Yerleşim
Bu konu başlığı altında 73 tez
Anlamsal konum bilgilerinin yayınlanmasında mahremiyetin sağlanması
Mobil cihaz teknolojilerindeki gelişme ile birlikte insanların konumları içerde veya dışarıda birkaç metrelik kesinlikle hesaplanabilmektedir. Bu ilerleme ile birlikte konum tabanlı servislerin kullanımı önemli boyutlara ulaşmış ve bu servislerle yapılan konum paylaşımı, mahremiyet sorunlarını beraberinde getirmiştir. Konum paylaşımı sırasında gönderilen koordinat değerlerinden kolaylıkla kişinin bulunduğu anlamsal konum bilgisinin çıkarılabilmesi kişinin davranışları hakkında bilgi vermesi sebebiyle her zaman istemeyeceği bir durumdur. Bu tezde konum mahremiyeti sağlama tekniklerinin çözmeye çalıştığı iki problem için çözüm önerilmiştir. Birinci problemde, kullanıcıların konum tabanlı servislerle yapmış oldukları konum paylaşımı sırasında mahremiyeti sağlamak amacıyla, insanların farklı mahremiyet gereksinimlerine göre yeni bir gizlenmiş bölge hesaplama yöntemi geliştirilmiştir. Bu yöntemde gizlenmiş bölgeler anlamsal konumlar, yol ağı kısıtı ve hız tabanlı atakları dikkate alarak oluşturulmuştur. İkinci problem konum-zamansal veri tabanlarının yayınlanması sırasında ortaya çıkmaktadır. Kullanıcıların belli bir süre içerisinde bulundukları anlamsal konum serilerinin yayınlanması sırasında, kullanıcı kimliklerinin gizlenmesi mahremiyeti sağlamada yetersiz kalmaktadır. Bu sebeple genel olarak kullanılan genelleştirme yönteminin yanı sıra sırasal verilere özel sıra esnekleştirme tekniğinin beraber kullanılması önerilmiştir.
Kozmetik mağazaları yerleşim planında, makyaj uygulama alanı konumunun, kullanıcıların tercihleri üzerindeki etkisi
Değişen yaşam standartlarıyla birlikte günümüzde insanların kişisel bakım ve kozmetik ihtiyaçları da çeşitlenmektedir. Çeşitlilikteki bu artış, kozmetik sektöründe de farklı arayışlara sebep olmaktadır. Kozmetik endüstrisindeki rekabet sonucunda, firmalar yeni satış ve pazarlama yöntemleri geliştirmektedir. Satış ve pazarlama stratejilerinden biri de; firmalar ve son kullanıcı arasındaki marka tercihi, sadakat bağı ve ürün satın alma kararını doğrudan etkilediği literatürde sıklıklar belirtilen kullanıcı deneyimidir. Bu çalışma kapsamında kullanıcı deneyiminin, kozmetik mağazalarında kullanıcılara ücretsiz sunulan makyaj uygulama hizmeti yolu ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Firmaların sunduğu ücretsiz makyaj uygulama hizmetinin genel kullanıcı deneyimi üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Literatürde, mağaza iç mekânında kullanıcı deneyiminin, iç mekânla ilgili birçok değişkene bağlı olduğu görülmüştür. Araştırma kapsamında, sektörde pazar payı yüksek altı farklı kozmetik mağazasının yerleşim planları analiz edilerek mağaza planında kullanıcılara sundukları makyaj uygulama hizmetinin yerleşimindeki farklılık, mahrem ve açık yerleşim olarak sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırma, mağaza içerisinde, makyaj uygulama hizmetini alan kullanıcıların ziyaret sıklığı ve mağaza tercihini ne yönde etkilediğini araştırmak için kullanılmıştır. Araştırma kapsamında, çevrimiçi anket yöntemi ile veri toplanmış ve toplanan veri istatistiki olarak anlamlı bilgiler elde etmek için analiz edilmiştir. Analiz sonucunda açık mağaza planının kullanıcı ziyaret sıklığı ve mağaza tercihi üzerinde olumlu etkisi olduğu anlaşılmıştır.
Adada antik kenti konutları ve yerleşim düzenlemesi içerisindeki yeri
Adada Antik Kenti, Isparta'nın Sütçüler ilçesine bağlı Sağrak Köyü sınırlarında yer alır ve Pisidia ile Pamphylia bölgeleri arasındaki önemli bir geçiş noktası olarak bilinmektedir. Bölge halkı tarafından "Karabavlu" olarak da adlandırılan antik kentte farklı dönemlerde bilimsel araştırmalar yapılmıştır. Kentin Güney Vadisi'ne bakan yamaçlarında, teraslar üzerine konumlandırılmış çok katlı konutlar hem mekânsal organizasyonları hem de inşa teknikleriyle döneminin mimari pratiğine ışık tutmaktadır. Bu çalışmada, Adada Antik Kenti'nde konut işlevi taşıdığı belirlenen yapılar; mimari planlama, yapı malzemesi kullanımı, duvar teknikleri ve su yönetimi gibi temel unsurlar çerçevesinde incelenmiştir. Yoğun bitki örtüsüne rağmen büyük ölçüde korunmuş olan bu yapılar, özellikle varsıl sınıfa ait oldukları düşünülen statü vurguları ile dikkat çekmektedir. Konut alanı, agoranın güneybatısında, vadinin güneye bakan yamacına yerleştirilmiş ve teraslama yöntemiyle şekillendirilmiştir. Bu teraslar, istinat duvarlarıyla desteklenmiş; konutlar ise bu yapılar üzerine çok katlı bir düzende inşa edilmiştir. Terasların güney kısmında yer alan taş döşeli ve basamaklı caddeye açılan ana girişler, konutlara avlular üzerinden ulaşımı sağlamaktadır. Bu avlular içerisinde yer alan sarnıçlar, su ihtiyacını karşılamaya yönelik olarak planlanmış ve Geç Antik Dönem'e kadar işlevselliğini korumuştur. Elde edilen veriler, Adada'daki konutların planlaması, su yönetimi sistemleri ve çok katlı yapı düzenleri aracılığıyla yalnızca dönemin teknik bilgi düzeyini değil, aynı zamanda bu bilgiyi hayata geçirebilecek sosyo-ekonomik yapıyı da ortaya koymaktadır. Adada konut mimarisini yalnızca fiziksel bir yapı örneği olmaktan çıkararak, bölgenin tarihsel ve toplumsal sürekliliğini belgeleyen önemli bir kaynak niteliğine kavuşturmaktadır. Bu kapsamda çalışma, söz konusu konutların mimari özelliklerini inceleyerek, kentin sosyal dokusuna sunduğu katkıları ortaya koymaktadır.
