Retina

131 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

İndirgenmiş folat taşıyıcısı 1'in rolünün iskemik inme ve retinal iskemi modellerinde araştırılması

Beyin parankimine folat taşınması iki şekilde olmaktadır. Bunlardan birincisi koroid pleksus üzerinden folat reseptör alfa (FOLRα) aracılığıyladır diğeri ise indirgenmiş folat taşıyıcısı 1 (RFC1, SLC19A1) ile kan-beyin bariyeri (KBB) üzerindendir. RFC1 literatürde özellikle koroid pleksustan folat taşınmasının bozulduğu durumlarda KBB üzerinden folat taşınmasını artırıcı alternatif bir yol olarak çalışılmıştır. Ancak güncel literatürde RFC1'in potansiyel yeni rolleri tanımlanmaya başlanmıştır. Yakın zamanda RFC1, Gen Seti Zenginleştirme Analizi (Gene Set Enrichment Analysis) sonucunda hipoksi-immün ilişkili bir gen olarak tanımlanmıştır. Geniş bir insan popülasyonunun değerlendirildiği bir klinik çalışmada, RFC1 polimorfizmleri iskemik inme, küçük damar oklüzyonu ve sessiz beyin enfarktına yatkınlıkla ilişkilendirilmiştir. Ayrıca beyin mikrodamarlarını sararak mikrodolaşımın ve KBB'nin kontrolünü sağlayan ve iskemide önemli görevleri bulunan heterojen gen ifade profilli mural hücrelerde (perisitler ve vasküler düz kas hücreleri) ortak genleri araştıran bir meta-analiz çalışmasında RFC1 üç ortak genden biri olarak öne çıkmıştır. Güncel literatürde iskemideki potansiyel rolüne yapılan dolaylı atfa rağmen RFC1'in iskemik inme ile direkt bağlantısına yönelik bir çalışma yapılmamıştır. Ayrıca, iskemik inme patofizyolojisinde önemli rolü bulunan perisitlerde protein düzeyinde varlığı gösterilmemiştir ve mikrodamarlardaki potansiyel rolü de çalışılmamıştır. Retina, beynin uzantısı olarak benzer anatomik ve fizyolojik özelliktedir ancak vücutta en yüksek perisit yoğunluğuna sahip olan dokudur. İç kan-retina bariyeri (KRB), KBB'ye benzer niteliktedir ve retinal iskemi ile iskemik inme arasında da önemli benzerlikler bulunmaktadır. Ancak, RFC1 proteini literatürde iç KRB'yi oluşturan perisit ve endotel hücrelerinde gösterilmemiş, retinal iskemideki potansiyel rolü çalışılmamıştır. Bu tez çalışmasında, erişkin erkek ve dişi Swiss albino fareler kullanılarak öncelikle RFC1 proteininin beyin perisitlerinde varlığının beyin kesitlerinde ve izole mikrodamar preparatlarında; retinada ise iç KRB'deki varlığının tüm retinada ve retinanın tripsin ile sindirilerek elde edilmiş mikrodamarlarında, immunohistokimyasal olarak gösterilmesi hedeflenmiştir. Ardından proteinin fonksiyonu ve seviyeleri; RFC1'in gen susturumu için özel olarak tasarlanmış small interfering RNA (siRNA), gen ifadesinin artırılması için RFC1 geninin aşırı eksprese edilmesini sağlayan Lentiviral Vektör ve uygun kontrolleri kullanılmıştır. Bunlar beyne intrakortikal, göze intravitreal enjeksiyonlar ile tatbik edilmiştir. Ayrıca RFC1'in kompetetif inhibitörü olan metotreksat sistemik olarak verilerek taşıyıcı farmakolojik olarak modifiye edilmiştir. Fokal serebral iskemi/rekanalizasyon intraluminal model, retinal iskemi FeCl3 modeli ile oluşturulmuştur. Bu patolojik durumların RFC1 proteini üzerindeki etkileri ve RFC1 proteini modifikasyonlarının patofizyolojideki rolleri immünohistokimya, histokimyasal yöntemler, Western blotlama ve diğer tamamlayıcı yöntemler ile incelenmiştir. Ayrıca başka bir grup farenin beynine RFC1-siRNA verildikten sonra iskemi/rekanalizasyon uygulanarak enfarkt hacminin değişimi ve KBB'den kontrast ajanı -gadolinyum- sızması in vivo yüksek çözünürlüklü (7 Tesla) manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile araştırılmıştır. Bu tezden elde edilen sonuçlardan ilki RFC1 proteininin beyin perisitlerinde bulunduğudur. Literatürde ilk kez iç KRB'de hem perisitlerde hem de endotel hücrelerinde RFC1 proteinin varlığı retina dokusunda ve tripsin ile izole edilen mikrodamarlarda gösterilmiştir. Intravitreal veya intrakortikal verilen RFC1-siRNA ile RFC1 protein ifadesinin susturulmasıyla 24 saat içinde KBB ve iç KRB fonksiyonel bütünlüğü bozulmuş ve endojen IgG damar dışına sızmıştır. RFC1-siRNA'nın bariyerde yol açtığı fonksiyonel yıkıma sıkı bileşke ve bazal membran proteinlerinin azalmasının eşlik ettiği retina damarlarında gösterilmiştir. Retina damarlarında bir saat retinal iskeminin RFC1 proteinini artırdığı saptanmıştır. Ancak beyin iskemisi sonrası farklı rekanalizasyon sürelerinde iskemik enfarkt, periinfarkt ve kontralateral bölgede RFC1 proteini değişmiştir. RFC1 proteinin beyin veya retina iskemisinden önce RFC1-siRNA ile azaltılması, iskeminin bariyerler üzerindeki yıkıcı etkilerini şiddetlendirmiş ve daha fazla IgG sızmasına sebep olmuştur. Ayrıca, RFC1-LV'nin intravitreal olarak retinal iskemi öncesi uygulanması ile yapılan ön tedavi, iskemiden sonra azaldığı gösterilen kollajen-4 ve okludin seviyelerini kurtararak iskeminin bariyer proteinleri üzerindeki etkisinin şiddetini azaltmıştır. Tek doz metotreksatın sistemik uygulanmasından bir saat sonra RFC1 seviyelerinde artış, 48 saat sonra ise azalış gözlemlenmiş ve metotreksatın RFC1 ifadesi üzerindeki modifiye edici etkisi gösterilmiştir. RFC1-siRNA enjeksiyonu yapılan retinalarda kontrole göre aktif folat seviyeleri karşılaştırılmış ve RFC1 substratı folat ile ve RFC1'in bariyer üzerindeki kontrolü arasındaki ilişki araştırılmıştır. RFC1-siRNA uygulanan retinalarda kontrole göre istatistiksel anlamlı bir değişim gözlenmemiştir. Sonuç olarak, bu tez RFC1'in folat taşınması dışında fizyolojik durumda ve iskemide iç KRB ve KBB'de rolü olduğunu göstermiştir. Beyinde perisitlerde ve retinada iç KRB'de RFC1 proteininin varlığını göstermiş ve RFC1'in KBB ve KRB'nin bütünlüğünü sağlamaktaki önemini ortaya koyarak yeni bir bakış açısı sunmuştur. Erişkin farelerde bölgesel (intravitreal veya intrakortikal) RFC1 susturulması ile bariyerlerde 24 saat içinde meydana gelen yıkım RFC1'in bariyer özelliklerinin akut düzenleyicisi olduğunu göstermiştir. Bir saatlik retinal iskemide düzeyinin artışı, beyin iskemisinde ise farklı rekanalizasyon sürelerinde düzeyinin değişmesi, RFC1 proteininin gen bankalarının analizi ile elde edilen hipoksi-immun ilişkili gen tanımına uyduğunu ve iskemik inme ve retinal iskemi patofizyolojilerinde rolü olabileceğini desteklemektedir. İskemi öncesi RFC1LV tedavisi ile iskeminin bariyer proteinlerinde meydana getirdiği azalmanın iyileşmesi, RFC1'e yönelik müdahalelerin retinal iskemi ve iskemik inme patofizyolojilerinde bariyer koruyucu işlev görebileceğini göstermiştir. RFC1 susturumu ile retina dokusunda aktif folat seviyesinde istatistiksel anlamlı bir değişim olmaması dokunun RFC1 susturulmasına karşılık folat seviyelerini kısmen telafi ettiği ve bariyerlerde meydana gelen değişimin dokunun veya organizmanın aktif folat düzeyleri ile ilişkisiz olabileceğini önermiştir. Tüm bu sonuçlar RFC1'in, beyin ve retina parankimine folat taşıma fonksiyonun yanı sıra sağlıkta ve iskemide KBB ve KRB'nin dinamik bir düzenleyicisi olduğuna ve RFC1 polimorfizmlerinin yatkınlık yarattığı iskemi ilişkili durumların altta yatan patogenezinin bu açıdan araştırılması gerektiğine işaret etmektedir. Bu tez, RFC1 proteinin yeni işlevlerini ortaya koymakla beraber varlığı ve önemi bilinmeyen ancak gen veri bankalarının matematiksel analizi veya -omik yaklaşımları ile yapılan araştırmalarda adı ön plana çıkan proteinler için kavramsal bir çalışma modeli önermektedir. Günümüzde bu yaklaşımlar her ne kadar ileri ve gelişmiş olsalar bile beyin araştırmalarında in vivo modellerin ve 'gözle görme'nin önemini, proteinlerin rollerinin anlaşılmasında şaşırtıcı sonuçlar ortaya koyabileceğini göstermektedir. RFC1'in KBB ve iç KRB üzerinde sahip olduğu etkinin mekanizmasının anlaşılmaya çalışılması bu tezden sonra bir odak noktası olmaya devam edecektir. İleri araştırmalar, RFC1'in özelliklerini, protein-protein etkileşimlerini ve patofizyolojide üstlendiği rolleri aydınlatmayı amaçlamaktadır.

