Unemployment policy
69 theses under this subject heading
The impact of financial stress and economic uncertainty on unemployment
This study analyzes the impact of financial stress and economic uncertainty on unemployment in Turkey for the period 2007-2022 with monthly data. Financial stress and economic uncertainty variables are examined through an indicator and two distinct indices. The model is estimated using a structural vector autoregression (SVAR) model. This thesis shows that as the level of financial stress and economic uncertainty increases, the unemployment rate also increases. The evidence in this thesis also demonstrates that the part of economic uncertainty that is not related to financial stress has an increasing effect on unemployment rate, while the part of financial uncertainty that is not related to financial stress has almost no effect on unemployment rate.
İstihdam politikalarının genç işsizliğe etkileri, 2000 sonrası Türkiye örneği
Dünya genelinde bir sorun olan genç işsizlik olgusu ekonomik ve sosyal sonuçlarıyla özellikle gelişmekte olan ülkelerin en önemli sorunlarından bir tanesidir. Genç bir nüfusa sahip ve gelişmekte olan Türkiye'de de genç işsizlik giderek artan bir sorun haline gelmektedir. Gereken istihdam politikalarının etkin bir şekilde uygulama alanı bulamadığı ve yeterince istihdam olanağı yaratılamadığı sürece, ülkelerin kalkınmasının önündeki engel olan genç işsizliği artmaya devam edecektir. Bu tezde, işsizlik, genç işsizliği, istihdam kavramları ele alınmış ve 2000 yılı sonrasında Türkiye'nin İstihdam politikalarının genç işsizliğe etkilerine yer verilmiştir.
Türkiye'deki istihdam sorunu ve işsizlik: Tekirdağ ili örneği
İktisat bilimi ülkelerin ekonomik gelişme ve sosyal kalkınma düzeylerini konu alan bir bilimdir. Dolayısıyla Türkiye'nin sosyoekonomik yapısına bakıldığında, günümüzde diğer ülkelerde de olduğu gibi istihdam ve işsizlik sorunlarıyla karşılaşılmaktadır. Bu sorunlar son yıllarda artış göstermekle birlikte ciddi anlamda çözüme kavuşturulması gereken ve özellikle işsiz gençler bağlamında oldukça önem teşkil eden bir konu haline gelmiştir. Bu çalışmada çeşitli iş alanları, işçi-işveren tarafı ve halkın içindeki iş bulamayan bireyler ve özellikle işsiz genç kesim çeşitli veriler ile rapor edilecektir. İşsizlik sorunu tüm boyutlarıyla ele alınarak istihdamın Türkiye'deki güncel durumu ve Tekirdağ ili örneği incelenecektir. İşsizlik, özellikle Türkiye'de toplumun kanayan yarası durumundadır. Türkiye'nin gündemindeki varlığını devam ettirmekte olan işsizlik sorununun bu tez ile Türkiye'deki son durumuna ve bu soruna karşı alınan önlem ve uygulanan politikalara değinilecektir.
İşsizlikle mücadelede Türkiye İş Kurumu'nun aktif istihdam politikaları: Bitlis ili örneği
İşsizlik sorunu, günümüz dünyası ülkeleri açısından içinden çıkılması zor bir hal almış durumda. Hatta işsizlik, her geçen gün giderek büyümekte, dünya nüfusunun da sürekli arttığı gerçeği göz önüne alındığında işsizliğe çözüm bulmak da doğru orantılı olarak zorlaşmaktadır. Türkiye'de Son yıllarda işsizlikle ilgili yaşanan olaylar bize gösterdi ki; İşsizlik, sadece ekonomik sonuçları olmayan aynı zamanda sosyal tahribat anlamında da sonuçlar doğuran bir olgu olmuştur. Yaptığım bu çalışmada genel anlamda ülkemizde özelde ise Bitlis ilinde İŞKUR'un hâlihazırda uyguladığı aktif istihdam politikalarının işsizlik sorununun çözümü noktasında ne denli etkili olduğunu göstermektir. Söz konusu araştırmada farklı kaynakların yanı sıra TÜİK ve İŞKUR'un yayınlamış olduğu aylık ve yıllık verileri esas alınarak en güncel haliyle kullanılmıştır. Yapılan çalışmanın birinci bölümünde, istihdam ve işsizlik kavramlarının neden ve sonuçlarıyla birlikte teferruatlı bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümünde, TÜİK ve İŞKUR'un verileri dikkate alınarak Türkiye'de işsizliğin genel görünümünün yanında istihdamdaki gelişmeler ve İŞKUR'un aktif istihdam politikaları ele alınmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise Bitlis ilinde işsizlikle mücadele noktasında Türkiye İş Kurumu'nun aktif istihdam politikaları irdelenmiştir.
