Solunum kasları
Bu konu başlığı altında 58 tez
Sağlıklı bireylerde çevresel faktörlerin solunum kas enduransı testi sonuçlarına etkisinin incelenmesi
Çevresel uyarılar kişiyi duygusal ve fiziksel olarak olumlu veya olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu çalışmada, çevresel faktörlerden müziğin, solunum kas endurans testleri sırasında kullanımının etkisi araştırıldı. Çalışmaya yaş ortalaması 24,042,88 yıl olan 24 sağlıklı olgu alındı. Solunum fonksiyon testi, solunum kas kuvveti ölçümü, solunum kas enduransı testleri, artan hızda mekik yürüme testi (AHMYT), Uluslararası Fiziksel Aktivite Düzeyi Sorgulama Anketi uygulandı. Olguların dinlemeyi en çok tercih ettikleri motivasyonel ve yavaş tempolu parçalar, doldurdukları forma göre belirlenip, sabit iş yükü (SİY) ve artan iş yükü (AİY) solunum kas endurans testlerinde sıraları randomize edilerek dinletildi. SİY solunum kas enduransı testinde kişinin maksimum inspiratuar basıncının (MIP) % 60'ı kullanıldı. AİY testinde % 20 MIP ile başlayıp her iki dakikada artışlarla % 100 MIP'e ulaşılan test protokolü kullanıldı. Olguların fiziksel aktivite düzeyleri ile solunum kas enduransı skorları arasında bir ilişkiye rastlanmadı (p>0,05). AHMYT mesafesi ile motivasyonel müzik dinlerken yapılan SİY testi süresi arasında pozitif yönlü orta dereceli bir korelasyon saptandı (r=0,477, p<0,05). SİY ve AİY testinde olgular, motivasyonel ve yavaş tempolu müzik dinledikleri testlerde, müziksiz teste göre anlamlı olarak daha uzun endurans süresine ulaştılar (p<0,05). Motivasyonel müzik kullanılan testlerde olguların solunum frekansı, yavaş tempolu ve müziksiz testlere göre anlamlı oranda daha yüksekti (p<0,05). Sonuç olarak, farklı türlerde müzik kullanımının solunum kas enduransı testinde kalp hızı, solunum frekansı, kan basıncı, yorgunluk, dispne parametrelerini etkileyebildiği, test sırasında müzik varlığının SİY ve AİY solunum kas endurans sürelerini artırabildiği gösterildi. Endurans gerektiren testlerde ve egzersizlerde müzik kullanımı, test sürelerini, kan basıncını, kalp hızı, solunum frekansı, algılanan dispne ve yogunluk düzeyini değiştirebilir. Anahtar Kelimeler: Respiratuar kaslar, müzik, egzersiz toleransı
Erkek basketbolcularda dört haftalık solunum kas antrenmanının performansa etkisi
Bu çalışmanın amacı erkek basketbolcularda dört haftalık solunum kas antrenmanının aerobik ve anaerobik performansa etkisini incelemektir. Çalışmaya toplam 20 basketbolcu (deney:10, yaş:28,10±4,51 yıl; kontrol:10, yaş:18,70±0,95 yıl) katıldı. Deneklerin solunum kas antrenmanı (SKA) öncesi spirometreyle solunum fonksiyonları, respiratuar basınçölçer cihazı ile solunum kas kuvvetleri belirlendi. SKA, POWER breathe Classic (mavi) model ile maksimal inspiratuar basınç (MİP) değerinin % 40'ına eşdeğer olacak şekilde haftalık 1 birim (10 cmH2O) artırım sağlanarak deney grubuna sabah ve akşam günün aynı saatlerinde olmak üzere haftanın 5 günü günde 2 kez tekrarlanmak koşuluyla 4 hafta uygulandı. Her antrenman biriminde sporcu 30 dinamik nefes alıp verme işlemi yaptı ve günde 60 nefes döngüsünü tamamladı. Anaerobik güç parametreleri wingate bisiklet ergometresi ile, aerobik kapasiteleri de Yo-Yo Aralıklı Toparlanma Seviye 1 test protokolüyle hesaplandı. Gruplar arası tüm parametrelerin ön-son testleri arasındaki karşılaştırması için bağımlı T testi (Paired Sample T Testi), ortalama farkın gruplar arasındaki analizi içinde bağımsız T testi (Independent Sample T Test) kullanıldı. SKA sonrası deney grubunda FVC (lt) ve FEF Max'ta ki (lt/sn) değişim istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Diğer solunum fonksiyon değerlerinde yüzdesel artış görülmesine rağmen anlamlı bir sonuç bulunmamıştır (p>0,05). Yüzdesel olarak en fazla artış İC (% 42,22), FEF Max (% 35,26) ve MİP (% 22,33) değerlerinde görülmüştür. Kontrol grubunda sadece SVC ve MİP'te anlamlı değişim görülmüştür (p<0,05). Deney grubunda anaerobik güç göstergelerinden Mininum Power dışında bütün değerlerde anlamlı farklılık belirlenmiştir (p<0,05). Ayrıca Time to Peak'te % 34,03 ve Peak Power da % 5,66 düzeyinde yüzdesel artış meydan gelmiştir. Kontrol grubunda Wingate testi sonrasında tüm parametrelerde anlamlı bir değişim gözlenmemiştir (p>0,05). SKA sonrası deney grubunda VO2maks ortalama değerinde % 14,74 (p<0,008) ve kontrolde ise % 7,50 oranında artış görülmüştür (p<0,006). Sonuç olarak solunum kas antrenmanının; solunum fonksiyonlarını, solunum kas kuvvetini, anaerobik ve aerobik kapasiteyi düzenli antrenman yapanlara göre pozitif yönde etkilediği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Aerobik Kapasite, Anaerobik Güç, Basketbol, Solunum Kas Antrenmanı,
Yüzücülerde core antrenman programının solunum fonksiyonları ve inspiratuar kas kuvveti üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, yüzücülerde core antrenman programının solunum fonksiyonları ve inspiratuar kas kuvveti üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmaya düzenli yüzme antrenmanı yapan 18-22 yaş arası 22 erkek yüzücü gönüllü olarak katılmıştır. Denekler deney (n:11) ve kontrol (n:11) grubu olarak ikiye ayrılmıştır. Deney grubuna 8 hafta boyunca haftada 3 gün core antrenman programı uygulanmıştır. Her iki grup da normal yüzme antrenmanlarına devam etmiştir. Deneklerin core antrenmanı öncesi ve sonrası maksimal inspiratuar kas kuvveti (MIP), vital kapasite (VC), zorlu vital kapasite (FVC), zorlu ekpirasyon volümü (FEV1) ve zorlu ekspirasyon oranı (FEV1/FVC) değerleri ölçülmüştür. Deneklerin solunum fonksiyonları Spirometre ile solunum kas kuvvetleri ise MicroRPM basınç ölçer cihazı kullanılarak belirlenmiştir. Elde edilen veriler SPSS 22.0 programında analiz edilmiştir. Grup içi karşılaştırmada Paired Samples T, grupların karşılaştırılması için Independent Samples T testleri kullanılmıştır. İstatistiksel analiz sonucunda deney grubunun solunum parametreleri ve inspiratuar kas kuvveti değerlerinde istatistiksel olarak anlamlılık bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise deney grubu lehine solunum parametreleri ve inspiratuar kas kuvveti değerlerinde anlamlılık bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak 8 haftalık core antrenman programının yüzücülerde solunum fonksiyonları ve inspiratuar kas kuvvetini olumlu yönde etkilediği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Core antrenman, Solunum fonksiyonları, İnspiratuar kas kuvveti, Yüzme.
Kronik obstrüktif akciğer hastalarına uygulanan progresif kas gevşeme ve derin soluk alıp verme egzersizinin dispne ve yorgunluk semptomları üzerine etkisi
Çalışma, KOAH hastalarına uygulanan progresif kas gevşeme egzersizleri ve derin soluk alıp verme egzersizlerinin, dispne ve yorgunluk semptomları üzerine etkisini incelemek amacıyla, müdahale çalışması olarak yapılmıştır. Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Gögüs Hastalıkları Ana Bilim Dalına bağlı olarak hizmet veren Göğüs hastalıkları takip polikliniğine başvuran, çalışma kriterlerine uygun olan ve GOLD evrelemesine göre KOAH tanısı alan 116 hasta ile tamamlanmıştır. Araştırma verileri; "Hasta Bilgi Formu", "KOAH ve Astım Yorgunluk Ölçeği", "Dispne-12 Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Ayrıca hastaların spirometri testi sonuçları; zorlu vital kapasite (FVC), birinci saniyedeki zorlu ekspiratuvar hacim (FEV1) ve FEV1/FVC değerleri ugulama öncesi ve sonrası değerledirildi. Çalışmanın başlangıcında hastalar yaş gurbu ve GOLD evresine göre randomizasyon yöntemiyle üç gruba ayrıldı. Bunlar: (I) Progresif kas gevşeme egzersizleri grubu (II) Derin soluk alıp verme egzersizleri grubu ve (III) Kontrol grubu'dur. Müdahale gruplarında bulunan her hastaya ilk görüşmede uygulamaları gereken egzersizler hasta ile bire bir yapılarak uygulamalı şekilde hastaya öğretildi. Veriler; Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro Wilk, Tekrarlı Ölçümler Varyans Analizi, Ki-kare testi ile incelendi. Çalışmanın sonunda; KOAH hastalarının "orta/şiddetli" düzeyde dispne ve yorgunluk yaşadığı, progresif kas gevşeme ve derin soluk alıp verme egzersizleri uygulamaları sonucu müdahale grubundaki bireylerin yorgunluk düzeyi ve dispne şiddetinin azaldığı, FEV1 ve FEV1/FVC değerlerinin arttığı yönünde istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Anahtar kelimeler: kronik obstrüktif akciğer hastalığı, progresif kas gevşeme egzersizleri, derin soluk alıp verme egzersizleri, dispne, yorgunluk.