Kemalpaşa Tahtacı kültürü: Çınarköy örneği
Çınarköy, İzmir'in Kemalpaşa ilçesine bağlı bir Tahtacı köyüdür. 1950'li yıllardan önce bir Tahtacı yerleşim bölgesi değilken, Nif Dağı'nın eteklerinde yer alması ve bu bölgenin ormancılık mesleği için uygun bir coğrafyaya sahip olması sebebiyle, Çınarköy geçimini bu meslekten sağlayan Tahtacılar tarafından ilgi görmüş ve 1950'li yıllardan itibaren giderek bir Tahtacı köyü haline gelmiştir. Günümüzde orman işçiliğini büyük ölçüde bırakmış olsalar da, Çınarköylüler Tahtacı inanç pratiklerini ve geleneklerini büyük ölçüde sürdürmeye ve gelecek kuşaklara aktarmaya devam etmektedirler. Literatür tarama, gözlem ve yarı yapılandırılmış görüşme tekniklerine dayanan bu çalışma ile haklarında çok fazla araştırma bulunmayan Çınarköy Tahtacılarının inançları ve geleneklerini açığa çıkarmak hedeflenmektedir ve gelecekte bu kültürle ilgili başka çalışmaların da yapılması umut edilmektedir. Keywords: Animation, Movie, Gender, Walt Disney, Disney
Antandros nekropolü Geç Roma yerleşimi
Antandros Nekropolü Geç Roma Yerleşimi adlı çalışmada, bir Troas kenti olan Antandros'un Nekropol alanı üzerine yer alan Geç Roma Yerleşimi'ne ait 10 adet yapı ve bu yapıların içerisinden ve çevresinden ortaya çıkartılan 2001-2011 yıllarına ait buluntular yapılarla birlikte incelenmiştir. Çalışmanın amacı yerleşimde ortaya çıkarılan yapıların işlevlerini anlamak, yerleşimin hangi dönemler arasında kullanıldığını saptamaktır. Bu amaçlar doğrultusunda yapılan çalışmada ele geçen buluntular mekanlarla birlikte değerlendirildiğinde yerleşimin M.S. 325 ile M.S. 541 yılları arasında kullanıldığı anlaşılmıştır. Kullanım dönemleri üç evreye ayrılmıştır. Mekanların içinden ve çevresinden sikkeler, DSA, DSB, DSC (Çandarlı), Foça, Kıbrıs ve Açık Renk Seramikler, amphoralar ve kandiller açığa çıkarılmıştır. Yerleşimde seramik buluntular devam etmesine rağmen M.S. 5. yüzyılın ortalarından itibaren sikkelerin ortadan kalkma nedenleri sorgulandığında takasa dayalı ekonomi ve başarısızlıkla sonuçlanan Kuzey Afrika Seferi karşımıza çıkar. DSA ve DSB seramikleri yerleşimin nekropol alanı olarak kullanıldığı döneme aittir. Yerleşim tabakalarıyla ilişkili olan seramikler DSC (Çandarlı) seramikleriyle birlikte başlayıp arkasından Foça seramikleriyle devam etmektedir. Çandarlı seramikleri ve Foça seramikleri arasında bulunan kronolojik boşluk yerleşimde sikkeler yardımıyla doldurulmuş durumdadır. Yerleşimin tepe noktası ise M.S. Geç 4. yüzyıl - 5. yüzyılın ortalarına denk gelmektedir. Yerleşimin terk edilme nedeni ise M.S. 541'e tarihlenen, Kuzey Afrika Kökenli Justinian Vebası olmalıdır. Nüfusun yaklaşık yarısının kaybedildiği felaketin ardından geriye kalanlar daha güvenli gördükleri sur içi yerleşimlere taşınmışlardır.
Continuity and change on the bosphorus shore: Arnavutköy before and after the Greek revolution of 1821
This study examines some crucial phases of transformation in Arnavutköy (Mega Revma), in terms of its social topography and landscape. It especially centers on the Greek Revolution of 1821, as the first serious disruption that affected the Greek Orthodox population of the village. Comparing sources related to the periods preceding and following 1821, my aim in this study was to show how and why the turbulent times of the Greek Revolution shaped population and settlement patterns of Arnavutköy. With the help of a variety of sources ranging from the Bostancıbaşı registers, population registers, official chronicles, travel and geographical narratives, and various other documents from the Ottoman state archives, I have tried to reflect on Ottoman responses to the Revolution (which were by no means constant) and how Ottoman policies and actions affected the social and physical space of Arnavutköy in the short and the long run. My sources also enabled me to make comparisons between other Bosphorus villages with dominant Greek Orthodox populations and see how and why the case of Arnavutköy is unique.
Siyasi ve hukuki boyutlarıyla İsrail'in yerleşimci politikasının incelenmesi
Çalışmada, İsrail ile Filistinliler arasındaki en temel sorunların biri olan yerleşimciler ve yerleşimler ile bunların hukuki ve siyasi statüleri odak noktası olarak işlenmiştir. İsrail Devleti'nin kuruluşunun bölgedeki savaşlar ve dengeler üzerinde yarattığı etki incelendikten sonra, 1967'deki Altı Gün Savaşı'nda İsrail tarafından ele geçirilen Batı Şeria ve Doğu Kudüs bölgelerinde uygulamaya koyulan yerleşimci politikası üzerinde durulacaktır. Yerleşimcilerden yana bir politika izleyerek yeni yerleşimlerin kurulmasını sağlayan Likud Partisi'nin izlediği politikalara yer verilecektir. Yerleşim ve yerleşimciler, uluslararası hukukta kabul görmese de varlıkları günümüzde halen devam etmektedir. Yerleşim birimlerinin varlığının güvenlik gerekçesiyle zorunlu olduğunu iddia eden İsrail, yerleşimlerin yasadışı olduğu yönündeki Birleşmiş Milletler kararlarını dikkate almamakta, tersine, Batı Şeria bölgesinde yerleşimlerin çevresinde Batı Şeria Duvarı'nı inşa etmeye devam etmektedir. Duvarın bölgede yaşayan vatandaşların haklarını ihlal ettiği yönündeki uluslararası hukuk kararlarına rağmen, Batı Şeria Duvarı da yerleşimciler de halen varlığını sürdürmektedir.