Uluslararası ticaretin serbestleştirilmesinin bölüşüm ilişkileri üzerine etkisi
Uluslararası ticaretin serbestleşmesinin işgücü piyasası üzerindeki etkileri iktisat literatüründe ilgi çeken konuların başında gelmektedir. Ticaretin serbestleşmesi olumlu ya da olumsuz mutlaka işgücü piyasalarını etkilemiştir. Teknolojik değişimlerle birlikte sermaye hareket kazanmış ve üretim başka ülkelere hızla kayabilme özelliği kazanmış, endüstriyel yapıda değişimler yaşanmış, esnek üretim biçimi yaygınlaşmış, işgücü piyasası katmanlaşmış, bilginin kendisi yeni bir üretim faktörü olarak görülmeye başlanmış ve bilgi işçisi kavramı öne çıkmıştır. Bu konu ile ilgili yapılan araştırmalar daha çok Faktör Donanımı Teorisi ve bu teoriden ortaya çıkan Stolper- Samuelson Gelir Dağılımı Teorisine dayanmaktadır. Stolper-Samuelson Gelir Dağılımı Teorisine göre dış ticaretin serbestleşmesi ile birlikte ülkelerde bol bulunan üretim faktörüne olan talep ve bu faktörün fiyatı artar, az bulunan üretim faktörlerine olan talep ve bu faktörün fiyatı azalır. Bu durum ise ülkedeki gelir dağılımı eşitsizliklerini düzeltici etkide bulunur. Türkiye'ye bakıldığında ise dış ticaretin serbestleşmesi ile birlikte ülkede bol bulunan faktör olan emek faktörünün talebinin ve ücretinin artması, işsizliğin ise azalması beklenmektedir. Bu çalışmada uluslararası ticaretin serbestleşmesinin işgücü piyasası üzerine etkisi açık işler ile işsizlik arasındaki negatif ilişkiyi gösteren Türkiye'nin 1989-2013 yıllarına ait dönemsel Beveridge Eğrisi yardımıyla incelenmeye çalışılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre dış ticaretin serbestleştiği ilk yıllarda işsizlik değerleri nispeten düşük seviyelerde olmuş, açık işler ise artma ve azalma yönünde hareket kazanmıştır. Bu yıllardan itibaren 2000 yılına kadar genel olarak işgücü piyasası açık iş sayısının işsizlik sayısından fazla olduğu yer olan 45° derece doğrusunun solunda yer almaktadır. Bu tarihten sonra ise özellikle kriz yıllarında işsizlik sayısının açık iş sayısından fazla olduğu yer olan 45° doğrusunun sağında yer almaktadır. Son yıllarda işgücü piyasasının tekrar 45° doğrusunun solunda olması nedeniyle ekonomik canlanma sürecinde olduğu söylenebilir. Ancak son yıllarda açık sayısı işsizlik sayısından fazla olsa da özellikle 2008 yılından sonra açık iş sayısı ile işsizlik sayısı zaman zaman birlikte artış göstermiş, Beveridge eğrisi orijinden uzaklaşmış ve işgücü piyasasındaki uyumsuz eşleşmeler artmıştır. Uyumsuz eşleşmelerin artmasında daha çok işgücü piyasasının yapısal sorunları ve yaşadığı krizler etkili olmuş, Beveridge eğrisi krizlerden sonra literatürle uyumlu olarak saat yönünün tersine doğru bir yönelim göstermiştir.
Türkiye'de işsizlik dinamiğinin incelenmesi: Histeri etkisi üzerine ampirik bir analiz
İşsizlik, başta gelişmekte olan ekonomiler olmak üzere bütün ekonomiler için en önemli iktisadi sorunlardan birisidir. İşsizliğe neden olan önemli faktörlerden birisi de ekonomik krizlerdir. Kriz dönemlerinde işsizlik ciddi boyutlara ulaşabilmekte ve sosyo-ekonomik problemlere yol açabilmektedir. Meydana gelen ekonomik krizler işsizliğin kalıcı bir hal almasına neden olabilmektedir. Bu anlamda özellikle gelişmekte olan ekonomilerde kriz sonrası dönemlerde işsizlik eski seviyesine dönmemekte ve ayrıca işsizlik sorunu süreklilik arz eden bir durum haline gelebilmektedir. Ekonomide herhangi bir kriz sonrasında işsizliğin eski seviyesine dönmemesi, ayrıca işsizliğin kalıcılık göstermesi ve uzun yıllar etkisini sürdürmesine "histeri etkisi" denilmektedir. Özetle histeri etkisine göre, ekonomiye gelen bir şok uzun dönemde işsizlik oranlarının dengeye gelmesine engel olmaktadır. Bu bağlamda, bu tezin amacı özellikle gelişmekte olan ekonomilerde etkili olan işsizlik histerisinin Türkiye ekonomisinde nasıl bir seyir izlediğini ve ekonomide meydana gelen bir şokun işsizlik üzerinde kalıcılık gösterip göstermediğini analiz etmektir. Bu amaç doğrultusunda, 1988-2020 yılları işsizlik verileri (toplam işsizlik, kadın işsizlik, erkek işsizlik, genç işsizlik, genç kadın işsizlik, genç erkek işsizlik) kullanılarak histeri etkisinin geçerliliği analiz edilmiştir. Analizde hem geleneksel birim kök testlerinden (Augmented Dickey-Fuller-ADF, Phillips-Perron-PP, Kwiatkowski, Phillips, Schmidt, Shin-KPSS ve NG-Perron) hem de yapısal kırılmalı birim kök testlerinden (Perron 1989, Zivot ve Andrews-ZA, Lee-Strazicich-LS ve Narayan-Popp) yararlanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, Türkiye ekonomisinde meydana gelen bir şok sonrasında işsizlik (toplam işsizlik, kadın işsizlik, erkek işsizlik, genç işsizlik, genç kadın işsizlik, genç erkek işsizlik) eski seviyesine dönmemekte ve kalıcı bir hal almaktadır. Dolayısıyla bu durum Türkiye ekonomisi için ciddi sorun oluşturmaktadır. Bu nedenle histeri etkisinin ortadan kaldırılması için teknolojik gelişmeler ve inovasyon teşvik edilmelidir. Teknoloji ve inovasyon, ülke ekonomilerinde verimliliği arttıracağı ve yeni istihdam alanları sağlayacağı için, teknoloji ve inovasyona yönelik politikalar üretilmelidir.
The impact of unemployment on economic growth in Iraq (2003-2022)
One of the most important objectives of the financial, monetary and commercial economic policies of different countries is to achieve high economic growth rates and reduce unemployment rates. The human capital it possesses, and the failure of the labor market to absorb the stagnant force, which hinders the achievement of a continuous positive increase in the state's production, and thus affects the income and well-being of society members, and many economists, social, security and political effects. The scientific addition to the study is the selection of a relatively long and recent study period, which witnessed changes in the Iraqi economy after the war. A standard model using time series analysis to test the impact of unemployment on economic growth, and this study seeks to explore the impact of unemployment on economic growth in Iraq between 2003 and 2022. The importance of the study lies in clarifying one of the obstacles facing the Iraqi economy, and this obstacle is the problem of unemployment, which in turn is reflected and affects the economic growth of the Iraqi state. Iraq must overcome this obstacle or reduce it. The study aims to find out how unemployment can affect economic growth rates in Iraq by building a standard model, and whether the economic reform adopted by the state in the recent period has an impact on these rates, and then trying to propose a set of solutions. This would reduce unemployment in Iraq. This study will be based on the testing approach associated with the ARDL model proposed by Pesaran, Shin and Smith (2001) with the aim of analyzing the short- and long-run relationship between unemployment and GDP. The study concluded that there is a negative relationship between economic growth and unemployment, and found a positive relationship between capital, labor and GDP, according to the production function.
