Uluslararası ilişkiler

1,356 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Azerbaycan'ın Avrupa Birliği ile ortaklık ve işbirliğinin temelleri

1991'de bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan, ulusal çıkarlarını sağlamak ve korumak için uluslararası arenada bölgesel ve küresel düzeydeki faaliyetlerini genişletmiştir. Avrupa alanına yakın entegrasyon gereği duyan devlet, Avrupa Birliği ile çok taraflı karşılıklı ilişkiler kurmuştur. Azerbaycan'ın Avrupa Birliği ile ilk ikitaraflı ilişkileri ekonomik yardımlar şeklinde başlamış ve gelecek ekonomik, politik ve kültürel ilişkilerin şeklini biçimlendirmiştir. Azerbaycan, Avrupa Birliği'nin enerji güvenliğinin sağlanması açısından güvenilir ortaktır. Azerbaycan, Avrupa Birliği ile enerji ve ulaştırma projeleriyle işbirliğini güçlendirmeye odaklanarak, yakın siyasi entegrasyondan kaçınmaktadır. Bu çalışma, Azerbaycan ile Avrupa Birliği arasındaki ortaklık ve iş birliğinin hukuki temellerinin kapsamlı analizini içermektedir.

Avrupa BirliğiAvrupa Ortaklık AnlaşmalarıAzerbaycan+5
Jeyhun Shıkhalızada
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk Savaş dönemi sonrası Amerika Birleşik Devletleri Cumhuriyetçi başkanlarının dış politika perspektiflerinin realizm kuramı çerçevesinde değerlendirilmesi

Soğuk Savaş, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği arasındaki iki kutuplu dünya düzeninin hâkim olduğu dönemi kapsar. Soğuk Savaş döneminin 1990'lı yılların başlangıcında bitmesiyle beraber ABD'nin küresel bir hegemonya gücünü üstlendiği, tek kutuplu dünya düzenine geçiş yaşandı. Bunun en temel nedenleri; SSCB'nin dağılması ve siyasal egemenliğinin sona ermesi, yeni devletlerin kurulmasıyla beraber politik istikrarın korunması yönündeki girişimlerin artması, ABD'nin gelişmiş ülkelerle rekabet edebilecek konuma erişmesi, demokrasi geleneğini sürdürmesi ve küresel piyasa ekonomisinde rol oynamasıdır. Bu çalışma ABD'nin iki ana partisi olan Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi Parti arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları ele almaktadır. Çalışmanın asıl amacı ise ABD'nin özellikle Soğuk Savaş sonrası uluslararası arenada benimsediği realist perspektifin Cumhuriyetçi başkanlar döneminde dış politikadaki yansımalarını açıklamaktır. Bu bağlamda, Cumhuriyetçi Parti'ye mensup başkanlardan Ronald Reagan, George H. W. Bush, George W. Bush ve Donald Trump'ın dış politika kararları incelenecektir. Çalışmada Cumhuriyetçi başkanların seçilmesinin temel sebepleri realist kurama dayandırılarak açıklanmaktadır. Tarihsel örnekler özellikle dış politikada Cumhuriyetçi başkanların Demokrat başkanlara kıyasla dış politikada daha aktif rol üstlendikleri ve daha radikal kararlar almaya meyilli olduklarını göstermiştir. Dolayısıyla çalışma ABD'nin dış politikada Cumhuriyetçi başkanlar döneminde Demokrat başkanlara kıyasla daha etkin olduğuna odaklanmaktadır. Anahtar Kelimeler: ABD, Başkanlık, Cumhuriyetçi Parti, Realizm, Soğuk Savaş.

Amerika Birleşik DevletleriBaşkanlık sistemiCumhuriyetçi Parti+6
Sadettin Alp Özata
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Latin Amerika ve Ortadoğu'daki askeri darbelerin karşılaştırmalı bir incelemesi ve ABD'nin tutumu: Venezuela ve Mısır

Askeri rejimler; çoğu zaman kalıcı olmayan, güçsüz, iktidarın siyasal zayıflığından dolayı ortaya çıkan istikrarsız yönetim biçimleridir. Bu şekilde yönetilen hükümetlerin genellikle demokrasi geleneğinin zayıf olmasıyla beraber muhalefet partilerinin, derneklerin, baskı ve çıkar gruplarının da etkinliği asgari düzeydedir. Ordu, kendi çıkar ve menfaatine yönelik politikalar üreterek toplumu, devleti, medyayı güç kullanarak kontrol altına alır. Ortadoğu ve Latin Amerika coğrafyaları askeri darbelerin en sık yaşandığı bölgeler arasındadır. Bunun en temel sebepleri; gelişmiş ülkelerle rekabet edebilecek politik yapılara, güçlü ve istikrarlı kurumlara sahip olmamaları, demokrasi geleneğini sürdürememeleri ve küresel piyasa ekonomisinde geri planda kalan dünya devletlerini barındırmalarıdır. Bu çalışmada, Venezuela ve Mısır ülkelerinde birbirinden bağımsız bir şekilde gerçekleşen askeri darbe girişimleri sivil-asker ilişkileri çerçevesinde ele alınmaktadır. Çalışmanın asıl amacı Latin Amerika ve Ortadoğu bölgelerinin sahip oldukları doğal kaynaklar ve stratejik önemleri nedeniyle Venezuela ile Mısır'da yakın dönemlerde gerçekleşen askeri darbeleri açıklayarak benzerliklerini ve farklılıklarını ortaya koymaktır. İlaveten, gerçekleşen askeri darbelerde Amerika Birleşik Devletleri'nin sergilediği tutum ve varsa rolünün hangi boyutlarda olduğuna yer verilmektedir. Bu çalışmanın hipotezi, tarihsel süreç boyunca Mısır ordusunun üst kademesiyle devirdiği hükümet ve Müslüman Kardeşler arasında ideolojik ayrışmalar varken, Venezuela'da ordu komutası ve Maduro hükümeti Chavismo ideolojisi etrafında birleşmektedir. Ayrıca Mısır ve ABD ordusu arasında Enver Sedat dönemine kadar uzanan köklü ilişkilerin olması gerçekleşen darbenin başarılı olmasının önünü açan bir diğer etken olmuştur. Böylelikle darbe öncesi dönemdeki sivil-asker ilişkileriyle beraber ABD'nin bu tezin konusunu oluşturan Venezuela ve Mısır orduları ile ilişkileri de bu ülkelerdeki askeri darbelerin gidişatını etkilemiştir. Anahtar Kelimeler: Askeri Darbe, Mısır, Venezuela, Sivil-Asker İlişkileri, ABD, Chavismo

