Subjective well-being
147 theses under this subject heading
Pozitif tasarım ölçütlerinin aydınlatma ürünleri ve mekân ilişkisi bağlamında araştırılması
Kullanıcıların duygularına, ihtiyaçlarına ve beklentilerine önem verilmesi ve onları mutlu eden ürünlerin tasarlanması, son yıllarda tasarımın en önemli hedeflerinden biri haline gelmiştir. Buna bağlı olarak sürdürülen çalışmalarda, insanları hangi ürünlerin neden mutlu ettiği üzerine araştırmalar yapılmaktadır. Tasarım yazınında, mutluluk ve öznel iyi oluş kavramları üzerinden, insanların yaşamını daha kaliteli hale getirmek ve geliştirmek üzerine durulurken, aynı zamanda bu hedeflerin ürün tasarımıyla nasıl ilişkilendiğine de bakılmaktadır. Bu nedenle pozitif psikolojiden beslenen pozitif tasarım da, insanların öznel iyi oluşlarını arttırıp, onların yaşamlarını daha iyi hale getirmeyi beklemektedir. Pozitif tasarım boyutları izlenerek yapılan ürün tasarımında, ürün kullanıcı arasındaki ilişkileri gösteren belli ürünlerle yapılan çalışmalar bulunmaktadır. Buna rağmen, tasarım yazınında insan hayatında günlük ihtiyaçları da içerisinde bulunduran ürünler ile ilgili bazı eksiklikler bulunmaktadır. Bu kapsamda, bu araştırma ile insanların günlük hayatlarında hem bir ihtiyaç hem de farklılık yaratmak adına kullanmayı tercih ettikleri aydınlatma ürünleri üzerinden, pozitif tasarımın boyutları incelenecektir. Aynı zamanda ürünlerin deneyimleri ile birlikte, ürünlerin belirlenmiş olan mekânlarda kullanımın değerlendirilmesine de bakılacaktır. Toplamda 40 katılımcının, farklı özelliklere sahip 5 farklı aydınlatma ürününü, bir araştırma ortamında deneyimlemeleri sağlanmıştır. Ardından yarı yapılandırılmış mülakatlarla katılımcılara ürünler hakkındaki fikirleri sorulmuş ve katılımcıların deneyimleri ve fikirleri üzerinden pozitif tasarımın boyutları hem ürün bazında hem de ürün ve mekânın bir arada kullanılması üzerinden incelenmiştir. Ürünlerin bire bir deneyimlenmesi ile ortaya çıkan sonuçlar ve ürünlerin ortamlarda yerleştirilmiş halini gösteren ortam fotoğraflarıyla aydınlatma ürünleri özelinde pozitif tasarım boyutlarına göre değerlendirmeler yapılacaktır. Bu çalışmanın sonuç bölümünde ise, ürün tasarımı ve kullanıcı tercihlerinin hangi kriterlere göre şekillendiği, ürünlerin belirli mekânlar içerisinde kullanıcılar tarafından nasıl değerlendirildiği ve pozitif tasarımın boyutlarının kullanım deneyimine etkilerine bakılacaktır. Bu çalışmanın hem ürün tasarımı hem de iç mekân tasarımı yazınına, aydınlatma ürünleri özelinde pozitif tasarımın etkileri konusunda katkıda bulunması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Öznel İyi Oluş, Pozitif Tasarım, Ürün Deneyimi, Ürün Tasarımı, Aydınlatma Ürünleri
Bilişsel davranışçı grup terapisinin serebral palsi tanısı olan çocuklara sahip ebeveynlerde iyi oluş, aile yaşam kalitesi ve sosyal dahil olma üzerindeki etkisi
Bu tez çalışmasının temel amacı; SP'ye sahip çocukları bulunan ebeveynlerde araştırma kapsamında geliştirilen ve 10 oturumdan oluşan Bilişsel Davranışçı Grup Terapisi'nin bireysel iyi oluş, aile yaşam kalitesi ve sosyal dahil olmalarının üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Bu çalışma karma yöntemle gerçekleştirilmiş olup nicel ve nitel yöntemler kullanılmıştır. Çalışma 6 deney ve 6 kontrol grubunda olmak üzere 12 katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler standart ölçekler ve yarı-yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen verilerin tema analizi yöntemiyle çözümlenmesinden elde edilmiştir. Analizler sonucunda gruplar arası karşılaştırmada ölçeklerde anlamlı bir fark görülmezken; bireysel ölçümlerde güvenilir değişim endeksine göre anlamlı farklar bulunmuştur. Tema analizinden elde edilen bulgular terapiden alınan fayda ve gruba ilişkin değiştirilmesi gereken yanlar olmak üzere iki üst temadan oluşmaktadır. Elde edilen bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.
Lise öğrencilerinde duygusal ve psikolojik iyi oluşun saldırganlık düzeyine etkisi
Araştırma, lise öğrencilerinde duygusal ve psikolojik iyi oluş ile saldırganlık düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Temmuz 2024 - Mayıs 2025 tarihleri arasında Mersin iline bağlı bir lisede öğrenim gören, örneklem kriterlerine uyan 195 öğrenci ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında, "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Stirling Çocuklar için Duygusal ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği(SCDPİOÖ)" ve "Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği" kullanılmıştır.Verilerin analizinde uygun istatistiksel paket programı ile tanımlayıcı istatistikler, pearson korelasyon, lineer regresyon, t-testi, tek yönlü varyans analizi ve post hoc testleri kullanılmıştır. Elde edilen verilere göre; araştırmaya katılan öğrencilerin %79,5'inin kadın, %20,5'inin erkek olduğu, yaş dağılımı incelendiğinde, en fazla öğrencinin 14 yaşında (%33,0) olduğu saptanmıştır. Duygusal ve psikolojik iyi oluşun saldırganlık üzerinde anlamlı ve negatif bir etkisi olduğu belirlenmiştir. Araştırma bulguları, duygusal ve psikolojik iyi oluşun saldırganlığın alt boyutları olan fiziksel ve sözel saldırganlık, düşmanlık ve öfke üzerinde anlamlı ve negatif bir etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmada duygusal ve psikolojik iyi oluşun saldırganlık varyansının %14,8'ini açıklaması, iyi oluşun saldırganlığın önemli bir belirleyicisi olduğunu göstermektedir. Yapılan çalışmanın sonucunda, duygusal ve psikolojik iyi oluşu yüksek olan çocukların saldırganlık düzeylerinin düşük olduğu belirlenmiştir. Okul sağlığı hemşireleri tarafından çocukların psikolojik iyi oluşularının artırılması için eğitimlerin planlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Adölesan, Duygusal İyi Oluş, Hemşire, Psikolojik İyi Oluş, Saldırganlık
İlkokul öğrencilerinin iyi oluşları ile bağıntılı değişkenlerin incelenmesi: Bir karma yöntemler araştırması