Opinions of social work lecturers and social work students about the relationship between education and youth unemployment: Example of Mbale district, Uganda
This research aims at examining the relationship between education and youth unemployment in Uganda using Mbale district as a study area. The youth population is rising yet the economy is stagnant thus few job opportunities. Through education, the youths are expected to be able to either create jobs or increase their chances to access jobs on the labour market. However, many are unemployed despite being graduates. The question here is to understand why there are many unemployed youths despite attaining education. A qualitative research design was adopted which included the usage of two different but closely related semi-structured interview guide forms with a total of 20 participants, 15 social work students and 5 social work lecturers. This study was carried out between January and March 2019. The analysis of these participants' opinions was carried out with MAXQDA 2018 software using thematic coding and data analysis. The results of the analysis reveal that indeed unemployment among the youths in the district is high and this has become a general concern to the public and policymakers. Uganda's education system is found to be fostering a mismatch between the graduates and the market needs, commercialization of the education system, inadequate and under skilled educational instructors and poor curriculum development are some of the main challenges identified. Insufficient entrepreneurial skills, low level of aggregate demand for labour in the economy, corruption, poverty are among the other causes of youth unemployment in the district. Education may not have a direct relationship with unemployment however it has a strong link with other labour related issues. From the findings, there is a need for resources allocation towards primary schools as they are the foundations to Uganda's education system and review the education curriculum so that students can be allowed to specialize from an early age.
Kadın yoksulluğu ile mücadelede ve kadın güçlenmesinde bir kalkınma politikası aracı olarak mikro kredi uygulaması
Bir ülkede kalkınmanın gerçekleştiğinden bahsedebilmek için o ülke toplumunun her kesiminin ekonomik ve sosyal yönden şartlarının iyileştirilmesi yönünde politikaların varlığından bahsedebilmek gerekmektedir. Fakat kalkınma düzeyinin anlaşılması amacıyla yapılan ölçümlerde pek çok göstergenin göz önünde bulundurulmadığı ve kalkınmanın çok boyutlu olarak ele alınmadığı görülmektedir. Özellikle ataerkil toplumlarda kadınların kalkınması göz ardı edilmekte ya da kadınların kalkınması adına gerçekleştirilen politikaların yeterli olmadığı görülmektedir. Söz konusu politikalardan en yaygın olanı da Grameen Bankası Modeli olarak bilinmekte olan mikro kredi uygulamalarıdır. Mikro kredi uygulamaları yoksullukla mücadele politikası olmakla beraber hedef kitlesinde kadınlar bulunmaktadır. Özellikle kadın yoksulluğu ile mücadele ve kadın güçlenmesi bağlamında önemli ve etkili bir uygulama olduğu savunulmaktadır. Fakat bu uygulama kapsamında kadınlara sağlanan kredi miktarı, geri ödeme mekanizması ve işleyiş esasları değerlendirildiğinde sistemin yetersizliği apaçık görülmektedir. Sistem kadınların bu uygulama neticesinde pek çok kazanımı olacağını ve kendi kendine yeteceği iddiasıyla yola çıkmıştır. Fakat geçici bir çözüm olmaktan, toplumsal cinsiyet rollerini pekiştirmekten ve kadının bağımlılığını farklı bir boyuta taşımaktan öteye gidememiştir. Anahtar Kavramlar: Kalkınmada Kadın, Kadının Güçlenmesi, Kadın yoksulluğu, Mikro kredi
Arama ve eşleştirme modelleri kapsamında Türkiye'de işsizlik
Türkiye'de işsizlik ekonomik büyüme dönemlerinde bile de ekonominin yapısal sorunlarından biridir. Bu çerçevede, işgücü piyasalarına ilişkin uluslararası literatürde sıkça kullanılan ve işgücü piyasalarına ilişkin önemli araçlardan biri de Beveridge eğrisidir. Beveridge eğrisi, arama-eşleştirme modeli olarak da bilinmekte olup, temelde işsizlik oranı-açık iş oranı arasındaki ilişkiye dayanmaktadır. Dünyada arama-eşleştirme modelleri konusunda, yapılan birçok çalışma bulunmaktadır. Ancak, Türkiye'de bu alanda yapılan fazla çalışma yoktur. Bu çalışmada, işsizlik oranı- açık iş oranı ilişkisi ilk olarak yıllar daha sonra kam-özel ve kadın-erkek olarak incelenmiştir. Daha sonra ise 1988-2013 yılları arasındaki yaklaşık 70 meslek ele alınmıştır. Bu çerçevede, Türkiye için negatif eğimli ve elastik olmayan Beveridge eğrisi ile birlikte işgücü piyasasında yapısal problemlerin varlığı doğrulanmıştır.
