Tax Procedural Code
58 theses under this subject heading
Muhasebede hilenin önlenmesi ve kullanılan yöntemler: Osmaniye ilinde gerçekleşen adli vaka örnekleri ve analizleri
Bu araştırmada muhasebede hilenin önlenmesi ve kullanılan yöntemler hakkında bilgiler yer almaktadır. Yapılan bu çalışma kapsamında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda yer alan kanun maddelerinden faydalanılmış olup, ayrıca ikincil verilerden de faydalanılmıştır. Bu araştırmanın amacı; İşletmeler, örgütsel yapıları ve faaliyetleri nedeniyle hileye karşı savunmasızdır. Bu nedenle muhasebe hilelerinin ortaya çıkartılarak alınabilecek önlemlerin neler olduğunun ortaya konulması, muhasebe hilesi yapma nedenlerinin tespit edilmesi, muhasebe sisteminde yapılan yanlışların hata mı yoksa hile mi olduğunun ayırt edilmesidir. Teknolojinin hızla geliştiği dünyamızda bu gelişmelere paralel olarak artan işlem sayıları ve tutarları da dikkate alındığında, muhasebe hilelerini önlemek amacıyla hangi yöntemlerin kullanılabileceğine dair açıklamalar yapıldıktan sonra çalışmanın sonuç bölümünde tartışıldı. Uygulama bölümünde ise Osmaniye ilinde yaşanmış adli vakalar analiz edilerek sonuç ve önerilerde bulunulmuştur.
Maddi duran varlıklarda değerleme ve raporlama: TMS/TFRS ve Vergi Usul Kanunu'ndaki düzenlemelerin karşılaştırılması
Bu çalışmanın konusu, işletmelerin toplam varlıkları içerisinde önemli bir paya sahip olan maddi duran varlıkların değerlemesi ve raporlanmasına ilişkin Vergi Usul Kanunu (VUK) ve Türkiye Muhasebe/Finansal Raporlama Standartları (TMS/TFRS) düzenlemelerinin karşılaştırılmasıdır. VUK kapsamındaki değerleme yaklaşımlarının vergi kanunlarına göre şekillenmesine karşın, TMS/TFRS bu konuya daha dikkatli yaklaşmaktadır. Ölçümleme ve raporlama yapılırken gerçeğe uygun şekilde sunum ve ihtiyaca uygunluk kriterlerini göz önünde bulundurmaktadır. Çalışmanın temel amacı VUK ve TMS/TFRS açısından değerleme ölçütlerinin esaslarının ortaya konulmasıdır. Birinci bölümde, değer kavramının tanımı ve diğer disiplinlerle tarihsel süreç içerisindeki bağlamı incelenip, VUK ve TMS/TFRS'de değerleme yaklaşımları ve değerleme ölçütleri açıklanmıştır. Standartlar kapsamında ele alınan gerçeğe uygun değer üzerine açıklamalar yapılmıştır. İkinci bölümde maddi duran varlıkların genel tanımı yapılmakla beraber, maddi duran varlıkların değerleme ve raporlanması VUK ve TMS/TFRS düzenlemeleri çerçevesinde incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise maddi duran varlıkların değerlemesi ve raporlanması, VUK ve TMS/TFRS uygulamaları kapsamında karşılaştırılmıştır.
Bilişim alanındaki gelişmeler karşısında vergi mahremiyeti
Çağımızdaki teknolojik gelişmelerin bir sonucu olan bilişim alanı karşısında devletler, elektronik altyapıya geçerek iş ve işlemlerini gerçekleştirmektedir. Bu amaçla, Türkiye'de vergilendirmeye ilişkin elektronik altyapı için Vergi Daireleri Otomasyon Projesi yürütülmektedir. Bu proje kapsamında, hangi sistemlerin uygulamaya konduğu ve vergi mahremiyetinin nasıl korunduğunu incelemek çalışmamızın amaçlarından biridir. Vergi idaresinin iç işlemlerine ve yazışmalarına yönelik uygulamalara ve mükellef ya da muhasebe işlerini yürüten meslek mensuplarına yönelik geliştirilen ve bazılarına zorunlu kılınan uygulamalara çalışmamızda yer verilmiştir. Bu durumda vergi mahremiyetinin nasıl korunduğu da çalışmamızın bir diğer amacıdır. Vergi mahremiyetinin idare tarafından korunması, EİK kapsamında nitelikli elektronik sertifikanın temini, güvenli e-imza ve mali mühür kullanımıyla gerçekleştirilmektedir. Yargısal koruma ise, kural olarak, vergi mahremiyetinin ihlali suçuna ilişkin Vergi Usul Kanunu'nun 362. maddesinden ve 6183 sayılı Kanun'un 107. maddesinden Türk Ceza Kanunu'nun 239. Maddesine yapılan yollamalarla sağlanmaktadır. Çalışmamızda son olarak, bilişim alanında gerçekleşen vergi mahremiyetinin ihlali hem bu hükümlere göre hem de bunların uygulanamadığı haller bakımından, cezai yaptırımlarıyla birlikte ele alınmıştır.
