Coronary artery disease

116 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter hastalarında efor testi sonrası kan basıncı toparlanma oranı ile syntax skoru arasındaki ilişki

Amaç: Koroner arter hastalığı yaygınlığını gösteren SYNTAX skoru ile efor testi sonrası kan basıncı toparlanma oranı arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı. Yöntem:Çalışmamıza kardiyoloji polikliniğine başvuran, efor testi sonucunda KAG kararı alınan 142 hastadan KAG sonucunda en az bir damarda >%50 lezyon saptanan 98 hasta (79erkek, 19kadın; ortalama yaş: 57.3 ± 7.3) alındı.SYNTAX skoru ≤ 22 olanlar düşük SYNTAX skoru grubunu, >23 olanlar orta-yüksek SYNTAX skoru grubunu oluşturdu. Tüm verilerbu iki grup arasındakarşılaştırılmıştır. SKB toparlanma oranı toparlanma dönemi üçüncü dakika sistolik kan basıncının egzersizde tepe sistolik kan basıncına bölünmesiyle hesaplandı. Bulgular:Sistolik kan basıncı toparlanma oranı düşük SS grubunda 0,87± 0,06 iken orta-yüksek SS grubunda 0,96 ± 0,05 olarak saptanmıştır (p<0,001). Ekokardiyografi bulgularından EF, lateral anüler e′ velositesi, septal annüler velosite ve E/e′orta-yüksek SS grubunda anlamlı olarak düşük(hepsi için p<0,05),SVEDÇ, sol atriyum çapı ve sol atriyum hacmi orta-yüksek SS grubunda anlamlı olarak daha yüksek(hepsi için p<0,05)saptandı.SYNTAX skoru ile ilişkili sürekli değişkenlerin korelasyon analizinde, EF,e′ lateral,E/e′, LA hacmi, SKB toparlanma oranıSYNTAX skoruile korele bulunmuştur. Çok değişkenli lojistik regresyon analizinde SKB toparlanma oranı(OR:1,446, p<0.001) ve EF(OR:0,802, p:0.005)orta-yüksek SYNTAX skorunun bağımsız belirleyicileri olarak saptandı.Yapılan ROC analizinde,cut-off değeri 0,928 olarak alındığında SKB toparlanma oranının%86,1sensitivite,%82,3spesifite ile orta-yüksek SYNTAX skorunu öngördürdüğü saptandı. Eğri altında kalan alan (AUC) 0,892 olarak bulundu (p<0,001). Sonuç: SYNTAX skoru ile sistolik kan basıncı toparlanma oranı arasında güçlü bir korelasyon bulundu. Egzersiz testi sırasında kan basıncı ölçümlerinden kolaylıkla elde edilebilen kan basıncı toparlanma oranı, koroner arter hastalığı yaygınlığı göstermede egzersiz testinin öngördürücülüğünüartırabilir. Anahtar Kelimeler: Kararlı koroner arter hastalığı, Egzersiz testi, SYNTAX skoru, Sistolik kan basıncı toparlanma oranı

Elektrokardiyografi-ambülatuarKalp hastalıklarıKan basıncı+2
Özkan Bekler
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter hastalarında propofol ile propofol/ketamin indüksiyonunun hemodinami ve EKG değişiklikleri üzerine etkisi

Giriş ve Amaç: KABG cerrahisi uygulanacak olguların anestezi indüksiyonunda kardiyovasküler stabilitenin sağlanması için anestezik ajanın seçimi önemlidir. KAH'ı olan olguların perioperatif dönemde aritmiye eğilimleri vardır. KAH'da ketamin ve propofolün arteriyel basınç ve KH üzerindeki zıt etkileri yerleşmiş bir kardiyak stabilite sağladığından ayrı ayrı kullanımından ziyade bir arada kullanımları üstün olabilir. Çalışmamızın amacı KAH'ı olan olgularda ketamin-propofol kombinasyonunun hemodinamik yanıta ve EKG değişikliklerine etkisini araştırmaktır.Yöntem: Hastalar propofol (Grup P, n=32) ve ketamin-propofol (Grup KP n=31) olarak iki gruba ayrıldı. Grup P'de propofol 20 mL'lik enjektörde 10 mg/mL, Grup KP'de ise ketamin ve propofol kombinasyonu ( konsantrasyonları 10 mg/mL ketamin, propofol 10 mg/mL) hazırlandı. Her iki gruba da ilaçlar iv 2 mg/kg yapıldı. Ardından 3-5 mcg/kg iv fentanil ve 0,1 mg/kg iv vekuronyum bromür yapıldı. Hastanın akciğerleri hastanın tam kas gevşemesi sağlanana kadar %100 O2'le maskelenerek manuel olarak havalandırıldı.EKG kayıtları anestezi indüksiyonundan önce (Bazal,T0), propofol veya ketamin-propofol injeksiyon başlangıcından 2 dk sonra (T1), entübasyondan önce (T2), entübasyondan 30 sn (T3), 1 dk (T4) ve 5 dk(T5) sonra kaydedildi.Bulgular: Olgular yaş, kilo, boy, cinsiyet yönünden benzerdi. Gruplar arası değerlendirmede KH, SAB, DAB, OAB QTc intervali ve Tp intervali değerleri yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0.05).Grup içi değerlendirmede her iki grubun SAB, DAB, OAB değerleri giriş değerine göre anlamlı olarak azalmıştı (p<0.05). KH ise; T2 döneminden itibaren anlamlı olarak azalmıştı (p<0.05).Grup içi değerlendirmede Grup P'de QTc intervali indüksiyon sonrası anlamlı olarak azalmışken, Grup KP'de fark yoktu (p>0.05). Her iki grupta entübasyon sonrası tüm dönemlerde QTc intervali anlamlı olarak artmıştı (p<0.05). Tp intervali yönünden istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik yoktu (p>0.05).Sonuç: Ketaminin-propofolle kombinasyonu QTc intervalini indüksiyondan sonra değiştirmezken, entübasyondan sonra propofole benzer olarak uzatmıştır. Ancak tüm dönemlerde Tp intervalinde değişiklik olmaması ve entübasyona hemodinamik yanıtın baskılanması nedeniyle anestezi indüksiyonunda bu kombinasyonun güvenle kullanılabileceğini düşünüyoruz.

Cerrahi-kardiyovaskülerCerrahi-kardiyovaskülerKetamin+5
Erdinç Koca
İnönü University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter hastalarında sağlık okuryazarlığı düzeyi ile psikososyal ve davranışsal faktörler arasındaki ilişki

Bu çalışma, koroner arter hastalarında sağlık okuryazarlığı düzeyi ile psikososyal ve davranışsal faktörler arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel türdeki bu araştırma Mart 2019-Mart 2020 tarihleri arasında Kastamonu Devlet Hastanesi'nde yatarak tedavi gören 50 yaş ve üzeri 275 koroner arter hastası ile tamamlandı. Araştırmanın verilerinin toplanmasında Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 ve Beck Depresyon Envanteri kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, ki-kare testi, Fisher's Exact test ile binary lojistik regresyon analizi kullanıldı. Analizlerde p<0,05 değeri istatistiksel açıdan anlamlı kabul edildi. Araştırma grubunun genel indeks puanı ortalaması 31,78,4 olup %59,3'ünde sağlık okuryazarlığı düzeyinin yetersiz/sorunlu olduğu belirlendi. Sağlık okuryazarlığı düzeyi yetersiz olanların oranı 65 yaş ve üzeri grupta %58,3 iken 50-64 yaş grubunda %41,7 bulundu (p<0,05). Sağlık okuryazarlığı yeterli düzeyde olanların oranı erkeklerde %62,5 ve kadınlarda %37,5 bulundu (p<0,05). Evliler, herhangi bir işte çalışmayanlar, kentsel alanda yaşayanlar, ekonomik durum ve sağlık algısı orta düzeyde olanlar, alkol tüketmeyenler, bireysel koruyucu uygulamaların gereğine inananlar daha yeterli sağlık okuryazarlığı düzeyine sahipti (p<0,05). Komorbitide, aile öyküsü, anjiografi öyküsü, sağlık kontrollerini düzenli yaptırmayanlar, sağlık hizmetlerinden yararlanmada öncelikle devlet/özel hastaneyi tercih edenler, sigara içenler, orta/şiddetli depresif belirtisi olanlar daha yeteriz/sınırlı sağlık okuryazarlığına sahipti (p<0,05). Sonuç olarak, koroner arter hastalarının sağlık okuryazarlığı düzeyinde kısıtlılıkların yaygın olduğu belirlendi. Yaş, cinsiyet, medeni durum ile bireysel koruyucu uygulamalara inanma yeterli sağlık okuryazarlığı üzerinde etkili olan değişkenlerdi. Koroner arter hastalarında kardiyovasküler bilgiyi geliştirmede sağlık okuryazarlığı odaklı müdahalelerin benimsenmesi önerilebilir.