Obstrüktif uyku apne sendromu olan hastalara uygulanan solunum egzersizinin gündüz uykululuğa ve yorgunluğa etkisi
Bu araştırma obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS) tanısı alan hastalara uygulanan solunum egzersizinin gündüz uykululuğa ve yorgunluğa etkisini incelemek amacıyla randomize, kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Araştırma 22 Ocak-26 Mayıs 2021 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin göğüs hastalıkları polikliniğine başvuran OUAS tanısı almış hastalarla yapıldı. Çalışmanın evrenini ilgili polikliniğe başvuran OUAS tanısı almış tüm hastalar, örneklemini ise dahil edilme kriterlerini taşıyan hastalar oluşturdu. Araştırma öncesi etik kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Çalışmaya alınan hastalar bir program yardımıyla müdahale (n=30) ve kontrol (n=30) grubuna ayrıldı. Müdahale grubundaki hastalara yüzyüze görüşme tekniği ile diyafragmatik ve büzük dudak solunumunu içeren solunum egzersizleri öğretilerek ilk uygulama yapıldı. Daha sonra bu gruptaki hastalara araştırmacı tarafından online görüşme yöntemi ile, her bir seans her sabah/akşam, 10-15 dakika ve toplamda 20-30 dakika olacak şekilde solunum egzersizleri sekiz hafta boyunca uygulandı. Veriler, Soru Formu, Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ) ve Piper Yorgunluk Ölçeği (PYÖ) ile toplandı. EUÖ, 0-3 şeklinde puanlanmakta ve yüksek puan gündüz uykululuğunu göstermektedir. Dört alt boyuttan oluşan PYÖ'de ise ölçekten alınan toplam puan 0-10 arasında değişmekte ve puan arttıkça yorgunluk düzeyi de artmaktadır. Soru formu, EUÖ ve PYÖ çalışmanın başında, EUÖ ve PYÖ ise dördüncü ve sekizinci haftanın sonunda her iki gruba tekrar uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde Ki-kare, Student t ve Mann Whitney U, Paired Sample t ve ANOVA testleri kullanıldı. Müdahale grubunda yer alan hastaların uygulama öncesi 6.15±1.65 olan PYÖ toplam puan ortalamasının, dördüncü haftada 5.66±1.92, sekizinci haftada 5.34±1.94'e düştüğü, kontrol grubunda ise uygulama öncesi 5.59±1.76 olan PYÖ toplam puan ortalamasının dördüncü haftada 5.72±1.81, sekizinci haftada 5.77±1.81'e yükseldiği belirlendi. Müdahale grubundakilerin EUÖ puan ortalamasının başlangıçta 12.13±4.34, dördüncü haftada 9.83±4.7 ve sekizinci haftada 9.13±4.71'e düştüğü, kontrol grubunda ise başlangıçta 10.37±2.77 olan EUÖ puan ortalamasının, dördüncü haftada 10.4±2.79, sekizinci haftada 10.5±2.85'e yükseldiği tespit edildi. Uygulanan solunum egzersizinin grup-zaman etkileşiminin de anlamlı olduğu ve bu durumun müdahale grubundan kaynaklandığı sonucuna varıldı. Bu doğrultuda OUAS hastalarına uygulanan solunum egzersizinin primer tedavi ile birlikte uygulanabileceği düşünülmektedir.
Solunum kas ısınmasının patlayıcı güç ve esneklik performansına akut etkisi
Bu çalışmanın amacı solunum kas ısınmasının patlayıcı güç ve esneklik performansına akut etkisini incelemektir. Çalışmaya 18 sedanter erkek denek (n:18, yaş: 22,44±1,71) gönüllü olarak katılmıştır. Denekler randomize olarak kontrol, plasebo ve deney grubuna ayrıldı. Deneklere 2×30 nefes şeklinde ve setler arasında 1 dakikalık dinlenme verilerek maksimal inspiratuar basınç (MIP) değerinin %5 şiddetinde plasebo ve %40 şiddetinde solunum kas ısınma egzersizi uygulanarak akut-kalça hamstring, boyun gövde, omuz esneklikleri ve patlayıcı güçleri ölçüldü. Solunum kası ısınması için POWER®breathe, UK marka solunum kası antrenman cihazı kullanıldı. Patlayıcı güç için dikey sıçrama testi kullanıldı. Verilerin istatiksel analizi için SPSS paket programı kullanıldı. Normallik sınaması için Shapiro-Wilk testi uygulandı. Uygulamalar arasındaki farklılığın analizi için tekrarlı ölçümlerde tek yönlü varyans analizi yapıldı. Elde edilen sonuçlara göre patlayıcı güç ve otur-uzan, boyun-gövde esneklik ortalamalarında uygulamalar arası istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi (p<0.05). Tespit edilen anlamlı farklılıkların kontrol ve deney grubu uygulaması arasında deney grubu lehine olduğu tespit edildi. Omuz esneklik ortalamalarında ise uygulamalar arası istatistiksel olarak anlamlılık bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak, sedanterlere uygulanan solunum kas ısınmasının patlayıcı güç ve esneklik değerlerini pozitif yönde etkilediği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Solunum, Patlayıcı Güç, Esneklik, Isınma.
İnspiratuar kas ısınma protokolünün basketbol temel becerilerine akut etkisi
Bu çalışmanın amacı inspiratuar kas ısınma protokolünün basketbol temel becerilerine akut etkilerinin incelenmesidir. Bu amaçla 18-25 yaş aralığındaki basketbolcu 10 denek çalışmada gönüllü olarak yer almıştır. Deneklere farklı günlerde randomize olarak kontrol, inspiratuar kas ısınma protokolü (IMW), plasebo inspiratuar kas ısınma protokolü (IMWp) ve genel ısınma protokolü (GW) uygulamaları ardından Johnson basketbol beceri testi ve AAHPERD basketbol hızlı şut testi uygulamaları yaptırılmıştır. Kontrol uygulamasında deneklere herhangi bir ısınma protokolü yaptırılmadan basketbol beceri testleri uygulanmış olup IMW uygulamasında %40 maksimal inspiratuar basınç şiddetinde 2 tekrarlı 30 nefesten oluşan solunum kası ısınması yaptırılmıştır. IMWp uygulamasında ise maksimal inspiratuar basıncın %5'i şiddetinde 2 kez 30 nefeslik solunum kası ısınması yaptırılmıştır. İnspiratuar kas ısınma protokolü uygulanırken Powerbreathe marka inspiratuar antrenman cihazı kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22.0 programında analiz edilmiştir. Uygulamalar arasındaki farkın belirlenmesi için tekrarlı ölçümlerde tek yönlü varyans analizi ve LSD testleri uygulanmıştır. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda IMW ve GW uygulamalarında kontrol ve plasebo uygulamalarına göre anlamlı düzeyde IMW ve GW uygulamaları lehine farklılık görülmüştür (p<0.05). Sonuç olarak inspiratuar kas ısınma protokolünün basketbol temel becerilerini olumlu yönde etkilediğini söyleyebiliriz.
Kistik fibrozisli çocuklarda inspiratuar kas eğitiminin postüral stabilite, denge, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi
Kistik fibrozis (KF), salgı bezlerinin yoğun olarak bulunduğu, başta akciğerler olmak üzere pankreas, karaciğer, gastrointestinal sistem ve üreme sistemi gibi birçok organ ve sistemi etkileyebilen genetik bir hastalıktır. Akciğer kaynaklı problemler bu hastalarda en önemli morbidite ve mortalite nedenidir. Tedavi kılavuzlarında havayolu temizliğini geliştirmeye yönelik fizyoterapi yaklaşımlarının bu hastaların rutin tedavisinde yer alması gerektiği belirtilmektedir. Ancak, çeşitli kardiyopulmoner hastalıklarda yaygın olarak kullanılan inspiratuar kas eğitiminin (IMT) KF'li hastalarda kullanımına dair literatür tartışmalıdır. Ayrıca, kronik akciğer hastalıklarında akciğer dışı bir semptom olarak postural stabilite ve dengenin etkilenimi üzerine yapılan çalışmaların sayısı giderek artmaktadır ve respiratuar ve periferik kas güçsüzlüğü, istirahat solunum yükünün artması ve hiperinflasyon gibi nedenlerle hastalarda postural stabilitenin etkilenebileceği bildirilmektedir. Ancak, KF'li hastalarda postural stabilitenin etkilenimini ve ilişkili olan mekanizmaları araştıran çalışmaların sayısı oldukça azdır. Bu çalışma ile KF'li hastalarda postural stabilite ve denge ile ilişkili olan faktörleri analiz etmek ve kapsamlı bir göğüs fizyoterapisi programına ek olarak verilen IMT'nin postural stabilite, denge, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerindeki etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında yaşları 8-18 yıl aralığında olan KF tanısı almış 32 çocuk hasta randomize şekilde deney ve kontrol gruplarına ayrıldı. Tüm hastalara vücut kompozisyonu analizi, solunum fonksiyon testi (SFT), respiratuar ve periferik kas gücü ölçümü, 6 dk yürüme testi (6DYT) ve Biodex Balance System® cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duysal entegrasyonu testleri uygulandı. Kontrol grubuna 8 hafta boyunca, haftanın her günü, günde 2 kez uygulanmak üzere torakal ekspansiyon egzersizleri, insentif spirometre ve osilatuar pozitif basınçlı cihazlar ile egzersizler, postural drenaj, öksürüğü geliştirme teknikleri ve fiziksel aktivite önerilerini içeren kapsamlı bir göğüs fizyoterapi programı verildi. Deney grubuna ise kapsamlı göğüs fizyoterapi programına ek olarak günde 2 kez 15'er dk uygulanmak üzere Threshold IMT® cihazı ile maksimum inspiratuar basıncın (MIP) %30'u şiddette IMT verildi. Sekiz haftanın sonunda değerlendirmeler tekrarlandı. Veri analizi için SPSS v.20 programı kullanıldı. Solunum parametreleri arasından dengenin bağımsız belirleyicilerinin tespit edilebilmesi için 32 olgu üzerinde lineer regresyon analizi uygulandı. Verilerin dağılım özelliklerine göre de grup içi karşılaştırmalarda Paired Sample T-test ya da Wilcoxon testi; gruplar arası karşılaştırmalarda ise Independent Samples T-test ya da Mann Whitney U testi kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Regresyon analizi sonucunda maksimum ekspiratuar basınç (MEP) değerinin stabilite limitleri testinin ortalama skorunun bağımsız belirleyicisi olduğu saptandı. MEP değeri yüksek olanların stabilite limitleri testi ortalama skoru da yüksekti (R=0,514; R2=0,264; p=0,003). Sekiz haftalık tedavi sonrasında ise her 2 grupta da zorlu vital kapasite, zorlu ekspiratuar volüm 1. saniye, tepe ekspiratuar akım hızı, MIP, MEP, 6DYT mesafesi, M. Quadriceps kuvveti ve stabilite limitleri testinin ortalama skorunda anlamlı gelişmeler elde edildi (p<0,01). Deney grubunda, kontrol grubuna kıyasla MIP değerinde meydana gelen artış daha yüksekti (p<0,001); SFT, MEP değeri, fonksiyonel kapasite ve stabilite limitleri testi ortalama skorunda elde edilen gelişmeler açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda, KF'li çocuklarda abdominal kas kuvvetini yansıtan 'MEP' değerinin 'dinamik denge'yi değerlendiren bir test olan 'Stabilite Limitleri' testi ortalama skorunun bağımsız belirleyicisi olduğu saptandı ve tedavi ile MEP değerinde meydana gelen gelişme, hastaların dinamik denge skorlarına da yansıdı. Literatürde hem sağlıklı hem de kronik akciğer hastalıklarına sahip popülasyonlarda abdominal kas kuvvetinin dinamik dengeyi sağlayabilme yeteneği ile yakından ilişkili olduğu bildirilmektedir. Çalışmamızın sonuçlarına göre KF'li çocuklar için de benzer bir ilişkinin mevcut olabileceği düşünülebilir. Literatür ve çalışmamızın sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, IMT'nin belirgin solunum kas güçsüzlüğü olan KF'li hastalara selektif şekilde uygulanabileceği ancak tüm KF'li hastalarda rutin olarak uygulanmasını destekleyen yeterli kanıtın mevcut olmadığı sonucuna varıldı. Ayrıca, çalışmamızda kapsamlı bir göğüs fizyoterapi programı ile havayolu temizliğini geliştirmenin ötesinde solunum fonksiyonu, solunum kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite de gelişmeler sağlanmış olması, literatür ile uyumlu şekilde göğüs fizyoterapisinin KF'li hastaların rutin tedavisine dahil edilmesinin önemini vurgulamaktadır.