Bağımsız denetimin gelişimi ve VUK, TFRS ve BOBİ FRS'nin imalat sanayi açısından değerlendirilmesi üzerine bir uygulama
Artan dünya nüfusuyla birlikte ticaret olanaklarının teknoloji sayesinde hız kazanması dünya ticaret hacminde önemli bir genişleme yaratmıştır. Ticari iş ve işlemlerin kaydedilmesi, sınıflandırılması, özetlenmesi ve yorumlanması muhasebe programlarıyla daha kolay bir hale gelmiştir. Bununla birlikte tüm dünyada artan ticari iş ve işlemlerin muhasebeleştirilmesi ve denetlenmesi sırasında ortak bir geçerli finansal raporlama sisteminin oluşturulması ihtiyacı hâsıl olmuştur. Ülkeler, bulundukları ekonomik koşulları da göz önün de bulundurarak Uluslararası Muhasebe Standartları ile Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarına kendi ekonomik sistemlerine uyarlamaya çalışmaktadır. Türkiye'de de bu amaç doğrultusunda özellikle son on yılda Uluslararası Geçerli Finansal Raporlama sistemine geçiş amacıyla önemli adımlar atılmıştır. Türkiye Finansal Raporlama Sistemi (TFRS) ve Büyük ve Orta Ölçekli İşletmeler için Finansal Raporlama Sistemi (BOBİ FRS) bu gelişmeler sonucu ortaya çıkan finansal raporlama sistemleridir. Bununla birlikte Türkiye'de işletmeler Vergi Usul Kanunu'na (VUK) göre finansal tablolarını hazırlayarak tahakkuk eden net gelir üzerinden vergilerini ödemektedir. Dolayısıyla işletmelerin cari dönem net geliri uyguladıkları geçerli finansal raporlama sistemine göre önemli farklılıklar göstermektedir. Bu çalışmada imalat sanayi sektöründe faaliyet gösteren bir işletmenin, geçerli finansal raporlama sistemlerinden VUK, TFRS ve BOBİ FRS uygulaması durumunda cari dönem net karının nasıl farklılaştığı ve bunun nedenleri üzerinde durulmuştur. İmalat sanayinde faaliyet gösteren şirketler için TFRS, gerçek değerleri göstermesi ve şirket değerini maksimize etmesi bakımından daha iyi bir finansal raporlama sistemidir. Anahtar Sözcükler: Bağımsız Denetim, VUK, TFRS, BOBİ FRS
Vergi Hukukunda tebligat ve yargı kararları ışığında değerlendirilmesi
Tebliğ, vergi hukukunun önemli konularından biridir. Vergi alacağının sorunsuz bir şekilde tahsil edilebilmesi için tebliğ işleminin hatasız bir şekilde yapılması gerekmektedir. Vergilendirme işlemlerine ilişkin tebliğ hükümleri 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmektedir. Ancak bu kanunda hüküm bulunmaması halinde, vergilendirme işlemlerinin tebliğinde 7201 Tebligat Kanunu hükümleri uygulanacaktır. Bu çalışmada, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda yer alan tebliğ hükümleri ayrıntılı bir şekilde incelenecektir. Tebliğde yapılan hatalar tek tek incelenerek, hatalı tebliğlerin sonuçları üzerinde durulacaktır. Bununla birlikte çalışmada tebliğ işleminin hukuki niteliği üzerinde durulacaktır. Çalışmada yargı kararları ve doktrinde yer alan görüşlere de yer verilecek, ortaya çıkan aksaklıklar hakkında değerlendirmeler yapılacak ve öneriler sunulacaktır. Konu incelenirken kanun hükümleri ile uygulama arasındaki farklılıklar ortaya konulacak ve doğru olan uygulama şeklinin ne olduğu tespit edilmeye çalışılacaktır.
Danıştay kararları ışığında usulsüzlük kabahatleri
Devlet üstlendiği sorumlulukları yerine getirebilmek amacıyla anayasanın vermiş olduğu haklar çerçevesinde çeşitli kaynaklardan gelirler elde etmektedir. Elde edilen bu kamu gelirleri içerisinde vergiler % 80 - % 90 gibi oranda önemli bir paya sahiptir. Vergi, devletin gerçek ve tüzel kişilerin ödeme güçlerine göre ve herhangi bir kamu ihtiyaçlarını karşılamak üzere hizmete karşılık olmaksızın cebri olarak alınan parasal yükümlülüklerdir. Temelinde zorunluluğun var olması ve vergi ödemenin karşılığının bulunmaması vergilerin, ödenmesinde birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Örneğin bireyler, vergiler karşısında doğrudan fayda sağlamadıkları için ödemeleri gereken vergileri azaltmaya çalışmaktadırlar. Eğer bu çabalar yasal ise sorun içermemektedir. Ama yasal olmayan yollara bireylerin başvurmaları durumunda, vergi kaybı nedeniyle vergi kabahat ve cezalarını ortaya çıkarmaktadır. Vergi kabahat ve cezaları, vergi ceza hukukunun ilgili alanına girerek, cezaların tespiti ile birey ve devlet arasındaki vergi uyuşmazlıkları, usulsüzlükleri ve kabahatlerinin Vergi Kanunları'nda gösterilen maddi ve biçimsel yükümlülüklere göre çözümlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada öncelikli olarak verginin tarihsel gelişimine yer verilip, vergi ödemenin önemi ve gerekliliğinden bahsedilerek ardından Vergi Usul Kanunu'nda yer alan usulsüzlük kabahatlerini oluşturan eylemlere uygulanan yaptırımlar, usulsüzlük kabahatlerine pişmanlık indirimleri, usulsüzlük kabahatlerinin tebliği, itiraz yolları, bu kabahatleri sona erdiren durumları ile usulsüzlük kabahati yaptırımları incelenmektedir.
Bobi FRS'nin maddi duran varlıkların muhasebeleştirilmesinde TFRS ve Vergi Usul Kanunu uygulamalarından farklılıklarının analizi: Örnek olay çalışması
Dünya da gelişen bilgi ve sistem teknolojileri uluslararası ekonomik ilişkileri ve uluslararası yatırımın önemini arttırmıştır. Gelişen teknoloji diğer alanlar gibi muhasebe alanında da önemli etkilere yol açmaktadır. Uluslararası artan ekonomik ilişkiler ülkeleri muhasebe alanında ki mevzuatlarını birbiriyle uyumlaştırma sürecini başlatmıştır. Ülkemiz de bu uyum sürecinde Türkiye Muhasebe Standartları ve Büyük ve Orta Boy İşletmeler için Finansal Raporlama Standartları (BOBİ FRS) yayınlayarak Uluslararası Muhasebe Standartlarından farklılıkları azaltmayı çalışarak bu süreçte yerini almıştır. Bu çalışmanın amacı ülkemizde 01.01.2018 tarihinde uygulanmaya başlayan BOBİ FRS kapsamında maddi duran varlıkların incelenerek, uygulanmakta olan Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) / Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TFRS) ve Vergi Usul Kanunu (VUK) hükümlerince karşılaştırılmasının yapılmasıdır. Konuyla ilgili örnekler verilerek düzenlemeler arasında ki farklıların ortaya konulması BOBİ FRS'yi kullanmak isteyen işletmeler ve finansal bilgi kullanıcıları açısından yararlı olacaktır. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Büyük ve Orta Boy işletmeler için finansal raporlama standardı kapsamında maddi duran varlıkların incelenmiştir. İkinci bölümde Vergi Usul Kanunu ve Türkiye Muhasebe Standartları açısından maddi duran varlıklar yer almaktadır. Üçüncü Bölümde üç düzenleme arasında örnek sorularla karşılaştırılmalar yapılarak farklılıkları tespit edilmiştir.