DavranışKalp hastalıklarıKoroner arter hastalığı+2
Asuman Ahçıoğlu
Hitit University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass cerrahisi geçiren hastalarda bisiklet ve kol ergometresi egzersizlerinin fiziksel ve psikososyal fonksiyonlara etkisi açısından karşılaştırılması

Bu çalışma, Koroner Arter Bypass Cerrahisi geçiren hastalarda bisiklet ve kol ergometresi egzersizlerini fiziksel ve psikososyal fonksiyonlara etkisi açısından karşılaştırılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 52-65 yaş aralığında bisiklet ergometresi (n=23) ve kol ergometresi grubu (n=16) olmak üzere iki gruptan oluşan, toplam 39 olgu ( 35 erkek, 4 kadın) dahil edilmiştir. Demografik veriler kaydedildik-ten sonra çalışmaya katılan tüm bireylere eğitim öncesinde ve sonrasında fiziksel fonksiyonları 6 dakika yürüme testi, bioempedans analizi ve HDL, LDL, Trgliserid ve Total kolesterol değerleri ile psikososyal fonksiyonları ise beck depresyon ölçeği, modifiye borg skalası ve SF-36 anketleri ile değerlendirilmiştir. Tüm katılımcılara 6 hafta, haftada 5 seans olmak üzere toplam 30 seans boyunca bisiklet veya kol ergometre egzersizleri yaptırılmıştır. Sonuçlar karşılaştırıldığında bisiklet ergometre grubunda kol ergometre grubuna göre yürüme mesafesinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış bulunmuştur (p<0.05). Aynı zamanda kol ergometre grubunda bisiklet ergometre grubuna göre SF-36 alt parametrelerinden genel sağlık parametresinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık belirlenmiştir (p<0.05). Bu çalışmanın sonuçları bisiklet ve kol ergometre egzersizlerinin Koroner Arter Bypass Cerrahisi geçiren hastaların fiziksel ve psikososyal fonksiyonlarını benzer şekilde iyileştirdiğini göster-miştir. Ancak fonksiyonel kapasitenin geliştirilmesinde bisiklet egzersizlerinin daha avantajlı olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: KABG, bisiklet ergometre, kol ergometre, fiziksel fonksiyon, psikososyal fonksiyon, yaşam kalitesi

Egzersiz tedavisiErgometreFizik tedavi+5
Elif Dilara Durmaz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Health Sciences
2016
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kardiyopulmoner bypass esnasında uygulanan ventilasyonun postoperatif akciğer komplikasyonları üzerıne etkileri

Amaç: Koroner arter greftleme cerrahisinde kardiyopulmoner bypass esnasında ventilasyon uygulanan ve uygulanmayan hastaların Postoperatif Pulmoner Komplikasyon Skoru (PPCs) ve Modifiye Pulmoner Enfeksiyon Skoru (mCPIS) değerlendirerek karşılaştırmayı amaçladık. Ayrıca grupların postoperatif kan gazı değerlerini, ekstübasyon sürelerini, yoğun bakım ve hastanede kalış sürelerini de karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza koroner arter greftleme cerrahisi geçirmiş olan 18-70 yaş arası hastalardan kardiyopulmoner bypass esnasında akciğer ventilasyonu uygulanan (Grup V) 32 hasta ve akciğer ventilasyonu uygulanmayan (Grup N) 32 hasta dahil edildi. Hastaların demografik verileri (yaşı, cinsiyeti, ASA skoru, boyu, kilosu, vücut kitle indeksi (VKİ) ve sigara içme durumu) kaydedildi. Grup V'de hastalar kardiyopulmoner bypass aşamasında 3-4 ml/kg tidal volüm ile ventile edildi. Bu gruptaki hastalara 5 cmH2O PEEP uygulandı. Grup N'de kardiyopulmoner bypass aşamasında ventile edilmedi. Cerrahi sonlandıktan sonra entübe şekilde yoğun bakım ünitesine transfer edildi. Entübasyon sonrası 24. saatte PPC skoru ve mCPIS skoru değerelendirildi. Ek olarak yoğun bakıma girdikten sonra 1., 6., 12. ve 24. saatte kan gazı değerleri kaydedildi. Hastaların ekstübasyon süreleri, yoğun bakım yatış sürleri, serviste yatış süreleri de kaydedildi. Bulgular: İki grup arasında demografik veriler açısından fark yoktu (p>0,05). PPCs ve mCPIS değerleri Grup V'de Grup N'ye göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü (p<0,05). Grup V'de hastaların preoperatif albümin miktarı ve intraoperatif verilen kristalloid miktarı Grup N'ye göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşüktü (p<0,05). Postoperatif 6., 12. ve 24. saat kan gazında PaO2 Grup V'de Grup N'ye göre anlamlı derecede daha yüksekti (p<0,05). Hastaların mekanik ventilasyon süreleri, ekstübasyon süreleri, yoğun bakımda kalış süreleri ve hastaneden kalış süreleri KPB'de ventilasyon uygulananlarda ventilasyon uygulanmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışma kardiyopulmoner bypass sırasında uygulanan ventilasyonun, postoperatif akciğer komplikasyonlarını azaltabileceğini veya ortaya çıkmasını önleyebileceğini göstermiştir. Bunun sonucunda da hastaların daha kısa mekanik ventilasyon süresi, ekstübasyon süresi, yoğun bakım yatış süresi ve hastanede kalış süresi sağlayabileceğini göstermiştir. Anahtar kelimeler: Kardiyopulmoner bypass, Postoperatif Pulmoner Komplikasyon, Mekanik Ventilsyon

Kalp hastalıklarıKardiyopulmoner bypassKomplikasyonlar+4
Gökhan Güllü
Gaziantep University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Yağ asitleri ile kardiyovasküler hastalıklar arasındaki ilişkinin farmakolojik açıdan incelenmesi

Yağ asitleri ve kalp-damar hastalıkları arasındaki ilişki uzun yıllardır araştırmalara konu olmakla birlikte henüz tümüyle aydınlatılmış değildir. Bu çalışmanın amacı, yağ asitlerinin kalp-damar hastalıklarının fizyopatolojisindeki rolünün incelenmesi ve kardiyovasküler hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların yağ asidi kompozisyonuna etkisinin araştırılmasıdır. Bu amaçla; 98'i kadın, 216'sı erkek olmak üzere toplam 314 katılımcı koroner arter hastalığı, hipertansiyon, kalp yetmezliği ve kontrol gruplarına ayrıldı. Katılımcıların plazma ve eritrosit hücre zarı yağ asitleri gaz kromatografisi-kütle spektrometresi tekniği ile analiz edildi. Hastalık grupları, yağ asidi kompozisyonu açısından kontrol grubu ile ayrı ayrı kıyaslandı. Katılımcıların kullandığı ilaç bilgilerinden hareketle kardiyovasküler sistem ilaçlarının yağ asidi kompozisyonuna etkisi incelendi. Hasta gruplarında pentadekanoik asit, palmitik asit, palmitoleik asit, oleik asit düzeyleri, doymuş yağ asitleri toplamı, tekli doymamış yağ asitleri toplamı ile delta 6 ve delta 9 desatüraz aktivitelerinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu görüldü. Bunun aksine linoleik asit ve dokozahekzaenoik asit seviyeleri, çoklu doymamış yağ asitleri toplamı ve Omega 3 İndeksi kontrol grubuna göre daha düşük bulundu. Her bir yağ asidi için hasta ve kontrol grupları arasındaki düzey farklılıklarının sabit olmadığı gözlendi. Dolayısıyla, toplam veya gruplandırılmış yağ asidi düzeyi ifadelerinin tek başına yeterli olmadığı, tüm kompozisyonun incelenmesi gerektiği görüldü. İlaçların yağ asitlerine etkisiyle ilgili analizde beta bloker, diüretik ve trombosit topaklanmasını önleyen ilaçların yağ asidi düzeylerini etkilediği tespit edildi. Sonuç olarak yağ asidi kompozisyon değişikliklerinin koroner arter hastalığı, hipertansiyon ve kalp yetmezliği ile ilişkili olduğu ve kardiyovasküler sistem ilaçlarının yağ asidi kompozisyonunu değiştirebileceği yorumu yapıldı.