XIX. yüzyılın ilk yarısında Söke kazasında nüfus ve yerleşim
Osmanlı İmparatorluğu XVII. yüzyıldan itibaren özellikle askeri ve mali konularda güç kaybı yaşamaya başlamıştır. Bu süreçte artık tahrir kayıtlarının sağlıklı bilgi vermekten uzak kaynaklar olduğunu fark eden devlet, XIX. yüzyılın ilk yarısında yeni kurulan ordunun asker ve mâlî ihtiyaçlarını karşılamak için ülke genelinde erkek nüfusun ve vergi mükelleflerinin tamamını kapsayan yeni bir bir nüfus sayımı yapılmasına ve bu sayımların defterler aracılığı ile kayıt edilmesine karar vermiştir. Çalışmanın temel kaynakları bu sayımların kayıt edildiği defterlerdir. Bu defterler Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi'nde bulunmakta olup, künyeleri şu şekildedir: NFS.d. 2903, 2906, 2908, 2956, 2957, 2958, 2959, 2960, 40068, 2965 numaralı Söke nüfus defterleri ile D.CRD. d. 39903, 39991, NFS.d. 2965, NFS.d. 3188 numaralı icmal defterlerdir. Bu defterler 1830\31-1840\41 tarihinde Sığla Sancağı'na bağlı olan Söke kazasında yapılmış nüfus sayımlarının bilgilerini içermektedir. Bu tezde, bahsi geçen defterlerdeki bilgiler transkript edilmiş, derlenmiş ve yorumlanmaya çalışılmıştır. Buradan hareketle de XIX. yüzyılın ilk yarısında Söke kazasında ikamet etmekte olan Müslüman ve gayrimüslim nüfusun ihtiva ettiği özellikler ile kaza genelindeki yerleşimleri değerlendirilmiştir. Ayrıca bu çalışmada XIX. yüzyılda Söke'nin idari yapısının durumu ortaya konmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: XIX yüzyıl, Söke'de İdari Yapı, Söke, Sığla, Nüfus, Nüfus Sayımı
Yukarı Fırat Bölgesi Hellenistik ve Roma Dönemi yerleşimleri
Yukarı Fırat Bölgesi, ılıman iklimi, tarıma, yaşamsal faaliyetlere elverişli düzlüklere sahip olması nedeniyle, tarih öncesi dönemden günümüze, kültürel hareketliliğin yoğun olarak görüldüğü bir bölgedir. Bu özellikleri sebebiyle geçmişten günümüze çeşitli mücadelelere sahne olmuştur. Bölge hakkında bugüne kadar çok kısıtlı çalışma yapılmış olsa da, eldeki mevcut verilerden bu bölgede konumuz açısından, Hellenistik ve Roma Dönemleri'nde bir hareketlilik yaşandığı, gerçekleştirilen kazı ve yüzey araştırmaları sayesinde görülmektedir. Özellikle, Roma'nın, bölgede yoğun mücadelelere girdiği, bu mücadelelere, Küçük Asya'da hakimiyet kurduktan sonra, sınırlarını Fırat'a kadar genişletme amacının sebep olduğu görülmüştür. Bu fetih hareketlerinin izlerini, bölgede özellikle Elazığ ve Malatya illerinde kazılar sonucu tespiti yapılan, kale yapılarının varlığı ile net bir şekilde görmekteyiz. Bu çalışma, eldeki kısıtlı sayıdaki verilerden yola çıkarak, Yukarı Fırat Bölgesi'nin, Paleolitik Çağlar'dan, Roma Dönemi'nin sonuna kadar geçirmiş olduğu evreleri, bir araya getirmeye, tek başlık altında toplamaya çalışmıştır.
Aliağa Çayı Havzasında (Arguvan-Malatya) kır yerleşmelerinin beşeri ve ekonomik coğrafyası
Aliağa Çayı havzası, Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat Bölümünde, Malatya ili sınırları içerisinde Arguvan ilçesinde yer almaktadır. Havzanın kuzeyinde Çatalan Dağları, güneyinde Karakaya Baraj Gölü, batısında Yazıhan ve Hekimhan ilçelerine ait yerleşmeler, doğusunda ise Arapgir ilçesi yer almaktadır. Araştırma sahasında ilk nüfus bilgilerine, Osmanlı döneminde rastlanılmıştır. Havza Cumhuriyet sonrası nüfus hareketliliği fazla olan dinamik bir yapı göstermektedir. Bu dinamik nüfus yapısını önce yüksek doğum oranları şekillendirirken, daha sonra ise göçler nüfus seyrini önemli oranlarda değiştirmiştir. Aliağa Çayı havzasında nüfusun gelişimine bakacak olursak; ilk yerleşme bilgilerine 1560 yılında rastlanılmaktadır. Bu dönemde 4 yerleşme bulunurken, nüfus miktarının artmasına bağlı olarak yerleşmeler çoğalmış ve havzada günümüzde 14 yerleşme bulunmaktadır. 1935'den 1970 yılına kadar yüksek doğum oranlarına bağlı olarak nüfus artış gösterirken, 1970 yılından 2000'li yıllara kadar kırdan kente gerçekleşen göç hareketlerinin etkisiyle sürekli olarak bir azalma meydana gelmiştir. 2007 yılından sonra ise değişken özellikler göstermektedir. Havzada ilk yerleşme bilgisi ve yerleşmelerin ne zaman kurulduğu ile ilgili bilgi ve bulguların tarihi milattan önceye dayanmaktadır. İsaköy, Karahüyük ve Morhamam'da elde edilen örneklerde yerleşme tarihinin ilkçağlara dayandığını göstermektedir. Havza sınırı içerisindeki yerleşmeler köy ve köy altı yerleşme birimleri ile ikamet etme süresine göre daimi ve geçici yerleşmelerden oluşmaktadır. Kırsal yerleşme özelliği gösterdiği için, sahanın geçim kaynakları tarım ve hayvancılık faaliyetleridir. Tarım faaliyetleri arasında kuru tarım metoduyla tahıl tarımı ön plana çıkmaktadır.