Türkiye'de yoksullukla ilgili sosyal politikalar: Bir değerlendirme çalışması
Bu araştırmada, Türkiye'deki yoksullukla mücadeleye yönelik politikalar ele alınarak, yoksullukla ilgili politikaların çözümlemesi, politika geliştirme ve uygulama alanındaki uzmanların gözünden gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda yoksulluğa ilişkin politikaların belirlenmesi ve uygulanmasında bilgi ve görüş sahibi olan kişilere nitel tasarımlı görüşme formu uygulanarak, yoksulluk politikaları konusunda, bürokrat, akademisyen, uygulayıcı ve siyasetçilerle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bu değerlendirmelerle yoksullukla mücadele politikalarının nasıl geliştirilebileceği konusuna ışık tutulmaya çalışılmıştır. Araştırmada yoksullukla mücadeleye yönelik politikalar açısından hükümet programları, beş yıllık kalkınma planları ve mevzuat irdelenerek, politika göstergeleri belirlenmiştir. Nitel veri toplama aracı olarak araştırmacının hazırladığı yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak 23 uzman ile görüşülmüştür. Elde edilen araştırma bulguları doğrultusunda yoksullukla mücadele politikalarının göstergeleri, yapısı, amacı, hedef kitlelere yönelik etkileri, politikaların yeterliliği ve etkinliği uzmanların gözü ile değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler ışığında Türkiye'de yoksullukla mücadele politikaları kapsamlı olarak ele alınmış, konuya ilişkin öneriler somut olarak sunulmuştur. Araştırmada, katılımcılar yoksullukla mücadelenin sadece sosyal yardımlar ile sürdürülemeyeceğini, uzun dönemde yoksullukla mücadelede ekonomik kalkınma, gelir dağılımı, vergi ve ücret politikaları ile eğitim, sağlık, mesleki eğitim ve konut politikalarının birlikte, koordineli ve planlı olarak oluşturulması gerektiğini vurgulamıştır. Araştırma bulgularına göre Türkiye'de yoksullukla mücadele politikaları var olan ekonomik kaynaklara göre ağırlıklı olarak sosyal yardımlar üzerinden yürütülmekte olup sosyal hizmet alanı yeterince dikkate alınmamaktadır. Zaman içinde sosyal hak kavramının gelişimine paralel olarak, katılımcılar yoksullukla mücadelenin hak temelli yürütülmesine ilişkin zihinsel dönüşümün yaşandığını belirterek, bu kavramın uygulamalara tam olarak yansıyabilmesi için yasal mevzuatın bu yönde değiştirilmesi ve buna uygun temel Kanunun en kısa zamanda yasalaşması gerekliliğini belirtmişlerdir. Var olan yapıda çok parçalı, dağınık ve tematik hedef kitleler üzerinden yürütülen yoksullukla mücadeleye yönelik politikaların "asgari gelir desteği" uygulaması ile daha etkin olarak uygulanabileceği ve hak temelli eksende yürütüleceği görüşü ortaya çıkmıştır. Araştırmada bağımlılık yaratmayan politikalar yürütmek amacıyla mutlak yoksullar için sürekli, mutlak yoksul dışındaki yoksullar için şarta bağlı desteklerin temel alınması görüşü hakim olmuştur.
Türkiye'de kayıtdışı istihdamın belirleyicileri: Teori ve uygulama
Bu çalışmada Türkiye'de kayıtdışı ekonominin bir parçası olan kayıtdışı istihdama ilişkin hem teorik hem de ampirik bir değerlendirmede bulunmak amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmada kayıtdışı istihdamın makroekonomik belirleyicilerini tespit etmek üzere 2006-2018 dönemi itibari ile çeyreklik frekanstaki kayıtdışı istihdam, GSYH, işsizlik, tüketici fiyat endeksi ve vergi gelirleri değişkenlerinden yararlanılmıştır. Değişkenler arasındaki uzun ve kısa dönem dinamikleri ARDL sınır testi yardımıyla tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular seriler arasında uzun dönem ilişkinin var olduğunu göstermektedir. Ayrıca uzun dönem katsayılarının tamamı istatistiksel olarak % 1 düzeyinde anlamlı olup, işsizlik oranı, tüketici fiyat endeksi ve vergi gelirlerinin kayıtdışı istihdam üzerindeki anlamlı etkisini gösteren katsayılar pozitif olarak elde edilmiştir. Diğer taraftan ekonomik büyüme değişkeninin kayıt dışı istihdam üzerindeki etkisini gösteren katsayısı ise negatif bulunmuştur. ARDL modeline dayalı hata düzeltme modeli sonucunda ise kayıtdışı istihdamda meydana gelecek olan kısa dönemli sapmanın, uzun dönemde doğrudan değil de denge üzerinde salınımlar göstererek tekrar denge noktasına yakınsayacağı tespit edilmiştir.
Türkiye'de eğitim istihdam ilişkisi ve genç işsizliği sorunu
Genç işsizliği özelde ise eğitimli genç işsizliği sorunu günümüzün önemli makro ekonomik problemlerinin başında gelmektedir. Küreselleşmeyle birlikte nitelikli işgücü ekonomik gelişmenin en önemli unsuru haline gelirken, eğitim sistemine ise talep edilen nitelikte işgücü yetiştirme sorumluluğu yüklenmiştir. Eğitim ve istihdam arasındaki ilişki 1960'lı yıllarda Beşerî Sermaye Teorisi çerçevesinde şekillenmiştir. Teoriye göre eğitim seviyesindeki artışın işsizliği azaltması, istihdamı kolaylaştırması beklenmektedir. Fakat günümüzde bazı ülkelerde eğitim seviyesindeki artışın işsizliği azaltamadığı görülmektedir. Bu durum eğitim ve istihdam arasındaki ilişkiyi tartışmalı hale getirerek, durumun geçerliliğini ve varsa sorunun tespit edilmesini gerektirmiştir. Çalışmada Türkiye'de 1988-2020 döneminde genç işsizliğini etkilediği düşünülen temel makroekonomik göstergeler ve yükseköğretim ile genç işsizliği arasındaki ilişki ARDL sınır testi aracılığıyla incelenmiştir. Yapılan ekonometrik analizler sonucunda yükseköğretim brüt okullaşma oranı, yükseköğretim harcamalarının GSYH içerisindeki payı ve reel ekonomik büyüme ile genç işsizliğini arasında pozitif ilişki tespit edilmiştir. Genç işsizliği ile genç işgücüne katılım oranı ve dışa açıklık arasında negatif ilişki tespit edilirken, enflasyon ile anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Anahtar Kelimeler: Genç İşsizliği, Yükseköğretim, ARDL sınır testi