Antihipertansif ajanlarHipertansiyonKalp hastalıkları+6
İdris Ayhan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nondiyabetik hasta popülasyonunda HbA1c değerinin ve koroner arter hastalığı tanısının korelasyonu

Amaç: Koroner arter hastalığı tüm dünyada en önde gelen morbidite ve mortalite nedenleri arasında sayılmaktadır. Koroner hastalıklar açısından koruyucu hekimliğin temelinde ise hastaların daha sağlıklı ve uzun yaşam sürelerinin daha düşük maliyetler ile sağlanabilmesi yatmaktadır. Bu sebeple koruyucu hekimlik görevinde koroner arter hastalığı riskinin belirlenebilmesine olanak sağlayacak biyokimyasal belirteçlere ihtiyaç vardır. Bizim çalışmamız HbA1c'nin koroner arter hastalığının öngörülmesinde kullanılabilirliğini sorgulamayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2016 ve Haziran 2018 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Kardiyoloji polikliniklerine başvuru yapan ve çeşitli nedenlerle anjiografi endikasyonu konulan hastalar retrospektif olarak taranmıştır. Bilinen diyabet hastalığı olanlar veya HbA1c değeri 6,5 ve üzerinde olan hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. Toplam 247 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Yaş aralığı 30-90 olarak belirlenmiştir. Darlık gruplarına göre karşılaştırmalı HbA1c verileri elde edilmiş ve istatistiksel anlamlılık aranmıştır. İstatistiksel analizler için NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007 (Kaysville, Utah, USA) programı kullanılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken Student t Test, Oneway Anova Test, Bonferroni test, Kruskal Wallis test ve Bonferroni-Dunn test kullanılmıştır. Stenoz pozitifliği üzerine etki eden risk faktörlerinin incelenmesinde Lojistik Regresyon analizi (Backward Stepwise) kullanıldı. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında ise Pearson Ki-Kare testi ve Fisher- Freeman-Halton testi kullanıldı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Herhangi bir koroner arterde darlığı olmayan 120 hasta, sadece bir koroner arterde >%50 darlık tespit edilmiş 56 hasta, birden fazla koroner arterde >%50 darlık tespit edilmiş 71 hasta çalışmaya alınmıştır. Stenoz derecesine göre HbA1c ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,001; p<0,01). Anlamlı farklılığın hangi gruptan kaynaklandığını saptamak için yapılan ikili karşılaştırmalar sonucu; stenoz derecesi multiple >%50 olan grubun HbA1c ölçümleri, stenoz derecesi <%50 olan (p=0,001) ve stenoz derecesi single >%50 olan (p=0,001) gruplardan yüksek bulunmuştur (p<0,01). HbA1c düzeyi 5,7-6,5 olan olgularda stenoz (+) oranı, HbA1c düzeyi <5,69 olan olgulardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,001; p<0,01). HbA1c düzeyinin 5,7-6,5 olması stenoz görülme riskini 6,260 katına çıkartmaktadır. HbA1c için ODDS oranı 6,260 (%95 CI: 3,160- 12,401)'dir. Stenoz pozitifliğine göre HbA1c için cut off noktası 5,6 ve üzeri olarak saptanmıştır. Yapılan regresyon analizinde de HbA1c koroner arter hastalığı için ağımsız bir risk faktörü olarak karşımıza çıkmıştır. HbA1c ölçümlerindeki bir birimlik artış stenoz pozitif olma riskini 12,424 katına (%95 CI: 5,990-25,767) çıkartmaktadır. Sonuç: Yaptığımız geriye yönelik gözlemsel çalışmada diyabetik olmayan bireylerde HbA1c'nin koroner arter hastalığını belirlemede ve hastalığın şiddetini göstermede bağımsız bir belirteç olarak kullanılabileceğini gösterdik. Bu sonucun koruyucu hekimlikte, hangi hastaların risk altında olduğu veya koruyucu sağlık işlemlerine alınması gerektiğini göstermesi açısından bize fikir verebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Nondiyabetik, HbA1c, koroner arter hastalığı

BiyobelirteçlerHemoglobin A-glikolizeKalp hastalıkları+2
Yıldız Kayalı
Bezmialem Vakıf University
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Irak'in Al-Diwaniyah şehrinde akut miyokard enfarktüsü için trombolitik tedavi gören hastaların hemşirelik yönetimine ilişkin hemşirelerin bilgilerinin değerlendirilmesi

Background: Coronary artery disease (CAD) occurs in the coronary arteries surrounding and supplying the heart muscles, leading to a lack of perfusion and necrosis in these areas. This blockage is caused by the accumulation of fat or fibrous tissue on the vessels and, thus, a partial or complete blockage of these arteries. CAD consists of three types {Stable angina (or chronic coronary syndromes CCS newly), acute coronary syndrome (ACS), and Prinzmetal angina}.ACS is the most common worldwide disease that affects people and has caused mortality and morbidity in recent years. ACS is a subtype of CAD that consists of two types {: Myocardial infarction (MI) and unstable angina} that need dual therapy to reduce the event of its progression by aspirin and P2Y12 inhibitors. Myocardial infarction (MI), or what has been called a heart attack, is a CAD resulting in complete blockage of the coronary arteries which surround and supply the muscles of the heart. MI consists of two types {S.T. elevation MI (STEMI) and non-ST elevation MI (NSTEMI)}. Objectives: Assessment of nurses' knowledge about the nursing management of AMI patients receiving thrombolytic therapy in Al-Diwaniyah city, Iraq. Methods: A descriptive design study was conducted at Al-Diwaniyah Teaching Hospital (CCU and cardiac catheterization center). Face-to-face questionnaire was used. The questionnaire consists of the following parts: demographic information (8 questions), Nurses knowledge about heart and acute myocardial infarction (7 questions), Nurses' knowledge of the management of acute myocardial infarction (7 questions), Knowledge of nurses about thrombolytic therapy (8 questions) and Nurses' knowledge about nursing management in AMI patients receiving thrombolytic therapy (8 questions). 133 nurses working in the above units was choosen, the sample was collected during the period from April 1, 2022 to August 1, 2022. Results: The study showed that the females were more than half of the nurses (20-29) years of age, (1 to 5 years) of experience in nursing, Bachelor in Nursing, and (1 to 5 years) of experience in CCU and Cardiac centers. Three-quarters of nurses have not participated in previous courses related to patient care in the case of AMI, and (62.4%) of the sample educated themselves about thrombolytic therapy by using the Internet as a self-education tool. The overall assessment show fair assessment. In addition, the study illustrated that there was a statistically significant in participants' knowledge of their socio-demographic data in gender and educational level with (p < 0.05). While no significant differences in participants' knowledge in Age, participation in educational / training courses related to acute myocardial infarction, years of experience in nursing, Self-education about thrombolytic therapy, years of experience in CCU or Cardiac centers, and Self-education tools with (p > 0.05). Conclusion: The researcher concludes that the overall assessment, which represents the assessment of nurses' knowledge about the nursing management of AMI patients receiving thrombolytic therapy in Al-Diwaniyah city, shows a fair overall assessment. Recommendations: The study suggests to increase the programs related to self-education and thrombolytic therapy by using scientific resources in hospitals and continuing education centers in order to fulfill the requirements of the nursing profession with the participation of nurses in training courses or programs for thrombolytic therapy.