213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre tebligat
Tebliğ hukuki bir işlemin taraflar açısından nitelik kazanmasını sağlayan bir usul işlemidir. Hukuk alanında bir işlemin sonuç doğurabilmesi ancak tebliğin usulüne uygun olarak gerçekleştirilmesi ile mümkündür. Vergi ile ilgili olarak bir kamu alacağının kesinleşmesi ancak tebliğin kanunda gösterilen şekilde yapılması ile gerçekleşir. Tebliğin önemi açısından, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu bu konuyu özel olarak ele almıştır. Bu kanunda açıkça yer almayan hususlara ise genel kanun olan 7201 sayılı Tebligat Kanunu uygulanacaktır. Çalışmamızda 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu bağlamında tebliğ işleminin nasıl ve ne şekilde yapılacağı, yeni düzenlemelerin uygulanışı ve tebliğ hataları sonucunda oluşacak durumlar ele alınmıştır. Çalışmamızın güncelliği açısından, konumuz ile ilgili son yıllarda verilen, Danıştay kararlarından ve vergi mahkemesi kararlarından yararlanılmıştır.
Vergilemede bir dönüşüm: Blockchaın temelli vergileme ve Türk vergi sisteminde uygulanabilirliği
Günümüzde, vergi alanında pek çok dijital dönüşüm çalışmaları yapılmaktadır. Bu dönüşümlerin büyük bir çoğunluğu, mükellefler ile ilgili verilerin elde edilmesi ve bu verilerin vergisel işlemlerde kullanılmak üzere bir veri tabanında izlenmesi şeklindedir. Merkezi bir veri tabanında mali verilerin kaydedilmesi, bu veri tabanını kötüniyetli kişilerin saldırılarına hedef haline getirmektedir. Blokzincir teknolojisi, bu tür verilerin dağıtılmış bir ağ yapısında merkeziyetsiz olarak saklanması fırsatı sunarak bu soruna önemli bir çözüm getirmiştir. Blokzincir teknolojisi, işlemlerin kriptografik olarak şifrelendiği ve bloklar halinde bir ağ üzerinde kaydedildiği dağıtık bir defter teknolojisidir. Bu yönüyle veriler ağda yer alan ve düğüm olarak adlandırılan her bir bilgisayarda saklanabilmekte ve veri bütünlüğü ve değişmezliği garanti altına alınmaktadır. Verilerin zincirde yer alan bloklara işlenmesi ağdaki düğümlerin uzlaşısı ile gerçekleştirildiğinden merkezi bir otoriteye veyahut aracıya ihtiyaç duyulmamaktadır. Dolayısıyla bu teknolojinin getirdiği avantajlar, verilerin değişmezliği, şeffaflık ve izlenebilirlik, aracısızlaşma ve etkinlik olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışmamız bu teknolojinin tanımı, özelliklikleri, avantaj ve dezavantajları ve kullanım alanlarına değinilerek başlamaktadır. Blokzincir teknolojisinin vergisel işlemlere uygulandığı ülke örnekleri de çalışmamızda yer almaktadır. Devamında, bu teknolojinin Türkiye'de vergisel işlemlere uygulanabilirliği hususuna değinilmiştir. Bu kapsamda vergi kanunları açısından bu teknolojinin potansiyel uygulama alanlarına değinilmiştir. Ayrıca bu teknolojinin Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi, KDV, ÖTV ve Damga Vergisi gibi vergi türlerinde yaşanan sorunlara yönelik potansiyel çözüm önerilerine de değinilmiştir. Blokzincir teknolojisinin vergi ile ilişkilendirildiği çalışmalar incelendiğinde, bu çalışmaların çoğunlukla kripto paraların vergilendirilmesi üzerine yapıldığı görülmektedir. Oysa ki bu teknoloji kripto paraların da temelini oluşturan ve kapsamı oldukça geniş olan bir teknolojidir. Çalışmamızın özgünlüğü, bu teknolojinin Türk Vergi Sisteminde yer alan Vergi Usul Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, KDV, ÖTV ve Damga Vergisi Kanunları açısından potansiyel kullanım alanları ve önerilerle detaylandırılmış olmasıdır. Bu kapsamda bu vergi türleri açısından görülen bazı sorunlara da çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır.