Beyin iskemisiFolatKan beyin bariyeri+5
Gökçe Gürler
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Post-travmatik proliferatif vitreoretinopati üzerine tirozin kinaz inhibitörü nintedanib'in etkisi

Proliferatif vitreoretinopati (PVR), regmatojen retina dekolmanı cerrahisi başarısızlığının en yaygın nedenidir ve oküler travmanın ciddi bir komplikasyonudur. Vitreus boşluğu ile retina yüzeyinin her iki tarafında hücresel membranların büyümesi ve kontraksiyonu ile karakterizedir. Günümüzde PVR için kabul edilen standart tedavi cerrahidir. Ancak cerrahi tekniklerdeki gelişmelere rağmen anatomik ve görsel sonuçlar tatmin edici değildir. Bunun yanı sıra PVR'nin tedavisi ve önlenmesi için kanıtlanmış bir farmakolojik ajan bulunmamaktadır. Çalışmamızda tavşan gözlerinde oluşturulan PVR modeli üzerinde intravitreal nintedanibin PVR oluşumunu engellediği klinik gözlem, histolojik inceleme ve immünohistokimyasal yöntemler ile gösterilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 12 adet tavşan kontrol ve nintedanib olarak iki gruba ayrılmıştır. Genel anestezi altında her tavşanın bir gözünde 23G iğne yardımı ile delinme yaralanmasına neden olacak şekilde retinası hasarlanmış ve hemen üzerine dispaz solüsyonu enjekte edilmiştir. PVR modelinin oluşturulmasının ardından kontrol grubuna ait deneklerin midvitreusuna fosfat tamponlu salin (PBS), nintenib grubuna ait olanlara %0,5'lik lipozomal nintedanib enjeksiyonu yapılmıştır. Deneklere dört hafta boyunca haftalık fundus muayenesi yapılmış ve dördüncü haftanın sonunda gözler enüklee edilerek histolojik ve immünohistokimyasal olarak incelenmiştir. PVR modeli oluşturulmamış 2 adet tavşanın her iki gözüne % 0,5'lik lipozomal nintedanib enjekte edilmesinin ardından; 1, 7, 14 ve 35. günlerde vitreus örnekleri alınarak HPLC yöntemi ile vitreustaki ilaç düzeyi tayin edilmiştir. Çalışmanın sonunda nintedanib uygulanan grupta belirlenen PVR evreleri düşük bulunsa da, kontrol grubuna kıyasla aralarında anlamlı farklılık saptanmamıştır (p=0,108). Histolojik incelemelerde ise epiretinal membran oluşumlarının nintedanib uygulanan grupta belirgin bir toksik etki gözlenmeden daha az meydana geldiği gözlenmiştir. Bunun yanı sıra immünohistokimyasal incelemelerde nintedanib uygulanan grupta kontrol grubuna göre kolajen-1 ekspresyonu için ölçülen intensite ve CTCF (Düzeltilmiş Total Hücre Floresansı) değerleri anlamlı düşük bulunmuştur (p=0,004, p=0,004). CTCF/alan değeri ise sınırda anlamlı sayılabilecek düzeyde nintedanib grubunda daha düşük saptanmıştır (p=0,065). Nintedanib yüklü lipozom formülasyonlarının ise ilk 7 günde yaklaşık yarısını vitreus kısmına verdiği ama tamamını salmasının 25 günden daha uzun sürdüğü tespit edilmiştir. Bu bulgulara göre nintedanibin belirgin bir yan etki gözlenmeden PVR oluşumunu engelleyebildiği gösterilmiştir. Bu çalışma nintedanibin PVR tedavisi ve proflaksisinde kullanılabilecek potansiyel bir ilaç olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Proliferatif vitreoretinopati, Nintedanib, Lipozomal Nintedanib

Göz hastalıklarıNintedanibProtein-tirozin kinaz+4
Elif Arslan
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tedavisi tamamlanmış retinoblastom hastalarının görme rehabilitasyonu

Retinoblastom (RB) çocukluk çağının en sık görülen primer intraoküler malignitesidir. Son yıllarda yeni tedavi modaliteleri ile RB hastalarının sağkalım oranları artmıştır. Bununla yanı sıra göz kurtarılma oranlarında da belirgin artış gözlemlenmiştir. Her ne kadar öncelik hastanın hayatını kurtarmak olsa da RB hastalarının tedavi başarıları ile artık görme fonksiyonunun korunması gündeme gelmiştir. Bu nedenle RB hastalarının görme rehabilitasyonu günümüzde önem arz etmektedir. Çalışmanın amacı RB hastalarının görme keskinliği düzeyini değerlendirmek, görme keskinliğini etkileyen faktörleri tespit etmek ve bu hastalarda kapama tedavisinin faydasını araştırmaktır. Çalışmaya dahil edilen 47 hastanın 56 RB gözü analiz edilmiştir. LogMAR'a göre en iyi düzeltilmiş görme keskinliği 1,16±0,89 olarak bulunmuştur. Görme keskinliğini olumsuz etkileyen önemli faktörlerden biri olarak makula tutulumu tespit edilmiştir. Makula tutulumu olan hastalarda en iyi düzeltilmiş görme keskinliği ortalama değerleri 1,6±0,6, makula tutulumu olmayan hastalarda 0,8±0,93 olarak olarak saptanmıştır. Fovea ile tümör arsında ölçülen mesafe görme keskinliği ile orta derece negatif korelasyon göstermiştir. Diffüz koryoretinal atrofi daha kötü görme keskinliği ile ilişkilendirilmiştir (p<0,05). Tümör lateralitesine göre unilateral hastaların görme keskinliği düzeyi bilateral hastalara göre daha iyi olduğu bulunmuştur (p<0,05). Tümörün lokalizasyonu, regresyon paterni, tanı anında Uluslararası Retinoblastom Sınıflaması görme keskinliğini etkilediği tespit edilmiştir (p<0,05). Tümörün temporal yerleşimi görme keskinliğini olumsuz etkilerken, perifer ve inferior yerleşimli tümörlerin daha iyi görsel sonuçlara sahip olduğu gösterilmiştir. Regresyon paternlerinden tip II odakların tip I odaklara göre daha iyi görsel sonuçlara sahip olduğu bulunmuştur. Tanı anında Uluslararası Retinoblastom Sınıflaması grup B tümörlerin görme keskinlikleri grup D tümörlere göre daha iyi olduğu saptanmıştır. Odak sayı, tümör boyutu ve çapı ile anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Optik koherens tomografi görüntüleri incelenmiş olan hastaların (n=42) santral makula kalınlığı ortalama 270±86 μm olarak ölçülmüştür. Santral makula kalınlığı değerleri ile görme keskinliği arasında zayıf korelasyon bulunmuştur. Çalışmamızda tümöre yönelik uygulanan tedavilerin görme keskinliği üzerine etkisi araştırılmıştır. İntravenöz kemoterapi ve intraarteriyel kemoterapi ile RB gözlerin görme keskinliği ve santrak makula kalınlığı arasında korelasyon saptanmamıştır. İntravitreal kemoterapi ile görme keskinliği arasında pozitif korelasyon bulunmuştur (p<0,05). Kapama tedavisi önerilen 31 hastadan 17 (%54,8)'sinde görme keskinliğinde artış tespit edilmiştir. Kapama süreleri 0,5-12 saat, ortalama kapama süresi 2,1±2,9 olarak tespit edilmiştir. Takip süreleri 6-30 ay, ortalama hastaların takip süresi 12 ay olmuştur. Hastaların görmede artış ile kapama süresi ve takip süresi arasında güçlü korelasyon tespit edilmiştir (p<0,05). Refraksiyon kusurları analizinde 14 gözde ≥3,00 miyopi, 7 gözde ≥3,00 hipermetropi ve 16 gözde ≥2,0 astigmatizm saptanmıştır. Makula tutulumu ve koryoretinal atrofi olması, tümörün bilateral olması görsel prognoz açısından olumsuz etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Tümörün evresi, lokalizasyonu, regresyon paterni görme prognozunu etkileyen faktörler arasında saptanmıştır. Uygulanan kemoterapilerden sadece intravitreal kemoterapinin görme keskinliği üzerine negatif etkisi tespit edilmiştir. RB hastalarının görme keskinliğinin kapama tedavisi ve refraksiyon kursurlarının düzeltilmesi ile arttığı görülmüştür. RB hastaları tanı alınıp tümör stabilizasyonu sağlandıktan sonra en kısa zamanda rehabilitasyon programına alınması gerektiği sonucuna varılmıştır.

AmbliyopiGörmeGörme bozuklukları+7
Ulkar Feyzullayeva
Hacettepe University
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Molecular motor contractile mechanism of retinal pericytes

Although it is known that capillary pericytes function in the regulation of capillary tone and blood flow, the contractile proteins involved in these processes are unidentified. It is likely that α-SMA functions as a part of contractile apparatus in pericytes as it does in smooth muscle cells. Therefore, we examined the expression of α-SMA along the mouse retinal microvascular network together with the expression of Myh11 protein, which we identified as the potential myosin heavy chain isoform candidate based on the single cell transcriptomic data in the literature. We found that α-SMA is expressed by capillary pericytes, but depolymerization must be prevented for its demonstration in downstream segments, in contrast to Myh11, which highly colocalizes with α-SMA but is present throughout the microvascular tree. Immunofluorescent signals delineated close association of α-SMA and Myh11, which was also confirmed by high FRET efficiency, oriented as thin strands reminiscent of stress-fibers, conforming to a contractile function. The functional correspondence of this spatial association was evaluated by inhibition of actomyosin cross-bridge cycling with blebbistatin, which prevented noradrenaline-induced vasoconstriction. Alongside, a supportive mechanism in cellular contraction, actin polymerization, was assessed using markers identifying filamentous and globular forms of actin. After intravitreal noradrenaline application, actin polymerization was pronounced in downstream capillary pericytes, suggesting a need for actin polymerization for contractile force generation because they express α-SMA in low quantities. In conclusion, pericytes contract using actomyosin cross-bridge cycling, which is supplemented by actin polymerization in downstream pericytes.