NursingIraq-Al-DiwaniyahHeart diseases+3
Mustafa Abdulkareem Hamzah Al-khafajı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment nurses' knowledge about patient's care post cardiac catheterization in Al-Hillah Teaching Hospitals

Coronary artery disorders represent the most frequent kind of cardiovascular disorder. They are responsible for nearly 50% of all fatalities globally that cardiovascular disorder causes. Cardiac catheterization is among the most common operations that may be done on the heart. Before performing cardiac catheterization, the patients need to receive health education. This study is aimed to evaluate the level of knowledge held by the nursing staff regarding the care for patients after cardiac catheterization. This study is a cross-sectional descriptive study. This study was conducted in two Cardiac Catheterisation centres located in Al- Hilla City, Iraq. The sample size is 124. Data was collected through face-to-face interviews between May 2022 and August 2022. The study relied on a questionnaire based on a personal interview consisting of two sections: the first covered primary demographic data, and the second covered nurses' knowledge about the care of patients after cardiac catheterization. The data were evaluated using Descriptive statistical methods (Frequency, Percentage, Means and Standard Deviation) and Chi-Square Test. According to the study, there is no significant relationship between nurses' knowledge and socio-demographic variables (p>0,05). The study revealed that the nurses' knowledge was moderate about cardiac catheterization. Educational programs and additional training courses should be made available to nurses working in cardiac catheterization units to enhance their awareness of patient care and reduce the risk of complications during catheterization.

Level of knowledgeTraining and research hospitalsNurses+7
Alı Salım Kadhım Al-dawah
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of the quality of life for elderly people with acute myocardial infarction living in al-najaf

Background: Having heart diseases or coronary artery disease is the leading cause of heart disease deaths. Its syndrome includes myocardial infarction syndrome, sudden cardiac death, and stable angina. Moreover, it causes myocardial ischemia and massive necrosis, so acute myocardial infarction occurs due to sudden blockage of a coronary artery. Acute myocardial infarction has increased in younger age groups, with mortality rates as well as progressive arrhythmias, cardiogenic shock, and persistent retrosternal pain, putting patients at risk of death. Emergency percutaneous coronary intervention opens and dredges blood vessels to restore blood flow and reduce the determined myocardial area, thus resulting in improved patient prognosis. Patients with myocardial infarction may develop coronary artery stenosis and ischemia after this intervention. Perioperative nursing care for acute myocardial infarction patients undergoing interventional therapy has been shown to directly influence surgical success, reduce complications and improve rescue success rates, which has significant clinical implications for finding a safe and effective mode of care to improve outcomes of patient with acute myocardial infarction and therapeutic effects. Health-related quality of life, a new term developed in the past 30 years, encompasses the physical and emotional factors. Health-related quality of life takes into account expectations of an individual's physical and mental health, like energy level and mood, as well as the relationships between these two aspects of health, health risks and disorders, employment status, welfare, and socioeconomic status. Acute myocardial infarction survivors are characterized and subjective health-related quality of life pathway differences are not noted. It would be easy to determine whether integrated care therapies would enhance valetudinarians' long-term quality of life; therefore, quality of life measurements may improve physical functioning, relieve pain, and predict treatment efficacy or mortality rate. Objectives: This study aimed to assess the quality of life in old age patients with acute myocardial infarction. Methodology: A descriptive cross-sectional study was conducted between February and May 2022 in three hospitals (Al-Hakim General Hospital, Al-Furat Al-Awsat Hospital, and Al-Najaf Center for Cardiac Surgery and Catheterization) in Al-Najaf City, Iraq. The population consisted of old age patients with acute myocardial infarction in these hospitals. The sample consisted of 197 old age male and female patients in the related hospitals: 48 in Al-Hakim General Hospital, 39 in Al-Furat Al-Awsat Hospital, and 110 in Al-Najaf Center for Cardiac Surgery and Catheterization who agreed to participate during the data collection time. Inclusion criteria were determined as being 60 years or older in these hospitals, being hospitalized patients. Patients in the hospital other than these hospitals were also excluded. Data were collected using a personal information form and the MacNew heart disease health-related quality of life questionnaire and analyzed using frequency, percentage, mean, standard deviation, and ANOVA and t-test in SPSS 26 software. p≤0.05 was accepted as the level of significance. Result: 51.3% of the participants were female and 71.6% were older than 65 years of age. 55.8% were married, 81.2% were unemployed, 48.7% were hospitalized in the cardiac care unit for the first time, 45.2% were secondary graduates, and 42.1% stayed in hospital for 3 days. The score of MacNew heart disease health-related quality of life questionnaire was 67.78 ± 8.71, the mean score of global subscale was 0.86 ± 2.71 and the lowest mean score was obtained from social subscale (2.11 ± 0.74). The score of MacNew heart disease health-related quality of life questionnaire was higher in those who were from the age group of 60-64 years, were working couples, were staying in critical care units for the first time, were college/university graduates, had no comorbidity, and were staying in the hospital for one day compared to the other groups, and there was a statistically significant difference between them (p≤0.05). Conclusion: Consequently, it was found that old age patients with myocardial infarction were affected by variables such as age, marital status, work, and education.

Iraq-Al-NajafHeart diseasesCoronary artery disease+3
Mustafa Raad Alı Al-shımaysawee
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner anjiyografi uygulanan hastaların kaygı düzeyleri ile hemşirelik bakımını algılayış durumlarının değerlendirilmesi

Bu araştırma, koroner anjiyografi işlemi uygulanacak hastaların işlem öncesi ve sonrası dönemlerde kaygıları ile hemşirelik bakımını algılayış durumlarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Veriler, İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan bir şehir hastanesinin kalp damar hastanesi anjiyografi ünitesinde Nisan-Temmuz 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini araştırmaya katılmayı kabul eden, 18 yaşından büyük, Türkçe okuma yazma bilen, herhangi bir psikiyatrik veya mental hastalığı olmayan, herhangi bir iletişim sorunu olmayan, ilk defa koroner anjiyografi yapılan ve sağlık profesyoneli olmayan 58 hasta oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım Formu", "Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri" ve "Hastanın Hemşirelik Bakımını Algılayışı Ölçeği" kullanılmıştır. Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri ve Hastanın Hemşirelik Bakımını Algılayışı Ölçeği hem işlem öncesi hem de sonrası tekrarlanarak uygulanmıştır. Veriler SPSS 21 paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Katılımcıların %62,1'i erkek, %43,1'i 60 yaş ve üzeri, %55,2'si ilköğretim mezunu, %34,5'i emekli, %84,5'i evlidir. Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçek puan ortalamaları sırasıyla işlem öncesi 42,26±5,38, 49,16±6,78; işlem sonrası 41,69±5,15, 48,03±7,24'tür. İşlem öncesi Hastanın Hemşirelik Bakımını Algılayışı Ölçeği puan ortalaması 71,22±6,11, işlem sonrası puan ortalaması ise 71,97±4,76'dır. Sonuç olarak hastaların işlem öncesi ve sonrası durumluk ve sürekli kaygı puan ortalamaları açısından orta düzey kaygı yaşadıkları görülmektedir. Araştırmada hastaların hemşirelik bakımını algılamalarının hem işlem öncesi hem de işlem sonrası dönemde yüksek olduğu söylenebilir. Bu sonuçlar doğrultusunda bireylere hemşirelik süreci yaklaşımıyla bakım verilerek sağlık durumlarının sürekli izlenmesi ve değişen ihtiyaçlarına göre bakımlarının yeniden planlanması, bu konuda kanıta dayalı çalışmaların arttırılması, hastaların kaygı düzeylerinin ve memnuniyetlerinin uygun ölçeklerle değerlendirilmesi, sonuçlara göre uygun planlamalar yapılması önerilir.

