Pince double: Effet du Coronavirus et de la crise economique sur la durabilité des agriculteurs
2023
0 görüntülenme
0 i̇ndirme
Danışman: Dr. Öğr. Üyesi Cemil Yıldızcan
Özet (TR)
Bu tez temel olarak tarım üreticilerinin pandemi ve ekonomik kriz başta olmak üzere, yaşanan krizler karşısında sürdürülebilirliğini konu alır. Başka bir deyişle, bu çalışmada çiftçilerin yaşanan şoklara karşı dayanıklılığı, bu şoklardan nasıl etkilendikleri, bu şokları aşmak için izledikleri stratejiler incelenmiştir. Bu bağlamda tarım üreticilerinin gelirlerini çeşitlendirmeye gidip gitmedikleri veya tarımdan kopuşları araştırılmış, bunların sebepleri, yaygınlığı ve çözüm yolları üzerinde durulmuştur. Dünyada son yıllarda yaşanan olaylar tarım üretimini ve insanların sağlıklı gıdaya ulaşımını tehlikeye atmıştır. Sözgelimi pandemi dönemi Avrupa'sındaki pek çok seyahat kısıtlaması Doğu Avrupa ülkelerinden gelen mevsimlik işçi göçünü engellemiş ve tarım üretimi sekteye uğramıştır. Dünyanın en büyük tahıl ve gübre üreticilerinden olan Rusya ve Ukrayna arasında gerçekleşen savaş da özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki pek çok kişinin sağlıklı gıdaya uygun fiyatlara ulaşmasını engellemiştir. Benzer biçimde, Türk Lirasında (tl) yaşanan devalüasyon pek çok tarım girdisinin fiyatını artırmış, bu da kaçınılmaz olarak tüketicinin gıdaya erişememesine veya fahiş fiyatlarla erişebilmesine sebep olmuştur. Bütün bu gelişmeler ışığında, tarım üretiminin önemi bu olaylarla bir kez daha açığa çıkmıştır. Bu yüzden bu çalışma tarım üreticilerinin sürdürülebilirliği ve krizlere karşı dayanıklılığına odaklanmış ve bu sayede Türkiye'de tarımın geleceği, üreticilerin sorunları ve istekleri hakkında okuyucunun bilgilendirilmesi hedeflenmiştir. Bu çalışma ekonomik kriz ve pandemiyi merkezine alsa da, çalışmanın kapsamı bunlarla sınırlı değildir: İklim krizi, kırsalda genişleyen diğer sektörler (özellikle turizm ve sanayi), hayvancılık, göçler ve bu sayılanların tarım üreticilerine etkisi araştırılmıştır. Ayrıca çalışmada yeni jenerasyonların tarımla olan ilişkisi, çiftçilerin hane içi iş dağılımı ve çiftçilerin gözünde tarımın geleceğine de değinilmiştir. Tarım üreticilerinin sürdürebilirliğini analiz etmek amacıyla Balıkesir'de çiftçilerle görüşmeler yapılmıştır. Balıkesir gerek turizmin gerekse sanayinin gelişmiş olduğu bir il olduğu için, olası kopuşların daha rahat saptanabileceği düşünülmüş ve bu sebeple seçilmiştir. Başka bir deyişle, Ayvalık'ta gelişmiş olan turizm ve Bandırma'da gelişmiş olan sanayi sayesinde, tarım sektöründeki işçilerin bu sektörlere olası geçişlerinin daha rahat gözlenebileceği düşünülmüştür. Balıkesir'de dört ayrı ilçede 42 tarım üreticisi ile mülakatlar yapılmıştır. Seçilen ilçeler Bandırma, Ayvalık, Karesi ve Altıeylül'dür (son ikisi Balıkesir'in merkez ilçeleridir). Bu ilçeler coğrafi ve politik konumları nedeniyle seçilmiş, bu sayede Balıkesir'in değişik katmanlarının yansıtılması hedeflenmiştir. Açmak gerekirse, değişik iklim kuşaklarına sahip, demografik yapıları farklı olan, istihdamda farklı sektörel dağılıma sahip ve tarımsal üretimlerinde değişiklikler bulunan ilçeler arasında mukayeseler yapılmış, farklılıklar ve benzerlikler saptanmıştır. Bu kapsamda yapılan görüşmeler 1-15 Nisan 2023 gerçekleştirilmiştir. Görüşme yerleri ise tarım ilçe müdürlükleri, zirai ilaç bayileri, köy kahveleri ve ofisleri kapsayan bir çeşitliliğe sahiptir. Görüşmelerin ilk kısmı çiftçilerin profilini çıkartmaya ve kategoriler yaratmaya yönelik sorulara ayrılmıştır. Bu kategoriler çiftçilerin yaşına, tarım alanının (tarlasının) büyüklüğüne, bulunduğu ilçeye, ektiği ürünlere ve üretim tarzına göre oluşturulmuştur. Çalışma boyunca bu kategoriler sayesinde değişik çiftçi grupları arasında karşılaştırılmalar yapılmış ve benzerlikler tespit edilmiştir. Örneklendirmek gerekirse, ekonomik krizin etkilerinin genç üreticiler ve yaşlı üreticiler tarafından aynı hissedilip hissedilmediği; büyük üreticiler ve küçük üreticilerin yaşanan krizler karşısında benzer tepkiler verip vermedikleri; veya değişik ilçelerde yaşayan üreticilerin sorunları arasında bir farklılık olup olmadığı araştırılmıştır. Görüşmeler sonunda üreticilerin önemli bir kısmı tarıma devam etmeyi düşündüklerini dile getirmiştir. Çiftçilerin çoğu üretici olmaktan duydukları memnuniyetin altını çizmiş, hatta bazı çiftçiler tarım üretimini bıraksalar bile muhtemelen üretime devam edeceklerini paylaşmıştır. Tarımı bırakabileceklerini söyleyen çiftçiler bunun en önemli sebebi olarak ekonomik şartlarının bozulmasını göstermiştir. Yani, tarım üreticilerinin tarımı bırakma kararının zorunlu bir bırakma olduğunu anlıyoruz, gönüllü olarak başka bir işi seçmekten ziyade ekonomik şartların kötüleşmesinden doğan bir zorunluluk söz konusu. Bu bağlamda, neredeyse bütün çiftçiler ekonomik krizin yıkıcı etkilerinden söz ettiler. Özellikle tarım girdilerindeki radikal artışlar görüşmeciler tarafından ağızbirliğiyle dile getirilmiştir. Ek olarak, görüşmeciler günden güne artan hayat pahalılığından, tüketicilerin alım gücünün düşmesinden ve ekonomik krizin tetiklediği borçlanmalardan yakınmışlardır. Bununla beraber, şaşırtıcı bir biçimde çiftçilerin Covid-19 pandemisinden çok fazla etkilenmediğini görüyoruz: Çok küçük bir azınlık dışında (28%) görüşmeye katılanların çoğu koronavirüsten etkilenmediklerini söylemişlerdir, hatta ufak bir kısım (14%) pandeminin tarımsal üretime olumlu etkileri olduğunu dile getirmiştir. Kapanmalar boyunca pek çok insanın kendi işinde çalışamadığına şahit olduk, kimi görüşmeciler bu insanların düşük ücretler karşılığında kendi tarlalarında çalıştıklarını söylemişlerdir. Sonuç olarak pandeminin tarımsal üretimi büyük çapta etkilemediğini ve bu süreçte bu süreçte üretimin durmadığını anlıyoruz. Daha önce de bahsettiğimiz gibi, bu araştırmanın kapsamı sadece son dönemlerde yaşanan şokların tarıma olan etkisiyle sınırlı değildir. Görüşmeler boyunca katılımcılara geçimlik üretim de sorulmuştur, fakat bu çalışmaya katılan çiftçilerin hepsi pazara yönelik üretim yaptıklarını aktarmışlardır. Bir görüşmeci geçimlik üretim yapan bir tanıdığı olduğundan bahsetse de günümüz koşullarında bu üretim tarzının çok zor olduğunu çünkü üreticilerin tarımsal girdilere bağımlı olduğunu, geçimlik üretimle girdi fiyatlarını karşılamalarının neredeyse imkansız olduğunu paylaşmıştır. Bugün geçimlik üretim yapanlar büyük oranda kendilerine ve akrabalarına sağlıklı gıda üretmek isteyen çiftçilerle tarımsal üretimle bir hobi olarak ilgilenen üreticilerden oluşuyor. Tarımsal gelirlerin yeterli olup olmadığı sorusunu cevaplayanların büyük kısmı tarımsal gelirlerin yeterli olmadığını dile getirmişlerdir. Ek olarak, görüşmeciler ekonomik şartların önceden daha iyi olduğunu ve koşulların bozulmasının doğrudan ekonomik krize bağlı olduğunu aktarmıştır. Tarımsal üretimin sürdürebilirliği için üreticilerin tarım gelirlerini yeterli görmesi çok önemlidir. Bu bağlamda, üreticilerin çoğunun tarım gelirlerini düşük bulması tarımın geleceği açısından karanlık bir tablo çizmektedir. Bunlara ek olarak, görüşmelerde birçok katılımcının tarımın yanında bir işi olduğu veya daha önce