Azerbaycan Yüksek Karabağ bölgesi'nin nüfus ve yerleşim özellikleri
Çalışmada Yukarı Karabağ ve yakın çevresinin nüfus ve yerleşim özellikleri incelenmiştir.1813'ten günümüze kadar olan istatistiklerin yanı sıra Yukarı Karabağ'daki insanların yeniden yerleşimi, tahliyeden sonra nüfusun sayısı ve yeri incelenmiştir. Nüfus coğrafyası, nüfusun bölgesel gruplarında yaşadığı bölgesel sistemler ve bunların çeşitli sosyo-ekonomik ve doğal koşulları oluşum ve gelişme özelliklerini inceler. Bu anlamda Yukarı Karabağ bölgesinin nüfus özellikleri sosyoekonomik yapısı, yaş, cinsiyet ve nüfus hareketleri açısından ele alınmıştır. Bölge, Azerbaycan'ın ortakesiminde yeralmaktadır. Sovyet döneminde, Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi, burada 4.400 km2 'lik biralana ve ya Azerbaycan Cumhuriyeti'nin toplam topraklarının % 5.1'ine sahip olacak şekilde kurulmuştur. 1970 nüfus sayımına göre Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi'nin nüfusu 150,313'tür. Dağlık Karabağ'ın nüfusu 19. Yüzyılın başlarına kadar Azeri türklerinden oluşuyordu. 1820'den itibaren Ermeniler toplu halde Azerbaycan'a, özellikle bu bölgeye sürüldü. Ermenice kaynaklarda bölgeninadı "Arsakh" olarak geçmektedir. Amailginçolan, bu kelimenin kökeninin Azerbaycan ve Türklere ait olmasıdır. Sözün orjinal hali, bölgede yaşayan Sak boylarının kahramanları olan kocalarına verilen "Arsak" tır. Ermeniler kelimeyi tahrifettiler. Bölge 2020 yılından sonra da Yukarı Karabağ bölgesi olarak anılmaya başladı. Anahtar Kelimeler: Azerbaycan,Yüksek Karabağ, Nüfus, Yerleşme, Nüfus değişimi
Diyarbakır-Kurtalan Demiryolu hattının yerleşmelere etkisi
Ulaşım, yerleşmelerin kurulmasında ve büyüyüp gelişmesinde etkili olan faktörlerdendir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Dicle Bölümünde yer alan Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı ve bu hattın, güzergâh boyunca bulunan yerleşmelere olan etkisinin ele aldığı bu çalışmada; Coğrafya Biliminin dağılış, ilgi ve bağlılık ile nedensellik ilkeleri çerçevesinde çalışma ve analizler yapılmıştır. Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattının yapımında ve güzergâhın belirlenmesinde etkili olan coğrafi faktörler belirlenmiş olup; hattın yapım amacı, tarihçesi ve şu anki durumu hakkında bilgiler verilmiştir. Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı, ülkenin batısı ile doğusunu birbirine bağlayan Haydarpaşa-Kurtalan demiryolu hattı içinde yer almaktadır. Kurtalan istasyonu, yapıldığı dönemde demiryoluyla ülkenin doğu ve batısını kesintisiz bir biçimde birbirine bağladığı ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde en son istasyonunun bulunduğu yerleşme olduğu için bir simgedir. 159 km'lik Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı, Diyarbakır, Batman ve Siirt illeri olmak üzere toplam üç ilin idari sınırları içinde yer almaktadır. Bu hat boyunca, altı istasyon (Diyarbakır, Bismil, Çöltepe, Batman, Beşiri ve Kurtalan) ile oniki durak (Bozdemir, Uğur, Arzuoğlu, Ulam, Ambar, Seyithasan, Salat, Sinan, Kıradağ, Yaylıca, Merci ve Yanarsu) bulunmaktadır. Geçmişten günümüze, Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı ve bu hat üzerinde yer alan tüm istasyon ve duraklar ile demiryolu hattının güzergâh üzerindeki yerleşmelere olan etkisi incelenmiş olup; değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmamızda, ilk yapıldığı döneme göre eski önemini kaybeden Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattının tekrar canlanması, aktif hale gelebilmesi için yapılması gereken çalışmalar ve projeler anlatılmıştır. Bu çalışmada ayrıca; çevreci, ekonomik, rahat, konforlu ve hızlı bir ulaşım şekli olan demiryolu ulaşımına yeniden ağırlık verilmesi, hatların iyileştirilip modernize edilmesi, hızlı trenlerin kullanılması, karayolu-demiryolu-denizyolunun birbirine entegre edilmesi gibi ülke ekonomisi ve yöre halkı için önemli çalışmaların gerekliliği üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ulaşım, Demiryolu, Diyarbakır, Kurtalan, Yerleşme.
Yenice'nin (Tarsus-Mersin) nüfus ve yerleşme özellikleri
Nüfus ve yerleşme ilişkileri ile şehirsel fonksiyonlar zamanla değişirken etki sahaları coğrafi açıdan farlılıklar oluşturmaktadır. Değişen fiziki ve beşeri şartlar zamanla bölge içerisinde yerleşme ve nüfus özelliklerini, çalışma sahasının idari statüsünü, tarım, sanayi ve ulaşım özelliklerini değiştirmiş ve geliştirmiştir. Alanın tez konusu olarak seçilmiş olmasının temel amacı sahanın coğrafi açıdan daha önceden çalışılmamış olmasıdır. Coğrafyanın nedensellik, karşılıklı bağlantı ve dağılış ilkesi içerisinde ele alınan Yenice için bu çalışma bir ilk olma özelliğini göstermektedir. Akdeniz bölgesinin Adana Bölümünde, Adana'nın batısında, Mersin'in doğusunda yer alan Tarsus ilçesine bağlı Yenice verimli bir ova üzerine kurulmuştur. Yenice farklı özelliklere sahip, gelişmeye elverişli bir alan üzerinde yer almakta ve bulunduğu konumu gereği stratejik bir alan oluşturmaktadır. Verimli tarımsal sahaları ile birlikte sanayi faaliyetleri ve gelişen ulaşım hatları Yenice'yi diğer alanlardan ayırmaktadır. Bölge içerinde gelişen ve değişen bir yapıya sahip olan Yenice nüfus ve yerleşme ilişkisinin faklı bir örneğini teşkil etmektedir. Yenice ilerleyen yıllarda coğrafi açıdan çok önemli bir konumda olacaktır. Anahtar Kelimler: Yenice, Nüfus, Yerleşme, Tarım, Sanayi, Ulaşım.