ActinsContractionsMyosin+2
Gülce Küreli
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erken dönem parkinson hastalarında optik sinirin fonksiyonel ve morfolojik olarak değerlendirilmesi ve takibi

Amaç: Erken dönem Parkinson hastalarında optik sinirin fonksiyonel ve morfolojik açıdan prospektif olarak değerlendirilmesi ve takibi. Gereç ve Yöntem: Erken dönem Parkinson hastalığı tanısıyla takip edilen 19 hastanın ve yaşa göre eşleştirilmiş 19 sağlıklı kontrolün 38'er gözü çalışmaya dahil edildi. Hastalar ve sağlıklı bireyler ilk muayeneden sonra en az 6 ay arayla toplam 3 kez muayene edildi. Muayenelerde tam oftalmolojik muayeneye ilave olarak desen görsel uyarılı potansiyel kaydı (VEP) ve fotopik koşullarda kontrast duyarlılık (KD) ölçümü, İshihara kartları ile renkli görme muayenesi ve tam saha görme alanı değerlendirmesi yapıldı. Optik koherens tomografi cihazı ile peripapiller retina sinir lifi tabakası (RNFL) kalınlığı değerlendirilerek 4 kadranın (üst, alt, nazal, temporal) ayrı ayrı RNFL kalınlığı not edildi. Santral ve ortalama maküler kalınlık ile maküler hacim ölçüldü. Bulgular: En iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) hasta grubunda her üç muayenede de anlamlı düzeyde daha düşük olarak saptandı. Hiç bir olguda rölatif afferent pupil defekti saptanmadı. Renk görme açısından hasta grubundaki bir hastada ılımlı diskromotopsi mevcutken, iki grup arasında anlamlı farklılık bulunmadı. Hasta grubunda KD değerleri tüm uzaysal frekanslarda anlamlı düzeyde daha düşük idi. Hasta grubunda VEP`te P100 dalga latansı anlamlı düzeyde daha uzun ve amplitüdü daha düşük olmakla birlikte takip süresince bu değerlerde anlamlı kötüleşme izlenmedi. Ortalama peripapiller RNFL kalınlığı açısından gruplar arası fark olmamakla birlikte üst kadrandaki RNFL kalınlığı hasta grubunda daha inceydi. Ortalama makula kalınlığı ve toplam makular hacim değerlerinde başlangıçta gruplar arası farklılık yokken izlem süresince hasta grubunda anlamlı azalma saptandı. Görme alanında başlangıçta ve takip süresince hasta grubunda anlamlı kötüleşme izlendi. Sonuç: Erken dönem Parkinson hastalığında görsel yolların farklı basamaklarında, elektrofizyolojik ve morfolojik olarak da gösterilebilen yapısal ve işlevsel bozukluklar mevcuttur. Anahtar kelimeler: Optik koherens tomografi, Parkinson hastalığı, RNFL, VEP

GözGöz hastalıklarıOptik sinir+6
Samır Hasanov
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Makula kalınlığını değiştiren retinal patolojisi olan katarakt hastalarında optik biyometrinin güvenilirliği ve tekrarlanabilirliği

AMAÇ: Göz içi lens (GİL) gücü hesaplamasında, optik ve ultrasonik biyometrik ölçüm yöntemlerinin, retina kalınlığını artıran makülopatili ve retina kalınlığı normal makülopatisiz katarakt hastalarında karşılaştırılması GEREÇ-YÖNTEM: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği'ne başvuran, retinal kalınlığını artıran makuler patolojiye sahip, diyabetik makula ödemi (DMÖ) olan 31 (%50), yaşa bağlı makula dejenerasyonu (YBMD) olan 16 (%26) ve epiretinal membranı (ERM) olan 15 (%24) katarakt hastası çalışma grubuna dahil edildi. Kontrol grubuna ise retina patolojisi olmayan 54 kataraktlı hasta alındı. Tüm hastalara ameliyat öncesi en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDK), aplanasyon tonometresi ile göz içi basıncı (GİB) ölçümü, biyomikroskopik ön segment muayenesi ve dilatasyon sonrası 90D mercek yardımıyla arka segment muayenelerinden oluşan tam oftalmolojik muayenelerine ek olarak, optik biyometri (Al-Scan, Nidek, Japonya), temaslı A-scan ultrasonik biyometri (Sonogage Eye mod, Cleveland, OH,USA) ve arka segment optik koherens tomografi (Topcon 3D OCT-2000, Tokyo Japan) ölçümleri yapıldı. Göz içi lens gücünün belirlenmesinde kullanılan optik ve ultrasonik biyometri ile elde edilmiş verilerden SRK-2 ve SRK-T formüllerine göre hedeflenen refraksiyona ulaşma başarıları ameliyat sonrası 1.ay ve en az 3.ayda karşılaştırıldı. BULGULAR: Çalışma grubu katarakt hastalarının, yaş ortalaması 67.65 ± 9 (49-82 yaş arası), kontrol grubu katarakt hastalarının yaş ortalaması 66.98 ± 8 (24-82 yaş arası) idi (p=0.678). Hastaların 48'i (%45) kadın, 58'i (%55) erkekti. Gruplar arasında cinsiyet, aksiyel uzunluk ve keratometrik değerler açısından istatiksel fark yoktu (her biri için p değeri >0.05). Santral foveal kalınlıkları (çalışma grubunda 282.52 ± 64 µm; kontrol grubunda 233.11 ± 13µm) ve ameliyat öncesi görme keskinlikleri (çalışma grubunda 0.92 ± 0.51 logMAR ve kontrol grubunda 0.68 ± 0.30 logMAR) açısından iki grup arasında anlamlı fark mevcuttu (p değerleri, sırasıyla ˂0.001 ve 0.004). Optik biyometride ortalama aritmetik sapma değerleri, SRK-T formülü ile, çalışma grubunda -0.06 D , kontrol grubunda -0.11 D (p=0.658), SRK-2 formülü ile, çalışma grubunda -0.10 D, kontrol grubunda -0.04 D idi (p=0.585). Ultrasonik biyometride ortalama aritmetik sapma değerleri SRK-T formülü ile çalışma grubunda -0.03 D iken kontrol grubunda 0.14 D (p=0.098), SRK-2 formülü ile çalışma grubunda 0.12 D iken kontrol grubunda ise 0.35 D (p=0.036) idi. Hedef refraksiyondan mutlak sapma değerleri ortalaması, optik biyometride SRK-T formülü ile çalışma grubunda 0.42 D iken kontrol grubunda 0.43 D (p=0.90); SRK-2 formülü ile çalışma grubunda 0.46 D iken kontrol grubunda 0.44 D (p =0.76) idi. Hedef refraksiyondan mutlak sapma değerleri ortalaması ultrasonik biyometride SRK-T formülü ile çalışma grubunda 0.44 D kontrol grubunda ise 0.41 D (p=0.68), SRK-2 formülü ile çalışma grubunda 0.50 D, kontrol grubunda ise 0.47 D olarak saptandı (p=0.73). SONUÇ: Retinal kalınlığı artıran makülopatili katarakt hastalarında, yeterli fiksasyon stabilitesi varsa, katarakt ameliyatı için yapılan GİL gücü hesaplamalarında, optik biyometri, ultrasonik biyometri ile benzer doğruluk düzeyinde sonuçlar vermektedir.

BiyometriGöz hastalıklarıKatarakt+3
Mehmet Esat Teker
Ege University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İdiopatik maküler delik nedeniyle klasik cerrahi ya da inverted flep uygulanmış olgulardaki anatomik ve fonksiyonel sonuçların karşılaştırılması

01 Ocak 2014 ve 30 Eylül 2021 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı‟na görme kaybı ile başvuran ve maküler delik (MD) tanısıyla klasik cerrahi ya da inverted temporal flep uygulanan 86 hastanın 86 gözü çalışmaya alındı. Klasik cerrahi uygulanan hastalar grup-1'e (n=58), inverted temporal flep uygulanan hastalar grup-2'ye (n=28) dahil edildi. Her bir gruptaki MD cerrahi başarı oranları, komplikasyonları ve optik koherens tomografi (OKT) bulguları ayrı ayrı değerlendirildi ve birbirleriyle karşılaştırıldı. Çalışmaya dahil edilen hastaların 30'u erkek (%34.9), 56'sı kadındı. Grup-1'deki hastaların yaş ortalaması 69.31±7.21 yıl iken, grup-2'deki hastaların yaş ortalaması 66.027±5.86 yıl idi. Gruplarda yer alan hastaların MD boyutları ve MD evreleri Tablo 5‟de özetlenmiş olup her iki grup arasında MD taban çapı (p=0.71), MD yüksekliği (p=0.59), MD minimum çapı (p=0.92), cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası temporal retina kalınlığı (sırasıyla p=0.44, p=0.096) ve evre dağılımı (p=0.46) açısından istatistiksel fark yoktu. OKT‟de vertikal hiperreflektif hat görünümü değerlendirildiğinde grup 1‟deki hiperreflektif hat görünümünün grup 2‟ye göre anlamlı olarak fazla olduğu saptandı (p<0.0001). Grup-1'de yer alan hastaların preop görme keskinliği (GK) 0.12±0.10 iken, postop 6.ayda 0.27±0.24 idi ve aradaki fark anlamlıydı (p<0.0001). Benzer şekilde grup-2‟de yer alan hastaların preop GK „sı 0.09± 0.07 iken, postop 6.ayda 0.31±0.18 idi ve aradaki fark anlamlıydı (p<0.0001). İki grup arasında preop ve postop GK'leri açısından anlamlı faklılık yoktu (sırasıyla p=0.14; p=0.42). Her iki gruptaki MD kapanma oranlarına bakıldığında iki grup arasında hem evreden bağımsız olarak hem de evrelere göre anlamlı farklılık yoktu. Benzer şekilde yeniden cerrahi oranıda her iki grupta birbirine yakındı ve arada anlamlı farklılık izlenmedi (p=0.68). Sunulan çalışmada MD cerrahisi nedeniyle uygulanan iki teknikle de postop görme keskinliğinde anlamlı artışın olduğu ve bu yönden iki tekniğin birbirlerine üstün olmadığı görülmüştür. Benzer şekilde her iki teknik ile benzer anatomik başarı oranları elde edilmiştir. OKT parametreleri değerlendirildiğinde ise flep tekniği ile daha iyi bir iyileşme paterninin elde edildiği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Maküler delik, İLM, temporal flep, OKT.