Türkiye'de finansal krizlerin istihdama etkisi
Finansal kriz, ekonomik sistemdeki ani dalgalanmalar sonucu meydana gelen ekonomik darboğazdır. Krizler, tüm toplumlar için büyük sorunlara neden olan olgulardır. Öyle ki, kriz yaşayan ülkelerde hem maddi, hem de sosyal birçok sorunu beraberinde getirmektedir. Özellikle, 1990'lı yılların başından itibaren küreselleşmenin etkisiyle, ülkelerin ekonomik ilişkileri artmıştır. Ülkeler ekonomik olarak birbirlerine bağlı hale gelmişlerdir. Küreselleşmenin etkisiyle, krizlerin boyutları da değişmiştir. Ülkelerin etkileşimleri yüzünden kriz, ekonomik bağlantısı olan ülkeleri de etkilemiştir. Bununla birlikte kriz hızla diğer ülkelere yayılmış ve tüm dünyayı etkilemiştir. Ekonomistler, krizleri incelediğinde zaman her krizin nedenin farklı olduğunu görmüşler. Birinci, ikinci ve üçüncü kuşak (nesil) kriz modelleriyle de krizleri açıklamaya çalışmışlardır. Finansal krizlerin ülke ekonomilerine birçok olumsuz etkisi vardır. Örneğin, GSMH düşer, ekonomi küçülür, ülke para birimi değer kaybeder, ülkenin kırılganlığı artar, işsizlik artar. Bu etkilere daha birçok olumsuz faktör eklenebilir. Türkiye gerek ülke sorunlarından kaynaklanan, gerekse dünyada çıkan krizler nedeniyle, ekonomik ve sosyal olarak ağır yaralar almıştır. 1960 yılına kadar işsizlik sorunu yaşamayan Türkiye, bu yıldan itibaren 2000 yılına kadar işsizlik oranı hep iki haneli olan ülke konumuna gelmiştir. 2000'li yılların başında %6,5 olan işsizlik oranı 2000 ve 2001 krizleriyle birlikte yeniden artmıştır. Daha sonraki yıllarda toparlanan ekonomi sayesinde işsizlik azalma eğilimine girmiş, fakat 2008 Mali kriziyle yeniden artmıştır. 2015 yılında ise işsizlik oranı % 11,3 seviyelerinde seyretmektedir. Anahtar Kelimeler: Finansal Kriz, Küresel Kriz, Türkiye'de Yaşanan Krizler, Ekonomik Kriz Modelleri, İstihdam, İşsizlik
Yoksullukla mücadelede mikro kredi: Muş ili örneği
Yoksulluğu azaltmak, tüketen kesimden çok üreten kesimi ve gelir seviyesini artırmak amacıyla çeşitli politikalar üretilmektedir. Bu politikalar uygulanırken çeşitli araçlar kullanılır. Bu araçlar içerisinde farklı dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de uygulanan ve son yıllarda önemi daha da artan mikro kredi yöntemi önemli bir yer tutmaktadır. Mikro kredi yönteminin amacı; yoksul olan kadınların ekonomiye katılması, üreten ve gelir elde eder bireyler olmasının sağlanmasıdır. Çalışmanın amacı; mikro kredi yönteminin Doğu Anadolu Bölgesi Muş İl'inde yoksulluğu azaltmada etkin olup olmadığının incelenmesidir. Çalışmanın amacına uygun olarak Muş İl'inde mikro kredi kullanan iki yüz kadın ile yüz yüze anket yöntemi uygulan mikro kredinin kadınlar üzerindeki ekonomik ve sosyal etkileri incelenmiştir. Mikro kredi uygulamasının sonucunda; iş imkanlarının yetersiz ve istihdamın az olduğu Muş İl'inde hem kredi kullanan kadınların hem de bu kadınların kurdukları işlerde çalıştırdıkları diğer kadınların istihdama katıldıkları ve üreten bireyler oldukları görülmüş ve kadınların gelirlerinde görece artış tespit edilmiştir. Çalışmada mikro kredi sistemi ile sadece kredi kullanan kadınların değil, ailelerinde de aile içi toplam gelirlerde, harcamalarda ve tasarruflarda da önemli artışlar meydana geldiği görülmüştür. Bunun dışında mikro kredi kullanan kadının ekonomik özgürlüğünü kazanması gerek aile içinde gerekse çevresinde kadının statüsünü artırarak özgüveninin artmasına neden olduğu tespit edilmiştir. Çalışmamızda "Mikro Kredi Yöntemi Muş İl'inde Yoksulluğu Azaltmada Etkindir" şeklindeki hipotezi destekleyen bulgulara ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Mikro Kredi, Muş İli Örneği.
Göç hareketliliğinin E. Lee kuramı perspektifinden yorumlanması: Türkiye örneği
Türkiye'deki iç göç hareketliliği 1950'li yıllara kadar nispeten durağan geçmiştir. 1950'lilerden sonra belli politik, sosyolojik bağlamda dönüşümlerden sonra Türkiye'nin yapısı değişmiştir. Bu değişimlerin en önemli unsurlarından biri köylerden kentlere yaşanan iç göçler olmuştur. İnsanlar köylerden kentlere göç ederken büyükşehirleri tercih etmişler ve Bursa her zaman en çok tercih edilen yerlerden biri olmuştur. Bu çalışma, Türkiye'de yaşanan iç göç hareketliliğinde en çok tercih edilen şehirlerinden biri olan Bursa üzerinde saha çalışmasına dayanmaktadır. Bursa'ya gerçekleşen göç hareketlilikleri Lee kuramı perspektifinden incelenmiştir. Veriler birebir görüşmelerle elde edilip anket yoluyla yapılmıştır. Bursa'ya en çok göç eden illerden Erzurum, Samsun ve Artvin illeri seçilmiştir. Çalışmanın sonucunda, seçilen tüm iller bazında Bursa'da göçe neden olan temel faktörün % 76,8 ile ekonomik olduğu tespit edilmiştir. Gelinen yerlerde göçe neden olan itici faktörün % 52,9 ile işsizlik olduğu ve varılan yere (Bursa'ya) göç etmedeki en etkili çekici faktörün ise % 47,4 ile daha iyi iş imkanları ve yüksek ücret olduğu bulunmuştur. Son olarak da göç edilen yerlerle göçe neden olan temel faktörler arasında, göç edilen yerlerle itici faktörler arasında ve varılan yerle ile çekici faktörler arasında istatistiksel olarak anlamlı birer ilişki bulunmuştur.
