Retina
Bu konu başlığı altında 116 tez
Akut ve kronik bipolar bozukluklarda optik koherens tomografi ile retina sinir lifi tabakası, ganglion hücre kompleksi ve makula kalınlığının değerlendirilmesi
Amaç: Bipolar bozukluk (BB) hastalarında optik koherens tomografi (OKT) ile retina sinir lifi tabakası (RSLT), ganglion hücre kompleksi (GHK) ve makulayı değerlendirmek. Yöntem: Prospektif olan çalışmaya, Şubat 2019-Aralık 2019 arasında HMKÜ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı tarafından takip edilen BB tip I tanısı alan 62 hastanın 62 gözü ile, kontrol amacı ile başvuran 63 sağlıklı gönüllünün 63 gözü dahil edildi. Hastalar; 5 yıl ve altı tanı süresi olanlar, 5 yıl üzeri tanı süresi olanlar ve tüm hastalar olarak 3 gruba ayrıldı. Kontroller; 1. kontrol, 2. kontrol ve tüm kontroller olarak 3 gruba ayrıldı. Tüm gruplara tam oftalmolojik muayene yapılıp, ardından OKT ile RSLT, GHK ve makula kalınlığı ölçümleri kaydedildi. Tüm grupların kendi kontrol grubuyla istatistiksel karşılaştırılması yapıldı. Bulgular: 5 yıl ve altı tanı süresi olan hastalarda; GHK açısından üst-temporal (81,25±7,35), üst (83,97±6,77), üst-nazal (84,66±6,43), alt-nazal (83,72±6,43), alt (81,75±7,52), alt-temporal (82,53±7,99); makula açısından santral (240,63±22,50), iç-temporal (304,13±16,74), iç-nazal (320,91±18,39), iç-üst (321,00±16,84), iç-alt (317,41±17,41); RSLT açısından temporal (69,03±9,50) kadranlarda anlamlı azalma saptandı. 5 yıl üzeri tanı süresi olanlarda, GHK açısından üst-temporal (79,37±7,22), üst (80,40±7,05), üst-nazal (80,97±9,44), alt-nazal (78,97±8,14), alt (76,87±11,23), alt-temporal (80,40±9,16); makula açısından iç-nazal (318,30±21,82), iç-üst (318,63±20,15), dış-üst (276,00±13,58), iç-alt (315,07±17,98); RSLT açısından temporal (112,27±21,94), nazal (115,57±22,67), üst (89,93±14,15) kadranlarda anlamlı azalma saptandı. Hastaların tümü değerlendirildiğinde, GHK açısından tüm kadranlarda [üst-temporal (80,34±7,29), üst (82,24±7,08), üst-nazal (82,87±8,18), alt-nazal (81,42±7,63), alt (79,39±9,73), alt-temporal (81,50±8,58)]; makula açısından santral (243,21±23,00), iç-temporal (301,16±39,59), dış-temporal (261,68±14,03), iç-nazal (319,65±20,00), iç-üst (319,85±18,40), dış-üst (279,65±13,60), iç-alt (316,27±17,59); RSLT açısından üst (115,24±19,52), nazal (66,92±11,68) kadranlarda anlamlı azalma saptandı (p˂0,05). Sonuç: BB hastalarında OKT ile tespit edilebilen dejeneratif değişiklikler olduğu gösterilmiştir. Bu değişiklikler, tanı süresi ile pozitif korelasyon göstermektedir. Anahtar kelimeler: Bipolar Bozukluk, Retina, Optik koherens tomografi.
İnternal karotis darlığı olan hastalarda optik koherans tomografi-angio ile göz arka segment bulgularının değerlendirilmesi
Amaç: Hafif-orta derecedeki internal karotis arter (İKA) darlığı olan hastaların retina kan akımı, optik disk kan akımı ve koroid kalınlanması üzerindeki etkisini optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA) ile değerlendirmek ve elde edilen değerleri sağlıklı stenozu olmayan bireylerle karşılaştırmak. Gereç ve Yöntem: Bu bir prospektif çalışma olup toplam 75 katılımcı dahil edildi. IKA stenoz dercesine göre sağlıklı kontrol grup 1 (25 kişi), IKA darlığı %1- 49 olanlar grup 2 (25 kişi), İKA darlığı % 50-69 olanlar grup 3 (25 kişi) olarak değerlendirildi. Tüm katılımcılara en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK), göz içi basınç (GİB), ön segment, arka segment muayeneleri ve OKTA çekilip makular yüzeysel ve derin kapiller kan akış yoğunluğu, optik sinir baş kan akış yoğunluğu ve koroid kalınlığının verileri kaydedildi. Sonuçlar incelenerek karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar arasında karşılaştırma yapılıp incelendiğinde ortalama yüzeysel vasküler dansite, derin vasküler dansite, radyal peripapiller kapillerin (RPK) vasküler dansitesi ve koroid kalınlığında her üç grup arasında istatistiksel anlamlı farklılık görüldü (p<0,05). Yüzeysel kapiler pleksusun (YKP) tüm (46,48 ± 3,54) ve perifoveal alan vasküler dansitesi (47,18 ± 3,48) için grup 3'ün her iki gruptan farklı olduğu, YKP'nın parafoveal alan vasküler dansitesi (48,53 ± 5,09) için sadece grup 3 ile grup 1'in farklı olduğu görülmüştür (p<0,05). Derin kapiller pleksusun (DKP) tüm alan vasküler dansitesi (45,19 ± 5,67) için grup 3'ün her iki grupla farklı olduğu, DKP parafoveal (50,68 ± 4,26) ve perifoveal alan vasküler dansitesi (46,74 ± 5,78) için grup 3 ile grup 1'in farklı olduğu görülmektedir (p<0,05). RPK'nın Tüm disk vasküler dansitesinde (47,61 ± 2,18) grup 3'ün her iki gruptan farklı olduğu görüldü (p<0,05). Subfoveal koroid kalınlığı (212,25 ± 23,42) açısından grup 3'ün her iki gruptan farklı olduğu görüldü. Koroid nazal (145,05 ± 22,47) ve koroid temporal parametrelerinde (167,50 ± 23,11) grup 3'ün hem grup 1 hem grup 2'den farklı olduğu görüldü (p<0,05). Fovea-parafoveal-perifoveal parametrelerinin gruplara göre dağılımı incelendiğinde hiçbir değişkende anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Sonuç: Orta derece İKA stenozu olan hastalar sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında yüzeyel/derin vasküler dansite ve RPK tabakasında azalmış vasküler yoğunluk ve koroidde incelme olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: İnternal karotis arter darlığı, optik koherens tomografi anjiyografi, koroid, retinal vasküler yoğunluk.
Coronavirüs (COVID-19) enfeksiyonu geçirmiş hastalarda retinanın optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) bulguları ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı COVID 19 enfeksiyonu geçiren erişkin ve çocuk hastaların optik kohorens tomografi anjiyografi (OKTA) bulgularını aynı demografik özelliklere sahip erişkin ve çocuk sağlıklı gönüllülerin OKTA bulguları ile karşılaştırmaktır. Covid enfeksiyonu geçiren 157 erişkin hastanın sağ gözü, 168 sağlıklı erişkin gönüllünün sağ gözü ve covid enfeksiyonu geçiren 40 çocuk (6-18) hastanın sağ gözü, 44 çocuk (6-18 yaş) sağlıklı gönüllünün sağ gözü çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil olan tüm gruplara göz muayenesi yapıldı ve OKTA çekildi. OKTA bulguları değerlendirildi. Retinal derin kapiller kan akım alanı (RDKKAA) değerleri çocuk covid geçiren grupta (ÇCGG) çocuk sağlıklı kontrol grubuna (ÇSKG) göre anlamlı olarak yüksekti (p=0,001). Derin nazal dansite (DND) , derin inferior dansite (DID) ve derin parafoveal dansite (DPD), ÇCGG'de ÇSKG'ye göre anlamlı derecede düşüktü (p=0,034, p=0,029, p=0,022 sırasıyla). RPKVD dişk içi ölçümleri ise ÇCGG'de ÇSKG'ye göre anlamlı derecede yüksekti(p=0,025). Erişkin covid geçiren grup (ECGG) ile erişkin sağlıklı kontrol (ESKG) grubunun OKTA ölçümleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Bizim çalışmamızda çocuklarda covid geçiren grup ve sağlıklı kontrol grubu arasında OKTA ölçümleri arasında anlamlı farklar saptanmıştır. Covid enfeksiyonu geçiren hastalarda retinal mikrovasküler değişiklikler oluşabilir ve bu hastaların uzun dönem retinal değişiklikler açısından takipleri yapılabilir. Anahtar Kelimeler: Coronavirüs, Optik kohorens tomografi anjiyografi, Foveal avasküler alan, Retina
Metforminin invitro retina pigment epiteli hücrelerinde fibrogenezise olan etkisinin incelenmesi
GİRİŞ:Proliferatif vitreoretinopati, retina dekolmanı cerrahisi sonrası nükslerin en önemli sebeplerinden biridir. Proliferatif vitreoretinopatinin patogenezi ile ilgili çalışmalarda, epitelyal mezenkimal dönüşüm sürecinin önemli bir rol oynadığı görülmüştür. Epitelyal mezenkimal dönüşüm; epitel hücrelerinin farklı fenotiplerini kaybettiği ve mezenkimal benzeri hücrelere dönüştüğü biyolojik bir süreçtir. Epitelyal-mezenkimal dönüşüm geçiren retina pigment epiteli hücrelerinin proliferasyon, göç etme, migrasyon ve kontraksiyon yeteneklerinde artış görülür. Bu sürecin sonunda proliferatif vitreoretinopatinin önemli bir parçası olan fibrozis gelişir. Epitelyal mezenkimal dönüşümün ana tetikleyicisi TGF-β dır. AMAÇ: Çalışmamızda daha önce farklı dokularda epitelyal-mezenkimal dönüşümü ve fibrogenezisi inhibe ettiği gösterilmiş olan metforminin, invitro retina pigment epiteli hücrelerinde TGF-β2 ile indüklenen epitelyal mezenkimal dönüşüm sürecine olan etkisi incelenmiştir. GEREÇ VE YÖNTEM: İnvitro ortamda inkübe edilmiş insan retina pigment epiteli hücre grupları üzerine TGF-β2, metformin ve TGF-β2+metformin uygulandı. Uygulama sonrası, ATP testi ile hücre canlılığı, Western Blot protein elektroforezi ile ZO-1, α-SMA, vimentin, SMAD2 SMAD3, pSMAD2, pSMAD3 protein ekspresyonu, yara iyileşmesi testi ile hücre migrasyon düzeyi, kollajen jel kontraksiyon testi ile kontraksiyon düzeyi değerlendirildi; veriler kontrol grubu ile karşılaştırıldı. BULGULAR: Western Blot protein elektroforezinde epitelyal belirteç olan ZO-1 ekspresyonunun, TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı (p<0.05), TGF-β2+metformin grubunda ise kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptandı. Mezenkimal belirteç olan α-SMA ekspresyonunun, TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre çok yüksek düzeyde anlamlı olarak arttığı (p<0.001), TGF-β2+metformin grubunda bu artışın daha az olduğu (p<0.01) izlendi. Mezenkimal belirteç olan vimentin ekspresyonunda, TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre çok yüksek düzeyde anlamlı arttığı (p<0.001), TGF-β2+metformin grubunda bu artışın daha az olduğu tespit edildi (p<0.05). TGF-β/SMAD sinyal yolunun aktif proteinleri olan pSMAD2 ve pSMAD3 ekspresyonu değerlendirildiğinde, pSMAD2' nin TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre çok yüksek düzeyde anlamlı arttığı (p<0.001), TGF-β2+metformin grubunda ise kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde azaldığı tespit edildi (p<0.05). pSMAD3'ün TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre çok yüksek düzeyde anlamlı olarak arttığı (p<0.001), TGF-β2+metformin grubunda kontrol grubuna göre anlamlı fark olmadığı saptandı. Yara iyileşmesi testi sonuçlarında; hücre migrasyon düzeyinde, TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre çok yüksek düzeyde anlamlı artış izlendi (p<0.001), TGF-β2+metformin grubunda kontrol grubuna göre fark izlenmedi. Kollajen jel kontraksiyon testi sonuçlarında; kontraksiyon düzeyinde TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre çok yüksek düzeyde anlamlı olarak artış olduğu (p<0.001), TGF-β2+metformin grubunda bu artışın daha az olduğu saptandı (p<0.05). SONUÇ: Metformin, epitelyal-mezenkimal dönüşüm geçiren retina pigment epiteli hücrelerinde epitelyal belirteçlerin sentezini arttırmış , mezenkimal belirteçlerin sentezini ise azaltmıştır. TGF-β/SMAD sinyal yolundaki SMAD2 ve SMAD3 proteinlerinin fosforilasyonunu azaltarak bu sinyal yolunu baskılamıştır. Ayrıca metforminin, epitelyal-mezenkimal dönüşüm geçiren retina pigment epiteli hücrelerinin hücresel migrasyon düzeyini ve kontraksiyon düzeyini de azalttığı gözlenmiştir. Bu sonuçlar, metforminin invitro retina pigment epiteli hücrelerinde epitelyal-mezenkimal dönüşümü ve fibrogenezis gelişimini baskıladığını göstermektedir. ANAHTAR KELİMELER: Metformin, Proliferatif Vitreoretinopati, Epitelyal-Mezenkimal Dönüşüm, Retina Pigment Epiteli Hücreleri, TGF-β2
Doku plazminojen aktivatörlerinin retina pigment epitel hücreleri üzerindeki sitotoksik, genotoksik ve apoptotik etkilerinin araştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı konsantrasyonlardaki rekombinant doku plazminojen aktivatörlerinin (rtPA) insan retina pigment epitel (RPE) hücreleri üzerindeki sitotoksik, genotoksik ve apoptotik etkilerini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada alteplaz ve tenekteplazın insan RPE hücreleri üzerindeki sitotoksik etkisi luminometrik ATP testiyle, genotoksik etkisi alkalen tekli hücre jel elektroforez (Comet Assay) yöntemiyle, apoptotik etkisi akridin turuncusu/etidyum bromür yöntemiyle ölçüldü. Ek olarak, mitokondriyal membran potansiyeli (MMP), hücre içi kalsiyum (Ca2+) ve reaktif oksijen türlerinin (ROS) seviyeleri farklı florometrik yöntemlerle ve glutatyon (GSH) seviyeleri ise luminometrik yöntem ile tayin edildi. Ayrıca inflamasyon belirteçleri incelendi. Bulgular: Alteplaz ve tenekteplaz doza bağımlı olarak RPE hücrelerinde GSH ve MMP seviyelerini anlamlı şekilde düşürürken, sitotoksisite, DNA hasarı, apoptoz, hücre içi Ca2+ ve ROS düzeylerini anlamlı derecede arttırmıştır. Ayrıca yüksek konsantrasyonlardaki alteplazın, tenekteplaza göre daha fazla sitotoksik, genotoksik ve apoptotik etkilere sahip olduğunu tespit ettik. Sonuç: Bulgular hem alteplaz hem de tenekteplazın RPE hücrelerinde doza bağlı olarak sitotoksik, genotoksik ve apoptotik etkilere sahip olduğunu göstermiştir. Çalışmamız, alteplaz ve tenekteplaz molekülerinin RPE hücrelerinde apoptotik yolu indükleyen MMP azalması ve Ca2+ artışı ile sitotoksisite ve DNA hasarını indükleyen hücre içi ROS düzeyinin artışı ve GSH düzeyinin azalmasını bir arada göstermesi nedeniyle literatüre ışık tutmuştur. Ayrıca çalışmamızda yüksek konsantrasyonlarda uygulanan alteplazın tenekteplaza göre sitotoksik, genotoksik ve apoptotik etkilerinin daha fazla olduğu gösterilmiştir. Bu bulgular, rt-PA moleküllerinden tenekteplazın klinik kullanımda daha güvenli olabileceğine işaret etmektedir.
İnce kornealı hastaların glokom riski açısından arka kutup asimetrisi analizi ile değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada merkezi kornea kalınlığı ince olan, primer açık açılı glokom şüphesi tanısı konulan hastaların herhangi göz hastalığı bulunmayan sağlıklı olgularla maküler retina ve ganglion hücre kompleksi kalınlık değerleri karşılaştırıldı. Spektral-domain optik koherens tomografi (OKT) (Spectralis; Heidelberg Engineering) kullanılarak arka kutup asimetri analizi (AKAA) ile retina kalınlık ölçümlerinin ince kornealı hastalarda glokomu erkenden tespit etmedeki rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Ağustos 2022-Mart 2023 tarihleri arasında hastanemizin göz hastalıkları polikliniğine başvuran merkezi kornea kalınlığı (MKK) 500µm ve daha düşük olan rutin oftalmolojik muayeneleri sırasında primer açık açılı glokom şüpheli 31 hastanın 59 gözü ile 30 sağlıklı olgunun 60 gözü olmak üzere toplam 119 gözde AKAA yöntemiyle retina ve ganglion hücre kompleksi (GHK) kalınlığı değerlendirmeye alındı. Hastaların yaşı, cinsiyeti, göz içi basıncı (GİB), makula kalınlığı (MK), retina sinir lifi tabakası (RSLT) kalınlığı, ganglion hücre tabakası (GHT) kalınlığı, iç pleksiform tabaka (İPT) ve MKK değerleri kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen olgular MKK'sı ince olan primer açık açılı glokom şüpheli ve sağlıklı göz bulguları olanlar olarak iki guba ayrıldı. Değişken parametreler gruplara göre karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 55,36 ± 13,36 (dağılım aralığı 18-71)'tir. Katılımcıların 51'i (%83,6) kadın iken, 10'u (%16,4) erkeklerden oluşmaktadır. Çalışmaya katılanların 31'inde (%50,8) ince kornealı glokom şüphesi bulguları saptanmışken, 30 kişi ise (%49,2) normal göz bulgularına sahip olarak bulunmuştur. Yaş ve cinsiyet değerleri açısından glokom şüphesi bulunan hastalar ile kontrol grubundaki olgular arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Glokom şüphesi grubunda total makula kalınlığı (T-MK), üst hemisfer makula kalınlığı (S-MK), alt hemisfer makula kalınlığı (İ-MK) ve zonlara ayrılmış olarak zon 1 total makula kalınlığı (Z1 T-MK), zon 1 üst hemisfer makula kalınlığı (Z1 S-MK), zon 1 alt hemisfer makula kalınlığı (Z1 İ-MK), zon 2 üst hemisfer makula kalınlığı (Z2 S-MK) değerleri kontrol grubu değerlerine kıyasla istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Glokom şüphesi grubunda superior peripapiller retina sinir lifi tabakası (S-ppRSLT) ve inferior peripapiller retina sinir lifi tabakası (İ-ppRSLT) değerleri kontrol grubu değerlerine kıyasla istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulunmuştur. Gruplar arasında ppRSLT, temporal RSLT (T-RSLT), nazal RSLT(N-RSLT), Z2 T-MK, Z2 İ-MK, Z3 MK, Z3 S-MK, Z3 İ-MK ve GHK kalınlık değerleri açısından istatiksel olarak anlamlı fark izlenmedi. Yaş ile retina kalınlığı ve ganglion hücre kompleksi kalınlığı korelasyon analizleri sonucunda istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Optik sinir başı çukurluk/disk oranı (c/d) ile ppRSLT korelasyon analizınde istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Peripapiller RSLT ile MK, GHK kalınlık değerlerinin korelasyon analizlerinde istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Göz hastalığı bulunmayan olguların üst ve alt hemisferler arasındaki fark araştırıldığında, Z2, Z3 MK, Z1, Z2, Z3 GHK kalınlıklarında ortalama alt hemisfer kalınlık değerlerinin üst hemisfer değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek tespit edilirken, Z1 MK'nın ortalama üst-alt hemisfer kalınlık değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Glokom şüphesi olan hastaların Z1, Z2, Z3 GHK kalınlıklarının ortalama alt hemisfer kalınlık değerlerinin üst hemisfer değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek tespit edilirken, Z1, Z2, Z3 MK'nın alt-üst hemisfer kalınlık değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Glokom şüphesi bulunan hastalar ile kontrol grubundaki olguların makula kalınlıklarının üst ve alt hemisferler arasındaki farkları (MK (S-I)) karşılaştırıldığında ve ayrıca ganglion hücre kompleksi kalınlıklarının üst ve alt hemisferler arasındaki farkları (GHK (S-I)) karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi. Sonuç: Bildiğimiz kadarıyla bu çalışmamız ince kornealı glokom şüphesi olan hastalarda AKAA yöntemi ile arka kutuptaki yapısal retina kalınlık değişikliklerini inceleyen ilk çalışmadır. Çalışmamızda AKAA'nın ince kornealı hastalarda normale göre makula kalınlık değerlerinin daha yüksek olduğu tespit edildiğinden, ince kornealı hastalarda glokomun erken tanısında ppRSLT'nin daha değerli olduğu sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Glokom şüphesi, arka kutup asimetri analizi, ince kornea, glokom, retina.