Lojistik işletmelerinde sabit varlık yatırımlarının muhasebeleştirilmesi: VUK ile TMS karşılaştırması
Lojistik işletmelerinde sabit varlık yatırımları çok büyük öneme sahiptir ve bu durum sabit varlık yatırımlarının muhasebeleştirilmesini lojistik işletmeleri için ayrıca önemli hale getirmektedir. Bu çalışmada lojistik işletmelerinde sabit varlık yatırımlarının muhasebeleştirilmesi incelenmiş, konu ile ilgili Vergi Usul Kanunu ve Türkiye Muhasebe Standartları hükümleri karşılaştırılmıştır. Çalışmada lojistik ile ilgili genel bilgiler verildikten sonra yatırım kavramı ve lojistik işletmelerinde sabit varlık yatırımları anlatılmıştır. Daha sonra bir lojistik işletmesinin sabit varlıkları ile ilgili Vergi Usul Kanunu'na göre yaptığı muhasebe kayıtları incelenmiş, aynı kayıtlar Türkiye Muhasebe Standartları'na göre tekrar yapılmış ve aradaki farklılıklar belirtilmiştir. Farklılıklarla ilgili açıklamalar yapılırken, Büyük ve Orta Boy İşletmeler İçin Finansal Raporlama Standardı'nda yer alan hükümlere de kısaca yer verilmiştir. Son olarak da farklılıklara ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Lojistik, Sabit Varlık Yatırımları, Vergi Usul Kanunu, Türkiye Muhasebe Standartları
UMS 2 Stoklar Standardı uygulama örnekleri ve Türk vergi mevzuatı karşısındaki durumu
Küreselleşen dünyada ticaret uluslar arası boyut kazanmıştır bu da muhasebede tüm dünyada ortak bir dil kullanmayı zorunlu hale getirmiştir ki bu ortak dil uluslararası finansal raporlama ve muhasebe standartlarıyla oluşmuştur. Uluslar arası muhasebe standartlarıyla muhasebeye dünya çapında ortak bir dil getirilmiş ve finansal tablo kullanıcılarının daha fazla ve doğru bilgiye ulaşmaları sağlanmıştır.Bu çalışmanın birinci bölümünde stoklar standardına açıklama getirilmiş ve uygulama örnekleri verilmiştir. İkinci bölümde stoklar ve değerleme işlemlerinin Vergi Usul Kanunu açısından değerlendirilmesi ve UMS 2 Stoklar Standardı ile Vergi Usul Kanunu arasındaki farklılık ve benzerliklere değinilmiştir. Üçüncü bölümde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu açısından stok değerleme işlemleri ve dördüncü bölümde Sermaye Piyasası Kurulu açısından mali raporlama ve stok değerleme konusu açıklanmıştır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile işletmelere, TMSK' nin yayımlaşmış olduğu standartlara bire bir uyumun hükmedildiği ve bu sayede işletmelerin mali rapor hazırlamada muhasebe standartlarına bir adım daha yakınlaştırıldıkları söylenebilir.Sermaye Piyasası Kurulunun yayımlamış olduğu XI seri nolu 1 ve 29 sıra nolu tebliğlerde TMSK' nin yayımladığı muhasebe standartlarına uyum sağlama amacında bulunulduğu açıkça görülmektedir.Vergi Usul Kanunu incelendiğinde TMSK' nin yayımladığı standartlar ile her hangi bir uyum içerisinde olmadığı görülmektedir. Bu da finansal rapor düzenleyicilerini zor durumda bırakıp vergi kanunu ve standarda uyum ihtiyacı gereği artı bir emek harcanmasına neden olmaktadır. Bu nedenle Vergi Usul Kanunu'nda da Türk Ticaret Kanununda olduğu gibi kısa zaman içerisinde önemli değişikliklerin yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Muhasebe bir bilgi sistemi olduğuna göre muhasebe ve finansal raporlama standartları ile daha doğru ve ayrıntılı bilgi üretildiği için işletmelerin muhasebe standartlarına uygun muhasebeleştirme yapmaları ve finansal tablolarını standartlara göre hazırlamaları teşvik edilmeli bunun için yapılması gereken çalışmalara hız verilmelidir.Anahtar Sözcükler1.Uluslararası Muhasebe ve Finansal Raporlama Standartları,2.UMS/TMS,3.Stoklar.
TDHP, TMS/TFRS ve BOBİ FRS kapsamında tarımsal faaliyetlerin karşılaştırılması: Bir uygulama
Tarımsal faaliyetlerin konusunu canlı varlıklar ve tarımsal ürünler oluşturmaktadır. Canlı varlıklar ve tarımsal ürünler doğma, büyüme, olgunlaşma, üreme, yaşlanma ve ölüm gibi biyolojik dönüşüm özelliklerine sahiptirler. Bu özelliklerinden dolayı değerleme ve muhasebeleştirme işlemleri önem arz etmektedir. Ancak ülkemizde tarımsal faaliyetlerin kayda alınması, değerlemesi ve raporlanmasına ilişkin farklı düzenlemeler bulunmaktadır. Bu düzenlemelerin başında tüm işletmelerin uymak zorunda olduğu VUK ve buna bağlı olarak Tek Düzen Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği bulunmaktadır. Bununla birlikte bazı işletmelerin uymak zorunda olduğu TMS/TFRS ile BOBİ FRS'de de tarımsal faaliyetlerin muhasebeleştirilmesi hakkında düzenlemeler bulunmaktadır. TMS'de tarımsal faaliyetler ile ilgili hükümler TMS 41 Tarımsal Faaliyetler standardında düzenlenmiştir. Ayrıca bağımsız denetime tabi olan, ancak tam set TMS/TFRS'leri uygulama zorunluluğu bulunmayan işletmeler için tarımsal faaliyetlerle ilgili kayda alma ve raporlama işlemleri BOBİ FRS 7. Bölümde yer alan Tarımsal Faaliyetler standardına göre gerçekleştirilmektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı VUK/TDHP, TMS ve BOBİ FRS düzenlemeleri açısından tarımsal faaliyetlerin muhasebeleştirilmesinde ortaya çıkan benzerlikler ve farklılıkları tespit etmek ve bu benzerlik ve farklılıkları büyükbaş hayvancılık sektöründe faaliyet gösteren bir işletme üzerinde sayısal veriler ile ortaya koymaktır. Çalışmanın uygulama kısmında VUK'a göre yapılan muhasebe kayıtlarında Tek Düzen Hesap Planı'ndan, standartlara göre yapılan muhasebe kayıtlarında ise KGK'nın yayımlamış olduğu Finansal Raporlama Standartlarına Uygun Hesap Planı Taslağı'ndan faydalanılmıştır. Uygulama sonucunda, yasal düzenlemeler arasında ilk ölçüm, değerleme, amortisman uygulamaları ve üretim maliyetlerinin hesaplanması bakımından farklılıklar tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tarımsal Faaliyetler, Canlı Varlıklar, Vergi Usul Kanunu, TMS 41, BOBİ FRS Tarımsal Faaliyetler
Kiralama işlemlerinin TFRS/BOBİ FRS ve VUK kapsamında muhasebeleştirilmesi
Bir işletmenin zamana yönelik ortaya çıkan yeni ihtiyaçlarını karşılayabilmek veya işletmeyi geliştirmek, büyütmek vb. gibi durumlarda bir takım yatırımlara ihtiyaç duyar. Ancak bu ihtiyaçları her zaman özkaynaklarla karşılamak mümkün olamamaktadır. Böyle durumlarda işletmeler finansal kiralama sisteminden faydalanmaktadır. Bilindiği üzere finansal kiralama işlemleri, kiralanan varlığın mülkiyeti kiraya verende, kullanım hakkı ise kiracıda olduğu uzun vadeli bir yatırım anlaşmasıdır. Kiralama süresi sonunda kiralanan varlığın mülkiyetinin kiraya verende kalması veya kiracıya devredilmesi gibi bir durum da söz konusudur. Bu gibi durumların neticesinde de finansal kiralama işlemlerinin muhasebeleştirilmesinde çeşitli farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı kiralama işlemlerinin ulusal vergi mevzuatı ve ülkemizdeki bazı iş çevreleri açısından yürürlükte olan muhasebe standartları bakımından muhasebeleştirilmesini ve bu düzenlemeler doğrultusunda ne tür farklılıkların ortaya çıktığını tespit etmektir. Çalışmanın amacına uygun olarak, finansal kiralama işlemlerinin muhasebeleştirilmesinde kullanılan yönteme göre örnek uygulamalar yardımıyla TFRS/BOBİ FRS ve VUK kapsamında yapılan muhasebe kayıtları arasındaki farlılıklar ortaya çıkarılmıştır. Kiraya veren ve kiracı açısından kiralama işleminin başladığı andan itibaren sözleşme bitimine kadar yapılacak olan işlemlerin muhasebe kayıtları bu üç yöntem kapsamında karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Finansal Kiralama, Faliyet Kiralaması, Kiracı, Kiraya Veren.
