Socio-economic level
69 theses under this subject heading
Doğu Türkistan'dan 1950'li yıllarda Türkiye'ye göç eden kazakların tarihi ve sosyo-ekonomik gelişimi
Doğu Türkistan'daki Çin zulmünden kaçarak önce Keşmir sonra Hindistan ve Pakistan'a gelen Kazaklar daha sonra buradan Türkiye'ye göç etmişlerdir. Kazaklar, Doğu Türkistan'dan Türkiye'ye göç ettikten sonra Türkiye'de çeşitli illere yerleşmişlerdir. Buralarda tarım ve hayvancılık ile meşgul oldular. Köylerde geçimin zorlaşmaya başlamasıyla birlikte İstanbul'a göç etmişler, burada önce el emeği ile çeşitli ürünler yapmışlar, deri işine girmişler, plastik fabrikaları kurmuşlardır. Bu dönemde Kazaklar arasında eğitim konusuna önem verilmemiştir. Ancak deri ve plastik işlerinin duraklamaya başlamasıyla beraber eğitim konusu önem kazanmıştır. Bu süreçten itibaren Kazaklar ortak atalardan gelme akrabalarının yurdu olarak benimsedikleri Türkiye'de pek çok meslek dalında görünmeye başlamışlardır. İstanbul'a geldikten sonra çeşitli ilçelere yerleşen Kazaklar İstanbul Güneşli'de "Kazakkent" adıyla müstakil bir yerleşim kurmuşlardır. Bugün Türkiye'de kendi kültürlerini devam ettiren Kazaklar yıllar içinde çok büyük mesafeler kat etmişlerdir.
İlkokul öğrencilerinde sosyo ekonomik faktörlerin fiziksel uygunluk parametrelerine etkisinin incelenmesi (Bir özel okul örneği)
Bu araştırma ilkokul öğrencilerinde sosyo-ekonomik faktörlerin fiziksel uygunluk parametrelerine etkisinin incelenmesi amacı ile yapılmıştır. Özel bir ilkokulda öğrenim gören 44 kız öğrenci ve 39 erkek öğrenci olmak üzere toplam 83 öğrenci araştırmaya gönüllü olarak katılmıştır. Öğrencilerin fiziksel uygunluk düzeylerini değerlendirmek için Eurofit Test Bataryası kullanılmıştır. Eurofit test bataryası kapsamında; öğrencilerin vücut ağırlığı ve boy uzunluğu değerleri ölçülmüştür. Motorik performansların belirlenmesinde ise, flamingo denge, diske dokunma, otur-uzan, durarak uzun atlama, mekik, bükülü kol asılma ve 5x10 metre mekik testleri kullanılmıştır. Demografik özelliklerin belirlenmesinde araştırmacılar tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin normal dağılıp dağılmadığı basıklık ve çarpıklık değerleri ile kontrol edilmiştir. İstatistiksel analiz boyutunda; betimsel analiz (ortalama, standart sapma, medyan, min-maks değer, oran, frekans), bağımsız örneklemler t testi (Independent Samples t test), tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Ayrıca, Scheffe ve LSD post hoc analizlerinden yararlanılmıştır. Araştırmalardan elde edilen bulgularda; anne eğitim düzeyinin öğrencinin fiziksel uygunluk düzeylerini etkilemediği tespit edilmiştir (p>0,05). Baba eğitim düzeyinin sadece flamingo denge testi puanlarında anlamlı bir fark oluşturduğu belirlenmiştir (p<0,05). Anne mesleğine göre öğrencilerin boy uzunluğu, vücut ağırlığı ve mekik testi puanlarında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (p>0,05). Baba mesleğine göre ise öğrencilerin sadece durarak uzun atlama testi puanlarında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (p>0,05). Ailede bulunan kişi sayısı ve ailede lisanslı olarak spor yapan olması öğrencilerin fiziksel uygunluk düzeylerinde anlamlı bir farklılık oluşturmamaktadır (p>0,05). Ailelerinin aylık ortalama gelirleri ile otur-uzan testi puanları arasında negatif yönlü zayıf bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir (r=0.30; p<0,05). Öğrencilerin sporcu lisansına sahip olması açısından, boy uzunluğu, durarak uzun atlama testi, mekik testi, bükülü kol asılma testi, 5x10 metre mekik koşusu testi puanlarında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (p>0,05). Öğrencilerin geleneksel çocuk oyunlarına katılma açısından boy uzunluğu, vücut ağırlığı, durarak uzun atlama testi, mekik testi, bükülü kol asılma testi, 5x10 metre mekik koşusu testi bulgularında anlamlı fark tespit edilmiştir (p>0,05) Sonuç olarak, anne eğitim düzeyinin öğrencilerin fiziksel uygunluk düzeylerini etkilemediği, baba eğitim düzeyinin ise öğrencilerin sadece denge düzeylerinde etkili olduğu, anne mesleğinin öğrencilerin boy uzunluğu, vücut ağırlığı, kor kuvveti dayanıklılığında, baba mesleğinin ise patlayıcı gücü temsil eden durarak uzun atlama değerlerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Ailede bulunan kişi sayısının ve ailede lisanlı olarak spor yapan bireyin olması öğrencilerin fiziksel uygunluk düzeylerini etkilemediği belirlenmiştir. Ailenin aylık ortalama gelirindeki artış ile beraber öğrencilerin esneklik düzeylerinin zayıf düzeyde olsa azaldığı belirlenmiştir. Öğrencinin sporcu lisansına sahip olmasının boy uzunluğu, patlayıcı kuvvet, kor kuvveti dayanıklılığı, üst ekstremite kuvveti dayanıklılığı, çevikliği ve yine öğrencilerin geleneksel çocuk oyunlarına katılmasının boy uzunluğu, vücut ağırlığı, patlayıcı kuvvet, kor kuvveti dayanıklılığı, üst ekstremite kuvveti dayanıklılığı ve çevikliği olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Fiziksel uygunluk, ilkokul öğrencileri, sosyo-ekonomik düzey.
Farklı sosyoekonomik düzeye sahip çocukların anlatı becerileri ile çalışma belleği, doğal dil ve ev erken okuryazarlık ortamı ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı farklı sosyoekonomik düzeye sahip 48-72 ay arası çocukların anlatı becerileri ile çalışma belleği, doğal dil ve ev erken okuryazarlık ortamlarını detaylı bir şekilde incelemek ve aralarındaki ilişkiyi araştırmaktır. Araştırmanın çalışma grubunu İstanbul iline bağlı anaokullarına devam eden, farklı sosyoekonomik düzeylere sahip 40 çocuk ve ebeveynleri oluşturmaktadır. Bu araştırmada çocukların anlatı becerilerini öyküleme bağlamında değerlendirmek amacıyla Mercer Mayer (56) tarafından oluşturulan "Frog Where Are You?" (Kurbağa Neredesin?) isimli resimli yazısız kitap; çocukların anlatılarının analizi için ise Işıtan (116) tarafından geliştirilen "Öykü Anlatma Değerlendirme Formu" kullanılmıştır. Çalışma belleği ve yürütücü işlevler değerlendirmesi için ise Akoğlu (118) tarafından geliştirilen, "Anlamsız Sözcük Tekrarı Listesi" ve "Kalem Tıklatma Görevi" uygulanmıştır. Ev erken okuryazarlık ortamı ise Karaahmetoğlu (123) tarafından geliştirilen "Ev Ortamı Erken Okuryazarlık Ölçeği (EROY-EV)" kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda çocukların öykülerinde makroyapısal (öykü grameri) olarak giriş, öyküyü başlatan olay, içsel tepki, gelişme, arama eylemi, arama yerleri, engeller, öyküye başlık bulma alt boyutlarında aile gelir düzeyine göre istatiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Çocukların öyküleri mikroyapısal (öykü uzunluğu) olarak incelendiğinde puanların aile gelir durumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Anlatı Becerileri, Öyküleme, Çalışma Belleği, Doğal Dil, Ev Erken Okuryazarlık Ortamı
Farklı sosyo-ekonomik düzeylerdeki anaokuluna başlayan çocukların okula uyum süreci ve nörobilişsel bağıntıların incelenmesi
Okul öncesi dönem, bireyin hayatının en belirleyici dönemidir. Bu sebeple, çocuğun bu süreç içerisinde yetiĢtiği koĢullar büyük önem taĢımaktadır. Çocuk doğduğu andan itibaren kendini bir aile ortamında bulmaktadır. Erken dönemde ise, günün önemli bir bölümünü geçireceği okula uyum sağlama iĢlevi ile karĢılaĢmaktadır. Ġlk kez okula baĢlayan çocuk, farklı eğitim ortamlarına girmiĢ olur. Sahip olduğu becerilerin tümü çocuğu ve onun kapasitesini uyum sağlama ve öğrenme açısından etkiler. Okul öncesi eğitime baĢlama, çocuk ve aileler açısından okula uyumluluğunusergilemektedir. Ġlk kez okula baĢlayan çocuk, farklı eğitim ortamlarına girmiĢ olur. Sahip olduğu becerilerin tümü çocuğu ve onun kapasitesini uyum sağlama ve öğrenme açısından etkiler. Bu süreçte; dikkat, bellek ve zeka gibi nörobiliĢsel iĢlevler önem kazanmaktadır. Bu bağlamda çalıĢmanın amacı, sosyoekonomik düzeyleri farklı olan anaokulu öğrencilerinin okula uyum süreciyle nörobiliĢsel iliĢkilerin değerlendirilmesidir. AraĢtırmada anket ile soru-cevap modeli kullanılmıĢtır. AraĢtırma sonuçlarına göre davranıĢsal boyutun biliĢsel ve duyuĢsal boyut ile doğrudan ve anlamlı olduğu ve bunun da okul olgunluğunu etkilediği belirlenmiĢtir.