Strabismus olgularında retina sinir lifi tabakası kalınlığının optik koherens tomografi ile değerlendirilmesi
Amaç: Ambliyopi ile birlikte olan ve olmayan strabismik hastaların retina sinir lifi tabakası kalınlığını mukayese ederek, retinal yapısal değişiklikleri belirlemek ve optik koherens tomografinin erken tanı aracı olarak değerini belirlemektir.Gereç ve Yöntem: Strabismusu olup ambliyopisi olmayan 20 hasta, strabismusu ve ambliyopisi olan 21 hasta ve 20 sağlıklı birey çalışmaya dahil edildi. Tüm olgularda tam bir oftalmolojik muayeneye ek olarak optik koherens tomografi ile retina sinir lifi tabakası kalınlığı ve maküla kalınlığı analizi yapıldı.Bulgular: Strabismusu olup ambliyopisi olmayan hastalarda (grup 1) üst kadran retina sinir lifi tabakası kalınlığı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede ince bulundu(p=0,038). Strabismusu ve ambliyopisi olan hastaların ambliyop gözleri (grup 2), ortalama retina sinir lifi tabakası, üst kadran ve alt kadran kalınlığı açısından kontrol grubuna göre istatistiksel olarak ince bulundu. Strabismusu ve ambliyopisi olan hastaların ambliyop olmayan gözleri (grup 3) ortalama retina sinir lifi tabakası, üst kadran ve alt kadran kalınlığı ise kontrol grubuna göre istatistiksel olarak ince bulundu(sırasıyla p=0,031; p=0,018; p=0,021). Strabismusu olup ambliyopisi olmayan hastaların (grup 1) nazal maküler kadran kalınlığı, strabismusu ve ambliyopisi olan hastaların ambliyop olmayan gözlerine (grup 3) oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede ince saptandı(p=0,041). Grup 1'in alt maküler kadran kalınlığı, grup 2'den istatistiksel olarak ince saptandı(p=0,043). Strabismusu ve ambliyopisi olan hastaların ambliyop gözlerinin (grup 2) temporal maküler kadran kalınlığı, kontrol grubuna oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede kalın bulundu(p=0,021). Strabismusu ve ambliyopisi olan hastaların ambliyop olmayan gözleri (grup 3) merkez maküla kalınlığı ve temporal maküler kadran kalınlığı açısından, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede kalın bulundu(sırasıyla p=0,065; p=0,005).Sonuç: Strabismus ve ambliyopide saptanan retina sinir lifi değişiklikleri, retinada yapısal hasarın olduğunu göstermektedir. İn vivo, non-invaziv bir görüntüleme yöntemi olan Optik Koherens Tomografi, strabismuslu olgularda ambliyopi erken tanı aracı olarak umut vaat etmektedir.
Çeşitli nedenlere bağli maküla ödeminde tedavi öncesi ve sonrası optik koherens tomografi ve mikroperimetrik değişiklikler
Amaç: Maküla ödemi olan olgularda tedavi öncesi ve sonrası optik koherens tomografi (OKT) ve mikroperimetrik değişimleri değerlendirmek.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Retina Birimine ilk kez başvuran, yapılan muayene ve tetkikler sonucunda çeşitli nedenlere bağlı maküla ödemi saptanan 37 hastanın 50 gözü Haziran 2009 ile 2011 tarihleri arasında prospektif olarak incelendi. Tedavi öncesi ve sonrası 1., 3., 6. ve 9. ayda düzeltilmemiş ve düzeltilmiş görme keskinliği (logMar eşdeğeri) ölçümü, tam oftalmolojik muayene, OKT ile foveal kalınlık ölçümü, mikroperimetri ile retinal duyarlılık değerleri, fiksasyon paterni ve test skoru değerleri analiz edildi.Bulgular: Olguların 35'inde (% 70) diabetik maküla ödemi, 8'inde (% 16) retinal ven dal tıkanıklığına sekonder gelişen maküla ödemi ve 7'sinde (% 14) psödofakik kistoid maküla ödemi (İrvine-Gass Sendromu) mevcuttu. Tedavi öncesi ortalama logMar değerinde görme keskinliği 0,67±0,46 iken , 1.ayda 0,59±0,42 , 3. ayda 0,53±0,36, 6. ayda 0,55±0,40 ve 9. ayda 0,49±0,36 şeklinde artış saptandı. Tedavi öncesi ortalama foveal kalınlık 362,2±154,4 µm, tedaviler sonrası 1., 3., 6., ve 9.ayda ortalama foveal kalınlık değerleri sırasıyla 315,5±147,1 µm, 287,0±137,5 µm, 264,2±145,3 µm 226,4±161,6 ve olarak saptandı. Tedavi öncesi ortalama retinal duyarlılık 7.86±4.34 dB iken tedavi sonrası 1., 3., 6. ve 9. ay ölçümlerde sırasıyla 10,17±3,42 dB, 10,86±3,58 dB, 10,4±3,55 dB, 11,94±3,15 dB idi. Tedavi öncesi ortalama test skoru 316,52±174,35 dB, tedavi sonrasındaki 1., 3., 6. ve 9. ay ölçümlerde ortlama değerleri sırasıyla 412,68±148,55 dB, 439,7±142,48 dB, 442±144,5 dB, 493,84±118,68 dB olarak saptandı. Tedavi öncesinde olgularımızın % 58'inde stabil fiksasyon, % 32'sinde göreceli stabil olmayan fiksasyon, % 10`unda stabil olmayan fiksasyon paterni mevcuttu. Tedavi sonrası 9. ay ölçümlerde, stabil fiksasyonu olan gözlerin oranında % 20'lik artış, göreceli stabil olmayan fiksasyonu gözlerin oranında % 14 ve stabil olmayan fiksasyonlu gözlerin oranında ise % 6 azalma görüldü ve stabilite yönünde düzelme saptandı.Sonuçlar: Tüm olgularda, tedavi öncesine göre takip sonunda görme keskinliğinde, retinal duyarlılıkta, test skorunda artış ve foveal kalınlıkta azalma görülmüştür. Olgularımızın çoğunda takip sonunda fiksasyon paterninde stabilite yönünde değişim saptanmıştır. Maküla ödeminde rekürrens beklenen olgularda test skoru, beklenmeyen olgulara göre tedavi öncesinde daha düşük saptanmıştır. Bu nedenle test skoru rekürrens tahmininde yardımcı bir parameter gibi gözükmektedir. Test skoru ile retinal duyarlılık arasında kuvvetli pozitif korelasyon saptandı. Bu çalışmada mikroperimetrik test skorunun görme keskinliği, foveal kalınlık ve diğer mikroperimetrik değerlerle birlikte analizinin önemi vurgulanmıştır.Anahtar Sözcükler: Maküla ödemi, mikroperimetri, fiksasyon paterni, retinal duyarlılık
Retina ven tıkanıklığında glokom ve aksiyal uzunluk