Adölesan idiyopatik skolyozlu çocuklarda core stabilizasyon eğitiminin solunum parametreleri, periferik kas gücü, denge , fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Vertebraların frontal düzlemde 10° ve üzerindeki lateral fleksiyonu ile birlikte, aksiyal düzlemdeki rotasyon ve sagital düzlemdeki fizyolojik eğrideki düzleşme bileşenlerini içeren üç boyutlu deformitesi skolyoz olarak tanımlanmaktadır. Yapısal skolyozun %80'ini idiyopatik skolyoz oluşturur. Adölesan İdiyopatik Skolyoz (AIS) ise, puberte başlangıcından (10 yaş üzeri) büyüme plakları kapanana kadar olan dönemde ortaya çıkan idiyopatik skolyozun bir çeşitidir. AIS tedavisinde konservatif ve cerrahi tedavi seçenekleri bildirilmiştir. Konservatif tedavi gözlem, egzersiz ve ortez seçeneklerini içermektedir. AIS'de konservatif tedavinin primer amacı, eğrinin ilerlemesini önleyerek, sırt ağrısı, solunum problemleri, denge problemleri ve kozmetik deformasyonlar da dahil olmak üzere sekonder hasarları düzeltmek ve yaşam kalitesini iyileştirmektir. Konservatif tedavide özel egzersiz yöntemleri kullanılmaktadır. Core Stabilizasyon egzersizleri de bu yöntemlerden biridir. Bu çalışma ile AIS'li hastalarda Core Stabilizasyon eğitiminin solunum parametreleri, periferik kas gücü, denge, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında yaşları 10-20 yıl aralığında olan AIS tanısı almış 30 çocuk hasta randomize şekilde deney ve kontrol gruplarına ayrıldı. Tüm hastalara solunum fonksiyon testi (SFT), respiratuar ve periferik kas gücü ölçümü, 6 dk yürüme testi (6 DYT) ve Biodex Balance System® cihazı ile postural stabilite ve stabilite limitleri testleri uygulandı. Deney ve kontrol gruplarına verilen egzersizler 8 hafta boyunca haftanın 6 günü evde, 1 günü fizyoterapist gözetiminde uygulandı. Kontrol grubuna geleneksel skolyoz egzersizleri, eğitim grubuna ise geleneksel skolyoz egzersizlerine ek olarak Core Stabilizasyon egzersizlerini içeren egzersiz programı verildi. Sekiz haftanın sonunda değerlendirmeler tekrarlandı. Veri analizi için SPSS Statistics 21.0 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Sekiz haftanın sonunda tedavi öncesine göre eğitim grubunda gövde rotasyon açısında,öne ve yana eğilme açılarında, solunum fonksiyon testi parametrelerinden %FVC ve %FEV1 değerlerinde, solunum kas kuvveti değerlerinde (MIP,MEP), denge testindeki stabilite limitlerindeki bazı parametrelerde, el kavrama ve quadriceps kas kuvvetinde, fonksiyonel kapasitede, kozmetik deformite algı skorunda, yaşam kalitesinin bazı parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişme görüldü. Kontrol grubunda ise tedavi sonrasında tedavi öncesine göre öne ve yana eğilme açılarında, MIP değerinde, denge testindeki stabilite limitlerindeki bazı parametrelerde, quadriceps kas kuvvetinde, fonksiyonel kapasitede ve yaşam kalitesinin bazı alt parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişme bulundu. Eğitim ve kontrol grubu karşılaştırıldığında bazı solunum parametrelerinde ve kozmetik deformite algısında eğitim grubunda daha fazla gelişme saptandı. Literatür ve çalışmamızın sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, Core Stabilizasyon egzersizlerinin AIS'li hatalara uygulanabileceği ve rutin fizyoterapi programınına eklenebileceği sonucuna varıldı. anahtar kelimeler:adölesan idiyopatik skolyoz, core stabilizasyon egzersizleri, solunum fonksiyon testi, solunum kas kuvveti, periferik kas kuvveti, kozmetik deformite algısı, yaşam kalitesi
Parkinson hastalarında solunum kas eğitimi: Postüral stabilite ve denge, mobilite, günlük yaşam aktiviteleri, yaşam kalitesi, solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvveti arasındaki ilişkinin araştırılması
Parkinson hastalığı (PH), Alzheimer hastalığını takiben en sık görülen ikinci nörodejeneratif hastalıktır. Etiyolojisi hala net olarak bilinmese de bireyin genetik ve çevresel etmenlere bağlı olarak hastalık riski taşıyabileceği, beynin ilgili bölgelerinde ilerleyici nöron dejenerasyonu neticesinde oluşabileceği düşünülen bir hastalıktır. Substansia nigrada yoğunlaşmış halde bulunan dopamin hücrelerinin üretilemez hale gelmesiyle birlikte görülen motor belirtiler ve bunlara ek olarak non-motor belirtiler de görülmektedir. En yaygın motor belirtiler; tremor, rijidite, akinezi ve postüral instabilitedir. Ayrıca mortalite ve morbiditelerin gelişmesine yol açabilecek solunumsal problemler de görülmektedir. Literatüre bakıldığında PH'lı kişilerde yapılan çalışmalarda, denge çalışmaları ön plandadır. Nörodejeneratif hastalıklarda yapılan solunum kas eğitimi çalışmalarının hem nitelik hem de nicelik olarak yetersiz düzeyde olduğu görülmektedir. PH'da solunum kas eğitimi (SKE)'nin denge üzerine etkisini inceleyen çalışmaya da rastlanmadı. Bu çalışma ile PH'lı hastalarda dengeyle ilişki olan parametreleri incelemek ve denge eğitimine ek olarak verilen SKE'nin postüral stabilite, denge, mobilite, solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kaliteleri üzerine etkisini araştırmak amaçlandı. Çalışma kapsamında kriterlere uygun, Modifiye Hoehn & Yahr'a (MHY) göre evre 1-3 arasında, 60 ile 85 yaş aralığında 30 PH'lı hasta randomize edilerek deney ve kontrol gruplarına ayrıldı. Tüm hastalara, solunum fonksiyon testi (SFT), solunum kas gücü ölçümü, Biodex Balance System® cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri testleri uygulandı. Tüm hastaların günlük yaşam aktiviteleri; mobilite; yaşam kalitesi ve hastalık dereceleri sırasıyla barthel indeksi (Bİ); rivermead mobilite indeksi (RMİ); Nottingham sağlık profili (NSP) ve birleşik parkinson hastalık derecelendirme ölçeği (BPHDÖ) ile değerlendirildi. Kontrol grubuna, 8 hafta süre ile, haftada 1 gün gözetimli 2 gün ev egzersizi olmak üzere toplam 3 seans denge eğitimi verildi. Deney grubuna ise denge eğitimine ek SKE; günde 2 kez 15'şer dakika olmak zere Threshold IMT® cihazı ile inspiratuar kas eğitimi (İKE) şeklinde verildi. Cihaz, ağız içi basınç aletiyle ölçülen maksimum inspiratuar basıncın (MIP) %30'u şiddetine ayarlandı. Öğrenmenin etkisini kaldırma adına kontrol grubuna da her hafta ağız içi basınç ölçümü yapıldı. Tüm ölçümler 8 haftanın sonunda tekrar yapıldı. Veri analizi için SPSS v.20 programı kullanıldı. Dengenin bağımsız belirleyicilerinin tespit edilebilmesi için lineer regresyon analizi yapıldı. Verilerin dağılım özelliklerine göre de grup içi karşılaştırmalarda Paired Sample T-test ya da Wilcoxon testi; gruplar arası karşılaştırmalarda ise Independent Samples T-test ya da Mann Whitney U testi kullanıldı. Değerler arasındaki ilişkiye ise Pearson ya da Spearman korelasyon analiz yöntemiyle bakıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Yapılan regresyon analizi sonucunda, BPHDÖ, Bİ ve RMİ değerlerinin ise sırasıyla % 33 (p:0,001), %22 (p:0,008) ve % 21'lik (p:0,010) varyans değerleriyle postüral stabilitenin bağımsız belirleyicileri olduğu görüldü. NSP, MIP, maksimum ekspiratuar basınç (MEP), PEF, tanı süresi ve beden kitle indeksi (BKİ) değerlerinin herhangi bir postüral stabilite ve denge skorunun bağımsız belirleyici olmadığı görüldü (p>0.05). Sekiz haftalık tedavi sonrasında her iki grupta da MEP ve postüral stabilite değerlerinde anlamlı gelişme görüldü (p<0.05). Stabilite limitleri ve MIP değerlerinde ise yalnızca deney grubunda anlamlı gelişme görüldü (p<0.05). Her iki grupta da MEP, zorlu vital kapasite (FVC), zorlu ekspiratuar volüm 1. saniye (FEV1) değerlerinde meydana gelen değişimler ele alındığında gruplar arasında anlamlı farklılık yoktu (p>0.05). MIP ve PEF değerlerinde meydana gelen değişimlere bakıldığında ise deney grubunda meydana gelen değer artışı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde daha yüksekti (p<0.05). Her iki grupta da tedavi öncesine kıyasla RMI, BI ve NSP değerlerinde anlamlı bir artış görülmedi (p>0.05). BPHDÖ skorlarında ise her iki grupta da tedavi öncesine kıyasla anlamlı gelişme vardı (p<0.05). BPHDÖ, RMİ, Bİ ve NSP skorlarında gruplar arasında anlamlı bir farklılık yoktu (p>0.05). Tedavi öncesi tüm olgular üzerinden yapılan korelasyon analizinde postüral stabilite değerinin HY, BPHDÖ, RMİ ve Bİ ölçek skorları ile anlamlı ilişkisi saptanmıştır (p<0.05). MIP değerinin MHY ve BPHDÖ değerleriyle anlamlı ilişkisi vardı (p<0.05). BPHDÖ'nün RMİ ve MHY ile; RMİ'nin de BI ve NSP skorları ile anlamlı ilişkisi vardı (p<0.05). Literatürde SKE ve dengenin ayrı ayrı PH'lı hastalarda etkili olduğu gösterilmiştir. Çalışmamız ile literature paralel bir şekilde bu iki eğitimden de verim alındığı görüldü. Fakat denge eğitimine ek verilen SKE'nin yalnızca denge eğitimine oranla dengeyi ve solunum kas kuvvetini artırmada daha etkili olduğu sonucuna ulaşıldı. Hastalarda, tek başına medikal tedavi yeterli olmadığı için semptomları azaltma ve yaşam kalitesini arttırma adına rutin olarak verilen denge eğitimlerinin yanında mutlaka solunum eğitimlerinin de verilmesi gerekliliği görülmüştür.