İstihdam teşviklerinin istihdam üzerindeki etkisinin ölçülmesi: Ankara örneği
Dünyanın farklı ülkelerindeki siyasi otoriteler ekonomik ve toplumsal anlamda önemli bir risk unsuru olan işsizliği azaltmak veya istihdamı artırmak için çaba sarf etmekte ve farklı politikaları uygulamaya koymaktadırlar. İstihdam teşvikleri de birçok ülke tarafından yoğun bir şekilde kullanılan aktif işgücü politikaları arasındadır. Bu politikalar genellikle işverenlere sağlanan sosyal sigorta prim destekleri, vergi indirimleri ve doğrudan ücret sübvansiyonu gibi destekleri içermektedir. Prim sübvansiyonları, işverenlerin maliyetlerini düşürdüğü için istihdamı artırmakta, hem de firma verimliliğini yükselttiği için ülke ekonomisini güçlendirmektedir. Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren uygulanmaya başlanan istihdam teşvikleri, bugün yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Günümüzde aktif olarak uygulanmakta olan 22 adet teşvik türü bulunmaktadır. Bu teşviklerin her birinin uygulanma şartları birbirinden faklı olmakla beraber bazı teşvik türleri ilave istihdam sağlanması yönüyle daha işlevsel konumda yer almaktadır. Tez çalışmasında; ilave istihdam sağlayan teşviklerin istihdamı ne ölçüde etkilediği ve ne kadar fayda sağladığı ölçülmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede, ilave istihdam sağlanması ve istihdamın artırılması için uygulanan 6111, 687 ve 7103 sayılı prim teşviklerinin istihdama olan etkileri nicel araştırma yoluyla incelenmiştir. Çalışmada, araştırma evreni olarak Ankara İlinde bulunan firmalar belirlenmiştir. Örneklem seçimindeyse, araştırma evreninde Nace kodu imalat sektörü olan ve 6111, 687 ve 7103 sayılı prim teşviklerinden yararlanan 1586 firma ele alınmıştır. Bu kapsamda, 2016–2019 yılları için SGK'dan temin edilerek süzülen ve düzenlenen veriler üzerinde SPSS yardımıyla kovaryans analizi, korelasyon analizi, regresyon analizi ve varyans analizi uygulanmıştır. Bu doğrultuda Kovaryans analizi bulguları göstermektedir ki, Nace kodu dağılımlarına göre iş kollarının veya sektörlerin istihdam teşviklerinden yararlanmada birbirinden farklı şekilde etki gösterdiği, bununla beraber teşviklerden yararlanmanın ana faaliyet kolları bazında yıllar itibarıyla artış eğilimi içerisinde olduğu ortaya çıkmıştır. Korelasyon analizi bulgularına göre, 6111 sayılı prim teşvikinin teşvikli istihdam üzerindeki etkisinin istatistiki bakımdan anlamlı, pozitif yönde ve yüksek düzeyde olduğu, ancak 687 sayılı ve 7103 sayılı prim teşviklerinin ise istatistiki bakımdan anlamlı, pozitif yönde ve orta düzeyde etkisinin olduğu bulunmuştur. Prim teşviklerinin, teşvikli istihdam ve istihdam üzerindeki etkisini ortaya koymaya çalışan çoklu doğrusal regresyon analizinde ise, ilave istihdam sağlayan prim sübvansiyonlarının, teşvikli istihdamı pozitif yönde ve istatistiki bakımdan anlamlı etkilediği, aynı zamanda istihdamı da artırdığı bulgularına ulaşılmıştır. Ayrıca, 6111 sayılı prim teşviki kapsamında alınan prim sübvansiyonunun, teşvikli istihdamı diğer iki düzenleme kapsamında alınan sübvansiyonlardan daha fazla etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Tek yönlü varyans analizi kapsamında, firmaların faaliyet yıllarına göre aldıkları teşvik tutarlarının istatistiki bakımdan anlamlı farklılaştığı, bu yönüyle firmaların mali yüklerinin azaldığı ve dolayısıyla istihdam artışının sağlandığı ortaya çıkmıştır. Çalışma sonucunda, istihdam artışı sağlamak için uygulanan istihdam teşviklerinin, teşvikli istihdamı ve istihdamı pozitif yönde etkilediği anlaşılmıştır. İşsizliğin azaltılması ve istihdamın artırılması için uygulanan istihdam politikalarında iyileştirmelerin yapılması, işgücü piyasasının yapısal dönüşümüne katkı sunacaktır.
Türkiye'de genç işsizliğinin sosyo-ekonomik belirleyicileri üzerine bir analiz
İşsizlik, dünya genelinde birçok ülkede toplumun sosyo-ekonomik düzeyini yansıtan önemli göstergelerden biridir. Genç nüfusun iş bulamama durumunu ifade eden genç işsizlik, Türkiye gibi gelişmekte olan ve yüksek genç nüfus potansiyeline sahip ülkelerde sosyo-ekonomik boyutta birçok soruna yol açmaktadır. Bu tezin temel motivasyonu, Türkiye'de genç işsizliği sorununun çözülebilmesi için genç işsizliğin sosyo-ekonomik profilinin ortaya konulmasıdır. Bu bağlamda, Türkiye'de 15-29 yaş aralığındaki gençlerin işsiz kalmalarını etkileyen sosyo-ekonomik belirleyicilerin neler olduğu ve bu faktörlerin gençlerin işsiz kalma olasılığını hangi yönde ve ne kadar etkilediğinin belirlenmesi bu tezin temel amacını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasının 2013 ve 2017 yıllarına ait mikro-kesit verileri kullanılarak, genç bireylerin işsizliği üzerinde belirleyici olan faktörler logit model ile analiz edilmiştir. Elde edilen analiz bulgularına göre, genç bireylerin eğitim düzeyleri yükseldikçe işsiz olma olasılıklarının arttığı, yaş gruplarına göre gençlerin yaşları arttıkça işsiz olma olasılıklarının azaldığı, sağlık durumları kötüleştikçe ve hanenin geçinebilme durumu zorlaştıkça genç bireylerin işsiz olma olasılıklarının arttığı, genç bireylerin sosyalleşmeleri ve kültürel faaliyetlere katılmalarının işsiz olma olasılıklarını azalttığı, yaşanılan çevrede suç, şiddet ve çevresel sorunların olmasının ve gencin yaşadığı hanenin kalabalık olmasının gencin işsiz olma olasılığını artırdığı sonucuna ulaşılmıştır.