Bu araştırmanın amacı ilkokulda başarı algısına bağlı, öğrencilerin iyi olma halini tanımlayan değişkenleri, bu değişkenlerle bağıntılı değişkenleri ve bağıntı düzeylerinin belirlenmesidir. Keşfedici sıralı karma yöntemler araştırması deseniyle yürütülen araştırmanın nitel bölümü fenomenoloji deseni ile nicel bölümü ise ilişkisel tarama deseni ile kurgulanmıştır. Araştırmanın nitel katılımcılarını; 6 ilkokul dördüncü sınıf öğrencisi ve 6 ilkokul sınıf öğretmeni, nicel katılımcılarını ise 201 ilkokul dördüncü sınıf öğrencisi, bu öğrencilerin öğretmenleri ve ebeveynleri oluşturmuştur. Araştırmada nitel verilerden yararlanılarak araştırmanın nicel boyutuna yönelik değişkenler belirlenmiştir. Nitel veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla yapılan görüşmeler aracılığıyla toplanmıştır. Nicel veriler çeşitli ölçeklerden ve geliştirilen formlardan elde edilmiştir. Elde edilen nitel veriler içerik analiz yaklaşımı ile analiz edilmiş tematik yaklaşıma göre veriler işlenmiştir. Elde edilen nicel verilerin analizinde ilişkisiz örneklemler için t-testi, tek yönlü varyans analizi, çoklu doğrusal regresyon analizi teknikleri kullanılmıştır. Araştırmanın nitel bulgularına göre; başarı algısını ağırlıklı olarak çaba, gelişim, standardı sağlama, aile, motivasyon, istekli olma, mutluluk, özgüvenli olmak temalarının açıkladığı belirlenmiştir. Nicel bulgulara yönelik ise öğrencinin akademik performansı ile; ağırlıklı bakım veren ebeveynin sorumluluk ve dışa dönüklük kişilik tiplerinde olması, öğrencinin azim ve duygu ayarlama düzeyinin bağıntılı olduğu belirlenmiştir. Öğrencinin sosyal kabulü ve beden kitle indeksine yönelik belirlenen değişkenlerin bağıntılı olmadığı tespit edilirken, öğrencinin öznel iyi oluşunun azim ve duygu ayarlama düzeyi ile bağıntılı olduğu belirlenmiştir. Gerçekleşen istatistiksel olarak anlamlı tahminlerin, öğrencilerin gelir durumundan etkilenmediği belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: İlkokulda iyi oluş, ilkokulda başarı algısı, akademik performans, beden kitle indeksi, sosyal kabul, öznel iyi oluş
Pandemi döneminde mevsimlik tarım işçisi çocukların okul terki riski ile ilişkili faktörler
Bu araştırmanın temel amacı koronavirüs pandemi döneminde mevsimlik tarım işçisi çocukların öznel iyi oluş, umut, aile yaşam doyumu, okul iklimi ve okul terki risklerini çeşitli sosyodemografik değişkenlere göre incelemek ve bu değişkenlerin okul terki riskini yordama gücünü ortaya koymaktır. Bu kapsamda Şanlıurfa Suruç'ta ortaokulda kayıtlı olan 369 mevsimlik tarım işçisi çocuğa Öğrenci Öznel İyi Oluş Ölçeği, Umut Ölçeği, Aile Yaşam Ölçeği, Okul İklimi Ölçeği ve Okul Terki Riski Ölçeği uygulanmıştır. Ölçeklerden toplanan veriler SPSS 26 paket program aracılığıyla analiz edilmiştir. Katılımcıların okul terki riskinin cinsiyete göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini test etmek için bağımsız grup t testi, sınıf kademesine göre anlamlı bir fark olup olmadığını test etmek için de ANOVA analizi uygulanmıştır. Kız öğrencilerin öznel iyi oluş, aile yaşam doyumu ve okul iklimi puanları erkeklere göre anlamlı derecede daha yüksektir. Sınıf kademesine göre farklılığa bakıldığında ise 8. sınıf öğrencilerinin öznel iyi oluş, umut, aile yaşam doyumu ve okul terki riski puanları diğer sınıflara göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Öznel iyi oluşun, umudun, aile yaşam doyumlarının ve okul iklimi tutumlarının okul terki riskini yordama gücünü belirlemede hiyerarşik regresyon analizi yapılmıştır. Analiz soncunda elde edilen bulgulara göre öznel iyi oluş, aile yaşam doyumu ve okul iklimi puanları okul terki riskini anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılarak yorumlanmış ve önerilerde bulunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinin bağlanma stillerinin öznel iyi oluş düzeyleri üzerine etkisi
Bu araştırmanın genel amacı üniversite öğrencilerinin bağlanma stillerinin öznel iyi oluş düzeylerini anlamlı düzeyde yordayıp yordamadığı ve öznel iyi oluşun cinsiyet ve gelir düzeyi değişkeni açısından anlamlı düzeyde farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi İstanbul ilindeki üniversitelerde öğrenim gören 356 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Öğrencilerin 275'i kız öğrenci ve 81'i de erkek öğrencidir. Araştırmada yer alan değişkenlerin ölçülmesi amacıyla katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, bağlanma stillerini ölçmek için İlişki Ölçekleri Anketi (İÖA), Öznel İyi Oluş düzeylerini belirlemede ise Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) ile Pozitif Negatif Duygu Ölçeği (PNDÖ) kullanılmıştır. Araştırmanın istatistiksel analizlerinde değişkenlere bağlı olarak t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson momentler çarpımı korelasyon tekniği (LSD) ve Çoklu Regresyon Analizi tekniği (MANOVA) kullanılmıştır. Araştırmada yapılan t testi analiz sonucuna göre cinsiyet değişkeni açısından öznel iyi oluş puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde farklılaşma bulunmuştur. Bu sonuca göre, kız öğrencilerin öznel iyi oluşları erkek öğrencilerden anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Yapılan varyans analizi sonuçları incelediğinde üniversite öğrencilerinin aile geliri değişkenine göre öznel iyi oluş puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde bir farklılaşma saptanmıştır. Bu farklılaşmanın kaynağını belirlemek amacıyla LSD testi yapılmıştır. Aile geliri 3001 TL ve üzeri olan öğrencilerin öznel iyi oluş puan ortalamaları aile geliri 1500 TL, 1501-2500 TL ve 2501-3000 TL olan öğrencilerin öznel iyi oluş puan ortalamalarından anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Diğer karşılaştırmalarda istatistiksel olarak anlamlı farklılaşmalar saptanmamıştır. Regresyon katsayılarının anlamlılığına ilişkin t testi sonuçları incelendiğinde, güvenli bağlanma stili ve saplantılı bağlanma stili alt boyutlarının öznel iyi oluş üzerinde önemli bir yordayıcı olduğu görülmektedir. Korkulu bağlanma stili ve kayıtsız bağlanma stilinin ise öznel iyi oluşu yordamada önemli bir etkiye sahip değildir. Anahtar Kelimeler: Bağlanma Stilleri, Öznel İyi Oluş, Aile Geliri, Cinsiyet
Üniversite öğrencilerinde sigarayı bırakma eğiliminin, denetim odağı ve öznel iyi oluş düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi
Sigara kullanımının insan sağlığına olan olumsuz etkisi ve bağımlılık yapıcı özelliği bilinmesine rağmen, kullanımının halen yoğun bir şekilde devam ediyor olması, sigara kullanımıyla bağlantılı olabilecek unsurların araştırılmasını önemli hale getirmektedir. Bu tez çalışmasının amacı, üniversite öğrencilerinin sigara kullanımı ve sigarayı bırakma eğilimleri ile denetim odağı ve öznel iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu amaçla, etik kurul onayı alındıktan sonra, sigarayı bırakmayı hiç denememiş aktif içiciler, sigarayı bırakmayı denemiş fakat bırakamamış aktif içiciler, sigarayı bırakmış eski kullanıcılar ve hiç sigara içmemiş kişiler olmak üzere 4 grupta toplam 232 üniversite öğrencisi araştırmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara Öznel İyi Oluş Ölçeği, Rotter'in İç-Dış Kontrol Odağı Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri uygulanmış olup, elde edilen veriler Tek Yönlü Varyans Analizi (One-Way ANOVA) ve Korelasyon Analizine tabi tutulmuştur. Hiç sigara kullanmamış katılımcıların öznel iyi oluş puanları anlamlı ölçüde yüksek, depresyon puanları ise anlamlı ölçüde düşüktür. Sigara kullanım durumuna göre denetim odağı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Depresyon puanları ile öznel iyi oluş düzeyleri arasında istatististiksel olarak anlamlı ve ters yönlü bir ilişki bulunmuştur.