Kiralama, sat ve geri kirala işlemlerinin TMS, TFRS, BOBİ FRS ve VUK kapsamında karşılaştırılması tek düzen hesap planı kapsamında muhasebeleştirilmesi
Globalleşen dünyada firmaların piyasada bulunan diğer firmalar ile rekabet etmeleri ortaya yeni yatırım yapma zorunluluğunu çıkarmışdır. İşbu yatırımlar için firmalar genellikle öz kaynaklarını kullanmaktadır. Fakat öz kaynaklar ile yapılan yatırımlar her zaman firmaların yeterli finansman ihtiyacını karşılamamaktadır. Bu durum sonucunda firmalar bir varlığı satın almaktansa gereksinim duydukları mevduatları kiralayarak kullanma olanağı sağlamaktadır. Bu durum elinde yeterince öz kaynağa sahip olan firmalar için de geçerli olmaktadır. Söz konusu firmalar ellerinde bulunan öz kaynaklarını farklı alanda kazanç sağlamak için kullanmaktadır. Yani mevduatlarını, kiralama yolundan elde edilen kazanç ile sağlayabilirler. Ticaret sektöründe ciddi bir önem taşıyan kiralamalar, günümüze gelinceye kadar birçok standart kapsamında farklı yöntemler ile uygulanmıştır. İşbu standartlar kapsamının başında muhasebeleştirilmesi ve işleyiş yöntemleri ile TMS 17 gelmekte olup, sonrasında TFRS16 ve BOBİ FRS standartlarının oluşturulması ile Leaseback bir diğer adı ile sat ve geri kiralama işlemleri yayımlanmıştır. Bir kiralama türü olan sat ve geri kirala yöntemi, gerek işletmeler ile kiralama işlemleri yapan firmalar gerekse ülkenin ekonomisi gereğince birçok üstünlük kazandırmaktadır. Sat ve geri kiralama işlemlerine ilişkin TFRS16 standardının kabul görmesinden sonra TMS 17 standardı kaldırılmıştır. Söz konusu standartlar kapsamında TFRS16 standardının en mühim niteliğinin TMS17 standardında yer alan faaliyet kiralaması işlemlerinden doğan yükümlülüklerin belgelendirilmesi ve kayda geçirilmesi olmuştur.
Türk vergi yargılaması hukukunda tanık beyanı
Çalışmanın konusunu, "Türk Vergi Yargılaması Hukukunda Tanık Beyanı" oluşturmaktadır. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. "Türk Vergi Yargılaması Hukukunda İspat ve Delil Sistemi" başlıklı ilk bölümünde konunun genel çerçevesinden bahsedilecek akabinde vergi hukukunda ispat kavramı açıklanacaktır. Ardından vergi yargılaması hukukunda delil konusu anlatılacaktır. Bu anlatımlardan sonra Türk vergi yargılaması hukukunda delil çeşitleri üst başlığı altında vergi mükellefleri nezdinde oluşan deliller, vergi idaresi nezdinde oluşan deliller ve son olarak yargı bünyesinde oluşan delillere değinilecektir. Yargı bünyesinde oluşan deliller başlığı altında keşif, bilirkişi ve çalışma bakımından önem arz eden tanık beyanı delili açıklanacaktır. Çalışmanın asıl konusunu oluşturan "Türk Vergi Yargılamasında Tanık" başlıklı ikinci bölümünde ise öncelikle tanık, tanıklık ve tanık beyanı kavramlarının neyi ifade ettiği açıklanacaktır. Akabinde sırasıyla tarihsel süreçte tanık beyanı, Türk hukukunda tanık, vergi hukukunda tanık ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Vergi Usul Kanunu'nun uygulanacağı haller konuları ele alınacaktır. Ardından sırasıyla vergi hukuku mevzuatında tanık beyanı, vergi hukukunda tanık beyanının geçerlilik koşulları, vergi yargılamasında tanık beyanına başvurulması, vergi yargısında tanığın dinlenebilmesi için ihtiyaç olan duruşma kurumu, yazılı yargılama ilkesinin vergi yargılaması aşamasında tanık beyanlarının alınmasına mâni olup olmaması, vergi yargısında tanık beyanının gereklilik sebepleri konuları anlatılacaktır. Son olarak karşılaştırmalı hukukta tanık beyanından bahsedilecektir.