Amerika Birleşik DevletleriAskeri müdahaleLatin Amerika+5
Fatmagül Günhar
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin uluslararası göç yönetimine güvenlik bağlamında bir bakış

Birçok alanın ortak öznesi durumunda olan göç özellikle son dönemde dünya gündeminin en üst sıralarında yer almaktadır. Bu sebeple sahip olduğu coğrafyasıyla dünyanın en eski topluluklarına ev sahipliği yapmış olan Türkiye için de göç hareketleri kaçınılmaz olarak gündemin öncelikli konularından biri haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'nin göç politikalarını incelemek ayrıca oluşturulan söylemlerin vatandaşların göçmen algısı üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu çalışma, güvenlik meselesinin devlet ya da vatandaş güvenliğine indirgenmemesi gerektiği ayrıca göçmenlerin bir güvenlik meselesi haline getirilmesi yerine onların toplumla uyumunun sağlanmasıyla ancak toplumsal güvenliğin sağlanabileceği hipotezine dayanmaktadır. Bu çalışma yaygın olanın aksine göçün devlet güvenliğinin yanında göçmen güvenliğiyle olan ilişkisinin ortaya konması açısından önemlidir. Bu amaçla çalışmada ilk olarak Türkiye'nin uluslararası göç politikalarının tarihsel gelişimine yer verilmiş ayrıca Türkiye'nin göç yönetiminde yer alan yasal düzenlemelerle uluslararası iş birliklerine değinilmiştir. İkinci olarak güvenlik kavramının tarihsel oluşumuna ve kullanıldığı alanlara yer verilmiş, göçün güvenlikle ilişkisini ortaya koymak amacıyla Kopenhag Ekolünün güvenlik anlayışından yararlanılmıştır. Son olarak üçüncü bölümde ise Türkiye'de göç ve güvenlik ilişkisi, göçün güvenlikleştirilmesi ve göçmenlerin güvenliği gibi başlıklara yer verilmiş ayrıca güvenlik söylemi üzerinde göçmen algısı ortaya konmuştur.

Göç politikalarıGöçlerGüvenlik+5
Elif Tosun
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

"Rusya ve eski Sovyet ülkeleri ilişkilerinin doğal kaynak milliyetçiliği bağlamında incelenmesi"

Enerji güvenliği enerjinin temiz, sürdürülebilir, ucuz ve çeşitli yollardan kesintisiz bir şekilde temini olarak tanımlanabilir. Realist kuram özelinde enerji güvenliğini sağlamak devletlerin görevi olarak görülmüştür. Realist kuramın enerji güvenliğini tanımlamak için kullandığı doğal kaynak milliyetçiliği kavramı ise kaynak sahibi devletlerin kaynaklarını, kaynak sahibi olmayan devletler üzerinde bir baskı, kontrol ve tehdit aracı olarak kullanması şeklinde tanımlanmaktadır. Enerji saikinin ve enerji güvenliğinin uluslararası önemine bakıldığında doğal kaynak milliyetçiliği temelinde politika ve stratejiler geliştiren kaynak sahibi devletlerin bir enerji güvensizliği ortaya çıkardığı belirtilmektedir. Bu duruma en iyi örneklerden biri özellikle 2006 yılında gerçekleşen Ukrayna gaz krizinin ardından Rusya Federasyonu olarak görülmektedir. Doğal kaynaklar ve nakil hatları üzerindeki devlet kontrolünden, enerji arzında kesintiler yapma ve fiyat stratejileri gibi eylemlerle Rusya'nın eski Sovyet coğrafyasında yer alan devletleri kontrolü altında tutmak amacına sahip olduğu belirtilmelidir. Çalışmanın hipotezi Rusya Federasyonu'nun Sovyet ardılı ülkeleri enerji kaynakları özelinde kontrol ve baskı altında tuttuğu üzerine kurulmuştur. Çalışma iki kısım üç bölümden oluşmaktadır. İlk kısım ve ilk bölüm teorik altyapıya ayrılmış olup realizm, güvenlik ve enerji güvenliği konularını açıklamaktadır. İkinci kısımda ikinci bölüm Avrasya ve eski Sovyet coğrafyasının jeopolitik ve jeostratejik açıdan incelenmesine ayrılmış olup bölgesel bazda kaynak varlığı, Rusya'nın bölgedeki nüfuzu, bölgede yer alan enerji nakil hatları ve bölgenin enerji potansiyeli işlenmiştir. Üçüncü bölümün tamamı Sovyet ardılı ülkelerin Rusya ile enerji ilişkilerinin bölgeler bazında incelenmesine ayrılmıştır. Sonuç bölümünde ise çalışmanın hipotezi bulgular neticesinde tartışılıp çalışma nihayete erdirilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup, Türkçe, İngilizce ve Rusça kaynaklardan istifade edilmiştir. Anahtar kelimeler: Enerji Güvenliği, Rusya Federasyonu, Doğal Kaynak Milliyetçiliği, SSCB, Realizm

Doğal kaynaklarEnerjiEnerji güvenliği+5
Tuğçe Dündar
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası ilişkilerde küçük devlet yaklaşımı bağlamında Yugoslavya sonrası Sırbistan dış politikasının analizi

Uluslararası İlişkilerde yapılan çalışmalar daha çok büyük devletler arasındaki ilişkileri incelemiştir. Küçük devlet kavramı Soğuk Savaş sonrası dönemde ortaya çıkmıştır. Dünyada birçok küçük devletin bağımsızlığını kazanması ile uluslararası ilişkilerde küçük devletler ön plana çıkmıştır. Ayrıca günümüz uluslararası sistemi büyük devletlerden ziyade küçük devletlerden oluştuğundan küçük devletlerin dış politikalarının analiz edilmesi önem kazanmaya başlamıştır. Küçük devletlerin sınırlı kaynakları nedeniyle büyük devletlerin ve uluslararası aktörlerin etkisi altında hareket edeceği öngörülmüştür. Küçük devletler, büyük devletlerle ya da diğer küçük devletlerle birlikte ortak dış politika ve güvenlik politikaları sergileyebilmektedir. Küçük devlet yaklaşımında inceleyeceğimiz Sırbistan, Soğuk Savaş'ın bitmesiyle çok partili hayata geçmiş, fakat komünist düzenin etkisi 1990'lar boyunca hissedilmiştir. Eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç'in yönetiminin sona erdiği 2000 yılından itibaren köklü bir dönüşüm süreci içerisine girmiştir. Bu dönüşüm, ülkedeki siyasi dengeleri etkilemiştir. Bu bağlamda Sırbistan dış politikası küçük devlet yaklaşımı bakımından oldukça dikkat çekici bir çalışma alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma ile uluslararası ilişkiler disiplini içinde ele alınan küçük devletlerin tanımı incelenecek, tanımlamadaki çelişkiler ve farklılıklar ortaya konacak ve küçük devletlerin dış politika ve ittifak davranışları üzerine oluşan literatür incelenerek örnek ülke olarak analiz edilen Sırbistan'ın dış politikası özellikle AB, Rusya, ABD ve Çin ile ilişkileri çerçevesinde ele alınacaktır. Tezin ilk bölümünde, uluslararası ilişkilerde küçük devlet nedir, küçük devletlerin dış politikaları hangi etmenlerden oluşur sorusuna cevap aranacaktır. İkinci bölümde, örnek ülke olarak inceleyeceğimiz Sırbistan'ın tarihsel arka planının ortaya konulması amaçlanmıştır. Üçüncü bölümde ise Sırbistan dış politikasının ABD, AB, Rusya ve Çin ile ilişkileri çerçevesinde Yugoslavya sonrası ve yeni dönemde nasıl şekillendiği açıklanacaktır.