Enflasyon ve işsizlikle mücadele yöntemleri ve çözüm önerileri: Türkiye örneği
Enflasyon ve işsizlik bir ekonominin belirli bir dönemdeki başarısının ölçülmesinde bakılan temel göstergelerin en önemlilerindendir. Bundan dolayı iktisat tarihinin her döneminde ekonomiler para, enflasyon, işsizlik ile yakından ilgilenmişlerdir. Bu çalışmada enflasyon ve işsizlik değişkenleri açıklanarak Türkiye'de bu sorunlarla mücadelede uygulanan ve uygulanmakta olan politikalar çerçevesinde bir değerlendirme yapılmıştır. Elde edilen bulgular sürdürülebilir bir ekonomik büyüme için enflasyon ve işsizlik oranlarının düşürülmesinin zorunlu olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca çalışmada Türkiye'de enflasyon (tüfe), işsizlik rakamları, reel efektif döviz kuru ve m2 para arzı değişkenleri zaman serisi analiziyle 2005:1- 2014:5 dönemi aylık verileri kullanılarak araştırılmıştır. Çalışmada yöntem olarak birim kök testi yapılıp, Johansen eşbütünleşme analizi kullanılmıştır. Zaman serisinin durağan olduğu yapılan birim kök testleri sonucunda görülmüştür. Eşbütünleşme analizinde en fazla 1 de eşbütünleşme vardır. Enflasyon ile işsizlik arasında ters yönlü anlamlı bir ilişki görülmüşken, enflasyon ve döviz kuru arasında istatistikî olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Enflasyon ve m2 para arzı arasında aynı yönlü anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Enflasyon, İşsizlik, İktisat Politikaları, Türkiye Ekonomisi.
Avrupa Birliği ve Türkiye'de genç işsizlik sorunu ve kaynakları
Günümüz küresel ekonomisinde genç işsizlik gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan tüm ülkelerin en önemli sorunu haline gelmiştir. Bu anlamda, işsizlik nasıl ki küresel bir sorun olarak görülüyorsa genç işsizlik de aynı doğrultuda hükümetlerin ortak bir sorunu olarak görülmektedir. İlk olarak 1980'lerde sanayileşmiş ülkeler için ciddi bir sorun olarak ortaya çıkan genç işsizliği 21.yüzyıl başında işgücü piyasalarında yaşanan kırılmalar ile tüm ülkelerin karşı karşıya geldiği ve çözümü en acil ekonomik ve sosyal bir sorun haline gelmiştir. Öyle ki dünya genelinde olduğu gibi, Avrupa Birliği ve Türkiye'de de genç işsizlik oranları, genel işsizlik oranının iki katı seviyesinde seyretmektedir. Makro ve mikro boyutta birçok faktör gençlerin işgücü piyasasında daha kırılgan olmalarına ve genç işsizlik oranlarının yüksek olmasına neden olmaktadır. Bu durum 15-24 yaş grubundaki bireylerin yaşadığı işsizlik sorununun çözümüne yönelik önlemler alınmasını gerektirmektedir. Genç işsizlik sorununu dikkate alan Avrupa'da, gençlerin istihdamının arttırılması ve işgücü piyasasına gençlerin aktif katılımının sağlanması politika hedeflerinin en üst sıralarında yer almaktadır. Diğer yanda, Avrupa Birliği ülkelerine kıyasla genç bir nüfusa sahip Türkiye ise dinamik bir ekonomi oluşturmak için daha avantajlı durumdadır. Dolayısıyla genç işsizlik sorununa yönelik olarak uygulanacak politikaların belirlenmesi hem Türkiye hem de Avrupa Birliği ülkeleri için önem arz etmektedir. Bu çalışmada Avrupa Birliği ülkelerinden; Almanya, Avusturya, Birleşik Krallık, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İrlanda, İspanya, İsveç, İtalya, Kıbrıs, Malta, Polonya, Portekiz, Yunanistan ile Türkiye için 1991-2016 yıllarına ait Gayrisafi Yurtiçi Hasıla, Enflasyon, Yabancı Doğrudan Yatırım ve Finansal Kriz verileri kullanılarak Avrupa Birliği ve Türkiye'de genç ve genel işsizliğin belirleyicileri panel veri analizi ile araştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda ekonomik büyüme, enflasyon ve yabancı doğrudan yatırımlar genç işsizlik ve genel işsizlik oranını negatif etkilerken, finansal krizler pozitif etkilemektir. Ayrıca genç işsizlik, genel işsizliğe kıyasla makroekonomik faktörlerin etkilerine daha fazla duyarlıdır.
Dünya'da ve Türkiye'de yoksulluk ve yoksullukla mücadele politikaları
En bilinen tanımıyla yoksulluk; insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamaması, kişilerin minimum yaşam standartlarına sahip olamaması anlamına gelir. Yoksulluğun başlıca sebepleri olarak eğitim eksikliği, savaş ve siyasi istikrarsızlıklar, ulusal borçlar ve sosyal eşitsizlik sıralanabilir. Son yıllarda sosyal bilimcilerin önemli araştırma konusu haline gelen yoksulluk, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren artan küreselleşmeyle beraber hem az gelişmiş hem de gelişmiş ülkelerin ortak problemi olmuştur. Tarihsel düzeyde kapsamı ve içeriği değişmekle beraber, ülkelerin yoksullukla mücadele çabaları kamu politikaları haline gelmiştir. Yoksulluk, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de göz ardı edilmemesi gereken birincil bir sorundur. Bu kapsamda bazı seçilmiş AB ülkelerinin gelir dağılımını gösteren Gini katsayıları ve kamu sosyal harcama kalemleri yıllar itibariyle tablolar halinde gösterilmiştir. Türkiye'nin makroekonomik göstergelerine yer verilerek seçilmiş AB ülkeleriyle karşılaştırılmıştır. Türkiye'de toplumun refahı için gelir düzeyi düşük ailelere yapılan yardımlardan bahsedilmiş, bu yardımları yapan kurumların yapısı incelenmiştir.