başka bir işte çalışmış olduğu ortaya çıkmıştır. Yani pek çok çiftçi başka bir iş tecrübesine sahiptir, bu da ihtiyaç halinde çiftçilerin bu işlerde de çalışabileceğini göstermektedir. Bir yandan, bu olgu bize çiftçilerin tarımsal üretimi seçtiğini göstermektedir, bu insanlar bir zorunluluktan kaynaklanarak çiftçilik yapmamaktadırlar. Diğer yandan ise, aynı olgu ekonomik durumlarının kötüleşmesi halinde çiftçilerin tarımdan kopuşların ne kadar olası olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, bu çalışmada tarım üreticilerinin eski refahlarını kaybettiklerini söylemesi çok endişe vericidir. Bu refah azalması devam ettiği takdirde çiftçilerin çoğu başka işlerde istihdam olma potansiyeli taşımaktadır. Tarım ve tarım-dışı işleri karşılaştırmalarını istediğimizde görüşmecilerin %39'u tarımı tercih ederken, kalan %61 tarım dışı işlerin daha iyi olduğunu belirtmiştir. Bu veriler ışığında, uygulanan tarım politikaları olası kopuşları engellemek için tarımın cazibesini artırmayı öncelik haline getirmelidir. Bu araştırmada aynı zamanda tarım üreticilerinin kente göçlerini inceledik. Göç konusundaki sorulara gelen cevaplara baktığımızda iki ana akım göze çarpıyor: Birincisi, tarım üreticileri ağızbirliği yaparak kentlere göç etme niyetleri olmadığını söylemişler ve şehir hayatının zorluklarından yakınmışlardır. Bunları kısaca sıralayacak olursak; yeşil alanların yokluğu, trafik, artan kiralar bu zorluklardan birkaçıdır. Buna karşın pek çok görüşmecinin çocukları şehirlere göçmüştür veya göçmeyi düşünmektedir. Temelde, akademik ve ekonomik olanaklar gençleri şehirlere çekmektedir. Bu sonuçları analiz ettiğimizde bir yandan köylülerin kente göçmeyi düşünmemesi, esasında büyük oranda köylü emeğine dayanan tarım açısından çok olumludur. Diğer taraftan bakıldığında ise çiftçilerin çocuklarının kente göç eğiliminde olması tarımın geleceği açısından endişe vericidir. Çiftçilerin büyük çoğunluğu tarıma küçükken ailelerinin yanında başladıklarından bahsetmektedir, günümüz gençlerinin şehre göçmeye meyilli olması ise tarımsal üretim bilgisinin jenerasyonlar arası bir kopuşa uğradığını göstermektedir. Ayrıca çiftçiler ileride tarım üreticisi/işçisi bulamayacaklarından endişe etmektedirler. Gençlerin kente göçünü azaltmak için (kent merkezli mesleklere hazırlayan) eğitime tarımı eklemek bugün çokça tartışılan bir konudur. Bunun yanı sıra, kırsalda gelişmekte olan sanayi ve turizm sektörleri de tarım açısından bir tehlike arz etse de, gençler açısından istihdam oluşturması yönüyle kırdan kente göçü azaltabilecek potansiyele sahiptir. Bu çalışmada karşımıza çıkan bir başka tema hayvancılıktır. Çalışmanın hazırlık aşamasında hayvancılık bu çalışmaya eklenmemişti, ama görüşmelerin başından itibaren hayvancılığın tarım üreticilerinin büyük bir kısmı için ne kadar önemli olduğunu görülünce hayvancılığın eklenmesine karar verilmiştir. Görüşmecilerin azımsanmayacak bir kısmı (%33) aynı zamanda hayvancılıkla uğraşmakta ve birçok görüşmeci ise ekonomik kriz yüzünden hayvancılığı bıraktıklarını söylemektedir, ya da daha spesifik olarak belirtmek gerekirse yem fiyatlarının artışı yüzünden hayvancılıktan koptuklarını dile getirmektedir. Hayvancılık yapanlar, tarım üretiminin hayvancılığa doğrudan bağlı olduğunu iddia etmektedir, onlara göre hayvancılık da aynı şekide tarıma bağlıdır. Görüşmeciler bir hayvancı tarımla uğraşmazsa pazara (yem fiyatlarına) fazlasıyla bağımlı olacağını, buna karşın tarımla uğraşan bir hayvancı kendi yemini üretme şansına sahip olduğunu ve yem fiyatlarındaki dalgalanmalar karşısında daha dirençli