Kumyazı Çayı havzasının (Elazığ) beşeri ve iktisadi coğrafyası
Kumyazı Çayı havzasındaki yerleşmeler Elazığ ilinin güneydoğusunda kuzeydoğu güneybatı doğrultulu bir uzanış göstermektedir. Havzanın tamamı Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nde yer alan Elazığ ili içerisinde yer almaktadır. Havzanın kuzeyinde; Keban baraj gölü, doğusunda; Elazığ'ın Merkez ilçesine bağlı Kuşhane köyü, kuzeydoğusunda; Palu ilçesine bağlı Baltaşı köyü, güneyinde ve güneydoğusunda; Maden'e bağlı köyler, batısında ve güneybatısında; Elazığ Merkez ilçesine bağlı köyler bulunur. Araştırma sahasının ve yakın çevresinin fiziki coğrafya özelliklerine baktığımızda, Havzanın batısında Çelemlik-Mastar sıra dağları ile güney kesimde Hazar-Yaylım sıra dağları, olmak üzere iki dağlık alan ve bunlar arasına sıkışmış, Hazar Gölü depresyonu ile Behrimaz-Çitli depresyonları yer almaktadır (Erinç, 1953). Havzaya adını veren Kumyazı Çayı Murat Nehri'nin bir kolu olup Keban Baraj gölüne dökülmektedir. Yaklaşık olarak araştırma sahasının ortasından geçen Kumyazı Çayı'nın önemli kolları olan Baltalık Deresi, Medi Deresi ve Kartal Deresi de havza içerisinde yer almaktadır. İklim özellikleri bulunduğu Doğu Anadolu Bölgesi'nin kontinental iklimine benzerlik göstermekle beraber yer yer karasal iklim ile bozulmuş Akdeniz ikliminin geçiş özelliğini bir arada yansıtmaktadır. Çalışma alanında nüfusun gelişimi Cumhuriyet Tarihi boyunca 3 ayrı dönemde incelenmiştir. Bu dönemler; 1935-1965 yılları arasında dinamik nüfus artış dönemi, 1965-1990 değişken nüfus dönemi ve 1990-2019 yılları arasındaki nüfus azalma dönemidir. 1990 yılından itibaren başlayan nüfus kaybı tüm ülkede görülen bir durumdur ve bu kayıp üzerinde kırdan kente göç süreci etkili olmuştur. Ancak 2013, 2018 ve 2019 yıllarında Kumyazı Çayı havzasında sanal bir nüfus artışı yaşanmıştır. Bu sanal artışın temel nedeni yerel seçimler dolayısıyla nüfusun kaydını köylere aldırması, il merkezinde ağır hasarlar oluşturan depremin köylerde bu denli hasar oluşturmaması ve mart ayından itibaren ülkemizi etkileyen COVİD-19 salgınıdır. Çalışma alanının nüfus bakımından en önemli özelliği genç nüfusun saha dışına göç vermesi ve göçlerin mevsimsel olarak değişmesidir. Araştırma sahasında yerleşme tarihi ilk çağlara kadar dayanmaktadır. Sarıkamış köyündeki Sarıkamış Höyüğü ile Örencik köyündeki Haraba Tepe sahada yerleşme tarihinin ilkçağa uzandığını kanıtlamaktadır. Çalışma sahasındaki yerleşmelerin çoğunluğu daimi yerleşmeler oluşturur. Daimi yerleşmelere örnek olarak köyler ve mezralar gösterilebilir. Araştırma sahasındaki geçici yerleşmelerin örneğini ise bağ-bahçe evleridir. Sahadaki nüfusun temel geçim kaynağını tarım ve hayvancılık oluşturur. Sınırlı bir şekilde hizmete dayalı faaliyetlerde görülür. Yetiştirilen başlıca tarım ürününü tahıl grubundan olan buğday ve arpa oluşturur. Hayvancılık bakımından sahada yükseltinin ve engebenin azaldığı dağların etek kısımlarında ve alçak sahalarda genelde büyükbaş hayvancılık ile kümes hayvancılığı yürütülürken, engebenin ve yükseltinin arttığı kesimlerde ise genel olarak küçükbaş hayvancılık faaliyetleri yürütülmektedir. Anahtar kelimeler: Elazığ, Kumyazı Çayı, Nüfus, Yerleşme, Tarım, Hayvancılık
Melendiz çayı havzası'nda arazi kullanımı
Melendiz Çayı Havzası Orta Anadolu Bölgesinin Konya ve Orta Kızılırmak Bölümleri içerisinde, Erciyes-Melendiz yöresinin Niğde alt yöresi ile Tuz Gölü yöresinde bulunmaktadır. Araştırma sahası ve yakın çevresi, idari anlamda Aksaray merkez ilçesi, Gülağaç ve Güzelyurt, Çiftlik ilçeleri ile Acıgöl'ün bazı köylerini oluşturmaktadır. Melendiz Çayı Havzası farklı jeomorfolojik birimlerden meydana gelen yeryüzü şekillerine sahiptir. Su bölümü çizgilerine göre oluşturulmuş hidrografik bir havza niteliğindedir. Genel, fonksiyonel ve mikro arazi kullanımı, arazi kullanımının temel coğrafi sınıflandırmasını oluşturmaktadır. Genel arazi kullanımı genel fonksiyonları ifade etmekle birlikte, fonksiyonel arazi kullanımı şehirsel ve kırsal fonksiyonları daha ayrıntılı göstermektedir. Kırsal ve kentsel fonksiyonları daha ayrıntılı ve güncel bir şekilde ifade eden mikro arazi kullanımı, arazi gözlemleriyle daha çok kentsel arazi kullanımını ortaya koymak amacıyla yapılmaktadır. "Melendiz Çayı Havzası'nda Arazi Kullanımı" isimli çalışmamızın üçüncü bölümünde, doğal ortam özellikleri ile arazi kullanımı arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Bu kapsamda, doğal faktörlerden jeoloji, jeomorfoloji, iklim, hidrografya, toprak, bitki örtüsü gibi doğal faktörler ayrı ayrı incelenmiş ve insan eylemlerinin mekâna yansımalarının nasıl karakter bulduğu analiz edilmiştir. Arazi kullanımına etki eden her bir faktörü bağımsız değişkenler kabul ederek bütüncül bir bakış açısıyla arazi kullanımı üzerindeki etkisi açıklanmıştır. Araştırma sahasının nüfusu 1955 yılına kadar yavaş artış eğilimindeyken, 1955'den 2000 yılına kadar dinamik artış ve bu tarihten sonra stabil eğilimindedir. Havzada 1935 yılında 72.814 olan nüfus yaklaşık beş kat artarak 324.880 olmuştur. Araştırma sahasının nüfus açısından en önemli özelliği kır nüfusunun gün geçtikçe azalması ve nüfusun şehirsel alanlarda kümelenmesidir. 1975 yılında kırsal alanlarda yaşanan nüfus göç süreci 2000 yıllarında daha da şiddetlenmiş ve Melendiz Çayı Havzası'ndaki kırsal nüfus şehirsel alanlara ve yurtdışına göç etmiştir. Araştırma sahasında yerleşmenin tarihi Paleolitik döneme kadar inmektedir. Küçük Göllü Dağ ve yamaçları havzada en eski yerleşmelerin olduğu alanlarıdır. Melendiz Çayı kenarında tarıma dayalı olarak kurulan Aşıklı Höyük ve Acemhöyük havzada en önemli Neolitik yerleşmeler arasındadır. Havzada yerleşmeler daha çok toplu yerleşme şeklindedir. Köy sınırları içerisinde köy meydanına yakın olan tarımsal araziler ise tarımsal fonksiyonlarını gerçekleştirdikleri alanlara karşılık gelir. Çalışmamızın son bölümünü Melendiz Çayı Havzası'nın arazi kullanımıdır. Bu bölümde farklı yıllara ait arazi kullanımı haritaları yapılmış ve araştırma sahası Türkiye ile kıyaslanmıştır. Havzada en fazla alan kaplayan ve her türlü kullanıma uygun IV. sınıf araziler ile daha çok bu arazilerin üzerinde yapılan kuru tarım faaliyetleri ile en fazla alan kaplayan arazi kullanımı sınıfıdır. Böylece bu alanlar üzerinde yanlış arazi kullanımı yerine doğru arazi kullanımı, havzadaki nüfusun geleceği açısından hayati önemdedir. Araştırma sahasında Mamasın Barajı'nın yapılmasıyla birlikte arazi kullanımında önemli değişiklikler olmuştur. Kuru tarım alanları azalmış ve sulu tarım arazilerinde artışlar meydana gelmiştir. Tarımsal destek ve hayvancılık destekleriyle birlikte son yıllarda ürün deseninde farklılaşmalar meydana gelmiştir. Yonca tarımı en fazla yetiştirilen bitkisel ürün haline gelmiştir. Yoncanın çok yıllık bir ürün olması bütün ürünlerinde alansal değişikliklere sebep olmuştur. Anahtar Kelimeler: Melendiz Çayı Havzası, Arazi Kullanımı, Nüfus, Yerleşme, Tarım.