Çocukluk çağı travmaları ile öznel iyi oluş arasındaki ilişkide kişisel biriciklik algısının aracı rolü: Bir yapısal eşitlik modellemesi çalışması
Bakıma ve korunmaya ihtiyaç duyulan çocukluk çağında fiziksel, cinsel ve/veya duygusal olarak ihmale ya da istismara maruz kalan kişilerin sayısının dünya genelinde yüksek olduğu; bahsedilen travmatik yaşantıların yetişkinlikte birçok ruhsal ve bilişsel soruna sebebiyet verdiği alanyazınındaki birçok çalışmayla ortaya konulmuştur. Çocukluk döneminde yaşanan travmatik olayların yetişkinlikteki etkileri çeşitli yaklaşımlar ile incelenmekte olup pozitif psikoloji literatürü, travmaların mutluluk ve iyi oluş hali ile ilişkisini incelemeye odaklanmıştır. Bahsedilen ilişkiye dair yapılan araştırmalar, zihinde bir proje olarak şekillenen yaşamın, geçmiş, şimdi ve gelecek olarak tahayyül edildiğini; duygusal ve bilişsel bir değerlendirmesinin yapıldığını belirtip travmatik yaşantıların yaşam projesinin bütünlüğünü bozduğunu ifade etmektedir. Sözü edilen duygusal ve bilişsel değerlendirme sonucunda bireyler, yaşamdan aldıkları doyum ve iyi oluş halleri hakkında bir kanıya ulaşırlar. Çocukluk çağında yaşanan travmalar ile öznel iyi oluş gösterenleri olan ontolojik iyi oluş ve yaşam doyumu yapıları arasındaki ilişkiler araştırılmış fakat bu ilişkiye aracılık eden değişkenlerin neler olabileceği tam olarak belirlenememiştir. Travmatik deneyimlerden sonra bireylerin negatif değişimler (örn. Travma sonrası değersizleşme) yaşadıkları fikrinden yola çıkarak bu değişimlerden birinin kişilerin biriciklik algıları ile ilgili olabileceği; travma ve öznel oluş ilişkisinde kişisel biriciklik algısının aracılık edeceği şeklinde bir hipotez oluşturulmuştur. Literatür desteğiyle oluşturulan hipotezi test etmek amacıyla 149 kadın, 93 erkek toplam 242 katılımcıya Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Kişisel Biriciklik Algısı Ölçeği, Ontolojik İyi Oluş Ölçeği ve Yaşam Doyumu ölçeğinden oluşan bir batarya uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda elde edilen yapısal modelde, çocukluk çağı travmalarının, biriciklik algısı üzerinden ontolojik iyi oluşa yaptığı etkinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Ayrıca çocukluk çağı travmasının, hem biriciklik algısı hem de ontolojik iyi oluş üzerinden yaşam doyumuna yaptığı etki ve biriciklik algısının, ontolojik iyi oluş üzerinden yaşam doyumuna yaptığı etkinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir.
Pozitif psikolojik sermaye ve öznel iyi olmanın işten ayrılma eğilimi ile ilişkisinin incelenmesi
Ülkemizdeki akademik yazına baktığımızda, pozitif psikolojinin örgütlerde uygulama alanları üzerinde etkinliğini araştırma geçmişi çok eskiye dayanmamaktadır. Bu bağlamda yapılan çalışmada, pozitif psikolojinin kapsamındaki pozitif psikolojik sermaye kavramı, ayrıntılı bir biçimde incelendi ve sermayenin ortaya çıkış tarihinden günümüze kadar ne tür aşamalardan geçtiği ve değer oluşturmak için nasıl form değiştirdiği üzerine yoğunlaşıldı. Örgütler için en önemli rekabet aracı niteliğindeki sermayenin günümüzün bilgi teknolojilerinde psikolojik bir boyuta ulaşması, sermayenin, pozitif örgütsel davranış alanında oldukça fazla yer almasına yol açmıştır. Böylece pozitif örgütsel davranışın önemli bir değişkeni haline gelen pozitif psikolojik sermayenin diğer örgütsel davranış değişkenlerinden olan öznel iyi oluş ve işten ayrılma eğilimi üstünde nasıl bir etki yarattığı ve örgütlerin bunu nasıl yordadığı sorunsalı bu araştırmanın çıkış noktasını oluşturuyor. Bu çalışma ile çalışanların sahip oldukları pozitif psikolojik sermayeleri ile öznel iyi oluşlarının, onların işten ayrılma eğilimleri üzerinde nasıl bir etkisinin olduğuna bakılmıştır. Ülke genelinde faaliyet gösteren bazı kamu kurumlarının ve özel kuruluşların bünyesinde çalışan 223 çalışan üzerinde gerçekleşen bu araştırma için ülkemiz ve diğer ülkelerde yapılmış olan araştırmalar, yazılmış kitaplar, dergiler ve internet kaynaklarından faydalanılarak bilgi edinilmiştir. Elde edilen bilgiler ışığında eleştirel bir değerlendirme ile kaynakça raporlanarak araştırma tamamlanmıştır.