Cerrahi fleplerGöz hastalıklarıMakula dejenerasyonu+4
Şeyma Kıroğlu Demir
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yıllara bağlı olarak tip 2 diabetes mellitusun oluşturduğu retinal vasküler değişikliklerin optik koherens tomografi anjiografi ile değerlendirilmesi

Çalışmada amacımız yeni tanı almış DR olmayan diyabet hastalarının OKTA görüntülerini sağlıklı popülasyonla karşılaştırarak diyabetin erken evrede retina vaskülaritesine olan etkisini gözlemlemek, diyabet tanı süreleri farklı olan ve DR bulgusu olmayan hastaların OKTA görüntülerini inceleyerek diyabetin yıllara bağlı olarak vaskülariteye nasıl etki gösterdiğini araştırmaktır. Çalışmaya Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'na 01 Ocak 2022 ile 01 Mayıs 2022 tarihleri arasında başvurmuş, diyabetik retinopatisi olmayan, yeni tanı almış 29 diyabetes mellitus hastasının 29 gözü (Grup 1), diyabetes mellitus tanı süresi en fazla 5 yıl olan 42 hastanın 42 gözü (Grup 2) ve diyabetes mellitus tanı süresi 5 yıl ile 10 yıl arasında olan 27 hastanın 27 gözü (Grup 3), kontrol grubu olarak ise aynı yaş grubundan ve benzer cinsiyet dağılımına sahip 35 hastanın 35 gözü dahil edildi. Hastaların Zeiss Cirrus 6000 Angioplex (Carl zeiss, Dublin, CA, USA) cihazı ile çekilen 6x6 mm'lik makula protokolündeki OKTA görüntülerinden elde edilen veriler kayıt altına alındı. Çalışmada diyabet hastalarında klinik DR gelişmese de diyabetin yeni tanı alınan zamandan itibaren zaman geçtikçe FAZ alanını genişletip SKP'de VD ve PD parametrelerini santral alanda azalttığı gösterildi. Diyabetik grupta parafoveal inferior alan ile perifoveal superior ve inferior alanlarda VD ve PD parametreleri kontrol grubuna göre düşük bulundu. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında parafoveal tüm kadranlardaki VD ile perifoveal superior ve inferior VD parametreleri Grup 2'de düşük bulundu. Grup 3'teki hastaların perifoveal superior VD ve parafoveal nazal VD'si yeni tanı ve kontrol grubuna göre düşük bulundu. Yeni tanı almış hastaların kontrol grubu ile karşılaştırılmasında hiçbir OKTA parametresinde anlamlı fark bulunmadı. Sonuç olarak diyabet tanılı hastalarda klinik DR'nin olmadığı erken dönemde bile vasküler parametrelerdeki değişimin OKTA ile saptanabileceği gösterildi. Anahtar Kelimeler: Diyabetik retinopati, Vasküler dansite, Retinal vasküler hastalık, Optik koherens tomografi anjiografi

AnjiyografiDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+4
Pınar İş Kılıçdoğan
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter hastalığı ve retinal vasküler yoğunluk ilişkisinin optik koherens tomografi anjiografi ile değerlendirilmesi

Bu çalışmada koroner arter hastalığı(KAH) şüphesi ile poliklinik şartlarında değerlendirilerek koroner anjiografi(KAG) yapılan hastalarda, Gensini skoru ile KAH şiddeti belirlenerek, hem KAH hem de KAH şiddeti ile retinal yüzeyel kapiller pleksusta(YKP) meydana gelen mikrovasküler düzeyde değişimlerin optik koherens tomografi anjiografi(OKTA) ile değerlendirilerek aralarında ilişki kurulması amaçlanmıştır. 01 Ağustos 2021-31 Ekim 2022 tarihleri arasında Kardiyoloji Anabilim Dalı polikliniğine göğüs ağrısı şikayeti ile başvuran ve stabil angina pektoris(SAP) tanısıyla KAG yapılan hastalarda KAH olan 60 hastanın 120 gözü ile normal koroner arter yapısına sahip 59 hastanın 117 gözü çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların KAG verileri, demografik özellikleri, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu(LVEF), komorbid hastalıkları ve laboratuar sonuçları retrospektif olarak tarandı. 3x3 mm'lik OKTA kesitlerinde foveal ve parafoveal bölgede farklı kadranlardaki YKP vasküler dansitesi(VD), vasküler perfüzyon yüzdesi(VP) ile foveal avasküler zon(FAZ) genişliği, alanı ve perfüzyon oranı ayrı ayrı taranarak kaydedildi. KAH(n=60) ve Kontrol(n=59) grupları oluşturuldu. Koroner arter hastalığı ve kontrol grupları arasında VD parametreleri karşılaştırıldığında, KAH grubunda, full, nazal, temporal ve inferior VD parametrelerinde istatistik açıdan anlamlı bir azalma vardı(sırasıla p=0,023, p=0,034, p=0,045, p=0,027). VP parametreleri karşılaştırıldığında KAH grubunda inner, full, nazal, temporal ve inferior, VP parametrelerinde istatistik açıdan anlamlı bir azalma vardı(sırasıyla p=0,039, p=0,029, p=0,042, p=0,034, p=0,041). İki grup arasında FAZ parametreleri area, perimeter ve circularity arasında anlamlı bir fark yoktu(sırasıyla p=0.956, p=0,671, p=0,895). Kontrol grubunda LVEF ile VD arasındaki ilişki kurulmaya çalışıldığında VD central, inner, full, nazal, temporal, superior ve inferior parametreleri arasında aynı yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulundu(sırasıyla p=0,005,p<0.0001, p<0.0001, p=0,001, p<0,0001, p=0,007, p=0.007). Kontrol grubunda LVEF ile VP arasındaki ilişki kurulmaya çalışıldığında VP central, inner, full, nazal, temporal, superior ve inferior parametreleri arasında aynı yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulundu(sırasıyla p=0,010, p<0.0001, p=0,001, p<0.0001, p=0.015, p=0.009, p=0,002). KAH grubunda LVEF ile VD arasındaki ilişki kurulmaya çalışıldığında VD central, inner, full ve inferior parametreleri arasında aynı yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulundu(sırasıyla p=0,002, p=0.001, p=0.016, p=0,002). KAH grubunda LVEF ile VP arasındaki ilişki kurulmaya çalışıldığında VD central, inner, full, nazal, temporal, superior ve inferior parametreleri arasında aynı yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulundu(sırasıyla p<0,0001, p=0,001, p=0.001,p=0.041, p=0,011, p=0,004, p=0,022). KAH grubunda Gensini skoru ile VD arasındaki ilişki kurulmaya çalışıldığında VD iner, full, nazal, temporal, superior ve inferior parametreleri arasında zıt yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulundu(sırasıyla p<0,0001, p<0,0001, p=0,020, p=0,001, p=0,002, p=0,002). KAH grubunda Gensini skoru ile VP arasındaki ilişki kurulmaya çalışıldığında VD, inner, full, nazal, temporal, superior inferior parametreleri arasında zıt yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulundu(sırasıyla p=0.009, p=0,005, p=0,029, p<0,0001, p=0,001, p=0,001). Bu çalışma ve devamında yapılacak diğer çalışmalar ışığında KAH ve kalp yetersizliği(KY) tanısı alan hastalarda retinal vasküler hastalıkların araştırılması ve tanısının konulması OKTA sayesinde noninvaziv, hızlı ve pratik bir şekilde yapılabilecektir. Bu sayede OKTA erken tanı ve tedavi ile görme yetisinin azalması veya kaybedilmesinin önüne geçilmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca koroner arter hastalığı toplumda sık görülen ve mortalitenin en sık nedenlerinden birisidir. OKTA sayesinde retinal VD ve VP'de azalmanın tespit edilmesi, yapısal olarak benzerlik gösterdiği koroner arterlerde daralmanın ve KY'nin erken evrede tespit edilmesini sağlayabilir. Böylece toplumda KAH ve KY'ye bağlı mortalitenin azalmasına faydalı olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Gensini skoru, koroner arter hastalığı, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu, optik koherens tomografi anjiografi, vasküler dansite

AnjiyografiEjeksiyon fraksiyonuGensini skoru+6
Mustafa Demir
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonuna sekonder gelişen koroid neovaskülarizasyonunun tedavisinde kullanılan intravitreal anti-vasküler endotelyal büyüme faktörü ajanlarının etkinliğini değerlendirmede kompleman faktör H polimorfiziminin yeri

Amaç: Yaşa bağlı maküla dejenerasyonuna (YBMD) bağlı koroid neovaskülarizasyonu (KNV) bulunan hastalarda intravitreal antivasküler endotelyal büyüme faktörü (anti VEGF) tedavilerine yanıtı değerlendirmede kompleman faktör H (KFH) polimorfizminin yerini değerlendirmek.Gereç ve Yöntem: YBMD'ye bağlı KNV'si bulunan ve intravitreal anti VEGF ile tedavi edilen 120 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların ortalama yaşları 66.51±10.34 idi. Hastaların 61'i intravitreal bevacizumab (İVB, % 50.8), 59'u intravitreal ranibizumab (İVR, % 49.2) ile tedavi edildi. Olguların 65'i (% 54.2) okkült; 47'si (% 39.2) predominant klasik ve 8'i (% 6.7) minimal klasik KNV'ye sahiptir. Olgular görme keskinliği, fundus fluoresein anjiyografisi (FFA) ve optik koherens tomografi (OKT) yönünden değerlendirildi. Her hasta KFH tek nükleotid polimorfizmi (Y402H) yönünden değerlendirildi.Bulgular: Hastaların 26'sı (% 21.7) TT, 57'si (% 47.5) TC ve 37'si (% 30.8) CC genotipine sahipti. İVB grubunda; TT ve TC gruplarında enjeksiyon öncesi ölçümlere göre enjeksiyon sonrası ölçümlerde görülen değişim düzeyi CC grubundan istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksektir (TT 0.38±0.42; TC 0.18±0.46 ve CC -0.15±0.21; p:0.001; p:0.006). IVR grubunda; TT ve TC gruplarında enjeksiyon öncesi ölçümlere göre enjeksiyon sonrası ölçümlerde görülen değişim düzeyi CC grubundan istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksektir (TT 0.46±0.47, TC 0.36±0.50 ve CC -0.15±0.21; p:0.001; p:0.001). Her iki ilaçla da TT ve TC gruplarında görme keskinliği artışı sağlanırken, CC grubunda görme keskinliği düşmüştür. İVR yapılan ve TT ve TC genotipine sahip hastalar tedaviye, İVB yapılan aynı genotipe sahip hastalara göre daha fazla yanıt vermişlerse de bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Enjeksiyon sayısının takip süresine oranı İVB grubunda 0.47±0.18 ve İVR grubunda 0.41±0.14 bulunmuştur.Sonuç: KFH CC genotipine sahip hastaların İVR ve İVB tedavisine yanıtı KFH TC ve TT genotipine sahip olan hastalara göre daha az olduğu tespit edildi. Bu veriler, ileride intravitreal tedaviler öncesinde hastaların KFH polimorfizmine bakılarak YBMD tedavisine karar verilebileceğini düşündürmektedir.