Diyarbakır'da yeni zenginliğin mekânsal ve toplumsal yansımaları: Diclekent ve Metropol örneği
Son yıllarda ortaya çıkan ekonomik canlılıkla beraber yükselen yeni zengin sınıf, Diyarbakır'da kendini mekânsal ve kültürel bir farklılaşmayla ortaya koymaktadır. Daha yeni kurulan bir yerleşim alanı olarak Diclekent ve Metropol semtleri bünyesinde barındırdığı lüks konutlar, rezidanslar, güvenlikli siteler, restoran ve kafe gibi zenginlere hitap eden mekânlarla dikkatleri üzerine çekmektedir. Araştırmada gösterişçi tüketimle kendilerini ifade etmeye çalışan zenginlerin sosyo-kültürel dünyasına ışık tutulmaya çalışılmış, ortaya çıkan yeni zenginliğin mekânsal tezahürlerine yönelik bütünleyici bir fotoğraf ortaya koymak amaçlanmıştır. Diyarbakır'daki yeni zenginliğin toplumsal ve mekânsal yansımalarını odak noktası olarak belirleyen bu araştırma, Diyarbakır'ın Diclekent ve Metropol semtlerinde yapılan saha araştırmasına dayanmaktadır. Saha araştırmasında toplam 51 kişi ile derinlemesine mülakat yapılmıştır. Araştırmada zenginlerin mekânla kurdukları ilişki, zenginliğin gündelik hayatı ve mekânı nasıl biçimlendirdiği ve zenginliğin tüketimle olan organik bağları ortaya çıkarılmaya çalışılarak zenginlerin dünyasına ışık tutulmaya çalışılmıştır. Diyarbakır'daki iktisadi ve sosyo-kültürel değişim kentsel mekânın ve sosyo-kültürel hayatın şekillenmesine etki etmektedir. Ekonomik zenginleşme beraberinde yeni bir zengin sınıfın ortaya çıkmasını sağlamakta; ortaya çıkan yeni zenginler ise yerel dinamiklerin de etkisiyle kendilerine ait bir zenginlik kültürü oluşturmaktadır. Sonuçta yeni zenginliğin mekânsal, kültürel ve sınıfsal olarak Diclekent ve Metropol semtlerinde cisimleştiğini söylemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Diyarbakır, Mekân, Tüketim, Zenginlik, Gösterişçi Tüketim, Türedi Zenginler
Eski İran uygarlıkları ve yerleşim yerleri (M.Ö.6.bin-M.Ö.700)
Eski İran tarihi çalışmaları hem İran'ın hem de civar bölgelerin tarihinin aydınlatılması açısından son derece önemlidir. Eski İran adeta dünyanın merkezi konumunda olduğu için İran'da yaşanan bir olayın ya da olgunun başka bölgeleri etkilememesi mümkün değildir. Eski İran tarihine baktığımızda; İran coğrafyasına Hint-Avrupalı toplumlar gelmeden önce bu coğrafyada yaşayan kavim ve uygarlıkların olduğunu görebiliriz. Bu bölgeye yapılan göçler sonucunda ise eski ve yeni uygarlıklar arasında etkileşimin olması kaçınılmazdır. Bu çalışmada Eski İran uygarlıklarını inceleyerek onların İran ile olan bağlantısını çeşitli açılardan değerlendirip yerleşim yerleri hakkında bilgi vermeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: İran, Eski İran, İran Arkeolojisi, İran Uygarlıkları
Trabzon eyaleti'nde kırsal yerleşim: Yomra nahiyesi örneği (1461-1682)
Doğu Karadeniz'de tipik bir Osmanlı nahiyesi olan Yomra, fetih öncesi (1461) "Yemora" (Gêmôrá) ismiyle anılmakta ve yöre nüfusu tamamen gayrimüslimlerden oluşmaktaydı. Osmanlılarla birlikte bu küçük kırsal yörenin nüfus ve yerleşim yapısında önemli bir değişim süreci başladı ve yöre nüfusunun dini ve etnik kompozisyonu büyük bir dönüşüm geçirdi. Bu tezin başlıca amacı 1461-1682 yılları arasında Yomra Nahiyesi nüfusunun dini ve etnik yapısında meydana gelen bu dönüşüm sürecini tarihi evreleri ile incelemek ve açıklamaktır. Bunun için yörenin dini ve etnik yapısına dair XVI. asır Trabzon tapu-tahrir defterleri, kadı sicilleri ve XVII. asır mufassal avarız ve cizye defterlerindeki kayıtlı bütün veri değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Çalışma dört ayrı bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde; tarihi kaynaklar, problematikler ve hipotez ve tezin yöntemi tanıtılmış ayrıca Osmanlı demografi tarihi, Anadolu ve Doğu Karadeniz Bölgesi'nin kırsal nüfusu üzerine eğilen çalışmalar değerlendirilmiştir. Ardından Yomra Nahiyesi'nin coğrafik özellikleri ile yörenin tarihi geçmişi hakkında ilgili literatür ve Osmanlı kaynakları ışığında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde ise 1461-1682 yılları arasında yöredeki yeni demografik gelişmeler, nahiyenin yerleşim yapısı, nüfusu ve etnik ve dini kompozisyonu incelenmiştir. Çalışmanın en önemli kısmı olan son bölümünde XVI. asrın sonundan XVII. asrın son çeyreğine yörenin etnik ve dini dönüşümüne değinilerek nüfus yapısını etkileyen gelişmelerle ilgili bulgular ve bunların boyutları incelenilmiştir. Farklı Osmanlı kaynaklarından derlenen bütün veriler XV-XVI. asırların Yomra Nahiyesi nüfusunda meydana gelen etnik ve dini dönüşümün yalnızca ilk safhasını teşkil ettiğini göstermektedir. Sonuç olarak, çalışma, bütün Osmanlı kaynaklarından derlenen veriler ışığında, XVII. yüzyılda vuku bulmuş ciddi sorunlar ve nahiyenin etnik ve dini dönüşümü arasında tarihi bir paralellik ve neden-sonuç ilişkisi bulunduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Yomra Nahiyesi, Yerleşim, Nüfus Yapısı, Dini ve etnik dönüşüm, On Yedinci Yüzyıl.