olacağını akatarmışlardır. Benzer şekilde hayvanlardan elde edilen gübre de tarlanın bir kısım gübre ihtiyacını karşılayacak ve çiftçi bu sayede pazardaki yem fiyatlarına karşı bağlılığını azaltacaktır. Yani sonuç olarak tarımın ve hayvancılığın birbirlerini tamamlayan üretim tarzları olduğunu anlıyoruz. Aynı zamanda bu çalışmada, hayvancılığın yaşanan krizler karşısında üreticilerin sürdürülebilirliğini artırdığını görmekteyiz. Türkiye'de tarımın geleceği konusunda ise, tarım üreticilerinin çok ufak bir azınlığın (%9) çocuklarının çiftçi olduğunu görüyoruz. Burada tarım bilgisinin aktarımında bir kopukluk yaşandığını görüyoruz. Görüşmecilerin %76'sının tarıma 25 yaşından önce başladığı düşünülürse ve sadece %11'inin 30 yaşından sonra başladığını göz önüne alırsak, gençlerin tarımdan kopuşunun tarımın geleceği için büyük bir tehlike teşkil ettiği söylenebilir. Başka bir deyişle, görüşmecilerin büyük kısmı tarıma küçük yaşta başlamıştır ama günümüz gençleri tarımla ilgilenmemektedir. Dahası, çiftçilere çocuklarının tarımla uğraşmasını isteyip istemediğini sorduğumuzda, katılımcıların %66'sı bu soruyu olumsuz cevaplamıştır. Çiftçi ailelerinin çocuklarının kent merkezli işlere kayışı Türkiye'deki tarımın en önemli problemi olarak karşımıza çıkmaktadır ki bu olgu Türkiye'nin ileride tarım üreticisi bulmakta sorun yaşayabileceğini göstermektedir. İkinci olarak, küresel ısınma tarım için yaklaşan en önemli tehditlerden biridir. Görüşmecilerin büyük bir kısmı kuraklığın bu sene (2023) daha çok hissedildiğini ve bundan dolayı mahsulün kalitesi ve niceliğinde düşüşler olduğunu aktarmıştır. Bir başka ifadeyle, görüşmecilerin %71'i üretimlerinin iklim krizinden etkilendiğini ifade etmiştir. İklim krizinin etkileri farklı ilçelerde değişik biçimde hissedilmiş olsa da, sahada tarım üreticilerinin hemen hepsinin iklim krizinden haberdar olduğunu görüyoruz. Görüşmeciler bu krizi atlatmak için değişik stratejilerden bahsetmişlerdir: Damla sulamaya geçme, sondaj kuyusu açma, ekimde değişikliğe gitmek (daha az su isteyen ürünleri ekmek), ekim zamanını değiştirmek… Kamu kuruluşlarının bu konudaki yetersizliği, (Altınova'daki [Ayvalık] Sulama Birliği gibi bazı örnekler haricinde) bu konuda topyekûn bir bilinçlendirme faaliyetini engellemektedir. Her şeyi hesaba katarsak, küresel ısınma Türkiye'de tarımın geleceği konusunda en tehlikeli tehditlerin başlarında geliyor. Ek olarak, tarım alanlarının korunması tarımın geleceği açısından çok önemli bir başka noktayı oluşturuyor. Özellikle Ayvalık gibi turistik yerlerdeki tarım üreticileri, tarlalarının yerleşim yerlerine dönüştürüldüğünü veya dönüştürülme riski olduğunu söylüyorlar. Tarımsal üretim alanlarının (tarlaların) korunması Türkiye'de tarımın sürdürülebilirliği açısından büyük öneme sahiptir. Toparlamak gerekirse, görüşmecilerin sadece küçük bir kısmının (23%) gelecek ile ilgili iyimser olduğunu görüyoruz. Buna bakarak, tarım üreticilerinin pek çok nedenden dolayı tarımın geleceği konusunda umutsuz olduğunu görsek de, üreticilerin üretime devam etme kararlılığı tarımın geleceğine bakarken kısmen ümitvar olmamıza imkan sağlıyor.
Yazar
Dr. Engin Kıral
Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır
Engin Kıral (Yüksek Lisans Tezi). Pince double: Effet du Coronavirus et de la crise economique sur la durabilité des agriculteurs, 2023, Galatasaray University.
Anahtar Kelimeler
Lisans
Tüm Hakları Saklıdır
Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.
Galatasaray University tezlerinden daha fazlası
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