Amerika Birleşik DevletleriRusyaSırbistan+5
Sultan Rados
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

6098 sayılı Türk Borçlar Kanununa göre adi ortaklıkta dış ilişkiler

Adi ortaklık 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620 ilâ 645. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Adi ortaklık tüm ortaklık tiplerinin temelidir. Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen ticaret ortaklıklarından farklı olarak adi ortaklığın tüzel kişiliği yoktur. Tüzel kişiliğe sahip olmayan bir kişi topluluğu ise haklara ve borçlara sahip olamaz. Çalışmada tüzel kişiliği olmayan bir ortaklığın üçüncü kişilerle ilişkilerinin usulü ve niteliği incelenmiştir. Ayrıca yapılan işlemlerden doğan borçlardan kimin, nasıl sorumlu olacağı tespit edilmeye çalışılmıştır.

Adi şirketBorçlar KanunuKanunlar 6098 sayılı+3
Ömer Ali Girgin
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Arap Baharı sonrası Rusya'nın Suriye politikası

Rusya'nın Ortadoğu'ya ilgisi çok eskilere dayanmaktadır. Günümüze kadar bölgeyle bağlarını bir şekilde korumaya çalışmıştır. 2011 senesinde Ortadoğu'yu etkisi altına alan Arap Baharı, bölgede bulunan birden fazla ülkede değişimlere neden olmuştur. Bazı ülkelerde rejim değişiklikleri yaşanmış ve bazı ülkelerde ise liderler öldürülmüş ya da hapse atılmıştır. Bu olayların yaşandığı ülkelerden bir tanesi de Suriye olarak karşımıza çıkmaktadır. 2011 senesinde Suriye'de patlak veren olaylar neticesinde iç savaş çıkmıştır. Bölgeye eskiden beri ilgi duyan ve bölgede gücünü artırmak isteyen Rusya ise Arap Baharı'nı fırsat bilerek soruna Esad rejimi yanında dâhil olmuştur. Rusya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Suriye'yi desteklemiş ve 2015 senesinde Esad'a yardım için Suriye'ye askeri müdahalede bulunmuştur. Rusya'nın olaylara müdahil olmasıyla birlikte Suriye'deki iç savaşın gidişatında değişiklikler meydana gelmiştir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde dış politika kavramına ağırlık verilirken, ikinci bölümde ise Soğuk Savaş sonrası Rusya'nın Ortadoğu bölgesine yönelik politikaları ele alınmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Arap Baharı sürecinde (2010-2022 arasında) Rusya'nın Suriye politikasını analiz etmektir.

Amerika Birleşik DevletleriArap BaharıRusya+3
Gonca Ertural
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası ilişkiler bağlamında siber güvenliğin İnsansız Hava Aracı (İHA) ve Silahlı İnsansız Hava Araçları (SİHA) üzerinden değerlendirilmesi

Uluslararası ilişkilerde var olan güç mücadelesi, 21 yy. ile fiziksel sınırları aşarak siber boyuta taşınmıştır. Siber uzayda bu alanlardan biridir. Fiziksel bir sınırın olmadığı küresel bir alandır. Siber alanda amaçlar doğrultusunda farklı aktörler bulunmaktadır. Aktörler tek başlarına bile siber alanda kendilerine yer edinebilirken, devlet ve devlet dışı aktörler tarafından da kullanılmaktadır. Kişi, kurum ve kuruluşlar gibi birçok aktör bulunmaktadır. Bu alanda aktör fazlalığının çok olması güvensizlik ortamını arttırmış ve etki alanını genişletmiştir. Devletler bu yüzden ulusal güvenliğin sağlanması konusunda ciddi önlemler almalıdır. Siber alan ile oluşan evrensel tehdit algısı artık devlet sınırlarının ötesindedir. Bu tehditi devletler ancak iş birliği yaparak çözebilir. Çünkü, uluslararası ilişkilerde tek bir güç olabileceği fikri gerçekliğe aykırıdır. Bilişim sistemlerinin gelişmesiyle birlikte siber alan aktif kullanılmaya başlanmıştır. Aktif kullanılmasından dolayı siber alanda devletler güvenliklerini sağlamak için kendini tehdit unsurlarına karşı güçlendirmişlerdir. Devletler güvenlikleri için kendi yerli ağ bağlantılarını güvence altına almış, siber alan konusunda uzmanlaşmış kişiler veya kurumları ile iş birliği içerisinde olmuştur. Tehdit unsurlarının teknolojinin gelişmesiyle zaman içinde farklılaşmış ve artışlar olmuştur. Bu tehdit unsurların farklılaşmasına karşı yenilikleri ve teknolojiyi yakından takip eden devletler diğer devletlere karşı yarış içerisinde olmayı başarabilmişlerdir. Özellikle; Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Kanada, İsrail, İran, Çin, Japonya, Birleşik Krallık, Rusya, Hindistan gibi ülkelerde bu alanda çalışmalar yapmaktadırlar. Bu siber saldırılara karşı Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı (NATO), Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Konseyi gibi kuruluşlarda siber alan ve tehditler konusunda gelişme içerisindedirler. Uluslararası ilişkilerde devletlerin barış algısını etkileyen siber saldırlar, güvenlik açısından istenmeyen ve dönüşü olmayan sorunlar yaratmaktadır. Çünkü devletler siber alanda kendilerine güç katarken, teknolojide yeniliği benimsemeyen, kendilerini siber alanda geliştirmeyen devletler siyasi ve askeri alanda güç kaybedilmesine neden olacaktır. İnsansız hava araçları (İHA) ve silahlı insansız hava araçları (SİHA) gibi teknolojilerin önemi dijitalleşme ile birlikte devletler için artmıştır. Burada kullanılan teknolojiler ile düşman birliklerin izlenebilmesi, anlık müdahale gibi süreçlerin yapılabilmesi, günümüz savaş sistemlerin eskiye göre artık daha otonom olduğunun göstergesidir. İHA ve SİHA teknolojileri ise bu alanda son zamanların en dikkat çekici teknolojik gelişmeleri arasındadır. Bu gelişmeler sayesinde siber alanda yaşanılacak herhangi bir durumda İHA ve SİHA gibi araçlara sahip devletler, saldırının türüne göre bu araçların kullanılmasını sağlayabileceklerdir. Bu tez çalışmasında, uluslararası ilişkiler bağlamında siber alan, siber güvenlik ve tehdit unsurlarının kavramsal anlatımlarının yanı sıra yeni nesil bilişim teknolojilerden, İHA ve SİHA' nın devletler için anlam ve önemini anlatılmaya çalışılmıştır. Bu gibi yeni nesil savunma sistemlerinin uluslararası alandaki dönüşümüne ve gelecekteki katkısına değinilmiştir.