Israel's settlement activities in the West Bank and East Jerusalem and settler violence between the years 2006-2015
This thesis examines the process of Israel's settlement policy in the West Bank and East Jerusalem between the years 2006-2015, his position in the Israeli-Palestian conflict and the impact of the settler violence on Palestians and Israeli governments' settlement policies. Israeli settlements causing Palestian communities torn apart from each other have been the obstacle for the establishment of a Palestinian state with its own territorial integrity. Israel did not abide by the decision of being stopped the settlement activities which have been approved in the Roadmap dated 2003. Although, Israel's both ongoing negotiations with the Palestians and keeping on those settlement activities have shaken the confidence of the Palestian side and procastinated the Israeli-Palestinian conflict resolution. On the one hand, the increasing settler violence after 2006 aims at routing the Israeli settlement policy, but on the other hand, it complicates the lives of Palestinians. Key Words: Israeli-Palestinian Conflict, Israeli Settlements, Peace Process, Settler Violence, West Bank
İlk çağdan günümüze Gelendost'daki yerleşimler ve kültürel ilişkiler
Bu çalışmada Gelendost İlçesinin tarih öncesi ve tarihi çağlarıyla ilgili bilgi verilmesi amaçlanmaktadır. Giriş bölümü hariç olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Gelendost ilçesinin tarihsel coğrafyası antik kaynaklar ve bölgede günümüze kadar yapılmış olan bilimsel çalışmalar vasıtası ile anlatılmakta, ikinci bölümde ilçeye bağlı günümüz yerleşimlerinden kısaca bahsedilmekte, üçüncü bölümde tarih öncesi dönemden günümüze değin ilçeye ve çevresine ulaşımı sağlayan yol güzergâhlarından bahsedilmektedir. Dördüncü bölümde İlçe sınırları içerisinde tespit edilmiş olan yerleşimler kronolojik olarak değerlendirilmektedir. Son bölümde ise Prehistorik Dönemden, günümüze değin ilçede sınırlarında bulunan tüm yerleşimler bir bütün olarak ele alınıp değerlendirilmiştir. Sonuç itibari ile Gelendost sınırları içerisinde yer alan yerleşimlerin Paleolitik dönemden günümüze kadar aslında çokta fazla bir değişim olmaksızın yerleşim gördüğü tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Pisidia, Gelendost, Yerleşim, Mimari,
XIX. yüzyılın ilk yarısında Tefenni kazasında yerleşme ve nüfus
Yerleşme ve nüfus, insanla ilgili yaşamın mekânsal yönünü inceleyen beşerî coğrafya çalışmalarında, en önemli araştırma alanlarından ikisini oluşturmaktadır. Bu araştırmalar çağdaş manada yapılabildiği gibi temel kaynağın olması durumunda geçmişe yönelik de yapılabilmektedir. Bu bağlamda eldeki tez, Tefenni kazasının, XIX. yüzyıl Osmanlı'sında kaydı tutulan 1831 Nüfus ve 1845 Temettuat Defterlerinden elde edilen bilgiler temelinde, yerleşme ve nüfus durumunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. 1831 yılında Hamit sancağına bağlı olan Tefenni kazası, 1646 erkek nüfusun yaşadığı, 892 haneye sahip ve 18 yerleşmeden müteşekkil bir idari birimdir. 1845 yılına gelindiğinde ise söz konusu 18 yerleşmeye, Kuvat Çiftliğinin yeni yerleşme birimi olarak eklenmesiyle 19'a çıkmıştır. Ayrıca Tefenni Temettuat Defterlerinden anlaşıldığı üzere Karamanlı yerleşmesine Hacı Cafer Mahallesi bağlanmıştır. 1845 yılında yerleşme sayısı bakımından her ne kadar bir artış yaşansa da dışa verilen göçlerden ötürü hane sayısı bakımından %2,5'lik düşüş gerçekleşmiş ve 892'den 870'e düşmüştür.
