyasının tespitini, Rusya'nın adlandırdığı özel harekâtlarda dijital medya (Rusya, Ukrayna ve Türkiye'ye ait dijital basın siteleri) çerçevesinde incelemektedir. Rus-Ukrayna savaşı hakkında medyadaki yanlış bilgileri tespit etmek için Rus, Ukrayna ve Türkiye'den üç dijital medya sitesi kullanılarak (içerik analizi) çalışmanın konusunun uyumuna göre nitel araştırma yöntemine göre yapılmıştır. Araştırma örneklemi, birincisi Rusça (Ria), ikincisi Ukraynaca (Pravda) ve son olarak Türkçe (Milliyet) olmak üzere üç örneğe ayrılmıştır. Savaşın gidişatıyla ilgili üç siteden 1 Ocak-31 Mart 2023 tarihleri arasında yayınlanan haberler dezenformasyon açısından incelenmiştir. Araştırmanın en önemli sonuçlarından biri, Ukrayna sitesi (pravda) tarafından Ocak 2023'te kullanılan yanıltıcı bilgilerin sadece 2 haber hikayesiyle sınırlı olduğudur. Rus dijital medya sitelerini temsil eden (ria) Rus sitesinin ise yanıltma yöntemini kullandığı görülmüştür; Rus haber sitesinin yayınladığı 5 haberden 3'ünün yanıltıcı bilgiler içerdiği belirlenmiştir ve bu haberlerin Rusya, Ukrayna ve dünya kamuoyunu etkilediği ortaya çıkmıştır. Türk dijital medyasını temsil eden, Milliyet gazetesi sitesinin daha tarafsız ve nesnel olduğu görülmüş, resmi kaynaklardan alınan haberler, belgeler ve verilere müdahale etmediği tespit edilmiştir. Rus medyasındaki yanıltıcı bilgiler, Ukrayna dijital medyasından daha yüksektir.

DezenformasyonKamuoyuRusya+5
Imad Essmat Hammedı Al-alı
Bolu Abant İzzet Baysal University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00

İlgili konular