Psikoloji ve mühendislik bölümlerinde okuyan 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin anksiyete, depresyon, öznel iyi oluş düzeylerinin karşılaştırılması
Çalışmada psikoloji ve mühendislik bölümlerinde okuyan 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin anksiyete, depresyon ve öznel iyi oluş düzeyleri karşılaştırılmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışma, gönüllülük esasına dayalı olarak 150 psikoloji bölümünde okuyan, 150 ise mühendislik bölümlerinde okuyan 300 öğrencinin katılımıyla yapılmıştır. Öğrencilere Demografik bilgi formu, Zung Depresyon Ölçeği (ZDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ve Öznel İyi Oluş Ölçeği (ÖIOÖ) uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 23.0 programı kullanılmıştır. Verilerin frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma değerlerine bakılmıştır. Zung Depresyon Ölçeğinin değerlendirme skalasına göre, çalışmaya katılan üniversite öğrencilerindeki depresyon puanlarının ortalamasının, ortalamanın biraz üstünde olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin okudukları bölümlere göre ölçeklerden elde edilen puanlarının ortalamaları incelendiğinde; mühendislik bölümlerinde okuyan öğrencilerin BAÖ puanlarının ortalaması, psikoloji bölümünde okuyan öğrencilerin BAÖ puanlarının ortalamasından düşük olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin okudukları bölümlere göre ölçeklerden elde edilen puanları arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Öğrencilerin üçüncü ve dördüncü sınıfta olmalarına göre; ölçeklerden elde edilen puanlarının ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Psikoloji ve Mühendislik bölümlerinde okuyan öğrencilerin cinsiyetlerine göre ölçeklerden elde edilen puanlarının ortalamaları arasındaki fark incelendiğinde; kadın öğrencilerin BAÖ puanlarının ortalaması, erkek öğrencilerin BAÖ puanlarının ortalamasından daha yüksek olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin okudukları bölümler ayırt edilmeksizin cinsiyetlerine göre ölçeklerden elde edilen puanlarının ortalamaları arasındaki fark incelendiğinde; kadın öğrencilerin BAÖ puanlarının ortalaması, erkek öğrencilerin BAÖ puanlarının ortalamasından daha yüksek olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Depresyon, Öznel İyi Oluş.
Orta yetişkinlik dönemindeki geylerin öznel iyi oluşlarına dair söylemleri
Bu çalışmanın amacı Türkiye'de yaşayan orta yetişkinlik dönemindeki geylerin (eşcinsel erkeklerin) öznel iyi oluşlarına dair konuşmalarına kaynaklık eden "açıklayıcı repertuarlar"ın incelenmesidir. Çalışma kapsamında 45-62 yaş arasında, İstanbul'da yaşayan 10 gey ile yarı-yapılandırılmış derinlemesine bireysel görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler, görüşmecilerin onayı dahilinde ses kayıt cihazıyla kaydedilmiş ve daha sonra yazıya aktarılmıştır. Görüşme metinleri söylem analizi yöntemi ile incelenmiştir. Görüşmelerin analizi sonucunda katılımcıların öznel iyi oluşlarına dair açıklamalarına kaynaklık eden yedi açıklayıcı repertuara ulaşılmıştır: Uzun Süreli/Güvenli Partner İlişkisi, Cinsel Haz, Gençliği Olumlama ve Beğenilme Arzusu, Aile ve Arkadaşlar, Başkalarına Fayda ve Deneyim Aktarımı, Özgürlük, Kendini Kabul. Analizde elde edilen açıklayıcı repertuarlardan "özgürlük" ve "kendini kabul" dışındaki repertuarların beşi de direkt başkalarıyla ilişki üzerinden elde edilen, katılımcıların tümüyle bireysel kontrollerinde olmayan, mutluluklarını etkileyen alanlar olarak ortaya çıkmaktadır.
Evli ve boşanmış kişilerin depresyon, öznel iyi oluş ve geleceğe umutla bakış açısından karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı evli ve boşanmış kişilerin depresyon, öznel iyi oluş ve geleceğe umutla bakabilme açısından karşılaştırılmasıdır. Bu amaçları incelemek için 400 katılımcı Demografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Öznel İyi Oluş Ölçeği ve Beck Umutsuzluk Ölçeğini doldurmuşlardır. Söz konusu farklılıkları ve ilişkileri incelemek için t-test, pearson korelasyon analizleri, çoklu regresyon analizleri ve ki kare testi yapılmıştır. Yapılan t-test analizleri sonucunda boşanmış olan kadınların ve erkeklerin depresyon düzeyleri evli olan kadınlara ve erkeklere oranlara daha yüksek bulunmuştur. Öznel İyi Oluş ve Geleceğe Umutla Bakabilme düzeyleri evli olan kadınların ve erkeklerin, boşanmış olan kadınlara ve erkeklere oranla daha yüksek bulunmuştur. Boşanmış kadınların, gelecekle ilgili duygulara, motivasyon kaybına ve gelecekle ilgili beklentilerine ilişkin umutsuzluk düzeyleri boşanmış erkeklere göre daha yüksek bulunmuştur. Pearson korelasyon analizinde, boşanmış kadınların ve erkeklerin depresyon düzeyleri ile öznel iyi oluşları arasında olan negatif yönlü yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bir başka deyişle, boşanmış kadınların ve erkeklerin iyi oluş düzeyleri arttıkça depresyon düzeyleri azalmaktadır veya boşanmış kadınların ve erkeklerin iyi oluş düzeyleri azaldıkça depresyon düzeyleri artmaktadır. Evli kadınların ve erkeklerin depresyon düzeyleri ile öznel iyi oluşları arasında negatif yönlü orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bir başka deyişle, evli kadınların ve erkeklerin iyi oluş düzeyleri arttıkça depresyon düzeyleri azalmaktadır veya evli kadınların ve erkeklerin iyi oluş düzeyleri azaldıkça depresyon düzeyleri artmaktadır. Evli ve boşanmış kadınların ve erkeklerin gelecekle ilgili duygulara ilişkin umutları ile öznel iyi oluşları arasında negatif yönlü yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Çoklu regresyon analizlerinde cinsiyet, yaş, öğrenim durumu, evlilik süresi, evlenme biçimi, evlenme yaşı, çalışma durumu, gelecekle ilgili duygular, motivasyon kaybı, gelecekle ilgili beklentiler, depresyon düzeyi değişkenlerinin tamamı öznel iyi oluş düzeyinin %66'sını açıklamaktadır. Buna göre, bireylerin öznel iyi oluş düzeyini etkileyen değişkenlerin yaş, evlilik süresi, evlenme yaşı, gelecekle ilgili duygular, motivasyon kaybı ve depresyon düzeyi olduğu gözlenmiştir. Standartlaştırılmış beta katsayıları incelendiğinde motivasyon kaybı değişkeninin (β = -0,390) diğer değişkenlere göre bireylerin öznel iyi oluş düzeyleri üzerindeki etkisi daha fazladır. Anahtar Kelimeler: Evlilik, Boşanma, Depresyon, Öznel İyi Oluş, Geleceğe Umutla Bakabilme.