Sosyal destek hizmetleri müdürlüğü, sosyal destek hizmetleri birimi'nden yardım alan 18-45 yaş arasındaki kadın bireylerde besin güvencesizliği ve diyet kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Besin güvencesi, insanların sağlıklı bir yaşam için gerekli olan besin ihtiyaçlarını ve gıda önceliklerimi karşılayabilmek amacıyla yeterli, sağlıklı, güvenilir ve besleyici gıdaya fiziksel ve ekonomik bakımdan sürekli olarak erişebilmelerini kapsar. Sosyoekonomik düzeye bağlı olarak, diyet kalitesinde düşüşle birlikte besin güvencesizliği kadınların beslenmesini etkileyebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, sosyal yardım alan kadınlarda besin güvencesizliği ve diyet kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma Ağustos 2022-Eylül 2022 tarihleri arasında Şişli Belediyesi Sosyal Destek Hizmetleri Müdürlüğü, Sosyal Destek Birimi'nden yardım alan 18-45 yaş aralığındaki 116 gönüllü kadın üzerinde yapılmıştır. Gönüllülere Hanehalkı Besin Güvencesizliği Erişim Ölçeği, 24 saatlik tüketim kaydı, sosyodeografik form, beslenme alışkanlıkları ve antropometrik ölçümleri içeren anketler yüz yüze görüşülerek uygulanmıştır. Ayrıca, bireylerin antropometrik ölçümleri alınarak beden kütle indeksleri (BKİ), bel/kalça oranları hesaplanmıştır. Çalışmaya katılan kadınların HFIAS puanları ile SYİ-2010 puanları arasındaki ilişki durumu incelendiğinde, kadınların "HFIAS Toplam" puanları ile "SYİ-2010 Toplam" puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon olmadığı (r=-0.017; p>0.05) bulundu. Bireylerin toplam diyet kalitesinin ölçülebilmesi için geliştirilmiş olan araçlardan biri SYİ'dir. Kadınlarda yapılan bu çalışmada sağlıklı yeme indeksi ve besin güvencesizliği arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Kadınlarda besin güvencesizliği ve enerji (kcal)" değerleri arasında anlamlı pozitif zayıf (r=0.320; p<0.001), "CHO (g)" değerleri arasında anlamlı pozitif zayıf (r=0.315; p<0.01), "Protein (%)" değerleri arasında anlamlı negatif zayıf (r=-0.300; p<0.01), "Yağ (g)" değerleri arasında anlamlı pozitif zayıf (r=0.279; p<0.01) olarak bulundu. Ülkemizde, kadınlarda besin güvencesizliği ve diyet kalitesi arasındaki ilişkinin nedenleriyle beraber daha iyi anlaşılabilmesi için daha geniş örneklemde çalışmalara ihtiyaç vardır.
Konjenital diş eksikliğinde etyolojik faktörlerin belirlenmesi
Konjenital diş eksikliği, doğuştan bir veya daha fazla dişin gelişimsel olarak eksikliği olarak tanımlanır. Toplumumuzda ve dünyada sık görülen dental anomalilerden biridir. Aynı bireyin hem süt hem daimî dentisyonunda görülebilir. Genetik ve çevresel birçok faktörden etkilenir. Çalışmamızda, Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Bölümü'ne başvuran 8-28 yaş aralığında diş eksikliği görülen hastalarda hipodonti etiyolojisinin, sosyoekonomik düzey ile ilişkisinin saptanması, diş eksikliğine sahip bireylerin iskeletsel sagittal özelliklerinin ve en sık eksikliği görülen dişlerin belirlenmesi amaçlandı. Çalışmamıza dâhil edilen bireylerin iskeletsel sagittal sınıflamalarının belirlenmesi için SNA, SNB ve ANB değerleri saptandı. Bireylerin klinik ve radyografik muayeneleri sonunda eksik dişler belirlendi. Konjenital diş eksikliğinin etiyolojisinin ve sosyoekonomik düzey ile ilişkisinin belirlenebilmesi adına çalışmamıza dâhil edilen diş eksikliği görülen ve görülmeyen bireylere ve ebeveynlerine anket soruları yöneltildi. Çalışmamızda anne-baba olma yaşı ile, annenin sistemik durumu ve hamilelikte geçirdiği hastalıklar ile, bebeklerin doğum kilosu-doğum zamanı ile, diş eksikliği arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler elde edilmedi. Diş eksikliği görülen bireylerin ailelerinde de diş eksikliği görüldüğü bulundu. Orta sosyoekonomik düzeydeki ailelerin çocuklarında çoğunlukla diş eksikliği görülürken düşük sosyoekonomik düzeydeki ailelerin çocuklarında çoğunlukla diş eksikliği görülmediği saptandı. Stresli hamilelik geçiren annelerin çocuklarında çoğunlukla diş eksikliği bulunduğu saptandı. Çocukluk çağında sık antibiyotik kullanan bireylerde diş eksikliğine sık rastlandı. En sık eksikliği görülen dişler üst lateral kesici dişler, ikinci olarak alt ikinci küçük azı dişler, üçüncü olarak üst ikinci küçük azı dişler bulundu. Bir veya iki diş eksikliği görülen bireyler %83,4 oranında bulundu. Konjenital diş eksikliği kadın ve erkeklerde 3:2 oranında görüldü. Çalışmamızdan aldığımız verilere göre, diş eksikliğinin etiyolojisinin birçok faktöre bağlı olması; pedodontist, ortodontist ve cerrahi alanını kapsayan kompleks tedavi ihtiyacı olması nedeniyle daha çok araştırmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Hipodonti, Etiyoloji, Sosyoekonomik Düzey, Konjenital
Ailenin sosyo-ekonomik düzeyi ile yüksek öğretime giriş arasındaki ilişki: Sudan-Hartum üniversitesi örneği
Bu çalışma yükseköğretime erişim (access to higher education) ile ailenin sosyo-ekonomik düzeyi ya da sosyal sınıf konumu arasındaki nedensel ilişkinin mahiyeti hakkındadır. Bu ilişki Sudan Cumhuriyeti'nde Hartum Üniversitesi'nde yapılmış bir vaka çalışması yoluyla incelenmektedir. Araştırmanın temel sorusu, öğrencilerin sınıfsal kökenleri ile üniversitede kaydoldukları bölümler arasında ne türden ve ne yönde bir nedensel ilişki olduğu ve bu ilişkinin eğitim politikaları, toplumsal dışlanma ve mahrumiyet üretme kabiliyetinde olan diğer toplumsal etmenler ve bireysel vasıflar ile nasıl bir etkileşim içinde şekillendiğidir. Çalışma, sınıf kuramları ve toplumsal sınıf konumu ile eğitimsel başarı arasındaki ilişkileri açıklamaya çalışan kuramsal yaklaşımlar dikkate alınmak suretiyle nitel bir araştırma olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın ampirik verileri 2017-2018 eğitim yılı itibariyle Hartum Üniversitesi'nde kayıtlı bulunan ve toplam sayıları 27,000'i aşan lisans öğrencisi