Amaç: Retina ven tıkanıklığı olgularında glokom sıklığını, risk etkenlerini değerlendirmek. Retina ven tıkanıklığı gelişiminde aksiyal uzunluğun etkisini araştırmak.Materyal ve Metod: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda 2006-2010 yılları arasında takip ve tedavi edilen retina ven tıkanıklığı tanısı alan 120 olgunun kayıtları retrospektif olarak incelendi. A-scan ultrasonografi ile aksiyal uzunluk ölçümleri yapılan 49 santral retinal ven tıkanıklığı, 71 ven dal tıkanıklığı olan olguların hasta gözleriyle sağlam gözlerinin aksiyal uzunlukları ve kontrol grubunun aksiyal uzunlukları karşılaştırıldı. Çalışmamızda olguların yaşı, cinsiyeti, retina ven tıkanıklığının tipi, yerleşim yeri, glokom varlığı, eşlik eden sistemik hastalıklar değerlendirildi.Bulgular: Çalışmamıza 120 olgu alındı. Olguların 57'si kadın, 63'ü erkek olup yaş ortalaması 61,9 ± 9,4 yıl idi. Retina ven tıkanıklığı risk etkenlerinden, hipertansiyon 75 olguda (% 62,5), diabetes mellitus 26 olguda (% 21,7), hiperlipidemi 41 olguda (% 34,2), aterosklerotik kalp hastalığı 23 olguda (% 19,2) görüldü.Santral retinal ven tıkanıklığı olan 49 olgunun 15`inde (% 30,6), retina ven dal tıkanıklığı olan 71 hastanın 7`sinde (% 9,9) glokom mevcuttu. Olguların retina ven tıkanıklığı geçiren gözlerinde ortalama aksiyal uzunluk değeri 22,2 ± 0,9 mm iken diğer gözlerinde ortalama 22,6 ± 0,9 mm olarak ölçüldü. Kontrol grubunun ortalama aksiyal uzunluk değeri 22,8 ± 0,9 mm olup hasta gözler ile kontrol grubu arasındaki fark istatistiksel olarak anlamı idi (p<0,0001).Sonuç: Primer glokom ve kısa aksiyal uzunluk retina ven tıkanıklık gelişiminde önemli risk faktörleridir. Tek taraflı retina ven tıkanıklığı olan olgularda sistemik ve oküler risk etkenlerinin araştırılması ven tıkanıklığı gelişimini ve glokoma bağlı hasarı önlemek için önemlidir.Anahtar Sözcükler: Retina ven tıkanıklığı, glokom, aksiyal uzunluk
Depiction of hemorrhagic regions caused by diabetic retinopathy on fundus flouresan angiography images by using image enhancement and basic classification methods
Diabetes can lead very different complications to the human body. The most commonly encountered complications in the human body is eyes. Eye vessels structure corruption, giving rise to a new, abnormal blood vessels and bleeding that occurs as a complication called diabetic retinopathy. Fundus fluorescein angiography (FFA) has been widely used imaging technique for the detection of disease. In recent years, increase in the incidence of this disease has increased the number of studies on the subject.In this thesis, detection of diabetic retinopathy and to highlight areas that cause hemorrhagic images of FFA on the classification, clustering methods and image analysis methods were used. As supervised learning, back propagation neural networks, statistical methods linear discriminant analysis (LDA), as unsupervised learning techniques, K-means clustering, Gaussian mixture method and the histogram image enhancement techniques transactions were selected for analysis. These approaches have been to emphasize shadows bleeding, and then the results which is obtained by these methods are compared.
Hidroksiklorokin kullanan hastalarda optik koherens tomografi ve mikroperimetrik değişiklikler
Amaç: Hidroksiklorokin kullanan hastalarda retina sinir lifi kalınlığı, maküler kalınlık, mikroperimetrik ölçüm değişikliklerinin erken retinal hasarının belirlenmesindeki etkinliklerinin değerlendirilmesi amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalına Romatoloji Bilim Dalından konsülte edilen ve hidroksiklorokin kullanım öyküsü mevcut olan hastalar hasta grubu olarak ve Göz Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniğine başvuran sağlıklı hastalar kontrol grubu olarak çalışmaya alındı.Detaylı oftalmolojik muayene sonrası; 10-2 statik eşik görme alanı testi, retina sinir lifi kalınlığı, maküler kalınlık ve SLO-OCT mikroperimetri ölçümleri yapılarak toplanan veriler hasta ve kontrol grubu arasında değerlendirildi. Risk faktörleri ile veriler arasındaki ilişkiler değerlendirildi.Bulgular: Hastaların HQ kullanım süreleri ortalaması 36,14±34,9 ay iken, almış oldukları kümülatif doz ortalaması ise 336,69±243,37 g olarak hesaplandı. MD ve PSD değerleri hasta - kontrol gruplarında sırasıyla 2,55±1,48 - 1,94±0,9 ve 1,88±0,7 - 1,68±0,52 olarak; retina sinir lifi kalınlığı ortalamaları üst ? alt ? nazal ? temporal kadranlarda hasta - kontrol gruplarında sırasıyla 120,74±14,88 µ - 130,77±16,29 µ, 128,67±16,95 µ -131,83±18,14 µ, 75,51±14,13 µ - 81,94±14,45 µ, 72,4±11,93 µ -78,4±12,85 µ olarak saptandı. Merkez, merkez halka, üst-alt-nazal-temporal kadran ve toplam maküler kalınlık olarak yapılan maküler kalınlık ölçümleri hasta - kontrol gruplarında sırasıyla; 124,84±66,68 µ - 129,09±61,93 µ, 172,2±58,95 µ - 182,9±44,52 µ, 278,67±28,54 µ - 285,5±36,75 µ, 276,94±36,48 µ - 288,27±35,22 µ, 261,54±47,66 µ - 276,89±36,49 µ, 242,66±55,81 µ - 273,44±33,25 µ, 255,56±35,94 µ - 270,47±28,34 µ olarak tespit edildi. Mikroperimetrik incelemede test skoru ve retinal duyarlılık değerleri hasta-kontrol gruplarında sırasıyla; 504,44±85,22 - 510,94±95,02 ve 12,4±2,14 dB - 12,75±2,38 dB olarak bulundu.Sonuçlar: Verilerin analizi sonucunda hasta grubunda kontrol grubuna göre; görme alanı testinde sensitivitede, alt kadran hariç tüm retina sinir lifi kadranlarında ve maküler kalınlık ölçümlerinde merkez ve merkez halka hariç tüm parafoveal kadranlarda ve total maküler kalınlıkta istatistiksel olarak anlamlı azalma saptandı. Mikroperimetrik inceleme sonucunda ise test skoru, retinal duyarlılık ve fiksasyon paterninde kontrol grubuna göre anlamlı fark olmadığı saptandı. Hasta grubu içerinde yaş, kullanım süresi ve toplam doz ile görme alanı testinde sensitivite ve mikroperimetride retinal duyarlılık, test skoru düşüklüğü arasında korelasyon tespit edilirken maküler kalınlık, retina sinir lifi kalınlığı arasında korelasyon saptanmadı. Sonuç olarak fonksiyonel testlerin ve retinal görüntü sistemlerinin kombinasyonu ile retinal hastalıkların patofizyolojisinin daha iyi anlaşılması sağlanacaktır.anahtar Sözcükler:Hidroksiklorokin retinopatisi, mikroperimetri, optik koherens tomografi.