GüvenlikSiber güvenlikSiber saldırı+7
Çağrı Gürboğa
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Endülüs-Fransa bölgesi ilişkileri

Emeviler'in kuzey Afrika fetihlerinin sonucunda İspanya'da kurmuş olduğu medeniyet uzun yıllar yaşamıştır. Ancak tarih tekrar tekerrür etmiş ve kurulan bu medeniyet zirveye ulaştığı bir dönemde yıkılmaktan kurtulamamıştır. Müslümanların Fransa'da bulunan Narbonne bölgesini üst edinmesiyle beraber, Kuzey Endülüs'te ve çoğunlukla bugün ki Fransa topraklarında varlıklarını arttırmışlardır. Marsilya, Lyon, Toulouse gibi şehirlerde uzun yıllar kalan Endülüslü Müslümanlar buralarda önemli zaferler kazanmışlardır. Şam merkezli Emevi devletinin yıkılmaya yüz tutmasıyla beraber ortaya çıkan Endülüs Emevi devleti de Fransa topraklarında kalabilmiştir. Ancak Endülüs Emevi devletinin de gerilemeye başladığı bu dönemde, bir grup Müslüman denizci Fraxinetum'da küçük bir emirlik kurmuş ve Güney Fransa'da hatırı sayılır işler yapmışlardır. Son olarak hem güney Fransa'da hem de İspanya'da ki güçlerini kaybeden Müslümanlar, sürgün edilmeye başlamıştır. İspanya'dan kara yoluyla Fransa'ya göç eden Moriskolar, Fransa'da da umduğunu bulamayınca Osmanlı devletinden yardım talebinde bulunmuştur. Osmanlı devletini girişimiyle de Fransa'da yaşayan Moriskolar güvenli bir şekilde farklı yerlere göç edebilmiştir. Fakat ne acıdır ki büyük başarılar kazandıkları Endülüs'te, Müslümanlar artık mülteci konumuna düşmüş ve nice eziyete maruz kalmışlardır.

EndülüsFransaMorisko+3
Bahadır Şahin
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İnsansız hava araçlarının Türkiye'nin güvenlik konseptinin belirlenmesindeki etkileri

Bu çalışma, yeni yüzyılın gelişen askeri teknoloji ürünlerinden birisi olan silahlı ve silahsız insansız hava araçlarının (SİHA ve İHA), zaman içerisinde konvansiyonel silahların yerini almaya başlamasıyla birlikte gelinen noktada önemini ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Bu amacın belirlenmesinde Türkiye'nin ve üçüncü taraf ülkelerin gerçekleştirdiği operasyonlar kapsamında S/İHA'ların terörle mücadelede, Suriye Operasyonlarında (Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı Harekatları), Akdeniz ve Ege Denizi'nde, Libya İç Savaşı'nda, II. Karabağ Savaşı'nda ve Ukrayna Savaşı'ndaki kullanımları ile birlikte genel kabule göre elde ettikleri başarılı sonuçlar etkili olmuştur. Bu bağlamda tezin araştırma konusu, Türkiye'nin güvenlik konseptinin Neorealizmin güç ve güvenliğe bakış açısıyla incelenmesidir. Belirlenen ihtiyacın giderilmesi adına nasıl bir süreç izlenildiği ve bu sürecin sonunda geliştirilen S/İHA'ların, yeni güvenlik konsepti kapsamında hangi amaçlarla ve nasıl kullanıldığı ofansif neorealist bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Buna göre, Türkiye'nin yeni yüzyıl ile birlikte güvenliğini sağlamak adına geliştirdiği askeri teknolojinin dış politikasına da etki ettiği iddia edilmektedir. Türkiye'nin coğrafi olarak çok sayıda çatışma noktasında bulunması nedeniyle güç ve güvenlik temelinde askeri kapasitesini üst düzeyde tutma zorunluluğu bulunmaktadır. Çalışma kapsamında yapılan inceleme neticesinde Türkiye'nin öncelikle askeri kapasite artırımı için S/İHA gibi teknolojik askeri araçları, müttefikleri aracılığıyla temin etmek istediği tespit edilmiştir. Ancak bu ihtiyaç Türkiye'nin müttefikleri tarafından çeşitli askeri, politik ve ekonomik nedenlerden dolayı giderilememiştir. Bu nedenle kendi iç kaynakları ile bu ihtiyacı karşılamak zorunda kalmış ve başarılı sonuçlar elde etmiştir. Nihayetinde, Türkiye'nin kendi imkanları ile başta S/İHA tekonolojisi olmak üzere askeri kapasite artırımını sağlaması, güvenlik konseptinde anlamlı bir değişime yol açmış ve yeni konseptin ofansif neorealist bakış açısıyla değerlendirilebileceği bu çalışma kapsamında elde edilen temel bulgu olmuştur.

GüvenlikGüçKonsept belirleme+4
Fatih Alper Turan
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin ABD ile ilişkilerin neoklasik realizm perspektifinden analizi (2009-2020)

Bu çalışma Türkiye'nin ABD ile olan ilişkilerini Obama ve Trump dönemlerinde Türkiye'nin perspektifinden ele almayı amaçlamaktadır. Bu amacı gerçekleştirirken ise teorik olarak neoklasik realizm kullanılmıştır. Neoklasik realizmin çalışmanın teorik perspektifi olarak seçilmesindeki temel motivasyon ise devletlerin dış politikalarını incelerken iç unsurları da sürece dahil etmesidir. Ayrıca devletlerin sistemik baskı ve teşviklerin dışında politika üretmesi durumunun da neoklasik realizm tarafından açıklanabiliyor olmasından ötürü bu teorik yaklaşım benimsenmiştir. Bahsi geçen dönemler ele alınırken Türkiye'nin maruz kaldığı bağımsız değişkenler ve sistemik baskılar ele alınacaktır. Ayrıca sistemin fırsat ve imkanları da göz önünde bulundurulacaktır. Bu sistemik şartlar ve ABD tarafından gelen bağımsız değişkenlerin Türkiye'deki karar alıcılar ve onları etkileyen diğer ara değişkenlerin algılarını nasıl şekillendirdiğinin ortaya konulması önemlidir. Çalışma genel hatları itibarıyla Türkiye-ABD ilişkilerinde Obama ve Trump dönemlerinde ortaya çıkmış kırılmaları ele almıştır. Bunu yaparken ise neoklasik realizmin önem verdiği bir husus olan ara değişken olarak karar alıcılar ve karar alıcıları etkileyen diğer ara değişkenlerin algılarını sürece dahil etmiştir. ABD'nin Türkiye'ye yönelik sistemik baskılarını Türkiye'nin ara değişkenler nezdinde nasıl algıladığı ve bu algılar doğrultusunda bağımlı değişkeni nasıl etkilediğini açıklamaya çalışmıştır. Türkiye'nin bölgede ABD ile politik olarak ayrışmasının temel sebebi ise Türkiye'nin güvenlik kaygılarının ABD tarafından görmezden gelinmesi suretiyle ikili ilişkilerde yaşanan krizlerin Türkiye'deki ara değişkenlerin algılarına olumsuz yansıması olarak görülmektedir.

Amerika Birleşik DevletleriDış politikaNeo-klasik realist+6
Mehmet Alperen Önal
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The transparency factor in Turkish foreign policy during the Second World War

Turkey's ability to stay out of the Second World War is one of the most impressive accomplishments in diplomatic history. Pressured for help bythe ?allies? and threatened by the adverseries, Turkey was under constant duress. However Turks escaped from the destruction of the war while receiving credits and supplies from both sides.The consensus is that Turks used their critical geo-political location as a bargaining chip, playing one side against the other. Even though such argument is succesful in many respects, one significant factor deserves more attention. It is the argument of this thesis that transparency (the ability of states to recognize what others are doing) was that factor leaving less room for possible misperceptions and miscalculations.Turkish polity was not faction ridden but stable. Turkish decision makers were few, homogenious, authoritarian and hierarchical bunch. İnönü?s total grip of the country was unchallanged. There was no other centers of power or ideological factions that could be manipulated. Thus Turkish actions and intentions were easier to analyse by foreigners. Turkish polity was transparent.Turkish decision makers also made efforts to be transparent. They affectively comminicated. In addition to official contacts, Turks used strickly controlled media to expose their intentions. During their manevours, they tried to reduce perception of surprize. They were carefull limiting their commitments and took precautions against upsetting any interested powers. At many turning points, Turkish manevours were well expected by their counterparts thus miscalculations and overreactions were prevented.The transparent structure also helped. The decisive victory of Germany in Western Europe or inadequacy of Turkish military capabilities did not leave room for miscalculation. The Turks were also able to read interantional structure correctly. The Impossibility of Balkan solidarity and Soviet intentions were correctly calculated by Turks.Having benign and transparent intentions does not avoid war. If thought to be essential, Turkey could have been attacked by Germany, Russia or even by England. If Turkey did not have an extremely important geopolitical position she could have easily been a bargaining chip that could be sacrificed. Had Turkey not managed to put together a large army or did not have a difficult and costly terrain to invade the outcome could have been very much different. The argument of this thesis does not deny that structural factors are the prime determinants. However reducing the likelyhood of miscalculation, transparency played a major part in the outcome of Turkish Foreign Policy during the Second World War.

DiplomacyWorld War IIDecision making+2
Bülent Oğuz Mavioğlu
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessEN

Türkiye-Pakistan relations in the context of changing international system: Regional and global implications

The evolutions and developments in the world have influenced the international system in different ways in the past and again today have given rise to a change in this system.The thesis aims to analyze the relations between Türkiye and Pakistan in the changing regional and global settings. Pakistan and Türkiye are natural allies on the basis of their common history, religion, and culture. They are important states geostrategically in world affairs for having distinct geo-strategic locations, which makes them vital in regional and world geopolitics. They have always supported each other in times of need and stood with each other on the matter of the Kashmir issue and the Cyprus issue. Both are also cooperating with each other to eradicate the evil of terrorism. The thesis examines the position of Pakistan and Türkiye in the changing international system, their relations with regional and international players, and emerging opportunities and challenges for both states. Also, the recent developments in the Middle East and how it impacts on both Pakistan and Türkiye and their stance over the Afghan-Taliban settlement have been discussed. The latest situation in Türkiye-Pakistan relations, their recent transformation, and their gradual institutionalization process has been accessed. Within this framework, the high level that has been attained in terms of bilateral cooperation as it concerns economic, political, military matters has been addressed.

PakistanTurkish-Pakistan relationsInternational relations+1
Maria Hassan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği sürecinde Türkiye'deki yerel yönetimlerin dış ilişkilerinde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi örneği

Bu araştırmanın amacı; "Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye'deki Yerel Yönetimlerin Dış İlişkilerinde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Örneği"nin incelenmesi ile Türkiye'nin önemli Büyükşehirlerinden birisi olarak gösterilen Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'ndeki küreselleşme ve yerelleşme zıtlığının yansımalarını belirlemektir. Bu çalışmada Nitel Analiz Yöntemlerinden içerik inceleme tekniği (analizi) kullanılmış olup, bu teknikle belirlenen araştırma konusu kapsamında kitap, dergi, makale, resmi yazışma ve belgeler ile internet kaynakları üzerinde literatür taraması yapılmış, bir sistem dahilinde kategorilere ayrılarak analiz edilmiştir. Çalışmada; Avrupa Birliği'ne tam üyelik sürecinde hızla ilerleyen Türkiye'nin, Avrupa Birliği tarafından benimsenen ve uygulanan kurallara uyum sağlama süreci ele alınmaktadır. Demokratik ülkelerde olması gerektiği gibi Avrupa Birliği ülkelerinde de daha demokratik ve daha katılımcı yerel yönetimler kurmak önemli bir amaç haline gelmiştir. Avrupa Birliği yerel yönetimlerle ilgili daha sağlıklı politikalar geliştirebilmek amacıyla uluslararası konjonktürde yer alan gelişmelere uymuştur. Bu bağlamda daha geniş halk katılımı ve demokrasinin gereklerinin sağlandığı ilk basamağın yerel yönetimler olduğu ortaya çıkmıştır. Birliğe üye olma yolunda önemli adımlar atan Türkiye de bu gerçeğin farkına varmıştır. Demokratikleşme çabalarının yanı sıra yerelleşme ve küreselleşme sürecinin de etkisiyle kendi kurumlarını yenileyen Türkiye için Avrupa Birliği'nin normları yerel yönetimlerin daha etkin daha demokratik bir noktaya ulaşması için gerekli ve önemlidir. Ayrıca bu çalışmada Avrupa Birliği'nin Türkiye yerel yönetimlerinden beklediği dönüşümün nitelikleri, Türkiye deki mevcut mevzuatının bu beklentileri karşılama düzeyi ve özelde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Kocaeli, Yerel Yönetimler, Büyükşehir Belediyesi.

Avrupa BirliğiBelediyelerBüyükşehir belediyeleri+3
Uğur Işık
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Afrika'da bir ulus-devlet inşa süreci: Zambiya ve Kenneth Kaunda

Avrupa için Coğrafi Keşifler, sadece mistik dünyalara ulaşmanın romantik bir macerası değil, aynı zamanda materyalist bir zenginliğin de temel anahtarıydı. Yüzlerce yıl süren savaşlar ve ağır siyasi krizlerden bunalan Avrupa, bu sorunları aşmanın yollarını aramış ve bunu da hem uzak doğu da hem de uzak batı da yeni dünyalar keşfederek çözüleceğine inanmıştır. İşte Afrika sömürgeciliği Batı'nın böyle bir arayışa başladığı dönemlerde ortaya çıkmıştır. Ümit Burnu'nu dolaşarak yeni dünyanın ve uzak doğunun gizemli zenginliklerine ulaşmak isteyen Batı, giriştiği emperyalist maceranın ilk aşamasında Kıtayı lojistik amaçlı basit bir durak olarak görmüştü. Ancak zaman geçtikçe Kara Kıta, Batı için basit bir durak olmaktan çıkmıştır. Sanayi Devrimiyle birlikte Batı için Afrika hem doğal hem de beşeri kaynaklar bakımından doğal bir sömürü alanı haline gelmiştir. Batı, Afrika'nın zenginliklerine beşeri ve doğal kaynaklarını büyük bir iştahla sömürerek işe başladı. Önce kölelik yoluyla ucuz insan gücüne, ardından da yer altı ve yer üstü kaynaklarına saldırdı. Bunu yaparken kendi içindeki rekabeti bütün acımasızlığıyla Kıtaya taşıdı. Yapay sınırlar ve uluslar kurdu. Böylece Afrika'nın bütün doğasında onarılmaz yaralar açtı. İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde Kıta umutsuzca kendi kurtarıcılarını beklemekteydi. Kıtanın diğer siyasi coğrafyalarında olduğu gibi Zambiya'da sömürgeciliğin verdiği az gelişmişlikten kurtulmak ve modern uluslara dünyasında yerini almak için Kenneth David Kaunda gibi özgün bir lideri çıkarmıştır. İşte bu tez Afrika Kıtasının sömürgecilik dönemlerini ve daha sonra kurulmaya başlayan ulus devletlerini Zambiya ve Kenneth Kaunda örneğinden yola çıkarak incelemeye çalışmaktadır. Anahtar Kelimeler: Zambiya, Afrika, Sömürge, Kenneth Kaunda.

AfrikaAfrika ülkeleriDevlet inşaası+6
Betül Şengül
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

I. Körfez Savaşı'nın Türk dış politikasına etkisi

Irak'ın Kuveyt'i 2 Ağustos 1990 tarihinde işgali ile başlayan Körfez Krizi'nin 17 Ocak 1991'de Körfez Savaşı'na dönüşmesiyle birlikte Orta Doğu dengeleri önemli bir kırılma yaşamıştır. Bu savaşla birlikte bölge dengeleri yeniden dizayn edilmiştir. Soğuk Savaş sonrası dönemde ilk ciddi kriz olan I. Körfez Savaşı yalnızca bölge ülkelerini değil başta ABD olmak üzere Batılı birçok devleti ve uluslararası örgütleri de harekete geçirmiştir. Körfez Krizi süresince Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşundan itibaren Orta Doğu bölgesinde dış politikada izlemiş olduğu Araplar arası sorunlara müdahil olmama kısacası bölgede izlenen statüko ve denge politikası terk edilmiş ve Türk dış politikasının bölge içi dinamiklere etkisi giderek artmaya başlamıştır. Böylece Türkiye bölgede aktör olma konumuna evrilmeye başlamıştır. Körfez Savaşı'nın hemen ardından Kuzey Irak'ta Saddam Hüseyin'e karşı Kürt grupların gerçekleştirdiği ayaklanmanın başarısız olması sonucunda mülteci krizi ortaya çıkmış ve bu kriz Türkiye'ye sıçramıştır. Savaş sonunda mülteci krizini yaşayan Türkiye, sorunun çözümü için dış politikada yapmış olduğu manevralarla Kuzey Irak'ta güvenli bölgelerin oluşmasına öncülük etmiştir. Bölgede yer alan Kuzey Iraklı Kürtlerin olası özerk bir Kürt devleti kurmalarına karşı Türk dış politikası yapıcıları önlemler almış ve bu oluşuma izin verilmemiştir. Sonuç olarak Körfez Savaşı'nın ardından Türk dış politikası, Orta Doğu açısından büyük bir değişime uğramış ve dış politikada eksen kayması yaşanmıştır. Bölgede Türkiye'nin de içinde bulunduğu siyasi sorunlarda aktör olarak yer aldığı yıllar başlamıştır. Anahtar Kelimeler: Körfez Savaşı, Türk Dış Politikası, Turgut Özal, Orta Doğu, Kuzey Irak.

KuveytKörfez SavaşıKörfez politikası+7
Anıl Acar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihsel süreçte Rusya'nın Kuzey Kafkasya politikası