18-45 yaş arası bireylerin ekran kullanma alışkanlıkları ile narsisizm, öznel iyi oluş ve obsesif kompulsif bozukluk düzeylerinin incelenmesi
Ekran bağımlılığı kavramı, modern toplumun önemli bir sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Her ne kadar teknoloji insan hayatını kolaylaştırsa da beraberinde birçok problem de getirmektedir. Ekranlarla ve internetle iç içe yaşayan insanlar, artık bu kavramlar olmadan yaşayamaz hale gelmekte, hatta bağımlı olmaktadırlar. Her bağımlılıkta olduğu gibi ekran bağımlılığında da pek çok psikolojik faktör ve etkiler bulunmaktadır. Literatürde ekran bağımlılığı ile birçok psikolojik değişkenin ilişkisini inceleyen çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Obsesif kompulsif bozukluk, narsisizm ve öznel iyi oluş kavramlarıyla ilişkisinin üzerine çalışmalar da bulunmaktadır. Fakat bu çalışmalar genelde ilkokul, ortaokul veya lisedeki kişiler üzerine yapılmıştır. Çalışma, çalışan kesimden 18-45 yaş arası erken yetişkin ve yetişkinler ile yapılarak; alanyazına katkı sağlamak amaçlanmaktadır. Bu nedenle çalışma zamanları ve boş zamanlarındaki ekran aktivitelerini açık bir şekilde görmek amacıyla; Ekran Bağımlılık Envanteri kullanılmıştır. Ekran bağımlılığı ile obsesif kompulsif bozukluk, narsisizm ve öznel iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkiyi ölçmek için kullanılan anketler: Narsisizm Envanteri, Öznel İyi Oluş Envanteri ve Vancouver OKB Envanteri'dir. Bahsedilen ölçekler, Marmara Bölgesi'nden çalışan 350 kişiye araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS programına girilerek, analiz edilmiştir. Araştırma soruları doğrultusunda Bağımsız Örneklem-t Testi, Varyans Analizi, korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Ekran Bağımlılık Envanteri için Açımlayıcı Faktör Analizi kullanılmıştır. Elde edilen analiz sonuçlarına göre narsisizmin alt boyutlarından Teşhir ve Otorite ile ekran bağımlılığının anlamlı ilişkisi vardır. Ekran Bağımlılığı ile Vancouver OKB ölçeğinin tüm alt boyutları arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmaktadır. Ekran bağımlılığı ile öznel iyi oluşun alt boyutlarından ''başkasına imrenme'' ve ''karamsarlık'' arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ekran bağımlılığı cinsiyete ve eğitim durumlarına göre anlamlı farklılık göstermemektedir. Ekran bağımlılığı ölçüldüğünde maddi durumunu orta ve çok iyi olarak ifade eden katılımcılar arasındaki fark anlamlıdır. Maddi durumu çok iyi olanların ekran bağımlılıkları daha fazladır. Anahtar Kelimeler: Ekran Bağımlılığı, Obsesif Kompulsif Bozukluk, Narsisizm, Öznel İyi Oluş
Çalışan mutluluğunun işe ilişkin duyuşsal iyilik algısı ile ilişkisi ve kuşaklar arasındaki farklılıkların incelenmesi
Bu araştırmada işletme performansında ve başarısında önemli bir yere sahip olan çalışanların mutluluğunun, işle ilgili mutlulukları ile ilişkisi incelenecektir. Araştırmanın amacı, çalışanın bireysel olarak mutluluğunun işteki mutluluğunu etkileyip etkilemediğini belirlemek ve farklı kuşaklar üzerinde hangi kriterlerin daha fazla etkili olduğunu ortaya koymaktır. Çalışan mutluluğunun işyerindeki mutluluğa ve dolaylı olarak da performans ve bağlılığa etkisinin olup olmadığı önemlidir. Bir diğer önemli soru ise, çalışan mutluluğunun değişik cinsiyet, medeni durum, kuşak ve eğitim durumuna göre fark edip etmediğidir. Farklı çalışan profiline sahip işletmelerin bu sorunun cevabına göre çalışan profili oluşturma şekilleri değişkenlik gösterebilir. Araştırma anketi, "Oxford Mutluluk Envanteri (OHI)" ve "İşe İlişkin Duyuşsal İyilik Algısı (JAWS)" ölçeklerinde belirlenmiş sorulardan oluşmaktadır. Bu çalışmayı yaparken izlediğimiz yol özetle şu şekilde belirlenmiştir: öncelikle araştırmada incelenecek kavramların tanımlanması ve aralarında olması beklenen ilişki ile ilgili yapılmış çalışmalara değinilerek başlanmış, sonrasında çalışmanın amacı, hipotezleri ve ölçümleme metotları aktarılmıştır. Ölçüm metotları ile toplanan verilerin analizleri ve sonuçları ve de bulguları aktarılıp, araştırma ile ilgili sonuçlar ve araştırma süresinde karşılaşılan öneri ve kısıtlamalar bir sonraki çalışmalara ışık tutması için belirtilmiştir.
Üniversite öğrencilerinin öznel iyi oluş düzeyleri ile kişilerarası ilişki tarzları ve algılanan ebeveyn stilleri arasındaki ilişki
Öznel iyi oluş kavramı pozitif psikoloji alanında son yıllarda sık araştırılan bir konu olmaktadır. Kişiler arası ilişki tarzları ile algılanan ebeveyn stilleri arasındaki ilişkisi üzerine alan yazında çok az araştırma bulunmaktadır.Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin öznel iyi oluş düzeyleri ile kişilerarasi ilişki tarzlari ve algılanan ebeveyn stilleri arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığının incelenmesidir.Araştırmanın evreni rastgele örneklem yöntemiyle İstanbul ve Diyarbakır'da okuyan üniversite öğrencileri seçilmiş, 17-32 yaş arası 200 katılımcı oluşturmaktadır. Veri toplama aşamasında "Öznel İyi Oluş Ölçeği", "Kişilerarası İlişki Tarzı Ölçeği" ve "Young Ebeveynlik Ölçeği" araçları kullanılmıştır. Öznel İyi Oluş ile Kişilerarası İlişki Tarzlarından Ketleyici/Zehirleyici İlişki puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde, orta dereceli, negatif korelasyon olduğu görülmüştür. Öznel İyi Oluş ile Kişilerarası İlişki Tarzlarından Besleyici İlişki puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde, orta dereceli, pozitif korelasyon olduğu görülmüştür. Öznel İyi Oluş ile algılanan anne ebeveynlik biçimlerinden kuralcı/kalıplayıcı, küçümseyici/kusur bulucu, duygusal bakımdan yoksun bırakıcı, sömürücü/istismar edici, aşırı koruyucu/evhamlı, kontrol etmeyen/sınırsız, kötümser/endişeli ebeveynlik biçimleri puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde negatif korelasyonların olduğu görülmüştür. Öznel İyi Oluş ile algılanan baba ebeveynlik biçimlerinden kuralcı/kalıplayıcı, küçümseyici/kusur bulucu, duygusal bakımdan yoksun bırakıcı, kontrol etmeyen/sınırsız, kötümser/endişeli, cezalandırıcı ebeveynlik biçimleri puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde, orta