Bariatrik cerrahi geçiren hastalarda postoperatif inspiratuar kas eğitimi ve dirençli egzersiz eğitiminin fonksiyonel kapasite, solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti ve enduransı üzerine etkisi
Bu çalışmada obezite tedavisinde büyük bir rol oynayan egzersizin, bariatrik cerrahi sonrasında da solunum fonksiyonları, solunum kas gücü, solunum kas enduransı, 8 major kas grubunun kas gücü, periferik kas gücü, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi gibi parametrelere olan etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 30 hasta; Grup 1, Grup 2 ve Grup 3 (kontrol grubu) olmak üzere 3 gruba randomize edildi ve her grupta 10'ar hasta yer aldı. Grup 1'deki hastalara 8 hafta boyunca, 8 majör kas grubuna yönelik dirençli egzersizler verildi. Her hastaya uygun ağırlık, 'De Lorme Watkins' yönteminden yararlanılarak belirlendi. Dirençli egzersizler her hafta 3 seans birimimizde 1 saat boyunca fizyoterapist tarafından gözetimli olarak gerçekleştirildi. Hastalardan, seansa gelmedikleri günlerde de haftalık toplam 150 dakika olacak şekilde yürüyüş yapmaları istendi. Grup 2'deki hastalara ise dirençli egzersizlere ek olarak 8 hafta boyunca, haftanın 3 günü fizyoterapist gözetiminde, haftanın 2 günü ev egzersizi olacak şekilde toplam 5 gün boyunca günde 20 dk uygulanmak üzere Threshold IMT® (PhilipsRespironics, Birleşik Krallık) cihazı ile inspiratuar kas eğitimi verildi. Başlangıç eğitim şiddeti, hastanın ilk değerlendirmesinde ölçülen MIP değerinin %30'u olarak ayarlandı. Her hafta, hasta gözetimli dirençli egzersizlerini gerçekleştirmek için birimimize geldiğinde MİP değeri tekrardan ölçüldü ve eğitim şiddeti ölçülen MİP değerinin %30'u olarak ayarlandı. Hastalardan, seansa gelmedikleri günlerde de haftalık toplam 150 dakika olacak şekilde yürüyüş yapmaları istendi. Grup 3'deki (Kontrol) hastalar, 8 hafta boyunca haftada toplam 150 dakika olacak şekilde yürüyüş yaptı. Sonuç olarak; bariatrik cerrahi sonrası uygulanan dirençli egzersiz ve IMT + dirençli egzersizlerin solunum parametreleri, dinamik ve statik kas gücü, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine olumlu etkilerinin olduğunu gözlemledik. Çalışmamızın bulguları doğrultusunda bariatrik cerrahi sonrası hastaların fizyoterapi ve rehabilitasyonu açısından daha etkili sonuçları olduğu için öncelikli olarak IMT + dirençli egzersizleri, daha sonra da dirençli egzersizlerin oldukça etkin bir yöntem xiv olduğunu kullanımının yaygınlaştırılmasının bu hasta grubunda yararlı olacağını bildirmek isteriz. Anahtar kelimeler: bariatrik cerrahi, dirençli egzersizler, inspiratuar kas eğitimi, solunum fonksiyon testi, solunum kas kuvveti, solunum kas enduransı, periferik kas kuvveti.
İşitme engelli çocuklarda core (gövde) stabilizasyon egzersizlerinin solunum kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve postural kontrol üzerine etkisi
İşitme engelli (İE) çocuklarda yapılan çalışmalar; bu çocuklarda motor gelişimde gecikmeler, hareketlerin koordinasyonunda azalma, hipotoni, yaşıtlarına göre düşük kardiyorespiratuar seviye ve düşük musküler endurans gibi bir takım sorunlardan bahsetmektedir. Literatür incelendiğinde İE çocuklarda solunum fonksiyonlarının ve postural kontrolün değerlendirildiği çalışmalar ile karşılaşmaktayız. Ancak bu çocuklarda solunum kas kuvvetini değerlendiren çalışmaya rastlanmamıştır. Ayrıca bu çocuklarda tek başına uygulanan core (gövde) stabilizasyon egzersizlerinin solunum kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve postural kontrol üzerine etkileri araştırılmamıştır. Bu nedenle core stabilizasyon eğitimin İE çocuklarda solunum kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve postural kontrol üzerine etkilerini araştırmak amacıyla bu çalışmayı planladık. Çalışma kapsamında yaşları 9-15 yaş aralığında olan prelingual sensörinöral işitme kaybı tanısı almış 30 İE çocuk randomize şekilde çalışma ve kontrol gruplarına ayrıldı. Tüm olgulara solunum fonksiyon testi (SFT), solunum kas kuvveti ölçümü, "Biodex Balance System® (BBS)" cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duyusal entegrasyonu testleri ve Denge Hata Puanlama Sistemi (DHPS) uygulandı. Kontrol grubuna herhangi bir eğitim verilmezken, çalışma grubuna birinci seviyede; stabil bir yüzeyde yapılan statik kontraksiyon eğitimi, ikinci seviyede; stabil bir yüzeyde yapılan dinamik eğitim, üçüncü seviyede; stabil olmayan bir yüzeyde yapılan dinamik ve dirençli eğitimden oluşan core (gövde) stabilizasyon eğitim protokolü uygulandı. Sekiz haftanın sonunda değerlendirmeler tekrarlandı. Veri analizi için SPSS v.20 programı kullanıldı. Niteliksel değişkenlerin analizi χ2-testi ile yorumlandı. Niceliksel verilerin dağılım özelliklerine göre grup içi karşılaştırmalarda Paired Sample T-test ya da Wilcoxon testi; gruplar arası karşılaştırmalarda ise Independent Samples T-test ya da Mann Whitney U testi kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Sekiz haftalık eğitim sonrasında çalışma grubunda zorlu vital kapasitede (FVC) ve tepe ekspiratuar akım hızında (PEF), maksimum inspiratuar basınçta (MIP), maksimum ekspiratuar basınçta (MEP), BBS'nin postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm parametrelerinde anlamlı gelişmeler elde edildi (p<0,05). DHPS'nin düz zemin 'çift bacak', 'tek bacak', 'tandem' duruş ve köpük zemin 'çift bacak' ve 'tandem' duruş parametrelerinde anlamlı iyileşmeler sağlandı (p<0,05). Hiçbir eğitim verilmeyen kontrol grubunda ise solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, BBS ve DHPS'de ilk ölçüm ve son ölçüm arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Testlerin gruplar arası karşılaştırmasında ise solunum fonksiyonlarına ait parametrelerde gruplar arasında anlamlı fark görülmezken, solunum kas kuvveti ölçümünde MEP değerinde çalışma grubu lehine anlamlı fark bulundu (p<0,01). BBS'nin gruplar arası karşılaştırmasında postural stabilite testinin; 'genel' ve 'anterior/posterior', stabilite limitleri testinin; 'genel', 'sola', 'geriye/sola' ve 'geriye/sağa' parametrelerinde, dengenin duyusal entegrasyonu testinin; 'gözler açık/kapalı düz zemin', 'gözler kapalı köpük zemin' ve 'kompozit skor' parametrelerinde çalışma grubu lehine anlamlı artış saptandı (p<0,05). DHPS'nin gruplar arası karşılaştırmasında ise 'genel toplam skor'da çalışma grubu lehine anlamlı fark gözlendi (p<0,01). Literatürde sağlıklı ve hasta popülasyonlarında core stabilizasyon eğitiminin, solunum kas kuvveti ve solunum fonksiyonlarına ve postural kontrol üzerine olumlu etkisi olduğu bildirilmektedir. Çalışmamızın sonuçlarına göre, İE çocuklar için de benzer olumlu etkilerin olabileceği, core stabilizasyon egzersizlerinin ileri ve çok ileri derecede işitme kaybı olan çocuklarda solunum kas kuvvetini, solunum fonksiyonlarını ve postural kontrolü iyileştirdiği gözlenmiştir. Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçların ışığında, bu çocukların rehabilitasyon programlarına core stabilizasyon egzersizlerini kapsayan bir eğitimin dahil edilmesi yararlı olacaktır.
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) olan hastalarda yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin solunum, denge ve kognitif fonksiyonlar, solunum ve periferik kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH); tüm dünyada yüksek mortalite ve morbiditenin başlıca nedenlerinden biri olan; ilerleyici ve geri dönüşümsüz hava akımı kısıtlanması ile karakterize yaygın, tedavi edilebilir ve önlenebilir ve solunum sistemi etkilenimi dışında sistemik etkilere de sahip bir hastalıktır. Hastalarda artan solunum iş yükü ve azalan solunum fonksiyonları, solunum ve periferik kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite egzersiz intolerasına neden olan önemli faktörlerdir. Ayrıca; KOAH'lı hastalarda görülen akciğer dışı diğer problemler dengenin ve kognitif fonksiyonların etkilenmesidir. Kılavuzlarda; hastalığın yönetimi için multidisipliner pulmoner rehabilitasyon (PR) programlarının önemi vurgulanmaktadır ve bireyselleştirilmiş egzersiz eğitimi bu programların temel bir bileşenidir. Literatürde; KOAH'lı hastalarda geleneksel egzersiz eğitim programlarının yararlı etkilerini gösteren birçok çalışma bulunmasına rağmen hastaların bu programlara katılım ve devamlılık oranlarının düşük olduğu bildirilmektedir. Hastaların egzersiz programına uyumunu ve motivasyonunu artırmak için alternatif ve yenilikçi bir yaklaşım olan yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin potansiyel yararları literatürde gösterilmiş olmasına rağmen KOAH'lı hastalarda egzersiz eğitim yöntemi olarak yaratıcı dansın kullanıldığı herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle; yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin solunum, denge ve kognitif fonksiyonlar, solunum ve periferik kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite üzerine etkilerini araştırmak amacıyla bu çalışmayı planladık. Çalışmamıza, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı'nda KOAH tanısı ile takip edilen, dahil edilme kriterlerine uyan ve gönüllülük esası ile çalışmaya katılmayı kabul eden 24 hasta dahil edildi. Hastalar deney ve kontrol olarak iki gruba randomize edildi. Tüm hastaların vücut kompozisyonu, solunum fonksiyon testi , "Modifiye Medical Research Council" Dispne Skalası, KOAH Değerlendirme Testi (CAT), BODE indeksi, "Biodex Balance System®" (BBS) cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duyusal entegrasyonu testleri, Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MoCA), solunum kas kuvveti, altı dakika yürüme testi (6DYT) ve periferik kas gücü ölçümleri yapıldı. Deney ve kontrol grubundaki tüm hastalara 8 hafta boyunca, haftada 5 gün, günde 2 kere olacak şekilde diyafragmatik, göğüs ve bilateral segmental solunum egzersizleri, insentif spirometre (Triflo®), solunum kontrolü, gevşeme pozisyonları ve etkili öksürük tekniklerinin öğretildiği ve fiziksel aktivite önerilerini içeren ev temelli göğüs fizyoterapisi programı verildi. Deney grubundaki hastalara bu programa ek olarak Pulmoner Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Laboratuvarı'mızda gözetimli olarak 8 hafta, haftada 2 gün yaratıcı dans eğitmenlik eğitimi alan fizyoterapist eşliğinde yaratıcı dans temelli egzersiz eğitim programı uygulandı. Tüm değerlendirmeler sekiz haftanın sonunda tekrar edildi. Veri analizi için SPSS v.26 programı kullanıldı. Shapiro-Wilk testi verilerin normal dağılım gösterip göstermediğini analiz etmek için kullanıldı. χ2-testi ile niteliksel değişkenlerin analizi yorumlandı. Normal dağılım gösteren sayısal verilerde grup içi karşılaştırmalarda: Paired Sample T-test, gruplar arası karşılaştırmalarda Independent Samples T-test kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen veya ordinal verilerde grup içi karşılaştırmalarda Wilcoxon testi; gruplar arası karşılaştırmalarda Mann Whitney U testi kullanıldı. Tüm analizler için istatistiksel olarak anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Sekiz haftalık eğitim sonrasında deney grubunda; CAT, BODE indeks ve MoCA skorlarında, solunum fonksiyon testinin tüm hem ölçülen değerlerinde hem de beklenen değerlerin yüzdesinde, maksimum inspiratuar ve ekspiratuar basınç (MIP-MEP) ölçümlerinde, sağ ve sol taraf M. Quadriceps ve M. Biceps kas kuvvetinde ve dominant ve non-dominant taraf kavrama kuvvetinde, 6DYT mesafesinde, BBS'nin postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişme elde edildi. Kontrol grubunda ise; CAT, BODE indeks ve MoCA skorlarında, MIP ve MEP ölçümlerinde, 6DYT mesafesinde, BBS cihazının postüral stabilite testinin sadece "medial/lateral" değerinde ve stabilite limitleri testinin sadece "geriye/sola" değerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişme elde edildi. Testlerin gruplar arası karşılaştırmalarında; deney grubunda CAT ve MoCA test skorunda, solunum fonksiyonunun değerlendirildiği tüm parametrelerde, MEP değerinde, periferik kas kuvvetinin değerlendirildiği tüm parametrelerde, 6DYT mesafesinde, BBS cihazının postüral stabilite ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm parametrelerinde, stabilite limitleri testinin ise sağa, öne/sola ve geriye/sola değerleri dışındaki tüm parametlerinde deney grubunda kontrol grubuna kıyasla meydana gelen artış daha yüksek bulundu. Sonuç olarak; KOAH hastalarında uygulanan yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin, motivasyonu ve katılım oranını artıran eğlenceli ve ilgi çekici bir yaklaşım olmasından dolayı geleneksel egzersiz eğitimine alternatif olarak seçilebileceğini düşünüyoruz. Ek olarak egzersiz çeşitliliğine sahip olması ve ekipman gerektirmemesi yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin bir aerobik egzersiz eğitim yöntemi olarak tercih edilebilir olduğunu göstermektedir.