Önemli bir noktada bulunan Kafkasya, özellikle Rusya gibi büyük güçlerin yıllar boyunca odak noktası olmuştur. Jeopolitik ve jeostratejik bir bölge olan Kafkasya, bu büyük güçlere karşı yıllar boyu mücadele vermiştir. Bölge, coğrafi olarak Güney ve Kuzey Kafkasya olarak ikiye ayrılmıştır. Bu tezde Kuzey Kafkasya bölgesinin tarih boyunca Rusya'ya karşı verdiği mücadele ele alınmıştır. Rusya'nın Kuzey Kafkasya'daki hâkimiyet çabaları uzun süre devam etmiş olsa da Soğuk Savaş sonrasında SSCB'nin dağılmasıyla birlikte Kuzey Kafkasya'da bulunan etnik gruplardan bazıları Rusya içerisinde özerk cumhuriyetler haline gelirken bazıları da bağımsızlıklarına kavuşmuştur. Rusya'nın yayılmacılık politikası başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Fakat günümüzde hala, Kuzey Kafkasya halkları üzerindeki politikalarına devam etmiştir. Kuzey Kafkasya halklarının, 1850 yılından itibaren Osmanlı Devleti'ne yaptıkları zorunlu göç hareketleri sonucunda, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti'nde geniş bir nüfusa sahip olmuşlardır. Tezimde, Kuzey Kafkasya'da bulunan etnik gruplar tek tek ele alınıp, mücadeleleri ve sonuçları konu edilmiştir. Ayrıca, Rusya'nın tarihsel sürecindeki gelişmeler sonucunda değişen, Kuzey Kafkasya politikalarına geniş bir şekilde yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kafkasya, Rusya, 1864 Çerkez Sürgünü, Abhazya, Kuzey Kafkasya Coğrafyası, Kuzey Kafkasya'da Etnik Kökenler

AbhazyaEtnik azınlıkEtnik gruplar+5
Meltem Yıldırım
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Birleşmiş Milletler Barışı Koruma Harekatları ve Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış Koruma Gücü (UNFICYP)

Uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması ve ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması Birleşmiş Milletler'in (BM) en temel görevidir. Bu çalışmamızda, BM'nin uluslararası uyuşmazlıkların çözümüne katkı sağlamak için geliştirdiği Barışı Koruma Harekâtları çerçevesinde günümüzde devam eden BM Kıbrıs Barış Koruma Gücü (UNFICYP) uygulaması incelenmiştir. Tezin birinci bölümünde, BM Barışı Koruma Harekâtları kavramı ile ortaya çıkış süreci etraflıca incelenmiş, günümüze kadar olan süreçte edinilen tecrübelere değinilmiştir. Harekâtların uluslararası hukuktaki yeri ile temel ilkelerinden ayrıca bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise, yüzyıllardır var olan Kıbrıs sorununun soykırım ve katliama dönüşerek zirveye ulaştığı 1963 yılında, Kıbrıs Adası'nda barış ve güvenliğin tehlikeye düşmesini engellemek adına kurulan BM Kıbrıs Barış Koruma Gücü'nün (UNFICYP) varlığı incelenmiştir. Sonuç'ta ise, Kıbrıs Sorunu'na çözüm arayışları içinde UNFICYP'nin geleceği hakkında değerlendirmeler yapılmıştır.

BarışBarış gücüBarışı sağlama+5
Erkan Çakmakcı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya'nın Putin dönemi Suriye politikasının Neoklasik Realizm bağlamında analizi

Tarih boyunca büyük güçlerin çıkar mücadelesine ev sahipliği yapmış olan Orta Doğu coğrafyası günümüzde de hala bu özelliğini korumakta ve büyük güçlerin mücadele alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Rusya için de bu bölge güney sınırlarının güvenliği ve jeopolitik olarak çevrelenmişlik algısının kırılması bağlamında her zaman önemli bir coğrafya olmuştur. Çarlık Rusya'sı döneminden itibaren Rusya tarafından bölgeye duyulan ilgi dönem dönem dış politikada ikinci plana atılsa da günümüze kadar sürmüştür. Bölge devletlerinden özellikle Suriye ile derin ve tarihsel bağlara sahip olan Rusya 2010'da Tunus'ta patlak veren ve Arap Baharı olarak literatüre geçen sürecin bölgedeki tek müttefiki Suriye'ye sıçramasıyla birlikte sessiz tutumunu bırakarak proaktif bir yaklaşımla olaylara müdâhil olmuştur. Bu tezde ele alınan konu, devletlerin dış politika yapım süreçlerinin analizinde etkili olan sistemik uyarıcı faktörlerin yanı sıra iç faktörlerin de analize dâhil edilmesi gerektiğini savunan Neoklasik Realizm perspektifinden analiz edilmiştir. Bu kapsamda Rusya Federasyonu'nun Suriye politikası; iç faktörler kategorisinde yer alan Rusya'nın devlet içi özelliği ve devlet lideri algısı üzerinden değerlendirilmiştir. Neoklasik Realizm çerçevesinde ele alınan bu tez çalışması, Rusya Federasyonu'nun Putin dönemindeki dış politika davranışlarını devlet içi değişkenler ve lider faktörü bağlamında analiz etmiştir. Neoklasik Realizm bağlamında, Putin döneminde Rusya Federasyonu'nun dış politika çıktıları üzerinde iç değişkenlerin ve lider faktörünün etkileri incelenmiştir.

Arap BaharıNeoklasik teoriOrta Doğu+5
Sümeyya İmik Şimşek
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Dış politika krizlerinin Türk-Rus ilişkilerine etkileri: Uçak krizi örneği

Suriye İç Savaşı kapsamında Türkiye ile Rusya'yı karşı karşıya getiren en önemli olay 24 Kasım 2015 tarihinde meydana gelen uçak düşürme vakasıdır. Hatay Yayladağı mevkiinde bir Rus bombardıman uçağının Türk hava sahasını ihlal etmesi ve defalarca uyarılmasına rağmen uyarıları dikkate almayarak ihlale devam etmesinin sonucunda Türk Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesi neticesinde Türkiye ile Rusya arasında bir dış politika krizi başlamıştır. 1950'li yıllardan beri ilk defa NATO üyesi bir ülkenin Rus uçağını düşürmesi sebebiyle bu hadise Türk ve dünya basınında geniş yer bulmuş ve tedirginlik yaratmıştır. Kriz, Türk-Rus ilişkilerini derinden etkilemiştir. Krizin tamamen çözülmesi yaklaşık 8 ay sürmüştür. Krizi en az hasarla atlatabilmek için taraflar kendi pozisyonlarına göre farklı kriz yönetim tekniklerini benimsemişlerdir. Çalışmada, tarafların krizi yönetirken kullandığı teknikler incelenmiş ve krizin ikili ilişkiler üzerinde yarattığı etkiler değerlendirilmiştir. Çalışma, krizin patlak vermesine sebebiyet veren olayların ele alınması ve Uçak Krizi'nin kriz yönetimi açısından değerlendirilmesi noktasında önemli olacaktır.