Glokom hastalarında uyku bozukluğu ile fotosensitif retina ganglion hücreleri arasındaki ilişki
Amaç: Glokom hastalarında, progresif fotosensitif retinal ganglion hücrelerinin hasarı sonrasında sirkadiyen ritimdeki bozukluğun hastaların gece uyku kalitesi ve gündüz uykululuk durumu üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmaya Ağustos 2020 ile Şubat 2021 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı glokom birimine başvuran primer açık açılı glokom tanısı olup takiplerine gelen 37 hasta ile glokom tanı ve şüphesi olmayan 34 olgu alındı. Tüm hastalara Epworth Uykululuk Ölçeği (ESS) ve Pitsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) aynı tecrübeli kişi tarafından yapıldı. Çalışmaya katılan bireylere uyku bozukluğuna yol açabilecek anksiyete, depresyon, OSAS gibi hastalıklar için dışlama anketleri de (Beck Anksiyete, Beck Depresyon, Berlin ve Stop-Bang) yapıldı. PAAG tanılı bireyler ile sağlıklı bireylerin RSLT, GCC, FLV ve GLV değerleri optik koherens tomografi (OKT) ile ölçüldü. Tüm hastalara perimetri yapıldı ve ortalama sapma (MD) değeri elde edildi. Glokom hastalarında tespit edilen glokomatöz hasar ile hastaların gece uyku kalitesi ve gündüz uykululuk durumu arasındaki ilişki yapılan anketler ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya katılan gruplar arasında yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyleri arasında fark yok idi. PAAG grubunda ortalama sapma (MD) değerlerinin sayısal değeri arttıkça, bireylerin ESS, PUKİ toplam, PUKİ uyku kalitesi, PUKİ uyku latansı, PUKİ uyku süresi, PUKİ uyku etkinliği ve PUKİ gündüz fonksiyonları değerlerinde de istatistiksel olarak anlamlı bir artış görüldü (p<0.05). PAAG grubunda ortalama RSLT, superior RSLT ve inferior RSLT değerlerindeki azalma ile ESS ve PUKİ toplam değerlerindeki artış istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Ayrıca superior RSLT ve inferior RSLT değerlerindeki azalma ile PUKİ alt bileşenlerinden uyku kalitesi, uyku latansı, uyku süresi ve uyku etkinlik değerlerindeki artış istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). PAAG grubunda GCC değerlerindeki azalma ile ESS, PUKİ toplam, PUKİ uyku kalitesi, PUKİ uyku latansı, PUKİ uyku süresi ve PUKİ uyku etkinliği değerlerindeki artış istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Kontrol grubunda ise MD, RSLT, GCC, FLV ve GLV değerleri ile ESS, PUKİ ve PUKİ alt bileşenleri ile istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuç: Glokom, fotosensitif retina ganglion hücrelerinde (ipRGC) progresif kayıplara yol açabilmektedir. İpRGC'lerin progresif kaybı azalmış ışık iletimi nedeni ile sirkadiyen ritmin senkronize edilememesine yol açabilmektedir. Glokomatöz hasarın miktarı artıkça PAAG hastalarında uyku kalitesinde azalma ve gündüz uykululuk halinde artma olmaktadır. Glokom hastalarında glokom tedavisine ek olarak çeşitli profilaktik tedavilerin verilmesi ile yaşam kalitelerindeki bozulmanın önüne geçilecektir. Anahtar kelimeler: Primer açık açılı glokom, fotosensitif retina ganglion hücreleri, uyku bozuklukları, Epworth Uykululuk Ölçeği, Pittsburg Uyku Kalitesi İndeks
Diyabetik hastalarda metabolik kontrol kriterleri ile retinopati arasındaki ilişki
Bu çalışma Şubat-Mart 2017 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Göz Hastalıkları Poliklinik ve Kliniğine başvuran diyabetik hastaların metabolik kontrol kriterleri ile retinopati arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Çalışma öncesi; Etik Kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Araştırmanın verileri soru formu ile toplandı. Metabolik kontrol kriterleri ve retinopati düzeyi ile ilgili veriler hasta dosyalarından alındı. Ayrıca araştırmacı tarafından hastaların kan basıncı, beden kütle indeksi ve bel çevresi ölçümleri yapıldı. Sonuçlar; Shapiro Wilks, Student t, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Ki-Kare, Continuity (Yates) düzeltmesi ve Fisher Kesin Ki-Kare testi ile değerlendirildi. Hastaların yaş ortalamasının 61,0±8,7 yıl ve %55,4'ünün kadın olduğu belirlendi. Hastaların diyabet tanı süresi ortalamalarının 15,4±7,3 yıl olduğu, %97'sinde diyabete bağlı kronik bir komplikasyonun yaşandığı, %92,8'inde diyabetik retinopati görüldüğü tespit edildi. Diyabetik retinopatisi olanların beden kütle indeksi, bel çevresi ve sistolik kan basıncı düzeylerinin daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Metabolik kontrol kriterleri ile retinopati görülme durumu ve retinopati evreleri arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı belirlendi (p>0,05). Hastaların büyük çoğunluğunda retinopati başta olmak üzere diyabete bağlı kronik bir komplikasyonun bulunduğu, metabolik kontrol kriterleri ile retinopati düzeyi arasında istatistiksek olarak anlamlı bir ilişkinin olmadığı belirlendi. Bu nedenle diyabetik hastaların, gelişebilecek komplikasyonlar açısından yakından takip edilmesi ve eğitimle desteklenmeleri gerektiği söylenebilir.
Iskemik optik nöropatili hastalarda klinik sonuçlarımız
İskemik Optik Nöropatili Hastalarda Klinik Sonuçlarımız Giriş-Amaç: Nonarteritik anterior iskemik optik nöropatili hastalarda steroid tedavisinin etkinliğini belirlemek. Gereç-Yöntem: Mayıs 2011- aralık 2014 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Nöroftalmoloji biriminde nonarteritik anterior iskemik optik nöropati tanısı ile takibi yapılan 12 hastanın 14 gözü çalışmaya alındı. Ani görme kaybı geliştikten itibaren ilk 2 hafta içinde başvuran; sistemik olarak kontrendikasyon bulunmayan 5 hastaya (7 göz) Hayreh protokolüne uygun olarak sistemik steroid tedavisi başlandı (Grup 1). Tedavisiz izlenen nonarteritik anterior iskemik optik nöropatili 7 hasta Grup 2'i oluşturdu. Olguların cinsiyeti, tanı yaşı, lateralite durumu, sistemik ve oküler risk faktörleri, görme keskinlikleri, görme alanları ve retina sinir lifi tabakası analizi yapılarak her iki grup karşılaştırıldı. Bulgular: Tedavi alan olguların Snellen eşeli ile alınan en iyi düzeltilmiş başlangıç görme keskinliği logMar 1,0±0,7 olarak, tedavisiz izlenen olguların logmar 0,8±1,0 olarak saptandı (p=0,689). Grup 1'in görme keskinliği farkı ortalaması (6ay-ilk) logMar -0,4±0,7, grup 2'nin logMar 0,03±0,3 olarak saptandı (p=0,126).Görme alanı parametreleri karşılaştırıldığında Grup 1; MD fark (son-ilk)-0,6±5,7dB , Grup 2'nin -3,3±6,5dB(p=0,7), PSD fark (ilk-son) 0,7±1,7dB ve -1,5±1,4 dB (p=0,192) olarak bulundu. Retina sinir lifi tabakası kalınlığı farkı ortalama-üst-nazal-temporal-alt kadran grup1 ve 2 olarak sırası ile 29,5±35,4μ, -45,7±29 μ (p=0,5), -26,1±30 μ, -43,8±37,2 μ (p=0,2), -12±9,3 μ, -49,1±54 μ (p=0,002), -17±22 μ, -45±29 μ (p=0,2), -22,5±18 μ, -66±55 μ (p=0,007) bulundu. Sonuçlar: Verilerin analizi sonucunda steroid başlanan grupta retina sinir lifi tabakası kalınlığında alt ve nazal kadranda incelmenin daha az olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Sistemik kortikosteroid başlanmasının, görme keskinliği, görme alanı mean deviasyon ve patern standart deviasyon parametreleri, RNFL ortalama, üst ve temporal kadranlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmasa da iyileşme olduğu görüldü.. Anahtar Kelimeler: Nonarteritik anterior iskemik optik nöropatili, steroid tedavisi, Retina sinir lifi tabakası, görme alanı,
Psikiyatrik rahatsızlık nedeniyle ssgi (seçici serotonin gerialım inhibitörü) grubu ilaç kullanan hastalarda gözün arka segment parametrelerinin incelenmesi
Amaç:Depresyon nedeniyle SSGİ grubu antidepresan ilaç kullanan hastalarda gözün arka segment parametrelerini değerlendirmek. Yöntem: Şubat 2017 ve Ağustos 2017 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları polikliniğine kontrol amaçlı gelen hastalarından oluşan prospektif, klinik, interdisipliner tek merkezli bir çalışmadır. Aynı tarihlerde hastaneye kontrol amaçlı başvuran, sistemik ve oküler hastalığı bulunmayan gönüllüler kontrol grubu olarak seçilmiştir. İlacı 1 yıldan az kullananlar; grup1, 1 yıl ve daha fazla kullananlar; grup 2 ve kontrol grubu; grup 3 olarak alt gruplara ayrıldı. Tüm hastalara tam oftalmolojik muayene ve spektral domain optik koherens tomografi (SD-OKT) ile retina sinir lifi tabakası (RSLT), santral fovea kalınlığı (SFK) ve koroid kalınlığı ölçümleri yapılmıştır. Bulgular: Çalışma grubunda (40 kadın, 12 erkek ) 52 hasta, kontrol grubunda (40 kadın, 12 erkek ) 52 hasta olmak üzere 104 hastanın 104 gözü değerlendirildi. Hem çalışma ve kontrol grubunda hem alt gruplarda gruplar arasında yapılan ikili karşılaştırmalarda yaş, cinsiyet, düzeltilmiş en iyi görme keskinliği (DEİGK), göz içi basıncı (GİB), sferik ekivalan (SE), cup/disk (C/D) oranları, ön arka aksiyel uzunlukları(AXL), SFK, RSLT ve koroid kalınlıkları açısından anlamlı fark saptanmadı (p >0.05). Sonuç: SSGİ kullanan ve kullanmayan olgular arasında gözün arka segment parametrelerinde anlamlı bir fark saptanmamıştır. Anahtar kelimeler: Depresyon, Antidepresan, Seçici Serotonin Gerialım İnhibitörü, Retina Sinir lifi Tabakası, Retina, Koroid