dereceli negatif korelasyonların olduğu görülmüştür.Ketleyici İlişki ile algılanan anne ebeveynlik biçimlerinden kuralcı/kalıplayıcı, küçümseyici/kusur bulucu, sömürücü/istismar edici, aşırı koruyucu/evhamlı, koşullu/başarı odaklı, aşırı izin verici/sınırsız, kötümser/endişeli, cezalandırıcı ebeveynlik biçimlerinin puan ortalamaları ile anlamlı düzeyde orta dereceli, pozitif korelasyonda oldukları görülmüştür. Besleyici İlişki ile algılanan anne ebeveynlik biçimlerinden kuralcı/kalıplayıcı ebeveynlik biçimlerinin puan ortalamaları ile anlamlı düzeyde pozitif korelasyonda oldukları görülmüştür. Duygusal bakımdan yoksun bırakıcı ebeveynlik biçimlerinin puan ortalamaları ile anlamlı düzeyde negatif korelasyonda oldukları görülmüştür. Ketleyici İlişki ile algılanan baba ebeveynlik biçimlerinden kuralcı/kalıplayıcı, küçümseyici/kusur bulucu, sömürücü/istismar edici, aşırı koruyucu/evhamlı, aşırı izin verici/sınırsız, kötümser/endişeli, cezalandırıcı, değişime kapalı/duygularını bastıran ebeveynlik biçimlerinin puan ortalamaları ile anlamlı düzeyde orta dereceli, pozitif korelasyonda oldukları görülmüştür. Besleyici İlişki ile algılanan baba ebeveynlik biçimlerinden duygusal bakımdan yoksun bırakıcı baba ebeveynlik biçimlerinin puan ortalamaları ile anlamlı düzeyde negatif korelasyonda oldukları görülmüştür. Kötümser/endişeli baba ebeveynlik biçimlerinin puan ortalamaları ile anlamlı düzeyde pozitif korelasyonda oldukları görülmüştür. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda sonuçlar tartışılmış olup gelecekte yapılacak olan araştırmalara yön verebilecek önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler:Öznel iyi oluş, ilişkiler, ebeveyn stilleri
Yetişkinlerde bağlanma stillerinin mutluluk, yaşam doyumu ve depresyon ile ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Araştırmanın amacı yetişkinlerde bağlanma stilleri, mutluluk, yaşam doyumu ve depresyon arasındaki ilişkiyi incelemektir. Ana hipotez, kaygılı ve kaçıngan bağlanan yetişkinlerin mutluluk ve yaşam doyumu puanlarının düşük, depresyon puanlarının yüksek olmasıdır. Ayrıca kaygılı ve kaçıngan bağlanma modelinin mutluluk, yaşam doyumu ve depresyon üzerinde ve bu değişkenlerle birlikte yordayıcı etkisi olması beklenmiştir. Yöntem: Araştırmaya yaşları 18-64 arasında değişen 255 gönüllü katılmıştır. Araştırmada, kaygılı ve kaçıngan bağlanmayı ölçmek için Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri – II, yaşam doyumunu ölçmek için Yaşam Doyumu Ölçeği, depresyonu ölçmek için Beck Depresyon Envanteri ve Sosyodemografik Özellikler ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 23.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bağımsız Örneklem T- testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) gruplar arası farkları belirlemek, Pearson Korelasyon ve Stepwise Regresyon ise araştırmanın sürekli değişkenleri arasındaki ilişkiyi ve yordayıcılığı belirlemek amacıyla kullanılmıştır. Sonuç: Araştırmanın sonucuna göre, hem kaygılı hem de kaçıngan bağlanma depresyon ile anlamlı derecede pozitif ilişkiliyken, yaşam doyumu ve mutluluk ile anlamlı derecede negatif ilişkilidir. Kaygılı ve kaçıngan bağlanma modelleri, mutluluk ve depresyon üzerinde ayrı ayrı yordayıcı etkiye sahiptir. Buna rağmen, kaygılı ve kaçıngan bağlanma modelleri yaşam doyumu üzerinde, çoklu değişkenlerle birlikte anlamlı bir etkiye sahip değildir. Araştırma bulguları literatür ışığında tartışılmış ve gelecek çalışmalar için öneriler yapılmıştır.
Psikostimulan bağımlısı bireylerde, affediciliğin ve öz-şefkatin öznel iyi oluş üzerine yordayıcı etkisi
Nörolojik ve komorbid rahatsızlıkların tedavisinde kullanılan psikostimulan ilaçlar, beyindeki kimyasal dengeleri değiştirerek bilişsel etkiler yaratabilirler. Ayrıca bu ilaçların bazı durumlarda yan etki gösterdiği ve bağımlılığa neden olduğu bilinmektedir. Psikostimülan maddelere ve ilaçlara bağımlılığı olan bireylerde, bu maddelerin etkisi nedeniyle zihinsel süreçlerde değişimler görülebilir. Bu değişimler, bireylerin ruh hallerinde, davranışlarında ve motor becerilerinde bozukluğa yol açabilir. Bu araştırmanın amacı psikostimülan bağımlılarındaki affedicilik ve öz şefkatin, öznel iyi oluş üzerindeki etkisini belirlemektir. Bu araştırma modeli kesitsel desendir, çalışmanın konusu ilişkisel tarama modelidir. Nicel verilere dayanmaktadır ve bir anket çalışmasıdır. Çalışma, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde bulunan, üç farklı psikoterapi merkezinde tedavi görmeye devam etmekte olan katılımcılarla Aralık 2022 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemi amaca yönelik örnekleme yöntemiyle belirlenmiş ve çalışmanın kapsamına uygun olarak psikostimülan bağımlılığı tanısı almış 18-22 yaş aralığındaki 159 bireyden oluşmuştur. Bu çalışmada katılımcılara sosyodemografik bilgi formu, Heartland Affetme Ölçeği, Öz-Şefkat Ölçeği ve Öznel İyi Oluş Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda öznel iyi oluş ile öz-şefkat arasında negatif yönde ve iyi düzeyde bir ilişki olduğu, öznel iyi oluş ile affetme ölçeğinin kendini affetme alt boyutu arasında negatif yönde; başkalarını affetme ve durumu affetme alt boyutlarıylaise arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu bulunmuştur. Öz-şefkat ile başkalarını affetme alt boyutu arasında pozitif yönde; durumu affetme alt boyutu arasında ise negatif yönde ve orta düzeyde bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Affetme ölçeği, öz-şefkat ölçeği ve öznel iyi oluş ölçeğinin anlamlı bir yordayıcı olup olmadığını tespit etmek amacıyla yapılan stepwise regresyon analizi sonucunda ise veri setinin çok değişkenli lineer regresyon analizi için uygun olmadığı saptanmıştır. Ayrıca psikostimülan bağımlılığı olan kişilerde, affedicilik ve öz-şefkatin öznel iyi oluş üzerine yordayıcı etkisinde; affetme ve öz-şefkate odaklanılarak, öznel iyi oluşu yükseltmenin, bağımlılığa yönelik tedavi yöntemleri açısından önemi vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Affedicilik, Öz-şefkat,Öznel İyi Oluş.