BevacizumabGöz hastalıklarıMakula dejenerasyonu+5
Elvan Alper Şengül
Demiroğlu Bilim University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu olgularında kan IL-10, IL-12, IL-17, IL-27 seviyeleri

Giriş ve Amaç:. Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu (YBMD) dünya çapında ileri yaş bireylerde geri dönüşsüz körlüğün en önemli sebebidir. İnflamasyon, bir çok faktörle birlikte YBMD patogenezinde önemli rol oynamaktadır. Çalışmamızın amacı; YBMD hastalarında kan IL-10, IL-12, IL-17 ve IL-27 seviyelerinin tespit edilmesi ve YBMD patogenezindeki rolünün değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Etik kurul onayı ve hasta onamları alınan 50 yaş üstünde, 79 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar kuru tip YBMD, yaş tip YBMD ve kontrol olarak 3 farklı gruba ayrıldı. Hastalardan periferal kan örnekleri alınarak IL-10, IL-12, IL-17 ve IL-27 düzeyleri ölçüldü. Sonuçlar: Yirmi dokuz hasta yaş tip YBMD, 27 hasta kuru tip YBMD ve 23 hasta kontrol grubunu oluşturmuştur. Kontrol grubu ile yaş tip YBMD ve kuru tip YBMD hastalarında serum IL-10, IL-12, IL-17 ve IL-27 düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Tartışma: YBMD'nin her iki tipinde serum IL seviyeleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak artmamaktadır. Bu sonuçların YBMD multifaktöriyel bir hastalık olduğu için etyolojisinde sadece inflamasyon değil birçok faktörün sorumlu tutulması ile açıklanabileceğini düşünmekteyiz.

Göz hastalıklarıMakula dejenerasyonuRetina+6
Nazlı Gül Yalçın
Demiroğlu Bilim University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bipolar bozukluk tanılı hastalarda serum glial fibriler asidik protein, β-III tübülin, sinaptofizin ile optik koherens ilişkisi

Amaç: Bipolar bozukluğun (BPB) etiyolojisi kesin şekilde gösterilememiş olup nörodejeneratif ve nörogelişimsel süreçlerin hastalığın etiyolojisinde rol oynadığı düşünülmektedir. Çalışmanın amacı bipolar bozukluk tanısı olan bireylerde sağlıklı kontrol grubuna kıyasla nörodejeneratif ve nörogelişimsel belirteçler olan serum β-III tübülin, GFAP (glial fibriler asidik protein), sinaptofizin ile OKT (optik koherens tomografi) ölçümlerini karşılaştırmak ve bunlar arasındaki olası ilişkiyi belirlemektir. Yöntem: Araştırma kesitsel ve gözlemsel olarak tasarlanmıştır. Örneklemi BPB tip I tanı ölçütlerini karşılayan bipolar bozukluk tanılı ötimik dönemdeki 43 hasta ve benzer yaş diliminde yer alan 46 sağlıklı gönüllü oluşturdu. Katılımcıların serum β-III tübülin, GFAP, sinaptofizin seviyeleri ölçüldü ve OKT ölçümleri yapıldı. Bulgular: Çalışmada BPB grubunda sağlıklı kontrole kıyasla serum GFAP ve sinaptofizin seviyesi istatistiksel açıdan anlamlı farklılık saptanmamıştır. Serum β-III tübülin seviyesinin BPB grubunda azalmış olduğu tespit edilmiştir (U=1240,500; p=0,039). BPB grubunda sağlıklı kontrole kıyasla retinal sinir lifi tabakası (RSLT) kalınlığı sağ gözde inferior ve nazal kadranlarda, sol gözde ise superior, inferior ve nazal kadranlarda istatistiksel olarak anlamlı azalmış oldukları saptanmıştır. ILM-IPT (iç limitan membrandan iç pleksiform tabakaya kadar olan ölçüm) BPB grubunda sol gözde superotemporal ve inferotemporal kadranlarda istatistiksel açıdan anlamlı azaldığı bulunmuştur. Serum belirteçleri ile RSLT ve ILM-IPT arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Mevcut çalışmada saptanan serum β-III tübülin azalması BPB etiyolojisinde rol oynayan oksidatif stres ve nörodejenerasyon mekanizmaları ile ilişkili olabilir. BPB grubunda saptanan RSLT kalınlığındaki ve ILM-IPL kalınlığındaki azalmanın bipolar bozukluk etiyolojisinde nörodejenerasyon hipotezine destek olabilir. Gelecekteki çalışmaların daha geniş bir örneklem grubu ve nörogörüntüleme eşliğinde planlanması önerilir. Anahtar Sözcükler: bipolar bozukluk, nörodejenerasyon, GFAP, sinaptofizin, β-III tübülin, RSLT, ILM-IPT

Bipolar bozuklukGFAPNörodejeneratif hastalıklar+6
Esma Çörekli Kaymakçı
Maltepe University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçan retinal ven oklüzyonu modelinde resveratrolün nöroprotektif etkisi

Amaç: Retinal ven oklüzyonu ile ilişkili retina hasarında nörodejenerasyonun rol oynadığı gösterilmiştir. Resveratrol nöroprotektif etkileri dokümente edilmiş olan bir polifenoldur. Bu çalışmada sıçan retinal ven oklüzyonu modelinde resveratrolün nöroprotektif etkisinin araştırılması planlanmıştır. Metod: Çalışmada Wistar albino sıçanların gözleri kullanıldı. Sıçanların sağ gözlerinde lazer (532nm yeşil lazer, Iridex IQ532, Iridex corp., Mountain View, CA, USA) ile retinal ven oklüzyonu oluşturuldu. Lazerden önce 20mg/kg fotosensitizan Rose-Bengal boyası intraperitoneal uygulandı. Sol gözlere lazer yapılmadı ve lazer uygulanan sağ gözlerin kontrol grubu olarak kullanıldı. Sıçanların yarısına nöroprotektif ajan olarak 14 gün boyunca %3 etanol içinde çözündürülerek 40mg/kg resveratrol gavaj ile verildi. Sıçanların gözleri 4 gruba ayrılarak değerlendirildi: Resveratrol verilen grupta sağ gözler lazer+resveratrol grubunu, lazer uygulanmamış sol gözleri resveratrol grubunu oluşturdu. Resveratrol verilmeyen grupta sağ gözler lazer grubunu, sol gözler kontrol grubunu meydana getirdi. On dört gün sonunda sıçanlar sakrifiye edilerek retina izolasyonu yapıldı. Retina örneklerinde gangliyon hücre sağkalımının değerlendirilmesi için Brn3a mRNA seviyesi gerçek-zamanlı PCR ile ölçüldü. Brn3a ekspresyonunun protein düzeyinde gösterilmesi için Western-Blot analizi yapıldı. Bulgular: Kontrol, resveratrol, lazer ve lazer+resveratrol gruplarına ait retina doku örneklerinde Brn3a ekspresyon düzeyleri sırasıyla 1.062968647±0.355429593, 0.683676202±0.238218336, 1.098342833±0.322410268 ve 0.954085±0.431687 saptandı. Kontrol ile lazer, kontrol ile lazer+resveratrol ve lazer ile lazer+resveratrol gruplarında p değerleri sırası ile p=0.46, p=0.26 ve p=0.37 olarak bulundu. Western-Blot analizlerinde internal kontrol olarak kullanılan - aktin proteinine ait bant gözlendi ancak Brn3a proteinine ait bant izlenmedi. Sonuç: Çalışmada gruplar arasında Brn3a mRNA ekspresyon düzeyinde anlamlı farklılık görülmedi. Resveratrol verilen grupta lazer yapılmayan gözlerde Brn3a mRNA ekspresyon düzeyinde kontrol grubuna göre anlamlı olmayan bir düşüş izlendi. Retina örneklerinde Western-Blot analizi ile Brn3a ekspresyonu saptanamadı.