Bronşektazili çocuk hastalarda sanal gerçeklik temelli farklı egzersiz eğitimlerinin solunum fonksiyonu, solunum ve periferik kas kuvveti, fonksiyonel kapasite ve denge üzerine etkisi
Bronşektazi, kronik inflamasyon ve enfeksiyonun bronş duvarlarında oluşturduğu hasara bağlı olarak bir veya birden fazla bronşta meydana gelen geri dönüşümsüz dilatasyon ve harabiyet ile karakterize kronik bir akciğer hastalığıdır. Özellikle düşük sosyoekonomik duruma sahip gelişmekte olan ülkelerde yaygın bir prevalansa sahip olan bronşektazi; ağır formlarında ve geç evrelerinde mortalite için önemli bir risk faktörüdür. Bozulan gaz değişim mekanizması ve sekresyonun hava yollarında oluşturduğu kalıcı obstrüksiyon; solunum fonksiyonu, solunum ve periferik kas kuvveti ve fonksiyonel kapasitede kayıplar meydana getirmektedir. Ek olarak akciğer dışı bir semptom olarak denge, kronik solunum sistemi hastalıklarında incelenmesi gereken güncel bir araştırma konusudur. Hastalığın tedavi ve yönetimine yönelik hazırlanmış kılavuzlarda, hava yolu temizleme teknikleri ve egzersiz eğitiminin önemi vurgulanmaktadır. Literatürde, hasta uyumu ve katılımın bir egzersiz programının etkinliğini belirlemede temel faktörler olduğu belirtilmekte ancak zayıf hasta uyumu ve düşük katılım oranı, bronşektazili hastalarda karşılaşılan yaygın sorunlar olarak bildirilmektedir. Kronik solunum sistemi hastalarında kullanımı giderek artan video oyun temelli sanal gerçeklik uygulamaları, alternatif ve yenilikçi bir fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımı olarak tanımlanmakta; hastaların motivasyon, ilgi, egzersize uyum ve aktif katılımını artırması sayesinde etkili ve yararlı bir yöntem olarak belirtilmektedir. Bilinen yararlarına rağmen bronşektazili hastalarda sanal gerçeklik temelli egzersiz eğitiminin etkilerini inceleyen sınırlı sayıda çalışma mevcuttur. Bu nedenle sanal gerçeklik temelli farklı egzersiz eğitimlerinin solunum fonksiyonu, solunum ve periferik kas kuvveti, fonksiyonel kapasite ve denge üzerine etkilerini araştırmak amacıyla bu çalışmayı planladık. Çalışmamız kapsamında yaşları 8-18 yıl aralığında olan 39 bronşektazili çocuk hasta randomize şekilde kontrol grubu (Grup 1), "Wii Fit" egzersiz grubu (Grup 2) ve "Breathing Games" egzersiz grubu (Grup 3) olarak 3 gruba ayrıldı. Tüm hastalara solunum fonksiyon testi (SFT), solunum ve periferik kas gücü ölçümü, 6 dakika yürüme testi (6DYT) ve "Biodex Balance System®" (BBS) cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duysal entegrasyonu testleri uygulandı. Her üç grupta yer alan tüm hastalara, 8 hafta boyunca, haftada 5 gün, günde 2 kez diyafragmatik solunum egzersizi, torakal ekspansiyon egzersizleri, insentif spirometre ve osilasyonlu pozitif ekspiratuar basınçlı cihazlar ile egzersizler, postural drenaj ve perküsyon uygulamaları, öksürüğü geliştirme teknikleri ve fiziksel aktivite önerilerini içeren ev temelli göğüs fizyoterapisi programı verildi. Grup 2'de yer alan hastalar ev temelli göğüs fizyoterapisi programına ek olarak; 8 hafta süresince, haftada 2 gün, fizyoterapist eşliğinde aerobik egzersizlerden oluşan "Wii Fit" egzersiz programına alındı. Grup 3'de yer alan hastalar ev temelli göğüs fizyoterapisi programına ek olarak; 8 hafta süresince, haftada 2 gün, fizyoterapist eşliğinde solunum egzersizlerden oluşan "Breathing Games" egzersiz programına alındı. Sekiz haftanın sonunda tüm değerlendirmeler tekrarlandı. Veri analizi için IBM SPSS v.26 programı kullanıldı. Verilerin normal dağılım özellikleri Shapiro-Wilk testi ile incelendi. Grup içi verilerin karşılaştırılmasında normal dağılıma sahip verilerde Paired Sample T-test, normal dağılıma sahip olmayan verilerde ise Wilcoxon testi kullanıldı. Normal dağılım gösteren gruplar arası veriler One Way Anova testi ile karşılaştırıldı ve anlamlı fark bulunan değişkenler için farkın hangi gruplar arasında olduğunu tespit etmede post hoc test olarak Tukey HSD testi kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen gruplar arası veriler ise Kruskal Wallis testi ile karşılaştırıldı. Nonparametrik testlerde anlamlı fark bulunan değişkenlerin hangi gruplar arasında olduğunu belirlemede üç grup için ikişer karşılaştırmalar şeklinde Mann Whitney U testi kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Sekiz haftalık eğitim sonrasında, Grup 1'de tüm SFT parametrelerinin hem ölçülen hem de % prediktif değerlerinde, maksimum inspiratuar ve ekspiratuar basınç (MIP ve MEP) değerlerinde ve 6DYT mesafesinde tedavi öncesine kıyasla istatistiksel anlamlı gelişme elde edildi (p<0,05). Grup 2'de ise tüm SFT parametrelerinin hem ölçülen hem de % prediktif değerlerinde, MIP ve MEP değerlerinde, sağ ve sol taraf M. Quadriceps ve M. Biceps kas kuvvetinde, dominant ve non-dominant taraf kavrama kuvvetinde, 6DYT mesafesinde ve BBS'de postural stabilite testinin, stabilite limitleri testinin ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm değerlerinde tedavi öncesine kıyasla istatistiksel anlamlı gelişme elde edildi (p<0,05). Grup 3'de ise tüm SFT parametrelerinin hem ölçülen hem de % prediktif değerlerinde, MIP ve MEP değerlerinde, 6DYT mesafesinde ve BBS'de postural stabilite testinin, stabilite limitleri testinin ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm değerlerinde tedavi öncesine kıyasla istatistiksel anlamlı gelişme elde edildi (p<0,05). Grup 1 ve Grup 2 arasında tedavi sonrası meydana gelen değişimler kıyaslandığında; Grup 2'de SFT'nin zorlu vital kapasite (FVC), zorlu ekspiratuar volüm 1. saniye (FEV1), tepe ekspiratuar akım (PEF) ve zorlu ekspiratuar akım %25-75 (FEF25-75) ölçümlerinin % prediktif değerlerinde, MEP değerinde, periferik kas kuvvetinin değerlendirildiği tüm parametrelerde, 6DYT mesafesinde ve BBS testlerinin tüm değerlerinde Grup 1'e kıyasla meydana gelen değişim istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Grup 1 ve Grup 3 arasında tedavi sonrası meydana gelen değişimler kıyaslandığında; Grup 3'te FVC, FEV1, PEF ve FEF25-75 ölçümlerinin % prediktif değerlerinde, MIP ve MEP değerlerinde ve BBS'nin postural stabilite ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm parametrelerinde, stabilite limitleri testinin ise "sola, sağa ve öne/sola" değerleri dışındaki tüm parametrelerde Grup 1'e kıyasla meydana gelen değişim istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Grup 2 ve Grup 3 arasında tedavi sonrası meydana gelen değişimler kıyaslandığında; Grup 2'de periferik kas kuvvetinin değerlendirildiği tüm parametrelerde ve 6DYT mesafesinde Grup 3'e kıyasla meydana gelen değişim istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, çalışmamız bronşektazili çocuk hastalarda sanal gerçeklik temelli egzersiz yaklaşımlarının geleneksel egzersiz yaklaşımlarıyla benzer kazanımlar sağladığını; özellikle çocuk hastalarda oyun temelli sanal gerçeklik uygulamalarının; egzersizlerin hedef odaklı, yüksek motivasyon ve tam katılım ile eğlenceli bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamasından dolayı tercih edilebilecek bir yaklaşım olduğunu göstermiştir. Ayrıca çalışmamızın sonuçlarına göre sanal gerçeklik temelli aerobik egzersiz eğitimi fonksiyonel kapasite ve periferik kas kuvvetinin; sanal gerçeklik temelli solunum egzersiz eğitimi ise solunum kas kuvvetinin gelişimine ek yarar sağlaması açısından tercih edilebilir bir yaklaşımdır.
Robotik kalp cerrahisi olan hastalarda solunum fizyoterapisi ve inspiratuar kas eğitiminin solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi
Teknolojinin ilerlemesi ile kardiyak cerrahi alanında çok önemli gelişmeler yaşanmıştır. Daha küçük insizyon yerlerinden girilerek yapılan robotik cerrahi yöntemleri ile hastalarda cerrahi kaynaklı travmanın azaltılması amaçlanmış ancak ameliyat sonrası pulmoner komplikasyon riski tamamen ortadan kaldırılamamıştır. Literatürde median sternotomi yöntemi ile opere edilen hastalarda cerrahi sonrası solunum fizyoterapisinin rutin olarak uygulanması gerekliliği konusunda fikir birliği mevcuttur. Ancak robotik cerrahi yöntemi ile opere edilmiş hastalarda cerrahi sonrası solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite değerleri üzerinde solunum fizyoterapisi ve inspiratuar kas eğitiminin etkinliği konusunda herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Ayrıca literatürde robotik cerrahi geçiren hastalarda ameliyat sonrası ağrı konusunda çalışmalar bulunmakta iken dispne ve yorgunluk konusunda yapılan çalışmalar çok sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı robotik cerrahi geçiren hastalarda kapsamlı solunum fizyoterapisinin ve bu tedaviye ek olarak verilen inspiratuar kas eğitiminin solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, fonksiyonel kapasite, yorgunluk, dispne ve ağrı üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmamız 18 yaş ve üstünde olan Maslak Acıbadem Hastanesi'nde robotik kalp damar cerrahisi yöntemi ile ameliyat olmaya uygun, ameliyat olmayı kabul eden ve kriterlere uyan 16 hasta gönüllülük esasına göre dahil edildi. Olgular randomize şekilde solunum fizyoterapisi (SF) ve solunum fizyoterapisine ek inspiratuar kas eğitimi (SF-IMT) gruplarına ayrıldı. Tüm hastalara cerrahiden bir gün önce solunum fonksiyon testi (SFT), solunum kas kuvveti testi, altı dakika yürüme testi (6DYT), akciğer difüzyon kapasitesi testi (DLCO), yorgunluk şiddet ölçeği (YŞÖ), yorgunluk etki ölçeği (YEÖ), bazal dispne indeksi (BDİ), modifiye tıbbi araştırma konseyi anketi (MMRC) ve vizüel analog skala ile dispne ve ağrı (VAS) değerlendirmeleri yapıldı. SF grubuna cerrahi sonrası birinci günden itibaren dört hafta boyunca diyafragmatik solunum, segmental solunum, büzük dudak solunumu, insentif spirometri ve öksürük eğitimi ve erken mobilizasyonu içeren kapsamlı solunum fizyoterapisi uygulandı. SF-IMT grubuna SF grubuna uygulanan tedaviye ek olarak günde iki kez üç set 10 tekrar olacak şekilde Threshold IMT® cihazı ile maksimum inspiratuar basıncın (maximum inspiratory pressure-MIP) %40'ı şiddetinde IMT verildi. Ameliyat sonrası beşinci ve 14. gün sadece SFT ve solunum kas kuvveti ölçümleri tekrarlanırken, dört haftanın sonunda tüm değerlendirmeler tekrarlandı. İstatistiksel analizler RStudiotm (versiyon 1.2.5042) programıyla yapıldı. Tüm verilerin dağılım özelliklerinin belirlenebilmesi için Shapiro-Wilk testi ile analiz edildi. Grup içi karşılaştırmalarda 'Paired Sample T-test', gruplar arası karşılaştırmalarda 'Independent Samples T-test' kullanıldı. Aynı parametrenin birden fazla ölçümünün gruplar arası ve grup içi analizi için "Repeated measures ANOVA" analizi yapıldı. Yorgunluk ve dispnenin bağımsız belirleyicilerinin tespit edilebilmesi ve solunum parametrelerinin yorgunluk ve dispne üzerindeki etki düzeyinin belirlenebilmesi için lineer regresyon analizi yapıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Her iki gruptaki hastaların ameliyat öncesi demografik özellikleri, solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, fonksiyonal kapasite değerleri, akciğer difüzyon kapasitesi, dispne ve yorgunluk değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0,05). SF grubunda cerrahi süresi ve kardiyopulmoner bypass süresi diğer gruba göre anlamlı yüksek bulundu (sırasıyla p<0,018 ve p<0,003). SF-IMT grubunda ameliyat öncesi ölçülen birinci saniyedeki zorlu ekspiratuar volüm (FEV₁), zorlu vital kapasite (FVC) ve tepe ekspiratuar akım hızı (PEF) % prediktif değerleri, MIP ve maksimum ekspiratuar basınç (mouth expiratory pressure-MEP) değerleri ile ameliyat sonrası beşinci gün ölçülen değerler karşılaştırıldığında istatistiksel olarak daha düşük bulunmuş (p<0,05) ancak beşinci gün ve 28. gün değerleri karşılaştırıldığında bu değerlerde anlamlı artış bulunmuştur (p<0,05). SF grubunda ise ameliyat öncesi ölçülen FVC, FEV1 ve PEF % prediktif değerleri ve MIP değeri ameliyat sonrası beşinci gün değerleri ile karşılaştırıldığında anlamlı düşük bulunmuş (p<0,05) ancak beşinci gün ve 28. gün bu değerlerde ve ek olarak MEP değerinde anlamlı artış bulunmuştur (p<0,05). SF grubunda fonksiyonel kapasiteyi gösteren 6DYM değerinde ve akciğer difüzyon kapasitesini gösteren DLCO değerinde ameliyat öncesi ile ameliyat sonrası 28. gün değerleri arasında anlamlı azalmanın görülmesi (p<0,05), uygulanan solunum fizyoterapisine rağmen dört haftalık süre içerisinde ameliyat nedeniyle azalan 6DYM ve DLCO değerlerinin ameliyat öncesi seviyeye dönmediğini göstermiştir. SF+IMT grubunda ise sadece DLCO değerinin ameliyat öncesi seviyeye dönmediği, 6DYM değerinin ise döndüğü görülmüştür. SF-IMT ve SF gruplarında meydana gelen değişimler birbirleri ile kıyaslandığında, SF-IMT grubunun MIP, MEP ve 6DYM değerleri SF grubunun değerlerindeki artıştan anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (sırasıyla p<0,001, p<0,05, p<0,001). Bunların yanısıra her iki grupta da, yorgunluk ve dispne parametrelerinde ameliyat öncesi değerleri ile ameliyat ve fizyoterapi tedavi protokolü sonrası 28. gün değerleri benzer bulunmuştur (p>0,05). Her iki grupta da ameliyat sonrası beşinci ve 28. gün ağrı değerleri karşılaştırıldığında anlamlı azalma görülmüştür (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda, robotik kalp ameliyatı olan hastalarda ameliyat sonrası birinci günden itibaren solunum egzersizleri, insentif spirometre, öksürük eğitimi ve erken mobilizasyonu içeren ve dört hafta süreyle uygulanan kapsamlı solunum fizyoterapisi sonunda SF ve SF-IMT grubunda ameliyat nedeniyle azalmış olan solunum kas kuvvetlerini (MIP ve MEP değerlerini) ve solunum fonksiyon değerlerini (FEV1, FVC ve PEF % prediktif değerlerini) ameliyat öncesi seviyeye getirmiştir. Solunum fizyoterapisi+IMT uygulanan grupta ise, bu değerlere ek olarak fonksiyonel kapasite değeri de (6DYM) ameliyat öncesi seviyeye ulaşmıştır.
Atopik astımlı çocuklarda lomber stabilizasyon egzersizlerinin solunum fonksiyonları, solunum kas gücü, astım kontrolü ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi
Astım, değişik uyaranlarla birlikte artan bronşiyal hava yolu duyarlılığı ve geri dönüşümlü hava obstrüksiyonu ile karakterize, kendiliğinden veya tedavi ile düzelebilen, kronik inflamatuar bir hastalıktır. Hava yollarının tekrarlayan inflamasyonları çocuklarda astım atağı sıklığını arttırmakta ve fiziksel performansı azaltmaktadır. Yoğun egzersizin hava yollarına yaptığı baskı nedeniyle astımlı çocukların egzersizden uzak durmaları, bu çocukların fonksiyonel kapasitelerinin azalmasına ve günlük hayatta yeterlilikler konusunda kısıtlanmalarına neden olmaktadır. Tüm bu veriler ışığında bu çalışma, atopik astımlı çocuklara lomber stabilizasyon egzersiz eğitimi verilmesi yoluyla fonksiyonel kapasite, solunum parametreleri, solunum kas gücü ve astım kontrolünü değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmaya, Bezmialem Vakıf Üniversite Hastanesi Çocuk Göğüs Hastalıkları Bilim Dalı'nda atopik astım tanısı konulan, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Kardiyopulmoner Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı'na yönlendirilen 7-17 yaş arası çocuklar dahil edildi. Çalışmaya deney grubunda 12, konrol grubunda 12 olmak üzere toplam 24 çocuk katıldı. Çalışma ve kontrol grubundaki olguların çalışmanın başlangıcında demografik ve klinik bilgileri kaydedildi, ardından maksimal inspiratuar basınç/maksimal ekspiratuar basınç (MIP/MEP) ile solunum kas gücü, spirometrik solunum fonksiyon testi ile solunum fonksiyonları, astım kontrol testi (AKT) ile astım kontrolleri ve altı dakika yürüme testi (6DYT) ile fonksiyonel kapasiteleri değerlendirildi. Kontrol grubu, çocuk göğüs hastalıkları hekiminin standart medikal tedavisine devam ederken; deney grubu, medikal tedavinin yanı sıra sekiz hafta süren lomber stabilizasyon egzersiz eğitimine alındı. Sekiz hafta sonunda ise her iki gruba aynı testler tekrarlandı. Çalışma grubuna Jeffrey'nin "Core" (gövde) stabilizasyon egzersiz eğitim protokolü uygulandı. Verilerin dağılım özelliklerine göre de grup içi karşılaştırmalarda Paired Sample T-Test ya da Wilcoxon Testi; gruplar arası karşılaştırmalarda ise Independent Samples T-Test ya da Mann Whitney U Testi kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Demografik özelliklerin astım kontrolü ile ilişkisi saptanmadı (p>0,005). Lomber stabilizasyon egzersizlerini uygulayan deney grubunun solunum fonksiyonlarında anlamlı artış gözlemlenmemişken, solunum kas gücünde (p=0,002) ve fonksiyonel kapasitede (p=0,041) anlamlı gelişme gözlendi. Sekiz haftalık tedavi sürecinin ardından her iki grupta astım kontrolünde anlamlı gelişme gözlendi (p=0,002 ve p=0,036). Düzenli ve kontrollü yapılan egzersiz ve spor faaliyetleri atopik astımlı çocuklarda fayda sağlamaktadır. Bu nedenle astımlı çocuklar, bu konuda teşvik edilmelidir.