AlgıAnksiyeteHasta bakımı+3
Sevil İlkbahar
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Akut koroner sendrom geçiren hastalarda risk faktörlerinin belirlenmesi

Background: Although coronary atherosclerosis mostly causes coronary artery disease (CAD), occlusive lesions and atherosclerotic plaques in coronary vessels can cause acute ischemia in the myocardium. All of the ischemic conditions that develop in a short time and threaten the myocardial tissue are defined as acute coronary syndrome (ACS). The risk of sudden death and myocardial necrosis is high in acute coronary syndrome. The most effective way to reduce this risk is to identify risk factors and control them before ACS develops. If individuals at risk of ACS are identified and their risk factors are controlled, fatal and non-fatal exposure to ischemic events can also be avoided. Thus, mortality rates of individuals and society due to cardiovascular diseases can be reduced. Objective: The aim of this study is to determine the risk factors in patients with acute coronary syndrome. Method: This is a descriptive and cross-sectional study. Quantitative research was used in the design of the study. A non probability (Accidental sample) of 220 patients who agreed to participate in the study were included in the study. The period of sample collection is from Dec. 2nd , 2021 to Oct.1st ,2022. The data were collected face to face with a sociodemographic .In the analysis of the data, frequncy, percentage, mean, standard deviation, bar chart and chi-square tests were used. The study instrument consists of three parts: Part 1 Demographic Data, Part 2 Clinical Data and Part 3 Laboratory Examinations. Results: The mean age of the participants was 59.97± 11.24 (female 58.5±10.23, male 60.7±11.15), 65% male, 78.2% married, 46.8% self-employed, 65.5% living in the urban. In addition, 24.5% had both HT and DM diagnoses, 56.4% had stent and balloon application, 83.6% were under treatment, 42.3% smoked, 92.7% not used alcohol, 57.7% was found to have a family history of cardiovascular disease. From the laboratory values, BMI 25-29.9 47.7%, Ejection Fraction (EF)52.7% with 41-55%, HDL<42 mg/dl 54.5%, Total cholesterol<200 mg/dl 57.3%, Triglyceride >131 mg/dl It was found to be 81.4%, LDL<130 mg/dl 65.5%. A statistically significant difference was found between sociodemographic characteristics, marital status, education level and monthly income, previous diagnosis status and BMI (p<0.05). Conclusion: In our study, it was found that patients who had ACS had CAD risk factors (having systemic diseases, smoking, dyslipidemia, high body mass index). Routine screening of individuals in the community for CAD and the risk of having ACS, and planning projects and trainings to increase the awareness of CAD and ACS in the community can be recommended.

Acute coronary syndromeAtherosclerosisPatients+3
Nazar Azeez Husseın Aldhaher
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Interleukin 6 and some biochemical parameters in coronary artery disease in Baghdad city

The heart is one of the most important organs in the body that can be affected by the levels of cytokines upon injury, which can be accompanied by immune responses. It can be said that coronary patients have increased levels of interleukin 6 and decreased levels of antioxidants, which leads to the promotion of coronary artery disease. In patients with heart disease for age, women were affected at an earlier age than men. The results of the study with respect to weight showed high statistical significance and a significant effect level in patients with heart disease when compared with the control group at P = <0.05. GOT and GPT means indications in patients with heart disease. The results indicate significant differences and can be used with other variables in the follow-up and diagnosis of the disease. Relative to GPT, indicating that its levels do not overlap with the disease. As for total cholesterol and high-density lipoprotein, there were no significant differences between the study groups at P = <0.05. Also, the results of C-RP and interleukin 6 results indicate that their levels are clearly elevated in heart patients, indicating that they can use the levels of these immunological parameters to follow disease progression. The results of creatinine kinase indicate that its levels were significantly altered in heart patients, and there were significant differences, indicating that levels of this test have a clear role in heart disease.

AntioxidantsIraq-BaghdadCoronary artery disease+1
Thura Rıkan Khalaf Al-jıghefee
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner yoğun bakımda yatan hastaların manevi iyilik hali ve ölüm kaygısı düzeyleri

Bu araştırma koroner yoğun bakımda yatan hastaların manevi iyilik hali ve ölüm kaygısı düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı, kesitsel ve ilişkisel olarak yapılmıştır. Araştırma bir şehir hastanesinin koroner yoğun bakım ünitesinde yatan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 222 hasta ile yapılmıştır. Veriler Tanıtıcı Özellikler Formu, Manevi İyilik Ölçeği ve Ölüm Kaygısı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Levene testi, Shapiro-Wilk testi, Student's t Testi, Mann Whitney–U testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ve çoklu karşılaştırma testlerinden Tukey HSD testi, Kruskal Wallis testi, Bonferroni-Dunn testleri, spearman korelasyon analizi ve pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Hastaların yaş ortalaması 59,15±12,70 olup %32,9'unun kadın, %83,3'ünün evli ve %34,2'sinin çalıştığı saptanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların cinsiyet, eğitim, meslek, gelir düzeyi, medeni durum, çalışma durumu, kronik hastalık durumu ve sağlığını değerlendirme düzeyi gibi bazı tanıtıcı özelliklere göre manevi iyilik ölçeğinin anlam alt boyutlarından aldıkları puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Araştırmaya katılan hastaların, cinsiyet, medeni durum, meslek, aile durumu ve mevcut sağlık durumuna göre ölüm kaygısı ölçeğinden aldıkları puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Hastaların anlam ve manevi iyilik ölçeği puanı arasında anlamlı kuvvetli düzeyde pozitif yönde ilişki görülürken (r=0,797), barış ve ölüm kaygısı ölçeği puanı arasında anlamlı, zayıf düzeyde negatif yönlü ilişki bulunmuştur (r=-0,159). Çalışma sonucunda hastaların ölüm kaygısını azaltılması manevi iyilik düzeylerinin artırılması için hemşirelik bakımına manevi bakım uygulamalarının daha çok katılması önerilir.

Kalp hastalıklarıKoroner arter hastalığıKoroner hastalık+7
Burcu Baş
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Korumasız sol ana koroner darlığa stent takılan hastalarda 1 yıllık izlem sonuçları

Kardiyovasküler hastalıklar(KVH) dünyada en yaygın ölüm sebepleri arasındadır. Koroner arter hastalığı nedeniyle koroner anjiyografi yapılan hastaların %5-10 kadarında LMCA lezyonu tespit edilmektedir. KABG, LMCA lezyonlarının eşlik ettiği koroner lezyonlarda standard tedavi olarak şekli olarak kabul edilmektedir.Ancak son yıllarda ilaç kaplı stentlerin kullanıma girmesi,teknik ve teknolojik imkanların artması,antiplatelet ajanların kullanımı ile mortalite ve morbiditede belirgin azalma gösterilmiş olup korumasız LMCA lezyonlarına stent takılması KABG e alternatif olarak günümüzde ön plana çıkmaktadır.Çalışmamızın amacı; kliniğimizde 1 Ekim 2009-1 Ekim 2014 tarihleri arasında Gaziantep Üniverisitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Bölümü'nde koroner arter hastalığı tanısı ile koroner anjiyografi yapılan ve bu hastalar içerisinden LMCA kritik lezyonu olup bu bölgeye stent uygulanan hastaların SYNTAX ve EuroSCORE II skorlarını,klinik ve demografik verilerini tespit etmek, hastaları 1 yıllık takip boyunca mortalite, morbidite ve revaskülarizasyon ihtiyacı açısından takip etmek ve bunlarla ilgili verileri sunmaktır. Çalışmaya alınan 53 hastanın 18 (%33,3) i bayan 35 (%66,7) sı erkekti.Hastaların yaş ortalaması 63.3+12.4 yıldı.45 ( %84.9) hasta stabil koroner arter hastalığı, 8 ( %15.1) hasta NON-ST AKS(Akut Koroner Sendrom) tanısı almıştı. Ortalama EuroSCORE II i 1.97+2.0,ortalama Syntax skoru ise 23.0 + 7.34 olarak hesaplandı. Hastaların takiplerinde hastane içi ve 6. ay gözlemlerinde herhangi bir advers olay yaşanmadı. 1 ( %1.9) hastada takibin 8. Ayında kardiyak ani ölüm gerçekleşti. Ayrıca 1 ( %1.9) hastada takibin 9. ayında restenoz gelişti. Geriye kalan 51 ( %96.2) hastada MACCE gelişmedi. Hastaların 7 ( %13.2) sine klinik takiplerinde endikasyon dahilinde ilk 6 aylık dönemde koroner anjiyografi yapıldı, hastaların hiçbirisinde restenoz gözlenmedi. Takibin 6.-12. aylar arasındaki döneminde 10 (% 18.9) hastaya kontrol anjiyografi yapıldı ve 1 hastada restenoz saptandı. Sonuç olarak LMCA lezyonu içeren koroner aterosklerozun standart tedavisi KABG olduğu halde; ilaç salınımlı stentlerin geliştirilmesi, restenoz oranlarında ve buna bağlı revaskülarizasyon ihtiyacındaki azalmalar, perkütan ve farmakolojik alandaki ilerlemeler sayesinde ULMCA lezyonlarına perkütan girişim giderek daha iyi sonuçlar vermektedir ve yaygınlaşmaktadır. Hastaya ait faktörler, anjiyografik faktörler ve teknik faktörler ele alınarak multidisipliner yaklaşım esas alınmalıdır.