Hayvan deneyleriNöroproteksiyonOksiresveratrol+7
Ebru Nevin Çetin
Pamukkale University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Retinopatisi olan ve olmayan diabetes mellituslu hastalarda serum ve aköz hümör BDNF düzeylerinin retina sinir lifi tabakası ve gangliyon hücre kompleksiyle ilişkisi

Amaç: Retinopatisi olan ve olmayan diabetik hastalarda aköz hümör ve serum BDNF düzeylerini belirlemek ve bu faktör düzeyinin hastaların RNFL ve GHK kalınlıklarıyla ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışma kapsamında retinopatisi olmayan DM'li, Non-PDR'li ve PDR'li hastaların kanları ve katarakt ekstraksiyonu sırasında aköz hümörleri toplandı ve BDNF düzeyleri ELİSA yöntemi ile değerlendirildi. Tüm gruplarda OCT ile RNFL ve GHK kalınlıkları ölçüldü. Bulgular: Ortanca serum BDNF düzeyleri kontrol grubunda 485.90 ng/ml (129.25-919.01), retinopatisi olmayan DM'li grupta 367.13 ng/ml (91.72-459.16), Non-PDR'li grupta 276.55 ng/ml (200.47-641.91), PDR'li grupta 188.69 ng/ml (102.93-591.79) olarak değerlendirildi. Ortanca aköz hümör BDNF düzeyleri kontrol grubunda 0.81 ng/ml (0.39-1.04), retinopatisi olmayan DM'li grupta 0.62 ng/ml (0.17-0.77), Non-PDR'li grupta 0.61 ng/ml (0.07-0.71), PDR'li grupta 0.54 ng/ml (0.07-0.70) olarak ölçüldü (sırasıyla p=0.002 ve p=0.0016, Kruskal Wallis). Bütün hasta gruplarında aköz hümör BDNF düzeyleri RNFL ve GHK düzeyiyle orta düzeyde pozitif korelasyon gösterirken, serum BDNF düzeyleri bu parametreler ile korele değildi. Sonuç: Beyinden türetilmiş nörotrofik faktör, retinopatisi olan ve olmayan diabetik hastaların serum ve aköz hümörlerinde azalmaktadır ve bu azalma RNFL ve GHK tabakalarındaki incelmeyle ilişkilidir.

Aköz sıvıDiabetes mellitusDiabetik retinopati+5
Ayşe Güzin Taşlıpınar Uzel
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ciddi aort darlığı hastalarında transkateter aort kapak implantasyonunun retinal kalınlık üzerindeki etkisinin optik koherens tomografi ile değerlendirilmesi

Amaç:Ciddi aort darlığı (AD), kanın sistolde aortaya geçişini engelleyen ve sol ventrikül çıkış yolunun anatomik bir obstrüksiyonudur. Bu durum, kalpten kan akışının engellenmesi nedeniyle kalp debisini azaltarak retinal iskemiye neden olabilir. Transkateter aort kapak implantasyonu (TAVİ) mekanik tıkanıklığı giderir ve kalpten tüm vücuda normal kan akışını sağlar. Bu çalışmanın amacı, ciddi dejeneratif AD'li hastalarda TAVİ'nin gözün retina kalınlığı, retina tabakasında bulunan ganglion hücre kompleksi (GCC) kalınlığı ve retinal sinir lifi tabakası (RNFL) kalınlığı üzerindeki etkisini spektral domain optik koherens tomografi (OCT) ile ölçmektir. Materyal ve Metot:Bu çalışma prospektif bir tasarım kullanılarak gerçekleştirildi ve çalışmaya Aralık 2017 ile Haziran 2018 arasında TAVİ uygulanan 50 ciddi AD hastası (yaş 78.5 ± 6.9 yıl) dahil edildi. GCC, retina ve RNFL kalınlıkları TAVİ'den hemen önce ve 1 gün ile 1 ay sonra hastanemiz oftalmoloji bölümü tarafından spektral domain OCT ile ölçüldü. Bulgular: Sol gözde ortalama retinal kalınlığınınTAVİ öncesi değere göre TAVİ'den 1 gün sonra anlamlı olarak arttığı belirlendi(p = 0.04). Buna ek olarak, GCC kalınlığının, TAVİ'den 1 gün sonrası, sol gözün iç inferior kadranda ve dış temporal kadranda TAVİ öncesi değerine göre sırasıyla anlamlı derecede daha ince olduğu saptandı(p = 0.04, p = 0.05). Sağ gözde retinal ve GCC kalınlığında istatiksel anlamlı bir değişiklik saptanmamıştır. Bununla birlikte, TAVİ işleminden sonra her iki gözde RNFL kalınlıklarında belirgin bir değişiklik saptanmadı. Sonuç:Bu çalışmada TAVİ'nin sol gözün ortalama retinal kalınlığı üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte, GCC ve RNFL kalınlıklarında aynı etki gösterilememiştir. Bu nedenle, mevcut bulgular yorumlanmadan önce uzun süre takipli büyük vaka serileri yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Transkateter aort kapak implantasyonu, optik koherens tomografi, retina kalınlığı, ganglion hücre kompleksi, retinal sinir lifi tabakası, aort darlığı

Aort hastalıklarıAort kapak stenozuGanglion+4
Mehmet Akif Erdöl
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Astımlı çocuklarda optik disk ve retinal mikrovasküler değişikliklerin optik koherens tomografi anjiyografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Astımlı çocuklarda optik disk ve retina mikrovasküler yapısının optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA) ile değerlendirmek ve benzer yaş ve cinsiyette sağlıklı çocuklarla karşılaştırmak. Yöntem: Bu kesitsel-prospektif çalışmaya 30 astımlı çocuğun (astım grubu) 60 gözü ve yaş ve cinsiyet uyumlu 30 sağlıklı çocuğun (kontrol grubu) 60 gözü dahil edildi. Klinik bilgiler alınıp OKTA ölçümlerini içeren tam oftalmolojik muayene yapıldı. OKTA tüm gözlerde maküla için 6x6 mm, optik disk için 4.5x4.5 mm kesitlerle yapıldı. Retina sinir lifi tabakası (RSLT) kalınlığı, retinanın farklı bölümlerindeki damar yoğunluğu ve optik sinir başı analiz edildi. Bulgular: Temporal kadranlar için RSLT kalınlığı ve dış retina için akım alanı seviyeleri astım grubunda anlamlı olarak daha düşüktü. Bununla birlikte, optik disk radyal peripapiller kapiller (RPK) iç disk yoğunlukları astım grubunda kontrollerle karşılaştırıldığında anlamlı olarak daha yüksekti (Sırasıyla 72.5810.99µm'ye karşı 77.739.73µm, p = 0.015, 0.60 ± 0.31mm2'ye karşı 0.72 ± 0.31mm2, p = 0.047 ve %55.16 ± 3.71'e karşı %52.08 ± 3.79, p <0.001). Sonuç: Astımlı çocuklar daha düşük temporal kadran RSLT değerlerine ve dış retina akım alanına fakat daha yüksek optik disk RPK iç disk yoğunluğuna sahip görünmektedir. Bu sonuçlar, astımın retina mikrovasküler sistemini nasıl etkileyebileceğinin anlaşılması için önemli bir gösterge olabilir. Anahtar Kelimeler: Astım; optik koherens tomografi anjiyografi, mikrovaskülatür, optik disk, retina

AnjiyografiAstımGöz hastalıkları+3
Abdulkerim Karaaslan
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut ve kronik bipolar bozukluklarda optik koherens tomografi ile retina sinir lifi tabakası, ganglion hücre kompleksi ve makula kalınlığının değerlendirilmesi

Amaç: Bipolar bozukluk (BB) hastalarında optik koherens tomografi (OKT) ile retina sinir lifi tabakası (RSLT), ganglion hücre kompleksi (GHK) ve makulayı değerlendirmek. Yöntem: Prospektif olan çalışmaya, Şubat 2019-Aralık 2019 arasında HMKÜ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı tarafından takip edilen BB tip I tanısı alan 62 hastanın 62 gözü ile, kontrol amacı ile başvuran 63 sağlıklı gönüllünün 63 gözü dahil edildi. Hastalar; 5 yıl ve altı tanı süresi olanlar, 5 yıl üzeri tanı süresi olanlar ve tüm hastalar olarak 3 gruba ayrıldı. Kontroller; 1. kontrol, 2. kontrol ve tüm kontroller olarak 3 gruba ayrıldı. Tüm gruplara tam oftalmolojik muayene yapılıp, ardından OKT ile RSLT, GHK ve makula kalınlığı ölçümleri kaydedildi. Tüm grupların kendi kontrol grubuyla istatistiksel karşılaştırılması yapıldı. Bulgular: 5 yıl ve altı tanı süresi olan hastalarda; GHK açısından üst-temporal (81,25±7,35), üst (83,97±6,77), üst-nazal (84,66±6,43), alt-nazal (83,72±6,43), alt (81,75±7,52), alt-temporal (82,53±7,99); makula açısından santral (240,63±22,50), iç-temporal (304,13±16,74), iç-nazal (320,91±18,39), iç-üst (321,00±16,84), iç-alt (317,41±17,41); RSLT açısından temporal (69,03±9,50) kadranlarda anlamlı azalma saptandı. 5 yıl üzeri tanı süresi olanlarda, GHK açısından üst-temporal (79,37±7,22), üst (80,40±7,05), üst-nazal (80,97±9,44), alt-nazal (78,97±8,14), alt (76,87±11,23), alt-temporal (80,40±9,16); makula açısından iç-nazal (318,30±21,82), iç-üst (318,63±20,15), dış-üst (276,00±13,58), iç-alt (315,07±17,98); RSLT açısından temporal (112,27±21,94), nazal (115,57±22,67), üst (89,93±14,15) kadranlarda anlamlı azalma saptandı. Hastaların tümü değerlendirildiğinde, GHK açısından tüm kadranlarda [üst-temporal (80,34±7,29), üst (82,24±7,08), üst-nazal (82,87±8,18), alt-nazal (81,42±7,63), alt (79,39±9,73), alt-temporal (81,50±8,58)]; makula açısından santral (243,21±23,00), iç-temporal (301,16±39,59), dış-temporal (261,68±14,03), iç-nazal (319,65±20,00), iç-üst (319,85±18,40), dış-üst (279,65±13,60), iç-alt (316,27±17,59); RSLT açısından üst (115,24±19,52), nazal (66,92±11,68) kadranlarda anlamlı azalma saptandı (p˂0,05). Sonuç: BB hastalarında OKT ile tespit edilebilen dejeneratif değişiklikler olduğu gösterilmiştir. Bu değişiklikler, tanı süresi ile pozitif korelasyon göstermektedir. Anahtar kelimeler: Bipolar Bozukluk, Retina, Optik koherens tomografi.