Glokom hastalarının erken tanısında optik koherens tomografi ile gangliyon hücre kompleks kalınlığı ve lamina kribrosa derinliği parametrelerinin kullanımının değerlendirilmesi
Amaç: Glokom şüpheli hastalarda hastalığın erken tanısı ve ilerlemesinde gangliyon hücre kompleks ölçümünün ve lamina kribrosa derinliğinin parametrelerinin kullanımının değerlendirilmesi Gereç ve Yöntem: 31 glokom şüpheli hasta ve 42 sağlıklı kişiler çalışmaya dahil edildi. Her iki gruptaki hastalardan Heidelberg Spektral Domain Optik Koherens Tomografi ile ölçümler alındı. Segmentasyon analizi ile gangliyon hücre kompleks kalınlıkları enhanced depth imaging ile lamina kribrosa derinlikleri ölçüldü. Bulgular: Glokom şüpheli grupta gangliyon hücre tabakası kalınlığı ortalama 11,46 , kontrol grubunda 12,19 olarak bulunmuştur. İki grup arasında gangliyon hücre tabakası kalınlığı farkı istatistiksel olarak anlamsız çıkmıştır (p=0,094). Lamina kribrosa derinliği glokom şüpheli grupta ortalama 579,3 , kontrol grubunda 399,62 bulunmuştur. İki grup arasında lamina kribrosa derinliği açısından fark istatistiksel olarak anlamlıdır. (p<0,05) Sonuç: Glokom, optik disk ve makülayı da etkileyen bir patogeneze sahiptir. Göz hekimlerine glokom hastalarının tanısı ve takibi için yardımcı olup non invaziv olarak ölçülen gangliyon hücre tabakası ve lamina kribrosa derinliği erken tanı için yol gösterici olabilecektir. Anahtar Kelimeler : Gangliyon Hücre Kompleks Kalınlığı, Glokom Şüphesi, Lamina Kribrosa Derinliği
Diyabetik retinopatili hastalarda retinal iç tabaka disorganizasyonu ile retinal fonksiyon arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Amaç: Makula ödemi olmayan diyabetik retinopatili hastalarda diyabetle alakalı OKT biyobelirteçlerinin araştırılması, koroid, RNFL ve GCC kalınlıklarının ölçülmesi, SAP, SWAP ve FDT testleri ile retinal nöral fonksiyonlarının değerlendirilmesi ve bunların retinopatili hastaları evrelendirerek kendi içlerinde ve diyabetik olmayan kontrol hastaları ile karşılaştrırılması, ayrıca DRIL'in görsel fonksiyon üzerindeki etkisinin OKT belirteçleri ve görme alanı testlerini DRIL olan ve olmayan hastalar arasında karşılatırarak araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Prospektif olarak gerçekleştirilen çalışmada; polikliniğimize başvuran DM hastalarından makula ödemi olmayıp diyabetik retinopatisi olan 100 hastanın 148 gözü, diyabeti olmayan 20 hastanın 40 gözü dâhil edildi. Tam oftalmolojik muayeneleri, ETDRS protokolüne uygun çekilmiş renkli fundus fotoğrafları ve OKT çekimleri tek bir hekim tarafından kaydedildi. SAP, SWAP ve FDT testleri alanında deneyimli tek bir teknisyen tarafından yapıldı. Çekilen fundus fotoğrafları, OKT bulguları ve görme alanı testleri iki hekim tarafından hasta toplama süreci bitiminde hastalara kör bir şekilde değerlendirildi. Bulgular: Diyabetik retinopati ile kontrol grubu karşılaştırıldığında; DR grubunda DRIL ve HRN yüzdesi anlamlı derecede yüksek (sırasıyla p=0,000, p=0,000), koroid kalınlığı anlamlı derecede azalmış (P=0,000), RNFL kalınlıkları nazal kadran hariç diğerlerinde anlamlı derecede azalmış (p=0,013, p=0,000, p=0,021), GCC kalınlıkları her kadranda anlamlı derecede azalmış saptandı (p=0,006, p=0,023, p=0,002, p=0,003, p=0,003, p=0,038). SAP, SWAP ve FDT testlerinin FT, MD, PSD değerleri DR ve kontrol grubu arasında karşılaştırıldığında, FDT'nin FT ve MD değerleri hariç geriye kalanlarda DR grubunda anlamlı derecede hassasiyet azalması saptandı (p=0,000, p=0,000, p=0,001, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,011). Hafif DR, orta ve üzeri DR ve kontrol hastaları karşılaştırıldığında; DR şiddeti arttıkça yaş anlamlı derecede yüksek (p=0,000), GK ve koroid kalınlığı anlamlı derecede azalmış bulundu (p=0,000, p=0,000). DM süresi orta ve üstü DR hastalarında anlamlı derecede fazlaydı (p=0,045). Aynı gruplar arasında RNFL'nin inferior ve süperior kadranlarında (p=0,046, p=0,000), GCC'nin superotemporal hariç tüm kadranlarında anlamlı fark tespit edildi (p=0,007, p=0,033, p=0,003 p=0,007, p=0,011). DRIL ve EZ hasarlı hasta oranı orta ve üstü DR grubunda anlamlı olarak daha yüksekti (p=0,042, p=0,015), DRIL boyutu ve HRN sayısı açısından iki grup arasında anlamlı sonuç bulunmadı. SAP ve SWAP'ın MD, PSD, FT değerlerinde, FDT'nin PSD değerinde gruplar arasında anlamlı farklılık saptandı (p=0,000, p=0,000, p=0,002, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,009). DRIL olan ve olmayan hastalar karşılaştırıldığında; DRIL hastalarında HRN sayısı anlamlı yüksek saptandı (p=0,043), ELM hasarı, EZ hasarı ve PAMM açısından anlamlı farklılık tespit edilmedi, görme alanı testlerinde de anlamlı sonuç bulunmadı fakat SWAP parametrelerinde DRIL'li hastalarda daha düşük hassasiyet saptandı. 148 DR hastasının 8'inde (% 5.4) PAMM saptandı. Sonuç: Çalışmamızda diyabete ait OKT biyobelirteçlerinin varlığı, RNFL, GCC, koroid kalınlıklarındaki incelmeler, SAP, SWAP ve FDT testlerindeki hassasiyet azalması DR'li hastalarda makula ödemi oluşmadan morfolojik ve fonksiyonel değişikliklerin başladığını kanıtlamaktadır. Makulada ödem oluşmadan hastalığa ait ipuçlarını yakalayabilmek hem tanıyı koymada hem de prognozu tayin etmede yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Diyabetik retinopati, OKT, DRIL, SAP, SWAP, FDT
Orak hücre hastalığında retinal doku ve damar değişikliklerinin değerlendirilmesi
Orak Hücre Hastalığında Retinal Doku ve Damar Değişikliklerinin Değerlendirilmesi Giriş: Orak hücre hastalığı olan olgularda retinopatinin klinik bulguları ortaya çıkmadan, erken dönemde retina dokusu ve damar yapısı optik koherens tomografi anjiyografi ile değerlendirildi. Elde edilen verilerin tanısal değeri ve prognozdaki yeri araştırıldı. Gereç-Yöntem: Çalışmaya 25 orak hücre hastasının 50 gözü dahil edildi. Yirmi beş sağlıklı bireyin 50 gözü kontrol grubu olarak belirlendi. Hasta grubunun en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) belirlendi, tam oftalmolojik muayeneleri yapıldı. Optik koherens tomografi anjiyografi tetkiki (OKTA) uygulandı. Aynı işlem kontrol grubu için de yapıldı. Santral retina, fovea kalınlığı (μm), parafovea ortalama, üst, alt, nazal, temporal parafoveal alanda retina kalınlığı yazılımın otomatik özelliği ile ölçüldü OKTA'da yüzeyel ve derin kapiller pleksusun birlikte değerlendirildiği vasküler retina segmentinde, foveal avasküler zon (FAZ) mm2 olarak ve FAZ çevresindeki 1 mm yarıçaplı alandaki kapiller yoğunluk (FAZ Fractal Dimension) % olarak otomatize analiz edildi. Yüzeyel ve derin kapiller pleksusta, santral retina, fovea, parafovea, üst, alt, nazal, temporal kadran olmak üzere altı alanda damar yoğunluğu ölçüldü. Elde edilen tüm görüntüleme parametreleri kontrol grubu için de analiz edildi. Sonuçlar: Hastaların 16'sı (%64) kadın, 9'u (%36) erkek olup yaş ortalaması 17,6 ± 9,921 (4-44) idi. Hastaların 24'ü Hb-SS, bir tanesi Hb-SβThal genotipine sahipti. EİDGK hastaların tamamında Snellen eşelinde tam, logMAR cinsinden 0; ön segment biomikroskopik muayeneleri doğal, göz içi basınç değerleri normal sınırda idi. Temporal kadran retina kalınlığında iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olup (p=0,023) orak hücre hastalığı grubunda daha ince bulundu. Orak hücre hastalığı grubunda temporal kadran retina kalınlığı ile foveal retina kalınlığı, santral retina kalınlığı, derin kapiller pleksusta foveal kapiller yoğunluk arasında pozitif korelasyon mevcuttu (p <0,05). Koryokapiller pleksusta akım alanı ile negatif korelasyon vardı (p <0,05). Kontrol grubunda temporal kadran retina kalınlığı ile foveal retina kalınlığı, santral retina kalınlığı, yüzeyel kapiller pleksusta foveal kapiller yoğunluk arasında pozitif korelasyon gözlendi (p <0,05). FAZ alanı, FAZ FD değeri, yüzeyel kapiller pleksusta akım olmayan alan, koryokapiller pleksusta akım alanı arasında negatif korelasyon mevcuttu (p <0,05). Yüzeyel ve derin kapiller pleksusta damar yoğunlukları açısıdan iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu. FAZ alanı açısından iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark tespit edilmedi. Tartışma: Orak hücre hastalığı perifer ve santral retinada vasküler değişikliklere neden olan bir hemoglobinopatidir. OKTA, retinada klinik muayene bulguları ortaya çıkmadan önceki evrede, özellikle santral retina değişikliklerinin görüntülenmesinde ve erken tanıda değeri olabilecek, yeni bir görüntüleme yöntemidir. Girişimsel olmaması, retina damar yapısını tabakalar şeklinde detaylı görüntülemesi önemli avantajlarıdır. Ancak orak hücre hastalığı retinopatisindeki tanısal değerinin belirlenmesi için yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Optik koherens tomografi anjiyografi, orak hücre hasta retinopati, temporal kadran retina kalınlığı