AterosklerozKardiyovasküler hastalıklarKoroner arter hastalığı+5
İbrahim Halil İnanç
Gaziantep University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter hastalığının şiddeti ile tırnak yatağın kapiller dolaşımının videokapilleroskopik bulguları arasındaki ilişkinin değerlendirimi

Koroner arter hastalığı ülkemiz ve dünya genelinde morbidite ve mortalitenin en sık nedenlerinden biridir. Koroner arter hastalığı etyolojik nedenleri arasında en sık neden aterosklerozdur. Ateroskleroz, endotel disfonksiyonu zemininde başlayan bir süreçtir. Endotel disfonksiyonunu değerlendirmede carotis-intima media kalınlığı, brachial arter akım aracılı dilatasyon gibi yöntemler kullanılabilir. Videokapilleroskopi (Nailfold videocapillaroscopy, NVC) mikrosirkulasyon açısından fikir veren ve sistemik hastalıkların tanısında yardımcı olan noninvaziv bir yöntemdir. Videokapilleroskopi ile kapiller dolaşımı değerlendirerek sistemik endotel hasarı varlığı ile koroner arter hastalığı şiddeti arasındaki ilişkiyi saptamayı amaçladık. Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nde koroner anjiyografi (KAG) yapılan KAG'da ≥ %50 darlık izlenen hastalar çalışmaya alındı. Hastalara tırnak yatağının videokapilleroskopik incelemesi yapıldı. Çalışmada 100 hastanın KAG'ları SYNTAX skorlarına ve Gensini skorlarına göre skorlandı ve videokapilleroskopik incelemeleri kapiller dansitede azalma, dilate kapiller varlığı, dev kapiller varlığı, mikrohemoraji varlığı, dallanma varlığı, disorganizasyon varlığı, tortiyozite varlığı, avasküler alan varlığı, extravazasyon varlığı ve neogenezis varlığına göre değerlendirildi. Çalışmamızdaki 100 hastanın SYNTAX skoru ve Gensini skoru ile NVC'de kapiller dansitede azalma, dilate kapiller varlığı, dev kapiller varlığı, mikrohemoraji varlığı, dallanma varlığı, disorganizasyon varlığı, tortiyozite varlığı, avasküler alan varlığı, extravazasyon varlığı ve neogenezis varlığı arasında anlamlı bir ilişki izlenmedi.

AterosklerozGensini skoruKalp hastalıkları+6
Esra Polat
Gaziantep University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Koroner arter hastalığı nedeniyle koroner bypass ameliyatı olan hastaların perikardiyal sıvısındaki mikroRNA'ların ve st2'nin (Growth stimulation expressed gene 2) araştırılması

Koroner arter hastalığıyla (KAH) ilişkili bir çok biyobelirteç perikard sıvısına (PS) ve plazmaya geçmektedir. KAH'ın etiyopatogenez değerlendirilmesinde diagnostik olarak miRNA'lar, prognostik olarak soluble ST2 (sST2) kullanılabilmektedir. sST2 kardiyovasküler hastalığı olan bireylerde kötüleşen prognozun bir biyobelirteci olarak kabul edilmektedir. Birçok hastalıkta önemli rollere sahip olan miRNA'lar ise KAH ile ilişkili endotel disfonksiyonu, ateroskleroz, inflamasyon, apopitoz ve anjiyogenezde etkindir. PS kalp fonksiyonunu yansıtabilme potansiyeline sahip olup bazı maddelerin PS konsantrasyonları birçok patofizyolojik mekanizmaların anlaşılmasını sağlamaktadır. Çalışmamıza koroner arter bypass ameliyatı olan 40 gönüllü hasta dâhil edilerek PS ve kan plazmasında ELİSA yöntemi ile ST2 seviyesi, qRT-PCR yöntemi ile ST2 ve ST2'yi hedefleyen bir grup miRNA'nın (miR-125b-5p, miR-320b, miR-34a-5p, miR-16-5p, miR-320a ve miR-15a-5p) gen ifade düzeyleri çalışıldı. Araştırmada ELİSA ile ortalama sST2 değeri PS'de 223.992 ng/ml, Plazmada ise 390.357 ng/ml olup bu durum istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.0020). PS'de ST2 gen ifade düzeyi Plazmaya göre 2.27 kat daha düşük çıkmış olup bu durum istatistiksel açıdan anlamlı (p=0.000265) bulunmuştur. ST2'yi hedefleyen miRNA'ların gen ifadesinde PS'de 7.35 kat daha düşük ifade edilen miR16-5p ile 4.07 kat daha düşük ifade edilen miR320b istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (sırasıyla p=0.000014 ve p=0.00814). Plazmada ise miR34a-5p ile ST2 arasında negatif korelasyon bulunmuştur (r= -0.399, p=0.039). ST2'nin protein düzeyi ve gen ifadesi ile miR 16-5p ve miR 320b'nin gen ifade düzeyinin PS'ye göre plazmada daha yüksek çıkmasının sebebi ekstramiyokardiyal kaynaklar olabilir. Kardiyovasküler hastalıklar açısından olumsuz etkiye sahip olan miR 16-5p ve miR 320b'nin ST2 ile beraber yüksek seviyelerde bulunması ve plazmada daha fazla ifade edilmesi bunların biyobelirteç olarak kullanılma potansiyelini kuvvetlendirmektedir. Daha önce başka çalışmalarda sadece PS'ye özgü olarak tanımlanan miR320b'nin ayrıca plazmada da tespit edilmesi bu miRNA'nın sadece PS'ye özgü olmadığını göstermektedir.

Enzime bağlı immünosorbent testiKoroner arter bypassKoroner arter hastalığı+5
Reşat Dikme
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Video ve yazılı eğitimin koroner anjiyografi yapılacak hastaların anksiyeteleri üzerine etkisi

Koroner anjiyografi (KAG) kalp hastalıklarının tanılanmasında kullanılan önemli bir girişim olup, hastaların anksiyetesini arttırabilmektedir. Bu çalışma koroner anjiyografi öncesi video ve yazılı eğitimin hastaların anksiyeteleri üzerine etkisini incelemek amacıyla üç gruplu, yarı deneme modeli olarak planlanmıştır. Araştırma evrenini, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'nda Ekim 2015- Mayıs 2016 tarihleri arasında KAG uygulanacak olan tüm hastalar, örneklemini ise belirtilen evrenden blok randomizasyon yöntemiyle seçilen hastalar oluşturmuştur. Araştırmaya örneklem kriterlerine uyan, yazılı eğitim grubundan 30, video eğitim grubundan 30, kontrol grubundan 30 olmak üzere toplam 90 hasta alınmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu (KBF) ve hastaların anksiyete düzeylerini değerlendirmek için Durumluk-Sürekli Anksiyete Envanteri (DSAE- STAI, State Trait Anxiety Inventary) kullanılmıştır. Durumluk anksiyete ölçeği eğitim sonrası ve KAG işlem sonrası tekrar uygulanmıştır. Ayrıca eğitim öncesi, sonrası ve KAG işlem sonrası hastaların fizyolojik parametreleri (sistolik ve diyastolik kan basıncı, nabız, solunum) ölçülmüştür. Hastaların memnuniyetini belirlemek için Görsel Değerlendirme Skalası (VAS-Visuel Analog Scale) kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS 20.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Kontrol grubu ile eğitim grubu hastalarının (video eğitim ve yazılı eğitim) eğitim sonrası durumluk anksiyete, memnuniyet ve fizyolojik parametrelerinin puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.005). Video eğitim grubu durumluk anksiyete puan ortalamasının (41,67±4,73), yazılı eğitim grubu puan ortalamasına (44,23±3,97) göre daha düşük olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak; KAG planlanan hastalara, hemşire tarafından işlem öncesi verilen video ve yazılı eğitimin, anksiyeteyi azalttığı, fizyolojik parametreleri olumlu yönde etkilediği ve hasta memnuniyetini arttırdığı belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Anksiyete, Koroner Anjiyografi, Video Eğitimi, Yazılı Eğitim

AnksiyeteHasta eğitimiHastalar+6
Esma Gökçe
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Erken koroner arter hastalığının faktör XIII Val34Leu ve PAI-1 4G/5G genotipiyle ilişkisinin belirlenmesi

Koroner arter hastalığı, tüm dünyada ve gelişmiş ülkelerde mortalite ve morbiditenin önde gelen nedenlerinden biridir. Koroner arter hastalığı için bilinen konvansiyonel risk faktörlerinin yanı sıra, genetik risk faktörleri ilgi uyandıran bir çalışma alanıdır. Özellikle erken yaşta görülen koroner arter hastalıklarında genetik faktörlerin önemi daha da artmaktadır. Bu çalışmada 45 yaş altı koroner arter hastası olan 101 birey ve 100 koroner arter hastalığı olmayan bireyde Gerçek Zamanlı Polimeraz Zincir Reaksiyonu Erime Eğrisi Analizi yöntemi kullanılarak PAI-1 4G/5G ve Koagülasyon Faktör XIII Val34Leu polimorfizmi çalışması yapıldı. PAI-1 geni için 5G/5G genotipi kontrol grubunda istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. PAI-1 geni 5G/5G genotipinin erken koroner hastalığı için koruyucu faktör olabileceği düşünülmüştür. Yine 4G/5G genotipi için hasta ve kontrol grubunda istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Ancak 4G/4G genotipinin erken koroner hastalıkla ilişkisi gösterilememiştir. Aynı şekilde Faktör XIII Val34Leu değişikliği hasta ve kontrol gruplarında benzer bulunmuştur. Dolayısıyla bu çalışmada, erken koroner arter hastalığında söz konusu genetik değişikliklerin rol oynadığına dair bir bulgu saptanmamıştır.

Faktör VIIIFaktör XIIIGenotip+5
Özge Özalp Yüreğir
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Koroner arter hastalarında bypass greft cerrahisi öncesi ve sonrasında iskemi/reperfüzyon ile ilişkili mikroRNA ekspresyon düzeylerinin araştırılması

Koroner arter hastalığı, koroner damarların tıkanması ile karakterize kardiyovasküler bir hastalıktır. Koroner damarların tıkanmasına bağlı olarak gelişen iskemik hasar kardiyak remodelling adı verilen hücresel ve moleküler birtakım olayların başlamasına neden olmaktadır. Pekçok organizmada post-transkripsiyonel olarak gen ifadesini düzenleyen mikroRNA(miRNA)'lar bu süreçte önemli role sahiptir. MikroRNA'ların miyokard enfarktüsü ve kalp hasarının önlenmesinde kardiyak belirteç olarak değerlendirilebileceği bildirilmektedir. Bu çalışmada koroner arter hastalarında bypass greft cerrahisi öncesi ve sonrasında iskemi/reperfüzyon ile ilişkili hsa-miR-21-5p, hsa-miR-199a-5p, hsa-miR-199b-5p, hsa-miR-320a-5p ve hsa-miR-181a-5p miRNA düzeylerinin kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlandı. Çalışmaya 46 hasta ve 48 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Hastalardan koroner bypass greft öncesinde ve bypass greftten 1 ve 24 saat sonra kan örnekleri alındı. MikroRNA düzeyleri real-time PCR ile saptandı ve delta Ct metoduna göre hesaplandı. Hasta grubundaki tüm miRNA düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük bulundu (p<0.001). Hasta grubundaki miRNA düzeyleri zamana bağlı olarak değerlendirildiğinde sadece 1. ve 24. saat sonra ölçülen miR-199a-5p düzeyleri arasında anlamlılık bulundu (p<0.044). Sonuç olarak, miR-199a koroner bypass cerahisi sonrası iskemi/reperfüzyon ile ilişkili olabilir. Ayrıca miR-199b-5p, miR-320a-5p ve miR-181a-5p'nin düşük seviyelerde bulunması, koroner arter hastalığı patogenezinde inflamasyonla ilişikili yolakların aktive edilmesinde rolü olabilir. Bu bulguların güçlendirilmesi için yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Bypass greft cerrahi, İnflamasyon, İskemi/Reperfüzyon, MikroRNA, Koroner arter hastalığı,

Koroner arter bypassKoroner arter hastalığıMikro RNA+4
Erman Kandilli
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass greft ameliyatı yapılan hastalarda verilen planlı eğitimin ameliyat sonrası kinezyofobi ve öz-etkililik düzeyleri üzerine etkisi

Amaç: Bu araştırma, koroner arter bypass greft ameliyatı geçiren hastalara verilen planlı eğitimin hastalarda kinezyofobi ve öz etkililik düzeyleri üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla uygulandı. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini Mayıs 2022-Mayıs 2023 tarihleri arasında Manisa Şehir Hastanesinde koroner arter bypass greft ameliyatı geçiren hastalar oluşturdu (N=137). Araştırmaya katılmayı kabul eden hastalardan, basit rastgele randomizasyon yöntemi ile % 95 güven aralığında güç analizi (power analizi) sonucunda n=41 hasta kontrol, n=41 hasta deney grubunu oluşturdu. Veriler,'Kişisel Veri Toplama Formu', 'Hasta İzlem Formu', 'Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ)' ve 'Barnason Etkililik Beklenti Ölçeği (BEBÖ)'nin Kardiyak Cerrahi Versiyonu' kullanılarak elde edildi. Deney grubuna literatür bilgisine dayanarak hazırlanan 'Koroner Arter Bypass Greft (KABG) Ameliyatı Geçiren Hastalarda Ameliyat Öncesi ve Sonrası Dönem İçin Hasta Eğitim Kitapçığı' verildi. Kontrol grubuna klinik rutinlerine göre sözlü bilgilendirme yapıldı. Demografik özellikleri tanımlamak için sayı yüzde dağılımı ve tanımlayıcı istatistikler, grupların homojenliğini değerlendirmek için ki kare testi, normal dağılmayan verilerde Mann Whitney U testi ve normal dağılan verilerde ise bağımsız gruplarda t testi yapıldı. Bulgular: Deney grubundaki hastaların TKÖ grup içi ortalama puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0,05) saptandı.Deney ve kontrol grubu hastalar arasında ameliyat sonrası kinezyofobi davranışları açısından anlamlı fark olmadığı bulundu (p>0,05).Deney ve kontrol grubundaki hastaların gruplar arası BEBÖ ve alt boyutları ameliyat sonrası ortalama puanları arasında anlamlı fark olmadığı bulundu (p>0,05).Deney ve kontrol gruplarında yaş ve beden kitle indeksinin ameliyat öncesi ve sonrası TKÖ ortalama puanları ile ameliyat sonrası BEBÖ ortalama puanları arasında korelasyon olmadığı saptandı (p>0,05). Sonuç ve Öneriler: Planlı eğitimin, deney grubunda ameliyat sonrası kinezyofobi davranışlarını azaltmaya ve taburculuk sonrası yeterli öz-etkililik düzeylerine ulaşmasına yardımcı olduğu belirlendi.Ancak ameliyat sonrası sonuçların iki grup arasında anlamlı bir fark oluşturmadığı bulundu. Bu açıdan ameliyat öncesi dönemde verilen planlı eğitimin kinezyofobi ve öz-etkililik düzeylerine etkisi konusunda benzer özellikteki daha büyük örneklem gruplarıyla kanıt temelli çalışılarak literatüre katkı sağlanması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Hemşirelik, koroner arter bypass grefti, hasta eğitimi, kinezyofobi, öz-etkililik

Cerrahi-kardiyovaskülerHareket korkusuHasta eğitimi+5
Arzu Yıldırım
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik kalp yetmezliği olan hastaların ilaç uyum düzeylerinin uyku ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi

Bu araştırma kronik kalp yetmezliği hastalarının ilaç uyum düzeylerinin uyku ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmamızın evrenini, Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Mayıs 2022- Mayıs 2023 tarihleri arasında tedavi gören örneklemini ise 18yaş üstü olan kriterlere uyum sağlayan 140 hasta birey oluşturmuştur. Çalışma verilerinin elde edilmesinde, Hasta tanıtım formu, İlaç Kullanımına İlişkin Sağlıkta İnanç Ölçeği, Minnesota Kalp Yetmezliği ile Birlikte Yaşama Anketi, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi kullanılmıştır. Veriler toplanmadan önce çalışmanın yapıldığı kurumdan kurum izni, etik kurul izni ve hastalardan onam alınmıştır. Verilerin toplanması yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız gruplarda t testi, U=Mann-Whitney U testi, F = Tek yönlü varyans analizi, KW= Kruskal Wallis korelasyon analizleri kullanılmıştır. İstatistik değerlendirmelerde p<0,05 değeri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Örneklem grubunun yaş ortalaması 73.25+11.14'tür. Hastaların %54.3'ü kadın, %45,7'si erkektir. Hastaların %60'ı ilkokul, %67si emekli, %97.9'unun sağlık güvencesi vardır. %97.1 i koroner arter hastalığına yönelik ilaç tedavisi almaktadır ancak %46.4 ü ilaçlarını düzenli kullanmaktadır. Araştırmada yaşlanmayla birlikte ek hastalıkları olan, New York Kalp Cemiyeti'nin (NYHA) sınıflandırması kötü olan ve Ejeksiyon fraksiyonu EF yüzdeleri düşük olan hastaların, ilaca daha uyumsuz olmasının yanı sıra uyku ve yaşam kalitelerinin daha kötü olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak bu çalışmanın daha geniş bir örneklem alınarak farklı mekanlarda çalışılması, kalp yetersizliği olan hastaların ilaç uyum düzeylerini değerlendirilerek yükseltmesi için uygun destek ve bakımların uygulanması, sağlıklı yaşama biçiminin kazandırılması ve uyku kalitesini arttırmak için eğitimler verilmesi önerilebilir. Ayrıca hemşireler, hastalara verilecek hizmetler konusunda hastane yönetimi tarafından hizmet içi eğitimlerle desteklenebilir. Anahtar kelimeler: Kalp Yetmezliği, İlaç Uyumu, Yaşam kalitesi, Uyku kalitesi, Hemşire

Kalp destek cihazlarıKalp fonksiyon testleriKalp hastalıkları+6
Cansu Acar Demirel
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner anjiyografi sonrası koroner arter bypass greft cerrahisi önerilen hastalarda hemşirenin eğitici hasta danışmanlığı rolünün hastanın anksiyete ve cerrahi kararına etkisi

ÖZET KORONER ANJİYOGRAFİ SONRASI KABG CERRAHİSİ ÖNERİLEN HASTALARDA HEMŞİRENİN EĞİTİCİ HASTA DANIŞMANLIĞI ROLÜNÜN HASTANIN ANKSİYETE VE CERRAHİ KARARINA ETKİSİ Mehmet AHRAZ, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Hemşirelik AD Yüksek Lisans Tezi Gaziantep 2018 Koroner anjiyografi sonrası KABG cerrahisi önerilen hastalarda hemşirenin eğitici hasta danışmanlığı rolünün hastanın anksiyetesi ve cerrahi kararına etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde koroner anjiyografi (KA) olan ve KABG önerilen hastalarda yapılan kontrol ve çalışma gruplu yarı deneysel araştırmadır. Araştırmanın kontrol grubu (KG) verileri 27.01.2016-25.05.2016, çalışma grubu (ÇG) verileri ise 09.11.2017-15.04.2017 tarihleri arasında toplanmıştır. ÇG hastalarına araştırmacı tarafından KA ve KABG hakkında bilgi ve eğitim verilmiş, KG hastaları kliniğin rutin uygulaması sürdürülmüştür. Araştırmaya 40 kontrol ve 40 çalışma grubunda olmak üzere 80 hasta araştırmaya dahil edilmiştir. Veriler Hasta Tanılama Formu ve STAI aracılığıyla toplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 23 for Windows paket programında yapılmış, istatistik anlamlılık için p<0.05 değeri kabul edilmiştir.Yaş değişkeni hariç diğer tanıtıcı özellikler açısından hastalar benzerdir (p>0.05). KG'nun %77.5'inin, ÇG'nun %100'ünün KA hakkında bilgi sahibi oldukları, ÇG'nun %70'i, KG'nun %3.2'si sadece hemşireden bilgi almıştır. KABG cerrahisi hakkında ÇG'nun %100.0'ü, KG'nun %30.0'unun bilgi aldığı, ÇG'nun %72.5'inin, KG'nun %8.3'ünün sadece hemşireden bilgi aldıkları belirlenmiştir (p<0.05). KG'nun %10.0'u, ÇG'nun %70.0'ı aldıkları bilgiyi yeterli bulduğunu belirtmiştir (p<0.05). KA sonrası KABG cerrahisini kabul eden KG'nun oranı %47.5, ÇG'nun oranı %62.5 olmuştur. KABG cerrahisini kabul etmelerinde KG'nun %57.9'u, ÇG'nun %68.0'i yapılan bilgilendirmenin etkili olduğunu belirtmiştir (p>0.05). STAI I'e göre KG 'nun %57.5'inde, ÇG'nun %62.5'inde orta düzeyde durumsal anksiyete saptanmıştır (p<0.05). KA sonrası KABG cerrahisi önerilen ÇG hastalarına KA ve KABG cerrahisi hakkında yapılan bilgilendirmenin, ÇG hastalarının KABG cerrahisini kabul etmelerinde ve cerrahiye bağlı anksiyetelerinin azalmasında yararlı olduğu kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Koroner arter bypass greft, Hemşirelik Rolleri, Anksiyete, Koroner Anjiografi, Cerrahi Karar, Danışmanlık

AnjiyografiAnksiyeteHasta eğitimi+6
Mehmet Ahraz
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter hastalığı olan bireylerde sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitesinin incelenmesi

ÖZET SİMA ANNAÇ KORONER ARTER HASTALIĞI OLAN BİREYLERDE SAĞLIKLI YAŞAM BİÇİMİ DAVRANIŞLARI VE YAŞAM KALİTESİNİN İNCELENMESİ, HEMŞİRELİK ANABİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI GAZİANTEP 2018 Bu çalışma, Koroner Arter Hastalığı (KAH) olan bireylerde sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitesinin incelenmesi amacıyla yapılmış, tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırma 01 Haziran - 01 Aralık 2017 tarihleri arasında, gerekli kurumsal izinler alınarak, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'nda gerçekleştirildi. Araştırma, en az bir ay önce KAH tanısı konulan, 18 yaş ve üzeri, mental hastalığı ve iletişim sorunu olmayan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 202 hasta ile yapıldı. Verilerin toplanmasında "Hasta Bilgi Formu", "SYBDÖ II", "Euro Qol-5D Avrupa Yaşam Kalitesi Ölçeği VAS" kullanıldı. Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizi, SPSS for Windows Version 15.00 paket programı kullanılarak, Korelasyon analizi, İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik Testi (t test) ve ANOVA testleri ile yapıldı. Hastaların Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II toplam puan ortalamaları (117,01±18,85) ile EQ-5D Yaşam Kalitesi Ölçeği indeks (0,61±0,29) ve VAS skor ortalamalarının (60,24±14,26) düşük olduğu belirlendi. Hastaların en az uyguladıkları sağlıklı yaşam biçimi davranışının fiziksel aktivite/egzersiz olduğu görüldü. Hastaların EQ-5D indeks ve Visual Analog Skala skorları ile SYBDÖ II toplam puan ortalamaları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu, SYBDÖ II puanları artarken EQ-5D indeks ve VAS skorlarının da arttığı belirlendi. Cinsiyet, eğitim düzeyi, çalışma ve ekonomik durum ile tanı sürelerinin hastaların sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını uygulama durumlarını ve yaşam kalitelerini etkilediği ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. Sonuç olarak, hastaların sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını uygulama durumları arttıkça yaşam kalitelerinin de yükseldiği belirlendi. Anahtar sözcükler: koroner arter hastalığı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları, yaşam kalitesi, hemşirelik

HemşirelikKoroner arter hastalığıSağlıklı yaşam+2
Sima Annaç
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00

Related subjects