Türkiye'de gelir dağılımının yapısı ve yoksullukla mücadele yöntemleri (1980- 2017 dönemi)
Gelir eşitsizliği ve yoksulluk, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de çözüm bekleyen önemli sorunlar arasında yer almaktadır. Türkiye'de gelir dağılımı konusu, her zaman gündemde olan ve tartışma konusu yapılan bir alan olmuştur. Bir ülkede gelirin dağılımı, o ülkenin gelişmişlik düzeyi, toplumun sosyal ve idari yapısı hakkında bir fikir verebilmektedir. Sosyal devletin önemli görevlerinin başında gelirin adil dağılımını sağlanması gelmektedir. Yoksulluk olgusu insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. En genel ifadeyle yoksulluk, insanların ihtiyaçlarını karşılama konusundaki yetersiz kalmalarıdır. Bu yetersizlik aslında kişinin yetersizliğinden değil küresel kaynakların adil dağılmamasından kaynaklanmaktadır. Diğer bir ifade ile gelir dağılımının eşitsizliğinden kaynaklanmaktadır. Yoksulluk temelde bireylerin değil ülkenin hatta bunun da üzerinde küresel bir sorundur. Bu nedenle devletler kamusal kaynaklarla ya da sivil toplum örgütleriyle yoksulluğun giderilmesine ilişkin politikalar ve uygulamalar geliştirmektedirler. Bu çalışmada Türkiye'de gelir dağılımının yapısı ve yoksullukla mücadele yöntemleri 1980-2017 yılları arasında ele alınmıştır. Çalışma sonucunda yeterli olmamakla birlikte ülkemizde yoksullukla mücadele için farklı politika ve uygulamaların yapıldığı görülmektedir. Araştırma sonucunda mikrokredi desteklerinin kapsamının, miktarının ve geri ödeme sürelerinin genişletilmesi, bölgeler arası gelir dağılımı adaletsizliklerinin giderilmesine yönelik politika ve uygulamalara ağırlık verilmesi düşünülmektedir.
Genç işsizliğinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi
Dünyada ve Türkiye'de 15 yaşın üstündeki işgücünün ve özellikle de çalışmanın asıl konusu olan gençlerin işsizlikle karşılaşması, ülkelerin emek kapasitesinin atıl durumda kalması anlamına gelmektedir. İşsizlik önemli toplumsal, bireysel, ekonomik ve psikolojik sorunlara yol açmaktadır. İşsizlerin içinde genç olarak nitelendirilen 15-24 yaş arası kişilerin kendi içerisinde farklı eğitim, beceri ve psikolojik yapılarının olması sorunun çözümünü daha da zorlaştırmaktadır. Konu ile ilgili yapılmış çalışmalar genellikle işsizlik ve büyüme oranları arasında negatif bir ilişkinin var olduğunu göstermektedir. Bu sebeple ekonomik büyümeyi gerçekleştirmek her ülke için temel amaç olduğundan dolayı genç işsizliğinin incelenmesi önem arz etmektedir. Genç işsizliği ile mücadele politikalarının farklı ülkelerde ve Türkiye'de çeşitli biçimlerde uygulanması ve uygulanırken birinin ya da birkaçının aynı anda kullanılması durumlarının yaygındır. Genç işsizliğini azaltmak için ekonomik büyümenin sağlanmasının yanında aktif işgücü politikalarının bölgesel olarak doğru belirlenmesi ve uygulanması, eğitim alanında genel kültür ağırlıklı eğitim veren ortaöğretim kurumlarının mesleki ve teknik eğitim veren ortaöğretim kurumlarına dönüştürülmesi, bir başka deyişle lise mezunu olan herkesin bir mesleğe sahip olması önerilmiştir. Böylelikle ülkenin geleceği olan gençlerin işsizlik problemlerinin azaltılması öngörülmüştür.
Evrensel temel gelir teorisi ve Türkiye'de uygulanabilirliği
Evrensel temel gelir; bir toplumdaki herkese koşulsuz ve düzenli olarak belirli aralıkla devlet tarafından nakit gelir transferi yapılmasını ifade etmektedir. Tarihsel kökenleri çok eskiye dayanan bu fikir günümüzde birçok farklı siyasi ve iktisadi düşünceye sahip çevrelerce desteklenmekte ve tartışılmaktadır. Bu fikir bireyin her alanda özgürleşmesinden işçilerin iş gücü piyasasındaki pazarlık gücünün artmasına; yoksulluğun etkilerinin hafifletilmesinden gelir dağılımındaki dengesizliğin azaltılmasına kadar birçok gerekçeyle savunulmaktadır. Gelir testi gibi bürokratik süreçleri içermemesi ve koşulsuz olarak herkesi kapsaması; evrensel temel geliri mevcut sosyal refah programlarından önemli derecede ayrıştırmakta ve uygulanmasını idari açıdan son derece basit kılmaktadır. Bu avantajına karşın mali açıdan uygulanabilirliği eleştirilen en önemli konuların başında gelmektedir. Çalışmanın amacı, evrensel temel gelirin Türkiye'de uygulanabilirliğini mali açıdan değerlendirmektir. Bu bağlamda Türkiye'ye özgü farklı miktar ve kapsamlar belirlenmiş, toplamda 12 farklı senaryo oluşturulmuştur. Oluşturulan senaryoların maliyetleri hesaplanmış ve bu maliyetlerin nasıl finanse edilebileceğine ilişkin olarak Türkiye'nin borçluluk durumu, kamu harcamaları ile kamu gelirleri incelenmeye çalışılmıştır. Çalışma sonucunda toplumun çok büyük bir kesimini kapsayacak evrensel temel gelirin mali açıdan uygulanabilir olduğu değerlendirmesi yapılmıştır.