Bipolar bozuklukGanglionGöz hastalıkları+4
Süleyman Koca
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnternal karotis darlığı olan hastalarda optik koherans tomografi-angio ile göz arka segment bulgularının değerlendirilmesi

Amaç: Hafif-orta derecedeki internal karotis arter (İKA) darlığı olan hastaların retina kan akımı, optik disk kan akımı ve koroid kalınlanması üzerindeki etkisini optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA) ile değerlendirmek ve elde edilen değerleri sağlıklı stenozu olmayan bireylerle karşılaştırmak. Gereç ve Yöntem: Bu bir prospektif çalışma olup toplam 75 katılımcı dahil edildi. IKA stenoz dercesine göre sağlıklı kontrol grup 1 (25 kişi), IKA darlığı %1- 49 olanlar grup 2 (25 kişi), İKA darlığı % 50-69 olanlar grup 3 (25 kişi) olarak değerlendirildi. Tüm katılımcılara en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK), göz içi basınç (GİB), ön segment, arka segment muayeneleri ve OKTA çekilip makular yüzeysel ve derin kapiller kan akış yoğunluğu, optik sinir baş kan akış yoğunluğu ve koroid kalınlığının verileri kaydedildi. Sonuçlar incelenerek karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar arasında karşılaştırma yapılıp incelendiğinde ortalama yüzeysel vasküler dansite, derin vasküler dansite, radyal peripapiller kapillerin (RPK) vasküler dansitesi ve koroid kalınlığında her üç grup arasında istatistiksel anlamlı farklılık görüldü (p<0,05). Yüzeysel kapiler pleksusun (YKP) tüm (46,48 ± 3,54) ve perifoveal alan vasküler dansitesi (47,18 ± 3,48) için grup 3'ün her iki gruptan farklı olduğu, YKP'nın parafoveal alan vasküler dansitesi (48,53 ± 5,09) için sadece grup 3 ile grup 1'in farklı olduğu görülmüştür (p<0,05). Derin kapiller pleksusun (DKP) tüm alan vasküler dansitesi (45,19 ± 5,67) için grup 3'ün her iki grupla farklı olduğu, DKP parafoveal (50,68 ± 4,26) ve perifoveal alan vasküler dansitesi (46,74 ± 5,78) için grup 3 ile grup 1'in farklı olduğu görülmektedir (p<0,05). RPK'nın Tüm disk vasküler dansitesinde (47,61 ± 2,18) grup 3'ün her iki gruptan farklı olduğu görüldü (p<0,05). Subfoveal koroid kalınlığı (212,25 ± 23,42) açısından grup 3'ün her iki gruptan farklı olduğu görüldü. Koroid nazal (145,05 ± 22,47) ve koroid temporal parametrelerinde (167,50 ± 23,11) grup 3'ün hem grup 1 hem grup 2'den farklı olduğu görüldü (p<0,05). Fovea-parafoveal-perifoveal parametrelerinin gruplara göre dağılımı incelendiğinde hiçbir değişkende anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Sonuç: Orta derece İKA stenozu olan hastalar sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında yüzeyel/derin vasküler dansite ve RPK tabakasında azalmış vasküler yoğunluk ve koroidde incelme olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: İnternal karotis arter darlığı, optik koherens tomografi anjiyografi, koroid, retinal vasküler yoğunluk.

AnjiyografiArka kamaraKarotis arterleri+4
Kushtarbek Ergashev
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlıklı gönüllülerde optik koherens tomografi anjiografi bulgularının analizi

Amaç: Normal popülasyondaki optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) parametrelerini ve bu parametrelerin oküler ve sistemik faktörlerle olan ilişkilerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Bu prospektif-kesitsel çalışmaya yaş aralığı 20-70 yıl olan toplam 270 sağlıklı birey dahil edildi. Yüzeyel kapiller pleksus (YKP), derin kapiller pleksus (DKP), radiyal peripapiller kapiller pleksus (RPKP) damar yoğunlukları ile foveal avasküler zon (FAZ) parametreleri analiz edildi. OKTA parametrelerinin birbirleri ile ve yaş, cinsiyet, refraksiyon, aksiyel uzunluk (AU), santral fovea kalınlığı (SFK) ve retinal sinir lifi tabakası kalınlığı (RSLTK) değerleri ile olan ilişkisi araştırıldı. Bulgular: Erkeklere kıyasla kadınlarda YKP, DKP, RPKP tüm görüntü damar yoğunlukları, FAZ FD, FAZ alanı ve dış retina akım değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunurken (sırasıyla p=0,002, p=0,003, p=0,001, p=0,001, p=0,001, p=0,013, p=0,035) SFK değerleri düşük saptandı (p=0,001). Damar yoğunluğu tüm görüntü değerinin 50 yaş üzerinde makülada istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldığı, optik diskte stabil kaldığı görüldü. Yaş ve refraktif değere göre düzenleme yapıldığında FAZ parametrelerinin sırasıyla SFK ve AU ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğu bulundu (sırasıyla p=0,003, p=0,001). Sonuçlar: Bu çalışma Türk popülasyonu için OKTA parametrelerine ait normotif bir veritabanı sağlamaktadır. Damar yoğunluğu değerleri kadınlarda erkeklerden anlamlı şekilde yüksekti. Yaş artışı ile maküler pleksuslarda damar yoğunluğu azalırken, optik diskte anlamlı değişiklik saptanmadı. Anahtar Kelimeler: optik koherens tomografi anjiografi, damar yoğunluğu, retina

AnjiyografiGönüllü katılımGöz hastalıkları+3
Ahmet Kakaç
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Keratokonus hastalarında gangliyon hücre ve retina sinir lifi tabakaları kalınlıklarının değerlendirilmesi

Amaç: Keratokonuslu hastalarda gangliyon hücre ve retina sinir lifi kalınlıklarını degerlendirmek. Hasta-Metod: Keratokonus tespit edilen 52 hastanın (21 kadın, 31 erkek) 52 gözü ile,görme muayenesi normal olan 50 hastanın (25 kadın, 25 erkek) 50 gözü dahil edildi. Hastalara tam bir göz muayenesi yapıldı. En iyi düzeltilmis görme keskinligi (EDGK) logmar eseli ile alındı. A-scan ultrasonografi kullanılarak göz ön-arka uzunlugu ölçüldü. Nidek, RS- 3000 OCT/SLO system OKT cihazının glokom kombo protokülü uygulandı. Keratokonus grubu keratometri degerlerine göre 3 gruba ayrıldı. Keratometri degeri <47 D grup 1, 47-52 D grup 2, >52 D grup 3 ve grup 4 ise kontrol grubu idi. Keratokonus ve normal grup karsılastırılmasında Kruskal-Wallis testi kullanıldı, 4 grubu karsılastırmak için tek yönlü varyans, çoklu karsılastırmalar için Tukey testi yapıldı. Bulgular: Keratokonuslu gözlerde G6NS, G6TS, G6T kadranlarında, pRSLT besinci ve onbirinci saat kadranında ve cup area oranının normal gruba göre istatiksel olarak anlamlı azaldıgı saptandı (p<0,05). Keratometri degerleri ile RSLT1, RSLT3, RSLT3N kadranları arasında orta derecede negatif korelasyon; keratometri degeri ile G4,5NS ve G4,5TS kadranları arasında negatif korelasyon; arka keratometri degeri ile G4,5TS kadranı arasında negatif korelasyon; korneal volüm ile onbirinci saat kadranı pRSLT kalınlıgı pozitif korelasyon; arka keratometri degeri ile r/d min degeri arasında pozitif korelasyon görülmüstür. AU ile disk alanı degeri arasında negatif korelasyon tespit ettik (p<0,05). Sonuç: Bu bulgularla keratokonus patogenezisindeki proseslerin kornea ile beraber retinayı da etkileyebilecegini düsünmekteyiz

GanglionHücrelerKeratokonus+3
Gözde Orman
İnönü University
2012
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Doğanay silikon yağı çıkarımı sistemi ve yöntemi

ÖZETAMAÇ: Yeni bir sistem ve yöntem olan, `'Doğanay silikon yağı çıkarımı sistemi ve yöntemi'' olarak isimlendirilen sistem ve yöntemin, 1000 cSt ve 5000 cSt silikon yağının çıkarılmasındaki etkinliğini araştırmak.GEREÇ-YÖNTEM: Şubat 2010-Mart 2012 tarihleri arasında VRC birimimizde PPV uygulanıp, `'Doğanay silikon yağı çıkarımı sistemi'' ile 1000 cSt (Grup 1; 133 olgu) ve 5000 cSt (Grup 2; 16 olgu) silikon yağı çıkarımı yapılan 149 olgunun 149 gözü çalışmaya alındı. Tüm olguların tanıları, silikon yağı kalım süresi, silikon yağı alım süreleri, ek cerrahi işlemler, sklerotomi sayıları/sütür gerekliliği ve ameliyat sırasında ve ameliyat sonrasında görülen komplikasyonlar, düzeltilmiş görme keskinliği değişimleri (LogMar) ve GİB değişimleri değerlendirildi.BULGULAR: Grup 1 ve grup 2'de PPV öncesi, silikon yağı alımı öncesi ve son kontroldeki düzeltilmiş görme keskinliği sırası ile LogMar; [2,16±0,97, 1,39±0,74, 1,23±0,88], [2,17±0,77, 1,66±0,83, 1,40±1,05] olarak bulundu. Grup 1'de ameliyat sırasında 1 komplikasyon, grup 2'de ise komplikasyon görülmedi. Grup 1'de ameliyat sonrası takiplerde; 13 olguda değişik komplikasyonlar, grup 2'de ise 1 olguda komplikasyon görüldü. Grup 1 ve grup 2'de silikon yağı çıkarımı ameliyatı sonrası dönemde ortalama takip süresi; 7,2±6,2 ay, 4,6±3,2 ay, ortalama silikon yağı kalım süresi; 8,5±3,5 ay, 10,7±6,2 ay, ortalama silikon yağı çıkarımı cerrahi süresi sırası ile 141,7±37,7 sn, 426,6±102,2 sn, sklerotomi/sütür; 293/210, 37/26, lensin durumu; fakik/psödofakik/afak 57/69/7, 8/8/- idi. Grup 1'de silikon yağı çıkarımı ameliyatı sonrası toplam 133 olgudan 40 olgu anti-glokomatöz tedavi almaktaydı. Bu olgulardan 9 olguda GİB tedaviye rağmen 21 mmHg ve üzerinde idi. Bu olgulardan 2'sine Mitomisinli trabekülektomi ameliyatı, 2 olguya Ahmed Glokom Valvi ameliyatı yapılarak GİB kontrol altına alındı. 133 olgunun 23'ünde silikon yağı alımı ameliyatı sonrası 1. günde hipotoni saptandı. Grup 2'deki toplam 16 olgudan 2 olgu silikon yağı çıkarımı ameliyatı sonrası anti-glokomatöz tedavi almaktaydı. 16 olgunun 1'inde silikon yağı alımı ameliyat sonrası erken dönemde hipotoni saptandı. Grup 1 ve grup 2'deki olgulara silikon yağı alımı sırasında çeşitli ön-arka segment girişimleri uygulandı.SONUÇ: `'Doğanay silikon yağı çıkarımı sistemi ve yöntemi? 1000 cSt silikon yağı alımında; hızlı, güvenilir, kolay, ekonomik ve etkilidir.

Cerrahi-gözRetinaSilikon yağları+2
Derya Kütükde
İnönü University
2012
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Retinanın iskemi-reperfüzyon hasarında bir anti-vegf ajan olan bevacizumab'ın etkileri

AMAÇ: Geçici iskemi ve reperfüzyon yaratarak iskemik bir retina modeli oluşturmak ve bu modelde bir VEGF antagonistinin anti-apoptotik ve olası nörodejeneratif etkilerini incelemek.GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmada, 18 adet, Wistar cinsi, albino, 4- 6 aylık, yaklaşık 200-300 gr. ağırlığındaki sıçanlar kullanıldı. Retina iskemisi derin anestezi sonrası göz içi basıncı yükseltilerek retinal arterden göze kan akımının engellenmesi ile sağlandı. Göz içi basıncı kornea yoluyla ön kamara girişi ile göze bağlanacak steril serum fizyolojik şişesinin yükseltilmesiyle arttırıldı. Göz içi basıncının yeteri kadar arttığı portatif göz içi basıncı ölçer (Tono-Pen) ile ölçüldü. Hedeflenen göz içi basıncı 90 mmhg'dı. Bu basınç 45 dakika boyunca devam ettirilip daha sonra reperfüzyona izin verildi. Oluşturulacak üç gruptan bir tanesine sadece iskemi uygulandı fakat anti-VEGF ajanı verilmedi. İkinci gruba ise iskemi oluşturulmadan iki gün önce intravitreal yol ile en sık kullanılan anti-VEGF ajan olan bevacizumab 0,05ml(1.25mg) dozunda verildi ve daha sonra iskemi modeli oluşturuldu. Son grup ise kontrol grubu olarak bırakılarak sadece kornea yoluyla ön kamara girişi yapıldı ama göz içi basıncı yükseltilmedi. Bir göze yapılmış olan enjeksiyonun muhtemel sistemik yolla diğer gözü de etkileyebildiği literatürde bahsedildiğinden her sıçanın tek gözü kullanıldı. İntravitreal enjeksiyon limbusun 2mm posterioründen superotemporal kadrandan orta vitreus boşluğuna 30 gaugeluk iğne kullanılarak steril şartlarda uygulandı. Enjeksiyon öncesi pupil dilatasyonu %0.5 tropikamid ve %2.5luk fenilefrin hidroklorid, topikal anestezi propakain HCL, sterilizasyon ise %5'lik povidon iyot konjonktivaya damlatılarak sağlandı.Ötanazi sonrası ise oluşturulmuş 6'şar üyeli 3 grup içinden her grup için ayrı ayrı 6 hayvan histomorfometrik 4 hayvan ise immünohistokimyasal ve histopatolojik incelemeye tabi tutuldu. Histomorfometrik olarak retina ganglion hücre sayısı optik dissektör yöntemi ile sayıldı, immünohistokimyasal olarak ise retina dokusunda hücre apoptozisi ve VEGF düzeyleri bakıldı.BULGULAR: Bevacizumab iskemi reperfüzyon hasarında retina ganglion hücre ölümünü ve apoptozu azalttığı görülmüştür. Bevacizumab büyük bir molekül olsa da koroidde de etkili olduğu ve bu dokudaki VEGF miktarını azalttığı tespit edilmiştir.TARTIŞMA: VEGF nörotrofik bir madde olsa da iskemi-reperfüzyon hasarında anti-VEGF bir molekül olan bevacizumab tedavisi apoptozisi azaltmaktadır.

BevacizumabReperfüzyonReperfüzyon lezyonu+3
Maryo Cenk Kohen
Yeditepe University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İdiyopatik epiretinal membran nedenli takipli hastaların optik koherens tomografi bulgularının değerlendirilmesi

Amaç: İdiyopatik epiretinal membran (iERM) hastalarının Optik Koherens Tomografi (OKT) kesitlerini inceleyerek bazal görme keskinliği (GK) ile OKT parametrelerinin ilişkisini belirlemek, güncel ERM sınıflamasına göre evreler arasında OKT bulgularını ve cerrahi uygulanan hastalarda görsel prognoza etki edebilen OKT parametrelerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: iERM tanılı en az 1 yıllık takibi olan 200 hasta çalışmaya alındı. Tüm hastaların detaylı oftalmolojik bulguları, bazal ve cerrahi sonrası GK'ları kaydedildi. OKT'de elipsoid zon (EZ), interdijitasyon zon (IZ), eksternal limitan membran (ELM) bütünlüğü, foveal bulge görünümü, iç retina katmanlarının disorganizasyonu (DRIL), pamuk topu işareti varlığı, santral foveal, santral retinal ve maksimum retinal kalınlık (SFK, SRK, MRK), iç ve dış retinal kalınlık (İRK, DRK), iç ve dış nükleer kalınlık (İNK, DNK), gangliyon ve iç pleksiform toplam kalınlık (GCL + IPL), fotoreseptör dış segment uzunluğu (FDSU), toplam fotoreseptör uzunluğu (TFU), fotoreseptör deformite indeksi (FDİ), iç retinal tabaka düzensizlik indeksi (İRTDİ) değerlendirildi. Ektopik iç foveal tabaka (EİFT) sınıflamasına göre hastalar 4 evreye ayrıldı, OKT parametrelerinin evrelere göre dağılımı belirlendi. Cerrahi uygulanan hastalarda cerrahi öncesi ve sonrası GK ile OKT parametrelerinin ilişkisi araştırıldı. Bulgular: ELM*, EZ, IZ'nin intakt olması, foveal bulge varlığı**, DRIL ve pamuk topu işareti yokluğu* daha iyi GK ile ilişkiliydi (p<0,001; *p=0,001; **p<0,05). Retinal kalınlık değerlerinden DRK hariç, hepsiyle anlamlı ilişki saptandı (p<0,001). Bazal İRTDİ ve FDSU* ile bazal ve cerrahi sonrası 6*. ve 12*. ay GK arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,001; *p<0,05). GK ile bazal DRK, TFU, FDİ ve FDSU arasında ilişki saptanmadı (p>0,05). EİFT varlığında, daha kötü GK , iç ve dış retinal tabakaların bütünlüğünün ve kalınlığının daha sık etkilendiği bulundu (p<0,001). Sonuç: iERM'de dış retinal tabakaların bütünlüğünün korunması, retinal kalınlıkların az olması, DRIL ve pamuk topu işareti yokluğu daha iyi GK ile ilişkilidir. EİFT evrelemesinde, evre yükseldikçe iç ve dış retinal katmanların etkilenmesi artmakta ve GK düşmektedir. İRTDİ ve FDSU, bazal veya cerrahi sonrası GK tayininde kullanılabilecek OKT parametreleridir. Anahtar Kelimeler: Görme keskinliği, İdiyopatik epiretinal membran, İç retinal tabaka düzensizlik indeksi, Optik koherens tomografi

Görme keskinliğiGöz hastalıklarıRetina+2
Mehmet İçöz
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Coronavirüs (COVID-19) enfeksiyonu geçirmiş hastalarda retinanın optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) bulguları ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı COVID 19 enfeksiyonu geçiren erişkin ve çocuk hastaların optik kohorens tomografi anjiyografi (OKTA) bulgularını aynı demografik özelliklere sahip erişkin ve çocuk sağlıklı gönüllülerin OKTA bulguları ile karşılaştırmaktır. Covid enfeksiyonu geçiren 157 erişkin hastanın sağ gözü, 168 sağlıklı erişkin gönüllünün sağ gözü ve covid enfeksiyonu geçiren 40 çocuk (6-18) hastanın sağ gözü, 44 çocuk (6-18 yaş) sağlıklı gönüllünün sağ gözü çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil olan tüm gruplara göz muayenesi yapıldı ve OKTA çekildi. OKTA bulguları değerlendirildi. Retinal derin kapiller kan akım alanı (RDKKAA) değerleri çocuk covid geçiren grupta (ÇCGG) çocuk sağlıklı kontrol grubuna (ÇSKG) göre anlamlı olarak yüksekti (p=0,001). Derin nazal dansite (DND) , derin inferior dansite (DID) ve derin parafoveal dansite (DPD), ÇCGG'de ÇSKG'ye göre anlamlı derecede düşüktü (p=0,034, p=0,029, p=0,022 sırasıyla). RPKVD dişk içi ölçümleri ise ÇCGG'de ÇSKG'ye göre anlamlı derecede yüksekti(p=0,025). Erişkin covid geçiren grup (ECGG) ile erişkin sağlıklı kontrol (ESKG) grubunun OKTA ölçümleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Bizim çalışmamızda çocuklarda covid geçiren grup ve sağlıklı kontrol grubu arasında OKTA ölçümleri arasında anlamlı farklar saptanmıştır. Covid enfeksiyonu geçiren hastalarda retinal mikrovasküler değişiklikler oluşabilir ve bu hastaların uzun dönem retinal değişiklikler açısından takipleri yapılabilir. Anahtar Kelimeler: Coronavirüs, Optik kohorens tomografi anjiyografi, Foveal avasküler alan, Retina

AnjiyografiCOVID 19Korona virüs enfeksiyonları+2
Gizem Gürbostan Soysal
Gaziantep University
2021
00

Related subjects