Vergi kabahatlerinin cezalandırılması ve cezaları kısmen veya tamamen sona erdiren haller
Vergi Usul Kanunu'nda vergi kabahatleri; vergi ziyaı, genel usulsüzlük ve özel usulsüzlük olarak düzenlenmiştir. Bir mükellef herhangi bir vergi işlemiyle vergi kabahatinde bulunursa, Vergi Usul Kanunu'nda düzenlenen cezalarla cezalandırılır. Vergi kabahatlerinin cezalandırılması idari para cezası veya idari yaptırımlar şeklinde olmaktadır. Vergi Usul Kanunu'nda vergi cezalarının azalmasını veya ortadan kalkmasını sağlayan bazı özel düzenlemeler bulunmaktadır. Bu düzenlemelere uygun olduğu ölçüde vergi kabahatlerine uygulanacak cezalar bakımından cezaların azalması veya kısmen ya da tamamen ortadan kaldırılması söz konusu olabilecektir. Bu çerçeveden hareketle bu çalışmada, Vergi Usul Kanunu'nda düzenlenen vergi kabahatleri, bunlara uygulanacak cezalar ile bu cezaların kesilmesini engelleyen veya cezaları azaltan ya da ortadan kaldıran haller incelenecektir. Anahtar Sözcükler Vergi kabahatleri, vergi ziyaı, genel usulsüzlük, özel usulsüzlük, vergi cezalarının kesilmesini engelleyen haller, vergi cezalarını kısmen veya tamamen sona erdiren haller.
Türk Vergi Hukukunda ihtirazi kayıtla beyanname verilmesi ve yargı aşaması
Vergi Usul Kanunumuzun 378/2.f. mükelleflerin beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamayacaklarını hüküm altına almıştır. Vergi hukuku sistemimizde bu hükmün iki istisnası mevcuttur. Birincisi; Vergi hatası, İkincisi de; İhtirazi kayıtla beyanname vererek dava açmadır. Vergi Hatası, Vergi Usul Kanunumuzda düzenlemekle birlikte, ihtirazi kayıt Müessesi İle ilgili herhangi bir düzenleme mevcut değildir. Müessesenin hukuki sonuçlarına ilişkin düzenlemeye İdari Yargılama Usul Kanunu'nun 26/3.fıkrasında rastlamaktayız. Diğer yandan, ihtirazi kayıtla beyanname verme ve dava açmaya ilişkin müessesenin uygulanmasına yönelik düzenlemeleri, İdari Yargılama Usul Kanunu' nun 39/3. f. ve müteakip maddelerinde görmekteyiz.İhtirazi kayıt müessesinin uygulamasını yalnızca, beyannamelere ihtirazi kayıt koyarak dava açılması olarak görmek, söz konusu müessesenin çok dar bir kapsama inhisar ettirilmesi demektir. İhtirazi kayıt, Bir kısım hakların sonradan kullanılabilmesi için hukuki işlem esnasında konulan çekince kaydı olduğu için, mükelleflerin, idarenin vergilendirme ile ilgili işlemlerine karşı, hakkını arama imkanını verir. Nitekim, tezimizde ihtirazi kayıt müessesinin beyannamelere konulan çekincelere dayanılarak dava açmanın yanında, örneğin, tahakkuku tahsile dayalı vergilerde, idarenin amme alacaklarının tahsili usulü hakkındaki kanun ile ilgili tasarruflarda, müessesinin uygulama alanı bulduğunu da belirttik.Tezimizin birinci bölümünde; İhtirazi kaydın tanımı, özel hukuktaki yeri, yabancı ülkelerdeki uygulaması ile Türkiye'deki tarihsel gelişimi ve bugünkü uygulamasına yer verilmiştir. İkinci bölümünde; Ülkemizde, ihtirazi kayıtla beyanname verilmesi, beyanname ile vergilendirme dışında, diğer vergilerde ihtirazi kaydın uygulamasına ve yine bu bölümde, mükelleflerin ihtirazi kayıtla beyanname vermelerine ilişkin istatistiki verilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise; ihtirazi kayıtla verilen beyannamelere ilişkin yargıya başvurulması, yargılama süreci ve sonuçlarına yer verildiği gibi sonuçları çok önemli ihtirazi kayıtla açılmış, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'da görülmüş iki davaya tezimizde yer verilmiştir. Ayrıca, yine bu bölümde, ihtirazi kayıtla beyanname verilerek, açılan davaların sonuçlarına ilişkin istatistiki veriler yer almıştır. Dördüncü bölüm, Tezimizin sonuç ve öneriler kısmı olup, bu bölümde müessesenin değerlendirilmesi ile vergi hukuku sistemimizde olması gereken yeri hakkında önerilerde bulunulmuştur.