Pediatrik kanser hastalarında inspiratuar kas eğitiminin solunum fonksiyonları, fonksiyonel kapasite, yorgunluk ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı pediatrik kanser hastalarında inspiratuar kas eğitiminin solunum fonksiyonları, fonksiyonel kapasite, yorgunluk ve yaşam kalitesi üzerine etkisini araştırmaktır. Memorial Şişli Hastanesi Pediatrik Onkoloji ve Hematoloji bölümünde kanser tedavisi almış ve tedavisini tamamlamış dâhil edilme kriterlerine uyan eğitim grubuna 13 ve kontrol grubuna 14 olmak üzere toplam 27 hasta çalışmaya alınmıştır. Araştırmaya dâhil olan hastaların çalışmaya katılan hastaların yaşı, cinsiyeti, tanısı, boy ve kilo durumları kayıt edilmiştir. Hastalarda inspiratuar kas eğitimi öncesi ve sonrası solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, fonksiyonel kapasite, yorgunluk ve yaşam kalitesine ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. Araştırmada eğitim ve kontrol grubundaki hastaların solunum fonksiyon testinde yer alan FVC, % FVC, FEV1, % FEV1, FEV1/FVC, PEF ve % PEF başlangıç ve eğitim sonrası değerleri karşılaştırıldığında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Ayrıca araştırmada eğitim grubunda FVC (lt), % FVC, FEV1 (lt) ile % FEV1 değerlerinde eğitim sonrası ölçümünde artış gösterdiği ve ilk ölçümlere göre farklılık oluşturduğu sonucuna ulaşıldı. Kontrol grubunda FVC (lt), % FVC, FEV1 (lt), % FEV1 ile % PEF değerlerinin tedavi öncesi ve sonrası ölçümler arasında artış gösterdiği bulunmuştur (p<0,05). Eğitim ve kontrol grubundaki hastaların solunum kas kuvveti testi sonrası elde edilen MİP ve MEP değerleri ile 6DYT sonrası hesaplanan SpO2, kalp hızı ve yürüme mesafesi başlangıç ve son test değerlerinin karşılaştırılmasında gruplar arasında farklılık bulunmamıştır (p>0,05). MİP, MEP ile yürüme mesafesinde eğitim grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır(p<0.05). Kontrol grubunda MİP, MEP ile yürüme mesafesinde eğitim sonrası lehine istatistiksel olarak anlamı artış saptanmıştır (p<0,05). Eğitim grubundaki hastaların, inspiratuar kas eğitimi öncesi ve sonrası yorgunluk değerlerinin anlamlı olarak düşüş gösterdiği bulunmuştur. Gruplar arasında yapılan değerlendirmede pediatrik yaşam kalitesi testi sonrası elde edilen fiziksel, duygusal, sosyal ve okula ait başlangıç değerlerinin farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır (p>0,05). Eğitim grubundaki hastaların fiziksel, duygusal, sosyal ve okula yaşam kalitesi düzeylerinin eğitim sonrası sonuçlarının eğitim öncesi sonuçlarına göre daha yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı. Benzer şekilde kontrol grubundaki hastaların fiziksel, duygusal ile okula ilişkin yaşam kalitesi düzeylerinde eğitim sonrası lehine istatistiksel olarak artış gösterdiği bulunmuştur(p<0.05).
Toraks cerrahisi geçiren hastalarda dijital fizyoterapi uygulamalarının solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, fonksiyonel kapasite, üst ekstremite periferik kas kuvveti ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Toraks cerrahisi akciğer, plevra, göğüs duvarı ve mediastinal hastalıkların tedavisinde kullanılan birincil müdahaledir ve cerrahi sonrası hem prosedüre hem de hastaya bağlı akciğer fonksiyonlarında ve klinik belirtilerde değişiklikler meydana gelir. Toraks cerrahisi sonrası hastaların egzersiz toleransı azalır, solunum fonksiyonlarında bozulmalar görülür ve hastaların günlük yaşam aktivitelerine katılımı, fonksiyonel düzeyleri ve yaşam kaliteleri olumsuz etkilenir. Açık torakotomilerde insizyon yeri ağrısı, kesilen kaslar ve insizyonun büyüklüğüne bağlı üst ekstremite fonksiyonlarında ve gövdede etkilenim olur. Literatüre bakıldığında toraks cerrahisi geçiren hastalara preoperatif ve erken postoperatif fizyoterapi programı uygulanmıştır ancak taburculuk sonrası uzun dönem fizyoterapinin etkinliğine bakan çalışmaların sayısı az ve tedavi süreleri kısadır. Hastalara fizyoterapi programı sunma yöntemlerinden biri de dijital fizyoterapidir. Dijital fizyoterapi dijital iletişim ve cihazlar aracılığıyla uzaktan sağlanan sağlık hizmetleri için kullanılan güncel bir terimdir. Çalışmamızda dijital yöntemlerle uygulanan fizyoterapinin toraks cerrahisi geçiren hastalarda solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, fonksiyonel kapasite, üst ekstremite kas kuvveti ve yaşam kalitesine etkilerini araştırmayı amaçladık. Çalışmamıza, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı'nda açık torakotomi ile toraks cerrahisi geçiren ve dahil edilme kriterlerimize uygun 26 hasta dahil edildi. Hastalar eğitim ve kontrol grubu olarak iki gruba randomize edildi. Tüm hastalara solunum fonksiyon testi, solunum kas gücü ölçümü, 6 dakika yürüme testi (6 DYT), gövde lateral fleksiyonu değerlendirmesi, omuz fleksiyon ve abdüksiyon eklem hareket açıklığı ve kas gücü ölçümleri, Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi (OADİ) ile omuz fonksiyonları değerlendirmesi, göğüs ekspansiyonu ölçümü, uyku ve yaşam kalitesi değerlendirmeleri yapıldı. Kontrol grubuna taburculuk sonrası genel eğitim verildi. Eğitim grubuyla 12 hafta boyunca dijital araçlar aracılığıyla haftada iki kez egzersiz seansı uygulandı. Eğitim grubundaki hastalardan haftada en az 5 kez günlük 30 dakikalık yürüyüş yapmaları istendi. 12 hafta sonunda tüm hastalar tekrar değerlendirildi. Veri analizi için SPSS v.30 programı kullanıldı ve tüm analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. 12 haftanın sonunda eğitim grubunda tedavi öncesine göre solunum fonksiyonları parametrelerinden FEV1/FVC ve FVC (lt) hariç diğer tüm değerlerde, solunum kas kuvveti değerlerinde, 6 DYT mesafesinde, UŞİ skorunda, OADİ skorunda, üst ekstremite sol abdüksiyon EHA ve sağ abdüksiyon kas kuvveti haricindeki diğer tüm parametrelerde, sağ ve sol gövde lateral fleksiyonları değerlerinde, aksillar ve xiphoid göğüs ekspansiyonu ölçümü değerlerinde ve St. George solunum anketi total skoru değerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişmeler elde edildi (p<0,05). Kontrol grubunda ise solunum fonksiyonları parametrelerinden FVC (lt), FEV1 (lt) ve FEV1(%) değerlerinde, OADİ skorunda, üst ekstremite sağ fleksiyon ve sol abdüksiyon EHA değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişmeler saptanırken, subkostal göğüs ekspansiyonu değerinde ise istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptandı (p<0,05). Ayrıca gruplar arası karşılaştırmalarda; eğitim grubunda kontrol grubuna kıyasla solunum fonksiyon parametrelerinden PEF değerinde, solunum kas kuvveti parametrelerinden MEP değerinde, sol üst ekstremite fleksiyon ve abdüksiyon kas kuvveti değerlerinde, sağ ve sol gövde lateral fleksiyon değerlerinde, tüm göğüs ekspansiyonu değerlerinde elde edilen gelişmeler istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Sonuç olarak toraks cerrahisi geçiren hastaların klinik semptomları ve problemleri taburculuktan sonra da devam etmektedir. Taburculuk sonrası ev temelli planlanan dijital fizyoterapi programının hastaların solunum fonksiyonlarında, omuz dizabilitesinde ve yaşam kalitesinin arttırılmasında etkin bir yöntem olduğu ve bu hastaların klinik durumunda düzelme sağladığı gösterilmiştir. Toraks cerrahisi geçiren hastalarda dijital yöntemlerle ev temelli uygulanan fizyoterapi programı rutin bakıma kıyasla çok daha etkilidir. Anahtar Kelimeler: toraks cerrahisi, fizyoterapi, dijital fizyoterapi, solunum fonksiyonları, fonksiyonel kapasite, üst ekstremite fonksiyonları, yaşam kalitesi
Yüzme egzersizinin genç erkeklerde solunum fonksiyonları ve solunum kaslarına akut, kronik ve kombine etkileri
Yapmış olduğumuz bu çalışmada amaç, yüzme egzersizinin solunum fonksiyonlarına ve solunum kaslarına akut, kronik ve kombine etkilerini belirlemektir. Bu amaç ile 30 genç erkek (15 deney grubu, 15 kontrol grubu) çalışmaya dahil edilmiş ve deney grubuna 8 hafta süre ile yüzme egzersizi uygulanmıştır. Deney grubu 8 haftalık periyottan bir gün önce ve bir gün sonra 100m serbest stil yüzme performansı sergilemiştir. Deney grubunun yüzme performansından hemen önce ve hemen sonra, kontrol grubunun ise 8 haftanın başında ve sonunda solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvvetleri ölçülmüştür. Elde edilen veriler Repeated Measures One Way ANOVA, LSD, Independent Sample T test ve Paired Sample T testleri ile analiz edilmiştir. Yüzme egzersizinin akut olarak solunum kas kuvvetini ve solunum fonksiyonlarını olumsuz etkilediği (p<0.05), kronik olarak ise olumlu etkileri olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Kombine etkiye bakıldığında ise kronik adaptasyonun akut etkinin olumsuz çıktılarını azalttığı görülmüştür (p<0.05). Sonuç olarak yüzme egzersizi solunum kas kuvveti ve solunum fonksiyonlarını akut olarak olumsuz, kronik ve kombine olarak da olumlu etkilediği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Yüzme, Antrenman, Solunum
İnspiratuar kas antrenmanının Down sendromlu bireylerde solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvvetine etkisi
Bu çalışmanın amacı inspiratuar kas antrenmanının down sendromlu bireylerde solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvvetine etkisinin incelenmesidir. Bu amaçla 9 deney, 7 kontrol grubu olmak üzere 16 down sendromlu birey çalışmaya katılmıştır. Deney grubuna 4 hafta ve haftada 5 gün inspiratuar kas antrenman cihazı ile solunum kası antrenmanı yaptırılmıştır. Her iki gruba da 4 haftalık periyotun öncesinde ve sonrasında solunum kas kuvveti (maksimal inspiratuar basınç, MIP) ve solunum fonksiyon testleri uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22.0 programında analiz edilmiştir. Ortalamalar 2x2 mixed faktör ANOVA ve LSD düzeltme testleri ile yüzdesel değişim ortalamaları Mann Whitney U testi ile incelenmiştir. İstatistiksel analiz sonucunda solunum kas kuvvetinde ve solunum fonksiyonlarında 4 hafta sonunda deney grubunda anlamlı bir değişim görülmüş ve bu değişim kontrol grubuna göre yüzdesel olarak da farklı bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak inspiratuar kas antrenmanının down sendromlu bireylerde solunum kas kuvveti ve solunum fonksiyonlarını olumlu yönde etkilediği söylenebilir. Anahtar sözcükler: Down sendromu, solunum, inspiratuar, antrenman, kuvvet
Omuz ağrılı bireylerde diyafram mobilizasyonu ve diyafragmatik solunum egzersizlerinin ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışma, omuz ağrılı bireylerde diyafram mobilizasyonu ve diyafragmatik solunum egzersizlerinin ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya, yaşları 18-64 arasında değişen toplam 72 omuz ağrılı birey dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen bireyler rastgele randomizasyon yöntemiyle Diyafram Mobilizasyon Grubu (DMG) (n=24), Diyafragmatik Solunum Grubu (DSG) (n=24) ve kontrol grubu (n=24) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Fizyoterapist tarafından klasik fizyoterapiye ek olarak DMG'ye diyafram mobilizasyonu ve DSG'ye diyafragmatik solunum egzersizleri 8 hafta boyunca haftada 3 gün uygulandı. Kontrol grubuna ise yalnızca klasik fizyoterapi uygulamaları uygulandı. Bireyler ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi açısından tedavi öncesi ve sonrasında değerlendirildi. Bireylerin değerlendirilmesinde Visual Analog Skala (VAS) ve Mcgill Ağrı Ölçeği ağrı şiddetinin belirlenmesinde, Omuz Ağrı ve Özürlülük İndeksi (SPADI) fonksiyonellik düzeyinin belirlenmesinde ve Kısa Form-36 (SF-36) ise yaşam kalitesinin değerlendirilmesinde kullanıldı. Ek olarak, nabız ve oksijen satürasyonu pulse oksimetre, normal eklem hareket açıklığı gonyometre ve total kas kuvveti ise manuel kas kuvveti ile değerlendirildi. Çalışmamıza katılan tüm gruplarda ağrı düzeyinde azalma, fonksiyonellik düzeyinde artma ve yaşam kalitesinde iyileşme görüldü (p<0,05). DMG ve DBG kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, gruplar arasında DMG ve DBG lehine olmak üzere ağrıda azalma, fonksiyonellik düzeyinde artma ve yaşam kalitesinde iyileşme bakımından anlamlı fark bulundu (p<0,05). DMG ile DSG karşılaştırıldığında iki grup arasında ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0,05). Sonuç olarak, diyafram mobilizasyonu ve diyafragmatik solunum egzersizlerinin omuz ağrılı bireylerde ağrıyı azaltmada, fonksiyonelliği artırmada ve yaşam kalitesini iyileştirmede etkili olduğu görüldü. Bu nedenle, omuz ağrılı bireylerin tedavi protokollerine klasik fizyoterapi programına ek olarak diyafram mobilizasyonu ve diyafragmatik solunum egzersizlerinin de dahil edilebilmesinin faydalı olacağını düşünmekteyiz.