Tip 2 diyabetes mellitus tanılı bireylerde diyabetik retinopati hakkındaki farkındalığın araştırılması
Tip 2 Diyabetes Mellitus Tanılı Bireylerde Diyabetik Retinopati Hakkındaki Farkındalığın Araştırılması Amaç: Bu çalışmanın amacı tip 2 diyabetes mellitus tanılı bireylerde diyabetik retinopati (DRP) hakkındaki farkındalığın araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız kesitsel tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Tip 2 diyabetes mellitus hastalığı olup diyabetik retinopati taraması için Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Göz Hastalıkları polikliniğine yönlendirilen 250 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırma verileri Ekim 2019 – Ocak 2020 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak literatür incelenerek hazırlanmış 27 soruluk bir anket kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen katılımcıların %49,6'sı kadın, %50,4'ü erkek olup yaş ortalamaları 53,5±6,9 (min:39, maks:73) yıldır. Katılımcıların %42'sinde DRP mevcuttur. Katılımcıların yaşı, eğitim durumu, gelir durumu, vücut kitle indeksi ve fiziksel aktivite düzeyi ile DRP varlığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların cinsiyeti ile DRP varlığı arasındaki ilişki anlamlı değildir (p>0,05). Katılımcıların eğitim durumları ve gelir durumları ile farkındalık sorularına verdikleri cevaplar arasında anlamlı bir ilişki mevcuttur (p<0,05). Katılımcıların yaşı ve cinsiyeti ile farkındalık sorularına verdikleri cevaplar arasında anlamlı bir ilişki yoktur (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızda eğitim düzeyi düşük, fiziksel aktivite sıklığı daha az ve gelir düzeyi düşük kişilerde DRP gelişme ihtimalinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Toplumun fiziksel aktiviteye teşvik edilmesi, kamusal alanlarda fiziksel aktivite olanaklarının artırılması, kitle iletişim araçları yoluyla diyabetik retinopati hakkında sağlık eğitimi programları düzenlenmesi, verilecek sağlık eğitiminin yaşlılar, eğitim düzeyi ve gelir düzeyi düşük kişiler için ayrıca önemli olduğunun bilinmesi ve uygulanması toplumda DRP farkındalığının artırılması için gereklidir. Bu şekilde DRP' ye bağlı gelişebilecek körlükler, iş gücü kayıpları ve sağlık harcamalarının azalacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Diyabetik Retinopati, Retinopati Farkındalığı, Diyabetes Mellitus
Şizofreni hastaları ve sağlıklı kardeşlerinde retina sinir lifi tabakası ve makula kalınlığının karşılaştırılması ve bilişsel işlevler üzerine etkisi
Geçmiş yıllarda çok sayıda çalışma hem şizofreni hastalarında hem de sağlıklı kardeşlerinde çeşitli yapısal değişiklikler, erken duyusal anormallikler ve bilişsel eksikler göstermiştir. Optik koherens tomografi (OKT), retinanın yüksek çözünürlüklü kesitsel görüntülerini elde etmek için kullanılan nispeten yeni, invazif olmayan bir görüntüleme yöntemidir. Son yıllarda yapılan çok sayıda çalışma, şizofreni hastalarında, merkezi sinir sisteminin dolaylı bir göstergesi kabul edilen retina tabakalarının inceldiğini bildirmektedir ancak bilişsel işlevler ile ilişkisi henüz yeterince araştırılmamış bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilişsel işlevler ile ilişkisini araştırmak ve potansiyel bir endofenotip adayı olarak hastalarda görülenlere paralel olarak sağlıklı kardeşlerinde de retina tabakası değişikliklerinin gözlenip gözlenmeyeceğinin gösterilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Psikotik Bozukluklar Birimi'ne bağlı olarak poliklinikte izlenen DSM-5 tanı ölçütlerine göre şizofreni tanısı almış olan ve çalışmaya dahil edilme ve dışlama ölçütlerini karşılayan 28 adet remisyonda şizofreni hastası ve yaşam boyu herhangi bir kronik psikiyatrik, nörolojik veya organik hastalık tanısı konmamış 28 sağlıklı kardeş ve 28 sağlıklı kontrol çalışmaya dahil edilmiştir. Gönüllülere Stroop Testi, Wisconsin Kart Eşleme Testi, İz sürme Testi, Gözler Testi, Yüzde Dışa Vuran Duyguların Ayırt Edilmesi Testi, İma Testi uygulanmış, OKT çekimleri yapılmıştır. İstatistiksel analizler SPSS Statistics 22.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Yapılan analizler sonucunda; kontrol grubunun bilişsel kapasitesinin hastalardan anlamlı derecede iyi olduğu, sağlıklı kardeş grubunun bilişsel kapasitesinin ise şizofreni hastaları ve sağlıklı kontrol grubu arasında yer aldığı görülmüştür. Gruplar arası karşılaştırmalarda makular hacim, makular kalınlık ve retina sinir lifi tabakası kalınlıklarında bir fark saptanmamıştır. Bunula birlikte cup hacim ölçümlerinde hasta grubunda kontrol grubuna göre her iki göz içinde istatistiksel olarak bir artış bulunmuştur. GHT-İPT kompleksi sol göz ortalama kalınlık hasta grubunda sağlıklı kontrol grubuna göre azalmış olmakla birlikte benzer fark hasta kardeşi ve kontrol grubu arasında da saptanmıştır. Ancak hasta grubunda ve sağlıklı kardeş grubunda retina katmanları ile hem nörobilişsel hem de sosyal biliş testleri ile zayıf bir korelasyon bulunmuştur. Retina katmanlarının sosyal bilişi öngörmediği yapılan regresyon analizi sonucunda saptanmıştır. Sonuç: Bulgularımız, GHT-İPT incelmesinin genetik ve erken teşhis çalışmaları için yararlı bir endofenotip olarak umut verici olabileceğini, kullanılan antipsikotik ilaçlar ve metabolik değişkenler gibi karıştırıcı faktörlerden etkilenebilme olasılığı nedeni ile cup hacim ölçümlerinin ise tanı ve takipte kullanımı için henüz yeterli kanıt bulunmadığını düşündürmektedir. Bu nedenle şizofreni hastalarında yapısal retinal değişikliklerin bilişsel belirtilerin veya işlevselliğin prognozundan ziyade; yüksek riskli grupların belirlenmesinde önemli bir yeri olabileceği araştırılmaya devam edilmelidir. Bu alanın değerlendirilmesi, şizofreninin nörogelişimsel hipotezinin aydınlatılmasına katkı sağlayabilir.
Hipertansif retinopati bulgusu olmayan sistemik hipertansiyon hastalarında makula ve optik sinir başındaki mikrovaskuler değişikliklerin değerlendirilmesi
Giriş: Çalışmamızda hipertansif retinopatisi olmayan sistemik hipertansiyon hastalarında hipertansiyonun neden olduğu arteriyolar daralma ve vazokonstruksiyon sonucu makula ve optik sinir başında meydana gelen mikrovaskuler değişiklikler optik koherens tomografi anjiyografi görüntüleme yöntemi ile incelenmiştir. Metod: Çalışmamıza sistemik hipertansiyonu olup hipertansif retinopatisi olmayan 100 hastanın 100 gözü çalışma grubu ve herhangi bir sistemik ve okuler hastalığı olmayan 50 olgunun 50 gözü kontrol grubu olarak alındı. Hastaların ve kontrol grubunun en iyi düzeltilmiş görme keskinliği ve tam oftalmolojik muayeneleri kaydedildi. Çalışmaya katılan tüm olguların kan basıncı değerleri ve tahmini glomerüler filtrasyon hızları (eGFR) ölçüldü. Enhanced depth imaging optik koherens tomografi ile subfoveal koroid kalınlığı, optik koherens tomografi anjiyografi ile retina kalınlıkları (μm), foveal avaskuler zon (mm2), foveal avaskuler zon çevresinde kapiller yoğunluk (FAZ FD, %), foveal avaskuler zon çevresi (mm), yüzeyel ve derin kapiller pleksusta vaskuler yoğunluk (%), koryokapiller akım alanı ve yüzeyel kapiller pleksusta akım olmayan alan, optik sinir başında retina sinir lifi tabakası kalınlığı (mm) ve vaskuler yoğunluk, cup-disk (C/D) oranı ölçülerek kaydedildi. Hipertansif grup ile kontrol grubu arasında tüm parametreler karşılaştırılarak, makula ve optik sinir başı mikrovaskuler değişimleri analiz edildi. Bulgular: Çalışmamızda 10 yılın üzerinde hipertansiyonu olan hastaların retina kalınlığı 10 yılın altında hipertansiyonu olan hastalara ve kontrol grubuna göre anlamlı olarak ince bulundu. Hipertansif hastalarla kontrol grubu arasında yüzeyel ve derin kapiller pleksus damar yoğunlukları, FAZ, FAZ çevresi ve FAZ FD değerleri, koryokapiller akım alanı ve yüzeyel kapiller pleksusta akım olmayan alan ölçümlerinde anlamlı fark elde edilmedi. On yıldan uzun süre hipertansiyonu olan hastalarda subfoveal koroid kalınlığı anlamlı olarak ince bulundu. Hipertansiyon hastalarında retina sinir lifi tabakası kalınlığı, disk içi ve peripapiller kapiller yoğunluk, C/D oranı ölçümlerinde kontrol grubuna göre anlamlı fark bulunmadı. Hipertansiyonu bulunan hastalarda eGFR düzeyi anlamlı olarak düşük bulundu. Sonuç: Optik koherens tomografi anjiyografi ile sistemik hipertansiyon hastalarının makula ve optik sinir başındaki mikrovaskuler değişiklikler incelenerek hipertansiyonun neden olduğu hasar erken tespit edilebilir, hastalığın takibi ve verilen tedaviye yanıt izlenebilir.