arasından kendilerine kartopu örneklemi yöntemiyle erişilmiş olan 40 öğrenci ile yapılan derinlemesine mülakatlar vasıtasıyla derlenmiştir. Bu 40 öğrenci, öğrencilerin üniversiteye kabul edilme puan aralığı dikkate alınarak oluşturulmuş olan beş farklı tabakada yer almakta olup, araştırma sürecinde her bir tabakada yer alan 6 ila10 öğrenci ile mülakat yapılmıştır. Araştırma verileri hem tabaka içi hem de tabakalar arası (yani vaka-içi ve vakalar-arası) karşılaştırma yoluyla, toplumsal sınıf konumunun ve toplumsal dışlanma biçimlerinin ifadesi olan etkenlerin yine belli sınıf konumlarına erişimin mesleki temelini oluşturan belli akademik bölümlere erişimi nasıl etkilediğini ortaya koyacak şekilde niteliksel olarak analiz edilmiştir. Bu analizin amacı sınıf kökeni ve toplumsal dışlanma örüntülerinin eğitim kurumu üzerinden başlangıçtaki toplumsal sınıf konumlarının değişen şartlar altında yeniden üretilmesi ve sürdürülmesine nasıl bir katkı sağladığı ve nedensel mekanizmalarının nasıl işlemekte olduğuna dair nedensel bir değerlendirme yapmaktır. Araştırma bulguları, bir bütün olarak, eğitim hareketliliğinde bireylerin gösterdikleri veya gösterebilecekleri performans veya başarının derecesinin onların bireysel biyografilerinin ve yeteneklerinin birçok yapısal eşitsizlik biçimleri ve bunları ifade eden avantaj ve dezavantajlar ile tam olarak nerede, ne zaman ve nasıl kesiştiği ile alakalı olduğunu göstermektedir. Bu kapsamda üst ve üst-altı sosyal sınıfların eğitim hareketliliği yoluyla kendi konumlarını sürdürmede avantajlı bir durumda oldukları görülmektedir. Onlar bunu öncelikli olarak sahip oldukları toplumsal, iktisadi ve kültürel sermayelerini erken yaştan itibaren çocuklarının daha kaliteli bir eğitim almalarını sağlayarak onların "prestijli fakülteler"e girebilmek için ihtiyaç duydukları liyakate yani üniversiteye giriş için gerekli yeterli puana dönüştürmek suretiyle yapmaktadırlar. Giriş puanının yetersiz olduğu durumda ise özel kabul yoluyla, yani yetersiz olan puanı telafi etmek için belirlenmiş bir çerçeve içinde özel öğrenim ücreti ödemek yoluyla sağlamaktadırlar. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Sınıf, Toplumsal Cinsiyet, Eğitimsel Başarı, Toplumsal Dışlanma, Kır, Kent, Hartum Üniversitesi, Yükseköğretim
Sosyo-ekonomik düzeyin çocukların okuma alışkanlıkları üzerine etkisi: Ankara'daki ilköğretim sekizinci sınıf öğrencileri üzerine bir araştırma
Okuma, çocukluk yıllarında kazanılan bir beceri olarak yıllar içinde geliştirilen, düzenli ve sürekli yapıldığında alışkanlık haline gelen bir beceridir. Bireysel ve toplumsal gelişim açısından çok önemli olduğu bilinen okuma alışkanlığının kazanılmasında en önemli unsurların başta aile, okul öğretmen, kütüphaneler olduğu söylenebilir. Sosyo-ekonomik etkenler ise bu sürecin unsurları üzerinde doğrudan etkili olmaktadır. Çocuğun anne babasının eğitim ve gelir düzeyi, mesleği gibi sosyo-ekonomik özellikleri, eğitim alınan okulların özellikleri ve içinde yaşanılan çevre gibi faktörler sosyo-ekonomik düzeye göre değişebilmekte ve tüm bunlar okuma alışkanlıklarını etkilemektedir. Bu açıdan çocukların okuma alışkanlıklarının sosyo-ekonomik etkenler bağlamında araştırılması ve ortaya çıkan sonuçlar okuma alışkanlığı sorununun çözümüne yönelik uygulamalara büyük katkı sağlayacaktır. Bu araştırmada, Ankara'da farklı sosyo-ekonomik koşullarda yaşayan sekizinci sınıf öğrencilerinin okuma alışkanlıkları ailenin gelir düzeyi, anne babanın eğitim düzeyleri, meslekleri ve coğrafik köken gibi sosyo-ekonomik özellikler temelinde incelenmiştir. Araştırmanın evrenini, Ankara il merkezi sınırları içinde yer alan 3 ilçede bulunan ortaokullardaki 8. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. 3 ilçe, 8 ortaokul, 256 öğrenci ile örneklenen araştırma betimleme yöntemi ile gerçekleştirilmiş, verilerin toplanmasında anket tekniği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, gelir düzeyi, anne babanın eğitim düzeyi ve mesleği, coğrafik köken olarak belirlediğimiz sosyo-ekonomik özellikler ile öğrencilerin okuma alışkanlıkları arasında anlamlı ilişkiler bulunmaktadır. Güçlü okuma alışkanlığına sahip olanlar daha çok orta ve alt orta gelir düzeyindeki öğrenciler, orta düzey okuyucular üst ve üst orta gelir düzeyindeki öğrenciler ve zayıf düzey okuyucular ise daha çok alt ve alt orta gelir düzeyindeki öğrencilerdir. Öğrencilerin okuma alışkanlıkları ile arasında en güçlü ilişkinin bulunduğu sosyo-ekonomik özellik, vi "gelir düzeyi", "eğitim" ve "meslek", en zayıf ilişkinin bulunduğu sosyo-ekonomik özellik ise "coğrafik köken"dir. Elde edilen sonuçlara göre, "Ankara'daki ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin kitap okuma alışkanlıklarının düzeyi, sahip oldukları sosyoekonomik özelliklere göre değişmektedir" biçiminde belirlenen araştırma hipotezi doğrulanmıştır. Anahtar Sözcükler İlköğretim öğrencileri, Okuma alışkanlığı, Okuma kültürü, Sosyo-ekonomik özellikler, Sosyo-ekonomik etkenler, Ankara.
Sosyoekonomik düzeye göre işitme kaybı olan bireylerin işitme cihazı memnuniyetlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma sosyoekonomik düzeye göre işitme cihazı kullananların memnuniyet düzeyinin SADL anketi ile değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Çalışmaya 6 aydan fazla düzenli olarak işitme cihazı kullanan sensörinöral işitme kaybı bulunan 18-65 yaş arası 100 işitme cihazı kullanıcısı katılmıştır. Anketin faktör analizi yapıldığında, faktör yüklerinin olumlu etki için 0,744 ile 0,854 arasında, kişisel imaj ve görünüm 0,62 ile 0,985 olumsuz özellikler alt boyutu 0,903 ile 0,913 arasında değişirken maliyet alt boyutunun faktör yükü 0,983 olarak bulunmuştur. Yapılan analiz sonuçlarına göre aylık gelir yükseldikçe, eğitim düzeyi arttıkça, cihaz kullanma süresi arttıkça cihazdan memnuniyet artmaktadır.