Geriatrik bireylerde postür ve solunum egzersizlerinin denge ve vücut farkındalığına etkisi
Yaşlı bireylerin sağlığını korumak ve aktif yaşam tarzını benimsetmek için fiziksel aktivite ve egzersizin rolü gittikçe önem kazanmaktadır. Bu çalışma geriatrik bireylerde postür ve solunum egzersizlerin denge ve vücut farkındalığına etkisinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmamıza 65 yaş üstü (yaş ortalaması 70,11±5,25 yıl) sağlıklı 80 geriatrik birey dâhil edildi. Bireyler basit randomizasyon yöntem ile egzersiz (n=40) ve fiziksel aktivite danışmanlığı (n=40) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Fiziksel aktivite danışmanlığı grubuna günde 30 dakika yürüyüş yapılması söylendi. Egzersiz grubuna haftada 3 gün günde 1 defa 8 hafta süreyle postür ve solunum egzersizleri verildi. Bireyler tedavi öncesi ve sonrası denge ve vücut farkındalığı açısından değerlendirildi. Fiziksel aktiviteyi değerlendirmek için Yaşlılar İçin Fiziksel Aktivite Ölçeği (PASE), yaşam kalitesini değerlendirmek için Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği (EQ-5D) ve (EQ-5D) VAS skoru, Vücut farkındalığı için Vücut Farkındalık Anketi (VFA) ve Berg Denge Ölçeği kullanıldı. Çalışmanın bulgularına göre egzersiz ve fiziksel aktivite danışmanlığı grubu için fiziksel aktivite düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış olduğu tespit edilmiştir (p<0,05).Egzersiz grubu için vücut farkındalığı düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış olduğu (p<0,05); fiziksel aktivite danışmanlığı grubu için istatistiksel olarak anlamlı bir değişim olmadığı tespit edilmiştir (p<0,05). Egzersiz ve fiziksel aktivite danışmanlığı grubu için denge düzeylerinde ve yaşam kalitesi düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişim olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Tüm ölçümlerde egzersiz ve fiziksel aktivite danışmanlığı grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olmadığı görülmüştür (p>0,05). Bu çalışmanın sonucunda egzersiz ve yürüyüşün fiziksel aktivite düzeyleri, bireyin dengesi ve yaşam kalitesi açısından aynı etkiye sahip olduğu, vücut farkındalığı için sadece egzersiz yapan bireylerde fiziksel aktivite danışmanlığı grubuna göre daha yararlı etki gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Geriatrik bireylerde yürüyüş ve egzersiz programlarının fiziksel aktivitenin artırılması, vücut farkındalığının geliştirilmesi ve sağlıklı yaşlanma süreçleri açısından bireylere katkı sağlayacağı görüşündeyiz.
Non-spesifik kronik bel ağrılı hastalarda uyku hijyeni, solunum ve stabilizasyon egzersizlerinin ağrı, uyku kalitesi ve kaygı düzeyi üzerine etkisi
Bu çalışma non-spesifik kronik bel ağrısı olan bireylere verilen uyku hijyeni eğitimi, solunum egzersizleri ve kor stabilizasyon egzersizlerinin ağrı, uyku kalitesi ve kaygı düzeyi üzerine olan etkilerini araştırmak ve kor stabilizasyon eğitimine ek olarak verilen uyku hijyeni eğitimi ve solunum egzersizlerinin sözü geçen parametreler üzerine ek bir katkı sağlayıp sağlamadığını araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızda dahil edilme kriterlerine uyan non-spesifik kronik bel ağrılı bireyler, basit rastgele yöntemlerle üç gruba ayrıldı. 1.grup TENS ve yüzeyel ısı uygulanan klasik fizyoterapi grubu (KFT), 2. grup TENS, yüzeyel ısı ve stabilizasyon egzersizleri uygulanan lumbar stabilizasyon egzersizleri grubu (LSE) ve 3. grup, TENS, yüzeyel ısı, stabilizasyon-solunum egzersizleri ve uyku hijyeni eğitimi uygulanan uyku hijyeni solunum egzersizleri grubudur (UHSE). LSE ve UHSE grubu toplam 3 haftalık tedavi ve egzersiz aldılar. Ağrı şiddeti 9 ayrı bölgeden (boyun, omuz, sırt, dirsek, el/el bileği, bel, kalça, diz, ayak bileği) Vizüel Ağrı Skalası ve McGill Melzack ağrı soru formu ile, özürlülük Oswestry Özürlülük İndeksi, uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ve Stop-Bang anketi, uykululuk Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ), yorgunluk Yorgunluk Şiddet Ölçeği ve kaygı Spielberger'in Sürekli-Durumluk Kaygı Envanteri (STAİ) ile değerlendirildi. Değerlendirmeler başlangıçta, 3 haftalık tedavi sonrasında ve 8. haftada yapıldı. Başlangıca göre eğitim sonrası LSE ve UHSE gruplarında ağrı ve engelliliğin KFT grubuna göre anlamlı düzeyde azaldığı (p<0.05); ancak bu grupların birbirleri arasında fark olmadığı bulundu. PUKİ skorlarında gruplar arası karşılaştırmada LSE ve UHSE gruplarının uyku kalitesini artırmada KFT grubuna göre daha etkili olduğu (p<0.05); ancak birbirlerine üstünlüklerinin olmadığı tespit edildi (p>0.05). Eğitim başlangıcına göre eğitim sonrası değerlendirmelerde UHSE grubu uykululuk skorlarını azaltmada etkili bulunurken (p<0.05), KFT ve LSE grupları EUÖ skorlarını azaltmada etkili bulunmadı (p>0.05). STAİ durumluk değerlerindeki azalma, KFT grubunda tüm karşılaştırma zamanlarında anlamlı bulunmazken (p>0.05), LSE ve UHSE gurubunda eğitim sonrası anlamlı bulundu (p<0.05). Sonuç olarak, LSE ve UHSE grubu 3 ve 8. haftalık periyotta ağrı, uyku kalitesi ve kaygı seviyelerini düzeltmede KFT grubuna göre anlamlı sonuçlar verdi (p<0.05). LSE ve UHSE grubu kısa dönemde uyku kaygı ve ağrı seviyelerini düzeltmede birbirine üstün değildi (p>0.05). Gelecekte nonspesifik kronik bel ağrılı bireylerde farklı tedavi yöntemleriyle karşılaştırmalı çalışmaların yapılmasını ve tedavi programlarına solunum egzersizleri ve uyku hijyeni eğitiminin eklenmesini önermekteyiz.
İnspiratuar kas antrenmanı ile geleneksel aerobik antrenmanın sağlıklı sedanter erkek çocuklarda solunum kas kuvveti ve solunum fonksiyonlarına etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı inspiratuar kas antrenmanının ve geleneksel aerobik antrenmanın sağlıklı sedanter erkek çocuklarda solunum kas kuvvetine ve solunum fonksiyonlarına etkisinin incelenmesidir. Bu amaçla 12 yaşında 40 sağlıklı sedanter erkek çocuk inspiratuar kas antrenmanı grubu (n=10), geleneksel aerobik antrenman grubu (n=10), hem inspiratuar kas antrenamanı hemde geleneksel aerobik antrenmanı uygulayan kombine antrenman grubu (n=10) ve herhangi bir antrenman uygulamayan kontrol grubu (n=10) olmak üzere dört gruba randomize olarak ayrılmışlardır. İnspiratuar kas antrenmanı olarak 4 hafta ve haftada 3 gün %40 maksimal inspiratuar basınç (MIP) şiddetinde 30x2 nefes egzersizi yaptırılmıştır. Aerobik antrenman protokolü olarak ise 4 hafta ve haftada 3 gün maksimal kalp atım sayısına göre %30 şiddetinde 2 dk'lık jog periyotları vasıtasıyla ayrılan, %70 şiddetinde 3 dk'lık 5 kez koşulmasını içeren aerobik interval antrenman metodundan yararlanılmıştır. Tüm deneklere 4 haftalık periyotun 1 gün öncesinde ve sonrasında solunum kas kuvveti ve solunum fonksiyon testleri uygulanmıştır. İstatistiksel analiz sonucunda solunum kas kuvvetinde ve solunum fonksiyonlarında 4 hafta sonunda aerobik antrenman grubu, solunum kas antrenman grubu ve kombine antrenman gruplarında anlamlı bir değişim tespit edilmiştir (p<0.05). Ayrıca gruplar arası farklılık incelendiğinde antrenman gruplarının kontrol grubuna göre anlamlı artışlar gösterdiği ve kombine antrenman grubunun değişiminin diğer gruplardan anlamlı bir şekilde daha yüksek düzeyde olduğu görülmüştür (p<0.05). Sonuç olarak inspiratuar kas antrenmanını ve geleneksel aerobik kas antrenmanını beraber yapan sağlıklı sedanter erkek çocuklarda solunum kas kuvveti ve solunum fonksiyonlarını olumlu yönde etkilediği söylenebilir.