Ergenlerde öznel iyi oluşun yordayıcıları olarak, anne baba tutumları, benlik saygısı ve özyeterlik arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; ergenlerin öznel iyi oluş düzeyleri, anne baba tutumları, benlik saygısı ve öz yeterlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Ek olarak, araştırmada ergenlerin cinsiyetlerine, doğum sırasına ve okudukları sınıf düzeylerine göre de ergenlerin öznel iyi oluş düzeyleri, anne baba tutumları, benlik saygısı ve öz yeterlik ölçeklerinden aldıkları puanlar arasında da bir farklılık olup olmadığı araştırılmıştır. Araştırmanın evreni 2019 – 2020 İstanbul ili Arnavutköy ilçesinde lisede okuyan öğrenciler oluşturmaktadır. Elde edilen verilerin analizinde Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon, Bağımsız Örneklem T testi ve Tek Yönlü Varyans Analizleri kullanılmıştır. Araştırmada sosyo-demografik özelliklere göre bakıldığında; erkek öğrencilerin duygusal öz yeterlik ve benlik saygısı ölçeklerinden aldıkları puanların daha yüksek olduğu, öğrencilerin yaşları ile birlikte Rosenberg benlik saygısı ölçeğinden aldıkları puanların da arttığı gibi sonuçlara varılmıştır. Ayrıca; öğrencilerin anne babalardan algıladıkları demokratik tutum ile benlik saygısı ölçeklerinden aldıkları puanlar arttıkça öğrencilerin akademik, sosyal ve duygusal öz yeterlik ile öz yeterlik (toplam skor) ölçeklerinden aldıkları puanlarda artmakta olduğu, öğrencilerin anne babalardan algıladıkları demokratik tutum ölçeğinden aldıkları puanlar arttıkça Rosenberg benlik saygısı ölçeğinden aldıkları puanlarında artmakta olduğu gibi sonuçlara varılmıştır. Araştırma sonucu elde edilen veriler ilgili alınyazındaki veriler ışığında tartışılmıştır. İleride yapılacak çalışmalar için de önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Benlik Saygısı, Öznel İyi Oluş, Öz Yeterlik, Ebeveyn Tutumları
Perceived parenting behaviors, needs satisfaction, and well-being among adolescents: The role of cultural variation
There are studies investigating predictors of the relation among adolescents and their mothers, but there are few studies that investigate role of parenting behaviors and adolescents' appraisals. Besides, less is known about non-Western cultural atmosphere and adolescents' point of view. The main aim of the study was to what extent adolescents' behavior is predicted by their perception of parents and culture and whether their needs are satisfied. To investigate, 409 high school students (Mage =16.28 ; SD = .80; age range: 15 to 18 years) from five different schools participated to the study. They rated their motivation, satisfaction of needs and intention to study after reading a vignette about academic failure. Three different types of vignettes were used in the study; psychologically controlling, autonomy supportive and guilt-inducing types. The results showed that when adolescents live within an autonomy supportive environment, their needs are more likely to satisfy. Also, when they live within psychologically controlling environment, they are more likely to defy.
Okul öncesi dönemde ebeveyn-çocuk ilişkisi ve çocukların psikolojik iyi oluşu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada okul öncesi dönemde ebeveyn-çocuk ilişkisi ve çocukların psikolojik iyi oluşu arasındaki ilişkinin aileye ve çocuğa ilişkin değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında ebeveynlerin ve öğretmenlerin değerlendirmelerine yer verilmiştir. Araştırmanın örneklemini Türkiye genelindeki resmi veya özel kreş, anasınıfı ve anaokullarında eğitim gören 3-6 yaş grubu çocuklar oluşturmaktadır. Çalışmadaki veriler "Ebeveyn ve Çocuk Kişisel Bilgi Formu'', "Öğretmen Kişisel Bilgi Formu'', "Çocuk-Anababa İlişki Ölçeği'' ve "Okul Öncesi Çocuklar İçin Sosyal Duygusal İyi Oluş ve Psikolojik Sağlamlık Ölçeği/PERİK'' ile toplanmıştır. Sonuçlar, çocuğun yaşı, cinsiyeti ve kardeş sayısı değişkenleri ile çocukların PERİK Ölçeği puanları arasında anlamlı bir fark olduğunu göstermektedir. Kızların ve erkeklerin PERİK Ölçeğinin Duygusal İstikrar/Stresle Başa Çıkma boyutundaki puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark görülmüştür. 6 yaşındaki çocukların PERİK Ölçeği puanlarının en yüksek seviyede olduğu görülmüştür. Kardeş sayısı arttıkça PERİK Ölçeği'nden alınan toplam puanların azaldığı görülmüştür. Ele alınan değişkenler ile ebeveyn-çocuk ilişkisi puanları arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuçlar, çocukların ebeveynleriyle olan ilişkisi ve psikolojik iyi oluşları açısından değerlendirilmiş; politika yapıcılara, araştırmacılara ve ailelere öneriler sunulmuştur.
Özel yetenekli öğrencilerde öznel iyi oluşun yordanmasında öz şefkat ve bilişsel esnekliğin rolü
Araştırmanın amacı, Bilim ve Sanat Merkezlerine (BİLSEM) devam eden özel yetenekli öğrencilerin öz şefkat ve bilişsel esneklik düzeylerinin öznel iyi oluşlarını yordama gücünü ortaya koymak; öznel iyi oluş, öz şefkat ve bilişsel esneklik düzeyleri arasındaki ilişkileri ve çeşitli sosyodemografik değişkenler açısından farklılaşmasını incelemektir. Araştırma, ilişkisel tarama modelindedir ve araştırmada kolay ulaşılabilir durum örneklemesi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 2022/2023 Eğitim ve Öğretim yılında Trakya Bölgesinde yer alan Kırklareli, Tekirdağ ve Edirne illerinde yer alan BİLSEM'lere devam eden genel zihinsel yetenek, müzik ve resim alanında özel yetenekli olarak tanılanmış, ortaokul kademesindeki (5., 6., ve 7. sınıf) çalışmaya katılmaya gönüllü olan 286 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Kişisel Bilgi Formu, Ergen Öznel İyi Oluş Ölçeği (Eryılmaz, 2009), Bilişsel Esneklik Ölçeği (Bilgin, 2009) ile Öz Şefkat Ölçeği Kısa Formu (Neff, 2003;Yıldırım ve Sarı, 2018) kullanılmıştır. Araştırmanın veri analizinde Pearson Momentler Çarpım Korelasyon Katsayısı, Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi, Bağımsız Gruplar T testi, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis-H Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, özel yetenekli öğrencilerin öznel iyi oluş, öz şefkat ve bilişsel esneklik puanları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu; öz şefkat ve bilişsel esnekliğin öznel iyi oluşun %48'sini açıkladığı ve öznel iyi oluş, öz şefkat ve bilişsel esneklik puanlarının bazı sosyodemografik değişkenlere göre farklılaştığı görülmüştür. Elde edilen bulgular alan yazın ışığında tartışılarak önerilerde bulunulmuştur.