Göller Yöresi'nde Geç Kalkolitik kültürleri
Çalışma konusu kapsamında ele alınan "Göller Yöresi'nde Geç Kalkolitik Kültürleri" incelenerek ortaya konulmaktadır. Bu konu araştırması yapılırken önce Göller Yöresi ve yakınlarında yapılan araştırmalar değerlendirilmektedir. Bu araştırmalar ışığında Yöre içerisinde ve yakınlarında Geç Kalkolitik Dönem veya bu dönem olabileceği düşünülmüş yerleşimlere bakılmıştır. Bu yerleşimlerden çıkan buluntular başlıklar halinde konumu, çevresel özellikleri, stratigrafisi, mimarisi, çanak çömleği, maden ve diğer küçük buluntuları ve ölü gömme adetleri tek tek araştırılmış ve aktarılmıştır. Göller Yöresi'nde kazısı yapılmış ve kazısı yapılmaya devam eden Beycesultan Höyük ve kazısı bitirilmiş Kuruçay Höyük, Geç Kalkolitik Dönem Kültürlerini yansıtma anlamında önemli bir noktadadır. Bu iki yerleşim dışında yine kazısı yapılan Bağbaşı Yerleşimi de dönemi aydınlatma bakımından önemli veriler sunmaktadır. Kazılar ve yüzey araştırmaları yapılan Antalya İli'nde ki Katran Dağı Mağaraları da incelenip Dönem içerisinde ki buluntuları ele alınmaktadır. Ayrıca Yöre'de yapılan yüzey araştırılmaları da tez içeriğine eklenmiştir. Gruplara ayrılarak ve lokalizasyonu yapılarak incelenen yerleşimler ve bu yerleşimlerden çıkan buluntular, Geç Kalkolitik Dönemi aydınlatma bakımından önemlidir. İncelenen bu yerleşimler, kültürel ve sosyo-ekonomik yapıları anlamaya ve ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Göller Yöresi, Geç Kalkolitik Dönem, Kültürler, Yerleşimler
Osmanlı yönetiminde Hama (1516-1600)
Suriye'nin orta kesiminde, Halep'i Şam'a bağlayan yol üzerindeki önemli bir mevkide ve Âsi Nehri'nin kenarında kurulan Hama, Suriye coğrafyasının en eski şehirlerinden biridir. Şehrin, Selevkî, Roma, Bizans ve erken İslam dönemi hakkında çok az şey bilinmektedir. Arami ve Asur hakimiyetinden sonra 636 yılında Müslümanların eline geçen Hama, bundan sonra sırasıyla Hamdani, Zengi, Eyyubi ve Memlûklerin eline geçmiştir. Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferi sırasında 1516'da Osmanlı idaresine girdikten sonra bir sancak olarak teşkilatlandırılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman'ın saltanatının ilk yıllarında Hama ve Humus birleştirilerek tek sancak haline getirilmiştir. Fakat kısa sayılabilecek bir müddet sonra tekrar birbirinden ayrılarak her biri müstakil sancak yapılmıştır. Osmanlılar, Hama'yı Memlûklardan devraldıktan sonra, onlar tarafından burada uygulanan toprak düzenini ve buna bağlı olarak da vergilendirme metodunu, bazı vergileri kaldırmak ve bazılarını da hafifletmekten başka bir değişiklik yapmadan, büyük ölçüde devam ettirmişlerdir. Ancak XVI. yüzyılın ortalarından itibaren Anadolu ve Rumeli'deki sancaklarda olduğu gibi, Hama Sancağı'nda da klasik Osmanlı vergi sistemi uygulanmaya başlanmıştır. Hama'nın Asi Nehri kıyısında olması, sancağın, tarım faaliyetleri açısından gelişmesini sağlamış, önemli bir mevkide kurulmuş olması da şehir ticaretini sürekli canlı tutmuştur. AnahtarKelimeler: Hama, Şeyzer, Masyaf, Maarra, Humus, Barin, sancak, sancakbeyi, eyalet, beylerbeyi, taşra yönetimi.
Türkiye'ye yerleşen Almanların bireysel, sosyal ve geleneksel değerlerinin saptanması
Bu araştırma; ülkemize yerleşen Almanların bireysel, sosyal ve geleneksel değerlerinin saptanması ve saptanan bu değerleri yaşadıkları bölgedeki halkın değerleri ile karşılaştırarak bu iki milletin birbirlerinin değerlerini etkileme durumunun belirlemesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Ülkemize yerleşen Almanlarla ilgili daha önce yapılmış bir çalışmaya rastlanmamış olması bu çalışmanın önemini arttırmaktadır.Araştırmanın evrenini Antalya'nın Alanya ilçesinde yaşayan Türkler ve bu bölgeye yerleşmiş olan Almanlar oluşturmaktadır. İlçeye yerleşmiş olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 250 Alman, 164 Türk tesadüfî örneklem yöntemiyle araştırmaya alınmış ve araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Shwartz değerler listesi, sosyal değerler ölçeği, geleneksel değerler ölçeği ile bireylerin demografik özelliklerini belirlemek için anket formu kullanılmıştır.Araştırma kapsamındaki Almanların %20.3'ü 40?44 yaşlarında, %15.6'sı 50?54 yaşları arasında iken Türklerin %27.3'ü 35?39 yaşlarında, %22.7'si 40?44 yaşlarındadır. Almanların %85.8'i evli, %11.5'i bekar, %2.0'si de eşinden ayrılmış ya da eşi ölmüş olan bireylerden oluşurken, Türklerin %85.4'ünün evli, %13.4'ünün bekar, %1.2'sinin de eşini kaybetmiş bireylerden oluştuğu saptanmıştır. Araştırma kapsamındaki Almanların %37.2'si en az ortaokul mezunu iken, Türklerin yarısının ilkokul mezunu olduğu belirlenmiştir. Alman bireylerin %16.2'si 35001 ile 4000 Euro arasında, Türk bireylerin ise %37.8'i 501 ile 1000 Türk Lirası arasında gelire sahiptirler.Araştırma kapsamına alınan Almanların Türkiye'yi tercih etme sebeplerinin başında Türkiye'yi çok sevdikleri yer alırken (%32.4), %20.2'si de ekonomik olduğu için Türkiye'ye yerleşmeyi tercih ettiklerini belirtmişlerdir.Türklerin bireysel, sosyal ve geleneksel değer puanlarının Almanlardan daha fazla olduğu ve gruplar arasındaki farkın istatistikî açıdan önemli olduğu saptanmıştır (p<.001).Almanların Türkiye'ye yerleştikten sonra bireysel değerlerler ölçeğinin alt ölçeklerinden gelenekselcilik, hazcı, uyarılım (heyecan ve yenilik arayışı), özyönelim+evrenselcilik puanları ile geleneksel değerler ölçeğinden aldıkları puanın arttığı ancak bu durumun istatistiki açıdan önemli olmadığı belirlenmiştir. Almanların bireysel değerlerden; doğayla bütünlük içinde olmak (doğayla uyum), ılımlı olmak (aşırı duygu ve hareketlerden kaçınmak) bireysel değerleri şu anki puanlarının geçmişteki puanında fazla olduğu ve gruplar arasındaki farkın önemli olduğu belirlenmiştir (p<.05, p<.001).Almanlara yakın ve uzakta yaşayan Türklerin bireysel, sosyal ve geleneksel değer puanları ortalamalarının birbirine yakın olduğu, ancak bireysel değerlerden güç ile hazcılık değerlerini ve sosyal değer puanlarının Almanlara yakın yaşayanlarda biraz daha fazla olduğu bulunmuştur.Bireysel, sosyal ve geleneksel değer puanlarının Alman ve Türklerde cinsiyete göre farklılık göstermediği saptanmıştır.Almanların bir yıl içindeki Türkiye'de kalma süreleri arttıkça bireysel değerlerden güç, hazcılık, özyönelim+evrenselcilik, uyma ve güvenlik puanlarının azaldığı ve gruplar arasındaki farkın istatistikî açıdan önemli olduğu saptanmıştır (p<.05, p<.01).Almanların Türkiye'de yaşama süreleri arttıkça hazcılık puanında bir düşme olduğu ve diğer bireysel değerler puanında bir artış olduğu gözlenirken bu artışın istatistikî açıdan önemli olmadığı, geleneksel aile değerlerinde Türkiye'de yaşama sürelerine bağlı olarak bir artış olduğu ve gruplar arasındaki farkın önemli olduğu belirlenmiştir. (p<.05)Anahtar Kelimeler: Değer, bireysel değerler, sosyal değerler, geleneksel değerler