Vergi hukukunda tebliğ, karşılaşılan hukuki sorunlar ve çözüm önerileri
"Vergi Hukukunda Tebliğ, Karşılaşılan Hukuki Sorunlar ve Çözüm Önerileri" adlı çalışmada tebliğ hükümleri ve idari işlem kavramı incelenerek özellikle kanunda yer alan tebliğ hükümlerinin, uygulayıcıları tarafından sebep olunan, uygulamadaki hatalara dikkat çeken değerlendirmeler yapılmıştır. Tebliğ konusunda bu değerlendirmeler yapılırken özel ve genel kanun karşılaştırması ile tebligat ile ilgili genel bir kanun varken, özel kanun hükümlerine ihtiyaç duyulmasının sebepleri vurgulanmıştır. Mükellef ve idare arasında tebliğ konusunda oluşan hukuki sorunların değerlendirmesi, yargı organlarının verdiği kararlar doğrultusunda yapılırken, tebliğ işleminin uygulayıcıları tarafından daha doğru şekil ve biçimde nasıl uygulanacağı tespit edilmeye çalışılmıştır. Kamu harcamalarının finansman ihtiyacının karşılanması için devletin önemli gelir kaynağını vergiler oluşturmaktadır. Tebliğ, verginin devletin kasasına girmesi sürecinde çok önemli rol oynamaktadır. Tebliğ hukuki olarak hak arama sürelerin başlangıcıdır. Bu yüzden tebliğ ile ilgili hatalar mükellef ve idare arasında önemli sorunlar ortaya çıkartmaktadır. Bunlar idare açısından vergi kaybı ve mükellef bakımından önemli hak kayıpları şeklinde meydana gelmektedir. Yargıya intikal eden tebliğ konulu hukuki sorunlardan anlaşılacağı üzere 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun uygulayıcıları tarafından yeteri kadar anlaşılamadığı ve bu nedenle uygulaması sırasında meydana gelen farklılıklar, tebliğ konusunu incelemeye değer bir konu olarak karşımıza çıkarmıştır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu ilişkisi, uygulaması ve karşılaştırılması; tebligat yapacak merciler, tebligat yapılacak kişiler ve tebligat türlerine vurgu yapılarak bu tez konusu seçilmiştir. Tebligatın elektronik ortamda gerçekleştirilmesi ile yargıya intikal eden tebliğ konulu davaların azaldığı görülse de diğer tebliğ yöntemleri ile yapılan tebliğlerdeki hatalar sonucu oluşan hukuki sorunlar varlığını korumaktadır. Çalışmamızda tebligat ile ilgili teorik ve kavramsal tanım ve açıklamalara yer verilmiştir. Uygulama sırasında karşılaşılan hukuki sorunların Yüksek Mahkeme kararları bağlamında değerlendirmesi yapılıp, önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Tebliğ, Vergi Usul Kanunu, Tebligat Kanunu, Hukuki Sorunlar
Canlı varlıkların TMS 41 çerçevesinde muhasebeleştirilmesi
Canlı varlıklar doğma, büyüme, olgunlaşma, üreme, yaşlanma ve ölüm gibi sürekli olarak biyolojik dönüşüme maruz kalmaktadırlar. Bu nedenle canlı varlıkların muhasebeleştirilme ve ölçümlerinin, tarım işletmelerinin sahip olduğu diğer varlıklardan farklı olması gerekmektedir.Türkiye Muhasebe Standartları 41, Tarımsal Faaliyetler Standardı, canlı varlıkların bu özelliklerini dikkate almakta ve muhasebeleştirilme ve ölçüm ilkelerini belirlemektedir. Türk Vergi Mevzuatı açısından canlı varlıklar bu özellikleri ile diğer varlıklardan ayrılmamakta, böylece standart ile mevzuat arasında yaklaşım farklılıkları oluşmaktadır. Standart ilkelerinin gerçekçi finansal bilgi sunmak amacı taşıdığı bilinmektedir. Ancak bu ilkelerin uygulanabilmesi için bazı düzenlemeler gerekmektedir.Bu çalışmada ilk olarak tarım işletmeciliği ve tarım muhasebesi hakkında genel bilgiler verilmiş sonra standart ve Türk Vergi Mevzuatı'nın konuyla ilgili yaklaşımları incelenmiş ve karşılaşılan güçlüklere çözüm önerileri sunmak amacıyla örnek uygulamalar hazırlanmıştır.Anahtar Sözcükler: Canlı varlıklar, Tarımsal ürünler, TMS 41, Vergi Usul Kanunu
Türkiye'de vergi cezalarının vergilemede etkinliği
Günümüz modern devlet anlayışında, devletin üstlenmiş olduğu görevleri yerine getirebilmesi için ihtiyacı olan kamu gelirleri içinde en önemli bölümü vergi gelirleri oluşturmaktadır. Vergi gelirlerinin kamu hizmetlerinin gerektiği ölçüde toplanmasında en etkili araçlardan biri olan vergi cezaları kullanılmaktadır. Ülkemizde vergi suç ve ceza sisteminin oluşturulma amacı, vergi kanunu hükümlerine aykırı fiilleri ve devletin bu fiiller nedeniyle oluşan/oluşması muhtemel vergi kayıplarını önlemektir. Bu nedenle vergi suç ve ceza mevzuatının düzenleniş şekli ve uygulanabilirliği vergilemede etkinliğin arttırılmasında en etkili unsurlardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada, ülkemizde Vergi Ceza Hukuku alanında yürürlükte olan kanuni ve idari düzenlemeler ışığında, vergi kabahat/suçunu oluşturan eylemler ile bunlara uygulanacak cezaların vergilemede etkinliği, "Genel Ceza Hukuku", yargısal kararlar ve bilimsel görüşler çerçevesinde değerlendirilmektedir. Çalışmanın konusundan uzaklaşmadan, Vergi Hukukuna ilişkin bazı konu ve kavramlara da çalışmamızda ana hatlarıyla yer verilmiştir. Çalışmamızda vergi suç ve ceza kavramları Vergi Usul Kanunu hükümleri ve "Genel Ceza Hukuku" ilkeleri doğrultusunda açıklanarak, vergilemede etkinlik kavramı teorik olarak ele alınmış, vergilemede etkinliği azaltan nedenler ile vergi suç ve cezaları ile ilgili ülke uygulamalarından bahsedilmiş ve Türkiye'de vergi suç ve cezalarının genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır. Türkiye'de 2000'li yıllarda vergi gelirlerinin gelişimi analiz edildikten sonra vergi cezalarının etkinliği ile ilgili sorunlar ele alınmış, vergi cezalarının vergilemede etkinliğin arttırılması yönünde kullanılması için çözüm önerileri geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Vergi Suçu, Vergi Cezası, Vergi Geliri, Vergilemede Etkinlik.
Stok maliyet yöntemlerinde Vergi Usul Kanunu ve TMS-2 stoklar standartı uygulamalarının karşılaştırılması ve iki işletme uygulaması
Üretim işletmelerinde işletmenin sürekliliğini etkileyen en önemli varlık kalemlerinden biri stok unsurudur.Bu doğrultuda, stok maliyet yöntemlerinde TMS-2 Stoklar standartı ile Vergi Usul Kanunu uygulamalarını karşılaştırmak ve iki uygulama arasındaki farkları ortaya koymak bu yüksek lisans tezinin amacını oluşturmaktadır.Söz konusu uygulama farkları, stok kalemini büyük ölçüde etkilemekte ve finansal tablo kullanıcılarının kararlarında etkili olmaktadır. TMS-2 ve vergi mevzuatının işletmelerde stokları ilgilendiren çeşitli işlemlere yaklaşımları prensipte çok farklı olmakla birlikte, bu durum stok maliyetinde büyük farklar yaratabilmektedir.Buna bağlı olarak çalışmada amaçlanan, TMS-2 Stoklar standartının maliyet yöntemlerinde, vergi mevzuatına göre daha gerçekçi ve güvenilir sonuçlar sunduğunu göstermektir.Çalışmada stok maliyet yöntemlerine, stok maliyetlerinin her iki uygulama açısından hesaplanmasına, uygulama farklılığı sebebiyle ortaya çıkan geçici fark ve ertelenmiş vergi kavramınlarına yer verilecektir.