Astımlı kadınlarda sosyoekonomik düzey ile hastalık kontrolü arasındaki ilişkinin araştırılması
Astım kronik hava yolu inflamasyonu ve bronş hiperreaktivitesi ile karakterize, genetik ve çevresel faktörlerin rol oynadığı bilinen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Astımın kontrolü hastaların yaşam kalitesi ve pulmoner fonksiyonlarının korunmasında önem arz etmektedir. Astım kontrolü ile ilgili birçok çalışma bulunmakla beraber son yıllarda özellikle kronik hastalıklar açısından sosyoekonomik faktörlerin de hastalık kontrolü ile ilişkili olabileceği konusunda çok sayıda yayın çıkmaktadır. Çalışmalarda düşük sosyoekonomik düzeye sahip hastalarda astım kontrolünün daha kötü olduğu bulunmuştur. Erişkin astımlı hastaların çoğunluğunu kadınlar oluşturmaktadır. Sosyoekonomik faktörlerden en çok kadınlar etkilenmektedir. Çalışmamızda; astımlı kadın hastalarda sosyoekonomik düzey ile astım kontrolü arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Çalışmamız Türkiye'de astım kontrolü ile sosyoekonomik düzey ilişkisini araştıran bildiğimiz ilk çalışma olması açısından önem taşımaktadır. Çalışmaya 204 kadın hasta dahil edildi. Katılımcıların yaş ortalaması 47,6 14,4 olarak bulundu. Astım kontrol testine göre çalışmaya katılan hastaların %68,6'sı kontrolsüz, %14,7 'si kısmi kontrolde ve %16,7'sinin ise tam kontrolde olduğu görüldü. Sosyoekonomik düzeyi belirlemek için bakılan değişkenlerden; gelir durumunun artmasının astım kontrolünü etkilediği ve kontrol düzeyini arttırdığı bulunmuştur(OR=2,63 %95 GA 1,07-6,43) (p=0,03). Çalışmamızda sosyoekonomik düzey puanlarına bakıldığında, astım kontrolü ile ilişki bulunmamıştır. Astım kontrolünü, sosyoekonomik faktörlerden bağımsız olarak, astım ilaçlarının düzenli kullanımı arttırmıştır. Ayrıca ev içinde temizlik yapmak astım kontrolünü etkileyen önemli bir parametre olarak karşımıza çıkmıştır. Temizlik yapmak ve temizlik yapma sıklığının artması astım kontrolünü kötü yönde etkilemektedir. Astıma eşlik eden ek hastalıkların mevcut olması, astım kontrolünü sağlamayı zorlaştırmaktadır. Hastaların refah düzeyi algısı incelendiğinde; kişiler refah düzeyini yüksek görüyorsa, bu kişilerin astım kontrolü artmaktadır (OR=1,93 %95 GA 1,02-3,67) (p=0,04). Sonuç olarak; astımlı kadın hastalarda astım kontrolünü etkileyen önemli bir faktör de sosyoekonomik düzeyin bir alt başlığı olan gelirdir. Yüksek gelire sahip hastalarda astım kontrolünün daha iyi olduğu bulunmuştur. Gelir düzeyinden bağımsız olarak kişilerin algıladığı refah düzeylerinin artmasının da astım kontrolünde etkili olduğu saptanmıştır.
Sosyoekonomik düzey açısından risk altında olan çocuklarda paylaşımlı kitap okuma: Ebeveyn uygulamalı erken okuryazarlık müdahalesi
Bu araştırmada sosyoekonomik koşullar nedeniyle risk altındaki çocuklar için ebeveyn uygulamalı paylaşımlı kitap okuma erken okuryazarlık müdahale programının çocukların erken okuryazarlık becerileri üzerine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Ankara il merkezinde Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Yıldırım Beyazıt İlkokulu ve Tandoğan Şehit Celaleddin İbiş İlkokulu bünyesinde bulunan anasınıflarına devam eden çocuklar oluşturmaktadır. Okulların anasınıflarından biri deney diğeri kontrol grubuna rastlantısal olarak atanmıştır. Deney grubunda 17 ve kontrol grubunda 17 olmak üzere toplam 34 çocuk çalışma grubunda yer almıştır. Araştırmada ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmada deney grubundaki çocukların ebeveynlerine erken okuryazarlık müdahale programı ile ilgili eğitim verilmiş ve bu gruptaki çocuklara ebeveynleri tarafından 12 hafta boyunca ebeveyn uygulamalı paylaşımlı kitap okuma erken okuryazarlık müdahale programı uygulanmıştır. Kontrol grubundaki çocuklar ise ön testler uygulandıktan sonra sınıf öğretmenlerinin uyguladığı programa devam etmişlerdir. Uygulama sonrasında her iki gruba da son testler uygulanmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında Denver Gelişimsel Tarama Testi (DGTT) II, Ev Erken Okuryazarlık Ortamı Ölçeği (EVOK), Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL), Erken Okuryazarlık Testi (EROT), Erken Çocukluk Dönemi Yazı Farkındalığı Becerileri Kontrol Listesi ve Anlamsız Sözcük Tekrarı Testi (AST) kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular ebeveyn uygulamalı erken okuryazarlık müdahale programının çocukların ev erken okuryazarlık ortamı ve erken okuryazarlık becerileri üzerinde olumlu ve anlamlı düzeyde etkili olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: erken okuryazarlık, ev erken okuryazarlık ortamı, paylaşımlı kitap okuma, sosyoekonomik düzey, ebeveyn uygulamalı müdahale.
Ankilozan spondilit'li olgularda hastalıklarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesine yönelik anketin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliği
Giriş ve amaç: Bu metodolojik çalışmanın amacı; ankilozan spondilitli olgularda hastalıklarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesini amaçlayan tarama anketinin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğinin araştırılmasıdır. Bu anketin bir Türkçe versiyonunun geliştirilmesi, AS hastalarının durumları hakkındaki bilginin türünü değerlendirme ve AS'nin yaşam kalitesi ve aynı zamanda ülkenin sosyoekonomisi üzerindeki olumsuz etkisini minimuma indirme ihtiyacına dayanmaktadır. Gereç ve yöntem: Ankilozan spondilitli olgularda hastalıklarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesini amaçlayan tarama anketinin Türkçe'ye çevrilmesi "forward-backward translation" metodu ile gerçekleştirildi. Ölçeklerin güvenilirlik çalışması için test-tekrar test değerleri arasındaki intraclass (sınıf içi) korelasyon katsayısı (IKK) belirlendi. Aynı zamanda ölçeğin güvenilirliği için cronbach-α katsayısı kullanıldı. Tekrarlanabilirlik ölçütü için kappa testi ile soru analizi yapıldı. Geçerlilik çalışmaları yapısal geçerlilik ile gerçekleştirildi. Bunun için anket ile yaş, cinsiyet, öğrenim durumu, BASFI, BASDAI, ASQoL arasında korelasyon analizleri yapıldı. Bulgular: Çalışmamızda ölçeğin tüm alt birimlerinin Cronbach α değerleri 0.7'nin üzerinde ve IKK değerleri 0.9'un üzerinde elde edilmiştir. Tekrarlanabilirlik ölçütü için yapılan soru analizi sonucu uyumlu bulunmuştur. Anket ile öğrenim durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.01). Olguların yaşı, tanı süresi, BASFI, BASDAI, ASQoL değerleri ile anket arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. (p>0.05). Fakat alt bölümlere bakıldığında bölüm D (eklem koruma önerileri) BASFI ile; bölüm B (immunogenetik) ise ASQoL ile ilişkili bulunmuştur. BASDAI ve BASFI 4 puanın altında olan hastalar yine bölüm D'de istatiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek puan almışlardır. ASQoL 8 puanın altında olan hastalar yine bölüm B'de istatiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek puan almışlardır Sonuç: Bu çalışmada ankilozan spondilitli olgularda hastalıklarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesini amaçlayan anketin Türkçe versiyonunun güvenilir bir ölçek olduğu gösterilmiştir. Ancak geçerlilik analizleri aynı ölçüde tatmin edici bulunmamıştır. Bu konuda daha ayrıntılı, daha geniş populasyonlarda ve AS gruplarına üye olan veya AS eğitim programlarına katılmış hastaların ve gelir düzeylerinin değerlendirilmeye alındığı araştırmalara ihtiyaç vardır.
Sosyoekonomik açıdan dezavantajlı öğrencilerin başarı hikâyeleri: Bir anlatı araştırması
Bu araştırmanın amacı, sosyoekonomik açıdan dezavantajlı akademik yılmaz öğrencilerin, Liselere Giriş Sınavındaki (LGS) başarı hikâyelerini derinlemesine incelemektir. Bu nedenle araştırmada, nitel araştırma desenlerinden anlatı araştırması deseni kullanılmıştır. Anlatı araştırması deseniyle, öğrencilerden dinlenilen başarı hikâyeleri analiz edilmiştir. Araştırmanın katılımcıları, amaçlı örnekleme yöntemlerinden, ölçüt örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Akademik yılmazlık için belirlenen kriterler, fert başına düşen yıllık hane gelirinde en düşük grupta yer almak ve 2022 LGS'de %1'lik dilimde yer almış olmaktır. Bu şartları taşıyan fen lisesinde, 9. sınıfa devam eden dört öğrenci araştırmanın katılımcılarını oluşturmaktadır. Katılımcıların 2'si erkek 2'si kız öğrencidir. Veriler yarı yapılandırılmış görüşme formuyla toplanmıştır. Görüşmeler akıllı telefonla kayıt altına alınmıştır. Görüşmelerin kayıtları, araştırmacı tarafından dinlenilerek objektif bir bakışla, bilgisayara aktarılmıştır. Araştırma bulgularının birinci bölümü, dört ayrı başarı hikâyesinden oluşmaktadır. Başarı hikâyeleri, anlatıların saf veri hallerinden, özüne müdahale edilmeden, anlatı araştırması çerçevesi dikkate alınarak, okuyanlar için anlamlı, akıcı ve kronolojiye uygun olarak yapılandırılmıştır. Bulguların ikinci bölümü ise başarı hikâyelerinin tümevarım söylem-anlatı analizi sonuçlarını içermektedir. Söylem-anlatı analizleri sonucunda, akademik yılmaz öğrencileri ortaya çıkaran, 228 koddan 4 temaya (birey, aile, öğrenim yeri ve öğrenim materyali) ve temalardan da koruyucu faktörler ana temasına ulaşılmıştır. Araştırma sonucunda, akademik yılmaz öğrencilerin: Sayısal dersleri seven, 8. sınıf öncesinde başarılı olan, hırslı olan (güdülenmiş), oturmuş çalışma düzeni olan, öz düzenleme becerileri gösteren, her koşulda çalışmaya devam eden, hedef motivasyonu olan, her koşulda başaracağına inanan (öz-yeterlik) ve başarı yönelimli olan, özelliklerine sahip oldukları görüşmüştür. Öğrencilerin akademik yılmazlık özellikleri kazanmalarında etkili olan koruyucu faktörler: Akademik yılmaz öğrenci, ailesinden veya öğretmeninden sosyal destek almaktadır. Başaracağına inanan ve bunu ona tekrar eden mutlaka bir aile bireyi (anne, baba ve abi) ve öğretmeni vardır. Akademik yılmaz öğrencilerin ailelerinin genellikle, ilgili, sıkmayan ama yönlendiren, anlayışlı, destekleyici ve zehirli cümlelerden uzak tutumlar içinde oldukları görülmektedir. Başarılı rol model olan büyük kardeşler, sınav başarısında örnek olmuş ve yol göstermiştir. Akademik yılmaz öğrencilerin yılmazlıklarında etkili olan, öğrenim yeri kaynaklı faktörlerde birinci sırayı açık ara okul almıştır. Dershane ise yerini Youtube'a kaptırmış görünmektedir. Öğretmenlerin akademik yılmaz öğrencilerin inşası üzerindeki en önemli etkisi, ilkokuldan bu yana öz-yeterlik geliştirmelerine destek olan tutumlar sergilemeleri ve başaracaklarına olan inançlarını öğrencilere sıklıkla söylemeleridir. Akademik yılmaz öğrencilerin yılmazlıklarında etkili olan, "öğrenim materyali" kaynaklı faktörlerde birinci sırayı deneme söylemi almıştır. Öğrenciler LGS'ye hazırlıkta devletin verdiği ders kitaplarını neredeyse hiç kullanmamıştır. Bu araştırma sonucunda söyleyebiliriz ki, öğrencilerin hiç biri tek bir koruyucu faktörün etkisiyle akademik yılmaz olmamıştır. Yapmak zor yıkmak kolaydır. Hepsinin bir geçmişi vardır. Bu güne kadar gelen öğrenim hayatı boyunca onu destekleyen, ilgi gösteren ve ona inanan aile bireyleri ve öğretmenleri öğrencilerin öz-yeterlik ve motivasyon geliştirmelerine yol açmıştır. Oluşan bu öz-yeterlik ve motivasyon sonucu, öğrenciler öğrenim yeri ve öğrenim materyallerini iyi kullanarak çalışmış ve akademik yılmaz oldukları görülmüştür. Tümevarımcı söylem-anlatı analizi, araştırmanın sorularının ötesinde cevaplar bulmasına yol açmıştır. Akademik yılmazlığı oluşturan koruyucu faktörler arasında, öğrenim yeri ve öğrenim materyali faktörlerinin de var olduğu tespit edilmiştir.
Düşük sosyoekonomik düzeydeki ailelerin aile yapılanmasını etkileyen faktörlerin incelenmesi
Aile, bir ev veya başka yaşam yerinde bir arada yaşayan bireyler arasındaki ilişki ağına atıfta bulunan bir kavramdır. Aile, kan bağı, evlilik veya benzeri ilişkilerle birbirine bağlı olan insanların oluşturduğu bir grup olarak tanımlanır. Aile, birincil sosyal alanın temelidir ve toplumun yapısını oluşturan önemli bir unsurdur. Bir ailede, ebeveynler veya ebeveyn figürleri genellikle çocukların bakımı, korunması ve yetiştirilmesi sorumluluğunu üstlenir. Aynı zamanda aile üyeleri, birlikte zaman geçirir, duygusal destek sağlar, değerleri ve kültürel normları aktarır ve birbirlerine yardım eder. Bu faktörlerin sağlıklı yaşanabilmesi için maddi olarak da her bireyin ihtiyacının rahat şekilde karşılanması gerekir. Bu tez araştırması, düşük sosyoekonomik düzeydeki ailelerin aile yapılanmasını etkileyen faktörlerin neler olabileceğini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Tez araştırmasının çalışma grubu, kartopu örnekleme yöntemlerinden amaçlı örnekleme yöntemiyle belirlenmiş olup, İstanbul'da yaşayan 10 kadından oluşmaktadır. Katılımcılar TÜİK verilerine göre yoksulluk sınırının altında olan kişilerdir. Veriler sosyo-demografik form ve yarı yapılandırılmış açık uçlu sorularla toplanmıştır. Görüşmeler telefon görüşmesi olarak yapılmıştır. Yapılan bu görüşmelerde, çalışmaya katılan bireylerden izin alınarak, ses kayıtları alınmıştır. Ses kayıtları tekrar dinlenerek word dosyasında yazı haline getirilmiştir. Araştırmada elde edilen veriler nitel araştırma tekniğine uygun olarak değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, sosyoekonomik olarak düşük gelirli aile olmanın olumsuz faktörleri olduğu görülmüştür. Düşük gelirli ailelerdeki aile yapılanmasının sosyolojik olarak etkilendiği tespit edilmiştir. Çok çocuklu bir aile olmak, ailedeki bireylerin fırsat eşitliğini de etkilediği görülmüştür. Aile planlamalarının sağlık, ekonomi, kadın hakları ve çevre açısından önemli olduğu görülmüştür. Aile planlamasını sağlıklı yapamamış olan çok çocuklu ailelerin maddi sıkıntılar yaşadıkları ve sosyal desteğe ihtiyaç duydukları gözlemlenmiştir.
Yoksulluğu azaltma stratejisi kapsamında şartlı nakit transferi ve kadınların sosyo-ekonomik düzeylerine etkisi: Nazilli örneği
Yoksulluk küresel bir çapta yaşanan, bireyler, toplum ve ülkeler açısından ekonomik ve sosyal eşitsizliğe yol açan önemli bir sosyal sorundur. Ülkeler yoksullukla mücadele de birçok program ve stratejiler geliştirmektedir. Bunlardan biri de şartlı nakit transferleridir. Şartlı nakit transferleri ile çocukların eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimi sağlanarak onların geleceklerine yatırım yapılması dolayısıyla yoksulluğun kuşaklararası taşınmasının engellenmesi amaçlanmaktadır. Klasik burs yaklaşımlarından farklı olarak bünyesinde şartlılık ilkesi bulunduran ve yardımların anne esaslı olmasını benimseyen bu uygulama bir ilk niteliğindedir. Bu çalışmasının amacı Aydın İli Nazilli İlçesinde yaşayan şartlı nakit transferinden yararlanan kadınların sosyo-ekonomik durumlarına etkisini değerlendirmektir. Araştırmanın evrenini Aydın- Nazilli ilçesinde yaşayan Şartlı nakit transferinden yararlanan kadınlar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi ise Nazilli İlçesinde yaşayan şartlı nakit transferinden yararlanan 20 kadın oluşturmuştur. Örneklem belirlemede, olasılığa dayalı olmayan örnekleme yöntemlerinden biri olan kartopu örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formu ile derinlemesine mülakat yöntemiyle bir nitel çalışma yapılmıştır. Görüşme sonunda elde edilen veriler analiz edilerek, yorumlanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, şartlı eğitim yardımından faydalanan kadınların çocuklarının eğitimi için olumlu düşüncelere sahip olması ve bunu davranışlarına da yansıtarak çocuklarını düzenli olarak okula gönderme eğilimi içinde oldukları gözlemlenmiştir. Şartlı sağlık yardımından yararlanan ailelerin çocuklarını rutin sağlık kontrollerine gönderme konusunda hassas davrandıkları gözlemlenmiştir. Fakat ailelerin şartlı sağlık yardımından yardımından yararlanıyor olmasa da çocuklarını aile hekimlerine götüreceği tespiti yapılmıştır. Bu doğrultuda maddi yardım miktarının artırılması ve ailelerin eğitim ve sağlık hizmetlerine yönelik fikirlerinin farkındalık kazanmasının gerekli olduğu anlaşılmıştır. Araştırma sonucundan elde edilen çıkarıma ailelerin çocuklarını okula gönderme şartı ile aldıkları bu para onların sosyo-ekonomik durumlarına olumlu etki yarattığı için ailelerin çocuklarını okula gönderme konusunda daha özenli davrandığı tespiti yapılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Yoksulluk, Şartlı Nakit Transferi, Kadın, Eğitim, Sağlık
Türkiye'de yaşam memnuniyetinin sosyoekonomik faktörler kapsamında değerlendirilmesi
Mutluluk, sürdürülen yaşamdan memnun olma hâlinin bir ifadesidir. Yaşam memnuniyeti, mutluluk ve iyi olmak gibi kavramlar tarih boyunca insanlığın hep gündeminde olmuştur. Öyle ki mutluluk başlarda felsefi bir konu olarak değerlendirilmiş, psikolojik boyutuyla ele alınmıştır. Zamanla sosyoloji ve iktisat alanının da araştırma konusu haline gelmiş, bireylerin ve ulusların ulaşmak istediği temel amaç olmuştur. Başlarda yapılan çalışmalarda genel anlamda mutluluk, maddi zenginlikle ulaşılan refah şeklinde değerlendirilmiş; milli hâsıla, kişi başına düşen gelir gibi ekonomik göstergelerle ölçülmüştür. Maddi zenginlik, iyi ekonomik göstergelere sahip olmak gibi ölçüler ülkeler arasında refah karşılaştırmasında belirleyici olmuştur. Bireylerin temel ihtiyaçlarının karşılanmasında ve asgari düzeyde hayatını sürdürmesi için önemli olan ekonomik durum, hayat standartlarının gelişmesiyle yeterli olmamaya başlamıştır. Bununla birlikte, yaşam memnuniyetinin çok boyutlu bir kavram olması gerçeği temelinde iyi olma hali, yaşamdan duyulan memnuniyet yaşamın bütün boyutlarıyla değerlendirildiğinde elde edilen olumlu durum şeklinde nitelendirilmiştir. Dolayısıyla ekonomik, sosyal, kişisel vb. pek çok faktörden etkilenerek şekillenen yaşam memnuniyetinin belirleyenlerini tespit etmek önemli hale gelmiştir. Çalışmamızda yaşam memnuniyetini etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi bağlamında, uluslararası çalışmalarda yaşam memnuniyetinin değerlendirilmesinde kıstas olan ölçülerin ne olduğuna, yaşam memnuniyeti alanında ülkemizin hem uluslararası konumuna hem de ülke düzeyinde yapılan araştırma sonuçlarına yer verilmiştir. Bu bağlamda çalışmanın amacı, yaşam memnuniyetini belirleyen sosyoekonomik faktörleri tespit etmektir. Çalışmada TÜİK'in 2020 yılı Yaşam Memnuniyeti Araştırması(YMA) fert mikro veri seti kullanılmış, seçilen sosyoekonomik göstergeler ile yaşam memnuniyeti ilişkisi Pearson Ki-kare analizi ile incelenmiştir. Cinsiyet, yaş grubu, bir işte çalışma durumu, çalışılan sektörün kamu ya da özel sektör olma durumu, çalışılan işten duyulan memnuniyet, ekonomik durum beklentisi, tasarruf yapabilme durumu, gelecekten umutlu olma durumu, sosyal haklar, özgürlükler ve kamu hizmetlerinin sunumunda iyileşme olacağı beklentisinin yaşam memnuniyetiyle anlamlı bir ilişki içinde olduğu sonucuna varılmıştır. Yine işsiz olma durumundan, hane halkı gelirinden, cinsiyet ve medeni durumdan dolayı baskı hissetme durumunun da yaşam memnuniyeti üzerinde etkisi olduğu tespit edilmiştir.
Refah devleti anlayışı: TR33 bölgesinde eğitim, sağlık ve sosyo ekonomik düzeylerinin incelenmesi
ÖZET REFAH DEVLETİ ANLAYIŞI: TR33 BÖLGESİNDE EĞİTİM, SAĞLIK VE SOSYO EKONOMİK DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİ YILDIRIM, Tuba Yüksek Lisans Tezi Maliye Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Ahmet KARAASLAN Temmuz, 2014, 155 sayfa Refah devleti bireylere ve ailelere, minimum düzeyde gelir garantisi sağlayan vatandaşlarına, belirli sosyal risklerin (hastalık, yaşlılık, işsizlik vb.) üstesinden gelmelerinde yardımcı olan ve sosyal refah hizmetleri vasıtasıyla tüm vatandaşlara en iyi yaşam standartlarını sağlayan devlet biçimidir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de refah devleti anlayışının bölgesel tespitini TR33 Bölgesi özelinde yapmak ve bölgede refah devleti uygulamalarının katkılarını artırmak ve bölgesel farklılıkları gidermek için temel öneriler getirerek 2014-2023 Bölge Planına katkı sağlamaktır. Türkiye'de refah devleti anlayışı kapsamında yapılan çalışmalarda bölgesel düzeyde bir inceleme yapılmamış olup bu çalışma ile refah devleti anlayışı uygulamaları bölgesel bazda incelenerek literatüre farklı bir bakış açısı kazandırılmıştır. Anahtar kelimeler: Refah Devleti, TR33 Bölgesi, Sosyal Harcamalar, Sosyal Güvenlik, Eğitim, Sağlık
Eskişehir ilinde ambalaj atıklarının geri dönüşümünün incelenmesi ve sosyoekonomik düzeyin çevresel hassasiyete etkisi: Batıkent ve Bağlar Mahallesi örnekleri
Katı atıkların evrene verdiği zarardan ötürü, devletler bu soruna çözüm bulmaya çalışmaktadır. Dünya nüfusunun artması, ülkelerin hızla gelişmesi, yaşam koşullarının değişmesi, dünyanın kentsel geleceğe doğru hızla ilerlemesine neden olmaktadır. Kent yaşamının en önemli ürünlerinden biri olan katı atık miktarı, kentleşme hızından daha hızlı büyümektedir. Katı atık sorunu Türkiye de' de önemli bir problem haline gelmiştir. En yaygın olduğu yerler ise nüfus yoğunluğunun fazla olduğu büyük kentlerdir. Bu çalışmanın amacı Eskişehir il sınırları içerisinde bulunan Batıkent ve Bağlar Mahallesinde yaşayan halkın çevre bilinci konusundaki hassasiyetini ölçmektir. İki bölge arasında; cinsiyet, yaş, gelir düzeyi, eğitim durumu, çevre konusunda ders alma ve ambalaj atıkları konusunda bilgi edinme kaynağı bağımsız değişkenlerinin, çevre bilinciyle aralarında anlamlı bir ilişkinin olup almadığını tespit etmektir. Araştırma Batıkent ve Bağlar Mahallesinde yaşayan 18-40 yaş grubundaki bireyler ile sınırlıdır. Araştırmanın Batıkent ve Bağlar Mahallesiyle sınırlı olmasının nedeni, Batıkent ve Bağlar Mahallesinin sosyoekonomik yönden birbirlerinden farklılık göstermeleridir. Çalışmanın 18-40 yaş aralığında tutulmasının sebebi ise, hem örnekleme ulaşmanın daha kolay olması, hem de anketin dijital kanalla yapılmasından dolayı, bu yaş grubunun geri dönütünün daha elverişli olmasından kaynaklanmaktadır. Araştırma Batıkent Mahallesinden 403, Bağlar Mahallesinden 403 bireyin olduğu, 18-40 yaş grubundaki 806 bireyle, nicel araştırma yöntemlerinden biri olan survey (tarama) yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda Batıkent Mahallesi ve Bağlar Mahallesi için sosyoekonomik bağımsız değişkenler ile çevre bilinci arasında istatistiksel olarak ilişki kurulmaya çalışılmıştır. Batıkent Mahallesinde çevre bilinciyle; cinsiyet, yaş, aylık gelir bağısız değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bağlar Mahallesinde çevre bilinciyle; cinsiyet, aylık gelir, çevre konusunda ders alma bağımsız değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Buna rağmen hipotezler arasında bir bütünlük sağlanamamasından dolayı, "sosyoekonomik durumu yüksek olanların çevre bilinci de yüksektir" hipotezi alt hipotezler tarafından desteklenmediği için reddedilmiştir.
Öz-düzenleme becerilerinin TEOG sınavı üzerindeki etkisi
Öz-düzenleme becerilerinin bu yıl ilk defa yapılan TEOG sınav puanlarını ne derece yordadığını bulmak ve TEOG sınavında alınan puanların cinsiyete, dershaneye gitme durumuna ve sosyo-ekonomik düzeye göre farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesi eldeki araştırmanın temel amacıdır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli uygulanmış ve İstanbul ili Güngören ilçesi 75. Yıl Ortaokulu 8. Sınıf öğrencilerinden 213‟ü kız, 199‟u erkek olmak üzere toplamda 412 öğrenci araştırmanın çalışma gurubunu oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu ve öz-düzenleme becerileri için Pintrich ve De Groot (1990) tarafından geliştirilen, Üredi (2005)‟nin Türkçe‟ye uyarladığı "Öğrenmeye İlişkin Motivasyonel Stratejiler Ölçeği" kullanılmıştır. Öğrencilerin akademik başarılarını belirlemede 2013-2014 öğretim yılı I. Dönem TEOG sınavı puanları esas alınmıştır. Verilerin analizinde çoklu regresyon analizi, ilişkisiz gruplarda t-testi ve anova testi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre öz-düzenleme becerilerini ölçen motivasyon ölçeğinin alt boyutları olan öz-yeterlik ve kaygı değişkenlerinin TEOG sınavını yordamada etkili olduğu, bilişsel strateji kullanımının TEOG sınav başarısını etkilemede öz-yeterlik ve kaygıdan sonra geldiği, öz-düzenleme ve içsel değer boyutlarının TEOG sınav puanını yordamada etkili olmadığı ortaya çıkmıştır. Cinsiyete göre TEOG başarı puanları incelendiğinde Türkçe, yabancı dil, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinde kızların erkeklere göre daha başarılı olduğu, matematik, fen bilgisi, İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük derslerinde ise TEOG başarılarında cinsiyete göre anlamlı fark görülmemiştir. TEOG sınavındaki tüm dersler ele alındığında dershaneye giden öğrenciler, dershaneye gitmeyen öğrencilere göre TEOG sınavında daha başarılıdır. Sosyo ekonomik düzeye göre TEOG sınav başarılarında anlamlı fark olduğu ve bu farkın orta sosyo ekonomik düzeye sahip öğrenci başarılarının lehine olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: TEOG, öz-düzenleme, öz-yeterlik, kaygı, bilişsel strateji, cinsiyet, dershane, sosyo ekonomik düzey
Aleksitiminin psikiyatri ve hipertansiyon hastalarında ve normal popülasyonda görülme sıklığı ve bunların bazı sosyo-demografik özelliklerle ilişkisi
ÖZET Duyguları tanıma ve tanımlamada zorluk, düşlem (fantazi) sınırlılığı ve işlemsel düşünme (operational thinking) özellikleriyle tanımlanan aleksitiminin, hem sağlıklı hem de psikosomatik ve psikiyatrik hasta popülasyonlarında yaygın olduğu düşünülmektedir. Bu araştırmada, psikosomatik bozukluklara özgü bir kişilik boyutu olarak bilinen aleksitiminin, psikiyatrik, psikosomatik ve normal kişilerde görülme sıklığı ve bunun bazı sosyo-demografik özelliklerle ilişkisi araştırılmıştır. Araştırmanın diğer bir amacı ise depresyon ile aleksitimi arasındaki ilişkiye bakmaktır. Aleksitimiyi değerlendirmek için "Toronto Aleksitimi Ölçeği" kullanılmıştır. Depresyonu değerlendirmek için ise "Beck Depresyon ölçeği" uygulanmıştır. Sosyo-ekonomik düzeyi belirlemek amacı ile araştırmacı tarafından geliştirilen ve güvenirlik katsayısı.85 olarak bulunan "Sosyo-ekonomik Düzey Ölçeği" verilmiştir. Araştırmanın amacına uygun olarak ilişkisel tarama modeli uygulanmıştır ve üç örneklem grubu ile çalışılmıştır. DSM-IV tanı ölçütüne göre depresyon ve somatoform tanısı alanlar psikiyatrik grubu; esansiyel hipertansiyon bozukluğu olanlar psikosomatik grubu; psikosomatik ve psikiyatrik hastalığı olmadığını bildirenler ise kontrol grubunu oluşturmuşlardır. Araştırmaya toplam 234 denek katılmıştır. Araştırma sonucunda aleksitiminin en sık psikiyatrik grupta rastlandığı ve bunu psikosomatik ve kontrol grubunun izlediği saptanmıştır (%67.9 > %57.7 > %38.5). Depresyon ile aleksitimi arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Sosyo-demografik özelliklere bakıldığında her üç grupta aleksitimiyle cinsiyet arasında ilişki olmadığı sosyo-ekonomik düzey ile ise ilişkili olduğu bulunmuştur. Psikiyatri ve hipertansiyon gruplarında yaş ve eğitim düzeyinin aleksitimi ile ilişkisiz olduğu ancak kontrol grubunda ilişkili olduğu bulunmuştur. III
Üniversite öğrencilerinin bilişsel esneklikleri ile algılanan stres düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin bilişsel esneklikleri ile algıladıkları stres arasındaki ilişkiyi ve bu iki değişkenin, cinsiyet, yaş ve sosyo-ekonomik düzeylerine göre değişip değişmediğini incelemek amaçlanmıştır.Araştırma, Çukurova Üniversitesinin 2009?2010 eğitim - öğretim yılında, farklı bölümlerine devam eden 484 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkenlerinden bilişsel esnekliği ölçmek amacıyla araştırmacı tarafından Türkçe'ye uyarlaması yapılan, ?Bilişsel Esneklik Ölçeği? (Martin ve Rubin, 1995) kullanılmıştır. Araştırmanın diğer bağımlı değişkeni olan algılanan strese ilişkin veriler ?Algılanan Stres Ölçeği? (Cohen, Kamarck ve Mermelstein, 1983) ile öğrencilerin sosyo-ekonomik düzeylerine ilişkin veriler ?Sosyo-Ekonomik Düzey Ölçeği? (Bacanlı, 1997) ile öğrencilerin kişisel bilgileri ise araştırmacı tarafından oluşturulan ?Kişisel Bilgi Formu? ile toplanmıştır. Verilerin analizinde, Pearson Korelasyon Katsayısı, Bağımsız Gruplar t Testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Mann-Whitney U ve Kruskall Wallis H Testi kullanılmıştır.Bulgular, üniversite öğrencilerinin algıladıkları stres ile bilişsel esneklikleri arasında negatif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Algılanan stresin de bilişsel esnekliğin de öğrencilerin cinsiyetlerine göre anlamlı farklılık gösterdiği bulunmuştur. Buna göre erkek öğrencilerin bilişsel esneklik düzeyleri kız öğrencilerden daha yüksektir. Bununla birlikte kız öğrencilerin algılanan stres düzeyi erkek öğrencilerin algılanan stres düzeyinden daha yüksektir. Bunun yanı sıra, sosyo-ekonomik düzey bilişsel esneklikle anlamlı bir ilişki göstermemiştir. Ancak algılanan stres düzeyi ile arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yaş ile algılanan stres arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bununla birlikte öğrencilerin yaşı ile bilişsel esneklik puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Bilişsel esneklik, Algılanan stres
Ergenlerin cinsiyet, sosyo-ekonomik ve öğrenim kademesi düzeylerine göre bilişsel esneklik, uyum ve kaygı puanları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, ilköğretim ikinci kademe, ortaöğretim ve yükseköğretim öğrencilerinin cinsiyet, sosyo-ekonomik düzey ve öğrenim kademesine göre uyum, kaygı ve bilişsel esneklik düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını incelemektir.Araştırmanın örneklemi, 11?24 yaşları arasında, 630 kız, 402 erkek olmak üzere, toplam 1032 ön ergenden ve ergen Adana ili, Çukurova, Sarıçam, Seyhan ve Yüreğir ilçelerinde yer alan on ilköğretim, on bir ortaöğretim okulundan ve Çukurova Üniversitesi'nin bölümlerinden evrendeki oranlarına göre Tabakalı ve seçkisiz örnekleme yöntemi ile oluşturulmuştur. Araştırmaya katılan grubun, bilişsel esneklik puanlarını belirlemek amacıyla ?Bilişsel Esneklik Ölçeği?, Uyum düzeylerini belirlemek için ise ?Hacettepe Kişilik Envanteri? ve Kaygı düzeylerini belirlemek içinde ?Spielberg'in Süreklilik-Durumluluk Kaygı Envanteri kullanılmıştır. Araştırmada toplanan veriler SPSS 11.5 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. İlk önce araştırmaya katılan katılımcıların kişisel bilgileri ile ilgili özelliklerinin belirlenmesi amacıyla betimsel istatistikler hesaplanmıştır. İkinci aşamada ise Kaygı ve Uyum düzeylerinin bilişsel esneklik puanlarına, cinsiyet, sosyo-ekonomik düzey ve öğrenim kademesine göre anlamlı bir fark olup olmadığını anlamak için varyans analizi yapılmıştır.Katılımcıların cinsiyet değişkeni açısından durumluluk kaygı düzeylerine göre farklılık olduğu ancak cinsiyet değişkeninden etkilenmediği belirlenmiştir. Diğer taraftan cinsiyet değişkeni açısından genel, sosyal ve kişisel uyum düzeylerine göre farklılık olduğu ve uyum düzeyi arttıkça bilişsel esneklik puanlarının arttığı ancak cinsiyete değişkenine göre sadece kişisel uyum düzeyi açısında bilişsel esneklik puanlarının etkilendiği görülmektedir.Katılımcıların sosyo-ekonomik düzey değişkeni açısından durumluluk kaygı düzeylerine göre farklılık olduğu, kaygı düzeyi azaldıkça bilişsel esneklik puanlarının arttığı ancak sosyo-ekonomik düzey değişkeninden etkilenmediği belirlenmiştir. Diğer taraftan sosyo-ekonomik düzey açısından genel, sosyal ve kişisel uyum düzeylerine göre farklılık olduğu ve uyum düzeyi arttıkça bilişsel esneklik puanlarının arttığı ancak sosyo-ekonomik düzey değişkenine göre bilişsel esneklik puanlarının etkilenmediği görülmektedir.Katılımcıların öğrenim düzeyi değişkeni açısından durumluluk ve süreklilik kaygı düzeylerine göre farklılığın olduğunu kaygı düzeyi azaldıkça bilişsel esneklik puanlarının arttığı ancak öğrenim kademesi değişkeninden etkilenmediği belirlenmiştir. Diğer taraftan öğrenim kademesi açısından genel, sosyal ve kişisel uyum düzeylerine göre farklılık olduğu ve uyum düzeyi arttıkça bilişsel esneklik puanlarının arttığı ancak öğrenim kademesi değişkenine göre bilişsel esneklik puanlarının etkilenmediği görülmektedir.Son olarak, cinsiyet, sosyo-ekonomik düzey ve öğrenim kademesi değişkenlerinin kaygı ve uyum düzeylerinin ortak etkilerinin bilişsel esneklik puanlarında anlamlı bir farklılık oluşturmadıkları bulgusu elde edilmiştir.
Düşük sosyo-ekonomik düzeyde olan 2. öğrencilerin kitap okuma sevgisi ve alışkanlığı kazanmasına etki eden faktörlerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, düşük sosyo-ekonomik duruma sahip ilkokul 2. sınıfa giden öğrencilerin okuma sevgisi ve alışkanlığı kazanmasına etki eden faktörleri incelemektir. Araştırmada verilerin toplanması ve analizi için yarı yapılandırılmış görüşme ve betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Güneydoğu'nun sanayi bakımından gelişmiş bir kentinde sosyo-ekonomik bakımdan en alt düzeyinde kabul edilebilecek bir ilkokulda 2013-2014 yılında 2. Sınıfta eğitim-öğretim gören 20 öğrenci ve velisi oluşturmaktadır. Yapılan çalışma iki aşamadan oluşmaktadır. Araştırmanın birinci aşamasında öğrencilerle yapılan görüşme, ikinci aşamasında ise velilerle yapılan görüşme kayıt cihazı ile kayıt altına alınmıştır. Kayıt altına alınan her bir görüşme analiz edilmiştir. Araştırma sonunda, çocukların kitap okuma sevgisi ve alışkanlığı kazanmasında ailenin model olmasının, ailenin eğitim düzeyinin, okulöncesi eğitiminin, kitaplarla erken yaşta tanışmanın ve etkileşimin önemi ortaya çıkmıştır.
Düşük ve yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki (SED) okullara yönelik etkili okul profilinin belirlenmesi
Bu araştırmada; düşük ve yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki okulların etkililiğinin hangi faktörlere bağlandığının ve bunun sonucunda etkili okul profillerinin nasıl algılandığının belirlenmesi amaçlanmaktadır. Nitel araştırma yöntem ve tekniklerinin kullanıldığı araştırma, açıklayıcı/tanımlayıcı durum çalışması ve karşılaştırmalı durum çalışması desenlerinde yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubu, aşırı/aykırı durum örneklemesi yoluyla belirlenmiştir. Araştırma, Niğde ilinde yüksek ve düşük sosyo-ekonomik düzeyde yer alan iki ortaokulda gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunda her iki okuldan; 10 öğretmen, 3 okul yöneticisi ve 5 veli olmak üzere toplam 36 katılımcı yer almaktadır. Araştırmanın verileri yarı-yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla toplanmış ve veriler, içerik analizi ile çözümlenmiştir. Araştırmanın sonucunda, okul etkililiğinin; okulların sosyo-ekonomik özelliklerinden kaynaklanan ihtiyaçları doğrultusunda, bazı alanlarda farklı değerlendirildiği ortaya çıkmıştır. Her iki okulda da, okul etkililiğinin akademik başarı odaklı algılandığı belirlenmiştir. Okul etkililiğinin akademik başarı boyutu; yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki okulda, tüm okul paydaşlarının katılımına bağlı olarak çok boyutlu değerlendirilmektedir. Akademik başarının düşük sosyo-ekonomik düzeydeki okulda ise, öğretmen ve öğrenci odaklı değerlendirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki okulda, öğretmenlerin mesleki performanslarının geliştirilmesine bağlı olarak okul etkililiğinin sağlanmasında, okul yöneticilerinin daha aktif olması gerektiği sonucuna varılmıştır. Araştırmanın bulgularına dayalı olarak; okul yöneticilerinin, okul paydaşlarının katılımıyla okulların sosyo-ekonomik ihtiyaçlarının belirlenmesine yönelik ihtiyaç analizleri yapması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: etkili okul, sosyo-ekonomik düzey, okul profili