Sistemik hipertansiyonu olan hastalarla sağlıklı gönüllülerin koroid kalınlığının EDI-OCT ile karşılaştırılması
AMAÇ: Sistemik hipertansiyonu olan hastalarda koroid kalınlığı değişimini değerendirmek YÖNTEM: Çalışmaya yeni tanı almış 50 hipertansif hastanın 50 gözü ile 50 sağlıklı gönüllünün 50 gözü dahil edilmiştir. Koroid kalınlığı ölçümleri Cirrus HD-OCT (Cirrus; Carl Zeiss Meditec Inc., Dublin, CA) cihazı ile EDI (Enhanced depth imaging) modunda yapılmıştır. Koroid kalınlığı subfoveal(SFKK), foveadan 1500 μm temporalden(T1500) ve foveanın 1500 μm nazalinden (N1500) olmak üzere aynı bölgeden ölçülmüştür. Hipertansif hastalar Avrupa Kardiyoloji Derneği hipertansiyon derecelendirme sistemine göre evrelendirilmiştir. BULGULAR: Ortalama yaş 61.04 ± 7.69 (40 – 81) olan olguların %35' i erkek %65'i kadın idi. İki grup arasında yaş ve cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmedi (sırasıyla p=0.365, p=0,295). Hipertansif hasta grubunda kontrol grubuna kıyasla üç kadrandan da (SFKK, T1500, N1500) yapılan koroid kalınlığı ölçümlerinin istatistiksel olarak anlamlı derecede ince olduğu saptandı (tüm kadranlarda p=0.000). Hipertansif hastalar arasında yapılan koroid kalınlığı karşılaştırılmasında 2. derece hipertansif hastaların koroid kalınlığı ölçümleri 1. derece hipertansif hastalara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha ince olduğu saptandı ( SFKK p=0,005, T1500 p=0,021, N1500 p=0,032). SONUÇ: Hipertansif hastalarda sağlıklı gönüllülere kıyasla koroid kalınlığında anlamlı derecede incelme saptanmıştır. Hipertansiyon şiddeti arttıkça bu etkilenmenin daha da arttığı görünmektedir. Bunun sebebinin koroiddeki yüksek damar içi basıncının neden olduğu arterioler skleroz ve vasküler kontraksiyon olduğu düşünülebilir. Anahtar kelimeler: Koroid, retina, optik koherens tomografi, koroid kalınlığı, sistemik hipertansiyon
Koroner ateroskleroz yaygınlığı ile koroid kalınlığının ilişkisi
Çalışmaya dahil olma kriterlerini ( koroid kalınlığını etkilediği yapılan çalışmalarla gösterilmiş ; hipertansiyon ve diyabetes mellitusu olmayan ) karşılayan 39 hasta dahil edildi. Hastalar koroner anjiyografi sonuçlarına göre herhangi bir koroner arterde >%50 darlık saptanan obstruktif koroner arter hastalığı( KAH ) tanılı hastalar birinci grup, koroner arterde <%50 darlık saptanan non obstruktif KAH tanılı hastalar ikinci grup ve koroner anjiyografi sonucu normal koroner arter olarak değerlendirilen hastalar üçüncü grup olarak kategorize edildi. Hastaların subfoveal koroid kalınlığı ölçümleri Cirrus HD-OCT (Cirrus; Carl Zeiss Meditec Inc., Dublin, CA) cihazı ile EDI (Enhanced depth imaging) modunda yapılmıştır. BULGULAR Birinci grup 10 hasta (%25,6) ikinci grup 17 hasta ( %43,6) üçüncü grup ise 12 hastadan(%30,8) oluşmaktadır. Birinci grubun sağ göz subfoveal koroid kalınlığı ortalaması 237 μm, ikinci grubun 290 μm, üçüncü grubun koroid kalınlığı ortalaması 281 μm olarak ölçülmüştür. ( P=0,003 ) Birinci grubun sol göz subfoveal koroid kalınlığı ortalaması 237 μm, ikinci grubun ortalaması 291 μm, üçüncü grubun koroid kalınlığı ortalaması da 277 μm olarak ölçülmüştür. ( P=0,007 ) Obstruktif koroner arter hastalığı tanılı hastaların oluşturduğu birinci grubun her iki göz için yapılan subfoveal koroid kalınlığı ölçümü istatisliksel analizde anlamlı olarak ince bulunmuştur. SONUÇ Koroner arteroskleroz yaygınlığı artıkça subfoveal koroid kalınlığı azalmaktadır.Litaratürde henüz koroner ateroskleroz yaygınlığı ile koroid kalınlığı arasındaki ilişkiyi araştıran bir çalışmaya rastlanmamıştır. Koroner ateroskleroz yaygınlığını öngörmede EDI –OCT ile yapılan subfoveal koroid kalınlığı ölçümü prediktif bir değer olarak kullanılabilir.
Görme keskinliği tam olan multiple sklerozhastalarının 1 derece (60 dakika) ve 0.3 derece (18 dakika) patern vep ile değerlendirilmesi ve sonuçların bu hastalardaki santral otuzgörme alanı sonuçlarıylakorelasyonunundeğerlendirilmesi
Amaç: Görsel semptomu olmayan, görme keskinliği tam subklinik MS hastalarının patern VEP ve santral otuz görme alanı ile değerlendirilmesi.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Nöroloji kliniğinde MS tanısı ile takip edilen görme keskinliği tam, görsel semptomu olmayan 30 hastanın 60 gözü ve poliklinik muayenesinde refraksiyon kusuru hariç herhangi bir hastalığı bulunmayan 30 sağlam katılımcının 60 gözü olmak üzere toplam 120 gözü dahil edildi.Çalışma kapsamına alınan 30 MS hastası (8 erkek, 22 kadın) 3 gruba ayrıldı ;Grup 1 ( optik nevrit (+) grup ) : Geçici görme azalması, görmede bulanıklık şikayeti olmuş hastalar optik nevrit (+) grup olarak kabul edildi.Grup 2 ( optik nevrit (?)grup ) : Görme ile ilgili herhangi bir şikayeti olmamış hastalar optik nevrit (-) grup olarak kabul edildi.Grup 3 (optik nevrit (+) grup + optik nevrit (-) grup) : Çalışmaya dahil edilen tüm MS hastaları geçmişte görme şikayetleri olsun veya olmasın bu gruba dahil edildiProspektif olarak hastalara beyaz ? beyaz perimetri ile SİTA FAST santral 30 ? 2 eşik (threshold) görme alanı testleri ve 1 derece (60 dakika) - 0.3 derece ( 18 dakika) patern VEP ölçümleri yapıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan Grup 1(5 erkek, 13 kadın), Grup 2(3 erkek,9 kadın), Grup 3(8 erkek, 22 kadın) ve kontrol grubunun(12 erkek, 18 kadın) yaş ortalamaları sırasıyla 37.00±6.82, 33.66±8.92, 34.73±11.13 ve 35.66± 7.83 idi ve 4 grup arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0.005). Grup 3 ve kontrol grubunda MD, PSD, p100 latans(msn) 1?- 0,3?, p100 amplitüd(µV) 1?-0,3? değerleri ve santral 0-30, 10-20, 10-30, 20-30 derecelerde retina duyarlılıkları(db) açısından gruplar arasındaki fark anlamlı iken(p<0.005) santral 0-10, 0-20 derecelerde ise gruplar arasında anlamlı fark yoktu(p>0.005). Grup 2 ve kontrol grubunda MD, PSD, p100 latans(msn) 1?-0,3? ve santral 0-30, 10-30, 20-30 derecelerde retina duyarlılıkları(db) açısından gruplar arasındaki fark anlamlı iken(p<0.005) p100 amplitüd(µV) 1?-0,3, santral 0-10, 0-20, 10-20 derecelerde retina duyarlılıkları(db) açısından gruplar arasındaki fark anlmasızdı(p>0.005). Grup 1 ve kontrol grubunda MD, PSD, p100 latans(msn) 1?, p100 amplitüd(µV), ve santral 0-20, 0-30, 10-20, 10-30, 20-30 derecelerde retina duyarlılıkları(db) açısından gruplar arasında anlamlı fark varken(p<0.005). p100 latans(msn) 0.3?, santral 0-10 derecelerde ise gruplar arasındaki fark anlamsızdı(p>0.005). Grup 1 ve Grup 2 de MD, PSD, p100 latans(msn) 1?-0,3?, p100 amplitüd(µV) 0,3? ve santral 0-10, 0-20, 0-30, 10-20, 10-30, 20-30 derecelerde retina duyarlılıkları(db) açısından gruplar arası fark anlamlıydı(p<0.005).Sonuç: Optik nevrit hikayesi olsun veya olmasın görmesi tam olan MS hastalarında görme alanı bozuklukları ve P100 latansında uzama olduğunu, optik nevrit atak öyküsü olanlarda mevcut değişikliklerin tümünün atağa bağlanamayacağını, bazı değişikliklerin hastalığın kronik sürecinde geliştiğini göstermektedir. Kontrol popülasyonuyla karşılaştırıldığında, iki farklı uzaysal frekanstaki VEP amplitüdleri anlamlı şekilde azalmıştır. Bu gözlem ışığında, aksonal bütünlüğünü tehdit eden alttaki patolojik sürecin, görme sisteminin akson kaybını telafi etme yeteneğine bağlı olarak klinik parametreler tarafından güvenilir şekilde yansıtılmayabileceği sonucuna varıyoruz. Dolayısıyla, patern VEP MS'de akson patolojisinin tanısının konulması ve izlenmesi için bir objektif araç olarak hizmet edebilir.Anahtar kelimeler: multipl skleroz, görsel uyarılmış potansiyeller, akson hasarı, VEP amplitüdleri, latansı, nörodejenerasyon, nörorejenerasyon, görme alanı değişiklikleri, retina duyarlılığı