KrizKriz yönetimiRusya+6
Vesile Merve Bali
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kazakistan'ın Hazar Denizi konusunda enerji diplomasisi

Hazar bölgesi belirli bir coğrafi peyzaj alanına ve büyük maden rezervlerine sahip eşsiz bir su kütlesidir. SSCB'nin çöküşünden sonra denize erişimi olan ülke sayısının ikiden (SSCB ve İran) beşe (Rusya, İran, Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan) çıkmasıyla birlikte, Hazar'ın uluslararası hukuki statüsüne dair daha önceki anlaşmalar (Rusya Sosyalist Cumhuriyeti ile İran arasında 1921 ve SSCB ile İran arasında 1940) yeni devletler tarafından sorgulanmaya başlanmıştır. Hazar'ın hukuki statüsünün belirlenmesine ilişkin Hazar devletleri arasındaki anlaşmazlık, bu sorunun çözümüne engel olan birçok nedene dayanmaktadır. Çalışmada Hazar bölgesinin en son hukuki statüsünün pekiştirilmiş olduğu 20. yüzyıldaki tarihi arka planı ve 1991'den sonra ortaya çıkan yeni siyasi durumu incelenmektedir. Çalışmamızın temel konusu olan Kazakistan Cumhuriyeti'nin, ulusal çıkar, komşularla ve dünya güçleriyle iyi ilişkiler, denge ve çok yönlü politika ilkelerine dayalı dış politikası bağlamında, 1991'den itibaren Hazar bölgesi konusunda yürüttüğü diplomasi, aldığı siyasi kararlar, hukuki düzenlemelerin araştırılması neticesinde Kazakistan'ın ekonomi politikası, enerji politikası ve enerji güvenliği politikasının öncelikleri, prensipleri, araçları ve pratikteki sonuçları açıklanmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda genel olarak bölgenin tarihsel arka planı da dikkate alınarak, söz konusu ekonomik ve siyasi çelişkinin temel aktörleri olan beş bölge ülkesinin (Azerbaycan, İran, Kazakistan, Rusya, Türkmenistan) Hazar su kütlesi konusunda uyguladıkları diplomasi ve verdikleri kararlar, giriştikleri iktisadi projelerde yaptıkları işbirlikleri de değerlendirilmiştir. Son olarak, Enerji güvenliğinin, Kazakistan devletinin ulusal güvenlik sisteminde önemli bir unsur olduğu, ülke ekonomisinin ağır payını oluşturduğu ve dış politikayı büyük ölçüde etkilediği sonucuna varılmıştır. Araştırma konusu, Kazakistan devletinin Hazar denizi enerji politikası olduğundan yola çıkarak, dış politika kavramının temel aktör sayılan devlet (Kazakistan) ile ilişkin olduğundan dolayı realist Uluslararası Ekonomi Politik teori çerçevesinde analiz edilmiştir.

DiplomasiEnerjiEnerji politikaları+5
Akbope Abılkash
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası göç kavramı çerçevesinde Türkiye'de göç yönetimi

Tarih boyunca savaşlara, barışlara, birçok yıkım ve yeni oluşumlara sahne olan dünyamız gittikçe önemi artan bireysel ve kitlesel göç hareketlerine de sahne olmaktadır. Hem göç alan hem de göç gönderen ülkelerin ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal yapılarını etkileyen uluslararası göç, uluslararası işbirliği içerisinde yönetilmesi gereken önemli bir konudur. Uluslararası göç ile dil, din, kültür gibi konularda birbirinden farklı yapıya sahip bireylerin aynı ortamı paylaşmasıyla beraber iletişim ve uyum gibi sorunlar ortaya çıkmakta ve toplumsal denge bozulmaktadır. Bu çerçevede her ülkenin, kendi yarar ve öncelikleri doğrultusunda göç politikası geliştirmesi önemlidir. 18. yüzyılın son çeyreğinden günümüze kadarki tarihi süreç içerisinde geniş bir coğrafyaya ve zengin bir etnik yapıya sahip olan Osmanlı Devleti ile onun halefi olan Türkiye Cumhuriyeti birçok kitlesel göç hareketiyle karşı karşıya kalmıştır. Türkiye, ulus-devlet kuruluşunun temellerinin atıldığı ilk yıllarda Türk soyundan ve Türk kültüründen olanların göçüyle başlayan ve küreselleşmenin etkisi, komşu ülkelerde meydana gelen iç karışıklıklar ve Avrupa Birliği ile müzakerelerin başlaması sonucu yabancıların göçüyle devam eden göç hareketlerini iskân politikaları, mübadeleler ve göç kanunları gibi çeşitli araçlarla yönetmeye çalışmıştır. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde uluslararası göç konusu ele alınırken, ikinci bölümde 18. yüzyıldan günümüze kadar Türkiye'ye yapılan göçler anlatılmış ve son bölümde Türkiye'nin göç yönetimi incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Göç, Göç Yönetimi, Göç Politikaları, Türkiye'nin Göç Yönetimi

GöçlerUluslararası göçUluslararası ilişkiler+2
Nevin Akdoğan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

AB'nin Asya pasifik politikası: Çin örneği

20. yüzyılda dünya üzerinde yaşanan gelişmelere ve değişen küresel şartlara bağlı olarak dönemin uluslararası ilişkiler aktörleri arasına yenileri eklenmiştir. Bu çerçevede ortaya çıkan ve bugün hala sistemin en etkili aktörleri arasında yerini koruyan aktörlerden biri de Avrupa Birliği'dir. AB'nin ortaya çıkmasının temel nedenlerini Avrupalı devletlerin İkinci Dünya Savaşı sonunda bozulan ekonomilerini düzeltme ve Avrupa'yı savaşsız bir şekilde kontrol edebilme arzusu oluşturmuştur. Bu yüzyılda ortaya çıkan bir diğer önemli aktör ise 1949 yılında yeniden doğan ve Asya-Pasifik'ten yükselen, dünyanın süper gücü olmaya aday aktörü konumuna erişen Çin Halk Cumhuriyeti'dir. Bu iki önemli aktör dünya sahnesine çıktıklarından beri birbirlerine karşı ekonomik, siyasi ve askeri olmak üzere çeşitli politikalar izlemektedirler. Bugün gelinen noktada iki aktör de zirveye oynamak istemektedir. AB bölgesel bir örgütten küresel bir aktöre, Çin ise Asya-Pasifik'te güçlü bir devletten ziyade süper bir güce dönüşmektedir. Çok kutuplu dünya düzeninin yaşandığı bu dönemde uluslararası aktörler arasındaki denge sağlama çabaları da derinleşmektedir. Temelleri yaklaşık 60 yıl önce atılan ve bugün sistemin en etkili aktörlerinden biri olan AB de, sistemdeki bu güç ve denge yarışında yerini almaktadır. Bu nedenle Asya-Pasifik coğrafyası AB'nin ilgisini yoğunlaştırdığı alanlardan biri haline gelmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası, Güvenlik, Asya Pasifik, Çin, Ticaret

Asya Pasifik bölgesiAvrupa BirliğiUluslararası ilişkiler+2
Zehra Ayvaz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Related subjects