Öğretmenlerin bakım düzeylerinin tutumlarına, iyi oluş hallerine ve tükenmişliklerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, öğretmen bakımı, öğretmen tutumu, iyi oluş ve tükenmişlik düzeyleri arasında bir model geliştirmektir. Araştırmada öğretmen bakımının öğretmenlerin psikolojik ve mesleki çıktılarındaki rolü çok değişkenli bir model üzerinden incelenmiştir. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli çerçevesinde yürütülmüştür. Çalışma grubunu İstanbul ilinde görev yapan 498 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Veriler, demografik bilgi formu, öğretmen bakım ölçeği, öğretmen tutum ölçeği, öğretmen iyi oluş hali ölçeği ve tükenmişlik envanteri–eğitici formu ile toplanmıştır. Verilerin analizinde öncelikle betimleyici istatistikler ve Pearson korelasyon katsayıları hesaplanmıştır. Ölçeklerin yapı geçerliliğini test etmek amacıyla doğrulayıcı faktör analizleri (DFA) gerçekleştirilmiştir. Ölçüm modelinin test edilmesinin ardından çoklu normallik varsayımı kontrol edilmiş; varsayımın sağlanamaması nedeniyle model analizinde DWLS (Diagonally Weighted Least Squares) kestirim yöntemi kullanılmıştır. Araştırma modelinin testinde Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) uygulanmıştır. Modelin uyum değerleri değerlendirilmiş, path diyagramı oluşturulmuş ve modelin doğrudan ve dolaylı etkileri analiz edilmiştir. Parametre kestirimlerine ek olarak modele ilişkin diğer kontrol analizleri de yapılmıştır. Tüm analizler Jamovi programı aracılığıyla yürütülmüştür. Bulgulara göre, tükenmişlik iyi oluşu negatif yüksek düzeyde yordamaktadır. Öğretmen bakımı; öğretmen tutumunu pozitif orta düzeyde, iyi oluşu pozitif düşük düzeyde ve tükenmişliği negatif yüksek düzeyde yordamaktadır. Öğretmen bakımı, dolaylı olarak yalnızca tükenmişlik aracılığıyla öğretmen tutumunu yordamaktadır. Araştırma sonuçları ilgili literatüre göre tartışılmış ve geleceğe yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Yetişkinlik dönemindeki mutsuzluğun çocukluk yaşantıları ve travmaları ile ilişkisi
Mutluluk her yaştan bireyin sahip olması gereken bir olgudur. Bu çalışmanın temel amacı yetişkinlerin yaşadığı mutsuzluğun sebeplerini araştırmak ve çocukluk yaşantıları ve çocukluk travmaları ile ilişkisini araştırmaktır. Bu araştırma yapılırken kişilerin demografik bilgileri olan yaş, cinsiyet, gelir düzeyi, aile yapısı , ruhsal durumu gibi konular araştırmaya dahil edilmiştir. Bu olguların mutluluğu ne düzeyde etkilediği incelenmiştir. Araştırma grubuna 20-65 yaş arasındaki yetişkinler dahil edilmiştir. Katılımcıların %74'ü kız, %26'sı erkek bireylerden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla Hills ve Argyle (2002) tarafından geliştirilen, Doğan ve Çötok (2011) tarafından Türkçe'ye uyarlanan "Oxford Mutluluk Ölçeği Kısa Formu"; 1997'de CDC ve Permanente tarafından geliştirilen Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği Türkçe Formu (ÇÇOYÖ): ÇÇOYÖ , Bernstein ve arkadaşları (2004) tarafından geliştirilen, Aslan ve Alparslan (1999) tarafından Türkçe'ye çevrilen Çocukluk Dönemi Örselenme Yaşantıları Ölçeği Kısa Formu (Childhood Trauma Questionnaire Short Form) ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmaya katılanların fiziksel istismar, fiziksel ihmal, duygusal istismar ve cinsel istismar algı düzeylerinin düşük seviyede olduğu, duygusal ihmal algı düzeylerinin ise orta seviyeye yakın olduğu görülmektedir. Çocukluk çağı toplam örselenme yaşantısı algı düzeylerinin ve çocukluk çağı olumsuz yaşantı algı düzeylerinin düşük seviyede olduğu görülmekte olup Oxford mutluluk ölçeği kapsamında , araştırmaya katılanların mutluluk algı düzeylerinin orta seviyenin üzerinde olduğu görülmektedir. Çocukluk çağı örselenme ölçeği ile çocukluk çağı olumsuz yaşantılar ölçeği arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki, çocukluk çağı örselenme ölçeği ile oxford mutluluk ölçeği arasında negative yönde ilişki ve çocukluk çağı olumsuz yaşantılar ölçeği ile oxford mutluluk ölçeği arasında negative yönde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.
Okul müdürlerinin dönüşümcü liderlik özelliklerinin öğretmenlerin öznel iyi oluşları ile ilişkisi
Bu çalışmanın temel amacı okul müdürlerinin dönüşümcü liderlik özellikleri ile öğretmenlerin öznel iyi oluşları arasındaki ilişkiyi saptamak ve bazı değişkenlere göre incelemektir. Nicel korelasyonel araştırma yaklaşımının benimsendiği bu çalışma 2020-2021 eğitim-öğretim yılı Ankara ili kamu ortaokullarında görev yapan 517 öğretmen ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplamak amacıyla öğretmenlere Bass ve Avolio'nun 2000 yılında geliştirdiği ve Töremen ve Yasan (2010) tarafından Türkçe'ye uyarlanan "Dönüşümsel Liderlik Ölçeği" ölçeği ve Renshaw, Long ve Cook (2015) tarafından geliştirilmiş ve Elif ve Nartgün (2017) tarafından Türk kültürüne uyarlanan "Öğretmen Öznel İyi Oluş Ölçeği" uygulanmıştır. Ölçeklerin güvenilirlik sonuçları kabul edilebilir düzeyde olup verilerin analizinde SPSS 25.0 kullanılmıştır. Verileri analiz etmek amacıyla standart sapma, aritmetik ortalama, t-testi, ANOVA testi, çoklu doğrusal regresyon ve korelasyon yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre öğretmenlerin okul müdürlerinin dönüşümcü liderlik özelliklerine ilişkin görüşlerinin yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Öğretmenlerin okul müdürünün dönüşümcü liderlik özelliklerine ilişkin görüşlerinin cinsiyet, kıdem, yaş ve okulda çalışma süresi değişkenlerine göre anlamlı bir fark gösterdiği ancak, eğitim durumu ve medeni durum değişkenleri bakımından anlamlı bir fark göstermediği saptanmıştır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin öznel iyi oluş düzeylerine ilişkin görüşlerinin yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Eğitim durumu ve medeni durum değişkenlerine göre öğretmenlerin öznel iyi oluş düzeylerinde anlamlı bir fark bulunmazken; cinsiyet, kıdem, yaş ve okulda çalışma süresi değişkenlerine göre anlamlı bir fark gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Okul müdürlerinin dönüşümcü liderlik özellikleri ile öğretmenlerin öznel iyi oluşları arasında pozitif yönlü, anlamlı ve düşük düzeyde bir ilişki olduğu görülmüştür. Okul müdürlerinin dönüşümcü liderlik özelliklerinin öğretmenlerin öznel iyi oluşunun anlamlı bir yordayıcısı olduğu saptanmıştır.