Uluslararası Finansal Raporlama Standartları, Vergi Usul Kanunu ve Amerika'da kabul görmüş genel muhasebe standartları açısından şirket satın alma ve birleşmeleri
Değişen ve gelişen dünya pazarlarına işletmelerin daha kolay uyum sağlayabilmeleri için bir takım değişimlere gitmeleri zorunlu hale gelmiştir. Bu değişimler, şirketlerin birleşme kararı alarak güçlerini arttırmaları olabileceği gibi, bir şirketin diğerini satın alması şeklinde de olabilmektedir. Günümüzde aynı ya da benzer ürün ve hizmetleri üreten şirketler arasında kıyasıya rekabet yaşanmaktadır. Büyüklüklerini yeterli görerek aynı ölçekle pazara hizmet sunmaya devam eden isletmeler, bir süre sonra güç birliği yapan firmaların gerisinde kalmaktadır. Bu güç birliği yapan firmaların yanında, üretim ve lojistik gibi ihtiyaçlarını sorunsuzca karşılayabilecek firmalarla birlesen firmalar böylelikle sahip oldukları tüm işgüçlerini uzman olduğu alanlarda etkili şekilde kullanılabilmektedir. Bunun yanında pazarda sadece bir tek ürün ve hizmetle büyümenin zor olduğuna inanan isletmeler, farklı ürün ve hizmet üreten şirketlerle birleşerek riski dağıtmaya çalışabilir. Bu da şirketlerin birleşmeleri açısından bir diğer neden olabilir. Bir başka şirket için ise birleşmede önemli olabilecek husus yakalanacak vergi avantajı olabilir. İşletmeler için farklı fırsatlar sunuyor ise de birleşme ve satın alma işletmeler için değer artırıcı etkiye sahip olduğu çok açık ortadadır. Birleşme kararı alan bir işletme, birleşme öncesinde bu kararın uygunluğunu kontrol etmek amacıyla çeşitli analizler yapmalıdır. Bu birleşmenin hangi nedenlerle istenildiği çok iyi tespit edilmeli, sonucunda ne gibi faydalar sağlanabileceği sürecin başından ortaya konulmalıdır. Bu çalışmanın amacı bütün bu değinilen konular ile birlikte çalışmanın ilerleyen bölümlerinde ele alınmaktadır.
Türkiye'de vergi incelemelerinin vergi kayıp ve kaçakları üzerindeki etkisi
Devlet, toplumun ortak ihtiyaçlarını karşılamak üzere bir takım harcamalar yapmak zorundadır. Bilindiği gibi bu harcamaların en önemli finansman kaynağını ise vergiler oluşturmaktadır. Kamu maliyesi açısından devletin en önemli gelir kaynağı olan vergilerin tespiti, modern devletlerde olduğu gibi ülkemizde de beyan esasına dayalıdır. Bu nedenle mükellefler tarafından beyan edilen vergilerin doğruluğunun vergi idaresince araştırılması ve tespit edilmesi sağlıklı bir vergileme açısından büyük önem arz etmektedir. İşte bu noktada mükellef beyanlarının ne derece gerçeği yansıtıp yansıtmadığının denetlenmesi gereği ortaya çıkmaktadır. Beyan esasının geçerli olduğu ülkemizde mükelleflerin beyanlarının doğruluğunun araştırılmasında ve kontrolünde en etkili vergi denetim türü ise vergi incelemeleridir. Vergi kayıp ve kaçaklarının tespitinde ve önlenmesinde büyük önem arz eden vergi inceleme müessesesi Türk Vergi Sisteminde 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı, Vergi Usul Kanunumuz içerisinde düzenlenen vergi inceleme müessesesinin yapısı araştırılarak ülkemizde ciddi boyutlara ulaşan vergi kayıp ve kaçaklarının önlenmesindeki etkinliği değerlendirilip çeşitli öneriler sunmaktır. Anahtar Kelimeler: Türk Vergi Sistemi, Vergi Denetimi, Vergi İncelemesi, Vergi Kayıp ve Kaçağı, Etkinlik.
Türk Vergi Hukukunda kanuni temsilcilerin sorumluluğu
Sosyal Devlet anlayışının önem kazandığı günümüzde, devletlerin toplumlara sunduğu kamu hizmetleri artmış ve çeşitlenmiştir. Bu artış ve çeşitlenmeye bağlı olarak kamu harcamaları da çeşit ve miktar olarak artmıştır. Kamu harcamalarının artmasıyla bu harcamaların en büyük finans kaynağı olan vergi gelirleri de her geçen gün daha da önem kazanmaktadır. Devletler vergi gelirlerini kendilerine aktaracak olan, vergi mükelleflerinin vergisel ödevlerinin tam, eksiksiz ve zamanında yerine getirilmesi hususunda bir takım önlemler almaktadırlar. Ayrıca vergi mükellefleri vergisel ödevlerinin tam, eksiksiz ve zamanında yerine getirilmesini istemektedirler. Ancak mükellefler vergisel ödevlerini yerine getirirken, hukuki veya maddi anlamda engellerle karşılaşabilmektedirler. Bu gibi hallerde vergi mükellefleri işlem kurmak iradesini açıklama yetkisini (kanuni veya rızai olarak) bir başka şahsa verebilirler. Böylelikle vergisel ödevler kanuni temsilcilere aktarılmaktadır. Çalışmamızda, kapsamları ve koşulları bakımından farklılıklar gösteren Vergi Usul Kanunu ile Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanunlarla düzenlenen kanuni temsilcilerin vergisel sorumluluğu irdelenmeye çalışılmıştır. 06.06.2008 tarihinde 6183 sayılı kanunda yapılan değişiklikler ve eklemelerde birlikte irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kanuni Temsilci, Vergisel Sorumluluk, Vergi Usul Kanunu,Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun